
1,276
Archived Theses
4
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Afet sosyolojisinde sosyal sermayenin güven boyutunun incelenmesi: 2020 İzmir depremi örneği
Bu çalışma 2020 yılı Ekim ayında İzmir deprem bölgesinde yaşayanların yardımlaşma faaliyetlerine katılma durumunu sosyal sermayenin güven boyutu çerçevesinde ele alarak incelemeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda sosyal sermayenin güven boyutunun önemini vurgulayan yaklaşım temel alınmıştır. Afet sonrasında kişilerin sosyal sermayesinin güven boyutu yardımlaşma ve dayanışma faaliyetlerine katılma durumuna etki etmektedir ve çalışmanın temel noktasını oluşturmaktadır. 2020 İzmir Depremi sonrasında deprem bölgesinde yaşayan kişilerin yardımlaşma faaliyetlerine katılma durumu sosyal sermayenin güven boyutuna etkisini ortaya koymaktır. 2020 yılı Ekim ayında İzmir deprem bölgesinde yaşayanların sosyal sermayenin güven boyutunun yardımlaşma faaliyetlerine katılıma etkisinin incelendiği alan çalışmasında elde edilen veriler yoluyla analiz edilmiştir. Bu bağlamda bu çalışmada ilk olarak afet sosyolojisi, sosyal sermaye, yardımlaşma ve dayanışma, güven teorileri tartışılmış ve detaylı bir şekilde incelenmiştir. Yardımlaşma ve dayanışma bölümünde klasik sosyoloji kuramcılarından olan Emile Durkheim'ın dayanışma kavramına yer verilerek detaylandırılmıştır. İkinci bölümde ise araştırmanın metodolojik sınırları belirlenmiştir. Üçüncü bölümde ise araştırmanın verileri analiz edilerek araştırma bulguları sonucunda 2020 İzmir Depreminde yardımlaşma faaliyetlerine katılım bağımlı değişken olarak yer alıp, sosyal sermayenin güven boyutu ve demografik bilgiler bağımsız değişkeni oluşturmuştur. Araştırma bu çerçevede oluşturulmuş ve Lojistik Regresyon modeli kullanılarak araştırma bulgularına ulaşılmıştır.
Geçici koruma altındaki Suriyeli öğrencilerin Türkiye'ye entegrasyonunda eğitimin etkisi
2023 yılında Dünya, pandeminin, savaşların, doğal afetlerin, zorunlu göçlerin yaşandığı, iletişim ve ulaşım ağlarıyla örülmüş global bir yaşam alanı haline gelmiştir. Savaşlar ve politik çıkar çatışmaları, insanları zorunlu ve kitlesel olarak göçe sürüklemiştir. Kötüleşen ekonomik şartlar da bireysel ve ulus ötesi göçleri tetiklemiş, göç alan ve göç veren yerleşim yerlerinde göçün etkilerinin tekrar düşünülmesi gerekliliğini doğurmuştur. Göç, hem göç alan hem göç veren bölgelerde ekonomik, kültürel, sosyal pek çok alanda değişime sebep olur. Hem mekansal hem toplumsal yapının aynı anda değişmesi, göçün öznesini mücadele ederek kazanacağı bir yaşam savaşına sokar. 2011 yılında sınır komşumuz olan Suriye'de meydana gelen savaş ile başlayan göç hareketi, beklenenin üzerinde Suriyelinin ülkemize giriş yapmasıyla sonuçlanmıştır. Zorunlu göçün beraberinde getirdiği, konut, işsizlik, güvenlik gibi temel sorunların aşılması sosyal yapıdaki uyum ve entegrasyon problemlerinin çözülmesiyle birlikte tam olarak gerçekleşebilir. Göç ile gelen Suriyeli nüfusun 2 milyona yakın 18 yaş altı genç nüfus olduğu düşünülürse eğitim sistemimize binen yükün ağırlığı anlaşılabilir. Suriyeden ülkemize yönelik göçün ilk yıllarında geçici çözümlerle bertaraf edilen problemlere, ilerleyen yıllarda daha sistematik çözüm önerileri getirilmiş ve entegrasyonun anahtarı olan dil ve eğitim çalışmalarına önem verilmiştir. Eğitim ve dil öğretimi entegrasyonun öncülü olarak pek çok sosyal sorunun da çözülmesini sağlayacaktır. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği Projeleriyle de desteklenen Suriyeli öğrencilerin eğitimi halen devam etmekte olan Suriyeli Çocukların Türk Eğitim Sistemine Entegrasyonunun Desteklenmesi (PİKTES) projesiyle sürdürülmektedir. Bu araştırmada, geçici koruma altında bulunan 6-14 yaş aralığındaki Suriyeli çocukların eğitime erişimi, eğitim sürecinde karşılaşılan zorluklar, sosyal entegrasyon çalışmaları ve entegrasyonu etkileyen faktörler, velilerin ve öğretmenlerin entegrasyona yönelik tutumları, uygulanan PİKTES projesi ve proje çıktıları değerlendirilmiştir.
Geçici köy korucuları üzerine sosyolojik bir araştırma
?Köy Korucuları Üzerine Sosyolojik Bir Araştırma? başlıklı bu çalışma, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde görev yapan Geçici Köy Korucuları üzerinde gerçekleştirilen bir alan araştırmasıdır. Bu araştırmanın örneklemi 245 Geçici Köy Korucusu oluşturmaktadır. Ayrıca bu çalışma kapsamında 18 Geçici Köy Korucusu, koruculuğu bırakmış 5 eski Geçici Köy Korucusu, 12 sivil vatandaş, bazı kamu yöneticileri ve sivil toplum örgütü temsilcileri ile enformel görüşme yapılmıştır. Bu çalışmada, Türkiye Cumhuriyeti güvenlik politikaları içerisinde önemli yer tutan köy koruculuğu sisteminin olumlu ve olumsuz yönleri, köy korucularının sosyo-kültürel ve ekonomik profilleri ile yaşadıkları sorunlar, aşiret yapısı ile köy koruculuğu sisteminin ilişkisi, kamu yöneticileri ile köy korucularının güven ilişkisi araştırılmıştır. Köy korucularının, PKK ve Kürt sorununa bakış açısı, devlet algısı ve bölge insanın koruculuk sistemine yaklaşımı tespit edilmeye çalışılmıştır. Ayrıca köy korucularının, sistemin kaldırılması konusundaki görüşleri ve kaldırılması sonrası oluşabilecek muhtemel durumların belirlenmesi hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: Köy Koruculuğu Sistemi, Köy Korucuları, Korucular ve PKK
Etnosantrizm ve ötekileştirme perspektifinde siyasal eğilimler: Ardahan ili örneğinde oy verme davranışının sosyolojik analizi
Etnosantrizm ve Ötekileştirme Perspektifinde Siyasal Eğilimler: Ardahan İli Örneğinde Oy Verme Davranışının Sosyolojik Analizi adlı bu çalışma "insan gruplaşmalarının biyolojik değil, simgesel farklılıkları nedeniyle muazzam farklılıklar gösterdiğine" dair çağdaş ve yaygın modernist anlayışın aksine; primordialist grup bağlarının siyasal, sosyal ilişkileri hala derinden etkilediğini ve etnosantrik eğilimlerin genel siyasal eğilimler içinde geniş yer tuttuğunu iddia etmektedir. Bu eksende bu çalışmanın temel amacı; siyaset sosyolojisi perspektifinde, etnosantrizmin sosyal ve siyasal etkileri ile etnosantrik eğilimlerin, genel siyasal eğilimler içindeki yeri ve önemini araştırmak; böylece toplumsal sorunlara gebe etnosantrizme çözüm önerileri ve iyileştirme reçeteleri sunmaktır. Bu doğrultuda kültürel çeşitlilik açısından doğal bir laboratuar görüntüsü veren Ardahan ili örneğinde kalitatif (nitel) ve kantitatif (nicel) yöntemlerin birlikte kullanıldığı, zenginleştirilmiş desen olarak da ifade edilen karma yöntemle alan araştırması yapılmıştır. Alan araştırması için il ve ilçe merkezleri ile merkez ve taşra köylerinde toplam 91 farklı yerleşim noktasında 442 kişi ile yüz yüze derinlemesine mülâkat ve 4 grup ile odak grup görüşmesi yapılmıştır. Görüşmeler sırasında yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmış gerektiği durumlarda mülâkatlar derinlemesine genişletilmiştir. Elde edilen veriler göstermiştir ki toplum tarafından etnisite, mezhep, siyasal ideoloji, sülâle gibi kolektif ve kültürel kimlikler simgesel olmaktan çok, elde olmadan sahiplenilen, Allah vergisi (verili), köklerden gelen, asabiye değerler olarak algılanmakta ve yorumlanmaktadır. Bu primordialist bakış açısı, makro veya mikro düzlemde evlilik ilişkilerinden, siyasal eğilimlere kadar birçok alanda, açık veya örtük tezahürlerle, katı veya esnek etnosantrik eğilimlere neden olmaktadır. Dolayısıyla etnosantrizm, siyasal ve sosyal hayatı derinden etkilediği gibi genel siyasal eğilimler içinde çok geniş bir yer tutmaktadır. Bu bağlamda etnosantrizm anlaşılmadan, 'siyaset' de anlaşılamaz. Anahtar Kelimeler: Siyaset, Etnosantrizm, Öteki(lik), Ötekileştirme, Kimlik, Kültür, Çok-kültürlülük, Demokrasi.
Kadınların siyasi yaşama katılımında kadın kolları
Çalışmanın temel amacı; Türk toplumunun bugününe ve geleceğine yön veren Türk siyasetçileri arasında kadın siyasetçilerin, siyasi yaşama katılımları ve siyasi yaşama katılımlarına etki eden faktörler ile siyasi partilerde kadın kolları vasıtasıyla, siyasi katılımda bulunan kadınların, siyasi arenada ne derece yer edinebildikleri, ne kadar etkin olabildikleri ve siyasi katılımdan elde ettikleri kazanımları sosyolojik açıdan incelemektir. Türk kadınının Cumhuriyet'in kuruluş yıllarından bugüne değin kazandığı hakların yanı sıra kamusal ve devlet alanlarında yeteri kadar yer alamadığı bir gerçektir. Bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 79 kadın milletvekili bulunmaktadır. Kadınların mecliste temsil oranı, % 14,3'tür. Oysa bazı Dünya devletlerinde ortalama olarak % 48 oranında kadın temsilinin gerçekleştiği bir süreç yaşanmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti'nde, kadınların özellikle siyasal yaşamda yok denecek kadar az yer almaları ciddi ve güncel bir sorundur. Bu nedenle, anayasal ve yasal anlamda yapılması gereken değişikliklerin ivedilikle gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Türkiye'de kadınların siyasetteki eksik temsiline önlem olarak ilk defa CHP bünyesinde, sonrada diğer partilerde oluşturulmuş bulunan siyasi partilerin kadın kolları, kadınları siyasal yaşamda aktif hale getirme amacı taşımaktadır. Ancak kadınların karar alma mekanizmalarında yeteri kadar yer almaması ve dolayısıyla siyasetteki temsil eksikliği, halen Türkiye'de en önemli kadın sorunları içerisinde yer almaktadır. Bu doğrultuda hazırlamış olduğumuz bu tez, Türk siyasetinde yer alan üç büyük siyasi parti olan Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP), Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) ve Milliyetçi Hareket Partisinin (MHP) kadın kollarında faaliyette bulunan kadınların demografik özelliklerini, siyasi faaliyetlerini, siyasi faaliyetlerini etkileyen faktörleri incelemeyi amaçlamaktadır. Malatya örneği ve üç büyük siyasi parti ile sınırlandırdığımız çalışmamızda sosyo-kültürel ve demografik açıdan Malatya'nın özellikleri ve siyasi parti kadın kollarının yaşadıkları sorunlar, kadınların siyasette aday olması ve seçilmesinin önündeki engeller araştırılarak, bu sorunlara ilişkin toplumsal hayattaki gelişmeler ve yasal anlamda kazanımlar tespit edilmiştir. Çalışmamızdan elde ettiğimiz sonuçlara dayanarak, kadınların siyasi parti kadın kolları içerisinde cinsiyet rolleri ile paralel bir siyasal katılım göstererek, (göstermek zorunda bırakılarak) asıl yönetim kademelerine destek birimleri konumunda bulunduklarını ifade edebiliriz. Anahtar Kelimeler: Siyaset, Kadın, Siyasi katılım, Siyasi parti, Kadın kolları, Seçim sistemleri
Neoliberal dünyada yeni maneviyat arayışları ve neo-özne: Spiritüel faaliyetlere katılan bireylerin deneyimleri üzerine bir çalışma
Geç modern dünyada neoliberal ideoloji bireylerin bedenine ve duygularına sızarak dispositif söylem ve yapılarla onları kontrol etmekte ve denetlemektedir. Neoliberal anlayış bir yandan bireylere sınırsız özgürlük tanırken öte yandan bu özgürlüğü kontrol edecek araç ve pratikleri hegemonik şekilde üretir. Bu dünyanın temel ethosu "mutlu ol", "hazzı yaşa", "zinde kal", "kendi içine dön", "başarılı ol", "sınır tanıma" gibi söylem yapıları ile kurulmakta ve bu yapılar bireyin bedenine, anlam dünyasına tezahür ederek yaşam tarzını biçimlendirmektedir. Birey bu ethosların yarattığı gerilimi aşmak için mutluluk arayışına girmekte, bitip tükenmeyen çabaya sürüklenmektedir. Bu durum literatürde "Homo Sentimentalis'in yükselişi" olarak karşımıza çıkmaktadır. İktidarın duyguları denetleyerek bireyin hangi duygulardan uzak durması veya hangi duyguları benimsemesi gerektiğini dayatır. Birey duygularının yönetimini sağlamak ve ideal duygulara ulaşmak için çeşitli stratejilere ve tüketim pratiklerine başvurmaktadır. Bunlardan biri de son yıllarda yükselişe geçen ve "New Age Hareketlerinin" içinde yer alan spiritüel faaliyetlerdir. Geç modern dönemin popülerleşen, piyasaya eklemlenen ve bireyselleşen maneviyat arayışları olarak da tanımlanan bu yeni çabaların bireylerin gündelik hayattaki deneyimlerini anlamlandırmasında, duygularını ve bedenlerini biçimlendirilmesinde nasıl bir rol üstlendiği sosyolojik bir yaklaşımla araştırılması gereken konular arasındadır. Bu bağlamda söz konusu çalışmada, toplumsal gerçekliğin inşasında ve bireylerin duygularını kontrol etmesinde "alternatif şifa", "bütünsel maneviyat" veya "spiritüel" olarak adlandırılan faaliyetlerin ve grupların rolü, bireylerin söz konusu faaliyetlere dahil olma biçimi ele alınması amaçlanmaktadır. Söz konusu amaç kapsamında amaçlı örneklem yöntemi ile seçilen; yoga, reiki, şifacılık, biyoenerji, alternatif tıp, ayurveda ve benzeri spiritüel destek ağlarına ve eğitim gruplarına katılan 24 birey ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Yapılan görüşmeler belli temalar ve alt kodlar doğrultusunda kategorize edilerek tartışılmış ve yorumlanmıştır.
Sahra-altı Afrikalı göçmen kadınların kamusal alanı kullanma biçimleri ve mekân deneyimleri: Burdur kent pratikleri üzerine bir çalışma
Bu çalışma Afrikalı kadınların "kırılgan" konumlarını sorunsallaştırmak ve kadınların "kent hakkı" kavramı bağlamında kamusal mekânlara erişilebilirliğini, eşit ve özgür bir biçimde kullanılabilirliğini tartışmaya açmayı amaçlamaktadır. Kent, hakim eril kültür ile davranış örüntüleri oluşturarak kamusal ve özel alan ayrımını ortaya çıkarmaktadır. Toplumsal cinsiyet ideolojisi bağlamında iş bölümünün temel belirleyicisi olan bu ayrım sadece mekânsal bir ayrım olmayıp, sembolik temelde de kadın ve erkek olmanın kültürel anlamlarını inşa eder. Bu ayrım aynı zamanda kadınların kent ile olan ilişkisini doğrudan etkileyerek daha dezavantajlı bir konumda yer almalarına neden olmaktadır. Kadınların gerek özel alan gerekse kamusal alan içindeki deneyimlerini belirleyen bu dezavantajlı kimliğine aynı zamanda türdeş olmayan farklı kimliklerin eklemlenmesi, çoklu dezavantajlılık ve çoklu ötekilik kavramlarını da gündeme getirmektedir. Nitekim cinsiyet, sınıf, etnisite, din, vatandaşlık, ırk ve benzeri özelliklerin yol açtığı kesişimsel kimlikler ve mekânlar, kadınların gündelik hayat pratikleri ve kent deneyimleri üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Bu bağlamda söz konusu bu çalışma; kesişimsellik yaklaşımından yola çıkarak, türdeş olmayan çoklu kadın kimliğinin (göçmen, renkli, yoksul) kent yaşamı üzerindeki etkilerini konu edinerek, toplumsal cinsiyet perspektifinden kadınların kentsel mekânları nasıl deneyimlediklerini, Burdur'da yaşayan Somalili göçmen kadınların gözünden anlamayı amaçlamaktadır. Araştırmanın örneklem grubunu Burdur'da yaşayan 17 Somalili kadın oluşturmaktadır. Çalışma nitel araştırma tasarımından yola çıkmaktadır. Görüşme tekniği ile elde edilen veriler belli temalar etrafında kategorize edilerek yorumlanmıştır.
Futbol taraftarlığı üzerinden toplumsal kimlik inşa süreçlerinin incelenmesi: Real Madrid ve Barcelona taraftarlığı örneği
Bu çalışma Bask Katalan ayrımı üzerinden İspanya'da ortaya çıkan iç savaşın futbola olan etkileri ve kimlik inşa süreçlerini incelemektedir. Futbolun sadece bir kapitalist endüstri için önemli bir sektör olması haricinde taraftarlar ve topluluklar açısından sosyal bir boyutu olduğu da gözlemlenebilmektedir. Futbolun sadece bir spordan ibaret olmadığını aynı zamanda birçok alanın yansıması olduğu görülmektedir. Futbolun dünya çapında farklı şekillerde ve amaçlarda meydana gelmesi, çeşitli aşamalardan geçmiş olması haricinde kültürel, siyasi ve hatta ekonomik etkileri olduğu bilinmektedir. Bir iktidar halini dönüşen futbolun, dünya siyasi tarihi üzerinde olan etkisi İspanya İç savaşıyla birlikte etnik kimlik, ulusal kimlik, sosyal kimlik üzerinden ayrışmaları da oluşturmaktadır. Barcelona-Real Madrid, Celtic-Rangers bilinen ayrışmalardan sadece birkaçıdır. Bu bağlamda taraftarlık ve aidiyet, futbolu yalnızca bir kapitalist endüstri ve eğlence sektörü olmak konumundan daha öteye taşıyarak, futbol kulüpleri üzerinden toplumsal ve tarihsel kimlik inşalarını mümkün kılmaktadır. Bu amaç doğrultusunda, çalışmada İspanya'da Bask-Katalan ayrımının tarihsel ve toplumsal kökenleri incelenerek, Real Madrid ve Barcelona kulüpleri taraftarlığı üzerinden süregelen toplumsal ayrışma, bütünleşme ve kimlik inşa süreçleri tartışılacaktır.
Sosyal ilişkilerin Türk seçmeninin siyasal davranışına etkisi
Sosyal ilişki, toplumsal yaşamın en temel ve en önemli öğelerinden biridir. Bu önem örgütlü toplumlarda çok daha belirleyici bir özellik sergilemektedir. Sosyal ilişki biçimlerimiz, tutumlarımızı, davranışlarımızı, inançlarımızı, kültürümüzü ve kimliğimizi oluşturmaktadır. Bireylerin davranışlarının oluşmasında ve şekillenmesinde yaşadığı toplumsal yapı içerisindeki birçok faktör etkili olabilmektedir. Sosyal yapının bir parçası olarak birey, ilişkide ve iletişim içerisinde bulunduğu, aile, okul, arkadaş grupları, sivil toplum kuruluşları, siyasi partiler, cemaatler, meslek kuruluşları gibi sosyal gruplardan ve kitle iletişim araçlarından etkilenmekte; bunların etkisiyle siyasal davranışlarını oluşturmaktadır. Seçmen olarak bireyin siyasal davranışının oluşması sürecinde birey çeşitli iç ve dış faktörlere maruz kalmaktadır. Hiç şüphesiz bu faktörler arasında sosyal grupların ve bu gruplarla gerçekleştirilen iletişim sürecinin önemli bir etkisi olduğu düşünülmektedir. Seçmen, siyasal davranışını oluştururken, uyma, ikna ya da itaat duygusu çerçevesinde içerisinde bulunduğu grubun etkisinde kalır. Grup normu ve değerleri doğrultusunda grup üyelerinin bir konuya karşı benzer bir tutum ve davranışı gerçekleştirmeleri beklenmektedir. Sosyal ilişki gruplarının seçmen olarak bireyin, siyasal davranışına etkileri farklı düzeylerde ve şekillerde gerçekleşebilmektedir. Bu sosyal ilişkinin biçimi, sosyal ilişkinin süresi, sosyal ilişkinin oluşturduğu tutumlar ve değerlere göre farklıdır. Ancak, bunların nasıl gerçekleştiği ve ne düzeyde etkilerinin bulunduğunun bilimsel bir araştırma kapsamında tüm yönleriyle ortaya konulması gereği bulunmaktadır. Çünkü, genelde sosyal bilimler alanında özelde de seçmen davranışı çalışmalarında sosyal ilişkilerin seçmen davranışına etkisi bugüne kadar araştırmaya ve değerlendirmeye tabi tutulmamıştır. Bu çalışmada sosyal ilişkilerin seçmenin siyasal davranışına etkisi belirlenmeye çalışılacaktır. Literatürde sosyal ilişkilerin siyasal tercihe etkisine ilişkin bütüncül bir çalışmanın olmaması; çalışmanın temel motivasyonlarından biridir. Bu çalışmada, bireylerin siyasal davranış bağlamında, sosyal ilişki deneyimlerinin açıklanması, keşfedici ve betimleyici nitelikte bir alan araştırması yapılmasını gerekli kılmaktadır. Bu çerçevede, bu çalışmada "Sosyal İlişkilerin Türk Seçmeninin Siyasal Davranışına Etkisi"nin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu yönüyle özgün ve literatüre katkı sağlayacak olan ve Türkiye'nin 12 kentinde yapılan çalışmada nicel veri toplama tekniği kullanılmıştır. Çalışmada alan araştırması yöntemi esas alınarak ve veriler 12 ilde 2579 örneklem üzerinde yüz yüze anket tekniği kullanılarak elde edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; siyasal sosyalleşme sürecindeki temel rolü dolayısıyla aile, siyasal davranış üzerindeki etkisi olan sosyal grupların başında gelmektedir. Akrabalarla sosyal ilişkilerin siyasal davranışa etkisi sosyal ilişkilerin gerçekleşme düzeyi ile doğru orantılıdır. Komşularla sosyal ilişkiler, farklı kimliğe ve siyasal kültüre ait olan bireylerin sosyal birlikteliği olarak değerlendirildiğinden siyasal davranışa etkisi diğer sosyal gruplara göre çok daha düşük düzeyde görülmektedir. Arkadaşlarla sosyal ilişkilerin sadece sosyal değil siyasal boyutu da bulunmaktadır. Arkadaşlarla sosyal ilişkilerin siyasal davranışa etkisinde meslekte çalışma süresi, arkadaşların siyasal tercih için yönlendirmede bulunması ve arkadaşların siyasi görüşleri önemli faktörler olarak değerlendirilmektedir. Cemaat üyelerinin bir bölümünün cemaatin önde gelenlerinin isteği doğrultusunda bir siyasi parti ya da adaya oy verdiği belirlenmiştir. Bu etkide sosyal çevreden dışlanma endişesi ya da sosyal çevrenin baskısından daha ziyade dini inançların öne çıktığı görülmektedir. STK üyelerinin faaliyetlere katılım düzeyi arttıkça diğer bir ifade ile STK ile sosyal ilişki sıklığı arttıkça bu sosyal grubun siyasal davranışa etkisi de artmaktadır. Anahtar Kelimeler: Sosyal İlişkiler, Sosyal Gruplar, Siyasal Toplumsallaşma, Siyasal Davranış, Seçmen
Sosyolojik boyutlarıyla otizm
Otizm, günümüzde sadece bireyler ile sınırlı özel sorunlara yol açmamış aynı zamanda dünyanın her tarafında görülen, toplumların her kesimini etkileyen ve giderek yaygınlaşan sosyal bir olgu haline gelmiştir. Böylece sosyolojik çalışmalara davetiye çıkartmış ve bu araştırmaya da konu olmuştur. Bu araştırma, Türkiye'deki otizmli bireyleri ve ailelerini kapsayan bir alan çalışması şeklinde yapılmıştır. Çalışma, Türkiye'nin 7 bölgesi ve 14 ilinde, otizmle mücadele amaçlı, otizmli bireylerin aileleri tarafından kurulmuş bulunan 2 vakıf, 15 dernek vasıtasıyla, otizmli çocuğu olan ve çoğu bu kuruluşların yönetim kurulunda görev yapan toplam 42 katılımcıyla görüşmelere dayalı nitel bir araştırma mahiyetinde olmuştur. Bu çalışmayla, otizmin bireysel, ailevi, toplumsal alandaki yansımalarına ilişkin sosyolojik boyutlarının ortaya çıkartılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, otizmli çocuğu olan katılımcıların bilgi, görgü, yaşantı, temel algı veya yaklaşımlarına başvurulmuştur. Katılımcılardan elde edilen veriler deşifre edilerek betimsel analize tabi tutulmuştur. Veriler bireye, aileye ve topluma ilişkin görünümleri bağlamında 3 tema, 27 kategori ve 203 alt kategoride analiz edilmiştir. Bu analizler sonucunda, otizmli bireylerin ve ailelerinin günlük yaşamlarında ya da toplumsal alanlarda karşılaştıkları güçlükleri veya toplumla sorunlu alanları belirlenmeye çalışılmıştır. Başka bir ifadeyle, otizmin, dar veya geniş alanda bireyleri nasıl etkilediğine, aileleri psikolojik, ekonomik, kültürel, sosyal olarak nasıl kuşattığına, birey ve aile ile toplum arasına nasıl mesafe koyduğuna açıklık getirilmiştir. Ayrıca, bunların, etiketlenme, dışlanma, sosyal izolasyon ve yabancılaşma durumlarına ilişkin veya sosyal yaşamlarına dair pozisyonları etraflı bir şekilde irdelenmiştir. Bu çalışma, çok işlenmemiş bir konuyu ele alması, ilk elden verilerin sahadan toplanması, analiz ve değerlendirme sürecinde ortaya koyduğu bakış açısı, otizmin bireylere ve ailelere ilişkin yansımaları veya toplumsal sonuçları hakkında son derece çarpıcı bulgu ve sonuçlara ulaşılması hususunda tamamıyla özgün bir çalışma olmuştur. Bu çalışma, otizme ilişkin literatürdeki önemli bir eksikliğin giderilmesi, otizm ile sosyoloji arasındaki derin bir bağın varlığına işaret etmesi ve gelecekte yapılacak çalışmalara veya uygulamalara kaynak oluşturması bakımından önemli bir çalışma olmuştur. Anahtar Kelimeler: Otizm, Sosyalleşme, Yabancılaşma, Dezavantajlı Grup
Organik tarım ve gıda piyasaları üzerine sosyolojik bir araştırma
Nüfusun giderek artması ve üretilen besin maddelerinin artan nüfusun beslenme ihtiyacını karşılayamaması sonucu küresel şirketler tarafından GDO'lu ürünler üretilmeye başlanmıştır. Ancak kısa sürede daha çok ürün elde etmeye dayalı olan bu sistem beslenme konusunda çözüm üretmiş fakat toprağı ve insanları kendilerine bağımlı hale getirmiştir. Eğitim seviyesinin yükselmesi ile birlikte GDO'lu ürünlerin insan sağlığına zararları konusunda bilinçlenme artmakta böylece organik ürünlere yönelmede artış yaşanmaktadır. Bu çalışmada toplumu organik tarıma götüren süreçler üzerinde durulmuş ve toplumu doğal ürün kullanmaya yönelten etmenler açıklanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda küreselleşmenin etkisi ile ortaya çıkan organik tarım piyasasının toplumdaki yeri incelenmiş organik tarım ve organik gıda piyasalarının konumu üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Tarım,organik tarım, organik tarım toplumu, GDO, GDO ve toplum
Modern Türkiye'de kadın öğretim üyelerinin konumuna ve sorunlarına sosyolojik bir yaklaşım
Türk modernleşmesi süreci incelendiğinde devletin modernleşme ideolojisi içerisinde ?kadın?ın; kadının yeni kimliğini edinmesinde de ?eğitim?in önemli bir yeri olduğu anlaşılmaktadır. Türk modernleşme tarihinde özellikle eğitimli kadın, toplumsal düzeyde çağdaşlaşmanın bir simgesi olarak kabul edilmiştir.Bununla birlikte eğitimli olan, özellikle üniversite mezunu hatta yüksek ihtisas sahibi olan kadınlar, aydın rolünü üstlenerek, sosyal ve siyasal yaşamın içerisine katılarak, hatta bu aktivitelerde öncü rol oynayarak toplumda modernleşme bilincinin uyandırılmasında önemli roller üstlenmişlerdir.Diğer taraftan Türk modernleşme sürecinde kadının statüsü çalışma yaşamındaki yeri ile yüceltilmiş, kadının özgürleşiminin çalışma yaşamına katılmasıyla mümkün olabileceği varsayılmış ve bu öngörüyle, kadınların çalışma yaşamına katılmaları özendirilmiştir.Bu araştırmada hem eğitimin zirvesinde olan hem de çalışma yaşamı içerisinde bulunan ve elde edilen istatistikî veriler dâhilinde diğer alanlarda çalışan kadınlara kıyasla daha iyi durumda olduğu varsayılan üniversitelerdeki kadın öğretim üyelerinin durumunun yukarıda anlattığımız gelişmelerle ne derecede örtüştüğü sosyolojik olarak çözümlenmeye çalışılmıştır.Örneklemini 716 kadın öğretim üyesinin oluşturduğu bu araştırmada, anket tekniğinden yararlanılarak, kadın öğretim üyeleriyle ilgili bulgulara ulaşılmıştır. Elde edilen bulgulardan kadın öğretim üyelerinin çoğunluğunun toplumsal kökenlerine göre orta ve orta sınıfın üst kesimlerinden geldiği; unvanları yükseldikçe taşra üniversitelerindeki oranlarının düştüğü, buna karşın merkezi üniversitelerdeki oranlarının yükseldiği; toplumsal cinsiyet bağlamında unvanlarına göre belirli alanlarda yoğunlaştıkları; orta ve üst idari pozisyonlarda daha düşük sayıda temsil edildikleri; akademik unvan basamaklarında terfi ve ilerleme hususunda çok düşük oranda cinsiyet ayrımcılığıyla karşılaştıkları, buna karşın liyakate dayanmayan sadakat ve itaate dayanan (torpil ve kayırmacılık, yöneticiye yakınlık gibi) bir terfi politikasıyla karşılaştıkları; çalışma koşullarıyla ilgili hususlarda, özellikle de aldıkları ücret ile ilgili olarak çoğunluğunun şikâyetçi olduğu ve tatmin olmadığı; iş ortamında kısmen de olsa çatışma yaşadığı; çoğunluğunun evli olduğu ve çocuk sahibi olduğu; çocuk sahibi olanların çocuk sayısına göre tamamına yakınının ?modern aile?yi temsil ettiği; ev-içi rollerde sorumluluğu daha çok kendisinin üstlendiği; evli olan kadın öğretim üyelerinin büyük bir çoğunluğunun ev-içi rolleri eşiyle paylaşmadığı, buna karşın eşinin veya kendisinin bir yakını ve hizmetçi, bakıcıdan yararlanarak yerine getirdiği; bilimsel aktivitelerde bulunduğu ancak yaptığı faaliyetlerin çoğunluğunun kişisel ilerlemesinde etkili olan faaliyetler olduğu, buna karşın ortaklaşa yapılan ve kamu yararına açık faaliyetlerde (proje gibi) fazla yer almadığı; çoğunluğunun çeşitli nedenlerden dolayı siyasete aktif olarak katılmak istemediği; çoğunluğunun dini inancının olduğu ve ?din?i modernleşme ideolojisi kurgusunda olduğu gibi bireyin vicdanında taşıması ve vicdanını rahatlatması gereken bir olgu olarak algıladıkları; modern ve sanatsal olarak nitelendirilen boş zaman etkinliklerine daha yüksek oranda katıldıkları ancak sivil toplum faaliyetleri olarak nitelendirilen dernek, sendika vb. gibi etkinliklere çok düşük bir oranda katıldıkları ve üniversitelerde kadına karşı tacizin cinsel ve duygusal nitelikli olarak çok düşük oranda da olsa yapıldığı sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Kelimeler: Modernleşme ve kadın, Türk modernleşmesi ve kadın, akademisyen kadın, çalışma yaşamında kadın, eğitim sektöründe kadın
Küreselleşme sürecinde kimlikler
Küreselleşme, son yıllarda sıklıkla kullanılan kavramlardan biridir. Kitleiletişim araçlarının gelişmesiyle önemli bir ivme kazanan küreselleşme,günümüzde ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel boyut kazanarak az veya çok tümdünya ülkelerini etkilemeye başlamıştır.Kimlik sosyal bazda kişinin sahip olduğu kültüre bağlı olarak bir var oluşve ifade biçimin en yalın halidir.Kimlik kavramının bireysel olan içeriğinin yanısıra toplumsal özellik kazanarak millî ölçekte kullanımı birey ve toplumetkileşimini sosyo-kültürel yönde etkilemekte ve yönlendirmektedir.Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Kimlik
Sokakta çalışan çocuklar sorununa sosyolojik bir yaklaşım: Diyarbakır örneği
Günümüzde tüm dünyada çeşitli nedenlerle formel ve enformel sektörlerde çalışan çocukların sayısı gün geçtikçe hızla artmaktadır. Çocukların çalışması insan hakları açısından çocukların aleyhine işleyen bir olgudur. Çocukların çalışmasından kaynaklanan hak ihlalleri, çocuk işçiliğinin en kötü biçimlerinde daha görünür olmaktadır. Bu çalışma, çalışan çocuklar sorunsalı içerisinde sokağı çalışma mekanı olarak kullanan ve bundan kaynaklanan tehlikelerle/risklerle karşılaşma olasılığı olan çocukları konu edinmektedir.Bu çerçevede, Diyarbakır kent merkezinde sokaklarda çalışan çocukların; yoksulluk, şiddet, suç, eğitim ve göç gibi değişkenler ile olan ilişkisi saptanmaya çalışılmaktadır. Bu araştırmanın önemli amaçlarından biri, çocukların çalışma yaşamına giriş nedenleri ve çocuğun çalışma yaşamında yer almasıyla, çocuk/toplum açısından ortaya çıkabilecek sorunları öngörülebilir kılmaktır. Çünkü sorunun saptanması, bu sorunlara yönelik çözüm önerileri sunmak için gerekli koşuldur.Bu çalışmanın evrenini Diyarbakır kent merkezinde sokakta çalışan çocuklar oluşturmaktadır. Bu sebeple araştırmaya Diyarbakır kent merkezinde sokakta çalışan, yaşları 6-18 arasında değişen, 347 erkek, 53 kız olmak üzere toplam 400 çocuk katılmıştır. Söz konusu çalışma, 75. Yıl Çocuk ve Gençlik Merkezi'ne devam eden 161, sokakta kurumsal destekten yoksun olarak çalışan 199 ve araştırma için izin alınan sürede sokakta çalışan ve suç isnadı ile Çocuk Şube Müdürlüğüne getirilen 40 çocuk olmak üzere toplam 400 sokakta çalışan çocukla görüşme ve anket çalışması yapılmıştır.Araştırmanın bulgularına göre, sokakta çalışan çocukların çoğunu 11-14 yaşları arasındaki erkek ve okula devam eden çocuklar oluşturmaktadır. Bu çocukların büyük kısmının düşük sosyo-ekonomik düzeydeki ailelerden geldikleri, genellikle kazançlarını ailelerine verdikleri, aileleriyle beraber kaldıkları ve ailelerin de çoğunun son yıllarda kırsal alanlardan terör ve güvenlik olayları nedeniyle göç ettikleri görülmüştür. Çocukların çoğunun sokakta çalışmaya başladıktan sonra okul başarılarının bu durumdan olumsuz etkilendiği veya şiddetin bir çok türüne maruz kaldıkları tespit edilmiştir. Ayrıca bazı çocukların çalışmaya başladıktan sonra çeşitli suçları işledikleri ve bağımlılık yapıcı maddeler kullanmaya başladıkları görülmüştür. Suç işleme davranışı ve madde kullanma alışkanlığını kazanan çocukların, mevsimsel olarak sokakta yaşamaya, evden ve okuldan kaçmaya başladıkları tespit edilmiştir. Sokakta çalışan çocukların homojen bir yapı göstermediği ve sokaktaki en geniş çocuk kitlesini oluşturduğu saptanmıştır. Böylece, sokakta çalışan çocukların kendi aralarında farklı özelliklere sahip çocuk grupları oluşturmalarından dolayı heterojen bir yapı göstermektedir.
Bir sapma türü olarak hırsızlık olgusu üzerine sosyolojik bir araştırma: Elazığ örneği
``Bir Sapma Türü Olarak Hırsızlık Olgusu Üzerine Sosyolojik Bir Araştırma: Elazığ Örneği'' adlı çalışma, bir alan araştırmasıdır.Araştırmanın amacı, önde gelen toplumsal sorunlardan olan, bir sapma ve suç türü olan hırsızlık olgusunu, bu suç türünü işleyen bireyleri, hırsızlık suç türlerini işleyen bireylerin özellikle bu suç türünü işlemelerine etkili olan sosyo-kültürel ve ekonomik değişkenleri sosyolojik bir bakış açısı ile incelemektir.Örneklem grubunu oluşturan hırsızlık suçu şüphelilerinin; genç ve orta yaş grubunda yer aldığı, öğrenim durumları ve ekonomik düzeyleri düşük seviyede olduğu, birçoğunun daha önce hırsızlık suçu sebebiyle gözaltına alındığı ve/veya cezaevinde hırsızlık suçundan dolayı bulundukları saptanmıştır. Beraberinde davranış bozukluğu tedavisi alma oranın yüksek olduğu; sigara, alkol ve uyuşturucu kullanımının yaygın olduğu gözlenmiştir. Hırsızlık şüphelilerinin ailelileri ve çevresi incelendiğinde; benzer şekilde kendilerinde görülen birçok olumsuz özelliğin ailelerinde de mevcut olduğu, arkadaşları arasında hırsızlık suçları başta olmak üzere suç işleme oranın yüksek olduğu araştırmamızda elde edilen veriler ışığında ulaşılan sonuçlardır.ANAHTAR KELİMELER: Suç, Suç Sosyolojisi, Sapma, Hırsızlık, Sosyolojik Suç Kuramları,
Polislerin polislik mesleğine yönelik tutumları üzerine sosyolojik bir araştırma (Kayseri örneği)
Emniyet Teşkilatı ve çalışanları (polisler) halkın güvenliği ile asayiş ve emniyeti sağlamak için kanunlar ile kendisine verilen görevleri yapmaktadır. Polislik mesleği, doğası gereği zor ve stresli bir meslektir. Polislerin görevlerini layıkıyla yapabilmeleri mesleklerini sevmelerine; mesleklerini sevmeleri, mesleklerine yönelik olumlu tutumlara sahip olmalarına; olumlu tutumlara sahip olmaları da, olumsuz tutumlara neden olan etkenleri tespit edip ona göre çözüm bulmaya bağlıdır.Bu bağlamda, ``Polislerin Polislik Mesleğine Yönelik Tutumları Üzerine Sosyolojik Bir Araştırma (Kayseri Örneği)'' adlı bu çalışmada, Kayseri Emniyet Müdürlüğü il merkezinde görev yapan polislerin mesleklerine yönelik seçilmiş bazı konulardaki (polis eğitimi, halkla ilişkiler, polislik mesleği ve meslekî özellikleri, kıyafeti ve ekonomik durumu) tutumlarının ölçülmesi ve çözümlenmesi amaçlanmaktadır.Bu çalışma, İçişleri Bakanlığı-Emniyet Genel Müdürlüğü hiyerarşisi içerisinde Kayseri Emniyet Müdürlüğü bünyesinde, Kayseri il merkezinde görev yapan emniyet hizmetleri sınıfı personeli (polisler) üzerinde gerçekleştirilen bir alan araştırmasıdır. ``Emniyet Hizmetleri Sınıfı Personeli (Polis)'' kavramı, resmi polis bürokrasisinin hiyerarşik yapısı içinde belli mesleksel konumlara sahip olan; rütbeli personel ile polis memurlarını kapsamaktadır. Bu araştırmanın örneklemini Kayseri il merkezinde görev yapan bütün polisler (1962 kişi) oluşturmaktadır.Polislik mesleğindeki mesleksel konumlamaya göre rütbeli polislerin polis memurlarına; büro hizmeti yapan polisler ile terör, kaçakçılık, istihbarat gibi özellikli birimlerde çalışanların çevik kuvvet, koruma gibi sokakta ve nöbet hizmetlerinde çalışanlara göre mesleğe yönelik tutumlarının daha olumlu olması bakımından farklılaşma olduğu dikkat çekmektedir.
Edebiyat sosyolojisi bağlamında Mehmed Akif Ersoy
Mehmed Âkif'in toplum sorunları karşısında edilgen bir yapıdan ziyâde, toplumun eksik, kusurlu yanlarını deşifre eden edebî bir üslûp tercihiyle, sosyal hayat içerisinde şiiriyle nasıl etken bir rol oynadığını, toplumu yönlendirmek, topluma yeni ufuklar açabilmek yönünde nasıl da canhıraş çabaladığını, şiirlerinin bütününde görebilmek mümkündür.Mehmed Âkif yaşadığı devri bütün genişlik ve derinliği ile şiirlerinde yansıtmaya çalışmış bir şairdir. XX. yüzyılın ilk çeyreğinde Türk milletinin içinde bulunduğu acıları, sevinçleri, ümitleri ve hayal kırıklıklarını manzum bir tarih, bir roman, bir hikâye, bir destan havası içinde anlatmaya çalışmıştır. Eserlerindeki kişiler de aydın, cahil, yobaz, züppe, şehirli, dinli, dinsiz, sarhoş, gariban, külhanbeyi, vs. gibi toplumun hemen her kesiminden insanlardır. Çevre olarak da saray, konak, câmi, sokak, bayram yeri, savaş yeri, mahalleler, köhne evlerin odaları, oteller vs. şeklinde yaşadığı devrin bütün hususiyetlerini aksettiren yerleri seçmiştir. Çalışma tarzı olarak, önce görüp incelemeyi, sonra şiir taslakları kurup onun üzerinde çalışmayı prensip edinmiştir. Müşahede ve kompozisyona büyük önem vermiştir. Şiirinde kapalılık yok gibidir. Her şeyi açık açık yazmaya çalışmış, müphem duygulardan, yüce ve fizik ötesi mefhumlardan ve süslü hayallerden uzak durmuş, adeta toplumun aynası olmuştur şiirleriyle. Şiirlerinde şahsî üzüntüleri, arzu ve istekleri yok gibidir. Toplumun dertlerini konu edinmiş, toplum adına gülmeye ve ağlamaya çalışmıştır. Kötülerle, fakirlikle ve gerilikle mücadeleyi esas gaye edinen Âkif, sanatının bütününde toplumu anlatmıştır.Anahtar kelimeler: Mehmed Âkif Ersoy, toplum, fert, kültür, şiir.
Kadın yoksulluğu üzerine sosyolojik bir araştırma: Elazığ örneği
Yoksulluk, birtakım ihtiyaçların karşılanamaması anlamına gelen geniş kapsamlı ve çok yönlü bir kavramdır. Bu nedenle yoksulluğu tam olarak açıklayabilmek için mutlak/göreli yoksulluk, insani yoksulluk, kent yoksulluğu, çalışan yoksullar ve kadın yoksulluğu gibi kavramlar türetilmiştir. Bu kavramlardan biri olan kadın yoksulluğu, yoksulluğun toplumsal cinsiyet boyutuyla alakalıdır.Günümüzde pek çok kadın yeterli bir eğitime sahip değildir ve kadınların çoğu ücretsiz aile işçisi konumundadır. Çalışan kadınlar ise düşük ücretlerle ve sigortasız işlerde çalışmaktadırlar. Bu nedenlerden dolayı kadınlar mağdur olmakta ve yoksul kadınların sayısı giderek artmaktadır. Yoksullar içinde kadınların sayısının artması ve kadınların yoksulluktan daha çok etkilenmeleri nedeniyle kadın yoksulluğu olgusu daha fazla önem kazanmıştır. Kadın yoksulluğu, yoksulluğun bir kadın sorunu haline gelmesini incelerken; aile içi şiddet, erken evlilikler, boşanma, eşin evi terk etmesi, hane içi eşitsizlikler, eğitim eksikliği ve çalışma gibi kadını ilgilendiren durumları da ele almaktadır.Kadın yoksulluğu üzerine araştırma yapmak amacıyla, örneklem grubu olarak 100 yoksul kadın belirlenmiştir. Bu kadınlar üzerine Elazığ'da bir alan araştırması planlanarak anket çalışması yapılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda elde edilen veriler analiz edilmiştir. Bu çerçevede literatür taraması sonucunda oluşturulan teorik kısımla, alan araştırması sonuçları birleştirilerek bu tez hazırlanmıştır.Anahtar Kelimeler: Yoksulluk, Kadın, Kadın Yoksulluğu, Toplumsal Cinsiyet, Ayrımcılık
Öğretmen kimliği: Sınıf öğretmenleri üzerine sosyolojik bir çalışma (Malatya örneği)
Kimlik, hem bireysel hem de toplumsal yanımızı içermektedir. Bireyin kendi kendisini nasıl gördüğü, hem de toplum tarafından nasıl görüldüğü kimlik kavramının konularıdır. Bireyin kendisini nasıl algıladığı, bu noktada önem teşkil etmektedir. Çünkü birey, toplumsal yapı içindeki diğer bireyler aracığıyla kendini tanımaktadır. Çalışmamızda öğretmen kimliği, kimliğin mesleki boyutlarıyla ele alınmıştır. İlköğretimde görev yapan sınıf öğretmenlerinin kimlik, bireysel kimlik durumları ile mesleki kimlik algıları açıklanmıştır.Öğretmenlik mesleği, günümüzde eğitim kurumu ile ilgili olup; sosyolojik açıdan ise sosyal, kültürel, tarihsel, ekonomik, bilimsel ve teknolojik boyutları ile birlikte değerlendirilmiştir. Günümüzde öğretmenlik mesleği, ödenen ücret ve sağlanan olanaklar noktasında yeterli düzeye ulaşamamıştır. Öğretmenlik mesleğini etkileyen birtakım süreçler, öğretmenin toplum içindeki statüsünü ve değerini de giderek zayıflamaya başlamıştır. Bu nedenle öğretmen kimliği kavramı önem kazanmıştır. Öğretmen kimliği; öğretmenlerin sosyo- demografik özellikleri, mesleki özellikleri, başarı düzeyleri, mesleki bilgi ve becerileri kullanma düzeyleri, toplumsal yapıdaki konumları ve yaşam tarzları gibi durumlarını da içermektedir.Öğretmen kimliği üzerine çalışma yapmak amacıyla evren içerisinde rasgele seçilen örneklem olarak 350 sınıf öğretmeni belirlenmiştir. Bu öğretmenler üzerine Malatya'da bir alan araştırması planlanarak anket çalışması yapılmıştır. Yapılan çalışma sonunda toplanan veriler analiz edilmiştir.Anahtar Sözcükler: Kimlik, Bireysel Kimlik, Sınıf Öğretmeni, Mesleki Kimlik Algısı,
Karacadağ yöresinde TKV tarafından uygulanmış kırsal kalkınma projelerinin yöre halkı ve kalkınmışlığı üzerine sosyal etkileri
Kırsal kalkınma sadece ekonomik bir temel üzerinde inşa edilemeyecek kadar çok boyutlu değişkenleri kapsayan, toplumsal değişmeyi büyük oranda öngören bir bütünlük olması nedeniyle, çözümü de çok kapsamlı, farklı meslek disiplinleriyle ilişkili ve çok aktörlüdür. Kırsal kalkınma kırsal alanda yaşayanların tarımsal etkinliklerine devam etmeleri için, nelerin yapılması gerektiğinin ortaya çıkarmayı hedeflemektedir. Kırsal kalkınma çalışmalarının nasıl yapıldığı kadar, nasıl organize edildiği de son derece önemlidir. Genellikle kırsal alanda istihdam yaratma yönünde özel sektörün kar beklentisi düşük olduğundan bu yörelere yatırım yapma ihtimali çok düşük görünmektedir. Bu nedenle kalkınma çalışmalarının sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte yapılabileceği düşünülmektedir. Bu konuda ülkenin birçok kırsal bölgesinde çalışmış olan Türkiye Kalkınma Vakfı (TKV), Diyarbakır'da olumsuz gelişme potansiyelini görerek, tarımsal üretim olanaklarının çok kısıtlı olduğu Karacadağ köylerinde, ciddi anlamda ilk sivil sayılabilecek kırsal kalkınma çalışmalarında öncülük yapmıştır.Bu çalışma, 1989?1998 yılları arasında Karacadağ yöresinde TKV' nin 13 ayrı köy ve bu köylerde uyguladığı 21 değişik projenin, yaratmış olduğu etkinin değerlendirmesi amacıyla yapılmıştır. TKV'nin başarısının değerlendirilebilmesi için aynı yörede TKV'nin kırsal kalkınma çalışmaları yapmadığı 13 adet köy kontrol grubu olarak seçilmiş ve iki grubun karşılaştırılması yapılmıştır. ?üretim alanlarında uzmanların görüşlerine önem verilmesi? ve ?köy kalkınması için işgücünün ücretsiz verilmesi? gibi kilit sorgulamalarda; TKV'nin çalışma yaptığı köylerde; çalışma yapılmamış köylere göre daha olumlu sonuçlar alınmıştır.Anahtar Kelimeler: Toplumsal değişim, Kırsal Kalkınma, Türkiye Kalkınma Vakfı
Anomi ve yabancılaşma bağlamında İstanbul'daki kapkaç olaylarına bakış
Günümüzde önemli toplumsal sorunlardan biri haline gelen kapkaç olaylarını İstanbul örnekleminde incelemeyi amaçlayan `Anomi ve Yabancılaşma Bağlamında İstanbul'daki Kapkaç Olaylarına Bakış' adlı bu çalışma, bir alan araştırmasıdır.Araştırmanın temel amacı; Türkiye'de son zamanlarda önde gelen toplumsal olaylardan olan kapkaç olaylarını, bu suç türünü işleyen bireyleri, kapkaç türlerini ve özellikle bu suç türünü işlemelerinde etkili olan sosyo-kültürel ve ekonomik değişkenleri sosyolojik bir bakış açısıyla incelemektir.Kapkaç suçunun en yoğun olarak görüldüğü İstanbul örnekleminde gerçekleştirilen bu alan araştırması verilerine göre, örneklem grubunu oluşturan kapkaç suçu mahkûmlarının; başta gençler olmak üzere çocuk ve orta yaş grubunda yer aldığı saptanmıştır. Ayrıca araştırma sonuçları, kapkaç suçunu işleyen bireylerin öğrenim durumları ile ekonomik seviyelerinin düşük olduğunu; birçoğunun daha önce de kapkaç suçu sebebiyle gözaltına alındığı ve/veya ceza evinde kapkaç suçundan dolayı ceza çektiklerini ortaya koymuştur. Bu kişilerde sigara, alkol ve uyuşturucu kullanımının yaygın olduğu gözlenmiştir. Kapkaç mahkûmlarının aileleri ve çevreleri incelendiğinde; benzer şekilde kendilerinde görülen birçok olumsuz özelliğin ailelerinde de mevcut olduğu; arkadaşları arasında kapkaç suçu başta olmak üzere suç işleme oranının yüksek olduğu araştırmada elde edilen veriler ışığında ulaşılan sonuçlardır.
Değişim sürecinde Türkiye'de organize suçluluk üzerine sosyolojik bir araştırma
Bu çalışma, Türkiye'de değişim süreciyle ilintili olarak organize suçların ortaya çıkışını, köklerini, yapı ve faaliyetlerini sosyolojik olarak incelemektedir. Diğer bir ifade ile bu çalışma, organize suç olgusunu ülkemizde son dönemlerde meydana gelen ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel ve konjonktürel dinamiklerine bağlı olarak irdelemeyi amaçlamaktadır. Bu çerçevede tez çalışması, Türkiye'de organize suçluluğun, işlenme yöntemi ve organize suçların faaliyet alanları konusunda geniş bir literatür sunmaktadır.Ülkemizde organize suçların ortaya çıkmasında ve yaygınlaşmasında; ekonomik yapılarındaki istikrarsızlık, yüksek enflasyon ve para piyasalarındaki yapay iniş ve çıkışlar, ülke yönetiminde kısa süreli siyasi otorite boşlukları, çıkarılan yasaların yeterince uygulanmaması, bürokratik ve siyasal alandaki kollayıcı unsurların varlığı, yıllardır süren terör, kent yapılarının çözülmesi ve kentlerin aşırı kalabalıklaşması, artan kentsel gerilim, değerler alanında yaşanan köklü dönüşümler, kabadayılık kültürü, ciddi rant alanlarının varlığı, kolaycıl yollardan yükselme ve zenginleşme teamülleri, liberalleşme eğilimleri ve yanlış özelleştirme politikaları gibi çok sayıda faktör önemli bir yer tutmaktadır.Bu tez çalışmasında, özellikle 1980'li yıllardan başlayarak ve 90'li yıllarda daha da hızlanarak gelişen siyasal ve ekonomik gelişmelerin (ekonomik kriz ve serbest piyasa ekonomisindeki gelişmeler gibi), organize suç örgütlerinin yaygınlaşmasında ve farklı boyutlar kazanmasında ki etkisi ele alınmıştır. 2000'li yıllardan sonra ülkemizdeki organize suç yapılanmaları ciddi bir şekilde dönüşüme uğramıştır. Bu organizasyonlar son dönemlerde özellikle modern işletme mantığı ile daha profesyonel bir nitelik kazanmıştır. Diğer bir ifade ile organize suç örgütleri günümüzde basit aile ve hemşerilik ilişkisi yanında, uzmanlaşmaya ve profesyonelliğe dayanan, daha karmaşık bir şekilde yapılanan, paravan iş bitiriciler kullanan ve daha rasyonel tercihler içerisinde hareket etmeye çalışan bir özellikte örgütlendikleri dikkat çekmektedir. Günümüzdeki koşullara paralel olarak organize suç örgütleri, genelde kârın yüksek, riskin düşük olduğu alanlarda yeni faaliyet alanlarına yönelerek daha rasyonel ve bilinçli davrandıkları bir gerçektir.Anahtar Kelimeler: Organize Suçluluk, Değişim, Türkiye.
Küreselleşme ve kent yoksulluğu olgusuna sosyolojik bir yaklaşım
Yoksulluk, yirmi birinci yüzyılın ilk yıllarını yaşadığımız bu günlerde küreselleşme sürecinin etkisiyle içinden çıkılmaz bir duruma doğru evirilmektedir. Tüm alanlarda yaşanan değişim, dönüşüm doğal bir şekilde kendini toplumdaki problemlere de yansıtmaktadır. İnsanlığın var oluşuyla yaşıt kabul edebileceğimiz yoksulluk olgusu, gün geçtikçe yeni boyutlar kazanmakta ve özellikle küreselleşme çağında değişen dünyada kendi payına düşeni fazlasıyla almaktadır.Küreselleşme ile birlikte kent yoksulluğu olgusu daha da önemli hale gelmektedir. Kentleşme oranlarının artması yanında ekonomik alanda yaşanan post ? fordist dönüşüm beraberinde işsizlik, ücretlerin düşürülmesi, taşeronlaştırma v.b sorunlar beraberinde kent yoksulluğuna yol açmaktadır. Bu çalışmada, küreselleşen dünyada gün geçtikçe derinleşen yoksulluk konusu, kent yoksulluğu bağlamında irdelenmektedir. Küreselleşme çağında yeni boyutlar kazanan yoksulluk olgusu, kent yoksulluğu çerçevesinde ele alınırken gelişmiş ülkelerin gökdelen altlarında, sokaklarda ve köprü altlarında karton kutularda yaşayan, çöplerden beslenen, potansiyel suçlu olarak görülen bireyler artık küresel kentler başta olmak üzere tüm büyük şehirlerin gerçeği haline gelmektedir.Buradan hareketle kentsel yoksulluk sorunu, gerek ulusal gerekse de uluslararası alanda toplumsal bir problem olarak gün geçtikçe kronikleşen bir hâl almaktadır. Küresel dünyanın kentleri varsıl-yoksul arasındaki uçurumun en net gözlemlendiği yerler olarak dikkat çekici öneme sahiptir. Bunun için de özellikle kentlerin, yoksulluğun oluşumu ve gelişimine etkisi açısından bu alanların üzerinde önemle durulması gerekli olduğu ileri sürülebilmektedir.Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Kent Yoksulluğu, Yeni Kentsel Yoksulluk Kapitalizm.
Elazığ'da yarım kalmış projelerin sosyal maliyeti
Elazığ, Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar ekonomik, sosyal ve kültürel gelişim açısından jeostratejik konumunu ve önüne çıkan fırsatları tam olarak değerlendirebildiğini söylemek mümkün değildir. Bununla birlikte Doğu Anadolu illeri arasında iyi bir gelişmişlik seviyesi yakalamış ancak, Türkiye genelinde ortalama bir seviyede kalmıştır.Avrupa Birliğine girme surecinde olan ülkemizde Elazığ, Avrupa Birliği kriterlerine uyum aşamasında önüne çıkan imkânları en verimli biçimde kullandığı takdirde; İlin ekonomik, sosyal ve kültürel dokusu bütünüyle hızlı bir gelişme göstereceği beklenmektedir. Elazığ var olan tüm güzelliklerine böylesi bir görüntüyü de ekleyerek, çağdaş ve modern bir kent olmanın avantajlarını yakalayacaktır. Bu bağlamda ilin gelişme ivmesi yukarıya doğru devamlı artış göstereceği şüphesizdir.Elazığ'ın başlangıçta 5084 sayılı Teşvik Yasası dâhilinde olmaması İl'e gelecek yeni yatırımları önemli ölçüde engellemekte ve diğer illerle arasında haksız rekabet oluşmasına neden olmakta idi. Bu durum İlin geleceği açısından büyük dezavantaj teşkil etmekte olup; Teşvik yasasına dâhil edilmesi ile birlikte bu sıkıntı az da olsa giderilmiştir.Ülkemizin ve Elazığ'ın en önemli problemi olan işsizliğin önüne geçebilmek için ise işgücü piyasasının ihtiyaçları belirlenerek, eğitim-istihdam ilişkisinin kurulması gerekmektedir. Bu bağlamda kalkınmada en önemli unsurun beşeri sermaye olduğu gerçeğinden hareketle, bütçeden eğitime ayrılan payın mutlak surette arttırılması kaçınılmazdır.Elazığ'ın gelişip kalkınmasında il potansiyellerinin en iyi şekilde değerlendirilmesinde, mevcut kaynakların verimli ve gerçekçi kullanımı ve bunlara dayalı olarak küçük ve orta ölçekli sanayinin desteklenmesi ve geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bunun için de, mevcut sanayi yapısı profilinin ortaya konulması, gelişme imkân ve kabiliyetinin belirlenmesi, geleceğe yönelik yeni yatırım hedef ve stratejilerin tasarlanması ve uygulanması da üzerinde ciddiyetle durulması gereken hususların başında gelmektedir.ANAHTAR KELİMELER: Yatırım, Sosyal Maliyet, Sosyal Fayda, Sermaye, İstihdam, İşsizlik.
Küreselleşme sürecinde Türkiye'de dini hayatın dönüşümü ve dindarlığın yeni bazı görünümleri üzerine sosyolojik bir araştırma
?Küreselleşme Sürecinde Türkiye'de Dini Hayatın Dönüşümü ve Dindarlığın Yeni Bazı Görünümleri Üzerine Sosyolojik Bir Araştırma? adlı çalışma nitel araştırma yöntemi kullanılarak Elazığ il merkezinde yapılan uygulamalı bir alan araştırmadır. Bu çalışmada kurumsal anlamda küreselleşmenin siyasi, ekonomik, kültürel boyutlarının yanında din ile olan bağlantısı kurulmaya çalışılmıştır. Küreselleşme ve din etkileşimi başlığı altında ise, küreselleşme ile din arasında kurulan ilişkiden hareketle dindarların dini, siyasi, ekonomik, kültürel, vb. alanlarda sergilemiş oldukları davranışlar anlaşılmaya, analiz edilemeye çalışılmıştır.Söz konusu çalışmada dindarlar küreselleşmenin toplumsal sonuçları bağlamında din algısı, dinde otorite ve dini örneklik sorunu, dünyevileşme, dini cemaate bakış, tüketim kültürü, kredi kartı kullanımı, katılım bankalarına bakış, faiz ve kar payı algısı, siyasi katılım, AB'ye bakış, AK Partiye bakış vb. açıları sosyolojik açıdan analiz edilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda dindarların dini, siyasi, kültürel, ekonomik alanlardaki zihniyet algılarının nasıl bir değişim geçirdiği ortaya konulmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, din, küreselleşme ve din etkileşimi, dini çeşitlilik, dünyevileşme, dinin araçsallaştırılması, metalaşma, dini çoğulculuk, dinin geri dönüşü, yeni muhafazakârlık.
Görünürlük uzamlarında kamusallık, denetim, mahremiyet: İstanbul örneğinde kameralı gözetimin sosyo-politiği
Kentsel mekânların kameralı gözetimi risk, korku ve yüksek suç oranları ile karakterize olan çağdaş kent yaşamının hayati bir bileşeni haline gelmiştir. Kameraların kent mekânlarındaki hızlı yayılımı, bazı kriminolojistler tarafından risk yönetimi stratejilerine dayalı yeni bir kriminoloji yaklaşımının göstergelerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Bu değerlendirme, kameraları bir suç önleme enstrümanı olarak seferber etme sürecinde neo-liberal kent yönetiminin gündeme getirdiği kimi gerekirliklerin rolünü dikkate alma yönündeki bir eğilimi de içermektedir. Küresel pazarın yatırımcıları ve tüketicileri için daha cazip bir uğrak haline gelme arayışında kent, güvenli ve istikrarlı bir yer olmaya zorlanmakta ve kameralar, bu türden mekânların gerçekliğinin değilse bile imajının üretilmesinde hayati bir fonksiyon yerine getirmektedir. Kentsel mekânların metalaşması sonucunu da doğuran bu sterilleştirme süreci, sahte kamusallıkların üretilmesinden de sorumlu tutulmaktadır. Kent yaşamına özgü karmaşıklığı yönetme ve farklılıkları bir arada tutma yetisinden yoksun olan çağdaş kent kamusallığı, bir türdeşleşme süreci ile karakterize olmaktadır. Bu durum da, kendi başına, kentsel mekânların kameralı gözetim ile denetlenmesi girişimini anlamlı hale getirmektedir.Bu çalışmada, kameralı gözetimin kent tecrübesi ve daha genelde kentsel kamusallık üzerindeki olası etkiselliğinin araştırılması amaçlanmaktadır. Çalışmanın kuramsal hareket noktasını, yetkin ifadesini Panopticon'da bulan, bakış ile iktidarı özdeşleştirme eğiliminin eleştirel bir yeniden değerlendirmesi oluşturmaktadır. Söz konusu bağlamda, `bakışın idaresi' çalışmanın anahtar nosyonu olarak öne çıkmaktadır. Buradan hareketle, kamerada temsil olunan bakışın kentsel mekânlara dâhil olma ve bu mekânların haricine düşme biçimleri anlaşılmaya çalışılmaktadır. Bu amaca yönelik olarak gerçekleştirilen alan araştırmasında, İstanbul'da kameralarla gözetlenmekte olan kamuya açık 14 ayrı noktada 469 kişi ile görüşülmüştür. Alan araştırması sonucu elde edilen veriler kameraların mevcudiyetine ilişkin farkındalık, kameralarla gözetleniyor olmanın denetim ve mahremiyete ilişkin içerimleri, bir pratik olarak kameralı gözetimin söylemsel kuruluşu ve güvenlik retoriğinin bu bağlamdaki yeri gibi parametre ve sorunlar esas alınarak analiz edilmiştir.Bu veriler ışığında, kamerada cisimleşen bakışın idaresinde iki faktör özellikle önemli görülmektedir: kameraların anonimlikle karakterize olan mekânlarda konumlandırılmış olması ve güvenlik retoriği. Verilerin analizi; kameraların mevcudiyetinin ona atfedilen belli bir güvenlik işlevi üzerinden onaylandığını, kameraların risk ve güvenlik terimlerine de konu olabilecek anonim mekânlarda konumlandırılmasının uygun görüldüğünü, bununla birlikte kamerada cisimleşen bakışın her halükarda mekânın dışına düşme eğilimi taşıdığını ve özellikle veri güvenliği ile ilgili endişelerin cari olduğunu ortaya koymuştur. Bunlara ilaveten, suiistimal endişesi ile güvenlik retoriğinin görece naif olmayan bir alımlanışı arasında ve yine suiistimal endişesi ile yasal/hukuki düzenlemeye yönelik talepte bulunma arasında pozitif yönlü korelasyonlar saptanmıştır. Yasal/hukuki düzenlemeye yönelik taleplerin de kameraların mekânsal dağılımından ziyade görüntü verilerinin güvenliğine ilişkin olduğu görülmektedir. Mekânların anonimliği ve güvenlik retoriğinin yanı sıra, veri güvenliği ve verilerin kullanımını düzenleyen mekanizmaların da kamerada temsil olunan bakışın indirgenemez hariciliğinin telafisinde önemli bir işlev üstleneceği anlaşılmaktadır. Kamerada temsil olan bakışın kentsel mekânlara dâhil olması ve kent tecrübesinin bir bileşeni haline gelmesi, onun idare edilebilirlik kapasitesi ile ilgilidir.Anahtar Kelimeler: Kameralı gözetim, kentsel kamusallık, denetim, mahremiyet, bakışın idaresi, kentsel mekân, kent tecrübesi, güvenlik
Sosyal bir sorun olarak fuhuş olgusu: Diyarbakır genelevi örneği
Bu araştırma, toplumda her dönemde sosyal bir sorun olarak varolan fuhuş olgusunu yasal ve yasal olmayan yönüyle ele alan, nitel bir çalışmadır. Fuhuşa yol açan ekonomik, sosyal, psikolojik, kültürel, biyolojik, teknolojik, cinsel sebepler ve fuhuş sektöründe yer alanların sorunları tespit edilmeye çalışılmıştır.Araştırmacı tarafından literatür taraması yapıldıktan ve gerekli izinler alındıktan sonra, Diyarbakır Genelevinde bulunan yasal fuhuş mağduru 51 kadınla derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Bu görüşmeler ve gözlemler neticesinde elde edilen veriler araştırmada sunulmuştur. Araştırma, Diyarbakır Genelevinde bulunan kadınlarla yapılmış olmasına rağmen, yalnızca Genelev kadınları ve yasal fuhuş olgusu üzerine değerlendirmeler yapmaktan öte veriler içermektedir.Araştırmanın sonucunda, kadınların hayat hikayelerinden yola çıkılarak fuhuşun sebepleri ortaya konulmuştur. Fuhuş sektöründe yer alanların ekonomik, cinsel, psikolojik sömürüye maruz kaldıkları bulgularına ulaşılmıştır.Anahtar Kelimeler: Yasal Fuhuş, Genelev, Olgu
53 Numaralı Adana Şer'iyye Sicili 1808?1821 (H.1223?1237)
Hazırlamış olduğum H.1223?1237 (M.1808?1821) 53 numaralı Adana Şer'iye Sicili adlı çalışmada sözü edilen dönemde Adana'nın siyasi, sosyal, iktisadi faaliyetleri ve yine aynı çerçeve içerisinde Osmanlı Devleti ile olan ilişkileri incelenmiştir.Bu çalışmamızda Adana'da ki siyasi kimlik, bu kimlikte rol alan aşiretlerin iskânı hakkında bilgi verildikten sonra; Adana'da ki mahalleler, idari ve şer'i görevliler, esnaf grupları, para birimi ve nüfusu hakkındaki bilgiler elde edildikten sonra incelenerek değerlendirilmiştir.
Çocuk sosyolojisi bağlamında ailelerin çocuklarına bakış açılarının değerlendirilmesi (Elazığ ili örneği)
Çocukluk yılları, bireyin gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık dönemlerindeki yaşantısının yönünü belirleyen, sosyal hayata uyum sağlamayı öğrendiği, ileriki hayatında kendisine gerekli olacak bilgi ve becerileri edindiği yıllar olması nedeniyle büyük öneme sahiptir. Toplumun geleceği olarak görülen çocukların, toplumsal hayat içerisindeki konumunun, sosyalleşmesinin, ailesiyle ve diğer sosyal çevresiyle ilişkilerinin araştırılması oldukça gereklidir.Çocuk sosyolojisi bağlamında anne babaların çocuklarına, çocukluğa, anne baba ? çocuk ilişkisine ve çocuğun sosyalleşmesine bakış açısının ele alınmasının amaçlandığı bu araştırma, 2009 ? 2010 öğretim yılında Elazığ il merkezinde bulunan 12 ilköğretim okulunun 5. sınıflarında öğrenim gören çocukların anne ve babalarından 418'inin görüşlerine başvurularak gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, anket tekniği kullanılmış ve anne babalara anne baba ? çocuk ilişkisi, çocuğun yetiştirilmesi ve sosyalleşmesi; kardeşler arası ilişkiler; arkadaşlar arası ilişkiler; çocuğun öğrenim hayatı ve meslek seçimi; çocuğun boş zaman etkinlikleri, ilgi alanları, alışkanlıkları, istekleri, oyun, kitle iletişim araçları, tüketim, çalışma hayatı, spor, sağlık, suç ve çocuk haklarıyla ilgili sorular sorulmuştur.Araştırmada, anne babaların çocuklarıyla yaşadıkları ilk 5 sorunun kardeşler arası iletişim, beslenme, okul, çocuğun istekleri ve aile içi kurallara uyma konusundaki sorunlar olduğunu ifade ettiği; anne babaların çocuklarını yetiştirirken en çok önem verdikleri 5 değeri çocuğun eğitimli olması, dini değerlere bağlı olması, dürüst olması, ahlaklı olması ve ailesine bağlı olması şeklinde ifade ettiği; ilkokul mezunu anne babaların en yüksek oranla otoriter, ortaokul ve lise mezunu anne babaların en yüksek oranla koruyucu, üniversite ve yüksek lisans / doktora mezunu olan anne babaların ise en yüksek oranla demokratik çocuk yetiştirme tutumunu benimsediği şeklindeki birçok sonuca ulaşılmıştır.Anahtar Kelimeler: Çocuk, Çocukluk, Çocuk Sosyolojisi, Çocukluk Sosyolojisi, Çocuğun Sosyalleşmesi, Anne Baba ? Çocuk İlişkisi.
Aleviliği anlamanın imkâni: Alevi deyişlerinin ve gülbanglarının Kavalcık köyü örneğinde sosyolojik analizi
Alevilik, teoride ve pratikte, inançta ve uygulamada sahip olduğu farklı özellikleriyle en çok ilgi çeken konulardan biridir. Farklı platformlarda, çeşitli yönleriyle ele alınan Alevilikle ilgili tartışmalarda, Alevilik nedir? Aleviler kimdir? sorularına birbirinden çok farklı cevaplar verilmekte; bağdaştırılması mümkün olmayan tanımlar, yorumlar ve değerlendirmeler yapılmaktadır. Bundan dolayı, Aleviliğin doğru anlaşılmasını güçleştiren tanım çeşitliliği, kavram kargaşası ve kafa karışıklığı yaşanmaktadır. Bu da, Aleviliğe ilgi duyanlar kadar, Alevilerin de kendilerini ve inançlarını algılamalarını; ortak paydalarda buluşmalarını güçleştirmektedir.Aleviliği anlamayı amaçlayan bu araştırma; alevi deyişlerinden ve gülbanglarından hareketle soruna yaklaşmakta ve Aleviliğin farklı anlam ve boyutlarına ışık tutmaktadır. Araştırmada, Alevilik konusunda yaşanan karmaşa, Aleviliğin sahip olduğu özelliklerin yanında konuyla ilgilenen araştırmacıların formasyonlarından ve ideolojik yaklaşımlarından da kaynaklandığı tespit edilmiştir. Bu yaklaşımla, Aleviliğin kaynağı ve aktarma aracı niteliğinde olan gülbangların ve deyişlerin, mevcut literatür ve saha çalışmasına dayalı gözlem ve görüşmeler sonucunda elde edilen veriler esas alınarak tahlil edilmesiyle Alevilik, bütün yönleriyle bir bütünlük içinde anlamaya çalışıldı. Yapılan tahlillerde, gülbanglarda ve deyişlerde/nefeslerde, Alevilik inancının ana öğelerinin kronolojik ve hiyerarşik bir sıra içinde yer aldığı saptandı. İnancının kaynağı olan Hak/Allah, Muhammed-Ali ile başlayan hiyerarşi, Ehl-i Beyt, On iki İmam, On Dört Masum-i Pak, On Yedi Kemerbest, Erenler (Evliyalar), Hacı Bektaş-ı Veli ve Hızır isimlerinin rahmetle anılmasıyla devam eder. Sıralama, sistemde ?ötekiyi? temsil eden Yezid'in, bazen de Muaviye ve Mervan'nın lanetle anılmasının ardından, Aleviliğin insan ve toplum anlayışı ve Hu, Hu ile sona ermektedirBu araştırmada, Aleviliğin bir inanç sistemi olduğu yönündeki görüşler doğrulandı. Sözlü kültüre dayanan, özünü, Ehl-i Beyt'e duyulan sevgi ve bağlılığın oluşturduğu bu inancın hem teolojik hem de dünyevi (sosyolojik) boyutu olduğu saptandı.Müminlerine göre, özgün/biricik olan Aleviliğin kaynağı nur, aktarma biçimi sır, kabul edenler de seçilmiş topluluktur. Yapılan tahlillerde ise, Alevilik inancının; Ehl-i Beyt'in ve bu soydan gelenlerin ve onların yaşadığı olayların, Anadolu'da coğrafi koşulların, merkezi yönetimle geliştirilen ilişki biçiminin, başka bir ifadeyle ilişkisizliğin neden olduğu baskıların, dönemin siyasi ve sosyal koşulların, İslam öncesi inançların oluşturduğu bir yaklaşımla algılanması sonucunda ortaya çıktığı tespit edildi.Aleviliğin, bir taraftan yaşatılmaya çalışılan geleneksel yapısı, diğer taraftan şehirlerde yönünü bulmaya çalışan modern anlayışı ve dinamik nüfusuyla gelecekte de en çok tartışılan konulardan biri olacağı öngörülmektedir.Anahtar Kelimeler: Alevilik, Alevi Kimliği, Deyiş, Gülbang, Yedi Ulu Ozan, Seyyid, Talip
Yeni bir toplumsal dönüşüm sürecinin üretim birimi olarak: Teknoparklar
Sosyolojik araştırmaların ilk kaynağı, toplumları daha iyi anlama arzusu olmuştur. Bu çalışmada, Bilgi Toplumunu ve onun simgesi olan teknoparkları anlamak ve niteliklerini kavramak amacı ile yapılmış bir alan araştırmasıdır.Son 50?60 yılda ekonomide meydana gelen dönüşümlerin simgesi haline gelen teknoparkların, sosyo-ekonomik yansımalarını ortaya koymak amacıyla yapılan bu çalışmada; Teknopark terimi, teknolojinin en üst düzeyde kullanıldığı yer anlamından çok; toplumların bir gelişme göstergesi, yeni bir sosyal olgu, yeni meslek formları, günümüz toplumunda değişimi hızlandıran bir kurum, yeni bir üretim birimi, yeni üretim ilişkilerinin, yeni üretim tarzlarının, yeni çalışma hayatının oluşturduğu, yeni bir ifade tarzı, yeni bir organizasyon ve değişen yaşam tarzlarına cevap niteliği taşıyan kavramlar bütünü olarak kullanılmıştır. Bu çalışma teknopark olgusunun ifade ettiği kavramlar bütününü, söz konusu yeni sürecin mevcut yapısını anlamayı amaçlamaktadır. Biliyoruz ki, üretim tarzlarının değişmesi ile toplumsal değişim arasında sıkı bir ilişki vardır. Bu amaçla Türkiye'deki teknoparkların yukarıda sayılan nitelikler doğrultusunda incelenmesi amaçlanmıştır.Bilgi Toplumunun simgesi teknoparklarda, bildiğimiz üretim sürecinden farklı olarak; üretim ilişkilerinin (giriş-çıkış saatleri, işveren-işgören arasındaki ilişki) esnekleştiği, ekonomik kazancın ikinci plana itildiği, bayan çalışan (Ar-Ge) sayısının arttığı, bireysel ifadenin (katılımcılık) ve yaratıcılığın öne çıktığı, bilginin girdi olduğu, bilgi düzeyi aynı kişi veya kişilerden oluşan bir çalışma profiline/üretim sürecine doğru gidildiğini göstermektedir. Bu değişim nitel bir çalışma ile ortaya konmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Teknopark, Teknoloji, İnovasyon, Üretim Tarzı, Bilgi Toplumu, Kültür.
Günümüzde Ortadoğu'da toplumsal çatışma
II ÖZET Yüksek Lisans Tezi Günümüzde Ortadoğuda Toplumsal Çatışma Gökben ÖZER Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Ana Bilim Dalı 2005; Sayfa: V+ 87 Ortadoğu sahip olduğu inançsal, ekonomik ve jeopolitik özellikleri nedeniyle dünyanın en önemli bölgesidir. Bu Önemli bölge tarihin başlangıcından beri birçok medeniyete doğuş yeri olması nedeniyle kültürel açıdan da paha biçilmez bir değere sahiptir. Tüm bu özellikler Ortadoğu coğrafyasının tarihin her döneminde mercek altında tutulmasına, yaşanılan dönemin büyük devletlerinin karşılıklı mücadele alam olmasına ve böylece ardı arkası kesilmeyen çatışmaların yaşanmasına neden olmuştur. Günümüze kadar devam eden ve halâ bitmek bilmeyen bu savaşlar bölgede huzur ve refah bırakmamış, bölgenin sosyal, siyasal ve ekonomik yaşamını felç etmiştir. Ortadoğu bölgesinde yaşanan korkunç olaylar, dünya üzerinde hakimiyet kurmak isteyen güçlerin bu toprakları almadan iste Herinin gerçekleşmeyeceğini bilmelerinden kaynaklanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ortadoğu, Tarih, Çatışma
Turkey's "Benevolent expansion" in Somalia: Development gifts and power resources of an emerging country
This dissertation analyzes Turkey-Somalia development partnership from a comparative historical and relational perspective, while addressing gift theories to interpret Turkey's aid politics. Emerging donors introduce new discourses, practices, and institutions into international aid architecture, and they are assumed to be transforming North-South hierarchies. Turkey has gained an emerging donor reputation and Somalia is the most comprehensive example to analyze Turkey's changing aid politics. I argue that aid modalities change historically, but states use foreign aid to expand their power resources. I compare post-colonial Italian development aid, Cold War Soviet military aid, and Turkey's humanitarian aid to post-state collapse Somalia. I question the relation between donor states' expansionist interests and their aid politics. After the World War 2, former colonist Italy used development aid to restore its plantations, to monopolize Somali banana trade, and hence to actualize a neo-imperial expansion. During the Cold War, the USSR wanted to counterbalance the US presence in Ethiopia, and provided arms to Somalia to access its naval facilities; thus, Moscow achieved a geopolitical expansion through military aid. After two decades from Somalia's destructive 1991 civil war, Turkey responded to the country's severe drought crisis with a humanitarian intervention in 2011, and humanitarian aid created an unexpected opportunity for an emerging country to accumulate power resources in a "failed state." To compare Turkey's aid politics to Italian and Soviet aid regimes, I question the relation between humanitarian aid and material gains. I establish that Turkey's state-led aid campaign incorporated foreign policy interest, the humanitarian imperative, and Islamic charity ethics. Based on parliamentary archives between 2002-2015, I show that Turkey's AKP government firstly approached Somalia to leverage its regional leadership claims, but later 2011 humanitarian aid campaign discursively concealed Turkey's foreign policy objectives with a compassionate rhetoric of saving lives. Relying on expert interviews conducted with Turkey's official and faith-based NGO actors, I establish that Islamic ethics and nationalist aspirations informed the making of aid projects, where charity and foreign policy concerns blended disinterested and self-interested motives. By addressing theories on gift exchange, I define Turkey's aid politics as a "benevolent expansion". In the last chapter, I interpret Somali community's positive and negative responses toward Turkey's endeavors through in-depth interviews conducted with Somali scholarship students, entrepreneurs, and academics in Turkey and elsewhere. Turkey's scholarship programs triggered a student migration, and graduates initiated diasporic networks in Turkey. I conclude that access to economic gains determines the perception of transnational Somali community toward Turkey either as a win-win partner or as a foreign actor accumulating unequal benefits.
Emekliler ve sorunları üzerine sosyolojik bir araştırma Şanlıurfa örneği
Bu araştırma, ülkemizdeki emeklilik yaşantısı ve bu yaşantının sonucunda karşılaşılanekonomik, sosyal, psikolojik, hukuki, fizyolojik sorunlar ve bu sorunlara çözümlerinbulunması amacıyla gerçekleştirilen, karşılaştırmalı bir alan araştırmasıdır.Bu çalışmada araştırmacı tarafından literatür taraması ile hazırlanan ve Şanlıurfa ilindeikamet eden farklı meslek gruplarından 123 emekliye uygulanan anketler vasıtası ile eldeedilen veriler işlenerek araştırmada sunulmuştur.Bu alan araştırmasının sonucunda, farklı meslek ve gelir gruplarında da olsaülkemizde emeklilerin farklı boyutlarda büyük sorunlar yaşadığı tespit edilmiştir. Üstmeslekten emekli olanların, Şanlıurfa ilinde ikamet etmek istemedikleri görülmüştür.Şanlıurfa ilinde, emekliye yönelik sosyal ortamların olmadığı tespit edilmiştir.Emeklilerin yaşadığı diğer sorunların temelinde, ekonomik nedenlerin daha yoğunolduğu görülmüştür. Ayrıca, Şanlıurfa ilinde kadınların, emeklilik sürecine, erkeklerden dahakolay uyum sağladıkları, yapılan araştırma sonucunda ortaya çıkmıştır.
İlköğretim öğretmenliğinin demokrasi konusundaki görüşleri üzerine bir araştırma
Bu araştırma, ilköğretim öğretmenlerinin demokrasi konusundaki görüşleri üzerinebir araştırmadır. Araştırmanın evrenini ve örneklemini İstanbul ilinin Ümraniye ilçesindekitüm devlet ilköğretim okullarında görev yapmakta olan sınıf öğretmenleri ve branşöğretmenleri oluşturmaktadır. Betimsel özellikte olan bu çalışmada, araştırmaya katılanöğretmenlerin görüşlerine başvurulmuş. Bunun için bir anket geliştirilmiştir.Verilerin çözümlenmesinde frekanslar ve yüzdelikler kullanılmıştır. Temel özetistatistikler elde edilerek bulgular değerlendirilmiştir. Yaş, cinsiyet, mesleki kıdem, medenidurum, doğum yeri değişkenleri ile diğer değişkenler arasındaki ilişki çapraz tablolama veki-kare testi analiz tekniği ile tablolaştırılmış ve ortaya çıkan bulgular değerlendirilmiştir.Yapılan analiz sonuçlarında, ilköğretim okullarında görev yapan öğretmenlerindemokratikleşme sürecinde ilköğretim öğretmenlerinin demokrasinin anlatılan bir olguolmaktan öte, yaşanılan bir süreç olduğu gerçeğinin göz ardı etmemeleri gerekir. Yaş,cinsiyet, mesleki kıdem, medeni durum, doğum yeri değişkenleri ile diğer değişkenlerarasındaki ilişki bakımından anlamlı bir ilişki görülmektedir.Anahtar Kelimeler: İlköğretim öğretmenleri, Demokrasi, Eğitim, Öğretmen-Öğrenci İlişkileri, Demokrasi Eğitimi, Demokratik Eğitim,
Üniversite giriş sınavının üniversite sınavına giren öğrenciler üzerindeki etkileri
ÖZETYÜKSEK LİSANS TEZİÜNİVERSİTEYE GİRİŞ SINAVININ ÜNİVERSİTE SINAVINA GİRENÖĞRENCİLERÜZERİNDEKİ ETKİLERİSibel ÇINARFırat ÜniversitesiSosyal Bilimler EnstitüsüSosyoloji Anabilim Dalı2006 Sayfa: XXIV+192Bu araştırmanın konusu ?Üniversite sınavının sınava hazırlanan öğrencilerüzerindeki etkileri ile eğitim ve dershaneler hakkındaki genel bilgiler?den oluşmaktadır.Araştırmanın amacı farklı seviye, yaş, sosyal-kültürel ve ekonomik yapıda olupsınava hazırlanan öğrencilerin sınav sistemi ve devlet okulları hakkında nelerdüşündüklerini, üniversite okumaya niçin önem verdiklerini ve sınavda başarılı olmaklailgili düşüncelerini etkileyen unsurların neler olduklarını ortaya çıkarmaktır.Çalışmanın bulguları şu sonuçlara ulaşmıştır : Devlet okullarında verilen eğitimgenellikle üniversite sınavını kazanmak için öğrencilere yeterli gelmemektedir. Bunedenle de dershanelere yönelmektedirler. Adaylar gelecekte bir iş sahibi olabilmekiçin üniversite okumanın şart olduğunu düşünmektedir. Ayrıca Öğrenci Seçme Sınavı(ÖSS)'na hazırlanan adayların büyük çoğunluğunda stres, endişe, kaygı, ilişkibozukluğunun ortaya çıktığı tespit edilmiştir. Çünkü sınava ciddi anlamda çalışarakhazırlanan adaylar, kendilerini bir seneliğine (bazen daha fazla bir süre) sosyal hayattansoyutlamaktadırlar.Devlet okullarında verilen eğitimin yetersiz olması dershanelerin yaygınlaşmasınaneden olmuştur. ÖSS'ye giren hemen hemen tüm adaylar bir yıl da olsa dershaneyegitmekte ve eksikliklerini gidermeye çalışmaktadırlar.Sonuç olarak tüm adaylar sınavı kazanamamaktadırlar ve genelde daha başarılıolanlar daha iyi eğitim alanlar arasından çıkmaktadır.Anahtar Kelimeler: Eğitim, devlet okulları, üniversite sınavı, stres, üniversite, öğrencipsikolojisi, başarı
"Türk medyasındaki gazetecilerin medya etiğine yaklaşımları: İstanbul örneği"
ÖZETYüksek Lisans Tezi? Türk Medyasındaki Gazetecilerin Medya Etiğine Yaklaşımları: İstanbulÖrneği?Sultan ÖZDEMİRFırat Üniversitesi Sosyal Bilimler EnstitüsüSosyoloji Anabilim DalıSon yıllarda etik tüm dünyada çok tartışılan bir konu. Bugün tüm dünyadamedyada, tıpta, iş dünyasında, siyasette ve daha birçok alanda etik sorunlarınyaşandığından söz edilmekte.Bugün hem teknolojinin hem de ekonominin ulaştığı son nokta insanyaşamındaki her şeyi belirleme düzeyindedir. Gelişen teknoloji bugün hem yaşamımızıkolaylaştırmakta hem de insan yaşamına yaptığı ölümcül müdahalelerle bu alanda etiksorunların artmasına neden olmaktadır. Aynı şekilde ekonominin de insan yaşamınıntüm olanaklarını belirlemesi, insan ilişkilerinden çeşitli kurumlara kadar her şeyibelirleyen ölçütün ekonomik çıkar olması son yıllarda etik kaygıların artışına ve etiğinçok tartışılan bir konu olmasına neden olmuştur.Günümüzde piyasa koşullarının yarattığı yıkıcı etkilerden medya da nasibinialmıştır. Ekonomi ve teknoloji, diğer birçok alanda olduğu gibi medyada da yaşananbirçok etik problemin oluşum sebebidir. Medyanın günümüzde toplumlar üzerindekiyönlendirici gücü düşünüldüğünde medyada sergilenen etik dışı tavırlar toplumsalalanın geleceği için çok önemli bir tehdit oluşturmaktadır.Medyanın toplumsal yönelimleri belirleyici gücünden dolayı bu alanda etik çoktartışılmaktadır. Medyanın toplumlar ve demokrasi için bu kadar kritik bir noktadabulunması medyada etiğin önemini daha da arttırmaktadır.Bu çalışma, bütün bu tartışmalar içerisinde gazetecilerin medya etiği ihlallerineyaklaşımlarını içermektedir. Çalışmanın teorik kısmında, etik kavramı analiz edildiktensonra medya etiği ve medya etiğinde yaşanan etik problemler tanımlanmıştır.Çalışmanın uygulama kısmında ise; Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), ÇağdaşGazeteciler Deneği (ÇGD) ve Ekonomi Muhabirleri Derneği (EMD) üyesi gazetecilerinmedya etiğine yaklaşımlarını belirlemek amacıyla anket uygulanmıştır. Dernek veCemiyet üyesi gazetecilerin, demografik özellikleri, sosyo-ekonomik özellikleri vemedyadaki etik ihlallere yaklaşımları anket verileri kullanılarak gösterilmiştir.Çalışmada ulaşılan bulgulara baktığımızda gazetecilerin etiği medya için zorunlu birkoşul olarak gördükleri ancak haber oluşum sürecinde gerek kendileri gerekse kendileridışındaki sebeplerden dolayı etik ilkelere uygun davranılmadığı sonucuna varılmıştır.Özellikle tekelleşmeyle birlikte birkaç kişinin bütün medya kuruluşlarını elindebulundurması, medya patronlarının başka alanlarda da yatırımları olan holding sahibikişiler olması ve bunlara bağlı olarak çıkara dayalı haber anlayışının gelişmesimedyada yaşanan etik sorunların temel nedenleri olduğu sonucuna varılmıştır.
Aile içi şiddet sürecinde kadına yönelik şiddet üzerine sosyolojik bir araştırma
ÖZET?Aile içi şiddete maruz kalan kadınlara yönelik, sosyolojik bir araştırma? adlıyüksek lisans tez araştırması 6 bölümden oluşmakta ve ekler kısmında ise aile içişiddetin önlenmesi amacıyla uluslar arası düzeyde yapılan çalışmalar ve TBMM'nin?töre ve namus cinayetleri ve kadınlara ve çocuklara yönelik şiddetin sebeplerininaraştırılması ile ilgili görüşme metni hakkında bilgi verilmektedir. Araştırmanın birincibölümü olan giriş bölümünde ilk olarak araştırmamızda temel aldığımız konunun neolduğu anlatılmakta, bu konuyu hangi amaçla seçtiğimiz yani araştırmanın amacı,araştırmayı yaparken hangi yöntemi veya yöntemleri kullandığımız araştırmamızdaaraştıracağımız hipotezlerimiz ve araştırmamızın sınırlılıkları yer almaktadır.kinci bölümde araştırmanın kuramsal çerçevesini belirleyip, şiddet kavramı,şiddetin türleri, aile içi şiddet ve kadına yönelik şiddet kavramlarını inceledik. Üçüncübölümde aile içi şiddet kavramını başlı başına ele alarak aile içi şiddetin toplumsalkaynakları, aile içi şiddetin nedenleri ve aile içi şiddetin türleri hakkında bilgi verdik.Dördüncü bölümde aile içi şiddete en çok maruz kalan insan cinsi olan kadınıele alıp kadını farklı statüleri açısından incelemekteyiz. Bu bağlamda kadını, anneolarak, çalışma hayatında, toplumsal değişme olgusu içerisinde ve siyasal hayatta elealıp inceledik.Beşinci bölümde ise dünyada ve Türkiye'de aile içi şiddet ve kadına yönelikşiddet konularını irdeledik. Dünya' da ve Türkiye'de kadına yönelik şiddetin boyutlarınıortaya koymaya çalıştık. Aile içi şiddetin çok farklı bir boyutu olan namus cinayetlerihakkında bilgi vermeye çalıştık. Kadın üzerindeki şiddetin kadın üzerindeki fizyolojikve psikolojik izlerini anlattık. Aile içi şiddete uğrayan kadınlara yardım amacıylakurulan Kadın Sığınma Evleri ve Danışma ve Dayanışma Merkezleri hakkında bilgiverdik.Altıncı bölümde Türk Hukuk'unun kadına yönelik bakış açısını ele alıpinceledik. Balıkesir - Burhaniye Adliyesi Asliye Hukuk Mahkemesinde sağlanan vekadına yönelik şiddete ilişkin örnek niteliği taşıyan dava özetleri sunduk. Son olarakekler bölümünde ise CEDAW, Pekin+5 Deklarasyonu gibi uluslar arası düzeydeki aileiçi şiddeti önlemeye yönelik düzenlemeler hakkında bilgi vererek CEDAW ülkeraporuna ek şiddet çalışmalarına yer verdik.
Öğretim üyelerinin boş zaman etkinlikleri üzerine sosyolojik bir araştırma: Doğu Anadolu örneği
Boş zamanların değerlendirilmesi, insan yaşamının her döneminde ele alınmasıgereken bir konu olmasının yanında bu faaliyetlere katılma insan yaşamının önemli birzaman dilimini oluşturmaktadır. Boş zaman sanayileşme öncesi toplumlarda üst sosyalsınıflar için bir statü sembolü ve prestij kaynağı olarak kullanılırken, bu anlayışgünümüz modern toplumlarında günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçasınıoluşturmuştur. Günümüz modern toplumlarında ekonomik, sosyal- politik yaşamdagörülen hızlı ve baş döndürücü değişiklikler, boş zamanların önemini ve değerlendirmebiçimini de etkilemiştir.Toplumda, belirli bir sosyal statüye sahip olan öğretim üyeleri saygın veönemli bir görev üstlenmekle beraber aynı zamanda yoğun ve stresli bir mesleksahibidirler. Üst ve ortanın üstü sosyo-ekonomik grup içerisinde gösterilen eğitimli,bilgili, birey olmalarının yanında, toplumun geleceğine yön veren kurumlarda görevyapmaktadırlar. Bu grubun boş zamanlarında hangi aktivitelere ve ne sıklıklakatıldıkları bu araştırmanının konusunu oluşturmaktadır.Elde edilen araştırma verileri ışığında; öğretim üyelerinin kişisel bilgiler vesosyo-ekonomik özellikleri belirlenmiştir. Boş zaman değerlendirme etkinliklerieğlenme, dinlenme, toplumsallaşma ve toplumsal ilişkiler gibi işlevleri yerinegetirmektedir. Öğretim üyeleri kitap okuma, aile üyeleri ile birlikte olma, sosyal vekültürel faaliyetlere katılma gibi bireysel-entellektüel gelişme ve sosyal ilişkiler yönüağırlıklı olan aktivitelere katılmaktadırlar. Kahve-kafeteryaya gitme, bar-gazino-birahane gibi eğlence yerlerine gitme gibi etkinliklere ise, düşük oranlardakatılmaktadırlar.Anahtar Kelimeler: Boş Zaman, Rekreasyon, Boş Zaman Etkinlikleri, ÖğretimÜyeleri
Televizyonun kadınların gündelik yaşamlarına etkisinin sosyolojik açıdan incelenmesi: Elazığ örneği
Meslekler sosyolojisi açısından doktorluk mesleği ve doktorlar: Elazığ örneği
?Meslekler Sosyolojisi Açısından Doktorluk Mesleği ve Doktorlar: ElazığÖrneği? adlı çalışma, bir alan araştırmasıdır.Araştırmanın amacı, toplumda yaptıkları iş ve verdikleri hizmetler bakımındançok önemli bir yeri olan Elazığ'da çalışan doktorların, toplumsal konumlarını, sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik durumlarını, yaşadıkları sorunları ortaya koymaktır.Elde edilen veriler ışığında şu sonuçlara ulaşılmıştır:Örneklem grubunda yer alan doktorlar; genç ve orta yaş grubunda yer alan,birçoğu evli, büyük ölçüde şehir kökenli, ekonomik ve kültürel köken itibariyle orta-alttabakalardan gelen, ancak yaşam standartları yükselen, yatırım yapmayı seven,yarısından fazlası mesleki tatmini olmayan kişilerdir.ANAHTAR KEL MELER: Doktor, Meslek, Rol, Statü, Tabakalaşma,Profesyonellik, Meslekler Sosyolojisi.
Imperceptible multitude: Transformation of feminist subjectivities and political practices in contemporary Turkey
This dissertation examines the transformations in feminist politics and the forms of subjectivities in the post-2000s period in Turkey. It raises the question of what explains the termination of independent feminist organizations in Turkey, despite the apparent increase in the number of women+ participating in feminist night marches and the remarkable diffusion of feminist ideas to everyday life. It is based on a mixed-method study with a combination of qualitative and quantitative research with women+ taking part in the feminist night march in Istanbul. The qualitative part of the research includes in-depth interviews, participant observation, and content analysis of the founding journals in feminist history, while the quantitative part of the research includes an extensive survey of participants in the Feminist Night March in İstanbul. The dissertation argues that the feminist movement expands beyond the confines of a narrow activist circle and emerges as a broad, pluralistic, decentralized grassroots movement. This brings with it a change in class and spatial composition of the movement. While the class composition of the movement changed from the middle and upper-middle class to the lower classes and towards precarious and cognitive labor, the movement tended to expand spatially from city centers to peripheries and from middle-aged to younger generations. It argues that while the movement manifests itself in the form of street protests, marches, and social media campaigns at some critical moments, it is predominantly evolving towards a prefigurative politics that prioritizes everyday life in the form of rhizomatic networks.
Modernizm ve muhafazakarlık düşünce akınlarının sosyolojik analizi.
Bu çalışmanın temel amacı, modernizm ve muhafazakârlık düşünce akımlarının sosyolojik açıklamalarını yapmaktır. Modernizm, aydınlanma düşüncesine ait felsefeleri içinde barındıran ve bütün dünyayı etkisi altına alan çok boyutlu bir akımdır. Aklı ve insanı merkeze alan modernizm, toplumsal yaşamı rasyonalize eden bir tutumu benimser. Muhafazakârlık, Batı tarihinde zengin bir felsefi mirasın taşıyıcısı olan ciddi bir düşünce geleneğidir. Modern zamanların hem bir parçası hem de muhalifi olan muhafazakârlık kapsamlı bir doktrindir. Aynı zamanda içinde yaşadığımız çağa damgasını vuran siyasal bir ideolojiyi ifade etmektedir. Bu tanımlar çerçevesinde şekillenen çalışmamızda modernizm ve muhafazakârlık düşünce akımlarının kültürel, siyasal ve dini açıdan nasıl bir ilişki içinde oldukları da açıklanmaya çalışılmıştır
Türk Ulusal Basınında Milliyetçi ve Modernist İmge İnşası: Yurtdışında Yaşayan Türklere Dair Başarı Haberleri
Sosyal bilimler literatüründe kapitalist yayıncılıgın modern ulus devletlerin ortaya çıkısındaki rolüne dair çok sayıda çalısma yapılmıstır. Ulusal gazeteler özellikle haber yapıları geregi hitap ettigi okuyucularının bilincinde toplumun geçmisine ve gelecegine dair sosyal imgelemler insa etmektedirler. Bu sosyal imgelemler sadece insa asamasında kalmamakta aynı zamanda toplumun gündelik hayatında, milliyetçi ve modernist anlam parçacıklarına dönüserek, ulusal gazeteler tarafından her an hatırlatılmaktadır. Türkiye gibi gelismekte olan ülkelerde milliyetçilik ve modernlesme genellikle dısarıdan içeriye dogru degisimlerle kendilerini sekillendirmektedirler. Bu çalısma, 2005-2007 yılları arasında Türkiye'de tirajı 100.000'in üzerinde olan ulusal gazetelerin, milliyetçi modernist imgelem insasını incelemek maksadıyla, yurt dısında yasayan Türk vatandaslarının basarılarına dair haberlerin yurt içinde yasayan vatandaslara nasıl iletildigini incelemektedir
İş ilişkilerinde çatışma ve suç olgusu
Günümüz toplumlarında; insanların, yaşamlarının büyük kısmını hayatlarını devam ettirmek için gerekli olan çalışma alanlarında geçirdikleri bilinmektedir. Sosyal bir varlık olarak insan, bu ortamlarda resmi olmanın yanı sıra gayri resmi anlamıyla da birçok ilişki türlerini bir arada yaşamaktadır. İster resmi, ister gayri resmi olsun iş ortamlarındaki bu ilişkiler bireyler arası çatışmalara da sebep olmaktadır. Bu durum suç olgusunu da beraberinde getirebilmektedir. İşte bu çalışmada iş ilişkilerinden kaynaklanan çatışma ve suç olgusuna farklı bir bakış açısı getirerek; mevcut durumu ortaya koyma amacı güdülmüştür
İnformel ilişki şekillerinin kurumsal yapılara yansımaları (Elazığ'daki kamu görevlileri üzerine sosyolojik bir araştırma)
Kurumsal yapılar sosyal iliskilerin devamlılık göstermesiyle meydana gelirler. Sosyal bir iliski biçimi olarak informel iliskilerin toplumsal yasamın her alanında ortaya çıktıkları görülmektedir. Böylece kurumsal yapılarda olması beklenen formel iliskiler yanında toplumsal yasamda var olan informel iliskilerin kurumsal yapılara çesitli yansımaları olmaktadır. Olumlu ve olumsuz yansımaları açısından kurumsal yönelimli ve bireysel yönelimli olarak iki tür informel iliskiden söz edilebilir. Uygulamalı bir arastırma olan bu çalısma kamu görevlileri üzerine kamu kuruluslarında gerçeklestirilmistir. Kamu görevlileri is alanlarında informel iliskilerin kaçınılmaz olduğunu ve bunun çesitli sekillerde yasandığını ifade etmektedirler. Özellikle kayırmacılık, nepotizm ve partizanlık boyutlarında yasanan bireysel yönelimli informel iliskilerin kuruma disfonksiyonel bir etkisinin olduğu belirtilmektedir. Aynı zamanda kurum içi ve diğer kurumlarla olan iliskilerin sadece bireysel değil aynı zamanda kurumsal olarak fonksiyonlarının olduğu ifade edilmektedir. Ancak bunun sonucunda bu gibi durumların pek takdir edilmediği ve ödüllendirilmediği sonucuna ulasılmıstır. Bu sebeple kurumsal yönelimli informel iliskiler desteklenmeli ve bireysel yönelimli olanlar ise engellenmeli ve düzenlemelere gidilmelidir. Anahtar Kelimeler: Kurum, kurumsal yapı, informel iliski, kamu yönetimi, kayırmacılık
Sosyolojik bir olgu olarak internet gençliği: Elazığ örneği
Bu çalışma, internet kullanımının, liseli gençlerin sosyal hayatlarındaki yerinin ve etkilerinin araştırılmasını konu alan bir alan araştırmasıdır. Bu çalışma, internetin fert ve toplum hayatına hem olumlu hem olumsuz birtakım etkilerde bulunarak toplumsal hayatı biçimlendirmeye başladığı fikrinden yola çıkılarak gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmanın, sosyolojik araştırmalara henüz yeterince konu edilmemiş bir alanla ilgili olması yönüyle dikkate değer olduğu düşünülmektedir. Araştırmada, liseli öğrencilerin cinsiyet, maddi durum, devam ettikleri okul gibi genel özelliklerinin yanında, ailevi durumları, sosyal yaşantıları, psikolojik durumları gibi birtakım değişkenlerin internet kullanımı ile ilişkileri araştırılmıştır. Araştırmada, Elazığ il merkezindeki liselerde okuyan öğrenciler arasından seçilmiş 408 öğrenciye, 51 sorudan oluşan bir anket uygulanmıştır. Elde edilen veriler, birtakım gözlem verileri ile de desteklenerek analiz edilmiş ve yorumlanmıştır. Araştırma sonucunda, ele alınan çeşitli değişkenlerin, gençlerin yaşantılarında internet kullanımına bağlı olarak ortaya çıkan bireysel, toplumsal, ailevi problemlerin ve internete dair değerlendirmelerinin oluşumunda etkin olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, internetin pek çok avantajının yanında önemli ölçüde olumsuz etkileri de beraberinde getirdiği; bununla birlikte, sosyal hayatımızda vazgeçilmez bir yer edindiği gerçeği açık bir şekilde ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Bilgi Toplumu, Bilişim, İnternet, İnternet Gençliği, Sanal Âlem, Sanal İlişki, Sanal Topluluk, Sanal Sohbet (Chat), Siber Uzay.
"When Harry Met Sally (Via Dating App)": An affective approach to the techno-social world of Turkey's heterosexual online dating
This thesis aims to understand the heterosexual online dating world in Turkey and explain why people use dating technologies, how they use them and choose their potential partners. The relevant literature is predominantly quantitative, focuses on Anglo-American contexts, and generates similar arguments. However, this thesis suggests an affective turn, both theoretically and methodologically, to show different stories. To that end, it uses walkthrough, video interviews, and re-enactment techniques to examine social, cultural, technological, and affective factors influencing individuals' uses, preferences, motivations, expectations, and actions. The findings demonstrate that structural and material changes in life conditions, changes in norms regarding dating culture, technological design and aesthetics, appification, one's intersectional background, as well as affects, such as mood, sensation, and boredom, influence users' motivations, preferences, and activities. Based on the data from interviews with 40 heterosexual individuals, this thesis draws a portrait beyond the marketization discourse that dating platforms have brought economic logic into dating and structured it as a market. By introducing the concept of affect, it encourages more than binary perspectives, such as love-sex, beauty-status, technology-culture, and industry-practice, dominant in the heterosexual online dating literature.