
272
Archived Theses
3
DOIs Assigned
1%
DOI Rate
Archived Theses
The foundation of a professional group: Physicians in the Nineteenth Century modernizing Ottoman empire (1839-1908)
Physicians in the Nineteenth Century Modernizing Ottoman Empire (1839-1908)This dissertation studies the foundation of the modern professional group of physicians in the nineteenth century Ottoman Empire between the Tanzimat period, during which the first School of Medicine was introduced, and the Second Constitutional Period, after which new medical institutions and political atmosphere were born. The aim of the research is to find out the process in which the modern state formation overlapped with the appearance of this specific profession by considering new ideas of progressivism and modernism.The research first describes the general atmosphere created by the new medical technologies and understanding of the nineteenth century. Then, the new system regulating medical activities is explained and the ways to deal with irregular practitioners is analyzed. After that, within this new system, the formation of a medical student is described by focusing on an ordinary life within the school with political and medical activities. The final focus is given to their civilian activities and the different reactions to them in the Ottoman provinces through the study of provincial physicians and the quarantine doctors.The appearance of the physician is analyzed through the consideration of the shift in the eyes of the state, the self-perception of the physicians, and the perception of the physicians by the common people by primarily the use of the Prime Ministry Ottoman Archives in addition to the memoirs and biographies of the physicians. The study targets the introduction of everydayness of these professional elite in relation to the people, the state and the profession itself, and to look behind the legislations introduced under the progressivist and centralizing administrative mentality of the modern state.
Türkiye'de sivil muhalefet: Kadro hareketi (1932-1934)
Türk İnkılâbının ideolojisini ortaya koymak amacıyla yayınlanan Kadro Dergisinde(1932-1934) ortaya çıkan görüşler Kadro hareketini meydana getirmiştir. Kadro Hareketi Türk İnkılabının ideolojisini ortaya koyarken Türkiyenin siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik durumu ile alakalı görüş ve önerilerini ortaya koymuştur. Kadrocular rejimin politikalarını desteklerken, aynı zamanda birçok konuda muhalif görüşleriyle ön plana çıkmışlardır. Özellikle ekonomik ve siyasi konulardaki muhalif yanları ağır basmaktadır. Atatürk dönemi Türk siyasi hayatına önemli bir yere sahip olmuşlardır.
1923-1939 yılları arasında Türk ordusunda yapılan askeri yatırımlar
Araştırmada Türklerin tarih sahnesine çıkmalarından itibaren özelliklle dünya politikalarına yön veren güçlü imparatorluk ve devletler kurdutkları dönemlerde sahip oldukları askeri gücün ne kadar etkili olduğu ortaya konulmuş, günümüzde dünya ülkelerinin nezdinde söz sahibi olmak isteyen Türkiye'nin gelecekte bu konuda yapacağı yatırımlar için ışık tutulmaya çalışılmıştır.
Osmanlı kadın dergilerinde kadının dünyası (1908?1914)
Tarih içerisinde Türk kadınının toplumsal konumunda bir değişim ve dönüşüm süreci yaşandığı anlaşılmaktadır. Bu sürecin kırılma noktalarını ele aldığımız zaman Meşrutiyet döneminin özel bir yeri olduğunu gözlemlenmektedir. Ancak tarihsel oluşumların tesadüfî olmadığından hareketle, İslam öncesi dönemde özgür ve dışa dönük bir karaktere sahip olan Türk kadını, İslam kültürünün benimsenmesiyle, zaman içerisinde daha pasif bir konumu olduğu gözlenmektedir. Erkeklerin dünyasından farklı ve daha dar bir yaşam alanına sıkışan Osmanlı kadını için bu yaşam tarzı klasik dönem boyunca sürekliliğini korumuştur. Tanzimat'ın ilanı ile birlikte Osmanlı toplumunda kadının konumu giderek tartışılır olmaya başlamıştır. Bu çerçevede bir yandan eğitim alanında, miras hukukunda, aile yaşamında yeni düzenlemelere gidilirken bir yandan da edebiyatta ?kadın kimliği? üzerinde yoğunlaşan tartışmalar ortaya çıkmıştır.Tanzimat ile başlayan bu gelişmeler II. Meşrutiyet döneminde hız kazanmış olup Türk kadını kendisini ifade edebilmek için dönemin en etkili aracı olan basını kullanmıştır. Basın yoluyla kendisine modern Avrupa kadınını örnek alarak; aile, eğitim, siyaset, ekonomi alanlarında ve günlük yaşamda hak talebinde bulunmuştur. Dönem içerisinde kadınlar ülkenin ve kendilerinin toplumda yaşadıkları problemlere yönelik ayrıntılı çözümlemeler getirememişlerse de yayınladıkları yazılar, toplumun ve ülkenin yaşadığı sorunlara duyarlılıklarını göstermesi açısından önemlidir. Dergilerde, toplumların temelinin sağlıklı aileler olduğu vurgulanarak eş seçiminden, çok eşliliğe, aile düzeninden, boşanma hakkına kadar birçok ailevi konu kadınların gündemini meşgul etmiştir. Toplumsal gelişimde eğitimin rolüne dikkat çekilerek, modern eğitim metotlarıyla ilgili bilgiler verilmiş, kadın eğitiminin yaygınlaştırılması amaç edinilmiştir. Bağımsız bir ekonominin siyasi bağımsızlığı sağlayan temel unsur olduğu vurgulanarak, kadınların gerek üretici gerekse tüketici olarak ekonomik yaşamda yer almasının önemi üzerinde durulmuştur. Bu yaklaşım tarzı kadının diğer ilgi alanları olan modadan, müziğe, tiyatrodan, sağlığa ve toplumsal dayanışmaya kadar uzanan geniş bir yelpazeyi içine almıştır. II. Meşrutiyet'in ilanı kadınlar tarafından memnuniyetle karşılanmış bu yeni yönetimin ülkenin kaderini değiştireceğine inanılarak gelecekte siyaseten etkili olma beklentisi içine girilmiştir.II. Meşrutiyet'in ?adalet?, ?eşitlik?, ?özgürlük? kavramları doğrultusunda kadın dergilerinde dile getirilen bu istekler, Cumhuriyet döneminin ?kadın inkılâbı?nın temellerini oluşturmuştur. Bahsedilen yönleriyle bu çalışma modern ?Türk Kadını? nın değişim sürecinin anlaşılmasında etkili olacaktır.
Demokrat Parti Dönemi milli eğitim politikası (1950-1960)
DP, Türk siyasi tarihinde önemli bir yere sahiptir. Ocak 1946'da kurulan DP, çok partili hayata geçiş sürecinde önemli bir rol oynamıştır. Kurulduktan kısa bir süre sonra geniş halk kitlelerinin desteğini alan DP, bu destekle 1950 yılında yapılan seçimlerde ezici bir çoğunlukla iktidarı CHP'den devir alarak Tek Parti yönetimine fiilen son verdi. CHP'ye göre daha liberal bir siyasi çizgi takip eden DP, halk desteğini sağlamak için özelikle laiklik konusunda verdiği tavizlerle Cumhuriyetin temel ilkelerinin sarsılmasına, Atatürk'ün manevi şahsının ve devrimlerin yıpratılmasına neden oldu. DP'nin en çok tepki alan politikalarından biri de uyguladığı Milli Eğitim Politikası oldu.Cumhuriyetin ihtiyaç duyduğu çağdaş, Cumhuriyete, devrimlere ve Atatürk ilkelerine sahip çıkan ve bağımsızlığına düşkün yeni nesiller yetiştirmek için Milli Eğitim Politikası başat bir rol üstlenmişti. CHP, iktidarı süresince eğitim politikasında bu hedeflere ulaşmak için taviz vermeden kararlıkla adımlar attı. Devrimlerin tüm ulusa yayılması için büyük çaba harcadı.Ancak CHP'nin izlediği bu kararlı Milli Eğitim Politikası, DP'nin iktidar olmasından sonra duraklama sürecine girdi. DP, iktidara geldikten sonra devrimleri millete mal olanlar ve olmayanlar diye ikiye ayırarak devrimlerin yıpratılmasına zemin hazırladı. İzlediği ılımlı laiklik politikası sonucu ilk ve ortaöğretimde dini eğitime tekrar başladı. Ülke genelinde imam-hatip okulları açtı. Oy kaygısıyla atılan bu adım iyi denetlenemediği için devrim karşıtı tarikatların bu okullarda hâkimiyet kurmasına ve laik eğitim sisteminin büyük yara almasına yol açtı.Diğer taraftan ise Amerika ile artan ilişkiler neticesinde DP, Türk Eğitim Sisteminin her kademesinde yoğun bir Amerikan etkisinin görülmesine ve Milli Eğitim Politikasının bağımsızlığını kaybederek Amerikanın etkisi altına girmesine neden oldu.
Türk siyasal yaşamında Falih Rıfkı Atay (1894-1971)
1894 yılında İstanbul'da doğan Falih Rıfkı, II. Meşrutiyetin özgürlükçü ortamında büyümüştür. 1913-1918 yılları arasında Osmanlı bürokrasisinde çeşitli görevler yapan Falih Rıfkı, aynı yıllar içinde Tanin gazetesinde İttihat ve Terakki'nin politikalarını savunan yazılar yazmıştır.Kurtuluş savaşı yıllarında, divanı harbe çıkmayı göze alarak gazete ve dergilerde yazdığı yazılarla Mustafa Kemal'i desteklemiş, Anadolu İhtilali'nin Türk Milleti için sadece maddi kurtuluş değil, aynı zamanda manevi kurtuluş da olduğunu savunmuştur.Yeni Türkiye Devleti'nin kuruluş sürecine milletvekili ve gazeteci olarak katılan Falih Rıfkı, Atatürk'ün baş yazarı olarak aydın kimliği ile gazetelerde yazdığı yazılarla yeni devletin iç ve dış politikasını ortaya koymuş, Kemalizm'in sistemleştirilmesinde önemli bir rol oynamıştır.Çok partili dönemde, özellikle Demokrat Parti'nin iktidar yıllarında, Türkiye'de demokrasinin yerleşme şartlarını ortaya koymaya çalışmıştır. Kurucusu olduğu Dünya gazetesinde yazdığı yazılarda, Atatürk ve İnönü dönemlerine yöneltilen suçlamalara cevap vermiş, Demokrat Parti'nin antidemokratik uygulamalarına karşı çıkmıştır. Demokrasinin Türkiye'de ancak kalkındırıcı ve ilerletici bir rejim olarak yaşayabileceğini savunmuştur.Falih Rıfkı, 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesini, Türkiye'de Kemalizm'den başka bir rejimin yaşayamayacağının kanıtı olarak görmüştür. Hayatının son on yılında ?Atatürk uzmanı? sıfatıyla Dünya gazetesinde anılarını kaleme almış, Kemalizm'i açıklayan eserler vermiştir. Ölüm tarihi olan 20 Mart 1971 yılına kadar da Kemalizm onun tek davası olmuştur.
Teşkilatçı yönüyle Mustafa Kemal (1899-1923)
Teşkilat kavramının teorisi, bilimin, düşüncenin ve hayatın geliştiği noktada yeniden yazılabilmek için beklemektedir. Tarihsel bir özne olan Mustafa Kemal, içinde bulunduğu veya bizzat kurduğu teşkilatlarla, geleceğin içerisindeki belirsizliklerde yeni zorunluluklar üreterek, hayatın değişmesine neden olan müdahalelerde bulunmuştur. Bu bağlamda Mustafa Kemal, diğer insanlardan daha örgütlü olan farklı beyin yapısıyla, büyük bir devrimci teşkilatçıdır. Onun devrimci bir hayatla oluşmuş özgün bilinci, geleceğe açık kurucu bir bilinçtir. Gerçekliğin koşullarına göre şekillendiğinden, yarını yetki ile düzenleme yeteneğine sahiptir.Mustafa Kemal, engelleri aşmada teşkilatçılığın biricik seçenek olduğunu daha çocukluğunda keşfetmiştir. Ve hayatında her zaman teşkilatlıdır, teşkilatçıdır. Mustafa Kemal'in yaşadığı dönemde, hayatın dinamikleri içerisindeki hamlelerinin incelenmesi, üst düzeyde bir teşkilatçılığın ipuçlarını verecektir. Çünkü Türk milletinin potansiyeli, Mustafa Kemal'in milli teşkilatıyla harekete geçirilmiş, emperyalistlere unutamayacakları bir yenilgi tattırılmış ve mazlum milletlere örnek olan çağdaş bir devlet kurulmuştur.Bu devletin kurulmasıyla; devrimci süreç rayına oturmuş, Türk milleti karanlıklardan ufukların ötesine taşınmıştır. Küçük yaşta yetim kalan Mustafa Kemal, Türk milletinin egemenliğini eline aldığı gün olan 23 Nisan 1920'yi, Türk çocuklarına bayram olarak armağan etmesiyle, güneşin sofrasında, Türklüğün olduğu kadar, Türklüğün parçası olduğu insanlığın da birleştirici atası olmuştur.
1890-1939 yılları arasında Hatay'da yaşayan Ermenilerin faaliyetleri ve genel durumları
Çalışmamız I. Dünya Savaşı öncesinden Cumhuriyet Dönemine (1890?1939) kadar Hatay Ermenilerinin devlet otoritesine karşı yıkıcı faaliyetleri üzerinde durulmuştur.Çalışmamızda I. Dünya Savaşı arifesinde eğitim amacıyla çeşitli Avrupa ülkelerine giden Hataylı Ermeni gençlerinin o ülkelerin verdiği taraflı eğitim ve milliyetçiliğin etkisiyle Osmanlı Devletine karşı düşmanlıklarını körüklemiş olduğunu tespit ettik. Ayrıca Avrupa'da çeşitli şekillerde teşkilatlandırılan Ermeni gençlerinin Osmanlı Devletini yıpratmak maksadıyla Hatay'a gönderildiği yine çalışmamız esnasında ulaştığımız önemli bilgiler arasında yer almaktadır.Hem Avrupa'dan gelen Ermeni gençlerinin hem de İngiltere, Fransa ve Amerika'nın propaganda faaliyetleri sonucunda I. Dünya Savaşı öncesinde ve savaş esnasında Osmanlı Devletini yıkmaya yönelik Hatay'da Ermeniler tarafından pek çok isyanın çıkarıldığı tespit edilmiştir. Savaş esnasında Osmanlı Devleti'nin, Ermenilerin bu yıkıcı faaliyetlerini önleyebilmek için tehcir kararnamesi çıkardığı ancak Hatay'da isyan hareketine karışan Ermenilerin bu kanuna tabi tutulmamak için Musadağı'na kaçtıkları savaşın bitimi ile de özellikle İngiltere ve Fransa'nın teşvikleriyle tekrar Hatay bölgesine yerleştirildikleri görülmektedir.1920 yılında Hatay'ın Fransız Mandaterliğinde Suriye'ye bırakılmış olması ise bu bölgede yaşayan Türk vatandaşlarının en büyük nüfusa sahip olmalarına rağmen azınlık muamelesi gördüğü ve hatta buradaki Ermeni vatandaşlar ve Fransızlar tarafından mezalime uğratıldıkları görülmüştür.1939'da Hatay'ın Anavatan'a katılması ile de bir Ermeni köyü (Vakıflı) dışında bütün Ermeni köyleri boşaltılarak, köy haklarının çeşitli Avrupa ve Arap ülkelerine göç ettiği tespit edilmiştir.Anahtar Kelimeler : Antakya, Ermeni, İsyan etmek, Musadağı, Samandağ (Süveydiye)
Konstantinos Porphyregenitus, de Administrando Imperio(açıklama ve değerlendirme)
Bizans imparatoru Konstantinos Porphyrogenitus'un, ?İmparatorluğun İdare Usulü? (De Administrando Impreio) adlı eseri, kendisinden sonra tahta çıkacak olan oğlu Romanos II.'ye itafen yazılmış, daha ziyade dış siyaset ile ilgili bir nasihatname özelliği taşıyan X.yüzyıl Bizans kaynaklarındandır.Eserde imparator, kuzey milletlerinden olan Bulgarlar, Macarlar, Peçenekler, Hazarlar, Ruslar; batı da Dalmaçyalılar, Franklar, Slavlar, Hırvatlar, Sırplar; doğu da Araplar, Gürcüler, Ermeniler, İranlılar hakkında bilgiler vererek, imparatorluğun komşu olduğu milletleri tanıtmayı ve selefine devleti yönetirken izlenmesi gereken yolu göstermektedir. Bunun yanında değişik zamanlarda imparatorluk içerisinde meydana gelmiş olaylardan da bahsetmektedir.
Cumhuriyet Döneminde Ayasofya
Ayasofya (Saint Sophia) kelime anlamı olarak ?ilahi hikmet? anlamına gelir. Ayasofyalar: birinci Ayasofya, ikinci Ayasofya ve bugün Ayasofya müzesi olarak gördüğümüz bina ise üçüncü Ayasofya'dır. Üçüncü Ayasofya 27 Aralık 537'de açıldı. İustinianus'un yaptırmış olduğu bu bina ilk yapıldığında yapım hataları taşıyordu. Bu yapım problemlerinin birincisi ve en önemlisi Ayasofya'nın kubbesiydi.Ayasofya'nın ilk kubbesi daha basıktı. Bu basıklıktan dolayı kubbe daha fazla baskı uyguluyordu. 557'de olan depremde kubbe zarar görmüştü. 7 Mayıs 558'de oluşan depremde tamamıyla çöktü. Kubbe binanın ilk mimarlarından birisi olan Genç İsidoros tarafından onarıldı. Kubbe bu onarımda yaklaşık olarak 6.25 m. yükseltildi. Ayasofya'nın tamiri bir çeşit tamirler tarihidir.IV. Murad zamanından Sultan Abdülmecid zamanına kadar Osmanlılar Ayasofya ile fazlaca ilgilenmediler. Sultan Abdülmecid Ayasofya'yı restore etti. Ayasofya'da Abdülmecid zamanında yapılan Fossati restorasyonu Ayasofya'nın müze oluşuna giden yolda birinci adımdı.Ayasofya'nın müze oluşunda ikinci adım ise Cumhuriyetin ilk dönemlerinde Thomas Whittemore'a Ayasofya mozaik çalışmaları için izin verilmesidir. Atatürk Ayasofya'yı haç ve hilalin çatışmasından kurtararak kültürel ve dinler arası çatışmayı engellemek için müze yapılmasını istemişti. Ayasofya 24.11.1934 tarihli bakanlar kurulu kararı ile müze yapıldı. Ayasofya'nın bugünkü statüsü müzedir. Ayasofya'nın statüsünde yapılan bu değişiklik idari tasarruf sonucu oluşturulmuştu.