Yükleniyor…
Yükleniyor…

276
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0
Researcher
0%
DOI Rate
This study was conducted between November 2016 and June 2017 with 385 adult women in Afyonkarahisar. General characteristics of the individuals, information about their eating habits, 24 hour retrospective food consumption records were asked,anthropometric measurements were made. The highest consumption amount of fiber was (20.8 ± 3.7 g) in the 20-30 age group and the lowest (16.7 ± 4.4 g) in the 31-40 age group. According to occupational status, it was found that the lowest point (4.8±1.69) belonged to the self-employed and the highest average score (6.0±1.44) belonged to civil servant the group. There was no relationship between daily intake of fiber and dietary knowledge level scale scores (r=-0.028, p=0.582). The more number of samples to determine the relationship between the knowledge level of the diet and the fiber consumption, or planning the studies to be done by providing training in this area, may help to obtain more specific results.
ÖZ: Bu çalışma Tip 1 diyabetli (T1DM) bireylerin fonksiyonel kapasitelerini sağlıklı bireyler ile karşılaştırmak amacıyla gerçekleştirildi. Çalışmaya 8-30 yaş aralığında 26 T1DM’li ve 26 sağlıklı olmak üzere toplam 52 birey alındı. Çalışmaya katılan tüm bireylerin sosyodemografik ve laboratuvar bulguları kaydedildi. Vücut kompozisyonu, duyu, postür analizi, solunum fonksiyonları, solunum kas kuvvetleri, EUROFIT ve ayak basınç analizi değerlendirildi. T1DM’li ve sağlıklı bireylerin boy, vücut ağırlığı, Beden Kitle İndeksi, Vücut Yağ Oranları (%), bel ile kalça çevre ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farkın olmadığı görüldü (p>0,05). T1DM’li ve sağlıklı bireylerin koruyucu duyusu vibrasyon duyusu ve Nöropati Disabilite Skorlaması karşılaştırıldığında, her iki grupta verilerin benzer olduğu görüldü. T1DM’li bireylerin postür analizi ortalamaları sağlıklı bireylere göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulundu (p<0,05). Her iki grubun Solunum Fonksiyon Testleri sonuçlarına bakıldığında, FVC, FEV1 ortalama ve yüzde değerleri arasında istatistiksel olarak bir fark görülmedi (p>0,05). T1DM’li bireylerin sağlıklı bireylere göre FEV1/FVC ve PEF değerlerinin ortalama ve yüzdesinin istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük olduğu belirlendi (p<0,05). Her iki grubun da esneklik, kas kuvvetleri, aerobik uygunluk,V02max ölçüm sonuçları ve üst ekstremite kas enduransları istatistiksel olarak benzerlik gösterirken (p>0,05), T1DM’li bireylerin gövde kuvveti, yorgunluk durumu ve motor uygunluk sonuçları sağlıklı bireylere göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulundu (p<0,05). T1DM’li bireylerin sol ayaklarının toplam maksimum temas alanları sağlıklı bireylere göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu görüldü (p<0,05). T1DM’li bireylerin diyabet süresi ile ayak basıncı sonuçları arasında ilişki bulundu (p<0,05). Sonuç olarak, T1DM’li bireylerin fiziksel uygunluk düzeyleri ile fonksiyonel kapasiteleri ve ayak basınçları sağlıklı bireylere göre kısmen etkilenerek, T1DM’li bireylerde postür bozukluğu geliştiği ve solunum fonksiyonlarının etkilendiği görüldü.
ÖZ: Amaç: Bu araştırma Doğu Akdeniz Üniversitesi‟nde öğrenim gören öğrencilerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve tip 2 diyabet riskinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma Doğu Akdeniz Üniversitesi‟nde öğrenim gören (16.561) öğrenci evreninden tabakalı örnekleme yöntemiyle belirlenen 374 gönüllü öğrenci ile yürütülmüştür. Teke tek görüşme tekniği ile genel bilgiler, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümler, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği (SYBD) II ve Tip 2 Diyabet Risk anketini içeren beş bölümlük bir anket uygulanmıştır. Dijital tartı (0.1 kg duyarlı) ve esnemeyen mezura kullanılarak öğrencilerin vücut ağırlığı, boy, bel ve kalça çevresi ölçümleri yapılmıştır. Bulgular: Bu çalışmada öğrencilerin % 54.28‟inin öğün atladığı ve zaman yetersizliği nedeniyle kahvaltının en fazla atlanan öğün olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin % 27.54‟ünün kilolu ve % 6.68‟inin obez olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin SYBD geneli puan ortalaması 127,47±19,66 puan ve tip 2 diyabet riski puan ortalaması 6,56±4,10 puandır. Öğrencilerin %22.50‟sinin hafif yüksek, %7.80‟inin orta ve %5.10‟unun yüksek tip 2 diyabet riski olduğu belirlenmiştir. SYBD ölçeği geneli, fiziksel aktivite ve beslenme alt boyutları puanları ile Tip 2 diyabet riski puanları arasında negatif yönlü ve zayıf kuvvetli bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). Sonuçlar: Bu araştırmada en fazla atlanan öğün zaman yetersizliği nedeniyle sabah öğünüdür. Öğrencilerinin sağlıklı yaşam biçimi davranışları orta düzeydedir ve SYBD-II ölçeği geneli, fiziksel aktivite ve beslenme alt boyutları puanları ile tip 2 diyabet risk puanları ilişkilidir. Dolayısıyla öğrencilerin temel sağlıklı yaşam biçimi davranışları olan beslenme ve fiziksel aktiviteyle ilgili sağlıklı alışkanlıklar geliştirmeleri tip 2 diyabet riskinin azalmasında etkili olabilir. Anahtar Sözcükler: Beslenme alışkanlıkları, sağlıklı yaşam biçimi davranışları, Tip 2 diyabet riski
ÖZ: Bu çalışma ile Gazimağusa bölgesinde yaşayan, Tip 2 diyabetli bireylerde beslenme durumu, metabolik kontrol ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 127 kadın (%54.3) ve 107 erkek (%45.7) olmak üzere toplam 234 tip 2 diyabetli birey katılmıştır. Çalışmada, Tip 2 diyabetli bireylere anket formu uygulanmıştır. Anket formunda Tip 2 diyabetli bireylerin genel özellikleri, hastalığa ilişkin bilgileri, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri, biyokimyasal bulguları, SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği’ne ilişkin durumları, 24 saatlik besin tüketim kaydı ve 24 saatlik fiziksel aktivite kaydı sorgulanmıştır. Çalışmada katılımcıların diyabet yaşına göre SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği’nin tüm alt boyutlarından aldıkları puanlar arasında istatistiksel olarak negatif yönlü anlamlı ilişki olduğu saptanmış (p<0,05), diyabet yaşı arttıkça katılımcıların SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği’nin tüm alt boyutlarından aldıkları puanlar düşüş göstermiştir. Katılımcıların tıbbi beslenme tedavisi (TBT) uygulamalarına göre SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği’nin tüm alt boyutlarından aldıkları puanlar arasında istatistiksel olarak pozitif yönlü anlamlı ilişki olduğu saptanmış (p<0,05), TBT uygulama durumu arttıkça katılımcıların SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği’nin tüm alt boyutlarından aldıkları puanlarında artış gösterdiği tespit edilmiştir. Katılımcıların, HbA1c değerleri ile enerji/canlılık/vitalite, sosyal işlevsellik ve genel sağlık algısı alt boyutlarından aldıkları puanlar arasında istatistiksel olarak negatif yönlü anlamlı ilişki (p<0,05) olduğu saptanmış, HbA1c değeri >%7 olan katılımcıların Yaşam Kalitesi Ölçeği’nin bu alt boyutlarından aldıkları puanlar, HbA1c değerleri <%7 olan katılımcılardan anlamlı düzeyde düşük olduğu tespit edilmiştir. Çalışmada katılımcıların E vitamini alım miktarları karşılama yüzdesi ile fiziksel fonksiyon ve emosyonel rol güçlüğü alt boyutlarından aldıkları puanlar arasında ve tiamin ile fiziksel rol güçlüğü alt boyutundan aldıkları puanlar arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü korelasyonlar saptanmıştır (p<0,05). Katılımcıların E vitamini alım miktarı karşılama yüzdesi arttıkça fiziksel fonksiyon ve emosyonel rol güçlüğü puanlarının arttığı, tiamin karşılama yüzdesi arttıkça da fiziksel rol güçlüğü puanlarının artış gösterdiği saptanmıştır. Çalışmamızın sonucunda, Tip 2 diyabetli bireylerin beslenme durumu, metabolik kontrol ve yaşam kalitesi arasında ilişki olduğu saptanmıştır. Diyabetli bireylerin düzenli takipleri sırasında, yaşam kalitelerinin sorgulanmasının hem beslenmeleri hem de klinik durumlarının değerlendirilmesi yönünden kişiye faydalı olacağı kanaatine varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tip 2 DM, yaşam kalitesi, beslenme durumu, metabolik kontrol
ÖZ: Bu çalıĢmanın amacı genu rekurvatumu olan ve olmayan sağlıklı bireylerin pelvik tilt açısı, medial longitudinal ark (MLA) yüksekliği, kas kısalığı, esnekliği, laksite düzeyi (eklem hipermobilitesi), dinamik denge, gövde kas enduransı, alt ekstremite kas kuvveti ve diz propriosepsiyonunu karĢılaĢtırmaktır. ÇalıĢma, 18-35 yaĢ aralığında, genu rekurvatumu olan (n=67) ve olmayan (n=69) toplam 136 birey üzerinde gerçekleĢtirildi. Bireylerin genu rekurvatum açısı ayakta dijital gonyometre ile, pelvik tilt açısı inklinometre ile, medial longitüdinal ark yüksekliği naviküler düĢme testi ile, kalça fleksör kas kısalığı Thomas testi ile, hamstring kısalığı gonyometre ile, kuadriseps femoris kısalığı topuk-kalça mesafesi ile, gastroknemius kısalığı ise inklinometre ile, esneklik testi otur-uzan testi ile, dinamik denge Y denge testi ile, laksite düzeyi Beighton Hipermobilite ölçeği ile, gövde kas enduransı McGill ve Plank testi ile değerlendirildi. Kas kuvveti kuadriseps femoris ve hamstring kaslarının konsentrik ve eksentrik kas kuvveti ve diz propriosepsiyonu izokinetik cihazda kaydedildi. Genu rekurvatumu olan ve olmayan bireyler karĢılaĢtırıldığında iki grup arasında laksite düzeyi, gövde fleksör kas enduransı, posterolateral yöndeki dinamik denge ve 10˚ diz fleksiyonundaki propriosepsiyon duyusu açısından anlamlı fark olduğu belirlendi (p<0,05). Genu rekurvatumlu kadın ve erkek bireyler karĢılaĢtırıldığında MLA yüksekliği, kalça fleksör ve hamstring kas kısalığı, laksite düzeyi, anterior, posteromedial ve posterolateral dinamik denge denge, tüm gövde kas enduransı, sağ-sol lateral gövde enduransı, kuadriseps femoris ve hamstring konsentrik ve eksentrik kas kuvvetleri arasında anlamlı fark belirlendi (p<0,05). ÇalıĢmanın sonucunda genu rekurvatumlu bireylerin laksite düzeyinin ve gövde fleksör enduransının daha yüksek, posterolateral yöndeki dinamik dengelerinin ve 10˚ diz fleksiyonundaki propriosepsiyon duyusunun daha düĢük olduğu belirlendi.
ÖZ: Bu çalışma, pandemi döneminde Denizli iline bağlı Sarayköy ilçesinde yaşayan 20-54 yaş arasındaki farklı beden kütle indeksine sahip bireylerin; Sars-CoV 2 virüsüne yakalanma, duygusal yeme, depresyon, diyet kalitesi, diyetle alınan çinko ve serum çinko düzeyini karşılaştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Aralık 2020 - Eylül 2021 tarihleri arasında 200 kişi ile yürütülmüştür. Araştırma verileri teke tek görüşme metodu ile, yüz yüze anket yöntemi kullanılarak yapılmış ve biyokimyasal bulgular ile veri toplanmıştır. Anket formunda, bireylerin genel bilgileri, beslenme alışkanlıkları, besin takviyesi kullanma durumu, kovid-19 geçirip/geçirmeme, kovid 19 hastalığına yakalanma sayısı, kovid-19 aşısı olma durumu sorgulanmıştır. Duygusal yeme eğilimi için Duygusal Yeme Ölçeği (DYÖ), depresyon riskini analiz etmek için CES-Depresyon Ölçeği (CES-D), diyet kalitesini tespit etmek için ise Akdeniz Diyetine Bağlılık Ölçeği (MEDAS) ve Akdeniz Diyet Skoru (MDS), günlük çinko alımını saptamak için ise araştırmacı tarafından geliştirilen çinko tüketim sıklığı anketi kullanılmıştır. DYÖ ile BKİ ortalama değeri arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmaktadır (p<0.05). DYÖ skoru arttıkça BKI ortalama değeri artmıştır (p<0.05). Ayrıca Akdeniz diyetine uyum arttıkça DYÖ ve CES-D skorları azalmıştır (p<0.05). BKİ ortalama değeri ile MEDAS ve MDS indeksleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Kovid-19 geçiren (n=100) kişilerin, kovid-19 geçirmeyenlere göre (n=100) serum çinko konsantrasyonu daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Kovid-19 geçirme durumu ile BKİ ve bel çevresi değerleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Kovid-19 geçirip/geçirmeme durumu ile MEDAS ve MDS ölçekleri arasında anlamlı bir ilişki kurulmuştur (p<0.05). Duygusal yeme, depresyon, diyet kalitesi serum çinko düzeyi ve diyetle alınan çinko miktarının ilişkisinin kanıtlanması ve kovid-19 geçirip/geçirmeme durumu, cinsiyet, antropometrik ölçümler gibi faktörlerin arasındaki etkileşimin incelenmesi için geniş popülasyon içeriğine sahip klinik ve randomize çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kovid-19, Çinko, Duygusal Yeme, Depresyon, Diyet Kalitesi
Bu araştırma, preadölesan dönemde çocuğu olan annelerin endokrin bozucular hakkındaki bilgi düzeyleri ile endokrin bozuculara (EB) yönelik tutumlarının belirlenmesi amacıyla yapıldı. Çalışma evrenini Ktev Şehit Hasan Cafer İlkokulu, Lapta İlkokulu ve Mustafa Çağatay İlkokulu 3. ve 4. Sınıflarında öğrenim gören 434 öğrencinin anneleri, örneklemini ise 241 anne oluşturdu. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Endokrin Bozucular Bilgi Formu, Endokrin Bozuculardan Korunma Davranışları Formu ve Endokrin Bozucular Tutum Ölçeği (EBTÖ) kullanılarak online (çevrim içi) toplandı. Katılımcıların çoğunluğunun 39 yaş ve altı (%56), lise mezunu (%41,5), evli (%86,7), şehirde yaşayan (%65,6), işçi olarak çalışan (%47,3), gelirini giderine eşit algılayan (%62,2) ve iki çocuğu bulunan kadınlar oluşturmaktaydı. Eşlerinin ise %29,9’u lise mezunu olup %81,7’si tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktaydı. Annelerin Endokrin Bozucular Bilgi Formunda bilgiye ait sorulara verdikleri cevapların puan ortalaması 5,22±3,76 (min:0 max:13), Endokrin Bozuculardan Korunma Davranışları Formu sorularına verdikleri cevapların puan ortalaması 2,85±1,61 (min:0 max:6) ve EBTÖ geneli puan ortalaması 83,71±9,84 idi. EBTÖ genel toplam ve alt boyut puanları ile annelerin kendilerini ve çocuklarını EB’lerden korumaya harcadıkları çabaya verdikleri puanlar arasında değişen düzeylerde anlamlı doğrusal ilişkilerin bulunmaktaydı (p<0.05). Annelerin EB’ler hakkındaki bilgi puanlarını etkileyen faktörler ekonomik durum ve eğitim düzeyiydi. Buna karşılık endokrin bozuculardan korunma davranışlarını etkileyen faktörler kendilerinin ve eşlerinin mesleği idi (p<0.05). Bu çalışmada elde edilen bulgulara göre, annelerin EB’ler hakkında tutumları iyi düzeyde buna karşılık bilgi düzeyi ve korunma davranışları orta düzeydeydi. Annelerin EB’ler hakkındaki bilgi ve davranışlarını etkileyen faktörler ise ekonomik durum, eğitim düzeyi ayrıca hem kendisinin hemde eşinin mesleği idi (p<0.05). Çalışma sonuçları doğrultusunda annelerin endokrin bozucu maddeler hakkında bilgi, tutum ve davranışlarını etkileyen faktörler göz önüne alınarak, EB’lerden korunma davranışı geliştirecek eğitimlerin planlanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Preadölesan, Anneler, Endokrin Bozucular, Bilgi, Tutum
Bu araştırma, Gazimağusa’da yaşayan yetişkin bireylerin zeytinyağı tüketimleri, Akdeniz diyeti (AD) uyumlarının belirlenmesi ve Finlandiya Diyabet Risk Skoru (FİNDRİSK) ile tip 2 diyabet risklerinin taranması, ayrıca zeytinyağı tüketimleri, Akdeniz Diyeti Bağlılık skoru (MEDAS) ve FİNDRİSK skoru arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Kasım 2022-Haziran 2023 tarihleri arasında yürütülen çalışma kapsamına, Gazimağusa’da yaşayan 19-64 yaş aralığındaki, Tip 1 veya Tip 2 diyabet tanısı almamış, 375 birey (99 erkek, 276 kadın) dahil edilmiştir. Bireylere genel bilgiler, zeytinyağı tüketimlerine yönelik sorular, MEDAS ölçeği, antropometrik ölçümler (vücut ağırlığı, boy uzunluğu, beden kütle indeksi, bel çevresi, kalça çevresi, bel/kalça oranı, bel/boy oranı, boyun çevresi), FİNDRİSK ölçeği, 1 aylık besin tüketim sıklığı ve fiziksel aktivite kaydı içeren, 7 bölümden oluşan anket formu uygulanmıştır. Bireylerin %92.27’si yemeklerinde zeytinyağı kullandığı, zeytinyağı kullanan bireylerin %49.42’sinin natürel sızma zeytinyağı (EVOO) kullandığı tespit edilmiştir. Araştırma kapsamına alınan bireylerin %19.47’sinin AD’ye düşük, %70.93’ünün orta derecede ve %9.60’ının yüksek derecede uyum sağladığı tespit edilmiştir. Bireylerin ortalama FİNDRİSK skoru 6.99±5.12 puan olarak bulunmuş olup, %56.80’inin tip 2 diyabet geliştirme riskinin (10 yıllık) düşük, %23.20’sinin hafif, %10.13’ünün orta, %8.5 yüksek ve %1.33’ünün çok yüksek olduğu saptanmıştır. Bireylerin MEDAS ile FİNDRİSK skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon saptanmamıştır (p>0.05). Öte yandan, bireylerin zeytinyağı ve tereyağı tüketimlerinin artması ile FİNDRİSK skorlarının anlamlı derecede azaldığı, ayçiçek yağı tüketimlerinin artması ile FİNDRİSK skorlarının anlamlı derecede arttığı tespit edilmiştir (p<0.05). Ayrıca, boy uzunluğu, Beden kütle indeksi, bel çevresi, kalça çevresi, bel/kalça oranı ve bel/boy oranı arttıkça tip 2 diyabet riskinin anlamı düzeyde arttığı, fiziksel aktivite skoru (PAL) arttıkça, tip 2 diyabet riskinin anlamlı düzeyde azaldığı bulunmuştur (p<0.05). Tip 2 diyabet gelişimi açısından yüksek risk taşıyan bireylerin, Akdeniz tipi beslenme modeli hakkında bilgilendirilmeleri gerekmektedir. Akdeniz tipi beslenme modeli sağlıklı vücut ağırlığının korunmasını sağlayan, anti-oksidan bileşiklerden zengin, zeytinyağı tüketimini ve fiziksel aktiviteyi destekleyen bir beslenme modelidir. Anahtar kelimeler: Tip 2 diyabet, Akdeniz diyetine uyum, Zeytinyağı, FİNDRİSK
Bu tez, farklı gelişen çocukların beslenme alışkanlıklarını, besin çeşitliliğini ve yeme davranışlarını değerlendirerek, bu faktörlerin konstipasyon üzerindeki etkilerini araştırmayı amaçlamaktadır. Araştırma, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Lefkoşa şehrinde, 6-17 yaş aralığındaki 39 kişi olarak özel eğitim alan çocuklar üzerinde yürütülmüştür. Çocukların antropometrik ölçümleri yapılmış, iki günlük besin tüketim kayıtları alınarak Beslenme Bilgi Sistemleri (BEBİS) programında analiz edilmiştir. Ayrıca, konstipasyon durumu Bristol Kaka Skalası ile değerlendirilmiştir. Besin çeşitliliği, diyetlerinde yer alan besin gruplarının sayısını ve çeşitliliğini değerlendiren besin çeşitliliği skoru ile belirlenmiştir. Yeme davranışları ise, çocukların yemek yeme alışkanlıklarını, yeme sürecindeki tutumlarını ve aile etkileşimlerini ölçen çocukların yeme davranışı ölçeği ile değerlendirilmiştir. Bu ölçekler, çocukların yeme davranışlarındaki farklılıkları ve besin çeşitliliğinin beslenme durumu üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla kullanılmıştır. Bu çalışmada, otizm spektrum bozukluğu (n=14), serebral palsi (n=4), Down sendromu (n=4) ve mental retardasyon (MR, n=17) tanısı konulmuş çocuklardan oluşmaktadır. Boy uzunluğu ve vücut ağırlığı persentil ile Z skorları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Ancak, MR grubundaki çocukların BKİ persentilleri ve Z skorları, otizm spektrum bozukluğu olan çocuklardan belirgin şekilde daha düşük olduğu saptanmıştır. Yeme davranışı ölçeğinde, otizmli çocuklar (toplam puan: 47.1, beceri: 18.8, izin: 10.1) MR grubuna (toplam puan: 41.3, beceri: 15.5, izin: 6.6) göre daha yüksek puanlar almıştır. Serebral palsili çocuklar ise en düşük toplam puanı (35.0) almıştır. Konstipasyon açısından, Bristol kaka skalası sonuçlarına göre 7 çocuk aşırı kabızlık (Tip 1) ve 22 çocuk hafif kabızlık (Tip 2) yaşamaktadır. Tip 2 sınıfında en fazla kişi otizm spektrum bozukluğu (9 kişi) ve MR (8 kişi) grubundadır. Besin değerleri ortalamalarında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Bu bulgular, farklı gelişen çocukların beslenme alışkanlıklarının ve diyet çeşitliliğinin konstipasyon ve genel sağlık üzerindeki etkilerini vurgulamakta, dengeli ve çeşitli bir diyetin önemini ve uygun beslenme rehberliği gereksinimini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Farklı Gelişen Çocuklar, Konstipasyon, Besin Çeşitliliği, Yeme Davranışları, Antropometrik Ölçüm
ÖZ: Amaç: Bu çalışmanın amacı, Doğu Akdeniz Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi‟nde öğrenim gören öğrencilerin beslenme durumları ve yaşam kalitelerinin değerlendirilmesidir. Gereç ve yöntem: Bu araştırma, Doğu Akdeniz Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi‟nde bölümlere göre tabakalı örneklem seçim tekniğiyle seçilen 293 gönüllü öğrenciyle yürütülmüştür. Veriler, teke tek görüşme veri toplama tekniğiyle genel bilgiler, beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite, antropometrik ölçümler, 24 saatlik besin tüketim kaydı ve Yaşam Kalitesi Ölçeği-36 (SF-36)‟yı içeren bir anket uygulanmıştır. Öğrencilerin vücut ağırlığı, boy, bel ve kalça çevresi ölçümleri için dijital bir tartı ve esnemeyen mezura kullanılmıştır. Bulgular: Bu çalışmada, öğrencilerin beden kütle indeksi (BKİ) sınıflamasına göre % 18,8‟i kilolu, % 1,7‟si obez, % 8,2‟sinin zayıf olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin % 79,52‟sinin enerji, % 91,81‟inin karbonhidrat alımı yetersizdir. Protein alımı ise öğrencilerin % 26,62‟sinde yetersiz, % 45,39‟u aşırı ve yağ alımı % 69,97‟sinde aşırıdır. Öğrencilerin vücut ağırlığı, boy uzunluğu, bel çevresi ve kalça çevresi değerleri ile ağrı puanları arasında pozitif yönlü ve zayıf kuvvetli ilişki saptanmıştır (p<0,05). Öğrencilerin BKİ sınıflarına göre SF-36 ölçeğinde yer alan fiziksel fonksiyon, fiziksel rol kısıtlılığı, emosyonel rol kısıtlılığı, vitalite, ruh sağlığı, sosyal işlevsellik, ağrı ve genel sağlık algısı puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Sonuçlar: Araştırmaya alınan öğrencilerin enerji, makro besin ögeleri ve birçok mikro besin ögesi alım miktarları yetersizdir. Öğrenciler, SF-36‟dan en yüksek puanı fiziksel fonksiyon, en düşük puanı ise vitalite parametresinden almıştır. Bu sonuç öğrencilerin yetersiz ve dengesiz beslenmeleriyle ilgili olabilir. Bu nedenle öğrencilerin daha sağlıklı besinlere ulaşabileceği yemekhane, restoran ve kafeterya olanakları geliştirilmesi ve öğrencilerin sağlıklı seçimler konusunda bilinçlendirilmesi, sosyal etkinlik ve çalışmalara ayrılan zamanın dengelenmesi öğrencilerin yaşam kalitelerini arttırabilmelerine katkı sağlayabilir. Anahtar Sözcükler: Beslenme alışkanlıkları, yaşam kalitesi, enerji alımı