Bolu Abant Izzet Baysal University
Departman

Dahili Tıp Bilimleri Bölümü

Bolu Abant Izzet Baysal University

13

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Departman Tezleri

10 Tez
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çarpıntı yakınması ile kardiyoloji polikliniğine başvuran hastalardan EPS uygulanan ve uygulanmayan gruplar ve sağlıklı kontrollerde bedensel duyguları algılama, kaygı ve depresyon düzeylerinin karşılaştırılması

Çarpıntı, hastaların genel pratisyen hekimlere, kardiyoloji hekimlerine veya acil servislere başvurmalarını gerektiren en yaygın yakınmalardan biridir. Çarpıntı yakınması, kardiyak ve psikiyatrik hastalıklar arasında ortak bir belirti olarak gözlenebilirken, yapılan çalışmalarda çarpıntı yakınması olan hastalar arasında psikiyatrik bozuklukların (%25-50), özellikle de panik bozukluğunun daha sık görüldüğü gösterilmiştir. Çalışmamızda çarpıntı yakınması ile kardiyoloji polikliniğine başvuran ve değerlendirme sonucunda elektrofizyolojik çalışma (EPS) uygulanan ve EPS uygulanmayan hasta gruplarında anksiyete duyarlılığı, bedensel duyumları algılama, kaygı ve depresyon düzeylerinin kontrol grubu ile karşılaştırması amaçlanmıştır. Kardiyak muayene ve tetkik sonuçları ile kardiyak aritmi bulguları saptanan ya da aritmi olasılığı düşünülen ve/veya kesin tanı için gereksinim duyulan hastalar EPS işlemi uygulanan grubu (n=37) oluştururken, herhangi bir kardiyak aritmi düşünülmeyen hastalar ise EPS işlemi uygulanmayan grubu (n=38) oluşturmuştur. Herhangi bir kardiyak hastalık ya da psikiyatrik bozukluk öyküsü olmayan kişilerden sağlıklı kontrol grubu (n=32) oluşturulmuştur. Tüm katılımcıların psikiyatrik değerlendirmesi Eksen I Bozuklukları İçin Yapılandırılmış Klinik Görüşme (SCID-I) aracılığı ile yapıldı. Hamilton Anksiyete Derecelendirme Ölçeği (HAM-A), Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği (HAM-D) ve İşlevselliğin Genel Değerlendirmesi (IGD) araştırmacı tarafından değerlendirildi. Araştırmaya alınan tüm kişilere kendi bildirimli Panik Agorafobi Ölçeği (PAÖ), Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HAD), Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri (STAI I-II), Bedensel Duyumları Abartma Ölçeği (BDAÖ), Anksiyete Duyarlılığı İndeksi ? 3 (ADI) ve Liebowitz Sosyal Fobi Belirtileri Ölçeği (LSFBÖ) uygulandı. Çalışmada EPS işlemi uygulanan hastaların %62.2?sinde bir kardiyak artimi olduğu saptanırken, EPS işlemi ile kardiyak aritmi tanısı konulan hastaların %85.7?sinin, psikiyatrik muayenelerinin normal olduğu saptanmıştır. EPS işlemi uygulanan gruptaki hastaların %62.2?sinde eş tanı olarak bir psikiyatrik bozukluk saptanırken, EPS işlemi uygulanmayan gruptaki hastaların ise %76.3?ünde bir psikiyatrik bozukluk saptanmıştır. Bu bozukluklar içerisinde panik bozukluğu, EPS işlemi uygulanan grupta %51.3 oranında görülürken EPS işlemi uygulanmayan grupta ise %54.7 oranında görülmüştür. EPS işlemi ile kardiyak aritmi saptanmayan hastalar ile EPS işlemi uygulanmayan hastaların kaygı, anksiyete duyarlılığı ve bedensel duyumları algılama düzeylerinin, EPS işlemi ile aritmi saptanan hastalardan daha yüksek olduğu saptanırken, depresif belirtiler açısından ise anlamlı bir fark göstermedikleri saptanmıştır. Bu çalışmada kardiyak hastalıklar ile psikiyatrik bozukluklar arasındaki karşılıklı ilişkinin klinik olarak da var olduğu gösterilmiştir. Kardiyoloji hastalarında ortak görülen çarpıntı yakınmasının daha ayrıntılı değerlendirilmesinin gerek hasta, gerekse klinisyen açısından önem arz ettiği bu çalışma ile de vurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Anksiyete duyarlılığı, Panik bozukluğu, Elektrofizyolojik çalışma, Kardiyak aritmi

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıAritmi-kardiyak+3
Eren Abatan
Bolu Abant Izzet Baysal University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bolu il merkezi ̓ nde (Araştırılmamış) dispepsi prevalansı: Populasyona dayalı çalışma

Dispepsi ülkemizde ve tüm dünyada önemli sağlık sorunlarından biridir. Dispepsi sağlık harcamalarında artışa, iş gücü kaybına (böylece önemli bir mali kayba) ve zaman kaybına neden olmaktadır. Farklı patolojilere bağlı olarak ortaya çıkabilen, ayırıcı tanısı geniş bir semptomdur. Organik veya fonksiyonel bir nedene bağlı olabilir. Toplumun yaklaşık %25'ini etkiler. Ülkeler arasında dispepsi sıklığı değişmekle birlikte ortalama %13-48 arasındadır. Pek çok hastalık dispepsiye neden olabilir. Tüm vakaların %40'ında organik bir neden bulunur. Altta yatan neden %25'e varan oranda peptik ülserdir. Fonksiyonel dispepsinin patolojisi net değildir. Üst gastrointestinal motor ve duyusal bozuklukların etkili olduğu düşünülmektedir. Önemli bir iş verimliliği kaybı ve sağlık harcamaları nedeni olması ile Bolu İl'i Merkezi'nde araştırılmamış dispepsi prevalansını araştırmayı amaçladık. Bu amaçla yaptığımız çalışmaya 155'i erkek ve 173'ü kadın olmak üzere 328 kişi dahil edilmiştir. Olguların evlerine gidilerek onamları alındıktan sonra Roma III kriterlerine göre hazırlanan anket yüz yüze görüşme şeklinde uygulanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin %47.3'ü erkek (n=155), %52.7'si kadın (n=173) olup katılımcıların yaş ortalaması 41.5±13.57, boy ortalaması 1.66±0.08 metre, VKI ortalaması 26.3±4.1 kg/m² olarak saptanmıştır. Olguların medeni durumuna bakıldığında; %76.5'i (n=251) evli, %20.1'i (n=66) hiç evlenmemiş, %3.4 ̓ ü (n=11) boşanmış/dul olarak belirlenmiştir. 141 kişi (%43) ilköğretim mezunu iken, okul bitirmemiş 17 kişi (%5), lise mezunu olan 92 kişi (%28), üniversite mezunu ise 78 kişidir. Katılımcıların meslek, öğrenim durumlarına göre sosyoekonomik düzey matriksi (Ek-3) kullanılarak SED (sosyoekonomik düzey) belirlenmiştir. Buna göre %15.5 ̓ i (n=51) düşük, %82.6 ̓sı (n=271) orta ve %1.8'i (n=6) yüksek SED'e sahiptir. Çalışma bitiminde Bolu İl Merkezi ̓ nde dispepsi prevalansı %18.6 olarak bulunmuştur Yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi, eğitim ve sosyoekonomik düzey, çalışma durumu, medeni durum, sigara ve alkol kullanımının dispepsi sıklığını artırmadığı bulunmuştur. Bununla beraber dispepsisi olan bireylerde GÖRH, bulantı ve göğüs ağrısı anlamlı olarak yüksek saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Araştırılmamış dispepsi , dispepsi prevalansı, Bolu İl'i

BoluDispepsiPrevalans
Esma Özmen
Bolu Abant Izzet Baysal University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Metabolik sendromda visseral ve subkutan yağ miktarı ve hepatosteatozun bilgisayarlı tomografi ile kantitatif değerlendirilmesi

Dünyadaki ölümlerin en sık sebebi kardiyovasküler olaylardır. Koroner arter hastalığı gelişiminde ise önemli yer tutan hiperlipidemi, hipertansiyon, glikoz intoleransı gibi metabolik sendrom komponentleri bulunmaktadır. Bu çalışmada bilgisayarlı tomografi ile visseral ve subkutan yağlı doku alanı ve dansitesi ile hepatosteatoz ilişkisi değerlendirilip metabolik sendrom kriterlerine destekleyici bulgu elde etmek amaçlanmıştır. Bu amaçla metabolik sendrom tanısı bilinen 108 hastada, en önemli prediktif değer olarak visseral yağlı doku alanı saptanmıştır. Ayrıca ilk kez bizim çalışmamızda ifade ettiğimiz visseral yağlı doku alanı ölçümü yapılırken dansite ölçümü ile de risk faktörlerine destekleyici bulgu elde edilmiştir. Çalışmamızda VYDA'nın 156,47 cm² üstünde olması %74,1 sensitivite ve %58,6 spesifite ile en güçlü ve VYDD'nin -102,99 HU üzerinde olması %75 sensitivite, %57,6 spesifite ile metabolik sendrom kriterleri içinde pozitif katkı sağlayabilecek ek faktör olarak belirtilebilir.

Adipoz dokuKaraciğer yağlanmasıMetabolik sendrom+2
Mehmet Maruf Aydın
Bolu Abant Izzet Baysal University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik kalp yetmezliği hastalarında ivabradin tedavisinin atriyal ileti sürelerine etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: İvabradin tedavisiyle kalp hızının azaltılması diyastol süresinin uzaması neticesinde sol ventrikül dolumunu arttırır ve bu durum da kalbin atım hacmini arttırır. İvabradinin atrial ileti sürelerine ve atrial mekanik fonksiyonları üzerindeki etkisi yeterince çalışılmamıştır. Bu çalışmada biz stabil kalp yetersizliği bulunan hastalarda ivabradin tedavisinin atrial ileti süreleri ve atrial mekanik fonksiyonları üzerindeki kısa dönem etkisini (3 ay) incelemeyi amaçladık. Yöntem: Çalışmaya Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi' nin kardiyoloji polikliniğine başvuran hastalar dahil edildi. Hastalar yaş ve cinsiyete göre sınıflandırıldıktan sonra azalmış sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu (≤ 35 %), NYHA 2- 3 kalp yetersizliği olan ve en az 5 dakika istirahat neticesinde çekilen 12 derivasyonlu elektrokardiyografide kalp hızı 70/ dk ve üzerinde olan hastalar çalışmaya dahil edildi. 34 erkek ve 9 kadın hasta olmak üzere toplamda 43 hastayı inceledik. Tedavi öncesinde ve 3 aylık tedavi sonrasında hastaların transtorasik M mode, iki boyutlu, noktasal akım, devamlı akım, renkli akım ve doku doppler ölçümleri yapıldı. Tedavi öncesinde ve sonrasında sol atriyum hacimleri hesaplandı. Doku doppler ölçümleriyle intraatrial ve interatrial elektromekanik gecikme süreleri hesaplandı. Sonuçlar: Çalışmaya yaş ortalamaları 64.7 ± 9.9 olan, 33 erkek ve 9 kadın hasta dahil edildi. Bütün hastalar çalışmaya dahil edilme sürecinde NYHA 2- 3 sınıfındaydı. İstirahat sırasında çekilen elektrokardiyografilerinde hastaların hepsi sinüs ritmindeydi ve ortalama kalp hızları dakikada 84.4 ± 12.2 atım olarak hesaplandı. Vmax ve Vp değerlerinin ivabradin tedavisi sonrasında anlamlı olarak azaldığı gözlendi (94.6 ± 37.7, 85.9 ± 28.6, p = 0.04, 75.6 ± 34.3, 67.7 ± 28.6, p = 0.012). Ayrıca sol atriyum boşalma fraksiyonunun da tedavi sonrası azaldığı gözlendi (22.4 ± 10.6, 17.6 ± 9.1, p= 0.03). İnteratriyal elektromekanik gecikme süresinin (PA lateral-PA tricuspit) ivabradin tedavisi sonrasında anlamlı olarak azaldığı tespit edildi (33.7 ± 12.7, 26.2 ± 10.1 , p = 0.001). Tartışma: Çalışmamızın sonuçları göstermektedir ki, üç aylık ivabradin tedavisi sonrasında atrial ileti süreleri anlamlı olarak kısalmaktadır ve atrial elektromekanik fonksiyonlar anlamlı olarak düzelmektedir.

Atriyal fonksiyonAtriyumKalp hastalıkları+3
Selçuk Öztürk
Bolu Abant Izzet Baysal University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lomber disk hernisi tanılı hastalarda yüksek yoğunluklu lazer tedavisi(HILT), ultrason ve medikal tedavi etkinliğinin karşılaştırılması

Lomber bölge kas iskelet sistemi ağrılarının en sık görüldüğü lokalizasyondur. Sanayileşmiş ülkelerde yaşayanların yaklaşık % 80'i aktif yaşamlarının bir bölümünde bel ağrısı çekerler. Bel ağrısı etyolojisinde önemli bir yer tutan lomber disk herni patolojileri oldukça sıktır. Tüm vertebral disk patolojilerinin %61.94'ü lomber bölgededir.Bu çalışmada lomber disk hernisinde güncel tedavi yaklaşımları arasında yerini alan HILT ile ultrason ve medikal tedavinin etkinliğini karşılaştırmayı amaçladık. Bu çalışmaya Abant İzzet Baysal Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon polikliniğine başvuran veya kliniğimizde yatarak fizik tedavi programı alan hastaların içinden dahil olma kriterlerini karşılayanlar alındı. Hastaların tanısı anamnez, fizik muayene, ve görüntüleme sonuçlarıyla konuldu. Çalışmamıza son 1 yıl içerisinde çekilmiş lomber MRG ile kesinliği saptanmış toplam 65 lomber disk hernisi tanılı hasta alındı. Hastalar randomize şekilde 3 gruba ayrıldı. !. hasta grubuna lomber bölgeye yüksek yoğunluklu lazer ve lomber izometrik egzersiz tedavisi uygulandı. Tüm hastalar tedavi öncesi ve sonrasında VAS, Oswestry skalası, SF-36 ile değerlendirildi. Elde edilen verilere göre tedavilerin etkinliği karşılaştırıldı. Çalışmamızın sonucunda her üç tedavi grubunda da tedavi öncesi ve sonrası değerler karşılaştırldığında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,05). Fakat her üç tedavi grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu( p>0,05). Sonuç olarak lomber disk hernisinde HILT, ultrason ve medikal tedavi kısa dönemde etkilidir. Bu konuda daha geniş hasta ve kontrol gruplarının dahil edildiği, tedavilerin uzun dönem etkilerinin de araştırıldığı çalışmalara ihtiyaç vardır.

HernilerLazer tedavisiSF-36 Sağlık Taraması+4
Ahmet Yıldız
Bolu Abant Izzet Baysal University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessEN

Comparison of mothers of children with attention deficit heyperacitivity disorder and mothers of healthy children in terms of axis i psychopathology, adult attention deficit hyperacitivy and cognitive endophenotypes

Attention Deficit Hyperacitivity Disorder (ADHD) is a highly heritable, neurodevelopmental disorder characterized by symptoms of inattentiveness, hyperactivity and impulsivity which start during early childhood and continue to adulthood causing psychological, social, academic and professional problems in every period of life. Adult ADHD is found in 10-35 % of parents of children with ADHD, and besides adult ADHD there is also an increased risk of anxiety and depressive disorders in parents of children with ADHD compared to healthy controls. The basic problem in ADHD is impairment in fronto-striatal network and a lot of studies in the literatüre have shown a neuropsychological impairment in especially attention and executive functions in individuals with ADHD. But, there are a few studies examining the neuropsychological function in parents of children with ADHD which could represent an endophenotypic feature. The aim of this study is to compare biological mothers of children with ADHD and mothers of healthy children in terms of adult ADHD, axis I psychopathology and cognitive endophenotypes in order to prove that neuropsychological impairment is part of genetic liablity to ADHD. 30 mother of children with ADHD and 30 mother of healthy children were enrolled in the study. The sociodemographic data of the participants were collected with a questionnaire and axis I psychopathology was evaluated with SCID-I semi-structured interview, depression, anxiety and functioning levels were evaluated with Hamilton Depression, Hamilton Anxiety, Hospital Depression and Anxiety scales, Global Functioning scale and Clinical Global Impression scale. Adult ADHD screening of the participants were done by the investigator both according to DSM-IV criteria and by the sef-rated Attila Turgay Adult ADHD sacele and Wender Utah Rating scale.Cognitive functions like attention, memory and executive functions were evaluated with Stroop test, Cancellation test, Rey Auditory Verbal Learning test and Winsconsin Card Sorting test. Data was analyzed with SPSS 17 programme in three steps. In the first step, mothers with depression were included in the analysis but, in the second step these mothers were excluded from the analysis and in the third step non-depressed mothers with and without adult ADHD were compared. xix The main findings of the study were an increased level of present and past axis I psychopathology, most of which were depressive and anxiety disorders, in mothers of children with ADHD compared to mothers of healthy children and in the analysis where depressed mothers were excluded an increased ratio of adult ADHD was detected in mothers of children with ADHD compared to mothers of healthy children with a borderline significance, lastly neurpsychological impairment was most evident in adult ADHD positive mothers of children with ADHD, second most impairment was evident in adult ADHD negative mothers of children with ADHD, third most impairment was evident in adult ADHD positive mothers of healthy children and the best neuropsychological performance was evident in adult ADHD negative mothers of healthy children. As a result, the neuropsychological impairments detected in information processing speed, attention, memory, response inhibition and executive function in adult ADHD positive mothers of children with ADHD might be a considered as a specific feature of the syndrome but, neuropsychological impairments detected in adult ADHD negative mothers of children with ADHD might indicate an endophenotypic feature and can show a genetic and neurobiological liability to ADHD.

MothersCognitive functionsPhenotype+3
Basri Köylü
Bolu Abant Izzet Baysal University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Meme kanseri olgularında geç çekim PET/CT bulgularının klinik ve immünohistokimyasal prognostik faktörlerle ilişkisi

AMAÇ: Çalışmaya yeni meme kanseri tanısı almış, kemoterapi veya radyoterapi uygulanmamış, ikincil primeri olmayan, evreleme ve tedavi monitörizasyonunda 18F-FDG PET/BT kullanılan toplam 82 kadın (yaş ortalaması 50,0 ±1,5 yıl, yaş aralığı 26-82) dahil edildi. Hastalar patolojik sonuçlarına göre invaziv duktal kanser, mixt tümörler ve diğerleri olarak üç gruba ayrıldı. MATERYAL VE METOD: Bütün hastaların deskriptif parametreleri, patolojik tanıları, grade'leri, reseptör değerleri (ER, PR, C-erb-B2), kanser antijeni değerleri (CA-15-3, CEA); aksiller lenf nodu metastazı mevcudiyeti, tümör alanı değerleri, erken ve geç çekilmiş PET/BT den hesaplanmış kantitatif parametreleri elde edildi. Kafa tabanından üst femoral bölgeye kadar 8-9 yatak pozisyonunda, 20 kesitli multidedektör spiral BT entegre edilmiş, LSO kristalli, TOFF ve HD özelliklerine sahip PET/BT ile görüntüleme yapıldı. BULGULAR: İnvaziv duktal karsinom ve dışı grubunda tümör alanı ve CA 15-3 değerleri anlamlı farklıydı (p=0,01 ve p=0,008). Tümör alanı ile 18F-FDG uptake parametreleri arasında invaziv duktal kanser grubunda düşük korelasyon (R=0,158-0,2, p>0,05) varken invaziv duktal dışı meme kanserlerinde erken SUVmax ve geç SUVmax değerleri arasında yüksek korelasyon dikkati çekmekteydi (R=0,724 ve 0,818, p=0,002 ve p<0,0001). İnvaziv duktal dışı kanserlerde erken SUVmax ile CEA değeri arasında anlamlı korelasyon mevcuttu (R=0,850, p<0,0001). C-erb-B2 pozitif ve negatif gruplar arasında CA 15-3 değerleri için anlamlı farklılık mevcuttu (p=0,043). Aksiller lenf nodu pozitif ve negatif gruplar arasında yaş, tümör alanı ve CA 15-3 değerleri için anlamlı farklılık saptandı (p=0,023, p=0,007 ve p=0,043). Erken SUVmax ile geç SUVmax değerleri arasındaki korelasyon invaziv duktal kanserde (R= 0,965, p<0,001) ve diğer kanserlerde (R= 0,929, p<0,001) anlamlı yüksek iken SUVmax değerleri ile SUVmax RI değerleri arasında anlamlı korelasyon yoktu (R= (-0,069)- 0,263 ve p>0,05). Estrojen ile progesteron reseptörü pozitif ve negatif gruplar arasında kantitatif parametreler açısından anlamlı farklılık saptanmadı. 90 SONUÇ: İnvaziv duktal karsinom ve invaziv duktal karsinom dışı grubunda tümör alanı ve CA 15-3 değerleri anlamlı farklıydı. Erken SUVmax ile geç SUVmax değerleri arasındaki korelasyon invaziv duktal kanserde (R= 0,965, p<0,001) ve diğer kanserlerde (R= 0,929, p<0,001) anlamlı yüksek iken SUVmax değerleri ile SUVmax RI değerleri arasında anlamlı korelasyon yoktu (R= (-0,069)- 0,263 ve p>0,05). Tümör alanı ile 18F-FDG uptake parametreleri (erken SUVmax ve geç SUVmax) arasında invaziv duktal kanser grubunda düşük; invaziv duktal dışı meme kanserlerinde yüksek korelasyon dikkati çekmekteydi. Retansiyon indeksinin hasta takibinde SUVmax değerinden daha az kullanılabilir bir parametre olabileceğini düşündük.

Meme neoplazmlarıNeoplazmlarPrognoz+2
Vedat Subaşı
İnönü University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Üveit hastalarında psikiyatrik değerlendirme

Amaç: Bu araştırmada üveit hastalarının psikiyatrik açıdan değerlendirilerek depresyon, anksiyete, aleksitimi ve stresle başa çıkma tarzı özelliklerinin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya 80 üveit hastası ve kırma kusuru ile göz kliniğine başvurmuş, başka bir göz hastalığı bulunmayan, yaş ve cinsiyet açısından hasta grubu ile benzer özellikteki 80 kontrol grubu dâhil edildi. Göz kliniğinde muayenelerini takiben, psikiyatri kliniğinde yarı yapılandırılmış sosyodemografik bilgi formu dolduruldu. Hastalar DSM-5 tanı kriterlerine uygun olarak psikiyatrik görüşmeye alındı. Sonrasında hasta ve kontrol gruplarına Belirti Tarama Listesi (SCL-90-R), Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği-17 itemli (HAM-D), Hamilton Anksiyete Derecelendirme Ölçeği (HAM-A), Yirmi Maddelik Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20), Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği (STAI-I, STAI-II), ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (SBÇTÖ) uygulandı. Bulgular: Üvetli hasta grubunda HAM-D, HAM-A (HAM-A Total, HAM-A Psişik, HAM-A Somatik), TAÖ-20 (TAÖ-20 toplam, TAÖ-1, TAÖ-2, TAÖ-3), STAI-1 ve STAI-2, SCL-90-R genel belirti düzeyi ve SCL-90-R alt ölçekleri ortalama puanları kontrol grubundan anlamlı olarak daha yüksekti (p<0.05). Yapılan klinik görüşme sonrasında hasta grubunun %72.5 kadarı son geçirilen atağın stres ile ilişkisi olduğunu düşünürken, %27.5 son geçirilen üveit atağının stres ile ilişkisinin olmadığını düşündüğünü belirtti. Üvetli hasta grubunda stresle başa çıkma tarzlarından çaresiz ve boyun eğici yaklaşım tarzı ortalama puanları kontrol grubundan anlamlı olarak daha yüksekken, kontrol grubunda ise kendine güvenli yaklaşım tarzı ortalama puanları hasta grubundan anlamlı olacak şekilde daha yüksek bulundu (p<0.05). Tartışma ve Sonuç: Üveitli hastaların depresyon, anksiyete düzeylerinin anlamlı derecede yüksek çıktığını, onların daha aleksitimik olduklarını ve stresle başa çıkmada çaresiz yaklaşım ve boyun eğici yaklaşım gibi negatif başa çıkma tarzlarını kullandıklarını görmekteyiz. Üveitli hastaların değerlendirilmesi ve tedavi plânında psikiyatrik açıdan da ele alınması, onlara optimal tedavi ve bakım sağlanması açısından faydalı olacağı görüşündeyiz. Anahtar Kelimeler: Üveit, depresyon, anksiyete, aleksitimi, stres, stresle başa çıkma tarzı.

AnksiyeteDepresyonGöz hastalıkları+2
Esra Porgalı Zayman
İnönü University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koroner arter bypass cerrahisi öncesi 3-boyutlu transtorasik ekokardiyografi kullanılarak değerlendirilen sol atriyal hacim ile mekanik fonksiyonların ve NT-proANP düzeyinin postoperatif yeni gelişen atriyal fibrilasyon ile ilişkisi

Koroner Arter Bypass Cerrahisi Öncesi 3 boyutlu Transtorasik Ekokardiyografi Kullanılarak Değerlendirilen Sol Atriyal Hacim İle Mekanik Fonksiyonların ve NT-proANP Düzeyinin Postoperatif Yeni Gelişen Atriyal Fibrilasyon ile İlişkisi Giriş ve Amaç Postoperatif AF (POAF) koroner arter cerrahisi sonrası morbiditenin en sık nedenidir. Artmış SA boyut ve SA disfonksiyon sonradan gelişecek atrial fibrilasyon (AF) ile ilişkilidir. Bu çalışmada elektif koşullarda izole KABC yapılacak hastalarda preoperatif 3DEKO kullanılarak değerlendirilen SA volüm ile mekanik fonksiyonların ve ölçülen NTproANP düzeyinin POAF ile ilişkisinin gösterilmesini amaçladık. Materyal ve Method KABC kararı verilen normal sinüs ritmine sahip ardışık 66 hasta (51 erkek, 15 kadın) çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya katılan tüm bireylerin klinik, anjiografik ve demografik özellikleri detaylı bir şekilde kaydedildi. SA en büyük volümü (Vmaks), SA en küçük volümü (Vmin), SA atriyal kontraksiyon öncesi volümü (VpreA), SA aktif atım volümü (ASV), SA total atım volümü (TSV), SA aktif boşalma fraksiyonu (AEF), SA total boşalma fraksiyonu (TEF), SA pasif boşalma fraksiyonu (PEF), SA ekspansiyon indeksi (Eİ) ve SA hacim indeksi (SAHİ)'den oluşan SA hacim ve makanik fonksiyonları 3D EKO ile hesaplandı. Ayrıca plazma NT-proANP düzey analizi için kan örnekleri cerrahi girişimden 1 saat önce alınıp laboratuara gönderildi. Bulgular Takip süresince operasyon sonrasında 15 hastada (%22,7) atriyal fibrilasyon gelişti. Sinüs ritmindeki hastaların yaş ortalaması 58,2 ± 8,3 yıl olmasına karşın AF gelişen grupta yaş ortalaması 71,6 ± 6,23 yıl idi (p<0,001). Cerrahi sonrası AF gelişen grupta, toplam kardiyopulmoner by-pass süresi (81,75 ± 18,83 dk karşı 93,43 ± 13,79 dk, p<0,05) daha yüksek bulundu. Operasyon sonrası hastanede kalış süresi de AF gelişen grupta daha uzun saptandı ( 8,6 ± 0,97 güne karşı 7,45 ± 1,12 gün, p<0,001). SA hacim ve mekanik fonksiyonları 3D EKO ile incelendiğinde SA Vmaks, Vmin, VpreA değerleri POAF gelişen grupta daha yüksek olup iki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,001, p=0,004, p<0,001 sırasıyla). EI, TEF ve PEF yüzdeleri SR grubu ile karşılaştırıldığında POAF gelişen grupta istatistiksel açıdan anlamlı olarak daha düşük saptandı (p<0,001). ASV değerleri ise anlamlı olarak POAF gelişen grupda daha yüksek saptandı (p<0,001). TSV değeri ve AEF yüzdeleri açısından ise her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark izlenmedi (p>0,05). Ayrıca POAF gelişen grupta ve SR grubunda SAHİ değerleri sırasıyla 27,56 ± 4,2 ve 20,7 ± 4,64 ml/m2 olarak saptandı. POAF grubunda SAHİ değerleri SR grubuna göre daha yüksek saptandı ve gruplar arasındaki bu fark istatistiksel açıdan anlamlıydı (p<0,001). POAF grubunda ve SR grubunda NT-proANP değerleri sırasıyla 592,24 ± 167,03 (pg/ml ) ve 365,17 ± 149,83 (pg/ml ) olarak saptandı. POAF gelişen grupta NT-proANP seviyeleri SR grubuna göre daha yüksek saptandı ve gruplar arasındaki bu fark istatistiksel açıdan anlamlıydı (p<0,001). NT-proANP ile Vmax ve Vmin arasındaki ilişki incelendiğinde (r=0,673, r=0,698 sırasıyla) pozitif yönde korelasyon izlendi. Çok değişkenli lojistik regresyon analizi yapıldığında, yaş ve SA hacim indeksinin POAF gelişiminde bağımsız prediktör olduğu bulundu. Sonuç 3D Ekokardiyografinin, KABC geçiren hastalarda subklinik atriyal hacim ve mekanik disfonksiyonu göstermek için yardımcı noninvaziv bir yöntem olarak kullanılabileceği gösterilmiştir. POAF gelişen hasta grubu SR grubu ile karşılaştırıldığında POAF grubunda sol atriyal hacim değerlerinin artmış olduğu mekanik fonksiyonların ise bozuk olduğu görüldü. Ayrıca kan NT-proANP düzeylerinin POAF gelişen hastalarda arttığı ve NT-proANP düzeyleri ile SA volüm ve mekanik fonksiyonlarının ilişkili olduğu gösterildi.

Atriyal fibrilasyonAtriyal fonksiyonAtriyal natriüretik faktör+3
Şıho Hidayet
İnönü University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Transkateter atriyal septal defekt kapatma uygulanan çocuklarda solunum fonksiyon test parametrelerindeki değişim

TRANSKATETER ASD KAPATMA UYGULANAN ÇOCUKLARDA SFT PARAMETRELERİNDEKİ DEĞİŞİM AMAÇ: Çalışmamızda ASD'li hastaların sağlıklı çocuklara göre solunum fonksiyon testindeki farklılıkları ve bu hastalara transkateter yolla ASD kapatılma uygulandıktan sonra meydana gelen SFT değişimlerini incelemeyi amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışmada sekundum ASD saptanan, ASD'si transkateter yolla kapatılması uygun görülen 5 - 18 yaş arasında 17 olgu alındı. Kontrol grubu olarak sağlıklı 20 çocuk alındı. Her iki gruba SFT uygulandı. Her iki grubun SFT değerleri karşılaştırıldı. Hasta grubun ASD'leri transkateter yolla kapatıldıktan 3 ay sonra tekrar SFT uygulandı. Artriyal septal defekt kapatılmadan önceki ve sonraki değerler karşılaştırıldı. BULGULAR: Ortalama yaş hasta grubunda 9,47 ± 3,59 kontrol grubunda 10,95 ± 2,81 olarak tespit edildi. Atriyal septal defektli hastaların 11'i (%64,7) kız, 6'sı (%35,3) erkek hastaydı. Sağlıklı çocukların 11'i (%55) kız, 9'u (%45) erkek cinsiyetti. Hastaların şikayetleri sorgulandığında 2 (%11,7) tanesinde nefes darlığı, 3 (%17,6) tanesinde ekzersiz intoleransı, 12 (%70,5) tanesinde çabuk yorulma şikayeti mevcuttu. Hiçbir hastada öksürük yakınması yoktu. Fizik muayenede 13 hastada (%76) pulmoner odakta daha iyi duyulan, şiddeti 2/6 - 3/6 arasında değişen, sistolik üfürüm mevcuttu. Bu hastalarda S2 sabit çift duyuluyordu. 4 hastada (%24) ise belirgin bir üfürüm yoktu. Hastaların ekokardiyografik incelemeleri değerlendirildiğinde ASD'lerin dört boşluk ortalama çapı 12,76 ± 5 mm, bikaval ölçümde ortalama çapı 12,35 ± 6,1 mm, ortalama aortik çap 10,82 ± 4,69 mm olarak ölçüldü. Defektin kapatılması için kullanılan cihazların ortalama çapı 16,29 ± 6,41 mm idi. Atriyal septal defektli hastaların ASD kapatılmadan önceki SFT değerleri ile sağlıklı grubun SFT değerleri karşılaştırıldıdığında FVC ve FEV1 değerleri ASD'li hastalarda istatistiksel olarak anlamlı düşük bulundu (p<0,05). FEV1/FVC, PEF ve MEF 25-75 değerlerinde de düşüklük olmakla beraber bu düşüklük istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0,05). Hastaların transkateter ASD kapatılmasından 3 ay sonra yapılan kontrol SFT'leri değerlendirildiğinde; hastaların FVC, FEV1 ve MEF 25-75 değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı artış saptandı (p<0,05). FEV1/FVC ve PEF değerlerinde artış vardı ama bu artış istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0,05). SONUÇ: Bu çalışmada ASD'li hastaların SFT'sindeki FVC ve FEV1 değerleri sağlıklı çocuklara göre istatistiksel olarak anlamlı düşük bulundu. Bu hastaların transkateter ASD kapatılmasından 3 ay sonra yapılan kontrol SFT'leri değerlendirildiğinde; hastaların tüm SFT değerlerinde düzelme görülmekle beraber FVC, FEV1 ve MEF 25-75 değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı artış saptandı. Çalışmamızda ASD'li hastalarda solunum fonksiyonlarının etkilendiği, tedaviyle beraber solunum fonksiyonlarında iyileşmeler olduğu, ASD'li hastaların SFT ile solunum sistemlerinin değerlendirilmesinin faydalı olabileceği sonucuna varıldı.

Kalp defektleri-konjenitalKalp septum defektleri-atrialSolunum fonksiyon testleri+1
Nurdan Yıldırım Acar
İnönü University
2014
00