
29
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Kırım kongo hemorajik ateşi virüsü enfeksiyonuna karşı serolojik teşhis yöntemleri geliştirilmesi
Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı (KKKAH), insanlarda şiddetli hastalık ve hemorajiye neden olan ve yüksek mortaliteyle seyreden kene kaynaklı bir hastalıktır. KKKAH viral genomu her biri ayrı ayrı enkapsüle olmuş negatif anlamlı tek iplikli 3 segmentten oluşur. KKKAH virüsü insanlara enfekte kenelerin ısırmasıyla veya viremik insan ve hayvanlarla direkt temas sonucubulaşır. Hastalık Afrika, Avrasya ve Ortadoğu?da çok geniş bir alanda rapor edilmiştir. Türkiye?de 2002 yılında bir salgın bildirilmiştir. Bu tarihten itibaren KKKAH vakalarının her yıl sürekli olarak artış göstermesi virüsü halk sağlığı problemi haline getirmektedir. İnsanlarda anti-KKKAH IgG ve IgM?lerin tespiti için İmmunofloresan testleri (IFA) ve enzim ilintili immunosorbent deneyleri (ELISA) kullanılmaktadır. Virüs deteksiyonu hastalığın erken döneminde teşhis için en çok tercih edilen metottur. Akut dönemde enfeksiyonun teşhisinde kullanılan testler hücre kültürü ve tersine transkripsiyon polimeraz zincir reaksiyonudur (RT-PCR). Hastalığın spesifik bir tedavisi bulunmadığından erken teşhis oldukça önemlidir. Hastalığın erken dönemlerinde teşhis edilen hastalarda destekleyici tedavi etkili olabilmektedir. Bu çalışmada insanlarda KKKAH?nın erken teşhisi için antijen ELISA testi geliştirildi. Ankara, Sivas ve Samsun?dan toplanan hasta serumları geliştirilen antijen ELISA ile test edildi ve sonuçlar Vectorbest® Vectocrimean-CHF-Ag ELISA kiti ile karşılaştıldı. Sonuçlara göre geliştirilen antijen ELISA testinin özgüllüğü % 94 ve hassasiyeti % 95 olarak xxbelirlendi. Geliştirilen antijen ELISA testi endemik bölgeden toplanan kene örneklerine adapte edildi. Ayrıca koyun, keçi, sığır, fare ve tavşan anti-KKKAH IgG?lerinin belirlenmesi için indirekt ELISA testi geliştirildi. Sonuç olarak hücre kültüründen elde edilen KKKAH viral antijenler kullanılarak KKKAH antijen ve antikorlarının tespiti amacıyla ELISA tabanlı bir teşhis sistemi geliştirildi.Anahtar kelimeler: KKKAH, Antijen ELISA, İndirekt ELISA, Teşhis
Denizli ve Burdur yörelerindeki sığırlarda bovine respiratory syncytial virus enfeksiyonunun serolojik olarak araştırılması
Bu çalışma, Denizli ve Burdur yörelerindeki sığırlarda Bovine Respiratory Syncytial Virus (BRSV ) enfeksiyonunun varlığının serolojik olarak saptanması ve bu yörelerdeki yaygınlığı hakkında bilgi edinilmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmada, Ekim 2017- Mart 2018 tarihleri arasında hayvancılığın yoğun olarak yapıldığı Denizli ilinin Acıpayam, Bozkurt, Çameli, Pamukkale, Serinhisar, Tavas ilçelerinde ve Burdur ilinin Çavdır, Gölhisar, Karamanlı, Tefenni ilçelerinde bulunan küçük aile işletmelerinde yetiştiriciliği yapılan 6 ay yaştan büyük farklı ırk ve cinsiyette toplam 271 adet sığırdan kan serumu örneği alınmıştır. Toplanan serum örneklerinin indirekt ELISA ile analizleri sonucunda BRSV seropozitifliği % 76,38 oranında bulunmuştur. İllere göre de BRSV antikor oranı da Denizli'de %68,38, Burdur'da %84,44 olarak tespit edilmiştir. Numunelerin toplandığı illerde tespit edilen seropozitiflik oranları arasındaki farklılığın istatistiki açıdan karşılaştırıldığında önemli olduğu (P<0.01) belirlenmiştir. Sonuç olarak, Denizli ve Burdur yörelerinde küçük aile işletmelerinde yetiştirilen sığırlarda BRSV enfeksiyonunun yaygın olarak bulunduğu ve bu enfeksiyonun kontrolü/mücadelesi amacıyla ciddi önlemlerin alınması gerektiği kanaatine varılmıştır.
Direkt immunfloresan (DIF) testi ve reverz transkriptaz - polymerase chain reaction (RT-PCR) tekniği kullanılarak sığırlarda parainfluenza virus tip 3' ün (BPIV3) araştırılması
Burdur, Afyonkarahisar ve Isparta illerinde bulunan solunum sistemi enfeksiyonu klinik bulguları taşıyan ve aşılanmamış 190 adet sığırdan örnekleme yapıldı. Bu amaçla hayvanlardan nazal ve konjuktival swap örnekleri ile kan örneği alındı. Alınan örneklerler virolojik ve moleküler olarak incelendi. Toplanan 570 örnekte RT-PCR testi ile BPIV3 RNA viral genomu, 380 örnekte direkt immunfloresan antikor boyama yöntemi ile antijen varlığı araştırıldı. Yapılan moleküler çalışmada nazal swap örneklerinde 2 adet pozitiflik elde edilirken, konjuktival swap ve lökosit örneklerinde nükleik asit varlığına rastlanılmadı. Bunun yanı sıra virolojik olarak yapılan araştırmada 6 adet nazal swap örneğinde BPIV3' e ait antijenik yapılar gözlendi. Konjuktival swap örneklerinde ise etken tespiti yapılamadı. Viral genom varlığının ortaya koyulduğu 2 örnekte de virolojik teşhis gerçekleştirildi. Bunun yanı sıra moleküler ve virolojik olarak BPIV3 tespit edilen bir hayvana ait akciğer dokusunda histopatolojik incelemelerde bulunuldu. Bu incelemeler sonucunda pnömoni olgularına özgü septal doku kalınlaşması ve yangısal hücre infiltrasyonları gibi patolojik bulgular ortaya koyuldu. Moleküler ve DIF testi ile BPIV3 pozitifliği ortaya konulan bir örneğin sekans ve filogenetik analizleri yapıldı. Bu analizler sonucunda izole edilen suşun M proteinini kodlayan gen bölgesi baz alındığında BPIV3c genotipinde yer aldığı sonucuna ulaşıldı.
İneklerin meme başlarında görülen lezyonlarda bovine papillomavirus varlığının virolojik yönden araştırılması
Burdur-Merkez ve ilçelerinde halk elinde bulunan çeşitli işletmelerden meme başlarında farklı görünümde lezyon bulunan holstein ırkı, 2-8 yaş arası, 106 adet dişi inekten kan ve doku (siğil) örnekleri toplandı. Kan serumu örneklerinin 59 (%55,66) adedinde BPV (antijen) pozitiflik ve 47 (%44,34) adedinde BPV (antijen) negatiflik belirlendi. Doku (siğil) örneklerinde BPV varlığı tespitinde PCR testinde konsensüs primerler FAP59/64 ve MY11/09 kullanıldı. 106 örneğin 24 (%22,64) adedinde FAP59/64 pozitiflik belirlenirken, MY11/09 hiçbir örnekte varlığı tespit edilmedi. BPV tip spesifik primerleri açısından genel olarak 106 örneğin hepsinde BPV pozitiflik bulunurken, hiçbir örnekte BPV-14 pozitiflik tespit edilmedi. Meme siğillerinde tek ve miks tiplerin birlikte görüldüğü genel dağılımda; BPV-2 (40 adet, %37,7), BPV-6 (28 adet, %26,4), BPV-8 (30 adet, %28,3), BPV-9 (36 adet, %34), BPV-10 (32 adet, %30,3) ve BPV-12 (22 adet, %20,8) daha yaygın olduğu belirlendi. Meme lezyonlarının makroskobik görünümüne göre tiplerin dağılımı; Düz ve Yuvarlak formlarda en yüksek pozitiflik BPV-2 ve BPV-10, Pirinç Tanesi formlarda en yüksek pozitiflik BPV-6, BPV-10, BPV-12, BPV-8+BPV-9 ve BPV-3+BPV-6+BPV-8+BPV-11, Saplı ve Sivri formlarda en yüksek pozitiflik BPV-9 görüldü. Yaşa göre BPV tiplerinin dağılımı; 2 yaş grubunda en fazla BPV-2 tipine, 3 yaş grubunda en fazla BPV-10 tipine, 4 yaş grubunda en fazla BPV-9 tipine, 5 yaş grubunda en fazla BPV-8+BPV-12 tiplerine, 6-8 yaş grup aralığında en fazla miks tipler olduğu tespit edildi. Yaş ilerledikçe, BPV tiplerinin miks görülme olasılığının arttığı belirlendi. Düz ve yuvarlak form siğillerin saplı ve sivri form siğillere göre daha genç yaşta görüldüğü belirlendi (p=0,003). Pirinç tanesi formda bulunan siğillerin görüldüğü yaş ile diğer form siğillerin görüldüğü yaş arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Çalışmada BPV tip spesifik primerleri ile pozitif belirlenen tüm örneklerde, meme lezyonlarından yapılan histopatolojik incelemelerde ve immunohistokimyasal testlerde pozitiflik bulundu. Buna göre, her üç test ve uygulamanın arasındaki ilişki (korrelasyon) benzer bulundu. BPV tip spesifik primerleri ile pozitif belirlenerek seçilen örneklerde (en az bir adet inceleme yapıldı) yapılan elektron mikroskobi incelemelerinde virus varlığı görüntülendi. Ancak, ELISA (antijen) testinin kan serumu örneklerinden BPV tespitinde daha az duyarlı olduğu belirlendi. Çalışmada, meme lezyonları papillomlarında tespit edilen tüm tiplerde otolog aşı uygulaması sonucunda %100 (12/12) başarı sağlanırken; BPV tip 1, 2, 4, 6, 9, 10 ve 11'de tespit edilen papillomlarda, NDV La Sota suşu uygulamaları sonucunda %41,7 (5/12) başarı sağlandı. Örneklemenin yapıldığı işletmelerde çevre koşullarının BPV tiplerinin yayılımında etkisi incelendiğinde, meme lezyonlarında BPV varlığı en yüksek düzeyde; 1-49 adet hayvan sayısı bulunduran küçük ve yarı-açık işletmelerde, hayvan bakım-besleme koşullarının ve ahır temizliğinin orta düzeyde olduğu işletmelerde, sağımın makine ile yapıldığı ve sağım öncesi ve sonrası temizlik ve dezenfektan kullanımının yapıldığı işletmelerde belirlendi.
Sığırların vücutlarında görülen bovine papillomavirüs kaynaklı siğillerin virolojik, patolojik ve klinik açıdan incelenmesi
Burdur-Merkez ve ilçelerinde süt ve et üretimi için yetiştirilen 100 adet sığırın vücudunun farklı bölgelerinde gelişen siğillerden örnekler toplandı. 100 adet siğil örneğinin BPV PCR testinde FAP 59/64 8 (%8) adedinde pozitif bulunurken, MY11/09'da pozitiflik belirlenmedi. BPV tipleri 100 örneğin 74 (%74)'ünde tespit edilirken, hiçbir örnekte BPV tip 14 bulunmadı. Vücut siğillerinde BPV tiplerinin genel dağılımında; BPV-2 (%67,6), BPV-10 (%33,8), BPV-9 (%28,3) ve BPV-1 (%26,3)'in daha yaygın olduğu belirlendi. Ayrıca, BPV tiplerinde (tek ve miks) en yüksek pozitiflik iki tip (%37,84) olanlarda bulundu. Vücut siğillerinin makroskobik görünümlerine göre yapılan değerlendirmede en fazla %72 düzeyinde düz ve yuvarlak form belirlendi. Düz ve yuvarlak form ve sivri-saplı form siğillerin 48 ay ve üstü yaşta (%33,3); pirinç tanesi form siğillerin 12-23 aylık yaşta (26,7) en fazla düzeyde bulunduğu tespit edildi. Siğillerin makroskobik görünümü ile yaş ve bulundukları anatomik bölge arasında istatistiki bir ilişki bulunmadı (p>0,05). Patolojik açıdan incelenen doku örneklerinin %68'i papillom ve %32'si fibropapillom olarak sınıflandırıldı. Papillom örneklerinin %62,5'inde PCR testi ile tiplendirme yapıldı ve en fazla BPV-2 (%40,6), BPV-10 (%21,9), BPV-1 (%18,8) ve BPV-9 (%12,5) tespit edildi. Fibropapillom örneklerinin %94,7'sinde PCR testi ile tiplendirme yapıldı ve en fazla BPV-2 (%68,4), BPV-9 (%36,8), BPV-10 (%36,8), BPV-1 (%21,7), BPV-8 (%21,1) ve BPV-4 (%15,8) belirlendi. PCR ile tespit edilen BPV tipleri oranının fibropapillomlarda, papillomlardan daha fazla olduğu tespit edildi ve istatistiki açıdan anlamlı bulundu (p<0.05). Siğillerin anatomik yerleşim yerlerine göre en fazla papillom (%50) ve fibropapillomlar (%57,9) baş-boyun bölgesinde belirlendi. Makroskobik görünüme göre en fazla papillom (%82,4) ve fibropapillomlarda (%56,2) düz ve yuvarlak formdaydı. Tek ve miks enfeksiyon durumuna göre en fazla papillom (%25,0) ve fibropapillomlarda (%34,4) iki tiple görüldü. Vücut siğillerinde BPV tip spesifik primerler ile pozitif belirlenen örneklerin histopatolojik incelemeleri ve immunohistokimya testleri pozitif tespit edildi. Ayrıca, her bir BPV tip pozitif tespit edilen örnekten bir adet seçilerek elektron mikroskobi incelemesi yapılarak BPV varlığı epitel hücrelerin intrasitoplazmik ve/veya intranükleer bölgelerinde görüldü. BALB/c fare keratinosit primer hücrelerinde vücut siğillerinden elde edilen BPV tiplerinin ekimleri sonucu ve L-929 fare fibroblast devamlı hücre hatlarına BPV (ATCC VR-703TM) standart virüsun ekimleri sonucu tipik CPE oluşumları gelişti. Her iki hücre hattı ile yapılan mikrotitrasyon testleri sonucu aynı titreler belirlendi. Hem vücut siğillerinden elde edilen BPV tipleri hem de standart BPV titreleri oldukça yüksek bulundu. Çalışmada makroskobik açıdan sınıflandırılan vücut siğillerinin tüm formlarında Topikal Pomat® Formülasyon-3 uygulamalarının %100 oranında gerileme ve tam iyileşme sağlandığı belirlendi. Bir yıllık süreçte tüm olgularda siğillerin tekrarlaması (rekürrenslik) tespit edilmedi.
Kedilerde feline coronavirus enfeksiyonunun virolojik ve serolojik araştırılması
Kedilerde Feline Coronavirus Enfeksiyonunun Virolojik ve Serolojik Araştırılması Feline coronavirus enfeksyonu kedi sağlığını etkileyen önemli viral bir hastalıktır. Bu çalışmada, kedilerde feline coronavirus enfeksiyonu (FCoV) virolojik ve serolojik yöntemler kullanılarak varlığı araştırıldı. Bu amaçla evde pet hayvanı olarak beslenen söz konusu enfeksiyona karşı aşılanmamış farklı ırk, cinsiyet, yaş ve sosyal çevrede bulunan klinik bulgu gösteren veya göstermeyen altı ay yaşdan büyük 60 kediden hem kan ve hem de dışkı örneklemesi yapıldı. Toplanan kan numunelerine FCoV antikor (Ab) rapid test ve indirekt Enzyme Linked Immunosorbent Assay (ELISA) yöntemleri uygulanarak FCoV antikorları yönünden kontrol edildi. Benzer şekilde aynı kedilerden alınan dışkı numuneleri de FCoV antijen (Ag) rapid test yöntemi kullanılarak FCoV antijen varlığı yönünden kontrol edildi. Analizleri yapılan 60 kedi kan serumu numunesinin rapid test-Ab yöntemi ile 21'i (%35), indirekt ELISA yöntemiyle ise 41'i (%68,33) seropozitif olarak belirlendi. Genel olarak farklı yaş guruplarında ve cinsiyet bazında tespit edilen antikor pozitiflik oranları arasındaki farklılığın istatistiksel olarak önemsiz (P˃0.05) olduğu tespit edildi. Ancak ELISA ile tespit etiğimiz seropozitifliğin 2 yaş ve altı ile 3 yaş ve üstü olarak istatistik değerlendirilmesinde anlamlı (P<0,05) farklılığın olduğu belirlendi. Benzer şekilde indirekt ELISA yöntemi ile rapid test-Ab yöntemi sonucunda belirlenen antikor pozitiflik oranları arasındaki farklılığın da istatistiksel olarak önemli (P˂0.001) olduğu tespit edildi. Toplanan 60 adet dışkı örneğinde de FCoV varlığı rapid test-Ag yöntemi ile araştırıldı ve 1 numune (%1,67) antijen pozitif bulundu. Bu araştırma sonucunda sahipli kedilerde FCoV enfeksiyonunun varlığı/yaygınlığı hem virolojik hem de serolojik olarak ortaya konulmuştur. Ayrıca FCoV enfeksiyonunun serolojik tanısında indirekt ELISA yönteminin rapid test-Ab yöntemine göre daha duyarlı ve güvenilir olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Antijen, Antikor, ELISA, Feline Coronavirus, Kedi, Rapid Test
Koyunlarda Kırım-Kongo kanamalı ateşi virusu (KKKAV) seroprevalansının araştırılması
Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Virusu (KKKAV) ağırlıklı olarak Hyalomma keneleriyle bulaşan, insanlarda ölümcül seyreden, şiddetli hemorajik ateşe yol açan viral bir patojendir. Afrika, Asya ve Avrupa'da yaygın bir dağılıma sahip kene kaynaklı bir hastalık olan KKKA Türkiye'de de görülmektedir. Bu ölümcül patojen birçok evcil ve yabani hayvanı içeren kene-omurgalı-kene döngüsüyle doğadaki varlığını sürdürmektedir. KKKAV ile enfekte olan evcil hayvanlarda klinik belirti görülmez ancak bu hayvanların serumlarındaki antikor varlığı etkene maruziyetin en önemli kanıtıdır. Çiftlik hayvanlarında KKKAV'ye maruziyetin ortaya konması insan sağlığını tehdit eden KKKA'ya karşı avantaj sağlayacaktır. Bu çalışma, Türkiye'nin Batı Akdeniz bölgesindeki koyunlarda KKKA'nın yayılımı hakkında güncel bilgiler elde edilmesi amacı ile gerçekleştirildi. Bu amaçla 395 adet koyun kan serumunda KKKA'ya özgü antikor varlığı çift antijenli sandviç ELISA yöntemiyle test edildi. Kullanılan ELISA kitinin tanısal sensitivite ve spesifisite değerleri sırasıyla %96,8-99,8 ve %99,8-100 oranlarına sahipti. Koyunlarda KKKAV enfeksiyon seroprevalansı %95 güven aralığında %18,98 (75/395) olarak belirlendi. Test sonuçlarının yaş (x2=9,545 P<0,002), akarisit kullanımı (x2=21,088 P<0,000), kanatlı hayvan bulundurma (x2=3,951 P<0,047), ağıl yapısı (x2=23,363 P<0,000), ağıl zemini temizleme sıklığı (x2=4,674 P<0,031)'nden etkilendiği tespit edildi. Örneklerin alındığı koyunların üzerinde daha çok Rhipicephalus spp. kenelerin olduğu gözlendi. Bu çalışmada Batı Akdeniz bölgesindeki koyunlarda tespit edilen KKKA seroprevalansına dair bölgedeki ilk sero-epidemiyolojik veriler ortaya konmuştur. Sonuç olarak, bu etkenin Türkiye'de yeni lokasyonlara yayılmış olması nedeniyle, KKKA için kapsamlı izleme stratejilerinin uygulanması önerilmektedir.
Kırım-kongo kanamalı ateşi hastalığına karşı koruyucu aşı geliştirilmesi
Kırım-Kongo kanamalı ateşi hastalığı virüsü (KKKAHV), insanlarda şiddetli kanamalı hastalığa neden olan kene kaynaklı bir virüstür. Türkiye'de, ilk klinik Kırım-Kongo kanamalı ateşi hastalığı (KKKAH) vakası 2002 yılında tanımlanmıştır. Türkiye'de bugüne kadar 8000'den fazla KKKAH vakası bildirilmiş olup ciddi halk sağlığı tehdidi oluşturmaktadır. Hastalığın vaka sayılarının artması, mortalite oranının yüksek olması ve etkili bir tedavisinin olmayışı, KKKAH'nin toplum sağlığını tehdit eden bir biyoterörizm ajan olduğunu düşündürmektedir. Bu bağlamda, KKKAH'ye karşı etkili ve güvenli bir aşı geliştirilmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı, Vero E6 hücre kültürlerden ve fare beyinlerinden pürifiye edilerek formalin ile inaktive edilip, Alum adjuvant ile formüle edilerek hazırlanan potansiyel KKKAHV aşılarının immünojenitelerinin değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Çalışmada altı gruba ayrılan (n=6 her bir grup) 4-6 haftalık BALB/c fareler, Alum ile adjuvanize edilen 5, 10 ve 20 μg dozlarda hücre kültür tabanlı aşı ve fare beyni tabanlı aşı ile intraperitoneal (i.p.) yolla immünize edildi. İlk immünizasyondan sonra 21. ve 42. günlerde aynı dozlarla aşılamalar tekrar edildi. Hem hücre kültür tabanlı aşıda hem de fare beyni aşısında oluşan serum antikor seviyeleri doza bağlı olarak artış göstermektedir. Hücre kültür tabanlı aşının her üç doz gruplarında oluşan serum antikor titreleri fare beyni aşısının uygulandığı doz gruplarından elde edilen titrelerden önemli derecede yüksek olduğu belirlendi. Hücre kültür tabanlı aşının 5 µg doz grubunda aşılamadan sonraki 12. ayda ölçülen ortalama nötralizan antikor seviyesi, fare beyni aşısının aynı doz grubundaki 4. ayda ölçülen ortalama nötralizan antikor seviyesi ile benzer olduğu görüldü. Bu sonuçlar açık bir şekilde KKKAHV'ye karşı geliştirilen hücre kültür aşısının, fare beyni aşısına göre daha fazla potansiyel koruyucu etkinliği olduğunu ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Kırım-Kongo kanamalı ateşi hastalığı virüsü, inaktif aşı, adjuvantlar, koruyucu yanıt, uzun süreli immünite
Marmara bölgesinde koyunlardan alınan abort ve postnatal örneklerde viral etkenlerin (Pestivirus, Mavidil ve Akabane virus) araştırılması
Bu tezde Marmara Bölgesindeki koyunlarda görülen abort ve postnatal olgularda, ülkemizde en önemli viral atık etkenleri olarak kabul edilen pestiviruslar, mavidil virus (BTV) ve Akabane virus (AKAV) varlığının araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla Marmara Bölgesinde 12 farklı ilde serum, abort ve postnatal örnekler toplandı. Enzim ilintili immünosorbent deneyi (ELISA) neticesinde koyun kan serum örneklerinin %67'sinde (800/1200) pestivirus, %38,7'sinde (465/1200) BTV ve %0,08'inde (1/1200) ise AKAV spesifik antikorlar tespit edilmiştir. Pestivirus tersine transkripsiyon-polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR) neticesinde toplam 103 postnatal örneğin 23'ünde (%23,33) ve 178 atık fötus örneğinin ise 34'ünde (%19,10) pestivirus pozitifliği belirlenmiştir. Bu neticelere göre, toplam 281 klinik örneğin 57'sinde (%20,28) pestivirus pozitifliği saptanmıştır. İncelenen klinik örneklerin hiç birinde BTV ve AKAV spesifik RNA varlığı tespit edilememiştir. Sonuç olarak, Marmara Bölgesinde abortlar ve postnatal ölümlerde pestivirusların yüksek prevalansı tespit edilmiştir. Bu sonuçlar dikkate alınarak, Marmara Bölgesinde pestiviruslara karşı aşılama başta olmak üzere diğer kontrol-mücadele metotlarının ivedilikle uygulanması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Pestivirus, Mavidil virus, Akabane virus, koyun, seroloji, RT-PCR.
Ektima hastalığının klinik semptomlarını gösteren koyun, keçi, kuzu ve oğlaklarda orf virus varlığının serolojik yönden araştırılması
Burdur-Merkez ve ilçelerinde halk elinde bulunan ektima hastalığı klinik semptomu gösteren (dudak, diĢ eti, dil, yanak, burun ve meme yaraları) çeĢitli ırk, cinsiyet ve yaĢtaki koyun, keçi, kuzu ve oğlaktan 50'Ģer adet seçildi ve bu hayvanların kan örnekleri toplandı. Kuzularda Orf virus (ORFV) ELISA (IgM) seropozitiflik yaĢa göre; 1 aylık kuzularda 8 adet (%16), 2 aylık kuzularda 4 adet (%8) ve 3 aylık kuzularda 2 adet (%4), Oğlaklarda Orf virus ELISA (IgM) seropozitiflik 1 aylık oğlaklarda 4 adet (%8), 2 aylık kuzularda 3 adet (%6) ve 3 aylık kuzularda 1 adet (%2) belirlendi. ORFV ELISA (IgM) testi sonuçları cinsiyete göre değerlendirildiğinde; DiĢi kuzularda 12 adet (%24), erkek kuzularda 2 adet (%4) ve diĢi oğlaklarda 6 adet (%12) ve erkek oğlaklarda 2 adet (%4) seropozitiflik belirlendi. Irka göre değerlendirildiğinde; Sakız ırkı kuzularda 7 adet (%14), Merinos ırkı kuzularda 1 adet (%2), Akkaraman ırkı kuzularda 6 adet (%12) ve Kıl keçisi ırkı oğlaklarda 1 adet (%2), Honamlı ırkı oğlaklarda 1 adet (%2), Saanen ırkı oğlaklarda 6 adet (%12) seropozitiflik belirlendi. Koyunlarda ORFV ELISA (IgG) testi sonuçları yaĢa göre değerlendirildiğinde; 1 yaĢlı koyunlarda 1 adet (%2), 2 yaĢlı koyunlarda 2 adet (%4), 3 yaĢlı koyunlarda 2 adet (%4), 4 yaĢlı koyunlarda 3 (%6) seropozitiflik belirlenirken, 5 yaĢlı koyunlarda hiçbir pozitiflik belirlenmedi. Keçilerde ORFV ELISA (IgG) testi sonuçları yaĢa göre değerlendirildiğinde; 1 yaĢlı keçilerde pozitiflik belirlenmezken, 2 yaĢlı keçilerde 2 adet (%4), 3 yaĢlı keçilerde 2 adet (%4), 4 yaĢlı keçilerde 3 adet (%6), 5 yaĢlı keçilerde 3 adet (%6) seropozitiflik bulundu. Koyunlarda ORFV ELISA (IgG) testi sonuçları cinsiyete göre değerlendirildiğinde; DiĢi koyunlarda 6 adet (%12), erkek koyunlarda 2 adet (%4) ve keçilerde diĢi keçilerde 7 adet (%14), erkek koyunlarda 3 adet (%6) seropozitiflik belirlendi. Koyunlarda ORFV ELISA (IgG) testi sonuçları ırka göre değerlendirildiğinde; Sakız ırkı, Merinos ırkı, Akkaraman ırkında sırasıyla, 5 adet (%10), 2 adet (%4) ve bir adet (%2) idi. Keçi ırklarında seropozitiflik 5 adet Saanen ırkı (%10), 3 adet Kıl keçisi ırkı (%6) ve 2 adet Honamlı ırkı (%4) pozitif bulundular. Kuzu ve oğlaklarda ORFV IgM seropozitiflik düzeyi cinsiyet ve ırk yönünden değerlendirildiğinde, istatistiki olarak fark belirlenmedi (p>0,05). Ancak, kuzu ve oğlaklarda yaĢ küçüldükçe ORFV IgM pozitiflik düzeyi arttığı tespit edildi (p<0,001). Koyunlarda ve keçilerde ORFV ELISA (IgG) testi sonuçlarına göre yaĢ, cinsiyet ve ırklar arasında istatistiki olarak fark anlamlı bulunmadı (p>0,05). Sonuç olarak koyun ve keçilerde ORFV'a bağlı geliĢen ektima vakalarının teĢhisinde yaĢ, cinsiyet ve ırkın önem arz etmediği, kuzu ve oğlaklarda da cinsiyet ve ırkın önemli olmadığı belirlendi. Ancak kuzu ve oğlaklarda yaĢ küçüldükçe ORFV IgM pozitiflik düzeyi yüksek ve anlamlı olduğu için ektima teĢhisinde kullanılmasını tavsiye ediyoruz.
Karadeniz bölgesindeki balıklarda viral hemorajik septisemi virüsünün izolasyonu ve patojenitelerinin belirlenmesi
Viral hemorajik septisemi hastalığı (VHSH) tüm dünyada, balıklarda yaygın olarak görülen önemli bir viral hastalıktır. Bu tezin amacı Karadeniz bölgesindeki balıklardan viral hemorajik septisemi virüs (VHSV)'ün izolasyonu ve izole edile virüslerin patojenitelerinin belirlenmesidir. Bu amaçla, öncelikle Karadeniz kıyısı boyunca 12 deniz balık türünde 3378 balıktan ve 62 alabalık işletmesinden alınan 2589 adet gökkuşağı alabalığından örnekler toplandı. Bu örneklerden elde edilen RNA'lar kullanılarak VHSV'nin varlığı tersine transkripsiyon-polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PZR) ile belirlendi. Daha sonra virüs varlığı belirlenen örneklerden, hücre kültüründe virüs izolasyonu gerçekleştirildi. Ayrıca, elde edilen bu virüslerin genomik kimliklendirilmeleri ve patojenik güçleri belirlendi. RT-PZR sonucunda yalnızca beş kalkan balığında VHSV RNA varlığı tespit edildi. Bu kalkan balıklarından izole edilen virüslerin patojenite çalışmaları sonucunda dördünün kalkan balıklarında oldukça patojenik oldukları kaydedildi. Bir izolatın ise patojenik olmadığı görüldü. Alabalıklarda ise kalkan balıklarından izole edilen tüm izolatların patojenik olmadığı belirlendi. Yapılan DNA dizi analizi sonucu tüm izolatların genogrup I içerisinde yer aldığı kaydedilmiştir. Bu çalışma sonucunda VHSV'nin Karadeniz kalkanında endemik olduğu kaydedildi. Bu çalışmanın verilerine göre, bu hastalığın Karadenizde son yıllarda kalkan balığı stoklarındaki azalma ile bir ilişkisi olabileceği ve bu nedenle VHSV ile ilgili daha detaylı ve kapsamlı çalışmaların yapılması gerektiğini önermekteyiz.Anahtar Kelimeler: Viral hemorajik septisemi hastalığı (VHSH), virüs izolasyon, sörvey, DNA dizileme, mortalite.
Kuzeydoğu anadolu bölgesinde ortaya çıkan koyun ve keçi çiçeği olgularının serolojik, virolojik ve epizootiyolojik yönden incelenmesi
Koyun-keçi çiçeği hastalığı ülkemizin de içinde bulunduğu geniş bir coğrafyada, salgınlar şeklinde ortaya çıkan küçük ruminantların viral hastalığıdır.Bu tezde Kuzeydoğu Anadolu bölgesinde ortaya çıkan koyun-keçi çiçeği hastalığı olgularının virolojik, serolojik ve epizootiyolojik yönden incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, öncelikle, bölgede klinik olarak koyun-keçi çiçeği hastalığı bildirimi yapılmış 11 mihraktaki 53 hayvandan temin edilen 168 adet materyallerden PZR ile koyun-keçi çiçeği virüs DNA'sı belirlenmiştir. Viral DNA varlığı belirlenen materyallerden her bir mihrak ayrı ayrı olmak üzere MDBK hücre hattına inokulasyonlar yapılarak virüs izole edilmiştir. Ayrıca mihraklarda klinik belirti gösteren 22 hayvandan ve klinik belirti göstermeyen 10 hayvandan alınan kan serumlarında nötralizan antikor titreleri belirlenmiştir. İzole edilen virüslerin genotipik kimliklendirilmesi ile koyun çiçeği virüsü (SPPV) ve keçi çiçeği virüsü (GTPV) ayrımları yapılmıştır.PZR sonuçlarına göre; deri örneklerinin % 96,2 (51/53)'sinde, nazal ve oral svap örneklerinin % 76,9 (40/52)'unda, akciğer örneklerinin % 90,4 (19/21)'ünde, karaciğer örneklerinin % 42,8 (9/21)'inde ve lenf yumrusu örneklerinin % 61,9 (13/21)'unda koyun-keçi çiçeği virüs DNA'sı tespit edilmiştir.Virüs nötralizasyon testi sonucunda, klinik hastalık görülen tüm hayvanlarda ve klinik hastalık görülmeyen dört hayvanda koruyucu titrenin altında antikor titresi tespit edilmiştir. Diğer hayvanlarda antikor titresi koruyucu titrenin üzerinde bulunmuştur.Mihraklardan elde edilen izolatların PZR ürünlerinin XapI restriksiyon enzimi ile kesimi gerçekleştirilmiş ve tamamının SPPV oldukları belirlenmiştir. Capripoxvirusların ayrımını sağlayacak genomun terminal kısımlarının DNA dizilim analizi sonucunda da restriksiyon enzim kesim sonuçları doğrulanmıştır.Bulgular ışığında ülkemizde küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinin yoğun yapıldığı Kuzeydoğu Anadolu bölgesinde bu hastalığın mevsimsel olarak ve genç hayvanlarda yoğun olarak görüldüğü belirlenmiştir. Ayrıca, çalışmanın yapıldığı dönemde koyun ve keçilerde hastalığa sebep olan virüsün SPPV olduğu tespit edilmiştir.
Elazığ ve çevresindeki koyunlarda parainfluvenza -3 (PI-3) ve respiratory synctial (RS) virüslarına karşı serum nötralizasyon testi ile antikorların aranması
Malatya bölgesinde yetiştirilen sığırlarda parainfluenzavirus tip-3 enfeksiyonu üzerine seroepidemiyolojik araştırma
35 ÖZET Hemaglutinasyon inhibisyon ( HI ) testi kullanılarak sığır serum numuneleri Parainfluenza tip-3 ( PI-3 ) virusuna karşı antikor varlığı bakımından kontrol edildi. Serum numuneleri sonbahar 1994 ve onu izleyen ilkbaharda Malatya'da klinik olarak sağlıklı sığırlardan alındı. Kontrol edilen 1000 sığır serumlarından 897'sinde (%89,7 ) PI-3 virusuna karşı reziprokal antikor titreleri 1:16'dan 1:1024'e kadar değişti, ilkbaharda sığırlarda tesbit edilen seropozitiflerin oranı sonbahardakilerden yüksek bulundu.
Diyarbakır ve Şanlıurfa bölgesinde yetiştirilen koyun ve keçilerde parainfluenzavirus tip-3 enfeksiyonunun seroepidemiyolojisi
Bu çalışmada; Hemaglutinasyon İnhibisyon (HI) ve Nötralizasyon (SN) testleri kullanılarak koyun ve keçi serum numuneleri Parainfluenzavirus Tip-3 (Pl-3)'e karşı antikor varlığı bakımından kontrol edildi. Serum numuneleri, İlkbahar 1995 ve onu izleyen Sonbaharda Diyarbakır ve Şanlıurfa illerinden klinik olarak sağlıklı koyun ve keçilerden alındı. Kontrol edilen 934 adet koyun serumunun HI testi ile 674 (%72,2)'ünde, SN testi ile 516 (%55,2)'sında; 938 adet keçi serumunun HI testi ile 442 (%47I1)'sinde, SN testi ile 330 (%35,2)'unda PI-3 virusa karşı pozitiflik tespit edildi. Titreler; HI testi ile 1:16'dan 1:1024'e kadar, SN testi ile 1:8,22'den 1:375,83'e kadar değişti. İlkbaharda koyun ve keçilerde tespit edilen seropozitiflik oranı sonbahardakilerden yüksek bulundu. Koyun ve keçilerde PI-3 virus enfeksiyonunun serolojik teşhisinde HI testinin SN testine göre daha duyarlı ve daha özgül bir test olduğu sonucuna varıldı.
Sığır herpes virüs 1 (BHV-1) proteinlerinin immunoperoksidaz, elektroforez ve vesatern immunoblotla incelenmesi
42 7- ÖZET Sığır herpes virüs 1 (BHV-1) proteinleri üç farklı test ile çalışıldı. Öncelikle, BHV-1 infeksiyonunun farklı saatlerinde viral proteinlerin hücre içi lokalizasyonları immunoperoksidaz (İP) testiyle araştırıldı. Gerçekleştirilen İP testinde infeksiyonun ilk saatlerinde viral proteinler infekte hücrelerin nükleusunda belirlendi. İnfeksiyon ilerledikçe hücrenin sitoplazmasmda viral proteinlerin miktarının arttığı kaydedildi. Sığır herpes virüs 1 proteinlerinin SDS-PAGE ile analizi amacıyla BHV-1 infekte MDBK ve kontrol MDBK hücre lizatları % 10'lıık poliakrilamid jelde elektroforez edildi. Proteinlerin belirlenmesi için jelin Coomassie mavi ile boyaması yapıldı. Boyama neticesinde, infekte MDBK hücrelerinde 50 farklı protein tespit edilirken kontrol MDBK hücrelerinde 20 farklı protein belirlendi. Ancak, viral proteinlerin tam bir analizi yapılamadı. Elektroforezleri yapılan infekte MDBK ve VERO hücre proteinleri i m m un tavşan serumu kullanılarak Vestern blotta da çalışıldı. Vestern blot neticesinde, molekül ağırlıkları yaklaşık olarak 55, 75 ve 180 kDa proteinlerin BHV-l'in immunojenik proteinleri oldukları belirlendi.
Sığır vebası virüsü matriks geninin klonlanması ve ökaryotik hücrelerde açıklanması
1. ÖZET Bu çalışmanın amacı sığır vebası (SV) virüsü RBOK aşı suşu matriks (M) geninin klonlanması ve ökaryotik hücrelerde açıklatılmasıdır. Bu amaçla, SV RBOK aşı suşu ile infekte Vero hücrelerinden toplam RNA elde edildi. Matriks DNA amplikonları tersine transkripsiyon-polimeraz zincir reaksiyonu (TT-PZR) ile oluşturuldu. Matriks genine özgü primerler kullanılarak 1038 bazlık M geni kodlama bölgesi çoğaltıldı. Daha sonra, matriks geni pTOPO XL klonlama vektöründe klonlandı. Matriks geninin varlığı PZR-tarama (PZR-T) ve enzim kesim deneyleriyle gösterildi. Elde edilen plasmid EcoRL ve Şali enzimleriyle kesilerek M geni pCI-neo açıklama vektörüne yerleştirildi. pCI-neo Matrix vektöründe M geninin varlığım teyit etmek amacıyla PZR-T ve enzim kesim deneyleri yapıldı. Oluşturulan rekombinant plazmid, pCI-neo Matrix vektörü olarak adlandırıldı. Sonrasında, rekombinant pCI-neo Matrix plazmidi Vero hücrelerine geçici olarak transfekte edildi. Matriks proteinin varlığı Vestern immunoblotlama ile gösterilerek Vero hücrelerinin anti-M antikoruyla reaksiyona giren 38 kDa'luk bir proteini açıkladığı gösterildi. Anahtar Kelimeler: Sığır vebası, matriks geni, klonlama, protein açıklanması.
Sığır vebası virüsü nükleoprotein geninin klonlanması ve ökaryotik hücrelerde açıklanması
l.ÖZET Bu çalışmada, sığır vebası virüsü RBOK aşı suşu (SV-RBOK) nükleoprotein (NP) geninin klonlanması ve ökaryotik hücrelerde açıklatılması amaç edilmiştir. Bu amaçla SV-RBOK ile infekte Vero hücrelerinden elde edilen toplam RNA'lara NP genine spesifik primerlerle tersine transkripsiyon-polimeraz zincir reaksiyonu (TT-PZR) yapıldı. Tersine transkripsiyon polimeraz zincir reaksiyonundan sonra 1575 baz çifti uzunluğunda ürün elde edildi. Sığır vebası RBOK aşı suşu NP geni pGEM-3Zf (-) klonlama vektörüne klonlandı. Nükleoprotein geninin varlığı enzim kesim ve polimeraz zincir reaksiyonu tarama (PZR-T) deneyleri ile teyit edildi. Nükleoprotein genini elde etmek için rekombinant plazmid Nhel ve Sail enzimleri ile kesildi. Daha sonra NP geni pCI- neo memeli açıklama vektörüne yerleştirildi. pCI-neo vektöründe NP geninin varlığını teyit etmek için PZR-T ve enzim kesim deneyleri yapıldı. Sonuçlanan rekombinant plazmid pSV-NP olarak isimlendirildi. pSV-NP geçici olarak Vero hücrelerine transfekte edildi. Vero hücrelerinin 60 kDa'luk NP proteinini açıklaması anti-NP antikorları kullanılarak Vestern immunblotlama deneyi ile gösterildi. Anahtar kelimeler: Sığır vebası virüsü, nükleoprotein geni, klonlama, protein açıklatılması.
Denizli ilindeki sığırlarda bovine herpesvırus tip 1 (BHV-1) enfeksiyonunun prevalansı
ÖZETDenizli Yöresindeki Süt Sığırcılığı İşletmelerinde Infectious Bovine Rhinotracheitis (IBR) Enfeksiyonunun Klinik ve Serolojik Olarak AraştırılmasıBu araştırma da Denizli İlindeki özel sektöre ait 25 adet kapalı süt sığırcılığı işletmesinde bulunan sağlıklı görünümlü ve İnfeksiyöz Bovine Rhinotracheitis-İnfeksiyöz Pustuler Vulvovaginitis (IBR-IPV) hastalığı semptomları gösteren 370 adet inekten kan örneği alınarak, ELISA antikor testi ile Bovine Herpesvirus-1 (BHV-1) antikorlarının varlığı araştırılmıştır.ÖZETDenizli İlindeki Sığırlarda Bovine Herpesvirus Tip 1 (BHV-1) Enfeksiyonunun PrevalansıBu araştırma da, serolojik kontrol amacıyla Denizli ilindeki 25 adet süt sığırcılığı işletmesinde bulunan aşılanmamış ve sağlıklı görünümlü 370 adet süt sığırından serum örneği alındı. Serum örnekleri antikor varlığının araştırılması için ELISA ile test edildi. Araştırmada virolojik kontrol amacıyla, BHV-1 enfeksiyonu bulguları gösteren 80 adet süt sığırından genital ve nazal sıvap örnekleri toplandı. Genital ve nazal sıvap örnekleri hem ELISA hem de polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) ile test edildi. Serolojik çalışma neticesinde, Denizli ilindeki BHV-1 enfeksiyonun seroprevalansının %4.05 (15/370) olduğu saptandı. Virolojik çalışma neticesinde ise pozitiflik tespit edilemedi. Sonuç olarak, BHV-1 prevalansının Denizli ilinde örneklenen süt sığırcılığı işletmelerinde düşük düzeyde olduğu belirlendi.Anahtar Kelimeler: Antikor, Bovine Herpesvirus Tip 1, ELISA, Sığır, PZR.
Balıkesir ve Bolu illerinde bulunan kanatlı işletmelerinde avian reovirus enfeksiyonunun serolojik olarak araştırılması
Avian reoviruslari (ARV) viral artrit sendromunun nedenidir. Ayrica, ARV tek başına ya da diğer ajanlar ile birlikte, enterik solunum yolu hastalıkları, miyokardit, hepatit ve tavuklarda büyüme geriliği / malabsorpsiyon sendromu gibi klinik tablolara da neden olabilir. Bu çalışmada, Türkiye?nin önemli kanatlı yetiştiriciliği merkezlerinden olan Balıkesir ve Bandırma illerindeki broiler ve broiler damızlık yetiştiren tavukçuluk işletmelerinde ARV infeksiyonunun seroepidemiyolojik durumu araştırıldı. Bu amaçla, ticari Enzyme Linked Immunosorbent Assay (ELISA) (Avian Reovirus Antibody test Kit®, BioChek, Gouda, Hollanda) kullanılarak 11 broiler ve 6 broiler damızlık yetiştiriciliği işletmesindeki ARV?una karşı aşılı ve aşısız tavuklardan alınan toplam 920 serum örneği ARV antikorları yönünden test edildi. Test sonucunda bütün kümeslerde ARV antikorları bulundu. Aşılanmamış broiler damızlık kümeslerinden toplanan 204 örneğin 183?ü (%89,70) ve broiler kümeslerinden toplanan 316 örneğin 266?sı (%84,18) seropozitif olarak saptandı. Test edilen 200?er adet ARV?a karşı aşılanmış broiler ve broiler damızlıklarda ise antikor pozitiflik oranları sırasıyla %78 ve %86,5 olarak hesaplandı. Aşılama uygulanmış ve aşısız broiler ve broiler damızlık sürülerinin antikor pozitiflik oranları ile titreleri arasında istatistiksel farklılık tespit edilmedi. Bu sonuçlar, kanatlılarda önemli ekonomik ve verim kaybına yolaçan ARV enfeksiyonlarinin Bolu ve Balıkesir illerinde çok yaygın olduğunu göstermekte olup, infeksiyonla mücadele yöntemlerinin geliştirilmesi ve düzenli olarak uygulanması gerektiğini vurgulamaktadır. Ayrıca bölgeye uygun ARV?a karşı aşı, aşılama programları üzerine ayrıntılı araştırmaların yapılması gerektiği kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Avian reovirus, antikor, kanatlı, broiler, seroprevalans, ELISA
Aydın, İzmir ve Uşak yöresindeki atlarda Equine herpesvirus tip 1 (EHV-1) ve tip 4 (EHV-4)'ün serolojik olarak araştırılması
Bu araştırmada, Türkiye'nin Ege bölgesinde yer alan 3 ilinde kullanılan lokal ırk atlarda, at herpesvirus tip-1 (EHV-1) ve 4 (EHV-4)'e karşı oluşmuş antikorların varlığının belirlenmesi amaçlandı. Aydın, İzmir ve Uşak illerindeki aşılanmamış toplam 290 attan toplanan kan örnekleri ticari bir ELISA kiti ile test edildi. Test edilen serumların 38 adedi (%13,1) EHV-1, 241 adedi ise (%83,1) EHV-4 antikorları yönünden pozitif bulundu. İllere göre EHV-1 seropozitiflik oranları; Aydın'da %6,1, İzmir'de %14,6 ve Uşak'da %14,3 olarak tespit edilirken, EHV-4 için seropozitiflik oranları; Aydın'da %87,8, İzmir'de %82,3 ve Uşak'da %81,6 olarak saptandı. Bu araştırma, EHV-1 ve EHV-4 enfeksiyonlarının Türkiye'nin Ege bölgesinde yer alan 3 ilindeki lokal at populasyonlarında oldukça yaygın olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca, yüksek EHV-4 seropozifliği geçirilen doğal enfeksiyonlara ve örneklenen hayvanların yüksek yaş ortalamasına bağlandı. Çalışmada cinsiyete bağlı oransal farklılık gözlenmedi. Araştırma, EHV-1 ve EHV-4 seroepidemiyolojisine yönelik yörede yapılan ilk çalışma olup, elde edilen veriler ileride yapılacak olan moleküler karekterizasyon ya da aşı çalışmalarına ışık tutacaktır.
Muğla ve Aydın illerinde akabane virus (AKAV) enfeksiyonunun serolojik olarak araştırılması
Akabane virus (AKAV), Bunyaviridae familyasında Orthobunyavirinae genusunda yeralan ve kan emici sineklerle (öz. Culicoides türleri) bulaşan, sığırlarda, koyunlarda, keçilerde enfeksiyon sonucu abort, mumifiye fötus, erken doğum, ölü doğum ve konjenital arthrogryposis (AG) ve hydranencephaly (HE) (AH sendromu) ile karakterize bir virustur. AKAV varlığının bilinmesine karşınşimdiye kadar Muğla ve Aydın bölgelerinde coğrafik olarak geniş alanlarda yapılmış herhangi bir serolojik çalışma bulunmamaktadır. AKAV'nun bu illerdeki son durumu hakkında bilgi sahibi olmak, enfeksiyonun yaygınlığının bilinmesi ve gelecekteki durumunun tahmin edilmesi açısından önemlidir. Bu tez çalışmasında 200 sığırlar, 81 koyunda, 49 keçide ve 45 devede AKAV'a karşı oluşan antikorların varlığı araştırılmıştır. Bu amaçla ticari Enzyme Linked Immunosorbent Assay (ELISA) (ID®screen Akabane Virus Competition Antibody ELISA Test Kit, IDVET Diagnostics, Montpellier, France) kullanılarak 2012/13 yıllarında Muğla ve Aydın illerinde sığır, koyun, keçilerden ve 2010 yılında develerden elde edilen kan serumları AKAV antikor varlığı yönünden test edilmiştir. Araştırma sonucunda test edilen toplam 375 kan serumunda AKAV'a karşı oluşmuş spesifik antikor varlığı tespit edilememiştir. Bu sonuç bölge için olumlu bir durum olup, şimdilik AKAV enfeksiyonunun bölgede pasif olduğu değerlendirilmesi yapılabilir. Araştırmada her ne kadar antikor varlığı tespit edilmemişse de, AKAV enfeksiyonunun tekrardan ortaya çıkma riski, bölge için hala söz konusudur. Özellikle bölgede kan emici sineklerin varlığı ve bunlardan nakledilen diğer viral hastalıkların bölgede varolması, korunma ve kontrol yöntemlerinin gerekliliğine bir kez daha dikkati çekmektedir.
Aydın ve İzmir illerindeki koyun ve keçilerde pestivirus enfeksiyonunun serolojik ve virolojik olarak araştırılması
Bu çalışma ile Aydın ve İzmir illerindeki koyun ve keçilerde Pestivirus enfeksiyonunun serolojik ve virolojik olarak araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada 128 adet keçi, 332 adet koyun olmak üzere toplam 460 adet hayvandan serum örnekleri elde edildi. Alınan kan serumu örneklerinde, Bovine Viral Diarrhoe Virusunun (BVDV) referans suşu NADL kullanılarak "Virus Nötralizasyon Testi" ile antikor varlığı araştırıldı. Toplam 348 adet (116 adet keçi, 232 adet koyun) hayvandan alınan tam kan örnekleri pestivirus spesifik antijen varlığı yönünden ticari Enzyme Linked Immunosorbent Assay (ELISA) (Serelisa® BVD p80Ag Mono Indirect, Synbiotics, Europe, Lyon, France) ile test edildi. Çalışmada, keçi örneklerinin %42,97'sinin (55/128), koyun örneklerinin ise %47,29'unun (157/332) seropozitif olduğu saptandı. Koyun ve keçilerde türlere, coğrafik konuma ve yaşlara göre seropozitiflik oranlarında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı. Fakat koyunlarda istatistiksel olarak ırk ve cinsiyetin enfeksiyon üzerine etkili olduğu kanısına varıldı. Dişi koyunlarda koçlara nazaran daha yüksek antikor pozitiflik oranı tespit edildi(P<0,05). Keçilerde ise ırk ve cinsiyet farklılığı istatistiksel olarak önemli bulunmadı. Seropozitif bulunan toplam 212 serum örneğinin SN50 değerleri %37,26'sında 1/5, %33,96'sında 1/10, %14,15'inde 1/20, %5,18'inde 1/40, %5,66'sında 1/80 ve %3,77'sinde ise 1/160 olarak belirlendi. Test edilen tam kan örneklerinin antijen yönünden negatif olduğu saptandı. Bu çalışmada, Aydın ve İzmir illerinde örneklenen koyun ve keçilerde viremik hayvan tespit edilmemiş olmasına rağmen, %45,87 (211/460) oranında seropozitiflik saptanması pestivirusların bölgede sirküle olduğunu ve önemli ekonomik kayıplara neden olabileceğini göstermektedir. Bu nedenle abort olaylarında bu enfeksiyonların da düşünülmesi, periyodik olarak serolojik ve virolojik kontrollerin yapılarak, koruyucu önlemlerin alınmasının gerekli olduğu sonucuna varılmıştır.
Aydın ve İzmir illerindeki koyun ve keçilerde Bovine herpesvirus-1 (BHV-1) enfeksiyonunun serolojik olarak araştırılması
Bovine Herpesvirus 1 (BHV-1) hayvancılığı olumsuz yönde etkileyen, büyük ruminantlarda verim kayıplarına ve dolayısıyla önemli ekonomik kayıplara neden olan viral etkenlerden biridir. Virus primer olarak sığırları etkilemektedir. Sığırlarda meydana getirdiği et, süt ve döl verimi kayıpları sebebiyle yetiştiriciliğin en büyük sağlık sorunlarından birini oluşturmaktadır. Ancak enfeksiyonun diğer ruminant türlerindeki varlığı ve türler arasında enfeksiyon naklinin mümkün olduğu da bilinmektedir. Bölgemizdeki koyun ve keçilerde BHV-1 enfeksiyonu ile ilgili bilgi bulunmamaktadır. Bu çalışmada, Aydın ve İzmir İllerinde yetiştirilen koyun ve keçilerde BHV-1 enfeksiyonunun varlığı ve yaygınlığının serolojik olarak belirlenmesi amaçlandı. Ayrıca BHV-1 seropozitifliği ile ırk, yaş, cinsiyet ve örnekleme yapılan iller arasındaki ilişki araştırıldı. Çalışmada, Aydın ve İzmir illerinde bulunan karma küçükbaş hayvan yetiştiriciliği yapan işletmelerden 128 adet keçi ve 332 adet koyun olmak üzere toplam 460 adet hayvandan kan serumu elde edildi. Serum örneklerinde BHV-1 spesifik antikor varlığı virusun IBR/ IPV Colorado suşu kullanılarak Virus Nötralizasyon Testi ile araştırıldı. Keçilerin %64,84'ünde (83 /128) ve koyunların ise %0,60'ında (2 /332) BHV-1'e karşı antikor tespit edildi. İstatistiksel değerlendirme sonucunda koyun ve keçilerde saptanan seropozitiflik oranları arasındaki farklılık anlamlı bulundu (P< 0.001). İzmir ilinden örneklenen 39 adet keçiden 25 adedinde (%64.1) seropozitiflik saptanırken, Aydın'dan örneklenen 89 adet keçiden 58 adedinin (%65,17) seropozitif olduğu görüldü. Yaş düzeyinde keçilerde seropozitiflik oranının 6 ay-1 yaş arası hayvanlarda en düşük düzeyde olduğu ve 3 yaştan itibaren belirgin şekilde arttığı gözlendi ((P<0,001). Seropozitiflik oranının dişi keçilerde (%79,12) erkek keçilerden (%29,72) daha yüksek olduğu belirlendi (P<0,001). Ayrıca keçilerde seropozitiflik oranları ile ırklar arasında bir bağlantı tespit edilirken (P<0,001), örnekleme yapılan iller ile belirlenen pozitif antikor cevabı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık belirlenemedi. Sonuç olarak, BHV-1 enfeksiyonunun keçilerde koyunlara nazaran daha yaygın olduğu görülmüştür. Bu bulgular, keçilerin BHV-1 enfeksiyonuna daha duyarlı olduğunu göstermekte ve enfeksiyonun epizootiyolojisinde rol oynayabileceğini düşündürmektedir. Ayrıca örneklemelerin yapıldığı her iki ilde de enfeksiyonun oldukça yaygın olduğu görülmektedir. Bu bağlamda, keçilerde BHV-1 enfeksiyonu üzerine epizootiyolojik ve virolojik çalışmalarının genişletilmesi önerilebilir. Çalışmada elde edilen bulgulara göre enfeksiyon duyarlılığının tür, cinsiyet, yaş ve ırklara göre değiştiği kanısına varılmıştır.
Gastroenteritli hastaların dışkı örneklerinde human bocavirüs(HBOV)'ün moleküler yöntemle araştırılması
Gastroenteritli hastaların dışkı örneklerinde Human bocavirüs' ün (HBoV) moleküler yöntemle araştırılması Akut viral gastroenteritler, dünya çapında insanlarda morbidite ve mortalitenin en önemli nedeni olup, tüm yaş gruplarında görülmektedir. Akut gastroenterite neden olan viral patojenler Rotavirüs (RV), Norovirüs (NoV), Sapovirüs (SaV), Adenovirüs (HAdV), Astrovirüs (HAstV) ve Bocavirüs (BoV)' tür. Bu çalışmanın amacı, Aydın ilindeki akut gastroenteritli hastalarda HBoV'u varlığını ve tiplerini real time PCR yöntemi kullanılarak araştırılmasıdır. Çalışmaya Eylül 2013 ile Ekim 2014 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Çocuk Hastalıkları Polikliniği ve Acil Servisten Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Laboratuvarına akut gastroenterit tanısı ile gönderilen 96 hasta dahil edildi. Hastalardan alınan dışkı örneklerinde gastroenterit etkeni virüsler, multipleks PCR; HBoV'un varlığı ve tiplendirilmesi tiplere özgül real time PCR yöntemiyle belirlendi. Multipleks RT-PCR ile 96 dışkı örneğinden 40'ında (%41,6) Rotavirüs, 6 (%6,2) örnekte Norovirüs pozitif bulundu. Örneklerin hiç birinde Enterik adenovirüs ve Astrovirüs saptanmadı. Real time PCR yöntemi ile 2 (%2) örnekte HBoV varlığı saptandı. Tiplendirme sonucunda pozitif olguların HBoV tip 1 olduğu belirlendi. HBoV 2,3 ve 4 saptanmadı. Miks infeksiyon 2 (%100) vakada RV ile birlikte görüldü. Sonuç olarak, akut gastroenterit şüphesi ile gelen, çoğunluğunu çocuk yaş grubunun oluşturduğu çalışmamızda % 2 oranında HBoV tip 1 saptanmıştır. Etiyolojik ajan olarak tüm dışkı örneklerinde % 41.6 oranında Rotavirus, % 6.2 oranında Norovirüs pozitif bulunmuştur. Gastroenteritlerde viral etkenlerin belirlenmesi, gereksiz antibiyotik kullanımının önlenmesini sağlayarak hem maliyeti azaltacak hem de patojenlerde antibiyotiklere karşı direnç gelişimini azaltacaktır.
Aydın ili ve çevresindeki süt sığırcılığı işletmelerinde bovine respiratory syncytial virus (BRSV) enfeksiyonunun serolojik olarak araştırılması
Aydın ili ve çevresindeki, BRSV aşısı uygulaması yapılmayan süt sığırcılığı işletmelerinde tesadüfi örnekleme yöntemi ile toplanan kan serumlarının serolojik olarak araştırılması yapılmıştır. Yapılan serolojik muayene sonucu, Aydın genelinde BRSV enfeksiyonuna karşı %98,6 seropozitiflik tespit edilirken, işletmeler bazında %97,1 ile %100 arasında değişen seropozitiflik oranları saptanmıştır. Araştırmada ayrıca, enfeksiyon hastalıkları için söz konusu olabilecek bazı risk faktörlerinin (sürü büyüklüğü, yaş, cinsiyet, ırk, gebelik, işletme tipi, merada bulunma süresi, ahıra giriş zamanı, yıllık işçi değişimi, sürüye yeni hayvan girme oranı) BRSV enfeksiyonu sıklığına etkisi araştırılmış, ancak BRSV enfeksiyonunun tüm bu faktörlerden bağımsız olarak çok yüksek oranlarda bulunduğu saptanmıştır. Anahtar sözcükler: BRSV, sığır, Aydın ili, risk faktörleri, seropozitiflik.
Yumurtacı tavuklarda ınfectıous bursal dısease'e (IBD) karşı uygulanan aşılama programlarının karşılaştırılması
Infectious Bursal Disease (IBD) tavukların en önemli viral enfeksiyonlarından biridir ve kontrol programının esasını özellikle erken dönemlerde rutin uygulanan aşılama oluşturur.Bu çalışmada, Afyonkarahisar ilinde Hy-line Brown, Hy-line W-36, Nick Brown, Lohmann Brown, Lohmann Lsl ve Bowans White ırklarının yetiştirildiği 6 adet ticari yumurtacı tavuk çiftliğinde yetiştirilen hayvanlarda IBD antikor değişimi izlendi. Bu amaçla, 0, 7, 14, 21, 28, 35, 42, 49, 56, 63 ve 70 günlerde kan örnekleri alındı ve her gurupta 10 civciv örneklendi. Ek olarak, sürü 1 çıkan salgın nedeniyle 2 kez daha örneklendi ve toplam olarak 680 kan örneği elde edildi. Serum örnekleri, IBD spesifik antikor varlığı ve titre değerlerinin belirlenmesi için indirekt IBD ELISA test ile kontrol edildi.Çalışılan sürülerde iki farklı aşılama yöntemi kullanıldı; birinci grupta, ilk aşılama içim inaktif aşı seçildi, ikici uygulama 11-14. günlerde canlı aşı kullanılarak yapıldı ve 2 kez daha canlı rapel uygulaması yapıldı. Normal şartlar altında bu program önerilmektedir. İkinci gurupta, 3 çiftlikte aşılamaya 6-8. günlerde yapılan canlı aşı ile başlandı ve 7 ile 11. günlerde inaktif uygulamayla devam edildi ve 14-22. günlerde 2 canlı aşı yapılması ile bitirildi.Aşı programı, yönetim şartları ve antikor titre değişim grafikleri incelendiğinde, salgın riski olan çiftliklerde ikinci uygulama açık bir şekilde daha etkili bulunmuştur. Bu çalışmanın bir diğer bulgusu da, manipulatif uygulamaların antikor artışını negatif etkilediğidir.Anahtar Kelimeler: Antikor, Aşılama, ELISA, Infectious Bursal Disease, Virus.
Yeni doğan buzağılarda ve annelerinde ınfectıous bovıne rhınotracheıtıs (IBR) ve bovıne vıral dıarrhoea (BVD) enfeksiyonlarının serolojik olarak araştırılması
Bu çalışmada, Afyonkarahisar ilinde Bovine Viral Diarrhoea Virus (BVDV) ve Bovine Herpesvirus type 1 (BHV1) enfeksiyonlarının insidenslerinin araştırılması amaçlandı. Toplam 162 inek ve prekostral yavruları örneklendi, organize sürülerden örneklenen ineklerin sayısı 155 iken aile tipi işletmelerden 7 inek kullanıldı. Toplam 324 serum Virus Nötralizasyon test ile kontrol edildi.Organize sürülerdeki sığırlarda BVDV spesifik antikor oranlarının %77.7 ile %100 arasında değiºtiği ve aile tipi çiftliklerde %57.1 değeri belirlendi. Sürü 1'de tüm yavruların negative olduğu tespit edildi, diğer organize sürülerde %10 (3/30) ve %14.6 (17/116) oranları belirlendi. Danalardaki en yüksek oran aile tipi iºlermelerde %28.5 olarak tespit edildi. Toplam olarak 162 ineğin 155'inin (%95.6) ve 22 dananın (%13.5) BVDV seropozitif olduğu saptandı.BHV1 antikor oranları sığırlarda %69.7 (113/162) olarak belirlenirken sürü 3'de sadece 1 dana seropozitif olarak bulundu. Üç organize sürüdeki sığırlardaki seropozitiflik oranlarının %66.6 (6/9) ile %73.3 (22/30) arasında değiºtiği ancak aile tipi çiftliklerde bu oranın %42.8 (3/7) olduğu saptandı.Bu çalışmada, elde edilen tüm değerlerin doğal enfeksiyona bağlı olduğu sonucuna varıldı. Örneklenen 162 dananın 22 ve 1'i sırasıyla BVDV ve BHV1 için antikor pozitif olarak bulundu. Açıktır ki fötuslar immun yeterlilik kazandıktan sonra enfekte olmuşlardır ve çalışılan her iki virus da sürülerin çoğunda sirkulasyondadır.
Sağlıklı ve klinik-subklinik mastitis teşhisi konmuş ineklerde ınfectious bovine rhinotracheitis-ınfectious pustuler vulvovaginitis (IBR) enfeksiyonunun araştırılması
Bu çalışmanın amacı, sütçü işletmelerde Bovine Herpesvirus type 1 (BHV1) enfeksiyonunun subklinik ve klinik mastitis olgularındaki rolünü araştırmaktır. Bu amaçla 269 inekten kan ve her lobdan süt örnekleri elde edildi. Yedi çiftlikten 4 ile 118 arasında hayvan örneklendi. Lökosit ve süt örnekleri virus izolasyonu için hücre kültürlerine inokule edildi fakat tüm inokulumların negative olduğu belirlendi. Süt örneklerindeki Somatik Hücre Sayısının (SHS) belirlenmesi için DeLaval yöntemi kullanıldı, 44 lob kör olduğu için süt örneği alınamadı. Toplam 1032 lob ölçüldü. Hayvanlar ortalamada 100.000hücre/mL değerine gore 3 guruba ayrıldı. Kan ve süt serum örneklerine (n=1.270) Virus Nötralizasyon test uygulandı. Kan örnekelerinde çiftliklere göre BHV1 için 0 ile %75 arasında oranlar belirlendi, ortalama değer %36.8 (99/269) olarak belirlendi. Antikor titrelerinin 1/2 ile 1/256 arasında düzenli bir düşüş gösterdiği belirlendi. Süt örneklerinin kontrolünde, hayvanların sadece %26.4'ünün (265/1001) pozitif olduğu görüldü. BHV1'in serolojik olarak teşhisi için süt örneklerinin kullanımının kan göre daha az duyarlı olduğu belirlendi. SHS'na göre, 269 hayvanın 68'i sağlıklı olarak kategorize edildi ve bunların 15'inin (%22) BHV1 pozitif olduğu belirlendi. En büyük gurup (186) subklinik mastitisli olanlardı, enfeksiyon oranı %40.9 (76/186) olarak tespit edildi. Klinik mastitis 15 inekte teşhis edildi, bunların 8'inin (%53.3) BHV1 pozitif olduğu görüldü..Üç guruptaki hayvanlar istatistiksel olarak karşılaştırıldı ve sağlıklı hayvanlarla hem klinik hem de subklinik mastitisli hayvanlar arasında bağıntı olduğu saptandı.