Dicle University
Discipline

Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı

Dicle University

34

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

34 Theses
Master'sOpen AccessTR

Lise öğrencilerine verilen ruhsal hastalıklara yönelik eğitimin inanca ve sosyal mesafeye etkisi

Çalışma ergenlere verilen ruhsal hastalıklara yönelik eğitimin, ergenlerin ruhsal hastalıklara yönelik inancına ve sosyal mesafelerine etkisini araştırmak amacı ile yarı deneysel ön test-son test kontrol gruplu desen etkisinde planlanmıştır. Araştırma Afyon Dazkırı İlçe Merkezi'nde bulunan İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı dört lisede yapılmıştır. Araştırmanın uygulama kısmı 2014-2015 öğretim yılında bahar yarıyılında bu liselerde öğrenim gören araştırmaya katılmayı kabul eden öğrencilerle yürütülmüştür. Çalışmaya alınacak öğrencileri belirlemek amacıyla; Dazkırı ilçesinde öğrenim gören 727 lise öğrencisine Ruhsal Hastalıklara Yönelik İnanç ölçeği ve Sosyal Mesafe ölçeği uygulanmıştır. Ölçeklerden yüksek puan alan 154 öğrenci ile çalışmaya devam edilmiştir. Bu öğrencilerin belirlenmesinde ruhsal hastalıklara yönelik inanç ölçeği puanının yüksekliğine dikkat edilmiştir. Bu öğrenciler basit rastgele tesadüfi örneklem yöntemine göre 78 girişim ve 76 kontrol grubu olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Girişim grubuna ruhsal hastalıklara yönelik verilen eğitime olumlu katkı sağladığı bilinen "Akıl Oyunları" ve "Biz, siz, onlar" filmleri seyrettirilerek ve haftada iki toplamda on saatten oluşan ders anlatımlı ve tartışmalı olarak planlanan ruhsal hastalıklara yönelik bir damgalama eğitimi verilmiştir. Eğitim sonrası girişim ve kontrol grubu karşılaştırılarak eğitimin etkinliği değerlendirilmiş ve önerilerde bulunulmuştur. Etik olarak girişim ve kontrol grubuna eğitimin bitiminden bir ay sonra anketler tekrar uygulanmış ve ardından girişim grubuna verilen eğitimin aynısı kontrol grubuna ve eğitime katılmak isteyen öğrencilere de bir oturum şeklinde verilmiştir. Araştırma bulguları incelendiğinde, damgalama eğitiminin öğrencilerin ruhsal hastalığa yönelik inanç ve sosyal mesafe algılarını olumlu yönde değiştirdiği tespit edilmiştir (p<0,05). Damgalama eğitimi verilen öğrencilerin ruhsal hastalığa yönelik inanç ve sosyal mesafe algıları damgalama eğitimi verilmeyen öğrencilere göre daha olumlu yönde değişmiştir. Ergenlere verilen eğitimler ruhsal hastalığa karşı olan tutumda pozitif yönde etkili olmuştur(p<0,05). Anahtar Kelimeler: Eğitim, Ergen, İnanç, Ruhsal Hastalık, Sosyal Mesafe

ErgenlerLise öğrencileriPsiko-eğitim programı+3
Hatice Çalık Koyak
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Toplum ruh sağlığı merkezine kayıtlanan hastaların merkeze devam etmeme ya da düzensiz devam etme nedenlerine yönelik hasta yakınları ve sağlık profesyonellerinin görüşleri

Araştırma, toplum ruh sağlığı merkezine (TRSM) kayıtlanan hastaların merkeze devam etmeme ya da düzensiz devam etme nedenlerine yönelik hasta yakınları ve sağlık profesyonellerinin görüşlerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma niteliksel olgubilim (fenomenolojik) çalışmasıdır. Çalışma grubunu, Denizli Devlet Hastanesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezine devam etmeyen ya da düzensiz devam eden hastaların yakınları ve merkezde çalışan sağlık profesyonelleri oluşturmuştur. Çalışma grubu, maksimum çeşitlilik örneklemesine göre belirlenmiştir. Çalışmada veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formu ile yarı yapılandırılmış görüşme yöntemi kullanılmıştır. Verilerin analizinde ve modellerin oluşturulmasında MAXQDA 2018 paket programından yararlanılmıştır. Veriler betimsel analiz ile ortak/benzer temalara göre düzenlenmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, hasta yakınlarına göre, merkez (TRSM) ile ilgili sorunlar ve hastalık belirtilerinin etkileri en çok vurgulanan nedenler olarak sıralanmıştır. Yine sağlık profesyonellerine göre hastaların merkeze düzensiz gelme ve gelmeme nedenleri olarak merkez-sağlık profesyoneline bağlı sorunlar ve hastalığın düzeyi/şiddeti ve tedaviye uyum olarak belirtilmiştir. Hastaların demografik özelliklerine bakıldığında, hasta bakımından sorumlu olan kişilerin çoğunlukla eş olduğu ve ayrıca psikiyatri kliniğine hiç yatmayanların daha fazla sayıda olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca, merkezdeki programların niteliği ve merkezdeki faaliyetlerin halka tanıtımına ilişkin sorunların, merkeze düzensiz gelme ve gelmemeye yol açabileceği ortaya çıkmıştır. TRSM'de farklı tanılı ve belirtili hastaların olması, hasta bireyin umutsuzluk, karamsarlık gibi duygular yaşamasına ve beraberinde merkeze gelmek istememesine yol açabildiği ortaya çıkmıştır. Ayrıca bilgi eksikliği, damgalama, hastalık belirtileri ve aile desteğinin yetersizliği merkeze devam etmeme nedenleri olarak tanımlanmıştır. Bunların yanı sıra, sağlık profesyonelleri ev ziyaretleri sırasında güvenlik önlemlerinin yetersiz olduğunu ve TRSM ile ilgili eğitim gereksinimlerine ihtiyaç hissettiklerini ifade etmişlerdir. Araştırma sonuçları ve literatür temelinde, TRSM'ye kayıtlanan hasta sayısını ve devamlılığı artırmak için merkezdeki etkinliklerin niteliğinin geliştirilmesine, hizmet kalitesini artırmaya yönelik sağlık çalışanlarını da kapsayan eğitim programların yapılmasına ve hasta yakınları ile iş birliğinin artırılmasına yönelik önerilerde bulunulmuştur.

Hasta takibiHasta yakınlarıHemşireler+4
Nur Ceren Güvenç
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Akut psikiyatri kliniklerinde bipolar bozukluğu olan hastalarda ilaç uyumu, sosyal işlevsellik, sosyal destek ve ilişkili faktörler

Bu çalışma, bipolar bozukluğu olan hastaların ilaç uyumu, sosyal işlevsellik, sosyal destek ve ilişkili faktörleri saptamak amacıyla analitik ve kesitsel tipte bir araştırma olarak yapılmıştır. Araştırma, TC Sağlık Bakanlığı Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu İstanbul İli Bakırköy Bölgesi Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesi'nde Ağustos 2019 -Eylül 2019 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın evrenini T.C. Sağlık Bakanlığı İstanbul Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi hastaları oluşturmaktadır. Örneklem büyüklüğü ise G power istatistik analizinde, güven aralığı %95 etki büyüklüğü 0,3, alfa 0,05, güç 0,80 olarak alındığında 82 olarak belirlenmiştir. Araştırmada desen etkisi 1,1 olarak hesaplandığında ulaşılacak hasta sayısı 90 olarak hesaplanmıştır. Veriler, sosyodemografik bilgileri içeren tanıtıcı bilgi formu, Morisky Tedavi Uyum Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Kısa İşlevsellik Değerlendirilme Ölçeğinden oluşan anket formu ile toplanmıştır. Araştırmanın verileri SPSS 22 (Statistical Package for the Social Sciences) programı kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışma verilerinin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra, bağımsız gruplarda puan ortalamalarının karşılaştırılması için Student's-t-testi, Anova testi, Regresyon analizi ve Pearson korelasyon analizi uygulanmıştır. Hastaların % 48,9'unun ilaç tedavisine uyumunun düşük, %27,8'i orta derecede uyumu ve %23,3'ünün ise uyumunun yüksek olduğu belirlenmiştir. İlaç tedavisi uyumu ile sosyal işlevsellik arasında düzeyde ilişki bulunmamıştır (p>0,05). İlaç tedavisine uyum ile sosyal destek aile, arkadaş alt boyutu ve sosyal destek toplam puanı puan ortalamaları arasında zayıf düzeyde pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Sonuçta, kadınların, obez hastaların, üniversite mezunlarının, geliri giderden fazla olan hastaların, alkol/madde kullanmayanların, hastaneye kendi istemiyle atışı olanların, son 1 yılda 1 kez yatışı olanların ve EKT görmeyen hastaların ilaç uyumu daha yüksektir. Obez hastaların aile sosyal desteği, evlilerin aile ve toplam sosyal desteği, geliri giderden fazla olanların aile sosyal desteği, üç ve üzeri sayıda çocuğu olan ve çekirdek ailede yaşayan hastaların aile sosyal desteği, kendi istemiyle yatışı olan hastaların arkadaş ve ve toplam sosyal desteği, özkıyım girişimi olmayanların ise özel bir insan sosyal destek düzeyleri yüksek bulunmuştur. Kadınların, obezlerin, ilköğretim mezunlarının geliri giderden fazla olan hastaların, sosyal güvencesi olmayan hastaların, alkol kullanmayanların son 1 yılda 1'den fazla yatışı olan hastaların işlevselliği düşük bulunmuştur. Bu sonuçlar doğrultusunda bipolar bozukluğu olan hastaların tedavi uyumlarının arttırılması için eğitim programları oluşturulması, randevuların takibi ve hatırlatılması gibi girişimlerin planlanarak tedaviye devam etme oranını arttırılması bununla birlikte sosyal işlevselliğinin arttırılması için psikoeğitim programlarının uygulanması ve bu programlara ailelerin de dâhil edilmesi, ihtiyaç duydukları sosyal desteğin önemi ile ilgili hasta yakınlarına eğitim programlarının düzenlenmesi ve gerektiğinde danışmanlık verilmesi önerilmiştir.

Algılanan sosyal destekBipolar bozuklukPsikiyatrik hastalar+3
Nazlı Zemen
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerinin yaşlı ayrımcılığına ilişkin tutumları ve etkileyen faktörler

Bu çalışma, hemşirelik öğrencilerinin yaşlı ayrımcılığına ilişkin tutumlarını ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, tanımlayıcı kesitsel olarak 1 Ocak 2019- 1 Ağustos 2019 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nde öğrenim gören 1056 öğrenci, çalışmanın örneklemini ise evrenin belli olduğu durumda örneklem hesaplama formülüne göre belirlenen 337 öğrenci oluşturmuştur. Sınıflar içinde öğrencinin örnekleme seçimi basit rastgele örnekleme yöntemi ile yapılmıştır. Araştırma verileri Kişisel Bilgi Formu ve Yaşlı Ayrımcılığı Tutum Ölçeği aracılığı ile toplanmıştır. Veriler tanımlayıcı istatistikler, Kruskall-Wallis ve Mann-Whitney U testi ile analiz edilmiştir. Araştırmada öğrencilerin Yaşlı Ayrımcılığı Tutum Ölçeği puan ortalamaları 84,59 olarak saptanmıştır. Öğrencilerin yaşlı ayrımcılığına ilişkin olumlu tutuma sahip oldukları sonucu elde edilmiştir. Öğrencilerin mezun oldukları lise, en uzun yaşadıkları bölge, aynı evde yaşlı bireylerle bulunma ve mezuniyet sonrası yaşlı bireylere bakım vermeyi isteme durumlarının yaşlı ayrımcılığına ilişkin tutumu anlamlı şekilde etkilediği belirlenmiştir (p<0.05). Öğrencilerin yaşlı bireylerle mezuniyet sonrasında çalışmak istedikleri ancak yaşlı bireyle iletişim zorluğu olabileceğinden bakım vermeyi tercih etmeyecekleri tespit edilmiştir. Sözü geçen kaygıların azaltılması için yaşlı birey ile iletişim konusunda hem lisans eğitim sürecinde hem de mezuniyet sonrası yapılan hizmet içi eğitim programlarında yaşlı birey ile iletişim konusuna detaylı biçimde yer verilmesi ve konu ile ilgili nitel araştırmalar yapılması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik Öğrencisi, Tutum, Yaşlı, Yaşlı Ayrımcılığı

AyrımcılıkHemşirelerHemşirelik+5
Mahsun Atuğ
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerinin sosyal sorun çözme ve psikolojik iyi olma durumları arasındaki ilişkide duygu ifadesi ve benlik saygısının aracılık rolü

Bu araştırmada hemşirelik öğrencilerinin sosyal sorun çözme ve psikolojik iyi olma durumları arasındaki ilişkide duygu ifadesi ve benlik saygısının aracılık rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hemşirelik Fakültesinde eğitim gören 1. 2. 3. ve 4. sınıf öğrencileri oluşturmuştur. Araştırma örneklemini Hemşirelik Fakültesinde eğitim gören gönüllü toplam 476 öğrenci oluşturmuştur. Çalışmada verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Sosyal Sorun Çözme Ölçeği, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği, Duyguları İfade Etme Ölçeği ve Psikolojik İyi Olma Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde SPSS-25.0 paket programı kullanılmıştır. Analizde Proccess analiz yöntemi aracılığıyla betimleyici istatistikler, örneklem t testi, korelasyon katsayısı ve regresyon analiz testleri uygulanmıştır. Sosyal sorun çözmenin psikolojik iyi olma üzendeki etkisinde duygu ifadesi ve benlik saygının aracı rolünün olup olmadığını test etmek amacıyla oluşturulan modelin korelasyon analizi sonucunda, sosyal sorun çözmenin psikolojik iyi olma üzerinde anlamlı bir etkisinin olduğu bulunmuştur. Sosyal sorun çözmenin duygu ifadesi üzerinde doğrudan etkili olduğu, duygu ifadesinin psikolojik iyi olma üzerinde doğrudan etkili olduğu, duygu ifadesi ile benlik saygısı arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu; sosyal sorun çözmenin benlik saygısı üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı, benlik saygısının psikolojik iyi olma üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı bulunmuştur. Sosyal sorun çözmenin psikolojik iyi olma üzerindeki etkisinde duygu ifadesi aracı rolünün kısmen etkili olduğu, sosyal sorun çözmenin psikolojik iyi olma üzerindeki etkisinde benlik saygısı aracı rolünün olmadığı bulunmuştur.

Benlik saygısıBenlik saygısıDuygu ifadesi+7
İbrahim Halil Eroğlu
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bipolar bozukluk tanılı hastalarda içselleştirilmiş damgalanma ve uyku ilişkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı bipolar bozukluk tanılı hastalarda içselleştirilmiş damgalanma ve uyku ilişkisini belirlemektir. Yöntem: Bu çalışma kesitsel, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı desende 35 ötimik dönemde olan bipolar bozukluk tanılı birey ile yapıldı. Veri toplamada Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği (RHİDÖ), Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) kullanıldı. Tanımlayıcı verilerin analizinde ortalama, standart sapma, minumum, maksimum sayı ve yüzde kullanıldı. Ölçek puanlarının ve sayısal değişkenlerin normal dağılım gösterip göstermediği Kurtosis ve Skewness ile incelendi. Örneklemdeki birey sayısının sınırlı olması nedeniyle nonparametrik testler tercih edildi. İki ölçek arasındaki ilişki Pearson korelasyon testi, ölçeklerin sosyodemografik değişkenlere göre karşılaştırılmasında ikili değişkenler için Mann Whitney U testi; üç ve üzeri değişkenler için Kruskal Wallis testi kullanıldı. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalamaları 38,60 (9,72)'tır. Katılımcıların koruma tedavi süresi ile PUKİ toplam puan ortalaması arasında pozitif orta derecede anlamlı bir ilişki saptandı. Ayrıca koruma tedaviye yanıt değişkenine göre RHİDÖ ve PUKİ toplam puan ortalamalarının gruplar arasında istatistiksel olarak farklı olduğu belirlendi. Koruma tedaviden kötü yanıt alanların, orta ve iyi yanıt alanlardan RHİDÖ toplam puan ortalamalarının istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşük olduğu belirlendi. Benzer şekilde koruma tedaviden kötü yanıt alanların iyi yanıt alanlara göre PUKİ toplam puan ortalamalarının istatistiksel olarak yüksek olduğu saptandı. RHİDÖ'nün belirleyicisi olarak PUKİ ve koruma tedaviye yanıtın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu (R2=0,52). Sonuç: Bu çalışmada bipolar bozukluk tanılı bireylerde uyku kalitesinin yetersiz olduğu, orta düzeyde içselleştirilmiş damgalanma yaşadıkları ve uyku ile damgalama arasında pozitif orta dereceli ilişki olduğu söylenebilir. Ruh sağlığı ve psikiyatri hemşirelerinin bipolar bozukluk tanılı bireylerin damgalanma düzeylerini azaltmaya ve uyku kalitelerini geliştirmeye yönelik psikoterapötik müdahaleler geliştirmeleri ve bunları hemşirelik bakım planına entegre etmeleri önerilebilir Anahtar Sözcükler: Bipolar Bozukluk, Uyku, Damgalanma, İçselleştirilmiş Damgalanma

Mahmut Can Taş
Dicle University · Institute of Health Sciences
2024
10
Master'sOpen AccessTR

Psikiyatri hemşirelerinin psikiyatri hastalarının cinselliklerine yönelik algıları

Amaç: Bu çalışma psikiyatri hemşirelerinin ruhsal bozukluğu olan bireylerin cinsellikleri ile ilgili düşüncelerini araştırmak amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma 1 Ocak-30 Mart 2024 tarihleri arasında yürütüldü. Araştırmaya başlamadan önce etik kurul onayı ve kurum izni alındı. Araştırmanın örneklemini Batman Eğitim Araştırma Hastanesi psikiyatri kliniğinde ve Toplum ruh sağlığı merkezin (TRSM)' de çalışan hemşirelerin oluşturulması planlandı. Ancak gerekli katılımcı sayısına ulaşılamadığı için Türkiye geneli psikiyatri hemşirelerine ulaşılarak çevrimiçi görüşmeler sağlandı. Araştırma amaçlı rastgele örneklem yöntemiyle belirlenen 31 psikiyatri hemşiresi ile yapıldı. Araştırma, veri doygunluğuna ulaşıldıktan sonra sonlandırıldı. Verilerin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu" ve "Yarı-Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanıldı. Nitel veri değerlendirmesi kuramsal tematik analiz yaklaşımı ile yapıldı. Bulgular: Yapılan içerik analizinde psikiyatri hemşirelerinin psikiyatri hastalarının cinselliği ile ilgili algılarında beş ana tema ve yedi alt tema belirlendi. Bu ana temalar ruhsal bozukluğu olan bireylerin cinsel yaşamları, cinsel yaşamlarını etkileyen faktörler, cinsel yaşamları ile ilgili medeni hakları, cinsel yaşamlarını konuşmama ve cinsel sağlıkları ile ilgili yapılması gerekenler olarak tanımlandı. Sonuç: Bu çalışmada sonuç olarak psikiyatri hemşirelerinin ruhsal bozukluğu olan bireylerin cinselliğini göz ardı ettikleri ve cinsel bakım vermede yetersiz oldukları belirlendi. Psikiyatri hemşirelerinin, ruhsal bozukluğu olan bireylerin bakımlarını planlarken cinselliği de dahil etmeleri ve buna yönelik eğitimler planlanması önerildi. Anahtar Sözcükler: Psikiyatri hemşireleri, cinsel bakım, cinsel tabu ve mit, cinsel yaşam, cinsel işlev bozukluğu, cinsel yolla bulaşan hastalıklar

Duçem Ekti
Dicle University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

0-3 aylık anomalili bebeği olan ve olmayan annelerin anksiyete ve depresyon düzeylerinin incelenmesi

Amaç: Bu araştırmanın amacı 0-3 aylık anomalili bebeği olan ve olmayan annelerin anksiyete ve depresyon düzeylerinin belirlenmesidir. Yöntem: Bu araştırma kesitsel, tanımlayıcı, karşılaştırmalı ve ilişki arayıcı desende yapıldı. Veri toplamada Beck anksiyete ölçeği ile Beck depresyon envanteri kullanıldı. Tanımlayıcı verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma kullanıldı. Ölçek puanların ve sayısal değişkenlerin normal dağılım gösterip göstermediği Kurtosis ve Skewnessile incelendi.Çalışmada Ki-kare testi, Student t testi, basit doğrusal çoklu regresyon analizi yapıldı ve Backward yöntemi kullanıldı. Tüm bulgular p<0.05 anlamlılık düzeyinde incelendi. Bulgular: Anomalili olan ve olmayan bebeğe sahip annelerin BAÖ ve BDE toplam puan ortalamalarının gruplar arası istatistiksel olarak farklı olduğu belirlendi. Anomalili bebeğe sahip annelerin BAÖ ve BDE toplam puan ortalamaları anomalili olmayan bebeğe sahip annelerden anlamlı şekilde yüksek olduğu saptandı. Anomalili olan bebeğe sahip annelerin BDE depresyon düzeylerinin tamamının şiddetli depresyon kategorisinde yer aldığı bulundu. Ayrıca, BDE'nin belirleyicisi olarak anomaliliğe sahip bebeğe sahip olmanın modelde istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu. Bu modelde diğer değişkenlerin çıkarılmasıyla tek başına anomalili bebeğe sahip olma değişkeninin BDE'nin %55,7'sini açıkladığı belirlendi. Ayrıca tüm değişkenlerin ise BDE'nin %54,1'ini açıkladığı görüldü. Sonuç: Anomalili bebeği olan anneler psikolojik açıdan zor bir süreç geçirirler. Annelerin bu süreci daha rahat geçirebilmesi için çeşitli alanlarda desteğe ihtiyaçları vardır.

Sena Yılmaz
Dicle University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Bağımlılık tanısı alan bireylerin ebeveynlerinde damgalanma ve depresyon düzeylerinin incelenmesi

Bu araştırma, bağımlı tanısı alan bireylerin ebeveynlerin damgalanma ve depresyon düzeylerinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Araştırmanın verileri Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne bağlı Alkol ve Madde bağımlılığı Tedavi Merkezi'nde (AMATEM), Dicle Üniversitesi psikiyatri polikliniğine başvuran ve psikiyatri servisinde yatan kişilerin yakınlarından toplandı. Araştırma Eylül 2023-Mayıs 2024 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Araştırma verileri Şubat 2024- Nisan 2024 tarihleri arasında toplandı. Araştırmaya 60 kişi katıldı. Her bağımlı hasta için 1 ebeveyn çalışmaya dahil edildi. Verilerin toplanmasında 'Katılımcı Bilgi Formu', 'Beck Depresyon Envanteri (BDE)' ve Ebeveynlerin Ruhsal Hastalıkları İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği (ERHİDÖ)' kullanıldı. Ebeveynlerin %40'ı orta düzeyde, %40'ı hafif düzeyde depresyon yaşamaktadır. Gelir durumu, kendine veya başkasına zarar verme değişkenlerinin beck depresyon envanteri ve ebeveynlerin ruhsal hastalıkları içselleştirmiş damgalanma ölçeği skorları üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu, diğer demografik değişkenlerin ise bu skorlar üzerinde sınırlı bir etkisi olduğu tespit edildi. Sosyal güvencesi olmayanlarda depresif belirtiler düzeyi arttığı saptandı.Ebeveynlerin algıladıkları damgalanma ile yaşadıkları depresif belirtiler düzeyi doğru orantılı bir ilişki içerisindedir. Ekonomik koşullar ruh sağlığını etkilemektedir. Ruh sağlığı hizmetleri planlanırken ekonomik koşullar dikkate alınmalıdır.

Merve Kılınç
Dicle University · Institute of Health Sciences
2024
10
Master'sOpen AccessTR

Madde kullanım bozukluğu olan bireylerde öfke-öfke ifade tarzı ve agresyon arasındaki ilişki

Amaç: Bu araştırmanın amacı, madde kullanım bozukluğu olan bireylerde öfke, öfke ifade tarzı ve saldırganlık arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Yöntem: Tanımlayıcı ve ilişkisel türde tasarlanan bu araştırma, 7 Ağustos 2024-11 Haziran 2025 tarihleri arasında Elazığ Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi AMATEM polikliniği ve kliniğinde madde kullanım bozukluğu tedavisi gören 150 birey ile gerçekleştirildi. Veriler; Tanımlayıcı Özellikler Formu, Sürekli Öfke-Öfke İfade Tarzı Ölçeği (SÖ-ÖİT) ve Buss Perry Saldırganlık (BPSÖ) Ölçekleri ile toplandı. Analizlerde aritmetik ortalama, standart sapma, minimum, maksimum sayı, yüzde, Kurtosis-Skewness, Mann Whitney-U, Kruskall Wallis testleri ve Sperman Korelasyon analizi kullanıldı. Bulgular: Bireylerin SÖ-ÖİT toplam puan ortalaması 23,73±5,17, BPSÖ toplam puan ortalaması 102,65±14,45 olarak bulundu. Bireylerin tanımlayıcı özelliklerine göre, SÖ-ÖİT ve BPSÖ puan ortalamaları karşılaştırıldığında, eğitim, çalışma durumu, madde kullanmaya başlama yaşı, birlikte yaşanılan kişiler ve kullanılan madde türüne göre istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulundu (p<0,05). Ancak bireylerin, yaş, cinsiyet, medeni durum ve ailede ruhsal hastalık öyküsü durumlarına göre, SÖ-ÖİT ve BPSÖ açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Sürekli öfke ile saldırganlık arasında istatistiksel olarak pozitif orta düzeyde bir ilişki bulundu (r=0,656; p<0,001). Öfke kontrolü ile saldırganlık arasında ise orta düzeyde negatif ilişki bulundu (r=-0,588; p<0,001). Sonuç: Bireylerin öfke ve saldırganlık düzeylerinin orta düzeyde olduğu, öfke ve saldırganlık arasında pozitif ilişki, öfke kontrolü ve saldırganlık arasında ise negatif ilişki olduğu belirlendi. Bireylerin bakım planına öfke düzeyini azaltmaya ve öfke kontrol becerilerini arttırmaya yönelik müdahalelerin entegre edilmesi önerilebilir. Anahtar Sözcükler: Madde Kullanım Bozukluğu, Öfke, Saldırganlık, Hasta, Psikiyatri Hemşireliği

HastalarMadde kullanım bozukluklarıSaldırganlık+1
Aslan Dikmen
Dicle University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Ruhsal bozukluk tanısı almış çocuk/ergenlerde ruh sağlığı okuryazarlığı ve psikolojik yardım arama tutumu ilişki

Amaç: Bu çalışmanın amacı ruhsal bozukluk tanısı almış çocuk/ergenlerde ruh sağlığı okuryazarlığı ve psikolojik yardım arama tutumunun ilişkisini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma 13 Kasım 2024-15 Ocak 2025 tarihleri aralığında Dicle Üniversitesi Hastanesi Çocuk-Ergen Ruh Sağlığı Polikliniğinde 228 ruhsal bozukluk tanısı almış çocuk/ergenler ile yapıldı. Kesitsel, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı desendedir. Veri toplamada Kişisel Bilgi Formu, Ergen Ruh Sağlığı Okuryazarlığı Ölçeği (ERSOYÖ), Psikolojik Yardım Arama Tutumu Ölçeği (PYATÖ) kullanıldı. Tanımlayıcı verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma kullanıldı. Ölçek puanların ve sayısal değişkenlerin normal dağılım gösterip göstermediği Kurtosis ve Skewness (-1,96-1,96) ile incelendi ve ölçek puan ortalamalarının normal dağılım gösterdiği belirlendi. Ölçeklerin sosyodemografik değişkenlere göre karşılaştırılmasında ikili değişkenler için Student-t testi; üç ve üzeri değişkenler için ANOVA kullanıldı. ERSOYÖ'nün, PYATÖ üzerine etkisini belirlemek amacıyla basit doğrusal regresyon ve Enter metodu kullanıldı. ERSOYÖ ve PYATÖ iç tutarlılığının incelenmesinde Cronbach alfa katsayısı kullanıldı. Tüm bulgular p<0,05 anlamlılık düzeyinde incelendi. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 14,62 (1,80) ve tanı yaşı ortalaması 12,75 (3,00) bulundu. Katılımcıların PYATÖ toplam puan ortalaması 36,60 (9,94) ve ERSOYÖ toplam puan ortalaması 65,89 (11,40) olduğu bulundu. Yapılan Pearson korelasyon analizine göre katılımcıların PYATÖ ve ERSOYÖ ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif ve zayıf korelasyon saptandı (r: -0,39, p< 0,001). PYATÖ'nün belirleyicisi olarak ERSOYÖ toplam puanlarının istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu (R2=0,15). Sonuç: Bu çalışmada ruhsal bozukluk tanısı almış çocuk/ergenlerin psikolojik yardım arama davranışlarının orta düzeyde, ruh sağlığı okuryazarlık düzeylerin ise ortanın üzerinde olduğu, ruh sağlığı okuryazarlık düzeyleri arttıkça psikolojik yardım arama davranışlarının azaldığı tespit edildi. Psikiyatri hemşirelerinin ruh sağlığı okuryazarlığını ve psikolojik yardım arayışına yönelik okullarda ruh sağlığı eğitimi kapsamında çocuk/ergenlere ulaşması sağlanmalıdır. Anahtar Sözcükler: Çocuk, Ergen, Ruh Sağlığı Okuryazarlığı, Yardım Arama Tutumu

Hilal Timurkaan
Dicle University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner arter hastalarının ve yakınlarının spiritüel iyilik hali, ölüm kaygısı ve yaşam doyumu ilişkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı koroner arter hastalığı tanılı hasta ve hasta yakınlarında spiritüel iyilik hali, ölüm kaygısı ve yaşam doyumu ilişkisini belirlemektir. Yöntem: Çalışma kesitsel, ilişki arayıcı desende 233 Koroner Arter Hastalığı (KAH) olan hasta ve 233 yakını ile Mardin Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji kliniğinde 09.11.2024-15.01.2025 tarihleri arasında yapıldı. Veri toplamada Spiritüel İyi Oluş Ölçeği (SİOÖ), Ölüm Kaygısı Ölçeği (ÖKÖ) ve Yetişkin Yaşam Doyumu ölçeği (YYDÖ) kullanıldı. Tanımlayıcı verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma kullanıldı. Ölçek puanlarının ve sayısal değişkenlerin normal dağılımı Kurtosis ve Skewness ile incelendi. Ölçek puan ortalamaları arasındaki ilişkiler, Pearson veya Spearman korelasyon testleriyle değerlendirildi. Sosyodemografik değişkenlere göre ölçek puanları Student-t testi, ANOVA ve Tukey testi ile incelendi. Normal dağılımın sağlanmadığı durumlarda ise Kruskal-Wallis testi kullanıldı. ÖKÖ, SİOÖ toplam puanları ve hasta ya da yakını olmanın YYDÖ üzerine etkisini belirlemek amacıyla çoklu doğrusal regresyon yapıldı ve Enter analizi kullanıldı. Bulgular: Hastaların yaş ortalamaları 56,77 (11,47) ve yakınlarının 39,31 (13,68)'dir. Hastaların ve yakınlarının ÖKÖ ve YYDÖ toplam puan ortalamaları arasında negatif ve zayıf istatistiksel anlamlı ilişki belirlendi (Hasta: r: -0,25, p: <0,001, Hasta yakını: r: -0,23, p: <0,001). Yakınlarının ÖKÖ puanları hastalardan anlamlı şekilde daha yüksekti. YYDÖ'nün belirleyicisi olarak hasta veya yakını olmaktan ziyade, SİOÖ ve ÖKÖ toplam puanlarının istatistiksel anlamlı olduğu bulundu (R2=0.31). Sonuç: Bu çalışmada KAH tanılı hasta ve yakınlarının spiritüel iyi oluşlarının yüksek olduğu, ölüm kaygısı yaşadıkları, hasta yakınlarının hastalara göre daha yüksek düzeyde ölüm kaygısı yaşadıkları ortaya çıkmıştır. YYDÖ'nün belirleyicisi olarak hasta veya yakınlarında SİOÖ ve ÖKÖ toplam puanlarının anlamlılığı göz önünde bulundurularak, hasta ve yakınlarının ölüm kaygısı ve spiritüel iyi oluşlarının değerlendirilmesi, müdahalelerin planlanması ve uygulanması önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: Koroner Arter Hastalığı, Ölüm Kaygısı, Spiritüel İyi oluş, Yaşam Doyumu

Ebru Ayman Kılıç
Dicle University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Özel gereksinimli çocuğa sahip ebeveynlerin spiritüel iyi oluş durumları ve sosyal destek algılarının psikolojik dayanıklılık ile ilişkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı özel gereksinimli çocuğu olan ebeveynlerin spiritüel iyi oluş durumları ve sosyal destek algılarının psikolojik dayanıklılıkları ile ilişkisini belirlemektir. Yöntem: Tanımlayıcı, kesitsel ve ilişki arayıcı tipte gerçekleştirilen bu çalışma Cizre' de bulunan 10 özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinden herhangi birine kayıtlı özel gereksinimli çocuğu olan 257 ebeveyn ile yapıldı. Veri toplamak için Bilgi Formu, Spiritüel İyi Oluş Ölçeği (SİOÖ), Yenilenmiş Anne-Baba Sosyal Destek Ölçeği (YASDÖ) ve Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği (PDÖ) kullanıldı. Veriler 30 Ekim 2024-15 Ocak 2025 tarihleri arasında toplandı. Bulgular: Kadınların SİOÖ toplam puanlarının erkeklerden daha yüksek olduğu, eğitim seviyesi yükseldikçe SİOÖ, PDÖ ve YASDÖ puan ortalamalarının arttığı belirlendi. Çalışmayan ve geliri giderinden az olan ebeveynlerin SİOÖ ve PDÖ toplam puan ortalamalarının diğer gruplara göre daha yüksek olduğu, çocuk sayısı arttıkça SİOÖ ve PDÖ puan ortalamalarının düştüğü saptandı. Ebeveynlerin spiritüel iyi oluş durumları ve sosyal destek algıları arttıkça psikolojik dayanıklılıklarının arttığı saptandı. PDÖ' nün belirleyicisi olarak SİOÖ, YASDÖ, eğitim düzeyi, çalışma durumu ve gelir durumunun istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi. Sonuç: Bu çalışma sonucunda ebeveynlerin psikolojik dayanıklılıklarının yükselmesi için spiritüel iyi oluş durumları ve sosyal destek algılarının güçlendirilmesi gerektiği söylenebilir. Özel gereksinimli çocuğa sahip ebeveynlere çocuklarının bakımı, eğitimi, sağlığı ve maddi yardım gibi ihtiyaç duyabileceği bilgisel ve araçsal desteğin sağlanması ve spiritüel boyutlarının ele alınarak çalışmalar yapılması önemlidir.

Saadet Çakar
Dicle University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Terminal dönem çocuğa sahip ebeveynlerde ölüm korkusu ve yaşamın anlamı ilişkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, terminal dönemdeki çocuğa sahip ebeveynlerde ölüm korkusu ve yaşamın anlamı ilişkisini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma; kesitsel, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı desende 61 terminal dönem çocuğa sahip ebeveyn ile yapıldı. Veri toplamada "Kişisel Bilgi Formu, Ölüm Korkusu Ölçeği (ÖKÖ) ve Yaşamın Anlamı Ölçeği (YAÖ)" kullanıldı. Çalışma da tanımlayıcı veri analizinde: standart sapma, ortalama, yüzde, maksimum ve minimum sayı kullanıldı. Sayısal değişkenlerin ve ölçek puanlarının normal dağılım gösterip göstermediği Kurtosis ve Skewness ile incelendi. Çalışmada; ölçeklerin sosyodemografik değişkenlere göre karşılaştırılmasında ikili değişkenler için Mann Whitney U testi, iki ölçek arasındaki ilişki Pearson korelasyon testi, üç ve üzeri değişkenler için ise Kruskal Wallis testi kullanıldı. Bulgular: Çalışmada ebeveynlerin yaş ortalamaları; 37,73 (9,43), %63,9'unun kadın, %95,1'inin evli, %25'inin lise ve %25'inin üniversite ve üzeri eğitim seviyesine sahipti. Ebeveynlerin %54,1'inin çalışmadığı belirlendi. Hasta ile yakınlığı incelendiğinde ebeveynlerin %60,7'sinin hastanın annesi olduğu saptandı. Yapılan Pearson korelasyon analizinde ÖKTÖ toplam ve alt ölçek puanları ile YAÖ toplam ve alt ölçek puanları arasındaki ilişki incelendiğinde ölçek toplam puanları ve alt ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmazken, yalnızca ÖKTÖ ölüm korkusu ve ölümden kaçınma alt ölçeği ile YAÖ var olan anlam alt ölçeği arasında negatif ve zayıf derecede p: 0,05 düzeyinde anlamlı ilişki saptandı. YAÖ'nün var olan anlam alt ölçeği ve ÖKTÖ toplam puan ortalaması bakımından gruplar arası fark bulunan cinsiyet, eğitim durumu, çalışma durumu, ölüm ile ilgili kimin bilgi vermesi gerektiği ve çocuğun son isteğinin yerine getirme durumu değişkenlerinin ÖKTÖ üzerinde yapmış olduğu etkiyi belirlemek için yapılan basit doğrusal çoklu regresyon analizinde, Backward yöntemi kullanıldı ve kurulan model istatistiksel olarak anlamlı bulundu (F:4,15, p:0,002). Sonuç: Sonuç olarak ölüm korkusu ve ölümden kaçınma arttıkça var olan anlam azalmaktadır. Bu zorlu süreçte palyatif bakımda çalışan hemşirelerin terminal dönemdeki hastanın ve ebeveynlerinin fizyolojik, psikolojik ve sosyolojik gereksinimlerini gidermesi aynı zamanda hasta ve ebeveynleri için gerekli mahremiyet ortamını sağlaması gerekmektedir.

Nülifer Erim
Dicle University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Güneydoğu Anadolu'da lise öğrencisi ergenlerde travma sonrası stres belirtileri ve ilişkili faktörler

Bu çalışma, Güneydoğu Anadolu'da lise öğrencisi ergenlerde travma sonrası stres belirtileri ve ilişkili faktörleri belirlemek amacı ile tanımlayıcı bir araştırma olarak yapılmıştır. Araştırma evrenini Cizre ilçesinde 10 lisede eğitim gören 9522 öğrenci oluşturmaktadır. Veri toplama amaçlı olarak çalışmada Kişisel Bilgi Formu, Travma Sonrası Stres Tanı Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirmesinde; tanımlayıcı istatiksel analizler, ki kare testi, bağımsız gruplarda t testi kullanılmıştır. Araştırma kapsamında görüşleri alınan lise öğrencilerinin sosyodemografik özellikleri incelendiğinde; %51,7'si (n=202) 15 yaş ve altı, yaş ortalamalarının 15,5 ± 1,25 olduğu, %64,2'sinin (n=251) kadın olduğu tespit edilmiştir. Araştırmaya katılan lise öğrencilerinin Travma Sonrası Stres Tarama Ölçeğine göre başlarından geçen ya da tanık oldukları travmatik yaşam olaylarına ilişkin dağılımları incelendiğinde ergenlerin en sık başlarından geçen ya da tanık oldukları travmatik yaşam olayları olarak %83,9'unun (n=328) askeri bir çarpışma ya da savaş alanında bulunmayı belirttiği görülmüştür. Lise öğrencilerinin travmatik olaylar esnasında ne hissettiklerine bakıldığında; %75,4'ü (n=295) büyük bir korku yaşadığını bildirmiştir. Araştırmaya katılan lise öğrencilerin Travma Sonrası Stres Tanı Ölçeğine göre öğrencilerin %87,2'sinde (n=341) TSSB belirtileri olduğu bulunmuştur. Çalışmamıza katılan lise öğrencilerin sınıf derecesi (χ2=14,653, p=0,002), yaş düzeyi (χ2=4,084, p=0,043), cinsiyeti (χ2=9,190, p=0,002), okuduğu bölüm (χ2=9,572, p=0,008), sosyoekonomik durumu (χ2=10,528, p=0,005), kardeşler arasında fiziksel şiddetin olması (χ2=5,468, p=0,019), travmatik olaylardan dolayı ev veya işyerinin zarar görmesi (χ2=7,265, p=0,006) ile TSSB belirtileri arasında istatistiki olarak anlamlı farklılığın olduğu bulunmuştur. Çalışmamıza katılan lise öğrencilerinin travmatik olaylardan dolayı aile üyeleri ve akrabalarının; fiziksel şiddete uğraması (χ2=8,229, p =0,004), yaralanması (χ2=8,265, p=0,004), tutuklanması (χ2 =6,355, p=0,012), hapse girmesi (χ2 =4,925, p=0,026), ölmesi (χ2 =7,265, p=0,006) ile TSSB belirtileri arasında istatistiki olarak anlamlı farklılığın olduğu bulunmuştur. Çalışmamıza katılan lise öğrencilerin gelecekte ne yapmak istedikleri (χ2 =6,274, p=0,043), kendi gelecekleri hakkındaki beklentileri (χ2 =9,468, p=0,009), ülkenin geleceği hakkındaki beklentileri (χ2 =23,554, p=0,000) ile TSSB belirtileri arasında istatistiki olarak anlamlı farklılığın olduğu bulunmuştur. Çalışmamıza katılan lise öğrencilerin depresyon riski ile TSSB belirtileri arasında istatistiki olarak anlamlı bir farklılık olduğu belirlenmiştir (χ2=13,410; p=0,000). Çalışmamıza katılan lisede öğrencilerin stresle başa çıkma tarzlarının (kendine güvenli yaklaşım, çaresiz yaklaşım, boyun eğici yaklaşım, iyimser yaklaşım, sosyal destek arama) ile TSSB belirtileri arasında anlamlı bir farklılık olup olmadığının belirlenmesi amacıyla yaptığımız analiz sonucunda sadece çaresiz yaklaşım tarzı ile anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (t=-2,648, p=0,008). Araştırmaya katılan lise öğrencilerin ebeveynlerin eğitim seviyesi, sağlığa zararlı madde kullanımı, olaylardan şahsi etkilenme durumu (fiziksel şiddete uğrama, yara alma, tutuklanma, hapse girme), aile tipi, kardeş sayısı, ebeveynlerin birliktelik durumu, aile içi fiziksel şiddet durumu (kardeşlerin birbirine şiddet uygulaması hariç) ile TSSB belirtileri arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Anahtar Kelimeler: Ergenlik, Travma Sonrası Stres Bozukluğu, Stresle Baş Etme

Belirti ve semptomlarErgenlerGüneydoğu Anadolu bölgesi+4
Ömer Faruk Baştuğ
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner anjiografi ve perkütan transluminal koroner angioplasti işlemi öncesi uygulanan progresif kas gevşeme ve müzik dinlemenin bireylerin anksiyete düzeylerine olan etkisi

Bu çalışma, koroner anjiyografi ve perkütan transluminal koroner angioplasti işlemlemleri öncesi müzik eşliğinde uygulanan progresif geveşeme egzersizinin bireylerin durumluluk- süreklilik anksiyete düzeyleri üzerine etkisini belirlemek amacı ile planlanmış yarı-deneysel bir araştırma olup "ön test-son test, kontrol gruplu desen" kullanılmıştır. Arastırma, Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Servisinde yatmakta olan KAG ve PTKA hastalarına yapılmıştır. Araştırmanın evrenini; Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji servisinde Eylül 2011 - Haziran 2013 tarihleri arasında yatmakta olan KAG ve PTKA hastaları olup, çalışmaya alınma kriterlerine uygun hastalar oluşturmaktadır. Araştırmada örneklem büyüklüğü her bir grup için 50 olarak belirlenmiş ve 50 deney KAG, 50 deney PTKA ve 50 kontrol grubu olmak üzere toplam 150 hasta örnekleme alınmıştır. Her üç grubun seçiminde araştırma ve müdahalenin güvenilir olması açısından yaş, cinsiyet ve eğitim durumu gibi bireysel özelliklerin benzer olmasına özen gösterilmiştir. Araştırmada deney ve kontrol grubuna alınan tüm hastalara işlemden önce araştırmanın amacı ile ilgili bilgi verilerek, sözlü ve yazılı onamları alınmıştır. Araştırmaya katılmayı kabul eden deney ve kontrol grubundaki hastalara işlem öncesi, Kişisel Bilgi Formu, Durumluluk- Süreklilik Kaygı Envanteri yüz yüze görüşme yöntemi ile doldurulup, yaşam bulguları verilerinin tarafsız olması için kardiyoloji servisinde çalışan hemşire tarafından ölçülmüş olup araştırmacı tarafından yaşam bulguları formuna kaydedilmiştir. Bu işlemlerin tamamlanmasının ardından deney KAG ve deney PTKA grubunda yer alan hastalara işlemden 30 dk. önce müzik eşliğinde progresif gevşeme egzersizi uygulanmış olup, kontrol grubuna ise uygulanmamıştır. Çalışmacı, bu süre içinde bireyin yanında konuşmadan ve müdahale etmeden bulunmuştur. İşlem sonrası hastaların yaşam bulguları servis hemşiresi tarafından ölçülerek bulgular araştırmacı tarafından Yaşam Bulgularını Değerlendirme Formu'na kaydedilip tekrar Durumluluk- Süreklilik Kaygı Envanteri yüz yüze görüşme yöntemiyle doldurulmuştur. Elde edilen veriler bilgisayara girildikten sonra analizi Statical Package for Social Sciences (SPSS-15) paket programında yapılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel metodların (Yüzdelik Hesaplamalar, Ortanca, Ortalama, Standart sapma) yanı sıra tekrarlı ölçümlerde Varyans Analizi ve One Way Anova testi kullanıldı. Sonuçlar % 95'lik güven aralığında, anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. Verilerin değerlendirilmesi sonucunda; deney koroner anjiyografi, deney perkütan transluminal koroner angioplasti ve kontrol grubundaki bireylerin uygulamadan önceki durumluluk-süreklilik kaygı puan ortalamaları değerlerinde, müzik eşliğinde yapılan progresif gevşeme egzersizi uygulaması sonrası düşüş görülmüştür. Uygulama öncesi deney KAG, deney PTKA ve kontrol grupları arasında bireylerin yaşam bulguları puan ortalamaları değerlendirildiğinde; sistolik kan basıncı, nabız sayısı ve solunum sayısı açısından fark bulunmuşken, diastolik kan basıncı açısından ise fark bulunmamıştır. Uygulama sonrası ise her üç grup arasında anlamlı fark bulunmuştur. Elde edilen bulgular doğrultusunda, bireylere koroner anjiyografi ve perkütan transluminal işlemleri öncesi müzik eşliğinde uygulanan progresif geveşeme egzersizinin yararlı bir hemşirelik uygulaması olarak kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. Sonuçlara uygun önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, Gevşeme Egzersizi, Müzik Dinleme, Koroner anjiyografi, Perkütan transluminal koroner angioplasti

Anjiyoplasti-balon-koronerAnksiyeteGevşeme tedavisi+3
Özgür Demir
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşireler arası psikolojik şiddet ve ilişkili faktörler

Bu çalışma, hemşireler arası psikolojik şiddeti ve ilişkili faktörleri belirlemek amacıyla yapılmış kesitsel tipte bir araştırmadır. Araştırma kesitsel tipte bir araştırma olup araştırmanın evrenini, İzmir ili Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi (646 hemşire), Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi (430 hemşire), Aydın Devlet Hastanesinde (300 hemşire) çalışan hemşireler oluşturmuştur. Araştırmanın verileri "sosyodemografik verileri içeren anket formu", Yıldırım ve Yıldırım (2007) tarafından geliştirilmiş ve geçerlilik güvenilirlik çalışması yapılmış olan "İş Yerinde Psikolojik Şiddet Davranışları Ölçme ve Geliştirme Ölçeği" ve Gilbert ve arkadaşları (1995) tarafından geliştirilen ve ülkemizde geçerlilik güvenirlik çalışması Savaşır ve Şahin (1997) tarafından yapılmış olan "Boyun Eğici Davranışlar Ölçeği" ile toplanmıştır. Hemşirelerin %44'ünün 33-40 yaş aralığında, %89,5'inin kadın, %55,8'inin evli olduğu, %46,6'sının lisans mezunu, %47'sinin üniversite hastanesinde, %25,5'inin dahiliye servisinde çalıştığı, %45.7 sinin 15 yıl ve üstü çalışma yılının olduğu, %36,6 sının 1 yıl 1 ay- 5 yıl aynı kurumda çalıştığı saptanmıştır. Hemşirelerin %47'si (n=366) arkadaşları tarafından şiddete uğradığını, uğraşılma nedenini % 10,3' ünün ( n=38) kıskançlık, %10,1' inin (n=37) eğitimini yükseltiyor olmak, %8,2' inin (n=30) aralarında rekabet olması, %4,6' sının (n=17) kliniğe yeni başlama olduğu, %4,3' ünün iş yükü ve hasta yoğunluğu, %3,8' inin (n=14) siyasi görüş farklılığı, , %3,2' sinin (n=12) bedensel görüntü yüzünden şiddet gördüklerini belirtmişlerdir. %42,1'i (n=154) bir yıldan az süredir şiddet gördüklerini belirtmişlerdir. İstatistiksel analizi yapılıp araştırma bulguları var olan literatür ışığında tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hemşireler arası psikolojik şiddet, ilişki faktör.

Hastane hemşireleriHemşirelerHemşirelik+4
Dilek Ayakdaş
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Psikoeğtimin şizofreni ailelerinin yük algılarına olan etkisi

Araştırmamız psikoeğitimin, şizofreni hastalarının bakım vericilerinin yük algılarına olan etkisini belirlemek amacıyla planlanmış, "öntest-sontest kontrol gruplu desen" etkili bir çalışma olarak yapılmıştır. Araştırma Adnan Menderes Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde Eylül 2011- Ekim 2013 tarihleri arasında DSM-IV'e göre şizofreni tanısıyla poliklinikte takip edilmekte olan hastalar ve araştırmaya alınma kriterlerini karşılayan bakım vericileriyle yürütülmüştür. Toplamda 30 çalışma ve 30 kontrol grubuna ulaşılmıştır. Araştırmaya alınana hastalar ve bakım vericilere soru formu, bakım vericilere Algılanan Aile Yükü Ölçeği başlangıçta ve üç ay sonra uygulanmıştır. Çalışmada ayrıca hastaların ve bakım vericilerin demografik özellikleri ile bakım vericilerin yük algıları arasındaki ilişkiye bakılmış, gelir durumu ve hastaların cinsiyetlerinin bakım yükünü etkilediği, gelir azaldıkça bakım yükünün arttığı, hastaları erkek olan bakım vericilerinde daha fazla yük algıladığı sonucuna ulaşılmıştır. Çalışma grubunda psikoeğitimden sonra bakım vericilerin objektif yük puanında değişiklik olmamış, subjektif yük ve toplam yük puanlarında anlamlı bir azalma olmuştur. Psikoeğitimin bakım vericilerin yük algısını azaltmada etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Kontrol grubunda objektif yük puanında anlamlı bir artış olurken, subjektif yük ve toplam yük puanlarında anlamlı bir azalma olmuştur. Anahtar Kelimeler: Şizofreni, bakım verici, yük, psikoeğitim.

AileHasta bakımıHasta bakımı-hastane sonrası+3
Müge Çabuk
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Kanser hastalarının mizah tarzları ile hemşirelerle olan etkileşimlerinde mizahi olarak algıladıkları durumlar

Kanser, günümüzde hala acı çekmek ve ölüm ile birlikte anılan ciddi bir hastalıktır. Kanser hastaları sık sık tedavi almak için hastaneye yatmaktadır ve en çok iletişime geçtiği personel hemşirelerdir. Bu nedenle hemşirelerin hastalarla iletişimlerini kolaylaştıracak yöntemleri bilmeleri gerekmektedir. Bu araştırmanın amacı, kanser hastalarının mizah tarzları ile hemşirelerle olan etkileşimlerinde mizahi olarak algıladıkları durumları incelemektir. Araştırmanın evreni, 2011-2012 yıllarında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yatarak tedavi gören 974 kanser hastası oluşturmuştur. Örneklem sayısını belirlemek için olasılıksız-uygun örnekleme yöntemi ve buna bağlı olarak örneklem sayısı araştırmalar için güven seviyesi ve kabul edilebilir hataya göre önceden örneklem büyüklüğü hesaplama tablosu kullanılarak, 280 olarak hesaplanmıştır. Bu yönteme göre %95 güven aralığında127'si kadın (%45,4), 153'ü erkek (%54,6) olmak üzere toplam 280 kanser hastası örnekleme dahil edilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak "Mizah Tarzları Ölçeği" ve araştırmacı tarafından hazırlana 'Kişisel Veri Toplama Formu' kullanılmıştır.Elde edilen veriler istatistiksel açıdan değerlendirilmiştir (p<0.005). İstatiksel analizler için Kruskal Wallis, Mann Whitney U, T testi kullanılmıştır. Hastaların %45,4'si kadın, %54,6'si erkektir ve yaş ortalamaları 49,1±13,332'dir. Hastaların mizah tarzları Kendini Geliştirici Ve Katılımcı Mizah Tarzındadır. Hastalar, kendilerini güleryüzlü ve neşeli olarak tanımlamalarına rağmen günlük hayatlarında espiri ve şakayı az yapmakta, kendilerini neşelendirecek olaylarla az karşılaşmakta ve olayların komik yönlerini göremedikleri belirlenmiştir.Kanser tanısı almanın hastaların mizahsal özelliklerinde değişikliğe yol açmadığı belirlenmiştir. Hastalar, hemşirelerin hasta bakımında espiri ve şaka yapmalarını uygun görmekte ve yararlı bulmaktadır. Araştırmaya katılan hastalar sağlık personeli arasında en çok hemşirelerle iletişime geçmelerine rağmen, doktorlarla mizahı kullanmayı uygun görmekte ayrıca tedavi ve sıkıntılarıyla ilgili en çok iletişime geçtikleri personel doktordur.Hemşirelik uygulamalarında hastalar üzerinde mizahın etkilerinin araştırılması önerilmektedir.

AlgıHemşirelikHemşirelik bakımı+5
Pelin Hantal
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerinde yalnızlık ile reddedilme duyarlılığı ve sosyal kaygı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Araştırma hemşirelik öğrencilerinde yalnızlık ile reddedilme duyarlılığı ve sosyal kaygı arasındaki ilişkiyi incelemek amacı ile kesitsel tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Adnan Menderes Üniversitesi Aydın Sağlık Yüksekokulu 2012-2013 eğitim-öğretim yılında hemşirelik bölümünde kayıtlı 352 öğrencisi oluşturmuştur. Araştırmada tamsayım örnekleme yöntemi (census) kullanılmış ve 215 öğrenci örneklemi oluşturmuştur. Araştırma verileri, öğrencilerin tanıtıcı özelliklerinin ve araştırmanın bağımsız değişkenlerinin sorgulandığı Kişisel Bilgi Formu, UCLA Yalnızlık Ölçeği, Reddedilme Duyarlılığı Ölçeği ve Sosyal Kaygı (Anksiyete) Ölçeği ile toplanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde SPSS for Windows 15.0 istatistik paket programı kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerin (Yüzdelik Hesaplamalar, Ortalama, Standart sapma) yanı sıra analizlerde; T testi, Mann Whitney U Testi, KrusskalWallish Testi, OneWayAnova Testi ve Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin %74.1'i kız, %25.9'ü erkektir ve yaş ortalamaları 20.13±1.69'dur. Araştırmada yalnızlık, reddedilme duyarlılığı ve sosyal kaygı düzeyleri arasında anlamlı ilişkiler belirlenmiştir. Sosyodemografik değişkenler, reddedilme duyarlılığı, sosyal kaygı ve yalnızlık düzeylerini etkilemektedir. Öğrencilerinin yalnızlık, reddedilme duyarlılığı ve sosyal kaygı düzeyleri belirlenerek, ihtiyacı olan öğrencilerin destek almaları için ilgili birimlere yönlendirilmeleri, öğrencilere kişisel gelişimlerine yönelik kursların ve eğitim programlarının düzenlenmesi önerilmektedir.

AnksiyeteHemşirelikReddedilme duyarlılığı+3
Rüveyda Yüksel
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Lise öğrencisi ergenlerde problem çözme, yalnızlık, umutsuzluk düzeyi ve ilişkili faktörler

Şahin Ü. Lise öğrencisi ergenlerde problem çözme, yalnızlık, umutsuzluk düzeyi ve ilişkili faktörler Bu çalışma lise öğrencisi ergenlerde, problem çözme, yalnızlık, umutsuzluk düzeyleri ile ilişkili faktörleri incelemek amacıyla yapılan tanımlayıcı/kesitsel bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Bursa İl Merkezinde Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı Görükle Kız Teknik ve Meslek Lisesinde öğrenim gören 774 öğrenci, örneklemini ise evreni bilinen örnekleme yöntemi kullanılarak % 99 güven aralığın da 358 kişi oluşturmuştur. Araştırmada desen etkisi 1.2 kabul edildiğinde ulaşılması planlanan öğrenci sayısı 394 olmuştur. Çalışmada Kişisel Bilgi Formu, Problem Çözme Envanteri, UCLA Yalnızlık Ölçeği ve BUÖ Umutsuzluk Ölçeği kullanılmıştır. Veriler SPSS istatistik paket programında (Version 15, Chicago IL, USA) değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistiksel analizler (Ortalama, standart sapma, frekans, yüzdelik), normal dağılım değerlendirmede Kolmogorov Simirnov, normal dağılım gösteren karşılaştırmalarda t testi; normal dağılım dışı karşılaştırmalarda Mann Whitney U ve Kruskal Wallis H test, ordinal verilerin karşılaştırılmasında Pearson Correlation analizi ve ileri analizlerde Kruskal Wallis t-testi ve Mann Whitney U test kullanılmıştır. Öğrencilerin yaş ortalaması 16.41±1.21'dir. % 84,1'i (n=333) kız, %15.6 sı (n=63) erkektir. Öğrencilerin % 83.3 (n=330) yaşamları boyunca en uzun Bursa ilinde yaşamış, % 32.6'sı (n=129) 9. Sınıf öğrencisidir. Öğencilerin %93.4'ü (n=370) kendisi dışında en az bir kardeşe sahip olduğu, kişilerin %86.9'unun (n=344) sosyal güvencesi olduğu ve %49.5'i (n=196) yaşam kalitelerini iyi olduğunu ifade etmişlerdir. Yapılan analiz sonuçlarına göre; problem çözme ile yaşam kalitesi, kardeşlerin ilgi-yakınlık düzeyleri, ailelerin yaşadıkları yer, babanın ilgi-yakınlık düzeyi, aile yapısı, öğrencilerin sağlık durumları, sınıfta kalma durumu değişkenleri arasında; yalnızlık ile cinsiyet, yaşam kalitesi, ailenin gelir seviyesi, babanın ilgi-yakınlık düzeyi, annenin ilgi-yakınlık düzeyi, kardeşlerin ilgi-yakınlık düzeyi, fiziksel durum, ruhsal durum, sağlık durumu, öğretmenlerin tutumu, okul dışındaki zamanlarını değerlendirme değişkenleri arasında; umutsuzluk ile yaşam kalitesi, ailelerin yaşadıkları yer, ailenin gelir seviyesi, babanın ilgi-yakınlık düzeyi, fiziksel durum, ruhsal durum, sağlık durumu, okul dışındaki zamanları değerlendirme, değişkenleri arasında anlamlı fark bulunmuştur. Tüm sonuçlar genel olarak değerlendirildiğinde, lise öğrencilerinde benzer araştırmaların artırılması ve destek, eğitim ve danışmanlık sağlanması problem çözme, yalnızlık ve umutsuzluk düzeylerinin iyileştirilmesine katkı oluşturabilir. Anahtar Kelimeler: Ergen, Problem Çözme, Yalnızlık, Umutsuzluk.

ErgenlerLise öğrencileriProblem çözme+3
Ümmügülsüm Şahin
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Lise öğrencisi ergenlerde depresyon, internet bağımlılığı ve ilişkili faktörler

Bu çalışma, lise öğrencisi ergenlerde depresyon, internet bağımlılığı ve ilişkili faktörleri incelemek amacı ile kesitsel bir araştırma olarak yapılmıştır. Trabzon İl Merkezinde Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı 5 lise de eğitim-öğretim gören 3289 öğrenci üzerinden örneklem büyüklüğü Büyüköztürk ve arkadaşları tarafından önerilen eşitlik ile hesaplanmış olup %95 güven aralığı ile 345 öğrenci olarak bulunmuştur. Araştırmanın desen etkisi 2 kabul edilip 690 öğrenciye ulaşılması hedeflenmiş ancak öğrencilerden bazılarının veri toplama araçlarını eksik doldurması, bazılarının daha sonra çalışmaya katılmaktan vazgeçmesi sonucunda söz konusu öğrencilerin görüşleri araştırma kapsamından çıkarılmıştır ve 669 öğrencinin verisi değerlendirilmiştir. Çalışmada Kişisel Bilgi Formu, Beck Depresyon Ölçeği, İnternet Bağımlılık Ölçeği ve UCLA Yalnızlık Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma kapsamında görüşleri alınan lisede öğrenim gören ergenlerden elde edilen verilerin çözümlenmesi amacıyla öncelikle öğrencilerin cevapları SPSS'e (Statistical Package for Social Sciences) aktarılmıştır. Ardından verilerin değerlendirilmesi amacıyla betimsel istatistikler hesaplanmış ve alt problemler doğrultusunda verilerin çözümlenmesi gerçekleştirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde; Betimleyici istatistik (frekans ve yüzde değerleri, minimum, maksimum, ortalama ve standart sapma), İlişkisiz ölçümlerde t testi, Levene homojenlik testi, Kruskall Wallis testi, Mann Whitney U testi, Tek yönlü varyans analizi, Çoklu karşılaştırmada LSD testi, Bağımsız ölçümlerde KW testi ve Pearson korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Araştırmaya katılan lise öğrencisi ergenlerin özellikleri incelendiğinde ergenlerin %46,0'ının (n=361) kadın olduğu, %30,6'sının (n=205) 9. Sınıfta öğrenim gördükleri, %30,9'unun (n=207) 17 yaşında olduğu, %31,2'sinin (n=209) imam hatip lisesinde öğrenim gördüğü, %91,8'inin (n=614) evde barınma şeklini kullandığı, %82,8'inin (n=554) çekirdek aile yapısına sahip olduğu, %59,8'inin (n=400) ailesinin büyükşehirde yaşadıkları, %96,9'unun (n=648) anne ve babasının hayatta olduğu, %98,5'inin (n=659) evde üvey bir aile bireyinin olmadığı, %68,0'ının (n=455) gelirin giderle denk olduğunu belirttikleri, %77,4'ünün (n=518) aylık gelirlerinin (harçlıklarının) yeterli olduğunu, %39,5'inin (n=264) 3 kardeş olduğu, %69,5'inin (n=465) kardeşiyle olan ilişkisinin iyi olduğu, %27,5'inin (n=184) babasının lise mezunu, %54,6'sının (n=365) babasının serbest meslekle ilgilendiği, %79,7'sinin (n=533) babası ile olan ilişkisini iyi olarak nitelendirdiği, %67,9'unun (n=454) babasının kendisine karşı hoşgörü içinde olduğunu, %39,0'ının (n=261) annesinin ilkokul mezunu olduğu, %78,8'inin (n=527) annesinin çalışmadığını, %88,6'sı (n=593) annesi ile olan ilişkisinin iyi düzeyde olduğunu, %76,4'ü (n=511) annesinin kendisine karşı hoşgörülü tutumda olduğunu, %59,5'inin (n=398) okuldaki başarısının orta düzeyde olduğunu, %88,2'si (n=590) sınıfta hiç kalmadığını, %57,4'ü (n= 384) okuldaki öğretmenleri ile ilişkilerinin iyi olduğunu, %75,6'sı (n=506) arkadaşları ile ilişkisinin iyi olduğunu, %94,8'i (n=634) yakın bir arkadaşı olduğunu, %68,5'inin (n=458) sanal arkadaşlık sitelerine üyeliklerinin bulunduğu, %95,2'si (n=637) arkadaşlarını sanal ortamlardan seçmediğini, %74,3'ünün (n=497) evinde internet olduğunu, %35,9'u (n=240) evde internete girdiğini, %94,9'u (n=635) evlerinde internete bağlanacak teknolojik bir aracın bulunduğunu, %87,9'u (n=588) evlerinde bilgisayar haricinde internete bağlanacak bir araç bulunduğunu, %7,2'si (n=48) internete girmek için söz konusu araçların hepsini kullandığını, %42,5'inin (n=284) cep telefonu ile hiç mesaj atmadığını ifade ettikleri belirlenmiştir. Araştırmaya katılan lise öğrencisi ergenlerin %25,0'i (n=167) bilgisayarı ders-oyun için kullandığını, %59,5'i (n=398) internette oyun oynadıklarını, %76,1'inin (n=509) günlük 1-4 saat internet kullandığını, %57,5'i (n=385) anne veya babasının da internet kullandığını, %83,7'si (n=560) kendisini internet bağımlısı olarak nitelendirmediklerini, %84,6'sı (n=566) internet kullanmasının kendisinde öfke/depresyona neden olmadığını belirttiği saptanmıştır. Araştırmaya katılan lise öğrencisi ergenlerin %93,1'inin (n=623) herhangi bir sağlık sorunu veya engeli bulunmadığını, %91,8'i (n=614) kronik bir rahatsızlığı bulunmadığını, %77,0'ı (n=515) yaşamdan zevk aldığını, %62,5'inin (n=418) bazı beklentilerinin gerçekleşeceğine inandığı, %91,0'ının (n=91,0) sigara, alkol ya da madde bağımlılığı olmadığını, %85,8'inin (n=574) son bir yılda kendisine zarar verme düşüncesi bulunmadığını ifade ettikleri belirlenmiştir. Kendisine zarar verdiğini ifade eden ergenlerin %1,3'ünün (n=9) bir yerlerini kestiğini belirttiği, %62,8'inin (n=420) bilgisayar ve internet kullandığı bulunmuştur. Öğrencilerin düzenli olarak yaptıkları etkinlikler incelendiğinde, %13,3'ünün (n=89) basketbol oynadığını ifade ettiği tespit edilmiştir. Boş zaman aktivitesinden sonra ergenlerin hissettikleri duygular incelendiğinde ergenlerin %73,4'ünün stres attığı, sakinleştiği, rahatladığını belirttiği saptanmıştır. Ergenlerin depresyon eğilimlerinin; cinsiyetten, gelir durumunu ve harçlığını yeterli görme durumundan, kardeşleriyle ilişkisinden, babasının tutumundan, annesiyle ilişkisinden, okul başarısı, öğretmeni ve arkadaşı ile olan ilişkisinden ve yakın arkadaşı olma durumundan, sanal arkadaşlık siteliğine üye olmadan, arkadaşlarını sanal ortamdan seçmeden, evinde interneti olmasından, internete bağlanma yeri, bilgisayarı kullanma amacı, günlük ortalama bilgisayar kullanma süresi, internet bağımlısı olma durumu ve internet kullanımının öfke/depresyona neden olma durumundan, yaşamdan zevk alma, gelecek beklentisi, sigara, alkol ya da madde kullanma durumu, son bir yılda kendine zarar verme düşüncesi ve son bir yılda kendine zarar vermesinden etkilendiği bulunmuştur. Ergenlerin internet bağımlılık düzeylerinin; cinsiyet, öğrenim görülen sınıf düzeyi, yaş ve okul türünden, harçlığı yeterli görme durumundan, kardeş sayısı ve kardeşiyle ilişkisinden, babanın eğitim durumu, babanın mesleği ve babanın tutumundan, annenin eğitim durumu, annenin çalışma durumu ve annesiyle ilişkisinden, öğretmeni ile olan ilişkisi ve yakın arkadaşı olma durumundan, sanal arkadaşlık sitelerine üyeliği, arkadaşlarını sanal ortamdan seçme durumu, evinde interneti olması, evinde internete bağlanacak teknolojik araç olma durumu, cep telefonları ile günlük mesaj atma sayısı, evinde bilgisayar haricinde internete bağlanacak teknolojik araç olma durumu, bilgisayarı kullanma amacı, internette oyun oynama durumu, günlük ortalama bilgisayar kullanma süresi, anne veya babanın internet kullanma durumu, internet bağımlısı olma durumu ve internet kullanımının öfke/depresyona neden olma durumundan, herhangi bir sağlık sorunu (engeli) olma durumu, yaşamdan zevk alma durumu, gelecek beklentisi, sigara, alkol ya da madde kullanma durumu, son bir yılda kendine zarar verme düşüncesi ve son bir yılda kendine zarar vermesinden etkilendiği bulunmuştur. Ergenlerin araştırmada kullanılan ölçeklerin maddelerine vermiş oldukları cevapların ortalamaları incelendiğinde, depresyon eğilimi bulunan ergenlerin (X ̅ =19,40±18,61) depresyon eğilimi bulunmayan ergenlere (X ̅ =9,81±11,77) göre internet bağımlılık düzeylerinin anlamlı şekilde daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Araştırma sonucunda ergenlerin internet bağımlılıkları ve yalnızlıkları artış gösterdikçe depresyon eğilimlerinin de artış gösterdiği, depresyon eğilimi bulunan ergenlerin (X ̅ =52,61±6,57) depresyon eğilimi bulunmayan ergenlere (X ̅ =50,75±6,74) göre yalnızlık düzeylerinin anlamlı bir şekilde daha yüksek olduğu ancak yalnızlık düzeyinin internet bağımlılığı değişkenini anlamlı bir şekilde açıklamadığı tespit edilmiştir. Tüm sonuçlar genel olarak değerlendirildiğinde; lise öğrencisi ergenlerin özellikle kişilerarası ilişkilerden etkilendiği, depresyon ve internet bağımlılığı ilişkisinin fark edilir derecede fazla olduğu ancak ilginç bir şekilde internet bağımlılığı ile yalnızlığın ilişkili olmadığı görülmüştür. Okul çalışmalarında bu sonuçlar doğrultusunda eğitimlerin yapılması ve risk gruplarının değerlendirilmesi gerektiği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Ergen, depresyon, internet bağımlılığı, ilişkili faktörler.

BağımlılıkErgenlerLise öğrencileri+3
Kamile Öner
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Lise öğrencisi ergenlerde atılganlık, sosyal fobi ve boyun eğici davranışları arasındaki ilişki

Bu çalışma, lise öğrencisi ergenlerde atılganlık, sosyal fobi ve boyun eğici davranış düzeyleri ve birbiri ile olan ilişkisini incelemek amacı ile yapılan tanımlayıcı/kesitsel bir araştırmadır. Gerek yurt içinde, gerek yurt dışındaki araştırmaları incelediğimizde; ergenlik döneminde atılganlık, sosyal fobi ve boyun eğici davranış düzeylerini birlikte ele alınarak incelendiği bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu nedenle araştırma özgün bir çalışmadır. Çalışmanın evrenini 2013–2014 öğretim yılında Aydın İl Merkezinde Lise 1, lise 2, lise 3, lise 4. düzeyinde eğitim gören; 462 öğrenciye ulaşılmıştır. Çalışmada Kişisel Bilgi Formu, Rathus Atılganlık Envanteri (Voltan, 1980), Liebowitz Sosyol Fobi Belirtileri Ölçeği (Dilbaz ve ark,1998) ve Boyun Eğici Davranışlar Ölçeği (Savaşır ve Şahin, 1992) kullanılmıştır. Kişisel bilgi formu 40 sorudan oluşan anket formudur; demografik özellikler; atılganlık ve sosyal davranışlara ilişkin tutumları içermektedir. Çalışmada elde edilen veriler SPSS 21 paket programında analiz edilerek yorumlanmıştır. Verilerin değerlendirmesinde; temel istatistiksel analizler, İki örnekli T test, One Way Anova, Kruskall Wallis ve Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmada; öğrencilerin yaş ortalamasının 16,41±1,10 ve %52,2'sinin (n=241) kız, %47,8'sinin (n=221) erkek olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin (BEDÖ) Boyun Eğici Davranışlar Ölçeği'nden 39,47±9,46, (RAE) Rathus Atılganlık Envanteri'nden 10.49±13,44, (LSAÖ) Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği'nden 106,05±21,01 ve Liebowitz Sosyal Anksiyete Kaygı Alt Ölçeğinden 53,50±11,69, Liebowitz Sosyal Anksiyete Kaçınma Alt Ölçeğinden 52,54±12,58 puan aldıkları bulunmuştur. Yapılan analizler sonucunda; öğrencilerin BEDÖ puan ortalamaları ile; RAE puan ortalamaları arasında negatif yönlü düşük düzeyde (r=-0,028; p=0,000), LSAÖ Kaygı Alt Ölçeği puan ortalamaları arasında pozitif yönlü düşük düzeyde (r=0,159; p=0,001), LSAÖ Kaçınma Alt Ölçeği puan ortalamaları arasında pozitif yönlü düşük düzeyde (r=0,186; p=0,000) ve LSAÖ toplam puan ortalamaları arasında pozitif yönlü düşük düzeyde (r=0,200; p=0,000) ilişki olduğu bulunmuştur. Kendini yalnız hissetme düzeyini ortalamanın üstü olarak değerlendiren öğrencilerin (t=3,615; p=0,000) ve sosyal ilişlilerde kendini popüler hissetme düzeyini ortalamanın altı olarak değerlendiren öğrencilerin (t=1,961; p=0,050) BEDÖ puan ortalamaları daha yüksek bulunmuştur. Dini inancının güçlü ve önemli olduğunu belirten öğrencilerin LSAÖ Kaygı ve Kaçınma Alt Ölçeği puan ortalamaları daha yüksek bulunmuştur (LSAÖ Kaygı: KW=6,428; p=0,040 LSAÖ Kaçınma: KW=6,779; p=0,034). Kendi isteği ile okul seçimi yapan, ailesi ile ilişkilerini olumlu değerlendiren öğrencilerin öğrencilerin LSAÖ Toplam, LSAÖ Kaygı ve Kaçınma Alt Ölçeği puan ortalamaları daha düşük bulunmuştur. Araştırma sonucunda; atılganlık düzeyleri yüksek olan lise öğrencisi ergenlerin, boyun eğici davranışlarının daha az olduğu; boyun eğici davranışları olan lise öğrencisi ergenlerin, sosyal kaygı ve kaçınma düzeylerinin daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Ebeveyn eğitim düzeyi yüksek olan, aile ile problem yaşamayan, kendini popüler hisseden öğrencilerin sosyal fobi kaygı-kaçınma davranışlarının ve boyun eğici davranışlarının az olduğu, daha fazla atılgan oldukları bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Lise öğrencisi, ergen, atılganlık, boyun eğici davranış, sosyal anksiyete

Betül Sarıyar
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerinde algılanan stres, algılanan sosyal destek, öznel iyi oluş ve ilişkili faktörler

Bu araştırma hemşirelik öğrencilerinde algılanan stres, algılanan sosyal destek, öznel iyi oluş ve ilişkili faktörlerin incelenmesi amacı ile tanımlayıcı kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Adnan Menderes Üniversitesi Aydın Sağlık Yüksekokulu 2014-2015 eğitim-öğretim yılında öğrenimlerine devam eden 775 hemşirelik bölümü lisans öğrencisi oluşturmuştur. Araştırmada evreni bilinen örnekleme yöntemi kullanılarak desen etkisi 1,2 alındığında örneklem büyüklüğü 310 olarak belirlenmiştir. Veri toplama formunu eksik doldurduğu tespit edilen 13 öğrenci araştırmadan çıkartılarak 297 öğrenci araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırmada kullanılan veriler, öğrencilerin tanıtıcı özelliklerinin ve araştırmanın bağımsız değişkenlerinin sorgulandığı "Kişisel Bilgi Formu", "Algılanan Stres Ölçeği", "Algılanan Sosyal Destek Ölçeği" ve "Öznel İyi Oluş Ölçeği" ile toplanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde, SPSS for Windows 15.0 istatistiksel paket programı kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerin (Yüzdelik Hesaplamalar, Ortalama, Ortanca, Standart sapma) yanı sıra analizlerde; t testi, Mann-Whitney U Testi, Kruskal-Wallis Testi, One-Way Anova Testi ve Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin 230 (%77.4)'u kız, 67 (%22.4)'si erkek olup, yaş ortalaması 20.32±1.65'dir. Araştırmada anne ve babasının her ikisinin de kendisini anladığını belirten, aile üyeleri ile olan ilişkilerinden memnun olan, üniversite eğitimi sırasında kaldığı yerden memnun olan, fiziksel sağlık durumunu iyi olarak değerlendiren, ruh sağlığı durumunu iyi olarak değerlendiren, üniversite okuduğu süre içinde eğitimini etkileyecek ruhsal sorun yaşamayan, akademik başarısını iyi olarak değerlendiren, okul yaşamından memnun olan, sıkıntısı olduğunda sorunlarını paylaşabileceği bir yakını/dert ortağı olan, sürekli birlikte olduğu bir arkadaş grubu olan, sosyal veya kültürel aktivitelere katılan, okulda sıkıntısı olduğunda sorunlarını paylaşabileceği bir öğretim elemanı olan öğrenciler daha az stres algılamaktadır, daha fazla sosyal destek algılamaktadır ve daha yüksek öznel iyi oluşa sahiptirler. Araştırmada algılanan stresin, algılanan sosyal destek ve öznel iyi oluş ile negatif yönde anlamlı ilişkisi olduğu, algılanan sosyal destek ve öznel iyi oluş arasında ise pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin algılanan stres, algılanan sosyal destek ve öznel iyi oluş düzeyleri belirlenerek ihtiyacı olan öğrencilerin destek almaları için ilgili birimlere yönlendirilmeleri; hemşirelik eğitimi veren okullarda bu konulara yönelik seçmeli derslerin açılması, sosyal beceriler ile kişilerarası ilişkiler ve iletişim becerileri konularında öğrencilere yönelik kurs/eğitim düzenlenmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Algılanan Stres, Algılanan Sosyal Destek, Öznel İyi Oluş

AlgıAlgılanan sosyal destekHemşirelik+5
Süleyman Ümit Şenocak
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Duygusal zekâ becerileri geliştirme eğitiminin hemşirelik öğrencilerinin kişilerarası ilişkilerine etkisi

Hemşirelik mesleğinde, hastaya bakım verme, hasta ve hasta yakınları ile olan kişilerarası ilişkilerinde duygusal zekânın önemli bir yeri vardır. Araştırmanın amacı; geleceğin sağlık profesyonelleri olacak hemşirelik öğrencilerinin duygusal zekâ becerilerini geliştirme eğitimi ile öğrencilerin duygusal zekâ düzeylerinin, kişilerarası ilişkilerine olan etkisini incelemektir. Araştırmanın tipi yarı deneyseldir. Öntest-sontest kontrol gruplu model kullanılarak yapılan randomize kontrollü bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini hemşirelik bölümünde öğrenim gören 252 hemşirelik 1. sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırma örneklemini deney grubunda 36, kontrol grubunda 36 olmak üzere toplam 72 öğrenci oluşturmaktadır. Deney grubu öğrencilerine, Duygusal Zekâ Becerileri Geliştirme Eğitimi verilmiştir. Çalışmanın verileri, Kişisel Bilgi Formu, Bar-On Duygusal Zekâ Ölçeği ve Kişilerarası İlişki Tarzları Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Çalışmanın verileri, Ki-Kare testi, İlişkili Örneklemler t-Testi, İlişkisiz Örneklem t-Testi ile değerlendirilmiştir. Duygusal zekâ becerileri geliştirme eğitimi sonrasında, deney ve kontrol grubu öğrencilerinin, duygusal zekâ puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır. Deney grubu öğrencilerinin eğitim sonrası kişilerarası ilişki tarzı puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır. Duygusal zekâ becerileri geliştirme eğitiminin, hemşirelik öğrencilerinin duygusal zekâlarının ve kişilerarası ilişkilerinin gelişimine katkısı olduğu saplanmıştır.Duygusal zekâ becerileri geliştirme eğitiminin, hemşirelik öğrencilerinin kişilerarası ilişkilerine katkı sağlaması için yaygınlaştırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Duygusal Zekâ, Duygusal Zekâ Becerileri Geliştirme Eğitimi, Hemşirelik, Hemşirelik Öğrencileri

Duygusal zekaHemşirelerHemşirelik+6
Orkun Erkayıran
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Adölesan olan ve olmayan annelerde çocukluk çağı travmaları, depresyon ve maternal bağlanma

Bu çalışma adölesan olan ve olmayan annelerde çocukluk çağı travmaları, depresyon ve maternal bağlanmayı incelemek amacıyla kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırma 01.12.2014- 29.02.2016 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesinde doğum yapan ve doğumdan sonra kontrole gelen adölesan olan ve olmayan annelerde yapılmıştır. Örneklem büyüklüğü G poweranaliz programında %95 güven aralığında, etki düzeyi 0.5, α hatası 0.05, gücü 0.80 ve adölesan annelerin oranının adölesan olmayan annelere oranı üçte biri olmak alındığındaulaşılması hedeflenen adölesan anne sayısı 43 ve adölesan olmayan anne 127 olarak belirlenmiştir. Belirlenen katılımcıların %10 fazlasının çalışmaya alınmıştır.Örneklemi oluşturacak adölesan anne sayısı 47 adölesan olmayan anne sayısı 139 olarak belirlenmiştir. Ancak toplanan anket formları değerlendirildiğinde adölesan annelerden 2, adölesan olmayan annelerden 21 kaybın olduğu belirlenmiştir. Bu nedenle adölesan annelerin 45, adölesan olmayan annelerin ise 118 kişinin verisi değerlendirmeye alınmıştır. Çalışmada Anket formu Formu, Çocukluk Çağı travmalarıMaternal Bağlanma Ölçeği, Ölçeğive Edinburg Doğum Sonu Depresyon Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma kapsamında görüşülen annelerden elde edilen verilerin çözümlenmesi amacıyla öncelikle annelerincevapları SPSS'e aktarılmıştır. Ardından verilerin değerlendirilmesi amacıyla betimsel istatistikler belirlenmiş ve alt problemler doğrultusunda verilerin çözümlenmesi gerçekleştirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde; Betimleyici istatistik (frekans ve yüzde değerleri, minimum, maksimum, ortalama ve standart sapma), Bağımsız gruplarda t testi, Pearson ki-kare testi ve Pearson korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Çalışmamızda yer alan annelerin yaş gruplarına göre dağılımları incelendiğinde annelerin % 27,6'sı (n=45) adölesan, %72,4'ü (n=118) adölesan olmayan annedir. Adölesan annelerin yaş ortalamaları 16,5±1,3 iken adölesan olmayan annelerin yaş ortalaması 27,3±4,3 'dür. Adölesan annelerin %64,4'ü (n=29) ilkokul, %26,7'si (n=12) ortaokul, %4,4'ü (n=2) lise ve %4,4'ü (n=2) üniversite eğitimine sahiptir. Adölesan olmayan annelerin %26,3'ünün ilkokul (n=31), %28'inin (n=33) ortaokul, %22'sinin (n=26) lise, %23,7'sinin (n=28) üniversite ve üstü eğitime sahip olduğu, adölesan annelerin ise%91,1'i (n=41) ev hanımı iken, memur olarak çalışan bulunmamakta ve %2,2'si (n=1) işçi, %6,7'si (n=3) serbest meslek olarak çalışmaktadır. Adölesan olmayan annelerin ise %67,8'i (n=80) ev hanımı, %10,2'si (n=12) memur, %12,7'si (n=15) işçi ve %9,3'ü (n=11) serbest meslek sahibi, adölesan annelerin aylık gelir durumlarını %64,4'ü (n=29) geliri giderden az , %33,3'ü (n=15) geliri gidere denk, %2,2'si (n=1) geliri giderden fazla olarak ifade etmekte iken, yetişkin annelerin %30,5'i (n=36) geliri giderden az, %54,2'si (n=64) geliri gidere denk, %15,3'ü (n=18) geliri giderden az olduğu, adölesan annelerin %35,6'sı (n=16) çekirdek aile yapısında iken %64,4 'ü geniş aile yapısında, adölesan olmayan annelerin ise %78,8'i çekirdek aile, %21,2'si (n=25) geniş aile yapısındadır.Adölesan annelerin %28,7'si (n=12) istemeden gebe kaldığını, %62,2'si (n= 28) isteyerek gebe kaldığını, %11,1'i (n= 5) gebeliği önce istemeyip sonradan istediğini,adölesan olmayan annelerin ise %9,3'ü (n=11) istemeden gebe kaldığını, %85,6'sı (n=101) isteyerek gebe kaldığını, %5,1'i (n=6) gebeliği önce istemeyip sonradan istediğini,adölesan annelerin %31,1'inin (n=14) kendisini anneliğe hazır hissetmediğini, %68,9'u (n=31) anneliğe hazır hissettiğini, adölesan olmayan annelerin ise %5,9'unun (n=7) kendisini anneliğe hazır hissetmediğini, %94,1'i (n=111) kendisini anneliğe hazır hissettiğini bildirmişlerdir. Adölesan annelerin çocukluk çağı travmalar ölçeği toplam puanlarının ortalamalarının(X ̅=45,75±16,08), adölesan olmayan annelerin toplam puan ortalamalarından(X ̅=35,78±10,66) daha yüksek olduğu ve adölesan annelikte çocukluk çağı travmalarının fazla olduğu tespit edilmiştir(t=-3,847, p=0,000).Adölesan annelerin maternal bağlanma ölçeği toplam puan ortalamalarının (X ̅=73,91±5,93) adölesan olmayan annelerin maternal bağlanma ölçeği toplam puan ortalamalarından (X ̅=77,95±9,52 ) daha düşük olduğu tespit edilmiştir.Adölesan annelerin %64,4'ünde (n=29), adölesan olmayan annelerin %37,3'ünde (n=44) doğum sonu depresyon riski olduğu ve adölesan olan ve olmayan anneler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu (χ2 =9,72, p=0,000) bulunmuştur. Tüm sonuçlar genel olarak değerlendirildiğinde; adölesan annelikte;maternal bağlanmanın azaldığı ve doğum sonu depresyon riskinin artığı çocukluk çağı travmalarıtravmalarının fazla olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda eğitimlerin yapılması ve risk gruplarının değerlendirilmesi önerilebilir.

AnnelerBağlanmaDepresyon+5
Şule Karadağ
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Ergenlerde öfke, atılganlık ve ilişkili faktörler

Araştırma, ergenlerde öfke duygusu ve bu duygunun ifade ediliş biçimleri, atılganlık düzeyleri ve ilişkili faktörleri incelemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı olarak planlanan çalışmanın evrenini 2014-2015 öğretim yılında İzmir Bayraklı ilçesine bağlı liselerde öğrenim gören 2274 öğrenci oluşturmuştur. Örneklemini Nuri Atik Mesleki ve Teknik Anadolu(199) ve Mustafa Kemal Anadolu Lisesi'nde öğrenim gören(205), 404 öğrenci oluşturmuştur. Örneklem sayısı tabakalı, küme örnekleme ve basit rastlantısal örnekleme yöntemi ile hesaplanmıştır. Örneklem sayısı evreni bilinen örneklem yöntemi formülü ile 269 olarak hesaplanmış olup, 1,5 desen etkisi ile örneklem sayısı 404 olmuştur. Araştırma ile ilgili kurum izinleri ve öğrencilerden onamlar alınmıştır. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Sürekli Öfke-Öfke İfade Tarzı Ölçeği ve Rathus Atılganlık Envanteri ile toplanmıştır. Veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows21 programı ile bilgisayar ortamına girilmiş, analizlerde tanımlayıcı istatistikler, Student-t testi, One Way Anova, Mann Whitney-u, Kruskal-Wallis testleri ile korelasyon analizleri kullanılmıştır. Sonuçlar %95'lik güven aralığında, anlamlılık p<0.05 düzeyinde kabul edilmiştir. Araştırma örneklemini oluşturan öğrencilerin 166 (%41,1)'sı kız, 238 (%58,9)'i erkektir. Öğrenciler 13-19 yaş aralığında olup yaş ortalaması 16,20±1,17'dir. Öğrencilerin 371 (%91,8)'i en uzun süre büyükşehirde yaşadığını 285 (%70,5)'i gelirin gideri karşıladığını ifade etmektedir. Öğrencilerin Sürekli Öfke–Öfke İfade Tarzı Ölçeğinin altölçekleri olan "Sürekli Öfke"nin puan ortalaması 23.89±6.36, "Öfke-İçe"nin puan ortalaması 18.07±4.46, "Öfke-Dışa"nın puan ortalaması 28.53±5.20 ve "Öfke-Kontrol"ün puan ortalaması 20.70±5.38 olarak bulunmuştur. Rathus Atılganlık Envanteri'nin puan ortalaması ise 8.08±17.92 olarak bulunmuştur. Öğrencilerin yaşları ile öfke içe ve öfke dışa vurumu düzeyleri arasında pozitif yönlü ilişki olduğu bulunmuştur. En uzun süre köy/ilçede yaşayan öğrencilerin Sürekli Öfke, Öfke-İçe, Öfke-Dışa altölçek puan ortalamaları büyükşehirde yaşayan öğrencilerden anlamlı düzeyde yüksektir (p<0.05). Anne-babasının tutumunu anlayışlı olarak tanımlayan, arkadaş ilişkisinden memnuniyetini "iyi" olarak ifade eden öğrencilerin Sürekli Öfke ve Öfke-İçe altölçek puan ortalamaları anlamlı düzeyde düşüktür (p< 0.05). Annelerinin eğitim düzeyi lise mezunu ve altı olan öğrencilerin Öfke-Dışa ve atılganlık puan ortalamaları, annelerinin eğitim düzeyi üniversite mezunu ve üzeri olan öğrencilere göre anlamlı derecede düşüktür. Babalarının eğitim düzeyi lise mezunu ve altı olan öğrencilerin atılganlık puan ortalamaları, babalarının eğitim düzeyi üniversite mezunu ve üzeri olan öğrencilere göre anlamlı derecede düşüktür (p<0.05). Ruhsal hastalığı olduğunu ifade eden öğrencilerin Sürekli Öfke, Öfke-İçe ve Öfke-Dışa puan ortalamaları, ruhsal hastalığı olmadığını ifade eden öğrencilere göre anlamlı derecede yüksektir(p<0.05). Aile içinde şiddet olan öğrencilerin Sürekli Öfke, Öfke-İçe ve Öfke-Dışa puan ortalamaları, aile içinde şiddet olmayan öğrencilere göre anlamlı derecede yüksektir. Şiddete maruz kalan öğrencilerin Sürekli Öfke ve Öfke-Dışa puan ortalamaları, aile içinde şiddet olup şiddete maruz kalmayan öğrencilere göre anlamlı derecede yüksektir (p<0.05). Sonuç olarak; öğrencilerin demografik özelliklerine göre sürekli öfke ve öfke ifadesi puan ortalamaları arasında farklılıklar olduğu bulunmuştur. Madde kullanımı, intihar girişimi, aile ve arkadaş ilişkilerinden memnuniyet, disiplin cezası almış olma ve okuldaki başarı durumları öğrencilerin sürekli öfke düzeyleri ve öfke ifade tarzlarını etkilemektedir. Öğrencilerin atılganlık düzeyleri ile öfke dışa vurumu düzeyleri arasında pozitif yönlü ilişki olduğu bulunmuştur. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda ergenlerin öfke duygusunu uygun ifade etmeleri için öfke yönetimi eğitimleri ve atılgan davranış örüntüsünü geliştirmeye yönelik atılganlık eğitimleri verilmesi önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ergenler, öfke, atılganlık

AtılganlıkDuyguErgenler+2
Eda Kiraz
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerde ölüm kaygısı, ölmekte olan hastaya bakım vermeye ilişkin tutumlar ve etkileyen faktörler

Araştırma, hemşirelerde ölüm kaygısı, ölmekte olan bireye bakım vermeye ilişkin tutumlar ve etkileyen faktörlerin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Kesitsel tipte planlanan çalışma, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi‟nde yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, yoğun bakım üniteleri ve klinik birimlerde çalışan 499 hemşire, örneklemini evreni bilinen örneklem yöntemi ile hesaplanan 218 kişi; 1.5 desen etkisi ile 327 hemşire oluşturmuştur. Araştırma ile ilgili kurum izinleri, Etik Kurul onayı ve katılımcılardan gerekli onamlar alınmıştır. Araştırma verileri, Kişisel Bilgi Formu, Thorson-Powell Ölüm Kaygısı Ölçeği (TPÖKÖ) ve Frommelt Ölmekte Olan Bireye Bakım Vermeye İlişkin Tutum Ölçeği (FATCOD) uygulanarak toplanmıştır. Veriler SPSS istatistik paket programı (Version 21, Chicago IL, USA) ile bilgisayar ortamına girilmiştir. Verilerin analizinde, tanımlayıcı istatistikler, student-t test, one way anova, kruskal-wallis testleri kullanılmıştır. Sonuçlar %95 güven aralığında, anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Hemşirelerin yaş ortalaması 26.24±6.35‟dır. Hemşirelerin çoğunluğu kadın, bekar ve lisans mezunudur. Hemşirelerin ölmekte olan hastaya bakım verirken yaşadıkları duyguların hastanın yaşına-yatış süresine göre değiştiği %45 ve üzüntü, umutsuzluk, çaresizlik %34.6 hissettikleri anlaşılmıştır. Hemşirelerin bakım verdikleri hasta öldükten sonra ise keder-üzüntü %54.7, çaresizlik %21.9 ve başarısızlık %7.2 hissettikleri anlaşılmıştır. Hemşirelerin ölüm kaygısı puan ortalamaları 56.60±17.27 bulunmuş olması, yapılan diğer çalışmalara göre daha yüksek ölüm kaygısını göstermektedir. Hemşirelerin Frommelt ölmekte olan bireye bakım vermeye ilişkin tutum ölçeği puan ortalamaları 103.14±11.53 bulunmuş olması; yapılan diğer çalışmalara göre ölmekte olan hastaya bakım verirken daha az olumlu tutum sergilediklerini göstermektedir. Hemşirelerin yaşları arttıkça ölüm kaygılarının azaldığı bulunmuştur (r=-0.12, p=0.02). Yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin ölüm kaygısı puan ortalamaları, klinik birimlerde çalışanların puan ortalamalarına göre yüksek bulunmuştur (t=2.09, p=0.03). Kendi ölümünü ara sıra düşünen hemşirelerin ölüm kaygısı puan ortalamaları, sık sık ve nadiren düşünenlerin puan ortalamalarına göre daha yüksek bulunmuştur (F=4.36, p=0.01). Yakın çevresinden birisini ölüm nedeniyle kaybetmeyen hemşirelerin ölüm kaygısı puan ortalamaları, yakın çevresinden birisini ölüm nedeniyle kaybedenlerin puan ortalamalarına göre daha yüksek bulunmuştur (t=2.62, p=0.009). Ölmekte olan hastaya bakım verirken öfke hissettiğini ifade eden hemşirelerin ölüm kaygısı puan ortalamaları, diğer duyguları hissedenlerin puan ortalamalarına göre daha yüksek bulunmuştur (χ2=16.43, p=0.006). Ölmekte olan hastaya bakım verirken en uzun süre köyde yaşamış (F=3.40, p=0.03), meslekte daha deneyimsiz olan (F=2.65, p=0.04), çalıştığı birimde ölümle ara sıra karşılaşan (F=3.86, p=0.02) hemşirelerin daha az olumlu tutum sergiledikleri bulunmuştur. Ölmekte olan hastaya bakım verirken ölüm kaygısı yüksek olan hemşirelerin, daha fazla olumlu tutum sergiledikleri bulunmuştur (r=0.13, p=0.01). Hemşirelerin bakımını üstlendikleri hastaların ölümü nedeni ile yaşadıkları kayıp/yas duygusu ile baş etmek için %48.3‟ü ölümün doğal olduğunu düşünme-rahatlamaya çalışma ve %27.2‟si dua etme yöntemlerini kullandıkları belirlenmiştir. Bu çalışma, hemşirelerin ölmekte olan hastaya bakım vermelerinin ölüm kaygılarını artırdığını göstermiştir. Ölüm kaygısı yüksek olan hemşirelerin ise ölmekte olan hastaya bakım verirken daha fazla olumlu tutum sergilediklerini göstermiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, hemşirelerin kendi ölüm kaygılarını azaltmaya ve ölmekte olan hastalara bakım verirken sergiledikleri olumlu ya da olumsuz tutumlarına ilişkin farkındalık kazandıran ve ölümle başa çıkmada kullandıkları baş etme yöntemlerini geliştirmeye yönelik eğitimlerin verilmesi önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Ölüm, Ölüm Kaygısı, Ölmekte Olan Bireye Bakım

AnksiyeteHasta bakımıHastalar+5
Merve Şahin
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık meslek lisesi öğrencilerinde intihar olasılığı, problem çözme becerileri ve ilişkili faktörler

Ergenlik dönemi intihar davranışının ve olasılığının en sık görüldüğü dönemdir. Gençler problem çözme becerileri açısından kendilerini yetersiz algıladıklarında engellenmişlik duygusu yaşayıp öfkelenmekte ve intiharı ilk olarak akıllarından geçirmektedirler dolayısıyla da intihar olasılıkları artmaktadır. Bu araştırmada sağlık meslek lisesi öğrencilerinde intihar olasılığı, problem çözme becerileri ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Çalışma 2014-2015 öğretim yılında Aydın il merkezinde bulunan özel olmayan sağlık meslek lisesinde yürütülmüştür. Araştırmanın evreni Aydın Güzelhisar Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde öğrenim gören 463 öğrenciden oluşmaktadır. Çalışmada evreni bilinen örnekleme yöntemi kullanılarak %95 güven aralığında 210 öğrenciye ulaşılması hesaplanmıştır. Araştırmada 1,25 desen etkisi ile örneklem sayısı 270 olarak belirlenmiştir. Örneklem seçiminde çoklu örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Örneklem sayısı belirlendikten sonra sınıflar tabaka olarak, bölümler küme olarak kabul edilmiş, her tabakayı temsil edecek öğrenci sayısı belirlendikten sonra kurra yöntemine gidilmiş ve her tabakadan 4 küme örnekleme dahil edilmiştir. Verilerin toplanmasında kişisel bilgi formu, Problem Çözme Envanteri (PÇE), (Şahin, Şahin, Heppner 1993), intihar olasılığı ölçeği (İOÖ) (Eskin 1993) kullanılmıştır. Çalışma için gerekli etik kurul onayı, kişi, kurum izinleri ve onamlar alınmıştır. Veriler SPSS-15 paket programı ile bilgisayara girilmiştir. Verilerin analizinde One Way Anova, t testi ve Korelasyon analizleri kullanılmıştır. Araştırmaya katılan öğrenciler minimum 14, maksimum 18 yaşında olup, yaş ortalamaları 15,78+ 0,98'dir. Araştırmada öğrencilerin İntihar Olasılığı Ölçeği puan ortalamaları 76,22+11,76; Problem Çözme Envanteri puan ortalamaları ise 110,79+17,22 olarak bulunmuştur. Araştırmada beden kitle indeksi şişman olan, uzun süre yaşadığı yer il merkezi olan, aile üyelerinden birinde kronik ve ruhsal hastalık nedeniyle tedavi gören, problemlerini anne babasıyla konuşmayan arkadaşlarıyla konuşan, anne babası kendisine güvenmeyen, problemi olduğunda yardım edebilecek birileri olmayan, bağımlılık yapabilecek alışkanlığı olan, aile içinde şiddete tanık olan maruz kalan öğrencilerin intihar olasılıkları daha yüksektir. Ayrıca, tanıdığı ve yakından tanıdığı biri intihar eden öğrencilerin intihar olasılığı ve problem çözme envanteri puan ortalamaları tanıdığı birinin intihar etmediğini belirten öğrencilerin puan ortalamalarından daha yüksektir (p< 0,05). Sonuç olarak, lise öğrencisi ergenlerin Problem Çözme Envanteri ile İntihar Olasılığı Ölçeği puan ortalamaları arasında negatif yönlü orta düzeyde bir ilişki bulunmuştur. Liselerde intihar olasılığı yüksek olan öğrencilerin belirlenip ihtiyacı olan öğrencilerin destek almaları için ilgili birimlere yönlendirilmeleri, öğrencilere yönelik problem çözme beceri konusunda eğitimlerin düzenlenmesi önerilmektedir.

ErgenlerLise öğrencileriProblem çözme+3
Melek Sarıca
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Bipolar bozukluğu olan hastalarda tele hemşirelik danışmanlığının, işlevsellik ve tedaviye uyum düzeylerine etkisi

Amaç: Bu araştırma, bipolar bozukluğu olan bireylerde tele-hemşirelik danışmanlığının işlevsellik ve tedaviye uyum düzeylerine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma, ön test–son test tasarımlı randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. Aralık 2024–Eylül 2025 tarihleri arasında Kütahya Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezi'nde yürütülmüştür. Başlangıçta 72 birey çalışmaya dahil edilmiş, iki katılımcının ayrılmasıyla araştırma 70 kişi (deney=35, kontrol=35) ile tamamlanmıştır. Deney grubuna sekiz hafta boyunca yapılandırılmış tele-hemşirelik danışmanlığı uygulanmış, kontrol grubuna yalnızca rutin izlem yapılmıştır. Veriler Tanıtıcı Bilgi Formu, Kısa İşlevsellik Değerlendirme Ölçeği (KİDÖ) ve Morisky Tedaviye Uyum Ölçeği (MTUÖ) ile toplanmış; analizlerde uygun istatistiksel testler kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Grupların sosyo-demografik ve klinik özellikleri arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Tele-hemşirelik danışmanlığı sonrasında deney grubunda işlevsellik düzeyinin anlamlı biçimde arttığı (KİDÖ ön test: 40,54±12,41; son test: 34,48±11,86; p<0,001; d=0,50) ve kontrol grubuna göre fark gösterdiği belirlenmiştir (p<0,05). Ayrıca tedaviye uyum düzeyinde belirgin iyileşme saptanmıştır (MTUÖ ön test: 2,54±0,91; son test: 0,37±0,59; p<0,001; d=2,28). Sonuç: Tele-hemşirelik danışmanlığı, bipolar bozukluğu olan bireylerde işlevsellik ve tedaviye uyumu artırmada etkili bir yöntemdir. Bu yaklaşım, hastaların öz-bakım davranışlarını güçlendirmekte ve tedaviye aktif katılımını desteklemektedir.

Hemşirelik
Nayim Ubiç
Bandırma Onyedi Eylül University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Madde kullanım bozukluğu olan bireyin yakınlarının damgalayıcı tutumları, bireyin damgalanma durumu ve öz-anlayışı arasındakı ilişkinin belirlenmesi

Amaç: Çalışmada madde kullanım bozukluğu olan bireylerin damgalanma düzeyleri, bu bireylerin yakınlarının damgalayıcı tutumları ve bireylerin öz-anlayışları arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte olan bu çalışma katma dışlama kriterlerine uyan 181 hasta ve 181 hasta yakını ile gerçekleştirilmiştir. Veriler, sosyodemografik veri formu, Madde Kullanımı Damgalama Mekanizması Ölçeği (MKDMÖ), Öz Anlayış Ölçeği (ÖAÖ) ve Yedam Madde Bağımlılığı Stismatizasyon Ölçeği (YMBSÖ) kullanılarak Eylül 2023- Mart 2022 tarihleri arasında toplanmıştır. Veriler, SPSS 23.0 programında analiz edilmiştir. Analizlerde farklılıkların belirlenmesi için %95 anlamlılık düzeyi kullanılmıştır. Bulgular: Yapılan analizlerin sonucunda madde kullanım bozukluğu olan bireylerin damgalanma durumlarıyla öz anlayışları arasında zayıf ve negatif yönlü bir ilişki olduğu (p<0.05), bireylerin öz anlayışları ve damgalanma durumlarıyla yakınlarının damgalayıcı tutumları arasında anlamlı bir ilişki bulunmadığı (p>0.05) tespit edilmiştir. Madde Kullanımı Damgalama Mekanizması Ölçeğinin alt boyutları olan "Onaylanmış Damgalanma" ve "Beklenen Damgalanma" puanları ile bireylerin yakınlarının damgalayıcı tutumları arasında zayıf ve pozitif yönlü bir ilişki olduğu (p<0.05) saptanmıştır. Sonuç: Çalışmanın bulguları, madde kullanım bozukluğu olan bireylerin yakınlarının tutumlarının bireyin damgalanmasında önemli bir etkiye sahip olduğunu, bireylerin öz anlayış düzeyleri azaldıkça damgalanma durumlarınının arttığını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda çalışmanın sonucunda; birey ve ailelerine damgalanmayı önlemeye yönelik eğitim programlarının düzenlenmesi, yapılacak farkındalık çalışmaları ile doğru bilgi ve tutumların yaygınlaştırılarak damgalayıcı tutumların azaltılması ve madde kullanım bozukluğu olan bireylerin öz anlayışlarını geliştirecek psikososyal müdahalelerin yapılması önerilmektedir.

AileBağımlılıkDamgalama+5
İlke Alpaslan
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarının psikolojik sağlamlıkları, bilinçli farkındalıkları, duygu düzenleme becerileri ve aleksitimi düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Bu araştırma, sağlık çalışanlarının; psikolojik sağlamlıkları, bilinçli farkındalıkları, duygu düzenleme becerileri ve aleksitimi düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla ilişki arayıcı desen kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini Aksaray İlinin Ortaköy İlçesinde görev yapmakta olan ve araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan 172 sağlık çalışanı oluşturmuştur. Araştırma verileri; Tanıtıcı Bilgi Formu, Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği, Bilinçli Farkındalık Ölçeği, Duygu Düzenleme Becerileri Ölçeği ve Toronto Aleksitimi Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Araştırma verilerinin değerlendirilmesinde; Bağımsız Örneklem T-testi, Kruskal-Wallis-H testi, Pearson korelasyon ve doğrusal regresyon analizleri kullanılmıştır. Bilinçli farkındalık ile psikolojik sağlamlık, duygu düzenleme becerileri ve alt boyutları arasında pozitif yönlü, aleksitimi ve alt boyutları arasında negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Psikolojik sağlamlık ile duygu düzenleme becerileri ve alt boyutları arasında pozitif yönlü, aleksitimi ve alt boyutları arasında negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Duygu düzenleme becerileri ve alt boyutları ile aleksitimi ve alt boyutları arasında negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Ayrıca, psikolojik sağlamlık, bilinçli farkındalık ve duygu düzenleme becerisinin aleksitimiyi anlamlı ve negatif yönde yordadığı ve varyansın %67,2' sini açıkladığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuçlara istinaden; sağlık çalışanlarının psikolojik sağlamlık, bilinçli farkındalık ve duygu düzenleme becerilerinin arttırılması aleksitimi düzeyinin azalmasına katkı sağlayacaktır. Bu doğrultuda, sağlık çalışanlarının psikolojik sağlamlık, bilinçli farkındalık ve duygu düzenleme becerilerinin arttırılmasına yönelik güçlendirme programlarının geliştirilmesi gerektiği düşünülmektedir.

Aslı Kıraç
Aksaray University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Lise öğrencilerinin antidepresan kullanma durumları ve bunu etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Lise Öğrencilerinin Antidepresan Kullanma Durumları ve Bunu Etkileyen Faktörlerin Belirlenmesi Amaç: Bu araştırma lise öğrencisi gençlerde antidepresan kullanım durumlarını ve bunu etkileyen faktörleri belirlemek amacı ile gerçekleştirilmiştir. Gereç-Yöntem: Araştırma Şişli İlçesinde bulunan Anadolu ve Meslek liselerinden basit rastgele örneklemi ile seçilmiş birer okulda gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Anadolu ve Meslek liselerinde öğrenim gören toplam öğrenci sayısı 1763 kişi oluşturmuştur.Araştırma kapsamına giren toplam 464 öğrenci bulunmaktadır. Örneklem büyüklüğü dikkate alındığında araştırmaya katılım oranı %37,99 olarak hesaplanmıştır. Anket aracılığıyla elde edilen veriler SPSS paket programında frekans ve yüzdelik değerler biçiminde çözümlenmiştir. Antidepresan kullanımı ile ikili değişkenler arasındaki ilişki için Ki-kare testi uygulanmıştır. Bulgular: Araştırma kapsamına giren 464 öğrenciden %5,6'sı şu anda olmak üzere, %7,1'inin lise yaşamının herhangi bir döneminde antidepresan kullandığı belirlenmiştir. Antidepresan ilaç kullanan öğrencilerin %19,2'si doktor önerisi dışında antidepresan kullanmaktadırlar. Öğrencilerin kız öğrenci olması, 12. sınıfta okuyor olması ve ailede antidepresan ilaç kullanımının olması antidepresan ilaç kullanımını etkilemektedir. Sonuç: Okul sağlığı hemşirelerinin ve ruh sağlığı hemşirelerinin ergenlerde ilaç kullanım oranlarının beklenenden yüksek olduğunun farkında olmaları, reçetesiz kullanımı önleyici faaliyetler düzenlemeleri ve reçeteli kullanımda doğru tedavinin sağlanmasında ergenlere etkili danışmanlık yapmaları önemlidir.

Antidepresif ajanlarErgenlerLise öğrencileri+3
Aslı Sezgen
Koç University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemisi süresince çalışan hemşirelerde travma sonrası büyüme düzeyi ve algılanan sosyal destek arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Yaklaşık iki buçuk yıldır gündemimizde olan COVID-19 pandemisi, pandemiyle birebir mücadele eden hemşireleri psikolojik ve fizyolojik olarak etkilemektedir. Travma olarak nitelendirilebilecek bu sürecin sonucunda, hemşirelerde travma sonrası büyüme gelişmiş olabilir. Literatürde sosyal desteğin travma sonrası büyüme ile ilişkili olduğunu belirten çalışmalar bulunmaktadır. Bu araştırma COVID-19 sürecinde çalışan hemşirelerin travma sonrası büyüme düzeyleri, çok boyutlu algılanan sosyal destek düzeyleri ve aralarındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı tipte ve kesitsel olarak yapılmıştır. Gerekli etik kurul ve kurum izinleri alındıktan sonra araştırma kapsamında COVID-19 hastasına bakım vermiş/veren 62 hemşireye ulaşılmıştır. Veriler Sosyo- demografik Form, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Travma Sonrası Büyüme Envanteri ile toplanmıştır. İstatistiksel analizler IBM SPSS Statistics 24 adlı paket program kullanılarak yapılmıştır. Elde edilen bulgular %95 güven aralığında ve anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak değerlendirilmiştir. Hemşirelerde travma sonrası büyüme envanteri toplam ortalama puanı 60.66±28.24 olarak tespit edilmiştir. Hemşirelerde algılanan sosyal destek ölçek toplam ortalama puanı 65.44±20.14 olarak bulunmuştur. Travma sonrası büyüme ve sosyal destek arasında pozitif yönde, istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). Sosyal destek düzeyi arttıkça travma sonrası büyüme düzeyi artmaktadır. Fakat bu bulgular; örneklem sayısının az olması nedeniyle topluma genellenemez niteliktedir. Bu sebeple daha geniş bir örneklemde çalışma yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

Algılanan destekAlgılanan sosyal destekCOVID 19+7
Manolya Yıldız
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2022
00