Discipline

Public Health

Düzce University

610

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Beş yaş altı çocuklarda akut solunum yolu enfeksiyonlarının sıklığı ve oturulan konutun koşulları ile ilişkisi

Tüm dünyada beş yaş altı çocuklarda solunum sisteminin akutenfeksiyon hastalıkları önde gelen hastalık ve ölüm nedenlerindendir. Dünyadaher yıl akut solunum yolu enfeksiyonlarından (ASYE) yaklaşık 4 milyon çocukölümü meydana geldiği tahmin edilmektedir. Gelişmiş ülkelerle kıyaslandığındagelişmekte olan ülkelerde ASYE'nin şiddeti ve öldürücülüğü daha fazladır. Buönemli çocukluk çağı sorununa ışık tutmak amacıyla çalışmamızda ASYE sıklığıve oturulan konutun koşulları ve diğer etkenlerle ilişkisinin saptanmasıamaçlanmıştır.Çalışmamız prospektif bir araştırma olarak uygulanmış, Binevler SağlıkOcağı bölgesine bağlı sağlık evlerinden büyüklüğe orantılı olasılıklı örneklemeyöntemiyle seçilen 5 mahalle sağlık evi bölgesinde bulunan tüm 5 yaş altıçocuklar (n=744) 12 ay boyunca ASYE yönünden izlenmiştir. Bu bölgelerde 5yaş altı çocuk bulunan tüm evler araştırmacılar tarafından ziyaret edilerek,annelere ASYE ve konut koşulları ile ilgili soruları içeren bir anket uygulanmıştır.Anket uygulandıktan hemen sonra her konutta bulunan odaların ve pencerelerinbüyüklükleri ölçülerek, her konut için ayrı ayrı olmak üzere m3 ve m2 cinsindendeğerleri elde edilmiştir. Anket verileri ışığında konut koşulları, sosyoekonomikdurum ve bireysel özellikleri içeren 3 ayrı kompozit indeks hazırlanarak, her birikötü, orta ve iyi olmak üzere üç ayrı gruba ayrılmıştır. Her ayın sonunda hanelerziyaret edilerek aileler tarafından günlük olarak doldurulan izlem formlarıtoplanmıştır.Araştırma sonunda ASYE kişi-ay insidans hızı %37,08, olgu-ay insidanshızı %42,93, bulunmuştur. ASYE sıklığı Kasım ve Mart ayları arasındaartmaktadır. Bir ASYE atağının iyileşme süresi ortalama 7,74 gündür. Ancak busüre Aralık ve Mart ayları arasında 8,33 güne uzamaktadır (p=0,04). Çocukbaşına yıllık ASYE atağı ortalaması 5,61 ±0,16 olarak bulunmuştur. Bu ortalamaiyi koşullu konutlarda yaşayan çocuklarda 4,63±0,24 iken, kötü koşullukonutlarda yaşayan çocuklarda 6,22±0,30'a yükselmektedir (p=0,0001). YıllıkASYE atağı ortalaması bireysel özellikleri kötü olan çocuklarda (6,08±0,29)bireysel özellikleri iyi olan çocuklara nazaran yüksek bulunmuştur (4,86±0,27)(p=0,007). Sosyoekonomik durum ile yıllık ASYE atağı ortalamaları arasındailişki bulunamamıştır.

Birgül Özçırpıcı
Gaziantep University
2000
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep üniversitesi merkez kampüsündeki lisans öğrencilerinde alkol ve madde kullanma durumu

Araştırmamızda Gaziantep Üniversitesindeki Lisans öğrencilerinde alkol ve madde kullanım durumu ve bunu etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır.Üniversite öğrencilerinin üniversiteye başlarken ve bitirirken alkol ve madde kullanım durumunu belirlemek amacıyla Gaziantep Üniversitesi Merkez kampüsünde bulunan tüm lisans bölümlerinin ilk ve son sınıfları araştırmaya alınmıştır. İlk sınıflardaki 1352 ve son sınıflardaki 865 öğrencinin hepsi örnek seçilmeden araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmaya evrenine ulaşım hızı %95.2'dir. Öğrencilere sınıflarında 39 soruluk, kişisel bilgiler ve alkol ve madde kullanım durumunu içeren soru kağıtları uygulanmıştır. Veriler SPSS (13.0) istatistik paket programında değerlendirilmiştir.Araştırmaya katılan öğrencilerin 813'ünün (%38.5) kız ve 1298'inin (%61.5) erkektir. Araştırmaya katılan öğrencilerin 1291'inin (%61.2) ilk, 820'sinin (%38.8) son sınıfta okuduğu belirlenmiştir. Erkeklerin %56.8'inin, kızların %44.0'ının bir kez dahi olsa alkol kullandığı; erkeklerin %8.6'sının, kızların ise %2.1'inin en az bir kez madde kullandığı belirlenmiştir. Son sınıf öğrencilerinin %65.5'inin, ilk sınıf öğrencilerinin %43.2'sinin bir defa dahi olsa alkol kullandığı; son sınıf öğrencilerinin %8.3'ünün ve ilk sınıf öğrencilerinin %4.6'sının en az bir kez madde kullandığı belirlenmiştir. Lojistik regresyon analiz sonuçlarına göre cinsiyet, sınıf, yakın çevresinde alkol kullanan olması, aylık harçlık miktarı, alkol kullanımını; cinsiyet, sınıf, okul başarısı madde kullanımını anlamlı düzeyde etkileyen faktörler olarak bulunmuştur.Alkol ve madde kullanımı üniversite öğrencilerinde önemli bir halk sağlığı problemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Son sınıf öğrencilerindeki kullanım oranlarının ilk sınıf öğrencilerinden daha yüksek olması üniversite yaşamının alkol ve madde kullanımı artırıcı bir etkisi olduğu düşünülebilir. Üniversitelerde öğrencilere sürekli eğitim verilmelidir. Alkol ve madde bağımlılığının önlenmesi açısından ailelere, sağlık çalışanlarına ve topluma büyük görevler düşmektedir.

Alkol içmeBağımlılıkNarkotikler
Ferhat Coşkun
Gaziantep University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep il merkezindeki ilköğretim okullarının standartlara uygunluk ve çevre sağlığı durumlarının değerlendirilmesi

Araştırmada Gaziantep il merkezindeki ilköğretim okullarının çevre sağlığı durumunun değerlendirilmesi, okulların TSE'nin ?TS 9518, Şehir İlkokulları-Genel Kurallar? ve ?TS 12014, Çevre Sağlığı-Okullar? standartlarına uygunluğunun saptanması amaçlanmıştır.Gaziantep il merkezde bulunan tüm ilköğretim okullarında anket uygulaması şeklinde yapılan tanımlayıcı bir araştırmadır. Elde edilen veriler SPSS (13.0) istatistik paket programında değerlendirildi.Gaziantep il merkezinde araştırmaya alınan 134 devlet ilköğretim okulunda, %48'i kız, %52'si erkek olmak üzere toplam 216694 öğrenci öğrenim görmekteydi. Okulların %85.1'i ikili öğretim yaparken, şubelerin öğrenci sayıları 14 ile 90 arasında değişmekteydi ve şubelerin %59.2'sinde öğrenci sayısı 40'dan fazlaydı. Okul binalarının yapım tarihleri 1923 ile 2006 yılları arasında olup, okul binalarının %40'ı 1998-2006 yılları arasında yapılmıştı.Okulların %43.3'ünde yangın ve afetler için alarm sistemi yoktu. Okulların tamamında dersliklerde kapaksız ve poşetsiz çöp kovası kullanılıyordu. Okul binalarının %31.8'in derslik duvarlarının temizliği iyiydi. Normal öğretim yapan okulların %52.4'ünün, ikili öğretim yapan okulların %21.2'sinin tuvaletlerinin temizliği iyi olarak belirlendi. Okulların sadece %4.5'inde erkek öğrenci tuvaletlerinin kabin sayısı ve %5.2'sinde kız öğrenci tuvaletlerinin kabin sayısı standartlara uygundu. Okulların %85.1'inin bahçesindeki öğrenci başına düşen oyun alanı standartlara uygun değildi.Okul kantinlerinin %92.5'inde açıkta gıda satışı yapılmaktaydı. Okulların %32.8'inde yakın çevresinde seyyar satıcılar, %43.3'ünde internet kafe, %38.8'inde kahvehane, %2.2'sinde fabrika, %1.5'inde atari salonu ve %0.7'sinde meyhane-bar bulunmaktaydı. Okulların %20.9'unda bahçe kapıları ana caddeye açılıyordu.Sonuç olarak okul bina ve çevrelerinin sağlık açısından standartlara uygunluk durumları ile öğrenci ve personel açısından fiziki kapasiteleri yeterli değildir. Sorunların çözümü için, okulların yapımının planlanma aşamasında standartlar dikkate alınmalıdır.Anahtar Kelimeler: Okul sağlığı, Okul çevre sağlığı, Standartlar

Hilal Turan
Gaziantep University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep il merkezindeki kadın kuaförlerinin fiziksel koşullarının, çalışanlarının sağlıkla ilgili yakınmalarının ve bulaşıcı hastalıklarla ilgili bilgi ve uygulamalarının değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmada Gaziantep il merkezinde bulunan kuaför salonlarının mevzuata uygunluklarının, burada çalışanların işleriyle ilgili olabilecek sağlık sorularının ve bulaşıcı hastalıklar ile ilgili bilgi ve uygulamaların belirlenmesi amaçlanmıştır.Gereç-Yöntem: Çalışma tanımlayıcı-kesitsel tipte bir araştırmadır. Araştırma evrenini Gaziantep il merkezinde bulunan toplam 622 kuaför salonu ve bunların personeli oluşturmuştur. Örnek seçilmemiş bütün salonlara gidilmesi planlanmıştır. Ulaşılan 473 kuaför salonundan 321'i 946 personelin 740'ı araştırmaya katılmayı kabul etmiştir. Araştırma evrenine erişim oranları; işyerleri için %67,9 ve işçiler için %78,2'dir.Bulgular: Kuaför salonlarının %42,4'ünün mevzuata uygun olduğu ve %82,3'ünde havalandırmanın kapı/pencere ile yapıldığı belirlenmiştir. Çalışanların %71,8'i mesleki eğitim aldıkları belirtmişlerdir. Çalışanların %45,0'ı manikür/pedikür yaptıklarını, %97,0'ı her işlemden sonra ellerini yıkadıklarını, %88,6'sı eldiven, %77,8'i koruyucu elbise kullandığını belirtmiştir. Çalışanların %58,1'i kuaförlükte bulaşıcı hastalık riski olmadığını belirtmiştir. Çalışanların %34,6'sının Hepatit B ile, % 15,3'ünün AIDS ile ve %18,1'inin Hepatit C ile ilgili yeterli bilgiye sahip olduğu belirlenmiştir. Mesleki eğitim alanlarda Hepatit B ile ilgili bilgisi yeterli olan oranı daha fazladır (p=0,00). Çalışanların %25,9'unun solunun sistemi, %52,4'ünün alerjik, %73,1'inin kas iskelet sistemi ve %32,6'sının da deri ile ilgili yakınması bulunmaktadır. Mevzuata uygun olmayan işyerlerinde çalışanlarda solunum sistemi ve alerjik yakınma sıklığı daha yüksektir (p<0,05).Sonuç: İş ortamı kişinin en fazla zaman geçirdiği ortamlardan biridir ve çalışanlar önemli çevresel etkenlere burada maruz kalabilmektedir. Bu araştırmada kuaför salonlarının yaklaşık yarısı mevzuata uygun bulunmamıştır. Kuaför salonlarında mevzuata göre en asgari koşullar bile sağlanamamıştır. Çalışanların bulaşıcı hastalıklar ve korunma ile ilgili bilgilerinin arttırılması gerekmektedir. Sağlıkla ilgili yakınmaların azaltılması için özellikle işyeri koşullarının düzeltilmesi gerekmektedir. Bu araştırma Gaziantep'te ilk kez düzenlenmiştir. Bu nedenle konu ile ilgili sorunların daha net ortaya konabilmesi için daha ileri ve farklı araştırmalara ihtiyaç vardır.

AIDSBulaşıcı hastalık kontrolüBulaşıcı hastalıklar+5
Eda İçbay
Gaziantep University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep il merkezindeki ekmek ve pide fırınlarının sağlığa uygunluk durumları ve etkileyen etkenler

mm

Besin hazırlama ve dağıtmaEkmekFırıncılık+3
Meltem Akın
Gaziantep University
2011
00
Master'sOpen AccessTR

60. Yıl Sağlık Ocağı bölgesinde yaşayan 0-2 yaş grubu çocuklarda malnütrisyon sıklığı, etkileyen faktörler ve annelere verilen eğitimin etkisi

Araştırmamızda; 60.Yıl Sağlık Ocağı bölgesinde yaşayan 0-2 yaş grubu çocuklarda malnutrisyon sıklığının, etkileyen faktörlerin belirlenmesi ve malnütrisyonlu çocuğu olan annelere eğitim verilerek eğitimin malnütrisyon sıklığının azalmasındaki etkisinin ortaya konması amaçlanmıştır. Araştırma iki aşamada uygulanmıştır; birinci aşaması kesitsel, ikinci aşaması müdahale araştırması tipindedir. Araştırmamızın evrenini 60. Yıl Sağlık Ocağı bölgesinde yaşayan 0- 2 yaş çocuklar oluşmaktadır. Örnek büyüklüğü 643 kişi olarak belirlenmiş, bunların 618'ine ulaşılmıştır (%96,1). Altı yüz onsekiz çocuğun annelerine 76 soruluk, sosyo- demografik bilgiler, anne sütü ve ek gıda ile ilgili soru kâğıtları uygulanmıştır. Soru kâğıtları uygulandıktan sonra çocukların boy ve kiloları ölçülmüştür. Malnütrisyonun değerlendirilmesinde Dünya Sağlık Örgütü'nün referans değerleri kullanılmış, veriler SPSS (13.0) istatistik paket programında değerlendirilmiştir. Araştırmaya alınan 0- 2 yaş çocukların %2,2'si (n=14) boy ya da ağırlıkça malnütrisyonludur. Ailelerin sosyal güvence durumu, annenin yaşı, annenin gebelik sayısı, canlı doğum sayısı, yaşayan çocuk sayısı, bu çocuğun kaçıncı çocuk olduğu, annenin bazı bilgi sorularına verdiği cevaplar çocuklardaki malnütrisyon durumunu anlamlı düzeyde etkilemektedir. Eğitimlerden 6 ay sonra çocukların z skoru ortalamaları anlamlı düzeyde iyileşmiştir (p=0,001). Bu ölçümden 1 yıl sonra yapılan 3. ölçümdeki z skoru değerlerindeki düşme yani iyileşme hala devam etmektedir.

Anne sütüBebek beslenmesiBebek mamaları+4
Rukiye Demir
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Tüm gün eğitim veren ilköğretim okullarında okulda tüketilen besinlerin, çocukların günlük gereksinimine uygunluk durumu ve çocukların büyüme durumlarının belirlenmesi

Gaziantep Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı tam gün eğitim veren ilköğretim okullarında öğrenim gören birinci sınıf öğrencilerinin okulda tükettikleri besinlerin günlük gereksinimlerine uygunluk ve bu yaş grubu ilköğretim çocuklarının büyüme durumları belirlenmiştir. Araştırmaya ilköğretim birinci sınıf öğrencilerinden oluşan 852 öğrenci alınmıştır. Öğrencilerin ve ebeveynlerinin demografik ve kişisel bilgileri, antropometrik ölçümleri, okulda verilen öğle yemeği menüleri ile birbirini izleyen beş günde öğle öğününde tükettikleri besin grupları ve besin tüketim alışkanlıkları incelenmiştir. Araştırmadan elde edilen verilerin değerlendirilmesinde Student's t testi ve Ki?kare testi kullanılmıştır. Çalışmaya alınan 852 çocuğun yaş ortalaması 7.05±0.24 (6.00 ? 8.00) yıldır. Çocukların %26.6'sı zayıf, % 47.4'ü normal, %13'ü hafif şişman, %12.9'u ise şişman olarak bulunmuştur. Çocukların %51.4'ü erkek ve %48.6'sı kızdır. Kız öğrencilerin %72.5'i, erkek çocukların %66'sı öğle yemeğini okulda yemektedir. Cinsiyet ve öğle yemeğini okulda yeme durumu arasında anlamlı istatistiksel bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Çocukların %75.1'i devlet okuluna ve %24.9'u özel okula devam etmektedir. Özel okulda öğrenim gören çocukların 37'si (%17.5) zayıf, 95'i (%44.8) normal kilolu, 40'ı (%18.9) hafif şişman, 40'ı da (%18.9) şişman olarak tespit edilmiştir. Özel okuldaki çocukların çoğunlukla normal kilolu çocuklardan oluştuğu ve özel okuldaki şişman çocuk sayısının devlet okulundakine göre fazla olduğu saptanmıştır (p<0.05). Araştırmadaki çocukların %73.4' ü düzenli kahvaltı, %85.8' i düzenli öğle yemeği, %89.4' ü düzenli akşam yemeği yemektedir. Araştırmaya katılan 852 çocuktan 731'i (%85.8) her gün düzenli öğle yemeği yemiş, 226'sı (%14.2) düzenli öğle yemeği yiyemediğini belirtmiştir. Hafif şişman çocuklar %92 oranla en düzenli öğle yemeği yiyen gruptur (p<0.05). Annenin eğitim durumu ile çocukların BKİ persentil grupları arasında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Çocukların %6.1'i her gün kola tüketirken, %23'ü hiç kola tüketmemektedir. Çocukların %65.3'ü taze meyve sebze her gün düzenli olarak tüketirken, %31.7'si her gün çikolata ve şeker tükettiği belirlenmiştir. Et tüketimi ve BKI persentil grupları arasında yapılan istatiksel analizde ayda 1-2 defa veya daha az et tüketen çocukların zayıf persentil grubunda olduğu saptanmıştır (p<0.05). Araştırmadaki okulların 5 günlük öğle yemeği menüsü, okul çağı çocuklarında menü uygunluk durumuna göre incelendiğinde 30 menüden 13 tanesinin uygun; 17 tanesinin ise uygun olmadığı belirlenmiştir. Bu çalışma sonucunda, ilköğretim okullarında öğle öğünü menülerinin okul çağı çocuklarının enerji ve besin öğeleri gereksinmelere uygun hale getirilmesi için iyileştirme çalışmalarının yapılmasının gerekliliği ortaya konmuştur.

BeslenmeBeslenme durumuBeslenme gereksinimleri+6
Yeşim İşgüzar
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep il merkezindeki bankaların büro ergonomisine uygunluk durumları ve banka çalışanlarının bazı sağlık yakınmaları

Amaç: Çalısmada Gaziantep il merkezindeki bankaların büro ergonomisine uygunluk durumlarının ve banka çalısanlarının bazı sağlık yakınmalarının belirlenmesi amaçlanmıstır. Gereç-Yöntem: Çalısma tanımlayıcı-kesitsel tipte bir arastırmadır. Gaziantep il merkezinde bulunan toplam 73 banka subesi ve bunların personeli örnek seçilmeden arastırmaya alınmıstır. Arastırmaya katılan kisi sayısı 1006'dır. Arastırma evrenine ulasım hızı %91.1'dir. Bulgular: Arastırmada yas ortalaması 32.34±6.90'dır. Çalısanların; %44.0'ı gürültü, %24.0'ı sıcaklık, %12.0'ı ısık, %5.3'ü nemden rahatsız olduklarını belirtmislerdir. Çalısanların %58.5'inin kas-iskelet sistemine ait yakınmalarının olduğu, en sık görülen yakınmaların bel ağrısı (%29.0), sırt ağrısı (%28.8) ve boyun ağrısı (%27.9) olduğu belirlenmistir. Çalısanların %20.4'ünün görme bozukluğu mevcuttur. Çalısanların %6.5'inin varisi, %6.9'unun hemoroidi vardır. Banka subelerinin %97.7'sinin açık renk olduğu, %87.7'sinin dolaylı aydınlatmasının olduğu belirlenmistir. Çalısanların %87.8'inin masa yüksekliğinin, %42.9'unun masa uzunluğunun uygun olduğu belirlenmistir. Banka çalısanlarının kullandıkları sandalyelerin %96.2'sinin bes ayaklı ve döner oturaklı olduğu, %95.9'unun sandalyesinde kol desteği, %94.0'ının yükseklik ayarı bulunduğu belirlenmistir. Yapılan lojistik regresyon analiz sonucunda; kas iskelet sistemi yakınması olma olasılığının, egzersiz yapmayanlarda yapanlara göre 2.710 kat; kadınlarda erkeklere göre 2.314 kat; yüksek öğrenim mezunu olanlarda ortaöğrenim mezunu olanlara göre 2.288 kat; evli olanlarda bekar olanlara göre 1.915 kat; yöneticilerde memurlara göre 1.552 kat daha fazla olduğu belirlenmistir. Sonuç: ?s ortamı kisinin en fazla zaman geçirdiği ve önemli çevresel faktörlere maruz kaldığı ortamdır. Teknolojik gelismelere paralel olarak daha fazla is daha az hareketle yapılır olmustur. Çalısmamızda yas ortalaması düsük olmasına rağmen kisilerin yarısından fazlasında kas-iskelet sistemi yakınmasının bulunması konunun önemini vurgulamaktadır. Özellikle uzun süre oturularak çalısılan isyerlerinde kısa molalar verilerek hareketin sağlanması çok önemlidir. Yöneticilerin ve çalısanların bu konuda eğitilmesi hayati önem tasımaktadır. Anahtar Kelimeler: Banka, Ergonomi, Kas iskelet sistemi.

Ömer Balcı
Gaziantep University
2007
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep Binevler Sağlık Ocağı Bölgesinde yaşayan 15-49 yaş evli kadınların aile planlaması yöntemlerini kullanma durumu ve etkileyen etmenler

Bu çalışmanın amacı Gaziantep merkez Binevler Sağlık Ocağı bölgesindeki 15?49 yaş evli kadınların doğurganlık özelliklerinin saptanması, aile planlaması (AP) yöntemlerini kullanma durumları ve etkileyen etkenlerin belirlenmesidirTanımlayıcı-kesitsel tipte olan bu araştırmada, evren 11944 kadındır. Küme örneklem yöntemiyle 1934 kadın belirlenerek, 1926 (%99.6) kadınla görüşüldü. Kadınların sosyo-demografik özellikleri, gebelik-son doğum öyküleri, aile planlaması yöntemlerini duyma-kullanma durumlarına yönelik, 42 sorudan oluşan soru kâğıdı yüz yüze görüşme tekniğiyle 11.11.2006?17.5.2007 tarihleri arasında uygulandı. İstatistiksel veriler SPSS 13.0 paket programı ile analiz edilerek, ki-kare, eğimde ki kare, Fisher'in Kesin testi, varyans analizi, lojistik regresyon analizi ve t testi kullanıldıKadınların %21'ini 25-29, %20.3'ünü 30-34 yaş grubu oluşturmaktadır ve yaş ortalaması 32.5±0.2 yıldır. Kadınların ilk evlenme yaş grubunun %64.5'ini 15-19 yaş grubu oluşturmakla birlikte ilk evlenme yaş ortalaması 19±0.1 yıl, ilk gebelik yaş ortalaması 20.8±0.1 yıl bulunmuştur. Kadınların %90.7'sinin çekirdek aile yapısında, %97.4'ünün resmi nikâhlı, %25.5'inin eşleriyle akraba, %70.4'ünün sosyal güvencesinin olduğu, %68.5'inin ekonomik durumunun orta, %88.6'sının ev hanımı ve %49.8'inin ilkokul mezunu olduğu saptanmıştırKadınların ortalama gebelik sayısı 2.7±0.043, canlı doğum sayısı 2.24±0.034, kendiliğinden düşük sayısı 0.25±0.015, istemli düşük sayısı 0.14±0.011 ve ölü doğum sayısı 0.05±0.006'dır. Son gebeliklerinde %85.7'sinin doğum öncesi bakım aldığı belirlenmiştirKadınların %96.5'inin herhangi bir AP yöntemi, %94.5'inin ise herhangi bir etkin AP yöntemi duyduğu ve bu yöntemlerin oral kontraseptif (%95.1), rahim içi araç (%93.1), kondom (%88.1) ve geri çekme (%81.2) olduğu bulunmuştur. En çok bilgi edinilen kaynaklar komşu-arkadaşlar (%40.8) ve sağlık personelidir (%33.1). Geçmişte herhangi bir AP ve etkin AP yöntemi kullanma oranı sırasıyla %55.6, %50.0'dir. Bu yöntemler oral kontraseptif (%44.1), rahim içi araç (RİA) (%29.3) ve kondom (%12.6)'dır. Geçmişte kullanılan yöntemlerin bırakılma nedenleri sağlık (%60.6), çocuk isteme (%14.9) ve eşinin istememesidir (%7.3). Kadınların halen herhangi bir AP ve etkin AP yöntemi kullanım oranı sırasıyla %75.7, %59.4'dür. Halen herhangi bir yöntem kullanma durumu ile kadınların yaşı, resmi nikahı, ekonomik durumu, gebelik ve canlı doğum sayısı, başka çocuk isteme ve istedikleri çocuk sayısı, öğrenilen yer arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Halen kullanılan yöntemler sırasıyla rahim içi araçlar (%29.5), kondom (%27.3), geri çekme (%20.2), oral kontraseptif (%11.5) ve diğerleri (%12.5)'dır. Kadınların tercih nedenleri güvenilir bulunması (%43.2), sağlık nedeni (%22.7), kullanımının kolay olması (%21.0) ve diğerleri (%13.1)'dir. Herhangi bir etkin AP yönteminin en çok temin yeri sağlık ocağıdır (%41.8Aile Planlaması hizmetlerine daha fazla ağırlık verilerek; etkili yöntem kullanma oranlarının arttırılması için gerekli önlemlerin alınması şarttırAnahtar Kelimeler: 15?49 yaş evli kadın, Doğurganlık durumu, Aile Planlaması.

Aile planlamasıEvli kadınlarGaziantep+2
Devlet Songur
Gaziantep University
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Düzce ili hanehalkının sağlık kuruluşları hakkındaki görüş ve düşüncelerinin değerlendirilmesi

Düzce ilinde aile hekimliği modelinin uygulamaya geçilmesi ile sağlık hizmetlerinin sunumunda sistem değişikliği yapılmıştır. Hanehalkının başvurduğu sağlık kuruluşları ile ilgili görüşleri ve aldıkları hizmetten memnuniyetleri sağlık hizmet sunucuları için verilen hizmetin değerlendirilmesinde önemli bir ögedirBu kesitsel araştırmanın amaçları; hanehalkının koruyucu sağlık hizmetlerini ne düzeyde kullandıklarını, hastalandıklarında, kronik hastalıkta ve acil durumlarda hangi sağlık kuruluşuna başvurduklarını ve tercih etme nedenlerini saptamaktır.Araştırma Düzce ilinde 445 hanede yerleşim yerine göre tabakalı örneklem alınarak ve yüz yüze 77 soruluk anket formu kullanılarak yürütüldü.Bu araştırmada hanehalkının son altı ayda sağlık kuruluşlarına başvuru sayısı, en son başvurulan sağlık kuruluşu, başvuru nedeni ve bu sağlık kuruluşundan memnuniyet düzeyi ile memnuniyeti etkileyen özellikler saptandı. Koruyucu sağlık hizmetlerini hanehalkındaki kadınların en fazla, erkeklerin daha az kullandıkları, ebeveynlerin ise hiç kullanmadıkları belirlendi. Kadınların koruyucu sağlık hizmetlerini en fazla gebelik durumu ile çocuklarının aşı ve kontrollerinde kullandıkları tespit edildi. Gebelikte en fazla aile hekimi tercih edilirken ikinci sırada özel doktoru tercih ettikleri belirlenmiştir. Çocukların aşı ve kontrollerinde ise %96,9 oran ile aile hekimi tercih edilmiştir. Gebe ve çocuk kontrollerinde aile hekimini en fazla tercih sebebinin ulaşım kolaylığı olduğu belirlendi. Hanehalkının acil durumlarda devlet hastanesini sosyal güvencenin karşılamasından dolayı tercih ettiği belirlendi. Hastalıkta ise; aile hekimini ulaşım kolaylığı ve doktordan memnuniyet, devlet hastanesini sosyal güvencelerinin karşılaması, doktordan memnuniyet ve laboratuar hizmetlerinden memnuniyet nedeniyle tercih ettikleri belirlendi. Son altı ayda sağlık kuruluşlarına 3-5 kez gittikleri ve en son sağlık kuruluşuna başvurma nedenlerinin en fazla muayene olduğu gözlendi.Anahtar Kelime: Hanehalkı, aile hekimliği, sağlık hizmeti, memnuniyet.

Nilgün Tanrıkulu
Düzce University · Institute of Health Sciences
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir sızdırmazlık fitili üretim tesisi çalışanlarında gürültü etkilenimi ile hipertansiyon ve işitme yakınmaları ilişkisi

1. AmaçBu çalışmada amaç; işyerinde gürültü etkileniminin olup olmadığının, gürültü etkilenimi ile kan basıncı değerleri ve işitme yakınmaları arasında ilişki olup olmadığının belirlenmesidir.2. YöntemBu kesitsel araştırmaya; Düzce Standard Profil Fabrikası'nda çalışan 1260 kişiden 1050 kişi katılmış ve katılım hızı % 83.33 olmuştur. Anket formu araştırmanın yürütücüsü, dört intörn doktor ve işyeri sağlık biriminde çalışan üç sağlık memuru tarafından doldurulmuştur. Gürültü düzeyleri bağımsız bir firmanın iki çevre mühendisi tarafından ölçülmüştür. Odyometre ölçümleri fabrika revirinde görevli ve işyeri hekimi tarafından eğitilmiş bir sağlık memuru tarafından yapılmıştır.3. BulgularYaş ortalamasının 30.97±5.51 (Standart hata), 975 kişinin (% 93.21) erkek olduğu belirlenmiştir.Fabrikanın dokuz bölümünden ikisinde 80 dB değerinin aşıldığı belirlenmiştir (KW= 198.878, SD= 8, P<0.0001). Standard Profil' de çalışma süresi ile sistolik (r=0.121; p<0.05) ve diyastolik (r=0.172; p<0.05) kan basıncı; sağ kulakta (r=0.161; p<0.05) ve sol kulakta (r=0.118; p<0.05) işitme kaybı ile olumlu ilişki bulunmuştur.Mavi yakalıların 493 (% 65.82)' ünün, beyaz yakalıların 31 (% 40.79)' inin 80 dB ve üstü ortamda çalıştığı ve farkın anlamlı olduğu belirlenmiştir (X2=17.59, p<0.05). Mavi yakalı ile beyaz yakalıların gürültü düzey ortanca ortalamaları farklı bulunmuştur (t=5.34, p<0.05). Mavi yakalıların 311 (% 34.25)' inin, beyaz yakalıların 18 (% 14.40)' inin 2 yıl ve daha az süre çalıştıkları, farkın anlamlı olduğu izlenmiştir (X2=77.616, P<0.05). Standard Profil' de çalışma süresi 1 yıldan az olan mavi yakalıların 13 (% 52.0)' ünde, beyaz yakalıların 8 (% 27.6)' inde, işitme kaybı belirlenmiştir. Mavi yakalıların; beyaz yakalılara göre daha kısa süre çalıştıkları ve 1 yıldan az çalışanların mavi yakalılarında işitme kaybı beyaz yakalılara göre daha fazla olarak belirlenmiştir.4. SonuçlarGürültü ile hipertansiyon ve işitme kaybı arasında ilişki bulunmamıştır. İşitme kaybı ve hipertansiyon, çalışma süresi ve yaşla ilişkili bulunmuştur. Standard Profil' de çalışma süresi 1 yıldan az olan mavi yakalıların beyaz yakalılara oranla daha fazla işitme kaybına uğradıkları tespit edilmiştir.Çalışanların belirli dönemlerde kurum içinde, gürültü düzeyi anlamlı ölçüde farklılık gösteren yerler arasında rotasyona tabi tutulmaları işçi sağlığı açısından yararlı olacaktır.5. Anahtar KelimelerEndüstriyel gürültü, işitme kaybı, hipertansiyon, Düzce.

Çağdaş Gökçe Gerçek
Düzce University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Düzce Üniversitesi Düzce Meslek Yüksekokulu öğrencilerinde Şiddet Sıklığının ve Kısa Semptom Envanteri'nin değerlendirilmesi

AmaçBu çalışmada amaç; Öğrencilerde şiddete maruz kalma ve şiddet uygulama sıklığını, şiddet için risk ve koruyucu faktörleri belirlemek ve KSE ile şiddet arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir.YöntemBu kesitsel araştırmaya; Düzce Üniversitesi Meslek Yüksekokulu'ndan okuyan 2635 öğrenciden tabaklı örnekleme yöntemiyle 944 öğrenci alınmış, bu öğrencilerden 844'üne ulaşılmış ve katılım hızı %92,54 olmuştur. Anket formu araştırma yürütücüsünün gözlemi altında öğrenciler tarafından doldurulmuştur. İstatistiksel analizde spss 11.0 kullanılmıştır.BulgularAraştırmaya 671(%79,5) erkek, 173(%20,5) kız öğrenci katılmıştır. Kız öğrencilerin %39,5'i, erkek öğrencilerin ise %31,7'si son 1 yılda fiziksel şiddete, kız öğrencilerin %62,4'ü, erkek öğrencilerin %51,4'ü son 1 yılda duygusal şiddete maruz kaldığını belirtmiştir, kızlarda şiddete maruz kalma anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (sırasıyla p=0,05, p=0,01).Son 1 yıl içinde fiziksel şiddet uygulama oranı kızlarda %36,6, erkek öğrencilerde ise %42,8, duygusal şiddet uygulama oranı kız öğrencilerde %58,7, erkek öğrencilerde ise %55,9 bulunmuştur, erkekler fiziksel şiddeti daha fazla uygulamaktadır. Kız öğrencilerin 6(%3,5)'sı, erkek öğrencilerin 27(%4,0)'si son 1 yılda cinsel şiddete maruz kaldığını belirtmiştir. Partneri olan kız öğrencilerin 50(%34,0)'si, erkek öğrencilerin 195(%38,8)'i partneri tarafından fiziksel şiddete, kız öğrencilerin 92(%62,6)'si, erkek öğrencilerin 207(%41,2)'si partneri tarafından duygusal şiddete maruz kalmıştır, partnerinden duygusal şiddet görme kız öğrencilerde erkeklere göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0,001).Alkol ve uyuşturucu kullanan, kesici alet ve silah taşıyan, çocuklukta şiddete maruz kalan ve şiddete tanık olan erkek öğrenciler diğer erkeklere göre daha fazla fiziksel şiddet uygulamaktadırlar (sırasıyla p<0,001, p=0,02, p<0,001, p<0,001, p<0,001, p=0,003). Çocuklukta şiddete tanık olan kız öğrenciler de diğer kız öğrencilere göre daha fazla fiziksel şiddet uygulamaktadır. (p=0,003).Lojistik regresyon analizinde fiziksel şiddete uygulama için en önemli risk faktörleri kesici alet taşıma, uyuşturucu kullanan arkadaşının olması, okula devamsızlık, çocuklukta şiddet hikayesi olarak bulunmuştur.Son 1 yılda şiddet uygulayan erkeklerde KSE depresyon alt ölçek puanı 15,51±0,56, uygulamayanlarda 12,47±0,48 bulunmuştur, aradaki fark anlamlıdır (p<0,001). Kızlarda ise fiziksel şiddet uygulayanlarda 20,16±1,38, uygulamayanlarda 16,71±1,01 bulunmuştur, aradaki fark anlamlıdır (p=0,03).Sonuçlar;Şiddete maruz kalma sıklığı kızlarda daha fazla olmak üzere her iki cinsiyette de yüksek bulunmuştur. Erkeklerde çoğu risk faktörü ile şiddet arasında ilişki saptanırken, kız öğrencilerde ilişki daha az bulunmuştur. Şiddet insanın ruhsal durumunu olumsuz yönde etkilemektedir.Anahtar KelimelerŞiddet, Üniversite Öğrencisi, Kesitsel Çalışma, Düzce

Sinemis Çetin Dağlı
Düzce University
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Bolu Dörtdivan İlçesi'nde aile planlaması hizmetlerinin değerlendirilmesi

Bu kesitsel çalışmanın amacı Bolu ili Dörtdivan İlçesi'nde aile planlaması hizmetlerinin değerlendirilmesi ve kadınların aile planlaması açısından risk durumlarının uygulanan anket ve 15-49 yaş izlem formalarına göre tutarlı olup olmadığının araştırılmasıdır.Araştırmanın evreni Dörtdivan ilçesindeki 15-49 yaş grubunda olan toplam 1365 kadındır. Sistematik örnekleme yöntemi ile nüfusla orantılı olarak araştırmaya 75 kentsel, 130 kırsal bölgeden 15-49 yaş toplam 205 kadın dahil edildi. Aile planlaması üreme sağlığı hakkında 45 sorudan oluşan anket formu Ağustos-Eylül 2009 tarihleri arasında kadınlara yüz yüze görüşülerek uygulandı.Aile planlaması yöntem kullanma durumu; etkili yöntem kullanan kadın 109(% 53.2), etkisiz yöntem kullanan kadın 39(%19.0) ve yöntem kullanmayan kadın sayısı ise 57(%27.8)şeklindedir. Kullanılan yöntemler 205 kadından 46(%28.2)' sı kondom, 26(%16.0)'sı Ria ve hap şeklindedir. Kadınların yöntem tercih nedenleri; güvenilir olması 72 (%66.1), yan etkisinin az olması 18(% 16.5), 16(%14.7)kolay ulaşılır ve ucuz olması 1(% 0,9) kadındır. Yöntem kullanmaya başlamada kadınların 56(%50.9)'sı sağlık ocağından yardım almıştır. Kadınların 79 (%73.8)'u yöntemi temin etmede sağlık ocağını kullanmaktadır. Aile planlaması açısından riskleri hazırlanan ankette sorulan sorulara verilen cevaplara ve 15-49 Yaş Kadın İzlem fişlerine göre aynı olan kadın sayısı 146 (%86.9)'dır. Fiş ve ankete göre risk değerlendirmesi tutarlıdır(Kappa=0.76, p<0.001).Aile planlaması yöntem kullanma sıklığı 2008 Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırmasına göre Batı bölgelerden daha düşüktür. Yöntem kullanmaya başlamada kadınların yarıdan fazlasının sağlık ocağında ikna edilmeleri, yöntemi temin etmede sağlık ocağının kullanılması, Dörtdivan Toplum Sağlığı Merkezinde aile planlaması ve üreme sağlığına gereken önemin verildiğini göstermektedir. En sık kullanılan yöntemin kondom olması, sadece kadınların değil, erkeklerin de hizmete katılmış olduğunu ve halkın sağlık çalışanlarına güvendiğini göstermektedir. Fakat bu durumun daha da geliştirilmesi için çalışmalara devam edilmelidir.

Aile planlamasıBolu-DörtdivanKadın sağlığı+2
Fatma Altuntaş
Düzce University · Institute of Health Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Düzce ilindeki içme ve kullanma sularının durumunun değerlendirilmesi

Bu kesitsel çalışmanın amacı Düzce ilinde içme ve kullanma sularının günlük üretilen ve dağıtılan miktarı, altyapı özelikleri, odak nokta, numune alma, kirlilik ve dezenfeksiyon durumu ve sularla ilişkili hastalıkların dağıtılan su ile ilişkisinin değerlendirilmesidir.Düzce ili ve ilçelerinin tamamını kapsayan çalışmada Düzce Sağlık Müdürlüğü'nün içme ve kullanma sularının izleme ve denetleme çalışmalarına ait form ve kayıtları veri toplamada kullanıldı. Veriler 6 ana başlık altında incelendi.Düzce il genelinde kişi başına düşen su miktarı ortalama 214 litredir. İl nüfusunun % 10'unun kişi başına düşen günlük su miktarı halen 100 litrenin altındadır. İçme ve kullanma sularının depo durumları değerlendirildiğinde % 83'ünün numune alma musluğu ve koruma alanı bulunmadığı, % 95'inde klorlama cihazı olmadığı tespit edildi. Kontrol izleme kapsamında alınan 771 numunenin % 52'si bakteriyolojik olarak uygun değildi. Düzce ili içme ve kullanma sularından 2009 yılı içerisinde 18.275 bakiye klor ölçümü yapıldığı saptandı. Yapılan ölçümlere bakiye klor tespit edilmeme oranı % 1,7 iken, yapılan ölçümlerin % 53,7'sinin bakiye klor düzeyinin 0,5 ppm düzeyinde olduğu tespit edildi. Eylül ayında diğer aylara oranla 0,5 ppm düzeyindeki bakiye klor miktarının daha düşük oranda olduğu, aynı ay akut barsak enfeksiyonları bildiriminde artış yaşandığı saptandı.Düzce ilinde içme ve kullanma suyu kaynaklarının potansiyelinin yeterince kullanılmadığı, içme ve kullanma suyu depolarının önemli bir kısmının taşıması gereken gerekli şartları sağlamadığı, bazı odak noktaların temsil yeteneklerinin yeterli düzeyde olmadığı, numune alma periyotlarında sistemli bir yöntem izlenmediği, köylerde klorlama çalışmalarının etkin olmadığı gözlendi. İçme ve kullanma sularından numune alınacak odak noktaların özellikleri, numune alma periyotları gibi kriterlerde belirli standartların sağlanması, su sağlayıcı ve izleyici kurum ve kuruluşların görev, yetki ve sorumluluklarını belirleyen yeni bir mevzuatın düzenlenmesinin su kalitesinin artmasına yarar sağlayacağı düşünüldü.Anahtar Sözcükler: İçme ve kullanma suyu, su deposu, odak nokta, su analizi, bakiye klor düzeyi, Düzce

DüzceKlorSu+6
Naile Gürleyik Erkman
Düzce University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Bina inşaatında çalışan işçilerde bel ağrısının değerlendirilmesi

Bu kesitsel çalışmanın amacı bir inşaat şirketinde çalışan işçilerde bel ağrısı prevalansının (yaşam boyu, yıllık, aylık, nokta) incelenmesi ve bel ağrısını etkileyen risk faktörlerinin belirlenmesidir.Araştırmanın evreni bir inşaat şirketinde çalışan 347 işçidir. İnşaat işçilerinde bel ağrısını değerlendirmek için kişisel bilgileri ve iş öyküsünü, bel ağrısı risk faktörleri günlük yaşam aktivitelerini sorgulayan Oswestry skalasını içeren anket formu Ağustos -Eylül 2009 tarihleri arasında yüz yüze görüşülerek uygulanmıştır. Tüm işçilere bel ağrısından korunmayı içeren eğitim verilmiştir ve eğitim öncesi son 6 ayda işe başlayan 21 işçiye bel ağrısıyla ilgili bilgilerini ölçen anket formu yanıtlatılmış ve 1 ay sonra aynı anket formunu tekrar yanıtlayarak eğitimin etkinliliği değerlendirilmiştir.Bu çalışmada bel ağrısının yaşam boyu, yıllık, aylık ve nokta prevelansları sırasıyla %53.6, %33.4, %15.3, %14.4 olarak bulunmuştur. İş memnuniyeti, iş monotonluğu, ağırlık taşıma ve kaldırma, dönerek ve öne eğilerek ağırlık kaldırma yada taşıma risk faktörü olarak belirlenmiştir. Bel ağrısı olan inşaat işçilerinde oswestry puanının ve ağrı skalalarının daha yüksek olduğu bulunmuştur. Eğitim sonrası bilgi puanı eğitim öncesi bilgi puanından daha fazla ve aralarındaki farklılık anlamlı bulunmuştur.İnşaat işçilerinin kişisel ve mesleki risk faktörleri açısından bilgilendirilmesi, işe girişte bel ağrısını önlemeye yönelik eğitimlerin verilmesi, işgücü kaybına ve maliyete neden olan bel ağrısı prevelansının azaltılabileceği düşünülmektedir.Anahtar kelimeler: Bel ağrısı, İnşaat işçileri, Oswestry skalası, İş Sağlığı.

Bel ağrısıÖlçeklerİnşaat endüstrisi+2
Eda Elbir
Düzce University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Düzce Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi bilgisayar bölümü öğrencilerinde elektromanyetik radyasyon riski ve koruyucu uygulamalarının değerlendirilmesi

AraĢtırmanın amacı, 2013-2014 öğretim dönemi Düzce Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği bölümü öğrencilerinde elektromanyetik radyasyon riski bilgi düzeylerini, tutumlarını ve korunma yöntemleri ile ilgili uygulamalarını değerlendirmektir. AraĢtırmanın evrenini, Düzce Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünde 2013-2014 öğretim döneminde öğrenimlerini sürdüren toplam 140 tane birinci ve ikinci sınıf öğrencileri oluĢturmuĢtur. Veri toplama, gözlem altında yapılandırılmıĢ anket formunun doldurulması yoluyla gerçekleĢtirilmiĢtir. AraĢtırmacı tarafından oluĢturulan anket 69 sorudan oluĢan ve cevaplayanların elektromanyetik radyasyon konusunda bilgi, tutum ve davranıĢlarını ölçen bir anket formudur. AraĢtırma tanımlayıcı tipte bir araĢtırmadır. AraĢtırmaya katılan öğrencilerin %55.7‟ si erkek, %51.4‟ ü birinci sınıftadır. Bu çalıĢmada öğrencilerin elektromanyetik radyasyon konusundaki bilgi puanları, davranıĢ puanları ve tutum puanları düĢük bulunmuĢtur.

Öğrenci davranışı
Cannur Duru
Düzce University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Düzce Tıp Fakültesi Eğitim ve araştırma hastanesi'nde gündüz ve vardiyalı görev yapan hemşirelerde ortaya çıkan sağlık sorunlarının incelenmesi

Hemşirelik özveri, sabır ve fiziksel dayanıklılık gerektiren bir meslektir. Hemşireler hastalara daha fazla faydalı olabilmek için kendi fiziksel ve ruhsal sağlıklarını korumak durumundadırlar. Bu araştırma Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi hemşirelerinin yaşam alışkanlıklarını, sağlık sorunlarını ve bunu etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla kesitsel tipte yapılmıştır. 2013 yılında araştırma hastanesinde araştırmayı kabul eden 154 hemşireye anket ve Kısa Semptom Envanteri (KSE) uygulanmıştır. Çalışma biçimine göre sürekli gündüz %24, nöbet, gündüz çalışan %76 hemşire vardır. Sigara içen 41 (%26.6) hemşire vardır. Bu hemşirelerin yaklaşık yarısı (%53.7) nöbette sigara kullanımının arttığını söylemektedir. Hemşirelerin %75.3'ü egzersiz yapmamakta, %61.7'si öğün atlayarak beslenmekte, %74'ü düzensiz uyku uyumakta, %50.6'sı uykuya dalmakta zorluk yaşamaktadır. %20.1'inin kronik bir hastalığı olduğu ve bunların %83.9'u işteki verimliliği etkilediğini söylemektedir. Ayrıca çalışma biçimi ile yaş, cinsiyet, çocuk sahibi olma, beslenme düzeni, fiziksel aktivite ve uyku düzeni arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. KSE'de bulunan 9 alt ölçek ve ek maddelerden en yüksek puan ortalamasına sahip olan ruhsal belirtiler sırasıyla; obsesif kompulsif bozukluk (1.03± 0.69), paranoid düşünce (1.01 ± 0.79) ve hostilite (0.87 ± 0.71) olup, bu puanlar orta düzeye daha yakın bulunmuştur. En düşük puan ortalaması olan ruhsal belirti ise fobik anksiyetedir (0.30 ± 0.40). Global indekslerden; rahatsızlık ciddiyeti indeksi (0.13 ± 0.10) ve semptom rahatsızlık indeksi (0.29 ± 0.09) puan ortalamaları düşük, belirti toplam indeksi (23.05 ± 11.96) puanı orta düzeydedir. Araştırmada en sık rastlanan sağlık sorunları yorgunluk (%97.4), bacak ağrısı (%85.7), bel ağrısı (%79.9), sırt ağrısı (%74.7), baş ağrısı (%72.1), varis (%59.1), boyun ağrısı (%55.2) şeklindedir. Çalışma biçimi ile sağlık sorunlarından yalnızca bacak ağrısı ve varis arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sağlık sorunlarının azaltılması için iş yeri işçi sağlığı ve iş güvenliği birimi kurulmalıdır. Hemşirelere mesleki riskler hakkında hizmet içi eğitimler verilmelidir.

Hemşireler
Ayşe Üstün
Düzce University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinde çalışan doktor ve hemşirelerin el hijyeni konusunda bilgi, tutum ve alışkanlıklarının değerlendirilmesi

Çalışmamız Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinde çalışan doktor ve hemşirelerin el hijyeni hakkındaki bilgisini ölçmek tutumunu yaklaşımını değerlendirmek çıkan sonuçla literatürdeki sonuçları karşılaştırarak gerekli tedbirin alınmasını sağlamak amacıyla yapılmıştır. El hijyeni herhangi bir el temizliği eylemi için kullanılan genel bir tanımdır. Hastane infeksiyonu uzun süre hastanede kalmaya maliyetin artmasına, hastalarda direnç gelişimine ve en önemlisi hastanın ölümüne sebebiyet vermektedir. Bunun için mikropların yayılmasını önlemek, sağlık hizmetiyle ilişkili infeksiyonu en aza çekmek için en iyi ve en etkili yöntem olan el yıkama; enfeksiyonların engellenmesine katkı sağlamıştır. Araştırmamda hastane çalışanlarının el hijyeni uygulamasını her zaman gerçekleştirdikleri, ancak el yıkama için gereken süreyi doğru bilmedikleri, bilgilerini değerlendirmek için sorulan soruların tamamını doğru yanıtlayamadıkları görülmüştür. Çalışmaya katılanların çoğunluğunu genç, bayan ve hemşire olarak görev yapan sağlıkçılar oluşturmuştur. Doktor ve hemşireler olmak üzere 2 grup üzerinden anket doldurulmuştur. Bu ankette doktor ve hemşirelerin sosyo-demografik özellikleri el hijyeni hakkında bilgi durumları ve el yıkama ile ilgili yaklaşımları yer almaktadır. Düzce Üniversitesi hastanesinde çalışan toplam 218 hemşire, 159 doktora anket dağıtılmıştır ancak 120 kişi anketi doldurmuştur, çıkan sonuç SPSS programı ve ki-kare testi kullanılarak değerlendirilmiştir.

DoktorlarDüzceEl+5
Enise Yıldız
Düzce University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım ünitesinde çalışmış ve çalışan sağlık personelinin terminal dönemdeki hastalarda ötenazi hakkındaki düşünceleri

Günümüzün güncel tıbbı etik konulardan biri olan ve aynı zamanda ahlaki yönü en çok tartışılan Sözcük anlamı iyi ölüm olan ötenazi; tedavisi mümkün olmayan ve acı çeken kimselere, kişinin kendisinin veya yakınlarının isteğiyle, acılarını dindirmek için, doktor yardımıyla, ölmelerini sağlamak olarak tanımlanmaktadır. Bu araştırma yoğun bakım ünitesinde çalışmış ve çalışan sağlık personellerinin terminal dönemdeki hastalarda ötenazi hakkındaki görüşlerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırmanın evreni Düzce Atatürk Devlet Hastanesinde yoğun bakımda çalışmış 62 kişiden oluşmaktadır.Verilerin toplanmasında ,hekim,hemşire,ebe ve sağlık teknikerlerin sosyo-demografik özelliklerini ,ölüm ve ötenaziye ilişkin görüşlerini belirlemek amacıyla anket soru formu kullanılmıştır.Sağlık çalışanların %37.1 i terminal dönemdeki hastaya bakım verilmesi gerektiğini savunurken,%62.9 u bakım verilmesini gereksiz bulmuştur.Öğrenciyken ölümle ilgili alınan eğitimleri sorgulandığında hekimlerin %66.7 si,hemşirelerin %80i ebelerin %86 sı yetersiz bulmuşlardır.Hekimlerin % 50 si,hemşirelerin iste %37 si ötenaziyi onaylamamıştır sebepleri incelendiğinde ise hekimlerin %100 ü ,hemşirelerin ise %72.7 si inançları gereği onaylamadıkları saptanmıştır.Sonuç olarak, ötenazi kararını kimlerin vermesi gerektiği, karar verenlerin nitelikleri, ötenazinin bir suç mu yoksa bir hak mı olduğu, çeşitli bakış açılarına göre değerlendirilmiştir. Günümüzde yaşanan ötenazi olaylarına genel bir bakış yapılıp, ötenazinin kötüye kullanımlarına karşı alınması gereken önlemler ve çözüm önerileri sunulmuş, ötenazi isteyen kimselerin veya yakınlarının psikolojik, sosyal, ekonomik, kültürel, ahlaki vb. özelliklerinin dikkate alınması gerektiği vurgulanmış ve araştırmanın elde edilen bulgular doğrultusunda önerilerde bulunulmuştur.

NeoplazmlarSağlık personeliTıp etiği+4
Fatma Gülhan Erden
Düzce University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Bartın Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu öğrencilerinde beslenme alışkanlıkları ve obezite prevalansı

Obezite; yanlış beslenme, sedanter yaşam tarzı, hormonal bozukluklar, genetik faktörler ve psikososyal etmenler nedeniyle sağlığı bozacak ölçüde vücutta aşırı yağ birikmesi sonucu ortaya çıkan kronik bir hastalıktır. Ayrıca obezite; kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon, solunum yolu hastalıkları, diyabet gibi kronik hastalıklara zemin hazırlayarak psikolojik, sosyal ve ekonomik sorunlara neden olan, yaşam kalitesini düşürerek yaşam süresini kısaltan, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde, her yaş grubunda giderek artan oranlarla görülen, önlenebilir bir halk sağlığı sorunudur. Bu çalışmada sağlıklı beslenme alışkanlıklarının bozulması, hazır gıdaların tüketiminin artması ve fiziksel aktivitenin azalması gibi riskli, beslenme alışkanlıkları ve obezite prevalansı değerlendirilmiştir. Bartın Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu'nda 2014-2015 eğitim öğretim yılında öğrenim gören, rastgele seçilen 167 kız (% 58.2), 120 erkek (% 41.8) olmak üzere toplam 287 öğrenci araştırmamıza dahil edilmiştir. Araştırmada katılımcıların antropometrik vücut ölçümleri yapılmış olup, beslenme alışkanlıklarını, fiziksel aktivite durumlarını ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını sorgulamak amacıyla katılımcılara anket uygulanmıştır. Araştırmaya katılan erkek öğrencilerin % 65'inin kız öğrencilerin % 73.1'inin normal kiloda olduğu, erkek öğrencilerin % 21.7'si ve kız öğrencilerin % 16.8'i fazla kilolu olduğu ve erkek öğrencilerin % 5.8'i ve kız öğrencilerin % 4.2'sinin obez olduğu görülmüştür. Tüm veriler incelendiğinde araştırmaya katılan üniversite öğrencilerinin % 69.7'sinin normal kilolu, % 18.8'inin fazla kilolu, % 6.6'sının zayıf ve % 4.9'unun ise obez olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak Öğrencilerin sedanter yaşam tarzları, beslenme alışkanlıkları, ana ve ara öğün tüketme ve öğün atlama durumları gözden geçirilmeli, Fiziksel aktiviteyi artırmak için toplu ulaşım araçlarını kullanımı yerine mümkün mertebe yürümeleri teşvik edilmelidir. Toplumun her basamağını bilgilendirmek amaçlı, sağlıklı yaşam tarzı, yeterli ve dengeli beslenme, fiziksel aktivite, obezite ve tedavi yöntemleri konularında, kamu spotu, kitap, dergi ve eğitim materyalleri gibi çeşitli kaynaklar hazırlanmalı ve halka ulaştırılmalıdır. Anahtar Kelimeler Beslenme, Obezite, Risk faktörleri, Bartın, Üniversite Öğrencileri

BartınBeslenmeBeslenme alışkanlıkları+6
Hanifi Dülger
Düzce University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Turgut Özal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi cerrahi servisinde yatan hastaların memnuniyet durumunun saptanması

Hasta memnuniyeti "hastanın değer ve beklentilerinin ne düzeyde karşılandığı konusunda bilgi veren ve esas otoritenin hasta olduğu bakımın kalitesini gösteren temel ölçüt olarak tanımlanmaktadır1. Ayrıca hasta memnuniyeti, genel anlamda verilen hizmetin hastanın beklentilerini karşılaması ya da hastanın verilen hizmeti algılaması şeklinde de tanımlanabilir. Bu çalışma, Turgut Özal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin cerrahi servisinde yatan hastaların, servislerdeki fiziki durum, doktor, hemşire, temizlik ve yemek hizmetleri hakkındaki memnuniyet durumlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Kesitsel tipte olan bu araştırmaya toplam 140 hasta katılmıştır. Yatarak tedavi gören hastaların memnuniyet düzeylerini değerlendirmek için hazırlanan anket hasta kabul ve taburculuk işlemleri, hasta hakları, hekimlik hizmetleri, hemşirelik hizmetleri, temizlik hizmetleri, oda konforu, genel değerlendirme sosyo-demografik özellikleri içeren 74 sorudan oluşmaktadır. Görüşmelerde yüz yüze görüşme tekniği kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel değerlendirilmesi SPSS 16 programı kullanılarak yapılmıştır. Çalışmamıza katılmayı kabul eden hastaların yaşları 13 yaş ile 81 yaş arasında değişmektedir (n=126). Yaş ortalaması 38.0 ± (14.279) standart hata olarak bulunmuştur. TÖÜTFH cerrahi servisinde yatarak tedavi gören hastaların hastanede verilen hizmetten memnuniyet durumu %92.9, hastanenin genel kalitesinden memnuniyet %89.8 bulunmuştur. Hekimin hastalara verdiği tıbbı bakımdan memnuniyet %94.3, hemşirenin hastaya verdiği tıbbı bakımdan memnuniyet %94.8 bulunmuştur. Hastanenin temizliğinden memnuniyet %94.6, yemek servislerinden memnuniyet %72.6 bulunmuştur. Ayrıca hastaların hastaneyi başka hastalara tavsiye etme oranı da %92.9 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak hastaların genel memnuniyetini olumlu olarak etkileyen faktörlerin başında hekimin ilgisi ve zaman ayırması, hemşirenin ilgisi, güler yüzlülüğü ve pratik olması, ortamın temizliği ve konforu, kibar ve saygılı hizmet, mahremiyete saygı gösterilmesi ve bilgi verilmesi gelmektedir. Anahtar Sözcükler: Hasta Memnuniyeti, Sağlık Hizmetleri, Kalite göstergeleri

CerrahiCerrahi tedaviCerrahi-operatif+4
Ümran Uyanık
Düzce University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Düzce'de ilköğretim çağı çocuklarının obezite prevalansının belirlenmesi ve risk faktörlerinin araştırılması

Amaç: Bu araştırmada Düzce İli Merkez ilçesinde çocukluk çağı obezite prevalansını ve obezite gelişiminde rol oynayan risk faktörlerini belirlemek amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Araştırma nested vaka kontrol tiptedir. Araştırmanın evreni Düzce İli Merkez ilçesindeki 81 ilköğretim okulunun 2. Sınıfında eğitim gören 3131 öğrencidir. Örneklem büyüklüğü 1214 olarak hesaplandı. Örnekleme giren öğrenciler kent ve kırsal olarak tabakalandırıldı. Küme örnekleme yöntemi ile 10 İlköğretim Okulu'ndaki 1245 öğrencide antropometrik ölçümler yapıldı. Yaşa Göre BKİ Z-Skoru (BAZ) +2 ve üzerinde 126 öğrenci (obez) vaka grubu olarak alındı. BAZ -2 ile +2 olan öğrenciler arasından rastgele seçilen aynı sınıftan aynı cinsiyet ve aynı sayıda olmak üzere 126 öğrenci kontrol grubu olarak alındı. Obezite belirlenen öğrenciler ile kontrol grubunun ailelerinden anket formu uygulanarak veri toplandı. Araştırmadaki veriler WHO AntroPlus ve bir istatistik paket program ile değerlendirildi. Yapılan analizlerde p<0.05 anlamlı olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya katılan 1245 öğrencinin 654 (%52.5)'ü erkek, 591 (%47.5)'si kızdır, 1083 (%87)'ü kentsel, 162 (%13)'si kırsal bölge okullarında eğitim görmektedir. Obez olarak değerlendirilen öğrenci sayısı 126 (%10.1) olarak bulunmuştur. Öğrencilerin 5 (%0.4) 'i çok zayıf, 37 (%3)'si zayıf, 886 (%71.2)'sı normal, 191 (%15.3)'i fazla kiloludur. Cinsiyete ve yerleşim yerine göre çok zayıf, zayıf, normal, fazla kilolu, obez olma durumu istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Boy uzunluğunun değerlendirilmesinde öğrencilerin 4 (%0.3)'ü çok uzun, 56 (%4.5)'sı uzun, 1180 (%94.8)'i normal, 5 (%0.4)'i bodur (kısa boylu) olarak bulundu. Çalışmanın ikinci aşamasına 126 kontrol ve 124 vaka grubundan olmak üzere 250 öğrencinin ailesi katıldı. Kontrol grubunun tamamına vaka grubunun % 98.4'üne ulaşıldı. Lojistik regresyon analizi sonucunda çocuklarda obezite gelişiminde, düzenli kahvaltı yapanlara göre genellikle yapanlarda 3.67 kat (p=0.006), düzenli öğle yemeği yiyenlerde 3.52 kat (p=0.001), hızlı yemek yiyenlerde 2.38 kat (p=0.016) riskli bulunmuştur. Ebeveynin çocuğunun vücut ağırlığından memnun olanlara göre orta memnun olanlarda 24.13 kat (p<0.001), memnun olmayanlarda 47.11 kat (p<0.001), hiç memnun olmayanlarda 39.38 kat (p=0.001) riskli bulunmuştur. Öğrencinin doğum ağırlığı 2500 gr altında olanlara göre 4000 gr üstünde doğanlar 12.02 kat (p=0.002) riskli bulunmuştur. Öğrencinin birinci derece akrabalarında obez kişi sayısı arttıkça obezite riski artmaktadır (OR:1.38, p=0.008) Sonuç ve Öneriler: Araştırmada Düzce'de öğrencilerin obezite prevalansı Türkiye genelinden ve içinde bulunduğu NUTS bölgesinden yüksek bulundu. Çocuğun doğum ağırlığı, akrabalarındaki obez kişi sayısı, beslenme alışkanlıkları, ebeveynin çocuğunun vücut ağırlığından memnun olmaması obezite gelişiminde etkili olmaktadır. Çocuklar ile ailelerine beslenme ve vücut ağırlığının değerlendirilmesi ile ilgili eğitim verilmelidir. Anahtar Kelimeler: Kilo Fazlalığı, Çocukluk Çağı Obezitesi, Risk Faktörleri, Prevalans.

Kilo almaObezitePrevalans+2
Muammer Yılmaz
Düzce University
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesinde çalışan hemşirelerin kadına yönelik şiddete ilişkin algılama durumlarının değerlendirilmesi

Dünya Sağlık Örgütü(DSÖ) şiddeti ?Fiziksel güç veya iktidarın kasıtlı bir tehdit veya gerçekçilik biçiminde bir başkasına uygulanması sonucunda maruz kalan kişide yaralanma, ölüm ve psikolojik zarara yol açması açma olasılığı bulunması? şeklinde tanımlamaktadır. Kadına yönelik şiddet, sık görülen toplumsal bir sorundur. Hemşirelerin kadına yönelik şiddetle ilgili olarak önemli rolleri vardır. Bu araştırmacının amacı, bir eğitim hastanesinde görev yapan hemşirelerin kadına yönelik şiddeti algılama durumlarının belirlenmesidir. Araştırma yüzyüze anket yöntemi ile yapılmıştır ve kesitsel tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Araştırma sonucunda katılımcılar şiddeti % 90,0 sıklıkla ?kadının acı çekmesine sebep olan her çeşit davranış? olarak ifade etmiştir. İkinci sırayı %78,4 ile "kadına İstemediği Şeyleri Zor Kullanarak" yaptırmaktır ifadesi yer alırken, üçüncü sırayı %78,1 ile "kadına zarar veren psikolojik bir eylemdir " ifadesi yer almıştır.Katılımcılar kadınların en sık maruz kaldıkları şiddet türünü %38,7 Psikolojik şiddet ve %32,9 sıklıkla fiziksel şiddet olarak ifade etmişlerdir. Katılımcıların % 85,2?si alkolün şiddete sebep olduğunu belirtirken, bu yanıtı %81,3 ile sosyokültürel düzeyi düşük ailelerde veya toplumlarda şiddet sık görülür yargısı izlemektedir. %95,8 sıklıkla, ?sesini yükseltmek, bağırmak, küfür etmek? en çok bilinen sözel şiddet tanımı olarak tespit edilmiştir. ?cinsel şiddet vakalarında en sık karşılaşılan saldırgan? olarak katılımcıların %65,8 sıklıkla eşler belirtilmiştir. Hemşireler tarafından ?Kadına yönelik şiddeti önlemek için çalışma yapan kurumlar? içinde en çok bilinen kurum %85,5 ile Mor Çatı Kadın Sığınma Evleri, en az bilinen kurum ise %24,8 ile Aile, Kadın, Çocuk ve Özürlü Sosyal Hizmet Danışma Hattı olduğu bulunmuştur. Katılımcıların % 92,6?sı cinsel şiddeti önlemek için kanunlarda caydırıcı yaptırımlar olması gerektiğini, % 77,1?i toplumun eğitim düzeyinin arttırılması gerektiğini ve %59,4? ü cinsel şiddetin saklanmaması gerektiğini ifade etmiştir. Şiddet olguları ile karşılaşma sıklığının yüksek olduğu bu grubun hizmet içi eğitimler ve duyurular ile konu hakkında bilgi düzeylerinin yükseltilmesi önemlidir.

AlgıHastanelerHastaneler-üniversite+5
Betül Özdemir
Gazi University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerde tükenmişlik düzeyinin çeşitli değişkenlere göre incelenmesi: Bir üniversite hastanesi örneği

Bu araştırma üniversite hastanesinde çalışan hemşirelerde tükenmişlik düzeylerini belirlemek ve tükenmişliğin sosyo-demografik değişkenlerle ilişkisini incelememesi amacıyla kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırmada örneklem seçilmesine gidilmemiş evrenin tamamı örnekleme alınmıştır. İlgili hastanede çalışıp araştırmamıza katılmaya gönüllü olan 192 hemşire ile çalışma tamamlanmıştır. Araştırmanın verileri Mayıs 2015 tarihinde toplanmıştır. Veri toplamada 31 sorudan oluşan sosyodemografik veri formu ve Maslach Tükenmişlik Ölçeği (MTÖ) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Mann-Whitney U ve Kruskall Wallis Test ile T-test ve One-way ANOVA testi kullanılmıştır. Hemşirelerin MTÖ 'den aldıkları puan ortalamalarına göre tükenmişlik düzeyi yüksek bulunmuştur. Tükenmişlik alt boyutlarında katılımcıların duygusal tükenme yüksek ve kişisel başarı algısı düşük olarak belirlenmiştir. Duyarsızlaşma alt boyutunda da tükenme orta düzeyde seyretmiştir. Üniversite hastanesinde çalışan hemşirelerde tükenmişlik düzeyi ile ilişkili bulunan başlıca faktörler cinsiyet, aile yaşantısı, gelir düzeyi algısı, tanısı konulmuş hastalık durumu, psikolojik destek öyküsü, çalışılan klinikteki toplam hizmet süresi, yıllık izin kullanım durumu, mesleki yönden gelişim faaliyetleri, iş yerindeki sorun algısı, mesleki adanmışlık düzeyidir. Tükenmişlik düzeyleri ile ilişkili bulunmayan bazı değişkenler ise yaş, medeni hal, eğitim düzeyi, sürekli kullanılan ilaç varlığı, mesleki esaslar (mesai çalışma şekli, nöbet sayısı, çalışılan klinik vb.), kişisel alışkanlıklardır. Sonuç olarak; tükenmişlik sendromu hemşirelerin kişisel özellikleri ile iş yeri ve mesleki özelliklerinin etkileşimleri sonucunda yaşanabilmektedir. Tüm bu değişkenler tükenme düzeylerini ve tükenme alt boyutlarını doğrudan veya dolaylı olarak etkileyebilmektedir. Anahtar Kelimeler: Tükenmişlik, Profesyonel, Hemşireler, Risk Faktörleri.

Tükenmişlik-mesleki
Lütfiye Nur Uzun
Düzce University · Institute of Health Sciences
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Düzce ilinde avlanılan tatlı su ve deniz balıkları ile musluk sularında ağır metal düzeyleri

Amaç: Eylül 2014-Ağustos 2015 tarihleri arasında gerçekleştirilen bu çalışmada Düzce İl'inde musluk sularında ve halkın tüketimine sunulan balıklarda ağır metallerin düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Balıkçı tezgahından alınan deniz balıkları ve farklı alabalık üretim tesislerinden alınan alabalıklar ile 14 noktadan toplanan musluk sularında bor (B), alüminyum (Al), skandiyum (Sc), vanadyum (V), krom (Cr), mangan (Mn), demir (Fe), kobalt (Co), nikel (Ni), bakır (Cu), çinko (Zn), arsenik (As), selenyum (Se), stronsiyum (Sr), molibden (Mo), gümüş (Ag), kadmiyum (Cd), kalay (Sn), antimon (Sb), baryum (Ba), civa (Hg), kurşun (Pb) ve Bizmut (Bi) düzeyleri incelenmiştir. Metal düzeylerinin analizinde ICP-MS cihazı kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmada bazı aylarda kurşun, kadmiyum, arsenik, civa ve çinko elementlerinin deniz balığı türlerinden bazılarında ve alabalık numunelerinde Türk Gıda Kodeksi'nde yer alan sınır değerlerin üstünde bulunduğu saptanmıştır. Musluk suyu numunelerinde ise bazı aylarda bazı numunelerin alüminyum ve demir elementleri bakımından Dünya Sağlık Örgütü tarafından aşılmaması önerilen üst sınırları aştığı görülmüştür. Sonuç ve Öneriler: Bu verilere göre bölgede avlanan balıkların metal yükü açısından sağlık sorunlarına yol açabileceği düşünülmektedir. Yüksek metal düzeylerinin saptandığı aylarda analizler tekrarlanarak, önemli bir protein kaynağı olan balıkların ağır metal kirliliğinden etkilenmemesi için gerekli önlemler alınmalıdır.

Ağır metallerBalıklarBalıkçılık+4
Filiz Bolu
Düzce University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi merkez kampüsünde çalışan hemşirelerin meme kanseri ve kendi kendine meme muayenesi konusundaki bilgi düzeylerinin ve uygulama durumlarının belirlenmesi

Bu araştırma, Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Merkez Kampüsünde çalışan hemşirelerin meme kanseri (meme Ca) ve kendi kendine meme muayenesi (KKMM) hakkında bilgi durumlarını ölçmek ve uygulama durumlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma verileri literatüre uygun olarak geliştirilen; katılımcıların sosyo-demografik özelliklerini, meme Ca hakkında bilgi düzeylerini, KKMM hakkında bilgi düzeylerini ve uygulama durumlarını içeren 52 sorulu anket formu uygulanarak toplanmıştır. Araştırma 125 hemşire üzerinde uygulanmıştır. Hemşirelerin %43,2 si bekar, %55,2 si evli, %1,6 sı boşanmıştır. Araştırmaya katılan hemşirelerin meme kanseri risk faktörleri içinde en fazla bilgi sahibi oldukları faktör ailede meme kanseri olması %92,8 oranında, en az bilgi sahibi oldukları faktör ise erken adet görme %32 oranında tespit edilmiştir. Araştırmaya katılan hemşirelerin %48 i KKMM si uygulamasını adetin 5-7 günlerinde yaptıkları, %8 inin hiç yapmadığı tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda; hemşirelerin meme ca belirtilerini bildikleri ancak meme ca risk faktörlerini bilmedikleri ve KKMM uygulamasını düzenli yapmadıkları saptanmıştır.

Elif Şeker
Düzce University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Düzce Akçakoca ilçesi sağlık kurumlarında çalışan personelin sigara, alkol ve madde kullanımı yaygınlığı ve başlama/kullanma nedenleri

Toplumu etkilemeye başlayan bir sorun haline gelen zararlı maddelerle mücadele etmeye yönelik çalışmalar her geçen gün önem kazanmaktadır. Zararlı madde kullanımına ilişkin araştırmalar da bu sorunun geldiği boyutları ortaya koymaktadır. Bu konuda yapılmış araştırmalara göre, dünya genelinde 300 milyon genç sigara bağımlısıdır. 20 yaşından önce sigara kullanmaya başlayan gençlerin %50'si 15–20 yıl boyunca sigara içmeye devam etmektedir. Buna ek olarak Dünya Sağlık Örgütü'ne (WHO) göre; dünya genelinde iki milyar insan alkollü içecekler kullanmaktadır. Sadece Avrupa'da 1999 yılında alkol tüketimi 55.000'den fazla 15–29 yaşı arasındaki gencin ölümüne neden olmuştur. 1994–2002 yılları arasında her yıl yaklaşık 17.000 erkek ve 3.000 kadın madde kullanmaya başlamıştır. Yapılan araştırma sonuçlarına göre madde kullanıcılarının yaklaşık %80'i 20 yas altındadır. Madde kullanımına ne kadar erken yaşta başlanırsa, bağımlılık riski de o oranda artmaktadır. Bu nedenle, madde kullanımının yaygınlığının ve madde kullanımına zemin hazırlayan faktörlerin bilinmesi; bunların azaltılması için çaba gösterilmesi gerekmektedir. Bu kesitsel araştırmada Düzce Akçakoca ilçesi sağlık kurumlarında çalışan personelin sigara, alkol ve diğer bağımlılık oluşturan maddeleri kullanım sıklığı, başlama nedenleri, aile ve sosyoekonomik düzeyin etkisi, cinsiyete ve yaşa göre dağılımı, bırakma isteği ve düşüncesini tespit etmek amaçlanmıştır. Ekim-Kasım-Aralık 2015 tarihlerinde tüm sağlık personellerinden (toplam 130 kişi) araştırmaya katılmayı kabul eden 116(%89.23)'sına ulaşılmış ve gözlem altında anket uygulanmıştır. Sigara içme sıklığı % 37.1 olarak bulunmuştur. Sigara içme sıklığı; erkeklerde, babası ortaokul mezunu olanlarda ve bağımlılık madde kullanan arkadaşı olanlarda anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Sigaraya başlama nedenleri merak, çevre etkisi, özenti, arkadaş etkisi, psikolojik etkenler ve ailede sigara içen olarak belirtilmiştir. Bu çalışmada sigara içenlerin 35 (%81.4)'i sigarayı bırakmayı düşünmektedir, 8(%18.6)'sı ise düşünmemektedir. Sigaraya başlamada merak, çevre etkisi, özenti, arkadaş etkisi, psikolojik etkenler ve ailede sigara içenler ön planda olduğundan sigarayı bırakma kampanyaları yalnız bireysel değil topluma yönelik olarak planlanmalıdır. Sağlık personellerinin davranışlarının toplumu etkilediğini de göz önüne alınarak halkı sigara konusunda eğitecek olan sağlık personellerine yönelik kampanyalarla sigarayı bırakmaları ve başlamamaları sağlanmalıdır.

Madde bağımlılığıMadde kullanım bozukluklarıSağlık personeli+1
Numan Çabuk
Düzce University · Institute of Health Sciences
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi polikliniklerinin gürültü düzeylerinin belirlenmesi

Amaç: Amaç Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde poliklinik bekleme alanlarının gürültü düzeylerini değerlendirmek, gerekli ise gürültü önleyici tedbirlerin alınmasını sağlamaktır. Gereç ve Yöntem: Polikliniklerin bekleme alanlarında, 11 ölçüm noktasında, gürültü düzeyi sürekli beş gün ve günde sekiz saat ölçülmüştür. Kalibrasyon ve ölçüm için Svantek SV 30 kalibratör ve SVAN 957 Ses ve Titreşim Analiz Cihazı kullanılmıştır. Cihaz saatlik ortalama verecek şekilde ayarlanmıştır. Araştırma tanımlayıcı tiptedir. Örneklem alınmamıştır. Veri Analizleri için SPSS paket programı kullanılmış ve Kruskal Wallis, Mann-Whitney U, Friedman ve Wilcoxon testleri yapılmıştır. p<0,05 değeri anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Polikliniklerin bekleme alanlarında ortalama gürültü seviyesi 62.1 dBA (min 48.5 ve max 70.8) dir. Bu değer ve hatta minimum ölçülen değer bile EPA, DSÖ ve Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği'nde belirtilen eşik değerlerin üzerindedir. Gürültü düzeyleri eşik değerlerin üzerinde olmasına rağmen, sadece radyoloji poliklinikleri diğerlerinden anlamlı derecede daha düşük değerlere sahiptir (p<0.05). Gürültü düzeylerinde günler, saatler arasındaki fark anlamlı bulunmamıştır. Sonuç: Polikliniklerin bekleme alanlarında gürültü seviyesi eşik değerlerin üzerinde ölçülmüştür. Gürültü önleyici tedbirler düşünülmelidir.

DüzceGürültüGürültü analizi+5
Havva Yıldırım
Düzce University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi hemşirelerinde mobbing ve anksiyete

Bu çalışma hemşirelerde mobbing ve anksiyete arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırma grubunu, Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde çalışan 150 (129 K, 21 E) hemşire oluşturmaktadır. Araştırma sonucunda mobbing mağduru hemşirelerin etkilenme düzeylerinde fiziksel, psikolojik ve sosyal yönden etkilenme puanı duygusal tacize maruz kalanlarda anlamlı düzeyde yüksek olarak saptanmıştır. Mobbing ve Anksiyete arasındaki ilişki incelendiğinde ise mobbinge maruz kalan hemşirelerin anksiyete düzeyi ortalama puanı anlamlı düzeyde yüksek olarak saptanmıştır. Mobbinge maruz kalma ile anksiyete ölçek puanları arasında anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir. Mobbinge maruz kalan 13 kişinin şiddetli düzeyde, 23 kişinin ise hafif düzeyde anksiyete yaşadığı saptanmıştır. Duygusal tacize maruz kalma durumu ile çalışılan ünite arasında değerlendirme yapıldığında ise yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin ( %45.1 ) diğer birimlere oranla daha fazla duygusal tacize maruz kaldığı görülmüşken, duygusal tacize maruz kalma ve çalışılan ünite arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır. Hemşirelerde öğrenim durumuna göre mobbing ve anksiyete puan ortalamaları değerlendirildiğinde anlamlı bir fark saptanmazken, öğrenim durumuna göre çalışma ortamı kriterleri arasında istatiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmuştur. Sonuç olarak çalışmamızda mobbing uygulanan hemşirelerde anksiyete düzeyinin ve şiddetinin arttığı saptanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda önerilerde bulunulmuştur.

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıDüzce+4
Nebiye Gül
Düzce University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Düzce Üniversitesi Araştırma Hastanesinde çalışan araştırma görevlilerinde yaşam kalitesi, algılanan stres düzeyi ve etkileyen faktörlerin incelenmesi

Amaç: Bu araştırmada, Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinde çalışan araştırma görevlilerinde yaşam kalitesi, algılanan stres düzeyi ve etkileyen faktörlerin incelenmesi ve elde edilecek sonuçların bu yönde yapılacak iyileştirmeler için yol gösterici olması amaçlanmıştır Gereç ve Yöntem: Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinde çalışan 145 araştırma görevlisinin 125‟ine ulaşılarak, anket formu uygulanmıştır. Anket formunda birinci bölümdeki sorular hekimlerin sosyodemografik özelliklerine ilişkin sorulardan (30 soru) oluşmaktadır. İkinci bölümdeki sorular Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu (WHOQOL_BREF) (27 Soru) ve Algılanan Stres Düzeyi Ölçeği‟nden (14 Soru) oluşmaktadır. Anket formunda toplam 71 soru bulunmaktadır. Student T Testi, Varyans Analizi (Tek Yönlü ANOVA), Pearson Korelasyon Analizi, ki-kare yapılmıştır. İstatistiksel analizler için SPSS (version 22) paket programı kullanılmıştır. İstatistik anlamlılık düzeyi olarak 0.05 alınmış ve p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılanlarının 56‟sı erkek (%44.8), 69‟u(%55.2) kadındır. Katılımcıların %56.0'sı gelirinin giderine eşit, %21.6‟sı evi ve %76,8‟i otomobili olduğunu belirtmiştir. Katılımcılarının %66.1 i dahiliye, %29.8‟i cerrahi, %4.0‟ı temel tıp bölümlerde çalışmaktadırlar. Katılımcıların %72,8i nöbet tutmakta, otalama nöbet sayısı 7.8±2.6 dir. Yaşam kalitesi ölçeği güvenirlik katsayıları 0.60-0.65 arasında saptanmıştır. Algılanan stres düzeyi ölçeği güvenirlik katsayısı 0.80 bulunmuştur. Yaşam kalitesi alan puanlarının birbirleriyle pozitif yönde, stres puanı ile ise negatif yönde korelasyon gösterdiği saptanmıştır (P<0.001). Araştırma görevlileri, %80 i yaşam kalitesini kötü , % 20 si iyi olduğu belirlenmiştir. Sağlığınızdan ne kadar hoşnutsunuz sorusuna ise katılımcıların % 38.2‟i sağlığından hoşnut, % 61,8‟i ise hoşnut olmadığını belirtmişlerdir. Araştırma görevlilerinin ii meslek seçimi hakkında düşüncelerinde yanlış ve bazen yanlış seçim yaptığını düşünenlerin oranı kadınlarda yüksek bulunmuştur. Evli olanların sosyal alan puanı, bekarlardan yüksektir. Nöbet tutmayanların bedensel alan, sosyal alan, çevresel alan puanları yüksek bulunmuştur. Gelirim giderimden fazla diyenlerin bedensel, sosyal, çevresel alan puanları daha yüksektir. Sonuç: Hekimlerin verimli olarak çalışmalarını sağlayacak etmenlerin başında yaşam kalitesi gelmektedir. Bu nedenle tıp fakültelerinde çalışan hekimlerin yaşam kalitelerinin yükseltilmesine yönelik olarak, mesleklerinden kaynaklanan olumsuzluklar önlenmeye çalışılmalı, özlük hakları düzeltilmeli, kendine zaman ayırabilme, yeterli uyku ve dinlenme olanağı sağlanmalıdır. Çalışma ortamı sağlıklı çalışma ortamı haline getirilmeye çalışılmalıdır.

Araştırma görevlileriDoktorlarStres+4
Semiha İskender
Düzce University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Düzce merkez ilçedeki birinci basamakta çalışan sağlık personeli ile üniversite hastanesi asistan hekim ve hemşirelerinin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada Düzce merkez ilçedeki 1. basamak sağlık kurumlarında çalışan sağlık personelinin ve üniversite hastanesinde çalışan asistan hekim ve hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ile yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi ve karşılaştırılması amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezinde çalışan hemşire ve asistan hekimler ile halk sağlığı müdürlüğü, merkez toplum sağlığı merkezi, merkez ilçedeki 19 tane aile sağlığı merkezinde çalışan toplamda 485 kişiye 105 sorudan oluşan anket formu uygulanmıştır. Evren 581 sağlık çalışanından oluşmaktadır. Örneklem seçilmemiştir. Anketin birinci bölümünde 26 soru sosyodemografik özellikler ve sağlıkla ilgili bazı davranışları sorgulayan bazı sorular, 2. bölümde 52 sorudan oluşan Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları- II Ölçeği, 3. bölümde 27 soruluk Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu Türkçe Versiyonu (WHOQOL-BREF-TR) kullanılmıştır. Araştırma kesitsel tiptedir. Bağımsız Gruplar T Testi, Varyans Analizi (Tek Yönlü ANOVA), Kruskal Wallis, Mann Whitney U, Spearman Korelasyon Analizi, ki-kare yapılmıştır. p<0,05 değeri anlamlı olarak kabul edilmiştir.Bulgular: Araştırmaya katılanların %71.3'ü kadın, % 28.7'si erkektir. % 3.3'ü zayıf, % 54.5'i normal, % 30.4'ü fazla kilolu, % 11.9'u obezdir. Katılımcıların. % 11.4'ü lise mezunu, % 12.4'ü yüksekokul, %31.9'u üniversite mezunu iken, % 44.2'si yüksek lisans, doktora ya da uzmanlık eğitimini tamamlamıştır. % 21.4'ünün geliri giderinden az, % 59.2'sinin geliri giderine eşit, % 19.3'ünün geliri giderinden fazladır. SYBD-2 ölçeğinden en yüksek puanları manevi gelişim ve kişiler arası ilişkiler en düşük puanı fiziksel aktivite alt ölçeğinden almışlardır. SYBD-2 ölçeğinden alınan puanlar yaş grubu, cinsiyet, meslek, çalışılan kurum, eğitim, meslekte çalışma süresi, medeni durum, çocuk sahibi olma, gelir durumu kendini iş yaşamında verimli bulma, iş ortamından memnuniyet, düzenli ilaç kullanımı, sağlık algısı ve bazı sağlık davranışlarına göre anlamlı farklılık göstermektedir. Katılımcılar WHOQOL-BREF-TR ölçeğinden en yüksek puanları psikolojik ve sosyal alanda almışlardır, sonra fiziksel, en son da çevre-TR alanı gelmektedir. Yaşam kalitesiyle ilgili alan puanları cinsiyet, meslek, BKİ, medeni durum, çocuk sahibi olma, çalışılan kurum, kendini iş yaşamında verimli bulma, iş ortamından memnuniyet, gelir durumu, alkol kullanımı, tanı konulmuş hastalık varlığı, diş hekimine gitme durumu, düzenli ilaç kullanımı, sağlık problemi olduğunda sağlık kuruluşuna başvurma, alkol kullanımı, sağlık durumu algısına göre anlamlı farklılık göstermektedir. Sonuç: Bu çalışmada sağlık çalışanlarının sağlıklı yaşam biçimi davranışları ile yaşam kalitelerinin orta düzeyde olduğu görülmüştür. Ancak her ikisini de etkileyen pek çok faktör olup bu faktörlere yönelik düzeltmeler yapılmalıdır.

Birinci basamak sağlık hizmetleriDoktorlarDüzce+6
Gülsüm Zoroğlu
Düzce University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Annelerde anne sütü ile ilgili sağlık okuryazarlık düzeylerini değerlendirme aracı geliştirme, sağlık okuryazarlık düzeylerini ve etkileyen faktörleri saptama

Araştırmada annelerin anne sütü ile ilgili sağlık okuryazarlık düzeylerini değerlendirme aracının geliştirilmesi, sağlık okuryazarlık değerlendirme aracını kullanarak annelerin anne sütü ile ilgili sağlık okuryazarlık düzeylerinin değerlendirilmesi ve annelerin anne sütü ile ilgili sağlık okuryazarlık düzeylerini etkileyen faktörlerin saptanması amaçlanmıştır. Gazi Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Hastanesi (GÜSAUH) 2 nolu sağlam çocuk polikliniğine 1 Aralık 2012 - 31 Ocak 2013 tarihleri arasında başvuran 0-24 aylık bebeği/çocuğu olup, yanında bebeğe bakacak birilerinin bulunduğu, ikiz bebeği olmayan, ilk kez başvuruda bulunan, araştırmaya katılmayı kabul eden 18 yaş ve üstü 414 anneye ulaşılmıştır. Ulaşım yüzdesi %90,2?dir. Veri kaynağı olarak anket formu kullanılarak yapılan kesitsel tipte bir araştırmadır. İstatistiksel olarak anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alınmıştır. Araştırmaya katılan annelerin %83,6?sı 18-35 yaş arasında olup yaş ortalaması 29,62±5,43, ortancası 29(18-42) yıldır. Annelerin %63,3?ü lise ve üzeri eğitim seviyesine, %49,3?ü bir çocuğa sahip olup çocuk sayısı ortalaması 1,69±0,82, ortancası ise 2(1-5)?dir. Annelerin %72,9?u kitap okuma alışkanlığı olduğunu belirtmiştir. KTT testi ile OASBT testi arasında pozitif yönlü doğrusal güçlü bir ilişki bulunmuştur (Korelasyon katsayısı;0,647, p<0,05). OASBT testine göre annelerin %58,9?u yeterli SOY iken, KTT testine göre annelerin %61,0?i yeterli SOY?dır. Annelerin OASBT test puanlarını etkileyen faktörler için yapılan multiple regresyon analizinde öğrenim düzeyi, kitap okuma alışkanlığı, hastanedeki afiş/broşürleri okuma durumu ile annelerin OASBT testi puanları arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. Annelerin KTT test puanlarını etkileyen faktörler için yapılan multiple regresyon analizinde öğrenim düzeyi, çocuk sayısı, kitap okuma alışkanlığı ile annelerin KTT testi puanları arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. Bu çalışma annelerin anne sütü ile ilgili sağlık okuryazarlık düzeylerini değerlendirme aracı geliştirmenin ilk uygulama örneğidir. Ülkemizde sağlık okuryazarlık düzeyini değerlendirecek altın standart bir araç yoktur. Ülkemize yönelik sağlık okuryazarlık düzeyini değerlendirecek altın standart araç geliştirmek için geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler; sağlık okuryazarlığı değerlendirme aracı geliştirme, anne sütü sağlık okuryazarlığı , anne sağlık okuryazarlığı düzeyine etkili faktörler

Anne sütüAnnelerBilgi+2
Emine Avcı
Gazi University
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin kadına yönelik şiddete ilişkin tutumlarının belirlenmesi

Bu çalışmanın amacı, hemşirelerin kadına yönelik şiddete ilişkin tutumları ve bu tutumlara etki eden faktörleri belirlemektir. Tanımlayıcı tipte olan çalışma gurubunu, bir Üniversite hastanesinde çalışmakta olan 320 hemşire oluşturmuştur. Örneklem seçimine gidilmeden evrenin tamamına ulaşılmak istenmiş, ancak veri toplama işleminin yapıldığı tarihlerde izinde ya da raporlu olan ve çalışmaya katılmaya gönüllü olmayan hemşirelerin var olması sebebiyle 291 (%91,25) kişi araştırmanın çalışma grubunu oluşturmaktadır. Veri toplama işleminden önce gerekli kurum ve etik kurul izinleri alınmıştır. Araştırmanın verileri 15.08.2018-15.09.2018 tarihlerinde toplanmıştır. Araştırma verileri, kişisel ve ailesel özelliklerine yönelik kişisel bilgi formu ve hemşirelerin kadına yönelik şiddete ilişkin tutumlarını belirlemek amacıyla Kanbay'ın 2016 yılında geliştirdiği" İSKEBE Tutum Ölçeği" aracılığıyla elde edilmiştir. Verilerin değerlendirme aşamasında, sayı-yüzdelik hesaplamaları, Kruskal Wallis testi, Man Whitney U testleri kullanılmıştır. Çalışmaya katılan hemşirelerin %60,1 'i kadın, %46,3'ü lisans mezunu ve % 47,4 'ü 26-35 yaş grubundadır. Hemşirelerin % 51,9 u yaşamının her hangi bir döneminde şiddete maruz kaldığını belirtmiş, %49,1'i aile içinde şiddet deneyimlemiş ve aile için şiddete maruz kalanların % 21,8 i eşlerinden % 20,0 babalarından şiddet gördüklerini belirtmiştir. Çocuk sahibi olan hemşirelerin % 27,5 i kendi çocuklarına şiddet uyguladığını belirtmiştir. İSKEBE Tutum Ölçeği toplam puan ortalaması 112,17±27,84 olarak bulunmuştur. Çalışmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, hemşirelerin, şiddet türlerini öğretme ve var olan bilgilerini geliştirmeye yönelik eğitim programları hazırlanmalı, kadın algısı ve kadının toplumdaki yeri konularında geliştirici öğretim programları düzenlenmeli, kendi çocuklarına şiddet uygulayan hemşirelere aile içi iletişim ve öfke yönetimi eğitimlerinin verilmesi önerilmektedir

Hümeyra Hançer Tok
Düzce University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde teknoloji ile ilgili bağımlılıklar ve ilişkili faktörler

Amaç: Bu çalışmada, Düzce üniversitesi öğrencilerinde teknoloji ile ilgili bağımlılıkların boyutunu ve sosyodemografik özellikler, sahip olunan olanaklar ve ilgili teknolojileri kullanmaya başlama yaşı gibi faktörler ile ilişkisini belirlemek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın evreni Düzce Üniversitesi merkez kampüsünde bulunan 4 yıllık öğrenim gören 13925 kişiden oluşmaktadır. Kesitsel tipte olan bu çalışmada örneklem büyüklüğü 1304 olarak hesaplanmıştır. Her fakülte bir tabaka kabul edilerek, tabakalı örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Evren/Örneklem oranı üzerinden, örneklem genişliği yaklaşık 10 kişide bir olarak hesaplanmış, çalışmaya 1465 öğrenci dahil edilmiştir. Verilerin toplanmasında 67 sorudan oluşan bir anket formu ile birlikte geçerli ve güvenilir oldukları gösterilmiş, internet, akıllı telefon, sosyal medya ve dijital oyun ölçekleri kullanılmıştır. Ölçeklerden alınan puanların sosyodemografik özellikler, sahip olunan olanaklar ve ilgili teknolojileri kullanmaya başlama yaşı gibi faktörlerle olan ilişkileri incelenmiştir. Verilerin analizinde SPSS paket programı kullanılmış, Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis testleri ile birlikte, Spearman Korelasyon ve Çoklu Regresyon analizleri yapılmıştır. P<0,05 anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan 1465 öğrencinin %56,9'u kadın, %43,1'i erkektir. Çalışmada ölçeklerden alınan pun ortalamalrı; internet bağımlılığında 28,07±8,46, akıllı telefon bağımlılığında 26,59±11, sosyal medya bağımlılığında 50,75±14,34, dijital oyun bağımlılığında ise 13,41±6,87 bulunmuştur. Ölçeklerde alınan puan ortalamaları, internet ve dijital oyun bağımlılıklarında erkeklerde, akıllı telefon ve sosyal medya bağımlılıklarında kadınlarda fazla bulunmuştur. Düzenli olarak spor yaptığını belirten kişilerde ortalama akıllı telefon ve sosyal medya bağımlılık puanları, sağlık durumunu ve akademik başarısını iyi olarak algılayanlarda ise ortalama punlar dört bağımlılık türünde de düşük bulunmuştur. İnterneti sörf yapmak amacı ile kullananlarda internet, akıllı telefon ve sosyal medya bağımlılık puan ortalamaları daha yüksek, ödev yapmak amacı ile kullananlarda akıllı telefon ve sosyal medya bağımlılık puan ortalamaları daha düşük bulunmuştur. İnternet ile erken yaşlarda tanışanlarda dört bağımlılık türü de fazla, cep telefonu ve akıllı telefon ile erken yaşlarda tanışanlarda akıllı ii telefon bağımlılığı, erken yaşlarda bilgisayar kullananlarda ise oyun bağımlılığı pun ortalamaları fazla bulunmuştur. İnternet, akıllı telefon ve sosyal medya bağımlılığı arasında güçlü korelasyon (0,694;0,662;0,730), dijital oyun bağımlılığı ile diğer bağımlılıklar arasında ise zayıf korelasyon bulunmaktadır (0,359;0,255;0,270). Sonuç: Üniversitede internet bağımlılığı puan ortalaması literatüre göre yüksek bulunmuştur. Teknolojik bağımlılıklar öğrencilerin akademik başarısını düşürmektedir. Öğrencilerin erken yaşta bilgisayar ve telefon kullanmaya başlamaları ve dijital oyun oynamaları bağımlılık riskini artırmaktadır. Teknolojik bağımlılıkların prevelansını ve risk faktörlerini belirlemeye yönelik çalışmalar yapılarak, önleme politikaları geliştirilebilir.

BağımlılıkTeknoloji kullanımıTeknolojik bağımlılık+2
Hatice Delibaş
Düzce University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bir devlet hastanesinde çalışan hemşirelerde obezite sıklığı ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi

Bu çalışma Bolu İzzet Baysal Devlet Hastanesi, Köroğlu Ünitesi'nde hemşire kadrosunda çalışanlar (sağlık memuru, ebe, hemşire) üzerinde obezite sıklığının belirlenmesi ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Araştırmanın evrenini İzzet Baysal Devlet Hastanesi, Köroğlu Ünitesi'inde belirlenen tarihler arasında çalışan 206 hemşire oluşturdu. Örneklem seçimine gidilmeden evrenin tamamı alınmıştır. 174(%84,46) sağlık personeli araştırma grubunu oluşturdu. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu ve Obezite Değerlendirme Formu bulunan anket formu uygulandı. Araştırmada veri analizi SPSS(ver: 22.0) programında yapıldı.anket sonuçlarına ilişkin verilerin analizinde; Kruskal Walls Testi, Mann-Withney U Testi ve Ki kare testleri kullanıldı. Araştırma sonucunda sağlık çalışanlarının %54.5'i normal kiloda (95 kişi) iken, %31'i (54) fazla kilolu, %11,5'i (20 kişi) obez olarak değerlendirilmiştir. Öte yandan sağlık çalışanlarının %2.9'u (5 kişi) zayıf grubunda yer almaktadır. Hemşirelerde obeziteyi etkileyen faktörler incelendiğinde; evli olan sağlık çalışanlarında, sağlık memurlarında, eğitim düzeyi düşük olanlarda, çalışma yılı yüksek olanlarda, şu anda çalışmış olduğu kurumda çalışma yılı fazla olanlarda, çocuk sayısı fazla olanlarda, aşırı kilolu olduğunu düşünenlerde, cerrahi tedavi alanlarda, kronik hastalığı olanlarda ve daha az yürüyenlerde obezite sıklığı yüksek bulundu. Sonuç olarak Sağlık çalışanlarında obezite sıklığı yüksektir ve obezite sıklığını arttıran birtakım faktörler kontrol altında alınabilir ve engellenebilir özelliktedir. Obezite konusunda bilinçli ve örnek olması gereken sağlık çalışanlarında obezite sıklığı yüksek olmakla beraber, sağlıklı beslenmeyle ilgili farkındalık oluşturacak şekilde eğitim programlarının düzenlenmesi obezite sıklığının düşürülmesi yönünden önemli olduğu görüşüne varıldı.

Hastane hemşireleriHastanelerHastaneler-devlet+4
Zeynep Demir
Düzce University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Düzce İli Beyköy aile sağlığı merkezine bağlı pospartum dönem kadınların gebelikten korunma durumları ve etkileyen faktörlerin incelenmesi

Bu kesitsel çalışmanın amacı Düzce ili Merkez ilçesine bağlı Beyköy Aile Sağlığı Merkezine (ASM) başvuran postpartum dönem kadınların gebelikten korunma durum ve faktörlerinin, uygulan ankete göre tutarlı olup olmadığının araştırılmasıdır. Araştırmanın evreni Düzce ili Merkez ilçesinde bulunan Beyköy ASM kayıtlı 01.01.2016 ile 01.01.2018 tarihleri arasında doğum yapan 118 kadındır. Katılımcıların aile planlamasına yönelik tutumlarının ölçülmesi amacıyla hazırlanan 34 maddeden oluşan Aile Planlaması Tutum Ölçeği formu kasım-aralık 2018 tarihleri arasında kadınlara yüz yüze görüşülerek uygulandı. Araştırmaya katılanların aile planlaması bilgi ve seçme durumuna göre, kadınların %71,7'sinin bilgi kaynağı olarak sağlık personeli olduğu, %94,3'ünün aile planlaması hakkında bilgi sahibidir. Kadınların %84'ünün en az bir AP yöntemi kullanmayı düşündüğü, %16'lık hayır diyen grubun sebepleri arasında %5,7'sinin eşinin istemediği,%3,8'inin hazır olmadığı saptandı. Yöntemi seçenlerin arasında %32,1'i kondom, %20,8'i RİA yöntemini seçmek istediğini, yöntemi seçme nedenleri arasında %58,5'inin yan etkisi olmadığı için, %12,3'ünün ise etkili olduğu için tercih ettiği saptandı. Aile Planlaması Tutum Ölçeğine verilen cevaplarda, kadınların sosyo-demografik özellikler ve obstetrik özellikleri ile istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığın bulunmadığı, ancak APTÖ puanları göz önüne alındığında sosyo-ekonomik özellikler kapsamında, üniversite mezunlarının, çalışanların, sosyal güvencesi olanların, ekonomik durumu iyi olanların ve obstetrik özellikler kapsamında ise düşük ve kürtaj öyküsü olanlarındaha yüksek ortalamaya sahip olduğu görülmektedir. Sonuç olarak postpartum dönemdeki kadınlarda aile planlaması algısının yüksek olup, bu dönemdeki kadınların, aile planlamasına olumlu destek verdikleri, aile planlaması kapsamında doğum kontrol yöntemlerinden yararlandıkları, postpartum dönemde gebelikten kaçındıkları ve uygulamayı tercih ettikleri yöntemlerin başında modern/etkili doğum kontrol yöntemlerinin geldiği sonucuna ulaşılmaktadır. Tüm bu olumlu sonuçlara rağmen, bu durumun daha da yaygınlaştırılması için çalışmalara devam edilmelidir. Anahtar sözcükler:Postpartum dönem, Aile planlaması, Gebelikten korunma

Aile planlamasıAile sağlığı merkeziDoğum kontrolü+4
Hilal Tülü
Düzce University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinin geleneksel ve tamamlayıcı tıp konusundaki bilgi, tutum ve davranışları

Dünyada ve ülkemizde geleneksel ve tamamlayıcı tıp (GETAT) yöntemlerinin kullanım sıklığı giderek artmaktadır. Bu çalışma geleceğin hekim adayları olan tıp fakültesi öğrencilerinin bu konudaki bilgi, tutum ve davranışlarının saptanması amacıyla yapılmıştır. Kesitsel, tipteki bu çalışmada, Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesindeki 912 öğrenciden 825'ine ulaşılmıştır (%90,4). Araştırma verileri sosyodemografik özellikler, GETAT yöntemlerinin bilgi ve kullanım durumlarıyla ilgili sorular ve Bütüncül Tamamlayıcı ve Alternatif Tıbba Karşı Tutum Ölçeği (BTATÖ) sorularından oluşan anketin direkt gözlem altında uygulanması ile toplanmıştır. Öğrencilerin %52,1'i kadın olup yaş ortalaması 21,57±0,08 yıldır. GETAT uygulamaları hakkında öğrencilerin en fazla bilgi sahibi oldukları yöntemler; masaj, akapunktur ve vitaminler olarak bulunmuştur. GETAT yöntemleri hakkında bilgi edilen kaynaklarlarda birinci sırada internet, ikinci sırada medya gelmektedir. Öğrencilerin %22,1'i GETAT yöntemlerinden herhangi birini kullanmıştır. Öğrencilerin %50,1'i GETAT yararı konusunda kararsızdır ve %53,1'i Tıp eğitimi müfredatında yer alması gerektiğini düşünmektedir. Öğrencilerin %59,4'ü GETAT yöntemleri konusunda eğitim almayı istemektedir. GETAT yöntemlerini kullananların %47,8'i yararlı bulurken, %4,4'ü yararsız bulmaktadır (p<0,05). Öğrencilerin BTATÖ toplam puan ortalaması 32,7±0,17 olarak belirlenmiştir. GETAT yöntemlerini kullanmış olanlar kullanmayanlara göre GETAT uygulamalarına karşı daha olumlu tutum göstermişlerdir (p<0,05). Sonuç olarak öğrencilerde GETAT yöntemleri hakkında bilgi eksiği olmakla beraber bu konuda tutumları olumludur ve eğitim almaya isteklidirler. Geleceğin hekim adayları olan tıp fakültesi öğrencilerinin gelecekte hem GETAT uygulayacak hem de bilgi verecek donanımlı kişiler olarak yetişebilmesi için doğru bilgiye ulaşmaları önemlidir. Anahtar kelimeler: Geleneksel ve tamamlayıcı tıp (GETAT), tıp, öğrenci

BilgiTamamlayıcı tedavilerTutumlar+3
Hale Kırsoy
Fırat University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Zoonozlar hakkında bilgi düzeyini ölçen bir ölçek geliştirme çalışması

Bu çalışmanın amacı önemli bir halk sağlığı problemi olan zoonozlar hakkında Halk sağlığı uzmanlarının bilgi düzeyini değerlendirmek için bir ölçek geliştirmek ve bu ölçeğin geçerlilik ve güvenirliğini belirlemektir. Ölçeğin geliştirilmesinde ilk aşama olarak kapsam geçerliliği sağlanmıştır. Her madde için madde güçlük indeksi ve madde ayırıcılık gücü indeksi hesaplanmıştır. Yapı geçerliliğini belirlemek için açımlayıcı faktör analizi kullanılmıştır. Ölçeğin güvenilirliğini belirlemek için, Cronbach alfa iç tutarlılık katsayısı hesaplanmıştır. Çalışmamız 01.09.2020-25.11.2020 tarihleri arasında sahada çalışan halk sağlığı uzmanlarına mail yoluyla gerçekleştirilen metodolojik bir araştırmadır. Çalışmanın yapılabilmesi için etik onay ve idari izinler yazılı olarak alınmıştır. Çalışma grubunun 229'u (%56,8) kadın olup yaş ortalaması 37,8±7,5 (min=25-maks=67) olarak bulunmuştur. Çalışmaya katılan halk sağlığı uzmanlarının ortalama uzmanlık süresi 4,8±6,1 yıl olarak bulunmuş olup en fazla oranda il sağlık müdürlüğünde (%48,9) görev yapmaktadırlar. Yine katılımcıların 188'i (%46,7) bulaşıcı hastalıklar şubesinde görev yapmış ya da yapmaktadır. Katılımcıların 214'ü (%53,1) zoonozlar ile ilgili yeterli bilgiye sahip olduğunu düşünürken 378'i (%93,8) zoonozların önemli bir halk sağlığı problemi olduğunu düşünmüştür. Zoonoz Bilgi Düzeyi Ölçeği (ZBDÖ)'nin ortalama zorluk düzeyi 0,68 şeklinde bulunmuş olup maddelerin zorluk dereceleri %32-%98 arasında değişmektedir. ZBDÖ'nün madde ayırt edicilik katsayısı 0,21-0,83 arasında değiştiği görülmüştür. AFA'da KMO 0,829 olarak bulunmuş olup Barlett testi sonucunda p<0,001 olarak belirlenmiştir. Ölçeğin Cronbach alfa değeri 0,910 bulunmuştur. Madde çıkarılmış Cronbach alfa değerleri ise 0,903-0,908 arasında değişmektedir. Bulaşıcı hastalıklar şubesinde çalışmış olanların bilgi düzeyi çalışmayanlardan anlamlı bulunmuştur. Bunun yanında uzmanlık yapma süresi ve bulaşıcı hastalıklar şubesinde çalışma süresi arttıkça bilgi puanının arttığı görülmüştür. Sonuç olarak zoonozlar hakkında geliştirilen bu ölçek geçerli ve güvenilir bulunmuştur. Ölçeğin güvenirliğinin özel gruplarda test edilmesi toplumun diğer alanına uygulanabilmesi açısından önemlidir. Anahtar Kelimeler: Zoonoz, bilgi düzeyi, ölçek geliştirme

Bilgi düzeyiZoonozÖlçek geliştirme+1
Osman Kurt
Fırat University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinde algılanan sosyal destek, tükenmişlik ve psikolojik sıkıntı durumlarının incelenmesi

Tıp öğrencileri arasında kendiliğinden bildirilen psikolojik stres ve tükenmişlik prevalanslarının genel popülasyona kıyasla yüksek olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin algılanan sosyal destek, tükenmişlik ve psikolojik sıkıntı düzeylerinin ne boyutta olduğunu, birbirleri ile ve diğer bazı faktörlerle ilişkilerini incelemek amaçlanmıştır. Kesitsel tipte olan bu çalışma Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesinde Nisan-Haziran 2019 tarihleri arasında öğrenim görmekte olan öğrencilerde yapılmıştır (cevaplılık oranı %81.3). Çalışmada araştırmacı tarafından literatür taranarak oluşturulmuş sorular, Psikolojik Sıkıntı Ölçeği (K10-PSÖ), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) ve Maslach Tükenmişlik Envanteri-Öğrenci Formu'ndan (MTE-ÖF) oluşan anket formu kullanılmıştır. Elde edilen veriler Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis H testleri ve Spearman korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Çalışmanın yapılabilmesi için etik onay ve idari izinler yazılı olarak alınmıştır. Öğrencilerin yaş ortalaması 21.87±2.35, %53.8'i kadın, %99.2'si bekârdır. Katılımcıların %91.5'i kendisini yıpranmış hissetmekte, %60.1'i uyku düzensizliği yaşamaktadır. Öğrencilerin %83.0'ünde psikolojik sıkıntı görüldüğü tespit edilmiştir. Kadınlarda erkeklere göre daha fazla psikolojik sıkıntı ve duygusal tükenme görülmüş, algılanan sosyal destek daha fazla bulunmuştur (p<0.05). Preklinik öğrencilerinin klinik öğrencilerine göre daha fazla psikolojik sıkıntı ve tükenmişlik durumu olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Aktiviteler için yeterli zamanı olmadığını belirten, meslek seçiminden memnun olmayan, okuldan memnun olmadığını belirten, gelecekten beklentisi olmayan ve uyku düzensizliği olan öğrencilerde psikolojik sıkıntı ve tükenmişlik yüksek bulunmuştur (p<0.05). Psikolojik sıkıntı ve tükenmişlik ölçeklerinin puanlarının birbirleriyle pozitif, algılanan sosyal destek ile negatif korele olduğu gözlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, öğrencilerdeki psikolojik sıkıntı prevalansının yüksek olduğu, psikolojik sıkıntıya tükenmişliğin eşlik ettiği ve algılanan sosyal destek yükseldikçe öğrencilerin psikolojik sıkıntı ve tükenme yaşama durumunun azaldığı görülmüştür.

Algılanan sosyal destekPsikolojiPsikolojik durum+7
Tuğçe Dartılmak
Fırat University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Güvenlik iklimi ve kültürünün güvenlik performansına etkisi: Bir tıp fakültesi hastanesi örneği

Bu araştırmada, Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde güvenlik iklimi, güvenlik kültürü, güvenlik performansını etkileyen faktörler ve güvenlik iklimi ve kültürünün güvenlik performansına etkisini tespit etmek amaçlanmıştır. Kesitsel ve tanımlayıcı tipte olan bu araştırmanın evrenini Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde çalışan doktor, ebe-hemşire ve personel (1454 kişi) oluşturmuştur. Araştırmanın minimum örneklem büyüklüğü Epi Info programında %95 güven aralığı ve %3 hata payı ile 616 olarak hesaplanmıştır. Araştırmanın verileri, kişisel bilgi formu, güvenlik iklimi, güvenlik kültürü ve güvenlik performansı ölçeklerinden oluşan anket ile gözlem altında toplanmıştır. Elde edilen veriler; Kolmogrov-Smirnov, Man-Whitney U, Kruskal Wallis, ki-kare testi, ROC, iç güvenilirlik, basit doğrusal ve çok değişkenli doğrusal regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Katılımcıların yaş ortancası 31,0 olup, %50,6'sı kadın, %61,9'u evli ve %38,0'i yüksek lisans ve üstü mezunuydu. Araştırmaya katılanların %61,7'si iş kazası, %66,9'u meslek hastalıkları ile ilgili bilgi sahibiydi. Meslek hastalığı tanısı alan %2,6, iş kazası yaşayan %13,0, ramak kala olay yaşayan %19,5 idi. İş kazası ve meslek hastalıkları hakkında bilgisi olanların güvenlik iklimi, güvenlik kültürü ve güvenlik performansı algılarının anlamlı yüksek olduğu tespit edildi. Güvenlik iklimi, güvenlik kültürü ve güvenlik performansının pozitif korelasyon gösterdiği, basit doğrusal regresyonda güvenlik ikliminin %12,1, güvenlik kültürünün %17,6 güvenlik performansını açıkladığı saptandı. Sonuç olarak; eğitimler arttırılmalı ve periyodik olarak tekrarlanmalı, ramak kala olay bildirimi kolaylaştırılmalı, iş sağlığı ve güvenliği konusunda birim kurularak uygulama desteği ve denetimler arttırılmalıdır.

GüvenlikGüvenlik iklimiGüvenlik kültürü+2
Kevser Tuncer Kara
Fırat University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Düzce ilinde anaokuluna giden çocuklarda obezite ve ilişkili faktörler

Çalışmada Düzce'de iki anaokuluna devam eden 3-5 yaşları arasındaki çocuklarda obezite sıklığı ve obezite ile ilişkili risk faktörlerinin saptanması amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem Araştırma 2018-2019 eğitim öğretim yılında Şükran Öney Anaokulu ve Merkez Anaokulu öğrencileri ile yapılmıştır. Çalışmanın yapıldığı dönemde Şükran Öney Anaokulunda 143, Merkez Anaokulunda 133 olmak üzere toplam 276 öğrenciden 275'inin (%99,6) boy ve kilo ölçümleri yapılmıştır. Öğrenci velilerinin tamamına 49 sorudan oluşan anket formları öğretmenler aracılığı ile veya okula gelen velilere araştırmacı tarafından dağıtılmıştır. Ailelerin 198 tanesi (%71,7) anket formlarını doldurmuştur. Boy ve kilo ölçümlerinin değerlendirilmesinde WHO Antro ve WHO Antroplus programları, verilerin analizinde spss paket programı kullanılmıştır. Analizlerde p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular Düzce Şükran Öney anaokuluna devam eden öğrencilerde obezite sıklığı %5,6, fazla kilolu olma sıklığı %14,1; Düzce Merkez Anaokulunda bu sıklıklar sırası ile %5,3 ve %15,3 olarak bulunmuştur. Çalışma gurubunun tamamında fazla kilolu ve obez olanların sıklığı %20,8 olarak bulunmuştur. Obez ve fazla kilolu olma sıklıkları; anne eğitim seviyesi üniversite altında olanlarda, yemek seçen çocuklarda, hafta sonu tv izleme süresi fazla olanlarda, internet kullanımı ailesi tarafından kısıtlanmayan çocuklarda ve fast food tükettiği belirtilen çocuklarda istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Sonuç ve öneriler Çalışma gurubunun tamamında fazla kilolu ve obez olanların oranı %20,8 olarak bulunmuştur. Obezitenin önlenmesinde öğretmenler, çocuklar ve ailelerin sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite ile ilgili konularda düzenli olarak bilgilendirilmesi ve çocukların boy ve kilo ölçümlerinin yapılması ve değerlendirilmesi ailenin konu ile ilgili olarak bilgilendirilmesi etkili olabilir. Anahtar kelimeler: okul öncesi, çocuk, obezite, fazla kiloluluk

AnaokullarıDüzceObezite+1
Ayşe Pesen
Düzce University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kömür madeni işçilerinde, işyerinde psikososyal risk etmenlerine maruziyetin iş kazalarına etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı; kömür madeni işçilerinde iş kazası geçirme durumları, psikososyal risk etmenlerine maruziyet durumları ve bunlara etki eden faktörlerle birlikte, iş kazası geçirme durumu üzerine psikososyal risk etmenlerinin etkisinin değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Zonguldak ili Kozlu ilçesi sınırları içerisinde bulunan TTK Kozlu Taşkömürü İşletme Müessesesinde 1 Kasım 2023- 15 Mart 2025 tarihleri arasında 420 katılımcı ile gerçekleştirilen kesitsel tipte bir araştırmadır. Bu çalışmanın bağımlı değişkeni katılımcıların iş kazası geçirme durumudur. Çeşitli bağımsız değişkenlerin iş kazası geçirme durumu ve psikososyal risklere maruziyet durumu üzerine etkisi ve psikososyal risk etmenlerinin iş kazası geçirme durumu üzerine etkisi incelenmiştir. Veri analizinde tanımlayıcı istatistikler, Pearson ki-kare testi, Fisher Kikare testi, Mann-Whitney U testi ve Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Bulgular ve Tartışma: Katılımcıların yaş ortalaması 36,9±9,4'tür. Katılımcıların tamamı erkektir. Katılımcıların %73,8'ini (n=310) evli ve %48,1'ini (n=202) lise mezunu olanlar oluşturmaktadır. Katılımcıların mesleki deneyim sürelerinin ortalaması 11,4±8,2 yıldır. Katılımcıların %67,1'ini (n=282) üretim işçileri oluşturmaktadır. Katılımcıların 194'ü hiç iş kazası geçirmemiş, 118 katılımcı 1 kez iş kazası geçirmiş ve 108 katılımcı da birden fazla kez iş kazası geçirmiştir. 89 kişi son 1 yıl içerisinde kaza geçirdiğini belirtmiştir. Bu çalışmada evli işçiler bekar işçilere göre daha fazla sayıda iş kazası geçirmesine rağmen son 1 yılda iş kazası geçirme durumu açısından bekar işçiler daha riskli durumdadır. Çalışmamızda literatürün aksine eğitim seviyesi yüksek işçiler iş kazası açısından daha riskli bulunmuştur. Bu çalışmada üretim bölümünde çalışan işçilerin diğer bölümlerde çalışan işçilere göre iş kazası açısından daha riskli bulunmuştur. Bu çalışmada deneyimsiz işçiler deneyimli işçilerden psikososyal risk değerlendirme ölçeğinin (KOPSOR-TR) toplam puanında, talepler, kişilerarası ilişkiler ve liderlik, diğer parametreler ve sonuçlar bölümü puanlarında istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek puan almışlardır. Bu çalışmada deneyimsiz işçiler deneyimli işçilerden KOPSOR-TR ölçeğinin talepler bölümünde çalışma hızı, nicel talepler, duygularını gizleme gereksinimi, iş-ev çatışması; kişilerarası ilişkiler ve liderlik bölümünde rol çatışması, akran sosyal destek eksikliği, üstlerinden sosyal destek eksikliği; diğer parametreler bölümünde iş güvencesizliği, çalışma koşulları güvencesizliği; sonuçlar bölümünde tükenmişlik boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek puan almışlardır. Çalışmamızda bekar işçiler evli işçilerden KOPSOR-TR ölçeğinin talepler bölümü ve bu bölümün çalışma hızı, nicel talepler, iş-ev çatışması boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek puan almışlardır. Bu çalışmada eğitim seviyesi yüksek işçiler düşük işçilerden talepler bölümünde iş-ev çatışması; kişilerarası ilişkiler ve liderlik bölümünde tanınırlık eksikliği; sonuçlar bölümünde tükenmişlik boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek puan almışlardır. Çalışmamızda iş kazası geçiren işçiler iş kazası geçirmeyen işçilerden toplam ölçek puanında, talepler, etki ve gelişim, kişilerarası ilişkiler ve liderlik ve sonuçlar bölümünde istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek puan aldıkları saptanmıştır. Çalışmamızda iş kazası geçiren işçiler iş kazası geçirmeyen işçilerden KOPSOR-TR ölçeğinin talepler bölümünde nicel talepler, bilişsel talepler, duygusal talepler ve iş-ev çatışması; etki ve gelişim bölümünde işte özgürlük eksikliği; kişilerarası ilişkiler ve liderlik bölümünde öngörülebilirlik eksikliği, tanınırlık eksikliği, liderlik kalitesi eksikliği, akranlarından sosyal destek eksikliği, üstlerinden sosyal destek eksikliği, topluluk duygusu eksikliği, güven eksikliği, adalet ve saygı eksikliği; sonuçlar bölümünde iş doyumu eksikliği, tükenmişlik boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek puan aldıkları saptanmıştır. Bu çalışmada elde edilen sonuçlar, literatürdeki benzer araştırmalarla uyumlu biçimde, kömür madeni işçilerinde yüksek iş kazası riski bulunduğunu ortaya koymuştur. Yüksek riskli sektörlerde bu duruma yol açabilecek pek çok faktör bulunmakta olup, bunlardan biri de psikososyal risk etmenlerine maruziyettir. Araştırma bulguları, psikososyal risk etmenlerinin iş kazaları üzerindeki etkisini desteklemekte ve sadece kömür madenciliği sektörü özelinde değil, tüm sektörlerde iş kazası nedenleri değerlendirilirken bu faktörlerin de dikkate alınması gerektiğini göstermektedir. Oysa iş kazalarının nedenleri tartışılırken çoğunlukla fiziksel, kimyasal ve biyolojik riskler öncelikli olarak ele alınmakta ve bu alanlarda çeşitli müdahaleler geliştirilmektedir. Psikososyal etmenlerin etkisi göz ardı edilmemeli; bu doğrultuda benzer çalışmaların sayısı artırılmalı, iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarında ve mevzuat düzenlemelerinde psikososyal risklere yönelik müdahaleler de geliştirilmelidir. Anahtar Kelimeler: iş sağlığı ve güvenliği, kömür işçisi, iş kazası, psikososyal risk etmenleri, halk sağlığı

Seyit Mert Tabanlı
Zonguldak Bülent Ecevit University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diffüzyon teorisi temelli gizli akran eğitimi müdahalesinin stresle başa çıkma yolları ve algılanan stres düzeyleri üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı geliştirilen diffüzyon teorisi temelli gizli akran eğitimi müdahalesinin üniversite öğrencilerinde ciddi sorun olarak görünen ve etkin müdahale yollarına ihtiyaç duyulan algılanan stres düzeyleri ve stresle başa çıkma yolları konusunda etkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesinde 4 Şubat 2024- 25 Nisan 2025 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir ve sağlık bilimleri fakültesi hemşirelik, fizyoterapi ve rehabilitasyon, sosyal hizmetler lisans bölümlerinin 2. sınıfında öğrenim gören 324 öğrencinin katıldığı kontrollü girişimsel bir çalışmadır. Bu girişimsel çalışma diffüzyon teorisi temelli gizli akran eğitimi müdahale grubu, klasik akran eğitimi müdahalesi grubu ve kontrol grubu olmak üzere 3 gruplu bir çalışmadır. Öğrencilerin algılanan stres düzeyleri ve stresle başa çıkma yollarının değerlendirildiği ön test sonrasında öğrenciler 3 gruba ayrılmış ve öğrencilere 12 haftalık diffüzyon teorisi temelli gizli akran eğitimi ve klasik akran eğitimi müdahaleleri uygulanmıştır. Müdahaleler sonrasında öğrencilerin son test ile algılanan stres düzeyleri ve stresle başa çıkma yolları yeniden değerlendirilmiştir. Veri analizinde Kikare, Tekrarlı ölçümler testi, ANOVA , Mcnemar test kullanılmıştır. Bulgular ve Sonuç: Çalışmaya katılan öğrencilerin yaş ortalaması 19,9±1,24 olup 222'si (%80,4) kadındır. Hem diffüzyon teorisi temelli gizli akran eğitimi hem de klasik akran eğitimi müdahalesi ile öğrencilerin stres düzeyleri anlamlı düzeyde düşmüş olup diffüzyon teorisi temelli gizli akran eğitimi stresi azaltma da klasik akran eğitimine benzerdir. Her iki müdahalenin de stres düzeylerine etki büyüklüğü küçük bulunmuştur. Diffüzyon teorisi temelli gizli akran eğitimi, zamansal ve mekânsal esneklik sağlaması sayesinde klasik akran eğitimine kıyasla daha sürdürülebilir bir model sunmaktadır.

Merve Bektaş
Zonguldak Bülent Ecevit University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kömür madeni işçilerinde sağlık okuryazarlığı düzeyinin, kişisel koruyucu donanım kullanımı ve iş kazalarına etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı kömür madeni işçilerinde sağlık okuryazarlığı (SOY) düzeyleri, kişisel koruyucu donanım (KKD) kullanım durumları ve iş kazası geçirme durumları ile SOY düzeylerinin KKD kullanımı ve iş kazaları üzerine etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Türkiye Taşkömürü Kurumu Kozlu Taşkömürü İşletme Müessesesinde gerçekleştirilen kesitsel tipte bir araştırmadır. Bu çalışmanın bağımlı değişkenleri iş kazası geçirme durumu, KKD kullanım durumu ve SOY düzeyidir. Bulgular ve Tartışma: Katılımcıların %47,2'si (n=146) iş kazası geçirmemişken, %27,5'i (n=85) bir kez, %25,2'si (n=78) birden fazla kez iş kazası geçirmiştir. Son bir yıl içerisinde iş kazası geçirdiğini belirtenlerin oranı %21,4'tür (n=66). KKD kullanım durumuna bakıldığında, baret (%85,4), tepe lambası (%77,0), iş ayakkabısı (%80,6) ve eldiven (%72,2) gibi temel donanımların daha yaygın kullanıldığı; kulak tıkacı (%35,0), iş gözlüğü (%34,0) ve tulum (%42,7) gibi donanımların ise daha az sıklıkla kullanıldığı saptanmıştır. İlgili donanımın koruyuculuğuna güvenen işçilerin bu donanımları kullanım oranları anlamlı şekilde daha yüksektir. Benzer şekilde, ilgili KKD'yi daha kolay kullandığını ifade eden işçilerin bu donanımı daha düzenli kullandığı saptanmıştır. Katılımcıların TSOY-32 ölçeğinden elde edilen genel puan ortalaması 33,4 ± 8,5 olarak hesaplanmıştır. İş kazası geçirenlerin hem genel SOY puanları hem de alt boyut puanları, geçirmeyenlere göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha düşüktür. KKD kullanan işçilerin SOY puan ortalamaları, bu ekipmanları kullanmayanlara göre anlamlı şekilde daha yüksek bulunmuştur ve bulgunun literatürle uyumlu olduğu görülmüştür. Ayrıca, KKD'nin koruyuculuğuna güvenenlerin SOY puanlarının daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Bu çalışmada elde edilen bulgular, literatürdeki araştırmalarla uyumlu şekilde, kömür madeni işçilerinde yüksek iş kazası riski olduğunu göstermiştir. Sonuç olarak, iş kazası geçirme durumu, KKD kullanımı ve bu ekipmanlara güven düzeyleri ile SOY puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklar saptanmıştır. Bu bulgular, SOY düzeyinin başta kömür madenciliği olmak üzere tüm iş kollarında iş sağlığı ve güvenliği davranışlarını etkileyebileceğini göstermektedir.

Osman Büyükalaylı
Zonguldak Bülent Ecevit University
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Fırat Üniversitesi Veteriner Fakültesi öğrencilerinde yeme tutum davranışı ve depresyon belirtilerinin değerlendirilmesi

Depresyon ve yeme bozukluğu günümüzde kişilerin fiziksel ve psikolojik sağlığını kötü yönde etkileyen, günlük yaşamında aksamalara sebebiyet veren önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu çalışma Elazığ Fırat Üniversitesi Veteriner Fakültesinde okuyan öğrencilerde depresyon belirtisi görülme sıklığı ile yeme bozukluğu belirtisi arasındaki ilişkiyi araştırmak için yapılmıştır. Kesitsel tipteki bu araştırma Fırat Üniversitesi Veteriner Fakültesinde bulunan 272 öğrenciyi kapsamaktadır. Araştırmada araştırmacılar tarafından oluşturulan anket formu, Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Yeme Tutum Testi (YTT) kullanılmıştır. Anket uygulaması araştırmacılar tarafından online şekilde yapılmıştır. Veriler istatistik paket programına kaydedilmiş, istatistiksel analizlerde ki-kare analizi, Kolmogorov-Smirnov ve Spearman korelasyon testleri kullanılmıştır. Öğrencilerin yaş ortalamaları 21,2±2,9 yıl olup, %41,9'u kadındır. Araştırmaya katılan öğrencilerin BDÖ toplam puan ortancası 17 (9-24), YTT toplam puan ortancası ise 11,5 (8-19)' dur. Çalışmaya katılan öğrenciler arasında depresyon belirtisi görülme sıklığı %50.7 ve yeme bozukluğu görülme belirtisi ise %9.6'dır. Çalışmamıza katılan öğrencilerde depresyon ile yeme bozukluğu belirtileri arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.01). Sonuç olarak; çalışmamıza katılan öğrencilerin yarısında depresif belirtiler ve yüzde onunun da yeme bozukluğu belirtileri gösterdiği bulunmuştur. Depresyon ve yeme bozukluğuna sebebiyet verecek risk faktörleri göz önünde bulundurulup önleyici ve tedavi edici programlar planlanmalıdır. Anahtar Sözcükler: Öğrenci, Depresyon, Yeme Bozukluğu,

BeslenmeBeslenme bozukluklarıBeslenme davranışı+7
Hümeyra Yaman Kılıçbey
Fırat University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hekimlerin geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarına bakış açısı

Son yıllarda dünyada ve ülkemizde "Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp" (GETAT) uygulamalarında artış izlenmektedir. GETAT kapsamında dünyada birçok farklı uygulama, ürün ve uygulayıcı bulunmaktadır. GETAT uygulama ve ürünlerinin etkilerini değerlendirebilmek için daha fazla bilimsel kanıta ihtiyaç vardır. GETAT yöntemleri ülkeler arasında farklılık göstermektedir. Ülkemizde 27.10.2014 tarihinde 15 farklı yöntem ve uygulamayı içeren "Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Yönetmeliği" yayınlanmıştır. Hekimler mesleklerini icra ederken ve günlük hayatlarında GETAT yöntem ve uygulamalarıyla ilgili sorularla karşılaşabilmektedirler. Bu çalışmanın amacı Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde görevli öğretim üyesi ve araştırma görevlisi hekimlerin geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları konusundaki bilgi durumlarını ve görüşlerini değerlendirmektir. Araştırma kesitsel tiptedir. Araştırmada Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 8 Şubat 2017-30 Mayıs 2018 tarihleri arasında görev yapan 327 hekimden 262'sine (%80,1) ulaşılmıştır. Verilerin toplanmasında araştırmaya katılan hekimlere anket uygulanmıştır. Hekimlerin %66,4'ünün kendi görüşlerine göre GETAT yöntemleri konusunda bilgi düzeyleri düşüktür, %2,3'ü GETAT kurs/sertifika programına katılmıştır, %43,1'i GETAT yöntemleriyle ilgili eğitim almak istemektedir, %48,5'i GETAT yöntemlerinin faydalı olduğunu düşünmektedir. Hekimlerin %45,0'ı hastalarının GETAT yöntemi kullanma durumunu bilmektedir. Bu konuda bilgisi olanların %41,5'i hastalarının bir GETAT yöntemi kullandığını ve en fazla akupunktur (%63,2) ve kupa uygulamasını (%40,8) kullandıklarını belirtmiştir. Hekimlerin hastalarına bir GETAT yöntemi önerme oranı %16,0, uygulama oranı %4,9'dur. Hekimlerin %15,2'sinin kendisi, %24,4'ünün ailesindeki bireyler bir GETAT yöntemi kullanmıştır. Öneren hekimlerin en fazla önerdikleri (%57,1) ve kullanan hekimlerin en fazla kullandıkları (%45,0) yöntem akupunkturdur. Ailesinde GETAT kullanımı olan hekimlerin, ailesindeki bireylere en sık kupa (%53,1) uygulanmıştır. GETAT yöntemi uygulamış olan hekimlerin hastalarına en sık uyguladıkları yöntem mezoterapidir (%53,8). Hekimlerin hastalarına GETAT yöntemlerini önerme durumu; kendi görüşleri ne göre GETAT bilgi düzeylerine, GETAT kurs/sertifika programına katılma durumlarına, GETAT yöntemlerinin faydasına dair görüşlerine, hekimin kendisinin ve ailesindeki bireylerin GETAT yöntemi kullanma durumuna göre farklı bulunmuştur. Hekimlerin GETAT eğitimi almak isteme durumu; yaşa, akademik ünvana, bölüme, GETAT yöntemlerinin faydasına dair görüşlerine, hastalarının GETAT yöntemi kullanımına dair hekimlerin beyanlarına göre farklılık göstermiştir. Hekimlerin GETAT yöntemlerinin kullanılabilirliğiyle ilgili görüşleri; yaşa, akademik ünvana, bölüme, ailesinde GETAT yöntemi kullanım durumuna göre farklılık göstermiştir. Hekimlerin birçoğu GETAT yöntemleri ile ilgili ve hastalarının bu yöntemleri kullanıp kullanmama durumu ile ilgili bilgi sahibi değildir. Hekimler doğru tedaviyi sağlayabilmek için hastaları ile uyum içinde olmalı hastalarının GETAT yöntemi kullanma durumunu sorgulamalı, özellikle toplumda sık kullanılan yöntemler konusunda bilgilerini güncel tutmaya çalışmalıdırlar. Hekimler, GETAT yöntemlerini ancak bilimsel yöntem izlenerek yapılan araştırmalar sonucunda ulaşılacak bilgiler ışığında tedavi seçeneği olarak değerlendirebilirler. Anahtar Kelimeler: Geleneksel Tıp, Tamamlayıcı Tıp, Hekim Bakış Açısı

DoktorlarDüşünceTamamlayıcı tedaviler+2
Nehir Aslan Yüksel
Zonguldak Bülent Ecevit University
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Adolesan sporcularda yeme bozuklukları ve ağırlık kontrol davranışlarının spor sezonuyla ilişkisinin değerlendirilmesi

Olumsuz yeme tutumu ve buna bağlı gelişen yeme bozuklukları (YB), beden şekli ve ağırlığı ile ilgili bozulan algıları ve endişeleri içeren yeme davranışlarındaki patolojik rahatsızlıklar olup sağlıksız ağırlık kontrolü davranışlarıyla birlikte önemli bir halk sağlığı sorunudur. Sporcularda yeme bozuklukları konusu özellikle son yıllarda artan bir şekilde dikkati çekmektedir. Genellikle sporcular performanslarını optimize edecek bir vücut kompozisyonu elde etmek için gelen baskıların etkisi ile yeme bozuklukları açısından daha fazla risk altına girmektedir. Sporcu olmayan bireyler ile karşılaştırıldıklarında, hem kadın hem de erkek sporcularda, yeme bozukluğunun gelişim riski fazladır. Bu durum özellikle düşük vücut ağırlığının ve vücut yağının rekabet avantajı kazandırdığı sporcularda daha büyük bir risk taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı adolesan sporcularda gelişen olumsuz yeme tutumu ve yeme bozukluklarını spor sezonunun 3 farklı döneminde incelemek ve bağlantılı olan faktörleri araştırmaktır. Çalışmaya 10-19 yaş aralığında kano, judo, yüzme ve güreş branşlarından toplamda 120 sporcu katılmıştır. Sporcular sezon müsabaka hazırlık dönemi, müsabaka dönemi, sezon sonu dinlenme döneminde 40'ar kişi olarak çalışmaya dahil edilmişlerdir. Çalışma sonucunda Yeme tutumu testi (YTT) skoru sonucuna göre sporcuların %20.8'inde olumsuz yeme tutumu olduğu saptanmıştır. Olumsuz yeme tutumu spor sezonunun farklı dönemlerine göre istatiksel olarak anlamlı farklılık göstermemektedir. Yeme bozukluğu değerlendirme ölçeğinin (YEDÖ) kısıtlama alt ölçeğine göre sporcuların %12.5'inin (n=15), beden şekli endişesi alt ölçeğine göre ise %7.5'inin (n=9) bozuk yeme davranışına sahip olduğu belirlenmiştir. Yeme bozukluğu değerlendirilmesinde spor sezonunun farklı dönemlerinde anlamlı farklılık bulunmamıştır. Ülkemizde sporcularda konu ile ilgili çalışmalar oldukça sınırlıdır. Yeme bozukluğu konusunda risk altında olan sporcuların, hangi riskli durumlarla karşılaşabileceği belirlenmelidir. Olumsuz yeme tutumu çok yönlü bir konu olduğu için yapılacak çalışmalar multidisipliner bir ekiple (doktor, diyetisyen, psikolog, antrenör…) hazırlanmalıdır.

Aşırı yeme bozukluğuBeden algısıBeden imajı+7
Elif Çürükvelioğlu
Zonguldak Bülent Ecevit University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Zonguldak huzurevi ve aile ortamında yaşayan yaşlıların mutluluk ve sağlıkta yaşam kalitesinin karşılaştırılması

Zonguldak Huzurevi ve Aile Ortamında Yaşayan Yaşlıların Mutluluk ve Sağlıkta Yaşam Kalitesinin Bu tanımlayıcı araştırma, huzurevinde yaşayan yaşlılar ile aile yanında yaşayan yaşlıların yaşam kalitesi ve mutluluk durumlarının karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Zonguldak ili sınırları içerisinde bulunan huzurevinde yaşayan 48, aile ortamında yaşayan 96 yaşlı birey oluşturmuştur. Araştırma örneklemini, 60 yaş ve üzeri, iletişim kurabilen, 84 yaşlı birey oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında yaşlıların tanımlayıcı özelliklerini içeren bilgi formu, yaşam kalitesini değerlendirmek için Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Yaşlı Modülü ve Oxford Mutluluk Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tek yönlü varyans analizi ve bağımsız gruplarda t testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan yaşlıların ''Oxford Mutluluk Ölçeği'' puan ortalamasına bakılacak olursa; hasta grubun da 121.4±25.29, hasta yakını grubunda 129.0±21.95, huzurevi grubunda 128.3±20.48 gruplar arası puanlar bakımından anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=0.383). Araştırma gruplarına uygulanan ''Yaşam Kalitesi Ölçeği Yaşlı Modülü'ne göre hasta grubun; duyusal işlevler 8.3±2.69, özerklik 16.0±3.20, geçmiş, bugün ve geleceğe ait aktiviteler 14.6±2.94, sosyal katılım 12.6±3.71, ölmek ve ölüm 13.3±5.03, yakınlık 15.0±3.63 olarak bulunmuştur. Hasta yakını grubunun; duyusal işlevler, 7.5±1.45, özerklik 15.8±2.44, geçmiş, bugün ve geleceğe ait aktiviteler 13.8±2.65, sosyal katılım 13.2±2.87, ölmek ve ölüm 12.8±3.98, yakınlık 14.7±3.08 şeklindedir. Huzurevi grubunun; duyusal işlevler, 8.0±1.78, özerklik 17.1±3.10, geçmiş, bugün ve geleceğe ait aktiviteler 14.4±4.13, sosyal katılım 13.3±3.83, ölmek ve ölüm 10.7±5.05, yakınlık 14.1±4.03 şeklinde bulunmuş olup gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır.

AileGeriatriMutluluk+3
Gül Dertli
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesinde gerçekleşen doğumların maliyet analizi

Mevcut çalışmada üçüncü basamak bir hastanenin Kadın Hastalıklar ve Doğum kliniğinde herhangi bir nedenle ikinci müdahale gerekmeyen ve komplikasyon gelişmemiş doğumlara ait hizmetlerin maliyet analizi yapılarak gerçeğe yakın finansal rakamlarına ulaşılabileceğini ve finansal fonksiyonlarının oluşturulabileceği kar-zarar oranları ortaya koymak amaç edinilmiştir. Çalışma tanımlayıcı özellikte bir kayıt araştırmasıdır. Araştırma evreni, Z.B.E.Ü. Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde 01.Ocak-30.Haziran 2011 tarihleri arasında gerçekleşen, herhangi bir nedenle ikinci müdahale gerekmeyen ve komplikasyon gelişmemiş 316 doğuma ait hastane kayıtlarından oluşmaktadır. Araştırmada, örnekleme yapılmadan evrenin tümüne ulaşılması planlanmıştır. Ulaşılabilirlik %100'dür(n=316). Veriler SPSS for Windows programı ile değerlendirilmiştir. Ortalama değerler "Aritmetik ortalama ± standart sapma" olarak gösterilmiştir. Analizlerde t testi, ANOVA varyans analizi ve ki-kare testi kullanılmıştır. Normal doğumlara ait toplam fatura bedeli 105.7 ± 58.8 olarak saptanırken, sezaryen ile doğumlara ait toplam fatura bedeli 264.2 ± 81.0 olarak saptanmıştır. Normal doğumlara ait ilaç gideri 48.5 ± 32.9 olarak saptanırken, sezaryen ile doğumlara ait ilaç gideri 179.5 ± 717.1 olarak saptanmıştır. Normal doğumlara ait toplam sarf gideri 29.8 ± 22.2 olarak saptanırken, sezaryen ile doğumlara ait toplam sarf gideri 97.5 ± 31.3 olarak saptanmıştır. Normal doğuma ait fatura edilebilir sarf gideri 20.4 ± 19.4 olarak saptanırken, sezaryen ile doğuma ait fatura edilebilir sarf gideri 81.9 ± 28.0 olarak saptanmıştır. Normal doğuma ait fatura edilemez sarf gideri 9.4 ± 7.2 olarak saptanırken, sezaryen ile doğumlara ait fatura edilemez sarf gideri 15.6 ± 10.0 olarak saptanmıştır. Normal doğumlara ait yatış süresi 1.9 ± 1.3 gün olarak saptanırken, sezaryen ile doğuma ait yatış süresi 3.1 ± 1.7 gün olarak saptanmıştır. Normal doğuma ait tetkik gideri 29.4 ± 21.2 olarak saptanırken, sezaryen ile doğuma ait tetkik gideri 40.4 ± 37.0 olarak saptanmıştır. Sonuç olarak çalışmaya başlarken maliyet analizi yapılmadan belirlenen geri ödeme fiyatlarının kurumlara etkisi bilinmemektedir. Çalışmamızda elde ettiğimiz bulgular sonucunda normal spontan doğuma ve sezaryen ile doğuma ait maliyet analizinde kar elde edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Normal spontan doğum,sezaryen doğum,maliyet analizi

DoğumHastanelerHastaneler-üniversite+3
Yeşim Girgin
Zonguldak Bülent Ecevit University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yapay sinir ağı ile kömür işçilerinde pnömokonyoz risklerinin öngörülmesi

Amaç: Bu araştırmada yapay sinir ağı ile kömür işçilerinde pnömokonyoz riskini öngörebilen bir model oluşturulması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Türkiye Taş Kömürü Kurumunda çalışmakta olan işçilerin sağlık verileri kullanılarak yapay sinir ağı tabanlı bir model geliştirilmiştir. Ağ modeli 7-33-2 mimarisine sahiptir. Girdi nöronları; yaş, işe giriş yılı, mesleki kategori, yer altında çalışılan gün sayısı, toplam çalışılan gün sayısı, 1.grup işlerde çalışılan süre ve sigara kullanım durumunu, çıktı nöronları; pnömokonyoz olma ve pnömokonyoz açısından sağlıklı olma durumunu içermektedir. Bulgular: Araştırmada; pnömokonyoz riskini tahmin etmek amacıyla yaş, birinci grup işlerde çalışma süresi, yer altı gün sayısı, işe giriş yılı, toplam gün sayısı, sigara içme durumu, mesleki kategori gibi değişkenlerden oluşan bir yapay sinir ağı modelinin kullanılabileceği saptanmıştır. Modelin başarım oranı % 95,3, sensitivitesi % 90,3, spesifitesi % 96,5 olarak bulunmuştur. Pnömokonyoz üzerinde en etkili girdi değişkeni yaş, ikincisi ise 1. grup işlerde çalışılan süredir. Sonuç: Bu araştırma ülkemizde pnömokonyoz riskini öngörmek amacıyla yapay sinir ağlarının kullanılabileceğini araştıran ilk çalışma olması bakımından önemlidir. Kömür işçisi pnömokonyozu riskinin öngörülmesi; madencilerin stratejik olarak izlenmesinde ve koruyucu sağlık programlarının geliştirilmesinde çok büyük avantajlar sağlamaktadır. Bu alanda kullanmak amacıyla yapay sinir ağı modellerinin geliştirilerek işyeri hekimliği pratiğine entegre edilmesi ve işçilerin sağlık durumunu değerlendirmelerine yardımcı bir araç olarak kullanılması faydalı olabilir. Anahtar Kelimeler: iş sağlığı, kömür işçisi, meslek hastalığı, pnömokonyoz, yapay sinir ağı

KömürKömür işletmeleriKömür madenciliği+5
Işıl Zorlu
Zonguldak Bülent Ecevit University
2021
00