Ege University
Discipline

Department of Radio and Television

Ege University

32

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

32 Theses
Master'sOpen AccessTR

İnteraktif filmlerdeki dramatik anlatıya bağlı toplumsal cinsiyet etkisinin psikofizyolojik veri hasadı tekniğiyle araştırılması

Bu araştırmanın temel amacı, interaktif filmlerdeki dramatik anlatının toplumsal cinsiyet algısı üzerindeki etkisini psikofizyolojik veri hasadı tekniği kullanarak incelemektir. İnteraktif filmler, izleyici katılımını ve etkileşimini sağlayarak geleneksel sinema deneyimlerinden farklılaşmaktadır. Çalışma, 'Late Shift' ve 'The Complex' interaktif filmleri üzerinde gerçekleştirilmiştir. Bulgular, dramatik anlatının ve karakter özdeşleşmesinin toplumsal cinsiyet algısı üzerindeki etkilerini detaylı bir şekilde ortaya koymuştur. GSR ve göz izleme verileri, katılımcıların duygusal ve bilişsel tepkilerini ortaya çıkararak, toplumsal cinsiyet rollerine göre nasıl davrandıklarını analiz etmiştir. Özellikle, katılımcıların göz hareketleri ve deri tepkileri, dramatik anlatının yoğunluğuna ve karakterlerin cinsiyet rollerine bağlı olarak değişiklik göstermiştir. Yarı yapılandırılmış görüşmeler ise katılımcıların interaktif filmlerdeki karakterlerle olan etkileşimlerini ve bu etkileşimlerin toplumsal cinsiyet baskılarıyla nasıl şekillendiğini derinlemesine anlamamızı sağlamıştır. Sonuç olarak, bu çalışma, interaktif filmlerin izleyici davranışları üzerindeki etkilerini, toplumsal cinsiyet rollerinin ve bilinçdışı karar alma süreçlerinin ışığında inceleyerek, interaktif sinema alanına önemli katkılar sunmaktadır. İzleyicilerin bilinçdışı düzeyde yapmak istedikleri seçimler ile toplumsal baskılar sonucu yaptıkları seçimler arasındaki farklar, dijitalleşen dünyada toplumsal cinsiyet algısının yeniden değerlendirilmesini sağlamaktadır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: İnteraktif Film, Toplumsal Cinsiyet, Psikofizyolojik Veri Hasadı, Jung Arketipleri, Karakter Özdeşleşmesi

Türkay Öztaç
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Süper kahraman filmlerinde çizgi romanların sinematografik anlatıya etkisi: Marvel sinematik evreni örneği

Süper kahraman filmleri, son yirmi yılda artan üretim sayısı ve elde edilen gişe başarıları açısından günümüzde en popüler sinema ürünlerinden biri olarak görülmektedir. Bununla birlikte film üretimindeki bu hızlı artış, eleştirilere sebep olmaktadır. Yapımların niteliğinin düştüğü ve herhangi bir estetik kaygı güdülmeden sadece ticari amaçlarla üretildiği yönünde eleştiriler yapılmaktadır. Birer uyarlama olarak süper kahraman filmleri, kaynak eser olan çizgi romanlar sebebiyle edebi roman ve benzeri uyarlamalardan farklı özellikler göstermektedir. Farklı sebepler dolayısıyla, kaynağa tamamen sadık uyarlamanın mümkün olmadığı bu filmlerde, kaynak eserden yapılan küçük alıntı ve göndermeleri barındıran 'çizgi roman referansı' kavramı ortaya çıkmıştır. Anlatı içerisinde görsel, işitsel ve farklı şekillerde yer alabilen bu detaylar, sadece kaynak çizgi romanı daha önce okumuş olan 'hayranlar' tarafından ayırt edilebilmektedir. Film yapımcılarının açıklamaları doğrultusunda bu tür detayların filmlere özellikle yerleştirildiği ve hem kaynak esere olan sadakati gösterebilmek hem de hayranların ilgisi çekmeye yönelik kullanıldığı görülmüştür. Bu kapsamda çalışmada, Marvel Sinematik Evreni'nden farklı özellikler gösteren üç film analiz edilmiştir. Analizde filmlerin kaynak aldığı çizgi romanlarla olan benzerlik ve farklılıkların tespiti için John M. Desmond ve Peter Hawkes tarafından önerilen karşılaştırmalı çözümleme yöntemi kullanılarak iki eserde de ortak işlev gören belirli unsurlar karşılaştırılmıştır. Çizgi romandan filme yansımış olan unsurların filmin sinematografisi ve anlatısına olan etkisi değerlendirilmiştir. Filmlerde yer verilen metin içi ve görsel çizgi roman referansları tespit edilerek kaynak eser külliyatına, estetiğe ve hayran memnuniyetine yönelik kaygılar barındırdığı ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Furkan Alperen Demir
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Hercai dizisi bağlamında ataerkil söylemin inşasında kadın temsili

Televizyon medyanın en kolay erişilen dolayısıyla da en yaygın kullanılan etkili kitle iletişim araçlarından biridir. Televizyonda yayınlanan reklam filmleri, soup operalar, reality şovlar, yarışma programları ve diziler gibi televizyon içerikleri belli mesajları iletmede kullanılmaktadır. Medya, içeriklerini üretirken egemen söylemi kullanmaktadır. Böylece içerikler alışılagelmişin dışına çıkmadan belli bir formül üzerinden devam etmektedir. Egemen söylemin dışına çıkmış metinlerin sayısı yok denecek kadar azdır. Bu kalıpların dışına çıkan eleştirel bir tutumla hazırlanmış içerikler de izleyiciden rağbet görmemektedir. Buradan hareketle ele alınan çalışmada incelenek olan televizyon içeriği dizilerdir. Diziler (serial) egemen ideoloyi devam ettiren aynı zamanda yeniden üreten programlardır. Ele alınan çalışmada "Hercai" isimli dizi örneklem olarak seçilmiştir. Dizide kadın karakterlerin söylemleri ve davranışlarından yola çıkılarak toplumsal cinsiyet rolleri ve ataerkil söyleme bakış açıları ve temsilleri incelenmiştir. Çalışmanın yöntemi de eleştirel söylem analizi olarak seçilmiştir. Böylece hâkim ideolojiyi üretme bakımından kadınların hangi noktalarda durduğu, nasıl bir tutum sergiledikleri ve ataerkillikle olan ilişkileri ortaya konmuştur.

AtaerkilDizi filmDiziler+5
Sanem Sandıkçı
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

1990 sonrası Japon anime sinemasında distopik gelecek tasvirleri

Kinetoskop ve sinematografi gibi cihazların icadı ile ortaya çıkan sinema, ilk günden itibaren ilgi çekmiş, farklı türlerde hikâyeleri izleyici ile buluşturarak, en sevilen sanatlardan biri haline gelmiştir. Edebi eserler, toplumsal olaylar, mitolojik öyküler ise filmlerin yaratılmasındaki dayanak noktalarından olmuştur. Ütopyaların antitezi olan distopyalar da, öncelikle edebiyat ürünü olarak ortaya çıkmış, daha sonra bilimkurgu türüne eklemlenerek beyazperdeye taşınmıştır. Tezin ana konusu distopik öykülerin, geçmişten bugüne yaşadığı trajedilere rağmen güçlü bir ulus devlet olmayı başarmış Japon anime sinemasına yansımasıdır. Bu çerçevede öncelikle edebiyat ürünü olarak ütopya ve distopya kavramları ele alınmış, daha sonra bilimkurgu ve siberpunk türlerinin tanımı yapılarak distopik kurgular incelenmiştir. Kendine has kültürüyle dikkat çeken Japonya'nın tarihi, mitolojisi ve kimliğinin sanat yapıtlarına yansımasına bakılmış, bu doğrultuda örnek filmlerin analiziyle, 1990 sonrası distopik animelerinin olay örgülerinin oluşmasında, Japonya'nın geçmişinin etkileri araştırılmıştır.

1990 sonrasıAnimeBilim-kurgu+6
Ezgi Yılmaz
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Zeki Demirkubuz sinemasında kötülüğün sıradanlığı

İnsanoğlu var olduğu günden itibaren hayatı anlamlandırma çabası içinde olmuştur. Bu noktada kötülük kavramı, insanlığın temel uğraşlarından biri haline gelmiştir. Kötülükle doğrudan ya da dolaylı olarak ilişki içinde bulunan insan, kötülüğü tanımlamaya ve anlamlandırmaya çalışmıştır. Bu sebeple değişen dünya düzeni içinde kötülük kavramı farklı zamanlarda farklı temellerde tartışılmıştır. Zamanla kötülüğün varlığı, ifade aracına dönüşerek sanat dallarına yansımıştır. Yedinci sanat olarak kabul görülen sinema, kötülük kavramından en fazla beslenen sanat dallarının başında gelmiştir. Görsel ve işitsel duyuya hitap eden sinema, kötülüğün temsilinde bir araç görevi görmüştür. Toplum yaşantısı ve sinema arasında doğrudan bir ilişki vardır. Türk sineması, başlangıcından günümüze kadar toplumu yansıtan bir ayna görevi görmüştür. Özellikle 1980'li dönemlerde Türkiye coğrafyasında yaşanan gelişmeler, Türk toplumu ve Türk sineması üzerinde doğrudan etkili olmuştur. Bu durum kötülük anlayışını da şekillendirmiştir. 1990'lı yıllarda sinemaya başlayan Zeki Demirkubuz toplumsal sorunları birey üzerinden anlatma yolunu seçerek, kötülük kavramıyla doğrudan ilgilenmiştir. Bu çalışma, kötülüğün günümüzde sıradanlaşması ve sıradanlaşan kötülüğün Zeki Demirkubuz filmlerinde temsillerini göstermeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla birinci bölümde kötülük kavramı tanımlanmaya çalışılarak, kötülüğün Antik Yunan'dan günümüze kadar felsefi boyutta ele alınma biçimlerine değinilmiştir. İkinci bölümde Türk sinemasının gelişim sürecine, bu süreçte kötülüğün ele alınma biçimlerine ve Zeki Demirkubuz sinemasının genel özellikleri dahil kötülük anlayışına yer verilmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise Zeki Demirkubuz'un Üçüncü Sayfa, Yazgı ve Yeraltı filmlerinin analizi yapılarak, bu filmler üzerinden kötülük olgusu incelenmiştir.

Demirkubuz, ZekiKötülükSinema+1
Yaşar Yiğit
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türk sinemasında melodram ve 1990 sonrası dönüşüm

Tez çalışmasının amacı melodram türünün kavramsal niteliklerinden yola çıkarak Yeşilçam melodramlarının hangi ekonomi-politik ve kültürel süreçlerde ortaya çıktığını, hangi anlatı kodlarını nasıl sunduğu ve 1990'lı yıllarda bu kodların nasıl bir dönüşüm geçirdiğini incelemektir.Bu amaçtan hareketle birinci bölümde melodram tanımı, nasıl ortaya çıktığı ve türün özelliklerinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde ise Türk sinemasında melodramın ortaya çıkışı, bunu hazırlayan ekonomi-politik ve kültürel süreçler ve Yeşilçam melodramlarının kodları anlatılmıştır. Üçüncü bölümde ise Gönderilmemiş Mektuplar, Suna ve Hayatımın Kadınısın filmleri melodram kodları bağlamında incelenmiştir.Çalışma sonunda 1990'lı yıllardan sonra Türk sinemasında saf bir melodram türünden bahsedilemeyeceği fakat türe ait bazı temel kodların hala devam ettiği gözlemlenmiştir. Örneğin masalsı zaman ve mekan kullanımı, karşıtlıklara dayalı yüzeysel anlatım, prototip karakterler, ailenin yüceltilmesi gibi Yeşilçam melodramlarına ait bir çok kod dönüşüm geçirmiştir. Fakat aynı zamanda ?hiç bitmeyen aşk, yanlış anlama, iyi- kötü üzerinden kurulan ahlak dünyası, duyguların şarkı yoluyla anlatılması ve erkeğin dürüstlüğü, mertliği temsil etmesi? gibi bazı temel kodların ise varlığını korudu gözlemlenmiştir. Sonuç olarak melodram, 1990 sonrasında saf bir tür olarak değil de diğer türler içerine girerek ve bazı temel kodlarını devam ettirerek karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda bir zamanlar Türk sinemasında başat bir tür olan melodramın günümüzdeki etkilerini görmek açısından çalışmanın önemli bir fırsat sunduğu düşünülmektedir.Anahtar Kelimeler:1. Melodram2. Melodram kodları3. 1990 sonrası melodramatik unsurlar

1990 sonrasıDönüşümMelodram+2
İjlal Kastal Erdoğan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Askeri darbeler öncesi ve sonrası medya özgürlüğü

128 ÖZET Askeri darbeler, bir yönetim biçiminin, askeri kuvvetlerce kesintiye uğratılarak, güç kullanılmak suretiyle iktidarın ele geçirilmesi olarak tanımlanabilir. Askeri darbeler, ülkelerin yönetim biçimini değiştiren eylemler olmalarının yanı sıra aynı zamanda olağanüstü hukuki koşullar doğuran ve ülkenin tüm koşullarını yenibaştan biçimlendirildiği dönemlerdir. Tez çalışmasında Türkiye'nin kuruluşundan bu yana gerçekleştirilen askeri darbelerle, askerlerin verdiği ve devletin yönetim kademelerinin değişmesine neden olan muhtıranın, demokratik yaşamın vazgeçilmez unsurlarından olan medyanın üzerindeki etkileri incelenmiştir. Çalışma kapsamında, ülkeyi askeri darbeye götüren olaylar ve olayların ardından ilan edilen sıkıyönetim dönemleri ile askeri darbe dönemlerinde çıkan gazeteler taranmış, askeri müdahalelerle ilgili haberler nitel ve nicel analize tabii tutulmuştur. Çalışmanın en önemli bulguları şunlardır: - Kamuoyunun haber alma hakkı bu dönemlerde sınırlandırılmış, olan bitenler basın tarafından tüm açıklığıyla duyurulamamıştır. - Askeri darbeyi gerçekleştiren komutanlar devletin elindeki medya organlarını, darbeyi meşrulaştırıcı biçimde kullanmışlardır. - Özel sektörün elindeki medya araçları ise yasa, talimatlar ve yargı kararlarıyla engellenmeye çalışılmıştır. Bu nedenle medya organları eleştiri görevini yerine getirememiştir. - Medya, kendisi için çizilen sınırları sorgulamadan kabul etmiş, talep olmaksızın beklentileri yerine getirmiştir. - Bu yayınlar, darbe dönemlerinde, darbelerin olumlanmasıyla sürmüştür.

Askeri müdahaleBasınBasın özgürlüğü+5
Gökçer Tahincioğlu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Yayın standartları açısından TRT televizyon haberleri

Toplum içinde ve toplumlar arası mesaj alış verişi olarak nitelenen haberin bir çok tanımı vardır. Haber vaktinde verilen, çok sayıda kişiyi ilgilendiren ve etkileyen, bu kişilerin anlayabileceği şekilde verilen, zamanla gelişen ve değişen olay, fikir veya kanaattir. Haberin değişik tanımlarının yapılmasının sebebi, habercilikteki gelişmeleri ve haber niteliklerini ifade edebilmek içindir. Bir habere haber niteliği veren değerler; zamanlama, yakınlık, önemlilik ve kamu yararıdır. Haberde "ne zaman" sorusunun cevabını zamanlama ilkesi verirken, "nerede" sorusunun cevabı yakınlık ilkesini, "nasıl" ve "neden" sorularının cevabı ise önemlilik niteliğini gündeme getirmektedir. Tüm diğer nitelikleri içeren kamu yararı niteliği işin can damarı ve haberi haber yapan bir unsurdur. Haber niteliklerini taşıyan olayların yayınlanması sırasında uygulanan ilkeler olan haber yayın standartları tüm dünyada kabul görmüş değerlerdir. Yayın standardı kavramı toplumla yayıncı arasında bir değer koordinasyonunu içermektedir. Neyin yayınlanıp yayınlanmayacağına karar verirken yayıncıya kılavuzluk edecek bu değerler doğruluk, tarafsızlık ve anlaşılırlıktır. Haberin haber olmasını ve habere güveni sağlayan bir un sur olan doğruluk ilkesi tüm dünya tarafından kabul edilmiş bir habercilik ilkesidir. Doğru haber alma, çağdaş demokrasi anlayışının bir gereği olarak vatandaşın en temel hakkıdır. Haberde doğruluk ilkesi tek başına kamuoyundaki çok sesliliği yansıtmaya yetmez. Bu nedenle yayında farklı görüşlerin dengesini kurmak anlamına gelen tarafsızlık da özgür bir haberleşmenin vazgeçilmez standardıdır. Tarafsızlığı sağlamak için yayın kuruluşunun ve yayıncının özerkliği bir gereklilik tir. Haberlerde dil standardını gündeme getiren anlaşılırlık seyirciye uygun dili kullanmak ve bu dili doğru düzgün telaffuz etmektir. Sadelik, açıklık ve kesinlik unsurlarını içeren anlaşılırlık TV haberini izlenebilir hale getiren bir unsur dur. Tv haberinde izlenebilirliği ve anlaşılırlığı artırmak için günlük konuşma dili kullanmak ve karışıklığa, belirsizliğe ve saçmalığa yer vermemek gerekir. Haber nitelikleri ve haber yayın standartları olarak anlatılan değerler aslında toplumla yayıncının paylaştığı değerler bütünü olan yayıncılık etiğinin içeriğini oluşturur.Bu standartların uygulanması yasal zorlamalarla mümkün olmadığından, bu değerler anılan moral niteliklere sahip, sorumlu ve gönüllü yayıncılar eliyle uygulamaya geçirilebilir. Daha sonra yayın standartları açısından içerik analizi yöntemiyle incelenen TRT TV-1 haberlerinin bu standartlara uygun olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu da yayıncılık etiği dediğimiz moral niteliklerin benimsenmemesinden kaynaklanmak tadır. Bu gerçekleşmediği sürece özgür, özerk ve çoğulcu alternatif arayışları sürer.

Haber programlarıHaberlerStandartlar+4
Mustafa Hizmetli
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1995
00
Master'sOpen AccessTR

Kadına yönelik şiddet haberlerinde karşılaştırmalı bir ı̇nceleme: Hürriyet, Sözcü ve Yeni Şafak gazeteleri

Gazetelerin toplumu şekillendirici ve dönüştürücü etkisi geçmişten günümüze hala devam etmektedir. Tüm gelişmiş ve gelişmekte olan toplumlarda olduğu gibi Türk toplumunda da kadına uygulanan şiddetin her türlü hali büyük bir sorun olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmada Hürriyet, Sözcü ve Yeni Şafak gazetelerinin kadına yönelik şiddet haberlerindeki farklılıkların ortaya çıkarılması amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda Hürriyet, Sözcü ve Yeni Şafak gazetelerinin 01/04/2018 ve 30/09/2018 tarihleri arasında yayınlanan 398 kadına yönelik şiddet haberinin yer aldığı basılı nüshaları sayısal veriler olarak incelemeye tabi tutulmuş ve ortak olan 33 kadına yönelik şiddet haberi dil, üslup, fotoğraf, başlık, seçilen kelimeler ve olayların aktarılış tarzı yönünden Teun A. Van Dijk'in eleştirel söylem analizi ile detaylı incelenmiştir. Araştırmada bahsi geçen her üç gazetede yayınlanan toplam 398 kadına yönelik şiddet haberlerinin %9'unu Yeni Şafak gazetesi, %45'ini Sözcü gazetesi ve %46'sını Hürriyet gazetesi haberleri kapsamaktadır. Hürriyet ve Sözcü gazetelerinin kadına yönelik şiddet haberleri incelendiğinde; haberin yayınlanma sıklığı, haberlerde kullanılan görsellerin yayınlanma biçimi, kullanılan dil ve üslup bağlamında benzerlikler taşıdığı ancak Yeni Şafak gazetesinin kadına şiddet haberlerini daha az sayıda ve farklı şekilde yayınladığı görülmüştür. Araştırma verileri incelendiğinde, Hürriyet ve Sözcü gazetelerinde tiraj odaklı popülist bir söylem kullanıldığı düşünülmektedir. Sonuç olarak; Hürriyet, Sözcü ve Yeni Şafak gazetelerinin farklı ideolojileri sebebiyle kadına şiddet haberlerinin paylaşım oranında büyü

GazetelerHaberlerHürriyet gazetesi+7
Remzi Turgay Cömert
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk sinemasında kaymakam ve belediye başkanı temsili

Türkiye'de sinemanın gelişmeye başlaması Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun ilk yıllarına denk gelmektedir. Bu yüzden Türkiye Cumhuriyeti tarihi ile Türkiye sinema tarihinin kronolojik bir örtüşme içinde olduğu görülmektedir. "Türk Sinemasında kaymakam ve belediye başkanı temsili" adlı bu tez çalışmasında kaymakam ve belediye başkanlarının hangi kültürel değerlerle ve siyasi süreçlerle ilişkili olarak temsil edildiği incelenmektedir. İncelenen filmlerde kaymakam ve belediye başkanının, filmlerin çekildiği veya anlatıldığı dönemlerde toplumsal ve kültürel yapıyı nasıl temsil ettiği veya eleştirdiği, ideolojik, siyasal ve kültürel yapıyı nasıl meşrulaştırdığı veya reddettiği ele alınmaktadır. Tezde, filmler aracılığı ile ideolojik, siyasal ve kültürel sistemin kendini nasıl yeniden ürettiğinin ortaya çıkarılması amaçlanmaktadır. Ulus devlet kuruluş ideolojisinin yani batılılaşma, aydınlanma ve laiklik gibi ilkeleri bünyesinde toplayan Atatürkçülüğün filmlerde nasıl inşa edildiği ve sinemanın bu geleneği sürdürüp sürdürmediğinin tespiti, onay ve kopuş yaşanan dönem özelliklerinin incelenmesi bu çalışmanın amaçlarından biridir. Başrolde kaymakam ve belediye başkanı bulunan filmlerin tümü bu tezin evrenini oluşturmaktadır. Araştırma 'Temsil Teorisi' yöntemine göre yürütülmüştür. Filmler birer metin olarak değerlendirilmiş ve Stuart Hall'ün inşacı yaklaşımına göre, sinemanın kimlik, kültür ve anlam inşası süreçleri çözümlenmiştir. Nitel araştırma tekniklerinden biri olan içerik çözümlemesine göre yapılan analizler sonucunda kaymakam ve belediye başkanı filmlerinin öznel bir ürün olmaktan çok kültürel ve toplumsal olguların temsili olduğu sonucuna varılmıştır. Filmler, olayların yansıması olarak değil, sosyal konuları ve tarihi olayları şekillendirmekte ekonomik ya da materyal 'temel' kadar önemli, 'esas süreç' ve bir inşa olarak görülmektedir. Bu tezde incelenen kaymakam ve belediye başkanı filmleriyle, Türkiye'nin kuruluşuyla birlikte toplumsal hayatta var olan ve günümüzde de varlığını sürdüren çatışmalar ekseninde kurulmuş metaforik anlatıların süreç içinde değişimi izlenmiştir. Çalışma boyunca başrolü veya ağırlıklı rolü kaymakam ve belediye başkanı olan 24 film izlenmiş, filmlerin ortak yanları saptanmıştır. Büyük çoğunluğu komedi türünde olan filmlerin inceledikleri ortak çelişkiler, din sömürüsü, aydınlanma, merkezi idarenin halka uzaklığı, kalkınma, yoksulluk, yolsuzluk, feodalite ile mücadele gibi konulardan oluşmaktadır. Belediye başkanları ve kaymakamlar bu sorunlar karşısında konumlanmaktadır ve bu konumlanma ülkenin gerçek siyasal ve kültürel hayatına uygun düşmektedir.

Belediye başkanlarıFilmKaymakamlar+4
Selami İnce
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Moritanya'da görsel kültür; etnografik bir çalışma

"Moritanya'da Görsel Kültür; Etnografik Bir Çalışma", özellikle Moritanya Bidan toplumunda Görme ve Görsellik sorularını inceleyen disiplinler arası bir çalışmadır. Buradaki Vizyon ve Görsellik, basit terimlerle Bidan kültürünün çeşitli pratik, sembolik ve estetik yollar için gözlerini bilinçli ve bilinçsiz şekillerde kullanması olarak tanımlanmaktadır. Bu terimde, çalışma Bidan'ın gözlerini kullandığı belirli yollarla ilgili farklı problematikleri inceliyor; 1. Gözün diğer duyu organlarının kullanımına kıyasla kullanımı, ağız ve kulak konuşma ve dinleme organları olarak. 2. Sözlü / gerçek ve görselliğin merkeziliği veya marjinalliği. 3. Görünen / görünmeyen dünyalarla ilgili efsanevi inançlar. 4. Özellikle sosyal ve tarihsel bağlamlarda, gözden saklanma ve göz için sergileme ikilemi. 5. İkonik ve resimsel temsilin sorunsallaştırılması ve bu yasağın Bidan göçebelerinin kültürel bağlamında ele alınış biçimi. 6. Estetik ve estetik değerler sorunu. Metodolojik olarak, çalışma çok disiplinli branşlar tarafından bilgilendirilmektedir. Çalışma, insan kültür etkinliklerinin dinamiklerine odaklanan konusunu ve teorik araçlarını Kültür ve Görsel Çalışmalardan alıyor. Çalışmanın disiplinler arası doğası, çalışmada ortaya çıkan sorunsalın uygun tarihsel, sosyal ve antropolojik bağlamlarda doğru bir şekilde analiz edilmesi için diğer disiplin araçlarının kapısını açar. Bu şekilde çalışma, tamamlayıcı analitik araçlar olarak antropoloji, sosyal teori, sözlü gelenek, etnografya, edebiyat teorisi, dilbilim analizi, arkeoloji ve sanat tarihini kullanır. Bu araçlar, bu çalışmanın metodolojik çerçevesine uyan en iyi teorik araçta her problematiği doğru bir şekilde analiz etmek için dinamik bir şekilde kullanılır.

BidanEtnografyaGörsel kültür+2
El Haj El Haj
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal cinsiyet ekseninde alternatif bir anlatı: Şahsiyet örneği

Araştırmanın amacı, toplumsal cinsiyet bağlamında cinsiyet rollerini ve ne yazık ki günümüzde dahi yanlış bir kullanım sayılmayacak "kadın sorunu" kavramı çerçevesinde, medya temsilleri üzerinden incelemektir. Araştırma, toplumsal cinsiyet temsillerine bir yenilik getirdiği varsayılan, İnternet Televizyonu Draması "Şahsiyet" üzerinden bölüm bölüm söylem analizi yöntemiyle yapılmıştır. Analiz esnasında toplumsal cinsiyet çalışmaları, feminizm kuramları, erkeklik çalışmaları, psikanalitik kuram ve medya temsil araştırmalarından teorik olarak yararlanılmıştır. Şahsiyet'e dair, medyada alışılageldik toplumsal cinsiyet temsillerine alternatif bir yaklaşım benimsenmiştir. Dramadaki bazı değiniler, hem kadının hayatta 'sorunlu' varoluşunu hem de erkekliğe atfedilen üstün konumu eleştirmesi açısından, farklı medya temsillerinin mümkün olabileceğini göstermiştir. Gerbner'a göre (2014) Görsel içerik üreticilerinin iddiası, "izlenirliği arttırmak adına alışılageldik cinsiyet rollerine ve bilindik olay örgüsüne" bağlı kalmaktır. Şahsiyet, bu dinamiği sağlamadığı halde yüksek izlenme oranları elde etmiştir ve bu varsayımı geçersiz kılmıştır.

FeminizmHegemonik erkeklikKadın hakları+6
Yasemin Ereke
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Şöhretin üretimi ve izleyicinin hayatı üzerindeki etkileri

The concrete benefits, which the society and the individuals get from their participation and contribution to the celebrity culture, incite a spirit of curiosity. At its core this thesis explores the functions of the celebrity culture by examining the theories about celebrity culture's vital role for the society, the celebrity and the audience in the contemporary modern world and subsequently by conducting a case study on famous Turkish pop-music singer İrem Derici. In other words, this thesis aims to find out the uses of celebrity culture for the Turkish audience. Specifically, main interest of this study is exploring how the audience makes use of celebrity culture to fulfill their need to form their identities, to satisfy their need for attachment, to be motivated by the promise of social mobility and to fantasize about eventually becoming a celebrity.

CulturePopuler musicArtists+3
Ceren Gündoğdu
Galatasaray University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessEN

'Leyla ile Mecnun' hayranlığı: Facebook'taki işleyişi

With the innovations brought by internet technologies in the 21st century, great progress has been made in fan activities, fan works and fandom studies. Fans have become more visible and effective thanks to the opportunities provided by new media technologies. This study aims to reveal the journey of the "Leyla ile Mecnun" TV series fandom. In this context, the patterns and general motivations of L&M fan communities are explored within the framework of participatory culture. Secondly, the common causes and common cultural characteristics (meanings, jargon, activities, speaking style, etc.) that bring audiences together around fandom are explored within the theory of subculture. L&M fans maintain their existence around a common subculture in fan communities with a certain operating structure on Facebook. Three main zones are identified within fan groups: general group members, core group members, and administrators.The most important feature of this model, is the possibility of transitions between these specified zones. This situation allows new fans to have different roles, and to switch between zones with different levels of interactions, and also offers the administrators, who do not have the option to devote time to the group, the possibility of moving to the core group or the general group. This study is showing how a fandom lasts a long time with the opportunities offered by social media technologies and how to create civic power in fandoms as seen in the example of L&M fandom, which succeeded to rebroadcast the series that was cancelled years ago.

SequencesFacebookFan culture+4
Arzu Şahin
Galatasaray University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessFR

Türkiye`de internet gazeteciliği: Kurumsal yapı, işleyiş ve sorunlar

Tolga Çevikel
Galatasaray University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2003
00
Master'sOpen AccessFR

Demokrasi kültürü ve siyasal gündemin medyada sunumu: İmparatorluğun son döneminde Osmanlı Ermenileri: Bilimsel sorumluluk ve demokrasi (Eylül 2005) örnek olay çalışması

La presentation de la culture de la democratie et de l'actualite politique dans les medias: Les Armeniens Ottomans sous la derniere periode de l'empire la responsabilite scientifique et la democratie (Septembre 2005) étude de cas

Burcu Sabuncuoğlu
Galatasaray University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessFR

Türk sinemasında milliyetçi söylemin analizi

Our research will entail two main parts: In the first part, we will endeavor to explain the relationship between cinema and politics. Firstly, we will define the general characteristics of nationalism. And we make an elaborate study on the reflections of the role of cinema and the popular culture in the process of the reproduction of the nationalism. Then, from the different perceptions of the film we will examine the role of cinema in the process of construction of the nation-state.

Gözde Özbay
Galatasaray University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Postmodern gerçekliğn kadın dergilerinde temsili: Reklam fotoğrafları incelemesi

Teknolojik, kültürel ve ideolojik bir araç olan fotoğraf, keşfinden bu yana gerçeklik tartışmalarının merkezinde yer almış, tüketim toplumu içerisinde ise tüketicinin gerçekliğe ve nesneye dair bakış açısını dönüştüren, tüketim tercihleri ve yaşam biçimlerini etkileyen başat bir güç haline gelmiştir. Şimdiki zamanların muğlak ve tartışmalı nosyonlarından olan postmodern durum, gerçeklik kavramı ile kurduğu ilişki düşünüldüğü zaman veçhesini özellikle metinler arasılık, pastiş, kolaj, eklektik estetik, ironi özellikleri ile iletişim araçları ve reklam fotoğrafları üzerinden serimlemektedir. İncelenen fotoğraflarda postmodern gerçekliğe dair özellikleri barındıran reklam fotoğraflarının bu özellikleri nasıl taşıyıp ilettiği ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Tez içerisinde tüketim toplumunun etken öznesi olan kadınlar ve tükettikleri dergiler içerisinde yer alan reklam fotoğrafları incelenerek, fotoğrafın bu proses içerisindeki önemi, postmodern görsel kültür içerisinde gerçekliğin maruz kaldığı müdahale edimleri ve bu yaptırımlar sonucu metaya ait fiziksel gerçekliğin nasıl kırılmalara uğradığını ortaya koymak en önemli amaç olmuştur. Çalışma konusu olan fotoğraflar amaca yönelik örneklem yolu ile Türkiye'de en çok satan kadın dergileri ve dergilerin internet siteleri üzerinden seçilmiş; postmodern özellikler baz alınarak incelenmiştir. Kapitalist düzen ve tüketim kültürünün menfaatleri doğrultusunda şekillenen postmodern reklam fotoğraflarının incelenmesi sonucunda gerçeklik kavramının hem görüntüsel düzeyde hem de tüketici nezdinde inşa edilerek karşılığını bulduğu görülmüştür. Bu durum göstergebilimsel şematik analiz ve postmodern okuma yöntemi eşliğinde ortaya konmuştur.

DergilerFotoğrafGerçeklik+5
Aslı Erciyeş Tosun
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Covid- 19 salgınında sosyal medya kullanıma bağlı hikikomori riskinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, bireyin her türlü temastan uzak kalarak en az 6 ay ve daha uzun süreli çekilme semptomu olarak tanımlanan Hikikomori kavramının Covıd-19 salgın sürecinde gerçekleştirilen zorunlu izolasyon uygulaması ve artan sosyal medya kullanımı ile olan ilişkisini incelemektedir. Çalışmada, nicel araştırma yöntemlerinden anket ve nitel araştırma yöntemlerinden yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak karma bir yöntem benimsenmiştir. Nicel veri toplama yöntemi ile çalışmada, 1201 öğrenciden veri toplanmış ve elde edilen veriler normallik testi, faktör analizi, t testi, korelasyon analizi, geçerlilik ve güvenirlilik analizi, regresyon analizi gibi istatiksel terimlerle analiz edilmiştir. Nitel veri toplama yöntemi ile çalışmada 4 pskikolog, 4 sosyal medya uzmanı, 4 sağlık çalışanı olmak üzere toplam 12 uzman ile yarı yapılandırılmış görüşme gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonuçları, cinsiyet, yaş, Covıd-19 izolasyon durumu, Covıd-19' dan etkilenen biriyle temas nedeniyle izole olma ve Covıd-19 nedeniyle iş kaybı gibi faktörlerin Hikikomori semptomu ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Eğitim düzeyinin ise Hikikomori ile olumsuz bir ilişkisi olduğu belirlenmiştir. İzolasyon ve sosyal medya kullanımın Hikikomori riskini arttırdığı ve sosyal medya bağımlılığı ile anlamlı ve olumlu bir ilişkiye sahip olduğu saptanmıştır. Bu bulgular, pandemi sürecindeki sosyal ve psikolojik etkilerin anlaşılmasına ve uygun müdahalelerin geliştirilmesine katkı sağlamaktadır.Salgın dönemimde izolasyonun artması ve sosyal medya kullanımındaki artış, Hikikomori riskini artırabilecek faktörler arasında yer almaktadır. Bu nedenle, pandemi sürecinde bireylerin psikolojik sağlığını korumak için uygun müdahaleler geliştirilmelidir. Ayrıca, sosyal medya kullanımının dengeli bir şekilde yönetilmesi ve izolasyonun etkilerinin azaltılması için destek mekanizmaları ve sosyal izolasyon etkilerini azaltacak çözümlerin geliştirilmesi gerekmektedir

COVID 19HikikomoriSosyal medya+1
Aylin Kin
Gümüşhane University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Televizyon programlarında popüler kültür medya ürünlerinin temsili; "Çok Güzel Hareketler Bunlar 2" örneği

Yaşamın olağan akışı içerisinde bireylerin birbirlerini anlamasını kolaylaştıran iletişim olgusu aynı zamanda var olduğu toplumların kültürel izlerini taşımakta ve aktarmaktadır. Düşünce biçiminden sergilenen davranışlara kadar insanların iletişim biçimlerini şekillendiren kültür, içinde bulunduğu döneme göre kendini yenileyen bir yapıya sahiptir. Günümüzde ise kitle iletişim araçları kültürün hem topluma iletimini sağlamakta hem de yeniden üretilmesine imkân tanımaktadır. Kitle iletişim araçları arasında kullanıma girdiği ilk günden beri etkisini kaybetmeyen televizyonun, modern dünyanın kültürel imgelerinin aktarımını sağlamada önemli bir etkisi bulunmaktadır. Günümüzün önemli bilgi kaynaklarının başında gelen televizyon vasıtasıyla popüler kültür günlük hayatın akışında yer alarak olayları, bireyleri ve toplumsal şartların oluşumunu etkileyerek biçimlendirmektedir. Günlük yaşamın bir parçası olan popüler kültürün, televizyon kanallarının yayın akışını oluşturan programların, dizilerinin, reklamların, yarışmaların içerisinde yer aldığı ve zamanla içeriklerin, karakterlerin izleyicide karşılık bularak birer popüler kültür ürünü haline geldiği görülmektedir. Buradan hareketle ele alınan çalışmada örneklem olarak seçilen 'Çok Güzel Hareketler Bunlar 2' programında yer alan skeçlerde bu kültürün bir parçası haline gelmiş medya ürünlerinin başka bir medya içeriğinde nasıl işlendiği ve hangi yönden eleştirildiği incelenmiştir. Çalışmanın yöntemi olarak nitel içerik analizi seçilmiştir. Böylece popüler kültürün bir parçası olan medya ürünlerinin ele alındığı bu program içerisinde aktarılan karakter temsilleri, içerik, teknik, olay örgüsü ve izleyiciye sunumu bakımından getirilen eleştiriler ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Popüler Kültür, Televizyon, Medya Ürünü, Skeç, Çok Güzel Hareketler Bunlar 2

Özge Kesici
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kültür endüstrisi kuramı bağlamında Netflix dizilerinin içerik analizi

Bilişim ve iletişim teknolojilerinin gelişimi, dijital platformların gelişmesine olanak sağlamıştır. Dijital platformların yayıncılık anlayışına getirdiği yenilikler, kültürel kodlarla beraber izleyici alışkanlıklarını, dizi-film üretim süreçlerini ciddi ölçüde etkilemiştir. Bilişim teknolojilerinin hızlı bir şekilde gelişimi günlük hayat pratiklerinde dahi kendisini hissettirmektedir. Bu değişim eğlence aktivitesi olarak görülen geleneksel medya ürünlerinin yeni medyada da yer almasına sebebiyet vermiştir. Egemen güç olarak görülen televizyon, tahtını birden çok içerik imkanı sunan ve tercih edilebilirlik imkanı veren dijital dizi platformlarına kaptırmaktadır. Televizyonun kitle kültürü oluşumunda aldığı aktif rol, egemen görüşün yansıması olarak şekillenen eleştirel teori bugün yeni medya içeriklerinde de okumalar yapmamızı sağlayabilmektedir Bilişim teknolojilerinin 2000'li yıllardan itibaren hızla gelişimi küreselleşmeye bağlı olarak oluşkan kitle kültürün yayılma hızını had safhaya ulaştırmıştır Gelişen bilişim teknolojileriyle beraber, yeni medyanın içerisinde yer alan dijital dizi platformlarının barındırdığı kültürel kodlar Netflix özelinde incelenebilmektedir. Bu çalışmada Geleneksel medyanın tek taraflı iletişim tasarımından sıyrılan dijital medya izleyicisinin kültür endüstrisine nasıl maruz kaldığı Netflix'in Sex Education ve Modern Family dizileri üzerinden incelenmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Dijital Medya, Kültür Endüstrisi, Medya, Netflix, Televizyon,

DizilerKültürKültür endüstrisi+3
Cavit Karşal
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türk televizyon dizilerinde çocuk imgesi ve çocukluğun temsili

Televizyonda üretilen programların içeriği, hitap ettiği kitleye göre şekillendirilmekte, bu kitlenin hayatındaki gerçeklere dayanılarak hikâyesi oluşturulmaktadır. Aile hikâyelerini konu alan dizilerde, ailenin en küçük bireyi olan çocuklar da etkileyici karakter olarak kullanılmaktadır. Aile konulu Türk televizyon dizilerinde çocuk karakterlerin yer alması, özellikle yıldız çocuk oyuncularla birlikte çocuk karakterlerinin görünürlüğünün artması, dizilerde 'çocuk' kavramının nasıl temsil edildiği sorusunu ortaya çıkartmaktadır. Bu soru, televizyon dizilerinin daha geniş kitleye ve özellikle genel izleyiciyle birlikte çocuklara da hitap etmesinden dolayı önem arz etmektedir. Dolayısıyla Türkiye'de çocukluğun temsili ve çocuk imgesinin televizyon dizilerinde nasıl yansıtıldığı bu tezin konusunu oluşturmaktadır. Bu konu çerçevesinde; 2015-2020 yılları arasında yayınlanan üç dizi ve bu dizilerde yer alan dört çocuk karakteri örneklem olarak alınmıştır. Örneklemden yola çıkılarak; televizyon dizilerinin hangi çocuk imgelerini kullandığının, çocukluğu nasıl temsil ettiğinin ortaya konması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda; hangi çocuk imgeleri ve nasıl çocukluk sorularına cevap aranmıştır. Araştırma yapılırken nitel araştırma yöntemlerinden betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Örneklem olarak seçilen dizilerdeki çocuk karakterler birçok yönden inceleneceği için ulaşılan kodlar, kategoriler ve temalar betimsel analiz ile yorumlanmıştır.

DizilerGörsel imgeGörsel temsil+6
Seher Damla Köroğlu
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sinemada su arketipinin kullanımı: 2000 sonrası Japon korku sineması örneği

Dünyada yaşamın devam edebilmesi için birincil elementlerden olan suyun hayati önemi, onun mitoloji, din, edebiyat, psikoloji ve sinema gibi daha birçok alanda temsil olanağı bulmasına sebep olmuştur. Psikoloji disiplininin etkin isimlerinden Carl Gustav Jung'un kolektif hafızanın ürünü olarak belirttiği arketipleri, sinemada karakterin yolculuğuna uyarlanmış bu doğrultuda arketip kavramı hem iyi hem de kötü olabilecek durumların ifadesinde kullanılmıştır. Tür sınıflandırmasıyla birlikte ortaya çıkan ve en popüler türlerden biri olan korku sineması, gerilim ve dehşet atmosferi oluşturmak için kolektif hafızadaki arketiplerden sık sık yararlanmıştır. Bu çerçevede tezin amacı, sinemada su arketipinin kullanımını, kendine ait kolektif belleği kullanma özelliğine sahip Japon korku sineması üzerinden incelemektir. Öncelikle Carl Gustav Jung'un arketip kavramı üzerinde durulmuş ardından su arketipinin, mitoloji, din ve sinemada ne şekilde temsil edildiği irdelenmiştir. Kültür ve inanışlarını sinemaya eklemleyerek korku türünü kendine özgü şekilde yorumlayan Japon korku sinemasının üç örnek filmi, içerik analizi yöntemiyle incelenmiş, söz konusu filmlerde su arketipinin yıkıcı ve tehdit edici özelliklerinin yanı sıra ölüme kaynaklık eden mekân olma yönü araştırılmıştır.

ArketipJapon sinemasıJung, Carl Gustav+3
Tuğba Aydın
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Zülfü Livaneli filmlerinin auteur kuram ve transaksiyonel yaklaşımla analizi

Bu tezin amacı auteur kuramının esasları üzerinden çok yönlü, tanınmış bir sanatçı olan Zülfü Livaneli'nin senaryolarını yazdığı, müziklerini bestelediği ve yönetmenliğini yaptığı dört filmin eleştirisini yapmak ve transaksiyonel analist Stephen B. Karpman'ın psikoterapinin bir aracı hâline getirdiği Drama Üçgeni Teorisi'nden faydalanmak suretiyle bu filmler içinde öne çıkan karakter ilişkilerini analiz etmektir. Tezin kapsamına giren filmler sırasıyla Yer Demir Gök Bakır (1987), Sis (1988), Şahmaran (1993) ve Veda (2010)'dır. İlk bölümde tarihsel süreç içinde auteur kuramının doğuşuna zemin hazırlayan gelişmeler konu alınırken ikinci bölümde kuramın temelleri ve ilkeleri tanımlanmıştır. Ayrıca burada auteurizme yönelik eleştiriler de kısaca ele alınmış, Türkiye'de auteur sineması anlayışının gelişimi sorgulanmıştır. Üçüncü bölüm dramatik olayı yaratan 'iç dramatik aksiyon' olgusunu başka bir gözle değerlendirmeye ve anlamaya odaklanmıştır. Bu kısımda psikoanalitik bir kuram olan Transaksiyonel Analiz yöntemiyle edinilmiş bilgilerin ışığında bu kuramın bir uzantısı niteliğindeki Karpman Drama Üçgeni'nin film analizinde kullanımı konusunda bir önermede bulunulmuştur. Son bölümde ise önce Livaneli'nin auteurizmle ilişkisi irdelenmiş ardından da filmlerinin tek tek eleştirisine ve analizine geçilmiştir. Burada eleştiriler auteurist bir bakışla yapılırken her bir film içinden seçilen bazı önemli karakter ilişkileri ve karakterlerin ilişkiler içindeki fonksiyonel rol değişimleri Karpman'ın önerdiği drama modeli kullanılarak çözümlenmiştir.

Ege Kandemir
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal travmaların Yunan Yeni Dalga sinemasında mekân kullanımına etkisi

Sinemanın toplumsal olaylara duyarlı bir sanat formu haline gelmesi, dünya genelindeki sosyal, kültürel ve politik değişimlere tepki verme yeteneği ile yakından ilişkilidir. Sinema tarihinde, toplumu derinden etkileyen travmatik deneyimlere karşılık olarak kolektif üretimlerin ortaya çıktığı görülmektedir. Bu üretimler, çeşitli savaşlar, krizler ve toplumsal olaylardan etkilenerek "akımlar" şeklinde adlandırılmış ve çıktığı ülkeye göre isimlendirilmiştir. Bu bağlamda çalışmanın ana odak noktası, Yunan Yeni Dalga sineması olarak kabul edilen akımdır. Eleştirmenler tarafından 'Yunan Yeni Dalga' olarak adlandırılan bu akımın toplumsal travmalarla kurduğu ilişki, mekânsal perspektiften ele alınacaktır. Çalışmanın birinci bölümünde, toplumsal bellek ve travma kavramlarının açıklanması ve bu kavramların sinema ile ilişkilerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu açıklamalar, psikoloji ve sosyoloji kökenli araştırmalarla temellendirilmiştir. İkinci bölümde ise çalışmanın ana kavramlarından biri olan 'mekân' konusu incelenmiştir. Bu bölümde mekânın izleyici ve toplum ile ilişkisini, sinema ile kurduğu bağlantıyı araştıran kuramsal bir çerçeve oluşturulmuştur. Üçüncü bölümde ise toplumsal travmalar ve mekân bağlamında 'Köpek Dişi', 'Şiddet Güzeli', 'L' ve 'Şövalye' filmlerinin detaylı bir göstergebilimsel analizi yapılmıştır. Bu bölümde, toplumsal travmalar ve sinema akımları arasındaki ilişkinin aydınlatılması ve örneklendirilmesi amacıyla sinema akımlarına yer verilmiştir. Genç bir sinema akımı olarak kabul edilen Yunan Yeni Dalga sinemasının gelişimi ele alınarak, toplumsal travmalarla ilişkisi incelenmiş ve bu travmaların mekânsal olarak Yunan Yeni Dalga sinemasına nasıl etki ettiği seçilen filmler üzerinden açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Toplumsal Travma, Yunan Yeni Dalga, Mekan, Sinemada Akımlar.

Bellek mekanlarıKurgusal mekanToplumsal travma+1
Elif Aydın
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Derviş Zaim filmlerinin geleneksel sanatlarla ilişkisi

Gelenek, toplumların kendilerine özgü olan ve gelecek nesillere aktardıkları maddi ve manevi her şeyi içine alan bir olgudur. İçinden çıktığı toplumun kültürel özelliklerini yansıtan sanat yapıtları; aynı zamanda bu kültürel yapının ve geleneklerin kuşaktan kuşağa aktarılmasında da önemli bir rol üstlenmektedir. Bu anlamda geleneksel Türk sanatları; Türk toplumunun yaşayış biçimi, inanışları ve düşünsel yapıları hakkında bilgi verici ve aktarıcı bir özelliğe sahip olmaları sebebiyle günümüz için bir başvuru kaynağı konumundadır. Sanat yapıtının bir anlam yaratması veya sanatçının bir eser üretebilmesi için yalnızca ilgili sanat dalının bilinmesi ya da ona hâkim olunması, sanatçıyı sınırlandırabilmektedir. Bunun yanı sıra, içinde yaşadığı toplumun kültürünü ve geleneklerini de derinlemesine bilmesi; sanatçının, yaratım sürecinde bakış açısını zenginleştiren bir özellik olarak gösterilebilmektedir. Bu bağlamda Derviş Zaim'in, filmlerini oluştururken içinde yaşadığı toplumun geleneklerine dayanarak; özgün bir sinema dili yaratmayı amaçladığı söylenebilmektedir. Zaim, sinematografinin araçlarından ve imkanlarından yararlanmak suretiyle; geleneksel sanatların formları ile sinema arasında bir bağ kurmaya çalışmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Türk sinemasında özgün bir dil yaratma sürecinde geleneksel sanatlardan; minyatür, hat ve gölge oyununun felsefi ve biçimsel özelliklerini, Derviş Zaim'in Cenneti Beklerken (2006), Nokta (2008) ve Gölgeler ve Suretler (2010) filmlerinde nasıl ve ne şekilde kullanıldığını ortaya koymaktır. Bu doğrultuda, minyatür, hat ve gölge oyunu konularında literatür taramasına başvurulmuş, sinemanın Türkiye'de gelişim sürecine değinilmiş, Türk sinemasındaki sinema hareketleri irdelenmiş ve sinemanın sanat olma sürecinde sinematografinin etkisi üzerinde durulmuştur. Bu bağlamda Cenneti Beklerken, Nokta ve Gölgeler ve Suretler olmak üzere örneklem olarak seçilen üç filmde; Derviş Zaim'in, sinematografinin araçlarından; kamera, kurgu, ışık ve rengi kullanarak, geleneksel sanatlar arasında kurduğu bağ, betimsel içerik analizi yöntemi kullanılarak incelenmiştir.

El sanatlarıGeleneksel Türk sanatıSinema+3
Emir Kubat
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kısa film ile üslup inşası: Ahmet Uluçay sineması

Bu çalışmada, kısa film ve Ahmet Uluçay sineması bir bütün olarak ele alınmıştır. Çalışmanın temel amacı Ahmet Uluçay'ın kısa filmlerinden oluşan filmografisinin incelenmesi yoluyla kısa filmleriyle kendine has bir üslubu kurup kuramadığının ortaya çıkartılmasıdır. Bir alt amaç olarak ise kısa filmin bir tür olarak özelliklerinin ortaya konulması dünyada ve Türkiye'de kısa filmin seyrinin incelenmesiyle literatüre alternatif bir kaynak sunulması amaçlanmaktadır. Bu amaçlar doğrultusunda da Türkiye'de amatör bir tür ve uzun metraj öncesi ısınma sahası olarak görülen kısa filmin kendine has bir tür olduğu, yönetmenin sadece kısa film ile kendine has film dilini oluşturabileceğinin ortaya çıkartılması, bununla birlikte de var olan olumsuz kısa film algısının değiştirilmesi noktasında katkı sağlanması amaçlanmaktadır. Bu bağlamda, çalışmada öncelikle kısa film üzerine yapılan tanımlamalar literatür bazında tartışılmış ve bu tanımlamalar ışığında kısa filmin tüm özelliklerini kapsayan bir kısa film tanımı yapılmaya çalışılmıştır. Ardından kısa film alt türlere ayırılarak bu türlerin özellikleri ortaya konmuştur. Devamında kısa filmin dünyada ortaya çıkışı, gelişimi ve Türk kısa filmciliğinin seyri irdelenmiştir. Buna ek olarak Türkiye'de kısa filmin algılanış biçimi ve var olan algıların nedenleri açıklanmaya çalışılmıştır. Ardından gelen bölümde, film dilinin anlaşılabilmesi amacıyla Ahmet Uluçay'ın sinemasının oluşumunda biyografisi ve içinde bulunduğu toplumun yönetmenin üslubu üzerindeki etkileri incelenmiştir. Devamında ise yönetmenin filmleri yapısal anlatı çözümlemesi yapılarak tema, anlatı yapısı, karakter, zaman, mekân gibi kavramlar açısından incelenmiştir. Ardından göstergebilimsel analiz yöntemi kullanılarak filmlerin anlatım biçimleri ve anlam yapıları ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Bu çerçevede, filmler, sahne analizi yöntemiyle sinematografik unsurlar açısından incelenmiştir, çünkü bu unsurlar bir filmin temel yapıtaşlarını oluşturmakta ve aynı zamanda yönetmenin üslubunu ortaya koymaktadır. Bu kapsamda, çerçeveleme, kamera açıları, çekim ölçekleri, kamera hareketleri, kurgu, aydınlatma ve ses gibi özellikler incelenmiştir. Bu analizler sonucunda, filmlerin ortak özellikleri, farklılıkları ve yapıları ortaya konularak çalışmanın temel varsayımı araştırılmıştır. Buna göre, Uluçay'ın kısa filmleriyle kendine has bir üslubu inşa ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuçtan hareketle, sadece kısa film çeken bir yönetmenin kendi üslubunu oluşturabileceği sonucuna ulaşılmıştır.

Onur Erkin
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Beden ve zihin politikaları üzerinden 2000'li yıllarda engelli bireylerin Türk sinemasındaki temsilleri

Geçmiş, insanlık tarihini yansıtan bir ayna niteliğindedir. Aynaya bakıldığında yaşanan savaşların, doğal afetlerin vb. durumların beraberinde hem kazançlar hem de kayıplar getirdiği görülmektedir. Bireyler, bazen refaha ulaşırken kimi zaman da zorlaşan hayat ile mücadele etmek zorunda kalırlar. Bu mücadele içerisinde engelli bireyler daha fazla güçlük çekmektedirler. Hayat şartlarının yanında toplumun, iktidarın ve daha birçok etkenin baskıcı ideolojisi ve tavrı yer almaktadır. Öteki konumunda görülüp birtakım yaptırımlar ile karşı karşıya kalırlar. Engelli bireylerin öteki olarak yansıtılması noktasında medya da büyük bir etkiye sahiptir. Bununla birlikte, medyanın engelli bireyler ile ilgili olumsuz düşüncelerinin aktarımını sağlamasının yanında iyileştirici bir yönünün de olduğu unutulmamalıdır. Bu bağlamda büyük kitlelere ulaşabilme gücüne sahip sinema ise hem engelli bireyleri konu alan filmler hem de engelli bireylerin filmlerde oyuncu olarak yer almasıyla dikkat çekmektedir. Bu çalışmada da öncelikle toplumsal sapma ve engellilik durumuyla ile ilgili açıklamalara yer verilerek beden ve zihin politikaları tarihsel süreç dikkate alınarak incelenecektir. Beden politikaları ve zihin politikaları kapsamında bir değerlendirme yapılarak 2000'li yıllarda Türk Sinemasında engelli bireylerin nasıl yansıtıldığına bakılacaktır. Çalışmada, 2000'li yıllarda Türk Sinemasında engelli bireyleri konu alan filmler içerisinden "Benim Dünyam", "7.Koğuştaki Mucize", "Tamam mıyız?" ve "Şuursuz Aşk" filmleri seçilmiştir. Bu filmler üzerinden engelli bireylerin nasıl temsil edildiği içerik analiz yöntemi kullanılarak çözümlenir. Anahtar Kelimeler: Engelli birey, zihin politikaları, beden politikaları, toplum, sinema

Beden-zihin problemiEngelli kişilerEngellilik+3
Mizgin Kılıç
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de ağalık sisteminin sinemada temsili: Şener Şen filmleri örneği

Ağalık tarihsel süreç içinde Türkiye'nin önemli sosyal meselelerinden bir tanesi olmuştur. Sinemada 1960 yılı sonrasında temsilleri görülmeye başlanan ağalık sisteminin, güldürü ve melodram türleri içerisinde sıklıkla yer aldığı görülmektedir. Ağalık sistemine ve beraberindeki geleneksel yapıya büyük ölçüde olumsuz yaklaştığı tespit edilen sinemanın, ortaya koyduğu filmler üzerinden ağalık sistemi hakkında izleyicisine çeşitli mesajlar verdiği görülmektedir. Tez kapsamında ağalık sisteminin tarihsel arka planından ve otorite ile ilişkisinden bahsedilerek, ağalık yapısının zaman içerisinde geçirdiği değişimler ortaya konmuştur. Türk sinemasında 1960 yılı ve sonrasında toplumsal konulara temas edilmesi açısından önemli gelişmelerin yaşanmasından ve ağalık ile ilgili temsillerin de bu dönemden sonra görülmeye başlanmasından dolayı tezde sinemanın tarihsel süreci bu dönem baz alınarak ele alınmıştır. Türk sinemasında ağalık temsilinin ele alındığı çok sayıda film bulunmaktadır. Ancak bunların tamamını incelemek mümkün değildir. O nedenle toplum tarafından bilinen ve daha çok izleyiciye ulaştığı düşünülen Şener Şen'in, ağalık rolünde olduğu filmler tez kapsamında örneklem olarak seçilmiştir. İlgili filmler Türk sinemasında yer alan ağalık temsillerinin incelenmesi için yeterli örneklemi ve tezin sınırlılıklarını oluşturmaktadır. Tez kapsamında örneklem filmlerin çözümlenmesinde kullanılan yöntem betimseldir. Bunun yanında karşılaştırmalı analiz yapılarak çalışmanın evrenini oluşturan örneklem filmler kronolojik sırayla incelenmiş ve birbirleriyle karşılaştırılmıştır. Böylece filmlerde yer alan ağalık temsillerinin dönüşümü üzerinden çıkarımlarda bulunulmuştur. Bu sayede ağalık sisteminin Türk sinemasında temsil edilme biçimlerinin ortaya konulması ve bu temsiller üzerinden ağalık sistemi ile ilgili izleyicilere verilmek istenen çeşitli toplumsal mesajların çözümlenmesi amaçlanmıştır. Ağalık meselesi Türkiye'de toplumun, siyasetin ve ekonominin en önemli meselelerinden olmuştur. Bu nedenle ağalık üzerine tarih, siyaset ve sosyoloji gibi alanlarda oldukça fazla araştırma yapılmıştır. Ancak iletişim ve özelinde sinema alanlarında ağalık meselesinin filmlere yansıması hakkında yapılan çalışma sayısı oldukça sınırlı kalmıştır. Tezin önemini ve yapılma nedenini bu durum ortaya koymaktadır. Yeni araştırmalara kaynak olabileceği düşünülen bu tez ile filmlerde değişen ağalık rolleri üzerinden toplumsal dönüşümleri okumak mümkündür. Tezin sonu da bu vurguyu yapmaktadır.

Tamer Türkel
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Televizyon program türlerinin karşılaştırması: Esra Erol'da reality programı ve Kan Çiçekleri pembe dizisi örneğinde

Televizyon ekranı bizleri, içinde bulunduğumuz konumdan ve zamandan, gerçek ya da kurgu fark etmeksizin bambaşka bir dünyaya dâhil etmektedir. İzlediğimiz görüntüden, duyduğumuz seslere, hissettiğimiz duygudan kurduğumuz bağa kadar bizi etkisi altına alabilmektedir. Yıllar içerisinde geçirdiği dönüşümlerle izleyicisini kolaylıkla elde edebilmektedir. Böyle bir aracın elbette ki birçok barındırdığı içerik bulunmaktadır. Geçmişten günümüze popülerliği ile ilgiyle izlenen pembe diziler ve son dönemlerin en çok takip edilen reality programları bunlardan en önemlileridir. Zamanla medya ürünlerinin çoğalması ve çeşitlenmesiyle bu iki tür, sektörün çoğunlukla tercih edilen yapımları haline gelmiştir. Ancak türler arasındaki kesin ayrımlar, izleyicilerin dikkatini çekmek maksadıyla zamanla bulanıklaşmaya başlamıştır. Bu durum da günümüzde ilgiyle takip edilen reality programların, geçmişin güçlü türü pembe diziyle, iç içe geçmesine neden olmuştur. Bu husustan yola çıkarak çalışma, pembe diziler ve reality programlar arasındaki yapısal benzerlikleri ortaya koymayı konu edinmiştir. Pembe diziler ve reality programlar arasında hangi unsurların benzerlik taşıdığını ortaya çıkarmak amaçlanmıştır. Çalışmada Türk televizyon kanallarından ATV'de yayınlanan Esra Erol'da programı ile Kanal 7'de yayınlanan Kan Çiçekleri dizisi örneklem olarak seçilmiştir. Esra Erol'da programının 4 Ekim 2024 – 31 Ekim 2024 tarihleri ile Kan Çiçekleri' nin 5 Aralık 2022 – 30 Aralık 2022 tarihleri aralığında, her iki yapımdan 20'şer bölüm incelenmiştir. İncelemede anlatı çözümlemesi ve içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Analiz sonucunda reality program ve pembe dizi arasında dikkat çekici benzerlikler görülmüştür. Özellikle hikâye bakımından iki türün de paralel hikâyeler ve olay örgüleri barındırdığı ortaya çıkmıştır. Bu çalışma, pembe diziler ve reality programlar arasındaki çizginin yok olmak üzere olduğu tartışmalarına güncel ve kapsamlı veriler getirmesi açısından önem taşımaktadır.

Makbule Canan Akyüz
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sovyetler sonrası Rus sinemasında öne çıkan toplumsal sorunların Andrey Zvyagintsev filmografisindeki temsilleri

Sinema, 19. yüzyılın sonlarında icat edilmesiyle birlikte hızla yayılmış ve ilerleyen yıllarda yeni bir sanat dalı olarak kabul görmüştür. Geniş kitleleri etkileme ve yönlendirme gibi işlevlere sahip olduğu tespit edilen sinema, kimi dönemler sanat kimliğinden uzaklaşmıştır. Sinemanın kuramsal gelişimine önemli katkılar yapan Sovyetler Birliği, sinemayı önemli bir propaganda aracı olarak görmüştür. Sovyetlerde sinema; devletin ideolojisini yaymakla görevlendirilmiş ve film içeriklerinin de devletin sinema politikasına uygun olması amaçlamıştır. Sovyetlerin dağılmasından sonra kurulan en büyük devletlerden biri olan Rusya'daki; siyasi, toplumsal ve ekonomik değişimler Rus sinemasını doğrudan etkilemiştir. SSCB sonrası Rusya'da sosyal hayatı etkileyen hızlı reform hareketleri gerçekleştirilmiştir. Akabinde ise; ekonomik sorunlar, yoksulluk, suç oranlarının artması, bürokrasinin bozulması ve aileleri etkileyen belirgin toplumsal sorunlar ortaya çıkmış, var olan sorunlar ise artmıştır. Bu çalışmada; Rus sinemasında söz konusu toplumsal sorunların Andrey Zvyagintsev filmografisinde nasıl temsil edildiğinin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Zvyagintsev'in filmleri mizansen analizi ve sosyolojik film analizi yöntemleriyle birlikte incelenmiştir. Bu çalışmada; Rus sinemasında toplumsal duyar taşıyan ve dramaturgi yönüyle farklar oluşturan çeşitli Rus filmlerine de yer verilmiştir. SSCB sonrası Rus sinemasında; Andrey Zvyagintsev'in tüm filmografisini Rus toplumunda karşılığı olan belirli toplumsal sorunlar üzerine inşa ettiği sonucuna varılmıştır.

Bayram Küçük
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kısa filmde anlatı yapısı: Richard Raskin modeli

Bu çalışma, kısa filmlerin anlatı yapısını incelemek amacıyla Richard Raskin'in geliştirdiği yedi parametreli kısa film anlatı modelini temel alan bir çözümleme yöntemi önermektedir. Çalışmanın temel amacı, farklı tür ve biçimlerde üretilmiş kısa filmler üzerinden söz konusu modelin işlevselliğini ve sınırlılıklarını ortaya koymaktır. Raskin'in modeli, odak karakter-karakter etkileşimi, nedensellik-seçim, tutarlılık-sürpriz, görüntü-ses, karakter-nesne/dekor, sadelik-derinlik ve ekonomi-bütünlük gibi temel anlatı ilkeleri arasındaki dengeyi gözeterek kısa filmin yapısal bileşenlerini sistematik biçimde görünür kılmaktadır. Bu yönüyle model, uzun metrajlı filmler için geliştirilmiş geleneksel anlatı kuramlarının kısa film çözümlemelerinde yetersiz kaldığı noktaları tespit etmede özgün bir paradigma sunmakta, aynı zamanda "iyi" bir kısa filmin taşıması gereken ortak nitelikler üzerine kuramsal bir tartışma zemini yaratmaktadır. Araştırmada, Oscar ve Cannes gibi uluslararası prestije sahip iki festivalde "En İyi Kısa Film" ödülü kazanmış, farklı coğrafya, dönem, tür ve sürelerde üretilmiş sekiz kurmaca kısa film niteliksel içerik analizi yöntemiyle incelenmektedir. Analiz sonuçları, klasik dramatik yapıya sahip filmlerin Raskin modeline yüksek düzeyde uyum sağladığını, deneysel ve şiirsel anlatılarda ise bazı parametrelerin örtük veya esnek biçimde temsil edildiğini göstermektedir. Özellikle Oscar ödüllü kısa filmlerin net dramatik çizgiler ve belirgin kırılma anlarıyla modele daha çok uyum gösterdiği, Cannes'da ödüllendirilen filmlerin ise biçimsel deneyler, parçalı yapı ve çoklu anlam katmanlarıyla modelin yeniden yorumlanmasını gerektirdiği tespit edilmiştir. Ayrıca film süresi, modelin uygulanabilirliği açısından belirleyici bir değişken olarak öne çıkmaktadır. Ortalama 6-15 dakika aralığındaki filmler, tüm parametreleri dengeli biçimde yansıtırken, çok kısa veya 20 dakikayı aşan filmlerde bazı unsurların zayıfladığı görülmüştür. Bu bulgu, kısa film anlatısında yapısal bütünlüğün yalnızca içerikle değil, süre ile de doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, Raskin modeli kısa film analizlerinde bütüncül ve sistematik bir çerçeve sunmakta, anlatı yapısını biçimsel ve işlevsel düzeyde görünür kılmaktadır. Ancak modelin, özellikle deneysel ve temsile dayalı kısa filmler karşısında esnek biçimde uygulanması, gerektiğinde parametrelerin yeniden yorumlanması ve türsel çeşitliliğe uyum sağlayacak şekilde genişletilmesi önem arz etmektedir. Bu yönüyle çalışma, kısa film dramaturjisine ilişkin analitik ve kuramsal bir katkı sunmaktadır.

Gazi Ozan Eskici
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00