
11
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
12. sınıf öğrencilerinin aile içi şiddete yönelik tutumları ve toplumsal cinsiyet algıları arasındaki ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırma lise döneminin son sınıfı olan 12. sınıf öğrencilerinin toplumsal cinsiyet algısı ve aile içi şiddete yönelik tutumlarını belirleyerek, birbiri üzerinde etkisi olup olmadığını incelemek amacıyla yapılmıştır. Toplumumuzda sıkça görülen şiddet olaylarına önleyici çalışmalar yapılması gerektiğinden yapılan olan araştırma sonuçları; lise düzeyindeki öğrencilere yönelik yapılabilecek aile içi şiddet konusunda önleyici rehberlik çalışmalarına veya farkındalık oluşturmaya yönelik eğitim programlarının hazırlanmasına veri oluşturacak, toplumsal bir sorunun çözümüne de katkı sağlayacaktır. Araştırmanın evrenini, Bursa ilinin merkez ilçelerindeki 2021-2022 eğitim öğretim yılında öğrenim gören lise düzeyindeki okullarda bulunan 12. sınıf öğrencilerinin tamamı oluşturmaktadır. Örnekleme ise merkez ilçelerde bulunan farklı türdeki liselerde eğitim almakta olan 418'i erkek, 259'u kadın olmak üzere toplam 677 öğrenci alınmıştır. Nicel araştırma yöntemiyle araştırma yapılmış, uygulanan ölçek sonuçları istatistiksel olarak analiz edilerek değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda öğrencilerin aile içi şiddete yönelik ve toplumsal cinsiyet algısı tutumlarının düşük düzeyde olduğu, bu tutumlar arasında anlamlı düzeyde ve pozitif yönde ilişki olduğu bulunmuştur (p< .01).
Ne eğitimde ne de istihdamda olan genç yetişkin kadınların evlilik hakkındaki görüşlerinin incelenmesi
Henüz yakın zamanda yerel literatürümüzde yer edinmeye başlamış ne eğitimde ne de istihdamda kavramsallaştırması (NENİ), sıklıkla ne bir eğitim faaliyetinde ne de düzenli gelir getiren bir işte çalışan gençlere yönelik çeşitli perspektiflerden irdelenen bir gençlik sorununu kategorize etmektedir. Bu çalışmada bu sorun kadın ve aile çalışmaları perspektifinden irdelenmesi amacıyla bu kategoride yer alan üniversite mezunu genç yetişkin ve bekar kadınların evlilik hakkındaki görüşleri kapsamında incelenmektedir. Günümüzde genç kadınlarda yüksek eğitime katılım oranları akran grupları erkeklerin oranını geçmiştir. Ancak söz konusu kadınların istihdama katılımları yaşıtları erkek grupları ile benzer oranları yakalamakta zorlanmakta, yaş grupları yükseldikçe NENİ olan kadınların oranının erkeklerden çok daha fazla olduğu görülmektedir. Bununla birlikte toplumsal söylemde gençlerin sıklıkla evliliği ertelediği ve aile kurumunun önemimi yitirdiği gibi değersel dönüşümlere atıf yapan eleştiriler yer almaktadır. Ancak eğitim ve iş piyasası arasındaki entegrasyon sorunu, iş piyasasındaki güçlükler, güvencesiz ve esnek çalışma, düşük ücretlerle beraber Covid-19 pandemisinde sıklıkla yükselen enflasyon oranları gençlerin evlilik gibi ciddi sermayeler gerektiren süreçlere karşı cesaretini oldukça kırdığı ön görülmektedir. Söz konusu yüksek eğitimli kadınlar olduğunda ise sürecin mevcut iş piyasasına yönelik sorunların yanında toplumsal cinsiyet normlarından bağımsız düşünülmesi olanaksızlaşmaktadır. Çünkü günümüzde özellikle yüksek eğitimli kadınların aile içi rollerde daha eşitlikçi ve demokratik beklentiler içerisinde olmasının ilk evlilik yaşını erteleyici bir nitelik olarak öne çıktığı literatürde onaylanmıştır. Tüm bu ön bilgiler ışığında bu çalışmada söz konusu tartışmalar ne eğitimde ne de istihdamda kavramsallaştırması çerçevesinde 20-29 yaş aralığındaki düzenli gelir getiren bir işte çalış(a)mayan herhangi bir eğitim faaliyetinde de bulunmayan bekar kadın örneklemi çerçevesinde incelenmektedir. Bu amaçla bu araştırma, konu hakkında daha kapsamlı ve derinlemesine çıkarımlar yapma imkânı tanıyan karma yöntemler araştırması tekniği kullanılarak tasarlanmıştır. Araştırma bulgularında sıklıkla söz konusu örneklemin evlilik hakkında oldukça ılımlı oldukları ancak bunun için 25 yaş sonrasını idealize ettikleri, bunu uzun eğitim süreçleri ve işsizlik gibi mücadelelerle gerekçelendirdikleri görülmüştür. Çocuk sahibi olma hususunda ise özellikle çocuğa sağlayacakları imkanlar bağlamında oldukça kaygılı oldukları ve çocuğun sayısından çok niteliği üzerinde hassasiyet geliştirdikleri anlaşılmıştır. Tüm bu kaygıları besleyen bir diğer etkenin ise günümüzde geçmişe kıyasla görünürlüğü artmış olan liyakatsizlik kültürü olduğu araştırma bulguları arasındadır. Ayrıca kadınlar söz konusu olduğunda evlilik tercihlerinde öne çıkan en önemli sorun alanlarından birinin ekonomik yetersizliklerle beraber geleneksel ataerkil aileye yönelik kaygılar, hegemonik erkeklik kültürü ve aile içi şiddet gibi korkuların yer aldığı anlaşılmıştır. Tüm bu bulgular ışığında katılımcılar için bir ilişki tipi olarak evliliğin halen oldukça önemli olduğu, ancak modernleşme ve çağdaşlaşmanın etkisiyle aile pratiklerinde geleneksellikten uzaklaşarak eşler arası paylaşıma ve ortaklığa vurgu yapan bir değişim talebinin, bununla birlikte eş seçiminde daha seçici tercihlerin ön plana çıktığı anlaşılmıştır.
Hükümlü ve tutuklu annelerin bağlanma biçimlerinin ebeveynlik tutumları ile ilişkisi
Bu çalışmanın amacı ceza infaz kurumlarında bulunan tutuklu ve hükümlü annelerin bağlanma biçimleri ile ebeveynlik tutumları arasındaki ilişkiyi incelemek ve bu ilişkiye etki eden sosyo-demografik faktörleri belirlemektir. Araştırmada, annelerin hüküm durumlarına, yaşlarına, eğitim düzeylerine, medeni durumlarına, ceza infaz kurumlarında bulunma sürelerine ve çocuk sayılarına göre bağlanma biçimleri ve ebeveyn tutumlarının nasıl farklılaştığı araştırılmıştır. Bu çalışmada, nicel araştırma yöntemleri arasında yer alan ilişkisel tarama deseni kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini, Ankara'da kadın kapalı ve kadın açık ceza infaz kurumlarında bulunan toplam 141 tutuklu ve hükümlü anne oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından oluşturulan Kişisel Bilgi Formu, Erişkin Bağlanma Biçimi Ölçeği (EBBÖ) ve Ebeveyn Tutumları Ölçeği (ETÖ) kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS (versiyon 26) kullanılarak yapılmıştır. Verilerin analizinde frekans ve yüzde analizleri, bağımsız ve eşleştirilmiş örneklem t-testi, ANOVA, Kruskal-Wallis H, Mann-Whitney U ve korelasyon analizleri kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgular, bağlanma biçimleri ile ebeveyn tutumları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkilerin bulunduğunu göstermiştir. Güvenli bağlanma biçimi ile otoriter ebeveyn tutumu arasında anlamlı ve pozitif bir korelasyon olduğu saptanmıştır. Yaş faktörü ile otoriter tutum, medeni durum ile güvenli bağlanma arasında, çocuk sayısı ile aşırı koruyucu tutum arasında anlamlı farklar bulunmuşken; eğitim durumu ve ceza infaz kurumlarında bulunulan süreye ilişkin analiz sonuçlarında anlamlı farklar tespit edilmemiştir. Hüküm durumuna göre yapılan analizlerde ise hükümlü annelerin çoğunun kaçıngan bağlanma biçimine sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu araştırma, ceza infaz kurumlarında bulunan annelerin bağlanma biçimlerinin ebeveyn tutumları ve bazı sosyo-demografik özelliklerle ilişkili olduğunu göstermiştir. Çalışma sonuçları, ceza infaz kurumlarında bulunan annelerin sosyal destek sistemlerine erişimini artırmaya ve çocukların sağlıklı gelişimini desteklemeye yönelik politikaların geliştirilmesine katkı sağlamayı amaçlamaktadır.
İslâm'a göre insanın yaratılışında kadının konumlandırılışı
Tarih boyunca kadının toplumdaki konumu tartışma konusu olmuştur. Kadim inanışlardan semavi dinlere kadar var olan insanın yaratılış anlatıları, kadının toplumdaki konumunu da şekillendirmiştir. Bu çalışmada ise kadının yaratılıştaki durumu hakkında İslâm kaynakları olan Kur'an, hadis ve ulema kitapları ile ilgili olabilecek diğer dinlerin anlatıları beraber değerlendirilmiştir. Ele alınan kaynaklar arasındaki benzerlik ve farklar ortaya koyulmuştur. İslâm kaynaklarında Adem ve Havva'dan başlayarak ele alınan insanın yaratılışı anlatılarında kadına uygun görülen rollerin ve konumun, ne olduğu ve kaynaklarının neler olduğu incelenmiştir. Yaratılış anlatılarının kadınlarla ilgili başka hangi meselelere etkisi olduğu da araştırılmıştır. Çalışmanın sonucunda ise İslâm kaynaklarının kadının yaratılıştaki konumuna nasıl yer verdiği hakkında elde edilen bulgular serimlenmiştir. Kur'an'ın konuya yaklaşımının, diğer kaynaklardan farkı irdelenmiştir.
Kültürümüze uygunluğu açısından aile danışmanlığı
Toplumun temel birimi olan aile kurumu, her kültürde kendine has özellikler barındırmaktadır. Toplumları etkileyen kitlesel değişimler, geleneksel, modern ve postmodern özellikler barındıran Türk aile yapısını yeniden değerlendirmeyi ve kültürel özelliklerini tespit etmeyi gerektirmektedir. Hızlı toplumsal değişime bağlı olarak tahrip olan aile kurumu, ailenin devamını engelleyen birçok risk faktörüyle karşı karşıyadır. Günümüzde aile danışması, toplumsal ve kitlesel değişimlerin çekirdeği olan aile yapısını korumak adına kritik bir çalışma alanı haline gelmiştir. Batıda doğan ve gelişen aile danışması, farklı kuramları ve farklı teknikleriyle belirli ailevi sorunlara çözüm aramakta ve aile birliğinin devamına katkı sağlamaktadır. Öte yandan aile kurumu, kültüründen ve toplumsal öğelerinden bağımsız düşünülemeyecek özgün, canlı ve dinamik bir yapıdır. Bu çalışma Türk aile yapısına uygun aile danışması üzerinde çalışırken, her danışmanlık kuramının kültürümüzle eşleşen yöntemlerini ve kültürümüze uymayan özelliklerini irdelemektedir. Kültürümüze tam anlamıyla uygun tek bir kuram olmamakla birlikte her kuramın belli tekniklerle Türk aile yapısının belirli özelliklerine hitap ettiği görülmektedir.
Covid-19 pandemisi sürecinde sağlık personellerinin aile içi sorumluluk algısı: Çankırı Devlet Hastanesi örneği
Aile içi sorumlulukların paylaşımı, toplumsal cinsiyet rollerinde eşitsizliğin görüldüğü toplumlarda dengesiz bir dağılım göstermektedir. Cinsiyetçi meslek algısının izlendiği sağlık alanı, Covid-19 pandemisinin ortaya çıkması sonucu iş yükünün olağanüstü artışı ile karşı karşıya kalmıştır. Çalışma hayatı ve aile içerisinde eşzamanlı sorumluluk almak, Covid-19 pandemisini kadın sağlık çalışanları için daha da zorlu hale getirmiştir. Bu çalışma; Covid-19 pandemisinin, sağlık personelinin aile içi sorumluluklarına etkisini ve bu etkinin toplumsal cinsiyet algısı bağlamında pandemi öncesi dönem ve pandemi döneminden nasıl etkilendiğini araştırmaktadır. Tez toplam dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde salgınların tanım ve tarihine değinilmiş ve ardından Covid-19 pandemisi, sağlık çalışanları özelinde ele alınmıştır. İkinci bölümde "aile"ye ilişkin kavramsal ve kuramsal bilgilere yer verilerek cinsiyet ve toplumsal cinsiyet kavramları çerçevesinde hangi alanların ne şekilde etkilendiği, cinsiyetçi meslek algısı ve ikinci vardiya kavramlarına değinilerek teorik çerçeve tamamlanmıştır. Üçüncü bölümde araştırma verileri ve bulgular yorumlanmış, dördüncü bölümde ise sonuca yer verilerek çalışma tamamlanmıştır. Yapılan anket çalışması sonucunda sağlık çalışanlarının yaş, cinsiyet, mesleki deneyim, meslek grubu, gelir, çocuk sayısı, çocuğa bakım veren tercihi, doğduğu yerde çalışma ve eşin çalışma durumunun puan ortalamaları istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Eşler arası sorun yaşama sıklığının pandemi döneminde arttığı fakat cinsiyete göre bir farklılık göstermediği belirlenmiştir. Ev işleri ve çocuk bakımı rollerinin pandemiden etkilenmediği, dolayısıyla bakım sorumlulukları ve aile içi rollerde pandemi öncesi ve pandemi dönemi değişimi istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır.
Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik hukuki mekanizmalar: Türkiye, Kanada ve İran örnekleri
Nasıl ki doğada renkler, çeşitlilikler varsa insan doğası gereği pek çok farklılıklar barından toplumlarda da çeşitlilikler söz konusudur. Bu çeşitlilikler cinsel yönelim, engellilikler veya sadece kadın erkek şeklinde kendisini gösterebilmektedir. Toplumun bir cinsiyetten beklediği roller, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin temeli olup bununla mücadelede hukuki mekanizmalar kullanılmaktadır. Veri analizi yöntemi uygulanarak Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler, İnsan Hakları İzleme Örgütü, Dünya Bankası, Kanada, Türkiye ve İran İstatistik Kurumlarının kadın ve toplumsal cinsiyet eşitliği konulu verileri üzerinden bu üç ülkedeki kadınların ekonomik, sosyal, siyasal statüleri analiz edilmiştir. Sonrasında ise bu ülkelerin toplumsal cinsiyet eşitliğine dair hukuki düzenlemeleri, önemli içtihatları, kanunların ve uzun vadede toplumların şekillenmesine neden olan hükümet politikaları ve önemli sivil toplum çalışmaları ülkeler bazında incelenerek anlamlı verilere ulaşılmıştır. Bu veriler ışığında üç ülke içerisinde hukuk sistemi ve politika bakımından Kanada'nın toplumsal cinsiyet eşitliğinde gelişmiş ülkeler arasında kabul edilebileceği Türkiye'nin ise, son yıllarda kanun ve sosyal politikaların oluşturulması ile bunların tatbiki sırasında bazı uygulayıcıların cinsiyet rollerine yönelik tutumlarının iyileştirilmesi gerektiği nazara alındığından, gelişmekte olan ülkeler arasında kabul edilebileceği görülmüştür. İran'ın ise kadının bedeni üzerinde eril sistemi amir gören ve belirli alanlarda kadın eğitiminin kısıtlanması veya kendi bedenleri üzerinde söz hakkı dahi tanımayan kadınlara karşı kolluk kuvvetlerince zor kullanarak hükümet politikalarının uygulanması nedeniyle toplumsal cinsiyet eşitliği bakımından gelişmemiş ülke olarak kabul edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Anneliğe yönelik algıların okul kitaplarında ve sosyal medyada izinin sürülmesi
Annelik ve kadınlık konuları toplumsal cinsiyet bağlamında sıklıkla incelenen konular arasındadır. Bu durumun sebepleri arasında anneliğin durağandan ziyade değişken bir yapıya sahip olması ve her kadının anneliğinin kendine özgü oluşu vardır. Bu çalışmada öncelikli olarak anneliğin ve kadınlığın kavramsal biçimde algılanışı ele alınmıştır. Ardından anne ve kadına dair algıda resmi bir söylem olarak ders kitapları incelenmiştir. Annelik algısının öncelikle Cumhuriyet döneminden başlanarak ders kitapları aracılığıyla nasıl bir gelişim gösterdiği örnek ders kitaplarıyla gösterilmeye çalışılmıştır. Resmi ideolojinin yanında çocuk sahibi kadınların kendi tercih ve istekleri doğrultusunda sosyal medyada annelik ile ilgili kavramlar çerçevesinde belli platformlara katılması ve bazı sosyal medya uygulamalarını kullanarak anneliklerini ön plana çıkarması durumu ele alınmıştır. İnternet ortamında kadınlar tarafından oluşturulan ve devam ettirilen bir annelik algısı söz konusudur. Kadınlar annelikle ilgili deneyimlerini bu platformlar aracılığıyla paylaşmaktadır. Bu paylaşımların annelikle ilgili yarattığı algının tespiti bu çalışmanın amacıdır. Sosyal medya üzerinden yapılan paylaşımların evrensel bir nitelik taşıyıp taşımadığını görmek amacıyla yabancı hesaplar da ele alınmış ve karşılaştırmalı bir bilgi edinilmeye çalışılmıştır. Bu çalışma sosyal medyada "anne" kimliği ile yer alan kadınların annelik algısını nasıl şekillendirdiklerini, resmi söylemle herhangi bir kesişme taşıyıp taşımadığını ve modernizmdeki tüketim ve görünür olma durumunun annelik algısının şekillenmesindeki etkisine bakmayı hedeflemektedir. Çalışmada kullanılan söylem analizi, doküman analizi ve amaçlı örnekleme teknikleri şu malzemelere uygulanmıştır: Cumhuriyet'in ilanından itibaren yayınlanmış çeşitli Türkçe, Hayat Bilgisi, Okuma başlıklı kitaplar, hem Türkçe hem de İngilizce olmak üzere toplamda sekiz sosyal medya hesabı ve dört platform. Sonuç olarak gayri resmi ve resmi söylemlerle verilen annelik algısının kişisel tercihlerle oluşturulan sosyal medya hesaplarında nasıl ortaya çıktığı konu edinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sosyal medya, annelik, okul kitapları.
Toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve kadına yönelik şiddet Eyüpsultan örneği
İnsanların kalıtsal olarak ayrı rollere bürünerek cinsiyetleri bakımından kadın-erkek olarak ayırt edilmeleri "cinsiyet", içinde yetişilen çevrenin insanlara kadınlık ve erkekliğin nasıl kurulduğunu gösterdiği görev ve mesuliyetler de "toplumsal cinsiyet" kavramıyla açıklanmıştır. İçerisinde yetişilen çevrede kadın-erkek olarak ayrıştırılarak üzerimize atfedilen sorumluluklar beraberinde birtakım "eşitsizlikler" de meydana getirmiştir ve bu eşitsizliklerin doğurduğu en korkunç, en acımasızca, en can yakıcı gerçeklerden birisi de kadına yönelik şiddettir. Kadına yönelik şiddet eril iktidarın kadını çeşitli baskı ve zorbalıklarla kontrol altına almasının yöntemlerindendir. Kadını son derece korkunç bir şekilde etkileyen ve bir kadına sırf kadın olduğu için dayatılan "eşitsizlik" temelli cinsiyetin doğurduğu şiddet olgusu çok yönlü bir şekilde işlemektedir. Şiddet oranları düşmek yerine her geçen gün daha da artmaktadır. Bu artış hem şiddete maruz kalan kadınlar hem de onların yakınları açısından kötü neticeler doğurarak vücut bulmaktadır. Toplumsal açısından mühim bir mesele olan "kadına yönelik şiddet" yalnızca bir kadına psikolojik ve fiziksel üstünlük kurmakla kalmayıp bir de kadınların her yönden ilerlemelerinin önüne de taş koymaktadır. Kadınların kendilerini geliştirme, kendi ayaklarının üzerinde durabilme yollarındaki bu engellerin ortadan kalkması ve özellikle şiddet kavramının yok olması için yaşadığımız toplumun eşitlik konusunda bilinçlenmesi ve bu bilinçlenme ile beraber toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması gerekmektedir. Bu çalışmada "kadına yönelik şiddet" meselesi toplumun içine girilerek, toplum içinde cinsiyet eşitsizliği bakımından kadınların uğradıkları haksızlıklar, maruz kaldıkları zorbalıklar göz önüne alınarak değerlendirilecektir. Sahada şiddete uğramış, çeşitli sorunlarla mücadele veren ya da korkup kendi içine sinen kadın bireyler yüz yüze dinlenilmiş ve yaşadıkların sorunların, uğradıkları şiddetin toplumsal boyutu ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Şiddetin her türlüsüne boyun eğen kadın bireyler aslında şiddetin her türlüsüyle mücadele etmeye cüret edebilecek kadar cesur olma eğilimine sahip olmalıdır. Boyun eğmek, şiddete rıza göstermek şiddeti yeniden üretmektedir.
Çalışma hayatında kadının kadına şiddeti: Kraliçe arı sendromuna yönelik bir değerlendirme
Toplumun her alanında olduğu gibi kadının var olma çabası ve başarısı çalışma hayatında da kendini göstermektedir. Geleneksel toplum yapısı ve cinsiyet ayrımcılığı birçok şekilde kadının çalışma hayatında engel oluşturmaktadır. Bu engellerin bir kısmı da kadınların hemcinsleri tarafından yapılmaktadır. Yönetici pozisyondaki kadınların diğer çalışan kadınlara yarattığı zorluklar 'Kraliçe Arı Sendromu' olarak tanımlanmıştır. Bu çalışmanın amacı çalışma hayatındaki kadınların karşılaştığı zorluklardan biri olan Kraliçe Arı Sendromunu ve İşe Bağlı Duygusal Tükenme ile ilişkisini ayrıntılı şekilde ele almaktır. Çalışma Nisan- Temmuz 2023 tarihleri arasında Türkiye genelinde 173 kadın çalışan ile yürütülmüştür. Çalışma verileri online ortamda web tabanlı anket uygulaması ile elde edilmiştir. Veri toplama araçları olarak ''Kişisel Veri formu'', "Kraliçe Arı Sendromu Ölçeği" ve "İşe Bağlı Duygusal Tükenmişlik Ölçeği" kullanılmıştır. Veriler SPSS 22 programı ile değerlendirilmiştir. Çalışma verilerinin analizi sonucunda farklı sektörlerde kraliçe arı sendromunun mevcut olduğu ve kraliçe arı sendromu gösteren yöneticilerle çalışan kadınlarda işe bağlı duygusal tükenmenin arttığı bulunmuştur. Yapılan regresyon analizi ile kraliçe arı sendromunun işe bağlı duygusal tükenme üzerinde etkisi olduğu da ortaya konmuştur. Örgütlerde kraliçe arı sendromunun varlığı araştırılmalı, maruz kalan kadın çalışanların desteklenmesi ve sendromun önlenmesine yönelik hem yönetim görevinde çalışanlar hem de diğer çalışanlara yönelik girişimler hayata geçirilmelidir.
Üniversite öğrencilerinin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumları ile sağlık ilişkisi
Bireyin yaşadığı kültürün bir parçası olan ve kadının ve erkeğin sonradan sosyal olarak öğrendiği rol ve tutumlarını ifade eden toplumsal cinsiyet kavramı, her kültüre, coğrafyaya ve bakış açısına göre değişmektedir. Biyolojik cinsiyetten bu sebeple ayrılan toplumsal cinsiyet kavramı bireyi hayatının her döneminde aile içindeki süreçlerinden itibaren etkilemektedir. Literatürde yer alan pek çok araştırmada farklı demografik özellikteki bireyin toplumsal cinsiyet algı ve tutumları ele alınmıştır. Bu çalışmada, toplum sağlığında önemli etki sahibi olan sağlık çalışanlarının toplumsal cinsiyet rol ve algılarının ölçülmesi ve sağlık davranışları ile ilişkisinin ortaya koyulması amacıyla akademik eğitimine devam eden sağlık bilimlerinde eğitim alan üniversite öğrencileri örneklem olarak seçilmiştir. Kullanılan Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Ölçeği ile elde edilen veriler IBM SPSS Ver 23.0 İstatistik programı ile analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular ile öğrencilerin bazı demografik bilgileri ile toplumsal cinsiyet rolleri tutumları ve sağlık ilişkisi anlamlı bulunmuştur. Farklı coğrafyalardan elde edilen araştırma bulguları, bu araştırma bulguları ile karşılaştırılmış ve ölçeklerin farklı coğrafyalarda uygulandığında farklı ilişkiler ortaya koyduğu görülmüştür.