
1,223
Archived Theses
2
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Toplumsal ilişkiler açısından hac ibadetinin analizi
M. Şemseddin Günaltay'ın dini ve toplumsal görüşleri
Toplumumuz iki yüzyıldan beri kendisini bir farklılaşmanın içerisindebulmaktadır. Türk Modernleşmesi olarak adlandırılan bu değişim, bitmiş bir süreç dedeğildir. Hala devam etmektedir. Bu sürecin aktörlerini tanımak, aynı zamanda busüreci anlamamızın anahtarı konumundadır.II. Meşrutiyet Dönemi, Türk fikir hayatının en yoğun tartışmalarına sahne olanbir devirdir. O gün ortaya çıkan akımlar ana hatları itibariyle, gündelik hayattatartışılan çeşitli siyasi yönelimlerin çekirdeğini teşkil etmektedir. Mehmet ŞemseddinGünaltay, düşünsel gelişimi bu zaman diliminde ve sonrasında yaşamışaydınlarımızdandır. Onu farklı kılan şey, hayatı boyunca keskin düşünce virajlarınıalırken gösterdiği cesarettir. O toplumunu kurtarmanın derdinde bir aydındır. Bir taşraçocuğu olarak dünyaya gelmesine rağmen, ilmi kariyerini Ordinaryüs Profesörlüğe,siyasi kariyerini Başbakanlığa taşımayı bilmiştir.Bu çalışma boyunca; M. Şemseddin Günaltay'ın hayatı, eserleri vedönemindeki fikir akımlarından nasıl etkilendiği, toplumsal ve dini düşünceleriincelendi. Sonuç kısmıyla tamamlanan bu çalışma Türkiye'nin yakın geçmişine ışıktutacaktır.
Farabi'nin mutluluk anlayışı
Mutluluk bir yetkinlik olarak ele alındığında her insanın arzu ettiği birdurumdur. Fârâbû bu bireysel arzuyu dini alt yapısı ışığında felsefi olarak dilegetirmiştir. Mutluluk insanın bilgisel yetkinleşmesinden başlayan bilinçli birseçim sürecidir. Kendi yeteneklerinin farkına varan insan onları etkin birşekilde kullanarak mutluluğa giden yolda ilk adımı atar. Mutluluk sosyalortamda pratiğe aktarılmadan elde edilemez. Her bakımdan yetkininsanlardan oluşan toplum erdemli bir toplumdur. Yöneticisi de mutluluğaulaşmak için insanları organize etmekten sorumludur. Mutluluğu metafizikyönü ilahi yardımlarla tamamlanıp bu dünyadaki serüveni biter. Mutlulukgerçek anlamda kendini bilgiyle donatan nefsin öldükten sonra en yetkinolanla, en güzel olanla buluşmasının verdiği gururdur. Aşk ve adalet gereğigelinen en son yetkinliktir.Fârâbû bir üst kişilik gerektirmeden insanın kendi çabasıyla damutluluğa ulaşabileceğini ifade etmektedir. Söz konusu yardımda yineinsanın yetkinlik derecesine göre farklılık gösterir.Son tahlilde mutluluk eğitimle elde edilen özgür irade ile seçilmiş birsürecin sonunda elde edilecek olan manevi bir hazdır.
Filibeli Ahmet Hilmi'nin dini ve felsefi düşüncesi
Bu çalışma Ahmet Hilmi'nin dini ve felsefi düşüncesini incelemeyiamaç edinmiştir. Ahmet Hilmi Türk modernleşmesinin oluşum sürecinde,Türk toplumunda yaşanan fikri krizin anlaşılması ve yorumlanmasıkonusunda özel bir yere sahiptir. Filibeli Ahmet Hilmi, 1865 yılındaBulgaristan'ın Filibe şehrinde doğmuştur. Galatasaray Lisesini bitirmiştir.1914 yılında vefat etmiştir. Filibeli Ahmet Hilmi'nin başlıca eserleri şunlardır:Amâkı Hayal, Tarihi slâm, lmi Aklı Fende Maddiyyun Mesleki Dalâleti, Allah'ınkâr Mümkün mü?, Arifler Sofrası, Üss-i slâm, lmi Ahvâli Ruh, ÖksüzTurgut, Muhalefetin flası v.d.'dır.Filibeli Ahmet Hilmi'nin bilgi anlayışına baktığımızda üç tür bilgidenbahseder. Bunlar: Dini, felsefi ve ilmi bilgilerdir. Bilim bir olayın nasıl olduğuile ilgilenir. Bilimin yöntemi akıl, tecrübe, tümevarım ve tümdengelimdir.Felsefe bir olayın sebepleriyle ilgilenir. Hakikatin bilgisini elde etmemizeyardımcı olur. Onun yöntemi akıl yürütmedir. Din, Allah'ın varlığını bir insanınanlaması ve kabul etmesidir. lmin felsefeye; felsefenin ilme ihtiyacı vardır.Felsefe ile ilmin dayanak noktası da din olmalıdır. Filibeli Ahmet Hilmi Allah'ıbulma ve idrak etmede mümkün varlıklardan hareket etmektedir. Ona göreAllah âlemi yoktan yaratmıştır. nsan beden ve ruhtan oluşmuştur. Ancakinsanın özünü ruh oluşturmaktadır. Filibeli Ahmet Hilmi değer anlayışını Din,Ahlâk ve Hukuk üzerine kurmuştur. Ahlâkta görevler esastır. Görevler, Allahiçin yapılmalıdır. Görevler Allah'a dayandırıldığı sürece kutsaldır. O, Allah'ınvarlığını inkâr eden Pozitivizm, Materyalizm gibi akımları tenkit eder.Anahtar Kelimeler: Filibeli Ahmet Hilmi, Din, Felsefe.
Farabi'de siyaset-ahlak ilişkisi
İslam felsefesinde siyaset-ahlak ilişkisine dair ilk sistemli çalışmayı yapanFârâbû'dir. Fârâbû siyaset ve ahlak ile ilgili görüşlerinde klasik Yunanfelsefesinden etkilenmekle birlikte bu konuda orijinal görüşleri olan birfilozoftur.Fârâbû, bilimsel felsefeden farklı olarak kuramsal felsefenin yaklaşımıçerçevesinde metafizik nitelikli felsefe sistemi kurmuştur. Bugün kendilerinehas bilim sıfatıyla özerkliklerini ilan eden siyaset ve ahlak Fârâbû'ninfelsefesinde birbirleriyle iç içe bir görüntü sergiler. Fârâbû'nin siyaset ve ahlakarasında kurmuş olduğu bütünleştirici tutumla amaçladığı, mutlu birey, halkımutlu devlet hatta milletleri mutlu olan bir dünyadır. Ne var ki mutluluğaulaşmanın belli kuralları vardır. Bireyin mutlu olmasının kurallarını ?ahlak ilmi?belirlerken, bireyi ve toplumu mutluluğa götürecek durumları ?siyaset ilmi?belirlemektedir. Bu anlamda siyasal hayat, ahlaki hayatıngerçekleştirilmesinin zorunlu şartıdır. Bununla birlikte, Fârâbû, devletin kökeni,toplumların sınıflandırması, devlet başkanı ve özellikleri, ahlakın geliştirilipeğitilmesi, mutluluk ve fazilet gibi konular üzerinde orijinal görüşler ilerisürmüştür.Pozitivist bilim anlayışı ve Machiavelli'nin siyasal alanda hem teorik hempratik olarak karşılık bulması günümüz siyaset anlayışını oldukçakarmaşıklaştırmıştır. Böyle bir ortamda, Fârâbû'nin siyaset-ahlak arasındakurmuş olduğu bütünleştirici tutumu, günümüz siyaset uygulamalarındaahlaki bir temel oluşturması için düşünen zihinlere ilham olacak niteliktedir.
Felsefe mecmuası ve felsefe ve içtimaiyat mecmuasının tahlil ve tasnifi
Felsefe Mecmuası ve Felsefe ve çtimaiyat Mecmuası'nın Tahlil veTasnifi isimli çalışmamızın temel amacı, dergilerde yer alan felsefi metinlerinçözümlemesinden hareketle, dergilerin yayımlandığı dönemlerdefelsefecilerin hangi konular üzerinde yoğunlaştıklarının ve tartıştıklarınıntespit edilmesi ve dergilerin özel olarak dönemlerindeki, genel olarak da Türkfelsefe geleneğindeki yerinin ve katkılarının belirlenmesidir.Birinci bölümde, söz konusu dergilerdeki felsefi metinlerinçözümlenmesine bir zemin oluşturabilmek ve dergilerin bir bütün olarak Türkfelsefi geleneği içerisindeki yerini görebilmek amacıyla, Batı felsefesinin veslam felsefesinin genel yapısı üzerinde durularak, bu felsefe geleneklerininTürk düşüncesine olan etkileri özetlenmeye çalışılmıştır.kinci bölümde, ?Felsefe Mecmuası? ve ?Felsefe ve çtimaiyatMecmuası?nın içeriği üzerinde durulmuştur. Bu çerçevede, dergilerin yayınhayatına giriş serüvenleri, metin olarak organizasyonu ve fiziksel görünümleriincelenmiştir.Üçüncü bölümde ise, dergilerdeki felsefi metinlerin çözümlemesiyapılarak, özel olarak yazarlarının ve genel olarak da dergilerin felsefieğilimleri tespit edilmeye çalışılmıştır.Sonuç olarak bu çalışmada, ?Felsefe Mecmuası? ve ?Felsefe veçtimaiyat Mecmuası?nın Türk toplumunun entelektüel boyutuna olan katkılarıbir bütün olarak tespit edilmeye çalışılmıştır.
Nurettin Topçu'da Anadoluculuk düşüncesi
Tük düşünce yapısında en önemli devre hiç şüphesiz geride bıraktığımıziki yüzyılı içerisine alan tarihsel süreçtir. Bu süreç devlet bütünlüğünükoruyarak sınıf atlama ve mevcut kimliği muhafaza etme çabasıdır. Bu sürecive süreçte etkili olan kişileri tanımak günümüzle yakından alakalı olan busüreci anlamamızı kolaylaştıracaktır.Osmanlı devletinin son dönemlerinde ortaya atılan fikirler ve çıkan akımlargünümüze kadar gelen siyasi yapılanmaların temelini oluşturur. Anadoluculukdüşüncesi de bu dönemde Osmanlıcılık, slamcılık ve Turancılık fikirlerininkaotik çıkmazlarında boğulmak istemeyen bir grup Osmanlı aydını tarafındanmütareke yıllarında ortaya atılan bir fikirdir. Anadoluculuk düşüncesi, sınırlarıbelirli bir vatan coğrafyasında oluşan soy, din, dil, tarih ve kader birliğindenmüteşekkil olan bir milliyetçilik tezini savunur.Nurettin Topçu, Cumhuriyetin erken dönemlerinden itibaren düşüncedünyasında yerini alan önemli aydınlarımızdandır. O, Anadoluculukdüşüncesini benimsemekle beraber bu düşüncenin çerçevesini genişletmiştir.Nurettin Topçu'da Anadoluculuk düşüncesi, Anadolu'nun tüm unsurlarınıkapsayan, geçmişle gelecek arasında güçlü bir rabıta kuran ve güçlü ahlakieğilimlere sahip bir yapının yanında tasavvuf ve vahdet-i vücut merkezli,milliyetçi, ruhçu ve mistik düşünce etrafında, slam eksenli, muhafazakâr vegelenekçi milliyetçiliğe dönüşmüştür.Bu çalışma boyunca; Anadoluculuk düşüncesinin tarihi kökenleri, NurettinTopçu'nun hayatı, eserleri, etkilendiği ve döneminin fikirşahıslarakımlarından nasıl etkilendiği, Anadoluculuk düşüncesinin Nurettin Topçu'dageçirdiği evreler ve düşüncenin uygulama alanları incelendi. Sonuç kısmıylatamamlanan bu çalışma yakın geçmişe ışık tutacak ve Anadolu'ya farklı birpencereden bakılmasını sağlayacaktır.
18.yy. fetvalarına göre Osmanlı`da günlük hayat (Behcetül-Fetava) örneği
ÖZETncelemesini yaptığımız 18. yy. fetvalarına göre Osmanlı'da günlükhayat (Behcetü'l- Fetava) örneği konusu, Lale Devri olarak bilinen 1718-1730 yılları arasında Osmanlı'da şeyhülislam olarak görev yapmış olanYenişehirli Abdullah Efendi'nin, Behcetü'l- Fetava adlı eserinde yer alanfetvaları esas alınarak dönemin sosyal hayatının ortaya konulmasını ifadeetmektedir.Yenişehirli Abdullah Efendi'nin, zamanında vuku bulan hadiselerin,dini ve günlük hayatın izlerini taşıyan, soru-cevap şeklinde özel ifadeleriçindeki fetvaları önem arz etmektedir. Bu fetvalar, Osmanlı toplumunun LaleDevri'ndeki günlük hayat kesitini, inançlarını, gelenek ve göreneklerini, kültürve bilim seviyesini, savaşlarını vb. tarih kitaplarından daha muşahhasörneklerle ortaya koymaktadır. Şeyhülislam Abdullah Efendi'nin kitapbasımına ve çoğaltılmasına cevaz veren fetvası, ilim adamına ve dinadamına karşı saygılı olma konusundaki fetvası, din adamlarının kendiarzusuna göre fetva vermemeleri konusundaki fetvası, lale alım satımıhakkındaki fetvası, ran Rafizileri hakkındaki fetvaları ve gayrimüslimlerhakkındaki birçok fetvası hem devrin zihniyetini ortaya koyması açısındanhem de türk toplumunun bugününe ve istikbaline çareler üretmek isteyenleriçin önemlidir.
İbn Haldun'un tasavvufa ve felsefeye yönelttiği eleştiriler
49ÖZET`İbn Haldun'un Tasavvufa ve Felsefeye Yönelttiği Eleştiriler' isimlitezimiz, giriş ve iki bölümden oluşmaktadır.Giriş kısmında İbn Haldun'un hayatı ve eserleri, yetiştiği kültürel ortamele alınmıştır. Çünkü bir düşünürün hayatının ve yetiştiği ortamın, onun fikiryapısının oluşmasında katkısı olduğunu düşünüyoruz.Birinci bölüm, `İbn Haldun'un Düşünce Yapısı' ismini taşımaktadır. İbnHaldun'un düşünce yapısı çok geniştir. Çalışmamızda, O'nun düşünceyapısının hepsine yer vermek, araştırmamızın sınırlarını aşmak olurdu. Buyüzden bu bölümde İbn Haldun'un düşünce sistemi içinde konumuzla ilgiliolduğunu düşündüğümüz ilimleri sınıflandırmasına yer verdik. Ayrıca aynıbölümde felsefe ve tasavvufun bu sınıflandırmadaki konumlarına da dikkatçekmeye çalıştık.İkinci bölüm çalışmamızın ana konusuna ayrılmıştır. Burada İbnHaldun'un felsefe ve tasavvufa yaptığı eleştirileri ve tutarlılığını ele aldık. Bunoktada felsefeye yaptığı eleştirilerde, onu yok saymaya çalışmak değil de,kendi alanına çekmek olduğu sonucuna vardık. Tasavvufla ilgili ise onunfelsefeleşmesi sorununa karşı çıktığını gördük.Çalışmamız sonuç kısmıyla birlikte tamamlanmıştır. İbn Haldun'la ilgiliyapılan çalışmalara, okumalara bir yenisini eklemek kazancımız olacaktır.Konuyu ele alış tarzı, konuya yaklaşım biçimi ise çalışmamızın farklılığınıortaya koymaktadır.
Kant'ın Tanrı kanıtlamalarına eleştirisi
Tanrı'nın varlığı yalnızca Felsefe Tarihi boyunca değil, insanlığın varoluşundan günümüze kadar üzerine düşünülen ve tartışılan önemli bir meseledir. Geçmişten günümüze çeşitli Tanrı tanımlamaları ve onun varlığına dair deliller ileri sürülmüştür. Bu çalışmanın temel araştırma konusu, bahsi geçen Tanrının varlığına dair ileri sürülen Tanrı kanıtlamalarıdır. Tanrının kanıtlanması meselesi ontolojik, kozmolojik ve fiziko- teolojik olmak üzere üç ayrı delil ekseninde gerçekleşir. Çalışmanın esas hedefi farklı bakış açıları ve hareket noktaları olduğunu belirten bu kanıtlamaların temel iddialarının, düşünce tarihine derin izler bırakmış olan değerli filozof Immanuel Kant tarafından çürütülmesidir. Kant tarafından klasik Tanrı kanıtlamalarının temel iddialarına yöneltilen eleştiriler, kâinatı yaratan ve ona etki eden bir Tanrının varlığının olması veyahut iddia edilen varlığın olmadığını ispatlamaya yönelik değildir. Kant'ın amacı tecrübede bir nesnesi bulunmayan Tanrı kavramının, salt insan aklının doğal süreçleriyle a priori olarak kanıtlanamayacağını göstermektir.
Çin'de yeni bir dini hareket: Falun Gong
Dünya genelinde birçok konuda değişikliklere neden olan rönesans ve reform sürecinden etkilenen alanlar içerisinde din olgusuda bulunmaktadır. Özellikle bu iki hareketin öncülüğünde sekülerleşme yaygınlaşmıştır ancak insanların manevi arayışları da bir yandan sürmektedir ve buna karşılık olarak ortaya çıkan yeni dini hareketler insanların bu arayışlarını karşılamaya çalışmıştır. Yeni dini hareketler daha çok batı ülkelerinde ortaya çıkmış olsa da Uzak Doğu Asya ülkelerinde de izlerine rastlamak mümkündür ve çalışma konusu olan Falun Gong hareketi de bunlardan bir tanesidir. Li Hongzhi tarafından kurulan bu hareket, Çin içerisinde çok kısa sürede yaygınlık göstererek popülerleşmiş ve yaklaşık seksen milyon kişiyi bünyesine katmıştır. Günümüzde Çin'de yasaklanmıştır ancak dijital araçlarla ve konferanslar sayesinde dünyanın farklı yerlerinde faaliyetlerine devam etmektedir.
Buruç Suresi'nin din eğitimi açısından yorumu
Bu çalışma, Kur'an-ı Kerim'de yer alan Burûc Sûresi özelinde eğitim ve din eğitimi ile ilgili metod ve yöntemleri tespit ederek modern öğretim yöntemleri ile mukayese etmeyi amaçlamaktadır. Birinci bölümde; kavramsal çerçeve, ikinci bölümde Buruc Suresinden yola çıkarak İslam eğitiminin ilkeleri ve metodları üzerinde durulmaktadır. Araştırmada yöntem olarak nitel araştırma yöntemlerinden dokümantasyon metodu kullanılmıştır. Araştırma sonucunda Buruc Suresi özelinde İslam eğitiminin ilke ve metodları (açıklık ilkesi, bilinenden bilinmeyene ilkesi, eğitimin gücünün sınırlılığı ilkeleri ile örnek olay, mükafat ve ceza ile İslam eğitiminde havf ve rec'a metodları) tespit edilerek elde edilen verilerin modern eğitim bilimlerinde kullanılan öğretim metodlarıyla (yapılandırmacı öğrenme, aktif öğrenme, bütünsel öğrenme, sosyal öğrenme, duygusal zeka ve empatik öğrenme vb.) büyük bir benzerlik arz ettiği tespit edilmiştir.
Şanlıurfa'da Suriyeli sığınmacılara yönelik STK faaliyetlerinde din
Bu çalışmada, Suriyeli sığınmacılara yönelik Şanlıurfa'daki STK faaliyetlerinde dinin konumu ele alınmıştır. Araştırmada, sivil toplum kuruluşları alanında faaliyet yürüten ve bu çalışmaları etkileyen aktörlerin ifade ve gözlemlerinin gerçeğe daha yakın bilgiler içerdiği düşüncesinden hareketle nitel araştırma yöntemi tercih edilmiştir. Kentte bulunan 24 STK'den 27 kişi ve bu kuruluşların çalışmalarına katılan 12 Suriyeli sığınmacı ile yarı yapılandırılmış görüşme formu eşliğinde görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Ayrıca elde edilen verilerin güvenirliğini artırmak amacıyla kentte tercümanlık, Kur'an kursu yöneticiliği, müftülük çalışanı gibi görevlerde bulunan 6 kişiyle konu hakkında enformel tarzda sohbetler yapılmıştır. Görüşme tekniğinin yanı sıra doküman analizi tekniği ve katılımda bulunulan seminerlere, yardım faaliyetlerine ve STK görevlileri ile yemek yeme esnasındaki sohbetlere dair tutulan notlardan da yararlanılmıştır. Araştırmada Şanlıurfa'daki STK'lerin sığınmacılara yönelik ağırlıklı olarak insanî yardım çalışmaları yürüttüğü, bu yardımların gerçekleşmesinde ise zekât, sadaka, fitre, kurban gibi dinî gayelerle yapılan bağışların önemli bir yer tuttuğu fark edilmiştir. STK'lerin insanî yardım çalışmalarına göre toplumsal kültürel faaliyetlerinin daha sınırlı olduğu gözlemlenmiştir. İslami eğilimli kuruluşların söylem düzeyinde dini referans almakla birlikte sohbet, kermes, seminer, cemaatle namaz, medrese eğitimleri faaliyetlerinde dinî gayeleri olduğu anlaşılmıştır. Bu faaliyetlerin sığınmacıların hem sosyalleşmesine hem de kent kültürüne alışmalarına katkı sunduğu tespit edilmiştir. KAMER Vakfı, Sivil Kadınlar Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği gibi kadın hakları konusunda faaliyet yürüten kuruluşların çalışmalarına katılan sığınmacı kadınlarda onların aleyhine olan mevcut dinî anlayış ve kültürel davranış kalıplarında (mirastan pay almama, çok eşliliğe razı olma, kız çocuklarının okula gönderilmemesi gibi) bir takım değişimlerin oluşmaya başladığı fark edilmiştir. Son olarak araştırmaya dâhil edilen STK'lerin gerek kurumsal anlamda gerekse de yerel halk ve sığınmacılar arasında yaşanan problemleri aşmada kentteki Suriyeli ve Şanlıurfalı âlim, kanaat önderi olarak tanınan kişilere başvurdukları tespit edilmiştir. Bu kişilerin ensar-muhacir, din kardeşliği gibi söylemler ve toplumsal statüleri aracılığıyla sorunları çözmede STK'lere yardımcı olduğu anlaşılmıştır.
Diyarbakır'daki Suriyeli sığınmacıların karşılaştığı toplumsal kabul ve dışlanma pratiklerinin dinsel bağlamı
Özellikle son yüzyılda savaş ve çatışmaların artması, ulaşım ve iletişim imkânlarının gelişmesi, küreselleşme, devletlerin ve ulusötesi şirketlerin ekonomik ve siyasi hamleleri sonucunda ortaya çıkan göçler, dünya genelinde yaşanan toplumsal değişimlerin önemli bir dinamiği olarak karşımıza çıkar. Sözü geçen diğer faktörlerin de süreçte etkisi olmakla beraber temel sebebin son on yıldır devam eden savaş ve çatışmalar olduğu Suriyelilerin göçü, küresel çapta bir hareketlilik yaratmış; fakat bundan en çok Türkiye etkilenmiştir. Zira dört milyona yakın sayıyla, Suriyeli sığınmacı en çok Türkiye'de bulunmaktadır. Sığınmacılar göç ettikleri ülkede, ülkenin yerel halkını da etkileyen toplumsal kabul veya dışlanma eksenli tecrübeler yaşarlar. Çünkü kabul ve dışlanma pratikleri içeren "birlikte yaşam" çabası, sığınmacıları olduğu kadar yerel halkı da etkiler. Bu çalışmada da Diyarbakır'da, sığınmacı-yerel halk etkileşiminde gerçekleşen kabul veya dışlama pratiklerine dinin etkisi araştırılmıştır. Araştırmada söz konusu toplumsal kabul veya dışlama pratiklerinde bireyin toplum içindeki davranışlarının arka planının, duygu ve düşüncelerinin irdelenmesi amaçlandığı için nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Bu amaçla sahadaki gözlemlerin yanı sıra 20 Suriyeli ve 20 yerel halktan olmak üzere toplam 40 kişiyle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Din; kişiye merhamet katma, değer ve vicdan oluşumunu sağlama, mazluma ve muhtaca yardım etme sorumluluğu verme, Allah'tan korkma ve Allah rızasını kazanma, ortak ritüeller aracılığıyla dayanışma ortamı sağlama, gündelik hayatı şekillendirme, yaşam tarzı ortaklığı kazandırma ve ideoloji oluşturma işlevleriyle Suriyeli sığınmacıların toplumsal kabulünde etkili olabilmektedir. Bununla beraber ekonomik kaygılar, Suriyelilerden dolayı kamu hizmetlerinin aksadığını düşünme, Suriyelilerle ilgili medyadan edinilen olumsuz bilgiler, etnik ve ideolojik ayrılıklar ile kültürel farklılıklar din ortaklığının önüne geçip Suriyelilerin dışlanmasına sebep olabilmektedir. Araştırmada dinin, sığınmacıları kabul veya dışlama pratiklerinde her zaman başat bir etken olmadığı; ekonomik, politik ve kültürel faktörlerle birlikte düşünülmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler Suriyeli Sığınmacılar, Diyarbakır, Toplumsal Kabul, Dışlanma, Din.
Doğal din ve deizm arasındaki tarihsel ve teolojik ilişkinin incelenmesi
21. yüzyılda felsefi-teolojik tartışmalar içerisinde sıkça bahsedilen yarı dini-yarı felsefi bir düşünce hareketi olarak bilinen deizm, geleneksel dinlere karşı bir tehdit olarak görülmektedir. Bununla birlikte deizmin geleneksel dinlerin –özellikle Hristiyanlık- karşısına koymuş olduğu din tasavvuru doğal din açıklığa kavuşturulması gereken bir mesele haline gelmiştir. Bu durumun farkında olarak doğal din ve deizmin arasındaki tarihsel ve teolojik ilişkinin doğru tespit edilip izah edilmesi çalışmamızın temelini oluşturmaktadır. Bu çalışmada 17. ve 18. yüzyılda yaşamış olan doğal din tasavvurunu benimsemiş deist düşünürlerin tarihsel başlangıcı itibari ile doğal din ve deizm düşüncesine katkıları ve teolojik bağlamda ortaya koymuş oldukları argümanları konu edinerek açıklanması amaç edinilmiştir. Bu amaç doğrultusunda birinci bölümde doğal dinin tanımı, ortaya çıkışı ve geleneksel din tasavvurundan doğal din tasavvuruna geçiş ele alınmıştır. Bununla birlikte deizmin tanımı, çeşitleri, temsilcileri, ortaya çıkışı, gelişimi ve etkisini yitirmesi tarihsel süreç içerisinde ele alınarak irdelenmiştir. Çalışmamızın hareket noktası olan doğal din ve deizmin tarihsel arka planda birbiri ile paralel doğrultuda ortaya çıktığı, gelişim sağladığı ve felsefi-teolojik bir hüviyete sahip olduğu tespit edilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde doğal din ve deizmin Tanrı tasavvuru üzerinden şekillenen Tanrı-âlem ve Tanrı-insan ilişkisi 17. ve 18. yy. deist düşünürlerin görüşleri üzerinden incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise Batı düşüncesi içerisinde ortaya çıkan doğal din ve deizmin; vahiy, peygamberlik, ölümsüzlük inancı (ahiret) ve ibadetler ile ilgili 17. ve 18. yy. düşünürlerinden İngiltere'de Lord Edward Herbert of Cherbury, John Toland; Fransa'da François Marie Arouet de Voltaire, Jean-Jacques Rousseau; Amerika'da ise Thomas Paine'in düşünce ve yaklaşımları referans alınarak açıklanmaya çalışılmıştır.
Immanuel Kant'a göre radikal kötülük bağlamında erdemli toplumun imkânı meselesi
Bu çalışma, Kantçı bir bakış açısına göre erdem toplumunun imkânını, ahlak, hukuk, din, radikal kötülük ve bu ana meselelerin ihata ettiği diğer alt kavramlar çerçevesinde tartışmıştır. Fakat bunu yapmak için gerekli olan ahlak kavramının tanımı, özgürlüğün mahiyeti ve bu mahiyet bağlamında, Tanrı ve ruhun ölümsüzlüğünün ne ifade ettiğine dair Kantçı projenin temel argümanlarını da ele almıştır. Ayrıca bir toplumun oluşma sürecini ifade eden sözleşme, mülkiyet, sensus communis (müşterek his) ve devlet gibi mefhumları da irdelemiştir. Tüm bunları yaparken bahsi geçen kavramlar arasındaki bağlamı tesis etmek için yargı gücü ve alt başlıkları da (güzel, yüce, ereksel doğa, tarihsel ilerleme) konumuzun çerçevesini aşmayacak şekilde işlenmiştir.
Restorasyonist üniteryen bir Filipinler kilisesi: Iglesıa nı Cristo (Mesih'in Kilisesi)
Bu çalışmada Filipinler'de Üniteryen ve Evanjelik karakterde yeni bir dini hareket olarak ortaya çıkan Iglesia ni Cristo (Mesih'in Kilisesi) hareketi incelenmiştir. Tezimiz giriş ve üç ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın yöntemi ve çalışmada kullanılan temel kaynaklara yer verilmiştir. Birinci bölümde Iglesia ni Cristo'nun tarihsel süreci ele alınmıştır. Bu bağlamda Filipinler'de siyasi, sosyo-kültürel ve dini durum, Kilisenin kurucusu Felix Y. Manalo'nun hayatı, Kilisenin kuruluşu ve gelişimi ile diğer Hıristiyanlarla ilişkiler ortaya konmuştur. İkinci bölümde ise Iglesia ni Cristo'nun inanç esasları ve ibadet anlayışı incelenmiştir. Bu doğrultuda Kilisenin Tanrı, kutsal kitap, kader, şeytan, günah, ahiret anlayışı vb. teolojik öğretileriyle vaftiz, dua gibi ibadet uygulamaları konu alınmıştır. Üçüncü ve son bölüm genel anlamda Kilise organizasyonu ve faaliyetlerini konu almaktadır. Kilisenin idari yapısı, isim ve kökeni, sembolü, finans kaynakları, mabetleri, çeşitli eğitim-öğretim ve sağlık kuruluşları ile medya organları bu bölüm altında incelenmiştir. Yine Kilisenin çeşitli alanlarda sergilediği faaliyetler ve dünya rekorları üçüncü bölüm başlığı altında verilmiştir. Sonuç bölümünde ise elde ettiğimiz bulgular ışığında tüm bölümlerin genel bir değerlendirilmesi yapılmıştır.
Üniversite gençliğinde vicdani zekâ ve dindarlık ilişkisi (BAİBÜ örneği)
Araştırmamızda elde edilen veriler ışığında insanın içerisinde kurulan mahkeme anlamına gelen ve iç sesimiz olarak ifade edilen vicdani zekânın din ve dindarlıkla olan ilişkisini incelemek araştırmamızın temel amacıdır.. Araştırmalarda güncelliğini her daim koruyan vicdanın dinden beslenip beslenmediği yine çalışmanın ortaya koymaya çalıştığı amaçlar arasında yer almaktadır. Ayrıca vicdani zekâ ve dindarlığı demografik değişkenler açısından değerlendirerek, tespitlerde bulunmaya çalışmak, veriler sunmak, önerilerde bulunmak çalışmanın önemine atıf niteliğindeki amaçlarındandır. Çalışmada nicel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak bireylerin dindarlık düzeyini ölçmek için "Ok-Dini Tutum Ölçeği", bireylerin vicdani zekâ düzeyini ölçmek için ise "Vicdani Zekâ Ölçeği (VZÖ)" kullanılmıştır. Ölçek maddelerinden oluşan anket formuna kişisel bilgi formu da eklenmiştir. Araştırmanın örneklemini Abant İzzet Baysal Üniversitesinde öğrenim gören 18- 30 yaş aralığında 471 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışma dört ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde araştırmanın konusu, problemi, amacı, önemi, hipotezleri, sınırlılıkları ve varsayımları bulunmaktadır. İkinci bölümde kavramsal çerçeve yer almaktadır. Bu bölümde vicdan, zekâ, vicdani zekâ, din ve dindarlık kavramlarından bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde araştırmanın yöntem ve tekniği, evreni ve örneklemi, veri toplama araçları, verilerin toplanması ve istatiksel analizi hakkında bilgi verilmiştir. Dördüncü bölümü ise araştırma sonucunda elde edilen bulgular ve bunlara yönelik yapılan yorumlardan oluşturmaktadır. Bulgulara göre vicdani zekâ düzeyi de dindarlık düzeyi de demografik değişkenlere göre farklılık göstermektedir. Dindarlık ve vicdani zekâ arasında pozitif bir ilişki vardır. Dindarlık arttıkça vicdani zekâ düzeyi de artmaktadır. ANAHTAR KELİMELER: "Din Psikolojisi, Vicdan, Zekâ, Vicdani Zekâ, Din, Dindarlık
Yetişkinlerde ânı yaşamak ve dindarlık ilişkisi (Bolu örneği)
Bu araştırmanın amacı yetişkin bireylerde ânı yaşamak ve dindarlık düzeyi arasındaki ilişkiyi ele almaktadır. Bununla birlikte demografik değişkenlerin sonuç üzerinde herhangi bir etkisinin olup olmadığı incelenmiştir. Çalışmada nicel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak bireylerin dindarlık düzeyini ölçmek için "Ok-Dini Tutum Ölçeği", bireylerin ânı yaşama düzeyini ölçmek için ise "Ânı Yaşama Ölçeği (AYÖ)" kullanılmıştır. Ölçek maddelerinden oluşan anket formuna bazı demografik değişkenleri değerlendirmek amacıyla kişisel bilgi formu da eklenmiştir. Araştırmanın örneklemini Bolu ilinde ikamet eden veya burada yükseköğrenim gören 20-55 yaş arası 510 yetişkin oluşturmaktadır. Çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde kavramsal çerçeve yer almaktadır. Bu bölümde an ve ânı yaşamaya dair tanımlara, yetişkinlik dönemi, din ve dindarlık kavramlarına yer verilmiştir. İkinci bölümde araştırmanın modeli, evreni, veri toplama araçları, verilerin toplanması hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümü ise araştırma sonucunda elde edilen bulgular ve bunlara yönelik yapılan değerlendirmeler oluşturmaktadır. Bulgulara göre ânı yaşama düzeyi de dindarlık düzeyi de demografik değişkenlere göre farklılık göstermektedir. Dindarlık ve ânı yaşama yönelimi arasında pozitif bir ilişki vardır. Dindarlık arttıkça yönelim düzeyi de artmaktadır.
Yetişkinlerde yetersizlik duygusu ve dindarlık ilişkisi (Bolu örneği)
Bu araştırma yetişkin bireylerde yetersizlik duygusu ve dindarlık arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu bağlamda cinsiyet, yaş, meslek, kardeş sayısı gibi kişisel ve demografik özellikler açısından da bu ilişki ele alınmıştır. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel ve betimsel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Bolu'da ikâmet eden veya eğitimini sürdüren 516 yetişkin oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak Yetersizlik Duygusu Ölçeği, Ok-Dindarlık Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Üç ana başlıktan oluşan çalışmada ilk bölümde kavramsal çerçeveye yer verilmiştir. Bu bölümde yetersizlik duygusu, dindarlık ve yetişkin kavramları ele alınmıştır. İkinci bölümde çalışmanın modeli, evreni, veri toplama araçları, verilerin toplanması hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde araştırmanın neticesinde elde edilen bulgular ve bunlara yönelik değerlendirmeler bulunmaktadır. Araştırmanın bulgularına göre yetersizlik duygusu ve dindarlık düzeyi demografik değişkenlere göre farklılık göstermektedir. Dindarlık düzeyi ile yetersizlik duygusu arasında negatif yönlü orta derecede bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Dindarlık düzeyi arttıkça yetersizlik duygusunun azaldığı görülmüştür.
Okul öncesi din eğitimi açısından 4-6 yaş Kur'an Kursları Öğretici Kitabı (1-2) değerlendirmesi
Türkiye'de yenileşme hareketleriyle birlikte siyaset, ekonomi vb. pek çok alanda ortaya çıkan değişim, genelde eğitim özelde ise din eğitimine yansımıştır. Millî Eğitim Bakanlığı'nın okul öncesi eğitimi yanında Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 2013-2014 yılında 4-6 Yaş Kur'an Kursları Öğretim Programı hazırlanmış ve pilot olarak 10 ilde uygulamaya konulmuştur. Bu programlarda öğreticilere destek olmak ve bir sistem oluşturmak amacıyla öğretici ve etkinlik kitapları da hazırlanmış ve bu kitaplar 2018 yılında yenilenmiştir. Yapmış olduğumuz bu çalışmada; 2018 yılında hazırlanan 4-6 Yaş Kur'an Kursları Öğretici Kitabı-1 ve Kur'an Kursları Öğretici Kitabı-2 kitaplarını konu, kazanım ve etkinlik bakımından değerlendirerek bir takım eleştiri ve önerilerde bulunduk. Çalışmamızın bir sonucu olarak Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu kitapların okul öncesi dönem din eğitimi ilkelerine genel anlamda uygun olduğu ancak 4-6 yaş grubu çocuklara aynı program, kitap ve müfredatın uygulanması nedeniyle çeşitli sorunların yaşandığı anlaşılmıştır.
Kitab-ı Mukaddes'te engelliler
İnsan dünyada sevdikleriyle birlikte mutlu bir hayat sürmek ister. Ancak insan, yaşamı boyunca kendisini sevindiren birçok olayın yanında, onu üzen, acı veren çeşitli olaylarla da karşılaşmaktadır. İnsanı mutsuz eden bu durumların en başında gelenlerinden biri kendisinin ya da ailesinden birinin engelli hale gelmesidir. Engellilik olgusu, geçmişten günümüze insanlığın en eski ve en önemli sorunlarından biridir. Tarih boyunca insanlar engelliliği anlamaya ve anlamlandırmaya çalışmıştır. Bu anlam arayışında dinlerin ve kutsal metinlerin önemli etkileri ve faydaları bulunmaktadır. Çünkü insanların tutum ve davranışlarında, düşünce yapılarının oluşumunda din büyük rol oynamaktadır. Bu nedenle, içerisinde hem nüfus hem de dünyadaki etkisi bakımından önemli yere sahip iki büyük din olan Yahudilik ve Hıristiyanlığın kutsal metinlerini barındıran Kitabı Mukaddes'in bu konuda söyledikleri büyük önem taşımaktadır. Kitabı Mukaddes'in bu konudaki söylemleri, sadece kendi mensuplarının engellilik olgusuna bakış açısını belirlemekle kalmayacak, iletişimin ve etkileşimin çok hızlandığı günümüzde diğer din mensuplarına da etkileri olacaktır. Dört bölümden oluşan bu çalışmamızın birinci bölümünde Kitabı Mukaddes hakkında bilgi verdikten sonra engellilik ve engellilik türlerine değindik. İkinci bölümde Kitabı Mukaddes'i esas alarak engellilik olgusunun teolojik alt yapısını ele aldıktan sonra, üçüncü bölümde Eski Ahid'de, dördüncü bölümde ise Yeni Ahid'de geçen engellilerle ilgili bölümleri detaylı bir şekilde inceledik.
Sosyal medya bağımlılığı ve din: BAİBÜ İlahiyat Fakültesi örneği
İnsanların karşılıklı etkileşimde olduğu, içerik ürettiği ve üretilen içeriklere rahatlıkla erişebildiği bir alan haline gelen sosyal medya herkesin hayatında yer almaktadır. Sanal dünyanın etki alanına giren dini yaşantı medyayla şekil almaktadır. Sosyal medya hayatımızdaki yadsınamaz yerinden dolayı araştırmalara çokça konu olmuşsa da din ve dini yaşantı ile alakası üzerine çalışmalar henüz sınırlı kalmaktadır. Bu çalışmada İlahiyat Fakültesi öğrencilerinin sosyal medya bağımlılığı ve dini yaşam pratikleri arasındaki ilişki ele alınmıştır. Bu araştırmada Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde öğrenim gören öğrencilerin "sosyal medya bağımlılığı" ve "din" algıları arasındaki ilişki ve bunun derinlerinde yer alan temel nedenlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Bilgi iletişim teknolojisi çağı doğrultusunda hızla gelişen teknoloji toplumların bilgiye daha kısa sürede ve daha etkili bir biçimde ulaşabilmelerini sağlamıştır. Bu çerçevede eğitim kurum ve kuruluşları da her geçen gün iletişim olanaklarını daha da fazla kullanma ve kullandırma zorunluluğu içerisinde olmuşlardır. Bu araştırma bulguları sonucuna göre ilahiyat fakültesi öğrencilerinde sosyal medya bağımlılığının dini yaşam pratikleri üzerinde etkisi olduğu belirlenmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Sosyal Medya, Sosyal Medya Bağımlılığı, İnternet, Bağımlılık, Din
Gadamer'de yöntem eleştirisi
Bu çalışmada; Descartes ve Dilthey üzerinden yönteme dair genel bir çerçeve çizilmiş ve Gadamer üzerinden bu iki isme yapılabilecek muhtemel eleştiriler irdelenmiştir. Çalışmamızın birinci ve ikinci bölümleri Descartes ve Dilthey'e ayrılmış, apriori yasallık üzerinden aşkın bir özne ve buna bağlı olarak aşkın bir yöntem tesis eden Descartes'e karşı, Dilthey'in tarih zemininden bir birey tasavvur etmesinin ve Descartes'in aşkın yöntemini eleştirerek yeni bir Hermenötik yöntem fikri ortaya atmasının altındaki temeller tartışılmıştır. Gadamer'i konu edindiğimiz üçüncü bölüme gelindiğinde ise, hem Descartes eleştirilmiş hem de Dilthey'in tarihsel bireyi ile Hermenötik yöntemi arasındaki çelişkileri gözler önüne serilmiştir. Bu bağlamda Gadamer hakikatin ne Descartes gibi aşkın bir yöntemle ne de Dilthey gibi epistemolojiden beslenen Hermenötik bir yöntemle ortaya çıkacağını düşünür. Gadamer bunun yerine, hakikatin ontolojik bir mesele olduğunu ve bu varoluşsal gerçekliğin yöntem problemini aştığını ileri sürer.
Salgın döneminde uygulanan uzaktan eğitimin öğrenci görüşleri doğrultusunda değerlendirilmesi Baibü İlahiyat Fakültesi örneği
2019 yılının sonunda Çin'de ortaya çıkan ve 2020 yılının başlarında tüm dünyaya yayılan Covid-19 salgını, ekonomik, siyasal, sosyal alanların tümünde etkisini göstermiştir. Bu durumdan en fazla etkilenen alanların başında eğitim gelmektedir. Salgın beraberinde tüm dünyada bazı kısıtlamaları gerektirmiş ve Türkiye'de salgının önlenmesi için bazı kararlar almıştır. Alınan kararlarla birlikte tüm kademelerde yüz yüze eğitime ara verilmiş ve öğrenciler uzaktan eğitim sürecine girmiştir. Yüksek din eğitimi veren ilahiyat fakülteleri de bu süreçten etkilenmiştir. Sürecin ani ve hazırlıksız olması, beraberinde birçok sorun getirmiştir. Araştırmanın amacı bu süreçte Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde okuyan ve salgın nedeniyle zorunlu olarak uzaktan eğitim almış ve halen almakta olan öğrencilerin yapılan uzaktan eğitime karşı tutumlarını ölçüp, uzaktan eğitime dair olumlu ve olumsuzlukları ortaya koymak, ilerleyen yıllarda yapılacak olan uygulamalar için önerilerde bulunmak ve bu yolla uzaktan din eğitiminin verimliliğini artırmaktır. Araştırma betimsel tarama modelinde, geçerlilik ve güvenilirliği sağlanmış 5'li Likert ölçeği düzenine sahip olan bir anket ile yapılmıştır. Araştırma sonucunda öğrencilerin yapılmış olan uzaktan eğitime ilişkin tutumlarının genel olarak ortalama düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular, beş alt faktörde yorumlanmış olup, önerilerde bulunulmuştur.
4-6 yaş Kur'an kurslarının öğretici görüşlerine göre değerlendirilmesi (Diyarbakır ve Batman örneği)
Bu araştırmada okul öncesi dönemi din eğitimi ele alınmıştır. Araştırma giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın problemi ve alt problemleri, araştırmanın amacı, hipotezleri, sınırlılıkları, ilgili araştırmalar ve yöntem yer almaktadır. "Okul Öncesi Eğitimi" olarak belirlenen araştırmanın birinci bölümünde okul öncesi eğitimin amacı, önemi, okul öncesi eğitimi etkileyen temel görüşler ve okul öncesi eğitimin tarihçesi konusuna yer verilmiştir. Birbiri ile ilişkili ve bir bütün olarak değerlendirilmesi gereken okul öncesi dönem çocukların gelişim özellikleri ikinci bölümde "4-6 Yaş Grubu Çocuklarda Gelişim Özellikleri" başlığı ile literatür taraması sonucu oluşturulmuştur. Üçüncü bölümde ise "DİB'e Bağlı 4-6 Yaş Kur'an Kurslarının Açılış Amacı, Yasal Dayanağı, Uygulama Esasları" ele alınmıştır. Alan araştırması kapsamında çalışılan DİB'e bağlı 4-6 yaş Kur'an kurslarına ait öğretim programı, uygulama esasları gibi yönetmelik ve yönergelere dayanan sistemli bir program mevcut iken özel okul öncesi Kur'an kursları için sistemli bir öğretim programından bahsetmek mümkün değildir. Bu nedenle DİB'e bağlı Kur'an kurslarının kullandığı yıllık ders planının örnek olarak bir aylık programına üçüncü bölümde yer verilmiştir. Araştırmanın dördüncü bölümünde, yapılan alan çalışmasından elde edilen bulgular ve yorumlara yer verilmiştir. Bu bölümde öğreticinin yeterlik durumu, eğitim mekânı ve eğitim materyalleri, yıllık ders planı, ders içerikleri ve etkinlikler ile ilgili sorular olmak üzere dört kategori oluşturulmuştur. Öğreticinin tecrübelerine göre yorumladığı sorularda ise söylem analizi sonucu yedi kategori oluşturulmuştur.
Modern bir Japon dini akımı: Tenrikyo
Tenrikyo, Japonya'nın öne çıkan yeni dini hareketlerinden biridir. Japonya'nın modernleşme faaliyetlerinin başladığı 19. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Nakayama Miki, kırk yaşlarındayken Tenri O-no Mikoto (Ebeveyn Tanrı) isimli bir tanrıdan vahiy aldığı iddiasıyla bu dini kurmuştur. Tokugawa Döneminin (1603-1868) sıkıntılı şartlarında bireysel acılardan kurtuluşu vadetmektedir. Bu vaat, çağdaşı diğer yeni dinlerde de göze çarpmaktadır. Kurucu Nakayama Miki, aynı zamanda bir şifacıdır. Şifa meselesi, Tenrikyo inancında merkezi bir konuma sahiptir. Miki'nin ilk vahiy tecrübesi de hasta oğluna şifa verme uygulaması sırasında gerçekleşmiştir. Diğer taraftan Tenrikyo, ortaya çıktığı dönemin inançlarından izler taşımaktadır. Ağırlıklı olarak Şintoizm ve Budizm'in etkileri görülmekle beraber Hristiyanlıktan da etkilendiği anlaşılmaktadır. Kagura Tsutome isimli yaratılış dansı en önemli ayindir. Bu raks, insan ırkının yaratılışını anlatan mitolojik bir hikâyenin canlandırılmasıdır. Sadece Tenri Şehri'nde bulunan kutsal sütun etrafında icra edilmektedir. Çalışma beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Japonya'da, din olgusu, modernleşme ve yeni dini hareketler incelenmiştir. İkinci bölümde Tenrikyo'nun doğuşu ve kurucunun hayatı; üçüncü bölümde inanç esasları ile ibadetleri; dördüncü bölümde kutsal metinleri ele alınmıştır. Son bölümde, Tenrikyo hareketinin günümüzdeki durumu aktarılarak çalışma bitirilmiştir.
Caynizm
Çalışmanın konusu "Caynizm"dir. Çalışmanın temel amacı Cayna dininin geleneksel yapısı içerisinde barındırdığı temel inançlarını, ibadetlerini tarihsel bir süreç çerçevesinde ele almaktır. Bu amaçla çalışmada, Mahavira'dan önceki tarihsel arka plan dikkate alınarak Caynizm'in tarihsel süreçte geçirdiği evreler, inanç doktrinleri ve temel ibadetleri işlenmiştir. Çalışmanın bir diğer amacı Cayna dininin hangi şartlarda doğduğunu ve temel inançlarını etkileyen unsurların neler olduğunu aktarmaktır. Bu anlamda Mahavira'dan önce yaşamış ve Mahavira ile ortak özelliklere sahip olan Tirthankara adlı yol göstericilerin hayatları Caynistlerin inançlarının derin bir mirasa dayandığını göstermesi bakımından önemlidir. Mahavira'nın ölümünden sonra Caynistlerin dinlerine sahip çıkmalarının ardındaki sebep olarak bu mirastan bahsedilebilir. Caynist cemaat, ayrılıklar yaşayıp iki mezhebe bölünse de din varlığını günümüze kadar sürdürmüştür. İki mezhebin resmi ayrılığından sonra kutsal kitap külliyatı mezheplerin kabullerine göre bölünmüştür. Caynizm tarihsel süreçte geçirdiği her bir evre ile öğretisini ve pratiklerini şekillendirmiştir. Caynizm'in, Svetambara ve Digambara mezhepleri tarafından paylaşılması doktrinde büyük bir farklılığa neden olmazken uygulamalar noktasında ayrılığa düşmelerine yol açmıştır. Caynizm temel inanç doktrinlerini oluştururken Hindu mantık sisteminden de faydalanmıştır. Cayna dini özellikle jiva atomlarını varlığın özünden kabul ederek temel inanç doktrinini oluşturmuştur. İkinci Bölümde Caynizm'in öğretilerine yer verirken başta jiva atomunu akabinde ahimsa prensipleri etrafında gelişen öğretiler aktarılmaya çalışılmıştır. Üçüncü Bölümün konusunu pratikler oluşturur. Caynizm'in inançlarını somutlaştırdığı alan pratiklerdir. Bu bölüm Caynizm'in teşkilat yapısı ve ibadetlerin uygulama zamanları gözetilerek ele alınmıştır. İbadetin içeriğini oluşturan puja, imge tapınımı ve yoga gibi pratikler Cayna anlayışı çerçevesinde değerlendirilmiştir. Caynistlerin doğumlarından ölümlerine kadar yaşadıkları süreci, kültürel ve sosyal ortam dikkate alınarak açıklanmıştır. Bu nedenle Üçüncü Bölümün son konusunu dine giriş ayinleri oluşturmuştur.
İşârât geleneği bağlamında tanım; Fahreddin er-Râzî ve Sirâceddin el-Urmevî örneği
Mantığın en önemli konularından biri olan tanım, bilginin aktarımı hususunda kilit bir role sahiptir. Bunun en önemli sebebi, hiç kuşkusuz belirli bir konu üzerinde uzlaşmayı sağlıyor olmasından dolayıdır. Bu uzlaşma sayesinde tanımı, zihindeki mananın ifadesi olan lafızlar oluşturur. Ayrıca tanım, bilginin aktarımı noktasında epistemolojiyle, nesnelerin ortak bir lafızla isimlendirilmesiyle ontolojiyle, bunların mantık kurallarıyla işlenip gerçekleştirilmesi de metodolojiyle ilişkili olduğunu gösterir. Zihindeki mahiyetin dil ile ifadesi olan tanım, düşüncenin kavramsal izahı ve bilginin aktarımı noktasında önemli bir yere sahiptir. Tanım, düşünce sisteminin inşa edilmesinde, teorilerin gelişimi ve aktarımı noktasında bir mihenk taşı olarak kabul edilebilir. Çalışmamızın kapsamını teşkil eden şahıslar da konunun önemine binaen tanımı detaylı bir şekilde incelemişlerdir. Ancak tanımı ele alan düşünürlerin entelektüel birikimleri ve farklı düşünce sistemlerine sahip olmalarının, konu hakkındaki görüşlerini de etkilediği görülmektedir. Meşşai geleneğinin en büyük temsilcisi konumunda olan İbn Sînâ, Eş'ariyye kelamının temsilcilerinden olan Fahreddin er-Râzî ve Sirâceddin el-Urmevî'de de görülmektedir. Çalışmamızdaki temel amaç, farklı düşünce sistemlerinden hareketle işârât geleneği bağlamında tanımın ne olduğu ve nasıl ele alındığıdır. Bu farklılığı ortaya koyarken de çalışmamıza konu olan şahısların benimsedikleri düşünce sistemlerinin tanım konusuna olan bakış açılarını nasıl etkilediğini göstermeye çalıştık. Tanım konusuyla beraber şarihlerin bir esere nasıl açıklama ve eleştiri getirdiklerini, getirilen eleştirilerin kendi düşünce sistemi içerisinde hangi problemleri doğurduğuna da kısaca değindik.
Kutbüddîn-i Şîrâzî'nin nefs anlayışı
Bu çalışmanın konusu "Kutbüddîn-i Şîrâzî'nin Nefs Anlayışı"dır. Kutbüddîn-i Şîrâzî, VII/XIII. Yüzyılda yaşamış İşrâkî gelenekten sayılan bir filozoftur. Çalışmada Kutbüddîn-i Şîrâzî'nin nefs, nefsin varlık delilleri, nefsin güç ve fiilleri, nefsin fâil illetleri, nefsin akıl ve bedenle olan ilişkisi hakkındaki görüşlerine yer verilmiştir. Bu görüşler Antik Yunan filozofları ile İşrâkî ve Meşşâî ekollerinin, Şîrâzî'nin nefs anlayışındaki etkilerine dikkat çekilerek ortaya konulmuştur. Konuyla ilgili kaynakların azlığı sebebiyle, çalışmada sınırlı sayıda kaynaklardan yararlanılmış ancak nefs konusuyla ilgili diğer kaynaklarla çalışma desteklenmiştir. Çalışmanın amacı Kutbüddîn-i Şîrâzî'nin nefs anlayışını, eserlerindeki ifadelerinden yola çıkarak ortaya koymak ve Şîrâzî'nin nefs hakkındaki görüşlerini, İbn Sînâ ve Sühreverdî'nin nefs tasavvurlarıyla eleştirel bir bakış açısıyla karşılaştırmaktır. Nitekim Şîrâzî'nin nefs teorisinde Sühreverdî'nin etkisi kadar İbn Sînâ'dan da belirgin izler görmek mümkündür. Şîrâzî'nin nefs teorisi nefs, akıl ve beden olmak üzere üç bileşenden müteşekkil bir teoridir. O kendi teorisini oluştururken nefsin akıl ve bedenle olan ilişkisinden yola çıkarak bir kuram oluşturmuştur. Bu ilişki nefsin varlık sahasına çıkmasıyla başlayıp bedenden ayrılıncaya kadar süregelen bir mahiyettedir. Aklı her açıdan nefse üstün tutan Şîrâzî, faal aklı da nefsin tekamülleşmesinde merkezi bir konuma yerleştirmiştir. Bedenin ölümü ile nefsin akıbetini de değerlendiren Şîrâzî hem öte dünyada nefsi bekleyen sonsuz mutluluğu ve bedbahtlığı açıklamış hem de ölümle bedeninden ayrılan nefsin akıl olduğunu belirtmekle "akla evrilen nefs" teorisini serdetmiştir. Anahtar Sözcükler: Kutbüddîn-i Şîrâzî, Nefs, Meşşâîlik, İşrâkîlik, İbn Sînâ, Sühreverdî
Ebü'l-Ferec Abdullah İbnü't-Tayyib'in Eisagoge ve Categorias şerhi
Tezimiz, Ebü'l-Ferec'in günümüze ulaşan Tefsirü Kitâbi Îsâgûcî li Furfûryûs ile Şerhu'l-Kebîr li Makûlât'ı Aristûtâlîs adlı şerhlerinin incelenmesidir. Ebü'l-Ferec'in zikredilen iki şerhinden ziyade onun yaşadığı dönem ile kendinden önceki dönemde bu iki şerhi besleyen ve ondan beslenen kaynakları tespit ederek tümünü mukayeseli bir şekilde ortaya koymaya çalıştık. Bu sayede Ebü'l-Ferec'in iki şerhinden hareketle mantığa dair görüşlerini tespit ederek mantık tarihindeki değerini belirlemeye gayret ettik. Dolayısıyla tezimizi, iki şerhin genel anlamda bu alanda yazılmış şerhlerini de kuşatacak şekilde ortaya koymaya çalıştık. Ayrıca Antikçağdan İslâm dünyasına kadar ki süreçte zikredilen iki kitaba yazılan şerhlerdeki değişim ve dönüşümün ve bu alanda tartışılan konuların nasıl çözüme kavuşturulabileceğine dair hususları çalışmamızda tespit ettik. Tezimiz giriş, üç bölüm ve bir sonuçtan oluşmaktadır. Girişte, araştırmanın konusu, amacı, önemi, yöntemi ve kaynaklarını inceledik. Özellikle araştırmanın kaynakları kısmında tezimizde sıklıkla bahsettiğimiz Helenistik şarihlerin hayatlarını ve eserlerini kısaca tanıtmaya gayret ettik. Birinci bölümde, Ebü'l-Ferec'in ülkemizde çok az tanınmasından dolayı hayatını, hocalarını, öğrencilerini ve felsefe, mantık, tıp ve Hıristiyan öğretisine yönelik yazmış olduğu, şerh ve telif düzeyindeki bütün eserlerini tespit etmeye çalıştık. İkinci bölümde, Ebü'l-Ferec'in Porphyrios'un Eisagoge (Îsâgûcî) adlı eserine yazmış olduğu şerhini inceledik. Porphyrios'un metni sadece beş tümeli inceleme konusu yaparken Ebü'l-Ferec'in şerhi ve diğer şerhler, felsefeye giriş tarzında bir bölümle başlar. Biz de söz konusu şerhin, giriş dahil bütün konularını inceledik, diğer şerhlerle aralarındaki farklılıkları ve benzerlikleri ortaya koymaya gayret ettik. Üçüncü bölümde ise Ebü'l-Ferec'in, Aristoteles'in Kategoriler adlı eserine yazmış olduğu şerhi ele aldık. Şerh, bütün kategorilerin konularını kapsayacak şekilde yazılmış hacimli bir çalışmadır. Şerhte ele alınan konuları ayrıntılı bir şekilde inceleyerek çalışmamızı tamamladık. Son olarak elde ettiğimiz bulguları sonuç bölümünde zikrettik.
Din ve beslenme ilişkisi üzerine sosyolojik inceleme
Beslenme şekilleri, insanların dinî düşünce ve kültür birikimini yansıtan önemli göstergeler arasındadır. Bireylerin nasıl beslendiğine bakarak dinî kimliği hakkında fikir yürütülebileceğinden, beslenme alışkanlıklarının dinî kimlik inşasında önemli bir rolü olduğu söylenebilir. Beslenme düzeni üzerinden bir kimlik inşa etmek gerek tarihi dinler gerekse Yeni Dinî Hareketlerin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Birçok dinde oruç, kurban, dua gibi ritüeller, pratik olarak birbirine benzese de, beslenme düzenleri; coğrafya, ekonomik koşullar, kültürel etkileşimler gibi faktörlere göre farklılaşabilmekte, bütün bunlar modern çağdaki gelişmelerle birlikte dönüşebilmektedirler. Bu bağlamda yeryüzünde mensuplarının beslenme alışkanlıklarına müdahale etmeyen bir dinin olmadığını söylemek büyük bir iddia sayılmaz. Bu çalışmada beslenme ve din ilişkileri: beş Orta Doğu dini, beş Hint ve Uzak Doğu dini ve beş Yeni Dinî Hareket örnekleminde, literatür taramasının sağladığı formasyon çerçevesinde irdelenmiştir. Elde edilen bulgular, sosyolojik bağlamda analiz edilmiştir. Çalışmada, beslenmenin din vasıtasıyla rutin bir eylem olmaktan çıkıp kimliksel bir olguya dönüştüğü şeklindeki genel bir sonuca ulaşılmıştır. Bunun yanında dinlerin beslenmeyi bir davet metodu olarak işlevselleştirdikleri de tespit edilmiştir. Bu çalışma, beslenme ve din ilişkilerinin nasıl geliştiğini, beslenme ve dinin karşılıklı olarak birbirlerini nasıl etkilediklerini ve bu etkileşimin tarihteki etkilerine yönelik bir perspektif oluşturmayı amaçlamaktadır. Bunun yanında, dinlere göre çeşitlenen beslenme düzenleri ve besinlerin önemli bir unsurunu oluşturduğu çeşitli ritüellerin insan sağlığı üzerindeki etkileri bağlamında, bir toplumsal kurum olarak dinin beslenme üzerinden sağlık kurumunu ve bazı besinlerin üretim ve tüketimi konusunda ortaya koyduğu normlar nedeniyle ekonomi kurumu üzerindeki dolaylı veya doğrudan etkileri betimsel ve analitik bir yaklaşım ile incelenmiştir. Ayrıca dinî otoritelerin dinsel saiklerle dikte ettikleri besin kısıtlamalarını veya tavsiyelerini, bilimsel söylemlerle destekleme çabası içerisine girmeleri bağlamında, modern toplumda din-bilim ilişkisine dolaylı ve özlü bir bakış ortaya konulmuştur. Bu çalışmanın dinî beslenme ritüelleri, beslenme alışkanlıkları ve rejimleri, beslenme yasakları ve beslenmenin dinî kimlik inşasındaki rolü gibi konularda çalışacak araştırmacılara faydalı olması umulmaktadır.
Hıristiyan kutsal metinlerinde sünnet
Sünnetin ilk olarak Yahudilikte, Tanrı ile İbrahim Peygamber arasında olan bir antlaşmanın sembolü olduğuna inanılmaktadır. Tanrı, İbrahim'e soyunu çoğaltacağını vaat etti. Bundan dolayı hem bir tanınma hem de bu yaptığı antlaşmanın bedendeki sembolü olarak ebediyen silinemeyecek olan sünnet mührünü verdi. Yahudiler tarafından sünnetin, Tanrı tarafından ilk olarak kendilerine verildiği ve bunun da bir ayrıcalık olduğu ifade edilmektedir. Yahudilikte sekiz günlük olan tüm erkek çocukların sünnet edilmesi gerektiğine inanılır. Kız çocukları bu uygulamanın dışındadır. Nasıl ki Havva, Adem'in bir parçasından yaratılmış olup kadın erkeğin bir parçası haline gelmişse kız çocukları da ya babasına ya kocasına ya da erkek kardeşine tabi olduğu için sünnet edilmelerine gerek olmadığı ifade edilmiştir. Yahudilikte sünnet hem Tanrı'nın emri olup sorgulamadan yapılması gereken dini bir emir olduğu için hem de tıbbi olarak ve ahlaki olarak da insan bedenine fayda verdiği için yapılmaktadır. Bu sünnet uygulamasına katılan özel görevlinin (mohel), titiz bir şekilde sünnet ritüelini yerine getirmesi gerektiğine inanılır. Hatta İsrailli olmayan birinin sünnet yaptıramayacağı ifade edilmektedir. Hıristiyanlık, Yahudi kültüründe ortaya çıkmıştır. Hıristiyanlar Yahudiler gibi sünnet olmuşlardır. İsa Mesih de sekiz günlükken sünnet edilmişti. Hatta İsa Mesih'in net bir şekilde sünneti yasakladığına dair deliller yoktur. Daha sonra Pavlus, Hıristiyanlıkta sünnete farklı anlam ve yorumlar eklemiştir. Pavlus, Hıristiyanlığı Yahudiler dışındaki yerlere yayabilmek için sünnet uygulamasını onların arasından kaldırmıştır. Hıristiyanların, özellikle Pavlus Eski Ahit'teki sünnet ile ilgili ayetlerin bedendeki sünnete işaret etmediğine ve yine Eski-Yeni Ahit'teki ayetleri delil getirerek bunun manevi sünnete işaret ettiği ifade etmiştir. Ayrıca bedenen sünnetli olan biri kötü kalpliyse bu sünnetin kendisine fayda vermeyeceği de ifade edilir. Aslında sünnet vaftiz ile değiştirilmiş. İsa Mesih'in gelmesiyle sünnetin yerini vaftizin aldığı gibi İsa Mesih'in ikinci gelişiyle de vaftizin de ortadan kalkacağı ifade edilmiştir.
İmam Hatip Liselerinde okul kültürü algısı (Diyarbakır örneği)
Bu çalışmanın amacı eğitim tarihimizin en eski kurumlarından biri olan İmam Hatip Liselerinde oluşmuş olan okul kültürünü belirlemektir. Bunun için Diyarbakır il merkezinde faaliyet gösteren İmam Hatip Liselerindeki öğretmen ve yöneticilerin görüşlerine müracaat edilmiştir. Okul Kültürü, bir okulun kimliğini oluşturmaktadır, hem çalışanların iş performansları üzerinde hem de öğrencilerin okul başarısı üzerinde direk etkili olan bir husustur. Ülkemizde okul kültürü çalışmaları 1980'li yıllardan itibaren başlamış ve bu konunun farklı yönleri ile ilgili çalışmalar yapılmıştır. Fakat İmam Hatip Liseleri ile ilgili yapılan bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bundan dolayı öğretmen ve yönetici görüşlerine dayalı betimsel bir alan araştırması yapılmıştır. Araştırmanın örneklem grubunu, tabakalı örneklem yöntemi ile belirlenmiş öğretmen ve yöneticiler oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak okul kültürü anketi kullanılmıştır. Anket, İmam Hatip Lisesinde çalışan öğretmen ve yöneticilerin okul kültürü algılarını ölçmeye yönelik daha once yapılan çalışmalardan yararlanılarak yapılandırılmış bir anketdir. Veriler, SPSS programı kullanılarak yüzde, frekans, ortalama, tek yönlü varyans analizi ve t-testi analizlerine tabi tutularak değerlendirilmiştir. Anahtar Sözcükler: İmam Hatip Lisesi, Kültür, Okul Kültürü.
Geleneksel Şinto dininde yaşam ve ölüm
Şinto dininin belirgin bir kurucusu veya peygamberi yoktur. Genel anlamıyla bir kutsal metni ve dinî Amentüsü de yoktur. Belirgin dini bir yapı oluşturmamasına rağmen Şinto'nun bu denli toplum ve kültürlerine bağlı milli bir dini oluşturmasının arka planında yer alan kaynakların yaşam kurallarına etkisinin incelenmesi esas alınmıştır. Bu amaçla çalışmada, Şinto'nun tarihsel boyutu dikkate alınarak Şinto dininin tarihsel süreçleri, yaşayış ve inanışları işlenmiştir. Geleneksel Japon dini Şinto'nun tarihsel süreç içerisinde yaşam ve ölüm hakkındaki bilgilerinin ve uygulamalarını sunmayı hedefleyen bu çalışma; giriş, iki bölüm, sonuç ve fotoğraflar bölümlerinden oluşmaktadır. Birinci Bölümde genel anlamda Şinto dini hakkında genel bilgililere yer verilerek Şinto pratiklerinin anlaşılması amaçlanmıştır. Mitolojik ve tarihsel boyutun Şinto dininin oluşmasındaki etkisi incelenmiştir. İkinci Bölümde Şinto'nun günlük yaşam kuralları incelenerek dinin pratiğe dönüştürülmüş uygulamaları ve inanırların bu uygulamaları ne derece hayata yansıttıklarına dair incelemeler hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca Şinto'da yaşam ve ölüm olgusunun günlük hayattaki iz düşümleri incelenmiştir. Tezimizde kullanımı çok yaygın olmayan fotoğraflar bölümüne yer vermemizin nedeni Japon dini uygulamaları ve günlük yaşam ritüellerinin somutlaştırarak anlaşılmasının kolaylaştırılmasıdır. Bu nedenle tezin sonuna konu ile ilgili fotoğraflar eklenmiştir. Geçmişten günümüze fazla değişikliğe uğramadan varlığını devam ettiren Şinto dinini güçlü bağları mitolojik kaynaklıdır. Şinto dini; Japon insanının geçmişteki inançları, düşünce yapıları, Kamilerin insanlar üzerindeki etkisi ve Japonların dünya anlayışlarının tam olarak anlaşılmasıyla anlaşılması mümkün olacaktır. Üç kutsal olarak ifade edilen Japonlar, Japonya ve İmparatorluk Şinto din anlayışının özünü oluşturmaktadır. Anahtar Sözcükler: Şinto, Kami, Ölüm, Ataruhlar, Yaşam, Mitoloji, Kutsal
4-6 yaş Kur'an kursları öğretim programının dini bilgiler-1 öğrenme alanının kazanımlar açısından değerlendirilmesi
Küreselleşen ve teknolojiyle hızla değişen dünyada dini ve ahlaki değerler de her geçen gün tahribata uğramakta ve eğitimi giderek zorlaşmaktadır. Her taraftan kuşatılmış olan çocuklarımız toplumdan ve değerlerinden uzaklaşmakta ve bireyselleşmektedir. Belki de değerlerin öğretimi hiçbir zaman bu zamandaki kadar önemli ve bir o kadar da zor olmamıştı. Bu eğitimin verilmesinde en kritik dönemi ise 0-6 yaş arası oluşturmaktadır. Bu amaçla 2013 yılında uygulamaya geçirilen Diyanet İşleri Başkanlığı 4-6 yaş Kur'an kursları projesi ayrı bir öneme sahiptir. Bu projenin öğretim programının daha verimli ve etkin hale getirilebilmesi, planlamasının yapılabilmesi ve varsa eksikliklerinin tespit edilip çözüm önerilerinin getirilebilmesi için programın değişen zaman ve şartlar göz önüne alınarak aralıklarla revize edilmesi gerekir. Bunu yaparken en önemli konuların başında ise çocukların bilişsel, sosyal, duygusal, fiziksel, dini ve ahlaki gelişimlerinin dikkate alınması gelmektedir. Bu çalışmamızda Diyanet İşleri Başkanlığı 4-6 yaş öğretim programı Dini Bilgiler-1 öğrenim alanının kazanımlarını çocukların gelişim özelliklerine uygunluğu yönünden incelemeye çalıştık. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde 4-6 yaş Kur'an kursları tarihsel süreci, oluşumu ve öğretim programı, ikinci bölümde de 4-6 yaş çocuklarının gelişim özellikleri yer almaktadır. Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise, 4-6 yaş öğretim programı Dini Bilgiler-1 alanındaki (Dua, Şükür ve Özür Dileme, Sevgi ve Merhamet, Saygı, Sorumluluk, Yardımlaşma, Sabır, İyilik, Doğruluk ve Dürüstlük, Adalet ) ünitelerin kazanımlarının gelişim özelliklerine uygunluğu incelenmiştir.
Yahudilikte kutsal kitap anlayışı: Yefet Ben Eli örneği
Din insan yaşamına yön veren en mühim etkenlerden birisidir. Din'e adanmış insanlar, hayatlarını kutsal kitaplardaki bilgilere göre yaşamaktadırlar. Yahudilik'in kutsal kitabı kadim Ahit/Tanah ve Talmud'dan oluşmaktadır. Tek Tanrı inancına sahip bir toplum olarak Yahudiler asırlar boyunca İslâmiyet'in hâkim olduğu topraklarda huzur ve barış içerisinde yaşamışlardır. Yahudilere tanınan imkânlar ile İslâm devletlerinin bireyleri olarak her türlü alanda faaliyet göstermişlerdir. Yahudi dini hareketi olarak tanımlanan Karâîzm, IX. yüzyılın ikinci yarısında İran, Irak, Şam ve Filistin'in bazı bölgelerinde kristalize olan, kutsal metinlere dayalı ve Mesihçi doğaya sahip bir mezheptir. Yahudi tarihi araştırıldığında, İslam düşüncesi etkisinin Yahudi ilahiyatına tercümesi, Karâîlik akımının ortaya çıkmasıyla birlikte olmuştur. Dolayısıyla, Orta Çağ Yahudi dini düşüncesi ve ilahiyatı ele alınırken özellikle Karâîliğin ortamı hazırlayıcı bir görevi yerine getirdiği göz önüne alınmalıdır. Karâîler Orta Çağ Yahudiliğinde, özellikle de "Altın Çağlarında" (X. ve XI. yüzyıllarda) temsil ettikleri sayısal güç ve entelektüel meydan okumayla orta çağ ve modern zamanlarda var olmaya devam ettiler. Karâî hareketinin manevi özüyle uzun süredir devam eden canlılığı ve modern öncesi Yahudilik içinde alternatif bir ses olması nedenleriyle Yahudiliğin ayrılmaz bir akışı olarak veya alternatifi olarak, Yahudi kültürünün ve kimliğinin çok yönlü doğasının bir tezahürü olarak görülmektedir. Karâî geleneğinin en üretken ve en etkili Tanah yorumcusu olan Yefet ben Eli, muhtemelen İbranice-Arapça Tanah'ın tamamı hakkında tefsir yazan en eski Yahudiydi. Yazıları, kendi zamanından erken modern döneme kadar hem Karâîler hem de Rabbânîler tarafından alıntılanmıştır.
Son dönem Osmanlı aydınlarında batıcılık, İslamcılık ve milliyetçilik
XVII. yüzyılda Avrupa'da başlayan ve tüm dünyayı etkisine alan "modernleşme"nin sonuçlarına Batı dışı toplumlar ilgisiz kalamamışlardır. Osmanlı'da refleksif düşünceyi geliştiren bu durum, hem iç hem de dış dinamiklerin etkisiyle XIX. yüzyılın sonlarına doğru çeşitli fikir akımlarının ortaya çıkışına neden olmuştur. Çöküşe doğru giden Osmanlı imparatorluğunda fikir dünyası keskin bir dönemece girmiş, Batı'da son yüzyıllarda yaşanan değişimlerle elde edilen fikirler, Osmanlı aydınları üzerinde etkili olmaya başlamıştır. Artık sadece Batı'nın teknik ya da askeri yönünün değil, kültürel öğelerin de konuşulduğu bu ortamda toplumun sahip olduğu tüm değerler tartışmaya açılmıştır. Sosyalizmden adem-i merkeziyetçiliğe, materyalizmden pozitivizme, milliyetçilikten İslamcılığa kadar birçok düşünce aydınlar arasında yayılmış ve ortak çaba olarak yerel dinamiklerden evrensel değerler oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu çalkantılı dönem, aydınların düşün dünyasını yoğun bir şekilde etkilemiştir. XIX. yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan siyasal düşünce akımlarından Batıcılık, İslamcılık ve Milliyetçilik diğer akımlara göre aydınlar tarafından daha sistemli bir şekilde ele alınmıştır. Aydınların akımlara mensubiyetleri zaman içinde şekillenmiş, yaşanan gelişmelere paralel olarak düşünceleri değişiklikler gösterebilmiştir. Bu çalışmada Osmanlı'nın son dönemindeki düşünsel harita; Mehmet Akif Ersoy, Said Halim Paşa, Said Nursi, Filibeli Ahmet Hilmi, Ziya Gökalp ve Abdullah Cevdet üzerinden yansıtılmaya çalışılmış, bu yazarların Batıcılık, İslamcılık ve Milliyetçilik akımlarıyla ilgili görüşleri ele alınmıştır. Anahtar Sözcükler: 19. yy. Osmanlı Aydınları, Batıcılık, İslamcılık, Milliyetçilik.
Alevi ve Sünnilerde sosyal kimlik ve önyargı ( Malatya örneği)
Bu tezin amacı, Türkiye'deki en büyük iki inanç grubunu oluşturan Alevi ve Sünnilerin aralarındaki ilişkileri, birbirlerine yönelik tutumlarını ve kalıpyargılarını Sosyal Kimlik ve Sosyal Temas Kuramları açısından incelemektir. Sosyal Kimlik Kuramı çerçevesinde, Alevi ve Sünnilerin dini iç gruplarıyla özdeşleşme düzeylerinin dış gruba karşı olan tutumlarına etkisi ve gruplar arası temas düzeyi ile önyargılı tutumlar arası ilişki araştırılmıştır. Araştırmanın örneklemini Malatya'da yaşayan 153 Sünni ve 163 Alevi katılımcı oluşturmaktadır. Katılımcılara dini kimlik, sosyal temas, sosyal mesafe ve kalıpyargı ölçeklerinden oluşan anket formları uygulanmıştır. Araştırma bulguları iki grup arasında dini kimliğin önemi, topluluk içindeki dini iç-grup özdeşimi, sosyal temas sıklığı ve dış gruba yönelik sosyal mesafe tercihi değişkenlerinde anlamlı düzeyde farklılık bulunduğunu göstermiştir. Hem Alevi hem de Sünniler iç grubun tersine dış gruba yönelik daha yüksek düzeyde sosyal mesafe tercihinde bulunmuşlardır. Ayrıca Alevilerin belirgin olarak iç gruba olumlu dış gruba ise olumsuz kalıpyargılar atfettikleri buna karşın Sünnilerin genel olarak her iki gruba da olumlu kalıpyargılar atfettikleri tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda, sadece Alevi grupta dini kimlik özdeşiminin dış gruba karşı tutumları etkilediği, dini kimlik bağlılığı arttıkça Alevilerin dış gruba karşı olan önyargılı tutumlarının da arttığı belirlenmiştir. Beklendiği gibi her iki grubun da dış grup üyeleriyle teması arttıkça önyargılı tutumlarda düşüş olduğu gözlenmiştir. Araştırma sonuçları literatürdeki ilgili çalışmalar kapsamında yorumlanmış ve tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Alevi ve Sünni, Sosyal Kimlik, Sosyal Temas, Önyargı,Kalıpyarg
Teftâzânî'nin tasavvurât anlayışı
İlim, bir şeyin sûretinin zihinde hâsıl olmasıdır. Hâsıl olan sûret, ya tasavvur ya da tasdik şeklinde olur. Tasavvur, bir şeyi zihinde canlandırmak, tasarlamak anlamındadır ve ilmin ilk kısmını oluşturur. Zihinde hâsıl olan bu kısımdan hareketle hâsıl olmayan kısımlara ulaşılır. İlmin, tasavvur ve tasdik kısımlarından hareketle müteahhirûn mantıkçıları mantık eserlerini tasavvur ve tasdik şeklinde iki kısımda incelemişlerdir. XIV. yüzyılın önemli kelamcı ve mantıkçılarından biri olan Teftâzânî de mantık ilminde ortaya koyduğu eserlerle Müteahhirûn mantık geleneğini sürdürür. Bununla birlikte Teftâzânî, mantık ilminin tartışmalı konuları arasında yer alan tasavvur, lafız, beş tümel ve tanım konularına getirdiği açıklamalar ile bu alanda önemli bir yer edinir. Bu çalışma, mantık külliyatının ilk kısmı olan tasavvuru, bu güne kadar hiç çalışılmamış olan Teftâzânî'nin tasavvur anlayışı merkezinde giriş ve üç bölüm halinde ele almakta ve bu bölümler çerçevesinde oluşan problem ve çözüm önerilerini incelemektedir. Giriş bölümünde, çalışmanın konusu, sınırları, önemi, amacı ve yönteminden bahsedilmektedir. Birinci bölümde genel anlamda ilim, düşünce ve mantık konuları ele alınmaktadır. İkinci bölümde konunun dilsel boyutlarıyla beş tümel kavram ele alınmaktadır. Üçüncü bölümde ise beş tümel kavram bağlamında ele alınan konular açık, doğru ve tam bir şekilde tanımlanmaya çalışılmaktadır. Anahtar Sözcükler: İlim, Tasavvur, Tasdik, Teftâzânî, Lafız, Beş Tümel, Tanım
Üniversite öğrencilerinin psikolojik sağlamlık ve dindarlık düzeylerinin incelenmesi (Dicle Üniversitesi örneği)
Pozitif psikoloji, son yıllarda psikoloji biliminde çok çalışılan alanlardan birisidir. İnsanın olumlu yönlerine odaklanan pozitif psikoloji insanın güçlü yönlerine vurgu yapmaktadır. Psikolojik sağlamlık; felaket, travma, güçlükler, zorluklar ve süregelen belirgin yaşam stresleriyle karşılaşıldığında uyum sağlayabilme yeteneği olmakla birlikte yaşamdaki zorluklara karşı gelebilmek için bireyin sahip olduğu gücü geliştirme kapasitesi olarak tanımlanabilir. Bu araştırmada üniversite öğrencilerinin psikolojik sağlamlık ve dindarlık düzeylerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Buna yönelik ilişkisel tarama modelinde nicel bir çalışma yapılmıştır. Bu araştırma Dicle Üniversitesi'nde farklı fakültelerde eğitime devam eden öğrenciler üzerinde yapılmıştır. Araştırmada üniversite öğrencilerinin psikolojik sağlamlık düzeylerinin yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Dindarlık boyutlarına göre üniversite öğrencilerinin büyük çoğunluğunun inançlı olduğu, dini bilgi düzeylerinin yüksek olduğu, duygu ve etki boyutunda ise ortanın üstünde oldukları görülmüştür. Ayrıca cinsiyet değişkenine göre erkeklerin psikolojik sağlamlık düzeylerinin kadınlara oranla daha yüksek olduğu; kadınların ise dindarlığın etki ve duygu boyutlarındaki düzeylerinin erkeklerden daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anne eğitim durumu yükseldikçe psikolojik sağlamlık düzeyi de artarken, baba eğitim düzeyine göre psikolojik sağlamlığın farklılaşmadığı elde edilen önemli sonuçlardan biridir. Son olarak dindarlığın duygu boyutuyla psikolojik sağlamlık düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Psikolojik Sağlamlık, Dindarlık, Pozitif Psikoloji, Din, Üniversite Öğrencileri
Süryani Kadim Kilisesi'nde evharistiya sakramenti
Çalışmanın konusu; "Süryani Kadim Kilisesi'nde Evharistiya Sakramenti" dir. Konu giriş, dört bölüm ve sonuç şeklinde ele alınmıştır. Girişte Hıristiyanlıkta sakramentlerin anlamı ve tarihsel süreci konusuna değinilmiştir. Bölümlerde ise, sırasıyla; Süryani Kadim Kilisesi'nde sakramentler, evharistiyanın tarihsel süreci, evharistiya ritüeli incelendikten sonra evharistiya ve ritüelinin anlamı konuları ele alınmıştır. Araştırmanın amacı, Süryani Kadim Kilisesi bağlamında evharistiyanın anlamı, tarihsel gelişimi ve uygulaması hakkında konunun anlaşılmasını sağlayacak bir çalışma ortaya koymaktır. Çalışmanın bir diğer amacı ise, Süryani Kadim Kilisesi'nde kabul edilen yedi sakramentin inanç ve uygulamalarını ana hatlarıyla sunmaktır. Araştırmada Hıristiyanlıkta sakrament inancının uzun bir tarihsel sürecin ardından sakramentler doktrinine dönüştüğü tespit edilmiştir. Ayrıca Süryani Kadim Kilisesi'nde yedi sakramentin kabul edildiği ve bunların bir arada ifade edildiği görülmüştür. Bunların yanında, evharistiyanın inanç ve uygulama bakımından uzun bir tarihsel süreçte biçimlendiği, Hıristiyan inancındaki pek çok meseleyle anlamsal bakımdan ilişkilendirilen bir ritüel olduğu ve onu alan cemaatin birçok lütfa eriştiği inancının mevcut olduğu sonuçlarına varılmıştır. Anahtar Sözcükler Hıristiyanlık, Süryani Kadim Kilisesi, Sakrament, Evharistiya, Ayin.
Ortaöğretim öğrencilerinin aşiretçilik anlayışı ve dini tutum ilişkisinin incelenmesi (Ağrı-Patnos örneği)
Ortaöğretim öğrencilerin aşiretçilik anlayışları ve dindarlık ilişkisini ele alan bu çalışmada, bu ilişki aşiretçilik anlayışına ve dini tutuma ilişkin ölçekler üzerinden belirlenmeye çalışılmıştır. Bu ölçeklerden aşiretçilik anlayışına dair tutum ölçeği araştırmacı tarafından bu çalışmada kullanılmak üzere geliştirilen "Aşiretçilik Anlayışı Tutum Ölçeği'dir. Dini tutumu belirlemek için ise "Ok Dini Tutum Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmada bu ölçeklerin yanı sıra öğrencilerin bu tutumlarını etkileyebileceği düşünülen demografik bilgi formu da kullanılarak veriler toplanmıştır. Veriler 09.11.2015 – 0.12.2015 tarihleri arasında Ağrı İli'nin Patnos İlçesinde tabakalı örneklemle seçilen biri imam-hatip lisesi olmak üzere toplam 6 lisede 611 öğrenciye uygulanan anketlerden elde edilmiştir. Veriler "tek faktörlü varyans analizi" ve "bağımsız örneklemler T-testi" ile analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, demografik değişkenler ve aşiretçilik anlayışı açısından değerlendirildiğinde bazı kategorilerde aşiretçilik anlayışına dair tutum ölçeği değerlerinin yüksek çıktığı görülmüştür. Erkek öğrencilerde, İmam-hatip öğrencilerinde, geniş aile yapısına sahip öğrencilerde, baba eğitim seviyesi düşük olan öğrencilerde ve köyde ikamet eden öğrencilerde aşiretçilik anlayışının daha yoğun olduğu görülürken kız öğrencilerde, diğer okullarda eğitim gören öğrencilerde, çekirdek aile yapısına sahip öğrencilerde, baba eğitim seviyesi yüksek olan öğrencilerde ve ilçe merkezinde ikamet eden öğrencilerde aşiret anlayışının daha zayıf olduğu görülmüştür. Demografik değişkenler açısından dini tutumlarda da farklılıklar gözlenmiştir. İmam-hatip öğrencilerinde ve kız öğrencilerde dini tutumun daha yoğun olduğu görülürken diğer okullarda eğitim gören öğrencilerde ve erkek öğrencilerde dini tutumun daha zayıf olduğu görülmüştür. Aşiret anlayışı ve dini tutum ilişkisi arasında ise araştırma örnekleminin bütünü açısından anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Ancak imam-hatip lisesi öğrencilerinin hem dini tutum değerlerinin hem de aşiretçilik anlayışı tutum değerlerinin yüksek olduğu görülmüştür. Bu durum bu okulların dini içerikli müfredatının beklediğimizin aksine aşiretçilik anlayışını meşrulaştırma yönünde etkide bulunduğunu düşündürmektedir.
Fen Lisesi öğrencilerinin Din Kültürü ve Ahlak bilgisi dersine ilişkin tutumları ve değer algıları (Diyarbakır ili örneği)
Bu araştırmanın amacı, akademik alanda göstermiş oldukları üstün başarılarından dolayı seçilen fen lisesi öğrencilerinin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine ilişkin tutumlarını ölçmek ve değer algılarını belirlemektir. Araştırmamız, "geleceğin mimarları" olmaya aday bu üstün öğrencilerin kendi kültürümüz içinde değer yönelimlerini ve değer duyarlılıklarını belirlemek, sadece bilişsel yönde değil, duyuşsal yönde de farklı olduklarına dikkat çekmek bakımından önem taşımaktadır. Araştırmanın genel evreni 2015-2016 eğitim-öğretim yılında Diyarbakır Fen Liselerinde okuyan öğrencileri kapsamaktadır. Anket uygulaması toplam 780 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiş, yapılan inceleme sonucunda 74 öğrencinin anketinin değerlendirme dışı bırakılması uygun görülmüş ve böylece 706 öğrenci olacak şekilde araştırma örneklemimiz oluşturulmuştur. Veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formu ve üç farklı ölçek kullanılmıştır. Bu ölçeklerden biri, ilgili literatürün incelenmesi ve alanda uzman kişilerin görüşleri doğrultusunda araştırmacı tarafından hazırlanan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi tutum ölçeğidir. Diğer iki ölçek ise Ortaöğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi programında yer alan 35 değer kullanılarak, bu alanda uzman kişilerin desteğiyle araştırmacı tarafından geliştirilen değer duyarlılık ölçeği ve değer tercih ölçeğidir. Verilerin çözümlenmesinde SPSS programı ile, aritmetik ortalama, standart sapma, frekans, yüzde, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis H testi ve Multiple Response testleri kullanılmıştır. Verilerin analizinde anlamlılık düzeyi 0,05 alınmıştır. Araştırmanın bulguları ise şu şekilde özetlenebilir: Öğrencilerin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerine yönelik tutumlarının genel olarak olumlu ve orta, orta üstü düzeyde olduğu görülmüştür. Öğrencilerin derse ilişkin tutumlarının, cinsiyetlerine ve babanın çocuğu karşı genel tutumuna göre farklılaşmadığı; ancak sınıf düzeylerine, ailelerinin sahip oldukları ekonomik düzeye, kardeşler arasında bulunduğu sıraya, annenin çocuğa karşı genel tutumuna, anne ve babanın öğrenim düzeylerine göre farklılaştığı tespit edilmiştir. Öğrencilerin dinî bilgilerini en çok ailelerinden, ikinci olarak Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Derslerinden ve üçüncü sırada ise dinî içerikli kitaplardan öğrendiği ortaya çıkmıştır. Öğrencilerin en çok önemsedikleri beş değerin, birinci sırada "aile kurumuna önem verme" daha sonra sırası ile namuslu olmak, âdil olmak, güvenilir olmak ve dürüstlük değerleri olduğu; en az önemsenen beş değerin ise, en azı misafirperverlik olmak üzere, kanaat, estetik duyarlılık, ölçülülük ve paylaşımcı olmak değerlerinin olduğu görülmüştür. Ayrıca öğrencilerin değerleri önemseme düzeylerinin cinsiyete göre bazı değerlerde farklılaştığı tespit edilmiştir. Öğrencilerin değer yönelimlerinde, ahlâkî değerler birinci sırada gelmekte; estetik değerler ise son sırada bulunmaktadır. Ayrıca öğrencilerin değer yönelimlerinin cinsiyete göre sadece ahlâkî ve teorik/ilmi değer gruplarında farklılaştığı görülmektedir. Öğrencilerin değer duyarlılıklarında da birinci sırayı yine ahlâkî değerler almaktayken, son sırayı estetik değerler almıştır. Öğrencilerin değer gruplarına duyarlılıklarının, cinsiyete göre farklılaşmadığı; ancak sınıf düzeylerine göre farklılaştığı ortaya çıkmıştır. Öğrencilerin, toplumu birinci sırada sosyal değerlere, son sırada ise teorik/ilmi değerlere duyarlı gördüğü tespit edilmiştir. Öğrencilerin; kendilerini değerlere duyarlı hissetme düzeyleri ile toplumu değerlere ne derece duyarlı gördükleri karşılaştırıldığında, kendilerini, değerlere çok yüksek düzeyde duyarlı hissettikleri, ancak toplumu değerlere duyarlılıkta yetersiz gördükleri ortaya çıkmıştır. Öğrencilerin değer kazanmada en çok Hz. Muhammed (s.a.v.)'den etkilendikleri, ikinci sırada ailelerini, üçüncü sırada ise kendilerini örnek aldıkları ortaya çıkmıştır. Öğrencilerin değer kazanmada en çok örnek aldıkları kişilerin, cinsiyete göre bazı unsurlarda farklılaştığı görülmektedir. Anahtar Kelimeler Din, ahlâk ve değerler eğitimi, Fen liseleri, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi, Değerler.
Ortaokul öğrencilerinin adalet, dürüstlük, saygı, sorumluluk ve barış değerleri hakkındaki algıları (Diyarbakır İli örneği)
Bu çalışmada ortaokul öğrencilerinin "adalet", "dürüstlük", "saygı", "sorumluluk" ve "barış" değerleri hakkındaki algıları ve bu algıların sınıf ve cinsiyet bakımından farklılık gösterip göstermediği araştırılmıştır. Araştırmanın verileri anket formu aracılığıyla sağlanmış olup araştırmada içerik analizi tekniği kullanılmıştır. Anket formunda öğrencilerin cinsiyet, yaş, sınıf ve anne-babanın eğitim durumunu belirttikten sonra ilgili beş değer hakkında değerlendirmelerini yazmaları istenmiştir. Değerlerle ilgili değerlendirmeler uzman görüşü alınarak başlıklar altında kategorik hale getirilmiştir. Kategoriler IBM SPSS programına işlenerek ilgili değerlere ait frekans ve yüzde gibi değerler belirlenmiştir. Araştırma nitel olup tarama modelindedir. Araştırmanın çalışma grubunu Diyarbakır ilindeki beş ortaokulda okumakta olan 5, 6, 7 ve 8. sınıflardan olmak üzere 572 öğrenci oluşturmaktadır. Bu okullar araştırmacı tarafından sosyal ve ekonomik faktörler dikkate alınarak örnekleme dâhil edilmiştir. Araştırmaya, 321 kız ve 251 erkek öğrenci katılmıştır. Araştırma sonucunda katılımcıların en çok, adalet için "eşitlik", dürüstlük için "doğruluk veya yalan söylememek", saygı için "büyüklere karşı gelmemek", sorumluluk için "üzerine düşen görevi yapmak" ve barış için "küs olmamak ve kavga etmemek" değerlendirmesinde bulundukları görülmüştür.
Molla Halil Es-Siirdî'nin mantık anlayışı
Çalışmamızda 18. yüzyılın ikinci yarısı ile 19. yüzyılın ilk yarısında yaşamış olan Molla Halil es-Siirdî'nin (1754-1843) mantık anlayışını İsagoci eseri bağlamında ele aldık. Tezimiz giriş ve üç bölümden oluşturmaktadır. Girişte araştırmamızın konusu, önemi ve amacını açıkladık. Birinci bölümde Molla Halil'in hayatı, ilmi şahsiyeti ve eserleri hakkında bilgi verdik. İkinci bölümde İslam dünyasında önemli bir yere sahip olan İsagoci geleneği üzerinde durduk. Bu doğrultuda İsagocinin önemli şerhlerinden de bahsettikten sonra Molla Halil'in İsagoci adlı eserini ele aldık. Üçüncü bölümde de Tasavvurat ve Tasdikat konuları bağlamında Molla Halil'in farklı yaklaşımlarını ortaya koyduk. Tezimizin sonunda da ulaştığımız sonuçları zikrettik. Anahtar Sözcükler Molla Halil, es-Siirdi, İsagoci, Mantık, Tasavvurat, Tasdikat.
El-Hûnecî ve el-Cümel fi'l-Mantık adlı eseri(Tahkik, tercüme ve değerlendirme)
Efdalüddîn el-Hûnecî XII. yüzyılın ikinci, XIII. yüzyılın ilk yarısında yaşamıştır ve devrinin en önemli mantıkçılarındandır. Dönemin, Mantık tarihi açısından en belirgin özelliği sonraki dönemlerde üzerine şerh ve haşiye yazılacak olan muhtasar metinlerin kaleme alınmış olmasıdır, bu bağlamda yazılan ilk metin el-Hûnecî 'nin el-Cümel fi'l-Mantık adlı eseridir. Bu tezde söz konusu eserin tahkiki tercümesi ve değerlendirmesi yapılmaktadır. Çalışma giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Tezin birinci bölümünde, el-Hûnecî'nin yaşadığı dönem, o dönemde vuku bulan siyasi olaylar ve söz konusu dönemin kültürel durumuna ilişkin bilgiler verildi. Bu bilgilerden sonra yaşadığı bölgede gerek kişiliği gerek ilmi şahsiyeti gerekse mantık alanında yazmış olduğu metinler ile itibar edilen bir şahsiyet olan el-Hûnecî'nin hayatına, eserlerine ve kendisinden sonraki mantıkçılar üzerindeki etkilerine değinildi. İkinci bölümde, el-Hûnecî'nin, el-Cümel fi'l-Mantık adlı eserinin genel tanıtımı yapılarak baskıları üzerine yapılan şerhlere yer verildi ve eserin mantık tarihindeki önemine değinildikten sonra metnin tahkiki, tercümesi ve değerlendirmesine yer verilerek eser bilim hayatına kazandırılmaya çalışıldı. Sonuç bölümünde yukarıda verilmiş olan bilgiler ışığında el-Hûnecî'nin ve söz konusu eserinin mantık tarihindeki yeri ve önemiyle birlikte genel bir sonuca varılmaya çalışıldı.
İlk islam ahlak incelemeleri bağlamında ahlak sosyolojisi
Ahlak; teolojiden felsefeye, epistemolojiden etnolojiye, sanata, edebiyata, hukuka, psikolojiye ve sosyolojiye uzanan zengin bir muhteva ve disiplinler arası bir uzama sahiptir. Diğer disiplinlerle ilişkisi göz ardı edilemeyecek ölçüde ehemmiyetli olsa da ahlakın ifade bulabildiği yer kuşkusuz toplumsal zemindir. Ahlak incelemeleri ve ahlak felsefesi bize göstermektedir ki ahlak sosyal bir fenomendir. Bireysel ahlak örnekleri bulunmakla beraber ahlakın yaşam zemini ve anlam uzamı toplumsal gerçekliktir. Nitekim kimi düşünürlere göre toplumsalın dışında ahlakı aramak beyhude bir arayıştır. Dolayısıyla ahlak-sosyoloji ilişkisi (ahlak sosyolojisi) kaçınılmaz bir biçimde karşımıza çıkmaktadır. Ahlak sosyolojisi, her şeyden evvel insan davranışlarının ve insan ilişkilerinin ahlaki bir temele oturtulmasından kaynaklanmakta ve insanın gündelik sosyal ilişkilerini ve toplumsal davranışlarını ahlaki değer yargılarından hareketle bir temele dayandırmaya çalışmaktadır. Diğer yandan ahlak sosyolojisi, ahlaki davranışların birer sosyal davranış haline gelmesi ve sosyal davranışın temelinde, sorumluluk bilinci ile ahlaki değer yargıların bulundurulması noktalarından hareket etmektedir. Bir kavram, tez ya da bilim dalından bahsedilirken ilk etapta onun etimolojik kökeni ve tarihsel dayanaklarına bakılır ya da tarihsel kökeni ve dayanaklarına referansla izah edilmeye ve savunulmaya çalışılır. Bu araştırmanın temel amacı sosyolojik incelemelerin ve dolayısıyla sosyolojinin modern zamanlara ait bir ilmi disiplin olsa da bu alanın önemli bir kolu olan ahlak sosyolojisinin, ilk örneklerini yaklaşık bin yıl önce verdiği iddiasıyla ilk dönem İslam düşüncesinde bu örneklerin izini sürmektir. Sosyolojik yaklaşımın; kuralları, kuramları ve yöntemleriyle sistematik bir teşekküle sahip olmasa da ilk örneklerini İslam ahlak düşüncesinde, ahlak araştırmaları bağlamında meydana getirdiği söylenebilir. Yapılan çalışma teorik araştırma kapsamına girdiğinden ilk etapta alandaki özgün ve tali kaynaklar incelenmiş ardından, alanı dolaylı açıdan ilgilendiren kitap ve makalelerden yararlanılmıştır. Araştırmaya uygun düşmesi cihetiyle yaklaşım biçimi olarak yorumsamacı ve kimi yerlerde fenomenolojik yaklaşım tercih edilmiştir. Bazen düşünürlerin ifadeleri paranteze alınmak suretiyle bazen de bu ifadelerin onların zihin dünyalarındaki anlamlandırılma biçimleri dikkate alınarak değerlendirmelere gidilmiştir. Araştırmada varılan nokta ise şöyledir. İlk İslam ahlak incelmelerinde; toplumsal dinamikler, toplumsal ilişkiler, sosyal olay ve olgular hakkında birtakım ahlak nazariyeleri geliştirilmiş ve böylelikle ahlak-toplum ilişkisi kurulmaya çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: ahlak, sosyoloji, sosyal ahlak, ahlak sosyolojisi, ilk ahlak incelemeleri
Kur'an eğitim ve öğretimine yönelik kurs programlarının Kur'an-ı Kerim derslerinde meal
Türkiye'de yaygın din eğitimi hizmetleri Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından verilmektedir. Başkanlık bu hizmetler kapsamında Kur'an eğitim ve öğretimine yönelik olarak kurslar düzenlemektedir. Bu kurslarda gerçekleştirilen temel faaliyetlerden biri ise Kur'an-ı Kerim öğretimidir. Kur'an-ı Kerim öğretiminin okuma, ezberleme ve anlama boyutları bulunmaktadır. Bu tez çalışmasında Kur'an-ı Kerim öğretiminde anlam konusuyla ilgili olmak üzere Kur'an Eğitim ve Öğretimine Yönelik Kurslardaki programların Kur'an-ı Kerim derslerindeki meal konuları incelenmektedir. Çalışmanın amacı geliştirilen programların, kursların açılış amaçlarından biri olan Kur'an-ı Kerim'in mealinin öğretilmesi hedefini gerçekleştirmesine katkı sağlamaktır. Bunun yanında programların öğrencilerin Kur'an'ı okurken anlamını da öğrenme yönündeki ihtiyaçlarını ve taleplerini karşılaması amacıyla bu kurslarda daha nitelikli eğitim yapılmasına katkıda bulunmak amaçlanmıştır. Çalışmada, konunun sınırları dâhilindeki kurs programlarının Kur'an-ı Kerim derslerinde meal konusunun ne düzeyde yer aldığı incelenmiştir. Daha sonra öğretim konusu olan mealin planlı bir şekilde işlenmesi konusu öğrenciler, öğreticiler ve program açısından değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda programlarda belirtilen meal konularının İhtiyaç Odaklı Kur'an Kursları Öğretim Programında bulunan Kur'an-ı Kerim Ek Öğretim Programı beşinci kuru dışında ezberlenen sure ve ayetlerle sınırlı olduğu, belirtilen konularla ilgili hedeflerin yazılmadığı ve bu konular için özel bir kaynağın hazırlanmamış olduğu görülmüştür. Kursların açılış amaçlarında belirtilen Kur'an-ı Kerim'in anlamının öğretilmesi amacına yönelik olarak, konu alanı ve program geliştirme uzmanlarının III görüşleri doğrultusunda geliştirilen ya da yenilenen programların gerekli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca öğrencilerin derse hazırlanmasını, dersi takip etmesini ve istediği zaman konuları tekrar edebilmesini sağlamak için programdaki konuların yer aldığı bir öğretim materyalinin hazırlanması önerilmiştir.
Ramazan ayının çocuğun dini eğitiminde bir imkân olarak değerlendirilmesi
Üç altı yaş dönemi çocuğun inanç gelişiminin başladığı, dini konulara yoğun bir ilgisinin görüldüğü dönemdir. Dinin bu güçlü etkisi fıtrattaki inanma duygusundan kaynaklanır. Çocukta öğrenme arzusunun en yüksek olduğu ve değerlerin kazanıldığı bu dönemde dini gelişim tesadüflere değil planlı dini faaliyete dayandırılmalıdır. Çünkü bu dönem çocuğun geleceğinin, dini kimlik ve karakterinin zeminini oluşturur. Bu kritik dönemin en iyi şekilde değerlendirilmesi çocuğun gelişim özellikleri doğrultusunda uygun ortam ve şartların oluşturulmasına bağlıdır. Ramazan ayı, eğitsel özellikleriyle çocuğun manevi gelişiminde, dini ve ahlaki değerleri kazanmasında önemli fırsatlar oluşturur. Bu ayın imkânlarının dini gelişimde planlı bir şekilde değerlendirilmesi tezimizin konusunu oluşturur. Bu ay, çocuğun inanç, tutum ve davranışlar edinmesinde önemli bir rol oynar. Çünkü bu ay, namaz, oruç, zekât ve Kur'an tilaveti ibadetleriyle birey, aile ve toplumda manevi yenilenmenin gerçekleştiği, şuurlarda Allah bilincinin aktifleştiği, dini duyguların yoğunlaştığı ve dine bağlılığın somutlaşarak görünür hale geldiği bir eğitim ayıdır. Çalışmada Ramazan ayının manevi ikliminde Allah sevgisi, doğruluk, yardımlaşma, sevgi, saygı, sorumluluk, iyilik, şükür, merhamet, hoşgörü ve temizlik gibi evrensel değerlerin etkinliklerle çocuklara planlı bir şekilde kazandırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda çocuğun dönemini 3-6 yaş aralığı ile sınırlandırıp fiziksel, bilişsel, psikosoyal, ahlaki ve dini gelişim özelliklerini ortaya koyarak bu çalışma hazırlanmıştır. Giriş bölümü araştırmanın konusu, problemi, amacı, önemi, metodu, sınırlılıkları ve ilgili çalışmalardan oluşmaktadır. İlk bölümde eğitim, din eğitimi, aile, çocuğun gelişim özellikleri ve eğitimde oyunun rolü üzerinde durulmaktadır. İkinci bölümde Ramazan ayı ve bu ayda çocuklara kazandırılacak alışkanlıklar incelenmektedir. Üçüncü bölüm 3-6 yaş dönem çocuğuna yönelik eğlendirici ve eğitici etkinlikleri içermektedir. Üç-altı yaş dönemi oyun çağı olmasından dolayı eğlenmeyle birlikte öğrenme, merak, keşfetme duygularına hitap eden dini içerikli etkinlikler hazırlanmıştır. "Hoş Geldin Ramazan Ayı", "Sadaka Kutusu", "Ramazan Ayı Daveti", "Kandil Simidi", "Ramazan Ayı Balonları" gibi birçok eğlendirici etkinlikle çocuğun eğlenerek dini değer ve davranışları içselleştirmesi amaçlanmıştır. Alanında ilk olan bu çalışmanın çocukların dini ve manevi gelişiminde önemli bir boşluğu dolduracağı düşünülmektedir.