Dokuz Eylül University
Discipline

Medical Parasitology

Dokuz Eylül University

13

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

13 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Hemodiyaliz, diyabet ve onkoloji hastaları ile immunsuprese hastalarda Giardia intestinalis, Cryptosporidium spp., Encephalitozoon intestinalis ve Enterocytozoon bieneusi varlığının araştırılması

Bu çalışma, 01.06.2022- 01.08.2023 tarihleri arasında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Parazitoloji Anabilim Dalı Araştırma Laboratuvarında yürütüldü. Çalışmada, Cryptosporidium spp, G. intestinalis, E.intestinalis ve E. bieneusi'nin hemodiyaliz, onkoloji, diyabet ve diğer immunsuprese hastaların klinik bulguları ve laboratuvar bulguları ile paraziter etkenler arasındaki ilişki incelendi. Çalışmada, 35 hemodiyaliz, 37 onkoloji, 23 diyabet ve 55 diğer immunsuprese hastası ile kontrol grubundan 50 kişi olmak üzere toplam 200 kişiye ait dışkı örnekleri incelendi. Dışkı örnekleri önce mikroskobik olarak, daha sonra moleküler yöntemler aracılığıyla incelendi. Nativ-Lugol yöntemi sonucunda, hastaların 14'ünde (%9.3), kontrol grubunu oluşturan kişilerin ise 1'inde (%2) G. intestinalis saptandı. Nested PCR yöntemi ile hasta grubundan 14 hastaya ilave olarak iki pozitiflik daha saptanarak toplam 16 hastada (%10.6) G.intestinalis saptandı. Modifiye asit fast yöntemi ile 14 hastada (%9.3), Nested PCR yöntemiyle 18 hastada (%12) Cryptosporidium spp. saptandı. Kontrol grubunda (n=50) ise hem mikroskobik hem de Nested PCR yöntemi ile bu parazit saptanmadı. Modifiye trichrome boyama yöntemiyle incelenen 200 kişiye ait dışkı örneklerinin 65'inde (%32.5) microsporidia'ya rastlandı. Real Time PCR yöntemiyle 200 kişiye ait dışkı örneklerinin 30'unda (%15) E. intestinalis, 20'sinde (%10) E. bieneusi ve 16'sında (%8) diğer Microsporidia türleri saptandı. Sonuç olarak, G. intestinalis, Cryptosporidium spp., E. bieneusi ve E. intestinalis, diyabetli, kronik böbrek yetmezliği olan hastalar ile onkoloji hastalarında ve immun sistemi baskılanmış hastalarda daha yüksek oranda görüldüğü ve hastalığın prognozunu olumsuz yönde etkiledikleri sonucuna varıldı.

Şehriban Yürektürk
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Van merkezinde bulunan müstakil meskenlerde ev tozu akarlarının görülme sıklığı

Karaman R. Ö. Van Merkezinde Bulunan Müstakil Meskenlerde Ev Tozu Akarlarının Görülme Sıklığı, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Tıp Fakültesi, Parazitoloji Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Van, 2022. Bu çalışma Van ilinde müstakil evler ile apartman dairelerinde akar yaygınlığını karşılaştırmak ve evlerde bulunan akar türlerini tespit etmek amacıyla yapıldı. Çalışma için Van ili İpekyolu ve Tuşba ilçelerinde bulunan rastgele seçilmiş 150'si tek katlı müstakil ev ve 100'ü apartman olmak üzere toplamda 250 evden toz örneği toplandı. Evlerden 1200 W emiş gücüne sahip elektrik süpürgesi ile toplanan örnekler akar türlerinin tespiti için Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Labaratuvarlarında laktik asit ile çözdürme yöntemi ile incelendi. Çalışmaya dahil edilen 150 müstakil evden alınan toz örneklerinin 15'inde (%10) ve 100 apartman dairesinden alınan toz örneklerinin 2'sinde (%2) olmak üzere toplamda 250 eve ait toz örneğinin 17'sinde (%6,8) akar saptandı. Saptanan akarlardan Dermatophagoides pteronyssinus'un baskın tür olduğu belirlendi. Sonuç olarak, Van ilinde ev tozu akar yoğunluğunu Türkiye ev tozu akar yoğunluğu ortalamasının altında olduğu ve apartman diarelerine göre müstakil evlerde akar yoğunluğunun daha fazla olduğu belirlendi.

Rezan Özcan Karaman
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Trichomonas vaginalis sialidaz geninin escherichia coli'de klonlanıp biyolojik aktivitesinin araştırılması

Amaç: Bu araştırma bir protozoon parazit olan T.vaginalis'in siyalidaz enzimini kodlayan geni klonlamak ve rekombinant organizmadan elde edilen ham ve saflaştırılmış siyalidaz enziminin biyolojik aktivitesini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmada ADÜ Tıbbi Parazitoloji Anabilim Dalı'ndan temin edilen T. vaginalis parazitinin DNA'sı kullanılmıştır. PCR ile çoğaltılan siyalidaz geni, resktriksiyon ve ligasyon aşamalarından sonra, pET30a plazmidi üzerinde kimyasal transformasyon ile E.coli bakterisine aktarılmış ve üretilen siyalidaz proteini saflaştırılmıştır. Siyalidaz aktivitesi ham ve saflaştırılmış örneklerde, Nöraminidaz deney kiti ile araştırılmıştır. Bulgular: PCR ile çoğaltılan siyalidaz geninin büyüklüğü yaklaşık 1050 bp'dir. Sekans analizi sonucu amplikonun T. vaginalis G3 suşuna ait siyalidaz enzim geni ile % 99.69 oranında identiktir. pUC19 ve Pet30 plazmidleriyle yapılan transformasyon sonucu Sia32 olarak adlandırılan klon seçilmiş ve üretilen rekombinant proteinin molekül ağırlığı 44.5 kDa olarak hesaplanmıştır. Saflaştırma için yapılan optimizasyon denemelerinde en iyi metodun imidazolsüz başlangıç ve 25-200 mM lık imidazol elüsyon adımlarını içeren yöntem olduğu gösterilmiştir. Ham ve saflaştırılmış siyalidaz içeren örneklerde nöraminidaz deney kiti ile enzimin biyolojik aktivitesi doğrulanmış ve saf örneklerde enzim aktivitesinin daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Bu çalışmada T. vaginalis parazitine ait siyalidaz geni klonlanarak saflaştırılmış ve biyokimyasal aktivitesi ticari deneme kiti ile doğrulanmıştır. Böylece, laboratuvarımızda rekombinant siyalidaz üreten E.coli BL21 suşu oluşturulmuştur. Rekombinant suş, siyalidaz enziminin diğer biyolojik özelliklerinin çalışılması ve siyalidaz inhibitörü geliştirmek için kaynak olacaktır.

Gamze Başbülbül
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Güneydoğu Anadolu'da kutanöz leishmaniasis etken türlerinin ve klinik yansımalarının belirlenmesi

Amaç: Kutanöz leishmaniasis (KL) Türkiye'nin güneydoğu illerinde, Çukurova bölgesinde ve komşu Orta Doğu ülkelerinde endemiktir. Suriyeli mültecilerden kaynaklı vakalarla birlikte Türkiye'de büyüyen bir halk sağlığı sorunudur. Bu çalışmanın amacı, Güneydoğu Anadolu'da kutanöz leishmaniasise neden olan Leishmania türlerini belirlemek ve bu bölgedeki hastalığın epidemiyolojik ve klinik özelliklerini tanımlamaktır. Gereç ve Yöntem: Dicle Üniversitesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Polikliniğine Ekim 2019-Ocak 2022 tarihleri arasında başvuran ve KL tanısı mikroskobik olarak doğrulanan 100 hasta çalışmaya alınmıştır. Standart bir anket kullanılarak her hastadan yaş, adres, seyahat geçmişi ile ilgili veriler ve lezyonların tipi, sayısı ve yeri elde edilmiştir. Hastaların lezyonlarından dermal kazıma ile alınan materyal modifiye NNN besiyerine inoküle edilmiştir. Besi yerinden elde edilen promastigotlardan DNA izolasyonu yapılmıştır. Leishmania ITS1 bölgesine özgü primer ve problar kullanılarak gerçek zamanlı PZR testi uygulanmış ve Leishmania türlerinin ayrımı yapılmıştır. Bulgular: Olguların 72'sinde L. tropica, 17'sinde L. major, 7'sinde L. infantum, 3'ünde L. donovani ve birinde L. aethiopica saptanmıştır. Olguların 83'ü yerli, 17'si dış kaynaklı idi. Dış kaynaklı olguların 8'inde L. major, 8'inde L. tropica, birinde L. aethiopica saptanmıştır. Olguların 95'i akut, 5'i kronik hastalığa sahipti. Kronik olguların tümü çocuktu ve bu olguların tümünde L. tropica tespit edilmiştir. L. tropica tespit edilen grupta en sık tespit edilen lezyonlar sıklık sırasıyla papülonodular (n=95), ülseratif (n=38) ve plak (n=22) iken; L. major grubunda ülseratif (n=35) ve papülonodular lezyonlardı (n=13). Olguların 62'sinde (%62) sadece yüz lokalizasyonu, 24'ünde (%24) sadece ekstremite lokalizasyonu, 14'ünde (%14) hem yüz hem de ekstremite lokalizasyonu vardı. Sadece ekstremite lokalizasyonu; L. major grubunda L. tropica grubuna göre daha fazla idi (sırasıyla %47, %18). L. major grubunda tüm lezyonlar inflamme iken, L. tropica grubunda ise lezyonların %21.9'u inflamme idi. Sonuç: Orta Asya ve Orta Doğu ülkelerine olan uluslararası ticari taşımacılık ve çoğunlukla Suriye kaynaklı mülteci akını Güneydoğu Anadolu'da Leishmania türlerini ve KL epidemiyolojisini etkilemektedir. Türlere göre klinik özellikler değerlendirildiğinde L. major grubunda istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmasına karşın türe özgü spesifik klinik belirtiler belirlenmemiştir. Anahtar Kelimeler: Leishmaniasis, türler, klinik, belirtiler

Güneydoğu Anadolu bölgesiLeishmaniasisLeishmaniasis-cutaneous+3
Mehmet Harman
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'den elde edilen kutanöz leishmaniasis etkeni izolatların sıvı besiyerlerindeki üremelerinin karşılaştırılması

Proje Adı: Türkiye'den Elde Edilen Kutanöz Leishmaniasis Etkeni Izolatların Sıvı Besiyerlerindeki Üremelerinin Karşılaştırılması Öğrenci Adı: Yalçın DEMİR Danışmanı: Prof. Dr. Ahmet ÖZBİLGİN Ana Bilim Dalı: Tıbbi Parazitoloji A.D Amaç: Moleküler çalışmalarda, izoenzim analizlerinde ve ilaç çalışmalarında kullanılabilecek olan leishmania promastigotlarını en kısa sürede en fazla üreten sıvı besiyerini saptamaktır. Gereç ve yöntem: Sıvı azot tankında saklanan, Türkiye'deki KL hastasından elde edilmiş Leishmania izolatları çıkarılıp canlandırılmış ve NNN besiyerine ekimleri yapılmıştır. Üretilen izolatların Real-Time PCR yardımıyla ITS1 bölgesine özgü primer ve problarla genotiplendirilmiştir. Türkiye'deki KL hastalarından elde edilen ve genotiplendirme sonucu L. tropica, L. major ve L. infantum/donovani olarak tür tayinleri saptanan izolatlardan birer tanesi çalışmaya alınmış ve RPMI-1640, M199, Schneiders, Nutrient Broth, Brain Heart Broth besiyerlerine ekimleri yapılmıştır ve besiyerleri her gün 12. güne kadar kontrolleri yapılarak, Thoma lamı yardımıyla üreme yoğunlukları hesaplanmıştır. Bulgular ve sonuçlar: Türkiye'deki KL hastalarından elde edilmiş ve tür tayini yapılmış L. tropica, L. major ve L. infantum/donovani izolatlarının 8. günden itibaren RPMI-1640 besiyerinde çalışmada kullanılan diğer besiyerleri olan M199, Schneiders, Nutrient Broth, Brain Heart Broth besiyerlerine göre tüm türlerin promastigotlarını daha fazla sayıda üretebildiği görülmüştür (p<0.05). Bu nedenle Türkiyeden izole edilen KL etkeni Leishmania türlerine gereksinim olduğu durumlarda en iyi sıvı besiyerinin RPMI-1640 olduğu saptanmıştır. Diğerleri sırayla M199, Schneiders, Brain Heart Broth ve Nutrient Broth besiyerlerinin tercih edilmesinin uygun olacağı bildirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Leishmania ,Besiyeri, Türkiye ,Kültür

Besi yerleriKültür teknikleriLeishmania+2
Yalçın Demir
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Hatay ilinde kanin leishmaniasisin araştırılması

Amaç: Kanin Leishmaniasis (KanL), köpeklerde Leishmania parazitinin etken olduğu vektör kaynaklı zoonoz bir hastalıktır. Çalışmamızda farklı tanı yöntemleriyle Hatay'daki KanL'in araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Hatay Sahipsiz Hayvan Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi'nden ve dört ilçeden toplam 100 köpekten düz kan, sitratlı kan, lenf aspirasyonu ve konjuktival svap alındı. Kan ve lenf aspirasyonundan yayma preparatlar hazırlandı. Kanın pellet kısımları ve lenf aspirasyonundan NNN besiyerine ekim yapıldı. Tüm örnekler ELISA ve rK39 hızlı tanı testiyle çalışıldı. Moleküler tanı için; kanın pellet kısmı, sitratlı kan, lenf aspirasyonu, kojuktival svap ve üreme gözlenen besiyerlerinden DNA izolasyonu yapılarak ITS–1 (internal-transcribed-spacer-1) ve Hsp70 (heat-shock-protein70) gen bölgesi kullanılarak Gerçek Zamanlı Polimeraz Zincir Reaksiyonu (GZ-PZR) uygulandı. Bulgular: Toplam100 köpeğin kan yaymalarının hiçbirinde Leishmania amastigotları görülmedi. Lenf aspirasyonu alınabilen 43 köpeğin yayma preparatlarının %18,60'ında (8/43) amastigotlar saptandı. NNN besiyerinde; kanın pelet kısmında %4 (4/100), lenf aspirasyonunda ise %11,63'ünde (5/43) promastigotların ürediği gözlendi. ELISA ile %60 (60/100), rK39 hızlı tanı testiyle %22 (22/100) oranında seropozitiflik belirlendi. ITS-1 GZ-PZR sonucunda kanın pellet kısmıyla %12 (12/100), sitratlı kanla %11 (11/100), lenf aspirasyonuyla %46,51 (20/43) ve konjuktival svap ile %23 (23/100) oranında pozitiflik saptandı. Moleküler olarak pozitif olan köpeklerin biri L.tropica, diğerleri L.infantum/donovani olarak tiplendirildi. L.infantum/donovani olduğu saptanan örnekler, Hsp70 GZ-PZR sonucunda L.infantum olduğu belirlendi. Sonuçlar: Çalışmada 100 köpeğin 60'ının çalışılan testlerden en az biriyle pozitif olduğu belirlendi. Hatay'da KanL seroprevalansı %60 olarak saptandı. Kullanılan yöntemler arasında en yüksek pozitiflik ELISA ile elde edildi. Bölgemizde KanL etken türü genel olarak L.infantum olmak üzere, ilk kez bir köpekte L.tropica saptandı. Anahtar Kelimeler: Leishmaniasis, Rezervuar, Köpek, Tanı, Hatay.

HatayKöpeklerLeishmania+3
Tuğba Kaya
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Köpeklerde kanin leishmaniasis etkeni leishmania tropica'da ilaç dirençlerinin araştırılması

Amaç: Leishmaniasis dünyada 98 ülkede endemik olarak görülmekte ve yaklaşık bir milyar insan için risk oluşturmaktadır. Zorunlu hücre içi paraziti Leishmania spp.'nin köpeklerde oluşturduğu enfeksiyona ise Kanin Leishmanisis (KanL) adı verilmektedir. Bu çalışmada, ülkemizdeki köpeklerden izole edilmiş Leishmania tropica suşlarının, leishmaniasis tedavisinde uygulanan amfoterisin B, meglumin antimonat ve sodyum stiboglukonata karşı direnç durumlarının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Sıvı azottan çıkarılan Leishmania spp. promastigotları NNN besiyerine ekilmiş ve üremeye başlayan izolatların RPMI-1640 besiyerinde kültivasyonu yapılarak bol miktarda promastigot elde edilmiştir. Leishmania spp.'nin ITS-1 bölgesine özgü primer ve problarıyla gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu yöntemiyle genotiplendirme gerçekleştirilen ve KanL etkeni L. tropica olduğu saptanan beş izolatta hemositometre ve XTT yöntemleriyle amfoterisin B, meglumin antimonat ve sodyum stiboglukonat'a karşı direnç durumu incelenmiştir. Bulgular: Hemositometre yöntemi ile beş izolat için ortalama IC50 değerleri meglumin antimonat için 10.60 mg/ml, sodyum stiboglukonat için 0.1471 mg/ml, amfoterisin B için 0.0328 µM/ml olarak saptanmıştır. XTT yöntemi ile saptanan ortalama IC50 değerleri ise meglumin antimonat için 10.48 mg/ml, sodyum stiboglukonat için 0.1470 mg/ml, amfoterisin B için 0.0326 µM/ml olarak bulunmuştur. Sonuçlar: Verilerimiz doğrultusunda KanL olgularından izole edilen ve köpeklerde çok ender olarak etken olan L. tropica suşlarında amfoterisin B ve sodyum stiboglukonata direnç geliştiği saptanmazken, parazitin meglumin antimonata karşı ilaç direnci geliştirdiği görülmektedir. İleride bu durumun insan kutanöz leishmaniasis olgularında tedavi esnasında bir sorun olarak karşımıza çıkacağı düşünülmüştür.

KöpeklerLeishmania tropikaLeishmaniasis+2
Nami Ege Perk
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Trypanosoma cruzi, Leishmania tropica ve Toxoplasma gondii parazitlerinin ex vivo kültivasyonu ve auranofin antiparaziter ilaç etkinliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızda; Türkiye'de ilk kez ex vivo kültür yöntemiyle üretilen T.cruzi'nin yanısıra, L.tropica ve T.gondii parazitlerinin J774, Vero ve HeLa hücrelerinde ex vivo kültivasyon yöntemiyle virulans özelliklerini kaybetmeden kısa sürede fazla miktarda çoğaltılması ve bu parazitler üzerine auranofinin antiparaziter ilaç etkinliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Sıvı azotta saklanan J774, Vero ve HeLa hücreleri birlikte T.cruzi, L.tropica ve T.gondii parazitleri kullanılarak yapılan ex vivo kültivasyonda ardışık 3'er pasaj yapılmıştır. Her pasaj sonrasında giemsa boyalı preparatlar hazırlanarak enfeksiyon oranları ışık mikroskobik incelemeyle değerlendirilmiştir. Auranofin in vitro ilaç etkinliği hemositometri ve celltiter-glo yöntemleri ile ve ex vivo ilaç etkinliği ise giemsa boyalı preparatların ışık mikroskobik incelenmesi ile araştırılmıştır. Ayrıca MTT ile Auranofinin sitotoksik aktivitesi incelenmiştir. Bulgular: Ex vivo kültivasyon sonucunda T.cruzi ve L.tropica suşlarının ürediği en iyi hücre hatları sırasıyla J774, Vero ve HeLa, T.gondii suşunun ise sırasıyla HeLa, J774 ve Vero olduğu görülmüştür. Auranofinin IC50, CC50 ve SI verilerine göre sitotoksik aktivite göstermediği, T.cruzi, L.tropica ve T. gondii üzerine antiparaziter aktivite gösterdiği istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Sonuçlar: Türkiye'de ilk kez ex vivo kültür yöntemiyle üretilen T. cruzi'nin yanısıra, L.tropica ve T.gondii suşları, ex vivo kültür yöntemiyle virulans özelliklerini kaybetmeden kısa sürede fazla miktarda başarılı bir şekilde üretilmiştir. Auranofinin IC50, CC50 ve SI verilerine göre sitotoksik aktivite göstermemesi ve L.tropica üzerine dünyada ilk kez olmasının yanısıra, T.cruzi ve T.gondii üzerine antiparaziter aktivite göstermesi önemli ve ümit verici bir gelişme olarak değerlendirilmektedir.

Antiparazitik ajanlarAuranofinBitki yetiştirme+5
Ahmet Yıldırım
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki kutanöz leishmaniasis hastalarından izole edilen Leishmania major ve Leishmania tropica suşlarında leishmania rna virus (LRV) pozitifliğinin araştırılması

Amaç: Leishmania RNA virüsü (LRV), birçok Leishmania spp. suşlarında yer alarak memeli konakta etken Leishmania parazitinin yıkıcı yangısal yanıt oluşturmasına katkıda bulunduğu düşünülen çift sarmallı RNA (dsRNA) virüsüdür. Çalışmamızda bankamızda bulunan izolatlar kullanılarak leishmaniasisin klinik seyrinde değişikliğe neden olabileceği düşünülen LRV'nin varlığına dair veri elde edilerek ileride yapılacak çalışmalara katkı sağlanması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Türkiye'deki KL hastalarından izole edilmiş ve Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Parazit Bankası'nda korunan genotiplendirilmiş Leishmania spp. izolatları çözdürülüp NNN ve RPMI-1640 besiyerlerine ekimleri yapılmış ve 26 ºC'lik etüvde logaritmik faza girmesi sağlanmıştır. DNA izolasyonu sonrasında yapılan real-time PZR ile 10 tane L. major ve 10 tane L. tropica izolatları genotiplendirilerek çalışmaya alınmıştır. Promastigot süspansiyonundan RNA izolasyonu sonrasında revers transkripsiyon ile cDNA sentezi yapılmıştır. PZR amplifikasyon ürünleri ile yapılan jel elektroforezi sonrasında UV ışığı altında LRV pozitifliği açısından dsRNA bant oluşumu değerlendirilmiştir. Bulgular: Jel elektroforez yöntemi ile görüntülenen 20 Leishmania spp. örneğinin (10 L. major ve 10 L. tropica) 4'ünde (1 L. major ve 3 L. tropica) LRV pozitifliği saptanmıştır. Sonuçlar: Son yıllarda yapılan çalışmalarda bulunan LRV'nin her ne kadar mekanizması tam olarak anlaşılamamış olsa da hastalığın kliniğini şiddetlendirdiği hatta parazitin ilaç direnci oluşturmasında etkisi olduğu bilinmektedir. LRV'nin ülkemizdeki varlığına dair veri elde edilmesi ve bu verilerin ileride yapılacak çeşitli klinik, ilaç geliştirme, prevelans çalışmalarına, hastalığın tanı ve tedavisine katkı sağlaması açısından önem arz etmektedir. Anahtar Sözcükler: Leishmania RNA Virus (LRV), Leishmania major, Leishmania tropica, Türkiye.

LeishmaniaLeishmania tropikaLeishmania tropika+5
Cankut Karabulut
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Centaurea urvillei'nin toxoplasma gondii üzerindeki etkisi

Çalışmamızda; Türkiye'de ex vivo kültür yöntemiyle üretilen T.gondii parazitinin, Vero hücrelerinde ex vivo kültivasyon yöntemiyle virulans özelliklerini yitirmeden üremesini sağlamak ve bu parazit üzerine Centaurea urvillei bitkisinin anti paraziter ilaç etkinliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Centaurea urvillei bitkisi Eskişehir ilinden toplandı, kurutuldu ve ekstraksiyon için kullanılabilecek kısımları alınarak metanol, n-hekzan ve kloroform çözeltilerinde çözdürülürek ekstreler hazır hale getirildi. Ardından Vero ve L929 hücreleri pasajlanmak üzere çözdürülmüştür. Tripan mavisiyle boyanarak hücre sayımı gerçekleştirildi. Diğer yandan Toxoplasma gondii bulunduğu sıvı azot tankından çıkarılıp çözdürülmüştür. Tripan mavisiyle boyanıp parazit sayımı yapılmıştır. Centaurea urvillei bitkisinin L929 hücreleri üzerinde in-vitro sitotoksik değerlendirmesi yapılmıştır. CC50 değerleri n-hekzan, metanol, kloroform ve primetaminin sırasıyla 110,4 µg/ml, 99,6 µg/ml, 157,7 µg/ml ve 189,8 µg/ml olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak Centaurea urvillei bitkisinin sitotoksik aktivite göstermediği belirlenmiştir. Ardından T.gondii'nin ex-vivo kültivasyonu yapılmıştır. Vero hücresine T.gondii izolatının ekimi yapılmıştır ve 72 saat inkübasyona bırakılmıştır. 72 saat sonunda enfeksiyon gerçeklemiş olup C.urvillei bitkisinin T.gondii üzerindeki etkisine bakmak üzere farklı konsantrasyonlarda değerlendirmesi yapılmıştır. Enfeksiyon gerçekleşmiş olan Vero hücrelerine kontrol ilacının ve ekstrenin eklenmesinden sonra 48 saat inkübe edilmiştir. Sonrasında Giemsa ile boyanmış ve ışık mikroskobuyla her kuyucuk içindeki takizoit sayısı belirlenip, %anti-takizoit(inhibüsyon) aktivitesi hesaplanmıştır. IC50 değeri de belirlendikten sonra anti paraziter etkinliğinin olup olmadığını belirlemek için seçicilik indeksi (SI) bulunmuştur ve Centaurea urvillei bitkisinin T.gondii üzerinde anti paraziter aktivite gösterdiği istatiksel olarak anlamlı bulunmuş olup, T.gondii üzerindeki etkisi ileride yapılacak olan ilaç çalışmalarında bir basamak olarak görülebilir.

Centaurea urvilleiParaziter hastalıklarParazitler+3
Elif Polat
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Leishmania SPP. plasmodium SPP. ve toxoplasma gondii'nin gerçek zamanlı polimeraz zincirleme tepkimesi ile tanısı: Limit saptama

AMAÇ: Kan ve dokularda yerleşen paraziter hastalıklar insan sağlığı için dünya çapında büyük tehlike oluşturmaktadır. Bunlar arasında yer alan sıtma, leishmaniasis ve toksoplazmosis her yıl çok sayıda kişinin hayatını kaybetmesine neden olmakta, oluşturdukları hastalık tablosunun tedavisi ve bireysel iş gücü kaybı nedeniyle de ülke ekonomilerine de büyük yük getirmektedir. Sıtma, Plasmodium cinsi protozoonların yol açtığı, tüm dünyada her yıl 300 milyondan fazla kişinin enfekte olduğu ve bu kişilerden en az bir milyonunun ölümüne neden olan ciddi bir enfeksiyon hastalığıdır. Türkiye'nin anofel cinsi sivrisineklerin yaşama ve üremesi için uygun bir iklim kuşağında yer alması sıtmanın ülkemiz için sürekli bir tehdit olmasına yol açmaktadır. Leishmaniasis de vektör aracığıyla insanlara bulaşabilen ve gelişmekte olan ülkelerde ciddi halk sağlığı sorunları yaratan bir parazit hastalığıdır. Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre, bugün tüm dünyada toplam 98 ülke ve yaklaşık 12 milyon insan leishmaniasis'e yakalanmış durumda olup 350 milyon kişi ise risk altındadır. Toksoplasmoz ise hücre içi protozoon olan Toxoplasma gondii'nin neden olduğu zoonotik karakterli bir hastalık olup insanlara kedi dışkısında bulunan ookistlerin kirli su ve yiyeceklerle ağız yoluyla alınmasıyla, pişmemiş et yenilmesiyle, organ nakliyle ve laboratuvar enfeksiyonuyla bulaştığı bilinmektedir. İmmün sistemi sağlıklı bireylerde toksoplazmosis bazen semptomsuz geçirilse de, bağışıklık sistemi zayıf hastalarda ölümcül beyin iltihaplarıyla kendini gösterebilmektedir. Ayrıca, gebeliğin ilk 3 ayında alınan toksoplazmosis nedeniyle fetüs ya ölü doğmakta ya da çeşitli nörolojik hasarlarla dünyaya gelmektedir. Bu ve benzeri tehlikeli enfeksiyon hastalıklarının tanısı için örnek almak da bazen güç olabilmekte ve geleneksel yöntemlerle etken saptanamayabilmektedir. Bu gibi durumlarda tanı genellikle duyarlılık ve özgünlüğü yüksek polimeraz zincirleme tepkimesi (PZR) ile konulabilmektedir. PZR'nin sonradan geliştirilen gerçek zamanlı uygulaması (Gerçek Zamanlı PZR [GZ-PZR]), daha hızlı sonuç vermesi ve kontaminasyon riskinin düşük olması nedeniyle geleneksel PZR'den daha sık tercih edilmektedir. Tanısal özgünlük ve duyarlılığı son derece yüksek GZ-PZR yöntemi ile paraziter hastalıklara tanı konulabilmektedir. Bununla birlikte, parazit sayısının bazı örneklerde son derece az olduğu düşünüldüğünde her bir paraziter ajanın GZ-PZR testindeki tanısal duyarlılığının bilinmesi son derece önemlidir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye için önemli üç parazitin (Plasmodium spp., Leishmania spp. ve T. gondii) GZ-PZR ile tanısında en örneğin mikrolitresinde az kaç parazit bulunduğunda sonuç alınabildiğinin belirlenebilmesi, test koşullarının belirlenip protokolün oluşturulması suretiyle GZ-PZR testinin rutin sağlık hizmetlerine dahil edilmesidir. GEREÇ ve YÖNTEM: Çalışma için Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Parazitoloji Anabilim Dalı'nda sıvı azot içinde -196°C'de saklanmakta olan Leishmania tropica ve Leishmania infantum, Plasmodium falciparum ve Plasmodium vivax ile Toxoplasma gondii parazitleri canlandırılmış ve her biri mililitrede 107 parazit olacak şekilde PBS solüsyonu ile süspanse edilmişlerdir. Bu karışımdan parazitlerin PBS solüsyonu mikrolitrede 1, 5, 10, 25, 50, 100, 500, 1000, 2500, 5000 ve 10.000 parazit olacak şekilde dilüsyon yapılmıştır. Daha sonra bu tüpler tek tek kullanılarak farklı GZ-PZR ile reaksiyonun pozitif sonuç verdiği en ileri dilüsyon tespit edilmiştir. Saptanan pozitif dilüsyon ile negatif saptanan bir önceki dilüsyon arası tekrar dilüsyon yapılarak en düşük parazit sayısı saptanmıştır BULGULAR: Yapılan GZ-PZR testinde Plasmodium falciparum, Leishmania tropica (promastigot), Leishmania infantum (promastigot), Leishmania tropica (amastigot), Leishmania infantum (amastigot) parazitlerinde en düşük parazit sayısı 10 olarak bulunurken, Plasmodium vivax, Toxoplasma gondii parazitlerinde parazit sayısı 12 olarak bulunmuştur. SONUÇLAR: Leishmania spp., Plasmodium spp. ve Toxoplasma gondii'nin gerçek zamanlı polimeraz zincirleme tepkimesi ile tanısında örneklerdeki düşük sayıdaki parazitleri bile başarı ile saptaması bu testin her üç parazitin moleküler tanısında güvenle kullanılabilineceğini düşündürmüştür.

LeishmaniaParaziter hastalıklarPlasmodium+5
Tuba Oyur Kurt
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Lenfosit alt grupları ile bağırsak parazitleri arasındaki ilişkinin araştırılması

Bağırsak parazit enfeksiyonları, başta gelişmekte olan ülkeler olmak üzere, ülkemiz ve tüm dünyada ciddi bir sağlık problemi olarak düşünülmektedir. Parazit enfeksiyonları genellikle asemptomatik seyirlidir. Paraziter enfeksiyonun kendisi genellikle ölümcül olmamakla birlikte, bağışıklık sisteminin baskılandığı durumlarda morbidite ve mortaliteye neden olabilir. Kanser özellikle hücresel immünite olmak üzere tüm bağışıklık sistemini zaafa uğratabilir. Her ne kadar ülkemizde ve dünyada immün düşkün bireylerde bağırsak parazitlerinin prevelansı gösterilmişse de, bunun altında yatan faktörler belirsizdir. Bu çalışmanın amacı, kanser ve/veya kemoterapi nedeniyle immünitesi baskılanan hastalarda bağırsak parazitozlarının görülme sıklığı ile bu enfeksiyonların T hücre (CD3+), yardımcı T (Th) (CD3+ CD4+) ve sitotoksik T (Tc) (CD4+ CD8+) hücre, B hücre (CD19+) ve doğal öldürücü (NK) hücre (CD16+ 56+) düzeyleri arasındaki ilişkinin araştırılmasıdır.Çalışmada 27 ve üzeri yaştaki 201 kanser hastası yer aldı. Hastaların dışkı örnekleri Nativ-Lugol, Giemsa, Modifiye Trikrom, Asit Fast Trikrom ve Kalkoflor Beyazı boyama yöntemleri ile incelendi. Ayrıca dışkı örneklerinde PCR yöntemi ile genus ve tür düzeyinde Microsporidia ve Cryptosporidium parvum araştırıldı. Kan örneklerinde akım sitometri ile lenfosit alt grupları belirlendi.Hastaların 115'inde (%56,7) bir veya birden fazla parazit türü saptandı. En sık görülen parazit türleri Microsporidia % 25.37, Blastocystis %23.38 ve Entamoeba coli %13.93 idi. Akım sitometri yöntemi ile çalışılan kan örneklerinde, lenfosit yüzdesi, T hücre ve Th hücre düzeyi düşük olan hastalarda parazit görülme sıklığı yüksekti. Microsporidia enfeksiyonu lenfosit yüzdesi ve Th hücre düzeyi düşük hastalarda, Blastocystis enfeksiyonu lenfosit yüzdesi düşük ve CD4/CD8 oranı 1'den büyük olan hastalarda ve C. parvum enfeksiyonu T lenfosit yüzdesi ve Th hücre düzeyi düşük olan hastalarda anlamlı olarak yüksekti.Kanser hastalarında lenfosit yüzdesi, T ve Th hücre sayısında azalma ve CD4/CD8 oranının yüksek olması, bağırsak parazit enfeksiyonlarının sıklığını artırmaktadır. Fırsatçı bağırsak parazitleri hastalığın klinik seyrini etkileyebilir, hekimlerin özellikle kanser hastalarının takip ve tedavi sürecinde bu durumu göz ardı etmemelerini önermekteyiz.

BağırsaklarLenfositlerParaziter hastalıklar+3
Sefa Mülayim
Fırat University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Dışkıda giardia intestinalis tanısında üç yöntemin (mikroskobik inceleme, direkt floresan antikor testi, immunokromatografik yöntem) karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi

Kamçılı bir protozoon olan G. intestinalis'in neden olduğu giardiosis tüm dünyada ve özellikle de gelişmekte olan ülkelerde en sık rastlanan protozoon hastalığı olarak bildirilmektedir. Endüstriel ülkelerde %2-5 arasında, gelişmekte olan ülkelerde %20-30'a varan oranlarda yayılış gösterdiği belirtilmektedir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde ve çocuklarda salgınlar yapabilmekte ve ciddi sosyoekonomik kayıplara yol açabilmektedir. Bu kayıpların önlenebilmesi için şüphesiz ilk adım doğru ve hızlı tanı koyarak hasta veya taşıyıcı kişilerin saptanması ve uygun şekilde tedavi edilmesinin sağlanmasıdır. Ülkemizde de son yıllarda yapılan çalışmalar incelendiğinde farklı bölgelerde %0,8'den %54,8 e kadar değişebilen oranlar bildirilmiştir. Dışkıdaki parazitin tanısında mikroskobik bakı, çeşitli boyama yöntemleri, Direkt Fluoresan Antikor Tekniği (DFA), Enzyme Linked Immunosorbant Assay (ELISA), immunokromatografik (IK) ve Polymerase Chain Reaction (PCR) gibi birçok yöntem kullanılmaktadır. Bu yöntemlerin duyarlılık ve özgüllüğü ile ilgili çok fazla çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı G.intestinalis tanısında sıklıkla kullanılan direkt mikroskobik inceleme ve konsantrasyon yöntemi sonrası direkt mikroskobik inceleme ile DFA ve IK yöntemlerinin paraziti saptama açısından birbirine olan üstünlüğünü saptamak ve tanı için en uygun olabilecek yöntemi araştırmaktır. Çalışmaya parazit araştırılması amacıyla laboratuvarımıza gönderilen dışkı örneklerinden nativ-lugol ve/yeya formol-etil asetat çöktürme yöntemi ile G.intestinalis saptanan 25 ve kontrol grubu olarak parazit saptanmayan 25 örnek dahil edilmiştir. Dışkıların mikroskobik incelemeleri yapıldıktan sonra, DFA ve IK yöntemleri ile çalışılmak üzere -20 ºC'de saklanmıştır. Saklanan dışkılar DFA (CeLLabs, Crypto/Giardia-Cel IF) ve IK (RIDA QUICK, Cryptosporidium /Giardia Combi Dipstick) testleri ile üretici firmaların önerileri doğrultusunda çalışılmıştır. Çalışmamızda nativ-lugol ve/yeya formol-etil asetat çöktürme yöntemi ile G.intestinalis saptanan 25 dışkının tamamında DFA ile parazit görülmüştür. IK yöntemi ile 24 dışkıda parazite özgü bant saptanırken, bir dışkıda saptanamamıştır. Kontrol grubundaki G.intestinalis saptanmamış olan 25 dışkının tamamında hem DFA hem de IK yöntemi ile parazit saptanmamıştır. Sonuç olarak, G.intestinalis tanısında mikroskobik bakı referans olarak alındığında DFA'nın özgüllük ve duyarlılığının %100, IK'in duyarlılığının %96, özgüllüğünün ise %100 olduğu belirlenmiştir. Çalışmamızda, IK yönteminin, kolay uygulanabilmesi deneyimli personel ve laboratuvar alt yapısı gerektirmemesi, hızlı sonuç vermesi gibi avantajlı yönleri nedeni ile tanı laboratuvarlarında ve ayrıca kitle taramalarında kullanılacağı düşünülmüştür. Ayrıca IK'nın kit birim fiyatı maliyetinin 12.8 TL ile kit birim fiyatı 25.5 TL olan DFA'ya göre daha uygun maliyetli olduğu düşünülmüştür. DFA yönteminin ise alt yapısı güçlü laboratuvarlarda deneyim gerektirmeyen personel tarafından değerlendirebileceği, ancak maliyetinin geleneksel yöntemlere göre fazla olduğu kanısına varılmıştır. Anahtar kelimeler: DFA, Direkt mikroskobik inceleme, Giardia intestinalis, IK.

DışkıEnzime bağlı immünosorbent testiFloresan antikor tekniği+3
Senem Yaman Karadam
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2014
00