
21
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
İlk atak psikoz hastalarında nöropsikolojik değerlendirmeler
Amaç: Psikotik belirtinin ortaya çıkmasından tedavi başlangıcına kadar geçen süre uzadıkça tedaviye yanıt azalmakta ve alevlenmeler daha sık olmaktadır. İlk psikozun ortaya çıktığı bu dönem şizofreninin gidiş özellikleri hakkında önemli ipuçları içermektedir. Erken yaşta ortaya çıkan ilk psikoz atağı birçok sosyodemografik ve klinik değişkenlerin etkisinde gerçekleşmektedir. İlk atak psikoz hastalarında bilişsel ve işlevsel bozulmalar da söz konusu olabilir. Bu çalışmada ilk psikotik atak yaşayan hastalarda sosyodemografik değiĢkenler, alkol ve madde kullanımı, travmatik yaşam olayları gibi çevresel etkenlerin psikozun oluşmasındaki rolü incelenmekte ve ilk atak psikotik hastalarda bilişsel işlevlerde bozulma olup olmadığı araştırılmaktadır. Yöntem: Araştırmanın örneklemi 60 İlk Atak Psikoz (İAP) hastası ve 60 sağlıklı gönüllü kontrolden oluşturuldu. İki grubun bilişsel işlevlerini değerlendirmek için Nöropsikolojik Test Bataryası; psikososyal etkenleri değerlendirmek için Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği (CTQ), Sosyal Çevre Ölçüm Aracı, Yaşam Olayları Ölçeği, Tütün ve Alkol Kullanım Ölçeği ve Madde/Esrar Kullanım Ölçeği kullanıldı. Hasta grubunun klinik durumunu değerlendirmek için; Pozitif ve Negatif Sendrom Ölçeği (PANSS), Young Mani Belirtileri Ölçeği, İçgörü Ölçeği kullanıldı. Bulgular: İlk atak psikoz hastalarında; son bir yıl içinde yaşanan yaşam olayları, doğum mevsimi, adli öykü, OKB öyküsü, 1.derece akrabada şizofreni olma ve psikoz bulunma, intihar girişimi gibi klinik değişkenler açısından sağlıklı kontrollere göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık görüldü. Çocukluk çağı travma puanları açısından iki grup arasında fark olmadığı saptandı. İlk atak psikoz hastalarında sağlıklı normallerle karşılaştırıldığında, özellikle sözel bellek, dikkat, işlem hızı, çalışma belleği ve yürütücü işlevlerde daha belirgin bilişsel işlev bozulması olduğu saptandı. Sonuç: Şizofrenide önemli belirti kümelerinden biri olan bilişsel işlev bozulması şizofreni hastalığının başlangıcında, ilk psikoz atağının çıktığı dönemde de bulunmaktadır.
Şizofrenide zihin kuramı ve empati ile 2D:4D parmak oranları arasındaki ilişki
Amaç: Şizofrenide ikinci ve dördüncü el parmak oranları (2D:4D) yeni çalışılmaya başlanan bir konu olmakla birlikte çalışmalar doğrultusunda bahsedilen oranın şizofrenide artmış olduğu bilinmektedir. Şizofreni hastalarında yapılan Zihin Kuramı ve empati çalışmaları sonucunda ise bu becerilerde bozulma olduğu görülmektedir. Ancak, bahsedilen bu alanlar şizofrenide birlikte çalışılmamıştır. Bu çalışmanın amacı; şizofrenide empati ve zihin kuramındaki bozulmalar ile 2D:4D'yi araştırmak, şizofreni hastalarında zihin kuramı ve empati ile 2D:4D parmak oranları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Yöntem: Çalışma, DSM-IV tanı ölçütlerine göre şizofreni tanısı konulmuş 48 hasta ile 48 sağlıklı gönüllüden oluşan örneklem ile yapıldı. Katılımcılara Empati Ölçeği (EÖ), Gözlerden Zihin Okuma Testi (RMET), Pozitif ve Negatif Sendrom Ölçeği (PANSS) verildi ve dijital kumpas ile 2D:4D Parmak Oranları değerlendirildi. Bulgular: Şizofreni hastaları ile sağlıklı gönüllüler arasında Empati ve Zihin Kuramı bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu. 2D:4D parmak oranları incelendiğinde ise şizofreni hastaları sağlıklı gönüllülerle kıyaslandığında gruplar istatistiksel açıdan anlamlı farklılık gösterdiler. Sonuç: Şizofreni hastalarının empati ve zihin kuramı becerileri bozulma göstermektedir. Sol el 2D:4D parmak oranları ise şizofreni hastalarında sağlıklı katılımcılara kıyasla artmaktadır. Şizofreni hastalarında zihin kuramı ve empati ile 2D:4D parmak oranları arasında herhangi bir ilişki mevcut değildir. Anahtar Sözcükler: Şizofreni, 2D:4D parmak oranları, empati, zihin kuramı
İki uçlu bozuklukta atipik antipsikotik ilaç kullanımı ile nörobilişsel işlevler arasındaki ilişki
Bu çalışmanın amacı duygudurum dengeleyiciye ek olarak atipik antipsikotik ilaç (DDD+AAP) kullanan bipolar bozukluk tanılı ötimik hastalardaki bilişsel işlevlerin tek başına duygudurum dengeleyici ilaç (DDD) alan hastalar ve sağlıklı kontrollerinkiyle (SK) karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. DDD+AAP alan hastaların DDD alan hastalar ve sağlıklılardan daha bozuk nörobilişsel işlev sergileyeceği hipotezlenmiştir. Araştırmaya Bipolar Bozukluk (BB) tip I tanısı almış ötimik durumda olan toplam 82 hasta (DDD kullanan 36; DDD+AAP kullanan 46) ile yaş ve cinsiyetçe eşleştirilmiş 55 sağlıklı birey katılmıştır. Hasta grupları ve sağlıklı kontroller başlıca yürütücü işlevler, sözel öğrenme, görsel öğrenme ve bellek, dikkat ve işlem hızı, sözel akıcılık işlevlerini ölçen nörokognitif test performansları açısından karşılaştırılmıştır. . Karşılaştırılan gruplar arasında en kötü performansı DDD+AAP alan grup gösterirken bunu sırasıyla DDD ve SK grubu izledi. BB tanılı hastalarda DDD'ye ek AAP kullanımının daha fazla bilişsel alanda işlev kaybı ile ilişkili olabileceği düşünüldü. Literatürle uyumlu olarak ketiyapin kullanımının olanzapin kullanımından daha az bilişsel bozulma ile ilişkili olduğu saptandı. Randomize kontrollü araştırmalar yapılması daha aydınlatıcı bilgi verecektir
Parkinson hastaları ile sağlıklı yaşlılarda görsel olaya ilişkin potansiyellerin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Parkinson Hastalığı (PH) olguları ve sağlıklı yaşlılarda olaya ilişkin potansiyeller (OİP) ile PH'de değişen beyin dinamiklerini incelemek ve nöropsikolojik test skorlarıyla ilişkilerini araştırmaktır. Yöntem: Çalışmamıza 18 PH olgusu (ortalama yaş, 65.30) ve cinsiyet, eğitim ve yaş açısından eşleştirilmiş 18 sağlıklı kontrol (ortalama yaş, 69.10) dahil edilmiştir. Katılımcılara ayrıntılı nöropsikolojik testler uygulanmış ve EEG kayıtları alınmıştır. EEG analizleri sonucunda elde edilen P300 ve N200 yanıtları (0.5-25 Hz) incelenmiş ve nöropsikolojik test skorları ile ilişkileri araştırılmıştır. EEG kaydı uluslararası 10-20 sistemine göre, klasik görsel oddball paradigması kullanılarak yapılmıştır. İstatistiksel analizlerde tekrarlayan ölçümlerde ANOVA ve post-hoc analizlede bağımsız örneklem t-testi kullanılmıştır. OİP yanıtlarıyla nöropsikolojik test skorları arasındaki ilişkiye ise parsiyel korelasyon analizi ile bakılmıştır. Bulgular: PH olgularının P300 genlik yanıtları sağlıklı kontroller ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamı bulunmuştur [F (1,31)=9.265; p=0.005]. F3, Fz, Cz, C4, Pz ve P4 elektrot yerleşimlerinden alınan görsel P300 genlik yanıtları sağlıklılardan düşüktür (sırasıyla: p=0.038, p=0.004, p=0.007, p=0.033, p=0.016, p=0.035). Ayrıca N200 latans yanıtları açısından PH olguları ile sağlıklı kontroller arasında grup farkı vardır [F (1,31)=4.186; p=0.049]. P4, O1 ve OZ elektrot yerleşimlerinden alınan görsel N200 latans yanıtları düşüktür (sırasıyla: p=0.033, p=0.043, p=0.022). Stroop testi ve sayı menzili testi ile P300 genlik ve N200 latans yanıtları arasında orta düzeyde korelasyon elde edilmiştir. Sonuç: Kognitif işlevlerin değerlendirilmesinde sıklıkla kullanılan P300 ve N200 bileşenlerinin PH olgularındaki henüz nöropsikolojik test skorlarına yansımayan erken değişiklikleri saptayabileceği düşünülmektedir. Bu bulguların gelecekte PH'nın evrelerinde incelenmesi erken evrelerdeki EEG verilerinin geçerliliğini güçlendirecektir. Anahtar Sözcükler: Parkinson Hastalığı, Görsel Olaya İlişkin Potansiyeller, Görsel P300/N200
Vestibüler migren ve migren hastalarında anksiyete bozukluklarının yaygınlığının ve şiddetinin incelenmesi
Amaç: Vestibüler migren ve baş dönmesi öyküsü olmayan migren hastalarında, nörolojik belirtilere, anksiyete bozuklukları, duygudurum bozuklukları gibi psikiyatrik semptomlar eşlik etmektedir. Bu çalışmada, vestibüler migren, baş dönmesi öyküsü olmayan migren hastaları ve sağlıklı kontrollerin, anksiyete ve depresyon belirtileri ile şiddeti açısından incelenmesi, aralarındaki ilişkinin değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Yöntem: Araştırmanın örneklemi 35 vestibüler migren hastası, 31 baş dönmesi öyküsü olmayan migren hastası ve 32 sağlıklı kontrolden oluşmaktadır. Üç grubun anksiyete ve depresyon belirtilerini değerlendirmek için, Yetişkin ve Çocuk Ayrılık Anksiyetesi Öz Bildirim Listeleri (SASI/ASA), Panik-Agorafobik Spektrum Ölçeği (PAS-SR), Beck Depresyon Envanteri (BDE), Hamilton Anksiyete Değerlendirme Ölçeği (HAM-A), Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri (STAI), PENN State Endişe Ölçeği (PENN) kullanılmıştır. Vestibüler migren ve baş dönmesi öyküsü olmayan migren hastalarının yaşam boyu psikiyatrik öykülerini değerlendirmek için, DSM-IV Eksen Bozuklukları için Yapılandırılmış Klinik Görüşme (SCID-I) kullanılmıştır. Bulgular: Vestibüler migren ve baş dönmesi öyküsü olmayan migren hastaları psikiyatrik tanı öyküsü (SCID-I) açısından karşılaştırıldığında anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p<0.05). VM ve migren grubu ailede taşıt tutma öyküsü, ailede migren öyküsü, kişide taşıt tutması öyküsü, seyahatte kitap okuma açısından karşılaştırıldığında aralarında farklılık gözlenmemiştir ancak sağlıklı kontrollerden anlamlı bir biçimde farklılaşmışlardır (p<0.05). VM ve baş dönmesi öyküsü olmayan migren hastaları anksiyete belirtileri açısından sağlıklı kontrollerden HAM-A, PENN, ASA, PAS-SR ve alt ölçeklerinde farklılaşmışlardır (p<0.05). VM hastaları ise baş dönmesi öyküsü olmayan migrenlilerden BDE'de, PAS-SR genel toplam ve alt ölçeklerinde farklılık göstermişlerdir (p<0.05). Migren hastası olma süresi arttıkça, anksiyete puanlarında, VM hastası olma süresi arttıkça, hem anksiyete hem depresyon puanlarında artış görülmüştür. Baş ağrısı şiddeti ve baş dönmesi şiddeti arttıkça baş dönmesi öyküsü olmayan migren ve VM hastalarının anksiyete ve depresyon puanlarında artış görülmüştür (p<0.05). Sonuç: Vestibüler migren ve baş dönmesi öyküsü olmayan migren hastalarında sağlıklı kontrollere oranla daha yüksek anksiyete ve duygudurum bozukluğu saptanmıştır. Her iki hastalık da kendi arasında anksiyete, depresyon belirtileri ve şiddeti açısından farklılaşma göstermektedir. Bulgular ışığında VM hastaların psikiyatrik hastalıklara daha yatkın oldukları, bu nedenle hastaların tedavisinde mutlidisipliner bir yaklaşım izlenmesinin, hastalığın idamesini kolaylaştıracağı düşünülmüştür. Anahtar Sözcükler: Vestibüler migren, migren, anksiyete bozuklukları, duygudurum bozuklukları
Ayrılma anksiyetesi için yapılandırılmış Klinik Görüşme, Çocukluk ve Yetişkinlik Ayrılma Anksiyetesi Ölçekleri'nin geçerlik ve güvenirliği
Amaç: Ayrılma anksiyetesi, kişinin anne ya da temel bağlanma figüründen ayrılma durumunda veya ayrılma beklentisinde endişe duyması halidir. Son yıllarda ayrılma anksiyetesinin, yetişkinliğe uzadığı veya yetişkinlikte de başlayabileceği gösterilmiştir. Çalışmanın amacı ayrılma anksiyetesinin tanı ve şiddetinin belirlenmesinde kullanılan 1) ?Ayrılma Anksiyetesi Belirti Envanterini (AABE)? (Separation Anxiety Symptoms Inventory; SASI), 2) ?Yetişkin Ayrılma Anksiyetesi Anketini (YAA)? (Adult Separation Anxiety Questionnaire; ASA) ve 3) ?Ayrılma Anksiyetesi Belirtileri için Yapılandırılmış Klinik Görüşme'yi (AAB-YKG)? (Structured Clinical Interview for Separation Anxiety Symptoms; SCI-SAS) ölçeklerinin Tükçe'ye uyarlanarak, hasta ve sağlıklı gönüllü gruplarında geçerlik ve güvenirlik çalışmalarının yapılmasıdır.Yöntem: Çalışma DSM-IV tanı ölçütlerine göre anksiyete bozukluğu ve/veya majör depresyon tanısı almış 282 hasta ve herhangi bir psikiyatrik hastalığı olmayan 128 sağlıklı gönüllü grubundan oluşan, toplam 410 kişinin oluşturduğu bir örneklemle yapılmıştır. Tüm katılımcılara M.I.N.I. (Mini International Neuropsychiatric Interview; Kısa Uluslar Arası Nöropsikiyatrik Görüşme, Klinisyen Değerlendirmesi) uygulanarak psikiyatrik bozukluklar belirlenmiş ve sosyodemografik veri formu, AAB-YKG, AABE, YAA, Panik Bozukluğu Şiddet Ölçeği (PBŞÖ), Yaşam Boyu Panik-Agorafobik Spektrum Ölçeği'nin (PASÖ-YB) ?Ayrılmaya Duyarlılık Alt Ölçeği? ve Kaygı Duyarlılığı İndeksi (KDİ) uygulanmıştır.Bulgular: Geçerlik çalışmalarında, her üç ölçeğin de hastaları sağlıklılardan ayırt ettiği gözlenmiştir. Bu üç ölçeğin birbirleri ile ve PASÖ-YB ayrılmaya duyarlılık puanlarıyla yüksek düzeyde ilişkili olduğu, KDİ'le orta düzeyde ilişkili olduğu anlaşılmıştır. Faktör analizi ile AAB-YKG çocukluk bölümünün 3, yetişkinlik bölümünün 2, AABE'nin 3 ve YAA'nin ise 5 faktörlü yapıya sahip oldukları saptanmıştır. AAB-YKG'nin orta düzeyde iç tutarlılık gösterdiği (çocukluk bölümü Cronbach alfa katsayısı=0.57; yetişkinlik=0.59), iki alt ölçeğindeki tüm maddelerinin ölçeğin tümüyle orta düzeyde tutarlı olduğu, buna karşılık test-tekrar test ve görüşmeciler arası tutarlılığının oldukça iyi olduğu gösterilmiştir. AABE ve YAA'nin ikisininde yüksek iç tutarlılığa (AABE için Cronbach alfa=0.89; YAA için Cronbach alfa=0.93) sahip oldukları, madde-toplam puan korelasyonlarının yüksek olduğu ve test-tekrar test güvenirliklerinin de oldukça iyi olduğu gösterilmiştir.Sonuç: Bu çalışmayla Türkçeye kazandırılan iki ayrılma anksiyetesi ölçeği ile bir yapılandırılmış klinik görüşmenin geçerli ve güvenilir oldukları belirlenmiştir. Bu gereçler yetişkinlik dönemindeki ayrılma anksiyetesi bozukluğu konusunda yapılacak klinik araştırmalarda tanı koymak ve şiddet belirlemek amacıyla kullanılabilir.Anahtar sözcükler: Yetişkin ayrılma anksiyetesi, Yetişkin Ayrılma Anksiyetesi Anketi, Ayrılma Anksiyetesi Belirti Envanteri, Ayrılma Anksiyetesi Belirtileri için Yapılandırılmış Klinik Görüşme.
Toplum temelli bir örneklemde psikoz benzeri yaşantıların bilişsel işlevlerle ilişkisi
Amaç: Psikotik bozukluk geliştirmedikleri halde psikoz riski taşıdığı düşünülen bireylerde şizofreni spektrumundaki kişilerle benzer bilişsel bozulmaların olabileceği düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı toplum temelli bir örneklemde psikoz benzeri yaşantıları olan kişilerin bilişsel işlevlerinin normal kişilerden daha kötü ve şizofreni hastalarından daha iyi olacağını göstermektir. Ayrıca, psikoz benzeri yaşantısı olan kişilerin bilişsel işlevlerindeki bozulmanın psikotik, depresif ve dissosiyatif belirtilerle ilişkili olmayacağı beklenmiştir.Yöntem: Bu çalışmanın örneklemi şizofreni (n=19), psikoz benzeri yaşantı (n=32) ve kontrol gruplarındaki (n=23) 74 katılımcıdan oluşmaktadır. Üç grupta bilişsel işlevleri değerlendirmek için Rey Sözel Öğrenme ve Bellek Testi, Stroop Testi, Sözel Akıcılık Testi , Kategori Akıcılık Testi, Weschler Görsel Kopyalama Testi , İz Sürme Testi A ve B formları, İşitsel Sessiz Üç Harf Sıralama Testi ve Sayı Dizileri Testi uygulanmıştır. Katılımcıların psikotik, depresif ve dissosiyatif belirtileri ise sırasıyla Pozitif ve Negatif Sendrom Ölçeği (PANSS), Hamilton Depresyon Ölçeği (HAM-D) ve Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği (DES) ile değerlendirilmiştir. Gruplar bilişsel ve klinik testlerin sonuçları açısından karşılaştırılmıştır.Bulgular: Psikoz benzeri yaşantı grubunun Stroop testinin renk okuma bölümü ve Rey dışında tüm nöropsikolojik testlerde kontrol grubundan daha kötü performans gösterdiği saptanmıştır. Psikoz benzeri yaşantı grubunun bilişsel işlevleri şizofreni grubuna kıyasla daha iyi olmasına karşın, Rey ve İz Sürme Testi dışındaki testlerde iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Psikoz benzeri yaşantı grubunun nöropsikolojik testleri ile, PANSS, HAM-D ve DES puanları arasında ilişki bulunmamıştır.Sonuç: Genel olarak, psikoz benzeri yaşantı grubu bilişsel açıdan kontrol grubundan daha kötü, şizofreni grubundan daha iyi performans göstermiştir. Bu grubun bilişsel işlevleri ile klinik durumları arasında ilişki saptanmamıştır.
Palmomental refleks ve palmosubmental refleks
Amaç ve hipotez: Palmomental refleks yanıtı ilkel bir refleks olarak düşünülür ve patolojik durumlarla ilişkilidir. Sağlıklı yaşlılar ve demansif hastalarda, median sinir uyarımı ile mental ve submental kasların refleks aktivasyonu daha önce çalışılmamıştır. Ayrıca, daha önce orbicularis oris ve masseter kaslarının refleks yanıtlarıyla ilişkili bir bildiri yapılmamıştır.Yöntem: Bu çalışmada, demanslı hastalarda (n=18) ve sağlıklı yaşlılarda (n=20) bipolar yüzeyel elektrotlar kullanılarak median ve radial sinirler eşik-altı uyarıldı ve mental, submental, orbicularis oris ve masseter kaslarından elde edilen aktiviteler kayıtlandı.Bulgular: Tüm olgularda palmomental ve palmosubmental refleks yanıtlar yaklaşık aynı latanslı (80-90 ms) olarak saptandı. Orbicularis oris ve masseter kaslarının refleks yanıtları, mental ve submental refleks yanıtlar ile karşılaştırıldığında hafifçe daha uzun latanslıydı ve amplitüdleri daha düşüktü. İki hastadan iğne elektrot kayıtlaması ile benzer latanslı mental ve submental refleks yanıtlar elde edildi (?clear-cut? yanıtları ile). Bilekte radial sinir stimülasyonu ile daha geç latanslı ve düşük amplitüdlü refleks yanıtlar elde edildi.Sonuç: Bilekte median sinir uyarımı ile tüm kaslardan benzer latanslı yanıt alınması, palmomental refleksin sadece mental kas ile ilgili ilkel bir refleks olmaktan ziyade el-ağız ilişkisini yansıtan ve ağız açma veya yutma gibi fonksiyonlarla birlikte olan bir aktivite olduğunu göstermiştir. Bu refleksler el ve ağız koordinasyonunun fizyolojisini incelemede yeni gelişmelere yol gösterebilir.
Şizofrenide zihin teorisi, empati ve içgörü yeteneklerinin klinik değişkenlerle ilişkisi
Amaç: Şizofreni psikososyal işlev bozulmasına yol açan bir hastalıktır. Şizofrenideki psikososyal işlev bozulmasının sosyal bilişsel (social cognition) bozulma ile ilişkili olduğu öne sürülmektedir. Sosyal bilişin önemli bir boyutunu oluşturan Zihin Teorisi, bir kişinin kendisinin ve diğer kişilerin zihinsel durumlarını temsil edebilme için gerekli bilişsel kapasitesiyi ifade eder. Bu araştırmanın amacı şizofrenide Zihin Teorisi işlev bozukluğunu, ve Zihin Teorisi işlev bozukluğu ile klinik değişkenler, içgörü ve empati ile ilişkisini araştırmaktır.Yöntem: Çalışmaya 89 şizofreni hastası ve 89 sağlıklı kontrol alındı. Her iki grubun Zihin Teorisi ve empati yetenekleri, şizofreni hastalarının hastalığa yönelik içgörüsü ölçüldü. İki grubun Zihin Teorisi ve empati performansları karşılaştırıldı. Klinik etkenlerin sosyal biliş üzerindeki etkisine ve zihin teorisi işlev bozulmasına yol açabilen klinik risk etkenlere bakıldı.Bulgular: Şizofreni hastalarının Zihin Teorisi ve empatik becerilerinde sağlıklı kontrollere göre bozulma olduğu görüldü. Hastaların kısmi içgörüye sahip oldukları bulundu. Zihin Teorisi ve empati arasında daha güçlü olmakla beraber üç beceri arasında doğru orantılı ilişki olduğu saptandı. Zihin Teorisi'nin öğrenim düzeyinden etkilendiği, varsanılar, duygulanımda küntlük, suçluluk duyguları ve pozitif belirtilerle ile ilişkili olduğu bulundu. PANSS ölçeğinde duygulanımda küntlük ve varsanılar maddelerinde şiddetli puan alan hastaların diğer hastalara oranla 2 katı oranında Zihin Teorisi işlevinde bozulma gösterdiği saptandı.Tartışma: Şizofrenide sosyal bilişsel işlevle ilişkili olan Zihin Teorisi becerisinde bozulma vardır. Bu bozulma empati ve içgörü yetenekleri ile doğrudan ilişkilidir. Şizofrenide Zihin Teorisi becerisi öğrenim düzeyinden doğrudan etkilenmektedir. Varsanı ve duygulanımda küntleşme belirtileri Zihin Teorisi becerisinin yordayıcıları olabilir.Anahtar Kelimeler: Şizofreni, Sosyal Biliş, Zihin Teorisi, Empati, İçgörü, Pozitif belirtiler, Negatif belirtiler, Duygulanımda küntleşme, Varsanılar
FAB (Frontal Assessment Battery) Testinin Türk toplumunda geçerlilik ve güvenilirliği
Bilimsel zemin: Frontal Değerlendirme Bataryası (FDB) frontal lob fonksiyonlarının değerlendirilmesinde kullanılan kısa sürede uygulanabilen bir testtir. 0 - 18 arası total olası bir skor veren altı alt bölümden oluşur. Alt bölümler; benzerlikler (konseptualizasyon), kelime akıcılığı (mental fleksibilite), motor seriler (programlama), çelişen yönergeler (interferansa duyarlılık), yap-yapma (inhibitör kontrol), yakalama davranışıdır (çevresel otonomi). Testte alınan yüksek puan daha iyi performans anlamını taşırAmaç: FDB'nin Türkçe versiyonun psikometrik özelliklerini değerlendirmek, geçerlilik ve güvenilirliğini araştırmaktırYöntem: Bu çalışmada 94 nöropsikiyatrik hastalığı olan olgu ile 92 sağlıklı kontrol değerlendirildi. FDB'nin orijinal İngilizce versiyonunun çevirme ve geri çevirme yöntemiyle Türkçeleştirilmiş şekli kullanıldı. FDB ile birlikte Standardize Mini Mental Test (SMMT), Stroop testi ve kısa sosyodemografik anket uygulandı. Hakemler arası tutarlılık, iç tutarlılık, test-tekrar test tutarlılığı, faktör analizi, grup bilgileri ve kriterlerinin geçerlilik ve duyarlılık analizleri yapıldı. İstatistiksel değerlendirmede parametrik ve parametrik olmayan korelasyon, T test ve ANOVA analizi kullanıldıBulgular: Tüm çalışma grubunun yaş ortalaması 61.8 di. Katılımcıların %42.5 kadın, %41.9 ilkokul, %41.4 orta ve lise, %16.7 yüksek okul mezunu idi. Tüm çalışma grubunda FDBnin iç tutarlılığı anlamlı bulundu (? : 0,73). FDBnin 6. bölümü olan çevresel otonomi önceki çalışmalarda olduğu gibi problem içeriyordu. Düşük eğitimli grupta FDB test skoru düşük bulundu (p<0.001). FDB'nin bazı başlıklarında (mental esneklik, interferansa duyarlılık ve inhibitör kontrol) erkeklerin skorları kadınlardan daha yüksek idi. Ayrıca FDB ile SMMT (0.765, p<0.000) ve stroop test skorları (r = -0.252 --- -0.650, p<0.01) korele bulunduSonuç: FDB Türk toplumunda sağlıklı kontrollerde ve Alzheimer, Parkinson ve Şizofreni gibi nöropsikiyatrik hastalıklarda geçerli ve güvenilir bir testtir. FAB'ın 6. iteminin (çevresel otonomi) sağlıklı ve hasta grubunda iyi çalışmadığı görülmüştür. Kontrol ve nöropsikiyatrik hastalık grubunda yaş ve eğitim FDB'nin sonuçlarını etkileyen önemli faktörlerdir. Nöropsikiyatrik hastalık grubunda cinsiyet sonucu etkileyen diğer bir faktördür.Anahtar kelimeler: Frontal işlevler, FDB, Geçerlilik, Güvenilirlik
Alzheimer hastalığı'nda emosyonel olaya ilişkin potansiyellerin incelenmesi
Amaç: Alzheimer Hastalığı (AH), bilişsel bozulmalar ile karakterize ilerleyici bir nörodejeneratif hastalıktır. Bilişsel bozulmaları, hastaların yüz ifadelerini tanımada yaşadıkları problemler nedeniyle sosyal becerilerdeki bozulmalar takip etmektedir. Yapılan nöropsikolojik değerlendirme çalışmaları, AH hastalarının emosyonları tanımada, emosyonel ipuçlarını anlama ve onları yorumlamada sorun yaşadığını göstermiştir ve bu sorun, AH hastalarının günlük yaşam kalitesinde düşüşe neden olmaktadır. Bu çalışmada, AH hastalarının kognitif bir yük olmaksızın, görsel emosyonel uyaranlara verdikleri P100, N170/Verteks Pozitif Potansiyel (VPP) ve N230 yanıtların incelenmesi amaçlanmaktadır. Yöntem: Çalışmaya, 20 AH olgusu ile yaş, eğitim ve cinsiyet uyumlu 22 sağlıklı gönüllü dâhil edilmiştir. EEG kaydı sırasında katılımcılara kızgın, mutlu, korkmuş, ifadesiz ve üzgün olmak üzere beş farklı yüz ifadesini içeren fotoğraflar, beş ayrı oturumda gösterilmiştir. P100, 30-120 ms zaman aralığındaki en yüksek pozitif tepe olarak belirlenmiş; O1, Oz ve O2 elektrot yerleşimlerindeki genlik ve latans değerleri ölçülmüştür. N170/VPP bileşenleri, 120-210 ms zaman aralığındaki en yüksek negatif/pozitif tepe olarak belirlenmiş ve N170 için TP7, TP8, P7, P8, O1 ve O2 elektrot yerleşimlerindeki, VPP için Fz, FCz ve Cz, elektrot yerleşimlerindeki genlik ve latans değerleri ölçülmüştür. N230, 200-360 ms zaman aralığındaki en yüksek negatif tepe olarak belirlenmiş ve F3, Fz, F4, C3, Cz ve C4 elektrot yerleşimlerindeki genlik ve latans değerleri ölçülmüştür. Aynı zamanda gruplardaki cinsiyet farkına göre potansiyel ve davranışsal verilerin değişimine bakılmıştır. Son olarak, emosyonel potansiyellerin nöropsikolojik test skorları ile korelasyonları incelenmiştir. Bulgular: P100 genlik analizinde kızgın yüz ifadeleri dışında AH'li bireylerin yanıtlarının oksipital bölgede sağlıklılardan daha büyük olduğu gözlenmiştir (F1,40=4.282; p=.045). P100 2 latans analizinde, AH olgularının sol ve orta hat latanslarının sağlıklılara kıyasla uzamış olduğu ölçülmüştür (F2,80=3.852; p=.031). N170 genlik ölçümlerinde tüm koşullarda AH olgularının yanıtları sağlıklılardan küçüktür (F1,40=5.648; p=.022). Aynı zamanda mutlu yüz ifadesi koşulu, korkmuş, üzgün ve ifadesiz yüz koşullarından daha büyük yanıt açığa çıkarmıştır (F4,160=3.090; p=.043). N170 latans ölçümlerinde, korkmuş yüz ifadelerinin diğer koşullardan daha uzamış latanslara sahip olduğu görülmüştür (F4,160=2.918; p=.035). Ek olarak, AH'li bireylerin sağ hattan mutlu ve korkmuş yüz ifadesi sırasında ölçülen N170 latansları, sağlıklılara kıyasla gecikmiştir (F4,160=3.538; p=.012). Koşullar arasında kızgın, mutlu ve korkmuş yüz ifadeleri, üzgün ve ifadesiz olanlara kıyasla daha büyük VPP yanıtları meydana getirmiştir (F4,160=4.399; p=.003). AH olgularında korkmuş ve ifadesiz yüz ifadelerinde sağlıklılardan daha büyük VPP yanıtları gözlenmiştir (F4,160=5.604; p=.001. İfadeler arasında N230 yanıtları en yüksek genliğe kızgın yüz ifadesi ile (F4,160=4.019; p=.011), en kısa latansa ifadesiz yüz ifadesi ile ulaşmıştır (F4,160=3.189; p=.021). AH'li bireylerin mutlu yüz ifadelerindeki N230 latansları sağlıklı bireylere kıyasla gecikmiştir (F4,160=2.642; p=.045). Grupların nöropsikolojik test skorları ile emosyonel potansiyelleri arasında orta-güçlü düzeyde korelasyonlar saptanmıştır. Sonuç: AH olgularında, sağlıklılardan büyük olarak ölçülen P100 yanıtlarına, frontal bölgedenin aktivasyonunda azalmanın ve anterior bölgenin posterior üzerindeki baskılamasının kalkmasının; P100 latansındaki gecikmeye ise subkortikal bölgeden birincil görme alanına uzanan yolaklardaki bozulmanın neden olduğu düşünülmüştür. N170 potansiyelinde tüm koşullarda AH olgularının sağlıklı bireylere kıyasla daha küçük yanıtlara sahip olduğu görülmüştür. Bu bulgu, hastaların erken algısal işlemlemedeki ve ventral yolaktaki bozukluklara dikkat çekmektedir. N170 potansiyelinin aksine, VPP'de AH olguları korkmuş ve ifadesiz yüz uyaranı koşullarında daha büyük yanıtlara sahiptir. Bu farklılığın nedeni, hafif demansta posterior yüz işlemleme alanları ile prefrontal bölge arasındaki iletişimin bozulması olabilir ve dorsal yolağın ventral yolağa kıyasla görece korunmuş olduğunu göstermektedir. Emosyonel N230 latansında AH olgularının mutlu yüz ifadesindeki latans gecikmesi, hasta grubunun mutlu yüz ifadelerini tanımda zorlandıklarını ve günlük yaşamlarında sık izlenen ajitasyonlarına katkıda bulunabileceğini düşündürmüştür. Anahtar Sözcükler: Alzheimer Hastalığı, Emosyon, P100, N170, VPP, N230, Emosyonel yüz
İlerleyici ve stabil hafif kognitif bozukluk olgularında olaya ilişkin potansiyellerin incelenmesi
Amaç: Amnestik Hafif Kognitif Bozukluk (HKB), Alzheimer Hastalığı'nın (AH) öncül evresi olarak görülmektedir ve AH'ye dönüşme oranı oldukça yüksektir. HKB'den AH'ye dönüşümü öngörebilecek bir belirtece ihtiyaç duyulmaktadır. Çalışmanın amacı, olaya ilişkin potansiyellerden P300 bileşeninin HKB'den AH'ye dönüşümde belirteç olarak kullanılabilirliğinin incelenmesidir. Yöntem: Başlangıç ve bir yıllık takip nörolojik muayene, nöropsikolojik test ve EEG kayıtları bulunan 14 ilerleyici, 14 stabil HKB olgusu ile bu olgularla yaş, eğitim ve cinsiyet uyumlu 29 sağlıklı kontrol çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcıların görsel seyrek uyaran paradigmasıyla ortaya çıkarılan ortalama P300 genlik değerleri, Fz, Cz ve Pz elektrotlarından, 280-550 ms zaman aralığında otomatik olarak ölçülmüştür. Ortalama P300 genlik değerleri ile nöropsikolojik test puanları arasındaki korelasyonlar incelenmiş ve ortalama P300 genlik değerlerinin duyarlılık ve özgüllüğünün belirlenmesi için ROC eğrisi analizleri yapılmıştır. Bulgular: İlerleyici ve stabil HKB olgularının başlangıç P300 genliklerinin sağlıklı kontrollerden ve ilerleyici HKB olgularının başlangıç P300 genliklerinin stabil HKB olgularından düşük olduğu saptanmıştır (F2,54=14.942; p<.001). Takip P300 genlik değerleri ilerleyici ve stabil HKB olgularında sağıklı kontrollere kıyasla düşük bulunmuştur (F2,54=12.288; p<.001). Ayrıca, başlangıç ve takip Fz P300 genlikleri Cz ve Pz P300 genliklerinden yüksektir. ROC analizleri, başlangıç P300 genliğinin ilerleyici ve stabil HKB'yi %85.7 duyarlılık ve %71.4 özgüllük ile ayırt edebildiğini göstermiştir. Sonuç: Çalışma bulguları, P300 genlik değerlerinin HKB'den AH'ye dönüşümü öngörebilmek, ilerleyici ve stabil HKB ayrımını yapabilmek adına bir belirteç olarak kullanımını desteklemektedir. Anahtar Sözcükler: Hafif Kognitif Bozukluk, Alzheimer Hastalığı, Olaya İlişkin Potansiyeller, P300
İşitsel ve görsel seyrek uyaran paradigması ile elde edilen ortalama p300-olaya ilişkin potansiyelinin 50 yaş ve üzeri sağlıklı yaşlılarda modalite etkisinin incelenmesi
AMAÇ: Bu çalışmada 50 yaş ve üzeri örneklemde işitsel ve görsel iki uyaranlı seyrek uyaran paradigması ile elde edilen P300 olaya ilişkin potansiyel bileşeni için, tepe ve ortalama genlik ile tepe latans değerlerinde, duyusal modalite kaynaklı farkların incelenmesi hedeflenmiştir. YÖNTEM: Çalışmada ilk olarak sıra etkisinin varlığı incelenmiştir. Bunun için 15 işitsel önce görsel sonra, 15 görsel önce işitsel sonra olacak şekilde kayıtları alınmış 50 yaş ve üzeri 30 sağlıklı gönüllüye ait veriler analizlere dahil edilmiştir. Modalite analizleri 50 yaş ve üzeri 105 sağlıklı gönüllüye ait veriler ile gerçekleştirilmiştir. Elektroansefalografi kayıtları esnasında işitsel ve görsel iki uyaranlı seyrek uyaran paradigması kullanılmış olup; tepe genlik, ortalama genlik ve tepe latans ölçümleri, Fz, Cz ve Pz elektrotlarından, 250-550ms aralığında yapılmıştır. BULGULAR: Analizlerde işitsel seyrek uyaran paradigmasında tepe genlik [F(2,56)=.738, p=.440], tepe latans [F(2,56)=.028, p=.903] ve ortalama genlik [F(2,56)=.669, p=.190] ölçümlerinde ve görsel seyrek uyaran paradigmasında tepe genlik [F(2,56)=2,324, p=.118], tepe latans [F(2,56)=3,309, p=.058] ve ortalama genlik[F(2,56)=.779, p=.414] bulgularında sıra etkisinden kaynaklanan bir fark görülmemiştir. Modalite analizlerinde tepe genlik [F(2,208)=47,317, p<.001] ve ortalama genlik [F(2,208)=64.793, p<.001] için anlamlı modalite ekisi görülmüş, ileri analizlerde tüm koşullarda işitsel yanıtların görsel yanıtlardan küçük olduğu bulunmuştur (tüm, p<.015). Tepe latans ölçümlerinde ise modalite etkisinin anlamlı olmadığı görülmüştür [F(2,208)=2.610, p=.092]. SONUÇ: Çalışma bulguları işitsel ve görsel seyrek uyaran paradigması ile elde edilen P300 yanıtlarının 50 yaş ve üzeri sağlıklı bireylerde duyusal modaliteye özgü farkları ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Olaya İlişkin Potansiyel, Modalite, P300, İşitsel, Görsel
Akut iskemik inmeli hastalarda ilk 24 saat içinde uygulanan tedavi sonrasında prognozun değerlendirilmesi
Amaç: Serebrovasküler nedenlere bağlı ölüm ve sakatlık oranlarının yüksek olması ülke popülasyonunda tanı, tedavi ve takip süreçleri ile ilgili geniş örneklemli çalışma ihtiyacını ortaya çıkarmaktadır. Bu çalışmada, akut iskemik inme hastalarının demografik, klinik ve laboratuvar özellikleri tanımlanarak ilk 24 saatte uygulanan akut iskemik inme tedavisi sonrasında prognozun değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim ve Uygulama Hastanesi Nöroloji Servisi'ne, İnme Ünitesi ve Nöroloji Yoğun Bakım Ünitesine Ağustos 2013 ve Ağustos 2018 tarihleri arasında Akut İskemik İnme tanısıyla yatırılmış 371 hastanın, hastane elektronik veri tabanlarında yer alan tüm verilerine ulaşılarak, veriler retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Akut iskemik inme tedavisi sonrası görülen toplam komplikasyon sayısı ve komplikasyon yaşamadan taburcu olma oranları değerlendirildiğinde intravenöz tromboliz (IV tPA) alan grubun mekanik trombektomi (MT) (p=0,001) ve diğer endovasküler tedavilerden birini alan gruba göre (p=0,031) daha az sayıda komplikasyon yaşadığı, ayrıca komplikasyon yaşamadan taburcu olma oranının (%33,8) diğer gruplardan daha yüksek olduğu saptanmıştır (p=0,045). Hastane yatış sürelerine bakıldığında da yine IV tPA alan hastaların, MT uygulanan hastalar (p=0,030) ile IV tPA ve MT uygulanan hastalardan (p=0,004) daha kısa hastane yatış oranına sahip olduğu görülmektedir. Sonuç: IV tPA alan grubun diğer gruplarla karşılaştırıldığında daha iyi prognoza sahip olduğu görülmüştür. Tedavi grupları arasında oluşan bu fark, tedavi öncesi yapılan klinik değerlendirme bulguları, hastaların mevcut risk faktörleri ve demografik profilleriyle açıklanamamaktadır. Ayrıca, erkek cinsiyetin, hipertansiyon tanısının ve acile başvuru anında yüksek kan basıncına sahip olmanın ilk 24 saat içinde uygulanan tedaviden bağımsız olarak akut iskemik inme prognozunu olumsuz etkilediği gösterilmiştir. Anahtar Sözcükler: Akut İskemik İnme, İntravenöz Tromboliz, Mekanik Trombektomi, Prognoz
Bipolar bozukluk tanılı hastaların psikososyal işlevsellikleri, sosyal problem çözme becerileri ve ilişkili nörobilişsel ve sosyal bilişsel faktörlerin incelenmesi
Giriş ve amaç: Bipolar Bozukluk (BB), psikososyal işlevsellikte ve nörobilişsel işlevlerde bozulma ile karakterizedir. Nörobilişsel bozulma ve psikososyal işlev kaybı hastalığın yalnız akut dönemlerinde değil, iyilik halinde de görülür. BB'de sosyal problem çözme süreçlerine odaklanan çalışma bulguları oldukça sınırlıdır. Çalışmanın amacı BB'de psikososyal işlevsellik ve sosyal problem çözme becerilerinin ve ilişkili nörobilişsel ve sosyal bilişsel faktörlerin incelenmesidir. Yöntem: Çalışmaya BB tanılı 45 hasta ve 45 sağlıklı kontrol alınmış, katılımcılara bilişsel yetileri ölçen bir kognitif batarya ve psikometrik test uygulanmıştır. Veriler ki kare, bağımsız gruplar t testi, Kruskal Wallis, Mann Whitney U, ANCOVA, Pearson Korelasyon Analizi ve Lineer Regresyon Analizi kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: SK ile kıyaslandığında BB grubunda global nörobilişsel (F=23,956, df=1, p=0,001) ve sözel öğrenme ve bellek (F=6,167, df=1, p=0,015) performansında anlamlı düzeyde bozulma olduğu saptanmıştır. BB'de psikososyal işlevsellik (F=13,571, df=1, p=0,001) ve sosyal problem çözme süreçlerinde (F=12,617, df=1, p=0,001) anlamlı düzeyde gerileme olduğu belirlenmiştir. BB grubu, pozitif problem çözme aşamalarında SK'ye kıyasla daha düşük (F=5,761, df=1, p=0,019), negatif problem çözme aşamalarında ise daha yüksek puan almıştır (F=4,510, df=1, p=0,037). BB'de global nörobilişsel işlevler ve sözel öğrenme ve bellek performansının zihinsel işlevsellikle (p=0,01, GA:0,146-1,039; p=0,002, GA:0,197-0,823), yine global nörobilişsel, görsel bellek ve problem çözme süreçlerinin de sosyal problem çözme süreçleriyle ilişkili olduğu saptanmıştır. Sonuç: BB'de nörobilişsel, sosyal bilişsel, psikososyal işlevlerde ve sosyal problem çözme yetilerinde bozulma olduğu, global nörobilişsel işlevlerin ve sözel bellek işlevlerinin psikososyal işlevsellik ile önemli ölçüde ilişkili olduğu, global nörobilişsel işlevlerin, görsel bellek ve problem çözme bilişsel süreçlerinin de sosyal problem çözme yetileriyle ilişkili olduğu belirlenmiştir.
Bipolar bozukluk tanısı almış bireylerin nörobilişsel işlevlerinde zamana bağlı olarak meydana gelen değişimlerin incelenmesi: Kohort çalışması
Giriş ve Amaç: Bipolar bozukluk, tekrarlayan duygudurum epizotları ile karakterize bir hastalıktır. Bipolar bozuklukta nörobilişsel işlevlerde bozulma sık görülür. Güncel araştırmalar, sağlıklı kontrollerle kıyaslandığında bipolar bozukluk tanısı almış bireylerin nörobilişsel işlevlerinde anlamlı düzeyde bozulmalar olduğunu göstermektedirBu araştırmanın amacı, bipolar bozukluk tanılı bireylerin nörobilişsel işlevlerinin zamana bağlı olarak değişim gösterip göstermediğini saptamaktır. Yöntem: Bu çalışmada, 4-10 yıl önce Dokuz Eylül Hastanesi Sinirbilimler ve Psikiyatri Anabilim dallarında nörobilişsel ölçümleri yapılmış olan bipolar bozukluk tanılı hastalardan oluşan 37 kişilik bir grup nörobilişsel işlevleri açısından yeniden değerlendirilmiş, verileri bu bireylerin eski ölçümleri, ve ekibimizce yürütülmüş diğer çalışmalara katılmış olan 37 sağlıklı katılımcının nörobilişsel işlevleri ile karşılaştırılmıştır. Bulgular: Hastaların ilk ölçümlerinde kontrollere göre Sayı Sembolleri (F = 0,471; t = -2,255; p < 0,027), Sözel Akıcılık (F = 1,172; t = 2,070; p = 0,042), Wisconsin Kart Eşleme (WCST) Kategori Sayısı (Z = 370,500; p < 0,001), WCST Perseveratif Hata (Z = 806,000; p = 0,021), Görsel Kopyalama Geciktirilmiş (Z = 373,000; p = 0,43) ve Kategori Akıcılık (Z = 460,000;p = 0,015) testlerinde anlamlı düzeyde daha kötü performans gösterdikleri belirlendi. Daha sonra, hastaların ilk ölçümleri ile 4-10 yıl sonra alınan yeni ölçümleri karşılaştırılmıştır. Analiz sonucuna göre Rey İşitsel Sözel Öğrenme Testi tüm alt kategorileri (p < 0,001; p < 0,001; p < 0,001, p = 0,010), Görsel Kopyalama Testi Geciktirilmiş Hatırlama (p = 0,023), İşitsel Sessiz Harf Sıralama (p = 0,020), Sayı Sembolleri Testi (p = 0,038), Sözel Akıcılık Testi (p = 0,038), Kategorik Akıcılık Testi (p = 0,006) ve Stroop Testi (p = 0,008) puanlarının hastaların eski puanlarına kıyasla anlamlı düzeyde düşük oldukları görülmüştür. Sonuç: Bipolar bozukluk hastalarının 4-10 yıllık süre içerisinde kısa ve uzun süreli hatırlama, sözel bellek, işleyen bellek, işleme hızı ve dikkat becerilerinde bozulmalar olduğu görülmüştür. Öte yandan; hastaların görsel belleğinde ve zihinsel esneklik, geribildirimlerden yararlanma ve problem çözme gibi yürütücü işlevlerinde anlamlı düzeyde bir bozulma görülmemiştir. Anahtar kelimeler: Nörobilişsel işlevler, bipolar bozukluk, kohort, izlem çalışması
Şizofreni hastalarında klozapin/norklozapin seviyesinin metabolik yan etkiler, kognitif fonksiyonlar ve işlevsellik üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışmada klozapin kullanmakta olan tedaviye dirençli şizofreni hastalarının klozapin/norklozapin oranının hastaların yaşam kalitesi, bilişsel işlevleri ve metabolik parametrelerle ilişkisinin değerlendirilmesi, klozapin kullanmakta olan tedaviye dirençli şizofreni hastalarında yaşam kalitesini yordayan faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Çalışmamıza 30 klozapin kullanmakta olan şizofreni hastası ve metabolik parametrelerin karşılaştırılması amacı ile 30 sağlıklı kontrol dahil edilmiştir. Şizofreni hastaları ilk olarak yarı-yapılandırılmış sosyodemografik form eşliğinde değerlendirilmiş, PANSS, ŞİLÖ, SMMT, WKET, İST, R-İSÖT testleri uygulanmıştır. Hem hasta hem de kontrol grubundan açlık kan şekeri, kan yağları, leptin ve ghrelin seviyelerini değerlendirmek için venöz kan alınmıştır. Elde edilen veriler SPSS 22 programına girilerek, istatistiksel analiz yapılmıştır. Bulgular: Klozapin/norklozapin oranı ile şizofreni hastalarının BKİ, metabolik parametreleri, leptin ve ghrelin düzeyleri arasında bir korelasyon saptanmamıştır (p0,05). Klozapin/norklozapin oranı ile hastaların ŞİLÖ ile değerlendirdiğimiz yaşam kalitesi arasında hem ŞİLÖ sosyal alanda ve ŞİLÖ toplam puan arasında bir korelasyon saptanmıştır (p0,05). Nörokognitif fonksiyonlar açısından değerlendirildiğinde İz Sürme Testi A arasında pozitif bir korelasyon (r: 0,524; p0,005), Rey toplam 5 arasında negatif bir korelasyon (r: -0,411; p 0,024), Standardize Mini-Mental Test puanları arasında negatif bir korelasyon (r:-0,423, p0,005) saptanmıştır. ŞİLÖ toplam puanı için yapılan Multiple Lineer Regressyon Analizinde PANSS toplam puanı, WCST Toplam Perseveratif Hata Sayısı ve Rey Yakın Bellek Puanının ŞİLÖ toplam puanı açısısından yordayıcı oldukları tespit edilmiştir. Sonuç: Çalışmamızda klozapin kullanmakta olan şizofreni hastalarının klozapin/norklozapin oranları ile yaşam kalitelerinin ve psikomotor hız, dikkat ve bellek fonksiyonları ile ilişkili olduğunu tespit ettik. Şizofreni hastalarında hastalığın şiddeti ve bilişsel fonksiyonların yaşam kalitesini yordadığını tespit ettik. Anahtar Sözcükler: Klozapin, norklozapin, şizofreni, nörobilişsel fonksiyon, yaşam kalitesi
Hafif kognitif bozukluk olgularında bilgisayarlı bilişsel değerlendirme
Amaç: Bu çalışmada, Amnestik Hafif Kognitif Bozukluk (aHKB) olgularında meydana gelen bilişsel bozulmaların nöropsikolojik testler ve tablet temelli Sanal Süpermarket Uygulaması (SSU) ile değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Yöntem: Çalışmamıza 37 aHKB olgusu (yaş ortalaması: 70,41) ve cinsiyet, eğitim ve yaş eşleştirmeli 57 sağlıklı kontrol (yaş ortalaması: 66,46) katılmıştır. Tüm katılımcılara Sanal Süpermarket Uygulaması (SSU) ve ayrıntılı bir nöropsikolojik test bataryası uygulanmıştır. Bulgular: HKB olguları ve sağlıklı kontroller arasında nöropsikolojik test skorları açısından anlamlı bir fark gözlenmiştir. Amnestik HKB-Çok Alan (aHKB-ÇA) olgularının, Amnestik HKB-Tek Alan (aHKB-TA) olguları ve sağlıklı kontrollere göre, aHKB-TA olgularının ise sağlıklı kontrollere göre SSU Testi'nde daha düşük puanlar aldığı ve testi daha uzun sürede tamamladıkları gözlenmiştir. SSU Süre değişkeni ile nöropsikolojik testler arasında çeşitli düzeylerde ilişki tespit edilmiştir. SSU testinin aHKB ve sağlıklı kontrolleri % 80.9 doğru sınıflama oranıyla birbirinden ayırabildiği bulunmuştur. Sonuç: aHKB-TA/ÇA olgularının olası tanısı nöropsikolojik testlerle tespit edilebilmektedir. Mini Mental Durum Testi'nden daha yüksek doğru sınıflama oranı olan SSU, klinikte pratik bir tarama testi olarak kullanılabilir. Bu testin aHKB ve sağlıklı kontrolleri birbirinden ayırabildiği gösterilmiştir. Anahtar Sözcükler: Hafif Kognitif Bozukluk, Nöropsikolojik Değerlendirme, Sanal Süpermarket Uygulaması
Erken başlangıçlı alzheimer hastaları ile geç başlangıçlı alzheimer hastalarının spontan eeg bulguları ve nöropsikolojik profillerinin karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı, erken başlangıçlı Alzheimer hastaları (EBAH), geç başlangıçlı Alzheimer hastaları (GBAH) ile yaş, cinsiyet ve eğitim açısından eşleştirilmiş sağlıklı kontrollerin spontan EEG aktiviteleri ve nöropsikolojik profillerinin karşılaştırılmasıdır. Yöntem: Çalışmamıza EBAH tanısı almış 18 hasta (ortalama yaş, 57.39) ile 18 genç sağlıklı katılımcı (ortalama yaş, 57.89), ve GBAH tanısı almış 18 hasta (ortalama yaş, 76.22) ile 18 yaşlı sağlıklı katılımcı (ortalama yaş, 74.72) olmak üzere toplam 72 kişi dâhil edilmiştir. Katılımcıların nöropsikolojik test uygulaması yapıldıktan sonra, EEG ve MRG kayıtları alınmıştır. Spontan EEG kaydı uluslararası 10-20 sistemine göre, gözler kapalı şekilde yapılmıştır. Grupların delta, teta, alfa ve beta osilasyonları ölçülmüştür. Bulgular: EBAH ve genç sağlıklı kontroller arasında delta, teta, alfa, alfa 1 ve alfa 2 spontan osilasyonları açısından anlamlı fark elde edilmiştir. GBAH ve yaşlı sağlıklı kontroller arasında ise teta, alfa ve alfa 1 spontan osilasyonları açısından anlamlı fark bulunmuştur. EBAH ve GBAH grupları arasında da delta ve teta spontan osilasyonları açısından farklar tespit edilmiştir. Tüm grupların dahil edilerek yapılan korelasyon analizlerinde spontan delta ve teta osilasyonları arasında negatif, alfa ve beta osilasyonları arasında pozitif ilişki tespit edilmiştir. Sonuç: Sonuç olarak, spontan EEG ölçümlerine göre EBAH ve GBAH, sağlıklı kontrollerden grup olarak belirgin biçimde farklılık göstermektedir. EBAH grubunda izlenen değişiklikler, GBAH grubunda izlenen EEG değişikliklerinden daha fazla oranda ve yaygın olarak izlenmektedir. Bu bulguların, hastalığın erken dönemindeki patolojik değişikliklerin EBAH olgularında kortikal bölgede, GBAH olgularında ise limbik sistemde bulunmasıyla ilgili olduğu düşünülmüştür.
Kronik inflamatuvar demiyelinizan polinöropati'de vestibülooküler sistemin video head ımpulse test ile incelenmesi
Amaç: Polinöropatili hastalarda yapılan az sayıdaki çalışmada vestibüler etkilenme gösterilmiş ve hastalardaki dengesizlik yakınmasını arttırabileceği bildirilmiştir. Bu çalışmada, Kronik İnflamatuar Demiyelinizan Polinöropati (KİDP) hastalarında video Head Impulse Test (vHIT) yöntemi ile objektif olarak vestibulookuler refleks işlevinin incelenmesi ve elde edilen verilerin Vestibülo-oküler Refleks (VOR) yetmezliğinin nöropatili hastalarda denge, yürüme gibi fonksiyonel işlevler üzerine etkilerinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Yöntem: Araştırmanın örneklemini 24 KİDP hastası oluşturmakta olup, kontrol yoktur. .KİDP hastalarının dengelerini değerlendirmek için Denge Üzerine Duysal Etkileşimin Klinik Testi (CTSİB), Berg Denge Ölçeği(BDÖ), Dinamik Yürüme İndeksi (DYİ),Düşme Etki Skalası (DES) kullanılmıştır. Sadece ağır derecede dengesizlik sorunu olan 6 hastada denge testleri yapılamamıştır. Vestibülooküler refleks (VOR) test etmek için vHIT sistemi (OtosuiteV, GN Otometrics, Denmark) ile üç semisirküler kanal, kısa süreli 5-10 derecelik ve 750-6000 der/sn2' lik baş impuslarıyla test edilmiştir. Klinik bulgular, ölçek puanları ve değişkenler arasındaki ilişkiye Spearman ve Kendall's korelasyon analizi ile bakılmıştır. Bulgular: Hastaların 17'si erkek (%70.8'i) , 7'si (%29.2 'si) kadındır KİDP hastaların yaş ortalaması 53.9±14.1 yıl, yaş aralığı 26-83'yıldı. Sünger Zemin –Baş Ekst-GA, Baş Sağ Rot GA ve Baş Sol Rot GA ve GK ile hastalık süresi arasında anlamlı bir ilişki saptanmışır (p<0,05).Sünger Zemin Baş Eks GA ve GK ile BDÖ, DYİ ve DES arasında da anlamlı ilişki saptanmıştır. Hastaların denge testlerinin kendi aralarındaki ilişkiye bakıldığında anlamlı bir korelasyon saptanmış, sert ve sünger zemin Baş Eks GA ve GK , Sağ ve Sol Rot GA ve GK arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişkinin olduğu tespit edilmiştir. vHİT yöntemi ile yapılan Vestibülooküler refleksin (VOR) yakalayıcı sakkad (catch up saccad) ve kazanç (gain) yanıtlarının dağılımına bakıldığında , hastaların %33.3'nün (n=8) VOR yanıtında patolojik sayılan bilateral yakalayıcı sakkadlar ve kazanç düşüklüğü , %33.3'ünde (n=8) yakalayıcı sakkadlar olamadan kazanç düşüklüğü, % 8.3'ünde (n=2) normal VOR yanıtı ve %25'inde kazanç düşüklüğü olmadan sakkadlar görülmüştür. Hastalık süresi EMG sonuçları ile karşılaştırıldığında bir tek sural sinirin duysal yanıtının anlamlı olarak farklılık gösterdiği Kruskal –Wallis testi ile gösterilmiştir (p= 0,041).Bu farkın sural sinirin duysal yanıtının amplitüd ve hızının azalması , latansının uzamasından kaynaklandığı görülmektedir. Sonuç: Bu çalışmada, vestibüler vHIT ile 3 farklı planda değerlendirilmiş ve 8 hastada vestibüler etkilenme saptanmıştır. PNP'li hastalarda vestibüler sistem değerlendirmesi rutin muayene içinde yer almamaktadır. KIDP'de vestibüler sistem etkilenmesinin varlığını göstererek hasta başı head impulse testinin PNP'li hastalarda muayenenin bir parçası olması gerekliliğini gündeme getirmek istemekteyiz. Vestibüler yetmezlik saptanan hastalarda özürlülüğe katkısı tartışılmazdır, bu nedenle bu hastaların vestibüler rehabilitasyon programına alınması uygun olacaktır. VOR kazançları normal sınırlarda ya da düşüklük saptanan hastaların vHIT ile boylamsal izlenmesi KIDP'de vestibüler etkilenmenin saptanması açısından çok önemli olacaktır. Anahtar Sözcükler: KIDP, vHIT, vestibüler yetmezlik, denge
Obstrüktif uyku apneli hastalarda görsel olaya ilişkin potansiyellerin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmada, ağır obstrüktif uyku apneli (OSAS) hastalarda meydana gelen bilişsel bozuklukların nöropsikolojik testler ve olaya ilişkin potansiyellerin kombine kullanımı ile değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Yöntem: Çalışmamıza 23 ağır OSAS hastası (yaş ortalaması: 40,04) ve cinsiyet, eğitim ve yaş eşleştirmeli 18 sağlıklı kontrol (yaş ortalaması: 39,22) katılmıştır. Tüm katılımcılara ayrıntılı bir nöropsikolojik test bataryası uygulanmış ve ardından EEG çekimleri gerçekleştirilmiştir. EEG kaydı uluslararası 10-20 sistemine göre görsel seyrek uyaran paradigması kullanılarak yapılmıştır. Kayıtlar 0,5-25 Hz aralığında filtrelenerek N200 ve P300 bileşenlerinin tepe genlik ve latans değerleri ölçülmüştür. Bulgular: OSAS ve sağlıklı kontroller arasında nöropsikolojik test skorları açısından anlamlı hiç bir fark gözlenmemiştir. OSAS hastalarının P300 genlik değerleri frontal bölgede sağlıklı kontrollere oranla anlamlı düzeyde düşüktür. P300 latansları açısından ise iki grup arasında fark gözlenmemiştir. N200 genlik değerleri gruplar arasında farklılaşmazken, OSAS grubunda frontal, santral ve parietal bölgelerde N200 latanslarında anlamlı düzeyde gecikme kaydedilmiştir. Tüm katılımcılar dahil edilerek yapılan korelasyon analizlerinde olaya ilişkin potansiyeller ile nöropsikolojik test skorları arasında çeşitli düzeylerde ilişki tespit edilmiştir. Sonuç: Ağır OSAS hastalarında nöropsikolojik testlerin henüz tespit edemediği bilişsel bozulmalar olaya ilişkin potansiyellerin incelenmesi ile saptanmıştır. Bu bulgular genç yaşta aktif çalışma hayatı olan bireylerin subjektif olarak gözlemedikleri bilişsel bozulmaların elektrofizyolojik yöntemler ile çok daha erken tespit edilebileceğini göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Obstrüktif Uyku Apnesi, Nöropsikolojik Değerlendirme, Olaya İlişkin Potansiyeller, P300