Bitlis Eren University
Discipline

Social Work

Bitlis Eren University

355

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Ortaokul çağındaki çocuklarda teknoloji bağımlılığı, yalnızlık ve sosyal desteğin okul sosyal hizmeti bağlamında incelenmesi

Amaç: Bu araştırmanın amacı ortaokul çağındaki çocukların teknoloji bağımlılığı, yalnızlık ve sosyal destek düzeylerini belirlemek; sosyodemografik değişenlerle aralarındaki ilişkiyi değerlendirmek, teknoloji bağımlılığı, yalnızlık ve algılanan sosyal destek düzeylerini okul sosyal hizmeti açısından incelemektir. Gereç ve Yöntem: Nicel kesitsel çalışma olan bu araştırmada tabakalama örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Burdur il merkezinde yer alan ortaokullarda okuyan 430 öğrenci oluşturmaktadır. Sosyodemografik bilgi formu, Dijital Bağımlılık Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Ucla Yalnızlık Ölçeği-KF katılımcılara yüz yüze uygulanmıştır. Veri analizinde t testi, ANOVA testinden yararlanılmış, anlamlı farklılık bulunduğunda hangi gruplar arasında olduğunu belirlemek için Bonferroni post hoc testi uygulanmıştır. Teknoloji bağımlılığı, yalnızlık ve sosyal destek arasındaki ilişkinin incelenmesinde Pearson korelasyon analizinden yararlanılmıştır. Algılanan sosyal destek ve yalnızlık ile dijital bağımlılık arasındaki ilişki ve bu ilişkide okulda sosyal ve psikolojik yardım kapsamında destek alma durumunun etkisini belirlemek amacıyla regresyon analizi yapılmıştır. Bulgular: Çalışmada cinsiyet, yaş, sınıf düzeyi ile teknoloji bağımlılığı düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (p<0,05). Yalnızlık ve algılanan sosyal destek düzeyi cinsiyete göre farklılaşmaktadır. Katılımcıların teknoloji bağımlılığı ölçek puanları yüksek bulunmuştur. Yalnızlık ile teknoloji bağımlılığı arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Regresyon analizi sonucuna göre algılanan sosyal destek ve yalnızlık ile teknoloji bağımlılığı arasındaki ilişkide okulda sosyal ve psikolojik yardım kapsamında destek almanın rolü "küçük etki" düzeyindedir. Sonuç: Teknoloji bağımlılığı ve yalnızlığın olumsuz etkilerini azaltmak amacıyla yapılandırılmış psikoeğitim programlarının geliştirilmesi ve yaygın hale getirilmesi, ailelere yönelik teknoloji bağımlılığı ve güvenli teknoloji kullanımı ile ilgili farkındalıklarının arttırılması amacıyla eğitim programlarının düzenlenmesi, sosyal hizmetin özel bir alanı olan okul sosyal hizmetinin mevcut eğitim politikalarına entegre edilmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Teknoloji bağımlılığı, yalnızlık, sosyal destek, okul sosyal hizmeti

Kübra İnal
Biruni University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yaşlı bireylerin 6 Şubat depremleri sonrası yaşam deneyimleri: Diyarbakır ili örneği

Doğal afetler sonuçları itibariyle zorlayıcı yaşam olayları olarak ele alınmaktadır. Depremin olumsuz etkilerinin, depremi deneyimleyen her insanda görülebileceği düşünüldüğünde incinebilir gruplar arasında yer alan yaşlıların etkilenme düzeylerinin daha fazla olacağı tahmin edilerek bu çalışmada 6 Şubat depremlerini yaşamış, Diyarbakır merkezde yaşayan 60 yaş üstü yaşlı bireylerin deprem deneyimleri ele alınmıştır. Çalışmanın amacı yaşlıların deprem deneyimlerini ortaya koymak ve sosyal hizmet perspektifinden çözüm önerileri sunmaktır. Nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik yaklaşıma uygun olarak tasarlanan bu çalışmada 25 adet kısa cevaplı, 11 adet açık uçlu sorudan oluşan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmış olup 10 kadın, 9 erkek katılımcıyla derinlemesine görüşme gerçekleştirilmiştir. Katılımcılardan elde edilen veriler nitel veri analizi programı olan MAXQDA 24 ile analiz edilmiştir. Analiz sonucunda "Deprem Anında Yaşananlar, Deprem Sonrası Süreç, Yerel ve Merkezi Yönetimlere Yönelik Eleştiriler, Beklentiler ve Çözüm Önerileri" olmak üzere dört ana tema ortaya çıkmıştır. Tema ve kategorilerden yola çıkarak çalışmanın kuramsal temelini oluşturan ekosistem yaklaşımı, Max Neef'in ihtiyaçlar hiyerarşisi ve baskı karşıtı uygulama yaklaşımı çerçevesinde sonuç ve öneri kısımları oluşturulmuştur. Araştırmadan elde edilen verilere göre yaşlıların deprem anı ve sonrasında birçok sorunla karşı karşıya kaldığı görülmektedir. Yaşlıların deprem deneyimiyle ilgili bu sorunlar, yaşlıların sosyo-demografik özellikleri, sağlık durumları, ekonomik sorunlar gibi özelliklerinin etkisiyle farklılaşmaktadır. Yaşlılar sağlık sorunlarından dolayı deprem anında gerekli kaçma davranışını gösterememiş, deprem sonrası süreçte barınma alanlarında uygun koşullarda konaklayamamış, yalnız yaşamanın hem deprem anı hem de deprem sonrasında olumsuz etkileriyle baş etmek zorunda kalmışlardır. Bu mücadelede yaşlıların aile ilişkileri, medeni durumları, sosyal rolleri gibi özellikler koruyucu bir faktör olarak bulunmuştur. Yaşlıların deprem deneyimlerine ilişkin yerel ve merkezi yönetimlere yönelik tedbir yetersizliği, denetim eksikliği, imar uygulamaları ve gerekli desteğin sağlanmamasıyla ilgili eleştiri ve depreme dayanıklı yaşlı dostu evler inşa edilmesine yönelik beklentilerinin olduğu ortaya çıkmıştır. Yaşlı nüfusun gelecekteki oranı da düşünüldüğünde hem genel düzeyde hem de doğal afetler özelinde yaşlı dostu politikaların yapılması gerekmektedir.

Burcu Temel
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

6 Şubat depremlerini yaşayan bireylerde travma sonrası stres bozukluğunu etkileyen değişkenler üzerine bir araştırma

Mevcut araştırma 6 Şubat 2023 depremlerinin merkez üssü olan Kahramanmaraş'ta travma sonrası stres bozukluğunu etkileyen belirsizliğe tahammülsüzlük, algılanan sosyal destek ve psikolojik sağlamlık değişkenlerinin birbirleriyle ve sosyodemografik özellikler ile ilişkisini araştırılmayı amaçlamıştır. Araştırmanın evreni 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen depremleri Kahramanmaraş ilinde ve ilçelerinde deneyimleyen ve veri toplama sürecinde Kahramanmaraş'ta yaşayan yetişkinlerdir. Araştırma kapsamında Sosyodemografik Form, DSM-5 için Travma Sonrası Stres Bozukluğu Kontrol Listesi, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Toplam 348 kişiye ulaşılarak veriler IBM SPSS 29 programı ile analiz edilmiştir. Verilerin normal dağılıma sahip olduğu kabul edilerek parametrik testler ile analizler yapılmıştır. Katılımcıların demografik özellikleri ile ölçek yanıtları bağımsız örneklemler t-testi ve tek yönlü varyans analizi ile incelenirken değişkenlerin birbirleriyle ilişkisi Pearson korelasyon analizi ile, bağımsız değişkenlerin bağımlı değişken üzerindeki etkisi ise doğrusal regresyon analizi ile incelenmiştir. Elde edilen bulgulara göre; kadınların, enkaz yaşantısı olanların, deprem sonrasında yakınlarını kaybedenlerin, deprem sonrasında başka bir şehre gidenlerin travma sonrası stres düzeyleri daha fazladır. Maddi durum seviyesi azaldıkça travma sonrası stres seviyesi artmakta, belirsizliğe tahammülsüzlük seviyesi artmakta ve algılanan sosyal destek seviyesi azalmaktadır. Erkeklerin psikolojik sağlamlık düzeyinin kadınlar daha yüksektir. Araştırma kavramları birbirleriyle pozitif ya da negatif yönlü ilişkilere sahiptir. Belirsizliğe tahammülsüzlük, algılanan sosyal destek ve psikolojik sağlamlık travma sonrası stres bozukluğunu yordamaktadır. Elde edilen bulgular alan yazın ışığında tartışılmıştır.

Dilan Uçar
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

6 şubat depremlerinde görev alan sosyal çalışmacıların görev yerine dönüşü sonrası psikosoyal müdahale gereksinimi

Türkiye'de yaşanan afetlere bakıldığında, Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat Depremleri, ülke tarihinin en yıkıcı depremleri olmuştur. Depremzedelerle gerçekleştirilen psikososyal destek hizmeti için birçok farklı alandan meslek elemanı görev yapmıştır. Bu meslek elemanlarından biri de sosyal çalışmacılardır. Deprem bölgesine görevlendirilen birçok meslek elemanı gibi sosyal çalışmacılar da psikososyal destek hizmetleri esnasında bazı sorunlarla karşılaşmışlardır. Bu bağlamda tezin konusunu, psikososyal destek hizmetleri vermek amacıyla deprem bölgesine görevlendirilen sosyal çalışmacıların görev yerlerine döndükten sonra yaşadıkları değişim ve psikososyal destek ihtiyaçları oluşturmaktadır. Buna göre tezin amacı, Hakkari'de görev yapan ve Adıyaman'a görevlendirilen sosyal çalışmacıların görev yerlerine döndükten sonra sosyal yaşamlarında, mesleki ilişkilerinde, ruh hali ve kişilik durumlarında yaşadıkları değişimi ve buna bağlı olarak psikososyal destek ihtiyacının ortaya konmasıdır. Nitel araştırma yöntemi kullanılarak 23 tane sosyal çalışmacı ile yapılan görüşmelerde yarı yapılandırılmış görüşme tekniği uygulanmıştır. Altı adet açık uçlu soru yöneltilen katılımcıların, psikososyal destek hizmet ihtiyacının önemi ve gerekliliği incelenmiştir. Araştırma sonucunda; katılımcıların, görev dönüşü sosyal çevreleriyle ilişkilerinde zorlandıkları, uyum problemleri yaşadıkları, bazı durumlarda yalnızlaşma eğilimi gösterdikleri, görev yaptıkları kurum ya da kuruluşlara uyum sürecinde güçlükler yaşadıkları ve afet konusunda bilgi eksiklikleri yaşadıkları ortaya çıkmıştır. Ayrıca depremi kendilerinin de yaşama ihtimalini göz önünde bulunduran sosyal çalışmacılarda, ölüm korkusu ve sevdiklerini kaybetme korkusu ile yüzleşmek durumunda kaldıkları sonucuna ulaşılmıştır.

Ayhan Demir
Bitlis Eren University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yaşlılarda teknoloji kullanımının toplumsal hayata katılıma ve başarılı yaşlanmaya etkisinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı yaşlıların teknoloji kullanımının toplumsal hayata katılıma ve başarılı yaşlanmaya etkisinin incelenmesidir. Araştırma nicel desende ilişkisel tarama modelinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Türkiye'de yaşlı refahı alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarına üye olan 65 yaş üstü bireyler oluşturmuş olup 191 katılımcı ile araştırma tamamlanmıştır. Veri toplamak amacıyla literatür taramasına dayanarak hazırlanan sosyodemografik soru formu, Başarılı Yaşlanma Ölçeği, Toplumsal Yaşama Katılım Envanteri ve Teknoloji Kullanım Ölçeği kullanılmıştır. Veriler SPSS 22.0 programında uygun istatistik yöntemleri kullanılarak analiz edilmiştir. Katılımcıların %55,5'i kadındır, %62.3'ü evlidir, %80,1'nin çocuğu vardır. Ortalama yaş 69.56±6.118'dir. %39.3'ü üniversite mezunudur ve %22.5'i tam zamanlı olarak çalışmaktadır. %82.7'si ailesiyle beraber yaşamakta olup %61.8'i en uzun süre kentte yaşamını sürdürmüştür. Katılımcıların %95.29'unun teknolojik cihazı, %90.1'inin internete erişimi ve %57.6'sının en az bir sosyal medya hesabı vardır. %40.8'i günde 1-3 saat arası internet kullandığını ifade etmiştir. Katılımcıların Toplumsal Yaşama Katılım Envanteri puan ortalaması 4.32 ± 3.26 olup ortalamanın altında skorlar elde ettikleri tespit edilmiştir. Başarılı Yaşlanma Ölçeği puan ortalaması 53.42 ± 11.10 olup, skorlar ortalamanın üzerindedir. Teknoloji Kullanım Ölçeği puan ortalaması 37.24 ± 9.08 olarak belirlenmiş ve bu puanların ortalamanın üzerinde olduğu tespit edilmiştir. Teknoloji kullanım ölçeği puanları ile başarılı yaşlanma ölçeği puanları arasında pozitif yönlü korelasyon bulunmaktadır. Teknoloji kullanım ölçeği puanları ile toplumsal yaşama katılım envanteri puanları arasında anlamlı istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır. Sonuç olarak yaşlıların teknoloji kullanımının teşvik edilmesinin başarılı yaşlanma üzerinde olumlu etkiler yaratabileceği görülmektedir. Başarılı yaşlanma sürecinde yaşlılar ile teknoloji arasında uyum çalışmalarının sağlanmasında sosyal hizmet müdahalelerine ihtiyaç duyulmaktadır. Yaşlı dostu teknolojik donanım ve yazılımların geliştirilmesinde ve yaşlıların teknolojik gelişmelere adapte edilmesinde sosyal hizmet uzmanlarının danışman, eğitici ve kaynak geliştirici roller üstlenmesi önerilebilir.

Aktif yaşlanmaBaşarılı yaşlanmaBilgi ve iletişim teknolojileri+6
Buse Hançeroğlu Kandemir
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeveynlerin anne-babalarına bağlanma stillerinin ihmal istismar farkındalığına etkisinin sosyal hizmet bakış açısıyla incelenmesi

Çocuk ihmal ve istismarı gerek sosyal hizmet literatüründe gerekse toplumumuzda çok önemli bir yere sahip, sıkça karşılaşılan ve çocuklar üzerinde sosyal, psikolojik ve davranışsal birçok etkisi bulunan bir durumdur. Maruz kalınan ihmal veya istismarın etkileri kısa dönemde çocuklukta ortaya çıkabileceği gibi uzun dönemde yetişkinlikte de ortaya çıkabilir ve bu etkiler yaşam boyu kendisini gösterebilir. İhmal ve istismarın etkilerinin ciddiyeti göz önüne alındığında, çocukların sağlıklı ve topluma uyum sağlayabilen bireyler olarak yetişmesinde en önemli role sahip ebeveynlerin ihmal ve istismar konusundaki farkındalıkları önem taşımaktadır. Çocukluğunda anne ve babasına güvenli bağlanma kuramayan kişilerin ihmal veya istismara uğrama riskleri bulunmaktadır. Bireylerin ebeveynleriyle kurmuş oldukları bağlanma stillerinin, ileriki yaşlarında çocuk sahibi olduklarında ihmal istismar farkındalıklarına ne gibi etkisinin olabileceğinin araştırılması çalışmanın çıkış noktasını oluşturmuştur. Bu çalışmada, 0-6 yaş çocuğa sahip ebeveynlerin anne-babalarına bağlanma stillerinin ihmal istismar farkındalığına etkisi sosyal hizmet bakış açısıyla incelenmiştir. Nicel araştırma yöntemi ile gerçekleştirilmiş olan çalışmada amaçlı örnekleme yöntemlerinden kartopu tekniği kullanılmıştır. Veriler, sosyodemografik veri formu, Ana-Babaya Bağlanma Ölçeği (ABBÖ) ve Ebeveynlerin Çocuk İhmali ve İstismarı Farkındalık Ölçeği (EÇİFÖ) ile Google Forms üzerinde oluşturulan veri toplama formuna gönüllü olarak katılmayı kabul eden 281 ebeveyn sayesinde elde edilmiştir. Veriler Excel'de düzenlenip IBM SPSS 25.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Katılımcıların çoğunluğunu; kadınlar (%67,3), evli bireyler (%95) ve üniversite mezunları (%66,5) oluşturmaktadır. Yaş ortalaması 34,25 olan katılımcıların yarısından fazlası 10.000₺ ve üstü gelire (%55,5) ve tek çocuğa sahip (%54,4) ebeveynlerdir. Ebeveynlerin çoğunluğu ihmal istismar konusunda eğitim almamış (%77,2), istismar (%82,6) ve ihmale (%77,6) uğramadığını belirtmiş kişilerdir. Elde edilen bulgular incelendiğinde kadınların farkındalığı daha yüksek bulunmuştur. Ebeveynlerin yaşları arttıkça farkındalıkları düşmektedir. Üniversite mezunu ebeveynlerin farkındalıklarını yüksek olduğu tespit edilmiştir. Katılımcılarının çocuklarının sayısı arttıkça farkındalıklarının azaldığı görülmüştür. İhmal istismar konularında eğitim almış olan ebeveynlerin farkındalıkları yüksek bulunmuştur. İstismar veya ihmale maruz kaldığını belirten ebeveynlerin farkındalıkları yükselmektedir. Ayrıca gelir düzeyi yüksek olan ebeveynlerin annelerine bağlanma düzeylerinin yüksek olduğu tespit edilmiştir. Üniversite mezunu ebeveynlerin anneleri ve babalarına yüksek düzeyde bağlanma gerçekleştirdiği belirlenmiştir. Çocukluğunda istismara veya ihmale maruz kaldığını belirten ebeveynlerin hem annelerine hem babalarına bağlanma düzeylerinin yüksek olduğu saptanmıştır. Araştırmanın probleminin çıkış noktasına geldiğimizde ise ebeveynlerin çocuk ihmal ve istismarı farkındalık ölçeği ile anne babaya bağlanma ölçeğinin anne ve baba formu arasında negatif yönlü ilişki saptanmıştır ancak anlamlı bir ilişki olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anne babaya bağlanma ölçeğinin anne ve baba formu arasında ise pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ebeveynlerin annelerine yönelik bağlanma düzeyleri arttıkça babalarına yönelik bağlanma düzeylerinin de arttığı belirlenmiştir. Çalışmanın bulguları, anne ve babaya bağlanmada ebeveynlerin birlikteliğinin önemini ve ihmal istismar farkındalığının oluşmasında ise eğitimin ne denli önemli olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Çocuk ihmali, çocuk istismarı, bağlanma kuramı, farkındalık, sosyal hizmet.

Ana-babaya bağlanmaBağlanmaBağlanma stilleri+6
Maruf Buğra İnan
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Askerler ve eşlerinin evlilik deneyimlerinin sosyal hizmet bakış açısıyla incelenmesi

Biyopsikososyal etkileri oldukça fazla olan askerlik mesleği, askeri personelin ve yakın çevresinin yaşamlarını farklılaştırmaktadır. Askerler ve eşlerinin yaşadıkları güçlüklerin neler olduğunu ele alan çalışmalar bulunmakla birlikte, günümüzde asker ailelerin yapısının ve evlilik deneyimlerinin nasıl olduğunu sosyal hizmet bakışıyla inceleyen bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu çıkış noktasıyla oluşturulan çalışma, askerler ve eşlerinin evlilik deneyimlerinin nasıl olduğunu ortaya koymayı amaçlamaktadır. Nitel araştırma yöntemi ile tasarlanan araştırmada, askerlik mesleğini aktif olarak yerine getirmekte olan askerler ve eşleri olmak üzere 18 katılımcı ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Yarı yapılandırılmış görüşme formu ile elde edilen bilgiler, içerik analizi yöntemiyle literatür bilgileri ışığında çözümlenerek yorumlanmıştır. Çalışmanın sonucunda elde edilen bilgiler doğrultusunda, kadın asker eşleri için evlilik korku, kaygı, sınırlı iş imkanı, aşırı sorumluluk; erkek partner için güven, arkadaşlık, iş yaşamından kaynaklı belirsizlikleri içeren bir kavram olarak tanımlanmaktadır. Rol ve sorumlulukların dağılımına bakıldığında çiftlerde çoğunlukla toplumsal cinsiyet temelli eş algıları ve ev içi görev dağılımı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Kadın partner ev içi görevler, çocuk bakımı alanlarından sorumluyken erkek partner gelir getirici, bütçe planlaması, otorite rollerine sahip olmakta ve ebeveynlik erkek partnerler için ikinci planda yer almaktadır. Çiftlerin boş zaman aktivitelerinin görev yeri, ebeveynlik sorumluluğu gibi sebeplerden sınırlı olduğu, birlikte vakit geçirme yöntemlerinde sosyal alanlarda bulunma, arkadaş ziyaretleri gibi faaliyetlerin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Eş ilişkilerinde ağırlıklı olarak iş yoğunluğundan kaynaklı tartışmalar yaşadıkları, iş yaşamının özellikle kadın askerlerin özel yaşamında olumsuz etkilerinin olduğu, çiftlerin tartışmalarının sözlü tartışmalar olduğu, tartışma sırasında kadın partner sessiz, konuyu kapatma eğilimine sahipken erkek partnerin sinirli, tahammülsüz olabildiği; tartışmaların yok sayma, erteleme, konuşma gibi yollarla çözümlendiği bilgilerine ulaşılmıştır. Çiftlerin ağırlıklı olarak mesleki sebeplerden ve geçmiş travmatik deneyimlerden kaynaklı psikososyal destek ihtiyacının bulunduğu ve askerlik mesleğini yakın çevre tavsiyesi, ekonomik kaygılar, milliyetçilik duygusu gibi sebeplerden tercih ettikleri sonuçlarına ulaşılmıştır. Asker aileler ile gerçekleştirilecek çalışmalarda; kadın ve erkek partnerin rol ve sorumluluklarının dağılımı, partnerlerin eş ve evlilik algıları gibi unsurların evliliklerin işlevselleştirilmesi adına üzerinde durulması gereken önemli konu başlıkları olduğu düşünülmektedir. Buradan hareketle, askeri sosyal hizmetin ve bu alanda multidisipliner olarak gerçekleştirilecek müdahalelerin ordu personeli ve yakın çevresi için farkındalık ile koruyucu önleyici müdahaleler geliştirme adına oldukça önemli bir ihtiyaç olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Askeri personelAskerlerAstsubaylar+4
Afranur Kısa
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
10
Master'sOpen AccessTR

Tip 1 diyabetli ergenlerin diyabet bakımında ebeveyn izlemi ile diyabetin aileye etkisinin sosyal hizmet bakış açısıyla incelenmesi

Bu çalışma tip 1 diyabetli ergenlerin tedaviye uyumunun ve metabolik kontrollerinin sağlanmasında etkili olan ebeveynlerin bu sorumluğu gerçekleştirirken hangi durumlarla karşılaştığını belirlemek ve bu durumların farkında olarak diyabet takibinin yapılmasını sağlamak amacıyla tip 1 diyabetli ergenlerin diyabet bakımında ebeveyn izlemi ile diyabetin aileye etkisi arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada nicel araştırma türlerinden biri olan ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Çalışma grubunu belirlemede olasılıksız belirleme yöntemlerinden kolayda örnekleme yöntemi kullanılmış olup, 12-18 yaş arasında ve en az 6 aydır tip 1 diyabet hastası olan çocuğa sahip 214 ebeveynle çalışma yapılmıştır. Araştırmamızda veri toplamak amacıyla "Ergen ve Aile Bilgi Formu", "Diyabetin Aileye Etkisi Ölçeği" ve "Tip 1 Diyabetli Adölesanlarda Ebeveyn İzlemi Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmaya 214 ebeveyn katılım sağlamıştır. Araştırmaya konu olan tip 1 diyabetli ergenlerin cinsiyetlerinin %49,1'i kız ve %50,9'u erkektir. Ergenlerin %66,8'i 24 ay ve üzeri, %23,4'ü 12-24 ay ve %9,8'i 6-12 ay arası süreli diyabet hastası olup, %14'ünde insülin pompası bulunurken, %86'sında insülin pompası bulunmamaktadır. Ergenlerin %73,8'i çekirdek aile, %15,9'u geniş aile, %10,3'ü tek ebeveynli aileye sahiptir. Ailelerin %95,3'ü diyabet eğitimi alırken, %4,7'si herhangi bir diyabet eğitimi almamıştır. Ailelerin %12,1'i psikolojik destek alırken, %87,9'u herhangi bir psikolojik destek almamıştır. Diyabetin aileye etkisi toplam puanı ile diyabet bakımında ebeveyn izlemi arasında %20 düzeyinde zayıf, pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki vardır (r = ,205 p = ,001). Diyabetin aileye etkisi ile ailenin diyabeti izleme arasındaki R2: 0.042 olarak belirlenmiştir. Araştırma sonucuna göre diyabetin aileye olumsuz etkisi arttıkça ebeveyn izlem düzeyi artmakta ve aralarında anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Ergen ve ebeveynlerin karşılaştıkları psikososyal ve sosyoekonomik problemlerin üstesinden gelebilmeleri için sosyal hizmet bakış açısıyla değerlendirilmelerinin ve uygun sosyal hizmet müdahalelerinin kullanılmasının diyabetli ergen ile ailesinin diyabetten daha az etkilenmesini sağlayacağı düşünülmektedir.

AileDiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 1+4
Sevda Tatar
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kadın mültecilerin ayrımcılık deneyimleri: Sivil toplum örgütlerinde çalışan profesyonellerin gözünden bir değerlendirme

Göç, insanların yaşamlarını idame ettirdikleri yerlerden isteğe bağlı veya zorunda kalarak ayrılmalarını ve sonrasında yaşanan fiziksel, psikolojik, çevresel değişimlerin bütününü ifade etmektedir. Göç sürecinde yaşanan yoğun hareketlilik beraberinde çeşitli sorunları da getirmektedir. Var olan sorunları göç sürecinde kadınlar, erkeklere oranla daha fazla yaşamaktadır. Göç sürecinde yaşanılan sorunların en başında toplumsal cinsiyet eşitsizliği, ayrımcılık ve fırsat eşitsizliği yer almaktadır. Bütüncül bir bakış açısıyla sorunlar incelendiğinde ayrımcılık, sorunların bütününde yer alarak yıllardır varlığını sürdürmektedir. Bu araştırmanın amacı, kadın mültecilerin ayrımcılık deneyimlerinin sivil toplum örgütlerinde çalışan profesyonellerin gözünden değerlendirilmesidir. Araştırma kapsamında sivil toplum örgütlerinde görev yapan profesyonellerin, kadın mültecilerin yaşamış oldukları ayrımcılık sorunlarının çözümüne yönelik ne gibi faaliyetler gerçekleştirdikleri incelenmiştir. Profesyonellerin sorunların çözümünde hangi kaynakları kullandıkları araştırılmış ve çözüm süreçlerinde ne kadar etkili olduklarına odaklanılmıştır. Bu çalışma, nitel araştırma modellerinden fenomenolojik desenle oluşturulmuştur. Araştırmanın verileri yarı yapılandırılmış görüşme formları ve derinlemesine görüşme tekniği kullanılarak elde edilmiştir. Görüşmelere katılım sağlayan bireylerin tamamı gönüllülük esasına uygun olarak, sivil toplum örgütlerinde kadın mülteci alanında çalışmakta olan sosyal hizmet uzmanı, psikolog, avukat, sosyologların katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda 17 katılımcı ile görüşme gerçekleştirilmiştir. Verilerin değerlendirilme aşamasında Nvivo 10 programı kullanılarak, katılımcılardan elde edilen veriler içerik analizi yöntemiyle temalar oluşturularak yorumlanmıştır. Araştırma verileri "Mültecilere Yönelik Ulusal ve Uluslararası Düzeyde Hizmet ve Politikaların Değerlendirilmesi", "Kadın Mülteciler Özelindeki Ulusal ve Uluslararası Düzeyde Hizmet ve Politikaların Değerlendirilmesi", "Kadın Mültecilerin Yaşadığı Sorunlar ve Ayrımcılık" ve "Kadın Mültecilere Yönelik Ayrımcılıkla Mücadelede Sivil Toplumun Rolü" olmak üzere 4 ana tema ve 17 alt başlıktan oluşmaktadır. Çalışma kapsamında göç alanına dair sözleşmelerin içeriklerinin yeterince iyi olduğu fakat uygulanabilirlik açısından çok sıkıntı yaşandığı ve uygulanabilirlik konusunun ise denetimsizliğe dayandırıldığı ortaya konulmuştur. Genel anlamda Türkiye'deki mültecilere yönelik sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerinin, devletin yetişemediği veyahut hızlı bir şekilde cevap veremediği ihtiyaçlara, sorunlara cevap verdiğine ulaşılmıştır. Kadın mültecilerin göç öncesi, göç sırasında ve göç ettikleri yerlerde sorun yaşadıklarında başvurabilecekleri, haklarını arayabilecekleri çeşitli sözleşmeler, yasalar bulunduğu fakat bu yasa ve sözleşmelerin kapsayıcılığının olmadığı düşünülmektedir. Sivil toplum örgütlerinin kadın mültecilere yönelik ayrımcılığın azaltılması veyahut ortadan kaldırılmasına yönelik yaptıkları faaliyetlerin ve mücadelenin yeterli olmadığı kanısına varılmıştır. Bu bağlamda ulaşılan sonuçlar, önerilerle iç içe geçirilerek kamu alanı, sivil toplum alanı, meslek elemanları/uygulayıcılar başlıkları altında ele alınmıştır. Araştırmanın sonuçları politika yapıcılar, sivil toplum örgütleri/çalışanları, akademisyenler ve mülteci hakları savunucularının dikkatine sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Mülteci, Kadın Mülteci, Ayrımcılık, Sivil Toplum Örgütleri

AyrımcılıkFeminizmGöç politikaları+2
Ayşe Dilvin Polat
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yapay zekânın sosyal hizmete etkisinin öğrencilerin gözünden SWOT analizi çerçevesinde değerlendirilmesi

Yapay zekâ, belirli görevleri yerine getirmek için insan zekâsını taklit eden ve topladığı bilgileri yineleyerek kendisini geliştirebilen sistemlerdir. Yapay zekâ yaşamın her alanında gün geçtikçe daha fazla kullanılmaya başlamıştır. Sosyal hizmet de insanın olduğu her yerde uygulamalar yapan, sorun çözmeyi ve gereksinimleri karşılamayı amaç edinen bir meslek olmasından dolayı yapay zekâ uygulamaları ile doğrudan veya dolaylı olarak karşılaşmaktadır. Yapay zekâ uygulamalarını gelecekte en fazla kullanacak olan grup, bu mesleği yapacak olan bugünün sosyal hizmet öğrencileridir. Bu araştırmanın amacı, sosyal hizmet öğrencilerinin yapay zekânın sosyal hizmet mesleğine etkisine yönelik görüşlerinin güçlü ve zayıf yönler, fırsat ve tehditler (SWOT) analizi çerçevesinde incelenmesidir. Bu çalışma nitel araştırma modelinde tasarlanmış ve verilerin toplanmasında odak grup tekniğinden yararlanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu A, B ve C olarak isimlendirilen üç farklı odak gruba yerleştirilen 29 sosyal hizmet öğrencisi oluşturmuştur. Katılımcıların 8'i erkek, 21'i kadındır; yaşları 20 ve 39 arasında değişmektedir. Çocuk refahı, tıbbi sosyal hizmet, sosyal yardım, yaşlılık, engellilik, aile refahı ve göç gibi alanlarda staj yapmışlardır. Veriler A, B ve C grupları ile dört farklı oturum yapılmak üzere toplam on iki odak grup görüşmesiyle elde edilmiştir. Veri toplama aracı olarak sosyodemografik soru formu ve yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Zoom platformu üzerinden yapılan görüşmeler ses kaydına alınmış ve kayıtlar Microsoft Word dokümanlarına çevrilmiştir. Elde edilen veriler MAXQDA 2022 programına aktarılmış ve kodlamada SWOT analizi ile ilişkili çerçeve esas alınmıştır. Bulgular güçlü ve zayıf yönler, fırsatlar ve tehditler olmak üzere dört ana tema çerçevesinde oluşturulmuştur. Güçlü yönler verimlilik, inovasyon ve bilgiye erişim alt temalarını; zayıf yönler kullanıcıya dair karakteristikler, yapay zekâya dair şüpheler, duygusal olarak yetersizlik, yapay zekânın sosyal hizmet müdahalesi yapamaması alt temalarını; fırsatlar müracaatçı açısından fırsatlar, sosyal hizmet uzmanları açısından fırsatlar ve sosyal hizmet eğitimi açısından fırsatlar alt temalarını ve tehditler etik hassasiyetler, iş gücü, insan davranışı alt temalarını içermektedir. Araştırma sonuçları sosyal hizmet öğrencilerinin yapay zekanın sosyal hizmet alanında hız, verimlilik, inovasyon, risk analizi, kanıta dayalı uygulama yapma gibi açılardan faydalı olabileceğini düşündüklerini göstermektedir. Yapay zekanın duyguları anlayamaması, empati yapamaması, beden dili kullanmaması gibi özellikleri zayıf yönler olarak değerlendirilmiştir. Yapay zekanın sosyal hizmet eğitiminde vaka simülasyonlarına olanak sağlaması, müracaatçıların gereksinimlerine uygun olarak yazılım ve donanımların geliştirilebilmesi, karar desteği ve süpervizyon sunması gibi özellikler fırsatlar olarak görülmüştür. Tehditler açısından ise yapay zekanın müracaatçının gizliliği ve güvenliği, biricikliğin ihlali, eşitsizliği arttırma riski gibi konularda etik ihlaller yaratabileceği ve işsizliği arttırabileceğiyle ilgili düşünceler ortaya konulmuştur. Sonuç olarak, yapay zekâ eğitimlerinin sosyal hizmet müfredatına eklenmesi, yapay zekâ okuryazarlığının arttırılması, sosyal hizmet uzmanlarının yapay zekâ kullanımının desteklenmesi, yapay zekâ ve sosyal hizmet arasındaki hassas dengenin korunması için etik kuralların ve standartların geliştirilmesi, bu alanda disiplinler arası çalışmaların teşvik edilmesi, müracaatçı merkezli yapay zekâ uygulamalarının oluşturulması önerilebilir.

Mehmet Buğra Tulğan
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki çocuk koruma sisteminin sivil toplum kuruluşlarında çalışan profesyoneller gözünden değerlendirilmesi

Çocukların korunması toplumda her bireyin ve kurumun sorumluluğudur. Bu sorumluluğun önemli bir kısmını ise sivil toplum kuruluşları üstlenmektedir. Sivil toplum kuruluşları, çocukların korunması için yürüttüğü çalışmalar ile bir kalkan ve bir umut ışığı olarak her bir çocuğun hayatlarını iyileştirme ve gelişme şansını artırmaktadır. Bu araştırmanın amacı çocuk koruma alanında çalışmalar yürüten sivil toplum kuruluşlarında çalışan profesyonellerin kendi rollerini, verilen hizmetlerin yeterlilik düzeylerini ve gereksinimlerini ortaya çıkarmaktır. Araştırma kapsamında Türkiye'de çocuk koruma alanında çalışmalar yapmakta olan on sivil toplum kuruluşunda en az bir yıldır görev yapan; beş sosyal hizmet uzmanı, beş psikolog, altı avukat ve dört psikolojik danışman olmak üzere; yirmi profesyonel ile yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Yapılan analiz sonucu beş ana tema oluşturulmuştur. Profesyoneller, sivil toplum kuruluşlarının çocuk koruma alanındaki rolünün kamu hizmetleri ile iş birliği içerisinde sunulması gerektiğini, sivil toplum kuruluşlarının bu noktada bağlantı kurucu rolü ile ön plana çıktığını ifade etmişlerdir. Sivil toplum kuruluşlarının kamu kurumları ile koordinasyon halinde olması durumunda inisiyatiflerinin gelişeceğini ve farklı kaynaklara erişebileceklerini; bu durumun da sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarının daha etkin hale geleceğini de belirtmişlerdir. Profesyoneller; Türkiye'de çocukların en sık karşılaştığı sorunları yoksulluk, eğitime erişim eksikliği, geleneksel ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği, aile içi şiddet, küçük yaşta evlilik ve çocuk işçiliği olduğunu belirtmişlerdir. Yasa ve yönetmeliklerin yeterli olduğunu ancak bunların uygulanması noktasında bazı eksikliklerin bulunduğunu ve denetlenmenin gerekliliğini vurgulamışlardır. Aynı zamanda profesyoneller tarafından bu alanda çalışan meslek elemanlarının az olduğu; uzmanlaşmış personelin yetiştirilmesinin önemi de ortaya konulmuştur. Çocuk koruma alanında yaşanan sorunların çözümü için kamu sivil toplum ortaklığının inşa edilmesi; yasal düzenlemelerin eksiksiz uygulanması, yeterli sayıda meslek elemanı çalıştırılması ve yetkin kişilerin istihdamının sağlanması gereklidir.

Hatice Fulya Erciyas
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Göçmenlerin cinsel sağlık ve üreme sağlığı: Sosyal hizmet uzmanlarının perspektifinden bir değerlendirme

Bu araştırma, Türkiye'de göçmenlerle çalışan sosyal hizmet uzmanlarının, göçmenlerin cinsel sağlık ve üreme sağlığı alanındaki deneyimlerini ve perspektiflerini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, nitel araştırma modeli çerçevesinde fenomenolojik yaklaşım temelinde tasarlanmıştır. Veri toplama aracı olarak sosyodemografik soru formu ve yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, kamu, belediye ve sivil toplum kuruluşlarında görev yapan ve göçmenlerle çalışan 25 sosyal hizmet uzmanı oluşturmaktadır. Katılımcıların 16'sı kadın, 9'u erkektir; yaşları 24 ile 50 arasında değişmektedir. Görüşmeler çevrimiçi olarak Zoom ve Google Meet platformları üzerinden gerçekleştirilmiş, katılımcı onamı alınarak ses kaydına alınmış ve Microsoft Word belgelerine dönüştürülmüştür. Elde edilen veriler MAXQDA 2024 programına aktarılmış ve betimsel analiz yöntemiyle çözümlenmiştir. Elde edilen bulgular üç ana temada toplanmıştır. İlk tema, uzmanların çalıştıkları göçmen grupları ve bu grupların karşılaştığı CSÜS temelli sorunlara odaklanmaktadır. İkinci tema, sosyal hizmet uzmanlarının bilgi, beceri ve kurumsal sınırlılıklar karşısında geliştirdikleri deneyim ve stratejileri ele almaktadır. Üçüncü tema ise, hizmet kalitesini artırmaya yönelik önerileri kapsamaktadır. Bu öneriler arasında müfredat geliştirme, süpervizyon mekanizmalarının güçlendirilmesi ve ana dilde bilgi materyalleri hazırlanması öne çıkmaktadır. Araştırma, sosyal hizmet uzmanlarının CSÜS alanındaki ihtiyaçlarının yalnızca bireysel değil, aynı zamanda kurumsal ve yapısal boyutlarda da ele alınması gerektiğini ortaya koymuştur. Bu çalışma, göçmenlerle çalışan uzmanların mesleki kapasitelerinin artırılmasına ve sosyal hizmet eğitimine katkı sunmayı hedeflemektedir. Anahtar kelimeler: Cinsel sağlık, üreme sağlığı, göçmenlerle sosyal hizmet, göç ve sosyal hizmet

Aslı Saban
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal hizmet öğrencilerinin, uzmanlarının ve akademisyenlerinin öz şefkate yönelik bakış açıları ve deneyimleri

Öz şefkat, bireyin kendisine yönelik yargılayıcı ve eleştirel tutumlar yerine anlayışlı, nazik ve kabul edici bir yaklaşım benimsemesidir. Öz şefkat, özellikle sosyal hizmet öğrencileri, uzmanları ve akademisyenleri açısından hem kişisel iyilik hallerini sürdürmek hem de müracaatçılarla yürütülen müdahale süreçlerinde etkili bir şekilde kullanılmak üzere önemli bir kavramdır. Buna karşın ulusal sosyal hizmet literatürüne bakıldığında öz şefkate yönelik sınırlı sayıda çalışma olduğu görülmektedir. Nitel desende tasarlanan bu araştırma, bir kavram ve uygulama pratiği olarak öz şefkatin sosyal hizmet öğrencileri, uzmanları ve akademisyenleri tarafından bilinirlik ve farkındalık durumunun ele alınmasını ve sosyal hizmet uygulamalarında kullanım pratiğinin ortaya konulmasını amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında, hazırlanan soru formu aracılığıyla, görüşme tekniği kullanılarak 12 sosyal hizmet lisans öğrencisi, 12 sosyal hizmet uzmanı ve 7 akademisyenden oluşan toplam 31 katılımcı ile bireysel görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler çevrimiçi ya da yüz yüze yapılmış olup katılımcının onayı doğrultusunda kayıt altına alınmıştır. Görüşmelerden elde edilen kayıtlar deşifre edilerek MAXQDA 2024 programı aracılığıyla analize tabi tutulmuştur. Katılımcılardan elde edilen bulgular doğrultusunda dört ana tema belirlenmiştir. Birinci temada, katılımcıların öz şefkat kavramının teorik altyapısına dair görüşleri bulunmaktadır. İkinci temada, katılımcıların öz şefkat kavramının insan yaşamındaki önemine yönelik paylaşımları ele alınmaktadır. Üçüncü tema, katılımcıların öz şefkati kendi yaşamlarında nasıl deneyimlediklerine ve bu kavramla olan kişisel ilişkilerine dair değerlendirmelerini içermektedir. Son temada ise katılımcı ifadelerinden hareketle, sosyal hizmet disiplini ve öz şefkat arasındaki ilişkiyi ele alan bulgular yer almaktadır. Araştırma bulgularına göre, öz şefkat kavramının sosyal hizmet disiplini içerisinde yeterince yer bulamadığı ve kuramsal ya da uygulamalı düzeyde kapsamlı bir biçimde ele alınmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Öz şefkatin kuramsal ve uygulamalı düzeyde sosyal hizmet alanına entegrasyonu desteklenmelidir.

Doğucan Çatulay
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Huzurevı̇ndeki yaşlılarla yapılan sosyal grup çalışmasının yaşlıların ruh sağlığına etkisi

Yaşlılık dönemi, fiziksel, psikolojik, sosyal ve kültürel değişimleri içeren bir dönemdir. Yaşlılık döneminde bireyler fiziksel, psikolojik ve sosyal açıdan birçok değişime uğramaktadır. Bu değişimlerden en önemlisi ise psikolojik alanda gerçekleşmektedir. Yaşlı bireyler yalnızlık, eş ve arkadaşların kaybı, fiziksel değişimlere uyum sağlama gibi sorunlarla karşılaşabilmekte ve bu durum da onların psikolojik iyi olma halini etkilemektedir. Bu nedenle yaşlılara uygulanan psikososyal müdahaleler onların psikolojik durumlarını iyileştirmek için son derece önemlidir. Bu kapsamda bu araştırmada huzurevinde kalan yaşlı bireylere yönelik bir grup çalışması uygulanmış ve bu grup çalışmasının yaşlıların depresyon ve psikolojik iyi oluş düzeylerine etkisi ele alınmıştır. Bu amacı gerçekleştirmek için yaşlı bireylerle grup odaklı sosyal hizmet müdahalesi gerçekleştirilmiştir. Grup çalışması haftada iki gün ve toplamda 10 oturum sürmüştür. Gerçekleştirilen grup çalışmasının öncesi ve sonrasında "Geriatrik Depresyon Ölçeği" ve "Yaşlılarda Psikolojik İyi Oluş Ölçeği" kullanılmıştır. Grup çalışmasının sonunda ölçeklerden alınan ön test ve son test puanları SPSS programı aracılığı ile değerlendirildiğinde anlamlı bir farklılık bulunduğu, grup çalışmasının yaşlıların depresyon seviyelerini azalttığı ve psikolojik iyi oluş düzeylerini geliştirdiği gözlemlenmiştir. Bu sonuçların yanında üyelerin vermiş olduğu geri bildirimler değerlendirildiğinde de grup çalışmasının depresyonu azaltıcı bir etkiye sahip olduğu görülmüştür. Bu çalışmaya benzer şekilde yaşlı bireylerin psikolojik iyi olma hallerini destekleyecek grup temelli psikososyal müdahalelerin yaygınlaştırılması yaşlı bireylerin refahına katkı sağlayacaktır.

Amine Şule Şilen
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Tek ebeveynli koruyucu ailelerin deneyimleri

Bu araştırma, Türkiye'de tek ebeveynli koruyucu ailelerin deneyimlerini anlamayı, bu ailelerin koruyucu aile olma motivasyonlarını, süreçte karşılaştıkları sistemsel zorlukları ve destek mekanizmalarına ilişkin algılarını incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, çocuk koruma sisteminde giderek daha önem kazanan ancak literatürde sınırlı biçimde incelenen tek ebeveynli koruyucu ailelik olgusunu görünür kılmaya katkı sağlamayı hedeflemiştir. Araştırma nitel yöntemle yürütülmüş, 15 tek ebeveynli koruyucu aileyle yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Katılımcılar "K1–K15" kodlarıyla tanımlanmış, elde edilen veriler tematik analiz tekniğiyle çözümlenmiştir. Bulgular, "koruyucu aileliğe karar verme süreci", "koruyucu aile olma süreci" ve "koruyucu aile olduktan sonraki süreç" başlıkları altında yapılandırılmıştır. Katılımcıların çoğu, çocuk sahibi olma isteği, yaşama anlam katma ve çocuklara dokunma arzusu gibi içsel motivasyonlarla koruyucu aile olmaya karar verdiklerini belirtmiştir. Ancak uygulamada mevzuatın yetersizliği, taraflara yönelik hak–yetki–sorumluluk sınırlarının belirsizliği ve toplumsal bakış açısının etkileri önemli sistemsel sorunlar olarak öne çıkmıştır. Araştırma, koruyucu ailelik sisteminin amacındaki süreli yapısı ile uygulamadaki süresiz yapısı arasındaki uyumsuzluğu ortaya koymuştur.Katılımcılar, koruyucu aileliğin kendilerine yaşam anlamı kazandırdığını ve çocuğun gelişiminde aktif rol almanın kişiliklerinde dönüştürücü bir deneyim yarattığını vurgulamıştır. Tüm zorluklara rağmen, "bugün olsa yine yaparım" duygusu katılımcıların tamamında ortak bir kararlılık olarak öne çıkmıştır.Araştırmanın sonuçları, tek ebeveynli koruyucu ailelerin çocuk koruma sisteminde hem nitelik hem de sorumluluk açısından önemli bir boşluğu doldurduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, mevcut mevzuatın yetersiz yapısı ve destek mekanizmalarının sınırlılığı bu potansiyelin tam olarak değerlendirilememesine yol açmaktadır. Bulgular, yalnızca tek ebeveynli koruyucu ailelere değil, sistemin bütününe ilişkin yapısal sorunları da ortaya koymaktadır. Çocuğun yüksek yararını esas alan bir sistem için, mevzuat yenilenmeli; koruyucu aile ve biyolojik ailenin hak ve sorumlulukları açık biçimde tanımlanmalı, taraflara yönelik güçlendirici çalışmalar yürütülmeli ve çocuğun bireysel ihtiyaçlarına göre en uygun aile temelli yerleştirme planları yapılmalıdır.Bu düzenlemeler, sistemin bütüncül, adil ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşmasına katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Koruyucu aile, tek ebeveynli koruyucu aile, sosyal hizmet,korunma ihtiyacı olan içinde olan çocuk.

Ülkü Aydeniz
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Koruma ve bakım altında olan ergenlere yaşam becerileri kazandırılması "Grup odaklı sosyal hizmet müdahalesi örneği"

Çocuklar aile içi sorunlar, ebeveynlerin fiziksel ve psikolojik sorunlarının varlığı, ebeveynlerinin birisinin ya da her ikisinin ölümü, ihmal ya da istismar, ekonomik sorunlar, çocuk yaştaki evlilikler, ebeyvenleri tarafında terk edilmesi gibi pek çok sepebten ötürü korunmasız hale gelmektedir. Koruma altındaki çocukların karşılaştıkları sorunların çözümünde sosyal hizmet müdahaleleri hayati önem taşımaktadır. Bu araştırma kapsamında, 13-18 yaş arası kurum bakımı altında olan erkek ergenlere yaşam becerisi kazandırılması ve böylelikle ergenlerin güçlendirilmesi konusunda gruplarla sosyal hizmet müdahelesi yönteminin etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda araştırma, müdahale araştırması olarak planlanmıştır. Grup odaklı sosyal hizmet müdahelesi haftada iki gün ve toplamda on iki oturum süresince gerçekleştirilmiştir. Grup odaklı sosyal hizmet müdahalesiyle öncesinde ve sonrasında "Yaşam Becerileri Ölçeği" uygulanmış ve ergenlerin gruplarla sosyal hizmet müdahalesi öncesi ve sonrasında aldıkları puanlar karşılaştırılarak yaşam becerilerinde meydana gelen değişimlere bakılmıştır. Yapılan ön test ve son test puanlarına bakıldığında yapılan grup odaklı sosyal hizmet uygulamaları sonucu en olumlu değişim karar verme/problem çözme yaşam becerisinde olmuştur. En az gelişim gösterilen yaşam becerisi ise kişiler arası ilişki yaşam becerisi olarak gözlemlenmiştir. Ayrıca, ergenlerin, öfke kontrol yaşam becerisi ve stresle başa çıkma yaşam becerisi kazanımı ve güçlendirilmesinde de olumlu değişimler gösterdikleri ölçülmüştür. Bu sonuçların yanında, ergenlerin diğer yaşam becerilerini de geliştirerek grup sürecinden fayda sağladıkları gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Koruma ve Bakım Altında Olan Çocuk, YaĢam Becerileri ve Grup Odaklı Sosyal Hizmet Müdahalesi

ErgenlerGrup odaklı sosyal hizmetKoruma altındaki çocuklar+5
Nazlıcan Gültekin
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Evden kaçan ve Ankara ilinde kurum bakımında olan ergenlerin evden kaçma öykülerinin incelenmesi

Ergenlik dönemi gelişim sürecinin önemli bir geçiş dönemini oluşturmaktadır. Bu dönemde alınan kararlar, gerçekleştirilen davranışlar ve yapılan tercihler bireylerin geriye kalan yaşamını tümü üzerinde etkili olmaktadır. Sonuçları bakımında değerlendirildiğinde bu dönemdeki olumsuz davranışların başında evden kaçma davranışı gelmektedir. Evden kaçma davranışı ergenlik döneminin önemli bir sorunu olarak görülmektedir. Türkiye özelinde de bu durum önemli bir toplumsal sorun haline gelmiştir. Bireyin evden kaçma nedeni ister kendi isteği ile ister ise yaşadığı baskılar sonucunda olmuş olsun bireylerin ilerideki yaşamları üzerinde ciddi psikolojik, sosyal, ekonomik ve fiziksel sorunlara neden olmaktadır. Bu alandaki literatür incelendiğinde ise yapılan çalışmaların olduğu ancak yeteri kadar yoğunluğa sahip olmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle bu davranışın gerçekleşmesi sürecinin ortaya konulması; nedenlerini belirlenmesi ve çözümler üretilmesi gerekmektedir. Bu temel amaçlar doğrultusunda çalışmada Ankara ilinde kurum bakımı altına alınmış olan ergenlerin evden kaçma sonrası yaşadıkları deneyimler ele alınıp incelenmiştir. Kurum bakımı altında olan 12 ergenle yarı yapılandırılmış görüşme yönergesi kullanılarak derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlar çerçevesinde bulgular temelde beş tema altında toplanmıştır. Bu temalar; "duygusal faktörler" (sevgisizlik ve ilgisizlik), "ailenin işlevleri" (aile bağlarının güçlü olmaması, boşanmış ebeveynler ve parçalanmış aile yapısı), "bağımlılık" (madde kullanımı), "şiddet" (sözel ve fiziksel şiddet) ve "özgürlük arayışı" başlıkları altın verilmiştir.

AnkaraErgenlerErgenlik+3
Müge Bulut
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Suriyeli göçü ve sosyal uyuma ilişkin yerel toplumun görüşleri: Altındağ örneği

Dünya'da ve özellikle Türkiye'de son yarım yüzyılda, göç olgusu en önemli konulardan biri haline gelmiştir. Göç olgusu, toplum yaşamının her dönemini etkilemiş ve bugün de etkisini hissettirmeye devam etmektedir. Türkiye, yıllardır büyük bir mülteci ve sığınmacı kitlesini bünyesinde barındırırken, 2011 yılında uygulanılan açık kapı politikası ile başlayan Suriyeli göç hareketi ile birlikte, dünyadaki en fazla sığınmacı barındıran; ülke konumuna gelmiştir. Yaşanan bu göç hareketi sonucunda, Suriyeli sığınmacılar ülke geneline dağılmış, yerel toplum ile birlikte yaşama aşamasına geçmiştir. Bunun sonucu, sosyal sorunların artmasına ve göç hareketinin ulusal bir problem olarak karşımıza çıkmasına neden olmuştur. "Suriyeli Göçü ve Sosyal Uyuma İlişkin Yerel Toplumun Görüşleri: Altındağ Örneği" adlı çalışmada; kuramsal ve kavramsal anlamda göç, mültecilik ve sığınmacı kavramları, Türkiye'ye Suriye göçü ve sosyal uyum konuları incelenmiştir. Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye'ye yaşanan Suriyeli göç hareketi sonucunda ortaya çıkan sosyal uyum sorununu yerel toplum üyelerinin görüşleri ile ortaya çıkarmak ve bu sorunların çözümünde çalışan kuruluşlara kaynak olmasını sağlamaktır. Bu bağlamda; sosyal uyum konuları ışığında yerel toplum üyeleri ve Suriyeli sığınmacılar arasında bağlantı kurulmaya çalışılmıştır. Bu çalışma, nicel araştırma yöntemi kullanılarak; Ankara ilinde yapılan uygulamalı bir alan araştırmasıdır. Alan araştırması Ocak 2020 – Mayıs 2020 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada 182 kişilik bir örneklem grubuna ulaşılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; Altındağ bölgesi Önder mahallesinde yaşayan yerel toplum üyelerinin, Suriyeli sığınmacılar ile birlikte yaşamaktan hoşnutsuzluk hissettiği, katılımcıların yarısından fazlasının Suriyelilerin iş olanaklarını ellerinden aldığını, devletin imkânlarının kendileri yerine Suriyelilere verildiğini ve Suriyelilerin ülkelerine dönmelerini istedikleri görüşünde oldukları sonucu saptanmıştır. Yaşanmış olan bu göç sürecinde toplumsal yapının boyutuna baktığımızda, Suriyelilere karşı negatif bakış açısının varlığını koruduğu ortaya çıkmıştır. Araştırmanın sonuçları beraber yorumlandığında, tek taraflı bir uyum çabası yerine, uygulanan her politika sosyal uyuma katkıda bulunmalı ve doğru bir uyum stratejisi geliştirilmelidir. Bu noktada hakların evrenselliği ve toplum temelli yaklaşım dikkate alınmalıdır. Anahtar Kelimeler: Göç, Türkiye'ye göç, Suriyeli göçü, uyum, sosyal hizmet

Ankara-AltındağGöçlerMülteciler+5
Esra Baykan
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Palyatif bakım merkezleri kapsamında verilen psikososyal destek hizmetleri: Çalışanların gözünden nitel bir değerlendirme

Psikososyal destek hizmetleri, sağlığın psikososyal boyutunun bir gereği olarak palyatif bakım alanında önemli bir yer edinmektedir. Bununla birlikte ülkemizde, palyatif bakım alanında yapılan çalışmalar arasında merkezlerin sunduğu hizmetlerin genel olarak değerlendirildiği çalışmalar bulunmakla birlikte palyatif bakım kapsamında sunulan psikososyal destek hizmetleri özelinde gerçekleştirilen bir çalışmaya rastlanmamaktadır. Bu durum araştırmanın çıkış noktasını oluşturmaktadır. Buradan yola çıkılarak tasarlanan araştırmanın amacı ise yaşamı tehdit eden hastalığa sahip bireylere ve bu bireylerin yakınlarına palyatif bakım merkezleri aracılığıyla sunulan psikososyal destek hizmetlerinin bu hizmetleri sunan sosyal hizmet uzmanlarının ve psikologların deneyimlerinden yola çıkarak derinlemesine incelenmesidir. Nitel araştırma yöntemi ile tasarlanan araştırmada, palyatif bakım merkezleri kapsamında psikososyal destek hizmeti veren sosyal hizmet uzmanları ve psikologlardan oluşan toplam 18 katılımcı araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla elde edilen veriler kuramsal bilgiler ışığında içerik analizi yöntemiyle çözümlenerek yorumlanmıştır. Elde edilen veriler sonucunda, Palyatif Bakım Merkezinde Çalışma Deneyimi ve Palyatif Bakım Kapsamında Verilen Psikososyal Destek Hizmetleri araştırma bulgularının iki ana başlığını oluşturmuştur. Katılımcıların çoğu palyatif bakımı "son dönem/terminal dönem hastaların bakımı", psikososyal desteği ise "bireylerin psikolojik ve sosyal bağlamda desteklenmesi" şeklinde tanımlamışlardır. Katılımcıların çoğunun palyatif bakım alanında eğitime sahip olmadıkları, bu noktada ülkemizde palyatif bakım alanına ilişkin eğitim konusunda eksiklikler olduğu görülmüştür. Eğitim eksikliğinin mesleki uygulamalarda eksikliklere, karışıklıklara ve katılımcılarda kendine güvensizlik sorununa neden olduğu anlaşılmıştır. Çalışma sistemlerine ilişkin sonuçlarda katılımcıların çoğunun palyatif bakım merkezlerinde konsültasyon yolu ile çalıştıkları, bu durumun katılımcıların hasta ve hasta yakınlarına ilişkin birçok bilgiye tam olarak hakim olamamalarına neden olduğu ve bu yönüyle gerçekleştirdikleri müdahalelerin etkililiğini olumsuz etkilediği ortaya çıkmıştır. Palyatif bakım sürecinde hasta ve hasta yakınlarının yaşadıkları psikososyal sorunlarla ilgili olarak sosyal hizmet uzmanlarının bireyleri ihtiyaç duydukları hizmetlerle buluşturma ve bağlantılandırma boyutunda, psikologların ise psikolojik destek boyutunda daha aktif oldukları görülmüştür. Katılımcıların palyatif bakım merkezlerindeki mesleki uygulamalarını çalışma sistemlerinin el verdiği ölçüde gerçekleştirebildikleri fark edilmiştir. Katılımcıların palyatif bakım merkezleri kapsamında hizmet sunarken birçok güçlük yaşadıkları görülmüştür. Bu güçlükler sınıflandırıldığında; prosedüre ilişkin güçlükler, merkezlerin özelliklerine ve işleyişine ilişkin güçlükler, mesleki güçlükler ve hizmet alanlara ilişkin güçlükler olmak üzere dört alt tema ortaya çıkmıştır. Bütün bu güçlükler sunulan hizmetlerin etkililiğini olumsuz etkileyen faktörler olarak belirmiştir. Güçlüklerle baş etme yöntemlerine ilişkin sonuçlarda, üst makamlarla görüşmenin en çok başvurulan baş etme yöntemi olduğu anlaşılmıştır. Araştırma kapsamında; hizmetlerin içeriği, hizmetlerin önemi, hizmet sunumunda karşılaşılan güçlükler ve hizmetlerin geliştirilmesi gereken noktalarına ilişkin katılımcıların belirttikleri görüşlerin palyatif bakım merkezlerinde sunulan psikososyal destek hizmetlerine ilişkin düzenlemelere katkıda bulunacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Palyatif bakım, psikososyal destek hizmetleri, sosyal hizmet uzmanı, psikolog

Palyatif bakımPsikologlarPsikososyal destek+1
Gökben Kangalgil Balta
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Çalışanların gözünden sürdürülebilir kalkınma: Afrika örneği

Dünya'da küresel iklim değişikliği, kuraklık, kıtlık, canlı türlerinin azalması gibi pek çok çevre sorunu bulunmaktadır. Çevre sorunlarının kökenine inildiğinde Sanayi Devrimi'nin ardından dünyada bir fenomen halinde yayılım gösteren endüstriyalizm ve onun olumsuz etkilerinden söz edilmektedir. Öyle ki sanayileşme ile değişen üretim ve tüketim alışkanlıkları, sanayi atıkları, doğal kaynakların bilinçsiz kullanımı gibi nedenler dünyanın flora ve faunasında geri dönüşü çok zor olumsuz etki yaratmıştır. Bu olumsuz etkilerin yarattığı çevre krizlerinin göz ardı edilemeyecek hale gelmesiyle çevre çalışmaları artmış ve bu doğrultuda uluslararası düzeyle sürdürülebilirlik yaklaşımı ve yöntemi ön plana çıkmıştır. Sürdürülebilirlik yaklaşımı Dünya'da kalkınmanın yön değiştirerek doğal kaynakların kullanımında gelecek nesillerin de haklarını korumaya yönelik bir kalkınma modeli olan sürdürülebilir kalkınmaya yönelik çalışmaların artmasına öncü olmuştur. Bu çalışma ile Afrika'da sürdürülebilir kalkınma çalışmalarına katkı sağlayan kişilerin, bu çalışmalara yönelik gözlem ve deneyimleri ortaya konmak amaçlanmıştır. Bu temel amaç doğrultusunda Afrika'da sürdürülebilir kalkınma çalışmalarına katkı sağlamış 14 kişi ile yarı yapılandırılmış görüşme yönergesi kullanılarak derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bulgular beş tema altında toplanmıştır. Bu temalar; "Sağlık Koşullarında İyileşme", "Toplumsal Dayanışmayı Arttırma", "Ekonomik Güçlenme", "Eğitime Katılımın Artması" ve "Eko-feminist Bir Dönüşüm" olarak belirlenmiştir. Yapılan görüşmelerde Afrika'da sürdürülebilir kalkınma çalışmalarına katkı sağlayan kişiler tarafından küresel iklim değişimi nedeniyle yaşanan çevre krizlerinin o bölgelerde yaşayan insanların hayatını olumsuz etkilediği ve yürütülen sürdürülebilir kalkınma çalışmalarıyla bu insanların yaşamlarında sağlık, hijyen, eğitim, ekonomi, sağlıklı gıda ve suya erişim ve cinsiyet eşitliği gibi konularda olumlu değişimler gözlemlendiği ortaya çıkmıştır.

Afrika ülkeleriKalkınmaSosyal hizmetler+6
Ecem Nur Dinçer
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemi sürecinde sosyal hizmet perspektifinden beliren yetişkinler; "çevrimiçi grup çalışması örneği"

Beliren yetişkinlik dönemi ergenlik döneminin sonu ile yetişkinlik arasındaki geçiş dönemini ifade etmektedir. Bu dönemde bireyin bağımsızlaşma, kimlik oluşturma ve yetişkin sorumlulukları üstlenme gibi gelişimsel görevleri bulunmaktadır. Pandemi sürecinde gençlerin yaşamının bir anda farklılaşması ve yeni düzene alışma mecburiyeti, bireylerin bu dönemi daha zor atlatmasına sebep olmaktadır. Pandemi döneminde alınan önlemler doğrultusunda okul, aile, arkadaş ortamı gibi sosyal çevreden uzaklaşma, eğitim süreçlerinde oluşan yeni düzen, sağlık kaygısı, kendi çevrelerini riske atma korkusu, sosyalleşememe, boş vakitlerini tercih ettikleri biçimde değerlendirememe gibi durumlar gençlerin bulunduğu dönemin zorluklarıyla baş etmeleri konusunda sorunlara yol açmakta, kaygı düzeylerinde artış görülmektedir. Bu durumda genç bireylerin sosyal hizmet müdahalesine ihtiyaçları artmaktadır. Bu çalışma ile pandemi döneminde üniversite okuyan beliren yetişkinlerin yaşadığı sorunlara odaklanılmış ve bu sorunların çözümü için grup odaklı sosyal hizmet müdahalesi yoluyla gençlere psiko-sosyal destek sağlanması amaçlanmıştır. Grup çalışması haftada iki gün ve toplamda sekiz oturum süresince gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen grup çalışması öncesinde ve sonrasında "Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği" ile "Depresyon, Anksiyete, Stres Ölçeği" uygulanmış ve bireylerin aldıkları puanlar karşılaştırılarak depresyon, anksiyete, stres ve psikolojik sağlamlık düzeylerinde meydana gelen değişimler gözlemlenmiştir. Gerçekleştirilen çalışmada ön test ve son test puanlarına bakıldığında en olumlu değişim, depresyon ve anksiyete düzeylerinde görülmüştür. En az gelişim gösterenin ise stres düzeyi olduğu belirlenmiştir. Bu verilere bakıldığında stres düzeyinin azalsa dahi uygulanan son testlerde hala en yüksek puana sahip olan alan olmasının sebebi, bu strese büyük ölçüde neden olan pandemi sürecinin devam ediyor olması ve alınan önlemler kapsamında tam kapanma uygulamasına geçilmesi olduğu düşünülmektedir. Bu sonuçların yanında üyelerin grup çalışmasına ilişkin geri bildirimleri değerlendirildiğinde grup müdahalesinden fayda sağladıkları anlaşılmaktadır. Çevrimiçi grup çalışmalarının pandemi sürecinde gençlerin yaşadığı sorunların azaltılmasında etkili olacağı düşünülmektedir.

COVID 19Genç yetişkinlerGrup çalışması+6
Beliz Öztürk
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Evde bakım hizmeti alan yaşlıların yaşam kalitesi ve kaygı düzeyinin incelenmesi: Ankara Büyükşehir Belediyesi örneği

Dünyada bakım desteğine ihtiyaç duyan yaşlı bireylerin sayısının her geçen gün artması ile birlikte yaşlılara yönelik bakım hizmetlerine olan ihtiyaç da önemli derece artmaktadır. Bu araştırmada, Ankara Büyükşehir Belediyesi örneğinde evde bakım hizmetleri alan yaşlıların yaşam kalitesinin ve kaygı düzeyinin incelenmesi amaçlanmıştır. Nicel araştırma deseni ile gerçekleştirilen bu çalışmanın araştırma örneklemini, 1 Mart - 30 Nisan 2021 tarihleri arasında Ankara Büyükşehir Belediyesi Yaşlı Hizmet Merkezinden evde bakım hizmeti alan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 60 yaş üstü 103 yaşlı birey oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen Soru Formu, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Modülü (WHOQOL-OLD) ve Geriatrik Kaygı Ölçeği (GKÖ) kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 22 programı ile analiz edilerek yorumlanmıştır. Bu çalışmanın katılımcıları çoğunlukla ilkokul mezunu (%62,1) kadınlardan (%78,6) oluşmaktadır. Katılımcılar çoğunlukla (%38,8) kardiyolojik hastalıklara ve fiziksel hastalıklara (%23,3) sahiptir. Evde bakım hizmetlerinden en çok sağlık hizmetini (%44,7) alan katılımcıların tamamına yakını (%93,1) aldığı evde bakım hizmetlerinden memnundur. Bununla birlikte katılımcılar aldıkları evde bakım hizmetlerinin niteliğinin arttırılmasını, temizlik hizmetlerinin sıklaşmasını ve boş zamanlarını geçirebilecekleri merkezlerin açılmasını talep etmektedir. Katılımcıların yaşam kalitesi ve geriatrik kaygı düzeyi düşüktür. Gelir durumu ve eğitim düzeyi arttıkça bireylerin yaşam kalitesi de artmaktadır. Herhangi bir kronik hastalığa sahip olmayan katılımcıların yaşam kalitesi hastalığı olanlara göre daha yüksektir. Daha yaşlı, kalp hastalığı bulunan ve birileri ile birlikte yaşayan katılımcıların kaygı düzeyleri daha yüksektir. Temizlik hizmeti alan yaşlı bireylerin kaygı düzeyi daha yüksek iken psikolojik destek hizmeti alanların kaygı düzeyi daha düşüktür. Araştırma bulguları, sayısı gittikçe artan evde bakım hizmeti alan yaşlı bireylerin yaşam kalitesinin arttırılmasında ve kaygı düzeylerinin azaltılmasında Ankara Büyükşehir Belediyesi Yaşlı Hizmet Merkezi tarafından verilen evde bakım hizmetlerinin geliştirilmesinin önemini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Yaşlılık, yaşlı birey, evde bakım hizmeti, yaşam kalitesi, geriatrik kaygı.

AnkaraAnkara Büyükşehir BelediyesiBakım+7
Elif Büşra Yüksel
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemisi sürecinde yatılı kuruluşlarda çalışan sosyal hizmet uzmanlarının deneyimleri

Pandemiler, kısa süre içinde çok sayıda insanı enfekte eden, şiddetli ve ölümcül etkileri olan büyük ölçekli salgın hastalıkları tanımlamaktadır. 2019 yılında Çin'de ortaya çıkan ve tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19 salgını, pandemi olarak nitelendirilmiştir. Virüsünün yayılımını azaltmak amacıyla çeşitli önlemler alınmıştır; maske, mesafe, hijyen, eğitime ara verilmesi, sınırların kapatılması, ekonomik faaliyetlerin kısıtlanması vb. Bu önlemler ekonomik, sosyal ve psikolojik sonuçlar doğurarak insan yaşamının tüm alanlarını etkilemiş, toplumsal yaşamdaki eşitsizlikleri ve kırılganlıkları belirgin hale getirmiştir. COVID-19 pandemisi, toplumsal yaşamda dezavantajlı olarak ifade edilen grupları orantısız bir şekilde etkilemiş; kadın, yaşlı ve engelli bireyleri, hastalığa maruz kalma riskinin yanı sıra savunmasızlıklarını artıracak çeşitli risklerle karşı karşıya bırakmıştır. Bu süreçte topluluğunun savunmasız üyelerini desteklemeye devam eden sosyal hizmet uzmanları, sosyal hizmetin temel bir hizmet olarak kısıtlamalar sırasında da devam etmesi için mesleğinin rol ve amaçlarını pandemi krizinin yarattığı koşullara göre önceliklendirmek zorunda kalmıştır. Bu araştımanın genel amacı, COVID-19 pandemisinin dezavantajlı gruplara (kadın, yaşlı ve engelli bireyler) yönelik sosyal hizmet sunumuna etkisini pandemi sürecinde yatılı kuruluşlarda çalışan sosyal hizmet uzmanlarının deneyimlerinden hareketle ortaya koymaktır. Araştırma, nitel araştırma yöntemi ile tasarlanmıştır. COVID-19 pandemisi sürecinde kadın, yaşlı ve engelli bireylere yönelik sosyal hizmet sunan yatılı kuruluşlarda çalışan 13 sosyal hizmet uzmanı araştırmanın katılımcılarını oluşturmuştur. Veriler, yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak toplanmış, MAXQDA 2022 programı yardımıyla analiz edilmiştir. Elde edilen veriler sonucunda üç ana tema belirlenmiştir: COVID-19 Pandemisi ve Kişisel Deneyimler, COVID-19 Pandemisinde Çalışma Deneyimi ve COVID-19 Pandemisi ve Sonrası: Deneyimler. Katılımcıların yaşadıkları yoğun kaygı, korku ve endişe ortak duygular olmuş,psikolojik sağlığın ve aile/eş/kişisel yaşamın olumsuz etkilendiği görülmüştür. COVID-19 pandemisinde yatılı kuruluşların işleyişinde değişiklikler olmuş, esnek çalışma/uzaktan çalışma ve 15 günlük vardiya sistemi uygulanmıştır. Bu süreçte kuruluşta çalışan diğer personelin de olumsuz etkilendiği görülmüştür. Yatılı kuruluşlarda uygulanan kısıtlamalar nedeniyle müracaatçı gruplarının uzun süre dışarı ile bağlantısı olmamıştır. Bu durum müracaatçı gruplarını da olumsuz etkilemiştir. Sosyal hizmet uzmanları mesleki uygulamalarını olabildiğince gerçekleştirmeye çalışmıştır. Bu süreçte kurumlarda hijyen amaçlı kullanılacak malzeme, çalışanlar için koruyucu ekipman, süreç ve işleyiş hakkında bilgi ve yönlendirme, personelin sayıca eksik olması gibi ihtiyaçlar öne çıkmış ek olarak süpervizyon desteğine de ihtiyaç duyulduğu dile getirilmiştir. Bu bulgular ışığında özellikle yatılı kuruluşlarda pandeminin yol açabileceği kriz durumlarına hazırlıksız olunduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Bireysel çabaların etkili olduğu bu süreçte, pandemi gibi kriz durumlarına karşı bir planıın geliştirilmesi, yatılı kuruluşlarda çalışan diğer personelin hizmet içi eğitimlerle kriz durumlarına hazırlanması, yatılı kuruluşların fiziki koşullarının iyileştirilmesi, sosyal hizmet uzmanlarının mikro-mezzo-makro düzeylerde destek ihtiyaçlarının karşılanması hizmet sunumunun kalitesini artıracağı düşünülmektedir.

COVID 19DeneyimHizmet kalitesi+6
Burcu Aydan
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de anlamlı çocuk katılımını destekleyici mekanizmalara ilişkin nitel bir araştırma: Politika analizi ve çözüm önerileri

Bu çalışmada Türkiye'de anlamlı çocuk katılımını sağlamaya yönelik mekanizmaların varlığı ve işlevi birey, aile ve toplum sistemi içerisinde ele alınarak araştırılmıştır. Çocuk katılımına dair yetişkinlerin çocuğa yüklediği anlamla çocuklara sunulan fırsatların ilişkisi incelenmiştir. Ortaya konulan problemlerin çözümünde katılımcı uygulamaların etkisine odaklanılmıştır. Bu çalışma ile Türkiye'de çocuk katılımını sağlamak amacıyla oluşturulan mekanizmaların çok boyutlu ele alınarak politik düzeyde analizinin yapılması ve sistemin ihtiyaçları ve eksiklerine binaen çözüm önerilerinin geliştirilmesi hedeflenmiştir. Çalışmanın kuramsal temelinde; çocukluk anlayışının gelişimi, çocuk hakları tarihçesi, katılım hakkı, katılım modelleri, katılım türleri, Türkiye'de oluşturulan katılım mekanizmaları ile birlikte çocukla sosyal hizmet ve çocuk katılımının önemi konularına yer verilmiştir. Araştırma nitel desende tasarlanmış olup araştırmanın verileri, program/politika değerlendirme çalışmalarına uygun olacak şekilde yarı yapılandırılmış görüşme formları ve uzman mülakatları görüşme tekniği kullanılarak elde edilmiştir. Katılımcılar, gönüllülük esasına uygun olarak, çocuk katılımı alanında çalışan veya çalışmış sosyal hizmet uzmanları, psikolog, öğretmen ve çocuk hakları alanında çalışan sivil toplum çalışanlarından oluşmuştur. Bu kapsamda 15 katılımcı ile görüşme gerçekleştirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde Nvivo 10 programından yararlanılmış ve katılımcılardan elde edilen veriler içerik analizi yöntemiyle çeşitli temalar belirlenerek yorumlanmıştır. Araştırmanın bulguları; kuramsal temelde belirlenen başlıklara uygun şekilde toparlanmıştır. Son bölümde ise bu başlıklar dahilinde sonuç ve önerilere yer verilmiştir. Çalışma kapsamında Türkiye'de anlamlı bir çocuk katılımı olmadığına ulaşılmış ve bu kapsamda ulaşılan sonuçlar önerilerle iç içe geçirilerek birey, aile ve toplumsal boyutta, çocuk katılımını sağlamaya yönelik mekanizmalar ve çocukla sosyal hizmet başlıkları altında ele alınarak politika yapıcılar, sivil toplum çalışanları ve çocuk hakları savunucularının dikkatine sunulmuştur.

KatılımKatılım kültürüSosyal hizmetler+3
Çağla Toğan Çelik
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Afetlerde görevli ruh sağlığı çalışanlarının deneyimlerinin psikolojik dayanıklılık bakış açısıyla incelenmesi

Afet, bir toplumun büyük bir kısmını etkileyen, fiziksel, psikolojik ve ekonomik kayıplara yol açan olayların sonucudur. Afetlerde psikososyal destek ekipleri afetten etkilenen topluluklara sistematik müdahalelerde bulunmaktadır. Ancak afet sahasında çalışan ruh sağlığı uzmanları (sosyal hizmet uzmanları, psikologlar, psikiyatristler vb. gibi) profesyonel olmalarına rağmen afetlerden fiziksel, bilişsel ve psikososyal açılardan olumsuz etkilenebilmektedir. Profesyonellerin baş etme dinamikleri de bu yönlerden farklılık gösterebilmektedir. Söz konusu stresi yönetmek ve olası risklerden korunmak için literatürde 'resilience' olarak da geçen 'psikolojik dayanıklılık' kavramı büyük önem kazanmaktadır. Ancak literatürde afetlerde çalışan profesyonellerin psikolojik dayanıklılık ile ilişkili deneyimlerini ele alan çalışmalar kısıtlıdır. Bu araştırmanın amacı, afetlerde çalışan ruh sağlığı uzmanlarının deneyimlerinin psikolojik dayanıklılık bakış açısıyla incelenmesidir. Araştırma nitel metodoloji kapsamında fenomenolojik desende oluşturulmuştur. Araştırma grubunu afetlerde çalışan sosyal hizmet uzmanı, psikolog ve çocuk gelişimciden oluşan 20 ruh sağlığı uzmanı oluşturmuştur. Araştırmada veriler toplanırken yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Verilerin analizi ise MAXQDA Plus 2020 programı aracılığıyla yapılmıştır. Araştırmada afet sahasında yapılan görevler, psikolojik dayanıklılığa ilişkin kişisel özellikler, sosyal çevre etkileşimleri, korunma stratejileri ve profesyonellerin psikolojik dayanıklılık açısından güçlenmelerine ilişkin önerileri kapsayan sosyal hizmet müdahalelerine ve buna yönelik oluşturulabilecek politikalara ışık tutabilecek sonuçlar elde edilmiştir. Uzmanlar afet sahasında ihtiyaç tespiti ve kaynak yönetimi, psikolojik ilk yardım, sevk ve yönlendirme, bireysel görüşme, psikoeğitim, grup çalışması ve çalışana destek uygulamaları gibi görevler yapmaktadır. Katılımcılar afet sahasında çalışırken özellikle duygusal başetme ve kayıp ve yas sonrası müdahalelerde çok zorlandıklarını ancak kendi hayatlarındaki geçmiş deneyimlerinin başetmelerine katkı sağladığını, beklenmedik bir durumla karşılaştıklarında baş etme becerilerinin yüksek olduğunu, geleceğe dair hedef belirledikleri, olmadığında ise genellikle yeni planlar yaptıklarını ifade etmişlerdir. Sosyal çevre etkileşimlerinde ise bazı uzmanlar birinden destek isteme konusunda çekinceli davrandıklarını ve kişisel baş etme yöntemlerini kullanıyor olsa da aile ve arkadaş ilişkilerinin ve desteğinin çok önemli olduğunu, afet sahasında çalışırken ekip arkadaşları ile çalışmanın kendilerine daha güvende hissettirdiğini belirtmişlerdir. Afet sahasında psikolojik dayanıklılığı koruma stratejilerinde ise öz bakımlarını koruduklarını, baş etme becerilerinin yüksek olduğunu, gerekli durumlarda profesyonel düzeyde psikososyal destek veya süpervizyon aldıklarını, belli bir motivasyonla ve ekip çalışması içerisinde olduklarını, mesleki sınırlarını koruduklarını ve ihtiyaç duydukları bilgi akışını devamlı sağladıklarını ifade etmişlerdir. Afet sahasında çalışırken temel ihtiyaçlarını giderebilme, alana özgü hizmet içi eğitim ve süpervizyon desteği alabilme, sağlıklı bir koordinasyon sisteminin ve kurumlar arası işbirliği kurma, takdir edilme, çalışana destek ve afet sonrası profesyonel psikolojik destek sistemleri oluşturma gibi öneriler sunulmuştur. Sonuç olarak, afet sahasında çalışan ruh sağlığı uzmanları ve diğer afet çalışanlarının iyilik hallerinin güçlendirilmesi ve psikolojik dayanıklıklarının korunması adına mikro, mezzo ve makro düzeylerde yapılandırılmış sosyal hizmet müdahalelerine ihtiyaç olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Afet, Afet Çalışanları, Psikolojik Dayanıklılık, Ruh Sağlığı Uzmanı, Sosyal Hizmet Uzmanı

Fatma Gül Ertuğrul
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Aile içi şiddet nedeniyle kadın konukevinden hizmet alan şiddet mağduru kadınlar ile kuruluşta görev yapan meslek elemanlarının kadın konukevi hizmetlerine ilişkin değerlendirmeleri: Ankara örneği

Kadına yönelik aile içi şiddet olgusu günümüzde toplumsal bir sorun olarak karşımıza çıkmakta, bu bağlamda mevcut sorunun çözümüne yönelik devlet politikaları ve sunulan hizmetlerde değişim ve dönüşümlere gidilmektedir. Ancak, uzun vadede verilen hizmetlerin ne ölçüde yarar sağladığına ilişkin gerçekleştirilen çalışmalar yok denecek kadar azdır. Türkiye'de şiddete uğrayan kadınlara yönelik verilen hizmetlerin en önemlisi kadın konukevi hizmetidir. 1990'lı yıllardan itibaren ülkemizde kadın konukevleri hizmet vermeye başlamış olup günümüze kadar sayıları giderek artmıştır. Ancak söz konusu kuruluşların ihtiyaca cevap verecek yeterlilikte sayıya ulaşması hedeflenirken, mevcut hizmetlerin neler olduğu ve verilen hizmetlerin yeterliliğinin hem hizmet alanlar hem de hizmeti sunanlar açısından ele alınıp değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Bu çalışma ile Ankarada Bakanlık ve yerel yönetimlere bağlı toplam altı kadın konukevlerinden hizmet alan 107 şiddet mağduru kadın ile konukevlerinde görev yapan 10 meslek elemanının kuruluşta verilen hizmetlere ilişkin değerlendirmelerinin neler olduğu saptanmaya çalışılmıştır. Araştırma bir değerlendirme araştırması olup veriler nitel ve nicel yöntemler kullanılarak elde edilmiştir. Konukevinden hizmet alan kadınlar, düşük sosyo-ekonomik ve eğitim düzeyine sahip, genellikle eşlerinden şiddet görmeleri nedeniyle konukevi hizmetine ihtiyaç duyan kadınlardır. Söz konusu kadınlar %46,7 oranı ile en çok 0-3 ay arası kuruluşta kalmaktadırlar. Kadınlar kuruluşta bulunan meslek elemanları ile ilişkilerini oldukça iyi olarak değerlendirmişlerdir. Araştırmaya katılan kadınların %74,8'si kuruluşun fiziksel özelliklerinden memnun olduğunu ifade etmiştir. Kadınlar kuruluşta verilen hizmetlerden en çok %86,9 ile güvenlik hizmetini, %72,9 ile barınma hizmetini ve %63,6 ile hukuki destek hizmetini yeterli bulduklarını belirtmişlerdir. Bahse konu kadınlar en çok %36,4 oranı ile mesleki eğitime destek hizmetinden yararlanmadıklarından bahsetmişlerdir. Kuruluşta görev yapan meslek elemanlarının beşi kadrolu, ikisi özel hizmet alımı ve üçü ek ders ücreti karşılığı çalışmaktadır. Meslek elemanlarının tümü aldıkları maaşı yetersiz bulmaktadırlar. Genel olarak yaptıkları işi sevmekte ancak mesleki doyum sağlayamadıklarını düşünmektedirler. Söz konusu kişiler görev yaptıkları kuruluşlarda yeterli sayıda meslek elemanı bulunmadığını, fazla iş yükleri olması nedeniyle mesleki çalışmalarını yerine getiremediklerini, hizmet içi eğitim ve süpervizyon desteğine ihtiyaç duyduklarını ifade etmişlerdir. Kadına yönelik şiddet alanındaki mevzuatın uygulanmasında sorunlar yaşadıklarını, özellikle kadınların beraberinde bulunan çocuklarının gizliliğinin sağlanmasında sıkıntılar yaşadıklarından bahsetmişlerdir. Çalıştıkları konukevlerinin salt barınma hizmeti sunduğunu, ancak kadınların güçlenmeleri için gereken psikolojik destek, geçici maddi yardım, mesleki eğitime destek, sosyal, sanatsal ve sportif faaliyetlere ilişkin hizmetlerin sağlanması konusunda yetersiz kaldıklarını belirtmişlerdir. Bakanlığa ve yerel yönetimlere bağlı konukevleri arasında işleyiş yönünden farklılıklar bulunduğunu da ifade etmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Kadına karşı aile içi şiddet, kadın konukevleri, kadın konukevlerinde verilen hizmetler.

Aile içi şiddetHizmetHizmet kalitesi+5
Melike Yalçın
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Grup odaklı sosyal hizmet müdahalesinin devlet korumasındaki ergenlerin problem çözme becerilerine etkisi

Yetiştirme Yurtları korunma ihtiyacı içinde olan çocukların, gelişimlerine uygun, sağlıklı bir ortamda barınmalarını sağlamak, sosyal ve psikolojik ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla oluşturulmuş kuruluşlardır. Bu amacın gerçekleştirilebilmesinde sosyal hizmetin mikro, mezzo, makro müdahaleleri önemlidir. Literatürde ergenlerle çalışmada mezzo müdahalelerin mikro müdahalelere göre daha etkili olduğu belirtilmektedir. Bu araştırmanın amacı, İstanbul'daki bir erkek yetiştirme yurdunda kalan koruma ve bakım altındaki 14-17 yaş arası ergenlerin problem çözme becerilerinin arttırılması ve güçlendirilmeleri konusunda gruplarla sosyal hizmet uygulamasının etkililiğini belirlemektir. Grup odaklı sosyal hizmet uygulamasının amacı ve oturumlar araştırma amacına göre düzenlenmiştir. Çalışma grup sürecine katılan 11 üye ile 5 hafta boyunca haftada iki oturum ile gerçekleştirilmiştir. Problem çözme becerilerindeki değişime Problem Çözme Envanteri'nden aldıkları ön test ve son test sonuçları üzerinden bakılmıştır. Grup sürecinde üyelerin problem çözme becerilerinin ve kendini ifade etme becerilerinin arttığı, önemli paylaşımlarla birbirlerine destek oldukları ve grup sürecinden yararlandıkları görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Ergenlik,Yetiştirme Yurdu, Grup Odaklı Sosyal Hizmet Müdahalesi.

ErgenlerErgenlikGruplar+2
Damla Güner
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Suça sürüklenmiş çocukların annelerinin çocuklarına ilişkin algısı: Siirt örneği

Bu araştırmanın amacı, mükerrer suç işleyen çocukların suça sürüklenme nedenlerinden olan aile faktörünün etkilerini belirlemektir.Araştırma Siirt Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğünce suçasürüklenmesi sebebiyle hakkında sosyal inceleme raporu yazılmış 16 anne ile derinlemesine görüşmeler yapılarak gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler annelerin evlerinde yapılmıştır. Görüşme esnasında, annelerinde izni ile ses kayıt cihazı kullanılmıştır. Nitel araştıma yöntemi kullanılarak, yapılan araştırmada annelerden, çocuklarının mükerrer suç durumuna ve yaşadıkları sürece ilişkin değerlendirmeleri alınmaya çalışılmıştır. Araştırmanın verileri çocuklar hakkında düzenlenmiş sosyal inceleme raporları ve yarı yapılandırılmış mülakat formu aracılığıyla ve derinlemesine görüşme tekniği ile toplanmıştır. Araştırma verilerinin analizi sonucunda, kentteki mükerrer suç olgusuna ilişkin önemli bulgular elde edilmştir. Suça sürüklenen çocukların tamamı çok kardeşlidir. Annelerin çoğunlukla çocuklarının suça sürüklenmesini arkadaş çevresi, sosyal çevre, yoksulluk, eğitimsizlik gibi nedenlere bağladıkları ortaya çıkmıştır. Anneler ile yapılan görüşmeler sonucunda ortaya çıkan bir diğer önemli öğe de, çocukların hayatlarının her anında (aile, okul, sosyal çevre) fiziksel şiddete maruz kaldıklarıdır. Araştırmaya katılan annelerin çocuklarının tamamına yakını, cezaevine girip çıkmıştır. Çocukların büyük çoğunluğunun, sigara, esrar ve uyuşturucu madde alışkanlıkları olduğu saptanmıştır. Araştırmaya dahil edilen annelerin neredeyse tamamı çocuklarının başarısız eğitim hayatları olduğunu ve okulu bıraktıklarını belirtmiştir. Araştırmanın sonucunda mükerrer suç olgusu ile karşı karşıya olan çocukların, aile ve sosyal çevresinde uygun rol modeller bulunmadığı, kentte çocukların boş zamanlarını etkili değerlendirebilecekleri sosyal donatı alanlarının yetersiz olduğu belirlenmiştir. Araştırma da annelerden alınan bilgiler doğrultusunda mükerrer suçun önlenebilmesine ilişkin önerilere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Çocuk suçluluğu, suç, çocuk, mükerrer suç, suça sürüklenmiş çocuk.

Ana-baba algısıSiirtSuç+1
Neriman Kazak Ekinci
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Behçet hastalarının yaşadıkları güçlükler ve sosyal hizmet gereksinimleri

Behçet hastalığı tekrarlayan oral aftlar, genital ülserler, göz ve deri bulguları, vasküler, nörolojik ve sindirim sisteminde lezyonlar gösteren bir hastalıktır. Dünya çapında en sık Türkiye'de görülür. Kronik ve romatolojik bir hastalıktır. Behçet hastalığı bireyi, aileyi, grupları, topluluk ve toplumu olumsuz yönde etkilemekte ve fiziksel, psikolojik, sosyal ve ekonomik güçlüklerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu araştırmanın genel amacı Behçet hastalarının yaşadıkları fiziksel, psikolojik, sosyal, ekonomik ve tıbbi süreçlerde yaşadıkları güçlüklerin ortaya konulması, sosyal hizmet gereksinimlerinin ve planlanan müdahalelerde sosyal hizmet uzmanlarının rol ve işlevlerinin irdelenmesidir. Araştırma nicel ve nitel yöntemlerin bir arada kullanılmasıyla karma model deseninde tasarlanmıştır. Araştırmada nicel veri toplamak amacıyla Behçet ve Ailevi Akdeniz Ateşi Hastaları Derneği'ne kayıtlı 64 Behçet hastasına ulaşılmıştır. Nitel görüşmeler yapmak amacıyla da bu grupta bulunan, tedavisi devam eden ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 15 Behçet Hastası çalışmaya dâhil edilmiştir. Nicel veri toplamak amacıyla soru kağıdı, Hastalığa Psikososyal Uyum - Öz Bildirim Ölçeği (PAIS-SR) ve nitel veri toplamak amacıyla yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Veriler SPSS 22.0 ve QSR Nvivo programları yardımıyla analiz edilmiştir. Katılımcıların PAIS-SR puan ortalaması 57,16 olarak hesaplanmıştır. Bu puan aralığında katılımcıların hastalığa 'kötü düzeyde uyum' yaptıkları görülmüştür. Ölçeğin alt boyutlarında sağlık bakımına uyum, psikolojik baskı, aile ilişkileri ve sosyal çevre puan ortalamaları açısından uyumun kötü olduğu tespit edilmiş ve yapılan görüşmelerde de fiziksel, psikolojik, sosyal, ekonomik ve tıbbi süreçlerde güçlük yaşadıkları belirlenmiştir. Bu bulgular ışığında tıbbi sosyal hizmet uygulamalarının yetersiz olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Uyumun sağlanmasında, sorun çözme becerilerinin geliştirilmesinde, başa çıkma kapasitelerinin arttırılmasında, aile ve sosyal çevre ile olan ilişkilerin yeniden düzenlenmesinde ve sağlık hizmetine ulaşmada sosyal hizmet müdahalelerine ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Behçet Hastalığı, Sosyal Hizmet, Tıbbi Sosyal Hizmet, Psikososyal Uyum, Sağlık Hizmetleri

Behçet hastalığıHastalarPsikolojik sorunlar+6
Merve Deniz Pak
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Şiddet görmüş kadınlarla çalışan profesyonellerin ikincil travmatik stres deneyimleri

Travmatik yaşantılar, doğrudan travmayı yaşayan kişiyi etkilediği kadar dolaylı olarak travmatik yaşantılar hakkında bilgi edinen ve yardımda bulunan profesyonelleri de olumsuz olarak etkilemektedir. İkincil travmatik stres yaşantıları, işleri gereği travma mağdurlarıyla yoğun ilişkiler kuran profesyonellerin kişisel yaşamlarını olumsuz yönde etkileyebileceği gibi, onların verdikleri hizmetin kalitesini de düşürebilmektedir. Ayrıca karşılaşılan travmatik yaşantıların dolaylı etkileri profesyonellerin psikolojik, fiziksel ve sosyal iyilik hallerini zayıflatmakta, işinden aldığı mesleki doyumu ve verimliliği düşürmektedir. Şiddet görmüş kadınlarla çalışan profesyoneller (sosyal hizmet uzmanları, psikologlar, psikoterapistler, sosyologlar vb) ikincil travmatik stres yaşamaları nedeniyle risk grubundaki kişiler arasındadır. Bu çalışmanın amacı travmatik yaşam deneyimlerine maruz kalan ve şiddet görmüş kadınlarla çalışan profesyonellerin yaptıkları işten etkilenme düzeyleri, ikincil travmatik stres deneyimleri ve bunu etkileyebilecek faktörlerin derinlemesine araştırılmasıdır. Bu temel amaç doğrultusunda kadına yönelik şiddet alanında çalışan 17 profesyonel ile yarı yapılandırılmış görüşme yönergesi kullanılarak derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerin analizinde "N-Vivo 11" nitel veri analizi programı kullanılmıştır. Araştırmacı tarafından oluşturulan kategoriler N-Vivo programına aktarılmıştır. Bu kategoriler doğrultusunda oluşturulan temalar temelde dört başlık altında toplanmıştır. Bu başlıklar; kadına yönelik şiddet ile çalışmak (profesyonellerin kendi işlevini değerlendirmesi, kadına yönelik şiddet alanında çalışırken hissedilen duygular, olumlu ve olumsuz yanları); şiddeti deneyimlemek, tanıklık etmek ve kişisel etkileri (profesyonellerin şiddet deneyimleri, şiddete tanık olma sıklıkları, tanık oldukları şiddeti özel hayatına yansıtmaları); profesyonellerin vaka çalışmaları (vakaların empatik yükümlülüğü, duyguları paylaşma ihtiyacı, aile, arkadaşlar ve meslektaşlar); ihtiyaç duyulan hizmetler (geçmişte ve çalışırken alınan eğitim, destek ve süpervizyon) olarak belirlenmiştir. Yapılan görüşmelerde kadına yönelik şiddet alanında çalışan profesyonellerin süpervizyon veya herhangi bir profesyonel destek almadıkları ve ikincil travmatik stresi sıklıkla deneyimledikleri ortaya çıkmıştır. Profesyonellerin, işi işte bırakamadıklarını, özel hayatlarına ve ailelerine olumsuz olarak yansıttıklarını, çevreye ve erkeklere karşı bakış açılarının değiştiklerini, çalıştıkları vakaların empatik yükümlülüğünü taşıdıklarını ve paylaşma ihtiyacı hissettikleri görülmüştür. Bunun yanı sıra profesyonellerin sosyal ve süpervizyon gibi ekstra desteklere ihtiyaç duydukları da ortaya çıkmıştır. Profesyonellere sunulması gereken hizmetler; süpervizyon, ön eğitim ve hizmet içi eğitim, mesleki toplantılar, atölye çalışmaları, seminerler, destek grupları, bireysel veya grup çalışması şeklinde gerçekleştirilen akran süpervizyonu, başa çıkma yöntemleri, kendini koruyabilme yöntemleri, öz bakım için kişisel bedensel farkındalık, fiziksel egzersizler, kişisel alanın korunması, il dışında düzenlenecek etkinlikler olarak belirtilmiştir. Anahtar Kelimeler: İkincil Travmatik Stres, Profesyoneller, Deneyimler

KadınlarProfesyonellikPsikologlar+7
Elif Berfin Yıldız
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Yaşlılarda psiko-sosyal güçlükler ve sosyal hizmet ihtiyacı

Yaşlanma, kişinin fiziksel ve ruhsal yönden değişime uğramasıdır. Bu durum bireysel olmakla birlikte, toplumsal değerler ve diğer etkenler de toplumda yaşlı ve yaşlılığa verilen değeri ve yeri belirlemektedir. Yaşlılık sadece biyolojik etkilerle kısıtlanmayıp, aynı zamanda toplumsal ve kültürel etkileri olan bir süreçtir. Yaşlılık zamana ve toplumdan topluma farklılık göstermektedir. Yaşlıların yaşlılık döneminde aktiviteleri yavaşlamakta, buna bağlı olarak yaşam memnuniyet durumları azalmakta ve psiko-sosyal sorunları ortaya çıkmaktadır. Ülkemizde özellikle de büyük şehirlerde yaşlılar bakım, sağlık, konut, gelirin korunması ve sosyal refah hizmetleri ile ilgili gereksinimlerinin giderilmesi konusunda bazı sorunlarla karşılaşmaktadır. Artan yaşlı nüfusuyla birlikte yaşlıların sorunları da artmaktadır. Bu süreçte, psiko-sosyal sorunlar gibi sorunlara tanık olunmaktadır. Araştırma ile Etimesgut ilçesinde ikamet eden yaşlıların psiko-sosyal sorunları, sosyal hizmetlere olan ihtiyaçlarının belirlenmesi ve ihtiyaçlarının karşılanma düzeyinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırma evrenini Etimesgut ilçesinde ikamet eden yaşlılar oluşturmaktadır. Etimesgut Belediyesi Tıp Merkezine 21 Kasım-21 Aralık 2016 dönemi içerisinde başvuran 60 yaş üzeri bireylerden 214 kişi ise örneklemi temsil etmektedir. Araştırmanın modeli ilişkisel tarama modelidir. Bu modelle demografik özellikler, psiko-sosyal sorunlar ve bu sorunlar arası ilişkiye bakılmıştır. Araştırmanın verileri, nicel veri toplamak amacıyla değerlendirme formu kullanılarak bire bir görüşme yapılarak elde edilmiştir. Araştırmanın verilerinin elde edildiği değerlendirme formundaki soruların, geçerlik-güvenirliği yapılmıştır. Veriler, SPSS 22.0 paket programı ve istatistiksel analiz yöntemleri yardımıyla elde edilmiştir. Sorular; psiko-sosyal sorunlar, sosyal hizmetlere ihtiyaç duyma düzeyi ve ihtiyaçların karşılanma düzeyi olarak üç bölümde incelenmiştir. Araştırmaya katılan yaşlı bireylerin güçlerinin farkında olmadıkları, psiko-sosyal sorunlara karşılaştıkları ve sosyal hizmet uygulamalarına ihtiyaç duydukları ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak, yaşlıların psiko-sosyal sorunlarına yönelik sosyal hizmet uygulamaları önerilerinde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Yaşlılık, Yaşlanma, Psikolojik Sorun, Sosyal Sorun, Sosyal Hizmet

Hedef ihtiyaçlarPsikososyal sorunlarSosyal hizmet uzmanları+5
Merve Nur Demirel
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessEN

Fatherhood responsibilities and integration of children in host countries: A comparison of perceptions of refugee fathers living in Turkey and Germany

Asylum seekers and refugee fathers have to face severe challenges in their post-settlement process in host countries. In this process of settlement a father's perceptions about upbringing of children in a host country's environment, identity of fatherhood, his fears and impact of integration on his children would take shape. Present study gathers the overall response of fathers and difference in the responses of fathers living in Nuremberg and Ankara. Study evaluates the system of both host countries and it suggests what responsible authorities and especially social workers can do at micro, mezzo and macro level to help the vulnerable population. The study is designed using quantitative method and to collect data 38 participants from Nuremberg (Germany) and 38 participants from Ankara (Turkey) were surveyed. Questionnaire available in English, Arabic and Turkish language was made with 29 multiple choice questions and 2 open-ended questions. Result shows that needs of fathers living in Turkey are not fulfilled and most of them want to go back to home country if it is safe. Whereas fathers living in Germany are satisfied with their level of fulfilled needs and majority of them don't want to leave Germany. Religious upbringing of children is very important and is preferred over economic stability by fathers living in Turkey. Tendency of generativity related to religious and cultural teaching is higher in fathers who live in Turkey. While, fathers who live in Germany preferred economic stability and they give less importance to similarity of religious and cultural values of host and home country. Findings suggest that there is need of enough funds and controlled system to continue to help fulfill the basic needs of refugees in urban areas of Ankara. Social workers are required to identify and help fathers who live with thoughts of uncertain future, sadness, severe guilt and grief. Culturally sensitive workers are needed in Germany to assist asylum seekers in integration process.

GermanyFathersIntegration+7
Aqsa Khalıd
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Yaşlıların belediyelerce verilen hizmetlere bakış açısı: Etimesgut Belediyesi örneği

Bugün yaşlı nüfusun hızla artması yaşlılığın 21. yüzyılın en önemli sorunlarından biri haline gelmesine neden olmaktadır. Bu nedenle, yaşlılık hizmetleri tüm dünyada gündemde olan bir konudur. İnsanlar yaşlandıkça çeşitli problemlerle yüz yüze kalmaktadırlar. Bunlardan bazılarını sağlık problemleri, bakım sorunu, yalnızlık, ihmal, istismar vb. olarak belirtmek mümkündür. Dolayısıyla yaşlanmanın içerdiği fiziksel, psikolojik ve toplumsal değişimler söz konusudur. Bu nedenle yaşlı bireylere sunulacak hizmetlerin yaşlı odaklı olması önem taşımaktadır. Günümüzde yaşlılara yönelik hizmetler kamu yerel yönetim ve sivil toplum örgütleri ile yürütülmektedir.Bu hizmetlerin yaşlının ihtiyacını karşılayacak biçimde olabilmesi için yaşlının hizmete ilişkin değerlendirmeleri önem taşımaktadır. Buradan hareketle bu çalışmanın temel amacı, Ankara'da Etimesgut Belediyesi tarafından yaşlılara yönelik verilen hizmetlerin yaşlılar tarafından nasıl görüldüğünün belirlenmesidir. Çalışmadan elde edilen verilerin hizmetlerin geliştirilmesinde etkili olacağı umulmaktadır. Araştırmanın çalışma evreni olarak Etimesgut Belediyesi seçilmiştir. Araştırmanın örneklemini ise Etimesgut İlçesi sınırları içinde bulunan Pembe Köşk, Eryaman ve Etimesgut Emekli Konaklarından hizmet alan yaşlılar oluşturulmuştur. Araştırmanın modeli tarama modelidir. Araştırmanın verileri Mayıs-Haziran 2017 tarihleri arasında Konaklardan hizmet alan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 164 yaşlı birey oluşturmuştur. Çalışmada, demografik özellikler, psiko-sosyal sorunlar ve bu sorunlar arası ilişkiye bakılmıştır.Araştırmanın verileri,görüşme formu kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın sonunda katılımcıların tamamının 65-74 yaş arasında olduğu, yarısından fazlasının evli olduğu, %41,4'nün lise düzeyine kadar eğitim aldığı %80,5'nin emekli maaşına sahip olduğu, %40,2'sinin gelirini az bulduğu, yarıdan fazlasının kendi evinde yaşadığı, arkadaş ilişkilerinin önemli olduğu, tamamına yakınının kendini mutlu hissettiği bulunmuştur. Yaşlılar belediye hizmetlerinden genel olarak memnun olduklarını ifade etmişlerdir. Memnun olmayanlar ise yaşlılara yönelik hizmetlere ulaşımın zor olması nedeniyle memnun olmadıklarını belirtmişlerdir. Yaşlıların mutluluk düzeyleriyle sosyo-demografik özellikleri karşılaştırıldığında ise kadınların, evlilerin, gelir durumunu az yeterli olarak belirtenlerin ve eğitim durumu yüksek olan yaşlıların daha mutlu oldukları görülmüştür. Ayrıca, yaşlıların mutluluk düzeyleri ile belediyeden alınan hizmet arasındaki ilişki incelendiğinde orta düzeyde pozitif bir ilişki olduğu görülmüştür. Yani, belediyeden alınan hizmetlerdeki memnuniyet arttıkça mutluluk oranı artış göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Yaşlılık, Yerel Yönetim, Sosyal Hizmet.

Ankara-EtimesgutBelediye hizmetleriBelediyeler+4
Hatice Özdemir
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Lezbiyen, gey, biseksüel ve transseksüellerin sosyal dışlanma deneyimleri

Sosyal dışlanma, bireylerin sosyal bütünleşmesine engel olan bir süreçtir. Bu dışlanmaya tarih boyunca maruz kalan gruplar içerisinde en çok yer alanlar; lezbiyen, gey, biseksüel, transseksüel kişilerdir. DSÖ tarafından homoseksüellik hastalık sınıfından çıkarılmasına karşın, günümüzde toplumsal algılar ve normlar nedeni ile halen heteroseksüeller tarafından LGBT'ler dışlanmaya maruz bırakılmaktadır. Sosyal dışlanmanın önlenmesi, sosyal adaletin ve insan haklarının sağlanması sosyal hizmetin en temel ilkeleri içerisindedir. Bu nedenle LGBT'lerin bu dışlanma ile mücadele etmesinde, dışlanmadan dolayı kaynaklara erişmede ya da politikalar geliştirmede sosyal hizmet mesleği büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmada, LGBT'lerin sosyo- kültürel ve ekonomik açıdan sosyal dışlanmayı nasıl yaşadıklarının tespit edilmesi ve bireylerin sosyal hizmet kapsamında ihtiyaçlarının belirlenmesi amaçlanmaktadır. Araştırmada, LGBT'lerin sosyal dışlanma deneyimlerini anlamak ve bu dışlanma ile nasıl mücadele ettiklerini öğrenmek amacı ile nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Veriler elde edilirken yarı yapılandırılmış görüşme yönergesi kullanılarak derinlemesine görüşme yapılmış ve kartopu tekniği ile Ankara ilinde yaşayan toplam 15 LGBT bireyle görüşme yapılmıştır. Görüşmeler sonucunda üç ana tema oluşturulmuştur. Bu başlıklar; bireylerin sosyal dışlanma algısı, sosyal dışlanmanın boyutları ve sosyal dışlanma ile mücadele etme olarak belirlenmiştir. Katılımcıların verdiği yanıtlarda transseksüel ve gey bireylerin çoğunluğunun dışlanmadan daha çok etkilendikleri ancak lezbiyen ve biseksüel bireylerin genelinin ise cinsel yönelimlerini gizlemelerinden dolayı dışlanma yaşamadıkları söylenmesine karşın, gizlenmenin de sosyal dışlanmanın bir türü olduğu bilinmektedir. Bu veriler doğrultusunda sosyal dışlanmaya maruz kalan LGBT'ler için sosyal hizmet müdahalesi geliştirilmesine ve sosyal hizmet eğitiminin heteroseksüel normlar dışına çıkarak yeni eğitim müfredatı oluşturulmasına ihtiyaç duyulduğu ortaya çıkmıştır.

Cinsel bozukluklarCinsel davranışCinsel yönelimler+5
Özge Danyeli Güzel
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Belediye madde bağımlılığı merkezlerinin çalışmalarının değerlendirmesi

Madde bağımlılığı ve sonuçları, insan sağlığını olumsuz etkileyen birçok durumun aksine, sadece madde bağımlısı kişiyi etkilemez. Madde bağımlılığı, bir halk sağlığı sorunu ve sonuçları toplumun her tabakasına etki eden, toplumsal bir olgudur. Bu sebeple madde kullanan kişilerin yalnızca bireysel tedavi görmesi sorunun çözümü için yeterli değildir. Madde kullanımını azaltacak hizmetler kadar koruyucu önleyici çalışmalar da en az tedavi kadar önem arz etmektedir. Son yıllarda Ülkemizde ve dünya genelinde madde kullanım oranlarında gözle görülür artış olduğu yapılan araştırmalarda açıkça görülmektedir. Bu artış ile doğru orantılı olarak, tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerinde de artış olması gereklilik haline gelmiştir. Ülkemizde madde bağımlılığının tedavisinin yalnızca kamu hastaneleri tarafından yapılması birçok farklı nedene bağlı olarak, olanaklı değildir. Sağlık Bakanlığı'na bağlı çalışan hastanelerin AMATEM kliniklerinin yatak kapasiteleri, tedavi ihtiyacını karşılayamamaktadır. Alanda çalışacak nitelikli profesyonel elemanların sayıları yetersizdir. Özel madde bağımlılığı klinikleri ise maliyetli tedaviler uygulamaları sebebiyle, toplumun her kesimi tarafından tercih edilememektedir. Belediyeler, yerel düzeyde hizmet veren kurumlar olması sebebiyle, vatandaşların en kolay ulaştığı kamu kurumu durumundadır. Belediyelerin görevleri yalnızca imar, alt yapı, ulaşım gibi fiziksel düzenlemeler ve lojistik işlerle sınırlı değildir. Özellikle son dönemde öne çıkan sosyal belediyecilik kavramı belediyelerin sosyal sorun alanlarında koruyucu önleyici, tedavi ve rehabilite edici hizmetleri de yürütmekle yükümlü olduklarını ifade etmektedir. Belediyelerin, madde bağımlılığı sorunda da tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerinin desteklenmesi açısından özellikle gelecek yıllarda kilit rol oynaması muhtemeldir. Yatılı ve tıbbi tedavi uygulayan bir klinik kurmak, maliyeti olması sebebiyle, özellikle küçük ölçekli belediyeler açısından mümkün değildir.Fakat madde bağımlılığı tedavisi süreci, tıbbi tedavinin yanında önleyici çalışmaları ve psikososyal destek programlarını da içermektedir. Bu çalışmanın amacı, ülkemizde son yıllarda gelişen, belediyeler düzeyinde yürütülmekte olan madde bağımlılığı rehabilitasyon hizmetlerinin, merkez çalışanları gözünden değerlendirilmesidir. Çalışmanın amacına uygun olarak araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın yürütüldüğü sırada, Türkiye'de belediyelere bağlı olarak gündüzlü hizmet veren toplam 11 merkez araştırmanın çalışma evrenini oluşturmuştur. Bu merkezlerden ikisi araştırmaya katılmayı kabul etmediği için araştırma, 9 merkezde ve bu 9 merkezde çalışan toplam 16 personelle yürütülmüştür. Araştırmanın verileri 20 Aralık 2016-15 Ocak 2017 tarihleri arasında, yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler aracılığıyla toplanmıştır. Görüşmelerden önce her katılımcıdan sözlü onam alınmıştır. Katılımcıların tamamı ses kaydı alınmasına onay vermiştir. Ses kayıtları bilgisayar ortamına aktarıldıktan sonra biri sosyal hizmet uzmanı olmak üzere üç farklı kişi tarafından döne döne okuma yöntemi ile okunmuş ve veriler içerik çözümlemesine tabi tutularak temalar oluşturulmuştur. Araştırmanın bulguları iki temel başlık altında verilmiştir. İlk bölümde belediyelerin madde bağımlılığı alanındaki hizmetlerinin neler olduğuna ilişkin veriler bulunmaktadır. İkinci bölümde ise merkez çalışanlarının merkezde verilen hizmetlere ilişkin değerlendirmeleri yer almıştır. Temaların da işaret ettiği üzere, görüşülen çalışanların, alana ilişkin kişisel algıları, verilen hizmete ilişkin değerlendirmeleri ve yerel yönetim düzeyinde yürütülen çalışmalara ilişkin değerlendirmeleri tema olarak karşımıza çıkmıştır. Madde bağımlılığı gibi tedavi ve rehabilitasyonun zor olduğu bir alanda yerel yönetimlere bağlı olarak açılan merkezlerin, belli bir fiziksel ve hizmet standardının olmadığı, merkezlerin yerel yönetimlere bağlı olması nedeniyle çalışanların hizmet sunumu sırasında kimi zaman siyasi baskı ile karşılaştıkları belirlenmiştir. Ancak katılımcılar, ülkemizdeki madde bağımlılığı hizmetlerinin, sınırlı sayıda olması nedeniyle yerel yönetimlerde bu hizmetlerin verilmesinin, hizmetlerin ulaşılabilirliğini arttırması sebebiyle önemli olduğunu ifade etmişlerdir. Bu açıdan, yerel yönetim hizmetlerinin avantajlarının, dezavantajlarından fazla olduğu yönünde görüş bildirmişlerdir. Madde bağımlılığının tedavisi sürecinin uzun ve kapsamlı olduğunu bu nedenle, tıbbi tedavi ve sosyal rehabilitasyonun mutlaka birlikte yürütülmesinin gerekli olduğunu belirtmişlerdir. Katılımcılar yüksek iş doyumu yaşadıklarını da belirtmelerine karşın, yerel yönetimlerin alana ilişkin uyguladığı düşük ücret politikalarından memnun olmadıklarını ifade etmişlerdir. Merkezlerin hiçbirinde sosyal hizmet uzmanı istihdam edilmediği görülmüştür. Oysa gerek nedenleri gerekse sonuçları açısından madde bağımlılığı alanı sosyal hizmetin işlevlerinin önemli olduğu bir alandır. Bu araştırmanın, yerel yönetimler düzeyinde oluşturulacak, madde bağımlılığı rehabilitasyon hizmet modeli geliştirme çalışmalarına ışık tutması beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: Madde bağımlılığı, yerel yönetim, sosyal hizmet

Belediye hizmetleriBelediyelerMadde bağımlılığı+3
Mustafa Ozan Yıldız
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kadın sığınmaevinde kalan çocuklarla öfke, arkadaşlık ilişkileri, kendini ifade edebilme ve toplu yaşam kuralları konulu grup odaklı sosyal hizmet uygulaması

Şiddetin çocuklar üzerindeki etkileri, fiziksel yaralanmalardan, ağlama nöbetleri, içe kapanma, kendine ya da çevreye dönük saldırganlık, öfke kontrolünde zorlanma, akranlarla ilişki kurmada güçlük, düşük eğitim başarısı gibi duygusal ve davranışlar sorunlara kadar uzanan geniş bir yelpaze içinde yer alabilmektedir. Bazı durumlarda çocuklar şiddetin öznesi olabildikleri gibi tanığı da olabilmektedirler. Dünyada ve ülkemizde aile içi şiddet ciddi bir sosyal sorundur. Bu sorunla mücadelede kadın sığınmaevleri önemli kurumlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Kadın sığınmaevleri şiddete maruz kalmış kadınların çocukları ile birlikte kalabilecekleri, şiddetten uzak, güvenilir, psikolojik, sosyal, hukuki destekler alabilecekleri yatılı sosyal hizmet kuruluşlarıdır. Kadın sığınmaevlerinde çocuklar anneleri ile şiddetten uzak bir ortamda kalabilseler bile hem yaşadıkları travmatik durumlar hem de toplum yaşam koşulları nedeniyle sorunlar yaşayabilmektedirler. Bu sorunların çözümünde sosyal hizmet önemli bir meslek olarak karşımıza çıkmaktadır. Sosyal hizmetin kadın sığınmaevinde yapacağı farklı müdahale bulunmaktadır. Grup odaklı sosyal hizmet uygulamaları bu müdahale yöntemlerinden biridir. Literatürde çocuklarla çalışmada grup çalışmalarının (mezzo) bireysel görüşmelere (mikro) göre daha etkili olduğu ye almaktadır. Bu araştırmanın amacı, Ankara'daki bir kadın sığınmaevinde anneleri ile birlikte kalmakta olan ilk ve ortaokul çağındaki 7-11 yaş arası çocukların, grup odaklı sosyal hizmet uygulaması ile öfke, iyi arkadaşlık ilişkileri kurabilme, toplu yaşam kurallarına uyum sağlayabilme ve kendini ifade edebilme konularında farkındalık kazanmalarının sağlanmasıdır. Gerçekleştirilen grup odaklı sosyal hizmet uygulamasının oturum içerikleri, araştırmanın amacına göre düzenlenmiştir. Oturumlarda öfkeyi ve öfkenin etkilerini fark etme, iyi arkadaşlık ilişkileri kurabilme, kendini ifade edebilme ve toplu yaşam kuralları üzerinde durulmuştur ve oyun, boyama yapma, rol oynama teknikleri kullanılmıştır. Uygulama, 7-11 yaş arası altı çocuk ile yedi oturum şeklinde yürütülmüştür. Grup odaklı sosyal hizmet uygulamasındaki ve uygulama sonrasındaki gözlem ve görüşmeler neticesinde, grup sürecine katılan çocukların sosyal becerilerinde artış olduğu ve grup sürecinden yararlandıkları görülmüştür.

ArkadaşlıkGrup odaklı sosyal hizmetKadın konuk evleri+7
Begüm Turğut
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Hemodiyaliz tedavisi gören kronik böbrek yetmezliği hastalarının psikolojik dayanıklılığının yaşam kalitesine etkisi

Kronik böbrek yetmezliği hastalığının tedavisinde sık kullanılan hemodiyaliz, hasta ve ailesini psikolojik, sosyal ve ekonomik yönlerden olumsuz olarak etkilemekte ve yaşam kalitesini düşürmektedir. Bu araştırma hemodiyaliz tedavisi gören kronik böbrek yetmezliği hastalarının psikolojik dayanıklılığının yaşam kalitesine etkisini ortaya koymak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada nicel araştırma yönteminden yararlanılarak ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma İskenderun Devlet Hastanesi ve Başkent Üniversitesi İskenderun Diyaliz Merkezinde düzenli olarak hemodiyaliz tedavisi gören 101 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak, hemodiyaliz hastalarının sosyo-demografik özelliklerini ortaya koymak için araştırmacı tarafından hazırlanan Sosyo-Demografik Form, yaşam kalitesi düzeylerini ortaya koymak için SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği ve psikolojik dayanıklılık düzeylerini ortaya koymak için Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği kullanılmıştır.Araştırmada toplanan veriler SPSS Statistics 23 (Statistical Package for the Social Sciences) adlı bilgisayar programı ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda hemodiyaliz hastalarının gelir düzeyi, hemodiyaliz görme süresi ile yaşam kalitesi arasında ve cinsiyet, hemodiyaliz görme süresi ile psikolojik dayanıklılık düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu saptanmıştır. Psikolojik Dayanıklılık Ölçeğinin Kişisel Güç alt boyut puanları ile SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeğinin Genel Sağlık ve Mental Sağlık alt boyutu puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı zayıf düzeyde pozitif yönlü ilişkiler bulunmaktadır. Psikolojik Dayanıklılık Ölçeğinin Sosyal Kaynaklar alt boyutu puanları ile SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeğinin Mental Sağlık alt boyutu puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı zayıf düzeyde pozitif yönlü ilişki bulunmuştur

Böbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-kronikHastalar+5
Gizem Soylu
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuk ihmal ve istismarı alanında çalışan profesyonellerin sunulan hizmetlere ilişkin değerlendirmeleri

Çocuk ihmal ve istismarı günümüzde önemli toplumsal bir sorun haline gelmiştir. İhmal ve/veya istismarın çocuk üzerinde yaşam boyu etkilerinin olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Öyle ki kimi zaman yaşanan istismarın boyutuna, süreklilik durumuna göre bu durum ölümle bile sonuçlanabilmektedir. İhmal ve istismar ile ilgili birçok kurum (hastaneler, emniyet, çeşitli dernekler, Koruma Bakım ve Rehabilitasyon Merkezleri, Bakım ve Sosyal Rehabilitasyon Merkezleri, Çocuk İzlem Merkezleri, Çocuk Koruma Merkezleri vb.) hizmet vermektedir. Ancak bu kuruluşların gereksinimleri karşılayacak yeterliliğe ulaşması hedeflenirken, mevcut hizmetlerin neler olduğu ve verilen hizmetlerin yeterliliğinin hem hizmet alanlar hem de hizmeti sunanlar açısından ele alınıp değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Bu çalışma ile Ankara'da çocuk ihmal ve istismarı alanında görev yapmakta olan profesyonellerin (sosyal hizmet uzmanı, avukat, hemşire, doktor, psikolojik danışman, çocuk gelişimci vb.) çalıştıkları kuruluşta verilen hizmetlere yönelik değerlendirmelerinin neler olduğu öğrenilmesi amaçlanmıştır. Bu temel amaç doğrultusunda çocuk ihmal ve istismarı alanında çalışan 15 profesyonel ile yarı yapılandırılmış görüşme yönergesi kullanılarak derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırmacı tarafından analizi yapılan bulgular temelde üç tema altında toplanmıştır. Bu temalar; "Çalışma Deneyimi" (profesyonellerin hangi alanlarda çalıştıkları, bu alanda çalışmaya nasıl başladıkları, bu alanda çalışmanın kendi seçimleri olup olmadığı, alanı sevip sevmedikleri, aldıkları maaşı yeterli bulup bulmadıkları, alan çalışmalarından sağladıkları doyum, tükenmişlik hissedip hissetmedikleri), "Hizmetlerin Değerlendirilmesi" (profesyonellerin mevzuatı yeterli bulup bulmadıkları, çocuk ile ilgili yasa ve yönetmelikleri meslek elemanlarına yol gösterici bulup bulmadıkları, çocukla çalışan diğer meslek elemanlarının eğitimlerinin değerlendirilmesi ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu kapsamında verilen tedbir kararlarının değerlendirilmesi) ve "Çocuğun Korunmasında Söz Bende" (çocuklara ilişkin yürütülen hizmetlerden sorumlu olsalar ne tür değişiklikler yapacakları) olarak belirlenmiştir. Yapılan görüşmelerde çocuk ihmal ve istismarı alanında çalışan profesyonellerin kimi durumlarda müdahale sürecinde karşılarına çıkan engeller ve olguların duygusal yıpratıcılığı nedeni ile tükenmişliği yoğun biçimde hissettikleri tespit edilmiştir. Profesyonellerin, çocuk ihmal ve istismarı alanında çalışan diğer meslek elemanlarının eğitimlerinin yetersiz olduğunu belirttikleri ve en çok da iletişim becerileri konusunda eğitimlere ihtiyaç olduğunu düşündükleri ortaya çıkmıştır. Profesyoneller çocuk ihmal ve istismarı ile ilgili mevzuat, yasa ve yönetmeliklerin geliştirilmesi ve uygulanabilirliğinin artması gerektiğini düşündüklerini ifade etmişlerdir. Çocuğa yönelik hizmetlerden sorumlu olma durumlarında genel olarak profesyonellerin tamamı; çocuğun üstün yararının gözetildiği, ihmal ve istismarı önlemeye yönelik yasa yönetmeliklerin ve mevzuatın tamamen uygulanabilir olduğu, koruyucu hizmetlere ağırlık verildiği, alanda çalışan meslek elemanlarının nitelikli eğitimler aldığı ve multidisipliner çalışmaların yapıldığı değişiklikler yapmak istediklerini belirtmişlerdir.

Hizmet kalitesiMesleki deneyimPsikolojik danışmanlık+7
Gizem Uslu
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Aile sorunlarının önlenmesinde aile içi iletişimin etkisi

Toplumun temel taşı olan aile sistemi, sağlam bir devlet yapısı ve sağlıklı bir toplum için hayati öneme sahiptir. Ailenin dinamik doğası gereği, zaman içerisinde değişen sorunların çözümünde, temelinde yatan iletişime yeterli önemin verilmemesi, sunulan çözümleri yetersiz kılmaktadır. Zayıflayan aile içi iletişim; özellikle eşler arasında yabancılaşmaya, duygusal mesafenin artmasına ve çeşitli aile içi sorunlara yol açarak aile birliğini zedelemektedir. Bu nedenle, aile içi iletişimin rolü kritik bir öneme sahiptir. Alanyazın, aile sorunlarının çözümünde aile içi iletişimi doğrudan inceleyen kapsamlı çalışmalar ve bu konuyu ölçen geçerli araçlar açısından eksiklikler barındırmaktadır. Bu eksiklikten yola çıkarak, bu çalışmanın temel amacı, sağlıklı bir toplumsal yapının temel direği olan ailenin sorunlarını önlemede aile içi iletişimin rolünü ve etkisini incelemek, aynı zamanda eşler arasındaki iletişim biçimini ölçen bir ölçek geliştirmektir. Bu amaç doğrultusunda nicel araştırma deseniyle sosyo-demografik ve evlilik özellikleri, aile içi sorunlara ve iletişime dair sorular kullanılmıştır. Elde edilen veriler, betimsel istatistikler, açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri ile fark analizleri kullanılarak analiz edilmiştir. Gerçekleştirilen çalışma sonucunda, aile içi sorunlar ile aile içi iletişim arasında anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Bulgular; eşlerin birbirlerini duygusal olarak desteklemesinin, güvene dayalı ve açık/şeffaf iletişim kurmasının aile sorunlarını azaltıcı, çatışma dinamiklerini önleyici ve çözümleyici bir etkiye sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Bulgular doğrultusunda "Eşler Arası İletişim Ölçeği" geliştirilmiş ve sağlıklı iletişimin aile danışmanlığı hizmetleriyle desteklenmesinin önemi vurgulanmıştır.

AileAile danışmanlığıAile içi iletişim+1
Berna Açıkgöz
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Çözüm odaklı kısa terapi temelli gruplarla sosyal hizmet müdahalesinin kanser hastası çocuğa sahip annelerin bakım yüküne etkisi

Çocuğu kanser tedavisi gören annelerin yaşadıkları bakım yükünü konu edinen bu çalışma, sözü geçen bakım yükünün hafifletilmesi amacını taşımaktadır. Çalışmanın örneklemi seçkisiz olarak oluşturulamadığından bu çalışma, yarı deneysel özelliğe sahiptir. Ön test, müdahale ve son test olmak üzere üç aşamada gerçekleştirilen çalışmaya ön test aşamasında katılan annelerden bazıları, ön testler ve son testler arasında geçen zamanda çocuklarını kaybetmiş olmaları, ilik nakli sebebiyle başka bir hastaneye sevk edilmeleri, tedavinin sonlanması ya da son test aşamasına katılmak istememeleri sebebiyle elenmiştir. Kalan 12 anneden beşi deney, yedisi kontrol grubuna dahil edilmiştir. Deney grubuna yönelik sekiz oturumluk sosyal hizmet müdahalesi gerçekleştirilirken kontrol grubuna herhangi bir müdahale planı uygulanmamıştır. Çalışmanın ön test ve son test aşamalarında, annelerin bakım yükü düzeyini tespit etmek amacıyla "Kanserli Çocukların Aile Bakım Vericileri İçin Bakım Yükü Ölçeği" kullanılmış ve annelerin aldıkları puanlara göre bakım yükü düzeylerinin hafif ve orta düzeyde yük ile orta veya şiddetli yük aralığında olduğu görülmüştür. Çalışmanın müdahale aşaması çözüm odaklı kısa terapinin ilke ve teknikleri kullanılarak oluşturulmuş ve uygulanmıştır. Son test aşamasına gelindiğinde deney ve kontrol grubu ayırmaksızın tüm katılımcılara ilgili ölçek yeniden uygulanmış; son testlerin tamamlanmasının ardından verilerin analizi aşamasına geçilmiştir. Analiz aşamasında deney ve kontrol grupları için ön test ve son test toplam puanları, ek olarak ölçeğin alt boyutlarının toplam puanları arasındaki fark bağımlı gruplar t testi kullanılarak karşılaştırılmıştır. Katılımcı grubuna göre ön test ve son testlerle ölçek alt boyut puanlarının karşılaştırılması amacıyla bağımsız gruplar t testi kullanılmıştır. Haricen katılımcıların ön test ve son test toplam puanlarıyla alt boyut puanlarının katılımcı grubuna göre nasıl farklılaştığını tespit etmek amacıyla bağımsız gruplar t testi kullanılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına bakıldığında deney grubunun ön test ve son test toplam puanları arasında anlamlı fark tespit edilmiştir. Ölçek alt boyutları noktasında ise deney grubunun duygusal yük alt boyutunda iyileşmeler olduğu görülmüştür. Kontrol grubu için gerçekleştirilen analizlerde ise herhangi bir anlamlı fark olmadığı görülmüştür. Bunun yanında katılımcı grubuna göre gerçekleştirilen analizlerde ön testlerde sosyokültürel ve ekonomik yük alt boyutunda, son testlerde ise duygusal ve zihinsel yük alt boyutlarında anlamlı farklılık olduğu görülmüştür. Çalışmanın bu sonuçları, deney grubuna yönelik olarak gerçekleştirilen sekiz oturumluk sosyal hizmet müdahalesi sürecinin amacına ulaştığını göstermektedir. Elde edilen bulgular sonucunda, çocukları kanser teşhisi almış annelerin bakım yükü yaşadığı ve sözü geçen yükün gerçekleştirilen sosyal hizmet müdahaleleriyle hafifletilebilecek nitelikte olduğu görülmüştür.

Fatma Sude Uzun
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Yaşlılarda aleksitimi ve algılanan sosyal destek düzeyinin yaşlı yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi: Çankırı örneği

Bu çalışmada yaşlılarda aleksitimi, algılanan sosyal destek düzeyi ve yaşlı yaşam kalitesi incelenmektedir. Çalışmada kapsamında yaşlılarda yaşam kalitesini etkileyen aleksitimi ve sosyal desteğin etkisinin ortaya konması amaçlanmaktadır. Yaşlı yaşam kalitesi ile ilişkili sosyo-demografik faktörlerin belirlenmesi çalışmanın bir diğer amacıdır. Araştırma ilişkisel tarama modeliyle uygulanmış ve nicel veri toplama teknikleri kullanılmıştır. Araştırmanın verileri 65 yaş ve üzeri 294 kadın ve 294 erkek katılımcıdan elde edilen verilerden oluşmaktadır. Bu veriler kişisel bilgi formu, Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) ve Yaşlı Yaşam Kalitesi Ölçeği (YYKÖ) aracılığıyla toplanmıştır. Elde edilen verilerde bağımsız örneklem t testi, tek yönlü varyans analizi, hiyerarşik regresyon ve aracılık analizi kullanılmıştır. Ölçeklerden elde edilen verilere göre katılımcıların aleksitimi puan ortalamaları yüksek olup algılanan sosyal destek ve yaşlı yaşam kalitesi puan ortalamaları ise orta düzeydedir. Yapılan karşılaştırma analizleri sonucunda yaşlıların yaş, medeni durum, eğitim düzeyi, sağlık sorunu, bakım ihtiyacını karşılama yolu ve ekonomik düzeyine göre aleksitimi ve algılanan sosyal destek puanları anlamlı farklılık göstermektedir. Değişkenler arasında anlamlı korelasyon katsayıları elde edilmiştir. Yaşlı yaşam kalitesini yordayan faktörlerin analizi sonucunda aleksitimi, algılanan sosyal destek ve diğer demografik değişkenler ile oluşturulan modelin istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür. Yaşlılarda aleksitimi ve algılanan sosyal destek ilişkisinde algılanan aile, arkadaş ve özel biri desteğinin aracılığına yönelik yapılan analizde arkadaş desteğinin aracı rolü anlamlıdır. Araştırmada elde edilen aleksitimi, algılanan sosyal destek ve yaşlı yaşam kalitesi arasındaki ilişkiye dayanarak öneriler geliştirilmiştir.

Algılanan sosyal destek
Samet Kulaoğlu
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Çalışma hayatındaki engellilerin mobbinge maruz kalma durumları

Araştırmanın amacı, kamu ve özel sektörde çalışan engelli bireylerin maruz kaldığı mobbingin boyutlarını ve etkilendiği değişkenleri incelemektir. Bu araştırma, nicel araştırma yöntemi kullanılarak tasarlanmıştır. Araştırmada kamu ve özel sektörde çalışan engelli bireylerin maruz kaldığı mobbingin boyutları ve bu mobbingin etkilendiği değişkenler inceleneceği için ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini, Türkiye'de kamu ve özel sektörde çalışan engelli bireyler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi ise kamu ve özel sektörde çalışan gelişi güzel örnekleme ve kartopu örnekleme yöntemi ile belirlenen kamu ve özel sektörde çalışan 408 engelli bireyden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formu ve orijinali Tursun (2019) tarafından geliştirilen Mobbing Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın verileri 2025 yılı ocak ve nisan aylarında çevrimiçi (online) yöntemler kullanılarak toplanmıştır. Ölçek verilerinin analizinde SPSS 26 paket programı kullanılarak tanımlayıcı ve fark analizleri yapolmıştır. Bu kapsamda aritmetik ortalama ve standart sapma gibi betimsel istatistikler, bağımsız gruplar (ilişkisiz örneklemler) t-testi, ANOVA ve nonparametrik testlere yer verilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre; engelli bireylerin iş yaşamında en çok "jest, mimik ve bakışlarla rahatsız edilme", "hakkında asılsız söylemler çıkarılması" ve "kapasitelerinin altında işlerde çalıştırılma" gibi psikolojik mobbing davranışlarına maruz kaldıkları tespit edilmiştir. Özellikle özel sektör çalışanlarının kamu sektörüne göre, ruhsal/duygusal ve zihinsel engelli bireylerin diğer engel türlerine göre, kadınların erkeklere göre ve genç yaş gruplarının yaşlılara göre anlamlı şekilde daha yüksek düzeyde mobbing yaşadığı belirlenmiştir. Araştırmada ayrıca düşük eğitim seviyesindeki, romantik ilişkisi olan, sendika üyesi olmayan ve düşük gelir düzeyindeki engelli bireylerin mobbing algısının daha yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. Katılımcıların büyük çoğunluğu psikolojik tacize maruz kaldığını düşünmekte, mobbing nedenini engel durumuna bağlamakta, ancak işyerlerinde erişilebilirlik sorunları ve destek mekanizması eksikliği yaşarken, mobbing karşısında çoğunlukla sessiz kalma gibi etkisiz stratejiler benimsemektedir. Bu sonuçlar bağlamında özellikle özel sektörde engelli çalışanları koruyucu kurumsal politikalar geliştirilmeli ve etkili şikayet mekanizmaları kurulmalıdır.

Alp Eren Tazegül
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İkinci Karabağ savaşı gazilerinin yaşadığı psiko-sosyal sorunlar

Sosyal hizmetin birçok çalışma alanı bulunmaktadır. Gazi ve şehit aileleriyle sosyal hizmet de bu alanlardan birisidir. Bilindiği gibi Azerbaycan, topraklarını Ermenilerden kurtarmak için 2. Karabağ Savaşını başlatmıştır bunun neticesinde yaklaşık 30 yıldır işgal altında olan topraklarını geri almıştır. Elbette hiçbir savaş kayıpsız olmamaktadır 44 gün süren savaşta Azerbaycan 10.000'den fazla gazi ve 3.000'den fazla şehit vermiştir. Düşman savaşı başka alanlara taşıyarak sivilleri hedef almıştır. Böylece Azerbaycan'ın askerlerinin yanı sıra sivillerden de gazi ve şehit olanlar olmuştur. Hemen her ay Karabağ bölgesinden gazi ve şehit haberleri gelmektedir. Tüm bunlar ve dünyada yaşanan süreçler göz önüne alındığında, gazilerle sosyal hizmet günümüzde sosyal hizmetin en önemli alanlarından biri olarak gündeme gelmektedir. Gazilere devlet tarafından maddi yardımda bulunulsa da psikolojik ve sosyal sorunlarının hala devam ettiği bildirilmektedir. Savaşın bitiminden bir yıl sonra 100'den fazla gazi intihar etmiş ya da intihar teşebbüsünde bulunmuştur. Nitel araştırma metodolojisi takip edilerek dizayn edilecek bu araştırmada kartopu örnekleme yöntemi kullanılarak 20 savaş gazisine ulaşılması planlanmıştır. Gerçekleştirilecek araştırmada gazilerin psiko-sosyal sorunları yarı yapılandırılmış görüşme formları kullanılarak saptanmaya çalışılmıştır. Araştırma verileri içerik analizi yöntemiyle bulgular halinde sunulacaktır. Tezin içeriğinde öncelikle gazilere yardım sağlayan devlet ve sivil toplum kuruluşlarının yardımlarının yeterliliği incelenmeye çalışılacaktır. Gazilerin sosyal yaşamını etkileyen faktörlerden biri de engelli olmalarıdır. Bu engelliliğin meydana getirdiği dezavantajlı durumların ortadan kaldırılması için devlet tarafından ne gibi adımlar atıldığı ve atılan bu adımların gaziler tarafından nasıl değerlendirildiği belirlenmeye çalışılacaktır. Daha sonra bu sorunların ortadan kaldırılması ve gazilerin psiko-sosyal sorunlarının çözümüne yönelik atılacak adımlar belirlenecek ve bu konuda sosyal hizmet bakış açısıyla bir takım öneriler ortaya konulmaya çalışılacaktır.

Nicat Allahverdiyev
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarının kadına yönelik şiddete ilişkin tutumlarının belirlenmesi (Sultanbeyli örneği)

Şiddet ilk çağlardan beri var olan bir olgudur. Fiziksel, psikolojik, ekonomik ve cinsel şiddet, şiddetin türlerinden bazılarıdır. Şiddet her kesime yönelik olabileceği gibi kadına yönelikte olabilmektedir. Şiddet mağduru kadınlar sorunlarının çözümü için belli başlı yerlere başvurabilmektedir. Şiddet mağduru kadınların ilk başvurdukları yerler arasında sağlık kuruluşları öne çıkmaktadır. Şiddet mağdurları yaşadıkları olumsuz olaylar sonrası sıklıkla ilk olarak sağlık çalışanlarıyla etkileşime geçmektedir. Bu nedenle sağlık çalışanlarının şiddet mağduruna yaklaşımı önem arz etmektedir. Sağlık çalışanlarının şiddet mağduru kadına yaklaşımının genel olarak kadına yönelik şiddete ilişkin tutumuyla ilgili olduğu bilinmektedir. Sağlık çalışanları ne kadar kadına yönelik şiddete karşı bir tutum sergilerse buna bağlı olarak şiddet mağduru kadına yaklaşımının da o kadar olumlu olacağı düşünülmektedir. Çalışmamız bu temel düşünce üzerine bina edilmiştir. Bu araştırmanın amacı sağlık çalışanlarının kadına yönelik şiddet tutumlarını belirlemektir. Çalışmanın evreni Sultanbeyli Devlet Hastanesindeki sağlık çalışanları, örneklemi ise hastane bünyesindeki 197 sağlık çalışanıdır. Sağlık çalışanlarının kadına yönelik şiddete ilişkin tutumlarının belirlenmesi için 18 soruluk anket formu ve (İSKEBE) Kadına Yönelik Şiddet Tutum Ölçeği kullanılmıştır. İstatiksel analizlerde IBM SPSS 22.00 programından yararlanarak elde edilen veriler ışığında değişkenler arasındaki farklılıkları tespit etmek amacıyla frekans tabloları oluşturulmuş, Anova, Ki-Kare ve T testi yapılmıştır. Yapılan araştırma sonucunda sağlık çalışanlarının kadına yönelik şiddete karşı tutum sergilediği sonucuna ulaşılmıştır. Ancak araştırmaya katılan sağlık çalışanlarının yarısından fazlasının kadına yönelik şiddete ilişkin eğitime ihtiyaç duydukları bilgisi edinilmiştir. Buna istinaden sağlık çalışanlarının ilgili alanda uzman kişilerden eğitimler almalarının ve kadına yönelik şiddet konusuna sağlık çalışanlarının eğitim müfredatında yer verilmesinin bu meslek grubunun bilgi ve bilinç düzeylerinin artmasına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

HastanelerKadınlarSağlık personeli+2
Yakup Kadri Yavuzyiğit
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Madde bağımlılığı tedavisinde aile katılımı

Bağımlılık, kişiyi biyo-psiko-sosyal alanlar gibi birçok alanda etkileyen, bireyin bir maddeye olan kontrolünü kaybetmesiyle karakterize edilen ciddi bir sağlık sorunudur. Bağımlılık bireyin sosyal ortamından, aile yaşantısından kopasına ve eski düzeninden uzaklaşmasını beraberinde getirebilir. Toplumun bağımlı bireye karşı takındığı olumsuz tavır, dışlama ve bağımlı bireyden uzaklaşma ihtiyacı bağımlı bireyin tedavi motivasyonuna olumsuz yönde etki edebilmektedir. Bu olumsuz etki bazen aile tarafından da gelmektedir. Olumsuz etkinin kırılmasında ailenin tedavi sürecine katılımı önem arz etmektedir. Tedavi süreçleri, sadece bireyin kendisi değil, aynı zamanda ailenin de aktif bir rol oynaması gereken karmaşık süreçlerdir. Ancak aile katılımı kişinin kendisini yetersiz hissetmesine ve soyutlanmasına sebep olabilmektedir. Bu araştırma, madde bağımlısı bireylerin tedavi sürecine ailelerinin katılmasının, bağımlı bireyin tedaviye olan bakış açısı, motivasyonu ve iyileşme süreci üzerindeki etkilerini incelemeyi hedeflemektedir. Araştırma, madde bağımlılığı tedavisi gören bireyler üzerinde yapılan bireysel görüşmelerle ilerletilmiştir. Söz konusu araştırmada nitel veri toplama yöntemi kullanılmış olup Sakarya Yeşilay Danışmanlık Merkezi'nden (YEDAM) destek alan danışanlarla gerçekleştirilmiştir. Araştırma 12 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. 6 katılımcı ailelerinin tedavi sürecine dahil olduğu diğer 6 katılımcı tedavi sürecine dahil olmayan danışanlardan seçilmiştir. Görüşmeler yarı yapılandırılmış soru formu ile gerçekleştirilmiştir. Veriler, aile katılımı ile bağımlı bireyin algıları, motivasyonu ve tedavi sürecindeki değişiklikleri değerlendirmek için analiz edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular ışığında, aile katılımının bağımlı bireyin tedaviye olan tutumu üzerinde olumlu etkiler yarattığını göstermektedir. Daha fazla aile katılımının, bağımlı bireyin iyileşme sürecinde daha yüksek motivasyon, düşük tedavi reddi oranları ve daha sürdürülebilir bir iyileşme süreciyle ilişkili olduğu gözlemlenmiştir. Ailenin bağımlı bireyin tedavisinde olumlu yöndeki etkisi düşünüldüğünde aile katılımının artırılmasına yönelik tedavi stratejileri geliştirmek, ailelerin bağımlı bireyler ve bağımlılık kavramı hakkında daha fazla bilgi sahibi olmasını sağlamak sadece bağımlı bireyin değil tüm toplumun sağlığının iyi gitmesinde etkili olacağı sonucuna ulaşılmıştır.

Madde bağımlılığı
Bahadır Çelikel
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Dijital oyun bağımlılığı ve baba-ergen ilişkisi

Bu çalışmada, dijital oyun bağımlısı olan ergenlerin babaları ile aralarındaki ilişkinin boyutlarını keşfedebilmek ve babalar ile çocukları arasındaki ilişkinin, dijital oyun bağımlılığı süreci üzerindeki etkilerini kavrayabilmek amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda araştırma kapsamında nicel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Sakarya da bulunan liselerde öğrenim gören öğrenciler, örneklem grubunu ise bu evren içinde ulaşılan 403 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak "Kişisel Bilgi Formu", "Anne-Baba-Ergen İlişkileri Ölçeği" ve "Ergenler İçin Dijital Oyun Bağımlılığı Ölçeği" kullanılmıştır. Nicel verilerin analizinde, bağımsız örneklem t testleri, tek yönlü varyans analizleri (ANOVA), Tukey HSD Testleri, betimsel istatistik tabloları, basit doğrusal regresyon ve ikili pearson korelasyon analiz yöntemleri kullanılmıştır. Bulgular, SPSS ile sistematik hale getirilmiştir. Bu çalışmada elde edilen verilerin analizi sonucunda, babaların sahip olduğu ebeveynlik tutumu ile ergenlerin dijital oyun bağımlılığı düzeyinde anlamlı fark olduğu, babaları demokratik tutuma sahip ergenlerin dijital oyun bağımlılığı düzeylerinin, babaları tutarsız tutuma sahip ergenlerden daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Araştırmanın temel problemini oluşturan ergenlerin babalarıyla olan ilişkileri ile dijital oyun bağımlılığı düzeyleri arasındaki ilişkiyi saptamak amacıyla yapılan ikili korelasyon ve doğrusal regresyon analizlerinde ise negatif yönlü anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Bu analizler ile birlikte ergenlerin babalarıyla olan ilişkilerinin dijital oyun bağımlılığı düzeylerini etkilediği, babayla olan ilişkinin güçlenmesinin dijital oyun bağımlılığını azalttığı tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçların, baba-ergen ilişkisinin dijital oyun bağımlılığı üzerindeki yordayıcı etkisini ortaya çıkarması dolayısıyla araştırmanın, dijital oyun bağımlılığı alanında rehabilitasyon ve önleme programlarına yön vereceği, babalık alanında yapılan çalışmaların kapsamını genişleteceği, babalara yönelik oluşturulan eğitim programlarının içeriğine katkı sunacağı ve sosyal hizmet bilim ve mesleği bağlamında sunulan bağımlılık ve aile politikalarında kilit rol üstleneceği düşünülmektedir.

Baba- çocuk ilişkisiBağımlılıkEbeveyn-çocuk ilişkisi+7
Ebrar Merde
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ağır engelli aile üyesine bakım veren kadın bakıcılarda, bakım yükü ve yaşam doyumu arasındaki ilişki

Ülkemizde informal engelli bakımı, genellikle hane içerisinde aile üyelerince engellinin ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik verilen hizmetler bütünü olarak tanımlanabilir. Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de kadının bakım veren olarak tercih edilen ilk aile üyesi olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Toplum tarafından kadınlara yüklenmiş bir sorumluluk olarak dikkat çeken bakım verme eylemi, bakım verme yükünün yanı sıra kadınların fiziksel, sosyal, duygusal ve psikolojik ve ekonomik sorunlar yaşamasına neden olmakta ve bu süreç bakım veren kadının yaşamdan aldığı doyumu olumsuz etkilemektedir. Bu araştırmanın amacı, kadın bakım verenlerin ''bakım verme yüklerinin'', "yaşam doyumları" üzerindeki etkisinin ve yaşam doyumu ile bakım verme yükü arasındaki ilişkinin tespit edilerek, bakım verme sorumluluğunun azaltılması için bakım verenlerin içinde bulundukları durumun ve ihtiyaçlarının tespit edilmesidir. Araştırmanın evrenini Merzifon Sosyal Hizmet Merkezi Müdürlüğü hizmet bölgesi kapsamında evde bakım sunan kadın bakım verenler, örneklemini ise bu evrenden seçilen 208 kadın oluşturmaktadır. Araştırmanın amacı neticesinde yöntem olarak nicel araştırma yöntemi tercih edilmiş ve kişisel bilgi formu, Yetişkin Yaşam Doyumu Ölçeği ve Bakım Verme Yükü Ölçeği kullanılarak üç bölümden oluşan anket katılımcılara uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analiz sürecinde, tek yönlü varyans analizi (Anova), frekans tabloları, Tukey Testi, t testleri ve korelasyon analizi kullanılmış, istatistik programı ile bulgular sistematik hale getirilerek verilerin yorumlanması neticesinde bakım yükü ve yaşam doyumu arasında anlamlı ve negatif yönlü bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Araştırma neticesinde, engelli bireylere hizmet veren özel ve kamu kuruluşlarına yönelik, engelli bireye bakım veren kadın bakıcıların ihtiyaçlarına ve içinde bulundukları duruma yönelik yapısal düzenlemelerin ve müdahale yaklaşımlarının neler olması gerektiğiyle ilgili öneriler sunulmuştur.

Aile merkezli bakımBakıcılıkBakım verenler+7
Tuğba Doğan Bal
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki ikinci kuşak Suriyelilerin uyum sorunları

Türkiye coğrafi konumu gereği uzun yıllardır yoğun göç alan bir ülkedir. Ancak ülkemiz bir göç ülkesi olmasına rağmen ilk kez 2011 yılında Suriye'de başlayan iç savaşın ardından ciddi kitlesel mülteci göçü ile karşı karşıya kalmıştır. Bu kitlesel göçün sonucunda güncel olarak ülkemizde Göç İdaresi Genel Başkanlığından alınan verilere göre Türkiye'ye sığınan 3.388.698 Suriyeli mülteci bulunmaktadır (T.C. İçişleri Bakanlığı, 2023). Bu denli yoğun bir mülteci nüfusunun olması beraberinde birçok sorunu getirmiştir. Suriye'den ülkemize doğru başlayan kitlesel göçün ardından bu sorunların analiz ve çözümüne yönelik olarak birçok uygulamanın hayata geçirildiği ortadadır. Ancak yapılan çalışmalar incelendiğinde düzenlemelerinin genel olarak Suriyeli mültecilerin ekonomik sorunlarını çözmek odaklı gerçekleştirildiği ikincil basamak ihtiyaçların iyi şekilde analiz edilip sorunlar olarak tanımlandığı uygulamaların yeterli sayıda olmadığı görülmüştür. Bununla birlikte yapılan çalışmalarda genel olarak ikinci kuşak mülteciler ayrı bir grup olarak değerlendirilmemiş, öznel sorunları analiz edilmemiş genelci bir yaklaşım ile bireysel koşulları göz ardı edilmiştir. Araştırmamız öznelliğini buradan alarak, ikinci kuşak Suriyeli mülteci genç ve çocukların ikincil basamak ihtiyaçlarını sosyal hizmet bakış açısı ile analiz edebilmek ve çevresi içerisinde birey anlayışı çerçevesinde sorunlara yönelik çözüm önerileri geliştirebilmek amacı ile yapılmıştır. Nitel araştırma yöntemi kullanılarak 12 ikinci kuşak Suriyeli mülteci genç ve çocuklar ile hazırlamış olduğumuz 21 sorundan oluşan yarı yapılandırılmış görüme formu aracılığı ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. İnsanın yaşam hakkının pozitif sosyal işlevselliği için son derece kritik bir önem arz eden sosyal uyumlarına yönelik sorular çerçevesinde ihtiyaçlar analiz edilmiş, bu ihtiyaçlar eğitim sorunlar, sağlık sorunları, kültürel asimilasyon sorunları olarak alt başlıklarda tanımlanmış ve çözüm önerileri sunulmuştur.

GöçlerMültecilerSosyal uyum+5
Serpil Dursun
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kocaeli Kartepe Belediyesi "Alo Evlat Hattı" projesi'nin sosyal hizmet bakış açısı ile incelenmesi

Bu araştırmada Alo Evlat Hattı projesi çeşitli yönlerden sosyal hizmet çerçevesinde incelemiştir. Projeden yararlanan yaşlıların psikolojik, sosyal, ekonomik, kültürel alanlarda ne gibi kazanımlar elde ettiği, gönüllü çalışanların ise duygusal ve motivasyonel edinimlerinin neler olduğu temaları üzerinden araştırma gerçekleştirilmiştir. Yerel yönetimler tarafından sürdürülen söz konusu projenin vatandaşların hayatlarında ne gibi değişimler yarattığı, ne tür faydalar sağladığını sosyal hizmet bakış açısıyla ortaya koymayı amaçlayan bu nitel araştırmada görüşme tekniğinden yararlanılmıştır. Araştırma Kartepe'de yaşayan ve projeden yararlanan 20 yaşlı ve projede görev alan 10 gönüllü çalışan ile yarı yapılandırılmış soru formu kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Görüşmede katılımcılar hizmet alanlar ve hizmet sunanlar olarak iki kategoriye ayrılmıştır. Hizmet alanlara sağlık durumları, aile, akraba ve komşularıyla sosyal ilişkilerinin nasıl olduğu, proje kapsamına dahil olma süreçlerinin nasıl gerçekleştiği, hangi hizmetlerden yararlandıkları, olanların dışında bir hizmet beklentilerinin olup olmadığı ve projenin yaşamlarına etkilerini nasıl değerlendirdikleri sorulmuştur. Gönüllü çalışanlara ise projede yer almaya karar verme süreçleri, hangi aşamada yer aldıkları, sunulan hizmetlere katkılarının neler olduğu ve bu katkıların kendilerinde ne tür duygu, düşünce uyandırdıkları, motivasyon kaynaklarının neler olduğu ve önerileri sorulmuştur. Elde edilen bulgular ışığında en önemli faktörün yaşlı katılımcılar açısından onlara bakacak, ziyaret edecek kimselerin olmaması gelmektedir. Yalnızlık ve unutulmuşluk hissinin olduğu görülmüştür. Sonuç olarak proje ekibi ile yaşlılar arasında bir evlatlık ilişkisi kurulmaya çalışılmış ve o yönde hizmetler sunulmaya çalışılmıştır. Yaşlıların yalnızlık hislerinin hafiflediği, aidiyet hislerinin oluştuğu ekibin de duygusal ve motivasyonel anlamda oldukça tatmin olduğu bir sosyal hizmet uygulaması olduğu görülmektedir.

Ebrar Kalkan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Gençlerde yaşlılık korkusunun sosyodemografik değişkenler bağlamında incelenmesi

Yaşlanma, zamanla ortaya çıkan ve geri dönüşü mümkün olmayan, organizmadaki fiziksel, yapısal ve fonksiyonel değişikliklerin tümünü kapsayan bir süreçtir. Her geçen gün yaşlanmanın meydana geldiği insan organizmasında gelişen teknoloji ve sosyal refah politikaları ile birlikte çeşitli müdahaleler gerçekleştirilerek bireylerin yaşam süresinin uzaması sağlanmıştır. Ancak bu durum yaşlılıkta görülen algı ve hafıza zayıflığını, fiziksel güçsüzlüğü, işitme ve görme problemlerini beraberinde getirmiştir. Tüm bu negatif durumlar düşünüldüğünde kişiler yaşlanmaktan korkmakta ve yaşlanmanın getireceği sosyal, fiziksel ve emosyonel durumlara karşı kaygılanmaktadır. Bu durum yaşlı refahı ve yaşlılık çalışmalarının önemini artırmakta ve kapsamını genişletmektedir. Genel olarak bakıldığında refah toplumunda inşa sürecinin mimarları, bugünün gençliğidir. Pek çok alanda toplumsal refaha katkı sağlayacak olan gençlerin yaşlılar, yaşlanma ve yaşlılığa ilişkin tutumları geleceği şekillendiren bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda bu çalışmada 65 yaş altındaki henüz yaşlı sınıflandırmasına girmeyen kişilerin yaşlılara yönelik tutumlarını etkileyen bir faktör olan yaşlılık korkusu hangi sosyodemografik özelliklere göre nasıl şekillendiğini istatistiksel olarak ortaya konulması amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda çalışmada nicel araştırma yöntemi kullanılmış olup, veri toplama amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan 15 soruluk "Sosyodemografik Bilgi Formu" ve 11 soruluk "Yaşlılık Korkusu Ölçeği" kullanılmıştır. Soru formu 65 yaş altındaki henüz yaşlı sınıfına girmeyen 406 bireye Bilgilendirilmiş Onay Formu ile onayları alınarak gönüllü bir şekilde uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS analiz programında tek örneklem t testi, tek yönlü varyans analizi (Anova), bağımsız örneklem t testi, parametrik olmayan tek yönlü varyans analiz testi ve korelasyon analiz yöntemleri kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmadan elde edilen verilerin ilerleyen zamanlarda geliştirilecek olan yaşlılık politikalarında verimlilik açısından fayda sağlayacağı, yeni hizmet modellerinin ve süreçlerinin yapılandırılmasında önemli katkıları olacağı düşünülmektedir. Bu çalışmanın bulguları, yaşlılık korkusuyla ilgili farkındalığı artırabilir ve yaşlanma sürecine yönelik olumsuz algıları azaltmaya yardımcı olabilir. Ayrıca, yaşlılıkla ilgili olumsuz duyguların gençler arasında nasıl değiştiğini anlamak, yaşlı yetişkinlik dönemindeki bireylerin yaşlanmayı daha olumlu bir şekilde kabul etmelerine yardımcı olabilir.

Yaşar Şahin
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00