Düzce University
Discipline

Public Health

Düzce University

749

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana, Doğankent Beldesi'nde 0-59 ay arasındaki sağlıklı çocuklarda H. influenzae tip B'ye karşı doğal bağışıklığın araştırılması

ÖZET Haemophilus influenzae tip b (Hib) çocukluk çağı sistemik hastahklann önde gelen nedenidir. Sistemik Hib hastalıkları S yaş altında, aklıkla 3 ay ile 3 yaş arasında görülür. Sistemik Hib hastalıklarının 5 yaş aranda görülmesinin nedeni bu dönemde çocukların bu hastalığa karşı bağışık yanıtının yetersiz olması ile açıklanmaktadır. Menenjit, seüülit, epiglottic eklem iltihabı ve zahire en sık görülen klinik tablolardır. Beş yaş altında sistemik Hib hastalıklarının görülme sıklığı 2-450/100 000 arasında değişmektedir. İnsidanstaki bu değişiklik bölge ve ülkeler arasındaki sosyoekonomik ve coğrafik farklılıklara bağlanmaktadır. Ülkemizde Hib hastalıkları ile ilgili epidemiyolojik çalışmalar yetersiz olduğundan, bu çalışma ile beş yaş altındaki sağlıklı çocuklarda Hib'e bağlı doğal bağışıklık seviyesi ve bunu etkileyen faktörlerin araştırılması amaçlandı. Bu amaçla Doğankent Beldesi sağlık ocağına kayıtlı 5 yaş alandaki 1309 çocuktan 400'ü (%30,5) yaşa göre tabakalı örnekleme metodu seçilerek çalışma grubu oluşturuldu. Çalışma grubuna atman çocukların 380'inden (%95,0) serum örneği toplandı. Çalışma sonunda çocukların %53,4'ünün Hib'e karşı doğal bağışık olduğu, doğal bağışıklığın 6-11 ay arasında en düşük (%41,3), 48-59 ay arasında en yüksek (%64,9) seviyeye çıktığı, Hib şüpheli enfeksiyon geçirenlerde doğal bağışıklığın daha yüksek olduğu (%61,3) ve seronegatif olanların son 6 ayda daha fâzla ateşli hastalık atağı geçirdiği, cinsiyet, kardeş sayısı, evde yaşayan sayısı, anne-babanın eğitim ve kötü alışkanlıkları ve ailenin aylık geliri ile doğal bağışıklık arasında bir ilişki olmadığı bulundu. Beş yaş altındaki çocukların yarısına yakını sistemik Hib hastalıkları ve komplikasyonlanna karşı duyarh olması önemli bir halk sağlığı sorunudur. Amerika, Kanada, İngiltere gibi gelişmiş ülkelerde rutin aşılama programına dahil edilen konjuge Hib aşılarının ülkemizde de aşılama programına daha edilmesi ve bu hastalıkla ilgili epidemiyolojik çalışmalara ağırlık verilmesi sağlanmalıdır. Anahtar KeümerHib, doğal Hib bağışıklığı. VI

İnfluenza
C. Tayyar Şaşmaz
Çukurova University
2000
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Mide ve kolorektal kanser nedeniyle opere olmuş hastaların yakınlarında kanser taramalarına yönelik bilgi tutum ve algının değerlendirilmesi

AMAÇ: Türkiye'de 2022 yılında her iki cinsiyette kanser nedenli 129 672 ölüm tespit edilmiş olup mortalite sıklıkları akciğer 38505 (29.7%); kolorektal 11698 (9.0%), mide 10457 (8.1%) olarak sıralanmaktadır. Mide kanseri ve kolorektal kanser Türkiye'de önemli mortalite sebepleridir. Çalışmamızda mide kanseri ve kolorektal kanser nedeniyle ameliyat olmuş hastaların çevresel ve genetik risk faktörleri açısından normal popülasyondan daha yüksek riskli olabileceği tahmin edilen birinci derece yakınlarında kanser taramalarına yönelik bilgi, tutum ve algılarının değerlendirilmesini amaçlanmıştır. GEREÇ-YÖNTEM: Çalışmamız tanımlayıcı kesitsel tipte bir araştırmadır. Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Hastanesine 2020-2024 yıllarında mide kanseri veya kolorektal kanser tanısı nedeniyle opere olmuş hastalar retrospektif olarak taranmış ve iletişim bilgilerine hastane sisteminden ulaşılmıştır. Dahil edilme kriterlerini karşılayan 50'si mide kanserinden 120'si kolorektal kanserden olmak üzere toplam 170 hasta yakını çalışmaya dahil edilmiştir. Sosyodemografik bilgilerin ve kanser taramalarına yönelik bilginin sorgulandığı veri formu, Yıldırım Öztürk EN ve arkadaşları tarafından hazırlanmış "Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği" ve Mahmood ve ark. tarafından (2016) geliştirilmiş; Yılmaz M ve Bozkurt A tarafından (2024) Türkçe geçerlilik ve güvenilirlik çalışması yapılmış "Kanser Taraması Algı Ölçeği"nden oluşan toplam 100 soruluk anket formu telefonla veya Genel Cerrahi Polikliniğine kontrole gelen hasta yakınlarına yüz yüze uygulanmıştır. Elde edilen veriler istatistiksel analize tabi tutulmuştur, p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. BULGULAR: Çalışmamızdaki katılımcıların %29,4(n=50)'u mide kanseri, %29,4(n=120)'si kolorektal kanser nedeniyle opere olmuş hastaların birinci derece yakınlarıdır. Katılımcıların hastalar ile yakınlık düzeyi %37(n=63) oğlu, %32(n=56) kızı, %17,6(n=30) eşidir. Çalışmamızdaki katılımcıların yaş ortalaması 46.6 ± 10.6 olup %50,6(n=86)'si erkek, %75,9(n=129)'u evli, %37,6(n=64)'sı üniversite mezunudur. Kadınların Ulusal Kanser Tarama Programı kapsamına yönelik bilgileri birçok alanda erkeklerden daha yüksek bulunmuştur. Kadınlar KETEM' i daha önceden duyma(p=0.022); kanser taramaları hakkında bilgi sahibi olduklarını düşünme (p<0.001); taranan kanserlerde meme kanseri ve serviks kanseri olduğunu bilme(p<0.001; p<0.001); meme kanseri, serviks kanseri ve kolorektal kanserin hangi yaş aralığında tarandığını yapıldığını bilme(p<0.001; p<0.001; p=0.04); mamografi ve smear testlerini bilme (p<0.001; p<0.001); meme kanseri ve serviks kanserinin taranma sıklığını bilme (p<0.001; p<0.001) durumları açısından erkeklerden daha bilgili bulunmuştur. Çalışmadaki tüm katılımcılar Kanser Taramaları Algı Ölçeği ve Kanser Taramalarına Yönelik Tutum ölçeği puanları açısından değerlendirilmiştir. Kadınlarda kanser taramalarına dair algılanan fayda değeri ve tutum ölçeği puanı medyan değeri erkeklerden daha yüksektir (p=0.023; p=0.007). Evli olanların harekete geçme ip uçları değeri bekar olanlara göre (p=0.045); eğitim durumu ilk-orta öğretim olanların algılanan duyarlılık, algılanan engeller, harekete geçme ip uçları değerleri lisans ve üzeri olanlara göre (p<0.001; 0.003; 0.031); Lisans ve üzeri eğitim durumunda olanların Kanser taramasına yönelik tutum ölçeği medyan değeri ilk-orta öğretim olanlara göre (p=0.002); Serbest meslek mensuplarının algılanan engeller puanı medyan değeri, beyaz yakalılara göre (p=0.042); beyaz yakalı meslek grubunun tutum ölçeği puanı serbest meslek mensuplarına göre (p=0.009); hane geliri asgari ve altı olan kişilerin algılanan engeller puanı medyan değeri asgari üzeri kazancı olanlara göre(p=0.016) göre daha yüksek bulunmuştur. Opere edilen hastalarının bakımını üstlenmeyen hasta yakınlarının algılanan ciddiyet puanı medyan değeri; bakımı kısmen ve tamamen üstlenen bireylerden daha düşük bulunmuştur (p<0.001). Mide ve kolorektal kanserden opere olan hastanın yakınları arasında algı ve tutum ölçeği puanları kıyaslandığında, kolorektal kanser grubundaki algılanan fayda puanı medyan değeri ve Kanser taramalarına yönelik tutum ölçeği medyan değeri mide kanseri grubundan yüksektir. (p=0.028; p<0.001). Algılanan ciddiyet, duyarlılık, algılanan engeller, harekete geçme ipuçları açısından mide ve kolorektal kanser grupları arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır (p=0.792; p=0.055; p=0.234; p=0.200). Çalışmamızdaki katılımcıların %84'ü kanser taramaları hakkında bilgi sahibi olmadığını ifade etmiş olup %51,2'si daha öncesinde bir kanser taraması yaptırmıştır. Kolorektal tanısıyla opere olan hasta yakınlarının sadece %36,7'si kolorektal kanser için tarama yaptırmıştır. Taramaya katılma oranları mide kanseri hasta yakınları ve kolorektal kanser hasta yakınları kıyaslandığında meme ve kolorektal (p=0.637; p=0.063) taramaları açısından anlamlı bir fark bulunamamakla beraber kolorektal kanser grubunda serviks kanseri taramasına katılma oranı daha yüksek bulunmuştur (p=0.002). SONUÇ: Ulusal Kanser Tarama Programındaki meme ve serviks kanserinin kadınlarda ve daha erken yaşta uygulanmasının etkilemiş olabileceği şekilde kadın hasta yakınlarda kanser taramalarına yönelik bilgi, algılanan fayda ve tutum düzeyleri erkeklere kıyasla oldukça yüksek bulunmuştur. Evli olmak, eğitim ve gelir seviyesinin yüksek olması, kanser hastasının bakımını üstlenmek bireylerin taramalara yönelik algı ve tutumunu olumlu etkileyen durumlardır. Kolorektal kanser tanısıyla opere olan hastaların yakınlarında taramalara yönelik algılanan fayda ve tutumları mide kanseri grubundan daha olumludur. Meme, kolorektal ve serviks taramasına katılım açısından incelendiğinde kolorektal kanser grubunda sadece serviks kanseri taraması yaptırma durumunda anlamlı bir yükseklik mevcuttur. Kolorektal kanser tanılı hasta yakınlarında serviks kanser taramasının yüksek çıkması bu grubun taramalar hakkında mide kanseri tanılı hasta yakınlarından daha fazla bilgi sahibi olduğunu gösterebilir. Ailesinde kolorektal kanser tanısı olanların bile kanser taramasına yeterli katılım sağlamaması kanser taramalarına yönelik farkındalık ve bilgi düzeyinin artırılması amacıyla daha hedefli ve etkin müdahale stratejilerine ihtiyaç duyulduğunu ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Mide Kanseri, Kolorektal Kanser, Birinci Derece Akraba, Kanser Tarama, Algı, Tutum

Fatma Betül Akçakaya Özer
Bezmialem Vakıf University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana ili merkezinde gürültü kirliliğinin değerlendirilmesi

Gürültü, insanlarda işitme duyusu ve algılamayı olumsuz etkileyen, fizyolojik ve psikolojik dengeyi bozabilen, iş performansım azaltan, çevrenin huzur ve sakinliğini yok ederek niteliğini değiştiren önemli bir çevre kirliliği türüdür. İnsan sağlığını etkileyen boyutu göz önünde bulundurarak, Adana ilimizin çevre sorunlarından biri olan gürültünün, düzeyini ve kaynaklarını saptayıp, kentin gürültü haritasını oluşturmak, insanların toplumsal etkilenme düzeyini ve halkın duyarlılığını tespit ederek, bu konuda onları bilinçlendirmek, gürültü önleyici veya azaltıcı önlemleri belirlemek amacı ile çalışmamızı planladık. Adana ili merkez ilçeleri olan Seyhan ve Yüreğir'de yaptığımız gürültü ölçümleri sonucunda, karayolu trafik gürültüsünün en önemli gürültü kaynağı olduğu, kenti ikiye bölen E-5 karayolundaki 72.3-82.7 dB(A) ile E-5 karayolunun güneyinde kalan Eski Kent Merkezi olarak bilinen bölgede 74.3-81.8 dB(A) arasında değişen gürültü düzeyleri, en yüksek trafik gürültüsünün tespit edildiği noktalardı. İlimizin diğer önemli gürültü kaynaklan durumunda olan havayolu, demiryolu, endüstri gürültü düzeyleri Fleq değerli ölçümlerde sırasıyla 74.6- 98.3 dB(A), 84.9-94.6 dB(A), 65.4-77.4 dB(A) seviyelerinde saptanmış olup bu değerlerin, insan sağlığı için Gürültü Kontrol Yönetmeliği 'nde verilen sınır değerlerin üzerinde olduğu saptanmıştır. Toplumun gürültü bilgisi ve duyarlılığının saptanması amacıyla 837 kişinin katıldığı araştırmanın sonuçlan değerlendirildiğinde; araştırmaya katılanların %65.2'sinin erkek, %34.8'inin kadın, yaş ortalamasının 30.9±0.9 olduğu belirlendi. Araştırmaya katılanların ev halkı sayısı ortalaması 4.26±1.9, çocuk sayısı ortalaması 1.96±0.6 ve çalışan kişi sayısı ortalaması 1.4±0.8 olarak tespit edildi. Araştırmaya katılanların evlerinde gürültüden en fazla (%38.9) hafta sonu etkilendiği, evlerde en önemli gürültü kaynağının (%18.9) oranla elektrik süpürgesi, ev çevresinde (%25.2) oranla trafikteki araçların korna sesleri ve işyerlerinde ise (%28.7) oranla dışarıdan gelen seslerin en fazla gürültü nedeni olduğu saptandı. Araştırmaya katılanların %22.7'sinin uyku problemlerinin olduğu, müstakil evlerde oturanlarda (%24.2), gürültüsüz ortamlarda çalışanlar ve işsiz olanlarla birlikte (%31.3), bir yıldan az (%36.4) süredir çalışanlarda uyku probleminin daha sık görüldüğü saptandı. Araştırmaya katılanların %3 1.7 'sinin aşın ve ani gürültülerden etkilenmediği, aşın ve ani gürültülerden en fazla gürültülü ortamlarda çalışanların (%69.3) etkilendiği, etkilenmenin %28.0 oranla en sık vücudun gerilmesi-kasılması şeklinde olduğu tespit edildi. Sürekli olan gürültülerden etkilenmenin ise en fazla sinirlenme (%39.4) şeklinde olduğu saptandı. Araştırmamızda %57.1 ile en fazla şehir merkezinde gürültüden rahatsızlık duyulduğu ve şehir merkezinde en önemli gürültü kaynağının %90.6 oranla karayolu trafik gürültüsü olduğu belirlendi. İlimizde çarpık kentleşmenin sonucu olarak giderek artan çevre gürültülerinin, düzey ve etkisini azaltmak için; öncelikle çalışmamızda belirtilen yerler olmak üzere potansiyel tüm yerleşim yerlerinde, ilgili tüm birimlerin koordineli bir şekilde çalışması ve basın-yayın kurumlan da kullanılarak toplumun gürültü konusunda bilinçlendirilmesi, gerekli korunma ve önleme yöntemlerinin uygulanması sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Çevre, Gürültü, İnsan Sağlığı, Toplum Sağlığı. VI

Yusuf Kahraman
Çukurova University
2002
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Doğankent S.E.A. bölgesinde 15 yaş üzeri evli kadınlarda jinekolojik bulguların değerlendirilmesi

Seva Öner
Çukurova University
2002
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Doğankent sağlık eğitim araştırma bölgesinde kuyu sularının fiziksel, kimyasal ve bakteriyolojik incelenmesi

103 8-0 Z E T Doğankent Sağlık Eğitim Araştırma Bölgesindeki 3 köyde, toplam 69 kuyudan suların fiziksel, bakteriyolojik ve kimyasal incelenmesi planlandı ve uygulandı. Araştırmaya alınan kuyuların derinliklerinin ortalaması 32 (±5.48) metre olarak hesaplandı. Araştırma kapsamındaki kuyuların 51'inin (%73.9) 1 hane, 14' ünün (%20.3) 2 hane, 2'sinin (%2.9) 3 hane, 2'sinin (%2.9) 4 ve daha fazla hane tarafından kullanıldığı saptandı. Bir kuyuyu kullanan ortalama hane sayısı: 1.38 (±0.82) olarak saptandı. Araştırmamızda, kuyulardan yararlanan ortalama birey sayısı 8.46 (±5.23) olarak saptandı. Kuyulardan yararlanan birey sayısı arttıkça, ishal hızıda artmaktadadır (p=0.051). Kuyuların bulunduğu 69 haneden %76.4'sinde kuyular tuvalet çukurlarına 15 metreden daha yakındı. Tuvalet çukurlarının, kuyulara uzak ya da yakın olmasının, bakteriyolojik kirlilik bakımından farklılık bulunamadı. Kuyulardan yararlanan bireylerde ortalama günlük svı tüketimi: 34.4 (±9.6) litre olarak saptandı. Su tüketimi azaldıkça ishal görülme hızı arttığı görüldü (p<0.01). Fiziksel açıdan kuyu suları normal olarak değerlendirildi. Rutin kimyasal ölçümlerde; 65 (%94.2) kuyu suyunda nitrit olmadığı, 3 (%4,3) kuyu suyunda eser olduğu, 1 (%1.5) kuyu suyunda pozitif olduğu saptandı. PH, klorür, sertlik açısından kuyu suları normal sınırlarda bulundu. Bakteriyolojik açıdan; 10 (%14.5) kuyu temiz, 59 (%85.5) kuyu kirli olarak bulundu. 69 kuyudan 33 'ünde (%47.8) fekal Eschericia Coli saptandı. Bir yıl içinde, 69 kuyudan alınan 414 bakteriyolojik örneğin; 178'i (X43.0) temiz, 236'sı (%57.0) kirli olarak saptandı. Bu 414 örneğin 54 'ünde (%13.0) bakteri cinsi fekal Eschericia Coli olarak saptandı. 31 (%44.9) kuyudan yararlanan bireyler arasında ishal vakası saptandı. Bunlardan yalnızca biri (%3.2) bakteriyolojik açıdan temizdi. 38 (%55.1) kuyudan yararlanan bireyler arasında ishal saptanmadı. Bu kuyuların ise 9'u (%23.7) bakteriyolojik açıdan temizdi. Son 10 günde olan yağışların, kuyu sularında koliform kirlilik açısından farklılık oluşturmadığı bulundu (p>0.05). Mevsimler arasında koliform kirlilik bakımından farklılık yoktu (p>0.05). Fekal kontaminasyon açısından ise mevsimler arasında fark görüldü (p<0.05). Kirlilik en fazla sonbahar mevsiminde olduğu saptandı.

BakteriyolojiFiziksel özelliklerKimya teknikleri-analitik+2
Resul Buğdaycı
Çukurova University
1992
00
Master'sOpen AccessTR

3-6 yaş çocuklarına uygulanan disiplin yöntemleri

Bu araştırına Adana II Merkezinde yasayan iki farklı sosyo kültürel düzeydeki ailelerin 3-6 yas çocuklarının eğitiminde uyguladıkları disiplin yöntemlerini tanımak ve bu yöntemlerin uygulanmasını etkileyebilecek ailesel, ekonomik, kültürel etmenler araştırmak amacıyla yapılan betimsel bir çalışmadır. Araştırmaya Sağlık Ocağına başvuran ve çocuklarını Okul öncesi Eğitim Kurumlarına göndermeyen 100 ve çocuklarını Okul öncesi Eğitim Kurumlarına gönderen 100 olmak üzere toplam 200 ebeveyn ile görüşülmüştür. Genel olarak olumsuz disiplin yöntemlerini anneler babalardan daha fazla kullanmaktadır; Dayak atan annelerin yüzdesi $36.3 iken. babaların yüzdesi %25'tir. Yine annelerin %12.5'i, babaların ise %5'i çocuklarını sözle hor görmektedir. Annelerin %21.9'u çocuklarını korkuturken, babaların £75 'i çocuklarını korkutmaktadır. Annelerin çocuklarını küçümseme oranı SKL1.3 iken, babaların %5'tir. Annelerin %11.3'ü çocuklarına beddua ederken, babaların yalnızca %5'i beddua etmektedir. Annelerin %22.5'i çocuklarına küsmeyi bir disiplin yöntemi olarak uygularken, babalarda bu oran %5'tir. Annelerin %13.8'ine karşılık babaların £75" i çocuklarına aldırmaz şekilde davranmakta, tek basına odaya bırakma oranı ise annelerde %13.8. babalarda %7.5'tir. Sözel disiplin yöntemlerinden azarlama, küsüp konuşmama, sevdiği şeyden mahrum etme. konuşarak hatasını kabul ettirme, tek basına odaya bırakma ve gözardı etme genellikle çocuklarını Okul öncesi Eğitim Kurumlarına gönderen, eğitim düzeyi yüksek, az çocuklu çocuklar, planlanmış olan, anlaşarak evlenen, kendilerini orta ve üstü ekonomik grupta hisseden aileler tarafından daha çok uygul anmaktadır. Dayak, sevgiyi esirgeme, beddua etme, korkutma yöntemleri de. Sağlık Ocağına başvuran ve çocuklarını Okul öncesi Eğitim Kurumlarına göndermeyen, eğitim düzeyi düşük, çok çocuklu, görücü usulüyle evlenen, çocukları planlanmayan, fakir aileler tarafından daha fazla kullanılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Çocuk. Çocuk Gelişimi, Çocuk istismarı. Çocuk Eğitimi. Disiplin.

DisiplinÇocuk eğitimiÇocuk gelişimi+1
Fatma Erat Çaydere
Çukurova University · Institute of Health Sciences
1995
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Doğankent Solaklı ve Yüzbaşı sağlık ocakları bölgesine gelen mevsimlik tarım işçilerinin 1-6 yaş çocuklarında malnütrisyon prevalansı ve etkileyen faktörler

ÖZET Doğankent, Solaklı ve Yüzbaşı Sağlık ocakları bölgesine gelen mevsimlik tarım işçilerinin, 1-6 yaş arası 204 çocuğu araştırma kapsamına alındı. Ailelerin sosyo-demografik ve ana-çocuk sağlığı durumunu belirlemek amacı ile bir 6orukağıdı uygulandı ve fizik muayene yapıldı. Mevsimlik tarım işçilerinin büyük çoğunluğu Güneydoğu ve Doğu Anadolu illerinden gelmekte idi. Mevsimlik Tarım İşçilerinin sosyo- demografik durumları Türkiye düzeyine göre çok düşük idi. Annelerin %92 'sinin, babaların % 36 'sının okur-yazarlığı yoktu. Babaların % 4'ü, annelerin % 34'ü Türkçe bilmiyordu. Akraba evliliği yapanların hızı % 44 idi. On yaşından küçük çocukların % 9.3 'ü çalışmaktaydı. Bu çocuklar çalışmak için eğitimlerini yarıda kesmişlerdi. Ailelerden % 43.1'i en az bir çocuğuna okulunu bıraktırarak yanlarında getirmişti. Son iki doğum arasındaki sürenin 12 aydan kısa olduğu gebelikler % 15.7, 24 aydan kısa olanlar % 73.8 olarak elde edildi. Doğumların % 60. 8 'i evde kendi kendine, % 19.6'sı bir sağlık kurumunda yapılmış idi. Ortalama canlı doğum sayısı 6.1, yüz kadında toplam düşük hızı % 71.9 bulundu. Çocuk ölümlerinin %60.3'ü ilk 12 ay içinde olmuştu. Çocuk ölümü nedenleri arasında enfeksiyon hastalıkları ilk sırada yer almakta idi. Anne sütü verme süresi oldukça değişiklik gösteriyordu. % 19.1 sıklığında anne 25 ay ve daha uzun 6üre çocuğunu emziriyordu. Ek besine 7.aydan önce başlayanların sıklığı % 33.4, 12. aydan sonra başlayanların sıklığı ise 28.9 idi. Çocuklarda en sık görülen hastalıklar sorusu ise akut solunum yolu hastalıkları, ishal, kızamık şeklinde yanıtlandı. Fizik muayene sonuçlarına göre ilk on sırada yer alan hastalıklar; 1-insekt bite, 2-piyodermi, 3-rinit, 4- güneş yanığı, 5-isilik, 6-buşon, 7-konj iktivit, 8-otitis media, 9-ishal, 10- tonsillit şeklindedir. Tam aşılı çocuk sıklığı % 44.1, eksik aşılı çocuk sıklığı % 35.3, hiç aşı yapılmamış çocuk sıklığı 16.7 bulundu. Yaşa göre ağırlık bakımından erkek çocukların % 42.7'si, kız çocuklarının % 47.9'u geri, yaşa göre boy bakımından erkeklerin % 39.1'i kız çocukların % 43.6 'sı geri bulundu. Ü6t kol çevresi ölçümlerine göre çocukların % 43.2 'si malnütrisyonlu olarak değerlendirildi. înspeksiyonda çocukların yanlızca % 7.8'i kaşektik görünümde idi. 87

BesinlerBeslenmeBeslenme bozuklukları+2
Tacettin İnandı
Çukurova University
1995
00
Master'sOpen AccessTR

Adana Merkez Çıraklık Eğitimi merkezinde eğitim gören ergenlerin kimliğini oluştururken karşılaştıkları psiko-sosyal sorunların belirlenmesi

öz Araştırma, sosyal, kültürel ve ekonomik nedenlerle çalışmak zorunda kalan çırakların iş ve iş koşullarının çıraklar üzerindeki etkilerini araştırmak üzere yapıldı. Bu araştırmaya Adana Merkez Çıraklık Eğitim Merkezinde (A.M.Ç.E.M.) eğitim gören 1620 çıraktan 615 çırak katıldı (557 erkek, 58 kız çırak). Çırakların psiko-sosyal ve ekonomik durumlarını tesbit etmek amacıyla hazırlanan anket uygulandı. Anket ve Umutsuzluk ölçeğinden elde edilen verilerin yüzdeleri alındı ve tabloları hazırlandı. Araştırmada, erkek çırakların %79.0'u, kız çırakların %87.9'unun aileleri gibi yalnız ilkokulu bitirdikleri görüldü. Çırakların ekonomik durumlarını düzeltmek ve bir meslek edinmek amacıyla çalışmaya başladıkları saptandı. Çırakların genellikle 10-14 yaşları arasında çalışmaya başladıkları çalışmaya başladıkları ve çoğunluğunun son 2 yıldır aynı işyerinde çalıştıkları ve çırakların çoğunluğunun cumartesi günleride çalışmalarına rağmen, asgari ücretin altında, haftalık 400. 000-800. 000T1. ücret aldıkları saptandı. Ayrıca işyerlerinde yemek verilmediği saptandı. Bunun yanısıra çıraklar A.M.Ç.E.M. 'de eğitimleri sonucu ustalık diploması alacakları için mutlular. Ayrıca çıraklar çıraklık eğitiminin yanısıra örgün eğitime devam etmek istemektedirler. Anahtar Sözcükler: Ergen, iş, sağlık, sosyal, ekonomi XI

ErgenlerKişilik gelişimiPsikososyal sorunlar+1
Şükran Sevimli
Çukurova University · Institute of Health Sciences
1996
00
Master'sOpen AccessTR

Adana doğumevi hastanesinde menstrüel regülatör (mr) uygulanan kadınların tanımlayıcı özellikleri

Bu Araştırma Adana Doğumevinde kürtaj olan kadınların kişisel tanımlayıcı doğurganlık özelliklerinden yola çıkarak, aile planlaması konusundaki tutum ve davranışlarını tanımlamak amacıyla yapılmıştır. Araştırma için kürtaj olan toplam 300 kadınla yüz yüze anket tekniği ile görüşüldü. Genel olarak kadınların kürtaj öncesinde etkili bir aile planlaması yöntemiyle korunmadıkları saptandı. Kadınlardan 224 kişi (%74.7) gebe kaldıkları sırada etkin bir aile planlaması yöntemiyle korunmamı s t ir.300 kadının 22'si (%7.3) hiç bir yöntem kullanmazken, 202 'si (%67.3) coitus interraptus ile korunmuşlardır. Etkili yöntemlerden RÎA kullanan 19 kişi (%6.3), kondom kullanan 20 kişi (%6.7), hap kullanan 37 kişi (SSİ2.3) gebe kalmıştır. Kadınların kürtajdan sonra daha etkili aile planlaması yöntemlerini tercih ettikleri saptanmıştır. Kürtajdan önce etkisiz yöntemle korunan 224 kişiden (%74.7) 145 ' i (%64.7) RIA'ya yönelmiştir, özellikle coitus interraptus ile korunan 202 kişiden 134 kişi (%66.3) RIA'yı, 27 kişi (%13.4) tüpligasyonu. 20 kişi '(%9.9) hapı tercih etmektedir. Gebe kaldığı sırada hiç bir yöntemle korunmayan toplam 22 (9o7.3) kadından yalnız 2 kişi (%9.1) bundan sonra yine korunmamayı düşünürken, 3 kişi (%13.6) coitus interraptusa, düğerleri ise etkili yöntemlere geçiş yapacağını belirtmektedir. Anahtar Kelimeler: Düşük, İstemli Düşük, Aile Planlaması, Doğum Kontrolü, Doğurganlık Mensturasyonun Düzenlenmesi (MR)

Kadınlar
Sibel Öner
Çukurova University · Institute of Health Sciences
1996
00
Master'sOpen AccessEN

Barriers to physical activity among pregnant women who attend primary health care centers in babylon governorate, iraq

Background: Primary health care is a term that refers the fundamental structural and operational component of public health care in poor nations. Physical activity is safe for both mother and fetus and is associated with the prevention of excess weight gain and its related conditions. Women are often more receptive to behavioral changes during pregnancy if they believe those changes will positively impact on the growing fetus. Physical activity is vital for improving and maintaining health throughout life, including during pregnancy and It's crucial to understand the perceived barriers to leisure-time physical activity during pregnancy in order to build successful health promotion and prevention prenatal programs. Objective: (1) To identify barriers to physical activity during pregnancy, (2) To identify the association between women's age, the family's socioeconomic status, gestational age, gravidity, parity, abortion, and their barriers to physical activity during pregnancy, and (3) To investigate the differences in women's barriers to physical activity during pregnancy between the groups of the level of education, residency, and pregnancy risk category. Methods: It was a descriptive cross-sectional study. Data was collected from pregnant women who visit the primary health care centers in Babylon Governorate, Iraq. The total sample size was 390. The data was collected over three months beginning on March 1, 2022, and ending on June 1, 2022. After obtaining approval from the Babylonian Health Directorate in the hospitals affiliated with the Babylonian Governorate of Iraq, the samples are taken randomly and through a questionnaire that the pregnant woman answered. the study instrument includes two parts the first part women's sociodemographic sheet and the second part consists of the barriers to physical activity during pregnancy scale (BPAPS) by (Amiri-Farahani et al., 2021) Results: When pregnant women grouped according to level of education, there was significant difference among groups (p<0.05), When pregnant women grouped according to residence, there was not statistical significance (p>0.05) among groups. When pregnant women grouped according to body mass index before pregnancy there was significant difference among groups (p<0.05). When pregnant women grouped according to pregnancy trimesters, there was not statistical significance (p>0.05) among groups. Conclusion : The following conclusions were made based on the study's findings: 1. The Barriers to Physical Activity during the Pregnancy Scale (BPAPS) showed that the Interpersonal Barriers had a higher mean of score. 2. The study results presented no association between the Overall Evaluation of Barriers to Physical Activity during the Pregnancy Scale (BPAPS) and Demographic data (gestational age) 3. The study results showed an association between the Overall Evaluation of Barriers to Physical Activity During Pregnancy Scale (BPAPS) (women's age, Family's socioeconomic status, gravidity, and abortion) Recommendations: Based on the list of conclusions, the study recommends that: 1. A holistic assessment of the barriers to physical activity is required in women during pregnancy. 2. It would be advantageous for future research to evaluate the usefulness of the BPAPS in pregnant women in the overall primary health care centers. 3. Provide an educational package or brochure movie to each patient to increase pregnant women's knowledge of the barriers to physical activity during pregnancy.

BabylonianPrimary health carePhysical activity+3
Assalah Imran Hammadı Al Alwanı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Doğankent sağlık ocağı beldesinde yaşayan 0-59 aylık çocuklarda kızamıkçık ve kabakulak seroprevalansı

ÖZET ve ANAHTAR KELİMELERDoğankent Sağlık Ocağı Beldesinde Yaşayan 0-59 Aylık Çocuklarda Kızamıkçıkve Kabakulak SeroprevalansıKızamıkçık ve kabakulak başlıca çocukluk çağı enfeksiyonları olup her ikisininde prognozu çocuklarda iyidir. Kızamıkçığın gebeliğin erken döneminde geçirildiğindekonjenital kızamıkçık sendromuna yol açabilme özelliği hastalığı önemli halegetirirken, kabakulak puberteden sonra geçirildiğinde çeşitli komplikasyonlara nedenolmaktadır.Bu çalışmanın amacı sosyoekonomik düzeyi düşük bireylerin yaşadığıDoğankent Sağlık Ocağı Beldesindeki kızamıkçık ve kabakulak aşıları ile aşılanmamış0-59 aylık çocuklarda kızamıkçık ve kabakulak seroprevalansını belirlemektir. Çalışmakesitsel tipte olup 0-59 aylık 331 çocukta yapılmıştır. Serumlar ELISA ile çalışılmış,verilerin analizinde SPSS ver 10.0, Epi-Info 3.5 paket programları kullanılmıştır.Kızamıkçık seropozitifliği %17.5, kabakulak seropozitifliği %35.3 idi.Kızamıkçık seropozitifliği 48-59 aylık çocuklarda, okul eğitimi almamış ebeveynçocuklarında, hanesinde okula giden kişi olan çocuklarda anlamlı olarak yüksekti(p<0.05). Kabakulak seropozitifliği ise yaş ve cinsiyet dağılımına göre sadece23-35 aylık erkek çocuklarda, babaları sürekli işve/veya gelir sahibi olmayançocuklarda anlamlı olarak yüksekti (p<0.05). Cinsiyet, çocuğun ya da hanedeyaşayanların kızamıkçık ya da kabakulak geçirme öyküsü durumu, hanede yaşayantoplam kişi sayısı, hanede yaşayan 0-6 yaş kişi sayısı, hanede 7-14 yaş kişi olupolmaması ve ≥15 yaş kişi sayısı, çocuğun boy ve kilosu ile kızamıkçık ya da kabakulakseropozitifliği arasında fark yoktu (p>0.05). Asemptomatik enfeksiyon oranı kızamıkçıkiçin %98.3, kabakulak için %83.8 idi.Sonuç olarak, Sağlık Bakanlığı kızamıkçık ve kabakulak aşılarını henüz 2006yılında ulusal aşılama programına sokmuştur. Bu programa göre 1 ve 7 yaşındakiçocuklar kızamık, kabakulak ve kızamıkçık aşısı ile aşılanacaktır. Bizim çalışmamızda0-59 aylık çocuklarda kızamıkçık ve kabakulak seropozitifliği düşük orandadır. 2005yılından önce doğan çocuklar iki doz aşı ile aşılanmalı ve yeni program bu çocuklar içinplanlanmalıdır.Anahtar kelimeler: Çocuk, kabakulak, kızamıkçık, seroprevalansXI

Ayşe Berrin Yapıcıoğlu
Çukurova University
2006
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Solaklı sağlık ocağı bölgesinde evli erkeklerin üreme sağlığı konusundaki bilgi düzeyleri rolleri ve gereksinimlerinin araştırılması

ÖZETSolaklı Sağlık Ocağı Bölgesinde Evli Erkeklerin Üreme Sağlığı KonusundakiBilgi Düzeyleri, Rolleri ve Gereksinimlerinin AraştırılmasıTürkiye'de Üreme Sağlığı (ÜS) ile ilgili konularda ilerleme sağlanabilmesi içinailenin bir bütün olarak ele alınması, ÜS hizmetlerine erkeklerin de katılmasıgerekmektedir. Hizmetlerin planlanması için toplumun tüm kesimlerinden erkeklerinÜS ile ilgili bilgilerine ihtiyaç vardır. Bu araştırma Türkiye'nin kırsal kesimindeki evlierkeklerin ÜS konularındaki, rolleri bilgi ve tutumları ile ilgili ayrıntılı bilgiler eldeetmek amacıyla planlandı ve gerçekleştirildi. Araştırmanın verileri 2006 yılında Adanaili Solaklı beldesindeki sistematik örnekleme ile seçilen 212 evli erkekle yüz yüzegörüşülerek elde edildi.Araştırmadaki erkeklerin, yaş ortalaması, 39.8±12.4 olup, %74.2'si 20-49 yaşgrubundadır. Erkeklerin % 13.2'si öğretim almamıştır, % 42.9'u ilkokul mezunudur.Yüzde %25'i hiç gazete okumamaktadır. Erkeklerin %25.3'ü, eşlerinin ise %51.4'ü ondokuz yaşın altında evlenmiştir. İlk evlilik yaşı ortalaması 21.0 ± 3.9'dur. İlk cinselilişki yaşı ortalaması 18.5± 2.8'dir. Erkeklerin %45.8'i ilk cinsel ilişkisini bir hayatkadını ile yaşamıştır. Yüzde 53.7'si Aile planlaması (AP) yöntemi kullanmakta, %5.7'si ailesinde yöntem kullanıp kullanılmadığını bilmemektedir. Araştırma sırasında enfazla kullanılan yöntemler RIA (%42.1) ve geri çekme (%35.5) yöntemidir. APyöntemi kullanmayanların %16.1'i kullanıma karşı olduğu için, %19.4'ü ise bilgieksikliği nedeniyle AP yöntemi kullanmamıştır. %25.0'i AP'nın günah olduğugörüşündedir. Erkeklerin % 60.8'i AIDS'in sağlıklı insanlarda görülebileceğinibilmektedir. Erkeklerin % 27.8'i cinsel yaşamlarından çok memnunken, %0.5'i hiçmemnun değildir.Araştırma grubunun doğurganlığı yüksek, yanlış ve yetersiz bilgilenmektenkaynaklanan sağlıksız davranışları yaygın, aile planlaması ile ilgili bilgileri yetersiz,doğru bilgilerin tutumları etkilemediği bulundu. Erkeklerde cinsel mitler yaygındır:?sevişme ancak her iki tarafın birlikte orgazm olmasıyla güzeldir?(%94.3), ?Sertleşmişbüyük bir penis iyi sevişmenin anahtarıdır? (%70.2), sık kabul gören mitlerdir.Erkeklerin %85.9'u Cinsel Sağlık Değerlendirme Formundan 21 puanın altında aldı.Araştırma gurubundan elde edilen bulgulara dayanarak, ülkemizde ÜShizmetlerinin toplum sağlığı yönünden ilerleme göstermesine karşın, Solaklı gibi kırsalalanda yüksek doğurganlık ve ÜS konularında bilgi eksikliği varlığını sürdürmektedir.Bu nedenle üreme sağlığı hizmetlerinin, içerik, kapsayıcılık ve ulaşılabilirliğininarttırılması gerekmektedir. Üreme sağlığı içinde AP ve cinsel sağlık dahil olmak üzeremodern bilgilerin verilmesine ve yöntemlerin tanıtılmasına ağırlık verilmelidir.Anahtar sözcükler: Erkek, üreme sağlığı, cinsel mitler, aile planlaması, AIDSIX

Nureddin Özdener
Çukurova University
2006
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana ili Solaklı ve karataş Merkez Sağlık Ocağı bölgesinde yaşayan 20-64 yaş arası kadınlarda obezite ve ilişkili risk faktörlerinin incelenmesi

Giriş ve AmaçObezite; vücutta biriken yağ dokusunun, kişinin boyu, ağırlığı, cinsiyeti ve ırkı yönünden sağlığına zararlı sonuçlar çıkaracak derecede fazla olmasıdır. Obezite; prevalansı gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde hızla artan kronik bir hastalıktır ve ülke ekonomilerine büyük bir mali yük getirmektedir. Bu çalışmanın amacı; Solaklı ve Karataş merkez sağlık ocağı bölgesinde erişkin yaş grubu kadınlarda obezitenin düzeyi ve obeziteye neden olan veya obezitenin neden olduğu risk faktörlerini araştırmak ve obez olarak değerlendirdiğimiz hastalara önerilerde bulunarak insan ve toplum sağlığına katkıda bulunmaktır.Gereç ve YöntemBu araştırma, Karataş ve Solaklı bölgesindeki 20-64 yaş arası gebe olmayan kadınlarda yapılan kesitsel analitik bir çalışmadır. Araştırmamıza dahil olan 20-64 yaş arası kadın nüfusu Solaklı'da 1283, Karataş'ta 3390'dır. Türkiye'de obezite ile ilgili yapılan prevalans çalışmaları dikkate alınarak % 95 güvenilirlik ve % 5 hata payı ile örnekleme 477 kadının alınacağı hesaplandı. Örneklem ev halkı tespit fişlerinden tabakalı rasgele yöntemle seçildi. Obeziteyi değerlendirmek için Beden Kitle İndeksi (BKİ) hesaplandı. Kadınların obezite ile ilişkili olarak, hipertansiyon, diyabet ve hiperlipidemi gibi risk faktörlerinin belirlenmesi amacıyla kan glukoz ve lipid düzeyleri ile tansiyonları ölçüldü. Verilerin analizi için SPSS 10.0 ve Epi-Info programları kullanıldı. Ki-kare, t-testi, korelasyon testi ve lojistik regresyon analizi yapıldı.BulgularYaş ortalaması Solaklı'da 36,5±11,6 yıl, Karataş'ta 37,0±11,7 yıl. Yaş ortalaması yönünden her iki grup arasında anlamlı bir fark yoktu (t=0,504, sd=475, p>0,05). Solaklı'daki kadınların % 28,0'ı obez olarak değerlendirilirken, Karataş'ta bu oran % 28,6 olarak bulundu. Toplamda ise bu oran % 28,3 olarak bulundu. Solaklı ve Karataş'ta yaşayan kadınların BKİ ortalamasını istatistiksel olarak karşılaştırdığımızda anlamlı bir fark bulunamadı. (t=0,288, sd=475, p>0,05). Araştırmaya katılan kadınların yaşları ile BKİ arasında olumlu, orta düzeyde çok anlamlı bir ilişki vardı (r=0,369, p=0,000). Evlilik süresi ile BKİ arasında olumlu, orta düzeyde, anlamlı bir korelasyon bulundu. (r=0,486, p=0,000). Gebelik sayısı ile BKİ arasında olumlu, orta düzeyde, anlamlı bir ilişki bulundu (r=0,360, p=0,000). Beslenme alışkanlıkları ile obeziteyi değerlendirdiğimizde; yoğurt, peynir, kırmızı et, yumurta, makarna, bitkisel ve hayvansal katı yağ, bal-pekmez-reçel, hamur işi-kek-börek tüketimi ile BKİ arasında olumlu, zayıf düzeyde, anlamlı bir korelasyon vardı. Kebap tüketimi ile BKİ arasında olumlu, orta düzeyde, anlamlı bir korelasyon vardı. Ekmek tüketimi ile BKİ arasında olumlu, güçlü düzeyde, anlamlı bir korelasyon vardı. Araştırmaya katılan kadınların % 4,6'sı (22) DM hastası iken, % 0,8'i (4) kadında glukoz intoleransı bulundu. DM olanlarda obezitenin daha fazla görüldüğünü tespit ettik (?2 =18,635, sd=1, p=0,000). Araştırmaya katılan kadınların % 19,7'sinin (94) HT hastası oldukları tespit edildi. Obezite ile HT arasındaki ilişkiyi değerlendirdiğimizde; HT hastalığı olanlarda obezite görülme sıklığı istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu. (?2 =52,649, sd=1, p=0,000). Kan lipidleri ile obezite arasındaki ilişkiyi değerlendirdiğimizde Total kolesterol, LDL kolesterol ve trigliserid arasında aynı yönde anlamlı bir ilişki mevcut iken HDL kolesterol arasında ters yönde anlamlı bir ilişki bulundu.SonuçAraştırmamızda yaş ve gebelik sayısı artıkça obezitenin daha sık görüldüğü, evlilikte geçirilen süre ile obezite arasında anlamlı bir ilişki olduğu, ayrıca diyette ; yoğurt, peynir, kırmızı et, yumurta, makarna, bitkisel ve hayvansal katı yağ, bal-pekmez-reçel, hamur işi-kek-börek kebap, ekmek tüketimi arttıkça obezitenin arttığı bulundu. DM ve HT olanlarda obezitenin daha sık görüldüğü ve obezite ile kan lipid değerlerinin yüksekliği arasında anlamlı bir ilişki olduğu bulundu. Bu tez çalışmasında da görüldüğü gibi obezite çok önemli bir halk sağlığı sorunudur ve bu sorunu önlemek için koruyucu sağlık politikalarının üretilmesi gerekmektedir.Anahtar Kelimeler: Beden Kitle İndeksi (BKİ), Kadın, Obezite

Obezite
Ersin Nazlıcan
Çukurova University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana ili toplumsal destek merkezi kayıt tabanlı 7-15 yaş grubu çalışan çocukların sağlık ve sosyal durumlarının değerlendirilmesi

Amaç: Çocuk işçiliği, önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu araştırmada, çocuk işçiliği üzerine etkili olan faktörlerin saptanması, ayrıca çocuk işçilerin sağlık durumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Araştırma, tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Örneklem; 71'i (% 20,0) Adana Toplumsal Destek merkezine kayıtlı çocuklardan, 279'u (% 80,0) bu çocukların arkadaşları, akrabaları ve iş arkadaşlarından olmak üzere 7-15 yaş arası toplam 350 çocuktan oluşmuştur. Çalışmanın veri toplaması Eylül 2007-Aralık 2008 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkeni olarak çocuk işçiliği, bağımsız değişkenleri olarak; ailenin ve çocuğun sosyodemografik özellikleri, çocukların çalışma hayatlarıyla ilgili özellikler, sosyal aktiviteleri, eğitim süreçleri, fiziksel gelişim ve sağlıkla ilgili özellikleri alınmıştır. Anlamlılık p<0,05 `tir. Analiz için SPSS 11.5 ve Epi-Info programı kullanılmıştır,Bulgular: Çalışmamıza katılan çocukların % 28,6'sı tarım, % 28,6'sı mobilya, % 42,8'i sokak sektöründe çalışmaktadır. % 76,9'u erkek, % 23,1'i kız çocuğudur. Çocukların ailelerin % 37,7'sinin sosyal güvencesi yoktur. Babaların, annelere göre eğitim düzeyi daha yüksektir. Ailelerin % 54,2'sinin göç etme nedeni iş aramaktır. İlk işe başlama yaşı erkek çocuklarda ?5?, kız çocuklarda ?6? yaştır. Çocukların % 61,4'ü ailesine katkı sağlamak amacıyla işe başlamıştır. Çocukların % 48,3'ü istismara uğramıştır. Çocukların %49'4'ü gelirinin hepsini ailesine vermektedir. Çocukların % 61,4'ünün Vücut Kitle İndeksi zayıf grubundadır. Çocukların % 92,6'ünde hastalık saptanmıştır. En sık saptanan hastalıklar; diş çürüğü, cilt hastalıkları, üst solunum yolu enfeksiyonlarıdır.Sonuç: Çocuk işçiliği alınan önlemlere, uzun süredir verilen mücadeleye rağmen saptanan özellikleriyle aynen devam etmektedir. Çocuk işçiliği ile mücadele etmek konusunda günümüzde de hükümetlere, işçi ve işveren sendikalarına, sivil toplum örgütlerine, işverenlere ve toplumun her kesimine büyük görevler düşmekte, hatta giderek artmaktadır. Çocuk işçiliği konusunda daha radikal çözünler aranmalı ve sektörler arası işbirliği oluşturularak ortak bir duruş ve politik kararlılık sergilenmelidir.Anahtar sözcükler: Çocuk işçiliği, çocuk istismarı, çocuk sağlığıAmaç: Çocuk işçiliği, önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu araştırmada, çocuk işçiliği üzerine etkili olan faktörlerin saptanması, ayrıca çocuk işçilerin sağlık durumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Araştırma, tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Örneklem; 71'i (% 20,0) Adana Toplumsal Destek merkezine kayıtlı çocuklardan, 279'u (% 80,0) bu çocukların arkadaşları, akrabaları ve iş arkadaşlarından olmak üzere 7-15 yaş arası toplam 350 çocuktan oluşmuştur. Çalışmanın veri toplaması Eylül 2007-Aralık 2008 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkeni olarak çocuk işçiliği, bağımsız değişkenleri olarak; ailenin ve çocuğun sosyodemografik özellikleri, çocukların çalışma hayatlarıyla ilgili özellikler, sosyal aktiviteleri, eğitim süreçleri, fiziksel gelişim ve sağlıkla ilgili özellikleri alınmıştır. Anlamlılık p<0,05 `tir. Analiz için SPSS 11.5 ve Epi-Info programı kullanılmıştır,Bulgular: Çalışmamıza katılan çocukların % 28,6'sı tarım, % 28,6'sı mobilya, % 42,8'i sokak sektöründe çalışmaktadır. % 76,9'u erkek, % 23,1'i kız çocuğudur. Çocukların ailelerin % 37,7'sinin sosyal güvencesi yoktur. Babaların, annelere göre eğitim düzeyi daha yüksektir. Ailelerin % 54,2'sinin göç etme nedeni iş aramaktır. İlk işe başlama yaşı erkek çocuklarda ?5?, kız çocuklarda ?6? yaştır. Çocukların % 61,4'ü ailesine katkı sağlamak amacıyla işe başlamıştır. Çocukların % 48,3'ü istismara uğramıştır. Çocukların %49'4'ü gelirinin hepsini ailesine vermektedir. Çocukların % 61,4'ünün Vücut Kitle İndeksi zayıf grubundadır. Çocukların % 92,6'ünde hastalık saptanmıştır. En sık saptanan hastalıklar; diş çürüğü, cilt hastalıkları, üst solunum yolu enfeksiyonlarıdır.Sonuç: Çocuk işçiliği alınan önlemlere, uzun süredir verilen mücadeleye rağmen saptanan özellikleriyle aynen devam etmektedir. Çocuk işçiliği ile mücadele etmek konusunda günümüzde de hükümetlere, işçi ve işveren sendikalarına, sivil toplum örgütlerine, işverenlere ve toplumun her kesimine büyük görevler düşmekte, hatta giderek artmaktadır. Çocuk işçiliği konusunda daha radikal çözünler aranmalı ve sektörler arası işbirliği oluşturularak ortak bir duruş ve politik kararlılık sergilenmelidir.Anahtar sözcükler: Çocuk işçiliği, çocuk istismarı, çocuk sağlığı

AdanaSosyal destekÇalışan çocuklar+5
Olga Eker Özdener
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana ili Yüreğir ilçesi Solaklı Beldesi'nde yaşayanların sağlık, bilgi, tutum ve davranışlarına göçün etkisinin araştırılması

Giriş, AmaçGöç: İnsanların bir ülkeden diğerine ya da bir coğrafi alandan diğerine geçişi, ekonomik, toplumsal, siyasi sebeplerle bireylerin veya toplulukların bir ülkeden başka bir ülkeye, bir yerleşim yerinden başka bir yerleşim yerine gitme işidir ve çağımızın en önemli toplumsal olgulardan biridir. Çalışmamızda; Adana İli Yüreğir İlçesi Solaklı Beldesinde yaşayan insanların sağlık ile ilgili bilgi, tutum ve davranışlarının saptanması, göç etme durumları ve zamanlarına göre sağlık ile ilgili bilgi, tutum ve davranışlarına göçün etkisi olup olmadığının incelemesi ile şu andaki durumun saptanması ve daha sonra yapılacak projelere ışık tutması amaçlanmıştır.Gereç, YöntemBu araştırma Adana İl'i Solaklı Beldesi'nde ve köylerinde yaşayan kişilerde yapılan kesitsel, tanımlayıcı bir çalışmadır. Solaklı beldesi ve köylerinde toplam 1137 hane olduğu saptanmıştır. %95 güven aralığında, %5 hata payı ile örneklem büyüklüğü 287 hane olarak hesaplanmıştır. Anketler 355 hanede yaşayan hane halkı reisi olan erkek/kadın ve/veya onun evli olduğu kişiyle, toplam 684 birey ile yapılmıştır. İstatistiksel analiz Epi- info 6 ve SPSS 11.5 programı kullanılarak yapılmıştır.BulgularAraştırmamıza katılan erkeklerin ortanca yaşı 38, kadınların 34 olduğu görülmektedir. Göç eden erkeklerin evlenme yaş ortalaması 22,5±5,5, kadınlarda 18,1±3,8 olduğu saptanmıştır. Göç eden kadınların %30,3'ünün eşi ile akraba olduğu görülmektedir. Göç etmeyen kadınların evlerinde 4,8 kişinin yaşamakta olduğu görülmektedir. Göç eden kadınlarda okuryazar olmayanların oranı % 54,3, göç eden erkeklerde ilkokul mezunu oranı % 54,4olarak bulunmuştur.Araştırmamıza katılan % 76,6 erkeğin, % 89,3 kadının Solaklıya göç ederek geldikleri saptanmıştır. Erkeklerin en sık (% 44,8) göç etme nedeninin ekonomik nedenler, kadınların ise en sık (% 53,6) göç etme nedeni ailevi nedenlerle gerçekleştirdiği saptanmıştır. Erkeklerin ve kadınların en çok göç ettikleri yerlerin Adıyaman, Diyarbakır, Adana ve Şanlıurfa olduğu öğrenilmiştir.Araştırmamızda kadın başına düşen çocuk sayısı ortalama 4,01±2,5 olduğu saptanmıştır. Araştırmaya katılan hamile olmayan kadınların % 58,3'ünün aile planlaması yöntemi kullandığı öğrenilmiştir. Doğum yapmış kadınların % 66,1'inin doğum öncesi bakım aldığı ve en sık sağlık personeline başvuruda bulunduğu öğrenilmiştir. Evde doğum yapanların % 99,1'i göç etmiştirAraştırmaya katılan evlerde 65 yaş ve üstü 69 kişi bulunmaktadır. Bu kişilerin yaş ortalaması 71,3±6,3'dür. Bu yaşlıların %82,7'si kişisel ihtiyaçlarını kendisi karşılamaktadır. % 53,6 yaşlıda en az bir kronik hastalık bulunduğu öğrenilmiştir. % 85,5 yaşlının herhangi bir yere bağımlı olmadan yaşadığı öğrenilmiştir.SonuçSağlığın iyileştirilmesi için yöneticilere, sağlık personeline ve beldede yaşayanlara büyük işler düşmektedir, sektörler arasında ve halk ile işbirliği yapılmalı, sorunları önlemek ve azaltmak için koruyucu sağlık politikaları oluşturulmalıdır.Anahtar Kelimeler: Göç, Sağlık, Koruyucu Hekimlik

GöçlerKoruyucu hekimlikSağlık
Hürsan Zorba
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana ili Yüreğir ilçesi Havutlu beldesindeki özürlülük epidemiyolojisi

Giriş, AmaçÖzürlülük:?Kişinin fizyolojik, psikolojik, anatomik yapı ya da işlevlerindeki geçici yada kalıcı herhangi bir eksiklik yada anormalliktir. Özürlülüklerin bazılarından korunmak ve rehabilitasyon aldıkları taktirde bağımlı olmaları engellenebildiğinden özürlüler üzerine eğilinilmesi önem kazanmaktadır. Ülkemizde özürlü sayısı, özürlülük türü ve nedenleri konusunda yeterli bilimsel veriler mevcut değildir. Özürlülere yardım için alınacak önlemler ve uygulanacak tedavilerde öncelikleri saptamak amacıyla bu tür bilgilere gereksinim vardır. Çalışmamızda Havutlu'daki özürlü kişi sayısını bulmak, bu özürlerin nedenlerini belirlemek, özürlerin doğuştan mı kazanılmış mı olduğunu tespit etmek, özürlülerin rehabilitasyon alıp almadıklarını saptamak ve daha sonra özürlülerle ilgili yapılacak projelere ışık tutması amaçlanmıştır.Gereç, YöntemBu çalışma Havutlu Aile Sağlığı Merkezi bölgesi içinde özürlülük sıklığını, türlerini ve epidemiyolojik özelliklerini belirlemeyi amaçlayan kesitsel tanımlayıcı bir araştırmadır. Çalışmanın evrenini Havutlu Aile Sağlığı Merkezi bölgesinde yaşayan kişiler oluşturmaktadır. 2008 Haziran Ev Halkı Tespit Fişi (ETF) kayıtlarına göre bölge nüfusu 3926 kişidir. Örnek büyüklüğü % 95 güvenilirlik ve % 2 standart hata payı ile 708 kişi olarak hesaplandı. Bu 708 kişi basit rastgele yöntemle ETF'lerinden seçildi. Araştırma verileri bilgisayar ortamında SPSS 11.5 paket programı kullanılarak değerlendirildi.BulgularAraştırmaya katılanların % 54,5'ini kadınlar, % 45,5'ini erkekler oluşturmaktadır. Araştırılan topluluğun % 23,3'ünün özürlü olduğu saptandı. Araştırmamızda okur yazar olmayan grupta özürlülük sıklığı diğer gruplara göre anlamlı olarak fazla görüldü (x2=116,4, SD=5, p<0,0001). En sık görülen özür türleri sırayla; İç organ (visseral) bozuklukları (% 51,6), iskelet sistemi bozuklukları (% 16,9), psikolojik bozukluklar (% 8,7), göz ve görme ile ilgili bozukluklar (% 7,9), işitme bozuklukları (% 5,1), lisan ve konuşma bozuklukları (% 4,7), entelektüel bozukluklar (% 3,1), şekil görünüm bozuklukları(%2) idi. İç organ (visseral) bozukluklardan ise sırasıyla hipertansiyon (% 42,7), diyabet (%29), kardiyovasküler sistem hastalıkları (% 19,1) ilk üç sırayı oluşturmaktadır. Ebeveynleri arasında akrabalık olanlarda özürlülük, akrabalık olmayanlara göre anlamlı olarak fazlaydı (x2=46,3, SD=1, p<0,0001). Araştırmada saptanan özürlülerin % 13,9'unda özürlerinin doğuştan olduğu,% 86,1'inde sonradan kazanılmış olduğu tespit edildi. Özürlülerin % 87,3'ü özrü ile ilgili rehabilitasyon aldığı, % 12,7'sinin rehabilitasyon almadığı saptandı.SonuçDüşük eğitimli grupta özürlü sıklığının fazla olduğu, bölgede kronik hastalıkların sık görüldüğü ve yine bölgenin önemli bir sorununun da akraba evlilikleri olduğu tespit edildi. Bu çalışma havutlu bölgesinde özürlülere eğitim verilmesine, bütün özürlülerin rehabilitasyon hizmetlerinden yararlanmasına, bölge halkının kronik hastalıklar ve akraba evlilikleri konusunda bilinçlendirilmesine gereken önemi işaret etmektedir.Anahtar Kelimeler: Özürlülük, Prevelans, Havutlu

Adana-YüreğirEngelli kişilerEpidemiyoloji+2
Selen Uludağ Kis
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana ili havutlu bölgesinde 15-49 yaş kadınlardaki depresif belirtilerin sıklığı ve etkileyen faktörler

Amaç: Çalışmamızın amacı Adana ili Havutlu bölgesinde yaşayan 15-49 yaş kadınlarda depresif belirti sıklıklarını, kadınların depresif semptom görülme durumları ile sosyodemografik, sosyoekonomik ve sosyokültürel özellikleri arasındaki ilişkileri belirlemektir.Gereç Yöntem: Bu çalışma Havutlu Aile Sağlığı Merkezi bölgesi içinde 15-49 yaş kadınlarda depresif belirti sıklığı ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla planlanmış kesitsel tanımlayıcı bir araştırmadır. Çalışma, basit rastgele yöntemi ile 01.06.2010- 30.12.2010 tarihleri arasında ETF'lerden seçilen 403 kadına araştırmacı tarafından yüz yüze, sosyodemografik, sosyoekonomik ve yaşam olaylarını içeren anket formu ve Beck depresyon ölçeği ile uygulandı.Bulgular: Çalışmaya katılan kadınların %30,3'ü anlamlı depresif belirtiler gösteriyordu. Bu çalışmanın sonuçlarına göre depresif belirtilerin görülmesi ile sosyodemografik, sosyoekonomik, sosyokültürel özellikler ve depresyona ait risk faktörleri arasında anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır. Depresif belirti göstermede kikare analizinde anlamlı ilişki bulunan değişkenler lojistik regresyon modeli ile incelendiğinde; fiziksel şiddete maruziyet, anne baba baskısı görme, anne baba ilgisizliği, bakmak zorunda olduğu kronik hasta varlığı, medeni durumun dul ve boşanmış olması, eşiyle cinsellik dışı ilişkisinin kötü olması depresif belirti düzeyini arttıran anlamlı bağımsız değişkenler olduğu belirlenmiştir.Sonuç: Bu çalışmanın sonuçlarına göre eğitim düzeyinin ve sosyoekonomik düzeyin düşük olması, sosyo kültürel etkinliklere katılımın az olması, aile ve evlilik ilişkilerinin sorunlu olması, kadınlarda depresif belirtilerin artmasına neden olmaktadır.Anahtar Kelimeler: 15-49 yaş kadın, depresif belirtiler, etkili faktörler

Depresif bozuklukDepresyonHastalık+3
Esra Gündüz
Çukurova University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Oğuzeli Merkez Aile Sağlığı Merkezine kayıtlı 2014 yılında canlı doğum yapmış annelerin doğum öncesi bakım hizmeti alma durumlarının değerlendirilmesi

Bu çalışmada Oğuzeli ilçe merkezinde ikamet etmekte olan ve 2014 yılında canlı doğum yapmış annelerin; sosyoekonomik özelliklerini, doğum öncesi bakım alıp almadıklarını, aldılarsa aldıkları doğum öncesi bakımın kalitesini ve aldıkları doğum öncesi bakım hizmetinden memnun kalıp kalmadıklarını ortaya koyabilmek ve bunları etkileyen faktörleri belirleyebilmek amaçlandı. Araştırma, Oğuzeli Merkez ASM'ye kayıtlı ve 2014 yılında canlı doğum yapmış olan 260 kadın üzerinde gerçekleştirilmiştir. Hazırlanan soru kağıdı aracılığıyla toplanan verilerin analizinde ki kare testi ve evren oranı önemlilik testi kullanılmış, p<0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmaya katılan 260 annenin hepsi en az bir kez DÖB hizmeti almıştır. 4 ve üstü DÖB hizmeti alan anne sayısı 256 (%98,4)'tür. En çok DÖB hizmeti alınan sağlık kuruluşu 242 (%93,0) ile ASM'dir, bunu 193 (%74,2) ile Özel Hastane takip etmektedir (n=260). Ortalama alınan DÖB hizmeti sayısı 9,04±0,194'tür. Araştırmaya katılan 260 annenin 239'u (%91.9'u) son gebelikleri sırasında en az bir kez Aile Sağlığı Merkezi dışında bir sağlık kurumuna sağlık kontrolü amacıyla başvurduğunu belirtmiştir. En çok belirtilen tercih sebebi "Uzman doktora muayene olma isteği" iken (%52,3) ikinci sırada "Daha iyi ilgilenilmesi" (%26,7) ve üçüncü sırada "Her kontrolde USG yapılması" (%26,3) bulunmaktadır (n=239). Araştırmaya katılan 260 anne arasında DÖB hizmeti alımı sırasında, sırasıyla özel ve kamu kuruluşlarında, kilosu ölçülmeyenlerin oranı %22,3 ve %4,9; tansiyonu ölçülmeyenlerin oranı %15,7 ve %2,4; tam kan sayımı yapılmayanların oranı %17,3 ve %5,3 ve idrar tahlili yapılmayanların oranı %16,2 ve %7,3'tür. Araştırmamızda verilen DÖB hizmetinin sayıca yeterli olmasına rağmen, nitelik açısından eksiklerinin olduğu saptanmıştır. Anahtar Sözcükler: Doğum Öncesi Bakım, Aile Sağlığı Merkezi, Üreme Sağlığı

AnnelerDoğumPrenatal bakım+6
Mithat Temizer
Gaziantep University
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Gaziantep Çocuk Hastanesi Acil Servisi'ne başvuran 0-17 yaş grubu zehirlenme vakalarının nedenleri ve etkileyebilecek faktörler yönünden zehirlenme dışı olgularla karşılaştırılması

Çocukluk çağındaki zehirlenmeler dünyada ve ülkemizde sık karşılaşılan, sakatlık ya da ölümle sonuçlanabilen, acil servis ve hastane yatışlarında önemli iş yükü oluşturan en önemli halk sağlığı sorunlarından biridir. Bu araştırmada çocukluk çağının (0-17 yaş) sık karşılaşılan sağlık sorunlarından biri olan zehirlenme olaylarının ailenin sosyo-demografik özellikleri ile ilişkisinin ortaya konması ve en sık görülen zehirlenme tiplerinin belirlenmesi, ayrıca zehirlenme dışı nedenlerle acile başvuran kontrol grubuna uygulanan aile değerlendirme ölçeği puanlarının zehirlenme ve zehirlenme dışı kontrol grubunda farklı olup olmadığının ortaya konması amaçlandı. Çalışmaya alınacak kişi sayısı her bir grup için 226 olarak belirlendi. Örneğe ulaşım hızı %95.6 olarak gerçekleşti. Zehirlenme olaylarının %79,6' sının evde meydana geldiği, %52,7' sinin hiçbir şey yapmadan sağlık kuruluşuna başvurduğu, en sık 1-4 saat arasında sağlık kuruluşuna başvurulduğu ( %75), en sık başvurulan sağlık kuruluşunun özel ya da devlet hastanesi olduğu (%90,7), %92,1' inin tek bir madde ile zehirlendiği, bunların büyük çoğunluğunun tedavi amacıyla evde bulunan ilaçlarla olduğu ( %53,7), en sık ağızdan alındığı (%79,2) belirlendi. Kontrol grubu ile kıyaslandığında zehirlenme grubu çocukların anneleri daha az eğitimli (p=0,000), daha çok ev hanımı (p=0,000), babaları daha az eğitimli (p=0,000), toplam kardeş sayısı daha fazla (p=0,000), gelirlerinin daha düşük olduğu tespit edildi (p=0,000). Zehirlenme ve kontrol grubundaki çocukların ailelerinin çocukla ilgileri ölçek yardımı ile incelendiğinde; zehirlenme grubunun ortalama ölçek toplam puanı 2,50 iken kontrol grubunda 2,18 idi (p=0,000). (ortalama puanın 4'e yaklaşması ilgisizlik göstergesidir) Temel çözüm eğitim ve gelir düzeyini artırmak olsa da, kısa vadede bebek-çocuk izlemlerinde sağlık personelince annelerin uyarılması yararlı olacaktır. Anahtar sözcükler: zehirlenme, çocuk, aile, aile ilgi ölçeği

Acil servis-hastaneAileBilgi+5
Erhan Elmaoğlu
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Diyarbakır ilinde radyoloji çalışanlarının radyasyondan korunma durumları ve sağlık yakınmaları

Radyasyona en fazla maruz kalan kişiler olan radyoloji çalışanlarının, radyasyonun biyolojik olarak meydana getireceği olumsuz etkilerden somatik veya genetik olarak etkilenme olasılıkları genel toplumdan daha yüksek beklenmektedir. Bu çalışmada radyoloji birimi çalışanlarının sağlık durumlarının araştırılması, mevcut hastalık ve sağlık şikayetlerinin ortaya konulması, koruyucu önlem alışkanlıklarının belirlenmesi ve eğitim materyali aracılığı ile radyasyondan korunma yöntemleri hakkında bilgi verilmesi amaçlandı. Tanımlayıcı özellikte olan bu çalışma için Gaziantep Üniversitesi Etik Kurulundan 19/11/2013-404 karar no' lu etik kurul onayı alındı. Diyarbakır İli Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği'ne bağlı hastanelerde mevcut olarak çalışan toplam 250 radyoloji çalışanından, araştırmaya katılmayı kabul eden 220 kişiye sözlü onayları alınarak, halen çalıştıkları sağlık kuruluşunda yüz yüze görüşme tekniğiyle soru kağıdı uygulandı. Evrene ulaşım hızı %88 olarak gerçekleşti. Radyasyondan korunma yöntemleri ile ilgili bir eğitim materyali hazırlanarak soru kağıdı uygulaması sonrası radyasyondan korunma yöntemleri hakkında bilgi verildi. Radyoloji çalışanlarının, radyasyondan koruma araçlarından en fazla % 66,8 ile kurşun önlük ve % 65,5 ile kurşun paravanı kullandığı belirlendi. Radyoloji biriminde çalışan ve mesleki olarak radyoloji eğitimi almamış sağlık personellerinin radyasyondan korunma eğitimi alma durumlarının anlamlı düzeyde düşük olduğu görüldü (P=0,000). Radyoloji çalışanlarında en çok görülen sağlık yakınmaları % 75,9 ile yorgunluk ve % 72,7 ile halsizlikti. Kendi beyanlarına göre anemi % 24,5 ve migren % 22,3 ile en çok görülen hastalıklar olarak belirlendi. Ayrıca çalışmaya katılan iki radyoloji çalışanında kanser (% 0,9), üç radyoloji çalışanında ise infertilite (% 1,4) olduğu görüldü. Araştırmaya katılan kadınların %19,6'sıın en az bir kere istemsiz düşük, % 5,9'unun en az bir kere ölü doğum yaptığı görüldü. Araştırma sonuçlarına göre radyoloji çalışanlarının gebelik komplikasyonu yaşama ve düşük yapma oranının, genel topluma göre fazla olduğu ve mesleki olarak radyoloji eğitimi almamış olan çalışanların radyasyondan korunma eğitimlerinin eksik olduğu belirlendiğinden, özellikle doğurganlık çağındaki radyoloji çalışanlarının radyasyondan korunma konusunda uyarılması gerektiği düşünülmektedir. Radyoloji birimlerinde ergonomik olarak daha rahat çalışılabilecek şartların oluşturulmasının ve hizmet içi eğitim kapsamında hastane eğitim birimleri tarafından çalışanlara radyasyon güvenliği konusunda belirli aralıklarla eğitimin tekrarlanmasının yararlı olacağı düşünülmektedir.

DiyarbakırRadyasyonRadyasyon dozajı+7
Reşat Avcı
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Adıyaman Sağlık Yüksekokulu öğrencilerinin radyasyonun zararlı etkileri hakkında farkındalık düzeylerinin incelenmesi

Günümüzde önemli bir halk sağlığı sorunu olan radyasyonun zararlı etkileri henüz toplum tarafından iyi bilinmemektedir. Sağlık personelinin kendisini ve hizmet sunduğu insanları radyasyonun zararlı etkilerinden koruyabilmesi, hizmet sunumu esnasında gerekli önlemleri alması ve aynı zamanda bilgilendirici eğitimler verebilmesi önem taşımaktadır. Bu çalışmada, Adıyaman Üniversitesi Sağlık Yüksek Okulu Hemşirelik ve Ebelik Bölümü öğrencilerinin radyasyonun zararlı etkileri hakkında farkındalık düzeylerini değerlendirmek amaçlandı. Araştırma, Adıyaman Üniversitesi Sağlık Yüksek Okulu'nda 2014-2015 eğitim - öğretim döneminde hemşirelik ve ebelik bölümleri 1,2,3. ve 4. sınıflarda öğrenim görmekte olan toplam 583 öğrenci ile görüşülerek tanımlayıcı kesitsel tipte yapıldı. Evrene ulaşım hızı %85,2 olarak gerçekleşti. Araştırma verileri, araştırmacı tarafından hazırlanan sosyo-demografik değişkenleri içeren "kişisel bilgi anketi" ve güvenilirliği 0.88 olarak belirlenmiş olan "radyasyon tutum ölçeği" kullanılarak toplandı. Araştırmaya katılan öğrencilerden %81'i kız (472) %19'u ise (111) erkekti. Elde edilen veriler Kruscal Wallis, Anova, Levene, Bonferroni ve bağımsız gruplar t testleri kulanılarak analiz edildi. Araştırma verilerine göre hemşirelik öğrencilerinin, ebelik öğrencilerine oranla radyasyonun zararları hakkındaki farkındalıklarının daha yüksek olduğu (p=,000) ve birinci sınıf öğrencilerin diğer sınıf öğrencilerinden radyasyon farkındalıklarının daha yüksek olduğu görüldü (p=,000). Anne ve baba eğitim durumuna göre öğrencilerin radyasyon farkındalık düzeyleri annesi ilköğretim mezunu olan öğrencilerin annesi diğer öğrenim düzeylerine sahip öğrencilere oranla yüksek bulunurken (p=.030), baba öğrenim düzeyi lisansüstü mezunu olanların diğer öğrenim durumlarına göre anlamlı düzeyde düşük olduğu görüldü (p=,000). Katılımcıların "radyasyon tutum" ölçeği toplam puan ortalamalarına bakıldığında, öğrencilerin radyasyonun zararlı etkilerine yönelik farkındalıklarının yeterli düzeyde olmadığı şeklinde yorumlandı. Araştırma sonuçlarına göre, Sağlık Yüksekokulu öğrencilerinin radyasyon farkındalık düzeylerinin yükseltilmesine yönelik, Sağlık Yüksekokulu hemşirelik ve ebelik eğitim programlarının radyasyon zararlarına yönelik içeriklerinin yeniden düzenlenmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik öğrencileri, ebelik öğrencileri, radyasyon, farkındalık, eğitim

AdıyamanFarkındalıkRadyasyon+5
Meral Çapuk
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde sağlıklı yaşam davranışları ve bunu etkileyen faktörler

Bu araştırmada Gaziantep Hasan Kalyoncu Üniversitesi'nde 2013-2014 akademik yılında öğrenim gören öğrencilerin, sağlıklı yaşam davranışları ve bunu etkileyen faktörler araştırıldı. Araştırmaya 640 öğrenci katıldı.Verilerin analizinde; frekans dağılımları ve ki-kare testleri kullanıldı. Katılımcıların %52.8'i kadın ve % 47.2'si erkektir. Öğrencilerin %41.2'si üniversite eğitimi süresince ailesi ile birlikte ikamet ederken, %10.4'ü tek başına evde kalmaktaydı. Öğrencilerin annelerinin % 43.7'si ve babalarının %66.1'i lise ve üzeri bir eğitime sahip olduğu belirlendi. Öğrencilerin %59.4'ü son 12 ayda bisiklet ya da motosiklet kullanırken hiç kask takmadığı ve % 7.2'si başka birinin kullandığı arabada hiç emniyet kemeri takmadığı saptandı. Öğrencilerin %64.5'i son 12 ay içerisinde kendilerini iki ya da daha çok gün günlük işlerini yapamayacak kadar kötü ve umutsuz hissettiği ve %11.1'i ise intihar etmeyi düşündüğü tespit edildi. Eğitim süresince kalınan yer ile öğrencilerin intihar etmeyi düşünme arasında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Öğrencilerin %24.5'inin sigara kullandığı, ilk kez alkol alanların %47.8'inin 8-16 yaş arasında olduğu ve öğrencilerin yaşamları boyunca marihuana, esrar, eroin kullanma açısından %7.0'ının hayatı boyunca 1-2 kez kullandığı saptandı. Öğrencilerin %39.1'i egzersiz yaptığı ve %49.7'si kilo kontrolü için yeme alışkanlıklarında değişiklik yaptığı belirlendi. Öğrencilerin %31.5'i TV seyretmediğini ve %18.8'i hiç bilgisayar ya da video oyunları oynamadığı saptandı. Öğrencilerin %44.3'ü genel sağlık durumlarını iyi olarak değerlendirdi. Bu çalışma sonucunda öğrencilerin ihtiyaçları olduğu sağlıklı yaşam davranışları konularında eğitim programlarının düzenlenmesi gerekliliği ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Riskli sağlık davranışları, Sağlıklı yaşam, üniversite öğrencileri.

Emniyet kemerleriNarkotik bağımlılığıNarkotikler+5
Betül Tatlıbadem
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep ili oğuzeli ilçe merkezinde 18 yaş ve üstü erişkinlerde biyolojik ve alternatif/tamamlayıcı tıbbi tedavi kullanma durumu ve etkiliyen faktörler

Konvansiyonel tıbbi ilaçların akılcı olmayan kullanımı, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaygın bir şekilde görülmektedir. İnsanlığın var oluşu ile birlikte kullanılmaya başlanan tamamlayıcı/alternatif tıbbi tedavinin kullanımı, dünyada ve Türkiye'de gittikçe artmaktadır. Bu çalışmada, Gaziantep İli Oğuzeli İlçesi Merkezi'nde yaşayan 18 yaş ve üstü erişkinlerin, biyolojik tıbbi ilaçları ve alternatif/tamamlayıcı tıbbi tedavi şekillerini kullanma durumlarını ve bunu etkiliyen faktörlerin saptanması amaçlanmıştır. Çalışmaya, Oğuzeli İlçe Merkezi'nde ikamet eden 18 yaş ve üstü 406 kişi alındı. Katılımcılarla yüz yüze görüşülmek suretiyle, 38 soruluk anket uygulaması yapıldı. Verilerin analizinde, frekans dağılımları, student t testi ve ki-kare testi kullanıldı. Katılımcılarda reçetesiz/doktora danışmadan ilaç kullanımı % 33.2, gerekli olur düşüncesiyle doktora ilaç yazdırma % 24.4'tü. Bu çalışmada katılımcılar evlerindeki kullanmadığı ilaçları; % 37,4'ü çöpe attığını, %17.5'i emniyetli bir yerde sakladığını rahatsızlandığında doktora danışarak kullandığını, %16,7'si sağlık kurumuna verdiğini ifade etmiştir. Bu çalışmada, katılımcılar arasında kronik hastalık görülme sıklığı %30'du(en sık; hipertansiyon, astım ve diyabetes mellitus). Çalışmamızda katılımcıların sağlık algıları; % 54,7'si iyi, % 23,9'u fena değil, %12,8'i çok iyi şeklinde idi. Çalışmamızda, katılımcılar arasında şimdiye kadar herhangi bir zamanda alternatif/tamamlayıcı tıbbi tedavi kullanma sıklığı %29.8 iken, son bir yılda alternatif/tamamlayıcı tıbbi tedavi kullanım oranı %8.4'tü. En sıklıkla kullanılan yöntemler ise; Ilıca/kaplıcaya gitme, kırık çıkıcıya gitme ve bitkisel tedavi idi. Katılımcıların alternatif/tamamlayıcı tıbbi tedavi kullanma amaçları sıklık sırasına göre; kronik uzuv ağrıları (% 39.6), uzuv incinmesi (%27.2), solunum sistemi hastalıkları (%7.4) şeklinde idi. Çalışmamızda katılımcıları alternatif ve/veya tamamlayıcı tıbbi tedaviyi kullanma nedenleri; akraba tavsiyesi (%38.8), arkadaş tavsiyesi (%29.7), daha etkili olacağını düşünme fikri (%10.7) şeklinde idi. Bu çalışma sonucunda katılımcıların alternatif/tamamlayıcı tıbbi tedavi kullanma konusunda daha çok arkadaş ve akraba tavsiyelerini dikkate aldıkları ve tıbbi ilaç kullanma ve yazdırılmasında daha çok kendi kendine karar verdikleri için bu konularda yeterince bilinçli davranmadığı saptanmıştır. Anahtar Sözcükler: Tamamlayıcı Tedavi, Alternatif Tedavi, Akılcı Olmayan İlaç Kullanımı.

Gaziantep-OğuzeliHalk sağlığıTamamlayıcı tedaviler+3
Davut Sarı
Gaziantep University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık okuryazarlık düzeyinin E-Sağlık uygulamalarına kullanımına etkisi

Bu çalışma, Yozgat il merkezindeki kamu kurumlarında çalışan ve doğrudan halka hizmet veren sağlık çalışanları haricindeki kamu çalışanları arasında sağlık okuryazarlığı düzeyinin e-sağlık uygulamaları kullanım düzeyine etkisini ölçmek amacıyla yapılmıştır. Çalışma kesitsel türde olup 2021 yılında yapılmıştır. Veriler Google formlar üzerinden toplanmıştır. Veri formları olarak sosyo-demografik özellikler, E-sağlık uygulamaları kullanımı ile ilgili sorular ve Avrupa Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği Türkçe versiyonu kısa formu (ASOY-TR-16) kullanılmıştır. Çalışmaya il merkezindeki devlet kurumlarında görev yapan 476 kamu personeli katılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ki-kare testi, t-testi, ANOVA ve multinominal lojistik regresyon kullanılmıştır. Araştırmaya katılanların %64,3'ü erkek, %74,9'ü evli, %45,3'ü 30-39 yaş grubunda ve %60,9'u lisans mezunudur. Araştırma grubundaki kişilerin sağlık-okur yazarlık (SOY) düzeyinin %21,5'inin yetersiz, %41,3'ünün problemli ve %37,2'sinin ise yeterli düzeyde olduğu görülmüştür. En fazla kullanılan E-sağlık uygulamasının %84,9 ile E-Nabız olduğu, bunu %64,3 ile Hayat Eve Sığar (HES) ve Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) olduğu, en düşük ise hastanelerin kendi online sistemleri (%29,1) olduğu görülmüştür. E-Nabız uygulamasının, katılımcıların %35,3'ü 1-3 tane menüsünü, %38,6'sı 4-6 tane ve %26,1'i 7-11 tane menüsünü kullanmaktadır. E-Devlet SGK uygulamasının sağlıkla ilgili menülerinden hiçbirini kullanmayanların oranı %46,8, bir tanesini kullananların oranı %27,9 ve 2 ve daha fazlasını kullananların oranı ise %25,3'tür. SOY düzeyine göre E-Nabız ve E-Devlet SGK uygulamalarını kullanma durumu istatistiksel olarak önemli bulunmamıştır (p>0,05). Kamu çalışanlarının büyük bir çoğunluğu E-nabız, yaklaşık 2/3'ü HES ve MHRS uygulamasını kullanmaktadır. Araştırmaya katılanların yarıdan azının sağlık-okuryazarlık düzeyi yeterli olup, E-Sağlık uygulamaları kullanma üzerine etkisi önemli bulunmamıştır.

Elektronik sağlıkHalk sağlığıKamu personeli+3
Derviş Ozan
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Özel gereksinimi olan çocuklarin annelerinin ilk yardım konusundaki bilgi düzeyi ve uygulamalari

Çocukluk döneminde görebileceğimiz kazalar önemli bir halk sağlığı sorunu olarak görülmektedir. Çocuklar arasına birde özel gereksinimi olan çocuklarımızı eklersek karşılaşılabilecek sağlık sorunlarınındaha fazla arttığı görülmektedir. Kazalar karşısında annelerimizin uyguladığı ilk yardım uygulaması önem taşımaktadır. Özel gereksinimi olan çocuklarımıza ilk müdahaleyi yapmak daha zordur. Bu araştırmada ise Yozgat ilinde Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi'ne giden çocukların annelerinin ilk yardım bilgi düzeyi ve ilk yardım gerektiren durumla karşılaştıklarındaki uygulamaları hakkında bilgi sahibi olmak amaçlanmaktadır. Niteliksel yönde bir çalışma olup sorular araştırmacı tarafından oluşturulmuş yarı yapılandırılmış görüşme formu ile uygulanmıştır. Katılımcı olarak 20 anne ile görüşme sağlanmıştır. Sorular annelere yüzyüze görüşme yapılarak sorulmuştur. Görüşme yapılan 3 annenin ise mental sağlık olarak soruları cevaplayacak durumda olmadığı anlaşılmıştır. Bu annelerin görüşleri alınmamıştır. Annelere 1-20 arası sayı verilip bu şekilde ifade edilmiştir. Annelerin demografik bilgileri, ilk yardım gerektirecek durumla karşılaşma sıklığı, karşılaştıklarındaki yaptığı uygulamalar sorulmuştur Bu çalışmada annelerimizin hepsi ev hanımıdır ve annelerin yaş aralıklarının genç ya da orta yaş grubunda olmasının ilk yardım bilgi düzeylerinde bir fark oluşturmamıştır. Katılımcı annelerimizin hepsi ev hanımıdır. Annelere sorulan ilk yardım gerektirecek durumla karşılaşmalarındaki neler yaparsınız sorularına verilen cevaplara bakıldığında, annelerin çoğunluğu aynı cevabı vermiştir. Özellikle anneler büyüklerinden gördüğü geleneksel yöntemleri tercih etmişlerdir. Verilen cevaplara baktığımızda bilgiler ya eksik ya da yanlış olmuştur. Sonuç olarak annelerimizin ilk yardım bilgi düzeylerini artırmak için kurslara katılmasına yönelik teşvikler oluşturulmalıdır. Annelerin bu yönde algısını ve bilgisini artıracak programlar, broşürler, eğitimler düzenlenmesi gerekli olduğunu görmekteyiz.

AileAnnelerBilgi düzeyi+3
Halise Yaşar
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diş hekimlerinin mesleki sağlık sorunlarına yönelik farkındalıklarının ve lazer uygulama durumlarının belirlenmesi

Tanımlayıcı-kesitsel tipteki bu çalışmaya Gaziantep ilinde kamu, özel ve diş hekimliği fakültesinde çalışmakta olan tüm diş hekimleri alındı (n=328). Evrene ulaşım oranı %95,4 olarak gerçekleşti. Çalışmada diş hekimlerinin genel sağlık durumlarının, mesleki sağlık sorunlarınının, koruyucu uygulamalarının ve lazer kullanımlarının belirlenmesi amaçlandı. Toplanan veriler tanımlayıcı istatistikler, Kruskal Wallis, Mann-Whitney U ve ki-kare testleri kullanılarak analiz edildi. Çalışma sonuçlarına göre diş hekimlerinin %62,0'ı erkek, %55,9'u 10 yıldan az deneyime sahipti. Katılımcıların ortalama yaşı 36,66±11,77 yıl idi. Diş hekimlerinin %68,1'i sağlık durumlarının iyi ya da çok iyi olduğunu bildirdi. Diş hekimleri arasında işle ilgili en az bir sağlık sorunu prevalansının %86,6 olduğu saptandı. Kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları diş hekimlerinin en sık yaşadığı problemdi (%70,9), bunu perkütan yaralanmalar (%63,9) takip etti. Diş hekimlerinin büyük çoğunluğu (%91,7) Hepatit B'ye karşı aşılanmıştı. Eldiven (%99,4), maske (%98,4) ve önlük (%96,8) en çok kullanılan kişisel koruyucu ekipmanlar olarak belirlendi. Dental uygulamalarda amalgamı kullanan diş hekimlerinin çoğu (%63,6) amalgam atıklarını uygun olarak bertaraf ettiğini bildirdi. Dental uygulamalarda lazer, diş hekimlerinin %16,3'ü tarafından kullanılmaktaydı. Sonuç olarak mesleki rahatsızlıkların diş hekimleri arasında yaygın olduğu ve koruyucu önlemlerin çoğu diş hekimi tarafından alındığı belirlendi. Diş hekimlerinin günlük hasta sayıları için üst sınır getirilmesi ve diş hekimlerinin çalışırken dinlenmek için yeterli zaman ayırmalarının sağlanması yararlı olacaktır. Özel sağlık kurumlarında amalgam atıklarının bertarafı için yeni düzenlemeler ve denetlemeler yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Diş Hekimleri, Gaziantep, Mesleki Sağlık Sorunları.

Diş hekimleriDiş hekimliğiFarkındalık+5
Mediha Annaç Asıldağ
Gaziantep University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Diyaliz hasta yakınlarının kronik böbrek yetmezliği hastalığı hakkındaki bilgi, tutum ve davranışları

Bu çalışmanın amacı, Kronik Böbrek Yetmezliği (KBY) olan hastaların hasta ile ilgilenen yakınlarının, hastalık hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarını incelenmektir. Bu çalışma kesitsel tanımlayıcı türde olup, 2022 yılında hemodiyaliz hastaları ile birebir ilgilenen yakınları veya bakıcıları arasında yapılmıştır. Çalışmaya 239 hasta yakını veya bakıcı gönüllü olarak katılmıştır. Veriler araştırmacılar tarafından hazırlanan anket formunun yüz yüze görüşülerek doldurulmasıyla toplanmıştır. Hasta yakınlarının %86.2'si hastanın birinci dereceden yakınıdır. Çalışmaya katılanların KBY hastalığı hakkındaki bilgileri genel olarak %89.5'i doktorlardan, %49.0'u diğer sağlık personelinden aldığını belirtmiştir. Hasta yakınlarının böbreklerin işlevleri hakkındaki bilgi düzeyi, %24.3'ünün düşük, %59.4'ünün orta ve %16.3'nün ise yüksek düzeyde olduğu görülmüştür. Çalışmaya katılanların KBY'nin nedenleri hakkındaki bilgi düzeyi, %33.1'i düşük, %56,9'u orta ve %10'u ise yüksek olarak saptanmıştır. Çalışmaya katılanların KBY bilgi düzeyi yüksek olma olasılığı, yaşın artması, kadın olmak ve eğitim seviyesinin (p=0.052) yükselmesi istatistiksel olarak önemli bulunmuştur. KBY hastalığı belirtileri hakkındaki bilgi düzeyleri, %30.1'inin düşük, %51.9'unun orta ve %18.0'inin yüksek olduğu saptanmıştır. KBY hastaları ile ilgilenenlerin büyük bir çoğunluğu birinci derece akrabalarıdır. Hasta yakınlarının KBY hakkındaki bilgi düzeyleri genel olarak orta düzeydedir. Hasta yakınları, KBY hastalığı hakkında daha fazla bilgilendirilmeli ve desteklenmelidir. ANAHTAR KELİMELER: Kronik böbrek yetmezliği, Bakıcılar, Bilgi, Tutum, Davranış

Bilgi düzeyiBöbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-kronik+3
Yeliz Gayret Başer
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVİD-19 evde kal döneminde 6-36 aylık olan çocukların psiko-motor gelişiminin incelenmesi

Covid 19 Pandemisi sürecinde geçmişteki tüm alışkanlıkları değişen çocuklar, salgının seyrinden olumsuz etkilenen grupların başında gelmektedir. Bu çalışmanın amacı, Covid 19 pandemi döneminde 6- 36 aylık olan ve şu an 2-5 yaş arasındaki çocuklarda, pandeminin çocukların psiko-motor gelişimi üzerine olan etkisini incelemektir. Bu çalışma kesitsel tipte olup, çalışmaya 2-5 yaş grubunda olan çocuklar alınmıştır. Araştırma, Yozgat Merkez 5 nolu Aile Sağlığı Merkezine başvuran N=150 çocuk üzerinde yapılmıştır. Veriler, çocuklara ve ailelere ait sosyo-demografik veri formu ve Ankara Gelişim Tarama Envanteri (AGTE) ile toplanmıştır. AGTE, çocukların Dil-Bilişsel (D-B), İnce Motor (İM), Kaba Motor (KM) ve Sosyal Beceri-Özbakım (SB-ÖB) olmak üzere dört gelişim alanından oluşmakta ve toplam gelişim puanı elde edilmektedir. Veriler SPSS25 programında değerlendirilmiştir. Sosyo-demografik özelliklerden AGTE ölçeğine göre önemli bulunan değişkenler multinominallojistik regresyon (MLR) ile analiz edilmiştir. Araştırmaya alınan çocukların %58'i kız, %41,3'ü 37-48 aylık (ortanca yaş 48 ay), %39,3'ünün doğum ağırlığı 3000 – 3499 gram (ortalama 3105 gr) arasında olduğu, %52,7'si 12-14 ay arasında yürüdüğü (ortanca 12 ay) ve %58'inin annelerine göre gelişim düzeyinin akranlarına göre daha iyi olduğu bulgularına ulaşılmıştır. Araştırmaya alınan çocukların genel gelişim, dil-bilişsel, ince motor, kaba motor vesosyal beceri-özbakım gelişim düzeyleri geri-şüpheli düzeyde olanların oranı sırasıyla %25.4,18,0,58,7, 22,0 ve 25,3 olup, gelişim düzeyi ileri olanların oranı ise sırasıyla %26,7, 34,7, 11,3, 27,3 ve 25,3'tür. Çocukların genel ve diğer alt boyut gelişim düzeyleri, çocuğun yaşının küçülmesi ile daha olumlu olarak etkilenmektedir. Pandemi döneminde yaşı büyük olan çocukların evde kalması, onların gelişimlerini daha da olumsuz etkilenmesine neden olmuştur. Yine, gebelikler arasının kısalması veya ilk gebelik olması, babanın çocukların bakımına katılması çocukların gelişimini olumlu yönde etkilemektedir.

Şeyda Koçak
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova Üniversitesi'nde okuyan kadın fakülte öğrencilerinde yeme bozukluğu prevalansı ve etki eden faktörlerin araştırılması

Giriş ve Amaç: Yeme bozukluklarının toplumda görülme sıklığı gün geçtikçe artmakta ve giderek daha ciddi bir sorun haline gelmektedir. Yeme bozuklukları özellikle genç kadınlar arasında olmak üzere, önemi giderek artan bir halk sağlığı sorunudur. Bu çalışmanın amacı; Çukurova Üniversitesi'nde okuyan kız öğrencilerde yeme bozukluğu boyutu ve sıklığının belirlenmesi; yeme bozukluğu tanısı almış olanlarla yeme bozukluğu tanısı almamış olanlar, yeme bozukluğu gelişimini etkileyebilecek faktörler (aile ortamı özellikleri, sosyo-ekonomik durumları, depresyon ve sosyal fobi) açısından karşılaştırmaktır. Bunun sonucunda yeme bozukluğu tanısı alan kişilere, çözüm önerileri getirecek danışmanlık hizmeti vermektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, Çukurova Üniversitesi Balcalı Kampüsü içerisinde okuyan kız öğrencilerde yeme bozukluğu sıklığı ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla planlanmış kesitsel bir araştırmadır. 2012-2013 eğitim-öğretim yılı içerisinde tüm fakültelerde kayıtlı kız öğrenci sayısı 9.108 idi. Türkiye'de yeme bozukluğu sıklığı ile ilgili yapılan araştırmalar dikkate alınarak % 95 güvenilirlik ve % 3 hata payı ile örnekleme 514 kız öğrencinin alınacağı hesaplandı. Tüm üniversitede okuyan kız öğrencilerin özelliklerinin fakültelere göre farklılık göstermedikleri göz önüne alınarak, 12 fakülte içerisinden rasgele sayılar tablosu (random digit table) yardımıyla 4 fakülte seçildi. Basit tesadüfi örneklem yardımıyla da çalışmaya dahil edilecek bölümler seçildi. Verilerin analizleri için SPSS 19.0 ve Epi-Info programları kullanıldı. Ki-kare, t-testi, korelasyon testi ve lojistik regresyon analizi yapıldı. Bulgular: Araştırmaya katılanların yaş ortalaması 21,63±1,8 yıl idi. Katılımcıların % 6,3'ünde yeme bozukluğu tespit edildi. Bu çalışmanın sonuçlarına göre; araştırmaya katılanların, anne eğitim düzeyi ve çalışma durumu, baba eğitim düzeyi ve çalışma durumu, aile gelir durumu, konutta yaşayan kişi sayısı, yaşanılan yer, sigara, alkol, ilaç kullanımı, geçirilen ameliyat, daha önceden geçirilen hastalığa göre dağılımları karşılaştırıldığında, yeme bozukluğu ile arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı. Yeme bozukluğu bulunanlarda mevcut hastalık varlığı, yeme bozukluğu olmayanlara göre anlamlı şekilde daha fazla bulundu, (p=0,02). Yeme bozukluğu bulunanlarda Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) puanları, yeme bozukluğu bulunmayanların BDÖ puanlarından anlamlı derecede yüksekti, (p<0,01). Yeme bozukluğu bulunanlarda Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği (LSKÖ) puanları, yeme bozukluğu bulunmayanların LSKÖ puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmadı, (p>0,05). Vücut Kitle İndeksi (BKİ), yeme bozukluğu bulunanlarda anlamlı derecede yüksekti, (p<0,01). Yeme tutum ve davranışı ile depresyon arasında anlamlı ve pozitif yönlü bir korelasyon vardı. Yeme tutum ve davranışı ile sosyal fobi değişkeni arasında anlamlı ve pozitif yönlü bir korelasyon vardı. Depresyon ile sosyal fobi değişkeni arasında anlamlı ve pozitif yönlü bir korelasyon vardı. Sonuç: Araştırmamıza katılanların % 6,3'ünde yeme bozukluğu tespit edildi. Yeme tutum ve davranışı ile depresyon ve sosoyal fobi değişkenleri arasında anlamlı ve pozitif yönlü bir korelasyon vardı. Yeme bozukluğu bulunanların BKİ'si bulunmayanlara göre daha yüksekti ve mevcut kilolarından memnun değillerdi. Bu tez çalışmasından da görüldüğü gibi yeme bozukluğu, önemi giderek artan bir halk sağlığı sorunu olup, konu ile ilgili eğitim ve önleyici tedbirlerin alınması, riskli gruplarda taramaların yapılması, şayet hastalık oluşmuşsa tedavilerinin sağlanması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Kadın, yeme bozukluğu, üniversite öğrencisi

BeslenmeBeslenme bozukluklarıDepresyon+6
Sema Çelik
Çukurova University
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Beslenme ve diyet danışmanlığına başvuran bireylerin duygusal yeme durumu ve depresyon, anksiyete, stres düzeylerinin incelenmesi: kırşehir örneği

Bu çalıĢma KırĢehir Eğitim ve AraĢtırma Hastanesi Diyet Polikliniğine baĢvuran bireylerin duygusal yeme durumlarını belirleyip, depresyon anksiyete ve stres düzeylerini de belirleyerek duygusal yeme ile depresyon, anksiyete ve stres düzeyi arasındaki iliĢkiyi araĢtırmak amacıyla yapılmıĢtır. Kesitsel türde planlanan bu çalıĢma 18-65 yaĢ arası 395 birey üzerinde yapılmıĢtır. Bireylere Türkçe Duygusal Yeme Ölçeği ve Depresyon, Anksiyete ve Stres Ölçeği (DASS42) uygulanmıĢtır. Ayrıca 11 sorudan oluĢan anket soruları da uygulanmıĢtır. Elde edilen veriler bilgisayar ortamına aktarılıp analiz edilmiĢtir. Ġstatiksel anlamlılık için p0.05 olarak kabul edilmiĢtir. Katılımcıların %68,4'ü kadın, %31,6'sı erkektir. AraĢtırmaya katılan bireylerin %7,1'inde duygusal yeme görülmüĢtür. Depresyon, anksiyete ve stres durumlarının üçü ile duygusal yeme, gerginlik durumunda yeme, olumsuz duygular ile baĢa çıkma, kendini kontrol edebilme ve uyaran karĢısında kontrol arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir iliĢki olduğu belirlenmiĢtir (p<0,05). Bu konu hakkında daha fazla çalıĢmanın yapılmasına ihtiyaç olduğu düĢünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Duygusal Yeme, Depresyon, Anksiyete, Stres, Diyet

Hanne Nur Türker
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ankara'da bir gıda üretim fabrikasında çalışanların COVID 19 öncesi ve COVID döneminde iş kaybı sürelerinin değerlendirilmesi

Bu çalışma, Covid 19 pandemisinin fabrikada iş günü kayıplarında ne kadar etkili olduğunu saptamak amacıyla yapılmıştır. Çalışma retrospektif kayıt araştırmasıdır. Bu çalışmada Ankara'da bir gıda üretim fabrikasında çalışanların 2019 yılı ile fabrikada ilk vakanın görüldüğü 1 Mayıs 2020 ile 30 Nisan 2021 tarihleri arasındaki sağlık nedenli tüm işe devamsızlıklar analiz edilmiştir. Veriler, 2022 yılında işyeri sağlık birimindeki kişi dosyalarından alınmıştır. Toplam 1034 çaşışanın kaydı incelenmiştir. Fabrikada 2019 yılında henüz Türkiye'de henüz Covid-19 vakalarının olmadığı dönemde, iş kazasına bağlı kayıp zaman 3750 saat (%13), işle ilgili hastalık 5542.5 saat (%19) ve diğer hastalıklara bağlı kayıp zaman 19702.5 saat (%68) olmak üzere toplam 28905 saat kayıp olmuştur. Covid döneminde iş kazası nedenli kayıp 982.5 saat (%3), işle ilgili hastalık nedenli kayıp 7245 saat (%23), diğer hastalık nedenli kayıp 10492.5 saat (%33) olarak tespit edilmiştir. Covid-19 döneminde Covid dışı nedenli kaybedilen iş saati 18.720 (%59.2) olup Covid-19 öncesine göre aynı nedenlerle kaybedilen iş saatinden daha düşükür. Covid döneminde Covide bağlı toplam kayıp zaman 13200 saat (%41.3) olup toplam kayıp süresi 31920 saat olmuştur. Covid döneminde Covid nedenli kaybedilen toplam iş saatinin yarıdan fazlası (%55.8) temas nedenli karantinaya bağlı olduğu, sadece %5,5'i hastanede yatma veya ölüm nedenli kayıp olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, dünya genelinde toplumların etkilendiği Covid-19 salgınından gıda sektöründe çalışan işçilerin de etkilendiğini göstermektedir. Fabrika ortamında alınan sıkı tedbirler, çalışanların kurallara uyması, salgının daha az iş günü kayıplarıyla atlatılmasına neden olduğunu düşündürmektedir.

AnkaraCOVID 19Fabrikalar+5
Serpil Sayğılı
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ortaokul çocuklarında obezojen beslenme ile ebeveynlerin sağlık okuryazarlığı arasındaki ilişki

Bu çalışma ortaokul öğrencilerinin obezojen beslenme davranışları ile besinlere olan istekleri ve ebeveynlerinin sağlık okur-yazarlığı arasındaki ilişkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bu araştırma kesitsel türdedir. Araştırma, 2022 yılında Yozgat il merkezinde bulunan ortaokul öğrencileri arasında yapılmıştır. Araştırmaya Veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan sosyo-demografik veri formu, Obezojenik Çevre Değerlendirme Formu (OÇDF), Avrupa Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği Türkçe Kısa Formu (ASOY-TR-16) ve besinlere isteklilik Görsel Analog Skalası (Visual Analogue Scale - VAS) ile elde edilmiştir. Araştırmaya 583 öğrenci ve ebeveyn katılmıştır. Araştırmaya katılan çocukların bedeb kütle indeksi (BMI) persentil değerleri incelendiğinde, %6,9'unun çok zayıf, %18,2'sinin hafif obez (overweigh) ve %9,3'ünün de obez olduğu saptanmıştır. Çocukların obezojen besinlere karşı %18,4'ünün istekli ve %22,5'inin ise çok istekli olduğu söylenebilir. Yine çocukların obezojen çevre durumu incelendiğinde, %24,4'ünün obezojen çevre açısından riskli altında olduğu saptanmıştır. Çocukların OÇDF puanını, sırasıyla kız olmak (β=0,145), çocuğun ders dışında spor aktivitelerde bulunmaması (β= -0,132), ailenin gelir düzeyinin azalması (β= -0,093) ve okunan sınıfın yükselmesi (β=0,085) artırmaktadır (p<0,05). Annenin SOY düzeyi, anne ve babanın eğitim düzeyi gibi aileye ve çocuğa ait diğer faktörler ile OÇDF puanı arasında önemli bir ilişki saptanmamıştır. Bu çalışmada, annenin sağlık okur-yazarlık düzeyi ile çocukların fazla kilolu veya obez olması, obezojen besinlere istekliliği ve obezojen çevreye sahip olması arasında önemli bir ilişki saptanmamıştır.

Ana-babaBeslenmeObezite+4
Sema Nur Çatal
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana İli tarım çalışanlarının sağlık sorunlarının ve sağlık hizmetinden yararlanma durumlarının saptanması ile sağlık sunum model(ler)inin önerilmesi araştırması

Giriş ve Amaç: Tarım çalışanlarında özellikle de mevsimlik-gezici tarım işçilerinde; bulaşıcı hastalıklar ve parazitozlar, konut ve su hijyeni ile ilgili sorunlar, iş kazaları ve meslek hastalıkları, eğitim düzeyinin düşük olması, yoksulluk, sosyal güvencenin olmayışı ve sağlık sistemine erişimde yaşanan problemler, önemli bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tez araştırmasının amacı; Adana ilinde tarım çalışanlarının sosyo-demografik özelliklerinin tanımlanması, sağlık sorunlarının ve sağlık hizmetine erişim durumlarının araştırılması ve elde edilen bulgular ışığında mevcut sağlık sistemine uygun olarak, tarım çalışanlarına yönelik sağlık hizmet model(ler)inin önerilmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma Adana ilinde faaliyet gösteren 15-65 yaş yerleşik tarım çalışanları (YTÇ) ve mevsimlik tarım işçilerinde (MTİ) yapılan tanımlayıcı bir çalışmadır. 2012 yılında Mevsimlik Gezici Tarım İşçilerinin Çalışma ve Sosyal Hayatlarının İyileştirilmesi Projesi (METİP) kapsamında, MTİ'ye altyapı hizmetleri ve eğitimler verilen 53 bölgeden %50'sine ulaşılması hedeflenmiştir. Ceyhan'dan 2, Yüreğir'den 8, Seyhan'dan 7, Karataş'tan 8 ve Yumurtalık'tan 3 olmak üzere; toplam 28 bölge basit rasgele örneklem yöntemiyle seçilmiştir. Örnekleme, son bir yıl içinde sağlık sorunu görülme sıklığı, 2011 yılında yapılan Mevsimlik Tarım İşçilerinin ve Ailelerinin İhtiyaçlarının Belirlenmesi Araştırması'na göre %54 kabul edilerek %95 güvenirlik ve %5 hata payı ile büyüklüğü bilinmeyen evrene göre 382 MTİ'nin; YTÇ için daha önce yapılmış benzer bir çalışma bulunmadığından son bir yıl içinde sağlık sorunu görülme sıklığı %50 kabul edilerek, %95 güvenirlik ve %5 hata payı ile büyüklüğü bilinmeyen evrene göre 384 YTÇ'nin alınması gerektiği hesaplanmıştır. Katılımcılara araştırıcı tarafından geliştirilen, katılımcıların sosyodemografik özelliklerini, yaşadıkları barınma koşullarını, mesleki durumlarını ve sağlık durumlarını sorgulayan dört bölüm ve toplamda 74 sorudan oluşan anket uygulanmıştır. Bulgular ki-kare testi, t testi ve lojistik regresyon modeliyle analiz edilmiş, p değerinin < 0,05 olması anlamlı olarak değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeler için SPSS 19.0 for Windows paket programı kullanılmıştır. Bulgular: YTÇ'nin ortalama yaşı 38,9±13,6; MTİ'nin ortalama yaşı 30,5±13,5 olarak bulunmuş olup; MTİ, YTÇ'ye göre daha genç bir nüfus dağılımı göstermektedir ve fark anlamlıdır (t=-8,703, p=0,0001). MTİ'nin tamamı büyük oranda muşamba, bez, saz ve kamıştan yapılan çadırlarda yaşamaktadır. Araştırmamızda tarım çalışanlarının günlük ortalama çalışma süreleri 10,4±2,2 saattir. Katılımcıların %86,5'i aylık 1000 TL'nin altında gelir elde etmektedir. Tarım çalışanlarının %60'ı son bir yıl içinde hastalanmış ve %76,2'si doktora gitmiştir. Son bir yıl içinde YTÇ'nin %54'ünün, MTİ'nin %40,5'inin aile hekimine başvurusu olduğu saptanmıştır ve fark YTÇ lehine anlamlıdır (χ2=14,572, p=0,0001). Araştırmamızda son bir yılda sağlık personelinin evde ziyarete gelme oranı %15,4'tür. Çalışmamızda, tarım çalışanlarının cinsiyeti kadın ise özgeçmişinde hastalık öyküsü olasılığının 2,43 katına; son bir sene içinde hastalık geçirmesi olasılığının 1,87 katına çıktığı; mesleki eğitim almayan tarım çalışanlarının özgeçmişinde hastalık olasılığının, alanların 2,02 katı; son bir yıl içersinde hastalanma olasılığının ise 1,97 katı olduğu, tarlada ilaçlama yapanların son bir yılda hastalanma olasılığının, yapmayanların 1,66 katına çıktığı bulunmuştur. Sonuç:. Araştırmamızda tarım çalışanlarının ve özellikle MTİ'nin oldukça kötü barınma koşullarında yaşadığı, düşük gelirli, uzun saatler boyunca çalışan kişiler konumunda olduğu bulunmuştur. Araştırmamızda; kadınların, mesleki eğitim almamış olanların ve tarlada ilaçlama faaliyetlerinde bulunanların daha fazla hastalandığı belirlenmiştir. Hastalanan tarım çalışanlarının birinci basamak ve gezici sağlık hizmetlerinden yeterince yararlanamadığı saptanmıştır. Tarım çalışanlarının sağlık eğitimi/danışmanlığı hizmetlerinin sunulduğu, uygulanabilir, düzenli-sürekli gezici sağlık hizmetleriyle sağlık düzeylerinin yükseltilmesi gereklidir. Bu hizmetlerin etkin olabilmesi için de barınma, beslenme, eğitim, sosyal güvenlik ve ekonomik sorunların giderilmesi önkoşuldur.

AdanaHalk sağlığıSağlık hizmetleri+1
Ramazan Azim Okyay
Çukurova University
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Yozgat ilinde yaşayan 18-64 yaş arası evli kadınların sağlık okur-yazarlığı ve yaşam doyumunun sağlıklı beslenme üzerine etkisi

Kronik hastalıkları önleme, sağlığı koruma ve geliştirmede beslenmenin rolü büyüktür. Bu çalışma, 18-64 yaş arası evli kadınlarda sağlık okuryazarlığı (SOY) ve yaşam doyumunun sağlıklı beslenme üzerine etkisini ölçmek amacıyla yapılmıştır. Çalışma kesitsel türde olup 2022-2023 yıllarında yapılmıştır. Veriler, Yozgat il merkezindeki Aile Sağlığı Merkezlerine başvuran kadınlarla yüz yüze görüşme ile toplanmıştır. Veri formları olarak sosyo-demografik özellikler, Yaşam Doyumu Ölçeği-Yetişkin (YDÖ-Y), Avrupa Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği (ASOY-TR-16) ve Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği (SBİTÖ) kullanılmıştır. Çalışmaya il merkezinde yaşayan 303 kadın katılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ki-kare testi, ANOVA, korelasyon ve lineer regresyon kullanılmıştır. Araştırmaya katılan kadınların yaş ortalaması 39,1 olup, %37,1'i üniversite mezunu, %41,9'u ev hanımı, %77,9'u eşi ve çocuklarıyla birlikte yaşamaktadır. Araştırma grubundaki kadınların %59,4'ünün beslenme tutumlarının yüksek seviyede ve %26,1'i ise ideal yüksek seviyede olduğu tespit edilmiştir. Kadınların beslenme tutumunu, yaşam doyumunun yükselmesi (β=0,359), beslenme bilgisini sağlık personelinden almak (β=0,124) ve sağlık okur-yazarlığının yükselmesi (β=0,113) etkilemektedir. Kadınların yaşı, BKİ'si, aile gelir düzeyi, öğrenim düzeyi, ailedeki kişi sayısı, meslek, eş meslek ve eş öğrenim düzeyi ile sağlıklı beslenme tutumu arasında önemli bir ilişki saptanmamıştır. Yaşam doyumu yüksek olan, beslenme bilgini sağlık personelinden alan ve sağlık okur-yazarlığı yüksek olan kadınların sağlıklı beslenme tutumları daha yüksektir. Kadınlara hem sağlık okuryazarlığı hem de sağlıklı beslenme hakkında eğitimlerin verilmesi önerilmektedir.

Sağlık okuryazarlığıSağlıklı beslenmeYaşam doyumu
Nurgül Nehir Yılmaz
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep Şahinbey Oto Sanayi Sitesi'nde çalışan 18 yaş altı bireylerin durumu

Çocuk işçiliği gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu araştırma Gaziantep il merkezindeki Şahinbey Oto Sanayi Sitesi'nde çalışan çocuk işçilerde; sosyo-demografik özelliklerin, çalışma şartlarının, genel sağlık durumunun, alışkanlıkların, madde kullanımının ve şiddetle karşılaşıp karşılaşılmadığının belirlenmesi amacıyla yapılan kesitsel-tanımlayıcı tipte araştırmadır. Tüm evrene ulaşılmaya çalışıldı ancak iş yerlerinin %58,2'si araştırmaya katılmayı kabul etti (n=418). Evrenin %58,2'sine ulaşıldı. Veriler bir anket aracığıyla, yüz yüze görüşme yöntemi ile toplandı ve çocukların boy ve kiloları ölçüldü. Veriler SPSS 22 paket programında değerlendirildi. Analizlerde betimleyici istatistikler ve ki kare testi kullanıldı. Anlamlılık p<0,05 kabul edildi. Çalışma sonuçlarına göre katılımcıların tamamı erkekti ve yaş ortalamaları 14,90±1,94'idi. İşe başlama yaşı ortalamaları 11,75±2,49 yıldı. %34,9'u okula devam etmemekteydi. Çocuklarda zayıflık %2,8, bodurluk %9,8, kiloluluk %17,7 ve obezite %6,5'ti. Ebeveynlerin eğitim seviyesi düşüktü. Babaların, annelere göre eğitim düzeyi daha yüksekti. %97,4'ünün annelerinin ev hanımı olduğu, gelirleri olmadığı ve ailelerin %16,5'inin göç ettiği saptandı. Ailedeki birey sayısı ortalama 5,87±1,62'di. Katılımcılardaki sigara kullanımı %29,4, alkol kullanımı %8,4 ve madde kullanımı %3,8 olarak belirlendi. Çocukların %55,0'ı meslek öğrenmek için, %35,4'ü de maddi nedenlerden işe başladığını belirtti. Çocuklar en çok oto tamir iş yerlerinde çalışmaktaydı (%38,8). Ortalama mesai süreleri günlük 11,46±0,83 saatti. Çocuk işçilerin haftalık kazançları ortalama 98,9±57,7 Türk Lirası'ydı. İş yeri memnuniyet oranı %95,7'di. Çocukların % 5,7'si çıraklık okuluna devam etmekteydi. %52,6'sı iş kazası geçirdiğini ve %88,8'i de işyerinde şiddet türlerinden bir veya birkaç tanesine maruz kaldığını belirtti. Sonuç olarak çocuk işçiliği alınan önlemlere ve uzun süredir verilen mücadeleye rağmen devam etmektedir. Çocuk işçiliği konusunda daha radikal çözümler aranmalı ve sektörler arası işbirliği oluşturularak ortak bir duruş ve politik kararlılık sergilenmelidir.

Endüstri bölgesiErgenlerGaziantep+5
Coşkun Cüce
Gaziantep University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep Üniversitesi'nin sağlıkla ilgili fakültelerindeki ilk ve son sınıf öğrencilerinin beslenme alışkanlıkları ve obezite sıklığı

Tanımlayıcı-kesitsel tipteki bu çalışma, Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi, Diş Hekimliği Fakültesi ve Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde öğrenim görmekte olan ilk ve son sınıf öğrencilerinin beslenme alışkanlıklarını ve obezite sıklıklarını saptamak ve bu durumu etkileyebilecek faktörleri ortaya koymak amacıyla yapılmıştır (n=1068). Evrene ulaşım oranı %88,0 olarak gerçekleşti. Araştırmada veri toplama aracı olarak soru kâğıdı kullanılmıştır. Toplanan veriler tanımlayıcı istatistikler, Kruskal Wallis, Mann-Whitney U ve ki-kare testleri kullanılarak analiz edildi. p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Çalışmada yer alan öğrencilerin %61,5'i kadın, %38,5'i erkek ve BKİ ortalamaları 21,93 ± 3,16 kg/m² olarak bulundu. Araştırmaya katılan üniversite öğrencilerinin %12,2'sinin zayıf, %72,4'ünün normal kilolu ve %15,4'ünün fazla kilolu veya obez olduğu tespit edildi. Erkek cinsiyette olan ve tıp fakültesinde eğitim görmekte olan öğrencilerin beden kitle indeksine göre kilolu veya obez olma durumu anlamlı düzeyde yüksek olarak saptandı. Öğrencilerin yaklaşık yarısının günde 2 öğün ve daha az yemek yediği, en çok atlanan öğünün ise kahvaltı olduğu tespit edildi. 1. sınıfta eğitim gören öğrencilerde her gün süt ve süt ürünleri, meyve ve sebze tüketimi anlamlı düzeyde yüksek bulunurken (Sırasıyla p=0,024 ve p=0,007), son sınıfta eğitim gören öğrencilerde sigara ve alkol kullanma durumu anlamlı düzeyde yüksek bulundu (Sırasıyla p=0,040 ve p=0,026). Aile veya akraba ile birlikte kalmanın tüketilen besinler üzerinde olumlu etkisinin olduğu saptandı. Öğrencilerin %31,6'sının en az 1 kez diyet yaptığı, %33,9'nun düzenli egzersiz yaptığı görüldü. Sonuç olarak üniversite öğrencilerinde obez veya kilolu olma durumunun yaygın olduğu belirlendi. Elde edilen sonuçlar öğrencilerde obezitenin önlenmesi için yeterli ve dengeli beslenme alışkanlıklarının kazandırılmasının, düzenli ve yeterli fiziksel aktivite yapmayı günlük yaşamlarının bir parçası haline getirmelerinin sağlanmasının önemli olduğu; sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının geliştirilmesi amacıyla eğitimin ilk aşamalarından itibaren öğrencilerin bilinçlendirilmelerinin gerekliliğini göstermektedir.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme bozuklukları+4
Ferit Yetkinşekerci
Gaziantep University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kahramanmaraş – Ekinözü ilçe merkezinde 2011 yılında gebeliği sonlanmış tüm kadınların gebelik öncesi ve gebelik sırasındaki risk faktörlerinin değerlendirilmesi

Tanımlayıcı-kesitsel tipteki bu araştırma, doğum yapan kadınların gebelik öncesi ve gebelik sırasındaki risk faktörlerinin belirlenmesi amacıyla yapıldı. Araştırmanın evrenini; Ekinözü ilçesinde 2011 yılında gebeliği sonlanmış olan 189 kadın oluşturdu. Tüm evren araştırmaya dahil edildi. Araştırma verileri, literatür taranarak hazırlanmış olan soru kağıdı aracılığı ile bizzat araştırmacı tarafından toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler ve ki-kare testi kullanıldı. Araştırmaya alınan kadınların, % 4,8'inin ilkokul eğitimini tamamlamadığı, % 11,6'sının akraba evliliği yaptığı, % 5,8'inin kronik hastalığı olduğu ve % 4,7'sinin sürekli olarak ilaç kullandığı saptandı. İlk gebeliklerini, kadınların % 42,3'ünün adölesan dönemde, % 1,1'inin ise 35 yaş ve üzerinde yaşadığı saptandı. Kadınların % 24,3'ünün 4 ve daha fazla doğum yaptığı saptandı. Tüm doğumların % 33,9'unun, son doğumların ise % 39,1'inin iki yıldan kısa aralıklarla meydana geldiği saptandı. Tüm doğumların, % 10,9'unun, son doğumların % 13,8'inin sezaryenle olduğu, tüm doğumların % 1,4'ünün evde, son doğumların tamamının hastane ortamında gerçekleştiği, tüm doğumların % 8,1'inin kendiliğinden düşükle, % 2,5'inin ölü doğumla ve % 2,1'inin de isteyerek düşükle (kürtaj), son doğumların ise tamamının canlı doğumla sonuçlandığı saptandı. Son gebeliklerinde kadınların, tamamının en az bir kez doğum öncesi bakım aldığı, % 66,7'sinin tam aşılı olduğu, % 1,6'sının sigara kullandığı, ve % 8,5'inde gebeliğe bağlı bir hastalığın ortaya çıktığı saptandı. Annenin eğitim düzeyi yükseldikçe ilk gebelik yaşının yükseldiği saptandı (p<0,05 ). Anne yaşı artınca gebelik sayısının, evde doğum yapma oranının, isteyerek düşük oranının, beş yaş altı çocuk ölümünün, ideal çocuk sayısının ve sahip olmak istenen toplam çocuk sayısının arttığı belirlendi (p<0,05). Gebelik sayısı arttıkça ölü doğum ve evde doğum yapma oranında artış olduğu saptandı (p<0,05). Anahtar sözcükler: Anne, Doğum, Çocuk, Gebelik, Risk Faktörleri

Ana-çocuk sağlığıDoğumGebelik+2
Emel Güçlü Cihan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Aile sağlığı merkezine başvuran kronik hastalığa sahip hastaların manevi iyilik hallerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışma, aile sağlığı merkezine başvuran kronik hastaların manevi iyilik hallerini bazı sosyodemografik değişkenler açısından değerlendirmek amacıyla planlanmıştır. Önemi: Bu çalışma ile hastaların anksiyete ve depresyon yönünden risk altında olup olmadıklarının erkenden teşhis edilmesi amaçlanmıştır. Literatürde, hastanelerde yatan kronik tanılı hastaların manevi iyilik hallerini farklı değişkenler açısından inceleyen çalışma örnekleri bulurken, aile sağlığı merkezine başvuran kronik hastalık tanılı hastaların manevi iyilik halini değerlendiren çalışma örneğine rastlanmamıştır. Aile sağlığı merkezlerine başvuran kronik hastalık tanılı bireylerin manevi iyilik durumlarının belirlenmesi, hastaların kronik hastalıkların oluşturacağı olumsuz durumlar ile baş etmesi açısından etkili olabileceği düşünülmektedir. Bu çalışmada, aile sağlığı merkezine başvuran kronik hastaların manevi iyilik hallerinin belirlenmesi sonucunda elde edilen verilerin, birinci basamakta takip edilen hastalarda yaşam kalitesinin artırılması için planlanan ve yapılan hemşirelik girişimlerine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Sena Nur Koçak
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Hemodiyaliz hastalarının sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve sıvı kontrolü arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Hemodiyaliz hastalarının tedavisini doğrudan etkileyen sıvı kontrolü için sağlıklı yaşam biçimi davranışları önemlidir. Bu çalışma, hemodiyaliz hastalarının sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve sıvı kontrolü arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Kesitsel türde ve tanımlayıcı nitelikte olan çalışmaya 2022-2023 yıllarında Sorgun Devlet Hastanesi, Yozgat Şehir Hastanesi ve Özel Gök Medrese Diyaliz Merkezi'ndeki 155 hasta dahil edilmiştir. Hasta tanıtım formu, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II ve Sıvı Kontrol Ölçeği kullanılarak anket yöntemi ile veriler toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde R vers. 2.15.3 programı ile shapiro-wilk testi, bağımsız gruplar t testi, mann-whitney U testi, tek yönlü varyans analizi, kruskal-wallis testi, pearson korelasyon analizi, cronbach alfa katsayısı ve lineer regresyon kullanılmıştır. SKÖ'den toplam ortalama 57.27±9.71 puan, SYBDÖ II'den toplam ortalama 133.29±22,45 puan alınmıştır. 45 yaş ve üstü, ilköğretim mezunu, idrar çıkışı fazla, tuzsuz beslenen, gelir düzeyi az, son 1 ay içinde ek seans planlanmamış, seans süresi 4 saati aşmayan ve diyabetli hastaların sıvı kontrol düzeyleri yüksek bulunmuştur. Diyetine uyum sağlayan, yükseköğretim mezunu, hastalık ve diyaliz tedavi süresi az ve diyalizde sorun yaşamayan hastaların sağlıklı yaşam biçimi davranış düzeyleri daha fazladır. Sonuç olarak, hemodiyaliz hastalarının eğitim düzeyinin artırılması, diyete uyumlarının teşvik edilmesi ve tedavi süreçlerinin optimize edilmesi sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını ve sıvı kontrolünü iyileştirebilir.

Çiğdem Şahin Arabacı
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana genelevinde çalışan seks işçilerinin cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar konusunda bilgi, tutum, davranış ve depresyon durumlarının araştırılması

Giriş ve Amaç: CYBE'lar gelişmiş, özellikle de gelişmekte olan ülkelerde önemli halk sağlığı sorunlarından birini oluşturmaktadır. Genelev kadınları yaptıkları iş gereği, CYBE yönünden yüksek risk gruplarından birini oluşturmaktadır. Bu tez çalışmasının amacı; CYBE açısından yüksek risk altında olan Adana genelevinde çalışan kayıtlı seks işçilerinin CYBE ve korunmaya yönelik bilgi, tutum ve davranışlarını ve burada çalışan kadınların depresyon durumlarını saptamaktır. Bunun sonucunda da, bu alanda yapılan az sayıdaki çalışmalar nedeniyle bu konudaki sorunların tespit edilmesine katkı sağlamaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Adana Genelevinde çalışan seks işçilerinin cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar konusunda bilgi, tutum, davranış ve depresyon durumlarını belirlemek amacıyla planlanmış tanımlayıcı bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Adana Genelevinde çalışan kayıtlı seks işçileri oluşturmaktadır. Çalışmada evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiştir. Araştırma sonucunda 108 seks işçisine ulaşılmıştır. 108 kadına sosyo-demografik özelliklerden oluşan 21 soruluk, cinsel özgeçmiş ve CYBE konusunda bilgi düzeylerini ölçmeye yönelik 52 soruluk ve depresyon durumlarını tespit etmeye yönelik 21 sorudan oluşan bir anket formu uygulandı. Verilerin analizi için SPSS 15.0 programı kullanıldı. Ki-kare, korelasyon ve lojistik regresyon analizi yapıldı. Bulgular: Katılımcıların yaşları ortalama 43,8 ± 8,3 yıl idi. Araştırmaya katılanların öğretim düzeyi ile kondom kullanımı arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,001) Araştırmaya katılanların, sektörde bulunma süresi ile kondom kullanımı arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,001). Yaş grupları ile kondom kullanımı arasında anlamlı bir ilişki bulundu.(p=0,007). Seks işçilerinin Beck Depresyon Ölçeği puan ortalaması 15,9 ± 11,6 , ortancası 16 idi. Katılımcılardan BDÖ 17 ve üstünde olanlar % 48,1 idi. depresif belirti görülme ile yaş arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p=0,01). Ayrıca yaş ile BDP'nı arasındaki korelasyonu değerlendirdiğimizde, yaş ile BDP'nı arasında olumlu yönde orta ve anlamlı bir korelasyon vardı. (r=0,301 p=0,002). Katılımcıların eğitim düzeyi ile BDÖ puanı arasında anlamlı bir ilişki bulundu.(p=0,01). Çalışmaya katılan seks işçilerinin çalışma yıllarına bakıldığında 20 yıl ve daha fazla çalışanlarda depresif belirti görülme oranı daha yüksek bulundu. (p=0,01). Ayrıca mesleğe başlama yaşı düştükçe depresyon puanları artmaktaydı. Mesleğe başlama yaşı ile beck depresyon puanı arasında ters yönde zayıf düzeyde anlamlı bir korelasyon vardı. İkili karşılaştırmalar sonucunda p değeri 0,1'in altında bulunan değişkenler kullanılarak yapılan Lojistik Regresyon analizi sonucunda bireyin yaşındaki her bir yıl artışın depresif belirti görülme riskini 1,111 kat (%95 GA: 1,050-1,175) arttırdığı bulundu. Sonuç: Bu çalışmamızın sonucuna göre öğrenim düzeyi arttıkça ve sektörde bulunma süreleri ve yaşları azaldıkça seks işçilerinin kondom kullanma oranları artmaktaydı. Yine sektörde bulunma süreleri artıkça ve mesleğe başlama yaşları küçüldükçe depresif belirti görülme oranları artmaktaydı. Eğitim düzeyleri arttıkça da depresif belirti görülme oranları azalmaktaydı. Seks işçiliği toplumda cinsel yolla bulaşan enfeksiyonların (CYBE) yayılım hızını belirleyen en önemli etkenlerden biridir. Bu nedenle seks işçilerine CYBE'dan korunmaya yönelik bilgi veren, tutum ve davranış değiştirmeyi hedefleyen eğitimler yaygınlaştırılmalı ve seks işçilerine yönelik psikolojik destek programları uygulanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Seks İşçisi, Cinsel Yolla Bulaşan Enfeksiyonlar (CYBE), Beck Depresyon Ölçeği.

AdanaBeck Depresyon ÖlçeğiCinsel temasla bulaşan hastalıklar+5
Nazan Akçalı
Çukurova University
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarının ekolojik ayak izi farkındalığını etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Bu çalışma kesitsel tipte olup, sağlık çalışanlarının ekolojik ayak izi farkındalık düzeylerini ve bunu etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla yapılmış olup, Yozgat Bozok Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezinde çalışan 312 katılımcıyla yürütülmüştür. Araştırmanın verileri katılımcıların sosyodemografik özellikleri ve Ekolojik Ayak İzi Farkındalık Ölçeği (EAİFÖ) ile toplanmış ve SPSS (Statictical Package for Social Sciences) 18.0 paket programıyla analiz edilmiştir. Analiz yöntemlerinde, Kolmogorov-Smirnov normallik testi yapılmıştır ve test sonucunda EAİFÖ ve alt boyutlarının normallik dağılımına uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde ikili grupların karşılaştırılmasında Man-Whitney U testi, üç ve üzeri grubun karşılaştırılmasında ise Kruskal-Wallis H testi kullanılmış olup bağımsız değişken ile bağımlı değişken arasındaki ilişkinin yönünü ve gücünü belirlemek amacıyla Spearman Korelasyon analizi, bağımsız değişkenin bağımlı değişken üzerindeki etkisini tanımlamak amacıyla Binary Logistic Regresyon analizi uygulanmıştır. EAİFÖ ve alt boyutlarından elde edilen istatistiksel bulgular sonucunda; sağlık çalışanlarının farkındalık düzeyinin en yüksek olduğu alt boyut yasalar iken en düşük olduğu alt boyut ulaşım şeklinde tespit edilmiştir. Sağlık çalışanlarının ekolojik ayak izi farkındalıklarını etkileyen faktörler; çevre eğitimi almış olmak, çevresel konularda bir başkasına tavsiyede bulunmak, çevresel düzensizliklere karşı müdahalede bulunmak, çevresel korunmaya yönelik ilgili olmak, çevresel faaliyetlerde bulunmak, en uzun kentsel bölgede yaşamış olmak, çevresel yasalardan haberdar olmak, çevresel faaliyetlerde bulunmak, kadın cinsiyette ve hemşire olmak şeklinde belirlenmiştir.

Berkan Ertuğrul
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Araştırma hastanesine başvuran yaşlı bireylerin kırılganlık ve malnütrisyon durumlarının yaşam doyumuna etkisi

Bu çalışma, Yozgat Bozok Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesine başvuran 65 yaş üstü katılımcıların kırılganlık ve malnütrisyon değerlendirmesi yaparak kırılganlık du rumunun malnütrisyon ve yaşam doyumuna etkisini ölçmek için yapılmıştır. Çalışma kesitsel olarak 2024 yılında gerçekleştirilmiştir. Çalışma 363 hasta ile tamamlan mıştır. Veriler ''Tanıtıcı Bilgi Formu'', ''Frail Kırılganlık Ölçeği'', ''MNA-SF Ölçeği'' ve ''Yaşam Doyum Ölçeği'' kullanılarak yüz yüze anket yöntemiyle toplanmıştır. Verilerin de ğerlendirilmesinde Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis-H Testi, Bonferroni post hoc testi, Spearman korelasyon analizi ve Regresyon Analizleri kullanılmıştır. Araştırmaya katılanların %51,2'si kadın, %74,4'ü evli, %64,2'si 65-74 yaş grubunda ve %53,2'si ilkokul mezunudur. Araştırma sonucunda bireylerin %55,6'sının kırılgan olduğu, %36,6'sının kırılganlık öncesi, %0,8'inin kırılgan olmadığı saptanmıştır (p<0.05). Araştırma sonucunda bireylerin %28,1'inin malnütrisyonlu olduğu, %58,1'inin malnütrisyon riski ta şıdığı, %13,8'inin malnütrisyonlu olmadığı saptanmıştır (p<0.05). Araştırma sonucunda bi reylerin kırılganlık ve malnütrisyon puanlarının yaşam doyumu ile zıt yönde hareket ettiği saptanmıştır (p<0.05). Katılımcıların çoğunluğunun kırılgan, dörtte birinden fazlasının malnütrisyonlu olduğu bulunmuş ve buna etki eden faktörler değerlendirilmiştir. Kırılganlık ve malnütrisyon durumunun yaşam doyumu üzerinde olumsuz etkisi önemli bulunmuştur (p<0.05). Anahtar Kelimeler: Yaşlılık, Kırılganlık, Malnütrisyon, Yaşam Kalitesi

Beslenme durumuDaha iyi yaşam endeksiGeriatri+4
Ali Aslan
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Hastanede yatan 2-6 yaş arası çocukların ebeveynlerinin tutumları ve anksiyetelerinin çocukların anksiyete düzeyine etkisi

Bu araştırma, hastanede yatan 2-6 yaş arası çocuğu olan ebeveynlerin tutumları ve anksiyetelerinin çocukların anksiyete düzeyine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Veriler, Sorgun Devlet Hastanesi Pediatri Servisi'nde yatan 150 çocuğun ebeveynleri ile yüz yüze görüşme yapılarak toplanmıştır. Ebeveyn ve çocuk sosyo-demografik bilgi formu, PAS-R Anne Baba Versiyonu, Ebeveyn Tutum Ölçeği (ETÖ) ve Beck Anksiyete Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde normal dağılımı Kolmogorov-Smirnov testi ile hesaplanmış olup, t test, ANOVA ve Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan ebeveynlerin yaş ortalaması 32,71±4,62, %29,3'ü ortaokul mezunu, %65,3'ü ev hanımı, %46,0'ı 2 çocuğa sahip, %64,0'ı çocuğu hastaneye daha önce birkaç kez yatan bireylerdir. Çocukların yaş ortalaması 4,05±1,21 ve %50,0'ını kız çocukları oluşturmaktadır. Çocukların %56,0'ının hastalığı 3 gün içerisinde çıkmış olup %30,0'ının hastalık tanısı ateş/viral hastalıktır. Ebeveynler en yüksek puan ortalamasını (38,97±6,47) otoriter tutumdan alırken, %27,4'ünün hafif düzey anksiyeteye sahip olduğu tespit edilmiştir. Çocuk bakımına yardımcısı olan ebeveynlerde anksiyete düzeyinin daha şiddetli olduğu tespit edilmiş ve istatistiksel açıdan anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0,05). Demokratik tutum puan ortalaması artarken, PAS-R Anne Baba toplam ve alt boyutlarında artış görülmüş olup, aralarında pozitif, anlamlı ilişki tespit edilmiştir (p<0,05). Ebeveynlerin otoriter tutum puan ortalaması artarken, çocuklarda; toplumsal anksiyete, yaygın anksiyete ve ayrılık anksiyetesi azalmış olup, aralarında negatif yönde, anlamlı ilişki tespit edilmiştir (p<0,05). Ebeveynlerin anksiyete düzeyi arttıkça, çocukların da anksiyete düzeyinin arttığı saptanmıştır (p<0,05). Ebeveynlerin anksiyete düzeyi arttıkça, otoriter tutumun azaldığı tespit edilmiştir (p<0,05). Pediatri kliniğinde görev yapan sağlık personellerine ve çocuğu hastanede yatan bütün ebeveynlere; çocuğun anksiyetesinin ebeveyn anksiyetesiyle ilişkili olduğu ve ebeveyn tutumlarının önemi hakkında eğitim verilmesi, farkındalığın artırılması önerilir. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, ebeveyn, tutum, çocuk, hastane.

Sümeyya Olcay
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kentsel olmayan bölgede ilköğretim 5-8.sınıf öğrencilerinde bilgisayar ve internet kullanım durumlarının araştırılması

Amaç: Kentsel olmayan bölgedeki ilköğretim 5,6,7 ve 8. sınıf öğrencilerinin bilgisayar ve internet kullanım sıklığını, nedenlerini ve amaçlarını tanımlayarak, internet bağımlılığını etkileyen bazı değişkenleri ortaya koymaktır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma, Adana ilinin Pozantı ilçesi ile Mersin'in Çamlıyayla ilçesinde ilköğretim 5-8.sınıflarında öğrenim gören 10-16 yaş grubundaki öğrencilerde bilgisayar ve internet kullanım durumlarını incelemek, internet bağımlılığını etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılan kesitsel bir araştırmadır. Çalışmaya evreni oluşturan, her iki ilçede bulunan merkez, köy ve yatılı bölge okullarını kapsayan toplam 8 okuldaki tüm 5-8.sınıfta okuyan 1402 öğrencinin dahil edilmesi planlandı ve Pozantı'dan 923, Çamlıyayla'dan 378 olmak üzere toplamda 1301 (% 92,8) öğrenciyle çalışma gerçekleştirildi. Anket formu, araştırmacı tarafından geliştirilen demografik ve bilgisayar - internet kullanım alışkanlıklarına ilişkin 46 soruluk Ögrencilerin İnternet Kullanım Düzeyleri ve Amaçları Anketi ile 20 soruluk Young'ın İnternet Bağımlılık Ölçeği 'nden oluşmaktaydı. İstatistiksel değerlendirmeler için SPSS 20.0 for Windows paket programı, istatistiksel analiz olarak Ki-kare testi, Bağımsız iki grup arası T- testi, Varyans analizi kullanıldı ve p değerinin <0,05 olması anlamlı olarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışmadaki öğrencilerin 671'i (% 51,6) kız, 630'u (% 48,4) erkektir ve yaşları ortalaması 12,69 ±1,15'dir. Öğrencilerin % 54,3'ünün evinde bilgisayar, % 38,3'ünün evinde internet bağlantısı, % 26,2'sinin kendisine ait internet bağlantılı cep telefonu bulunmaktaydı. Öğrencilerin % 95,0'i ödevlerini yaparken internetten faydalanmakta, % 87,2'si internetten oyun oynamakta, % 46,6'sı internetten sohbet (chat) etmekte, % 29,4'ü internette görüntülü görüşmekte ve %15,8'i internetten alışveriş yapmaktadır. Kendisine ait e-maili olanlar % 54,1 iken, kendisine ait internet sayfası (Facebook, Twitter, Web vb.) olanlar ise % 49,6 'dır. Çalışma grubundakilerin İnternet Bağımlılık Ölçeğinden(İBÖ) aldıkları puanların ortalaması 19,30± 14,07'dir. Öğrencilerin 2'si (% 0,2) "İnternet Bağımlısı" olup, "Sınırlı Semptom Gösterenler" 34 (% 2,6) kişidir. Çalışma grubundaki erkeklerin, 14 yaş ve üzerindekilerin, ebeveyni okul bitirmemiş veya lise-üniversite mezunu olanların, babası memur olanların, ailesini ekonomik durumunu 'çok iyi' olarak belirtenlerin, evinde internet bağlantısı bulunanların, internet bağlantılı cep telefonu olanların, cep telefonundan internete bağlananların, internet kullanmayı internet kafeden öğrenenlerin, internet kullanımı konusunda kendisini başarılı görenlerin, ödevlerini yaparken uzun süre internetten faydalananların, internette uzun süre oyun oynayanların, kendisine ait e-maili ve internet sayfası (Facebook, Twitter, Web vb.) olanların, internette sohbet (chat) ve görüntülü görüşme yapanların ve internette alışveriş yapanların İBÖ puan ortalamaları diğerlerinden anlamlı olarak yüksek bulunurken; köy okullarında okuyanların, okul başarısını 'çok iyi' olarak işaretleyenlerin, bilgisayarı olmayanların ve internette hiçbir siteyi ziyaret etmediğini belirtenlerin İBÖ puan ortalamaları anlamlı olarak daha düşüktü. Ayrıca öğrencilerin bilgisayar kullanma süresi (yılı), internete bağlandıkları yerlerin sayısı, ailede internet bağlantılı cep telefonuna sahip kişi sayısı, hem hafta içi hem de hafta sonu (tatillerde) internet kullanım saati ve internette oynadıkları oyun türlerinin sayısı arttıkça İBÖ puan ortalamaları da artmaktadır. Sonuç: Çalışmanın sonuçlarına göre çalışma bölgesinde internet bağımlılığı yaygınlığı düşük bulunsa da, öğrencilerin internet karşısında harcadıkları zamanın artması, internette vakit geçirdikleri sitelerin artması, internete ulaşım kolaylığı, tablet, cep telefonu vb. gibi taşınabilir elektronik aletlere sahip olma internet bağımlılık puanlarını arttıran başlıca etkenlerdir. Öğrencilerin internet bağımlısı olmamaları için ailelere, öğretmenlere ve topluma bu konuda büyük görevler düşmektedir. Anahtar sözcükler: internet, internet bağımlılığı, akıllı telefon, ilköğretim öğrencileri

BağımlılıkBilgisayar kullanımıCep telefonu+5
Ahu Sarı
Çukurova University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana Havutlu beldesindeki 20 yaş ve üstü kadınların meme kanseri ve kendi kendine meme muayenesi hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarının araştırılması

Meme kanseri gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kadınlar arasında en sık görülen kanserdir. İnsidansı, morbitide ve mortalitesinin yüksek olması sebebiyle meme kanserinden korunmak, bütün dünyada olduğu gibi ülkemiz için de önemli bir halk sağlığı problemidir. Kendi kendine meme muayenesi, bütün kadınlar için uygulanması kolay, etkili bir erken tanı yöntemidir. Bu araştırmanın amacı; meme kanserinden erken korunma yöntemleri, meme kanseri risk faktörleri ve kendi kendine meme muayenesi hakkında, Adana Havutlu Beldesinde yaşayan kadınların bilgi ve davranışları ile ilgili bilgi edinmek ve kendi kendine meme muayenesi'nin önemi ve nasıl yapıldığı konusunda kadınlara bilgi vermektir. Çalışma sonucunda elde edilecek bilgilerin kadınların meme kanseri erken tanısına ışık tutması ve kendi kendine meme muayenesi alışkanlığını kazanması beklenmektedir. Bu çalışma kesitsel tipte bir araştırmadır. Çalışmanın evrenini Havutlu Aile Sağlığı Merkezi bölgesinde yaşayan 20 yaş ve üstü kadınlar oluşturmaktadır. Toplamda Havutlu Aile Sağlığı Merkezi kayıtlarından rastgele seçilen 302 kadına ulaşıldı. Kadınlara 58 soruluk anket ve 42 sorudan oluşan Champion'un Sağlık İnanç Modeli Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde frekans tabloları, ki-kare testi, Mann Whitney U testi, Fisher kesin ki-kare testi ve t-testi kullanılmıştır. Türkiye'de kadınlar arasında en çok görülen kanser sorusuna, kadınların %96,0'sı meme kanseri cevabını vermiştir ve %60,3'ü televizyondan duymuştur. Katılımcıların %75,5'i daha önce kendi kendine meme muayenesi yaptığını belirtirken, sadece %11,6'sı aylık düzenli muayene yaptığını söylemiştir. Eğitim alan kadınların düzenli muayene yapma oranları daha yüksekti. Kadınların kendi kendine meme muayenesi yapmasında yaş, meme kanseri bilgisi olma, kendi kendine meme muayenesi bilgisi olma, mamografi bilgisi olma, meme şikayeti varlığı ve mamografi çektirmiş olma gibi faktörler istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.005). 40 yaş üstündeki kadınların, meme kanserini duyduğunu söyleyenlerin, kendi kendine meme muayenesi bilgisi olduğunu söyleyenlerin mamografiyi duyduğunu söyleyenlerin, meme yakınması olan kadınların, mamografi çektirenlerin kendi kendine meme muayenesi yapma oranı daha yüksekti. Kadınların mamografi çektirmesinde yaş, meme şikayeti olması, kendi kendine meme muayenesi yapması gibi faktörler istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.005). Kadınların yaşı ilerledikçe mamografi çektirme oranları azalmaktadır. Eğitimli kadınların mamografi çektirme oranı eğitimsiz kadınlardan daha yüksekti, ama istatistik olarak anlamlı değildi. Meme şikayeti olan kadınların mamografi çektirme oranları daha yüksekti. Araştırmada kendi kendine meme muayenesi yapan ve yapmayan kadınların ciddiyet, yarar, engel, öz-etkililik, sağlık motivasyonu algısı puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardır. Kadınlara tarama programlarına katılımın kendi sağlıkları için önemi ve gereği, ne zaman, ne sıklıkta, nerelerde ve nasıl katılabilecekleri konusunda net, ayrıntılı ve katılıma yönlendirici mesajların verilmesi önerilir. Kendi kendine meme muayenesi konusunda periyodik eğitimler düzenlenmeli ve mamografi çektirmede bariyerlerin aşılması için toplumsal çalışmalar yapılması önerilir. Anahtar kelimeler: Champion İnanç Ölçeği, kendi kendine meme muayenesi, meme kanseri, 20 yaş ve üstü kadınlar

AdanaAdana-YüreğirKadınlar+5
Sevim Sibel Demir Uzan
Çukurova University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kahramanmaraş il merkezindeki lise son sınıf öğrencilerinde madde bağımlılığı ve etkileyen faktörler

Giriş ve Amaç: Madde bağımlılığı tüm dünyada olduğu gibi ülkemiz içinde önüne geçilmesi gereken çok tehlikeli bir halk sağlığı sorunudur. Ergenlik madde kullanmaya başlama açısından en riskli dönemi oluşturmaktadır. Ülkemizde tütün, alkol ve psikoaktif maddelerin kullanımında son yıllarda artış olduğu gözlenmektedir. Bu tez çalışmasının amacı; lise son sınıf öğrencilerinin madde kullanma durumlarını ve etkileyen faktörleri saptayıp bu doğrultuda madde kullanımıyla ilgili tedbirlerin alınmasını sağlamaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Kahramanmaraş il merkezindeki lise son sınıf öğrencilerinin sigara, Maraş otu, nargile, alkol ve psikoaktif madde kullanma durumlarını saptayıp etkileyen faktörlerin neler olduğunu öğrenmek amacıyla planlanmış tanımlayıcı tipte kesitsel bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Kahramanmaraş il merkezindeki 7632 lise son sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Örnekleme almamız gereken öğrenci sayısını belirlemek için Türkiye'de 2005 yılında 8 ayrı üniversitenin 1.sınıf öğrencileri üzerinde yapılan bir çalışma baz alındı.123 Buna göre madde bağımlılığı % 3 olmak üzere, % 99 güvenilirlik ve % 1 hata payı ile örnekleme almamız gereken 1541 öğrenci olduğu tespit edildi. Toplam 47 lisenin isimleri bir torbaya konularak basit rasgele yöntem ile öğrenci sayısı 1541'i bulana kadar torbadan lise isimleri çekildi. Örnekleme çıkan ve o gün okula gelmeyen öğrenciler için okula iki kez daha gidildi ve örneklemin tamamına ulaşılarak çalışma tamamlandı. Bu araştırmada anketler öğrencilere 2015 yılı mart ve nisan ayları içinde uygulandı. 1541 öğrenciye 59 sorudan oluşan sosyodemografik özellikler, sigara, Maraş otu, nargile, alkol ve madde ile ilgili anket formu ayrıca 6 sorudan oluşan fagerström sigara bağımlılık testi uygulandı. Fagerström bağımlılık testine göre 0-2 puan çok az bağımlı, 3-4 puan az bağımlı, 5 puan orta derece, 6-7 puan yüksek bağımlı, 8-10 puan ise çok yüksek bağımlı olarak kabul edildi. Verilerin analizi için SPSS 19.0 programı kullanıldı. Frekans, ki-kare, t-testi ve logistik regresyon analizi yapıldı. Bulgular: Kahramanmaraş il merkezindeki lise son sınıf öğrencilerinde sigara içme prevalansı % 27.3, Maraş otu kullanma prevalansı % 16.1, nargile kullanma prevalansı % 22.4, alkol kullanma prevalansı % 19.3, madde kullanma prevalansı ise % 6.1 olarak belirlendi. Her gün sigara içen öğrencilerin % 48'i sigaraya 15 yaşından önce başlamıştı. Sigara bağımlısı olan öğrencilerin fagerström skorlarının ortalaması 2.1±1.35, ortanca skor 1,00 olarak bulundu. Öğrencilerin en çok kullandığı maddelerin sırasıyla; uçucu maddeler (% 32.3), esrar (% 30.1), bonzai (% 8.6), eroin (% 6.5) ve ecstasy (% 4.3) olduğu belirlendi. Sigara, alkol ve madde kullananların aile bireylerinde ve yakın arkadaşlarında da bu maddelerin sık kullanıldığı bulundu. Sonuç: Bu çalışmanın sonucuna göre madde kullanımı liselerde eskiye göre artış trendi içerisindedir. Anne ve babası ile sorunlarını rahatlıkla konuşabildiğini ifade eden öğrencilerde madde kullanma oranı anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur. Bu nedenle öncelikle anne ve babaları içine alan eğitimler yaygınlaştırılmalıdır. Öğrencilerin büyük çoğunluğu kullandıkları maddelere ulaşmakta zorlanmadıklarını belirtti. Maddeye ulaşımın engellenmesi amacıyla emniyet teşkilatına bağlı narkotik şube birimlerinin daha sıkı çalışıp tedbirler alması gerekmektedir.

Alkol içmeKahramanmaraşLise öğrencileri+7
Özgür Ersoy
Çukurova University
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Diş protezi olan ve olmayan yaşlı bireylerin kırılganlık, engellilik ve beslenme durumu değerlendirilmesi

Bu tez, diş protezi olan ve olmayan yaşlı bireylerin kırılganlık, engellilik ve beslenme durumlarını karşılaştırmayı amaçlar. Türkiye'de artan yaşlı nüfus bağlamında, ağız sağlığının sağlık ve yaşam kalitesi üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Yerköy'de 65 yaş ve üzeri 356 bireyle yapılan çalışmada, Mini-Mental Durum Testi skoru ≥ 24 olanlar dahil edilmiştir. Veri toplama için Edmonton Frail Scale, Mini Nutritional Assessment-Short Form, WHODAS 2.0 ve demografik anket kullanılmıştır. Analizler SPSS 26.0 ile yapılmış; Pearson korelasyonu, regresyon ve Fisher Exact Testi uygulanmıştır. Bulgular, diş protezi kullanımının kırılganlık (β = 0.80, p = 0.04), beslenme (β = -0.60, p = 0.04) ve engellilik (β = 5.00, p = 0.03) üzerinde olumsuz etkiler yarattığını göstermiştir. Tam protez kullanıcılarında malnütrisyon riski (%37.5) ve kırılganlık (%5.0) daha yüksektir. Çiğneme güçlüğü tüm çıktılarda güçlü bir öngörücüdür (p < 0.001). Ailesiyle yaşama ve yeterli gelir, kırılganlığı azaltır. Çalışma, ağız sağlığının yaşlı sağlığındaki rolünü vurgulayarak sağlıklı yaşlanma politikalarına katkı sunar.

Havva Dereli
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

112 ile acile gelen 65 yaş üstü hastaların acil servisi kullanma özellikleri ve acil tedaviye uyumları

Bu çalışma, Türkiye'de 112 acil sağlık hizmetleriyle acil servise başvuran 65 yaş üstü hastaların deneyimlerini ve tedaviye uyumlarını nitel yöntemle incelemeyi amaçlamaktadır. Yaşlı nüfusun artışı, sağlık sistemlerinde yaşlı odaklı yaklaşımları zorunlu kılarken, 112 hizmetleri hastaların acil sağlık erişiminde temel bir rol üstlenmektedir. Ancak, düşük sağlık okuryazarlığı, polifarmasi ve kültürel etmenler, acil servis kullanımını ve tedaviye uyumu kısıtlamaktadır. Araştırma, Yozgat ilinde 112 ile hastaneye başvuran yaşlılardan toplanan ses kayıtlarının içerik analiziyle yürütülmüştür. Bu yöntem, hastaların deneyimlerini yansıtarak fiziksel, psikolojik ve sistemsel engelleri ortaya koymuştur. Çalışma, teknolojik çözümlerin erişim ve bakım kalitesini artırma potansiyelini değerlendirirken, Türkiye'de geriatrik acil tıp uygulamalarının geliştirilmesini savunmaktadır. Tez, yaşlı hastaların acil servis deneyimlerini anlayarak hasta odaklı sağlık hizmetlerini güçlendirmeyi hedeflemektedir. Çalışma, Halk Sağlığına nitel bir katkı sunarak yaşlıların sağlık hizmetlerinden etkin yararlanmasını desteklemektedir.

Ömer Kelle
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Bel ağrısı olan hastalarda egzersiz davranışının yaşam kalitesi ve iyileşmeye etkisi

Bu çalışma, Yozgat Şehir Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Kliniği'nde, nonspesifik kronik bel ağrısı (KBA) olan hastalarda farklı tedavi yöntemlerinin etkinliğini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma, prospektif olarak uygulanlanmıştır. Çalışmaya katılan 90 hasta, Ev Egzersizi Grubu (EE), Fizyoterapi + Ev Egzersizi Grubu (FTR+EE) ve Fizyoterapi + Denetimli Egzersiz Grubu (FTR+FZT) olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Tedavi protokollerinde elektroterapi (TENS, ultrason ve hotpack) ile desteklenen egzersiz uygulamaları yer almıştır. Tedavi öncesi ve sonrası değerlendirmelerde Oswestry Bel Ağrısı Engellilik Anketi (ODI) ve Kısa Form-36 (SF-36) ölçekleri kullanılmıştır. Veriler SPSS 26.0 yazılımı ile analiz edilmiştir. Bulgular, denetimli egzersiz grubunun enerji, ruhsal sağlık ve sosyal işlevsellik alt boyutlarında diğer gruplardan daha olumlu sonuçlar verdiğini göstermiştir. Sonuç olarak, denetimli egzersizlerin kronik bel ağrısı tedavisinde etkili olduğu ve yaşam kalitesini artırmada önemli bir rol oynadığı, ev egzersizlerinin ise düşük maliyetli bir alternatif olarak değerlendirilebileceği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Kronik bel ağrısı, denetimli egzersiz, fizyoterapi, elektroterapi, yaşam kalitesi, özürlülük, SF-36

Halk sağlığı
Ali Singer
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Fertil ve infertil kadınlarda duygusal okuryazarlık, evlilik uyumu ve cinsel yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelemesi

Fertilite ülkemizde ve dünyada oldukça önemli bir yerdedir. Beraberinde getirdiği sorunlar çoğu kez evliliklerin sonlanmasına kadar gitmektedir. Öte yandan duygusal okur yazarlık düzeyine göre bu sorunlar çoğu kez kaynağında yok edilebilmektedir. Duygusal okur yazarlığın çift uyumuna etkisine bakılırken, fertil ve infertil kadınlar üzerinde evlilik uyumu ve cinsel yaşam kalitesi ile ilişkisi değerlendirilmemiştir. Bundan dolayı çalışmamız ile farkındalık yaratılmak istenmiştir. Litarütüre katkı sağlaması açısından önem arz etmektedir.

Leyla Şahiner
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2025
00