
3,113
Archived Theses
9
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
İşletmelerin profesyonel yönetime geçiş süreci ve Gaziantep sanayisinde uygulama
ÖZET İŞLETMELERİN PROFESYONEL YÖNETİME GEÇİŞ SÜRECİ VE GAZİANTEP SANAYİSİNDE UYGULAMA AKÇACI, Taner Yüksek Lisans Tezi, İktisat Anabilim Dalı Şubat, 2000, 217 sayfa İşletmelerin büyümesi, ve yapısının karmaşık bir hal alması, bu kuruluşların yönetimini zorlaştırmıştır. Ekonomik, teknolojik ve sosyal gelişmeler sonucu, işletme sahipleri ile yöneticileri ayrılmış ve yönetim başlı basma bir disiplin haline gelmiştir. İşletmelerin, mevcut iş ortamında ayakta durabilmeleri ve uzun vadede başarılı olabilmeleri için, var olan yönetim tekniklerinde değişiklikler yapmaları kaçınılmaz olmuştur. Yöneticilik görevi, işletmeyi ilgilendiren bütün konularda, geniş bir bilgi, bu bilgileri başarıyla uygulayabilecek iyi bir yetenek ve kazanılmış bir çok tecrübeyi gerektirir. Bütün bu açıklığa ve gerekliliğe rağmen, profesyonelleşme istenilen düzeyde gerçekleşmemektedir. Bu tezin amaa, işletmelerin profesyonel yönetime geçiş sürecini araştırmaktır. İşletmelerin başarılı olabilmeleri için, sistematik bir yönetim düzeninin oluşturulması, bu sistemin işletilmesinde profesyonel yöneticilere görev verilmesi, ve bilgi destek sistemlerinin etkin bir şekilde kullanılması gerekir. Bu tez, teorik ve uygulama olmak üzere iki ana kısımdan oluşmaktadır. Teorik kısım ise, iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, profesyonel yönetim, profesyonel yönetici ve örgütsel değişim hakkında kavramsal boyutla açıklamalar bulunmaktadır. İkinci bölümde, işletmeleri profesyonel yönetime yönelten faktörler, profesyonel yönetime geçiş sürecinde karşılaşılan güçlükler ve her aşamada oluşacak dirence karşı alınabilecek tedbirler üzerinde durulmaktadır. Tezin ikinci kısmı, Gaziantep Sanayi Bölgesindeki işletmelerin, profesyonel yönetime geçiş düzeyini belirlemeye yönelik hipotezlerin test edildiği uygulamalı bir çalışmayı kapsamaktadır. Bilim Dalı Sayısal Kodu: EKON 590
Avrupa Birliği ve Türkiye bölgesel kalkınma politikaları: Uygulamalar ve alınan sonuçlar
ÖZETAVRUPA B RL Ğ ve TÜRK YE BÖLGESEL KALKINMA POL T KALARI:UYGULAMALAR ve ALINAN SONUÇLARB LD R R, H.NisaYüksek Lisans Tezi, ktisat ABDTez Danışmanı: Prof. Dr. smail H. ÖZSABUNCUOĞLUAğustos 2005, 134 sayfaAvrupa Birliği, kurulduğu tarih itibariyle genişleme stratejisi belirlemiş vesonrasında farklı sosyo-ekonomik yapılara sahip ülkeleri bünyesine almıştır. Bu stratejinin birsonucu olarak kurulduğundan bu yana, hem Birlik bünyesinde hem de üye ülkeler bünyesindebölgesel farklılıklar sorunu ile karşı karşıya kalmıştır. Bölgesel farklılıkların yarattığı olumsuzsonuçları gidermek, bölgeler arasındaki uyum ve dayanışmayı güçlendirmek ve ekonomikentegrasyonu sağlamak adına Birlik, ?Avrupa Birliği Bölgesel Politikası?nı oluşturmuştur.Tüm ülkelerde var olan bölgelerarası farklılık, Türkiye'nin de aşması gereken ciddibir sorundur. Avrupa Birliği'ne tam üye olabilmesi için Türkiye'nin kendi içindeki bölgeseldengesizliklerini gidermesi, Birlik'e üye olduktan sonra ise Birlik dahilindeki konumunuiyileştirme yönünde kat etmesi gereken uzun bir yol bulunmaktadır. Bölgesel politikayı Birlikile yakınlaştırmak için kavramsal, idari ve hukuki bakımdan değişim gerektiren uyumsürecinde Türkiye, kendi olanaklarının yanında Birlik'in aday ülkelere, katılım öncesidönemde sağladığı teknik ve mali kaynaklardan da yararlanma imkanına sahiptir.Türkiye, Avrupa Birliği'nin Katılım Ortaklığı Belgesi ve lerleme Raporlarıçerçevesindeki beklentilerini karşılamak için, Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesinelişkin Ulusal Program'da ?Bölgesel Politika ve Yapısal Araçların Koordinasyonu? başlığıaltında çalışmalarını başlatmıştır.Anahtar kelimeler: Bölgesel farklılıklar, Bölgesel kalkınma, Türkiye ve AB bölgeselpolitikaları, Ekonomik entegrasyon.
1990-2004 yılları arasında Türkiye ile Ortadoğu ülkelerinin ekonomik ilişkileri
ÖZET1990-2004 YILLARI ARASINDA TÜRK YE LE ORTADOĞUÜLKELER N N EKONOM K L ŞK LERD REZ NC , AykutYüksek Lisans Tezi, ktisat ABDTez Danışmanı: Yrd. Doç. Dr. brahim ÖRNEKEylül 2005, 158 sayfaOrtadoğu'ya ismini veren anlayış Avrupa kaynaklı bir yorumdur. Ortadoğu;Türkiye, ran, Mısır üçgeni ve bu üçgenin içinde kalan Arap yarımadasındaki ülkelerikapsamaktadır. Ayrıca Ortadoğu, bu devletleri ve bunlara komşu olan çevreMüslüman ülkeleri yani Kuzey Afrika, Sudan, Somali ve Afganistan'ı içinealmaktadır. Akademik çevrelerde ise, genellikle Türkiye, ran, Mısır, srail, Irak,Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Lübnan, Suriye, Suudi Arabistan, Yemen, Ürdünve Umman'ı içine alan bir kombinasyon olarak kabul görmektedir.Bu çalışma, Türkiye ile Ortadoğu ülkelerinin dış ticaret ilişkilerinikapsamaktadır. Elde edilen bulgular sonucunda, Ortadoğu'ya ihraç edilen mallarınfarklılığının ithal mallarına oranla değişiklik arz ettiği, Ortadoğu ülkelerinin ihraçmallarının yeraltı zenginliklerinden ve tarım ürünlerinden oluştuğu, sadece birkaçOrtadoğu ülkesinin ihraç kalemleri arasından diğerlerine oranla daha avantajlı birkonuma sahip olduğu tespit edilmiştir. Bölge ülkelerinin iktisadi yapılarınıngelişmemiş olması ve sanayileşme konusunda yeterli alt yapıyı oluşturamamışolmaları nedeniyle de ticaret yapılan diğer ülkelerle rekabet edebilme güçlerininolmadığı görülmüştür. Ayrıca Türkiye'nin Ortadoğu'yla 1990-2004 yılları arasındayapmış olduğu dış ticaret yapısı Avrupa Birliği Ülkeleri ile karşılaştırıldığı zaman,Ortadoğu'ya yapılan dış ticaret dengesinde Türkiye'nin lehine bir artış söz konusuiken Avrupa Birliği Ülkeleri ile yapılan dış ticaret dengesinde Türkiye'nin aleyhinebir durum yaşandığı görülmüştür.Anahtar kelimeler: Ortadoğu, Dış ticaret, Uluslararası ticaret, hracat, thalat.
Avrupa Birliği ortak ekonomik politikaları içinde ortak dış ticaret politikası ve Türkiye`nin uyum çabaları
ÖZETAVRUPA B RL G ORTAK EKONOM K POL T KALARI Ç NDE ORTAKDI T CARET POL T KASI VE TÜRK YE'N N UYUM ÇABALARIMEM , DeryaYüksek Lisans Tezi, ktisat ABDTez Danı manı: Yrd. Doç. Dr. Seyhan TAEylül 2005, 210 sayfaOrtak Ticaret Politikası (OTP) Avrupa Birli i'nin geli tirdi i ortakpolitikalardan birisidir. Bu çalı mada OTP'nin amaçları ve araçları belirtilmi tir.Olu turulan bu araçlarla birlik üyesi ülkelerin kendi arasında serbest ticaretgeli tirilmi , üçüncü ülkelerle dı ticaretinde ortak kurallar olu turulmu tur. AB için,üçüncü bir ülke olan Türkiye, Ankara Antla ması ile beraber tam üyelik için gerekliprosedürlerden birisi olan politikalara uyum sürecine girmi tir. Ticaret politikasıalanında uyumla tırmaya sa lamak için Türkiye ve AB arasında GB olu turulmu tur.Ayrıca Türkiye aday ülke konumundayken, GB giren tek ülkedir. Çalı madaTürkiye'nin 1963 yılından bu yana OTP kapsamında uyum sa ladı ı veyasa layamadı ı amaç ve araçlar belirtilmi , üçüncü ülkelerle olan ticari ili kileri OTPkapsamında incelenmi tir.Anahtar kelimeler: Avrupa Birli i, Ortak ticaret politikası, Türkiye
Piyasaya girişi belirleyen unsurlar: Türk imalat sanayi üzerine bir uygulama
Küreselleşen dünyada rekabet unsuru, ekonomik açıdan ülkelerin kaçınılmaz bir gerçeği olmuştur. Piyasaya girişlerin ve çıkışların serbest olması, endüstrinin gelişmesine, yeniden yapılanmasına ve rekabet sisteminin daha iyi çalışmasına imkan tanırken, piyasaya giriş engellerinin bulunduğu da bir gerçektir. Yerleşik firmalar, bulundukları piyasada bir takım giriş engelleri yaratarak durumlarını korumak isterken, bu durum, potansiyel firmaları bu engelleri aşmak için teşvik etmekte ve yerleşik firmalardan daha yenilikçi ve daha üstün stratejiler üretmelerini sağlamaktadır. Endüstrinin gelişmesinde ve yeniden yapılanmasında şart olan piyasaya giriş ve çıkışların serbest olması için piyasaya giriş ve çıkış engellerinin olmaması gerekmektedir. Bu çalışmada, piyasaya girişi etkileyen çeşitli değişkenlerin ve bunun yanı sıra önceki döneme ait giriş ve çıkış davranışının cari dönem giriş üzerindeki etkisi analiz edilmeye çalışılmıştır. Bu analiz bir panel veri analizidir. 1996- 2001 yılları arasında, 60 Türk imalat sanayindeki veriler panel veri tahmin yöntemine uygun şekilde bir araya getirilmiştir. Uygulamada, bağımlı değişken, cari dönemdeki giriş oranı, bağımsız değişkenler, bir dönem önceki giriş oranları, bir dönem önceki çıkış oranları, geçmiş karlılık oranı, endüstri büyüme oranı, reklam harcamaları ve arge harcamalarıdır. Sonuçlar bu değişkenlerden öncelikle önceki dönem giriş, kârlılık, endüstri büyüme oranı gibi değişkenlerin cari dönem girişi açıklamada önemli ve anlamlı bir etkisi olduğunu göstermektedir. Bunun yanı sıra, reklam ile ar-ge harcamalarının etkisiz olduğu gözlenmiştir. Bu durum, reklam ve ar-ge harcamalarının nisbi düşüklüğü nedeniyle Türk imalat sanayinde önemli bir giriş engeli oluşturmadığı anlamına gelmektedir.
İhracat teşviklerinin işletmeler üzerindeki etkileri: Gaziantep'te bir uygulama
İhracat teşvikleri gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler tarafından dış ticaret dengesini lehine döndürmek için ortaya konan ve uygulanan devlet yardımlarından oluşmaktadır. Devlet Yardımları; Yatırım destekleri ve İhracat destekleri olarak iki kısımda kendini göstermektedir. Yatırım desteklerinde bölgesel farklılıkların kaldırılması esas alınırken, ihracat desteklerinde tüm ülke geneli uygulamalar ortaya konmaktadır. İhracatın artması, kapasite artırımı, istihdamın artması, gelirin artması ve refah düzeyin artması ile yakından ilgilidir. İşsizliğin çözümü ve milli gelirin artması ihracat rakamının artmasından geçmektedir. Dolayısıyla, devletin ihracatın artmasında ki rolü yadırganmamalı ve destekler daha etkin hale getirilmelidir. Mevcut durumu da göz önünde bulundurarak Gaziantep ilinde İhracatçı firmalar nezdin de yapılan anket çalışması mevcut durumu ve bu alanda yapılması gerekenleri ortaya koymuştur. Çalışmamızın son kısmında nelerin yapılması gerektiği ifade edilmektedir.
Türkiye - Suriye ekonomik ilişkilerinde Gaziantep'in yeri
90 yıllık aradan sonra birbirlerine yakınlaşan Türkiye ve Suriye ülkeleri arasında sosyal, siyasal, ticari, kültürel ve bilimsel alanlarda birçok işbirliğine gidilmiştir. İki ülke arasındaki coğrafi yakınlığın yanı sıra tarihi ve kültürel bağlar da ticaret hacminin artırılmasında önemli rol oynamıştır. Özellikle Türkiye ile Suriye arasındaki ticari ilişkilerin geliştirilmesi doğrultusunda imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması ile iki ülke arasında ticareti engelleyen faktörlerin ortadan kaldırılması amaçlanmış; böylelikle ticarete hızlı bir ivme kazandırılmıştır. Ayrıca Suriye ile mevcut sınır kapılarında kurulması hedeflenen Sınır Ticaret Merkezleri de, iki ülke sınır ticaretini iyi bir noktaya getirerek Türkiye-Suriye dış ticaretinin daha da gelişmesini sağlayacaktır.Gelişmiş sanayi yapısı ve yüksek ticaret hacmi ile geniş bir bölgesel pazara hitap eden Gaziantep İli, komşu ülke Suriye ile Karkamış Sınır Kapısı'ndan sınır ticaretini gerçekleştirmekte; sanayi yönünden olduğu kadar ticaret yönünden de dikkatleri çekmektedir.Tarih boyunca ortak bir kültürü paylaşmış olan Gaziantep-Halep İlleri arasında var olan ortak kültürün devamlılığı ve kültürel altyapının geliştirilmesine yönelik gerçekleştirilen projelerle birlikte; ekonomi, ticaret, sanayi, ulaşım, turizm, enerji, basın ve eğitim alanlarındaki ikili işbirlikleri hızla devam edecek ve bu illerin gelişmesine katkıda bulunacaktır.
Sınır ticaretinin geliştirilmesi ve sınırların serbest yerler haline dönüştürülmesi
Dış ticaret rejiminden farklı kendine has gümrük rejimi ve vergi tarifeleri olan sınır ticareti, sınır illeri ile bu illere komşu ülke illerinin ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla, karşılıklı olarak yapılan özel bir ticarettir.Sınır ticaretinin amacı, sınır illerimizde yaşamını sürdüren insanların ihtiyaçlarının kolayca temin edilmesi, sınır bölgelerinde karşılıklı güven ortamının artmasına katkıda bulunulması, sınır bölgelerinin refah düzeyinin artırılması, kaçakçılığın en az seviyeye indirilmesi, bürokratik işlemlerin azaltılması yoluyla dış ticaret hacminin genişletilmesi,sınır ticareti yoluyla dış ticaretle uğraşan insanımızın müteşebbis ruhunun oluşumuna katkıda bulunulması, işsizliğin azaltılması vb dır.Türkiye'de ilk sınır ticareti 1978 yılında Ağrı ilimiz ile İran arasında yapılmıştır.Serbest Ticaret Bölgesi, Türkiye Hükümeti sınırlarının içinde olmasına rağmen, pratik olarak sınır dışında gibi kabul edilmektedir. Hükümet serbest ticaret bölgesi politikasını ihracatı ve şirketlerin rekabet güçlerini artırmak için uygulamaktadır.
Gelişen piyasa ekonomilerinin uygulamış olduğu ekonomi politikaları: Türkiye ve BRIC ülkeleri karşılaştırılması
Bu çalışmada gelişen piyasa ekonomileri hakkında bilgi verilmiş ve bu ülkelerin özellikleri üzerinde durulmuştur. Küreselleşmenin piyasa ekonomisine ve ülkelerin gelişmesine nasıl etki yaptığı incelenmiştir. Gelişmekte olan ülkelerin uygulamış oldukları iktisat politikalarına değinilmiş ve bu politikaların ülkelerin ekonomilerini ne yönde etkilendiğinin anlaşılması için ülke örnekleri verilmiştir. Daha sonra da hızla gelişmekte olan ülkeler içerisinde yer alan ve diğer gelişmekte olan ülkelerden farklı olan ve BRIC ülkeleri olarak da bilinen son yıllarda yükselen ekonomiler olarak da anılan Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin üzerinde durulmuştur. Bu ülkelerin ekonomilerinin son yıllarda özellikle de 1980 yılından itibaren nasıl geliştiğini ve bu kadar hızlı gelişmelerinde etkili olan iktisat politikalarının neler olduğu incelenmiştir.BRIC ülkeleri incelendikten sonra Türkiye'nin uygulamış olduğu iktisat politikalarına değinilmiş ve bu politikaların ülke ekonomisini nasıl etkilediği açıklanmaya çalışılmıştır. Nihayetinde de BRIC ülkeleri ile Türkiye Ekonomisi makro ekonomik göstergeler ile karşılaştırılmış ve Türkiye'nin bu ülkeler düzeyine gelmesi için neler yapılması gerektiği tespit edilmiş ve bunlar üzerinde durulmuştur
Enflasyon teorileri
Enflasyon, ülkelerin ve ekonomilerin önemli istikrar göstergelerinden biridir. Bu yüzden iktisat tarihinin her döneminde ekonomiler para ve enflasyon ile yakından ilgilenmişlerdir. Fiyatlar genel seviyesindeki sürekli ve hissedilebilir artış olarak tanımlanan enflasyon, ekonominin yapısına ve içinde bulunduğu koşullara göre çok çeşitli kaynaklardan meydana gelmektedir. Günümüze kadar çeşitli ekoller tarafından analiz edilen enflasyon, ilk olarak Klasik ekol ile açıklanmıştır. Daha sonra Keynes, Monetarist ve Yapısalcı ekoller tarafından farklı açıdan ele alınmıştır. Her ekolün savunduğu hipotez birbirinden farklı olmasına rağmen birleştikleri ortak nokta ekonomik istikrarın sağlanmasında atılacak ilk adım fiyat istikrarının sağlanması olmuştur.
Çin Halk Cumhuriyeti ödemeler bilançosunun analizi
Tarih boyunca dünya ekonomisinde söz sahibi olan Çin Halk Cumhuriyeti Avrupa'da sanayi devriminin başlamasıyla dünya ekonomisindeki önemini kaybetmeye başlamış, 1949 yılında Mao ZEDUNG' un Çin Halk Cumhuriyeti'ni ilan etmesiyle kendi içerisine kapanarak dış dünyadan izole olmuştur. 1976 yılında Mao ZEDUNG'un ölmesi üzerine ülkenin yönetimine geçen Deng Xiaoping ekonomik ve siyasi anlamda birçok reforma imza atmış ülkeyi ve ekonomiyi dış dünyaya açarak ülkenin bugünkü duruma gelmesinde önemli rol üstlenmiştir. 1980 öncesi tarıma dayalı bir ekonomi izlenimi veren Çin, günümüzde karmaşık elektronik ürünlerin üretiminde bile söz sahibi olan ve dünyanın en büyük ekonomisi olma yolunda hızla ilerleyen bir konuma gelmiştir. Dış ticarete dayalı bir büyüme stratejisi izleyen Çin, gerek yaptığı ihracat hacmi, gerekse aldığı doğrudan yabancı sermaye miktarlarıyla her geçen gün dünya ekonomisinde önemini artırmaktadır. Birçok gelişmekte olan ülkenin aksine Çin Halk Cumhuriyeti ödemeler bilançosu dengesinde sıkıntı yaşamamış, izlenen politikaların başarılı olması sayesinde ülkenin hem Cari işlemler dengesi hem de sermaye hesabı dengesi sürekli olarak fazla vermiştir. Ülke ekonomisinde dış ticaretin önemli bir paya sahip olmasının yanı sıra ülke ekonomisinin dünya ekonomisi içerisindeki önemini her geçen gün arttırması sayesinde, ülkenin ödemeler bilançosunun seyri dünya ekonomisinin seyrine yön vermekte ve önemini her geçen gün arttırmaktadır.
Finansal globalleşme ve ekonomik krizler, 1990 sonrası Türkiye örneği
ÖZET FİNANSAL GLOBALLEŞME VE EKONOMİK KRİZLER, 1990 SONRASI TÜRKİYE ÖRNEĞİ YANAR, Rüstem Yüksek Lisans Tezi, İktisat Ana Bilim Dalı Tez Danışmam: Prof. Dr. Ömer ABUŞOCLU Temmuz, 2002, 191 sayfa Bu çalışmada, gelişmekte olan ülkelerde, 1990 sonrası yaşanan krizlerin sermaye hareketleri ile ilişkisi ve Türkiye örneği ele alınmıştır. 1980'li yıllarda globalleşme eğiliminin hız kazanmasıyla birlikte, mali piyasalarını gerekli ekonomik ve kurumsal altyapıyı hazırlamadan liberalleştiren gelişmekte olan ülkeler. 1990'lı yıllardan itibaren önemli ölçüde kısa vadeli yabancı sermaye (hot money) girişine sahne olmuşlardır. Hareketliliği yüksek olan kısa vadeli sermaye, ekonomide suni şişkinlikler (bubble) oluşturarak, tüketim harcamalarını ve prodüktif olmayan yatırımları arttırmış; sabit döviz kurunun uygulanması nedeni ile ulusal paralar değer kazanarak, cari işlem açıklan artmaya başlamıştır. Kısa vadeli yabancı sermayenin, ekonomik, siyasi ve sosyal olaylara aşırı duyarlılığı ve spekülatif ataklar nedeni ile kısa sürede ülkeyi terk etmesi, son -on yılda yaşanan ekonomik krizlerin temel nedeni oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kısa Vadeli Sermaye Hareketleri. Finansal Liberalleşme, Türkiye Ekonomisi, Ekonomik Kriz, Gelişmekte Olan Ülkeler. Bilim Dalı Sayısal Kodu: 1 140
Gümrük Birliği çerçevesinde Türkiye`nin AB ülkeleriyle dış ticareti
Küreselleşme hareketlerinin giderek hız kazanması ve bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, uluslararası düzeyde bütünleşen ekonomik topluluk ve kutuplaşmaları da beraberinde getirmiştir. Türkiye'nin çeşitli ekonomik bütünleşme alternatifleri arasında, Avrupa Birliği'ni tercih etmesi rasyonel bir seçim olmuştur. Türkiye, Dünyanın en gelişmiş ülkelerinin bulunduğu bu bölgesel gelişme grubuna tam üye olmak amacıyla 1959 yılından bu yana çaba göstermektedir. Bu birleşme sürecinin Türk dış ticareti üzerindeki etkileri bu tezin konusunu oluşturmaktadır. Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerinde, Türkiye, Katma Protokol' le hedeflenen Gümrük Birliği'nin gerçekleştirilmesi ve üçüncü ülkelere karşı Ortak Gümrük Tarifesi'nin uygulanması amacıyla 1971 yılından itibaren üstlendiği yükümlülükleri, 6 Mart 1995 tarihinde somutlaşan Gümrük Birliği'nin 1 Ocak 1996 tarihinden itibaren yürürlüğe girmesiyle yerine getirmiştir. Gümrük Birliği'nin gerçekleşme sürecinde Türkiye-AB ilişkilerinin dış ticaretimiz üzerinde oluşturduğu statik ve dinamik etkilerin boyutlarını belirlemek ve bu etkileri ölçmek amacıyla modeller oluşturulmuş ve etkilerin hangi yönde olabileceği analiz edilmeye çalışılmıştır. Ayrıca, Türkiye-AB Gümrük Birliği sürecinin Türk ekonomisi üzerinde ne gibi etkileri yarattığı, bu sürecin Türkiye'nin çeşitli sektörleri üzerindeki etkileri incelenerek açıklanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Gümrük Birliği, Avrupa Birliği, İthalat, İhracat, Döviz Kuru Bilim Dalı Sayısal Kodu: EKON 590
Türkiye'de boşanma olgusu ve Gaziantep ili üzerine bir uygulama
Türk hukukunda boşanma, kanunda sayılan belli nedenlerin varlığı halinde ve hâkim kararı ile mümkündür. Evlenme sonucunda eşlerin bölgesel, ekonomik, sosyal, kişisel ve hukuksal statülerinde önemli bazı değişiklikler ve yenilikler meydana geldiği gibi boşanma sonucunda da, aynı şekilde boşanan eşlerin bölgesel, sosyal, ekonomik, kişisel ve hukuksal statülerinde önemli bazı değişiklikler ve yenilikler meydana gelmektedir. Toplumsal ve bölgesel değişim sürecinde boşanma olgusu, boşanmaya neden olan sosyo-kültürel etmenler, Gaziantep ve Türkiye'de evlilik ve boşanma, boşanma ve kadın statüsü konuları araştırmanın kuramsal çerçevesini oluşturan başlıklardır.
Karşılaştırmalı Türk gelir vergisi sistemi
Türk vergi sisteminde, toplam vergi gelirleri içerisinde en büyük paya sahip olan vergi, gelir vergisidir. Gelir vergisi modern anlamda 1950 yılında düzenlenerek yürürlüğe girmiş ve ilk defa 1951 yılı kazançlarına uygulanmıştır. 1998 yılında 4369 sayılı kanunla değişiklik yapılana kadar, gelir vergisinin ilk düzenlenişi sırasında yapılan vergilendirilebilir gelir tanımlaması üzerinde hiç durulmamıştır. 4369 sayılı kanunla gerçekleştirilen düzenlemeden sonra vergilendirilebilir gelirin ne olması gerektiği konusu gündeme gelmiştir. Vergiler tarih boyunca kamu giderlerinin finansmanını karşılamada en önemli gelir kaynağı olmuştur. Kamu hizmetlerinin gerçekleştirilmesi için gerekli finansmanı sağlamak, vergi sisteminin temel fonksiyonu olmakla birlikte, tasarrufların ve sermaye birikiminin artırılması yoluyla ekonomik büyümenin teşviki de, vergi sisteminin üstlendiği bir fonksiyondur. Ayrıca tek bir Avrupa pazarının yaratılabilmesi için, üye ülkeler arasında işgücünün ve sermayenin serbest dolaşımının sağlanması gerekir. Bu bağlamda üye ülkelerin dolaysız vergileri arasındaki farklılıklar, işgücünün ve sermayenin serbest dolaşımını engelleyen önemli unsurlardan biridir. Bu tez çalışmasında, Türk gelir vergisi sistemi ve AB ülkelerinin gelir vergisi sistemleri karşılaştırılarak, Türkiye'nin AB'ne katılma sürecinde vergi uyumlaştıııııası konusunda neler yapılabilir sorusuna cevap aranmıştır. Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Gelir Vergisi, Uyumlaştınna, Türk Gelir Vergisi Sistemi. Bilim Dah Sayısal Kodu: EKON 590
1990 sonrası Türkiye`de uygulanan bütçe politikaları
ÖZET 1990 SONRASI TÜRKİYE'DE UYGULANAN BÜTÇE POLİTİKALARI BOZGEYIK, Yusuf Yüksek Lisans Tezi, İktisat Ana Bilim Dalı Tez Danışmam: YrAnahtar Kelime: 1990 sonrası = After 1990 ; Bütçe = Budget ; Bütçe politikaları = Budget policies
Türkiye'de enerji tüketimi, büyüme ve cari açık ilişkisi
Enerji tarih boyunca insanoğlunun en önemli gereksinimi olmuştur. Bu gereksinim, endüstri devrimi ve makineleşmeyle birlikte hız kazanmıştır. Enerji günümüzde dünyanın en önemli stratejik kaynağı konumundadır.OPEC ülkelerinin dünyada monopol olması, petrol zengini olmayan ülkeleri dışa bağımlı hale getirmiştir. Bu durum petrol zengini olmayan ülkeler için dışa bağımlılığı artıran bir unsur olmuştur.Bu çalışmada Dünya'da ve Türkiye'de, enerji kaynaklarına uygulanan politikalara değinilmiş. Ayrıca Türkiye ekonomisinde büyüme, enerji tüketimi ve cari açık ilişkisi analiz edilmiştir. Yapılan ekonometrik analizin sonucu olarak, enerji tüketiminde meydana gelen artışların, ekonomik büyümeyi de arttırdığı, bu durumun ise, cari açığı arttırıcı etki yaptığı görülmüştür.
Türkiye'de 1980 sonrası yaşanan krizlerin dış ticarete etkileri: Ekonometrik bir uygulama
Türkiye ekonomisi 1980'den itibaren küresel piyasalara eklemlenmeyi hedeflemiş ve bunu başarmayı teminen dışa açılma politikalarını benimsemiştir. Küreselleşmenin olumlu katkıları yanında olumsuz katkıları da vardır. Bunlardan birisi de uluslararası piyasalarda yaşanan ekonomik dengesizliklerin iç piyasaları hızlı bir şekilde etkilemesidir. Türkiye ekonomisi de dışa açılmasının sonucunda bu olumsuz sonuçlardan etkilenmiştir. Özellikle 2001 ve 2007 yıllarında gerçekleşen küresel durgunluk Türkiye'yi de olumsuz etkilemiş ve 2001 ve 2008-2009 ekonomik krizleri küresel piyasalardaki dengesizliğin yansıması olarak yaşanmıştır. Türkiye ekonomisinde, 1980, 1994 ve 2001 krizlerinde devalüasyon gerçekleştirilmiştir. 2008-2009 krizinde ise uluslararası piyasadaki durgunluk dış ticareti ve reel sektörü olumsuz etkilemiştir.Bu çalışmada kriz kavramı, nedenleri ve Türkiye'de 1980 sonrasında yaşananiktisadi krizlerin dış ticarete etkileri incelenmeye çalışılmıştır. Ayrıca döviz kurlarının dış ticarete etkisinin olup olmadığı VAR modeli kullanılarak tespit edilmeye çalışılmıştır. Analiz sonucunda döviz kurlarıyla dış ticaret arasında kuvvetli bir bağın olmadığı görülmüştür. Ancak ihracat ve ithalat arasında korelasyon tespit edilmiştir.
Bankalardaki ticari kredi uygulamalarında mali tahlil ve istihbaratın etkinliği (Gaziantep halıcılık sektörü uygulaması : 1999-2004)
ÖZETBANKALARDAKİ TİCARİ KREDİ UYGULAMALARINDAMALİ TAHLİL VE İSTİHBARATIN ETKİNLİĞİ(GAZİANTEP HALICILIK SEKTÖRÜ UYGULAMASI: 1999-2004)ÖZTÜRK, İsmetYüksek Lisans Tezi, İktisat Ana Bilim DalıTez Danışmanı: Yrd. Doç. Dr. Metin YILDIRIMTemmuz 2005, 153 sayfaBankalarda ticari kredi uygulamalarının en önemli süreçlerden biri, kredi talep edenfirmalar için yapılan mali tahlil ve istihbarat raporlarıdır. Mali tahlil ve istihbarat; kredi talebindebulunan firmanın karakteri, kapasitesi, likiditesi, mali durumu, kârlılığı ve sektörel faaliyetlerihakkında edinilen bilgiler aracılığı ile firmanın kredibilitesinin olup olmadığını tespit etmek içinyapılan çalışmaların tamamıdır.Bankalar firmaları kredilendirirken; güvence, likidite ve kârlılıktemel prensiplerine göre hareket etmektedir. Bu prensipler doğrultusunda kredinin geri ödemekoşulları, miktarı, vadesi, teminatları ve fiyatlama konularında müşteri ihtiyaçlarının doğru tespitedilmesi gerekmektedir. Bankalar bu tür uygulamalarla olası risklerin hafifletilmesiniamaçlamaktadır.Çalışmada örnek firma için yapılan mali tahlil ve istihbarat çalışması iki dönemhalinde ele alınmaktadır. Firmanın mali analizi, 1999-2004 yıllarına ait vergi dairesi onaylıbilanço ve gelir tabloları baz alınarak yapılmaktadır. Çalışmada 1999-2000-2001 yıllarına aitmali tahlil birinci dönem olarak ele alınmakta olup, 2002-2003-2004 yıllarına ait mali tahlil iseikinci dönem olarak incelenmiştir.Anahtar kelimeler: Mali tahlil ve istihbarat, Ticari krediler, Halıcılık sektörüABSTRACTTHE EFFECTIVENESS OF CREDİT ANALYSIS AND INTELLIGENCE INCOMMERCIAL BANKING CREDITS(APPLICATION: GAZİANTEP CARPETING SECTOR, 1999-2004)ÖZTÜRK, İsmetM.A. Thesis, Department of EconomicsSupervisor: Assist Prof. Dr. Metin YILDIRIMJuly 2005, 153 pagesOne of the most important procedures of commercial credit applications in banking isthe credit analysis and intelligence reports prepared for the firms applying for credit. The creditanalysis and intelligence is a comprehensive study to assess the credibility of the firm by theinformation about the character, capacity, liquidity, financial position, profitability and sectoralactivities of the firm. When evaluating a credit application, the decision mainly depends on thesecurity, liquidity and profitability principles. Repayment period and conditions, collaterals,credit amount, and pricing must be carefully selected based on the needs of the client. Thesemeasures help minimize the risks taken by the bank. The financial analysis and intelligence studyof our case firm is based on the balance sheets and income statements approved by the Ministryof Finance between 1999 and 2004. The financial analysis study involves two periods, the firstone covering the years 1999 through 2001 while the second one covering the years 2002 through2004.Keywords: Credit analysis and intelligence, Commercial credit, Carpeting sector
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin ekonomik kalkınmasında beşeri sermayenin önemi ve mülki idare amirlerinin algısı
Günümüzde ülkelerin en önemli hedefleri kalkınmışlık düzeylerini artırmak ve bölgelerarası gelişmişlik farklarını en aza indirmektir.Geri kalmış bölgelerde hızlı ve devamlı bir kalkınma için pek çok araç kullanılabilir. Beşeri sermaye teorisine göre, bu araçlar arasında en etkili olanı nitelikli insan gücü yatırımlarının bu bölgelere yapılmasıdır. Bu çalışmada Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin gelişmesinde en önemli unsurlardan birinin nitelikli insan gücünün yetiştirilmesi olduğu üzerinde durulmuştur.İçsel büyüme modellerinde büyümenin itici gücünün beşeri sermaye olduğu belirtilmektedir. Beşeri sermayenin temel bileşenleri arasında eğitim ve sağlık yer almaktadır. Gelişmiş ve az gelişmiş ülkeler arasındaki temel farklardan biri de beşeri sermayeye olan yatırımların miktarı ve bunun sonucunda nitelikli insan gücü stokundaki farklılıklardır. Gelişmiş ülkeler eğitim süreçlerini insanın niteliğine katkıyapacak biçimde planlamaktadırlarEğitim ve sağlık alanındaki yatırımların, Güneydoğu Anadolu Bölgesi açısından son derece önemli olduğu görülmektedir. Yapılan anket çalışmasının sonucunda bölgenin eğitim yapısındaki temel sorunlar arasında, alt yapı ve eğitici personel eksikliğiyle beraber, gelenek görenek, inanışlar, niteliksizlik ve güvenlik sorunlarının yer aldığı görülmüştür. Türkiye'de özellikle devletin planlama aracıyla kalkınmayı sağlamaya çalıştığı durumlarda, planlama yapılırken bölgenin nitelikli insan gücü miktarının dikkate alınması çok önemlidir.Anahtar Kelimeler: Ekonomik Kalkınma, Az Gelişmişlik, Beşeri Sermaye, Güneydoğu Anadolu Bölgesi
1980 sonrası Türkiye'de ekonomik krizler ve istikrar programları
Türkiye, 1970'lerden itibaren krizlere yabancı değildir. Türkiye ekonomisi 24 Ocak 1980 Kararları ile yeni bir iktisat politikası arayışı benimsemiştir. İthal ikameci iktisat politikası yerine ihracata dönük sanayileşme politikası uygulamaya başlamıştır. Finansal serbestleşmeyi 32 Sayılı Karar ile sağlayan Türkiye ekonomisi, 1994 yılı ile birlikte ciddi yeni bir krize girmiş, ardından da 5 Nisan 1994 Kararları'nı uygulamaya koymuştur. Türkiye ekonomisi 1997 Güneydoğu Asya, 1998 Rusya Krizleri ve 1999 Marmara depreminin ardından yeni bir krize maruz kalmıştır. Bunun sonucunda 9 Aralık 1999'da IMF ile yeni bir Stand-by Anlaşması yapmıştır. Kasım 2000 ve Şubat 2001 Krizleri'nin ardından ``Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı'' uygulamaya konulmuştur. Bu kapsamda fiyat istikrarını sağlamaya yönelik Enflasyon Hedeflemesi Rejimi benimsenmiştir. Son olarak da 2008 Mortgage Krizi, dünyanın gelişmiş ülkeleri kadar olmasa da Türkiye'yi de etkilemiştir.Çalışmanın amacı; 1980 sonrası dönemde Türkiye ekonomisinde ortaya çıkan krizleri analiz etmek, bu krizlerle mücadele etmek amacıyla uygulamaya konulan istikrar programlarını açıklamak ve muhtemel krizlere karşı çözüm önerileri geliştirebilmektir.
Asimetrik enformasyon ve Türk sigorta sektörü: Gaziantep Kasko Sigortası Pazarı'na yönelik ampirik bir uygulama
Asimetrik enformasyon, ticareti kısıtlayan özelliği ile piyasa denge fiyatı üzerinde olumsuz bir etki oluşturmaktadır. Günümüzde bu etki; birçok piyasada ve ekonomik, sosyal, politik vb. birçok olgunun temelinde bulunmaktadır. Sonuçta asimetrik enformasyonun büyüklüğüne bağlı olarak bu sorun, piyasaları önemli ölçüde etkilemektedir. Ülke ekonomisindeki belirsizliği ve riski transfer ederek sermaye piyasasını geliştirmesi işlevleriyle, genel ekonomi üzerinde olumlu bir etkiye sahip olan sigorta endüstrisinde de bu sorunla karşılaşılmaktadır. Bu sebeple sigorta piyasasında asimetrik enformasyonun varlığına yönelik ampirik bulgular arayan çalışmalar önemli bir hale gelmiştir. Ayrıca; çalışmalardan elde edilen bulguların pratik hayatta da uygulanabilirliği, bu konuya olan ilgiyi daha da arttırmıştır. Türk Kasko Pazarı'nda ise, bu konuyla ilgili ampirik bir çalışmaya rastlanılmamıştır. Bu noktadan hareketle, bu çalışmada; büyük bir sigorta şirketinin Gaziantep'te bulunan bir temsilcisinden alınan, 2008:09 ? 2010:09 döneminde sigortaya giriş yapmış müşterilere ait veri setinde, asimetrik enformasyonun varlığına ampirik olarak kanıt bulmak amaçlanmıştır. Sektördeki nispi büyüklüğü dikkate alınarak analiz kapsamında, sadece kasko sigortalarına ait veriler kullanılmıştır. Amaca yönelik olarak çalışmada, literatürde sıkça kullanılan probit ve logit modelleri ile iki ayrı deneme yapılmıştır. Elde edilen sonuçlar, Gaziantep' den alınmış Türk Kasko Pazarı' na ait veri setinde, asimetrik enformasyonun var olduğunu ampirik olarak doğrulamamaktadır.Anahtar Kelimeler: Asimetrik enformasyon, asimetrik enformasyon tahmini, sigorta, probit,Türkiye Sigorta Pazarı.
Enflasyon ve ekonomik büyüme ilişkisi (2003-2011): Türkiye örneği
Türkiye ekonomisinde 1970'li yıllardan itibaren çözüm aranan en büyük sorunlardan birisi haline gelen enflasyon kavramı, siyasi çalkantıların da etkisiyle ekonomide önemli sıkıntıların yaşanmasına neden olmuştur. Gerek ithal ikameci politikalara dayanan planlı sistem, gerekse dış ticaretin serbest hale getirildiği 24 Ocak kararları enflasyon üzerinde olumlu etkiler gerçekleştirmemiştir. Bu sürecin sonunda; 1990'lı yıllardan itibaren sıkça yaşanan; yüksek enflasyon oranlarına ve düşük büyüme rakamlarına bağlı ekonomik krizler oluşması sebebiyle, ?enflasyon ve ekonomik büyüme ilişkisi? iktisadi tartışmaların eksenini oluşturmaya başlamıştır. 14 Nisan 2001 tarihinden itibaren uygulanmaya başlanan ?Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı? sonrasında gerçekleşen, düşük enflasyon oranları ve yüksek büyüme rakamları ise bu iki kavram arasında bir ilişki olup olmadığının, şayet ilişki varsa bu ilişkinin ne yönlü olduğunun bilinmesi açısından, ?enflasyon ve ekonomik büyüme ilişkisi? konusunun araştırılma gereğini iyice arttırmaktadır. Bu çalışmada Türkiye'de enflasyon ve ekonomik büyüme ilişkisi, zaman serisi analiziyle 2003:1-2011:2 dönemi üçer aylık verileri kullanılarak araştırılmıştır. Çalışmada yöntem olarak Granger nedensellik ve Regresyon analizleri kullanılmıştır. Granger nedensellik analizi sonuçlarına göre enflasyondan büyümeye tek yönlü nedensellik ilişkisi gözlenmiştir. Regresyon analizi sonucuna göre ise ilgili dönemde enflasyon ekonomik büyümeyi pozitif yönde etkilemektedir.
Avrupa Merkez Bankası ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın karşılaştırılması
Ekonomilerde iktisat politikası uygulayıcıları ekonomik istikrar ile sürdürülebilir ekonomik büyüme ve gelişmeyi sağlamayı temel hedef olarak belirlemişlerdir. Bu hedeflere ulaşmak isterken para ve maliye politikalarının koordineli olarak birlikte uygulanması gerekmektedir. Merkez bankaları da para politikası uygulayan aktör olarak ortaya çıkmaktadır. Günümüzde ekonomilerin en büyük sorunu fiyat istikrarıdır. Fiyat istikrarını gerçekleştirmek üzere para politikası uygulayıcısı merkez bankaları ile maliye politikası uygulayıcısı hükümetler tarafından belirlenen programlar uygulamaya konulmaktadır.Avrupa Birliği dünya tarihinde çok önemli bir bütünleşme hareketini temsil etmektedir. Bu bütünleşme hareketi içerisinde ekonomik alandaki bütünleşme önemli bir yer tutmaktadır. Bu süreç içerisinde, Avrupa Birliği'ne üye devletler bazı alanlarda egemenlik yetkilerini, Birliğin yetkili organlarına devretmişlerdir. Bu organlardan birisi de Avrupa Merkez Bankası'dır. Avrupa Merkez Bankası ve içinde bulunduğu Avrupa Merkez Bankaları Sistemi işleyişi, üye devletlerin devrettiği yetkilerin oluşturduğu hukuk kuralları sayesinde işlemektedir.Hazırlanan bu tez çalışmasında Türkiye'nin aday ülke statüsünü kazandıktan sonra tam üyeliğe kabul için üyelik şartlarını gerçekleştirme aşamasında çıkartılan ve çıkartılacak olan uyum yasalarında Merkez Bankasının rolü tüm detayları ile incelenmiştir. Yapılan bu çalışmalar genel olarak değerlendirilmiş ve yapılması düşünülen diğer reformların niteliği ve uygulanabilme olasılıkları ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Sonuçta ekonomik Yapısal Uyum Programları çerçevesinde en önemli rol Merkez Bankası'na düşmektedir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası bu çerçevede, Dünyadaki en modern merkez bankalarından biri olan Avrupa Merkez Bankası'na, kurumsal ve politika uygulamaları bakımından uymaya çalışmaktadır. Yapılan çalışmalara rağmen, finansal sisteme uyum süreci ve Avrupa Merkez Bankası'na entegrasyon için gerekli kriterlerin bir kısmı hala sağlanamamıştır. Bu çalışmada Avrupa Merkez Bankası'na uyumun sağlanması için yapılan çalışmalar ve bu çalışmaların başarı şansları incelenmiştir.
İstihdam ve verimlilik ilişkisi: ISO'da faaliyet gösteren 500 büyük firma üzerine bir uygulama
Yeni Klasik görüşün ileri sürdüğü Reel İş Çevrimleri Teorisi yaklaşımında fiyatların esnek olması varsayımından hareketle, ekonomiye verilen bir pozitif teknolojik şok sonrasında hem verimlilik düzeyinin hem de emek talebinin ve dolayısıyla istihdamın artacağı iddia edilmektedir. Dolayısıyla teknolojik gelişmelerin yol açtığı işsizlik kısa veya orta dönemde sonlanabilmektedir. Uzun dönemde ise dolaylı ve telafi edici mekanizmalar sayesinde istihdam düzeyinin tekrar iyileşmesi beklenmektedir. Ücretlerin esnek uygulamaya tabi olduğu Reel İş Çevrimleri Teorisi'ne karşıt olarak geliştirilen Yeni Keynezyen yaklaşımda sendikalar, toplu iş sözleşmeleri, menü maliyetleri gibi etkin ücret uygulamaları ile ücret ve fiyatların katı uygulamaya tabi olduğu savunulmaktadır. Fiyatların katılığı talep düzeyinin değişimini engellemekte ve istihdamı negatif etkilemektedir. Türkiye sanayi sektörü toplam katma değerinin yarısından fazlasını içeren beş yüz büyük firmanın irdelenmesi bu anlamda özel bir nitelik taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı; 1995?2010 dönemi İstanbul Sanayi Odası'na kayıtlı olan 500 büyük firmadan, kastedilen süreçte her yıl sıralamaya giren 57 firmaya ait emek verimliliği ve istihdam değişkenleri ilişkisinin incelenmesidir. Yıllık verilerin kullanılmasıyla Panel Eşbütünleşme Analizi ve Granger Nedensellik Testi uygulanarak, Yeni Klasik ve Yeni Keynezyen görüşün geçerliliği soruşturulmaktadır. Çalışmanın sonucunda emek verimliliği ve istihdam arasında eşbütünleşme ilişkisi tespit edilmiş ve her iki değişken arasında çift yönlü bir nedensellik olduğu sonucuna ulaşılmıştır. İlişki pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı olarak tespit edilirken, sonuçlar Yeni Klasik Reel İş Çevirimi Teorisi'ni destekler niteliktedir.
Dünyada ve Türkiye'de yoksulluk ve yoksullukla mücadele
Son yıllarda kalkınma sürecinin en önemli gündem maddelerinden biri olan yoksulluk, iktisat biliminin önemli uğraş alanlarından birisidir. Yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren yaygın küreselleşme söylemi içerisinde büyük refah artışı ile birlikte en zengin dönemini yaşadığı iddia edilen dünyamızda yoksulluk, hem az gelişmiş hem de gelişmiş ülkelerde en önemli sorunlardan biri haline gelmiştir. İki milyar beş yüz milyon insan Dünya Bankası tarafından günlük 2 ABD doları olarak belirlenen yoksulluk sınırının altında yaşamakta iken, bir milyar iki yüz milyon insan ise günlük 1 ABD doları olarak belirlenen açlık sınırının altında yaşamını sürdürmektedir.2009 yılında Türkiye'de fertlerin yaklaşık % 0,48'i yani 339 bin kişi sadece gıda harcamalarını içeren açlık sınırının, % 18,08'i yani 12 milyon 751 bin kişi ise gıda ve gıda dışı harcamaları içeren yoksulluk sınırının altında yaşamını sürmektedir. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından 1990 yılından bu yana her yıl yayımlanmakta olan İnsani Gelişme Raporlarında (İGR), gelirin yanı sıra insani gelişmeyi ölçmeyi amaçlayan gelir dışı göstergelerin de esas alındığı bir takım endeksler yayımlanmaya başlanmıştır. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı tarafından yayımlanan İnsani Gelişme Endeksi (İGE) insani gelişmeyi, gelirin yanı sıra eğitim ve sağlığa ilişkin göstergeleri de dikkate alarak ölçmeyi hedefleyen bir endekstir. Türkiye, ekonomik anlamda son yıllarda önemli ilerlemeler göstermesine rağmen İGE sıralamasında gelire göre olan sıralamasından daha geridedir. Türkiye'nin İGE değeri 2010 yılında 0,679 olup, bu değer ile Türkiye 169 ülke arasında 83.sıraya yerleşerek yüksek insani gelişme kategorisi içerisindedir.Türkiye'nin yoksulluk profili incelendiğinde yoksulluğun hanehalkı büyüklüğüyle doğru orantılı, eğitim düzeyiyle ters orantılı olduğu saptanmıştır. Türkiye'de en riskli ve kırılgan gruplar arasında, çocukların ve emeklilerin yer aldığı; yoksulluğun daha çok; yevmiyeli, ücretsiz aile işçilerinde, kırsal yerlerde yaşayanlarda, ataerkil ve kalabalık ailelerde yoğunlukla yaşandığı görülmektedir.Anahtar Kelimeler: Yoksulluk, Yoksulluk Oranı.
OECD üyesi AB ülkelerinin sağlık ekonomisi yönünden karşılaştırılması
Sağlık ekonomisi, ekonominin bir alt dalı olup günümüzde gittikçe önemi artan bir alandır. Ekonominin alt dalı olması sağlık hizmetlerinin iktisadiliği yönünü ortaya çıkarmaktadır. Bu çerçevede dünya sağlık harcamaları da sağlık ekonomisi göstergeleri çizgisinde şekillendirilmektedir. Sağlık harcamalarının yanı sıra finansman kaynakları ve yöntemleri de ülkelerin öncelikli konuları arasında yer almaktadır.Bu çalışmada yüksek gelir grubuna dahil OECD Üyesi AB Ülkeleri'nde sağlık düzeyi etkinliği demografik, hastane ve ekonomik gösterge bağlamında ele alınmıştır. Grup üyesi olmayan ve en yüksek sağlık harcaması yapan ABD ayrıca Türkiye de grup içerisinde değerlendirilmiş, sağlık harcamalarını arttıran nedenler tablolardaki rakamlar aracılığıyla raporlarla desteklenmiştir. Nitekim sağlık harcamalarında kamuya ve özel sektöre ayrılan paylar ülkenin benimsediği sağlık sistemini belirlemeye yardımcı olmaktadır. Bununla birlikte sağlık ekonomisinin temel konularından biri olan sağlık sistemi modelleri ve genel işleyiş mekanizması üzerinden ülkeden ülkeye değişen çeşitli sınıflandırmalar yapılmıştır. Grup ülkeler içerisinde sağlık finansman sistemlerine adını veren Bismarck, Beveridge, Özel Sigorta gibi belirgin modeller ülke temsilinde ayrı ayrı incelenmiş, hizmet sunumu ve ağırlıklı finansman şekillerine yer verilmiştir.
Döviz kurları,enflasyon ve faiz oranlarının dış ticaret üzerindeki etkileri Türkiye örneği(1985-2005)
Dış ticaret kavramı bir ülkenin diğer ülkeler ile yaptığı mal ve hizmethareketlerinin bütünü olarak kabul edilmektedir. Ülkeler sağlam bir ekonomik yapıiçin ticaret yapmak zorundadır. Uluslararası ticaretin yaygınlaşması sonucu dünyaticaret hacmi her geçen gün hızlı bir şekilde artmaktadır.Döviz kurları ile enflasyon oranları ve faiz oranlarının dış ticaret üzerindekietkisinin incelenmesi için 1985-2005 dönem verileri kullanılmış ve Eviewsprogramında ekonometrik analizler yapılmıştır. Veriler yıllık olarak alınmıştır.Çalışmanın iki temel bulgusu vardır. Bunlardan birincisi dış ticaret ile faizoranları, enflasyon oranı ve reel efektif döviz kurları arasında eş-bütünleşmenin varolması nedeniyle uzun dönemli bir ilişki söz konusudur. İkincisi ise, Grangernedensellik testi uygulanarak kısa dönemde bu etkileşimin yönü belirlenmiştir.Çalışmada elde edilen her iki sonuç göstermektedir ki; ilgili dönem serileriuzun dönemde ilişkili ve aralarında bir nedensellik vardır. Böylece, kullanılan veriseti kısıdı altında, Türkiye Ekonomisi için, nedenselliğin yönünün bağımsızdeğişkenlerden dış ticarete doğru olduğu görülmektedir.Anahtar kelimeler : Dış ticaret, Faiz oranı, Enflasyon oranı, Döviz kurları,Nedensellik
Döviz piyasası ve kur riskinden korunma yöntemleri: Türev enstrümanlar ve Türkiye'de kullanılabilirliği
Döviz kelimesi en dar anlamıyla yabancı ülke parası olarak kullanılmaktadır. Özellikle uluslararası ticari işlemlerde ayrı bir öneme sahip olan döviz, günümüzde iç piyasalarda da yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak, ülkelerin döviz kurlarını belirlemede kullandıkları sistemlerin birbirinden farklı olması, özellikle serbest döviz kuru sisteminin uygulandığı ülkelerde döviz kurunun tahminini zorlaştırmaktadır. Bu da dövizle yapılan ticari işlemlerin riskli bir hal almasına neden olmaktadır. Ülkemizde faaliyet gösteren ve dövizle işlem yapan firmalar için de aynı risk söz konusudur. Ancak bu risk, azaltılması imkansız bir risk değildir. Döviz kurlarındaki değişikliklerin sebep olduğu bu tür riskleri ortadan kaldırmak, gelecekteki döviz kurlarını ve buna bağlı olarak da ortaya çıkabilecek riskleri tahmin etmeye bağlıdır. Bu noktada döviz kuru riski yönetim teknikleri firmalar açısından büyük önem arz etmektedir. Döviz kuru riskinin minimizasyonu sağlayan türev araçlar; forward, futures, swap ve opsiyon işlemleri araştırmanın konusunu oluşturmaktadır. Türev işemler, piyasa katılımcılarına riski devretmeleri için imkan sağlamaktadır. Vadeli piyasa ortamını kullananlar piyasada bulunan spekülatörlere riski devrederler. Çalışmada, türev enstrümanlarla riskin eliminizasyonu ve Türkiye'de uygulanabilirliği ele alınmıştır. Anahtar kelimeler: Türev Piyasalar, Döviz, Döviz kuru sistemleri, Forward, Future, Swap, Opsiyon, VOBAŞ
Sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde Türkiye`de enerji sektörü ve politikaları
Ekonomik büyümedeki önemli rolü ile enerji, kalkınma sürecinin en önemliunsurlarından birisidir. Dünya pazarlarında Türkiye'nin rekabet gücünü artırmaküzere ekonomiyi büyütecek ve yaşam standartlarını yükseltecek yeterli, sürekli vetemiz enerjinin temini, ?sürdürülebilir enerji politikaları? ile mümkündür. Çevrekonusunda, ülkemiz düzeyinde özellikle büyük şehirlerde yaşanan hava kirliliğindenkurtulmak, bugün kullandıklarımızdan daha az kirleten enerji kaynakları veteknolojileri kullanılması ile mümkündür. Ulusal çıkarlarımız ise ithal yakıtlara olanbağımlılığın azaltılması için yerli kaynaklar olan yenilenebilir enerji kaynaklarınınkullanımını artırmamızı zorunlu kılmaktadır. Ayrıca enerjinin verimli kullanılması,makro ve mikro ekonomik etkileri ile Türkiye'nin kalkınma sürecinde önemli biryere sahiptir. Bu anlamda Türkiye'de sürdürülebilir enerji yaklaşımı giderek önemkazanmaktadır. Bu çalışmada, sürdürülebilir enerji politikalarının temelleri olanyenilenebilir enerji kaynakları, enerji verimliliği ve enerji kullanımının çevreseletkileri, öncelikle küresel düzeyde ele alınmakta, daha sonra Türkiye için enerjidesürdürülebilirliğin önemi ve bunu sağlamanın yolları üzerinde durulmaktadırAnahtar kelimeler: Sürdürülebilir kalkınma, Türkiye'de enerji, Enerji politikaları
Türkiye'nin enerji ekonomisi: Avrupa Birliği (AB) ve Türkiye enerji politikalarının yapısal uyum sorunları
Türkiye'nin enerji ekonomisine ve dünyadaki konumuna dikkati çeken bu çalışma altı bölümden oluşmaktadır. Gerek dünya ve AB, gerekse ülkemiz için hazırlanan veriler tablolar halinde sunulmuştur. Bu veriler ışığında öncelikle dünya üzerindeki yerimiz incelenmiş ve AB uyum sürecinde ortak enerji politikası irdelenmiştir. Avrupa Birliği ile müzakere sürecinde bulunan ülkemizin önünde bulunan engeller, mevcut durum ve tedbir paketleri üzerinde durulmuştur. Dördüncü bölüm tamamen Türkiye'ye ayrılmış ve enerji alanında planlı döneme geçiş ile birlikte Türkiye'nin geçmişten günümüze ayrıntılı bir arşiv çalışması yapılmıştır. Son olarak günümüz ekonomi politikalarının işlerliğinin artırılmasına yönelik verimlilik tedbirlerinin altı çizilmiştir.
Gelişmekte olan ülkelerde kadın eğitimi ile büyüme ve kalkınma arasındaki ilişki
Eğitim, toplumların ekonomik ve sosyal olarak ilerlemesi için mutlak olarak ihtiyaç duyulan bir öğrenim sürecidir. Eğitim ve kalkınma arasında çok önemli bir ilişki mevcuttur.Eğitimin iktisadi gelişme ve refahı artırdığının genel kabul görmesiyle birlikte, bu konuyla ilgili yapılan çalışmalar artırmış ve daha özellikli alanlara yönelinmiştir. Bu alanlardan biri olan kadın eğitimi ve kadın-erkek arasındaki eğitim açığı, ekonomik boyutları incelendiğinde araştırmaya değer bulguların olduğunu göstermektedir. Eğitim göstergeleri kadın ve erkek arasında eşit dağılmamakta ve ülkelerin gelişmişlik düzeyine, yaş ve gelir gruplarına göre farklılık göstermektedir.Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kadın eğitimi, kalkınma planlarında görmezlikten gelinmiştir. Ancak, eğitimin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi birçok ampirik çalışmaya konu olmuş ve hemen hepsinde eğitimin büyümeye önemli ölçüde katkı sağladığı tespit edilmiştir. Ayrıca eğitimin kadınlara sağladığı getirinin, erkeklere göre daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu bulgular, kadınların eğitim düzeylerinin yükseltilmesi gereğinin ekonomik gerekçesini oluşturmaktadır.Çalışmada, gelişmekte olan ülkelerde kadın eğitiminin ekonomik büyümeye katkısı ve Türkiye'deki kadın eğitim oranlarının büyüme ve üretim üzerindeki etkileri ekonometrik bir çalışma ile incelenmiştir. Uygulama sonucunda Türkiye'de kadın eğitimi ve kadınların istihdamı ile büyüme arasında anlamsız bir ilişki, buna karşın gelişmekte olan ülkelerde kadın eğitimi ile büyüme arasında anlamlı ancak kadının ekonomik aktivitelere katılım oranı ile büyüme arasında anlamsız bir ilişki bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: Eğitim, Büyüme, Kadın Eğitimi, Eğitim ve Kalkınma
Gaziantep organize sanayi bölgesindeki firmaların ar-ge ve teknoparklara yaklaşımı üzerine bir uygulama
Ekonomik anlamda post modern dünyanın yaşadığı değişim yenilik iktisadı üzerinde biçimlenmektedir. Yenilik iktisadının temelini araştırma ve geliştirme (Ar&Ge) faaliyetleri oluşturmaktadır. Zira yenilik iktisadı teknolojik gelişmelere, teknolojik gelişmeler bilgi üretimine, bilgi üretimi de profesyonel Ar&Ge birimlerinin faaliyetlerine bağlıdır. Firmaların büyüme ve gelişmesi Ar&Ge yapıp yapmamalarına bağlı hale gelmiştir. Profesyonel araştırma ve geliştirme birimleri ise teknoparklarda yoğunlaşmaktadır.
Yatırım teşviklerinin bölgesel gelişmişlik bazında değerlendirilmesi
Son yıllarda dünya ekonomisinde hızlı bir değişim yaşanmaktadır. Özellikle 1980'lerden itibaren tüm dünyayı etkisi altına alan küreselleşme hareketinin ardından, 2008 yılında ABD'de mortgage sisteminin çöküşü ile başlayan ekonomik krizin dünyayı etkisi altına alması, tekrar devlet müdahalesini gündeme getirmiştir.Serbest piyasa sisteminin geçerli olduğu ülkelerde devletin ekonomiye müdahalesi genellikle teşvik ve caydırma politikalarıyla olmaktadır. Bu bağlamda, teşvik uygulamaları, dünya ülkeleri için koruma ve yönlendirme aracı olarak son zamanlarda daha büyük bir önem kazanmıştır. Böylece, öncelikle ekonomiyi canlandırmak ve bölgesel kalkınmayı hızlandırmak amaçlanmaktadır.Bu çalışmada, öncelikle teşvik ve bölgesel kalkınma kavramları incelenmekte, daha sonra Türkiye'de bölgeler arasındaki gelişmişlik farklılıkları üzerinde durularak, teşviklerin bölgeler arasındaki dağılımı ile olan ilişkisi incelenmektedir. Son olarak, uygulama 1. kısmında 1980-2006 yılları arasındaki veriler kullanılarak bölgesel bazda verilen teşvik miktarları ile Türkiye'nin GSYİH'nın arasındaki ilişki araştırılmaktadır. Araştırma sonucuna göre, Türkiye'nin yedi bölgesinden batıda yer alan ve diğerlerine nazaran daha gelişmiş olarak gözlenen Ege, İç Anadolu, Karadeniz ve Marmara Bölgelerinde verilen teşviklerin, Türkiye'nin GSYİH ile ilişkisi anlamlı bulunmuştur. Uygulama 2. kısmında ise bölgesel bazda verilen teşvik miktarları ile Türkiye'nin istihdamı arasındaki ilişki araştırılmaktadır. Araştırma sonucuna göre, Türkiye'nin batısında yer alan, diğerlerine nazaran daha gelişmiş olarak gözlenen ve nitelikli istihdamın merkezi olan Marmara ve Ege Bölgeleri ile tam tersi doğuda yer alan, en az gelişmiş olan ve en az teşviki alan Doğu Anadolu ve Güney D. Anadolu Bölgelerinde verilen teşviklerin, Türkiye'nin istihdamı ile ilişkisi anlamsız bulunmuştur. Diğer yandan, Akdeniz, İç Anadolu ve Karadeniz Bölgelerinde verilen teşviklerin Türkiye'nin istihdamı ile ilişkisi anlamlı bulunmuştur.
İktisadi entegrasyon hareketlerinin işgücü piyasasına etkileri
20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren küreselleşmenin etkisi ile artan iktisadi entegrasyon hareketlerinin ülke ekonomilerinin diğer tüm alanlarıyla birlikte işgücü piyasalarını da etkilemesi beklenmektedir. Günümüzde ülkelerin, irili ufaklı pek çok entegrasyona dahil oldukları görülmektedir. Söz konusu entegrasyon hareketleri içerisinde hem ekonomik hem de siyasal olarak en kapsamlı olan entegrasyon örneği şüphesiz son genişlemesiyle birlikte 27 üyeye ulaşan Avrupa Birliği'dir. İşgücünün serbest dolaşımı konusu Avrupa Birliği ile beraber çoğu birliğinde ortak hedefidir ve bu konuda pek çok birlik, kuruluşundan itibaren çeşitli düzenlemeler yapmış, müktesebatlarında konuya değinmişlerdir. Peki, oluşturulan bu altyapıya karşılık işgücünün dolaşımı konusunda mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı kadar büyük bir hareketlilik yaşanmış mıdır? İşte çalışmanın temel sorusu budur. Çalışma, değişime sebep olan temel faktör olan küreselleşme sürecinden başlayıp, iktisadi entegrasyon kavramı, tarihçesi ve dünyadaki entegrasyon örnekleri de ele alınarak incelenmiştir. Her ne kadar işgücü hareketliliği kapsamında sadece ABdeğil aynı zamanda tüm dünyadaki iktisadi entegrasyonlar incelenmek istendiyse de verilere ulaşmada karşılaşılan güçlükler nedeniyle ABodaklı bir çalışma yapılmış, diğer örneklere de yer yer değinilmiştir.
Türkiye'nin enerji sektörünün ekonomik analizi
Enerji konusu Dünya'da ve Türkiye'de son yıllarda oldukça popüler bir konu olmakla birlikte ülkelerde büyüme ve kalkınmanın devam etmesi için de önemli bir unsurdur.Sürdürülebilir enerji, ülke çıkarlarının korunması, enerjide dışa bağımlılığın azaltılması, küresel ısınmanın durdurulması, çevre değerlerinin iyileştirilmesi için çevreyi daha az kirleten özellikle yenilenebilir veya alternatif yerli enerji kaynaklarına yönelmek gerekmektedir. Bununla birlikte enerjinin verimli kullanılması da enerji politikalarının içerisinde yer almaktadır.Bu çalışmada yenilenebilir enerji kaynakları Dünya ve Türkiye ölçeğindepotansiyel ve kullanım miktarları açısından değerlendirilmeye çalışılmıştır. Dünyagenelinde yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımında artış olduğu görülmüştür.Türkiye alternatif enerji kaynakları bakımından potansiyel olarak iyi durumda olmakla birlikte kullanım miktarları ve üretim açısından düşük seviyelerdedir. Dünya genelinde gelecek yıllarda toplam enerji üretimi içerisinde alternatif enerjilerin payının artması beklenmektedir.
Avrupa Birliği mali yardımları
Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki mali ilişkiler, 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı'na kadar, 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanan, Ankara Antlaşması'nda kabul edilen Mali Protokoller kapsamında yürütülmüştür. İmzalanan bu mali protokollerin amacı, Türkiye ekonomisinin hızlı kalkınmasını sağlamaktır. Bu amaçla, Ankara Antlaşması'nda dört mali protokol imzalanmış, ancak bunlardan üç tanesi hayata geçirilebilmiş, dördüncü mali protokol ise siyasi nedenlerden dolayı uygulanamamıştır. Bu protokollerden sonra, mali ilişkiler proje bazında kredi-hibe şeklinde gerçekleşmiştir.Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki mali ilişkilerde iki önemli dönüm noktası bulunmaktadır. Bunlar, Türkiye'nin Birliğe aday ülke olarak kabul edildiği Helsinki Zirvesi ve Gümrük Birliği'nin kabul edilmesidir.Bu çalışmada, Avrupa Birliği'nin yapısı, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile olan ilişkilerinin kronolojik süreci, Türkiye'nin, diğer aday ülkelerin ve üye olmayan ülkelerin Topluluk ile olan mali ilişkileri incelenmiş ve Türkiye'nin durumu ile diğer ülkelerin durumu mali ilişkiler yönünden karşılaştırılmıştır.Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği Mali Yardımları, Avrupa Birliği, Avrupa Birliği ve Türkiye Arasındaki Mali İlişkiler
Yeni Keynesyen para politikasında asimetrik bilgi: Türk bankacılık sektörü üzerine bir uygulama
Asimetrik bilgi, iktisadi işleme taraf olanların farklı bilgi düzeyine sahip olmasını ifade eden bir olgudur. Yeni Keynesyen iktisat, temel varsayımlarından biri olan asimetrik bilgi yaklaşımı ile iktisadi süreçlerin nasıl şekillendiğine dair açıklamalar sunmaktadır. Bu açıklamalardan biri de kredi arzının asimetrik bilgi altında nasıl belirlendiğidir. Asimetrik bilginin bankacılık sektöründe sebep olduğu en önemli sorunlardan biri kredi tayınlamasıdır. Tayınlama, kredi piyasasında kredi talep edenlerin daha fazla faiz oranını kabul ederek borçlanmak istemelerine rağmen kredi veren kurumların kredi talebini ret etmesidir. Yeni Keynesyen iktisat, kredilendirme sürecinde bankalara büyük önem vermekte ve asimetrik bilginin bankacılık sektöründe yol açtığı sorunların, ekonomiye ciddi maliyetler yükleyeceğini vurgulamaktadır. Bu çalışmanın amacı, Türk bankacılık sektöründe yeniden yapılandırma sonrasında kredi tayınlamasının geçerli olup olmadığının araştırılmasıdır. Bu doğrultuda 2002:04-2011:02 dönemine ait üç aylık takipteki kredilerin toplam kredilere oranları ile toplam kredilerin toplam aktifler içindeki payını gösteren oranlar kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisi lineer Toda ve Yamamoto (1995) yöntemi ve Hacker ve Hatemi-J (2006) bootstrap yöntemi ile test edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre değişkenler arasında nedensellik ilişkisi söz konusu olmamakla birlikte Türk bankacılık sektöründe kredi tayınlaması geçerli değildir.Anahtar Kelimeler: Asimetrik Bilgi, Kredi Tayınlaması, Türk Bankacılık Sektörü
Üniversite-sanayi işbirliğinde teknoparkların yeri ve Gaziantep Teknoparkı
Üniversite-sanayi işbirliği, üniversitelerdeki mevcut bilgi birikimi ve yetişmiş insan gücü ile sanayinin mevcut tecrübesi ve finansal gücünün bir sistem dahilinde birleştirilmesi sonucu ortaya çıkan bilimsel, teknolojik ve ekonomik faaliyetlerin bütünüdür. Üniversite sanayi işbirliği günümüzde sıkça tartışılmaya başlanan konulardan biridir.Üniversite-sanayi işbirliğinin gerçekleştiği ABD, Japonya ve İngiltere gibi ülkeler, dünya genelinde gelişmiş ülkelerdir. Yapılan araştırmalar sonucunda, ülkemizde üniversite-sanayi işbirliğinin yeterince tesis edilemediği ve işletilemediği görülmüştür. Bunun temelinde birçok neden bulunmaktadır; tarafların birbirlerini yeterince tanımaması, üniversite eğitim-öğretim programlarının sanayiye dönük olmaması, tarafların birbirlerine karşı güvensizliği, mali kaynak ve işbirliğini düzenleyecek bir organizasyonun olmaması, mevzuatların üniversite-sanayi işbirliğini teşvik edecek nitelikte olmaması gibi. Tüm bu sorunlar yanında tarafları finansal (mali) açıdan veya diğer konularda işbirliğine zorlayıcı tedbirlerin olmaması, üniversite-sanayi işbirliğini engelleyen sorunların başında gelmektedir. Özellikle üniversitelerin mali özerkliklerinin olmaması, her şeyin devletten beklenmesine yol açmaktadır.Teknoparklar, teknoloji üretim merkezleri olarak ülke ekonomisi açısından önem taşıyan yeni bir organizasyon biçimidir. Bu çalışmada, üniversite-sanayi işbirliği ve teknopark kavramları açıklanarak Gaziantep Teknopark hakkında bilgi verilmekte, Dünya ve Türkiye deneyimleri incelenmektedir. Gaziantep Teknopark'ın gelecek yıllarda Gaziantep ekonomisine önemli katkılar sağlayacağı düşünülmektedir.Anahtar kelimeler: Sanayi, üniversite, işbirliği, teknopark, teknokent.
E-Devlet ve kamu harcamaları tasarruf etkisi: VEDOP-MERNİS-TAKBİS uygulamaları
Sanayi devriminden sonra, özellikle küreselleşme hareketleriyle birlikte ekonomik ve sosyal yapıyı değiştiren etkenlerin başında, hızla ilerleyen bilgi ve iletişim teknolojileri gelmektedir. Politik, ekonomik ve sosyal alandaki değişim, küresel rekabeti arttırmakta ve bu rekabet ise kalitenin yükselmesini sağlamaktadır. Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki bu değişim ve gelişim, bilginin yeni bir üretim faktörü olarak kullanılmasını sağlamaktadır.Bilginin önemi ve küresel rekabetteki değeri, devletlerin yönetim şeklini de değiştirmeyi başarmıştır. Kamu yönetiminde e-devlet kavramı, bu değişimin getirmiş olduğu baskıdan dolayı yaygınlık kazanmış ve rekabette önemli bir unsur haline gelmiştir. Kamu harcamalarında tasarruflar yaratılmasını ve birçok kurumsal işlemde kolaylıklar sunan e-devlet uygulamaları, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de hayata geçirilmeye başlanmıştır.Çalışmanın ilk bölümlerinde bilgi toplumu ve e-devlet kavramları, dünyada ve Türkiye'de e-devlet örnekleri genel olarak anlatıldıktan sonra Türkiye'deki en büyük e-devlet projeleri olan VEDOP, MERNİS ve TAKBİS projeleri incelenmiştir. Bu üç projenin kamu harcamalarındaki tasarruf boyutu, kayıtdışı ekonomi ile mücadeleye ve bürokrasinin azaltılmasına olan katkıları ayrıntılı bir şekilde aktarılmıştır.
Küreselleşme sürecinde değişim ve devlet Türkiye örneği
Günümüzde var olan devletlerin (yeni ve eski, zengin ve fakir, merkezi ve çevresel), hepsi güçlerini ve egemenliklerini yavaş yavaş ve dikkati çekecek şekilde aşındıran, birçok gelişmeden etkilenmektedir. Küreselleşme, ulus devletlerin ve onların yönetim aygıtı olan kamu yönetimlerinin dikkate almak zorunda olduğu bir değişim ve dönüşüm sürecini ifade etmektedir. Devletleri etkileyen ve aşındıran bu faktörler, çoğunlukla küreselleşmeyi oluşturan süreçlerle ilgilidir. Küreselleşme süreci ulus devletleri, kendi çıkarları doğrultusunda dönüşüme uğratarak yeni işlevler yüklemekte ya da belli işlevleri sürdürmesini beklemektedir. Bu nedenle çalışmada, küreselleşmenin karşısında ya da yanında olmak gibi bir amaç güdülmemiş, ülkemizin içerisinde bulunduğu coğrafyanın dinamiklerini algılayarak küreselleşme sürecinden merkez ülkeleri gibi kazançlı çıkmasını sağlayacak politikalar öngörmesi ve uygulamasına katkıda bulunulmak istenmiştir.Çalışmamızda ulus devletin ve kamu yönetiminin ekonomik, siyasi, hukuki, ve yönetimsel olarak, küreselleşmeyle birlikte geçirdiği değişim süreci, bu süreçte etkili olan faktörler ve bunların birbirleriyle etkileşimi ile bu etkileşimin özellikle 1980 sonrası dönemde devlet yapımız üzerindeki etkileri incelenmiştir. Tezimizde ulus devletler dünyasının değiştiği, küreselleşmenin bu değişimin önemli bir kaynağı olduğu, küreselleşmenin değişik yollarla ulus devletlerin rollerini ve birbiriyle ve küresel politik sistemdeki diğer aktörlerle olan ilişkilerini değiştirdiği, bu değişimin, belli sınırlar içerisindeki geleneksel mutlak egemenliği aşındırdığı, ulus devletin bağımsız ekonomik ve sosyal politikaları izleme kapasitesini zayıflattığı, ancak devletlerin, geleneksel anlamda olmasa da ?egemen? kaldığı, hala devlete önemli ölçüde otonom bir alan bıraktığı ve ulusal rekabeti artırmak için yeni kontrol alanları sağladığı sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, değişim, ulus devlet, kamu yönetimi
Bankacılıkta risk yönetimi ve finansal istikrar için önemi
Bankacılık sektörü, ülkenin tasarruflarını yöneterek ve kaynakları katma değer yaratacak alanlara yönlendirerek, büyümeye finansman yönünden katkıda bulunmaktadır. Bankacılık sektöründe yaşanan sıkıntılar ekonominin birçok makro ve mikro değişkenini etkileyerek istikrarsızlığa yol açabilmektedir. Söz konusu özelliğinden dolayı sektörün etkin bir biçimde yönetiminin sağlanması ekonomik istikrar açısından önem arz etmektedir. Bankaların hem verimli bir şekilde çalışabilmelerinin hem de sağlam bir mali bünye ile belirli bir karlılık düzeyini yakalayabilmelerinin koşullarından biri de etkin risk yönetimine sahip olmalarıdır. Faaliyetleri çeşitlenen ve karmaşıklaşan bankaların faaliyetlerini sürdürürken maruz kaldıkları riskler de çeşitlenmekte ve karmaşıklaşmaktadır. Faaliyetlerin ve hizmetlerin fiyatlandırılması aşamasında risk faktörünün büyük önem kazanması bankaların risk yönetimi hususu üzerinde daha yoğun düşünmesine sebep olmaktadır. Etkin risk yönetimi bankaların, mevcut olan veya oluşabilecek risk faktörlerini analiz ederek etkili ve verimli bir şekilde çalışmalarının koşullarından biridir. Çalışmada bankacılık sektörü ve sektörün maruz kaldığı riskler incelenmiş ve Türkiye'de bankacılık sektörünün son 10 yıllık konsolide mali verileri ülkemizde yaşanan ekonomik gelişmelerle birlikte analiz edilmeye çalışılmıştır.
Sürdürülebilir kalkınma ve Türkiye'de çevre politikaları
Sanayi Devrimi'ne kadar doğal dengesini koruyabilen dünya, son 150-200 yıl içinde sanayide makineleşme ile kitle üretimine geçilmesi neticesinde doğal dengesini koruyamaz hale gelmiştir. Bunun neticesinde, ekonomik kalkınma ve gelişme, beraberinde çevre kirliliklerini getirmiştir. Özellikle İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, Batılı ülkeler hızlı bir kalkınma sürecine girmişler ve yıkılan şehirlerini ve sanayilerini yeniden inşa ederken çevreyi korumayı genellikle gözardı etmişlerdir. Ancak belli bir süre sonra, artık çevrenin kendini düzeltemediğinin farkına varılmıştır. Bunun neticesinde, sürdürülebilir kalkınma kavramı ortaya çıkmış ve kalkınmanın ancak sürdürülebilir olduğu zaman anlamlı olacağı, çevreye zarar vererek ve çevreyi hiçe sayarak yapılacak olan kalkınmanın, faydadan çok zarar getireceği düşüncesi hakim olmaya başlamıştır. Bu çerçevede dünyada, Avrupa'da ve Türkiye'de yapılan çalışmalar incelenmiş ve ülkemizdeki çevre politikalarına genel bir bakış getirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilir Kalkınma, Çevre, Türkiye'de Çevre Politikaları
Türkiye ve G-8 ekonomilerinin sektörel rekabet gücünün karşılaştırılması
Uluslararası rekabet gücü, bir ülkenin ekonomisinin diğer ekonomiler karşısında hangi sektörlerde avantajları ve dezavantajları olduğunu gösteren bir kavramdır. Dünya ekonomisinde yaşanan dalgalanmalar, dış ticarette rekabet kavramının önemini arttırmaktadır. Ülkelerin rekabet gücü seviyelerinin belirlenmesinde, Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlükler (RCA) yöntemi ile yapılan çalışmalar giderek önem kazanmaktadır. Bundan dolayı, bu çalışmada bazı dış politikaların değerlendirilmesinde RCA yöntemi kullanılmıştır.Bu çalışmanın amacı, G-8 Ülkeleri ile Türkiye'nin rekabet gücünü belirlemektir. Kullanılacak veriler Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), United Nations Commodity Trade Statistics Database (UNComtrade)'den alınmıştır. Bu veriler 1990 ile 2011 yılları arasındaki ithalat ve ihracat rakamlarını kapsamaktadır. Çalışmada, Liesner'in ortaya attığı, Balassa'nın geliştirip, Vollrath'ın son şeklini verdiği Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlükler yöntemi kullanılmıştır. Vollrath'ın RCA endeksi, ihracat ve ithalatı ele alarak ülkelerin sektörel rekabetini ölçmektedir. Yapılan analizler neticesinde, G-8 ülkeleri ile Türkiye'nin sektörel bazda rekabet avantajları tespit edilerek karşılaştırmalar yapılmıştır.Anahtar kelimeler: İhracat, Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlükler, G-8, Türkiye,İthalat, Rekabet Gücü
Seçilmiş makro ekonomik değişkenlerin hisse senedi fiyatları üzerindeki etkisi
Hisse senedi fiyatları genel ekonomik durum açısından önemli bir gösterge niteliğinde olduğundan, hisse senedi fiyatlarını etkileyen makro ekonomik değişkenler önemli bir araştırma konusu olmuştur. Bununla beraber, araştırma bulguları ülkeler arasında ve aynı ülke için farklı dönemleri kapsayan dönemlerde farklılık göstermektedir. Bu çalışmada, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda işlem gören hisse senedi fiyatları ile dolar kuru, Tüketici Fiyat Endeksi, Tüketici Güven Endeksi ve faiz oranları arasındaki ilişki Çoklu Doğrusal Regresyon Modeli, Granger Nedensellik Testi ve Johansen Eşbütünleşim Analizi yöntemi ile incelenmiştir. Veri seti olarak 2004 yılının Ocak ayından 2009 yılının Aralık ayına kadar olan aylık veriler kullanılmıştır. Çoklu Doğrusal Regresyon Modeli sonuçlarına göre dolar kuru ve faiz oranları İMKB hisse senedi endeksini negatif, TÜFE ve Tüketici Güven Endeksi ise pozitif yönde etkilemektedir. Granger Nedensellik Testi sonuçlarına göre, dolar kurundan İMKB hisse senedi endeksine ve İMKB hisse senedi endeksinden Tüketici Güven Endeksine doğru tek yönlü bir nedensellik görülmüştür. Çalışmanın son bölümünde ise değişkenler arasındaki ilişki Johansen Eşbütünleşim Analizi yöntemi ile ele alınmış ve analiz sonuçlarına göre TÜFE ve Tüketici Güven Endeksi ile İMKB hisse senedi endeksi arasında bir ilişki tespit edilmiştir.Anahtar kelimeler: İMKB 100 endeksi, Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi,Granger Nedensellik Testi, Johansen Eşbütünleşim
Kayıt dışı ekonominin Türkiye üzerindeki etkileri
Hegemonya ilişkilerinin tarihsel dönüşümü: 1870-2010
Kapitalizmin tarihi boyunca sistemin zirvesinde nöbet değişimlerine tanık olunmuştur. Kontrol ettikleri coğrafi alanı ve pazarları korumak adına mücadele veren ülkeler bu uğraşları esnasında yükseliş ve düşüşler yaşamışlardır. Bu çerçevede, 18. yüzyılda hegemon bir güç olarak tarih sahnesine çıkan İngiltere'nin hegemon olma süreci ve yerini ABD hegemonyasına bırakışı bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. ABD hegemonyasının yükselişi ve olası gerileyişinin sistemde yol açacağı etkilerinin ele alınması çalışmada ele alınan bir diğer konudur.Çalışmada hegemonyada ortaya çıkan değişimin ve dönüşümün ortaya konulabilmesi için analiz yöntemi olarak tarihsel süreklilik anlayışı benimsenmiş, bu nedenle analiz tarihin ilk hegemonu olan Birleşik Eyaletler'e kadar götürülmüştür. Ardından İngiltere ve ABD hegemonyalarının ortaya çıkışı, yükselişi ve sonlanması/gerilemesi incelenmiştir.Çalışmada söz konusu üç ülkenin hegemonyaları analiz edilirken, eleştirel bir bakış açısı ile söz konusu ekolün teorik çerçevesi kullanılmak suretiyle hegemonyanın analizi gerçekleştirilmiştir. Son olarak, aynı teorik çerçevenin yardımıyla Çin, BRIC ekonomileri, G20 ve Avrupa Birliği gibi güç merkezlerinin hegemon olma olasılıkları ele alınmıştır.
2008 küresel finansal krizi ve Uluslararası Para Fonu'nun rolü
IMF, parasal konularda uluslararası işbirliğini güçlendirmek, uluslararası ticaretin dengeli büyümesini sağlamak ve ödemeler dengesi sorunlarını çözmek için oluşturulmuştur. Ancak, dünya ekonomisinde yaşanan gelişmelere bağlı olarak IM'nin rolü de değişmiştir. 1980'1i yıllara kadar daha çok ödemeler dengesi sorunlarını gidermeye yönelik politikalar üreten IMF, 1980 sonrasında yapısal uyum programları adı altındaki uygulamaları denetleme yolu ile etkinliğini giderek artırmış, küreselleşme sürecine bağlı olarak yaşanan son finansal krizde de son kredi veren mercii rolünü üstlenmiştir.2007 yılında ABD'de Subprime konut sektöründe yaşanan çöküşle başlayan küresel finans krizi Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) küresel para sistemindeki ana rolünü yerine getirip getiremeyeceğinin bir testi niteliğinde olmuştur. IMF bu krizde, alışılmışın dışında bir harekette bulunarak krizden en çok etkilenen gelişmekte olan ülkelerin yanında Avrupa ülkelerine de borç vermiştir. Bu atılımının yanı sıra makroekomik düzenin varlığı için önemli fikirlerin kaynağı olan diğer uluslararası finans kuruluşları ile de rekabet etmiştir. IMF bu şekilde davranarak krizin bir sarmal şeklinde diğer az gelişmiş ülkleri de etkilemesini önlemeye çalışmıştır. IMF önemli bir kuruluş olduğunu ve ekonomik düzendeki yerinin vurgusunu yaparken iki boyutta hareket etmiştir. Bunlardan birincisi acil kriz yöneticisi, ikinicisi ise uluslararası finans sisteminin uzun dönemli sistemik reformcusu şeklindedir. Bu tez çalışmasında, IMF'de meydana gelen söz konusu değişiklikler ve IMF'nin dünya ekonomisinde üstlendiği yeni rol tartışılmaktadır.Anahtar Sözcükler1-2008 Küresel Finansal Krizi,2-Subprime Mortgage Kredileri,3-Uluslararası Para Fonu (IMF),4-IMF Programları,5-Reform.
Türkiye elektrik sektöründe yenilenebilir enerjinin rolü
Yenilenebilir enerji; yerli, temiz ve çevre dostu özellikleri ile Türkiye elektrik üretimi için stratejik bir öneme sahiptir. Yenilebilir kaynakların yerli nitelikli oluşu ve yakıt maliyetinin düşük olması, elektrik üretiminde daha çok kullanılmaları için önemli birer tercih sebebidir. Yenilenebilir enerji kaynaklı elektrik üretimi yapan firmalara devlet tarafından belirlenen fiyatlardan elektrik alım garantisi uygulamaları, sektörün gelişimi için ne yazık ki tek başına yeterli değildir. Türkiye?de yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretimi sürecinde kullanılan rüzgar türbini, güneş pili gibi elektro-mekanik aksamların üretimi, çok yetersiz düzeydedir. Öncelikle bu girdilerin ülke içi üretimine yönelik teknolojik gelişmeyi sağlayacak AR-GE harcamalarının devletçe doğrudan desteklenmesi ve bu amaçla kapsamlı bir teşvik sisteminin oluşturulması gerekmektedir. Yükselen enerji ithalatı ve buna bağlı olarak artan enerjideki dışa bağımlılık, Türkiye?de cari işlemler açığının yapısal bir özellik kazanmasına aracılık etmiştir. Söz konusu dışa bağımlılığın azaltılabilmesi için yenilenebilir enerji dışındaki politika önerileri; uygun tasarruf önlemleri çerçevesinde enerji yoğunluğunun düşürülerek enerji verimliliğinin artırılması, nükleer enerjiden elektrik üretimi ve linyit gibi yerli enerji kaynaklarının akılcı kullanımı olarak sıralanabilir. Ülkenin artan elektrik talebini karşılayacak yatırımların tümüyle kar amacına odaklanmış özel sektör tarafından gerçekleştirilmesini beklemek, günümüz koşullarında çok gerçekçi değildir. Özel yatırımlarla birlikte devletin de özellikle ciddi bir enerji stratejisi ve planlaması dahilinde aktif olarak yatırım faaliyetlerine devam etmesi gerekmektedir. Enerji politikası uygulayıcıları, bir an önce enerjideki mevcut dışa bağımlı yapının değiştirilmesi için elektrik üretimi sürecinde kullanılan ithal girdilerin yurt içi üretimle ikamesini amaçlayan teknoloji geliştirici uygulamaları teşvik etmelidir.
Türkiye'de 2001 sonrası dönemde uygulanan para politikası üzerindeki, maliye politikasının risk etkisi
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, enflasyon ve finansal istikrar raporları ile sunumlarında, temel olarak enflasyonist baskıların küresel gelişmelerden kaynaklandığını, kamu maliyesine ilişkin gelişmelerin para politikası uygulamaları üzerinde önemli bir risk teşkil etmediğine yönelik vurgu yapmaktadır. Bu makalenin yazılış amacı bu vurguyu mercek altına alarak, para politikasıyla uyumlu ve onu destekleyici daha etkin bir maliye politikası uygulanması gereğine yönelik ciddi gelişmelerin varlığına dikkat çekmektir. Bu tartışmalar aynı zamanda TCMB?nin politik bağımsızlığının da sorgulanması potansiyeli taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: 1. Fiyat İstikrarı 2. Finansal İstikrar 3. Mali Disiplin 4. Mali Baskınlık 5. Cari Açık 6. Kayıt Dışı Ekonomi