Çukurova University
Discipline

Economics

Çukurova University

3,632

Archived Theses

9

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Gelişmekte olan ülkeler, sanayileşme ve ihracat: Türkiye ile seçilmiş ülke karşılaştırmaları

Bu çalışmanın temel amacı, uyumlaştırılmış uluslararası girdi-çıktı tabloları verilerinden sektörel dikey uzmanlaşma ve yurtiçi katma değer paylarını hesaplayarak, seçilmiş Asya ülkeleri ve Türkiye'nin ihracatlarının gerçekte ne kadarının bu ülkelerde üretildiğini belirlemektir. İkinci amaç, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde uluslararası ticaretin değişen yapılarına bağlı olarak ticaret teorilerinin ve analiz araçlarının gelişimini ortaya koymaktır. Üçüncü amaç, Doğu Asya ülkelerinin ihracata dayalı istisnai sanayileşme süreçlerinde (Asya mucizesi) neyi farklı yaptıklarına ilişkin muhtemel cevapları aramaktır. Dördüncü amaç, Türkiye'nin 1980 sonrası ihracata yönelik sanayileşme sürecini, sektörel ihracat gelişmeleri ve yapısal dönüşümü ile birlikte incelemektir. Son amaç ise, geleneksel ve yeni analiz yöntemlerini kullanarak, bu ülkelerin ihracat performanslarını çok boyutlu olarak karşılaştırmaktır. Böylece Çin ve Asya etkileri de ayrıca incelenmektedir. Çalışmada, çeşitli sektörel ve toplulaştırılmış verilerden gözlenen küresel gelişmeleri ve farklı analizlerden elde edilen sonuçları şu şekilde özetlemek mümkündür: i) İhracata yönelik sanayileşme modeli ekonomik gelişmenin temeli durumundadır. ii) Ticaret önündeki engelleri büyük oranda kaldıran gelişmekte olan ülkelerin, küresel ticaret sistemine katkıları son 20 yıldır sürekli artış trendi göstermektedir. iii) Yüksek ihracat performansı için talep ve arz yönlü faktörler önemlidir. iv) Küresel değer zincirleri, çok sayıda ülkenin iş bölümü içinde birlikte üretim yaptığı, sektörler arası ve sınır ötesi üretim sistemlerini biçimlendirmektedir. Bu yapı, rekabetçilik baskılarının yanında, karşılıklı tamamlayıcılığı da geliştirmektedir. v) Sanayileşme üretimde, ihracatta ve istihdamda bir kalite gelişimini ve yapısal dönüşümü ifade etmektedir. Bu dönüşüm, 'doğal' olarak var olan karşılaştırmalı üstünlüklerden çok, Doğu Asya ülkelerinin başardığı gibi 'edinilmiş' rekabetçi üstünlüklere işaret etmektedir. vi) Uzun bir süre geri planda kalan sanayileşme politikaları, Doğu Asya mucizesinde hükumet müdahalelerinin ve sektörel uygulamaların belirleyici olduğu yönündeki konsensus ile birlikte yeniden önem kazanmıştır. Ancak, özellikle aşırı müdahalelerin, günümüzde diğer gelişmekte olan ülkeler için uygulanabilirliği ve başarısı halen tartışmalıdır. vii) Birçok küresel değer zincirinde üretimin ve ihracatın yurt dışı faktör içerikleri ile katma değer payları 1990 yılından itibaren yükselme trendindedir. Bu süreçte aramalı ticareti nihai mal ticaretinden daha fazla artmaktadır. viii) Ülkelerin ne ürettikleri ve ne ihraç ettikleri önemlidir. Uygulamada, üretim ve ihracat içeriği daha sofistike olan ülke performanslarının daha sürdürülebilir olması, inovasyonun önemini vurgulamaktadır. ix) 2000'li yıllarla birlikte ihracatını hızlı bir şekilde artıran Türkiye, makine ve motorlu taşıtlar gibi orta seviye teknolojili ürünler ihracatındaki küresel payını, geleneksel tarım ve emek yoğun gıda ve tekstil ürünleri aleyhine artırarak yapısal bir dönüşüm de yaşamaktadır. Bu dönüşüm, şimdilik, gelişmiş ülkelerin sanayileşmeme eğilimleri ve yerel avantajlardan yararlanmak için üretim süreçlerini gelişmekte olan ülkelere kaydırmaları ile açıklanabilmektedir. x) Girdi ticareti ve yeniden ihracat kaynaklı çoklu hesaplama nedeniyle, standart toplam ticaret istatistikleri ülkelerin ticaretindeki net katma değerlerini ve kazançlarını yansıtmamaktadır. Ayrıca sadece nihai malları dikkate alan 'endüstri içi ticaret' ve sadece ihracatta ithal girdi payını gösteren (ithalattaki yurtiçi içerikleri kapsamayan) 'dikey uzmanlaşma' ölçümlerinin kullanımı da sınırlıdır. Bu nedenle katma değer ticareti hesaplamaları şimdilik en uygun yöntem durumundadır. xi) 2002 yılı için Türkiye'nin toplam ihracatının ithal girdi içeriği yaklaşık yüzde 17 ve toplam aramalı talebi içinde ithal ara mallarının payı yaklaşık yüzde 16 iken, 2009 yılında toplam ihracatının yurtdışı katma değer içeriği yaklaşık yüzde 22'dir. xii) 2009 yılında Türkiye, Güney Kore, Hindistan ve Çin için imalat sanayisi ihracatında yurtiçi katma değer payları sırasıyla yüzde 74, 64, 76 ve 74 iken, toplam katma değer ihracatının toplam katma değer ithalatını karşılama oranları sırasıyla yüzde 79, 69, 67 ve 51'dir. Sonraki değerler bu ülkelerin net katma değer ithalatçısı olduklarını göstermektedir. Güney Kore (yüzde 470) ulaşım araçlarında; Türkiye (yüzde 336), Hindistan (yüzde 226) ve Çin (yüzde 316) ise tekstil, deri ve ayakkabı ürünlerinde en yüksek oranlara sahiptir.

Dikey uzmanlaşmaEndüstrileşmeEndüstrileşme politikaları+6
Mehmet Demiral
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu Asya ülkelerinin döviz kuru politikaları ve ihracat üzerine etkileri

Her ülkenin kendi ekonomik koşulları ve gelişmişlik düzeyine göre politika yapıcılar farklı döviz kuru politikaları arasından en etkili kur politikasını seçmek isterler. Çünkü kur politikaları ekonominin önemli göstergelerinden biri olan dış ticaretin özellikle de ihracatın en önemli belirleyicilerindendir. Genel ekonomi üzerinde büyük bir etkisi olan ihracat günümüzde birçok gelişmekte olan ülkenin benimsediği ekonomik büyüme stratejilerinden biri haline gelmiştir. İhracata dayalı büyüme stratejisinin, doğru seçilmiş bir döviz kuru politikasına bağlı olarak ekonomik büyümeye daha çok katkıda bulunduğu da ampirik çalışmalar sonucunda görülmektedir. Bu çalışmada da, ihracata dayalı büyüme stratejisi benimseyen ve buna bağlı olarak da ekonomileri son yıllarda hızla büyüyen Doğu Asya ülkelerinin reel ihracatı üzerinde reel döviz kurunun ve ortalama GSYİH'nın etkisi araştırılmıştır. Panel veri analiz yönteminde tahmin edilen değişkenlere ait veri seti Çin, Endonezya, Güney Kore, Malezya, Filipinler ve Tayland ülkelerinin 2001-2012 dönemlerini kapsamaktadır. Sabit etkiler modeli ile tahmin edilen reel ihracat fonksiyonuna göre, reel döviz kuru ile reel ihracat ve ortalama GSYİH arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki vardır. Yani reel döviz kurunda ya da ortalama GSYİH da meydana gelen bir artış, reel ihracatın da artmasına neden olmaktadır. Rassal etkiler modeli ile yapılan tahmin sonucunda ise reel ihracat ve ortalama GSYİH arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki olduğu tespit edilmiş ancak, reel ihracat ve reel döviz kuru arasında anlamlı bir ilişkiye rastlanamamıştır.

Asya ülkeleriDoğu AsyaDöviz kuru+4
Emine Aktunç Demirbaş
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessEN

Determinants absolute and relative income hypothesis across twenty selected African countries

A number of studies have been conducted about income hypotheses in some African countries, the study determinants absolute and relative income hypotheses across twenty selected African countries from 1980 to 2015. This study tries to find out or verify whether the selected countries are in conformity to the Absolute and Relative Income Hypotheses as well as finding out whether interest rates, inflation rates, and exchange rates have a significant impact on consumption per capita. Fixed effects, Random effects, Hausman test and some Diagnostics tests were employed for the analysis of the data. The results indicated that Income per capita had a positive significant impact on Consumption per capita and marginal propensity to consume is smaller than one. Interest Rates, Inflation Rates, and Exchange Rates have a negative significant impact on Consumption. Relative Consumption was significantly affected by Relative Income but negatively. Finally, Demonstration effect was also discovered among the selected countries. It was concluded that the twenty selected African countries are in conformity to Absolute and Relative Income Hypothesis and the remain independent variables under study (interest rates, inflation rates, and exchange rates) have a significant impact on consumption per capita. With regards to the findings, policy makers of these countries were recommended to maintain a low level of interest rates, inflation rates and exchange rates due to the negative relationship they have with consumption. By undertaking this, it would promote consumption; an increase in consumption will induce more job opportunities; generating more revenue and taxes to the government.

AfricaAfrican countriesExchange rate+7
Alı Dahıru Mohammed
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Cinsiyet eşitsizliği ve ekonomik büyüme ilişkisi: Türkiye İBBS-2 düzeyi için bir analiz

1970'lere gelindiğinde, beşeri sermaye ve bununla ilgili olarak eğitimin ekonomik büyüme ve kalkınmayı etkileyen en önemli faktörlerden biri olduğu ortaya çıkmıştır ve ülkeler daha fazla ekonomik büyüme ve kalkınma elde edebilmek için beşeri sermaye yatırımlarını arttırmışlardır. Ancak, dünya nüfusunun yarısını oluşturan kadınların bu beşeri sermaye yatırımlarından yeteri kadar faydalanamadığı görülmüştür. Özellikle, azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde, erkeklerin kadınlara nazaran daha fazla eğitim aldığı, daha iyi iş olanaklarına sahip olduğu, daha fazla ücret geliri elde ettiği ve parlamentoda daha fazla yer aldığı göze çarpmıştır. Bu durum, pek çok uluslararası kurum ve kuruluş tarafından fark edilmiş ve bu durumun önlenmesi için pek çok proje ve program (UNDP, WEF ) ortaya çıkarılmıştır. Bu çalışmada, gelişmekte olan ülkeler kategorisinde yer alan Türkiye'de İBBS-2 düzeyi için eğitimdeki cinsiyet eşitsizliğinin, işgücüne katılım ve ekonomik büyüme üzerindeki etkileri 2009 ile 2014 yılları arası için incelenmiştir. İlk olarak, cinsiyet eşitsizliği, ekonomik büyüme ve kalkınma ve cinsiyet eşitsizliği ve ekonomik büyüme ilişkisi teorik olarak açıklanmış, daha sonra ise konuyla ilgili daha önceki yapılmış olan çalışmalara yer verilmiş ve son olarak ise, TÜİK'den alınmış olan verilerle korelasyon ve regresyon analizleri yapılmıştır. Elde edilen korelasyon sonuçları yükseköğretim mezunu kadın-erkek oranı ile kişi başına düşen gelir ve yükseköğretim mezunu kadın-erkek oranı ile yükseköğretim mezunu kadın-erkek işgücü katılım oranı arasındaki ilişkiler hariç anlamlıdır. Yapılan regresyon analizi sonuçları ise, ortaöğretim mezunu kadın-erkek oranı ile kişi başına düşe n gelir arasındaki ilişki hariç anlamsızdır. Elde edilen genel sonuçlar ise, eğitimdeki cinsiyet eşitsizliği ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin kuramsal sonuçlarla uyuşmadığıdır.

Cinsiyet eşitsizliğiCinsiyet farklarıEkonomik büyüme+2
Burak Doğan
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Enerji tüketimi ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki: Panel veri analizi

Bu tez, OECD ve OECD dışı ülkelerde beş farklı enerji kaynağın (doğalgaz, elektrik, petrol, yenilenebilir enerji ve toplam enerji) ekonomik büyüme ile ilişkisini araştırmaktadır. Bu amaçla, ilk olarak serilerin ve panelin yatay kesit bağımlılığı sınanmıştır. Elde edilen bulgularda hem serilerde hem de panelde yatay kesit bağımlılığı söz konusudur. Bu nedenle seçilecek birim kök ve eşbütünleşme testinin ikinci nesil testlerden olması gerekmektedir. Bu bağlamda Pesaran CIPS (2007) testi yardımıyla serilerin durağanlıkları incelenmiştir. Serilerin I(1) düzeyinde durağan olduğu belirlendikten sonra eşbütünleşme denklemlerindeki eğim katsayılarının homojenliği Pesaran ve Yamagata (2008) tarafından geliştirilen delta testi yardımıyla belirlenmiştir. Westerlund (2008) Durbin-H eşbütünleşme testi yardımıyla beş model için uzun dönemli ilişki incelenmiştir. Eşbütünleşme ilişkisi bulunduktan sonra uzun dönem eşbütünleşme katsayılarının tahmini Common Correlated Effect (CCE) ile analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular enerji tüketimi ile ekonomik büyüme arasında eşbütünleşme ilişkisinin olduğu yönündedir. Kullanılan tüm modellerde esneklik katsayısı pozitif ve istatistiki olarak anlamlıdır. Bu durum hem beklentilerimizle hemde literatürle uyuşmaktadır.

Ekonomik büyümeEnerjiEnerji kaynakları+4
Tuncer Gövdeli
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Neoliberal politikalar ışığında gelir dağılımı adaleti ve finansal krizler: Seçilmiş ülkeler üzerine bir inceleme

Adil gelir dağılımı hedefi, son yıllarda birçok ülke için öncelikli strateji planı hedefleri arasında gösterilmeye başlamıştır. İktisat biliminde bölüşüm teorileri kapsamında incelenen adil gelir dağılımı hedefi, tarih boyunca küresel iktisadi sisteme hükmeden tüm iktisadi görüşlerce incelenmiştir. Günümüz hâkim iktisadi görüşlerinden biri olarak kabul edilen Neoliberalizm de artan gelir eşitsizliği sorununun çözümü olarak iktisadi küreselleşme ve iktisadi liberalizasyon uygulamalarından oluşan iki temel politika önerisinde bulunmaktadır. Buna karşın, iktisadi küreselleşme politikalarının gelir eşitsizliğinin azaltılması hedefindeki başarısı, iktisat literatüründe hala önemli bir tartışma konusudur. Üstelik gelir eşitsizliğini azaltmak amacıyla uygulanan liberalizasyon politikalarının, finansal krizlerin ortaya çıkışında anahtar bir role sahip olduğu yönünde güncel tartışmalar da başlamıştır. Bu tartışmalara dayalı olarak çalışmanın temel amacı, Neoliberal iktisadi görüşün, gelir eşitsizliği sorununa karşı çözüm olarak sunduğu iktisadi küreselleşme ve iktisadi liberalizasyon politikalarının gelir dağılımı üzerindeki etkilerinin ve finansal krizlerdeki rolünün incelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda, çalışmada öncelikle gelir eşitsizliğini etkilediği kabul edilen temel faktörler dikkate alınarak iktisadi küreselleşmenin gelir eşitsizliği üzerindeki etkileri, gelişmiş, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerden oluşan 70 ülkelik bir panel ve 1991-2013 dönemi için incelenmiştir. Bunu yaparken ülkeler arasındaki bağımlılığı göz ardı etmemek amacıyla yatay kesit bağımlılığını dikkate alan ikinci nesil panel veri yöntemlerinden faydalanılmıştır. Daha sonra, artan gelir eşitsizliği sorununa karşı uygulanan finansal deregülasyon politikalarının finansal krizlerdeki rolünü incelemek amacıyla ikinci bir ampirik model oluşturulmuş ve modelde 10 gelişmiş ülke örneği ele alınmıştır. Bu modelde, literatür ile uyumlu bir biçimde kredi genişlemesi, finansal krizlerin göstergesi olarak kullanılmış ve gelir eşitsizliğinin kredi genişlemesi üzerindeki etkileri, kredi genişlemesini etkilediği kabul edilen temel faktörler göz ardı edilmeden incelenmiştir. Gözlemlenen her ülke için ayrı ayrı sonuç almak amacıyla değişkenler arasındaki nedensellik ilişkilerinin zaman serisi yöntemleri ile incelendiği bu model kapsamında, gelir eşitsizliği ile kredi genişlemesi arasındaki ilişki ayrıca zamanla değişen nedensellik testi aracılığıyla da araştırılmıştır. İktisadi küreselleşmenin gelir eşitsizliği üzerindeki etkilerinin incelendiği birinci model için elde edilen bulgular küresel ölçekte incelendiğinde, ekonomik büyümenin ve iktisadi küreselleşmenin gelir eşitsizliğini arttırdığı; beşeri sermaye birikiminin ise gelir eşitsizliğini azalttığı sonucuna ulaşılmıştır. İkinci model kapsamında incelenen ve gelir eşitsizliği sorununa karşı uygulanan finansal deregülasyon politikalarının finansal krizlerin ortaya çıkışında anahtar bir role sahip olduğu yönündeki hipotezin, Anglo-Sakson refah devleti modeline bağlı ülkeler için geçerli olduğu buna karşın İskandinav modeline ve Kıta Avrupası modeline bağlı ülkeler için geçerli olmadığı görülmüştür.

Finansal krizGelir dağılımıGelir dağılımı politikaları+3
Mehmet Akif Destek
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Yenilenebilir enerjinin eğitim ve istihdam ile ilişkisi

Bu çalışmada toplumsal bilgi stokunun yenilenebilir enerji kullanımına olan etkisi ve yenilenebilir enerji tüketiminin genel istihdam ile genç istihdam düzeyi üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Bu amaçla beş farklı ekonometrik modelden yararlanılmıştır. Eğitim yoluyla edinildiği kabul edilen toplumsal bilgi stokunun yenilenebilir enerji kullanımı ile olan ilişkisini ele alan panel veri modelleri sırasıyla sabit etkili sahte Poisson en çok olabilirlik, sabit etkiler ve sabit etkili panel eşik yöntemleri ile analiz edilmiştir. Modellerde toplumsal bilgi stokunun göstergeleri olarak kamu eğitim harcamaları, ar-ge harcamaları, orta ve yükseköğretim okullaşma oranları seçilmiştir. Elde edilen sonuçlar ele alınan örneklem kapsamında ar-ge harcamalarının, ülkelerin ekonomik gelişmişlik düzeyi fark etmeksizin yenilenebilir enerji kullanımı ile pozitif ilişki olduğunu göstermiştir. Kamu eğitim harcamalarının pozitif etkisi ise ancak eğitim harcamalarının milli gelire oranının % 7,48'i aşması durumunda gözlenebilmiştir. Okullaşma oranlarına dair elde edilen bulgular da artan okullaşma oranlarının yenilenebilir enerji kullanımı ile pozitif ilişkili olduğunu ifade etmektedir. Özellikle yüksek eğitim düzeyinde ilişkinin kuvvetlendiği söylenebilir. Yenilenebilir enerji kullanımının istihdam etkisini ölçmeye yönelik modeller ise ortak ilişkili etkiler ortalama grup tahmincisi ile tahmin edilmiştir. Tahmin sonuçları yenilenebilir enerji kullanımı ile istihdam arasında negatif ilişki bulunduğunu göstermektedir. Fakat yenilenebilir enerji kullanımına geçiş sürecinden genç istihdamının, genel istihdama oranla daha olumsuz etkilendiği tespit edilmiştir.

Enerji tüketimiEğitimOkullaşma oranı+3
Fatma Ağpak
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Gelişmiş ülkelerin sermaye oluşum sürecinde Sömürgecilik

Sömürgecilik tarihin her döneminde önem arz etmiştir ve günümüzde de bu önemini korumaktadır. Sömürgecilik neticesinde ülkeler ekonomik, siyasi ve kültürel zenginliklerini kaybetmişlerdir. Coğrafi keşifler ile birlikte sömürgecilik bilinmeyen kıtalara yayılmıştır. Yeni yerlerin keşfiyle birlikte ülkelerin ekonomik kaynaklarının sömürülmesi hızlanmıştır. Amerika kıtasının keşfedilmesiyle birlikte Avrupa ülkelerindeki sermaye stoklarında artış gerçekleşmiştir. Sanayi Devrimi ile birlikte ülkeler hammadde ve işgücünü ihtiyacını karşılamak için sömürgecilik faaliyetlerini artırmışlardır. Bunun yanında Avrupa pazarlarının doymasıyla birlikte sömürgeci ülkeler deniz aşırı topraklarda yeni pazar arayışları gerçekleştirmişlerdir. Sömürülen topraklardaki insanlar köleci işgücünde kullanılmışlardır. Bu kapsamda köle ticareti ülkeler tarafından yaygın bir şekilde gerçekleşmiştir. Portekiz ve İspanyolların başlattığı sömürgecilik faaliyetlerine siyasi birliğini tamamlayan diğer sömürgeci ülkeler katılmaya başlamıştır. Diğer ülkelerin sömürgecilik yarışına katılmasıyla beraber sömürgeci güçler dünyanın her yerine yayılmışlardır. Sömürgeci ülkeler sömürdükleri ülkelerin yeraltı ve yerüstü zenginliğini kendi ülkelerine aktarmışlardır.. Sömürgeci ülkelerin sömürgeci faaliyetleri günümüze de devam etmektedir. Bunun yanında Dünya Ticaret Örgütü, IMF ve Dünya Bankası gibi kurumlar kuruluş amaçlarından saparak sömürü odaklı faaliyetler yürütmektedirler. Anahtar kelimeler: Sömürgecilik, Sermaye Oluşumu, Gelişmiş Ülkeler

Gelişmiş ülkelerSermayeSermaye birikimi+1
Gözde Nurdağ
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İbn-i Haldun ve A. Smithin iktisadi yaklaşımlarının karşılaştırılması

XIV. yüzyılda yaşayan İbn Haldun, (1332- 1406) tarih, felsefe, fıkıh ve iktisat alanlara önemli katkılarda bulunmuştur. Çok meşhur bir iktisatçı olan Adam Smith ile birçok iktisadi kuramlar ve fikirler öne sürmüştür. İbn Haldun ve Adam Smith'in iktisat alanında günümüzde hala kullanılan önemli ve muhteşem görüşleri vardır. Bu çalışmanın amacı, İbn Haldun'un ve A.Smith'in bazı iktisadi görüşlerini sunmak ve günümüzde iktisat alanını ne kadar etkilediğini ortaya koymaktır. Ayrıca iktisadi fikirlerinin bir değerlendirmesini yapmaktır. Çalışmada ilk önce, İbn Haldun'un hayatı ve iktisadi fikirleri daha sonra A.Smith'in hayatı ve iktisadi fikirleri incelenmiştir. Bu incelemelerde iktisadi fikirlerinin değerlendirilmesi yapılmıştır Anahtar Kelimeler: İbn Haldun, Adam Smith, iktisat

EkonomiEkonomik düşünceSmith, Adam+1
Muhammed Hachamido
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Gelişmekte olan ülkelerde finansal gelişimin, demokrasinin ve beşeri sermayenin gelir dağılımına etkisi: Finansal kuznets eğrisi geçerli mi?

Finansal gelişimin ülkelerin ekonomik büyüme performansları üzerindeki etkilerini inceleyen çok sayıda ampirik çalışma olmasına rağmen, finansal gelişim sonucundaki milli gelir artışının toplumun düşük gelirli kesimlerine yansıması veya gelir dağılımı üzerindeki etkileri genellikle göz ardı edilmektedir. Finansal gelişimin gelir dağılımı üzerindeki etkilerine yönelik olarak ortaya atılan hipotezlerin ise çelişkili argümanlar içerdiği bilinmektedir. Buna karşın son yıllarda ortaya atılan ve "finansal Kuznets hipotezi" (Greenwood-Jovanovic hipotezi) olarak adlandırılan hipoteze göre, finansal gelişimin başlangıç aşamalarında finansal sistemdeki bilgi asimetrisinin yüksek olması ve finansal kaynaklara erişimin yüksek maliyetler içermesi nedeniyle gelir dağılımı adaleti bozulmaktadır. Finansal sistemin olgunlaşması ile birlikte düşük gelirli kesimin finansal kaynaklara erişimi kolaylaşmakta dolayısıyla gelir dağılımı adaleti olumlu yönde etkilenmektedir. Kısacası, bu hipoteze göre finansal gelişim ile gelir eşitsizliği arasında ters U-şeklinde bir ilişki geçerlidir. Bu çalışma, finansal Kuznets hipotezinin geçerliliğini 1990-2013 gözlem aralığı ve 23 gelişen ülke ekonomisi için incelemeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda, finansal gelişimin yanı sıra ekonomik büyümenin, demokrasi düzeyinin ve beşeri sermayenin, gelir eşitsizliği üzerindeki etkilerinin de incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda, söz konusu değişkenler arasındaki ilişki incelenirken panel birim kök, panel eşbütünleşme, panel FMOLS uzun dönemli katsayı tahmincisi ve panel nedensellik testlerinden faydalanılmıştır. Çalışmada uygulanan ampirik analizler sonucunda elde edilen bulgular panel bazında değerlendirildiğinde, milli gelirdeki, demokrasi düzeyindeki ve beşeri sermaye birikimindeki artışın gelir eşitsizliğini azalttığı görülmektedir. Ayrıca, finansal gelişim ile gelir eşitsizliği arasında ise U-şeklinde bir ilişkinin geçerli olduğu dolayısıyla finansal Kuznets hipotezinin geçersiz olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Beşeri sermayeDemokrasiEkonomik büyüme+5
Gamze Destek
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Küresel değer zincirlerinde yükselme: Altyapı değişkenlerinin etkisi

19.yüzyıldan itibaren hızlı bir ivme kazanan uluslararası ticaret hacimleri bu alanı inceleyen teorilerin de sürekli olarak değişim ve gelişim göstermesine yol açmıştır. Dünya genelinde özellikle son bir asırlık süreç içerisinde oldukça farklı bir yapıya bürünmeye başlayan ve ulusaldan uluslararasına geçişin yaşandığı üretim süreçleri ise ticari genişlemelerle birlikte ülkelerin ekonomik, sosyal ve politik altyapıları ile ilişkili süreçlerdeki değişimi de beraberinde getirmiştir. Gelişmekte olan ülkelerin dünya ekonomisine daha derin bağlantılarla entegre olması bu ülkelerin küresel değer zincirleri içerisindeki faaliyetlerini arttırmaları ve zincir içerisinde katma değeri daha yüksek üretim süreçlerine geçmelerine yol açmaktadır. Bu doğrultuda çalışma uluslararası ticaretin değişen yapısını; üretim süreçlerinde yer alan tüm aktörlerin ticari ilişkiler içerisindeki rollerini ortaya çıkarmayı temel alan Küresel Değer Zincirleri başlığı altında ele alınarak incelemektedir. Bununla birlikte çalışma küresel değer zincirlerinde ileri yönlü yükselme süreçlerinin; dünya ülkelerinin ekonomik, sosyal ve politik altyapılarından nasıl etkilendiğini ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Ülkelerin zincirler içerisinde yükselmesine etki eden faktörler belirlenerek WIOD, Dünya Bankası, OECD ve Heritage Vakfı'ndan elde edilen ikincil verilerle bu ülkelere ilişkin altyapı değişkenleri 3 model altında ele alınarak dinamik panel veri analizi yöntemlerinden olan genelleştirilmiş momentler yöntemi (GMM) ile analiz yapılmıştır. Toplam üç farklı model (Model I, Model II, Model III) ve başlık (Ekonomik, Sosyal, Politik) altında altyapı değişkenlerinin İleri Yönlü küresel değer zincirleri katılımı üzerindeki etkisi değerlendirilmiştir. Analiz sonucu elde edilen bulgular küresel değer zincirleri içerisinde ileri yönlü katılımı çalışmaya dahil edilen tüm alt yapı değişkenlerinin etkilendiğini göstermektedir.

Alt yapıDış ticaret politikalarıGenelleştirilmiş momentler yöntemi+3
Osman Seraceddin Sesliokuyucu
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Dünya ülkelerinde mutluluk eşitsizliği-mutluluğu belirleyen faktörlerin analizi

Mutluluk insanoğlunun hayatı boyunca ulaşmayı istediği en yüksek amaç olduğundan mutluluğun ne olduğu, gerçekte var olup olmadığı, insan davranışları üzerinde belirleyici olup olmadığı, nasıl elde edilebileceği, insanların niçin mutlu olmak istedikleri, mutluluğu belirleyen faktörlerin neler olduğu gibi konular sürekli olarak tartışılmıştır. Mutluluk genetik faktörlerin yanı sıra yaşam şartları ekonomik, sosyo-demografik ve kurumsal faktörler gibi bireysel iyi oluşa ilişkin geniş araştırma alanının bir parçasıdır. Bu doğrultuda çalışmada ekonomik ve sosyo-demografik faktörlerin bildirilen mutluluk düzeyi üzerindeki etkisinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Birleşmiş Milletler Kalkınma Ağı tarafından hazırlanan "World Happiness Report" 2016 ve 2010 yılı anket verilerinin kullanıldığı çalışmada bağımlı değişken olarak bildirilen mutluluk düzeyi verisi, açıklayıcı değişken olarak ise log kişi başına GSYİH, doğumda sağlıklı yaşam beklentisi, sosyal destek, seçim yapma özgürlüğü, cömertlik, yolsuzluk algısı, ulusal hükümete güven, işsizlik oranı ve enflasyon oranı kullanılmıştır. Tüm dünya ülkelerini kapsayan iki ayrı örneklemde 2010 ve 2016 yılları için üç ayrı model belirlenmiştir. Analiz yöntemi olarak bağımlı değişkenin nitel ve sıralı ölçekte olduğu durumlarda son dönemlerde sıklıkla kullanılan Sıralı Logistik Regresyon analizi tercih edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre; yüksek gelirin tek başına insanları mutlu etmeye yetmediği, gelirin yanında diğer sosyo-demografik ve kurumsal değişkenlerin de analiz edilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

MutlulukSıralı logitYaşam doyumu
Olcay Servet
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Suriyeli göçmenlerin iş gücü piyasasına yönelik algılarının analizi: Gaziantep örneği

Bu araştırmanın temel konusu "Suriyeli Göçmenlerin Gaziantep İşgücü Piyasasına Yönelik Algılarının Analizi" olarak seçilmiştir. Ayrıca bu tez, Gaziantep ilinde ikamet eden Suriyeli göçmenlerin çalışma hayatlarına ilişkin yapılan anketinin ana bulgularını sunmaktadır.

Ekonomik büyümeEkonomik etkiGaziantep+6
Mahmut Alabbas
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İşsizliğin ekonomik ve sosyal maliyetleri: Türkiye örneği

Günümüzde birçok ülkede istihdamın yapısı ve işsizliğin boyutu, ülkenin ekonomik gelişme ve sosyal kalkınma düzeyinin önemli bir göstergesi olmaktadır. Bugün Türkiye'nin en önemli sosyal ve ekonomik sorunlarından birisi de işsizliktir. Bu çalışmada işsizliğin ekonomik maliyetlerini ortaya koymak için ekonometrik analiz yapılmış sosyal maliyetler için literatür taramasına başvurulmuştur. Çalışmanın teori kısmında işsizliğin sosyal maliyetleri araştırılmış analiz kısmında ise işsizlik ve büyüme serilerinin 2000-2018 yıllarına ait çeyrek yıllık verileri kullanılarak, durağanlığı test edilmiş, nedensellik analizi yapılarak ilişkinin yönü saptanmış ve son olarak da Etki-tepki analizleri yapılmıştır. Değişkenler arasında belirli gecikme sonrasında işsizlikten büyümeye doğru tek taraflı bir nedenselliğin olduğu görülmüştür. Öncelikli olarak ekonomik bir nitelik taşıdığı gözlemlenen işsizlik problemi, yaşanılan toplumsal problemlerin en önemlilerinden ve birçok toplumsal probleminde kaynaklarından biridir. İşsizlik çok yönlü bir sorun olarak yalnızca işsiz bireyi değil onun ailesini, çevresini, buradan hareketle tüm toplumu etkileyen bir problemdir. İşin kaybıyla birlikte; işin sağladığı gelirden yoksun kalan birey çoğu zaman temel ekonomik ihtiyaçlarını dahi karşılayamamaktadır. Bu ekonomik problemlerle karşılaşan işsiz, yaşanan bir takım toplumsal problemlere sebep olmaktadır. İşsizlik stres, depresyon, kaygı, umutsuzluk, yabancılaşma, özsaygı zedenlenmesi, değer yargılarında erozyon, suç işleme eğiliminde, intihar eğiliminde, boşanma eğiliminde ve kötü alışkanlıklarda artış gibi sosyo-psikolojik problemlerin kaynaklarındandır. Yapılan çalışma sonucunda işsizlerin ne tür psikolojik ve sosyo-ekonomik problemler yaşadıkları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: İşsizlik, Ekonomik Maliyet, Sosyal Maliyet, Durağanlık, Granger Nedensellik Testi

Ekonomik etkiGranger Nedensellik TestiMaliyet+3
Gülben Kuşooğulları
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Yoksullukla mücadelede kamu kurumu ve sivil toplum kuruluşlarının rolü

İnsanlık tarihi kadar eski bir konu olan yoksulluk, kalkınma sürecinin en önemli gündem maddelerinden birisidir. Bir taraftan farklı perspektifler doğrultusunda yoksulluk olgusu ve yoksulluğun ölçülmesiyle ilgili çabalar, diğer taraftan da gelir dağılımı eşitsizliği ve yoksulluk sorununu ortadan kaldırmaya yönelik uygulanan politikaların etkinliği tartışılmaktadır. Günümüzde iktisadi eşitsizlikleri açıklamakta önemli bir gösterge olarak kullanılan gelir dağılımı eşitsizliğinin vardığı boyutlar devletin gelir dağılımına müdahale etme gereğini zorunlu hale getirmiştir. Kamu kesiminin gelir eşitsizliği sorununu ortadan kaldırmaya yönelik uyguladığı politikalarla etkin bir rol üstlendiği ve önemli bir sosyal politika aracı olarak kullanılan sosyal yardımlara ayrılan kaynağın artmasıyla yoksulluk oranında azalmalar görülmektedir. Ekonomik, sosyal, siyasal ve toplumsal boyutlarıyla bir kısım sorunların da kaynağını oluşturan gelir dağılımı eşitsizliğinin ortadan kaldırılmasına yönelik kamu kesiminin yanı sıra çok sayıda sivil toplum kuruluşu mevcuttur. Bu kuruluşlar, yoksullukla mücadelede önemli işlevler yerine getirmekle beraber, kaynaklarının yetersizliği ve yerel yönetimlerle gerekli koordinasyonun sağlanamaması sebebiyle yeterli olmamaktadırlar. Bu çalışmanın amacı analize konu olan döneme ait sosyal yardım harcamalarının yoksulluk üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda yoksulluk ve sosyal yardımlar arasındaki ilişkiler 1987-2014 dönemine ait verilerle kısa ve uzun dönem için ARDL sınır testi yaklaşımı ile incelenmiş ve VECM Granger nedensellik testi ile bu iki değişken arasındaki ilişkinin yönü belirlenmiştir. Elde edilen bulgulara göre yoksulluk ve çalışmada kullanılan diğer kontrol değişkenlerin uzun dönemde birlikte hareket etmekte olduğu, kısa dönemde ekonomik büyüme ve sosyal yardım harcamalarının hane halkı tüketim harcamalarını arttırarak yoksulluğu azaltan bir etkiye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yoksulluk, Gelir Dağılımı, Yoksullukla Mücadele

Gelir dağılımıKamu kuruluşlarıSivil toplum örgütleri+1
Özge Özdemir
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan cumhuriyetlerinin sosyoekonomik yapısı ve gelişme potansiyelinin çok değişkenli istatistiksel analizi

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)'nin dağılmasının ardından sahip olduğu yeraltı kaynakları ve jeopolitik konumu nedeni ile dünyayı şekillendirebilme gücüne sahip olan Kafkasya ve Orta Asya coğrafyasında stratejik bir boşluk doğmuş olup bu coğrafya tüm dünyanın ilgisini üzerine çekmiştir. Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan; Türkiye ile tarihi ve dini açıdan birbirine bağlı olan ülkelerdir. SSCB'nin dağılmasıyla Türkiye yönünü, ilişkilerinde her zaman ön planda tuttuğu Batı ülkelerinden Türk Cumhuriyetlerine doğru çevirmiştir ve bu Türk Cumhuriyetlerinin ortaya çıkışı, Türkiye'yi artık uluslararası alanda uzun süredir yalnız bırakılmış bir ülke konumunda olmaktan kurtarması açısından Türkiye için ayrı bir öneme sahiptir. Öte yandan gelişmiş ülkeler de SSCB'nin dağılmasından sonra ortaya çıkan ülkeleri sahip oldukları yeraltı kaynakları nedeni ile büyük bir pazar olarak görmektedirler. Bu bakımdan Türkiye'nin Türk Cumhuriyetleriyle olan ilişkilerini geliştirici adımlar atması büyük önem kazanmaktadır. Bu çalışmada SSCB'nin dağılmasından sonra kurulan 15 ülkenin 2016 yılına ilişkin verileri ve ülkelerin sahip oldukları karakteristik özellikler temel alınarak, ülkeler hiyerarşik kümeleme analizi tekniklerinden biri olan ve kümeler içi varyansı minimum yapmaya çalışan Ward (1993) yöntemiyle sınıflandırılmıştır. Uzaklık ölçüsü olarak ise karesel öklid kullanılmıştır. Böylece elde edilen kümelerin, ülkeleri aynı kümede toplanmaya veya küme dışına atmaya iten etkenler açısından yorumlanması amaçlanmıştır. Anahtar kelimeler: SSCB, Türk cumhuriyetleri, kümeleme analizi, uzaklık ölçüsü.

AzerbaycanHiyerarşik kümelemeKazakistan+5
Ayça Boz
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

İktisadi kalkınmaya yaklaşım açısından İbn Haldun ve Adam Smith

Ekonomik kalkınma konusu her ne kadar İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra daha sistematik olarak incelenmeye başlandıysa da, ülkelerin gelişmişlik düzeyleri bu dönemden önce de araştırmalara konu olmuştur. Bu araştırmalar çoğu zaman araştırmacıların ve düşünürlerin farklı bakış açısından kaynaklanmıştır. İbn Haldun ve Adam Smith, birbirinden farklı iki düşünür olarak bilinmektedir. Çalışmamızda her ne kadar birbirinden farklı zamanlarda ve farklı coğrafyalarda yaşamış olan iki düşünürün aslında aralarında çok büyük farklılıkların olmadığı ortaya konmaya çalışılmıştır. Her ikisinin de hem iktisadi hem de ahlaki değerler konusunda, farklı dille ama aynı fikri yaklaşımla nasıl birbirine yaklaştığı bu çalışmada ifade edilmiştir. Aynı zamanda, birbirinden habersiz bir şekilde yazılan Mukaddime ve Ulusların Zenginliği eserlerinin tek amacının da toplum faydasına ulaşmak ve insanlarda farklı bakış açısını yakalamak umuduyla yazıldığına dikkat çekilmiştir.

Ekonomik kalkınmaSmith, Adamİbn Haldun
Esra Turan
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Philllps eğrisi kapsamında, para politikası stratejileri ve çıktı açığı: Türkiye örneği

Politika yapıcılar tarafından, para politikalarının etkinliğini arttırmaya yönelik olarak fiyat hareketlerini etkileyen birçok faktör veya değişken izlenmektedir. Bunlar arasında en temel faktörün, ekonominin toplam arz ve toplam talep arasındaki farkı niteleyen çıktı açığı olduğu ileri sürülmektedir. Özellikle enflasyon hedeflemesi uygulayan birçok ülke merkez bankası çıktı açığını yakından takip etmekte ve ileriye dönük enflasyon tahminlerinde bir gösterge olarak kullanmaktadır. Yeni Keynesyenler, geliştirdikleri Yeni Keynesyen Phillips eğrisi denklemiyle, enflasyonun temel kaynağının ileriye dönük beklentiler ile birlikte reel marjinal maliyet göstergesi olarak niteledikleri çıktı açığı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Fuhrer ve Moore (1995) ve Mankiw ve Reis (2002) ise çalışmalarında özellikle yüksek enflasyon deneyimi yaşamış ülkelerde enflasyonun saf ileriye dönük beklentilerle belirlenemeyeceğini, Phillips eğrisi denkleminde geriye dönük beklentilerinde dikkate alınması gerektiğini ileri sürerek Melez Yeni Keynesyen Phillips eğrisinin teorik temellerini ortaya koymuşlardır. Nitekim enflasyon hedeflemesi stratejisi uygulayan Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası da ileriye dönük enflasyon tahminlerinde çıktı açığını ve reel üretim düzeyi ile enflasyon arasındaki ilişkiyi yakından izlemektedir. Bu bağlamda, çalışmanın amacı, 2002:M01-2017:M04 dönemi Türkiye ekonomisi verilerini kullanarak tek değişkenli, deterministik trend, Hodrick Prescott, Beveridge Nelson yöntemleri ve ekonomik teoriye dayanan yapısal VAR (SVAR) analizinden elde edilen çıktı açıklarının enflasyon üzerinde etkili olup olmadığının Melez Yeni Keynesyen Phillips eğrisi denklemi tahmini ile incelenmesi ve enflasyon tahmininde hangi açığın daha etkili olduğunun araştırılmasıdır. Yapılan analizler sonucunda her dört yöntemle elde edilen açıkların enflasyon üzerinde anlamlı etkilere sahip olduğu, ancak SVAR analizinden elde edilen açıkların enflasyon tahmi

AçıklıkEkonomi politikalarıEnflasyon+6
Burhan Biçer
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Dolaylı finansman kaynaklarının endüstri-içi ticaret ve çıktı açığı üzerine etkisinin Türkiye için değerlendirilmesi(2000-2015)

Gerçekleşen finansal ve ticari liberalizasyon süreciyle, ülkelerin ticari ve finansal yapıları değişikliğe uğramıştır. Küreselleşme sürecinin beraberinde getirdiği etkilerle, gerçekleşen ticaret içinde endüstri-içi ticaretin payı giderek artmaktadır. Gelişmekte olan ülke ekonomilerinde yaşanan fon sıkıntısı, bu sorununun çözümüne yönelik olarak kredi piyasalarının gelişmesine neden olmuştur. Bu bağlamda ekonomilerin lokomotif sektörleri arasında gösterilen imalat sanayinin üretim ve ticaret yapısının endüstri-içi ticaret ve kredi olanaklarından etkilenmesi beklenmektedir. Bu kapsamda 2000-2015 dönemi içinde imalat sanayi bazlı veriler kullanılarak, Türkiye ekonomisi imalat sanayinde sağlanan kredilerin ensütri-içi ticareti ve dolayısıyla GSYİH nasıl etkilediği, ayrıca imalat sanayine sağlanan kredi olanaklarının üretim açığı üzerindeki etkisinin araştırılması amaçlanmaktadır. Analiz kapsamında, imalat sanayine kullandırılan kredilerin imalat sanayi endüstri-içi ticaret üzerinde pozitif bir etkiye sahip olduğu bu etkinin GSYİH'yı etkileyerek çıktı açığına tesir ettiğini; imalat sanayine kullandırılan kredilerin imalat sanayi üretim açığının bir nedeni olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır.

Dolaylı yabancı sermaye yatırımlarıEndüstri içi ticaretFinansal kaynaklar+7
Derya Türker
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Gelir dağılımı eşitsizliğinin mikroekonomisi: Seçilmiş ülkeler üzerine panel veri analizi

Uzun yıllar boyunca iktisatçıların ilgi alanına giren gelir dağılımı eşitsizliği ve onu belirleyen unsurlar günümüzde de önemini korumaya devam etmektedir. İktisadi kalkınmada gelir dağılımı eşitsizliğini azaltıcı politikalar bütün ülke ekonomilerinin gündeminde önemli bir yer tutmaktadır. Çalışmalar uzun dönemde eşitsizlik azalmış olsa da ülke içi ya da ülkeler arası eşitsizliğin arttığını göstermektedir. Bu tez çalışmasının amacı, 2002-2013 dönemi için geniş bir veri seti üzerinden gelir dağılımı eşitsizliğini belirleyen faktörleri araştırmaktır. Ele alınan ülkeler Rusya, Romanya, Türkiye, Brezilya, Ukrayna, Peru, Gürcistan, Uruguay, Tayland, Slovakya Cumhuriyeti, Arjantin, Polonya, Macaristan, İzlanda ve İrlanda olarak seçilmişlerdir. Çalışmanın bulgularına göre, gelir dağılımı eşitsizliğini azaltmada beşeri sermaye ve işgücüne katılım en önemli sosyo-ekonomik değişkenler olarak ortaya çıkmıştır. Nitelik yönünden, nitelikli beşeri sermayenin önemi ve yanı sıra işgücüne katılımda pozitif enerjiye odaklanan verimli kurumsallaşma önemlidir. Nicelik olarak açıklanabilen ve fakat nitelik olarak da geliştirilmesi gereken unsurlar olarak ön plana çıkmaktadır. Bu nedenle bundan sonraki bu alanda yapılacak araştırmaların bu değişkenlerde niteliği ölçen veri bulabilmesi ve bilgi sağlaması önemlidir.

Gelir dağılımıGelişmekte olan ülkelerMikroekonomi+1
Ebubekir Alyu
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de sürdürülebilir büyüme kaynakları açısından orta gelir tuzağı sorunu

İktisadi büyümenin sürdürülebilir olması gerektiği ile ilgili ilk düşüncelerin sanayi devrimi sonrası meydana gelen üretim ve nüfus artışının etkisiyle gerçekleştiği söylenmektedir. Bu dönemde ekonomik büyümelerini hızlı bir şekilde arttıran ülkeler ile sanayi devrimini tamamlayamayan ve durağan bir büyümeye mahkûm olan ülkeler arasında ciddi gelir farklılıklarının olduğu bilinmektedir. Orta gelir tuzağı kavramının çıkış noktası büyüme de meydana gelen yavaşlamalardır. Bu açıdan orta gelir tuzağı sorunu bir büyüme problemidir. Bu sorunun üstesinden gelebilmek ve tuzağa düşme riskinin önüne geçebilmek için sürdürülebilir ve uzun vadeli bir büyüme performansı ile orta gelir tuzağı sorunu çözümlenmelidir. Bu çalışmanın amacı, Dünya Bankası gelir sınıflandırmasına göre üst-orta gelirli ülke olarak tanımlanan Türkiye'nin gerçekten tuzakta olup olmadığını Amerika Birleşik Devletleri ve Dünya kişi başına düşen gelir düzeyi esas alınarak ekonometrik olarak test etmektir. Araştırmanın ikinci amacı ise, orta gelir tuzağında olan veya tuzağa düşme riski olan Türkiye'nin de dahil olduğu seçili orta gelirli ülkelerin, yüksek gelirli ülkeler düzeyine ulaşabilmelerinde iktisadi büyümelerini daha istikrarlı ve sürdürülebilir kılan büyüme kaynaklarını tespit etmektir. Buradan hareketle ilk olarak Türkiye ekonomisinin tuzakta olup olmadığının tespitinde yapısal ve yapısal olmayan birim kök testlerine başvurulmuştur. Yapılan analizler sonucunda Amerika Birleşik Devletleri'nin referans alınarak yapıldığı Robertson ve Ye (2013) yaklaşımına dair sonuçlar, Türkiye'nin orta gelir tuzağında olmadığını göstermiştir. Dünya ülkelerinin kişi başına düşen gelir ortalaması baz alınarak yapılan yöntemde ise, Türkiye'nin orta gelir tuzağında olduğu tespit edilmiştir. Araştırmanın ikinci amacı doğrultusunda ise, 2008-2020 döneminde Türkiye'nin de içinde bulunduğu 12 tanesi orta gelirli ve 25 tanesi yüksek gelirli ülkelerden seçilmek üzere toplamda 37 ülke için iki ayrı model kurularak panel veri analizi gerçekleştirilmiştir. Bu panel veri setlerine ayrı ayrı homojenlik testi, yatay kesit bağımlılığı testi, birim kök testi, F ve Hausman testi ile temel varsayımlara ilişkin testler olan otokorelasyon ve değişen varyans testleri uygulanmıştır. Uygulanan testler sonucunda iki panel veri setinde de yatay kesit bağımlılığı, değişen varyans ve otokorelasyonun varlığı tespit edilmiştir. Bu sebeple çalışmada dirençli panel veri tahmincileri kullanılarak model tahminleri yapılmıştır. Orta ve yüksek gelirli ülkeler için kurulan modellerde Cobb-Douglas üretim fonksiyonundan yola çıkarak büyümeyi sürdürülebilir kılan açıklayıcı değişkenler kullanılmıştır. Tez çalışmasının ekonometrik analiz çıktılarından elde edilen sonuçlar, yüksek gelirli ülkelerde gayri safi yurtiçi tasarrufların, patent başvurularının ve internet kullanan bireylerin sayısının Reel GSYİH üzerinde yarattığı pozitif etkinin, orta gelirli ülkelere göre daha yüksek olduğunu göstermiştir.

Birim kök testleriBüyüme kaynaklarıEkonomik büyüme+3
Arzu Salkım
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Davranışsal iktisatta bireylerin ve firmaların yatırım kararlarını etkileyen bileşenlerin rasyonalite perspektifinde analizi

Ana akım iktisadi öğreti, insanları kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden ve faydasını en çoklaştıran rasyonel bir varlık olarak kabul etmektedir. Neoklasik akım ile birlikte mikroekonominin temelleri de rasyonalizme dayandırılmış ve bu sayede matematiksel olarak anlaşılabilir bir disiplin oluşturulmuştur. Ancak zaman içinde rasyonel beklentiler ve etkin piyasa hipotezi gibi makroekonomik modeller, ekonomik aktiviteyi açıklamakta yetersiz kalmıştır. Özünde rasyonel kabul edilen insanın, gerçekte bilişsel ve duygusal birtakım faktörlerden etkilendiğini açıklayan alternatif iktisadi yaklaşımlar geliştirilmiştir. Psikoloji bilimindeki ilerlemeler ile insanların kognitif yanlılıklarının olduğu ve kararlarını belli kısıtlar altında aldığı anlaşılmaya başlanmıştır. Sempati, haz, vicdan, acı gibi duygular insan davranışlarının psikolojiden beslenerek iktisadi kararları nasıl etkilediğini açıklamak giderek önem kazanmıştır. Davranışsal iktisadın ortaya çıkışıyla birlikte deneysel çalışmalarla bireylerin irrasyonel kararlar alabildikleri ve bu kararları etkileyen bilişsel unsurların olduğu kanıtlanmıştır. Bu amaçla çalışmada, bireylerin ve firmaların yatırım karar larındaki psikolojik ve bilişsel eğilimler davranışsal iktisat temelinde araştırılmıştır. Bunun için firmalar ile yarı yapılandırılmış mülakat, fertler ile anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Kurumsal bazda kalitatif, bireysel bazda ise yapısal eşitlik modeli çerçevesinde hem istatistiksel hem de betimsel açıdan sonuçların gerçek hayatı temsil etme gücü arttırılmıştır. Elde edilen bulgular la yatırım kararların ı etkiyen faktörlerin rasyonellik yapısı detaylı analiz edilmiştir.

Davranış eğilimleriDavranışsal ekonomiFirmalar+5
Murat Yılmaz
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Faydacı gelenek ve Mihael J. Sandel'in faydacılık eleştirisi

İnsan davranışlarının temel motivasyonunu genellikle fayda düşüncesi oluşturur. Doğası gereği insan, biyolojik olarak hayatta kalmaya, mevcut refah düzeyini arttırmaya ve mutlu olmaya çalışır. Bu nedenle kendisine fayda sağlayacak eylemler yapar, zarar verecek olanlardan kaçınır. Kişilerin fayda taleplerini ılımlı düzeyde tutması halinde bir problem ortaya çıkmayacaktır. Ancak bunun fetiş haline getirilip bu süreçte diğer şeyleri kişilerin kendi faydası için araçsallaştırması, sömürmesi ve kolonize etmesi tartışma ve çatışmaları da beraberinde getirmektedir. Bu nedenle faydacılık teorisi tarih boyunca birçok tartışmaya ve teoriye konu olmuştur. Antik Yunan döneminde Demokritos, Aristippos ve Epikuros, Yeni ve Yakın Çağlarda başta Jonh Locke, Thomas Hobbes, David Hume, İmmanuel Kant, Jeremy Bentham ve John Stuart Mill, günümüzde de Michael J. Sandel gibi birçok düşünür fayda kavramı üzerinde tartışmış, faydacı teorinin gelişiminde gerek tezleri ile gerekse anti tezleri ile katkıda bulunmuşlardır. Fayda sağlama amacıyla gerçekleştirilen eylemlerin başka insanlara zarar verebileceği hususu, bireysel hak ve özgürlükleri ihmal etmesi, ahlaki normları göz ardı etmesi gibi onarılması gereken konular tartışmaların odak noktasını olmuştur. Bu çalışmada ilk olarak faydacı teorinin Antik Yunan döneminde ortaya çıkışı incelenecek ve bu çerçevede günümüze kadar süre içerisinde farklı dönemlerde geçirdiği evrimlere değinilecektir. Daha sonra Faydacı Teoriye yöneltilen eleştiriler gözden geçirilecek ve son olarak Michael J. Sandel'in görüş ve eleştirileri irdelenecektir.

Ekonomi teorileriFayda teorisiFaydacılık+1
Necip Duran
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Sağlık sistemlerinin ülkeler bazında karşılaştırılması: Türkiye için politika önerileri

Tüm dünyada, her bireyin din, dil, ırk ve sosyo-ekonomik statü ayrımı gözetilmeksizin sağlıklı yaşam hakkı olduğuna dair genel bir kabul söz konusudur. Bununla birlikte insan sermayesinden maksimum verimlilikte faydalanmanın en önemli koşulu da bireylerin sağlıklı olmasıdır. Bu kapsamda her ülke, vatandaşların sağlık statüsünü yükseltmek amacıyla sağlık sektörüne önemli oranda kaynak aktarmaktadır. Bu kaynakların verimli kullanılması hem ülke ekonomisi açısından hem de toplumsal açıdan oldukça büyük bir önem arz etmektedir. Ülkeler yaşlanan nüfus, yeni hastalık koşullarının ortaya çıkışı ve tıbbi teknolojinin gelişmesi nedeniyle artan sağlık harcamalarına bağlı olarak kaynaklarının önemli bir kısmını sağlık hizmetlerine tahsis ettiği için özellikle son yıllarda sağlık alanında etkinlik ölçümüne yönelik yapılan analizler önem kazanmıştır. Sağlık harcamalarındaki artış her ülkede farklı etmenlere bağlı olarak devam ederken, ilgili harcamaların etkinliğini yükseltmeye yönelik uygulamalara gidilmediği takdirde, harcama etkinliği düşük olan ülkelerin hem sağlık sistemlerinde hem de sosyal ve ekonomik göstergelerinde olumsuzlukların gözlenebileceğini ileri sürmek mümkündür. Bu kapsamda sağlık hizmetlerinde etkinliğin gerçekleştirilmesi ekonomik istikrar ve büyüme için de en önemli koşullardan biri olup, her ülkenin sağlık politikaları belirlerken bu kaideyi göz önünde bulundurması gerekmektedir. Bu noktada kaynakların verimli kullanılıp kullanılmadığını değerlendirmek ve ülkeler arasında karşılaştırma yaparak sistemlerin başarısını ölçmek, etkinliği artıran politikaların belirlenebilmesi için büyük önem arz etmektedir. Bu doğrultuda ortaya konan "Sağlık Sistemlerinin Ülkeler Bazında Karşılaştırılması: Türkiye için Politika Önerileri" isimli çalışmada sağlık sistemlerinin etkinliği ülkeler bazında karşılaştırılarak, Türkiye için dikkate alınması gereken unsurlar belirlenmiştir. Bu kapsamda ilk olarak sağlık sistemlerinin kavramsal çerçevesi çizilmiş olup, ardından seçili ülkelerde kullanılan sağlık sistemleri incelenmiştir. Çalışmanın sonunda ise Veri Zarflama Analizi kullanılarak sağlık sistemlerinin etkinliği karşılaştırılmış olup, her bir ülke için etkinlik ve etkinsizlik gerekçeleri değerlendirilmiştir. Bu gerekçeler doğrultusunda Türkiye açısından sürdürülebilir etkinliği tehdit eden faktörler göz önünde bulundurularak bazı öneriler sunulmuştur. Anahtar kelimeler: Sağlık sistemi, Sağlık finansman modelleri, Sağlık politikaları, Türk sağlık sistemi, Sağlık sistemlerinin karşılaştırılması.

Karşılaştırmalı analizSağlık ekonomisiSağlık finansmanı+3
Beyza Nur Mıynat Taşdemir
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Sağlık sektörünün yoğunlaşma analizi ve ekonomik etkileri: E7 ve G7 ülkeleri üzerine bir inceleme

Çalışmada gelişmekte olan ülkelerde (E7) ve gelişmiş ülkelerde (G7) sağlık sektöründeki yoğunlaşma düzeyinin ve bu yoğunlaşmaların ekonomik etkilerinin incelenmesi amaçlanmaktadır. 2000 ile 2020 yılları arasını kapsayan çalışmada, E7 ve G7 ülkelerinde önce sağlık sektörü yoğunlaşmaları ölçülmüş, bu yoğunlaşmaların ekonomik etkilerini belirleyebilmek adına panel veri yöntemi kullanılmıştır. Yoğunlaşmaların analizi için Ticaret Yoğunlaşma Endeksi (CR), Herfindahl-Hirschman Endeksi (HHI) ve Entropi Endeksi kullanılmıştır. Coğrafi yoğunlaşma analizlerinde sağlık sektörüne ilişkin ihracat düzeylerini belirlemek için Standart Uluslararası Ticaret Sınıflandırması (SITC) 2 haneli tıp ve eczacılık ürünleri ihracat değerleri esas alınmıştır. Yoğunlaşma değerleri hesaplandıktan sonra belli makroekonomik göstergeler üzerindeki ekonomik etkilerini (GSYH büyüme, enflasyon, işsizlik ve dış açıklık oranı) analiz edebilmek için "Dinamik Panel Veri" yöntemi uygulanmıştır. Bu bağlamda, Arellano-Bond İki Aşamalı Genelleştirilmiş Momentler Tahmincisi (GMM) kullanılmış ve analiz edilmiştir. Sağlık sektöründeki coğrafi yoğunlaşma analiz sonuçları, E7 ülkelerinde G7 ülkelerine göre daha yüksek bir yoğunlaşma seviyesi olduğunu göstermektedir. E7 ülkelerinin genel olarak yüksek seviyede ihracat yoğunlaşması söz konusu iken, G7 ülkelerinde nispi olarak daha düşük düzeyde (orta düzeyde) yoğunlaşma bulunmaktadır. Yoğunlaşmanın ekonomik etkilerini analiz edebilmek için yapılan GMM tahmincisi, her iki ülke grubunda birbirinden farklı sonuçlar vermiştir. Analiz sonuçlarına göre, E7 ülkelerinin sağlık sektörü yoğunlaşması büyüme, işsizlik ve dış açıklık üzerinde etkili iken, yoğunlaşmanın enflasyon üzerinde herhangi bir etkisi gözlemlenmemiştir. G7 ülkelerinde ise sağlık sektörü yoğunlaşması büyüme, enflasyon, işsizlik ve dış açıklık üzerine etkilidir.

E7 ülkeleriEkonomik etkiG-7 ülkeleri+6
Elif Tuğçe Bozduman
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yolsuzluk ve yabancı sermaye ilişkisi: Panel veri analizi

Bu çalışmada yolsuzluk ile yabancı sermaye akımları arasındaki ilişki incelenmiştir. Kuramsal çalışmalara göre yolsuzluk iktisadi işleyişi olumsuz ya da olumlu etkileyebilmektedir. Yolsuzluk kaynak israfına yol açabilmekte veya bürokratik çalışmaları hızlandırarak iktisadi faaliyetleri hızlandırabilmektedir. Yabancı sermaye kazanabileceğini düşündüğü ülkeleri tercih etmektedir. Dolayısıyla yolsuzluğun şiddeti yabancı sermaye akımını etkileyebilir. Bu çerçevede çalışma 2000-2016 yılları arası, seçilen 35 ülke üzerinden oluşturulmuştur. Çalışmada panel regresyon analizi ve Granger nedensellik testi yöntemleri kullanılmıştır. Panel regresyon analizi tahmin sonucunda modeli oluşturan 35 ülke için yolsuzluktaki artışın doğrudan yabancı yatırımları olumlu etkilediği, toplam yabancı sermaye yatırımlarını olumsuz etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Yolsuzluk ve portföy yatırımları arasında ise istatistiki olarak ilişki bulunamamıştır. Granger nedensellik testi sonuçlarında yolsuzluk ve toplam sermaye arasında nedensellik ilişkisinin olmadığı, yolsuzluktan doğrudan yabancı yatırımlara doğru tek yönlü nedensellik ilişkisinin olduğu ve yolsuzluk ile portföy yatırımları arasında çift yönlü nedensellik ilişkisinin olduğu tespit edilmiştir. Buradan yolsuzluğun tüm yabancı sermaye türleri üzerinde etkisinin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. En güçlü ilişki yolsuzluk ile doğrudan yabancı sermaye arasında bulunmuştur.

Granger Nedensellik TestiPanel veri modelleriYabancı sermaye+3
Maşide Kıraç
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kalkınmanın sürdürülebilirliği: Türkiye ve Çin'in karşılaştırmalı bir analizi

Son yıllarda özellikle çevre konularının yoğun bir şekilde ön plana çıkmasıyla daha çok dikkat çeken sürdürülebilir kalkınma kavramı, ülke ekonomilerinin ve uluslararası entegrasyonların odak ve kilit noktası haline gelmiştir. Ülkeler ekonomik kalkınma planlarında sürdürülebilirlik başlığına yer vermiş, bazı ekonomik entegrasyonlar anlaşma şartlarında sürdürülebilir çalışmaları koşul haline getirmişlerdir. Özellikle son 20 yılda daha çok ön plana çıkan bu kavram, ekonomi politikalarının da ciddi bir parçası haline gelmiştir. Bu tezde, sürdürülebilir kalkınmanın bu derece ön planda olduğu ve önemli görüldüğü bu dönemde, Dünya ekonomisinde önemli bir yere sahip olan Çin Halk Cumhuriyeti ve potansiyeli ve coğrafi konumu gereği kritik bir öneme sahip olan Türkiye Cumhuriyeti ekonomileri betimsel analiz ekseninde incelenmiştir. Birbirinden yapısal açıdan bu derece farklı olan iki ülkenin sürdürülebilir kalkınma açısından değerlendirilmesi de bu alana yeni bir bakış açısı kazandırmaktadır. Bu tezde geniş bir veri seti kullanılmış olup gıda üretimi, yenilenebilir enerji kullanımı, gelir eşitsizliği, dış ticaret, sermaye hareketleri, işgücü piyasaları, demografik koşullar, hastane ve doktor sayıları, göç oranları, patent başvuruları gibi birçok etken göz önünde bulundurulmuştur. Bu tezde, kapsamlı bir betimsel analiz ile ekonometrik bir analiz icra edilmiştir. Derlenen verilerin iki ülke açısından karşılaştırılması sonucunda hem Çin hem de Türkiye ekonomileri bazı faktörler bakımından sürdürülebilir bir kalkınma süreci gösterirken diğer bazı faktörler bakımından ise bugünkü ilerlemelerin gelecekteki ilerleme süreçlerinden ödün verilmesi pahasına gerçekleştiğini ortaya koymaktadır. Çalışmanın ekonometrik analiz kısmında ise seçilmiş sürdürülebilir kalkınma göstergelerinin ülkelerin kalkınma süreçleri üzerindeki etkileri zaman serisi analizi ile tahmin edilmiştir. ARDL Sınır testinden elde edilen bulgular, sabit sermaye yatırımları, enerji ithalatı ve patentler her iki ülkede kişi başına GSYİH üzerinde pozitif bir etki gösterirken beşeri sermaye Çin'de kısmi pozitif etki ve Türkiye'de pozitif bir etki göstermektedir. Dış borç stokunun etkisi, Türkiye'de negatif iken Çin'de istatistiki olarak anlamlı değildir. Gelir eşitsizliğine bakıldığında ise Türkiye'de negatif bir etkinin, Çin'de ise pozitif bir etkinin var olduğu gözlenmiştir. Son olarak, yenilenebilir enerji kullanım oranındaki artışların Türkiye'de kişi başına GSYİH'yi artırdığı, Çin'de ise azalttığı bulgusuna ulaşılmıştır. İki ülkede farklılaşan etkilerin gözlenmesi, ülkelerin farklı kalkınma stratejileri izlediğini ortaya koymaktadır. Bunun da ötesinde, Çin'in kalkınma gündeminin sürdürülebilir kalkınma ilkelerinden oldukça uzakta olduğunu söylemek mümkündür.

Ayşe Gündoğan
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ekonomik büyüme, enerji tüketimi ve karbondioksit emisyonu arasındaki nedensellik ilişkisi: Türkiye örneği

Bu tezde, Türkiye'de 1990-2019 yılları arasındaki verileri kullanılarak, ekonomik büyüme, karbondioksit emisyonu ve enerji tüketimi arasındaki nedensellik ilişkisi incelenmiştir. Bu çalışmada literatürdekilerden farklı olarak, kullanılan veri setindeki enerji tüketimi, kişi başına petrol tüketimi (TEP) olarak alınmış ve ekonometrik analizler uygulanmıştır. Verilerin uygulanacak test sonuçlarında hataya sebep olmaması için ilk olarak durağanlığının kontrolü için ADF ve PP birim kök testleri uygulanmıştır. Karbondioksit emisyonu, ekonomik büyüme ve enerji tüketimi kavramları arasında bir nedenselliğin olup olmadığını Gragner Nedensellik Testi uygulanarak analiz edilmiştir. Çalışmada kullanılan yıllık veriler Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) ve World Bank sitelerinden alınmış ve E-Views 10 programı kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda ise Türkiye'de sadece enerji tüketiminden karbondioksit emisyonuna tek yönlü bir ilişki bulunuştur.

EkonomiEkonomik büyümeEkonomik etki+4
Enes Eylik
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Dış ticaretin ekonomik büyüme üzerine etkisi: 2000 sonrası Türkiye uygulaması

Ekonomik büyüme modellerinin çalışılmasında teknoloji entegrasyonu, içsel büyüme modellerinde çalışılan mevcut kaynakların ve ara varlıkların temini gibi süreçler ithalat yoluyla yönetilebilmektedir. Bu durum, ithalat ile ekonomik büyüme arasında bir bağlantı olduğu iddiasını desteklemektedir. Amacı: Gelişmekte olan ülkelerde ekonomik kalkınma için ihtiyaç duyulan ürünler hakkında, tasarruf eksikliği, sermaye eksikliği ve benzer nedenler yetersiz ithalata yol açmaktadır. Bu durum ekonomik kalkınmanın hedeflerini etkilemektedir. Bu çalışmanın amacı dış ticaretin ekonomik büyüme üzerine etkisi incelenerek 2001 yılı ve sonrası yıllarda Türkiye uygulamasında ne gibi değişimler etkili olmuştur araştırmaktır. Ayrıca çalışma, 2001 yılı ve sonrası Türkiye'ye ekonomik büyüme, ithalat ve ihracat arasındaki bağlantıyı belirlemesi açısından önemlidir. Çalışmanın ilk bölümünde; Ekonomik büyüme ve belirleyicileri, büyüme modelleri, ihracat ve ithalat detaylı olarak incelenmiştir. İkinci bölümde; Türkiye'nin ihracatının ve ithalatının 2001 ve sonraki yıllardaki gelişimi ele alınarak, Türkiye ekonomisi için büyüme süreci ve büyüme verileri belirlenerek çalışmamızda yer verilmektedir. Metot: 2001 yılı ve sonrası için uluslararası ekonomik örgütlerin Türkiye için toplamış olduğu GSYH ve Dış Ticaret verileri alınıp, gerekli ekonometrik testlere tabii tutulmuştur. Verilerin durağan halde olup olmadığı incelenip, ardından aralarında uzun veya kısa dönemde trend kesişmesi olup olmadığı araştırılmıştır. Sonuç: Bu çalışma, dış ticaret ile ekonomik büyüme arasındaki bağlantıyı incelemekte ve ihracat ile ekonomik büyüme arasında bir bağlantı olduğunu ortaya koymaktadır. Türkiye ihracatının ekonomik kalkınma üzerindeki etkisini artırmak, ülke refahını artırmak ve istihdam yaratmak için katma değeri yüksek ürünlerin ihracatına ihtiyaç vardır. Çalışmanın ekonometrik kısmı, Türkiye'nin ithalat ve ihracatı ile GSYH (büyüme) arasındaki ilişkiyi analiz etmektedir. Dış ticaretin ekonomik kalkınmaya dahil edilmesi çok önemlidir. Ekonomi büyüdükçe kişi başına düşen gelir de büyümekte olduğu açıkça görülmektedir.

EkonomiEkonomik büyümeEkonomik etki+3
Mert Boran Yıldız
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Endüstri 4.0 kapsamında üniversitelerin dijital dönüşüm süreçlerinin temeli kariyer–öz değerlendirme envanteri: Manisa Celal Bayar Üniversitesi örneği ve toplum 5.0 değerlendirme

Teknolojinin gelişmesiyle birlikte insan ihtiyaçları da değişiklik gösterir. Nitelikli bir iş gücü, küresel makroekonomik hedeflerin gerçekleşmesine zemin oluşturur. Bu anlamda nitelikli iş gücünün elde edilmesi için, 21. yy. becerilerine entegrasyon sağlamak önem arz eder. Bu çalışma, MCBÜ üzerinde gerçekleştirilmiş ve 301 kişi katılmıştır. Çalışma verilerinin analizinde, tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerin yanı sıra, korelasyon analizi, Mann Whitney U testi ve T Testi kullanılmıştır. Veriler %95 güven aralığında (p=0,05) analiz edilmiştir. Bu çalışmanın sonucu olarak öğrenci ve akademisyen/personel grupları arasında, öğrenme becerileri konusunda anlamlı bir fark bulunmaktadır. Yaş grupları arasında bakıldığında, öğrenme becerileri konusunda anlamlı bir fark bulunmaktadır. Cinsiyet grupları arasında sadece "Yaşam ve Kariyer Becerileri" puanlarında anlamlı bir fark bulunmaktadır. Diğer beceri alanlarında ise, öğrenci ve akademisyen/personel grupları, yaş grupları ve cinsiyet grupları arasında anlamlı farklar tespit edilmemiştir.

Behice Banu Çiçek Boşkut
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası iletişim araçlarının makro ekonomik büyüklükler üzerine etkisi

Merkez Bankalarının, bağımsız para politikası uygulamaya başladıkları dönemden itibaren, amaçlarına uygun kullandıkları araçlar farklılık göstermeye başlamıştır. Nihayetinde, 2008 krizi sonrasında merkez bankalarının kamuoyu ile iletişiminin de önemi giderek artmıştır. Türkiye ekonomisinde, para politikası otoritesi tarafından kullanılan iletişim aracı özellikle enflasyon hedeflemesi stratejisine geçilen 2006 yılından sonra sıklıkla kullanılan bir araç olarak öne çıkmaktadır. Bu bağlamda, tez çalışmasında Merkez Bankası iletişimi para politikası kurulu toplantı özetleri ve metin madenciliği teknikleri kullanılarak sayısallaştırılmış ve makro ekonomik değişkenler üzerine etkileri FAVAR yöntemi ile tahmin edilmiştir. İletişim endeksinin yanı sıra politika faizi değişkeninin etkisi de yine FAVAR yöntemiyle analiz edilmiştir. Ayrıca, çalışmanın ele aldığı dönem olan 2006-2020 döneminin para politikası uygulaması açısından değişken bir dönem olması dikkate alınarak, her iki değişkenin etkileri çoklu para politikası araçlarının dahil edildiği yapıda da analiz edilmiştir. Analiz sonucunda, iletişimin özellikle kısa vadeli piyasa faiz oranları açısından önemli bir politika aracı olduğu görülmektedir. Bununla birlikte, piyasa katılımcılarının büyüme beklentilerine ilişkin olarak iletişim yine etkin bir politika aracı olarak öne çıkmaktadır. Son olarak, birden çok para politikası aracının dahil edildiği durumda iletişimin etkinliği açısından belirgin bir kayıp görülmemektedir. Anahtar Kelimeler: FAVAR, Merkez Bankası İletişimi, Para Politikası Araçları, Temel Bileşenler Analizi, Metin Madenciliği

Ufuk Serdar Akalın
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Uygulanan döviz kuru politikalarının tüketiciler üzerindeki etkisinin davranışsal iktisat açısından değerlendirilmesi Türkiye örneği

İnsanların her zaman, her koşulda ekonomi biliminin beklediği gibi rasyonel davranışlarda bulunmamaları son dönemlerde dikkat çekmiş ve davranışsal iktisat kavramı üzerinde durulmaya başlanmıştır. Bu doğrultuda iktisat ve psikoloji bilimi birleşerek insanların irrasyonel davranışlarına karşılık açıklama getirmeye çalışmışlardır. Bu tezde, döviz kuru tanımı, özellikleri ve tüketici davranışlarına olan etkisi üzerinde durulacak ve özellikle son yıllar içerisinde yaşanan pandeminin etkisi ile de iyice artış gösteren döviz kurlarındaki değişmelerin bireylerin hayatlarına olan etkisi incelenecektir. Bu değişimler ve uygulanan politikalar karşısında ne yönde hareket ettikleri, kararlarını hangi doğrultuda uyguladıkları konuya daha detaylı ve doğru bir yaklaşım sağlayabilmek, bireylerin kararlarını da daha net inceleyebilmek açısından davranışsal iktisat çerçevesinde ele alınacaktır.

Merve Çiftçi
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin bağlı bulunduğu entegrasyonlarla dış ticaret potansiyeli: ECO ve KEİ örneği

Araştırmanın Amacı: Bu çalışmada, Türkiye'nin üyesi olduğu ekonomik entegrasyonlardan ECO ve KEİ ülkelerine yönelik ihracatını etkileyen faktörlerin belirlenmesi ve bu ihracatın çekim modeli ile ne ölçüde açıklanabildiğinin analiz edilmesi amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda, Türkiye'nin ECO ülkelerine yönelik ihracatını açıklamak için 2013-2022 yıllarını kapsayan yıllık veriler kullanılarak çekim modeli uygulanmış; KEİ ülkeleri için ise 2013-2023 yıllarını kapsayan verilerle model tahmin edilmiştir. Dış ticaret analizlerinde sıklıkla kullanılan çekim modeli, bu çalışmada da ECO ve KEİ ülkelerine yapılan ihracatın belirleyicilerini ortaya koymak amacıyla tercih edilmiştir. Araştırmanın Yöntemi: Bu çalışmada, Türkiye'nin ECO (Ekonomik İşbirliği Teşkilatı) ve KEİ (Karadeniz Ekonomik İşbirliği) üyesi ülkelere yönelik ihracatını etkileyen ekonomik, coğrafi ve kültürel faktörleri belirlemek amacıyla panel veri analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın temelinde, dış ticaret akımlarını açıklamak için sıkça kullanılan çekim modeli (Gravity Model) yer almaktadır. Çalışmada, 2013-2022 yılları arasında ECO ülkeleri ve 2013-2023 yılları arasında KEİ ülkeleri ile Türkiye arasındaki ticaret verileri analiz edilmiştir. Verilerin doğasına uygun olarak sabit etkiler modeli (Fixed Effects Model, FEM) ve rastgele etkiler modeli (Random Effects Model, REM) tahmin edilmiştir. Modeller arasında seçim yapmak için Hausman testi uygulanmıştır. Ayrıca, modelde heteroskedastisite kontrolü için Breusch-Pagan / Cook-Weisberg testi gerçekleştirilmiş ve heteroskedastisite tespit edilmesi durumunda robust standart hatalar ile düzeltilmiş modeller kullanılmıştır. Verilerin analizinde Stata 14.0 ve 17.0 istatistik programı kullanılmıştır. Kullanılan Veriler: Bağımlı Değişken: Türkiye'nin ECO ve KEİ üyesi ülkelere yönelik ihracat hacmi (log_ihracat). Bağımsız Değişkenler: Partner ülkelerin ekonomik büyüklüğü (log_gsyih), Nüfus (log_nufus), Türkiye'ye olan coğrafi mesafe (log_mesafe), Ortak sınır durumu (ortak_sinir), Ortak dil faktörü (ortak_dil). Bu yöntemle, bağımsız değişkenlerin ihracat üzerindeki etkileri değerlendirilmiş ve sonuçlara dayalı politika önerileri geliştirilmiştir.

Bahar Matur
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Küresel pazarların gelişimi ve Türkiye'nin küresel pazarlardaki yeri

Küreselleşme artan insan hareketliliğini, bilginin, eşyaların (malların) ve paranın (sermayenin) ulusal sınırlar ötesinde dolaşımını tarif eden bir terimdir. Bu terim 1980'lerde popüler olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu hareketlilik dünyada uluslar üzerinde; nüfus açısından, iktisadi açısından, politik, sosyal ve kültürel açıdan birbirine bağımlılığı doğurdu. Genelde küreselleşme iktisadi kavram olarak düşünülmesine rağmen (örneğin küresel pazarlar), bu süreç birçok sosyal ve siyasi etkileri de doğurdu. Bu çalışmanın amacı Türkiye'nin Küreselleşen dünyanın neresinde olduğu, özellikle küreselleşen dünyadaki dev ekonomilerle ilişkileri ve küresel pazarların önemi araştırılmıştır. Bu amaçla, 9 ülke grubu oluşturulmuş toplam 124 ülke 1970-2014 dönemini kapsayacak şekilde KOF küreselleşme endeksi değerleri kullanılarak bir araya getirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, küresel pazarlar, KOF endeksi, EKK Yöntemi

KüreselleşmeUluslararası pazarlamaUluslararası pazarlar
Rukiye Ebru Ceyran
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Yoksulluk ve yolsuzluk üzerine bir uygulama

Küreselleşme ve yoksulluğun yaşandığı dünya düzeni, giderek daha önemli bir kavram haline gelmiştir. Uzun bir tarihsel sürece sahip olan küreselleşme, son birkaç on yılda hız kazanmış, bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişmesiyle bu hızlanma özellikle politik ve kültürel, sosyal, ekonomik alanlarda şaşırtıcı ve radikal dönüşümlerde ciddi değişikliklere neden olmuştur. Bu yeni dünya düzeni çerçevesinde, ekonomik yapının radikal değişimi, ekonomik işlemler ve birimlerin faaliyetlerinin artmasının yanı sıra uluslararası politik, ekonomik, finansal, sosyal ve kültürel ilişkilerin yoğunluğu ve dışadönük pazarlamaya uyum ön plana çıkmıştır. Yolsuzluk, ekonomik ve toplumsal gelişme üzerinde şiddetli etkilere sahiptir ve geniş kurumsal, yargı, toplumsal ve ekonomik şartlara tabidir, karmaşık bir toplumsal olgudur ve bozuk davranışa neden olan motivasyonlar çok yönlüdür. 1980'li yıllara kadar yolsuzluk temel olarak siyasi, sosyolojik, tarihsel ve ceza hukuku araştırmalarının bir konusuydu ve kısa süre önce ekonomi alanlarında ön plana çıkmıştır. Teorik argümanlar, daha düşük yatırım seviyeleri, daha düşük yatırım kalitesi, daha yüksek dolaylı vergilendirme seviyeleri ve bozulmuş teşvikler nedeniyle kaynakların yanlış tahsisi yoluyla yolsuzluğun ekonomik büyüme üzerindeki etkileri için yapılmıştır. Bu çalışmanın amacı, yolsuzluk ve yoksulluk bağlamında ekonomik kalkınma üzerindeki etkiler ile ilgili mevcut literatürün yeniden değerlendirilmesi sunmaktır. Ampirik araştırmalardan elde edilen ve geçmişle daha önceki bulgularla çelişen görüşleri sunma ve tartışmaya özellikle önem verilmektedir. Anahtar kelimeler: Yolsuzluk, yoksulluk, ekonomik kalkınma, Panel GMM.

Ekonomik kalkınmaYoksullukYolsuzluk
Ümran Çakıroğlu
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Kripto paraların Türkiye'nin seçilmiş makroekonomik değişkenleri üzerine etkisi: Bitcoin örneği

Çalışmada Türkiye'de 2011 Ocak – 2023 Aralık döneminde Bitcoin, USD-TRY (Dolar – TL kuru), GAU-TRY (Altın – TL kuru), BIST 100, Brent Petrol, işsizlik oranları, bir hafta vadeli repo faizleri, tüketici fiyat endeksi, üretici fiyat endeksi ve sanayi üretim endeksi değişkenlerinin aylık yüzde değişimlerinden elde edilen veriler ile Bitcoin ve modelde yer alan diğer değişkenler arasındaki ilişki araştırılmıştır. Bu bağlamda elde edilen değişkenlerin durağanlık sınamaları Augmented Dickey Fuller, Phillips-Perron ve KPSS Birim Kök Testi sayesinde gerçekleştirilmiştir. Düzey değerlerde %99 güven düzeyinde durağan yapıda oldukları tespit edilen değişkenler ile oluşturulması planlanan VAR model için uygun gecikme uzunluğunun tespit edilmesinin ardından VAR model kurulumu gerçekleştirilmiştir. İzleyen bahiste oluşturulan VAR modelin birim kök sınaması gerçekleştirilmiş olup modelin durağan yapıda olduğu kanaatine varılmıştır. Çalışmada ilgili dönem içerisinde Bitcoin değişkeninin açıklanan değişken olması ile açıklayıcı değişken olması pozisyonlarında modelde yer alan diğer değişkenler ile etkileşimlerinin farklılaştığı görülmüştür. BTC değişkeninin bağımlı değişken, modelde yer alan diğer değişkenlerin 1 gecikmeli değerlerinin ise bağımsız değişken olarak ele alındığı VAR model neticesinde; 2011 Ocak – 2023 Aralık dönemindeki aylık veriler ile yüzde 1 anlamlılık seviyesinde BTC bağımlı değişkeni ile USD-TRY(-1), BRENT(-1), REPO(-1), TÜFE(-1) bağımsız değişkenleri arasında pozitif yönlü; GAU-TRY(-1), BIST100(-1), UNEMP(-1), Yİ-ÜFE (-1) ve SÜE(-1) bağımsız değişkenleri arasında negatif yönlü ilişki tespit edilmiştir. Bununla birlikte 2011 Ocak – 2023 Aralık süreci içerisinde Türkiye'deki Bitcoin fiyatlarındaki değişim üzerinde pozitif yönde etkili olan en önemli değişkenin 1.86 katsayı değeri ile TÜFE değişkeni ve 0.77 katsayı değeri ile Dolar-TL kuru değişkeni olduğu sonucuna bizleri ulaştırmıştır. Bu durum ülkemizde ilerleyen dönemler itibariyle gerçekleşecek olan enflasyon ve döviz kuru artışları ile birlikte Bitcoin fiyatlarında da doğru yönlü ilişkiden kaynaklı ciddi artışların meydana geleceğini; enflasyonla mücadele kapsamında uygulanacak olan başarılı para ve maliye politikaları ile Bitcoin fiyatları üzerindeki bu artışın baskılanabileceğini göstermektedir. Dolayısıyla beklenen enflasyon oranlarının yüksek öngörüldüğü dönemlerde Bitcoin'in diğer yatırım araçları ile birlikte değerlendirilmesi enflasyondan kaynaklı ortaya çıkacak olan alım gücündeki azalmanın absorbe edilmesine imkân sağlayabilecektir. Bu bağlamda ilgili modeldeki analiz sonuçları incelendiğinde TÜFE değişkeninin BTC üzerindeki etkisinin diğer yatırım araçlarına kıyasla daha yüksek bir değere sahip olduğu görülmektedir. Dolayısıyla ülkemizde TÜFE artış dönemlerinde Bitcoin'e gerçekleştirilmesi muhtemel yatırımların modelde yer alan yatırım araçlarından (Dolar, Altın, BIST100, REPO) daha karlı olabileceği öngörülebilmektedir. Bununla birlikte çalışmada diğer değişkenlerin modele dâhil edilmemesi ve Bitcoin'in ortaya çıktığı ilk günden itibaren sürekli olarak bir artış trendi içerisinde olması, enflasyon oranlarının bu zaman dilimi içerisinde sürekli olarak yükselmesi de değişkenler arasında bu şekilde bir ilişkinin doğmasına zemin hazırlamış olabilmektedir. TÜFE(-1) değişkeninde meydana gelecek olan bir birimlik artış/azalış BTC değişkeninde 1.861981 birimlik artış/azalışa sebebiyet vermektedir. Bu durum enflasyonun artmasının Bitcoin fiyatını da artırdığına dair bir bulgu sağladığı anlamını taşımaktadır. Bazı yatırımcılar, enflasyon dönemlerinde parasının değer kaybetmemesi için Bitcoin gibi alternatif varlıklara yönelebilmektedirler. Dolayısıyla enflasyon arttıkça, Bitcoin'e olan talebin artması Bitcoin fiyatlarında doğru yönlü bir seyrin izlenmesine, diğer bir deyişle Bitcoin fiyatlarının artmasına katkı sağlayabilecektir. Ancak model her ne kadar TÜFE(-1) değişkeni ile BTC arasındaki ilişkiyi gösterse de, bu kesinlikle nedensellik anlamına gelmemektedir. Bulunan sonuç yalnızca çalışma kapsamında yer alan veriler ve uygulanan model kapsamında elde edilen bir bulgudur. Bu kapsamda TÜFE'deki artışın doğrudan Bitcoin fiyatını artırdığını söylemek çok doğru bir ifade olmayacaktır ancak elde edilen bulgular bu şekilde ifade edilmektedir. USD-TRY(-1) değişkeninde meydana gelecek olan bir birimlik artış/azalış BTC değişkeninde 0.777810 birimlik artış/azalışı beraberinde getirecektir. Dolayısıyla doların TL karşısında değer kazanmasının genellikle BTC fiyatlarında da artışı beraberinde getireceği sonucuna ulaşılmaktadır. Doların değer kazanması, genellikle küresel piyasalarda risk iştahının azalması olarak yorumlandığından yatırımcılar, belirsiz dönemlerde Bitcoin'e yönelerek Bitcoin fiyatını yükseltebilmektedirler. İlaveten doların dünya genelinde rezerv para olarak kullanılmasından ötürü, dolar kurundaki hareketler birçok finansal varlığın fiyatını etkileyebildiği gibi Bitcoin fiyatlarını da etkileyebilmektedir. Bu bağlamda Türk yatırımcıların TL'deki değer kaybı karşısında dolar veya Bitcoin gibi alternatif yatırım araçlarına yönelmeleri rasyonel bir karar olabilecektir. Ancak gerçek hayatta Bitcoin'in fiyatını etkileyen pek çok faktörün olduğu (ABD faiz kararları, küresel ekonomik gelişmeler, spekülatif hareketler ve manipülasyon içerikli haberler, kripto paraya yönelik yasal düzenlemeler vs.) unutulmamalıdır. Varyans ayrıştırma analiz sonuçları doğrultusunda onuncu dönem itibariyle BTC değişkeninde meydana gelecek olan 0.192528'lik bir sapma %90 oranında BTC değişkenin kendisi tarafından açıklanırken; %2.41'i Yİ-ÜFE, %1.839384'ü GAU-TRY, %1.838942'si BRENT, %1.544308'i REPO, %1.230593'ü USD-TRY, %0.52'si UNEMP, %0.11'i TÜFE, %0.027241'i BIST100, %0.021936'sı SÜE değişkenleri tarafından açıklanmaktadır. Dolayısıyla BTC değişkeninin çoğunlukla kendi gecikmeli değerlerinin etkisi altında olduğu ve dönemler itibariyle BTC değişkeninde meydana gelen değişimlerde diğer değişkenlerin etkilerinin birbirlerine oldukça yakın değerlere sahip oldukları görülmektedir. İzleyen bahiste VAR model için diğer değişkenlerin varyans ayrıştırma sonuçları da incelendiğinde değişimin %100'lük kısmı BTC değişkeni tarafından karşılanmasından ötürü oluşturulan VAR modelinde BTC değişkeninin en dışsal değişken olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu bağlamda ilk dönemde BTC değişkeninin varyansının tamamının kendisi tarafından açıklanmasının BTC'nin o dönemdeki fiyat hareketlerini etkileyen en önemli faktörün geçmişteki kendi hareketleri olduğu, modelde yer alan diğer değişkenlerin BTC'nin o dönemdeki fiyat hareketlerinde önemli bir rol oynamadığı, BTC'nin ilgili dönemde seçilmiş diğer değişkenlerden bağımsız hareket ettiğini veya çok az etkilendiğini göstermektedir. Dönemler itibariyle Bitcoin değişkeninin varyansının 0.90 seviyelerine gerilemesi diğer seçilmiş makroekonomik değişkenlerle ilişki içerisine girdiğini ve uzun vadeli BTC fiyat tahminlerinin yapılabilmesi için yalnızca Bitcoin'e ait geçmiş fiyat verilerinin kullanılmasının yeterli olamayacağını, diğer faktörlerin etkilerinin de göz önünde bulundurulması gerektiği sonucunu ortaya koymaktadır. Kısa vadede her ne kadar BTC fiyat hareketlerinin tahmin edilmesinde Bitcoin'e ait geçmiş fiyat verilerini kullanmak yeterli olabilse de uzun vadeli tahminlerin gerçekleştirilmesinde diğer değişkenlerin göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Bitcoin değişkeninde meydana gelecek olan bir standart hatalık şok karşısında Bitcoin değişkeninin gösterdiği tepki ilk dört dönem itibariyle pozitif iken beşinci dönem itibariyle negatif bir seyir izlemiştir. Bununla birlikte BTC değişken serisinde ortaya çıkacak olan bir standart hatalık şok karşısında BTC değişkeninin ilk dönemde en büyük pozitif tepkimeyi sergilediği, en büyük negatif tepkimeyi ise yedinci dönemde sergilediği sonucuna ulaşılmaktadır. Tüm bu bilgiler doğrultusunda Bitcoin'in kendi içerisindeki şoklar incelendiğinde kısa dönemde pozitif, uzun dönemde ise negatif bir tepki gözlemlendiği görülmektedir. Bu durum Bitcoin piyasasının volatilitesini ve yatırımcıların kısa vadeli kazanç beklentilerini yansıtabilmektedir. En büyük pozitif tepkime ilk dönemde gerçekleşirken en büyük negatif tepki ise daha sonraki dönemlerde gözlemlendiğinden Bitcoin fiyatlarının şoklara karşı farklı zamanlarda farklı duyarlılıklar gösterdiği aşikârdır. İncelemeye devam edildiğinde tüm değişkenlerdeki şokların Bitcoin piyasasının kısa vadede diğer piyasalardan bağımsız hareket edebileceğini ortaya koyacak biçimde, BTC'yi ilk dönemde etkilemedikleri görülmektedir. Ayrıca diğer değişkenlerdeki şokların, BTC'yi farklı dönemlerde farklı yönlerde etkilemeleri ekonomik koşulların ve piyasa duyarlılığının sürekli değiştiğini ve bu durumun Bitcoin fiyatlarını etkilediğini göstermektedir. İnceleme devamında Bitcoin dışındaki tüm değişkenlerdeki şokların uzun vadede Bitcoin fiyatlarını negatif yönde etkilemesi Bitcoin'in diğer varlıklarla olan korelasyonunu ve riskli bir finansal varlık aracı olarak algılanmasını yansıtabilmektedir. VAR Granger Nedensellik / Blok Dışsallık Wald Testi ve Pairwise Granger Nedensellik analiz sonuçları doğrultusunda her iki test sonucunda da Sanayi Üretim Endeksi değişkeninden işsizlik değişkenine tek yönlü nedensellik, USD-TRY değişkeninden REPO değişkenine tek yönlü nedensellik, BIST100 değişkeninden sanayi üretim endeksi değişkenine tek yönlü nedensellik olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Bununla birlikte VAR Granger Nedensellik / Blok Dışsallık Wald testi sonucunda Sanayi Üretim Endeksi'nden TÜFE değişkenine, USD-TRY değişkeninden TÜFE VE Yİ-ÜFE değişkenlerine, BIST100 değişkeninden TÜFE değişkenine, Yİ-ÜFE değişkeninden TÜFE değişkenine, BRENT değişkeninden SÜE değişkenine tek yönlü nedensellik ilişkisi tespit edilirken; SÜE ve Yİ-ÜFE değişkenleri arasında çift yönlü nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Pairwise Granger Nedensellik Testi ile de USD-TRY ve GAU-TRY değişkenlerinden BRENT değişkenine, BIST100 değişkeninden TÜFE değişkenine, GAU-TRY değişkeninden BIST100 ve REPO değişkenlerine, Yİ-ÜFE değişkeninde BIST100 değişkenine tek yönlü nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kriptografi, Kripto Para Sistemi, Bitcoin, Altcoin, Blokzincir Teknolojisi, Enflasyon ve Bitcoin, Finansal Yatırım Tercihi, Zaman Serileri Analizi, VAR model, ANOVA, Etki-Tepki Analizi, VAR Granger Nedensellik / Blok Dışsallık Wald Testi, Pairwise Granger Nedensellik Testi.

AltcoinBitcoinBlockchain+6
Gökhan Salman
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de kadın istihdamının önemi ve ekonomik etkileri

Araştırmanın Amacı: Gelişmekte olan birçok ülkede olduğu gibi, Türkiye'de de kadınların işgücüne katılım oranı erkeklere göre daha düşük seviyelerde kalmaktadır. Bu durumun sebepleri ülkeden ülkeye değişiklik göstermekle birlikte, genellikle kültürel ve sosyal normlara dayanmaktadır. Türkiye'deki kadınların işgücü piyasasında yaşadıkları sorunların büyük bir kısmında, kültürel olarak toplumun kadınlara atfettiği rollerin etkisi belirgin bir şekilde gözlemlenmektedir. Toplumun kadınlara biçtiği bu roller nedeniyle, kadınlar hayatlarının ilk anlarından itibaren erkeklerle eşit bir yer bulamamaktadırlar. Eğitim eşitliğinden yoksun kalan kadınlar, çalışma hayatında da erkeklere kıyasla dezavantajlı bir konumda kalmaktadırlar. Bu nedenle, kamu otoritelerinin kız çocuklarının eğitim hakkını güvence altına alması ve onların eğitim imkânlarına erkeklerle eşit şekilde erişimini engelleyen kültürel engelleri ortadan kaldırması gerekmektedir. Ayrıca, ev işleri ve bakım hizmetleri, kadınların işgücü piyasası dışında kalmasının bir diğer önemli nedenidir. Bu bağlamda, bakım hizmetlerine yönelik kamu politikalarının geliştirilmesi büyük bir önem arz etmektedir. Kamu tarafından çocuk ve yaşlı bakım hizmetlerine yapılan yatırımların arttırılması ve uygun fiyatlı, kaliteli bakım hizmetlerinin sunulması, hem toplumdaki kadınların üzerindeki yükü hafifletecek hem de kadınlara dolaylı olarak yeni istihdam olanakları sunabilecektir. Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda önemli ilerlemeler kaydedilmiş olsa da, hem dünya genelinde hem de Türkiye'de daha kat edilmesi gereken uzun bir yol bulunmaktadır. Küresel veriler, uluslararası topluluğun vakit kaybetmeden ortak hareket etmesi gerektiğini göstermektedir. Kadın istihdamının güçlenmesi, kadınların güçlenmesi ve dolayısıyla insanlığın güçlenmesi anlamına gelmektedir Araştırmanın Yöntemi: Çalışmanın ilk bölümünde, kadın istihdamı kavramı tanımlanacak ve bu kavramın tarihsel gelişimi ile ekonomiye olan etkileri özetlenecektir. İkinci bölümde, kadın istihdamı ile ekonomi arasındaki ilişki incelenecek; son bölümde ise, kadın istihdamı ile gayri safi yurtiçi hasıla (GSYİH) arasındaki ilişki, zaman serisi analizi yöntemleri kullanılarak açıklanacaktır.

Şevin Eren
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

21. yüzyılda devletin ekonomide değişen rolü

21. yüzyılda neoliberal düşünce sistematiği içerisinde ilerlemesi beklenen dünya düzeni farklı bir yöne evrilmiştir. 20. yüzyılın sonlarına doğru Asya, Latin Amerika ve diğer bölgelerde yer alan gelişmekte olan ülkelerde yaşanan krizler, neoliberal modellere yönelik şüpheleri ve eleştirileri artırmıştır. 2000'li yılların başından itibaren Çin, Hindistan, Güney Kore, Tayvan, Singapur gibi Asya ülkelerin büyük atılımı bu bölgeye yönelik ilgiyi artırmıştır. Çünkü bu ülkeler IMF, WB gibi kapitalist kuruluşların önerdiği pür liberalleşme eğilimiyle başarı sağlamamış tam tersine "kalkınmacı devlet" modeliyle devlet müdahaleciliğinin doğru stratejilerle bir araya getirildiğinde ülkelerin çok önemli başarılar elde edilebileceğinin güzel bir örneğini sunmuşlardır. Asya kıtasında yaşanan bu yeni ekonomik paradigma, dünya ekonomisinin ağırlık merkezinin buraya doğru kaymaya başlamasına yol açan süreci de tetiklemiştir. Devlet müdahaleciliğinin 21. yüzyılda değişen rolünün şekillenmesinde etkili olan unsurların başında ABD'de yaşanan 2008 küresel finans krizi gelmektedir. Sebepleri ve sonuçları itibariyle 1929 buhranına benzese de buradan çıkan en önemli sonuç, Keynesyen iktisadın politika önermelerine mutlak anlamda olmasa da yeniden dönme eğiliminin ortaya çıkmasıdır. Sadece gelişmekte olan ülkelerde değil özellikle gelişmiş ülkelerde devlet; kurtarma paketleriyle batmakla karşı karşıya olan şirketleri kurtarmış, mali teşvikleri piyasaya sürmüş, düzenleyici ve denetleyici araçları uygulamaya koymuştur. Özellikle kriz sonrası dönemde devletin rolünün değişikliği en fazla merkez bankalarının mikro ihtiyati politikalar yerine makro ihtiyati politika hedeflerini benimsenmelerinde yaşanmıştır. Sistematik olarak krize yol açan finansal sistemin bir bütün olarak denetlenmesini içeren bu yeni yaklaşım devlete önemli görevler yüklemiştir. Krize karşı alınan bu önlemler alışıla gelen liberal devlet anlayışından oldukça farklı bir yapıyı işaret etmektedir. 2010'lu yıllardan itibaren ise küreselleşme olgusuyla birlikte korumacı önlemlerin ve ulus-devletlerin rollerini öne çıkaran bir döneme girilmiştir. 2010 yılında yaşanan borç krizinin etkilerinin giderilmeye çalışıldığı dönemde İngiltere'nin AB'den ayrılma kararı ve bunun diğer ülkeler üzerinde domino etkisi yaratma ihtimali, Ortadoğu'da yaşanan mülteci kriziyle birlikte gelişmiş ülkelerin ve Türkiye'nin göç konusundaki yeni konumları ve küresel göç yönetimine karşı gösterdikleri refleksler, 2016 yılında ABD Başkanı seçilen Donald Trump'ın milliyetçi ekonomi politikalarını birer birer uygulamaya koyması ve özellikle Çin'in kurlar üzerinden "ticaret savaşı" başlatmakla suçlanması üzerine Çin'e karşı dış ticarette yüksek koruma önlemleri alması, Çin'in de buna misilleme yapması, bir yanda serbestleşme eğilimlerinin sürdürülmesi gerektiğine yönelik inanç diğer yanda bu söylemlerin tersi yönde uygulanan politikaların yol açtığı çoklu küresel dengeler, devlet mülkiyetli şirketlerin uluslararasılaşması yönünde yeni trendlerin öne çıkması, eşitsizliğin, nüfus sorunsalının ve iklim değişikliğinin küresel sorun hâline gelmesi karşısında devletin, küreselleşme çağında sanılanın aksine daha fazla önem çıkmasına neden olmuştur. Türkiye özelinde ise 2017 yılından itibaren geçilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile ekonomide teknoloji, enerji, ulaştırma, sanayi, bankacılık ve daha birçok sektörü içine alan yapısal dönüşümler, devletin ekonomik rollerini daha kritik hâle getirecek şekilde öne çıkmıştır. Bu gelişmeler bağlamında neoliberal küreselleşme çağında devletin rollerinin azaldığı yaklaşımının sadece söylem düzeyinde kaldığı dolayısıyla ulus-devletlerin ekonomik rollerinin dünya ekonomisinde farklı formlar altında hâlâ baskın olduğu, ülke deneyimleri ışığında güncel ekonomi-politik gelişmeler dikkate alınarak ortaya konulmaya çalışılmıştır.

21. yüzyılDevletDevlet müdahalesi+4
Orhan Cengiz
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessEN

The importance and determinants of foreign direct investment for African countries

The purpose of this thesis is to investigate the importance and the determinants of FDI inflows to Africa. The determining variables used for this thesis includes GDP which is a proxy for market size, trade which is also a proxy for openness to trade, nominal exchange rate and natural resources. This thesis used a regression analysis on a panel data of 10 countries for the period of 2001 to 2016. The empirical results for FMOLS indicated that all variables are statistically significant at 5 percent level of significance. However, DOLS empirical results indicated that natural resources do not affect the inflow of FDI to African countries. There is need to further exploit data to find more information about the determinants of FDI flows to African countries as it is an essential component for the economic growth. In addition, there is need for Africa to create a good business environment with less instability of macroeconomic indicators such as exchange rate and inflation. There is also need for Africa to shift from the mineral extraction sectors to the industrial sector; this will help to diversify the economy. This thesis brings understanding that, some investors are not resource seeking rather have different investment objectives such as market seeking. This is shown by the results presented by both FMOLS and DOLS for natural resources. Keywords: Africa, foreign direct investment, natural resources, theories of foreign direct investment.

African countriesNatural resourcesForeign direct investments+2
Oıkameng Cordelıa Legwale
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye-Azerbaycan ekonomik ilişkileri: 1995-2022 dönemi analizi

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki dış ticaret, işsizlik ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin anlaşılması, her iki ülkenin ekonomik performansının ve bölgesel iş birliğinin değerlendirilmesi açısından önemlidir. Yapılan çalışmanın amacı iki ülke arasındaki uluslararası ilişkilerin gelişimi ve analiz etmektir. Bu kapsamda, Azerbaycan'ın ekonomik büyümesi ile Türkiye arasındaki dış ticaret ilişkisi ve Azerbaycan'daki işsizlik oranı arasındaki nedensellik ve etkileşimleri incelenmiştir. Çalışmanın veri kaynağı, Azerbaycan'a ait kişi başına düşen reel GSYİH ekonomik büyümeyi temsil ederken, Türkiye ile yapılan ihracat ve ithalat, dış ticareti yansıtmakta ve Azerbaycan'ın işsizlik oranları(IO) da dikkate alınmıştır. 1995-2022 yılları arasındaki yıllık verileri kullanılarak değerlendirmeler yapılmıştır. Analiz sonuçları, Türkiye'ye yapılan ihracat geliri (LIHC) ile Azerbaycan'ın ekonomik büyümesi (LGDP) arasında Granger nedensellik etkisi olmadığını göstermiştir. Ayrıca LGDP ile LIHC arasında Granger nedenselliğin olmadığı sonucuna varılmıştır. Ancak LGDP ile Türkiye ithalat geliri (LITX) arasında Granger nedensellik vardır. Bu sonuç, Azerbaycan'ın ekonomik büyümesinin Türkiye'den yapılan ithalatla ilişkili olabilir. Johansen eşbütünleşme testi sonuçları, veri setinde en azından bir uzun vadeli eşbütünleşme ilişkisi olduğunu göstermektedir. LIHC'nin LGDP'ye olan etkisi negatif yönde ve istatistiksel olarak anlamlıdır. Bu sonuç, Türkiye'den Azerbaycan'a yapılan ihracatın Azerbaycan'ın ekonomik büyümesini olumsuz etkilediğini göstermektedir. LITX'in LGDP'ye olan etkisi pozitif yönde ve son derece güçlüdür. Bu, Türkiye'den Azerbaycan'a yapılan ithalatın Azerbaycan'ın ekonomik büyümesini olumlu yönde etkilediği bulgusuna varılmıştır. IO'nun LGDP'ye olan etkisi istatistiksel olarak anlamlı değildir. Bu sonuçlardan yararlanarak Türkiye ve Azerbaycan, daha fazla ekonomik büyümeyi destekleyecek, iş birliğini derinleştirecek ve sürdürülebilir kalkınmaya katkıda bulunacak adımlar atabilir. Anahtar Kelimeler: Dış ticaret, İşsizlik, Ekonomik büyüme, Makroekonomik değişkenler, İstihdam

Mehraj Sarıkhanlı
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Bütçe açığı ve borç sürdürülebilirliği: Türkiye ve seçilmiş ülke uygulamaları

Birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de bütçe açığı önemli bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda mali sürdürülebilirlik önemlidir. Mali sürdürülebilirliğin olması hükümetlerin uygulamış oldukları maliye politikaları ile yakından ilişkilidir. Faiz dışı bütçe dengesi, kamu kesimi borç stoku değişkenleri mali sürdürülebilirlik açısından önemlidir. Bütçe açıklarının Türkiye ekonomisi özelinde sürdürülebilirliğinin ölçülmesi ve seçilmiş ülke ekonomisi ile mukayese edilerek neden ve sonuçlarının tartışılması önem arz etmektedir.

Erhan Usta
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Verimlilik artışının ekonomik büyümeye etkisi

Materyal verimliliği temelinde incelenen yakınsamanın varlığı literatürde yok denecek kadar azdır. Bu çalışma ülkeler arası yakınsamanın olup olmadığını ülkelerin materyal verimlilikleri açısından inceleyerek literatüre katkı yapmaktadır. Yakınsama hipotezi, gelişmiş ekonomiler ile gelişmemiş ekonomiler arasındaki farkın zamanla kapanacağını varsaymaktadır. Az gelişmiş ekonomilerin geri kalmanın avantajından yararlanarak gelişmiş ekonomilere üretimde teknik bilgi ve teknolojiyi artırarak girdi miktarında daha fazla çıktı yaratma becerisini elde edebileceklerdir. Materyal verimliliği, ülkelerin doğadan ve ithalat yoluyla üretim sürecine dahil olan tüm materyallere ilişkin verimliliği incelemektedir. Materyal verimliliği dikkate alınmasının nedeni artan nüfus ve sürdürülebilirlik projeksiyonları ülkelerin materyal verimlilikleri konusunda önemle üzerinde durmaları gerektiğini vurgulamaktadır. Bu çalışmanın ana amacı materyal verimliliği yakınsamasını analiz etmektir. Analize konu olan 100 ülkenin yakınsayıp yakınsamadığı araştırılmıştır. Bu ülkeler düşük, düşük-orta, yüksek-orta ve yüksek gelir düzeyi olmak üzere 4 gruba ayrılmıştır. Gruplar, her grubun kendi materyal verimliliği ortalamasına yakınsaması ve her grubun yüksek gelirli grubun materyal verimliliği ortalamasına yakınsaması şeklinde iki formda incelenmiştir. Sonuçlara göre düşük-orta gelir grubunda yer alan ülkelerin hem grup içi materyal verimliliği ortalamasına hem de yüksek gelirli ülkelerin materyal verimliliği ortalamasına yakınsadığı gözlemlenmiştir.

EkonomiEkonomik büyümeEkonomik etki+2
Uğur Coşkun
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Doğrudan yabancı yatırımı etkileyen faktörlerden yatırım teşviklerinin Türkiye açısından değerlendirilmesi

Son yıllarda, Türkiye'deki ekonomik ilerleme ve yapısal değişimlerle ilgili olarak, doğrudan yabancı yatırımlar ile yatırım teşvikleri arasındaki ilişkileri inceleyen ekonometrik çalışmaların önemi artmıştır. Bu bağlamda, bu çalışma 2006-2023 yılları arasında Türkiye'yi ele alarak, doğrudan yabancı yatırımların ekonomi üzerindeki etkisini ve yatırım teşviklerinin rolünü incelemeyi amaçlamaktadır. Bu araştırmada, 2006-2023 döneminde Türkiye'deki yatırım teşvikleri ve kredi temerrüt takaslarının doğrudan yabancı yatırımlarla ilişkisini, çeyreklik veriler üzerinden Doğrusal Olmayan Otoregresif Dağılmış Gecikme analizi kullanılarak incelenmiştir. Veriler, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve investing.com veri tabanlarından elde edilmiştir. Araştırmada, doğrudan yabancı yatırımlar, yatırım teşvikleri ve kredi temerrüt takasları arasında uzun dönemli nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir.

Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarıKredi temerrüt takasıNARDL+1
Sezin Dargınoğlu
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Arnavutluk-Türkiye ekonomik ilişkileri ve ülke ekonomileri üzerindeki etkisi: 2000-2023 dönemi

Bu araştırmada Türkiye ile Arnavutluk arasında bulunan ekonomik ilişki ve etkileşimleri değerlendirmek ve iki devlet arasında bulunan ekonomik ilişkilerin 2000- 2023 yılları arasında ülke ekonomilerine olan etkisini incelemek amaçlanmıştır. Belirlenmiş olan amaç doğrultusunda, literatür içerisinde yer alan konu ile ilgili daha öncesinde gerçekleştirilen araştırma ve çalışmalara göz atılmıştır. Yapılmış olan literatür incelemesi sonucunda konu ile ilişkili kavram ve başlıklara araştırmada yer verilmiştir. Araştırmada, Arnavutluk ve Türkiye'nin ekonomik açıdan ilişkilerinin oldukça eski bir tarihe dayandığı görülmüştür. Ayrıca, 2000-2023 yılları arasında iki ülke arasında yapılan ihracat ve ithalatın iki ülkenin de ekonomisine etkide bulunduğu tespit edilmiştir. Bu araştırma, Türkiye ile Arnavutluk arasında bulunan ekonomik ilişkilerin değerlendirilmesi, Türkiye ve Arnavutluk arasındaki ekonomik ilişkilerin 2000-2023 yılları arasında ülke ekonomilerine etkilerinin belirlenmesi, literatür içerisinde Türkiye ve Arnavutluk ekonomilerinin ülkeye olan etkilerini birlikte ele alan araştırma ve çalışma sayılarının az olması ve gelecekte yapılacak olan araştırma ve çalışmalara örnek teşkil etmesi açısından önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Arnavutluk, Ekonomik İlişkiler, Türkiye, Ülke Ekonomileri, Ticaret.

Kristina Nano
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye ekonomisinde dış ticaretin yapısı ve BRICS ülkeleriyle karşılaştırılması: 1996-2023 dönemi analizi

Bu çalışmanın amacı, Türkiye ve BRICS ülkelerinin (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) 1996-2023 yılları arasındaki dış ticaret yapılarını incelemek ve dış ticaretin ekonomik büyüme üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Bu kapsamda, Türkiye'nin ekonomik büyüme stratejilerinde dış ticaretin önemini ve BRICS ülkelerinin dış ticaret performansından nasıl yararlanabileceğini ortaya koymak hedeflenmiştir. Çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde dış ticaretin kavramsal çerçevesi, tarihsel gelişimi ve teorik yaklaşımlarına değinilmiştir. İkinci bölümde, Türkiye ve BRICS ülkelerinin ekonomik, sosyal, siyasi, demografik ve dış ticaret yapıları incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise ekonometrik yöntemler kullanılarak dış ticaretin Türkiye ve BRICS ülkelerinin ekonomik büyüme üzerindeki etkileri panel veri yöntemiyle analiz edilmiştir. Çalışmada BRICS-T ülkelerinde ekonomik büyüme ile dış ticaret arasında pozitif bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. BRICS ülkeleri ve Türkiye arasındaki karşılaştırmalı analizler, BRICS ülkelerinin ihracata dayalı büyüme stratejilerinin ekonomik büyüme üzerindeki olumlu etkisini ortaya koyarken, Türkiye'nin büyüme stratejilerinde dış ticareti daha verimli kullanması gerektiğini göstermektedir.

BRICSDış ticaretEkonomik entegrasyon+2
Barış Erçin
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Bölgesel kalkınma ve Çukurova örneği

Geçmişten günümüze, bölgesel dengesizlikler bütün ülkeler için sorun teşkil etmiştir. Bölgesel Kalkınma Yaklaşımı, özellikle 2. Dünya Savaşı'ndan sonra, çok sayıda ülkenin ekonomi politikalarında yer almıştır. Az gelişmiş, gelişmekte veya gelişmiş olan çok sayıda ülkenin bölgeleri arasındaki mevcut kalkınma farklılıkları, ülkeleri bu farklılıkları gidermeyi sağlayacak veya minimum düzeye indirecek çalışmalar yapmaya itmiştir. Bu sebeple ülkeler, mevcut potansiyellerini iyi analiz edip, bu potansiyellere uygun çözümler üretmeye başlamışlardır. Ülkeler, sosyoekonomik ve kültürel özelliklerine göre farklı bölgesel kalkınma stratejileri uygulamaktadır. Bu çalışmada, geri kalmış bölgelerin potansiyellerini ortaya çıkarmak adına, vergisel teşvikler, kalkınma ajansları, girişimcilik, kooperatifçilik, inovasyon, Ar-Ge ve turizm gibi bölgesel kalkınma araçlarının ve faaliyetlerinin kalkınma farklılıklarını gidermeye yardımcı faaliyetler olduğu saptanmıştır. Çalışmanın Bölgesel Kalkınma ve Çukurova Bölgesi kısmında, Çukurova Bölgesi'nde yer alan Mersin, Adana ve Osmaniye illeri üzerinden bölgenin kalkınma seviyesi, sosyal ve ekonomik yapıları ile ilgili veriler doğrultusunda tespit edilmeye çalışılmıştır. Elde edilen bilgiler, mukayeseli üstünlük yaklaşımı çerçevesinde değerlendirilmiştir. Üç ildeki öne çıkan sektörler belirlenmiştir. Çukurova Bölgesi'nin kalkınma düzeyini arttıracak öneriler sunulmuştur. Bu doğrultuda yapılacak çalışmalar sonucunda bölgenin, Marmara Bölgesi'ne alternatif bölge olacağı sonucuna ulaşılmıştır.

Bölgesel kalkınmaEkonomik kalkınmaKalkınma+3
Gökçe Durmaz
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği ve Türkiye'de genç işsizlik sorunu ve kaynakları

Günümüz küresel ekonomisinde genç işsizlik gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan tüm ülkelerin en önemli sorunu haline gelmiştir. Bu anlamda, işsizlik nasıl ki küresel bir sorun olarak görülüyorsa genç işsizlik de aynı doğrultuda hükümetlerin ortak bir sorunu olarak görülmektedir. İlk olarak 1980'lerde sanayileşmiş ülkeler için ciddi bir sorun olarak ortaya çıkan genç işsizliği 21.yüzyıl başında işgücü piyasalarında yaşanan kırılmalar ile tüm ülkelerin karşı karşıya geldiği ve çözümü en acil ekonomik ve sosyal bir sorun haline gelmiştir. Öyle ki dünya genelinde olduğu gibi, Avrupa Birliği ve Türkiye'de de genç işsizlik oranları, genel işsizlik oranının iki katı seviyesinde seyretmektedir. Makro ve mikro boyutta birçok faktör gençlerin işgücü piyasasında daha kırılgan olmalarına ve genç işsizlik oranlarının yüksek olmasına neden olmaktadır. Bu durum 15-24 yaş grubundaki bireylerin yaşadığı işsizlik sorununun çözümüne yönelik önlemler alınmasını gerektirmektedir. Genç işsizlik sorununu dikkate alan Avrupa'da, gençlerin istihdamının arttırılması ve işgücü piyasasına gençlerin aktif katılımının sağlanması politika hedeflerinin en üst sıralarında yer almaktadır. Diğer yanda, Avrupa Birliği ülkelerine kıyasla genç bir nüfusa sahip Türkiye ise dinamik bir ekonomi oluşturmak için daha avantajlı durumdadır. Dolayısıyla genç işsizlik sorununa yönelik olarak uygulanacak politikaların belirlenmesi hem Türkiye hem de Avrupa Birliği ülkeleri için önem arz etmektedir. Bu çalışmada Avrupa Birliği ülkelerinden; Almanya, Avusturya, Birleşik Krallık, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İrlanda, İspanya, İsveç, İtalya, Kıbrıs, Malta, Polonya, Portekiz, Yunanistan ile Türkiye için 1991-2016 yıllarına ait Gayrisafi Yurtiçi Hasıla, Enflasyon, Yabancı Doğrudan Yatırım ve Finansal Kriz verileri kullanılarak Avrupa Birliği ve Türkiye'de genç ve genel işsizliğin belirleyicileri panel veri analizi ile araştırılmıştır. Çalışmanın sonucunda ekonomik büyüme, enflasyon ve yabancı doğrudan yatırımlar genç işsizlik ve genel işsizlik oranını negatif etkilerken, finansal krizler pozitif etkilemektir. Ayrıca genç işsizlik, genel işsizliğe kıyasla makroekonomik faktörlerin etkilerine daha fazla duyarlıdır.

Avrupa BirliğiGençlerMakroekonomi+5
Kıvanç Güney
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Hizmetler sektörü ticaretinin serbestleştirilmesi ve ekonomik büyüme üzerine etkileri: Havayolu taşımacılığı sektörü ve Türkiye

Hizmetler, başlı başına bir sektör olarak ülke hasılasına ve ekonomik büyümeye sağladığı katkının yansıra, ekonomik büyümeye ilişkin unsurlar üzerindeki etkileri açısından da önem arz etmektedir. Hizmetler sektörünün küresel ekonomi içerisinde giderek artan payı dikkat çekicidir. Sanayi, tarım ve hizmetler ayrımıyla ifade edilen üç sektörlü yapı içerisinde hizmetler sektörü payının küresel anlamda arttığı, yüksek gelirli ülkelerde hizmetler sektörü payının GSİYH'nın %70'i düzeyine ulaştığı görülmektedir. Hizmetler sektörü Dünya hasılası payının sanayi sektöründen çok daha yüksek olmasına karşın, mal ticareti hacmi tüm dönemlerde hizmetler ticareti hacminden daha yüksek olmuştur. Hizmetler ticaretinin serbestleştirilmesi açısından var olan ticaret engellerinin yanı sıra; kültür ve dil farklılıkları gibi doğal engeller, hizmet sunumu için fiziki ya da kurumsal varlık gerekliliği, ülkeden ülkeye değişen standardizasyon farklılıkları gibi engeller de sözkonusudur. Bu nedenle, hizmetler ticaretinin serbestleştirilmesi mal ticaretinin serbestleştirilmesinden daha karmaşık bir yapıdadır. Kendi istihdamı ve çıktı düzeyinin yanı sıra, ekonomilerin gelişmiş havayolu bağlantılarıyla küresel pazarlara, tedarik zincirlerine katılmasını sağlayarak uluslararası ticareti kolaylaştıran, yatırım kararları için belirleyici bir unsur olan ve özellikle turizm açısından çok önemli bir rol oynayan havayolu taşımacılığı, serbestleşmenin (deregülasyon) karakteristik bir özellik haline geldiği önemli bir hizmetler sektörü bileşenidir. Hava ulaştırma anlaşmaları ve ilgili düzenlemeler ile tesis edilen destinasyon, kapasite, sıklık ve tarife ayarlamaları kısıtlamalarının aşamalı olarak kaldırılmasını ifade eden havayolu taşımacılığında liberalizasyon (deregülasyon) süreci uluslararası hava ulaştırma anlaşmalarının yapısındaki değişim yoluyla yaygınlaşmış, Chicago Konvansiyonu sonrası uygulanan korumacı Bermuda I tipi anlaşmalar yerini açık pazar ve açık semalar anlaşmalarına bırakmış, ikili anlaşmaların yanı sıra çok taraflı anlaşmalar uygulanmaya başlamıştır. 1978'de ABD'de iç hatlar serbestleşmesiyle başlayan ve hızla dünya geneline yayılan serbestleşme süreci doğrultusunda, dünya genelinde havayolu yolcu sayısı ve kargo hacminde önemli artışlar gerçekleşmiştir. Havayolu yolcu ve kargo hacmindeki artışın farklı gelir grubundaki ülkelerde GSYİH üzerindeki etkisini ortaya koymak amacıyla, 1980-2015 dönemi havayolu yolcu sayısı, havayolu taşınan yük miktarı ve kişi başına GSYİH verileri kullanılmıştır. Yüksek gelir, üst orta gelir ve alt orta gelir grubu olmak üzere üç farklı gelir grubundaki 42 ülkede havayolu taşımacılığının ekonomik büyüme açısından etkileri Ortak Korelasyonlu Etkiler (CCE) yöntemi ile analiz edilmiştir. Panel veri analizi sonuçları; yüksek gelir grubu (YG), üst orta gelir grubu (ÜOG) ve alt orta gelir grubu (AOG) olmak üzere analize konu tüm ülke gruplarında havayolu yolcu ve kargo taşımacılığı hacmi ile GSYİH arasında anlamlı bir ilişkiye işaret etmektedir. Ülke grupları açısından havayolu yolcu hacminin ÜOG grubu ülkelerde GSYİH üzerinde en yüksek etkiye sahip olduğu, hava kargo hacminin ise YG grubundaki ülkelerede en yüksek etkiye sahip olduğu görülmektedir. AOG gurubunda ise havayolu kargo ve yolcu hacminin GSYİH üzerindeki etkilerinin birbirine yakın ve diğer gelir gruplarına nazaran daha düşük düzeyde olduğu gözlenmiştir. Çalışmada Türkiye'de havayolu taşımacılığı sektörüne ilişkin genel bir inceleme yapılmış ve havayolu taşımacılığında serbestleşmenin Türkiye'de ekonomik büyüme üzerine etkileri analiz edilmiştir. Bu analiz için, bir ilk olarak Türkiye'nin 1980-2015 dönemi yıllık bazda Havacılık Liberalizasyon İndeksi (HLİ) hesaplanmış ve hesaplanan indeks ile ilgili dönem kişi başına GSYİH verileri arasındaki ilişki ARDL sınır testi yaklaşımı ile analiz edilmiştir. Analiz bulguları, hava taşımacılığında liberalizasyonun ekonomik büyüme üzerinde kısa dönemde etkisi bulunmadığına, uzun dönemde ise ekonomik büyüme üzerinde etkili olduğuna işaret etmektedir.

DeregulasyonEkonomik büyümeFinansal serbestleşme+7
Pınar Gümüş Akar
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının belirleyicileri: Gelişmekte olan ülke örnekleri ve Türkiye

Küreselleşmenin bir ürünü olan ve gelişmekte olan ülkeler tarafından sermaye yetersizliğini gidermek için kilit rol oynayacağı öngörülen doğrudan yabancı sermaye yatırımları (DYY), günümüzde hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerin ev sahipliği yapabilmek için rekabet ettikleri bir yatırım türü olarak kabul edilmektedir. Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının sağladığı avantajlar sadece düşük maliyetli üretim olmaktan ziyade ev sahibi ülkeye istihdam, teknoloji ile yönetim bilgisini de getirmekte ve teknolojinin yayılma etkisiyle birlikte başta bulunduğu endüstri olmak üzere ülke genelinde birçok avantajlar sağlamaktadır. Bu nedenle doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının belirleyicileriyle olan ilişkisinin detaylı şekilde araştırılması amaçlanmış, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının ülkelere giriş ve çıkışlarında ortak parametrelerin etkileri bir arada incelenmiştir. Çalışmada doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının ülkelere giriş ve çıkışlarının belirleyicilerine yönelik analizler, gelişmekte olan ülkeler ve Türkiye olmak üzere iki ayrı kategoride incelenmiştir. 16 gelişmekte olan ülke için 1996-2016 yıllık veriler doğrultusunda panel veri yöntemi kullanılarak yapılan analizler sonucunda piyasa büyüklüğü, döviz kuru, ticari açıklık, işgücü verimliliği, yolsuzluk ve politik risk ile DYY girişleri arasında pozitif yönlü ilişki bulunurken faiz oranı ile DYY girişleri arasında negatif yönlü ilişki bulunmaktadır. Benzer şekilde piyasa büyüklüğü, döviz kuru, ticari açıklık, işgücü verimliliği, yolsuzluk ve politik riskteki artışlar ülkelerden DYY çıkışlarına sebep olurken faiz oranında ki artışlar DYY çıkışlarını azaltmaktadır. Türkiye için 1986-2015 döneminde zaman serisi yöntemi kullanılarak yapılan analizler sonucunda piyasa büyüklüğü ve döviz kuru ile DYY girişleri arasında pozitif; faiz oranı ile DYY girişleri arasında negatif yönlü ilişki bulunmaktadır. Benzer şekilde piyasa büyüklüğü ve döviz kuru ile DYY çıkışları arasında pozitif; faiz oranı ve dışa açıklık ile DYY çıkışları arasında negatif yönlü ilişki bulunmaktadır. Ayrıca doğrudan yabancı sermaye yatırımlarından kişi başına düşen gayrisafi yurtiçi hasılaya doğru ve döviz kurundan doğrudan yabancı sermaye yatırımlarına doğru tek yönlü nedensellik ilişkisi bulunmaktadır. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre gelişmekte olan ülkelerin uluslararası sermayeden beklediği payı alabilmesi için başta ekonomik istikrarı sağlayacak değişkenler olmak üzere politik faktörleri de göz önünde bulundurarak uygun yatırım ikliminin oluşumunu sağlaması gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Doğrudan yabancı sermaye yatırımı, yolsuzluk, gelişmekte olan ülkeler, politik risk

Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarıGelişmekte olan ülkelerTürkiye+3
Ahmet Kardaşlar
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessEN

Real exchange rate misalignment and macroeconomic performance in open economies: Analysis on selected emerging market economies

Traditional view acknowledges the detrimental impact of Real Exchange Rate (RER) misalignment on the macroeconomic performance of open economies from the long-term perspective. Findings of the earlier studies on the impact of RER misalignment on macroeconomic performance could be misleading as they typically rely on panel data methods in deriving misalignment series which is highly criticized for its strong homogeneity assumption. Moreover, they mostly investigate the growth performance of open economies in response to RER misalignment while dynamics in fundamentals like trade balance, the aggregate level of domestic consumption and domestic investment are also important to draw more inclusive decision. The study first estimates the equilibrium RER and RER misalignment of selected emerging market economies (EMEs) distinctly adopting single equation approach to confirm the heterogeneity of RER behavior in the long-run through 1980-2016 and then examines its impact on macroeconomic performance of the EMEs together with the respective impact of undervaluation and overvaluation employing Blundell & Bond's (1998) System Generalized Method of Moments (SGMM) estimation approach. Results suggest that RER misalignment and its two opposing components- undervaluation and overvaluation hurt the growth of EMEs. Again, the anti-growth effect of undervaluation is later supported by consumption regression as it finds that undervaluation dries up aggregate consumption. The impacts of undervaluation and overvaluation on the trade balance and domestic investment are in line with theoretical claims- undervaluation stimulates trade surplus and domestic investment while overvaluation erodes them. However, RER misalignment helps recover trade imbalances and promotes aggregate domestic investment. Considering the implications of RER misalignment on economic activity, avoiding distortion in RER from its long term equilibrium level is a crucial policy concern for emerging economies. Keywords: Real Exchange Rate Misalignment, Single Equation Approach, SGMM, Emerging Market Economies.

Open economyExchange rateExchange rate policies+7
Abdulla Hıl Mamun
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00