Burdur Mehmet Akif Ersoy University
Discipline

Sağlık ve Biyomedikal Bilimler Anabilim Dalı

Burdur Mehmet Akif Ersoy University

16

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

16 Theses
Master'sOpen AccessTR

Parasetamol ile indüklenmiş hepatotoksisiteye karşı resveratrol ve avokado yağının etkisinin araştırılması

Asetaminofen ve N-asetil P-aminofenol (APAP) olarak da bilinen parasetamol aynı zamanda Para-aminofenol türevidir. Klinikte yaygın olarak analjezik ve antipiretik amaçlı kullanılan ajanlardan bir tanesidir. Önerilen terapotik dozlarda parasetamol alımı genellikle iyi tolere edilirken aşırı dozda alınması toksisiteye neden olmaktadır. Yapmış olduğumuz bu çalışmada Resveratrol ve Avokado Yağı'nın Parasetamol ile indüklenmiş ratlarda oluşan karaciğer hasarına yönelik koruyucu etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamızda ağırlıkları 400 ile 550 gram arasında değişen Wistar Albino cinsi toplam 30 adet erkek sıçan kullanılarak 5 ayrı grup (1. Grup; Kontrol, 2. Grup; Parasetamol, 3. Grup; Parasetamol + Resveratrol (RES), 4. Grup; Parasetamol + Avokado Yağı (AVO), 5. Grup; Parasetamol + Resveratrol + Avokado Yağı) oluşturuldu. Parasetamol 600 mg/kg dozunda 4. gün tek doz intraperitonel injeksiyon ile uygulandı. Resveratrol 10 mg/kg ve Avodako yağı 200 mg/kg dozunda oral gavaj ile 5 gün süreyle sıçanlara uygulandı. Parasetamol uygulamasını takiben 24. saatte hayvanlar sakrifiye edildi. Çalışmamızda alınan karaciğer doku örnekleri homojenize edilerek, TAS ve TOS aktiviteleri spektrofotometrik olarak tayin edildi. Deney sonunda sıçanların Karaciğer dokularında hematoksilen-eozin (H-E) boyaması yapılarak ışık mikroskobunda karaciğer hasarı değerlendirildi. Ayrıca, Comet Assay yöntemi ile de kanda DNA hasarının değerlendirilmesi yapıldı. Sonuçlar, parasetamol grubunda TOS düzeylerinin kontrol grubuna göre anlamlı olarak arttığını gösterdi. Parasetamol grubu ile RES, AVO ve RES + AVO grupları karşılaştırıldığında TOS düzeyinin anlamlı olarak düştüğü görüldü. Ayrıca, RES ve RES + AVO gruplarında TAS düzeylerinin parasetamol grubuna göre anlamlı olarak arttığı bulundu. Parasetamol grubunda histopatolojik incelemede nekrotik alanların varlığı belirlendi. RES ve RES + AVO ile ön uygulamanın oksidatif stres parametrelerini, DNA hasarını ve parasetamolün neden olduğu nekrozu tersine çevirdiği belirlendi. Bu çalışma ile, resveratrol ve avokado yağının birlikte kullanımının, antioksidan özelliklerinden dolayı parasetamole bağlı hepatotoksisiteye karşı koruyucu etkiler sağlayabileceği gösterilmiştir.

AsetaminofenAvokadoBitkisel yağlar+2
Erdi Onur Gökkaya
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Lavanta (lavandula angustifolia) ekstraktı ile gümüş nanopartiküllerin sentezi, karakterizasyonu ve insan glioblastoma U87MG hücreleri üzerinde anti kanser özelliklerinin değerlendirilmesi

Glioblastoma multiforme (GBM) erişkinlerde en sık görülen beyin tümörüdür. Bilinen en hızlı seyirli ve ölümcül tümörlerdendir. Bu çalışmada, Lavandula angustifolia ekstraktı kullanılarak gümüş nanopartiküllerin sentezinin ve karakterizasyonunun gerçekleştirilmesi ve U87MG insan glioblastoma kanseri hücreleri üzerine anti kanser özelliklerinin değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Gümüş nanopartiküllerin sentezi ve karakterizasyonu, Lavandula angustifolia sulu ekstraktı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Sentezlenmiş gümüş nanopartiküller, UV-görünür spektrofotometre (UV-vis) ve taramalı elektron mikroskobu (SEM) gibi çeşitli analitik tekniklerle karakterize edilmiştir. U87MG hücreleri artan konsantrasyonlarda Lavandula angustifolia L-AgNP'lerle (0-20 μg/mL) 72 saat boyunca muamele edilmiş ve biyolojik olarak sentezlenmiş gümüş nanopartiküllerin U87MG hücreleri üzerinde anti kanser etkileri MTT testi ile değerlendirilmiştir. Artan konsantrasyona bağlı olarak L-AgNP'lerin kontrol grubuna kıyasla insan glioblastoma kanseri hücrelerinde hücre ölümünü arttırdığı gözlenmiştir. IC50 değeri 7,536 μg/mL olarak belirlenmiştir. Ayrıca, bu hücrelerde kaspaz-3, -8 ve -9'un aktivasyonu ELISA yöntemi ile değerlendirilmiştir. Bu çalışma, Lavandula angustifolia ektraktının gümüş nanopartiküllerin sentezinde kullanılabileceğini ve biyolojik olarak sentezlenmiş gümüş nanopartiküllerin glioblastoma tedavisinde potansiyel bir tedavi yaklaşımı olarak kullanılabileceğini göstermiştir.

Antineoplastik ajanlarBitki özütüGlioblastoma+6
Aysel Şimşek
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Okul öncesi eğitim veren kurumlarda çalışanların ilkyardım bilgi düzeyinin belirlemesi

-Bu çalışmada Burdur ilinde bulunan özel ve devlet okul öncesi eğitim kurumlarında çalışan bireylerin ilk yardım bilgi düzeyinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Tanımlayıcı ve kesitsel olan bu çalışma 172 kişi ile gönüllülüğe bağlı olarak yüz yüze olarak yapılmıştır. Veri toplama aracı olarak literatüre dayalı olarak hazırlanan veri toplama formu kullanılmıştır. Araştırmanın sonucuna göre bu kurumlarda çalışanların %73,3'ü ilk yardım ile ilgili daha önce eğitim aldığı saptanmıştır. Verilen sorulara olan doğru yanıtların oranı yanlış yanıtlara oranla yüksek çıkmıştır. Literatür incelendiğinde bu alanda yapılan çalışmalarda sadece öğretmenlerin ilk yardım bilgi düzeyi araştırılmıştır. Okul öncesi eğitim kurumlarında yapılacak olan çalışmalarda bu kurumlarda çalışan her bireyin ilk yardım bilgisine sahip olması hayati önem taşıdığından, bu kurumlarda çalışanların unvanı fark etmeksizin tüm çalışanların ilk yardım bilgi düzeyi belirlenmeli ve çalışan her bireye ilk yardım eğitimi verilmelidir.

Ünzile Eren
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Burdur ilinde aktarlarda satılan bazı tıbbi ve aromatik bitkilerin antioksidan aktivite ve mineral içeriklerinin belirlenmesi

Bu çalışmada Burdur ilinde aktarlarda satılan bazı tıbbi ve aromatik bitkilerin antioksidan aktivite ve mineral içeriklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada tür tayini yapılan numunelerin; antioksidan aktivite, fenolik bileşik ve mineral içerik analizleri yapılmıştır. Deneysel çalışmalar, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi, Bilimsel ve Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi Laboratuvar'ında gerçekleştirilmiştir. Buna göre; analiz edilen bitki örneklerinin toplam antioksidan madde içeriği en yüksek Salvia officinalis L. (adaçayı) ve ikinci sırada Hypericum perforatum L. (sarı kantaron) olduğu belirlenmiştir. Toplam fenolik madde içeriği en düşük bitki örneği ise Equisetum arvense L. (atkuyruğu) olarak belirlenmiştir. Bitki örneklerindeki, antioksidan aktivitesinin DPPH yöntemiyle gerçekleştirilen sonuçlarına göre antioksidan kapasiteleri Equisetum arvense L. (atkuyruğu) ve Malva sylvestris L. (ebe gümeci) diğer örneklere kıyasla daha yüksek değerlere sahip olduğunu belirlenmiştir. HPLC yöntemi ile belirlenen fenolik bileşiklerin sonuçlarına göreFlavanoidlerden; Kuersetin en yüksek Salvia officinalis L. (adaçayı) bitki örneğinde en düşük Urtica dioica L. (ısırgan) bitki örneğinde tespit edilmiştir. Rutin, en yüksek Capparis spp. (kapari) bitkiörneğinde en düşük Juniperus communis L. (ardıç) bitki örneğinde saptanmıştır. Naringenin en yüksek Salvia officinalis L. (adaçayı)bitki örneğinde en düşük Juniperus communis L. (ardıç) bitki örneğinde tespit edilmiştir. Sinnamik asit en yüksek Capparis spp. (kapari) bitki örneğinde en düşük Juniperus communis L. (ardıç) bitki örneğinde tespit edilmiştir. Vanilik asit en yüksek Cichorium intybus L. (yabani hindiba) bitki örneğinde en düşük Urtica dioica L. (ısırgan) bitki örneğinde saptanmıştır. Kafeik asit en yüksek Salvia officinalis L. (adaçayı) bitki örneğinde en düşük Urtica dioica L. (ısırgan) bitki örneğinde saptanmıştır. 2,5-Dihidroksi benzoik asit en yüksek Hypericum perforatum L. (sarı kantaron) bitki örneğinde en düşük Achillea millefolium L. (civanperçemi) bitki örneğinde saptanmıştır. Ellajik asit en yüksek Hypericum perforatum L. (sarı kantaron) bitki örneğinde en düşük Juniperus communis L. (ardıç)bitki örneğinde tespit edilmiştir. ICP-OES cihazında gerçekleştirilen mineral içeriklerinin tayininde elde edilen verilere göre ise Ca, B, Zn, Mn, Cu ve Fe miktarları en yüksek Urtica dioica L. (ısırgan) bitki örneğinde, Mg, Al ve K miktarları en fazla Malva sylvestris L. (ebe gümeci) bitki örneğinde, Na miktarı en fazla Equisetum arvense L. (atkuyruğu) bitki örneğinde tespit edilmiştir. Araştırmamızın sonucuna göre mineral içeriği en fazla Urtica dioica L. (ısırgan) bitki örneğinde tespit edilmişitir. Belirlenen bitki örneklerinde antioksidan aktivite, fenolik bileşik ve mineral içeriklerinin bitki türlerine göre farklılıklar gösterdikleri tespit edilmişitir. Anahtar Kelimeler: Antioksidan, DPPH, Fenolik Bileşik, Mineral.

AktarlarAntioksidanlarAromatik bitkiler+3
Pınar Önder
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Vitis vinifera (üzüm çekirdeği) ekstraktı kullanarak hazırlanan gümüş nanopartiküllerin ve 5-florourasil ile kombine kullanımının kolon kanseri hücre hattında apoptotik etkilerinin incelenmesi

Kolon kanserinin tedavisinde kemoterapi, radyoterapi, cerrahi müdahale gibi klasik yöntemlerin yanında, yenilikçi tedavi yöntemlerinden olan in vitro hedefe yönelik nanoteknolojik yöntemler geliştirilmeye başlanmıştır. Metal nanopartiküllerin biyosentezi; toksik olmayan, ucuz ve biyouyumlu bir yöntem olarak, kanser tedavilerinde hedefe yönelik terapötik etkinlik elde etmek adına araştırmacılar tarafından daha fazla ilgi görmektedir. Bu çalışmada; antioksidan ve serbest radikal temizleme aktivitesine sahip Vitis vinifera ekstraktı ile biyosentezlenen gümüş nanopartiküllerin (Vv-AgNP) tek başına ve 5 Florourasil (5-FU) ile birlikte kullanımının HT-29 hücre hattı üzerine sitotoksik ve apoptotik etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Vitis vinifera (üzüm çekirdeği) sulu ekstraktı kullanılarak yeşil sentezi gerçekleştirilen gümüş nanopartiküllerin karakterizasyonu için UV-görünür spektrofotometre (UV-vis) ve taramalı elektron mikroskobu (SEM) kullanılmıştır. Farklı konsantrasyonlarda (0-20μg/mL) hazırlanmış Vv-AgNP'ler tek başına ve 5-FU ile kombine edilerek, HT-29 hücreleri ile 72 saat boyunca muamele edilmiştir. Sentezlenen Vv-AgNP'lerin ve 5-FU ile kombinasyonunun HT-29 hücreleri üzerine sitotoksik etkileri BrdU hücre proliferasyon testi ile apoptoz ilişkili Kaspaz-3 protein seviyelerinin belirlenmesi ise Western blot yöntemi ile değerlendirilmiştir. Artan konsantrasyona bağlı olarak Vv-AgNP'lerin kontrol grubuna kıyasla HT-29 hücre hattı üzerinde hücre ölümünü arttırdığı gözlenmiştir. 1.25 μg/ml dozda kullanılan Vv-AgNP'lerin 5-FU ile birlikte uygulanmasında hücre canlılığında %50'den fazla azalma olduğu görülmüştür. Artan Vv-AuNP (5-10 μg/ml) dozlarında Kaspaz-3 aktivasyonunun arttığı, kombine kullanımda apoptotik etkinin daha belirgin olduğu bulunmuştur. Bu çalışmada üzüm çekirdeği ekstraktı ile sentezlenmiş Vv-AgNP'lerin 5-FU ile kombine kullanımının kanser hücreleri üzerinde sitotoksik ve apoptotik etkinlikte sinerjistik bir etki oluşturduğu ve kolon kanseri tedavisi için alternatif bir terapötik ajan olarak kullanılabileceği in vitro olarak gösterilmiştir.

Antineoplastik ajanlarBitki özütüFlüorourasil+7
Giray Salman
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Maraş otundaki (Nicotiana rustica linn) başlıca ağır metallerin tayini.

Dumansız tütün; bitki yapraklarından elde edilen en önemli bağımlılık yapan maddelerden biridir. Maraş otunun (Nicotiana Rustıca Linn) belirli gruplar tarafından kullanılması kronik hastalıklar veya kanser gibi sağlık sorunlarına neden olur. Amacımız, endüktif olarak eşleşmiş plazma kütle spektrometresi (ICP-MS) kullanarak maraş otundaki ağır metal seviyelerini belirlemekti. Bu çalışmada, Türkiye'nin güneybatı ve Akdeniz bölgesinde bulunan kullanıcıların illerinde 16 adet maraş otu (dumansız tütün) numunesi toplanmıştır. ICP-MS ile 15 elementin (Al, Cr, Mn, Fe, Co, Ni, Cu, Zn, As, Se, Cd, Sn, Sb, Hg ve Pb) seviyeleri belirlendi. En yüksek konsantrasyonlar aşağıdaki sırada bulundu: Fe (1.87-1.82 µg/g), As (0.99-1.03 µg/g), Al (0.98-0.96 µg/g) ve Mn (0.96-0.94 µg/g). En düşük konsantrasyonlar Cr (0.23-0.22 µg/g), Co (0.010-0.011 µg/g), Ni (0.06-0.05 µg/g), Cu (0.0320-0.0322 µg/g), Zn (0.1814-0.1817 µg/g), Se (0.74-0.75 µg/g), Cd (0.0009-0.001 µg/g), Sn (0.000-0.001 µg/g), Sb (0.001-0.0012 µg/g), Hg (0.0006-0.0007 ug/g) ve Pb (0.002-0.004 ug/g). Elde edilen sonuçlara göre; Tütün numunelerindeki bazı ağır metallerin Dünya Sağlık Örgütü'nün belirlediği kritik seviyelerin üzerinde olması dikkat çekicidir. Kamu kurum ve kuruluşlarınca alınan önlemlerin yanı sıra, tütün kaynaklı pek çok halk sağlığı sorunu ile mücadelede toplumun bilinç düzeyinin ve bilincinin artırılmasının büyük önem taşıdığını düşünüyoruz.

Ağır metallerAğır metallerKahramanmaraş+3
Mahad Ahmed Mohamud
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kuşburnu (rosa canina) ekstraktı kullanılarak gümüş nanopartiküllerin biyosentezi ve MCF-7 meme kanseri hücreleri üzerine in vitro sitotoksik etkisinin değerlendirilmesi

Meme kanseri, meme dokusundaki hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla oluşan ve dünyada kadınlar arasında en yaygın görülen kanser türüdür. Bu çalışmada, Rosa canina ekstraktı kullanılarak gümüş nanopartiküllerin biyosentezinin gerçekleştirilmesi ve MCF7 meme kanseri hücreleri üzerine in vitro sitotoksik etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gümüş nanopartiküllerin biyosentezi, Rosa canina sulu ekstraktı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Sentezlenmiş gümüş nanopartiküller (Rc-AgNP), UV-görünür spektrofotometre (UV-vis) ve taramalı elektron mikroskobu (SEM) gibi çeşitli analitik tekniklerle karakterize edilmiştir. MCF-7 hücreleri artan konsantrasyonlarda Rc-AgNP'lerle (0-20 μg/mL) 48 saat boyunca muamele edilmiş ve biyolojik olarak sentezlenmiş gümüş nanopartiküllerin MCF-7 hücreleri üzerinde sitotoksik etkileri MTT testi ile değerlendirilmiştir. Artan konsantrasyona bağlı olarak Rc-AgNP'lerin kontrol grubuna kıyasla meme kanseri hücrelerinde hücre ölümünü arttırdığı gözlenmiştir. IC50 değeri 4,69 μg/mL olarak belirlenmiştir. Bu çalışma, Rosa canina ektraktının gümüş nanopartiküllerin biyosentezi için kullanılabileceğini ve biyolojik olarak sentezlenmiş gümüş nanopartiküllerinde meme kanseri tedavisi için umut verici bir potansiyele sahip olduğunu göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Gümüş Nanopartikül, AgNP, Meme Kanseri, MCF-7,

Bitki özütüBiyosentezGümüş+7
Fatma Al Semerci
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Hypericum perforatum, celandula officinalis ve aloe vera bitki ekstratlarının karışımının insizyonel yara iyileşmesi üzerine etkilerinin histopatolojik olarak araştırılması

Kronik yaralar sağlık sisteminde önemli bir mortalite ve morbidite nedenidir. Çeşitli faktörler yara iyileşmesini olumsuz etkilemektedir. Günümüzde kronik yaraların bakım ve tedavisinde tam bir başarı sağlanamıyor olması nedeniyle hastalar ve sağlık profesyonelleri yenilikçi yaklaşımlara yönelmektedir. Bu çalışmada, Hypericum perforatum, Calendula officinalis ve Aloe vera bitki özütlerinin karışımının insizyonel yara iyileşmesi üzerine etkisinin histopatolojik olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada her grupta 7'şer rat olmak üzere toplam 14 rat kullanılmıştır. Gruplar deney ve kontrol olmak üzere 2'ye ayrılmıştır. Deney grubunun yaralarına her gün bitkisel ekstratların karışımı uygulanırken, kontrol grubuna steril serum fizyolojik ile pansuman uygulaması yapılmıştır. Çalışma süresi boyunca her iki grupta da yara yüzey alanları ölçümü, makroskopik değerlendirme ve histopatolojik inceleme yapılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre: makroskopik değerlendirme sonucunda kontrol grubunun yara iyileşmesinin daha kısa sürede tamamlandığı gözlenmiştir. Histopatolojik incelemelerde kontrol grubunda yara iyileşmesinin 21. günde tamamlandığı görülmüştür. Deney grubunda inflamatuar reaksiyon, epitel tabakası kaybı ve kronik granülasyon dokusu oluşumu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, bu çalışmada elde edilen bitkisel karışımın yara iyileşmesini olumsuz etkilediği gözlenmiştir. Bu nedenle, yara iyileşme mekanizmalarını etkileyen bitkisel özler üzerinde bilimsel çalışmaların artırılmasına ve bitkilerle tedavi alanının geliştirilmesine ihtiyaç vardır.

Aloe veraBitki özütüCalendula officinalis+4
Sultan Kaya
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Çinko oksit ve kudret narı (Momordica charantia) yağı kombinasyonunun diyabetik yara üzerine etkisinin incelenmesi

Diyabet, yara iyileşme sürecini olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle de diyabetik yaralarda iyileşmeyi olumlu etkileyecek uygulamalara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışma deneysel olarak diyabet oluşturulmuş ratlarda, kudret narı yağı ile kombine edilmiş çinko oksit tozu ile yapılan pansumanın yara iyileşmesi üzerine etkisinin histopatolojik ve biyokimyasal olarak araştırılması amacıyla yapılmıştır. Çalışmada her grupta 7şer rat olmak üzere toplam 28 rat kullanılmıştır. Diyabetik ve diyaetik olmayan şeklinde randomize edilen ratlar, sonrasında deney ve kontrol gruplarına ayrılmıştır. Deney gruplarına çinko oksit ve kudret narı (ÇKN) kullanılarak formüle edilmiş krem ile günlük yara pansumanı yapılırken, kontrol gruplarına serum fizyolojik ile günlük yara bakımı yapılmıştır. Çalışma boyunca, makroskopik gözlem, yara yüzey alanı hesaplaması, histopatolojik inceleme ve hidroksiprolin düzeyi ölçümü yapılmıştır. 7.gün ölçümlerinde yara yüzey alanının diyabetik deney grubunda kontrol grubuna göre daha küçük, non diyabetik deney grubunda ise nondiyabetik kontrol grubuna göre daha küçük olduğu tespit edilmiştir. Makroskopik gözlemlerde ÇKN karışımı uygulanan gruplarda daha olumlu yara iyileşmesi izlenmiştir. ÇKN uygulaması yarada bakteriyel kontaminasyonu ve skar dokusunu azaltıp, kollojen oluşumunu ve bağ dokusu sağlamlılığını artırmıştır. Sonuç olarak deney gruplarında yara iyileşmesinin daha iyi olduğuna dair umut verici kanıtlar elde edilmiştir.

Diabetes mellitusKudret narıMomordica charantia+4
Nadide Hülya Temizer
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Acil yardım afet yönetimi programı ve travma sonrası stres bozukluğu arasındaki ilişkisi

Araştırmanın amacı ileride yardım ve kurtarma çalışmasında görev almak için eğitim gören Acil Yardım ve Afet Yönetimi programı öğrencilerinin iş hayatlarında maruz kalabilecekleri Travma Sonrası Stres Bozukluğu konusunda bilgi sahibi olmalarıdır. Araştırma üç ayrı kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda Türkiye'de afet yönetim sürecinden ve Afet Yönetimi programlarının gerekliliğinden bahsedilmektedir. İkinci kısımda Travma Sonrası Stres Bozukluğunun ne olduğu, tarihi süreci, hangi meslek dallarında daha sık görüldüğü ve belirtilerinden bahsedilmektedir. Üçüncü kısımda ise öğrencilere uyguladığımız ''Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık'' ölçeğinin değerlendirmesi yapılmaktadır. Araştırma Acil Yardım Afet Yönetimi lisans programı, Acil Durum Afet Yönetimi ve Sivil Savunma İtfaiyecilik ön lisans programlarında okuyan gönüllü 199 öğrenci üzerine uygulanmıştır. Uygulanan ölçekte istatistiksel anlamlılık düzeyi (p<0,05) olarak kabul edilmiş ve analizler %95 güven düzeyinde tamamlanmıştır. Araştırmaya göre bayan ve erkek öğrencilerin psikolojik dayanaklıkları açısından anlamlı bir fark bulunmamaktadır (p>0,05), ancak lisans öğrencileri ile ön lisans öğrencilerini karşılaştırıldığında anlamlı bir farklılık bulunmaktadır (p<0,05). Sonuç itibariyle kurtarma ve yardım çalışması yapan kişiler travma yaşama bakımından duyarlı grubu oluşturmaktadır. Meslek hayatları süresince birçok trajik vaka ile karşılaşma ihtimali olan öğrencilere travma sonrası stres bozukluğu konusunda alanında uzman kişiler tarafından geniş kapsamlı bir eğitim verilmeli ve travmatik durumların etkilerinden nasıl kurtulabilecekleri noktasında mutlaka psikolojik destek sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Travma, Afet Yönetimi, Travma Sonrası Stres Bozukluğu

Acil tıpAdli yardımAfet yönetimi+1
Murat Tatoğlu
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik hastalığı olan hastalar ile bakım verenleri arasındaki yük algısının incelenmesi

Bu çalışmada kronik hastalığı olan hastalar ile bakım verenleri arasındaki yük algısının incelenmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve kolerasyonel özellikteki bu çalışma, Ocak 2019-Haziran 2019 tarihleri arasında Burdur Devlet Hastanesine başvuran, çalışmaya katılmayı kabul eden 400 hasta ve bakım vereni ile gerçekleştirilmiştir. Veriler, Zarit Bakım Verme Yükü Ölçeği (Zarit Caregiver Burden Scale) ve Kendini Yük Olarak Algılama Ölçeği (Self-Perceived Burden Scale) ile yüz yüze görüşme yoluyla toplanmıştır. Çalışmadan elde edilen zarit bakım verme yükü ölçeği ortalama toplam puanı 23,91±17,24, bakım verenlerin yükünün hafif düzeyde olduğu bulunmuştur. Hastaların kendini yük olarak algılama ölçeğinden aldıkları toplam puan ortalaması ise 23,06±10,29, hastaların kendilerini bakım verenlerine karşı yük olarak algıladıkları bulunmuştur. Hastaların kendini yük olarak algılama ölçeği ile bakım verenlerin zarit bakım verme yükü ölçeği puan ortalamaları arasında pozitif yönde çok güçlü düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (r=.850 p=.000). Sonuç olarak çalışmamız, kronik hastalığı olan hastalar ve bakım verenleri arasındaki yük algısını ölçmek, bakım verme ve bakım alma kavramları hakkında farkındalık yaratmak, bakım alma ile bakım verme sürecinde gelişebilecek yükün azaltılmasına yönelik girişimlerin planlanması ve geliştirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

AlgıBakım verenlerBakım verenler+7
Büşra Arıkan
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelikte aluminyum hidroksit taşıyıcılı hepatit B aşısına maruziyetin yavruların postnatal gelişimi üzerine etkilerinin araştırılması

Çalışmamızda, gebelik döneminin ilk trimesterinde uygulanan Hepatit B aşısının prenatal dönemde maternal ağırlık, gebelik süresi üzerine olan etkileri ile postnatal dönemde yavruların morfometrik gelişimi üzerine olan etkileri ve histopatolojik incelemelerinin araştırılması amaçlandı. Çalışmada, ağırlıkları 150- 200 gr arasında değişen 8 haftalık 30 adet dişi erişkin Wistar albino ratlar kullanıldı. Deney grubundan 12 ratın hamile kaldığı, kontrol grubundan ise 10 ratın hamile kaldığı tespit edildi. Gebeliğin ilk trimesterinde (7. gestasyonel günde) kontrol grubuna intramusküler NaCl, deney grubuna ise 2 μg dozda alüminyum hidroksit taşıyıcılı Hepatit B aşısı uygulandı. Deney ve kontrol gruplarındaki hamile ratların ağırlıkları, hamilelik boyunca gün aşırı ölçüldü. Hamileliğin sonunda, deney ve kontrol grubundaki ratların hamilelik süreleri ve yavru sayıları tespit edildi. Total gövde, kranium, toraks ve ekstremite ile ilgili morfometrik büyüme parametreleri, her bir yavru için yenidoğan, laktasyon ve erişkin dönemleri boyunca ölçüldü. Çalışmanın sonunda 12 haftalık yavru ratlardan böbrek ve karaciğer doku örnekleri alınarak rutin H&E ile boyanarak histopatolojik yönden incelendi. Hamilelik boyunca deney grubundaki ratların kontrol grubuna göre daha az maternal ağırlıklarında artış olduğu tespit edildi. Deney grubunda 11 hamile rattan 89 adet yavru (34 erkek, 55 dişi), kontrol grubundaki 9 hamile rattan ise 102 adet yavru (51 erkek, 51 dişi) elde edildi. Deney ve kontrol grubu morfometrik parametrelerinin karşılaştırılmasında, her dönemde ve tüm parametrelerde gruplar arasında fark olmadığı tespit edildi (p>0.05). 6-12 haftalar arasında alınan parametrelerde aynı cinslerin deney ve kontrol grupları arasındaki karşılaştırılmasında (erkek-erkek, dişi- dişi) ise her iki gruptada aynı cinsler arasında anlamlı fark tespit edilmedi (p>0.05). Postnatal dönemde deney ve kontrol grubundaki yenidoğan-erişkin dönemi boyunca alınan tüm morfometrik parametreler ile yaş arasında müsbet yönde korelasyon vardı (p<0,001). Kontrol ve deney grubundaki dişi ve erkek ratlardan alınan böbrek ve karaciğer dokularının histopatolojik değerlendirmesinde normal görünümde oldukları gözlendi. Yaptığımız çalışma sonucunda gebeliğin ilk trimesterinde (7. gün) uygulanan uygulanan tek doz aluminyum hidroksit adjuvantlı ticari Hepatit B aşısının (2μg/doz) maternal kilo alımı, doğum sonrası dönemde ise yavruların morfometrik büyüme parametreleri ve organları üzerinde etkisinin olmadığı görülmüştür.

Alüminyum hidroksitGebelikHepatit B+2
Merve Vicir
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Vitis vinifera ekstraktı (üzüm çekirdeği) ile sentezlenen altın nanopartiküllerinin in vitro antikanser etkilerinin ve kolon kanseri hücrelerine karşı gemsitabin ile birlikte kullanımlarının araştırılması

Vitis vinifera Ekstraktı (Üzüm Çekirdeği) ile Sentezlenen Altın Nanopartiküllerinin in Vitro Antikanser Etkilerinin ve Kolon Kanseri Hücrelerine Karşı Gemsitabin ile Birlikte Kullanımlarının Araştırılması Kolon kanseri, dünyada kadın ve erkeklerde gözlenen en yaygın kanser türlerinden biri olup, önlenmesi ve tedavisi ile ilgili çözüm arayışları halen devam etmektedir. Mevcut kanser tedavilerinde karşılaşılan problemleri çözmek adına yenilikçi teknolojilerden biri olan nanoteknoloji, istenen özellikleri elde etmek için çok çeşitli organik ve inorganik malzemeler kullanarak nanoparçacıkların tasarlanmasını ve karakterize edilmesini mümkün kılmaktadır. Bu çalışmada, Vitis vinifera (üzüm çekirdeği) ekstraktı kullanılarak altın nanopartiküllerin (Vv-AuNP) biyosentezi ve HT-29 insan kolon kanseri hücreleri üzerine tek başına ve Gemsitabin ile birlikte kullanımının in vitro sitotoksik ve apoptotik etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Vitis vinifera (üzüm çekirdeği) sulu ekstraktı kullanılarak sentezlenen altın nanopartiküllerin karakterizasyonu UV-görünür spektrofotometre (UV-vis) ve taramalı elektron mikroskobu (SEM) kullanılarak gerçekleştirilmiştir. HT-29 hücreleri farklı konsantrasyonlarda (0-400μg/mL) hazırlanmış Vv-AuNP'lerle ve 200 μg/ml sabit dozda Gemsitabin ile birlikte 72 saat boyunca muamele edilmiştir. Sentezlenen Vv-AuNP'lerin ve Gemsitabinle kombinasyonunun HT-29 hücreleri üzerine sitotoksik etkileri BrdU hücre proliferasyon testi ile apoptoz ilişkili Kaspaz-3 protein seviyeleri ise Western blot yöntemi ile değerlendirilmiştir. Artan konsantrasyona bağlı olarak Vv-AuNP'lerin kontrol grubuna kıyasla kolon kanseri hücrelerinde hücre ölümünü arttırdığı gözlenmiştir. Vv-AuNP'lerin 200 μg/ml ve üzeri dozda kullanıldığında hücre canlılığında %50'den fazla azalma olduğu, Gemsitabin ile birlikte kullanımında ise daha düşük Vv-AuNP dozunda kombine etkide artış olduğu görülmüştür. Artan Vv-AuNP dozlarında Kaspaz-3 aktivasyonunun arttığı kombine kullanımda bu apoptotik etkinin daha belirgin olduğu bulunmuştur. Bu çalışmada üzüm çekirdeği ekstraktı ile sentezlenmiş Vv-AuNP'lerin Gemsitabin ile birlikte kullanımının sinerjistik bir etki oluşturduğu ve kolon kanseri tedavisi için alternatif bir terapötik ajan olarak kullanılabileceği gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Vitis vinifera, Altın Nanopartikül, Gemsitabin, Kolon Kanseri, HT-29

AltınBitki özütüGemsitabin+6
Selim Genç
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

112 il ambulans başhekimliği servisinde çalışan personellerin afet ve acil durumlara hazırlık düzeylerinin belirlenmesi: Burdur ili örneği

Çalışmanın amacı Burdur ili 112 ambulans servisinde çalışan personellerin afet ve acil durumlara hazırlık seviyesinin belirlenmesidir. Çalışmamızda KARABIYIK tarafından 2010 yılında yapmış olduğu yüksek lisans tezinde geliştirdiği ölçek kullanılmıştır. Çalışmamız on bölümden oluşmaktadır. İlk iki bölümde afet ve acil durum kavramları üzerinde durulmuş ve aralarındaki farklılıklar örneklerle ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise afet yönetimi ve evreleri üzerinde durulmuştur. Dördüncü bölümde Türkiye ve dünya üzerinde bazı ülkelerin afet yönetim sistemleri incelenmiştir. Beşinci bölümde Türkiye afet yönetim sisteminde 112 ambulans servisinin yeri ve önemi incelenmiştir. Altıncı bölümde Burdur ilinin afetselliği ve 112 il ambulans başhekimliğinin özelikleri incelenmiştir. Yedinci bölümde araştırmamızın gereç ve yöntemi belirtilmiştir. Çalışmamızın evrenini 112 il ambulans servisinde çalışan 392 kişiden, çalışmamıza katılmayı kabul eden 260 kişi oluşmuştur. Uygulanan ölçekte istatistiksel anlamlılık düzeyi (p<0,005) olarak kabul edilmiştir. Çalışmamızın "Cronbach's Alpha" testi sonucu 0,984 bulunmuştur. Kullandığımız ölçek dokuz kısımdan oluşmaktadır. İlk sekiz kısım afet ve acil durumlara hazırlık kriteri olarak değerlendirilmiştir. Son kısımda çalışmamıza katılan personellerin sosyo – demografik özellikleri incelenmiştir. Çalışmamızın sekizinci kısmında bulgular verilmiştir. Dokuzuncu kısımda bulguların literatürde benzer kaynaklarla karşılaştırılması yapılmıştır. Onuncu kısım sonuç ve önerilerden oluşmaktadır.

112 Acil Çağrı MerkeziAcil durumlarAfet hazırlığı+6
Faruk Demirsoy
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık personelinin çalıştığı birime göre ikincil travmatik stres düzeyinin belirlenmesi

Araştırma sağlık personelinin çalıştığı birime göre ikincil travmatik stres düzeyini belirlemek amacı ile Nisan – Eylül 2018 tarihleri arasında Burdur Devlet Hastanesinde çalışan 212 sağlık personeli ile yapılmıştır. Veri toplama aracı olarak "Sosyodemografik Özellikler Formu" ve "İkincil Travmatik Stres Ölçeği" kullanılmıştır. Çalıştığı birime göre sağlık personelinin ikincil travmatik stres ölçeği toplam puan ve alt boyut puan ortalamaları karşılaştırıldığında kaçınma ve uyarılma alt boyutu ve toplam puan ortalamaları açısından iki grup arasında anlamlı bir farklılık olduğu (p<0.05), buna karşın istemsiz etkilenme alt boyutunda anlamlı bir farklılık olmadığı bulunmuştur (p>0.05). Toplam puan ve tüm alt boyutlarda dahili birimlerde çalışan personelinin puan ortalamasının cerrahi birimlerde çalışan personellere göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak çalışmamızda sağlık çalışanların ikincil travmatik stres düzeyleri ortalamanın üzerinde bulunmuştur. Çalıştığı birim ne olursa olsun sağlık personelinin ikincil travmatik stres düzeyinin yüksek olduğu ve ikincil travmatik strese bağlı semptomların ortaya çıkmaması için çalışanların yaşadığı stresi azaltacak, dolaylı travma reaksiyonlarını en aza indirgeyecek girişimlere ihtiyaç duyulduğu ve bu girişimleri belirleyecek yeni araştırmalar yapılması önerilmektedir.

BurdurHastaneler-devletSağlık personeli+4
Gamze Öztürk
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Mermer işçilerinin Erasmus sendromu hakkında bilgi ve bilinç düzeylerinin belirlenmesi

Geçmişten günümüze tarihin hemen hemen her döneminde sık rastladığımız mermer geçmişte olduğu gibi bugün de önemini korumaktadır. Doğal taş sınıfına giren mermer değişik alanlarda kullanılmakta olup birçok çeşidi bulunmaktadır. Türkiye mermer rezervi açısından zengin bir ülke olup dünya rezervinin büyük bir bölümünü karşılamaktadır. Afyon, Balıkesir, Bursa, Bilecik, Denizli, Muğla, Burdur, Kırklareli, Kırşehir, Çankırı, Çorum, Kastamonu, Niğde, Kayseri, Bitlis, Erzincan, Sivas, Tokat, Kütahya, Eskişehir, Diyarbakır, Elazığ, Çanakkale, Konya ve Manisa Türkiye de mermer rezervinin yoğun miktarda bulunduğu, çıkarıldığı ve işlendiği illerdir. Bu illerimizde sanayileşme günden güne ilerlerken buna paralel olarak da meslek hastalıkları ilerlemekte ve yeni hastalıklar ortaya çıkmaktadır. Dünyada da bu durumda en çok sanayileşme olan bölge halkı etkilenmektedir. Meslek hastalıklarının en önemlilerinden mesleki akciğer hastalıkları günümüzde yaygın ve artan bir hastalık olarak bilinmektedir. Mermer işçilerinin solunum yoluyla maruz kaldığı mermer tozu birçok rahatsızlığa yol açmakta olup silika tozundan kaynaklanan silikozis bunların en yaygın bilineni ve tehlikeli olanlarından biridir. Fakat silika tozunun tek etkisi bu değildir. Silika tozu birtakım değişimlere yol açarak sklerodermanın etkilenmesine zemin hazırladığı düşünülmektedir. Sistemik skleroderma ve silika tozu ilişkisi ise Erasmus Sendromu olarak isimlendirilmiş olup bu konuda birçok vakaya rastlanması silika tozuna maruz kalan çalışanların skleroderma gelişimi açısından yakın takibe alınması ve gerektiğinde maruz kalınan durumun sonlandırılmasına karar verilmesi halk sağlığı açısından büyük önem taşımaktadır. Çalışmamızda mermer fabrikalarındaki işçilerle birebir anket yapılıp bilinen tehlikelerin pekiştirilmesi, bilinmeyen ve görünmeyen tehlikelerin işçilere ve kurumlara açık dille anlatılması ve ilimizdeki mermer fabrikalarında çalışan işçilerin sosyo-demografik özellikleri, çalışma şartları ve sağlık durumları ile ilgili bilgi edinme amaçlanmıştır. Çalışmanın gerçekleştirilebilmesi için gerekli etik izinler alınmıştır. Yapılan istatistiki analizler sonucu katılımcıların işyerindeki gürültüden rahatsız olma durumları hariç tüm sağlık ve hastalık durumları incelendiğinde tüm bağımlı ve bağımsız değişkenler arasındaki farkın istatistiki açıdan önemli olduğu bulunmuştur (p<0,05). Katılımcıların işyeri ve mesleki özellikleri incelendiğinde ise kaç senedir mermer sektöründe çalıştıkları, işyerinde özel kıyafet kullanma durumları ve iklim şartlarından etkilenmeleri hariç tüm bağımlı ve bağımsız değişkenler arasındaki farkın istatistiki açıdan önemli olduğu bulunmuştur (p<0,05). Araştırmamızdan edindiğimiz bilgilere göre erasmus sendromu hastalığının pek bilinmediği, hastalığa karşı etkin bir tedavi yönteminin henüz olmadığı bu tip çalışmalarla da bu hastalığı daha çok duyurmanın önümüzdeki süreçte hastalığın tanı ve tedavi sürecine katkı sağlayacağı kanaatindeyiz.

Erasmus sendromuMermerMermer işletmeleri+4
Bahadır Algül
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2019
00