
5
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Departman Tezleri
Mezenter iskemi reperfüzyon hasarında likopenin etkisi
Özgür İKİZ, Mezenter İskemi Reperfüzyon Hasarında Likopenin Etkisinin Araştırılması: Uzmanlık Tezi, Bolu, 2014 Mezenter iskemi erken teşhisi ve tedavisi güç bir hastalıktır. İskemi sonrası gelişen reperfüzyon hasarından serbest oksijen radikalleri aracılığıyla oksidatif hasar sorumlu tutulmaktadır. Bu çalışmada antioksidan olan likopenin geçici mezenter iskemide oluşan reperfüzyon hasarını azaltıcı ve önleyici etkilerinin araştırılması amaçlandı. Çalışmada 28 adet wistar albino dişi rat kullanıldı. Ratlar eşit olarak sham, kontrol (sadece geçici mezenter iskemi yapılan grup), geçici iskemi öncesi likopen verilen ve geçici iskemi sonrası likopen verilen grup olmak üzere 4 gruba ayrıldı. Geçici iskemi süresi 30 dakika olarak belirlendi. Likopen verilen gruplara 4 mg/kg oral likopen verildi. Mezenter iskemi sonrası 12. saatte ratlardan kan, doku ve kültür örnekleri alındı. Mezenter iskemi öncesi likopen verilen grubun LDH, CK, histolojik hasar skoru, IgA ve bakteriyel translokasyon değerlerinin sham grubu ile benzerlik taşıdığı gözlendi. İskemik doku hasarının mezenter iskemi öncesi likopen verilen grupta, kontrol grubuna göre daha az olduğu tespit edildi (p=0,011). Ayrıca doku hasarını göstermekte destekleyici kabul edilen biyokimyasal parametrelerden olan CK ve LDH'ın ortalama değerleri, iskemi öncesi likopen verilen grupta kontrol grubuna göre yine belirgin olarak düşük bulundu. Mukozal IgA miktarının ayrıca kontrol grubunda sham grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha az olduğu tespit edildi (p=:0,001). Mukozal IgA seviyesinin mezenter iskemi öncesi likopen verilen grupta kontrol grubundan yüksek olduğu gösterilmiştir (p=0,014). Kontrol grubunun hem mezenterik lenf nodu kültüründe hem de kan kültüründe sham grubuna göre bakteri üremesinin arttığı tespit edildi. Bakteri üremesi bakımından mezenter iskemi öncesi likopen verilen grubun ise sham grubuna benzer özellikler taşıdığı ancak kontrol grubuna göre daha az sayıda bakteri üremesinin olduğu tespit edildi. Sonuç olarak; mezenter iskemi öncesi verilen likopenin doku hasarını azalttığı, mukozal IgA kaybını önlediği, barsağın bariyer etkisini kaybetmesini önlemesi ve beraberinde inflamasyonu sınırlandırması sonucu bakteriyel translokasyonu azalttığı tespit edilmiştir. Likopenin bu sonuçları antioksidan etkisinin yanı sıra muhtemel immünmudülatör ve antibakteriyel etkileri aracılığıyla sağlandığı düşünülmüştür. Likopenin iskemik reperfüzyon hasarını azalttığı gösterilmiştir. Anahtar kelimler: Mezenter iskemi, Likopen, İmmünglobulin A, Bakteriyel Translokasyon
Ratlarda testis iskemi-reperfüzyon hasarında pyrrolidine dithiocarbamate'ın etkinliği
ÖZET DENEYSEL TESTİS İSKEMİ REPERFÜZYON HASARINDA PYRROLIDINE DITHIOCARBAMATE'IN ETKİNLİĞİ Çalışmamızda bir antioksidan ve NF-kB inhibitörü olan Pyrrolidine dithiocarbamate (PDTC) molekülünün iskemi reperfüzyon hasarını önlemedeki rolünü araştırmayı planladık. Wistar-Albino 21 erkek rat her grupta 7 rat olacak şekilde 3 gruba ayrıldı; sham grubu (grup 1), iskemi-reperfüzyon (I/R) grubu (grup 2) ve tedavi (I/R + PDTC) grubu (grup 3). Sham grubu hariç tüm gruplarda sol testisler 4 saat süre ile 720 derece torsiyone edildi. Detorsiyondan 15 dakika önce 3. gruba intraperitoneal olarak 100 mg\kg dozunda PDTC verildi. Bir saat reperfüzyon periyodundan sonra tüm ratlara sol orşiektomi yapıldı ve intrakardiyak 5ml kan örneği alındı. Kanda süperoksit dismutaz (SOD) aktiviteleri ve Malondialdehit (MDA) seviyeleri ölçüldü ve histopatolojik örnekler alındı. Grup 2 de I\R hasarını gösterecek şekilde kan SOD düzeylerinde azalma, MDA değerlerinde artma ve histopatolojik Johnson skorunda kötüleşme mevcuttu. (p<0,05) PDTC verilen grup 3 te ise bu parametreler açısından kontrol grubu ile benzer sonuçlar tespit edildi (p>0,5). Histopatolojik değerlendirme PDTC nin testiküler hücre hasarını azalttığını gösterdi. Çalışmanın sonuçları, ratlarda iskemi-reperfüzyonun neden olduğu testis hasarından korumada PDTC'nin faydalı bir ajan olduğunu göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Pyrrolidine Dithiocarbamate, NF-kB, iskemi reperfüzyon hasarı, testis torsiyonu.
Ameliyathanede anestezist-cerrah ilişkisinin değerlendirilmesi
AMELİYATHANEDE ANESTEZİST CERRAH İLİŞKİSİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Ameliyathanede operasyon ekibinin en önemli iki grubu cerrahlar ve anestezistlerdir. Bu iki ekip arasındaki çatışma hasta güvenliğini etkileyebilir. Bu çalışmada cerrah ve anestezistler arasında yaşanan çatışmaların nedenlerinin incelenmesi amaçlandı. Türkiye'de Mayıs ve Temmuz 2014 tarihleri arasında 11 hastanede 192 anestezist ve 211 cerrahtan oluşan kesitsel bir çalışma yapıldı. Katılımcılara 41 sorudan oluşan anket sunuldu. Ankette yeralan sorular, demografik veriler, cerrah anestezist arasındaki ilişki ve cerrah anestezist arasındaki çatışma nedenlerini içeriyordu. Anestezistler Grup 1 ve diğer cerrahi branşların tamamı Grup 2 olarak sınıflandırıldı. İki grup arasında anestezist-cerrah ilişkisi sorgulandığında anestezistlerin %42'si kötü, cerrahların ise %17'si ilişkisinin kötü olduğunu bildirdi. İki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlendi (p =0.000). Cerrah-anestezist arasındaki çatışma sebebleri sorgulandığında, iş yükünün fazla olması, hastanın yüksek riskli olması, personeller arasındaki iletişimin yetersiz olması, cerrahların ve anestezistlerin operasyona hakim olamaması, preoperatif değerlendirmenin yetersiz olması, cerrah ve anestezistlerin birbirini yeterince takdir etmemesi, iş dışında birlikte sosyal aktivitelerinin olmaması, iletişim beceriksizliğinin olması, hastanın uygulanacak anestezi ya da cerrahi hakkında bilgisinin olmaması, cerrahların hastayı olması gerekenden fazla sahiplenmesi, zaman yönetimlerinin kötü olması, operasyon sırasında hasta hakkında karşılıklı bilgi verilmemesi, anestezistlerin talimatlarına cerrahların uymaması, gereksiz konsültasyon istenmesi, performansa dayalı ücret sistemi, dava edilme korkusu ve primer soruna yönelerek yandaş hastalıkların gözardı edilmesi anlamlı olarak iki grup arasında farklı çıkmıştır (p<0.05). Personel sayısının yetersiz olması, operasyonun acil olması her iki grupta da yüksek oranda çatışma nedeni olarak saptanmıştır. Sonuç olarak; ameliyathanenin iki önemli çalışanı olan cerrah-anestezist arasındaki çatışma sebeplerini tesbit ettik.
Radyoterapi almış nazofarenks kanserli olgularda koku duyusunun değerlendirlmesi
Çalışmamızda nazofarenks kanser (NFK) hastalarında radyoterapi (RT) tedavisi sonrası koku duyusunda kayıp oluşup oluşmadığı, oluşuyorsa bunun hastanın yaşam kalitesine etkisinin saptanması amaçlandı. Bu çalışmada NFK sonrasında RT alan 21 hasta ve kontrol grubu olarak sağlıklı 21 gönüllü aldık. Her iki gruba da otonazal koku testleri, yaşam kalitesi ölçeği ve olfaktör bulbus (OB) hacmini ölçmek amacı ile MR görüntüleme uygulandı. Yaptığımız karşılaştırmada her iki grup arasında ortonazal koku testleri ve yaşam kalitesi ölçeği yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark saptadık. Ancak olfaktör bulbus hacmi yönünden iki grup arasında anlamlı fark saptamadık.Bu çalışmada olfaktör bulbus hacminin değişmediğini fakat yaşam kalitesi ölçeği ve subjektif koku testleri ile hastaların RT sonrasında koku duyusunda azalma hissettiklerini ve bunun yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilediğini bulduk. Bunun sonucunda RT öncesi hastalara tedavi sonrası koku duyusunda azalma olabileceği hakkında bilgi verilmesi gerektiği sonucuna varıldı.
Canlı karaciğer nakil vericilerinde torakal epidural anestezinin intraoperatif karaciğer kan akımı üzerine etkisi
ÖZET: Giriş ve Amaç: Kadavradan organ bağışının azlığı ve artan hasta popülasyonuna bağlı olarak organ ihtiyacının artması nedeniyle ülkemizde canlı vericili karaciğer naklinde artış olmuştur. Karaciğer nakli hastalarında, greft fonksiyonu; hemodinamik parametreler ve organ kan akımı gibi birçok faktörden etkilenmektedir. Donörler, herhangi bir sağlık problemi olmayan gönüllülerdir. Bu nedenle, anestezi yönetiminde donörlerin güvenliği en önemli konudur. Hepatektomi gibi majör abdominal cerrahi geçiren hastalar çoklu organ yetmezliği dahil postoperatif komplikasyonlar açısından risk altındadır. Epidural anestezi ve analjezinin intraoperatif kan kaybında, tromboembolik olayların insidansında azalma, iyileşmiş postoperatif solunum, kardiyovasküler ve intestinal fonksiyon ve modifiye immün fonksiyon gibi perioperatif riskleri azaltmada etkin olduğu gösterilmiştir. Ayrıca epidural anestezinin sempatik blokaj ile splenik alanda organ perfüzyonunu artırdığı düşünülmektedir. İndosiyanin yeşili (İSY) klirens testi başlangıçta kan akımının ölçümü için tasarlanmış ve daha sonra fonksiyonel hepatosit kitlesini ölçerek karaciğer fonksiyonunun değerlendirilmesinde kullanılmıştır. Şimdilerde klinikte en yaygın olarak kullanılan sayısal karaciğer fonksiyon testidir. İSY klirens testi KC nakli yapılan alıcılarda ve onların donörlerinde KC fonksiyonlarının değerlendirilmesinde ve izlenmesinde endikedir. Bu çalışmadaki amacımız, canlı karaciğer nakil vericilerinde torakal epidural anestezinin genel anesteziye kıyasla karaciğer kan akımı üzerine etkilerinin indosiyanin yeşili ve karaciğer fonksiyon testleri ile karşılaştırılmasıdır. Materyal ve Metod: Bu çalışma, Etik kurul izni ve hasta onamı alındıktan sonra karaciğer nakli vericisi olan sağ hepatektomi yapılacak 40 olguda gerçekleştirildi. Olguların cinsiyeti, yaşı, boy, sigara kullanımı, vücut ağırlığı, vücut kitle indeksi, ASA sınıflandırması kaydedildi. Olgular kapalı zarf yöntemi ile kontrol grubu (Grup 1) ve epidural blok uygulanan grup (Grup 2) olarak iki eşit gruba ayrıldı. Operasyon odasına alınan olgulara elektrokardiyografi, periferik oksijen saturasyonu, BİS, noninvaziv kan basıncı monitorizasyonu yapıldı. Olguların bazal hemodinamik değerleri kaydedildi. Epidural blok uygulanacak gruptaki (Grup 2) olgulara T6-8 seviyesinden epidural katater takıldı. Tüm olgulara lidokain, fentanil ve tiyopental ile standart anestezi indüksiyonu yapıldı. Kas gevşemesi vekuronyum ile sağlanan olgular entübe edildi. Olguların anestezi idamesi % 50/50 oksijen-hava karışımı içinde Grup 1 hastalarda izofluran, remifentanil infüzyonu ve sisatrakuryum infüzyonu ile, Grup 2 hastalarda izofluran, epidural infüzyon ve sisatrakuryum infüzyonu ile sağlandı. İnvaziv arteryel kan basıncı monitorizasyonu, vücut ısısı monitörizasyonu yapıldı. Isıtıcı battaniyeler kullanılarak olguların cerrahi sırasında normotermik kalmaları sağlandı. Tüm hastalara internal juguler vene santral venöz katater yerleştirildi ve santral venöz basınç takibi yapılıp kayıt edildi. Operasyon boyunca olguların OAB, KAH, SpO2 ve BİS değerleri kaydedildi. Pringle manevrası uygulandıysa süresi, remmant karaciğer, toplam kanama miktarı, idrar miktarı, toplam anestezi süresi, toplam cerrahi süresi, operasyon evrelerinin süresi kaydedildi. Operasyon sırasında verilen toplam sıvı miktarı ile bu sıvıların cinsi (kristaloid, kolloid, kan ve kan ürünleri) kaydedildi. Transseksiyondan sonra çıkan greft ağırlıkları kaydedildi. Operasyon sonunda kas gevşetici etkisi antagonize edilen olgular ekstübe edildi. Postoperatif derlenme ünitesinde yarım saat gözlenen olgular daha sonra cerrahi yoğun bakım ünitesine gönderildi. İndosiyanin yeşili klirens testi değerleri, PDR ve R15 açısından genel anestezi öncesi (Z0), genel anestezi indüksiyonundan sonra (Z1), transseksiyondan sonra (Z2), postoperatif 24. ve 72. saatlerde ölçülüp kaydedildi. Eş zamanlı olarak hemoglobin (Hb), hematokrit (Htc), trombosit, PT, INR, total bilüribin, direk bilüribin, albumin, AST, ALT değerleri çalışıldı ve kaydedildi. Bulgular: Operasyon süreleri, remnant KC yüzdesi, greft ağırlığı ve kanama miktarları açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmedi (p> 0,05). Volatil anestezik dozunda istatiksel olarak gruplar arası anlamlı farklılıklar bulundu (p<0,05). PDR ve R15 açısından gruplar karşılaştırıldığında; gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farlılık görülmedi (p > 0.05). Grup içi karşılaştırılmalarda hem PDR hem de R15 değerlerinde her iki grup içinde Z1, Z2, Z3 ve Z4 zamanlarındaki değerler Z0'a göre istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p< 0.05). ALT, değerlerinde ölçüm zamanlarında grup içi anlamlı değişimler görüldü (p < 0.05) ancak gruplar arası anlamlı bir farklılık yoktu (p > 0.05). PT ve INR değerlerinde grup içi değişimlerde anlamlı farklılıklar bulundu (p < 0.05). SAB, DAB ve OAB açısından gruplar arasında diseksiyon evresinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p < 0.05). Sonuç: Elektif karaciğer donör olgularında uygulanan torakal epidural anestezinin global KC fonksiyonunun değerlendirilmesinde kullanılan İSY klirens testi ve KC ile ilgili rutin testleri etkilemediği kanısındayız. Anahtar kelimeler: Canlı vericili KC nakli, indosiyanin yeşili, torakal epidural anestezi, KC fonksiyon testleri.