Çukurova University
Discipline

Department of Anesthesiology and Reanimation

Çukurova University

4

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

4 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Omuz cerrahisi geçiren olgularda genel anestezi ile kombine edilen interskalen brakiyal pleksus bloğunun burst supresyon oranına etkisi

maç: Bu çalışmada, omuz cerrahisi geçiren hastalarda interskalen brakiyal pleksus bloğu (ISB) ile kombine edilen genel anestezinin, elektroensefalogram (EEG) parametreleri ve burst supresyon oranı (BSR) üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya elektif omuz cerrahisi geçiren 50 hasta dahil edilmiş; hastalar randomize olarak ISB uygulanan (Grup B) ve uygulanmayan (Grup K) iki gruba ayrılmıştır. Tüm hastalara standart genel anestezi protokolü uygulanmıştır. EEG kayıtları SedLine® monitörü kullanılarak Fp1, Fp2, F7 ve F8 elektrotlarından intraoperatif olarak alınmış; delta (0.5–4 Hz), teta (4–8 Hz), alfa (8–12 Hz) ve beta (13–30 Hz) bant güçleri ile PSI ve BSR değerleri analiz edilmiştir. Bulgular: Blok uygulanan grupta özellikle delta bant gücünde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalma gözlenmiştir (p < 0.01). Aynı grupta teta bandı da düşüş eğilimi göstermiştir. Buna karşılık alfa ve beta bantlarında artış gözlenmiş, bu durum kortikal reaktivitenin korunduğuna işaret etmektedir. PSI değerleri iki grup arasında benzerlik göstermiştir. BSR açısından fark gözlenmemiş olmakla birlikte, delta düşüşü ve beta artışı, daha fizyolojik bir EEG paterninin korunduğunu düşündürmektedir. Sonuç: ISB uygulaması, yalnızca periferik analjezi sağlamakla kalmayıp, afferent nosiseptif input'un baskılanması yoluyla EEG üzerinde merkezi etkiler oluşturabilmektedir. Bu etki, delta bandı gücünün azalması ve alfa-beta aktivitesinin korunmasıyla EEG düzeyinde izlenebilir hale gelmiştir. ISB ile sağlanan analjezi, daha stabil bir kortikal aktivite örüntüsü ve potansiyel olarak daha düşük anestezik gereksinimiyle nörokognitif açıdan koruyucu bir etki oluşturabilir.

Tuğba Kök
Bezmialem Vakıf University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Rejyonel anestezi altında total diz artroplastisi yapılan hastalarda farklı multimodal anestezi tekniklerinin hasta sonuçları üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Rejyonel Anestezi Altında Total Diz Artroplastisi Yapılan Hastalarda Farklı Multimodal Anestezi Tekniklerinin Hasta Sonuçları Üzerine Etkilerinin Karşılaştırılması Amaç: Çalışmamızda farklı rejyonel anestezi teknikleri altında uygulanan total diz artroplastisi cerrahisi yapılan hastaların postoperatif dönemde ağrı, fonksiyonellik ve postoperatif komplikasyonlar açısından değerlendirilmesini amaçladık. Gereç ve yöntem: Bu çalışma retrospektif olarak planlandı. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi ameliyathanesinde 2020-2024 yılları arasında rejyonel anestezi altında total diz artroplastisi yapılan hastaların dahil edilmesi planlandı. Çalışmaya tek taraflı total diz artroplastisi (TDA) yapılacak ASA I-III sınıfı 80 hasta dahil edilerek, iki gruba ayrıldı. Devamlı epidural analjezi(DEA) uygulanan olgular "Grup 1" , intratekal morfin + Adduktor Kanal Bloğu(ITM+ACB) uygulanan olgular "Grup 2" olarak adlandırıldı. Çalışma kriterlerini karşılayan hastaların dosyaları taranarak veri toplama formunda belirtilen demografik özellikler, ASA skoru, Charlson komorbidite indeksi, revize kardiyak risk indeksi, ek hastalık, fonksiyonel kapasite ve preoperatif tam kan sayımı sonucu kaydedildi. Cerrahi süre, intraoperatif dönemdeki kan basıncı, kalp atım hızı, total intravenöz verilen sıvı miktarı ve cinsi, sedasyon ihtiyacı, traneksamik asit uygulaması yapıldı ise dozu kaydedildi. Postoperatif dönemde ilk 24 saatteki kan basıncı, kalp atım hızı, VAS skoru, bulantı-kusma, Bromage skoru, hasta kontrollü analjezi kullanıldı ise kullanılan analjezik miktarı, ek analjezik ihtiyacı postoperatif tam kan sayımı, mobilize olma süresi, komplikasyon gelişimi,Clavien-Dindo skoru, reoparasyon ihtiyacı, kognitif disfonksiyon gelişimi, RASS skoru, motor kuvvet, eklem açıklığı, düşme öyküsü, yoğun bakım ihtiyacı ve hastanede yatış süresi kaydedildi. Taburculuk sonrası yeniden hastane başvurusu, mobilizasyon ve eklem açıklığı, morbidite, mortalite kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan 80 hastanın demografik ve intraoperatif parametreleri gruplar arasında benzer bulunmuştur. Postoperatif ilk 24 saatte 1.saatten sonra Grup 1'de VAS skorları anlamlı olarak daha düşük, ek analjezi ihtiyacı daha az ve eklem hareket açıklığı daha iyi saptanmıştır. Vital bulgular ve komplikasyon oranları benzer olmakla birlikte, yalnızca Grup 2'de düşme insidansı daha yüksek gözlenmiştir. Her iki yöntemin güvenli olduğu görülmekle birlikte, epidural analjezinin postoperatif ağrı kontrolü ve fonksiyonel sonuçlar açısından daha avantajlı olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Sonuç olarak, rejyonel anestezi altında total diz artroplastisi uygulanan hastalarda devamlı epidural analjezi yöntemi, intratekal morfin ve adduktor kanal bloğu kombinasyonuna kıyasla postoperatif ağrı kontrolü, analjezi ihtiyacı ve eklem hareket açıklığı açısından daha etkili bulunmuştur. Her iki yöntem güvenli olsa da, klinik yaklaşım hasta özelliklerine göre bireyselleştirilmelidir. Anahtar Kelimeler: Total diz artroplastisi, adduktor kanal bloğu, intatekal morfin, epidural HKA

Elif Kütük
Çukurova University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anestezi yoğun bakım ünitesinde anemi insidansı ve kan transfüzyon endikasyonlarının retrospektif değerlendirilmesi

Giriş: Yoğun bakım ünitesi (YBÜ) takip ve tedavileri sırasında hastalarda anemi çok sık görülmektedir. Kabul sırasında hastaların yaklaşık %60' ında anemi mevcuttur. Kalanların büyük çoğunluğunda ise yatış süreleriyle ilişkili olarak anemi gelişebilmektedir. Bu nedenlerle YBÜ'sinde kan ve kan ürünleri transfüzyonu sık uygulanmaktadır. YBÜ'sinde takip edilen hastalarda anemi etiyolojisi, genellikle multifaktöriyeldir ve bu nedenleri birbirinden ayırt etmek güçtür. Bu çalışmanın amacı, YBÜ'de takibi yapılan hastalarda anemi insidansı ve kan ürünü transfüzyon uygulamalarının hangi sıklıkta gerçekleştiğini belirlemek, transfüzyon için kullanılan hemoglobin (Hb) eşik değerini saptamak, transfüzyonla ilişkili riskleri ortaya koymak ve transfüzyonun klinik sonuçlarla olan ilişkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, 01 Haziran 2024 ile 01 Aralık 2024 tarihleri arasında YBÜ'de takip edilen hastaların dahil edildiği retrospektif kohort çalışması olarak tasarlanmıştır. Hastaların verileri hasta izlem dosyaları ve hastane bilgi sistemi veri tabanından elde edilmiştir. YBÜ' ye kabul sırasında kaydedilen veriler; demografik bilgiler, YBÜ yatışı sırasındaki hastalık şiddet skorları, eşlik eden hastalıklar, kabul tanısı, kabul edilen servis, YBÜ' ye kabul süresi, cerrahi operasyon öyküsü, destekleyici tedavilere olan ihtiyacı (invaziv/non invaziv mekanik ventilasyon, vazoaktif ilaç ihtiyacı, RRT), koagülasyonu etkileyebilecek ilaç kullanım durumu, YBÜ yatışından önce kan ürünü replasmanı yapılıp yapılmadığı, hemodinamik parametreler ve laboratuvar sonuçları, transfüzyon öncesi Hb değerleri, transfüzyon endikasyonları, transfüzyon ile ilişkili komplikasyonları içermektedir. Hastaların YBÜ ve hastane kalış süresi, mortalite durumu da kayıt altına alınmıştır. Çalışma için tanımlanan dönem içerisinde YBÜ'de takip edilmiş ancak kan ürünü transfüzyonu ihtiyacı gelişmemiş hastalardan kan ürünü transfüzyonu uygulanmış hasta sayısı kadar hasta grubu randomize olarak seçilmiştir. Bulgular: Çalışma dönemi boyunca, toplam 1228 hasta YBÜ'ye kabul edilmiş ve dahil edilme kriterlerini karşılayan 1000 hastadan 160'ına kan ürünü transfüzyonu uygulanmıştır. Kan ürünü uygulanmamış 840 hastadan randomize olarak 160 hasta seçilerek toplam 320 hastanın verileri analiz edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen hastaların %74,4'ünün komorbiditesi vardı ve yaş ortancası 65 (min-max 18-96) idi. Hastaların %66'sı YBÜ yatışı sırasında anemikti. Hastaların YBÜ yatışındaki Hb değeri ortalaması 11,1±2,3 g/dL tespit edilmiştir. YBÜ'ye alınan 1000 hastanın 160'ına (%16) kan ürünü transfüzyonu yapıldı. Kan ürünü transfüzyonu için en yaygın endikasyonlar düşük Hb seviyesi (%61,9), vazopressör ihtiyacı (%46,2), hemodinamik instabilite (%37,5) ve aktif kanamaydı (%21,2). Kan ürünü transfüzyonu yapılan ve yapılmayan hastaların yaş ortalaması sırasıyla 60,5 ± 20,1 ve 61,4 ± 19,5 olup her iki grup arasında yaş, cinsiyet, sigara kullanımı ve CCI skoru açısından dağılım benzerdi. Kan ürünü transfüzyonu yapılan hastaların YBÜ yatışındaki APACHE II, SOFA skoru ortalaması yapılmayan hastalara göre daha yüksekti (p<0,001, p<0,001). Transfüzyon yapılan hastaların YBÜ yatışı sırasındaki Hb cut-off değeri ≤10,85 g/dL (duyarlılık: %70, seçicilik: %69,4) olarak tespit edildi. RBC transfüzyonu öncesi eşik Hb ortalama düzeyi ise 8,2±1,87 g/dL idi. Düşük Hb düzeyi nedeniyle RBC transfüzyonu yapılmış hastalarda transfüzyon öncesi en düşük Hb düzeyi 5,6 g/dL olup ortalaması 6,8±0,2 g/dL bulundu. Tek değişkenli (univariate) logistik regresyon analizi sonucunda yatış anındaki Hb düşüklüğü mortalite ile ilişkili görüldü (p<0,001). Mortalitenin kan tranfüzyonu yapılan hastalarda 3,46 kat (p<0,001), YBÜ takip sırasında vazopressor ihtiyaci gelişenlerde 1,999 kat (p=0,005), kardiyak arrest olan hastalarda 1,918 kat (p=0,021) ve major kanaması olan hastalarda ise 2,818 kat (p=0,02) yüksek olduğu tespit edildi. Çok değişkenli modelde düzeltme sonrasında mortalite ile ilişkili olan en baskın ve anlamlı durumun kan tranfüzyonu olduğu (2,55 kat artış; p=0,002) görüldü. Kan ürünü transfüzyonu ve mortalite ilişkisi arasında analiz sonucunu etkileyebilecek değişkenler olabileceğinden subgrup analizi uygulandı. Vazopressör/hemodinamik instabilite endikasyonu dışındaki bir endikasyonla kan transfüzyonu uygulanan, şok tablosu bulunmayan YBÜ hastalarında kan tranfüzyonunun YBÜ mortalitesini 4,29 kat artırdığı ancak vazopressör/hemodinamik instabilite endikasyonu ile kan transfüzyonu uygulanan şok durumu bulunan hastalarda RBC transfüzyonunun mortalite üzerine olumsuz etkisi olmadığı gösterildi. (p=0,768). Sonuç: Çalışmamızda, RBC transfüzyonu için en sık endikasyonun düşük Hb düzeyi (%61,9) ve transfüzyon öncesi Hb eşik değerinin 8,2±1,87 g/dl olduğu tespit edilmiştir. YBÜ yatışındaki Hb düzeyinin ≤10,85 g/dl olmasının hastaların YBÜ takibinde herhangi bir nedenle kan ürünü transfüzyonu ihtiyacı olacağını ön görmesi (%70 duyarlılık ve %69,4 seçicilik) açısından önemli bir bulgudur. Çalışmamızın bulguları, tüm YBÜ hastaları incelendiğinde kan ürünü transfüzyonunun YBÜ mortalitesini 2,55 kat artırdığını ancak vazopressör ihtiyacı/hemodinamik instabilite endikasyonu ile kan transfüzyonu uygulanan şok durumu bulunan hastalarda vazopressör ihtiyacında ve şok durumunda azalma sağlarken YBÜ mortalitesi üzerine olumsuz bir etkisinin olmadığını desteklemektedir. Anahtar Kelimeler: Anemi, yoğun bakım ünitesi, transfüzyon, mortalite

Kan transfüzyonu
Sefa Karaoğlu
Akdeniz University
2025
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Mükerrer sezaryen vakalarında postoperatif analjezi amacıyla ultrason eşliğinde uygulanan "Transversus Abdominis Plan" ve "Transversalis Fasya Plan" bloklarının etkinliğinin karşılaştırılması: Prospektif gözlemsel çalışma

Amaç: Spinal anestezi altında mükerrer sezaryen cerrahisi geçiren gebelerde postoperatif dönemde ağrıyı azaltmaya yönelik uygulanan Transversus Abdominis Plan (TAP) bloğu ile Transversalis Fasya Plan (TFP) bloğunun harekette ve istirahatte ağrı skorları üzerine etkilerininin, ilk mobilizasyon için geçen sürelerinin ve analjezik kullanım miktarlarınının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Mükerrer sezaryen cerrahisi geçiren ve postoperatif analjezi amacıyla TAP ve TFP blok uygulanan 20-45 yaş arası ASA 1 ve ASA 2 risk skoruna sahip 90 hasta postoperatif dönemde incelendi. Hastalar Transversalis Fasya Plan bloğu uygulanan (Grup I) ve Transversus Abdominis Plan bloğu uygulanan (Grup II) olmak üzere 2 farklı gruba ayrıldı. Postoperatif dönemde ağrı skorları 0, 3, 6, 12 ve 24. saatlerde hareketle ve istirahatle Vizüel Analog Skala (VAS) kullanılarak değerlendirildi. Ayrıca postoperatif dönemde ilk mobilizasyon süreleri kaydedildi. Hastalara gereklilik halinde bloklara ek olarak analjezik ajanlardan parasetamol, diklofenak sodyum ve tramadol uygulandı. Postoperatif 24 saatlik süreçte toplam kullanılan analjezik miktarları kaydedildi. Ayrıca 24 saatlik süreçte bulantı, kusma, kaşıntı gibi opioid kullanımına bağlı ortaya çıkabilecek komplikasyonlar not edildi. Çalışmadan elde ettiğimiz veriler IBM SPSS 25.0 (SPSS Inc., Chicago, IL, USA) paket programında analiz edildi. Bulgular: Transversalis Fasya Plan bloğu uygulanan (Grup I) hastalarda Transversus Abdominis Plan bloğu uygulanan (Grup II) hastalara göre 3., 6., 12. ve 24. saatte istirahat ve hareket halinde ağrı skorları istatiksel olarak anlamlı bir şekilde daha düşük olarak saptandı. Ayrıca ameliyat sonrası ilk mobilizasyon süreleri karşılaştırıldığında Grup I deki hastaların Grup II deki hastalara göre istatiksel olarak anlamlı bir şekilde daha erken mobilize olduğu görüldü (p=<0,001). Gruplar arası 2 analjezik kullanım miktarları karşılaştırıldığında Grup II deki hastaların Grup I deki hastalara göre anlamlı bir şekilde parasetamol ve diklofenak sodyum kullanımlarının daha fazla olduğu izlendi (p=<0,001). Grup I ve Grup II arasında tramadol kullanım miktarlarında anlamlı bir fark saptanmadı (p=0.101). Opioidlere bağlı gelişebilecek komplikasyonlar iki grupta da birbirine yakın oranlarda izlendi. Sonuç: Postoperatif ağrının kontrolünde Transversalis Fasya Plan bloğunun Transversus Abdominis Plan bloğuna göre daha etkili olduğu, ağrı skorlarının daha düşük olduğu görüldü. İlk mobilizasyon süreleri açısından da Transversalis Fasya Plan bloğu daha erken mobilizasyon imkanı sağladı. Opioid tüketimi açısından fark görülmezken, parasetamol ve diklofenak sodyum kullanımı Transversus Abdominis Plan bloğu yapılan grupta daha fazla olarak görüldü. Bu veriler ile Transversalis Fasya Plan bloğunun Transversus Abdominis Plan bloğuna göre sezaryen cerrahisi sonrası ağrı kontrolünde daha üstün bir blok olduğu görüldü. Anahtar Kelimeler: Transversalis Fasya Plan bloğu, Transversus Abdominis Plan bloğu, opioid tüketimi, mükerrer sezaryen cerrahisi, ilk mobilizasyon zamanı.

Taha Emre Ötügen
Erzincan Binali Yıldırım University
2025
00