Ege University
Discipline

Beslenme Bilimleri Anabilim Dalı

Ege University

13

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

13 Theses
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin kadınlarda diyet inflamatuar yükü ile yeme davranışı ve yorgunluk arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Sağlıklı yaşamın önemli parametrelerinden biri de sağlıklı ve dengeli beslenmedir. Sağlıklı örüntüye sahip diyetin, fizyolojik ihtiyaçları karşılamanın yanı sıra yetişkinlerde mental sağlığın, yorgunluğun, yaşam ve uyku kalitesini iyileştirebileceği bildirilmiştir. Ayrıca inflamatuar hastalıklardan olan diyabet, kardiyometabolik hastalıklar, metabolik sendrom ve romatoid artrit gibi hastalıkların tedavisinde de önemli bir parametre olduğu kabul edilmiştir. Antiinflamatuar diyetin yorgunluğun tedavisinde de önemli bir parametre olabileceği belirtilmektedir. Bireyler beslenme ihtiyacının karşılanması esnasında farklı yeme davranışı göstermektedirler. Yeme davranışının besin seçiminde ve sağlıklı diyet içeriğinin oluşturulmasında önemli rolü bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı, yetişkin kadınlarda diyet inflamatuar indeksi (Dİİ) ve yeme davranışı ile yorgunluk arasındaki olası ilişkinin belirlenmesidir. Araştırmanın örneklemini 19-39 yaş arası, Türkiye'nin herhangi bir şehrinde kalıcı ikamet eden, sosyal medya platformları (Twitter, Instagram, Facebook) kullanılarak oluşturulan duyuruya katılmaya gönüllü olduğuna dair yanıt veren ve dâhil olma ve dışlanma kriterlerine göre uygun olduğu belirlenen kadınlar oluşturacaktır. Araştırmanın örneklem büyüklüğü tip 1 hata düzeyi α= 0,05 ve testin gücü 1-β= 0,80 olarak alınarak G Power 3.1.9.7 Paket Programı ile en az 200 kişi olarak hesaplanmıştır. Stres, depresyon ve anksiyete ile birlikte; yaygın bir mental bozukluk olarak tanımlanmaktadır. Stresin çeşitli yaşam tarzı faktörleriyle ilişkili olduğuna dair kesin kanıtlar bulunmaktadır. Antiinflamatuar diyet sağlığın iyileştirilmesinde, yorgunluk, depresyon/stres ve anksiyete ile sağlıklı yeme davranışı ve kronik hastalıkların tedavisinde potansiyel role sahiptir. Çalışma sonucunda Dİİ skoru yüksek olan yetişkin kadınların yeme davranışı ölçeği puanlarının; yorgunluk ölçeği puanlarının; DASS-21 (Depresyon- Anksiyete- Stres Ölçeği) ölçek skorunun depresyon, anksiyete ve stres alt başlıklarının tümünde daha yüksek olması beklenmektedir. Diyet İnflamatuar yükü yüksek olan kadınların bazı antropometrik ölçümlerinin farklılık göstermesi beklenmektedir.

AnksiyeteAntropometriBeslenme+4
Betül Çalışkan
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Diyetin total fitokimyasal içeriğinin saptanmasına yönelik araç geliştirilmesi

Bu çalışmanın amacı diyetin fitokimyasal içeriğini ölçebilecek bir araç oluşturmak, oluşturulan bu araç ile sağlıklı bireylerde diyetin fitokimyasal indeksi ve total antioksidan kapasitesini karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir. Bu araştırma iki aşamadan oluşmuştur. İlk aşamada fitokimyasallar hakkında literatür taraması ve 100 yetişkin bireye 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı yapılarak diyetin fitokimyasal içerik saptama aracı geliştirilmiştir. İkinci aşamada yetişkin bireyler (233 kadın, 195 erkek) internet üzerinden genel özellikleri, genel beslenme durumları, genel sağlık durumları, diyetin fitokimyasal içeriğinin saptanmasına yönelik araç ve 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydını içeren bölümleri yanıtlamıştır. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre bireylerin besin tüketim sıklığına göre fitokimyasal indeks alımı değeri erkeklerde (20,69 ± 12,80) kadınlardan (27,31 ± 15,93) daha düşüktür. Besin tüketim kaydına göre ise fitokimyasal indeks alımı değeri erkeklerde (60,30 ± 62,39) kadınlardan (54,71 ± 38,23) daha yüksektir. Bu değerlere bakıldığında hem besin tüketim sıklığında hem de besin tüketim kaydından elde edilen değerler Batı diyetine göre belirlenen 20 puanın üstünde olduğu görülmüştür. Yapılan bu çalışmada diyetin total antioksidan alımı hesaplamasında FRAP ve ORAC değerleri kullanılmıştır. Sağlıklı bireylerde 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydından hesaplanan diyetin fitokimyasal indeksi (DPİ) ve oluşturulan diyetin fitokimyasal içerik saptama aracı verileri arasında ilişki saptanmıştır (r=0,412; p<0,001). Bireylerin yanıtladıkları besin tüketim sıklığı anketinden saptanan fitokimyasal indeks ile besin tüketim sıklığında hesaplanan demir iyonu indirgeyici antioksidan güç 1 (FRAP1) (r=0,475; p<0,001), demir iyonu indirgeyici antioksidan güç 2 (FRAP2) (r=0,527; p<0,001), hidrofilik oksijen radikalini absorbe etme kapasitesi (HORAC) (r=0,536; p<0,001), lipofilik oksijen radikal absorbans kapasite (LORAC) (r=0,438; p<0,001) ve total oksijen radikalini absorbe etme kapasitesi (TORAC) (r=0,537; p<0,001) alımlarının karşılaştırılması sonucunda korelasyon gözlenmiştir. Bireylerin yanıtladıkları besin tüketim sıklığı anketinden saptanan fitokimyasal indeks ile besin tüketim kaydında hesaplanan demir iyonu indirgeyici antioksidan güç 1 (FRAP1) (r=-0,131; p=0,014), demir iyonu indirgeyici antioksidan güç 2 (FRAP2) (r=-0,132; p=0,014), hidrofilik oksijen radikalini absorbe etme kapasitesi (HORAC) (r=-0,107; p=0,046) ve total oksijen radikalini absorbe etme kapasitesi (TORAC) (r=-0,131; p=0,014) alımlarının karşılaştırılması sonucunda korelasyon gözlenmiştir. Bu çalışmada bireylerin beslenme durumunu saptamak için 24 saat geriye dönük besin tüketim kaydı ve fitokimyasal içerik saptamak için geliştirilen besin tüketim sıklığı uygulanmıştır. Bireylerin yanıtladıkları besin tüketim sıklığı anketi ile besin tüketim kaydı arasında saptanan enerji ve besin ögesi alımlarının karşılaştırılması incelendiğinde hem makro hem de mikro besin ögeleri alımları arasında istatiksel olarak anlamlı fark olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Fitokimyasallar, Beslenme, Fitokimyasal İndeks, Total Antioksidan Kapasite.

Antioksidan kapasiteAntioksidanlarBeslenme+3
Fatma Doğan
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı mevsimlerde üretilmiş dondurmaların ve sütlü buz ürünlerinin aflatoksin M1 içeriğinin karşılaştırılması

Süt üreten hayvanların tükettiği tahıllardaki aflatoksin B1 ve G1, hayvanların sütlerinde aflatoksin M1 ve M2 olarak atılır. Hayvan yemlerinde aflatoksin B1 varlığı ve daha sonra emziren hayvanların buna maruz kalması, sütün hidroksil metaboliti olan aflatoksin M1 ile kontaminasyonuna yol açmaktadır. Aflatoksin B1 ve M1 türü mikotoksinler Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı tarafından Grup I insan kanserojeni olarak sınıflanmıştır. Hayvan yemlerinde bulunan aflatoksinlerin farklı mevsimlerde farklı miktarda bulunması, süt ürünlerindeki AFM1 miktarını değiştirmektedir. Yapılan çalışmalarda kış mevsimi süt ve süt ürünlerinin diğer mevsimlere göre daha yüksek aflatoksin M1 içerdiği belirtilmiştir. Litertürde çalışmalar daha çok süt, yoğurt ve peynirin AFM1 içeriklerinin değerlendirilmesine yoğunlaşılmış ve bir süt ürünü olan dondurmanın AFM1 içeriğine ilişkin çalışmalar oldukça sınırlıdır. Bu çalışmada, ülkemizdeki süt ve süt ürünlerinden dondurmanın, aflatoksin M1 miktarının farklı mevsimlerdeki durumu değerlendirmek için, farklı mevsimlerde üretilen dondurmaların aflatoksin M1 içeriği uygun ELISA kiti kullanılarak analiz edilecektir. Ankara ilinde hipermarketlerde satışa sunulan ve sıklıkla tüketilen 10 farklı markadan 4 farklı mevsimde üretilen dondurma ve sütlü buz örnekleri temin edilecektir. Çalışma sonunda, süt hayvanlarının yaz ve bahar mevsimlerinde taze, kış aylarında kuru yem tüketimi göz önüne alındığında, yaz ve bahar mevsimlerinde üretilen dondurmaların ve sütlü buz ürünlerinin kış mevsiminde üretilenlere göre daha az aflatoksin M1 içerdiği öngörülmektedir.

Aflatoksin M1AspergillusBesin kirlenmesi+4
Mete Han Kaya
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Adolesanlarda karbonhidrat alımı, şeker bağımlılığı ve stres durumu arasındaki ilişki

Sıklıkla tüketilen besinlere karşı bağımlılık yapıcı maddelerde görülen davranış değişikliklerinin görülmesi araştırmacıları besinlerin bağımlılık yapıcı etkisini araştırmaya itmiştir. Bu çalışma, adolesanlarda karbonhidrat alımı, şeker bağımlılığı ve stres durumu arasındaki ilişkinin ortaya çıkarılması ve bu grupta görülen obezite gibi beslenme ile ilişkili hastalıkların önlenmesine katkı sağlamak amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 12-19 yaş aralığındaki adolesanlar arasından gönüllü olarak araştırmayı kabul eden 146 kadın ve 46 erkek olmak üzere 192 birey katılmıştır. Çalışma verileri, katılımcıların genel özellikleri, antropometrik ölçümleri (vücut ağırlığı, boy uzunluğu, BKİ) Yale Besin Bağımlılığı Ölçeği (YFAS), Uluslararası Fiziksel Aktivite Ölçeği Kısa Formu (IPAQ-SF), Depresyon, Anksiyete ve Stres Ölçeği (DASS 21) ile karbonhidrat ve şekerli besin tüketim sıklığını içeren bölümlerden oluşan anket formu uygulanarak toplanmıştır. Çalışma sonucunda katılımcıların %8,9'unda besin bağımlılığı teşhis edilmiştir. Kadın katılımcılarda daha yüksek besin bağımlılığı prevalansı görülmüştür. Besin bağımlılığı durumu ile hamur işleri, tuzlu atıştırmalıklar, kek/pasta, meyve tatlıları, tatlandırıcılı içecekler, hazır meyve suları, taze meyve suları ve meyvelerin tüketimi arasında ilişki gözlenmiştir (p<0,05). Stres durumunun besin bağımlılığı görülme sıklığını ve YFAS semptom sayısını etkilediği bulunmuştur (p<0,001). Ayrıca stres durumu ile tuzlu atıştırmalıklar, hamur tatlıları, tatlandırıcılı içecekler, hazır meyve suları, enerji/sporcu içecekleri ve şekerlemelerin tüketimi arasında ilişki gözlenmiştir (p<0,05). Çalışma sonuçları yüksek oranda şeker içeren besinlerin bağımlılık yapıcı etkileri olduğunu göstermiştir.

BağımlılıkErgenlerGlükoz+5
Mine Tosun
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tip 1 diyabetli adölesanlarda yeme davranış tutumu ve beslenme durumu ilişkisi ile yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Çelik, H., Tip 1 Diyabetli Adölesanlarda Yeme Davranış Tutumu ve Beslenme Durumu İlişkisi ile Yaşam Kalitesinin Değerlendirilmesi, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beslenme Bilimleri Programı Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2019. Bu çalışma Tip 1 Diabetes Mellituslu (T1DM) adölesanlarda yeme davranış tutumları ve beslenme durumu ilişkisi ile yaşam kalitesi arasındaki etkileşimi saptamak amacıyla yapılmıştır. Çalışma, en az 1 yıl önce tip 1 diyabet tanısı almış ve Trakya Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi Çocuk Endokrinoloji Bölümünün sürekli kontrolü altında olan, %48,75'i kız, %51,25'i erkek toplam 160 adölesan dahil edilmiştir. Adölesanların yaş ortalaması 12,94±2,93 yıl olarak saptanmıştır. Çalışmaya katılan adölesanların 24-saatlik besin tüketim kayıtları toplanmıştır ve antropometrik ölçümleri alınmıştır.Adölesanlara Diyabette Yeme Sorunları Anketi (DEPS-R) ve Çocuklar için Yaşam Kalitesi Ölçeği uygulanmıştır. Adölesanların % 23,75'inde (kızlarda %23,08, erkeklerde %24,39) DEPS-R puanı ≥ 20 olarak bulunmuştur. On yaş grubundaki kızlarda toplam yağ kütlesi (g) ile yaşam kalitesi arasında çok güçlü doğrusal, pozitif bir ilişki bulunmuştur (r=0,909, p=0,032). On ve on üç yaş gruplarındaki erkeklerde ise toplam yağsız vücut kütlesi ve yaşam kalitesi arasında pozitif yönlü, çok güçlü doğrusal bir ilişki saptanmıştır (r=0,845, p=0,034 ve r=0,936, p=0,006). On yedi yaşındaki kızlarda toplam yağsız vücut kütlesi ve yaşam kalitesi arasında negatif yönlü, çok güçlü doğrusal bir ilişki bulunmuştur(r=-1,000, p<0,001). Bozulmuş yeme sorunu olan adölesanların yaşam kalitesi puanları arasında negatif yönlü zayıf, doğrusal bir ilişki bulunmuştur (p<0,001).Sonuç olarak bu çalışmada bozulmuş yeme sorunu, T1DM'li adölesanlarda yaklaşık her dört kişide bir oranında görülmüştür. Tip-1 diyabet tanısı almış adölesanların cinsiyet gözetmeksizin DEPS-R gibi güvenilir bir ölçek ile taranması, yeme bozuklukları riskinin erken dönemde saptanarak beslenme tedavisi dahilinde gerekli tedbirlerin alınmasında etkin bir araç olarak kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: T1DM, bozulmuş yeme davranışı, DEPS-R, yaşam kalitesi

Halime Çelik
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sleeve gastrektomi yapılan obez kadınlarda serum ghrelin düzeyinin ve beslenme durumunun değerlendirilmesi

Bu çalışma, sleeve gastrektomi yapılan obez kadınların serum ghrelin düzeyleri ile beslenme ve duygusal durumunun değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Lokman Hekim Akay Hastanesi ve Memorial Ankara Hastanesinde sleeve gasterektomi ameliyatı geçiren, yaşları 20-50 yıl arasında değişen toplam 30 gönüllü kadın birey çalışmaya dahil edilmiştir. Bireylerin ameliyat öncesi ve sonrası 3. ayda antropometrik ölçümleri, biyokimyasal bulguları, miktarlı besin tüketim sıklığı, üç faktörlü yeme ölçeği (TFEQ-Tr21) ile yeme davranışları, Beck depresyon ölçeği ile depresyon düzeyleri ve ELISA yöntemi ile toplam serum ghrelin düzeyleri değerlendirilmiştir. Bireylerin ameliyat sonrasında 3.ayda ortalama beden kütle indeksi (BKİ) anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur (preop: 40,16±5,01 kg/m2, postop: 32,47±5,04 kg/m2) (p<0,001). Bireylerin ortalama çikolata ve çikolatalı ürün, pasta ve bisküvi ile şeker ve şekerli ürün tüketimlerinin ameliyattan sonra anlamlı olarak azaldığı saptanmıştır (p<0,001). Cips, hamburger ve pizza, patates kızartması tüketim miktarlarının ameliyat sonrasında istatistiksel açıdan anlamlı olarak düştüğü saptanmıştır (p<0,001). Serum ghrelin düzeyleri postoperatif dönemde düşmüştür (preop:1125,85±1010,74 pg/mL, postop:51,33±118,54 pg/mL) (p<0,001). Ameliyat sonrasında serum ghrelin düzeyi ile bilişsel kısıtlama (p=0,230), duygusal yeme (p=0,391), kontrolsüz yeme davranışı (p=0,803) ve depresyon düzeyi (p=0,856) arasında anlamlı ilişki olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Kontrolsüz yeme davranışı ve BKİ (r=0,466 p=0,009) arasında da pozitif yönlü orta düzeyde bir korelasyon olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Serum ghrelin düzeyi ile diyetle ortalama enerji, karbonhidrat, protein ve yağ alımı arasında ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Bireylerin kontrolsüz yeme davranışları ile günlük ortalama enerji alımı (r=0,441, p=0,015) ve duygusal yeme davranışı ile karbonhidrat alımı (r=0,436 p=0,016) arasında orta düzeyde korelasyon olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak bu çalışmada sleeve gastektomi sonrası azalan serum ghrelin düzeyleri ile beslenme ve duygu durumları arasında ilişki bulunmamıştır. Ancak sleeve gastrektomi sonrası hastalarda sağlıklı yeme davranışı eğiliminin arttığı gözlenmiştir. Uzun dönemde tekrar ağırlık kazanımını önlemek için multidisipliner yaklaşımda sağlıklı beslenme önerilerine uyulmasının yararlı olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Sleeve gastrektomi, serum ghrelin, obezite, yeme davranışı, duygu durum

Beslenme durumuDuygudurumGastrektomi+4
Neşe Alıç
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çiğ olarak tüketilen bazı salata malzemelerinin mikrobiyolojik yönden incelenmesi

Toplu beslenme sistemlerinde tüketime sunulan salatalarda kullanılan bazı sebzeler hastalık yapıcı mikroorganizmaları barındırabileceği için çiğ olarak tüketildiklerinde sağlık açısından risk oluşturmaktadır. Bu çalışmada, bir üniversite kafeteryasında servis edilen salatalarda sıklıkla kullanılan ve çiğ olarak tüketilen bazı malzemelerinin (marul, kıvırcık, havuç ve maydanoz) satın alma aşamasından servise kadar olan tüm aşamalarda Lumitester (Hijyen Monitörü) ile toplam canlı sayımı ile E.coli ve S.aureus bakteri sayımları yapılarak kontaminasyon durumunun saptanması amaçlanmıştır. Çalışmadan elde edilen verilere göre "satın alma" aşamasında marul, kıvırcık ve havucun maydanoza göre mikrobiyolojik yükünün fazla olduğu gözlenmiştir. "Depolama" aşamasında mikrobiyolojik yükün arttığı "hazırlık öncesi"nde ise en yüksek seviyeye ulaştığı, fakat "servis aşaması"nda azalma olduğu saptanmıştır. Havuçta ise toplam canlı sayısının aşamalar boyunca artma eğiliminde olduğu ve "servis aşamasında" bu değerin 105 kob/g'ın üzerine olduğu gözlenmiştir. Temas eden yüzey, ekipman ve personel eli için toplam canlı bakteri sayısı incelendiğinde "hazırlık aşamasında" en yüksek kontaminasyon kaynağının personel eli, sebze soyma ve doğrama bıçağı ile doğrama tahtası olduğu saptanmıştır. "Servis aşamasında" ise Compact Dry EC ve Compact Dry XSA hazır besiyerleri kullanılarak çiğ salata sebzelerinde E.coli ve S.aureus varlığı incelendiğinde ise tüm örneklerde toplam koliform bakteri ürediği, S.aureus'un ise çalışılan örneklerin yaklaşık %50 sinde ürediği gözlenmiştir. Bu sonuçlara göre yetersiz personel hijyeni, alet ve ekipmanların temizliği ve yetersiz sanitasyonunun çapraz bulaşma ile kontaminasyona neden olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: çiğ sebze, mikroorganizma, kontaminasyon, hijyen

Besin kirlenmesiBesinlerHijyen+4
Özlem Erkoç
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı yağlı tohumlardan elde edilen sütlerden üretilen kefirlerin özellikleri

Amaç: İnek sütü proteini alerjisi ve laktoz intoleransı gibi sağlık problemleri olan tüketiciler ile vegan/vejetaryen beslenen bireyler için inek sütüne alternatif olduğu düşünülen bitkisel sütlerden katkısız ve şekersiz kefir üretimi amaçlanmıştır. Yöntem: Bu çalışmada kaju, fındık, fıstık, ceviz ve badem gibi bazı yağlı tohumlardan bitkisel süt üretilmiştir. İnek sütü ve bitkisel sütler kefir starter kültürü ile fermente edilerek kefir üretilmiştir. Kefir örnekleri 4oC'de 30 gün depolanmış ve depolamanın 1., 15. ve 30. günlerinde fizikokimyasal, mikrobiyolojik ve duyusal analizlere tabi tutulmuştur. Bulgular: En yüksek enerji değeri fındık sütü ve fındık sütünden üretilen kefir örneğinde saptanmıştır. Depolama süresince kefir örneklerinin pH değerlerinin arttığı, toplam karbonhidrat ve toplam organik asit miktarlarının, görünür viskozite, tiksotropi, akış davranış indeksi ve kıvam katsayısı değerlerinin ise azaldığı bulunmuştur. En yüksek toplam organik asit değeri kaju sütünden üretilen kefirde saptanmıştır. Bitkisel sütlerden üretilen kefir örneklerinde etanolden sonra en yüksek miktarda saptanan uçucu organik bileşiğin etil asetat olduğu tespit edilmiştir. Depolama süresince en yüksek toplam doymuş yağ asitleri, toplam tekli doymamış yağ asitleri ve toplam çoklu doymamış yağ asitleri değerlerinin sırasıyla inek sütünden üretilen kefirde, fındık sütünden üretilen kefirde ve ceviz sütünden üretilen kefirde olduğu saptanmıştır. En yüksek ortalama toplam aerobik mezofilik bakteri, laktokok, laktobasil ve asetik asit bakterisi sayıları inek sütünden üretilen kefirde, en yüksek maya sayısınin ise fıstık sütünden üretilen kefirde saptanmıştır. En açık rengin inek sütünden üretilen kefirde, en koyu rengin ceviz sütünden üretilen kefirde olduğu ve fıstık sütünden üretilen kefir ile fındık sütünden üretilen kefirin daha fazla beğenildiği belirlenmiştir. Sonuç: Yağlı tohumlardan elde edilen sütler bileşimindeki yüksek yağ oranı ve düşük karbonhidrat oranı ile fermantasyon için zorlu bir ortam oluşturmaktadır. Bitkisel sütlerin karbonhidrat içeriği düşük olduğu için fermantasyon inek sütüne göre daha uzun sürede gerçekleşmekte, fermantasyon sonucu oluşan ürünün metabolit konsantrasyonu daha düşük, pH değeri ise daha yüksek olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Bitkisel süt, kefir, fizikokimyasal, reoloji, mikrobiyoloji

Bitkisel sütFizikokimyaKefir+4
Ebru Koptagel
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde obsesif kompulsif yeme davranışı ölçeği ile beslenme durumu arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu çalışma 14 sorudan oluşan Obsesif Kompulsif Yeme Davranışı Ölçeği'nin (OKYD) geçerlik-güvenirliliğini belirlemek ve bu ölçek ile beslenme durumu arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacı ile planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırma Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi'nde lisans eğitimi alan, herhangi bir besin veya besin grubundan kaçındığını belirten 265 (170 kadın, 95 erkek) öğrenci ile yapılmıştır. Çalışma iki aşamalı olarak yürütülmüştür. İlk aşamada Obsesif Kompulsif Yeme Davranışı Ölçeği'nin geçerlik ve güvenirliği yapılmıştır. Ölçeğin geçerliği için açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri uygulanmış, Yeme Tutum Testi-26 (YTT-26) ve Yale Besin Bağımlılığı Ölçeği ile arasındaki korelasyonlar incelenmiştir. Ölçeğin güvenirliği için ise Cronbach-α katsayısına bakılmıştır. İkinci aşamada öğrencilerin genel bilgileri, beslenme alışkanlıkları ile yeme tutumu (YTT-26), besin bağımlılığı, sağlıklı beslenme takıntısı (ORTO-11), antropometrik ölçümleri ve fiziksel aktivite düzeyleri değerlendirilmiştir. Bireyler obsesif kompulsif yeme davranışı olma (OKYD ≥11) ve olmama (OKYD<11) durumuna göre değerlendirilmiştir. Bireylerin yaş ortalaması 20,83 ± 1,96 yıl, Beden Kütle İndeksi (BKİ) ortalaması 22,19 ± 2,85 kg/m2, toplam OKYD, düşünce bastırma & kontrol, çabalama & performans, imajinasyon, besin bağımlılığı semptom sayısı, YTT-26 ve ORTO-11 puan ortalamaları sırasıyla; 7,94 ± 6,53, 4,59 ± 4,02, 1,15 ± 1,62, 1,73 ± 1,57, 3,51 ± 1,33, 15,76 ± 9,34, 27,24 ± 4,43'tür. Çalışmaya katılan bireylerin %33,2'sinde Obsesif Kompulsif Yeme Davranışı belirlenmiştir. Bireylerin OKYD'ye göre cinsiyet, yaş, , öğrenim durumu, sağlık sorunu varlığı, öğünleri tüketme durumu, arasında anlamlı bir farklılık bulunmazken (p>0,05), ana öğün atlama nedenleri arasında 'yemek hazır olmadığı için' yanıtını veren bireyler arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0,05). OKYD'ye göre bireylerin fiziksel aktiviteleri ve antropometrik ölçümleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Toplam OKYD puanı ile besin bağımlılığı semptom sayısı, YTT-26 puanı ve ORTO-11 puanları arasında anlamlı bir korelasyon bulunmuştur (p<0,05). Bel çevresi, bel/kalça oranı ve bel/boy oranı ile OKYD puanı, besin bağımlılığı semptom sayısı ve ORTO-11 puanları arasında bir korelasyon bulunmazken (p>0,05); bel çevresi ve bel/kalça oranı ile YTT-26 puanları arasında zayıf, negatif bir korelasyon saptanmıştır (p<0,05). Obsesif kompulsif yeme davranışı ile besin bağımlılığı ve sağlıklı beslenme takıntısı arasındaki ilişkinin daha iyi anlaşılabilmesi için toplumda farklı yaş gruplarına yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Anahtar kelimeler: Obsesif kompulsif yeme davranışı, besin bağımlılığı, yeme tutumu, sağlıklı beslenme takıntısı

BağımlılıkBeslenmeBeslenme davranışı+7
Kerim Kaan Göküstün
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Sirkadiyen ritimleri bozulmuş farelerde probiyotik takviyesinin sirkadiyen ritim genleri ve serum zonulin düzeyleri üzerine etkisinin belirlenmesi

Araştırmamızda aydınlık ve karanlık döngüleri her iki haftada bir değiştirilerek sirkadiyen ritimleri bozulmuş farelerde probiyotik takviyesinin; merkezi sirkadiyen ritim gen ekspresyonları ve bir bağırsak bariyer geçirgenliği belirteci olan serum zonulin düzeyi üzerine etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. BALB/c türü her biri 8 fareden oluşan 3 farklı deney hayvanı grubu oluşturulmuştur. Gruplar sırasıyla; Kontrol grubu, Sirkadiyen ritimleri aydınlık/karanlık döngüleri değiştirilerek bozulmuş grup (BSR) ve Sirkadiyen ritimleri aydınlık/karanlık döngüleri değiştirilerek bozulmuş ve çalışmanın son iki ayında probiyotik takviyesi verilmiş (Probiyotik+BSR) gruplardır. Farelerde merkezi sirkadiyen ritim gen ekspresyonları incelenmiş ve ağırlık kazanımı hesaplanmıştır. Biyokimyasal parametreler için ELISA yöntemi kullanılmıştır. Çalışma sonunda sirkadiyen ritimleri bozulmuş gruplar arasında başlangıç ve son ağırlıklar ile ağırlık değişimleri açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). BSR ve Probiyotik+BSR gruplarında Zonulin seviyelerinde Kontrol grubuna kıyasla artış saptanmıştır. Fakat bu artış istatistiksel olarak anlamlı değildir (p= 0,503). Merkezi sirkadiyen ritim genleri olan Clock, Bmal1 ve Per2 genlerinin ekspresyonları gruplar arasında ve örnek alım saatleri arasında değişiklik gösterse de sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı değildir. Sonuç olarak, sirkadiyen ritimlerin aydınlık/karanlık döngüleri değiştirilerek bozulmasının ağırlık kazanımını artırdığı, serum zonulin düzeylerinde artırıcı bir etkisinin olduğu ve merkezi sirkadiyen ritim genleri üzerine ekspresyon seviyelerinin değişmesine sebep olduğı görülmüştür. Sirkadiyen ritimleri değiştirilmiş farelerde probiyotik takviyesinin ağırlık kazanımını probiyotik almayan gruba göre azalttığı, serum zonulin seviyesi üzerine ve Per2 geninin ekspresyon seviyesinde olumlu etki gösterdiği sonucuna varılmıştır.

Bağırsak geçirgenliğiFarelerHayvan deneyleri+3
Büşra Tepebaşı
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
10
Master'sOpen AccessTR

Sirkadiyen ritimleri bozulmuş farelerde probiyotik takviyesinin bağırsak geçirgenliği ve diyabet ile ilişkili parametreler üzerine etkilerinin deneysel olarak araştırılması

Çalışmamızda deneysel olarak aydınlık/karanlık döngüleri değiştirilerek sirkadiyen ritimleri bozulmuş hayvan modellerinde, probiyotik takviyesinin; diyabet ve bağırsak bariyer geçirgenliği belirteçleri üzerindeki etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Her biri 8 Balb/c faresinden oluşan 3 farklı deney hayvanı grubu oluşturulmuştur. Birinci grup kontrol grubu, ikinci çalışma grubu sirkadiyen ritimleri aydınlık/karanlık döngüleri değiştirilerek bozulmuş grup ve üçüncü çalışma grubu sirkadiyen ritimleri aydınlık/karanlık döngüleri değiştirilerek bozulmuş ve çalışmanın 8. haftasından 16. haftasına (çalışmanın sonu) kadar probiyotik takviyesi yapılan gruptur. Üç deney hayvanı grubu da tüm çalışma boyunca standart yem ile beslenmiştir, ağırlık değişimleri haftalık olarak takip edilmiştir. Biyokimyasal analizler için ELISA yöntemi kullanılmıştır. Çalışmamızın sonucunda sirkadiyen ritimleri bozulmuş gruplar arasında başlangıç ve son tartımlar arasındaki ağırlık değişimlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar gözlenmiştir (p<0,05). Sirkadiyen ritimleri bozulan farelerde insülin ve HOMA-IR değerlerinde kontrol grubuna kıyasla artış QUICKI değerinde ise azalma saptanmıştır (p<0,05). Açlık kan glukozu ve zonulin düzeylerindeki değişimler istatistiksel olarak anlamlı değildir (p>0,05). Sirkadiyen ritimleri bozulmuş farelerde probiyotik takviyesinin ağırlık kazanımını, serum zonulin düzeyleri, İnsülin, HOMA-IR ve QUICKI düzeylerine olumlu etki gösterdiği sonucuna varılmıştır.

Bağırsak geçirgenliğiDiabetes mellitusFareler+5
Arzou Kıose Serıf
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ondokuz Mayıs Üniversitesi Çocuk Nöroloji Polikliniğine baş ağrısı şikayeti ile başvuran çocuk ve adölesanların beslenme durumlarının ve yaşam kalitelerinin değerlendirilerek verilen beslenme eğitiminin etkinliğinin saptanması

Amaç: Birincil baş ağrısı tanısı alan çocuk ve adölesanların beslenme durumlarının ve yaşam kalitelerinin saptanmasının ardından verilen beslenme eğitiminin baş ağrısı parametreleri, yaşam ve beslenme kalitesi üzerindeki etkisini değerlendirmeyi amaçlamıştır. Materyal ve Metot: Bu çalışma Ondokuz Mayıs Üniversitesi Çocuk Nöroloji Polikliniğine başvuran ve birincil baş ağrısı tanısı alan 10-17 yaş arasındaki 17 çocuk ve adölesanı kapsamaktadır. Vücut ağırlığı ve boy uzunluğu ölçümleri alınmış ve biyokimyasal parametre değerleri dosyalarından alınmıştır. Besin sıklığı anketi, üç günlük besin tüketim kaydı ve Çocuklar ve Adölesanlar için Akdeniz Diyet Kalite İndeksi (Kidmed) skorları ile beslenme durumları saptanmış, Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (ÇİYKÖ) kullanılarak bireylerin yaşam kaliteleri belirlenmiştir. Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ) aracılığıyla fiziksel aktiflik düzeyleri belirlenmiştir. Görsel Analog Skala (VAS) ve Pediatrik Migren Özürlülük Ölçeği (Pedmidas) kullanılarak baş ağrısı ile ilgili veriler toplanmıştır. Katılımcılara yüzyüze ve çevrim içi olmak üzere (toplmada en az 11 görüşme) beslenme eğitimi verilmiş ve üç ay sonra eğitim öncesi ve sonrası olmak üzere ölçekler tekrar uygulanmış olup bulgular SPSS ile değerlendirilmiş ve p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Beslenme eğitimi öncesinde çocuk ve adölesanların Kidmed skorları ve yaşam kaliteleri düşük iken Pedmidas skorları yüksek bulunmuştur. Ayrıca serum D vitamini düzeylerinin katılımcıların çoğunda ciddi yetersiz olarak gösterilmiştir. Katılımcıların Akdeniz diyetine bağlılıklarının yetersiz olduğu ve verilen eğitim sonrasında olumlu değişimler olduğu görülmüştür. Beslenme eğitimi sonrasında ÇİYKÖ, Kidmed, Pedmidas ve VAS skorlarında anlamlı iyileşmeler meydana gelmiştir (p<0,05). Ayrıca Kidmed ve Pedmidas skorları arasıda negatif yönlü bir korelasyon olduğu bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Yürütülen çalışmada baş ağrısı yaşayan çocuk ve adölesanların beslenme alışkanlıklarının iyileştirmeye ihtiyacı olduğu görülmüştür. Yaşanılan baş ağrısının bu yaş grubunda yaşam kalitesinde düşüşlere yol açabileceği de bulunan sonuçlar arasındadır. Verilen beslenme eğitiminin baş ağrısı parametreleri başta olmak üzere beslenme alışkanlıkları ve yaşam kalitesi üzerinde olumlu sonuçlar verdiği gösterilmiştir. Anahtar Sözcükler: Çocukluk çağı birincil baş ağrıları, Beslenme durumu, Yaşam kalitesi, Beslenme eğitimi, Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği

Akdeniz diyetiAğrıBaş ağrısı+7
Merve Samancı
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

9-24 aylık bebeğe sahip annelerin bebek besleme tutumları ile bebeklerinin beslenme durumlarının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı; 9-24 aylık bebeklerin beslenme durumlarının ve annelerinin bu süreçteki tutumlarının değerlendirilmesi, bebeklerin beslenme durumları ile annelerinin bu dönemdeki tutumları arasındaki ilişkilerin belirlenmesidir. Materyal ve Metot: Çalışma, Samsun Halk Sağlığı Müdürlüğüne bağlı Aile Sağlığı Merkezleri'ne kayıtlı sağlıklı bebek izlemi yapılan 9-24 aylık bebekler ve anneleri (n=141) üzerinde yürütülmüştür. Veriler; aile ile ilgili sorular, bebekle ilgili sorular, bebek beslenmesiyle ilgili sorular, Beslenme Süreci Anne Tutumları Ölçeği ve besin tüketim kaydından oluşan anket formuyla toplanmıştır. Elde edilen veriler Beslenme Bilgi Sistemi (BeBiS) 7 ve SPSS Version 26.0 paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen annelerin (n=141) yaş ortalaması 31.94.59 yıl, bebeklerin yaş ortalaması 15.65.33 aydır. Bebeklerin %89.4'ünün vücut ağırlığı, %85.1'inin boy uzunluğu ve baş çevresi normal aralıktadır. Çalışmaya dahil edilen tüm bebeklerin bir günlük enerji alım ortalaması 911.6±210.68 kkal'dir. Bebeklerde enerjinin karbonhidrattan gelen yüzdesi 41.4±7.51, yağdan gelen yüzdesi 44.7±7.02, proteinden gelen yüzdesi 13.73.39'dur. Annelerin Beslenme Süreci Anne Tutumları Ölçeği'nden aldığı toplam puan ortalama 55.9±19.09'dir. Bebeklerin enerji alımını karşılama yüzdesi ile annelerin "öğün sırasındaki negatif duygu durumu" alt boyutundan aldığı puan arasında negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır (p<0.05). Bebeklerin protein alımı karşılama yüzdesi ile ölçeğin toplam puanı arasında pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır (p<0.05). Sonuç: Bebeklerin beslenme durumu ile annelerin öğün sırasındaki negatif duygu durumu, yetersiz/dengesiz beslenmeye ilişkin tutumları, negatif besleme stratejileri ve zorla besleme uygulamaları alt boyutlarının ilişkili olduğu ve bebeklerin beslenme durumları değerlendirilirken annelerin bu süreçteki tutumlarının da göz önüne alınması gerektiği sonucuna varılmıştır.

AnnelerBebek bakımıBebek beslenmesi+4
Beyza Baycan
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
00