Erzurum Technical University
Discipline

Biomedical Engineering

Erzurum Technical University

386

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Renk değişimi tabanlı nanobiyosensörlerin üretimi

Günümüzde sanayi ve tarımsal faaliyetlerin hızla gelişmesiyle birlikte çevresel atıkların birikimi de artmaktadır. İnsan popülasyonundaki artış, çeşitli kimyasal ve ilaçların kullanımın artması çevrede ağır metal birikimine neden olmaktadır. Ağır metaller çevre ve canlı yaşamı üzerinde olumsuz etkilere sahiptir ve besin zinciri yoluyla insan vücudunda kolayca birikerek toksik etkilere neden olurlar. Su, hava, toprak ortamlarında birikerek canlı sistemini tehdit eden ağır metal iyonları arasında en önemli toksik etki cıvaya aittir. Hg2+ iyonu, suda çözünürlüğünün yüksek olması nedeniyle su kirliliğine neden olur. Deniz mahsulleri tüketimi ile insan vücudunda kolayca birikebilir ve insan sağlığını tehdit eder. Ağır metallerin toksik etkilerinden dolayı ekolojik ve biyolojik numunelerde tespit edilerek, seviyelerinin belirlenmesi önemlidir. Ağır metal tespiti geleneksel olarak cihaz tabanlı yöntemler ile gerçekleştirilmektedir. Bu yöntemler istenilen metali hassas ve seçici bir şekilde tespit edebilmektedir ancak bu yöntemlerin pahalı, portatif olmaması, zaman alıcı olmaları ve eğitimli personel gerektirmesi gibi sebepleri nedeniyle hızlı ve kolay yeni yöntemlere ihtiyaç doğmuştur. Biyosensörler çeşitli uygulamalarda kullanılan, analit tespitini ve hastalık durumlarının izlenmesini kolaylaştıran sistemlerdir. Bu nedenle, çoğu konuda olduğu gibi ağır metal tespiti için de popüler olan yeni bir tespit yöntemidir. Bu tez çalışmasındaki amacımız, cıva iyonlarını tespit edebilen bir nanosensör sistemi üretmektir. Gümüş ve altın nanoparçacıkların sahip oldukları geniş renk skalası, araştırmacıların kolorimetrik sensör üretmesine olanak sağlar. Gümüş ve altın nanoparçacık yüzeyleri sitrat, sistin ve sistein yüzey grupları ile modifiye edilerek ağır metallere tepkileri incelendi. Etkileşimden kaynaklanan renk değişimleri hem çıplak gözle hem de UV-Visible Spektrofotometre ile gözlemlendi. Bu sonuçlardan elde edilen kalibrasyon eğrisine göre test edilen konsantrasyonlarda nanoparçacığın doğrusal bir yanıt verdiği (y = 0,00005x + 0.01394, R² = 0,98249) gözlemlendi. LOD ve LOQ değerleri sırasıyla 14,4 nM ve 43,2 nM olarak hesaplandı. Nanosensör sistemi gerçek sistemler üzerinde test edildi ve elde edilen geri kazanım değerleri çeşme suyu için %106, göl suyu için %121,5, endüstriyel atık suyu için %112 ve deniz suyu için %98 olarak hesaplandı. Tüm sonuçlar sentezlenen CA-AgNP'nin Hg2+ iyonuna spesifik olarak yanıt verdiğini ve gerçek örneklerde Hg2+ iyonunu tespit edebileceğini göstermektedir.

Gümüş nanopartiküller
Şeyma Göner
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Grafen katkılı nanolif üretimi ve uygulamaları

Son yıllarda nanomalzemelere olan ilgi oldukça artmış ve bu tür malzemelerin kullanılmasıyla üstün özelliklere sahip yapıların elde edilmesi amaçlanmıştır. Grafen sağladığı avantajlı özellikleri sayesinde nanomalzemelerin başında gelmektedir. Nanolif uygulamaları ise hem üretim yöntemi hem de kullanım kolaylığı ile pek çok uygulama alanlarında tercih edilmektedir. Bu tür malzemelerin kullanılması günümüzde pek çok alanda olmakla birlikte özellikle biyomedikal uygulamalarda mevcut birçok problemin üstesinden gelmeye yardımcı olmuştur. Günümüzde kablosuz sensörler, implante edilebilir ya da giyilebilir elektronik cihazlardaki hızlı gelişmelerle birlikte uzun ömürlü güç kaynaklarına ihtiyaç artmaktadır. Bu tez çalışmasında, vücut hareketlerini kullanarak mekanik enerjiyi elektrik enerjisine çeviren kendiliğinden enerji eldesi sağlayan piezoelektrik nanojeneratör (PENG) tasarlanmıştır. PENG yapısında piezoelektrik polimer olarak PVDF (Poliviniliden Diflorür) polimeri kullanılmış ve bu polimere Baryum titanat (BaTiO3) nanoparçacığı ve farklı oranlarda indirgenmiş grafen oksit (rGO) katkılanarak katkısız ve katkılı nanokompozit nanolifler elde edilmiştir. BaTiO3 ve rGO katkısı PENG'in piezoelektrik ve dielektrik özelliklerini geliştirmektedir. Elde edilen nanokompozit liflerin yapısal karakterizasyon ve elektriksel karakterizasyon ölçümleri yapılarak katkı oranları karşılaştırılmıştır. Ayrıca iletken elektrot olarak PANI-rGO-PVA nanolif elektrodu üretimi gerçekleştirilmiştir. Böylece biyomedikal alanda giyilebilir elektronik cihazlara harici güç kaynağına ihtiyaç duymadan sürekli enerji sağlamayı amaçlayan bir çalışma olarak esnek PENG tasarımı için gerekli olan malzemelerin üretim parametreleri ve özellikleri araştırılmıştır.

BiyomalzemelerElektrik enerjisiNanobiyoteknoloji+2
Çiğdem Yener
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Fototermal terapide kullanılmak üzere perovskite nanoparçacıkları ve grafen kompozit yapıların sentezi, karakterizasyonu ve fototermal özelliklerinin incelenmesi

Kanser, kardiyovasküler hastalıklardan sonra dünyada ikinci önde gelen ölüm nedeni olan küresel bir sağlık sorunudur ve hücre büyümesini ve bölünme düzenlemesini etkileyen genetik hasardan kaynaklanır. Mevcut tedavi yöntemlerinin, kanser hücrelerine özgü olmaması, birçok olumsuz yan etkilerinin bulunması ve ilaç direncinin ortaya çıkması gibi çeşitli sınırlamaları bulunmaktadır. Kanserin beraberinde getirdiği zorluklardan ve mevcut tedavi yöntemlerinin kısıtlamalarına karşın fototermal terapi kanserle mücadelede ümit vadeden bir seçenek olarak ön plana çıkmaktadır. Fototermal terapi, ışık emiliminden üretilen ısıyı kullanarak kanser hücrelerini yok etmeyi amaçlayan bir kanser tedavi yöntemdir. Bu yöntemde nanomateryaller, tedavinin etkinliğini arttırmak ve daha iyi terapötik sonuçlar elde etmek için fototermal tedavinin diğer tedavi yöntemleriyle birleştirildiği sinerjistik yaklaşımlar gibi kombine tedavileri mümkün kılmak için kullanılmaktadır. Bu tez çalışmasında LaFeO3, LaCoO3 ve LaMnO3 perovskite nanoparçacıkları ve iki boyutlu grafen oksit (GO) ve indirgenmiş grafen oksit (rGO) nanomalzemeleri sentezlenmiş ve perovskite grafen kompozit nanoyapıları oluşturularak bu yapıların fototermal etkinlikleri araştırılmıştır. Bu doğrultuda sentezlenen nanoparçacıkların karakterizasyonu için XRD, SEM, Raman Spektroskopisi ve Fototermal Etkinlik Ölçümleri yapılmıştır. Bu çalışma, nanomalzemelerin benzersiz özelliklerinden faydalanarak, fototermal tedavinin terapötik etkinliğini artırmayı ve bu nanomalzemelerin gelişmiş kanser tedavi yöntemlerindeki potansiyellerinin ortaya konulması amaçlanmıştır

FototerapiGrafenNanomateryaller+1
Sinem Çiçek
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kağıt tabanlı kolorimetrik biyosensörlerin üretimi

Küresel sanayi devrimi ağır metallerin çevreye yayılımını hızlandırmaktadır. Bitkisel gıdaların tüketilmesi, güvenli olmayan suların içilmesi ve ağır metallerle kirlenmiş havanın insan sağlığı üzerinde uzun vadeli etkileri vardır. Ağır metallerin varlığı ve doğadan uzaklaştırılması, onların kalıcı çevresel kirleticiler olarak görülmesine neden olmaktadır. Yayılmalarını önlemek ve kirlilik seviyesini gözlemlemek için sahada tespit imkanı sağlayan düşük maliyetli, taşınabilir biyosensör sistemlerinin geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu tezde sitrat kaplı altın ve gümüş nanoparçacıklar kolorimetrik sensör potansiyellerini araştırmak için ısıya dayalı ve ısıya dayalı olmayan teknikler kullanılarak hazırlandı. Sentezlenen nanoparçacıklar çeşitli ağır metallere karşı değerlendirildi ve yanıt veren metaller gözlendi. Altın ve gümüş nanoparçacıklar yüzey plazmon rezonans (LSPR) özellikleri sayesinde diğer parçacık türlerine kıyasla kolorimetrik sensörler için büyük adaydır. Çekirdek boyutu 7 nanometre olan küresel şekle sahip sitrat kaplı gümüş nanoparçacıklar ısıtmalı ve ısıtmasız olarak sentezlendi. Gümüş nanoparçacıklar farklı metal iyonlarıyla kolorimetrik olarak test edildi. Kolorimetrik olarak gözlenen değişiklikler UV-Vis absorpsiyon spektrumlarında incelendi. Her üç gümüş nanoparçacık Cr3+ iyonlarına karşı yüksek özgüllük gösterdi; ancak duyarlılıkları sentez için kullanılan yönteme bağlı olarak farklılık göstermektedir. Sahada kullanılabilecek taşınabilir bir sistem oluşturmak amacıyla çevre dostu ve ucuz sensör elde etmek için kağıt kullanıldı. Nanoparçacıklar piezoelektrik yazıcı kafasına sahip mürekkep püskürtmeli yazıcı kullanılarak kağıda basıldı. Sensör sistemi içme ve deniz suyu örneklerinde uygulandı. Ölçümler 1 ml gerçek örnek içine 20 µM Cr3+ iyonu eklenerek yapıldı. Ekleme öncesi ve ekleme sonrası değerler hesaplanarak yüzdesel olarak geri alım değerleri elde edildi. İçme suyu için yüzdesel olarak 106.3184 ± 2.378161, deniz suyu için ise 90.97246 ± 1.453167 bulundu. Bu çalışmada sıcaklığın nanoparçacıkların dispersiyon kinetiklerini, görünümlerini ve metal iyonlarıyla etkileşimini nasıl etkilediğinin karşılaştırmalı incelemesi sunulmaktadır.

Gümüş nanopartiküller
Sıla Gizem Alhan
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Elektrocerrahi için GaN tabanlı yüksek frekanslı bir inverter tasarımı

Bu çalışmada, elektrocerrahide kullanılmak üzere GaN tabanlı yüksek frekanslı bir DE sınıfı rezonans inverter tasarımı sunulmaktadır. Hem rezonans yapısı nedeniyle, dönüştürücü geniş aralıklı gerilim regülasyonu için uygun hem de GaN elemanlarının kullanılmasıyla yüksek verimlilik ve yüksek güç yoğunluğu sağlamaktadır. Elektrocerrahinin üç farklı kesim modu (saf kesim, karışık kesim, koagülasyon) için çalışma frekansı 500 kHz seçilmiştir. Önerilen DE sınıfı rezonans inverter için yapılan teknik analiz ve simülasyon sonucu bir deney düzeneği tasarlanmış ve laboratuvar ortamında uygulanmıştır. Belirli bir yük aralığında verim performansı incelenmiştir. Son olarak bu üç farklı kesim modu gerçek bir doku yükü üzerinde değerlendirilmiştir.

Hale Tarınç
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Dezenfeksiyon ve dekontaminasyon için akıllı etkinlik kontrol sistemi

Bu çalışma, sağlık ve hijyen standartlarının giderek arttığı günümüzde enfeksiyonların yayılımının önlenmesinde kritik bir rol oynayan dezenfektanların elektriksel özelliklerinin analizini amaçlamaktadır. Çeşitli dezenfektanların içerdikleri elektrolit bileşenlerinin elektriksel özelliklerine olan etkilerini değerlendirmek, sıcaklık gibi faktörlerin de rolünü anlamak temel amaçtır. Çalışma, Ohm yasasına dayalı bir yaklaşım kullanarak ve mikrodenetleyici tabanlı bir yöntemle dezenfektanların elektriksel özelliklerini analiz etmiştir. Elektriksel dirençlerin ohm cinsinden ölçülmesi işlemi, sabit elektriksel akım uygulanan bir sensör üzerine etki eden dezenfektanların oluşturdukları elektrik potansiyelinin mikrodenetleyici tarafından ölçülerek gerçekleştirilmiştir. Sıcaklık ölçümleri için Sensirion AG™ SHT30 sıcaklık ve nem sensörü kullanılırken, direnç ölçümleri için özel bir sensör tasarlanmış ve Proteus™ yazılımıyla üretilmiştir. Elde edilen veriler Arduino™ Uno R3 mikrodenetleyici platformu ve MATLAB™ yazılımı ile analiz edilmiştir. Çalışma, 6 farklı dezenfektandan alınan numuneler üzerinde 1000 tekrarlı direnç ve sıcaklık ölçümleri gerçekleştirilmiştir. Veri analizi için Anova Testi ve Student's T-Test kullanılmış, hatalı verilerin etkisini en aza indirmek için hareketli ortalama alma yöntemi tercih edilmiştir. Elde edilen bulgular, dezenfektanların elektriksel özelliklerinin anlaşılmasında önemli bir adım olup, bu bilgi dezenfektanların pratik uygulamalarında ve hijyen standartlarının geliştirilmesinde kullanılabilir.

DekontaminasyonDezenfeksiyonDezenfektanlar+1
Fatih Taşcıoglu
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İlaç taşıma sistemlerinde kullanılmak üzere grafen katkılı nanokompozit üretimi

İlaç taşıma sistemleri, hedefe yönlendirilebilme, yan etkileri azaltma gibi avantajlarından dolayı son yıllarda üzerinde sıklıkla çalışılan bir konu haline gelmiştir. Özellikle grafen türevi (grafen oksit, indirgenmiş grafen oksit, v.b.) ve bazı manyetik nanomalzemeler ilaç taşıma kapasitesi, yüksek yüzey hacim oranı, hedefe yönlendirme kolaylığı, biyouyumlu olmaları gibi çeşitli özellikleriyle ilaç taşıma sistemleri uygulamalarında tercih edilmektedir. Bu tez çalışmasında grafen oksit, LaFeO3 perovskit nanoparçacıkları ve MgFe2O4 manyetik nanoparçacıklardan oluşan kompozit bir yapı oluşturulmuş, ilaç taşıma sistemi platformu olarak kullanılabilirliği incelenmiştir. Grafen oksit üretiminde Hummer's yöntemi, perovskit ve manyetik nanoparçacıkların üretiminde ise Sol-jel yöntemi kullanılmıştır. Üretilen malzemeler belirli oranlarda karıştırılarak kompozit yapı elde edilmiş ve hem yapısal hem de manyetik özellikleri incelenmiştir. Elde edilen bulgular, üretilen kompozit malzemelerin ilaç taşıma sistemlerinde kullanımının gelecek için ümit verici potansiyeli olduğunu desteklemektedir.

Manyetik nanopartiküllerİlaç dağıtım sistemleri
Hatice Dilay Yazıcı
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kemik doku iskeleleri için biyoaktif cam esaslı nanokompozit malzemelerin geliştirilmesi ve karakterizasyonu

Canlılar, yaşam döngülerinin belirli evrelerinde hastalıklar, kazalar ve yaşlanmanın etkisiyle bazı doku ve organlarında işlev kaybı yaşamaya başlar. Bu sorunlar beraberinde iskelet sisteminde oluşan sıkıntıları da getirmektedir Kemiklerde oluşan çatlaklar, kırıklar veya uzuvların tamamen kaybedilmesine kadar gidebilen ciddi sağlık sorunları bu problemlerden bazılarıdır. Bu sıkıntıların giderilmesinde biyomalzemeler ve doku mühendisliği uygulamaları büyük rol oynamaktadır. Kullanılan biyomalzemeler hasarlı dokuya destek sağlayacak şekilde hazırlanabildiği gibi hasarlı dokunun yerini alıp dokunun bulunduğu bölgede tedaviyi başlatabilecek özelliklere de sahip olabilmektedir. Bu tez çalışmasında kemik doku mühendisliği ve hasarlı kemik dokularının tedavisinde kullanılan biyoaktif camlar sol-jel yöntemi kullanılarak sentezlenmiştir. Çalışmada katkı malzemeleri olarak doğal bir silika kaynağı olan diatomları içeren tortul bir kayaç türü olan diatomit ve alumina nanopartikülleri kullanılmıştır. Üretilen toz numunelerin karakterizasyonları yapılmış, ardından bu numunelerle polimer sünger kopyalama yöntemi kullanılarak kemik doku iskeleleri üretilmiştir. Doku iskelelerine L929 hücre hattı kullanılarak biyouyumluluk ve yapay vücut sıvısı (SBF) kullanılarak biyoaktivite analizleri yapılmış, yüzey morfolojileri Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) ile incelenmiştir. 30 gün süreyle SBF içerisinde bekletilen doku iskelerinin hepsinin yüzeyinde apatit oluşumu gözlenmiştir olup buna ek olarak diatomit ile katkılanmış numunelerde apatit oluşma hızının ve yoğunluğunun daha fazla olduğu tespit edilmiştir. SBF'de bekletilmiş olan tüm numunelerin Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektroskopisi (FT-IR) sonuçlarında apatit oluşumuna karakteristik olan 550-600 cm-1 bandı ve X Işını Difraksiyon (XRD) sonuçlarında 26° ile 32°'de apatitleşmeye özgü pikler gözlenmiştir. L929 hücre hattı ile yapılan kültür ve sitotoksisite çalışmaları sonucunda malzeme morfolojisinin hücre tutunmasını destekleyici bir yapıda olduğu gözlenmiş ve malzemelerde uygulama esnasında negatif etkiye sebep olacak ciddi bir toksik etkiye rastlanmadığı görülmüştür. Çalışmada hazırlanan malzemeler kemik doku mühendisliği uygulamalarında kullanılacak malzemelerden beklenen özellikleri fazlasıyla göstermiş olup biyoaktif cama yapılan katkılar ile malzeme özelliklerinin arttırılmış olmasıyla tezin amacına uygun nanokompozit malzemeler üretilmiştir.

Biyoaktif camlarBiyomalzemelerDoku iskeleleri+1
Buğra Sökmen
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Derin beyin stimülasyonu için verimli bir kablosuz güç transfer sistemi tasarımı

İmplante edilebilir aktif tıbbi cihazlara güvenilir enerji sağlanması, Derin Beyin Stimülasyonu (DBS) sistemleri gibi biyomedikal uygulamalarda önemlidir. Geleneksel DBS cihazları, sıklıkla cerrahi müdahaleler gerektiren pillerle çalışmakta, bu durum enfeksiyon riski, hasta rahatsızlığı gibi sorunları beraberinde getirmektedir. Tez kapsamında, bu sorunların önüne geçmek amacıyla DBS cihazlarına kablosuz güç aktarım (KGT) sisteminin doğrudan kranial implantasyonu önerilmiştir. Bu yaklaşım sayesinde boyundan geçen kablolara gerek duyulmaz ve daha küçük piller kullanılabilir. Bu sayede hasta konforu artırılarak farklı enfeksiyon riskleri minimize edilebilir. Ayrıca, ameliyathane yoğunluklarının azaltılmasıyla ülke ekonomisi açısından uzun vadeli ekonomik faydalar da sağlanabilir. Tezde, doğrudan kranial implantasyon için tasarlanan son yıllarda literatürde çalışılan yeni bir DBS cihazı ve bu cihaza uygun hibrit topolojiye sahip bir KGT sistemi geliştirilerek analitik analizi sunulmuştur. Çalışma, geleneksel iki bobinli LCC-C ve dört bobinli LCC-C-C-C topolojisine odaklanmıştır. Bu kapsamda ANSYS ortamında 3D sonlu elemanlar yöntemi ile spiral bobinler modellenmiş, LCC-C ve LCC-C-C-C devre tasarımları analiz edilmiştir. Doku ortamında elde edilen deneysel güç aktarım verimliliği sonuçlarına göre, FR4 üzerine tasarlanan iki bobinli sistem 5mm mesafede %6,8 verimlilik sunarken, dört bobinli sistem %25 verimlilik elde etmiştir. Ayrıca 5mm dikey mesafede 5mm yatay kayma durumunda, iki bobinli sistemin verimliliği %4,41'e düşerken, dört bobinli sistem %16,9'da kalmıştır. Alıcı taraftan elde edilen AC gerilim DC'ye dönüştürülerek 1S LiPo pil, CC-CV modunda şarj edilmiştir. Temel dalga şekillerini üreten DBS prototipi tasarlanmış ve stimülasyon sinyallerinin parametrelerini kontrol etmek için bir mobil uygulama geliştirilmiştir. Bluetooth, kontrol ve stimülasyon devresi aktif durumdayken batarya üzerinden ⁓7 mA akım çekilmiştir. Klinik uygulanabilirlik açısından yapılan SAR analizi, 0,415 W/kg seviyesinde güvenli sonuçlar göstermiştir.

Biyomedikal mühendisliğiDerin beyin stimülasyonuGüç elektroniği
Kemal Şahin
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Avokado (Persea Americana) bitkisi kabuğu ekstraktından yeşil sentez ile elde edilengümüş nanoparçacıkların biyomedikal uygulamalarda incelenmesi

Gümüş nanoparçacıkların (AgNP) biyomedikal uygulamalarda kullanılabilirliği, onların fizikokimyasal özelliklerine, biyouyumluluğuna ve biyolojik sistemlerdeki etkinliğine bağlıdır. Fonksiyonel ve biyolojik olarak uyumlu AgNP'lerin yeşil sentezinde birçok bitki çeşidi ve kısımları kullanılmasına rağmen avokado kabuğunun indirgeyici ajan olarak oldukça az kullanımı dikkat çekmektedir. Bu çalışmada, doğada atık olarak bulunan avokado kabuğunun değerlendirilmesi için çevre dostu, ekonomik ve kolay bir sentez yöntemi kullanılarak 12.0±2.0 nm boyutuna sahip AgNP sentezi yapıldı. Gümüş nanoparçacıkların yüzey plazmon rezonans (LSPR) özellikleri sayesinde kolorimetrik sensör sisteminde algılayacı olarak kullanılarak ağır metal iyonları ile olan etkileşimleri incelendi. Etkileşimler sonucu sistemin Hg2+ iyonuna spesifik olarak yanıt verdiği görüldü ve oluşan renk değişimleri hem çıplak gözle hem de UV-Görünür bölge spektrofotometre ile gözlemlendi. Sisteme ait LOD ve LOQ değerleri sırasıyla 0,27 μM ve 0,81 μM olarak hesaplandı. Kolorimetrik sensör sistemi, gerçek sistemler üzerinde test edildi ve elde edilen geri kazanım değerleri atık suda %83,75, içme suyunda %97,5, deniz suyunda ve çeşme suyunda %103,75 olarak hesaplandı. Kolorimetrik özelliğinin yanı sıra, sentezlenen AgNP'nin antibakteriyel etkisi ve antikanser özellikleri incelendi. Gram pozitif; Staphylococcus aureus ve gram negatif; Escherichia coli bakterileri kullanılarak antibakteriyel özelliği incelendi. Disk difüzyon yöntemi ile farklı AgNP konsantrasyon derişimlerine karşılık zon oluşumlarına bakıldı ve elde edilen sonuçlar Staphylococcus aureus için, 1,5-11 mm; Escherichia coli için 1-9 mm olarak gözlemlendi. AgNP'nin antikanser uygulamalarda kullanılabilirliği için Beas-2B (normal akciğer bronşiyal epitelyal hattı) ve N417 (küçük hücreli akciğer kanseri hattı) hücre hatları üzerinde sitotoksisite testi (MTT) yapıldı. AgNP çözücü kombinasyonları ve konsantrasyon değişimlerine göre hücre proliferasyonu ve sağ kalım (IC50) değerleri hesaplandı. AgNP-PBS, AgNP-Besiyeri, AgNP-BSA kombinasyonları varlığında Beas-2B hücrelerinde IC50 değerleri sırasıyla 224,6 ppm, 146,7 ppm, 201,3 ppm; N417 hücrelerinde ise 246,7 ppm, 290,7 ppm, 7,460e-061 ppm (belirsiz) olarak bulundu. Elde edilen sonuçlar avokado kabuğu ekstraktı ile sentezlenen AgNP'lerin potansiyel biyolojik özellikleri ve düşük konsantrasyonlarda bile etkili olması ile hastalıkların teşhisi ve tedavisi için umut vermektedir.

Antibakteriyel aktiviteGümüş nanopartiküllerSitotoksisite+1
Melike Karadeniz
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Biyolojik tehditlere karşı koruyucu maske ve UV dekontaminasyon kutusu tasarımı

İnsanlık tarihinde biyolojik tehditlere karşı mücadele, insan varoluşunun başlangıcından beri devam eden bir süreçtir. Biyolojik salgınlar, insan topluluklarının yaşam biçimlerinde dönüştürücü etkilere sahip olmuşlardır. Pandemiler boyunca, bireyler enfeksiyonlara karşı korunmak amacıyla kişisel koruyucu ekipman (KKE) kullanımına başvurmuşlardır. Özellikle maskeler, pandemi dönemlerinde yalnızca salgın kaynaklı enfeksiyonlardan korunmada değil, aynı zamanda diğer akciğer enfeksiyonlarından da koruma sağlamaktadır. Ancak, KKE ürünlerinin önemli bir kısmı, geri dönüşümü zor olan petrol bazlı plastiklerden üretilmektedir. Sağlık sektöründe kullanılan plastik ürünlerin büyük bir bölümü, enfekte atık oluşturduğu için geri dönüştürülememekte ve bu durum çevresel kirliliğin artmasına neden olmaktadır. Cerrahi maskelerin tek kullanımlık yapısı, çevresel ve ekonomik açıdan sorunlar teşkil etmekle birlikte, ergonomik yapısının iyileştirilmesi gerektiği de bilinmektedir. Uzun süreli kullanımlarda cerrahi maskelerin koruyucu özelliğinin azaldığına dair raporlar bulunmaktadır. Bu çalışma, maske ipliği seçiminde gümüş ipliklerin antibakteriyel etkisi ve kahve kömürü ipliğin koku giderici özelliklerini araştırmaktadır. Ayrıca, UV-C ışığının biyosidal özelliğinden yararlanarak maske kutusunun dekontaminasyon özelliğinin sağlanması incelenmektedir. Tekrar kullanılabilir maske konseptinin araştırılmasında, kullanıcıların maskeleri daha konforlu, uzun süreli ve sağlıklı bir şekilde kullanmaları; kullanım sonrasında maskelerinin dekontaminasyonunu kolayca gerçekleştirebilmeleri üzerinde durulmuştur. Bu bağlamda, tıbbi maskelerin koruyuculuğunu artırma, kullanım ergonomisini iyileştirme ve bu yolla kullanıcıların uzun süreli kullanımlarda rahatsızlık duymadan daha yüksek koruma sağlaması, bulaş riskini minimuma indirgeyerek çevresel kirliliği tetikleyen enfekte atık miktarında azalma sağlama hedeflenmektedir.

Antimikrobiyal ajanlarDekontaminasyonEpdemi+3
Mustafa Köse
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Salvia chrysophylla'nın insan karaciğer hücre hattında (HEPG2) sitotoksik ve apoptotik etkilerinin araştırılması

Karaciğer kanseri çeşitli doku özelliklerine sahip malign tümörlerden oluşmaktadır. Mutajenlere maruz kalınması, beslenme alışkanlıkları, viral enfeksiyonlar gibi çevresel etkiler somatik hücrelerdeki bozukluklara ve tümör oluşumuna neden olmaktadır. Hepatosellüler karsinom (HCC), en yaygın görülen karaciğer kanserini oluşturmaktadır. Salvia chrysophylla, Türkiye'de endemik olarak bulunan bir Salvia türüdür. Salvia türleri ikincil metabolitleri sentezlemektedir ve bu bileşikler karsinojeneze engel olan anti-kanser ve virüs enfeksiyonlarını engelleyen anti-viral özelliklere sahiptir. Bu çalışmada, Salvia chyrsophylla ekstresinin sitotoksik ve apoptotik etkinlikleri insan karaciğer kanseri hücre hattı (HepG2) kullanılarak araştırılmıştır. S. chrysophylla ekstresinin HepG2 hücreleri üzerinde EC25 ve EC50 dozları (0,28 mg/ml ve 1,3 mg/ml) belirlendi. Total RNA izole edebilmek için belirlenen dozlar hücrelere uygulandı. Total RNA'lar izole edildi ve BAX, P53, CASP3 ve BCL-2 genlerinin mRNA ekspresyon seviyeleri analiz edildi. S. chrysophylla bitki ekstresinde Bax geninin mRNA ekspresyon düzeylerinde 0,28 mg/ml dozunda 5,59 kat artma görülürken; 1,3 mg/ml dozunda 4 kat artma görüldü. P53 geni için mRNA ekspresyon düzeyleri analiz edildiğinde 0,28 mg/ml dozunda 5,46 kat artış görülüyorken, 1,3 mg/ml dozunda ise 4,71 kat artış görüldü. Casp3 geni için 0,28 mg/ml dozunda mRNA ekspresyon analizinde etkisi görülmedi ama 1,3 mg/ml dozunda 3,39 kat artış görüldü. Son olarak Bcl-2 geni için 0,28 mg/ml dozunda mRNA düzeyinde etkisi görülmedi ama 1,3 mg/ml dozunda 3,94 kat azalış görüldü. Apoptoz tayini için S. chrysophylla ekstresinin EC25 ve EC50 dozları altı oyuklu plakadaki hücrelere uygulandı. Apoptotik süreç Annexin V-FITC Apoptosis Assay Kit ile ölçüldü. EC25 dozu uygulanan hücrelerin %50'si canlı, %44'ü apoptotik olarak izlenirken; EC50 dozunda ise %13'ü canlı ve %77'si apoptotik hücre olarak izlendi. Sonuçlarımıza göre S. chrysophylla bitki ekstresi, HepG2 hücrelerindeki nispeten sitotoksik ve apoptotik aktiviteleri nedeniyle kanser tedavisinde faydalı olabileceğini söyleyebiliriz. İlerleyen süreçte hayvan deneyleri ile S. chrysophylla bitki ekstresinin apoptotik etki mekanziması daha detaylı sonuçlar ile ortaya konulabilir.

Rahimenur Arslan
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kudret narı (Momordica charantia)'nın in vitro yara iyileşme sürecine etkisinin incelenmesi

Yaralar, bazı travmalar neticesinde ya da çeşitli ajanların hasarı sonucu oluşan doku, organ veya organizmaların olağan durumunu yitirmesidir. Yaraların iyileşme aşaması ise, birçok sistemi barındıran hücresel, biyokimyasal ve fizyolojik olayların rol aldığı biyolojik bir süreçtir. Biyolojik süreçlerde çok sayıda biyolojik ajan ve sistem görev alır. İyileşme sürecinde bozulan yaralı bölgenin eski haline en yakın şekilde geri dönmesi ve sürecin hızlı gerçekleşmesi önemlidir. Sürece Momordica charantia ekstresi etki edebilir. Ürün genellikle tropikal bölgelerde yerel halk tarafından yara iyileşmesi de dahil olmak üzere çok sayıda hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır. Bu çalışmada M. charantia bitki ekstresinin yara iyileşme sürecine etkisi fare fibroblast hücre hattı (3T3-L1) kullanılarak araştırılmıştır. Bileşiğin 3T3-L1 hücre hattı üzerinde EC25 ve EC50 dozları sırasıyla 1,43 mg/ml ve 3,82 mg/ml olarak belirlendi. Belirlenen dozlarda M. charantia bitki ekstresi hücrelere uygulandı ve hücrelerden total RNA'lar izole edildi. Her gen için qRT-PCR analizi gerçekleştirildi. Bileşiğin KGF-1, COL1 ve EGFR ekspresyon seviyesi üzerindeki etkisinin analizi gerçekleştirildi. Bu genlerden EGFR için M. charantia bitki ekstresinde mRNA ekspresyon düzeylerinde EC25 (1,43 mg/ml) dozunda 5,32 kat artma görülürken, EC50 (3,82 mg/ml) dozunda 7,15 kat artma görüldü. Yara iyileşmesi ile ilgili bir diğer gen olan KGF-1 için M. charantia bitki ekstresinde mRNA ekspresyon düzeyleri analiz edildiğinde EC25 (1,43 mg/ml) dozunda 1,75 kat artış görüldü. Analizlerin devamında ise KGF-1 geni için EC50 (3,82 mg/ml) dozunda 3,09 kat artış görüldü. Bir diğer gen olan COL-1 için yapılan analizlerde EC25 (1,43 mg/ml) dozunda 1,89 kat artış görüldü. Aynı gen için EC50 (3,82 mg/ml) dozunda 5,22 kat artış görüldü. Hücre migrasyonu için çizik yara tahlili yapılarak, yara alanlarındaki yüzdesel değişimler analiz edildi. Elde edilen verilerle 3T3-L1 hücre hattı ile gerçekleştirilen çalışmalar neticesinde M. charantia bitki ekstresinin yara iyileşmesine katkı sağlayabileceğini söyleyebiliriz. İlerleyen süreçte hayvan deneyi çalışmaları ile M. charantia bitki ekstresinin yara iyileşmesi ile ilgili işleyiş mekanizması daha net sonuçlar ile ortaya konulabilir.

Ramazan Oğuzhan Naldöven
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Derin öğrenmeli konvolüsyonel sinir ağları (deep learnıng convolutıonal neural network) kullanarak fotoğraftan trizomi 21(down sendromu) tespiti

Down sendromu kromozomal bir bozukluktur, kişinin fiziksel görünümü etkilemektedir. Down Sendromunun teşhisi, kesin sonuç veren pahalıgenetik testlerin uygulanması ile gerçekleştirilmektedir. Bu nedenle uzmanlar, daha basit ve ekonomik olan fenotipteki fiziksel görünüm değişimlerini kullanarak teşhis koymaktadırlar. Bu çalışmanın amacı, fenotip değişimlerini kullanarak, fotoğraftan down sendromlu kişileri tespit edecek, yapay zekaya dayalı bir sınıflandırma ve karar destek sistemi oluşturmaktır. Çalışmada downlu kişilerle normal kişilerin fotoğraflarının s ı n ı flandırılması, Matlab-Alexnet yazılımı ilederin ö ğ renme yöntemi (CNN) kullanılarak yapılmıştır. Fotoğraf verisetleri internetten açık kaynak lisanslama ile elde edilmiştir. Resimlere gürültü eklenerek de performans testleri gerçekleştirilmiştir. Sonuçlar incelendiğinde, hem e ğ itim, hem de performans analizi süreçlerinde, tasarlanan sistemin büyük oranda(%85-90 oranında) başarılı oluğu görülmüştür.

Akıllı sistemler
Hatice Kılınç
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of the performance of a pulsatile flow micromixer coupled with ICEO

In this study, the characteristics of two miscible liquids are investigated under pulsatile flow conditions along a microchannel with certain obstruction width numerically. The types of fluid are defined as Newtonian, power-law, and Carreau. Although micromixing capability can be enhanced using pulsation and obstruction, induced-charge electro-osmosis (ICEO) is needed for acceptable mixing efficiencies at desired time and length. The ICEO electrode is defined on the top side of obstructtion. Mixing indexes are plotted concerning the magnitude of external potential difference, width and length of the obstruction and frequency of pulsatile flow. Streamlines and concentration maps are presented for various magnitude of external potentials. Mixing performances during the last period of pulsatile flow are plotted according to the width and length of ICEO electrode for each external potential difference, as well. The effects of pulsation frequency on average mixing indexes are demonstrated for various obstruction widths. It is observed that mixing performance is increased with the external potential difference due to strong ICEO vortices. However, this situation is not evident, when an obstruction is present. The extended length of ICEO electrode significantly diminishes time-dependent variations in mixing indexes. Mixing index is increased using pulsation frequency until the frequency of f=1Hz and then decreased. When the obstruction width increases, higher mixing indexes are obtained for smaller frequency values compared to f=1Hz. As a result, mixing indexes of 99% and 94% are successfully obtained using correct parameter combinations for Newtonian and non-Newtonian fluids, respectively.

Mehmet Melih Tatlısöz
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessEN

Development of text synthesis software utilizing EEG signals

The brain-computer interface is one of the critical values that brings opportunities to understand human-computer interaction within a more direct approach. In Human Brain, there are discovered, and undiscovered mysteries exist. An electroencephalogram (EEG) is a type of signal that shows the numerical values electrical activity of the brain. One of the essential EEG standards that discovered in BCI systems is the P300 signal. Wearable BCI headsets technologies are growing day by day. Many wearable EEG headset technologies provide to discover human brain mysteries. OpenBCI is one of the low-cost EEG headsets that allows measuring EEG signals. Day by day, artificial intelligence is taking place in human life. There are many new methods, and Technologies are developed to make people's life easier. Artificial intelligence methodologies play a vital role during the development of BCI applications. The aim of this thesis, predicting mouse cursor movements of the computer via artificial intelligence methods using electroencephalogram signals which are provided by OpenBCI wearable headset.

İbrahim Sefa Özyeşil
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İleri zamanlı kan glikoz değeri tahmini

Diyabet alanında yeni bir teknoloji olan sürekli glikoz izleme (CGM) cihazının kullanılmaya başlanmasıyla artan glikoz düzeyi ölçüm verileri, ileri zamanlı kan glikoz değeri tahmininde yapay zeka yöntemlerinin uygulanmasını hızlandırmıştır. İleri zamanlı kan glikoz değeri tahmini yani kandaki glikoz değerlerinin, belirli bir süre öncesinden tahmin edilmesi; diyabet hastalarının kandaki glikoz düzeylerini daha iyi yönetebilmesini, uygulanan yanlış tedavilerle ve hipoglisemi hiperglisemi gibi istenmeyen durumlarla ilgili erken uyarılar alabilmesini sağlar. Yapılan çalışmada; insülin ve alınan karbonhidrat verilerinin glikoz değeri üzerindeki etkisini modelleyen yeni bir fizyolojik model tasarlanmıştır. Yeni tasarlanan fizyolojik modeldeki çeşitli parametrelerin optimizasyonu yapılarak elde edilen kişiselleştirilmiş parametre değerlerine bağlı olarak oluşturulan plazma insülin konsantrasyonu ve glikoz emilim oranı verileri, geçmiş CGM verileri ile birlikte yapay sinir ağı ve uzun kısa süreli bellek ağında kullanılarak 30 ve 60 dakikalık tahmin ufkunda kişiselleştirilmiş kan glikoz değeri tahmini yapılmıştır. CGM verisi üzerindeki filtreleme işlemlerine ve kullanılan yönteme göre 4 ayrı model oluşturulmuştur ve bu modellerin sonuçları karşılaştırılarak sunulmuştur. CGM verisi üzerindeki filtreleme işlemlerinin tahmin performansını düşürdüğü, kişiye özgü parametrelerle hesaplanan verilerin tahmin performansını arttırdığı, bu problem için; işlem süresi kısa ve karmaşıklığı az olan yapay sinir ağı yönteminin, uzun kısa süreli bellek yönteminden daha iyi sonuçlar verdiği açıkça gösterilmiştir.

Asiye Şahin
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sporcunun kalp atım hızının ölçülmesi ve küresel konum belirleme (GPS) sistemi ile hız performansının gerçek zamanlı tespiti

Sporcularda, antrenman veya müsabaka (yarış) sırasında hareket kaynaklı anlık olarak çeşitli fizyolojik ve kinematik değişiklikler meydana gelmektedir. Bu değişikliklerin izlenmesi, sporcuların sağlığının korunması ve performans takiplerinin bilimsel verilere dayandırılması amacıyla çeşitli sporcu takip sistemleri geliştirilmektedir. Fizyolojik olarak kalp atım hızı sporcunun çalışma yoğunluğunu (iç yüklenme) tahmin etmeye yarayan en önemli parametredir. Performans ve dış yüklenme verilerinin takibi içinde çeşitli giyilebilir donanımlar geliştirilmektedir. Yapılan çalışmada hem fizyolojik hem kinematik verilerin elde edilmesi için bir göğüs kemeri ve GPS/GNSS sistemi kullanılmıştır. Diğer çalışmalardan farklı olarak, RTK yani "Gerçek Zamanlı Kinematik" yöntemi kullanılarak santimetre doğruluğunda GPS/GNSS verileri elde edilmiştir. Bu yöntem bir GPS/GNSS alıcısının düzeltme verilerini alacak şekilde yapılandırılması, diğer alıcının ise hem düzeltme verileri hem de uydulardan gelen bilgileri alacak şekilde yapılandırılması prensibine dayanmaktadır. Bu çalışmada oluşturulan sistemle doğruluk seviyesi 2.5 santimetre seviyelerine kadar ulaşmıştır. Bu çalışmanın yeniliklerinden birisi de yeni bir haberleşme protokolü olan ESP-NOW protokolünün kullanılmasıdır. Sporcunun üzerindeki ESP32 ile toplanan kalp atım hızı bilgisi ve hassas GPS/GNSS verileri, saha/oyun alanı dışında bulunacak antrenöre ESP-NOW kablosuz haberleşme protokolü ile aktarılmıştır.

Ömer Muhsin Dündar
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Pnömatik yapay kasların rehabilitasyon amaçlı kullanımı için kontrol sistemi tasarımı

Pnömatik yapay kaslar (PYK), yüksek kuvvet/ağırlık oranı, bakım kolaylığı, düşük maliyet, esnek yapı gibi pek çok avantaja sahip aktüatörlerdir. Bunların yanı sıra insan kasına benzer çalışma yapısı sayesinde rehabilitasyon cihazları için özellikle uygun görülmektedir. Ancak pnömatik yapay kasların, sahip oldukları doğrusal olmayan özelliklerinden dolayı kontrol edilmesi oldukça zordur. Bu tez çalışmasında, pnömatik yapay kasın kullanımını kısıtlayan nonlineer kontrol problemini çözmek için kontrol sistemi incelemesi ve tasarımı yapılmıştır. PID, bulanık PID ve kayan kip kontrolü yöntemleri esas alınarak pnömatik yapay kasın rehabilitasyon amaçlı performansına göre tasarımlar yapılmıştır. Bu çalışmanın literatürden temel farkı, yaygın olarak kullanılan oransal valfler ve basınç regülatörler yerine, daha ekonomik olan ve pnömatik yapay kasın uyumlu çalışmasına imkân veren aç/kapa valfler için kontrol sistemleri tasarlanmasıdır. Tasarımlar PYK kontrol test düzeneğinde yer alan ve aç/kapa valfleri ile çalıştırılan pnömatik yapay kaslar üzerinde deneysel olarak değerlendirilmiştir. Deneysel sonuçlara göre, modelden bağımsız Sugeno tipi kombine bulanık PID kontrolörü, pnömatik yapay kasların (PYK) rehabilitasyon amaçlı kullanımı için basit ve etkili bir çözüm olarak en başarılı performansı vermiştir.

Elif Tuğba Bağlar
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Prosopagnozi hastaları için yüz tanıma özellikli bir tedavi ve destek sistemi tasarımı

Prosopagnozi (yüz körlüğü) dünya üzerinde çok seyrek görülen bir hastalık olmasına rağmen hastaların yüzleri tanıyamaması sebebiyle dramatik sonuçlar doğurur. Hastalar doğuştan veya travma sonucu oluşan bir lezyon nedeniyle yüzleri ayırt edemezler. Bu çalışma beynin plastisite özelliğinden faydalanır. Plastisite beynin yeni uyaranlar aracılığıyla nöronal bağlantılarının yeniden yapılandırılması anlamına gelir. Beyin yeni uyaranlar aracılığıyla sahip olduğu nöronal bağlantıları yeniden yapılandırabilir. Bu yeni uyaran türü beyinde plastisiteye neden olur ve sinyaller yeni oluşan bağlantılar aracılığıyla çalışmayan beyin bölgelerine ulaşır. Bu çalışmada prosopagnozi hastalarının yüzleri tanıyabilmesi için tedavi ve destek amaçlı, yüz tanıma özelliğine sahip bir sistem tasarlanmış ve bu sistemin tedavi amacıyla kullanılabilmesi için iki ayrı yöntem önerilmiştir. Tasarlanan sistemin ürettiği sinyaller hastaya yüksek maliyetli stimülatörlerin yerine baskı devre üzerinde gerçeklenmiş bir stimülatör devresiyle ve anot katot vazifesini yerine getiren elektrotlar ile derileri üzerinden gönderilmiştir

Muhammed Ballı
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Derin öğrenme yöntemi ile yüzeyel EMG işaretlerini sınıflandırarak dirsek eklemi için pozisyon kestirimi

Kasların hareket bilgisini barındıran yüzeyel elektromiyografi (sEMG) işaretlerinin sınıflandırılması, rehabilitasyon amaçlı sistemlerde doğala yakın bir çalışma düzeni elde etmede kullanılmaktadır. Bu tez çalışmasında, üst ekstremite biceps ve triceps kaslarının sEMG sinyalleri, bir Derin Öğrenme yöntemi olan Uzun Kısa Vadeli Bellek (LSTM) yapay sinir ağı ile sınıflandırılarak dirsek eklem açısı tahmini yapılmıştır. LSTM modeli sEMG işaretinin değişken ortalama değerini ve kılıf tepe değerini kullanarak iyi bir doğruluk elde etmiş, başarılı ve etkin bir şekilde dirsek eklemi açı tahmini yapmıştır. Sonuçlar, işaretin özniteliklerini kullanan Çok Katmanlı Algılayıcı'nın (MLP) dirsek eklem açı tahmini ile kıyaslanmıştır. Tasarlanan LSTM modeli, hesaplama açısından daha etkin bir şekilde, MLP kadar yüksek doğruluk elde ederek dirsek eklemi açı tahmini yapabileceğini göstermiştir.

Aybike Pirol
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

TSMC 180nm CMOS teknolojisinde özgün bir düşük gerilim pıng-pong-pang enstrumantasyon yükselteci tasarımı

Biyomedikal uygulamalarda kullanılmak için tasarlanan estrumantasyon yükselteci tasarımlarında ön plana çıkan detaylar yükseltecin düşük giriş gürültüsüne ve düşük giriş ofset gerilimine sahip olmasıdır. Günümüzde bu gereksinimleri sağlamak için çeşitli gürültü ve ofset azaltıcı (kesme, sıfırlama) teknikler kullanılmaktadır. Bu tez çalışmasında, bu yöntemlerden bazılarını tek bir yükselteçte birleştirerek daha iyi bir performansta yükselteç tasarımı yapmak amaçlanmıştır. Tasarıma başlamadan önce simülasyon sonuçları ile teorik sonuçların birbirine yakın olması amacıyla ACM parametre çıkarım yöntemi kullanılarak Mosfetin önemli tasarım parametreleri çıkartılmıştır ve yükselteç tasarımında bu parametreler kullanılmıştır. Gürültü ve ofset azaltıcı yöntemler kullanılarak Ping-Pong-Pang akım geri dönüşlü yükselteç (CFIA) tasarımı yapılmış olup, simülasyon sonuçları ile tasarımın etkinliği ve doğruluğu kanıtlanmıştır.

Hilal Başak Ekici
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Cilt kanseri teşhisi için fpga üzerinde destek vektör makinesi tabanlı sınıflayıcı gerçekleştirilmesi

Dünya çapında her sene görülen melanom cilt kanseri vakası yüz otuz binleri aşmaktadır. Özellikle beyaz ırkın yaşadığı bölgelerde bu rakam çok dramatik artış gösterebilmektedir. Dünya sağlık örgütüne göre cilt kanseri her sene altmış beş binden fazla insanın kaybına sebep olabilmektedir. Uzmanlar erken teşhis ve müdahalenin hayat kurtarıcı olabileceğinin altını çizmektedirler. Bu nedenle cilt kanserinin teşhisini hızlandıracak otomatik veya yarı otomatik, makine öğrenimi tabanlı donanım mimarisinin önem arz etmekte olduğu ileri sürülebilir. Bu tez çalışmasında patolojinin tanılanmasını hızlandırarak yaygınlaştırabilecek bağımsız bir donanımın geliştirilmesi amaçlanmıştır. Buna göre FPGA teknolojisi kullanılmış, makine öğrenimi teknikleri uygulanarak hedeflenen tanılama yeteneğinin donanıma kazandırılması sağlanmıştır. Sonuçlar geliştirilen platformun bilgisayardan bağımsız olarak yüksek isabet yüzdesi ile kötücül olabilecek cilt lezyonlarını tanılayabildiğini göstermektedir.

Şebnem Cengizler
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Taşınabilir potansiyostat tasarımı ve gerçekleştirilmesi

Bir biyolojik veya kimyasal madde veya olayın incelenmesinde ve onun üzerindeki değişimlerin algılanmasında sensörler kullanılmaktadır. Bir biyosensör, içerisinde bulunduğu ortamdaki analitin miktarını veya çeşidini bir elektrik sinyaline dönüştürür. Bunun sayesinde ortamdaki biyolojik malzeme kantitatif ve kalitatif olarak incelenebilir. Biyosensörler dönüştürücü yapısına göre, optik, ağırlık tabanlı ve elektrokimyasal olmak üzere 3 farklı sınıfa ayrılmaktadır. Bir elektrokimyasal biyosensör yapısı ise, elektrokimyasal hücre ve potansiyostattan oluşmaktadır. Bu tezde, elektrokimyasal ölçümlerde kullanılmak üzere, taşınabilir, kablosuz ve düşük maliyetli, voltametrik ve amperometrik ölçümler yapabilen bir potansiyostat tasarımı yapılmış ve bu tasarım gerçekleştirilmiştir. Bu potansiyostatta mikrodenetleyici olarak ESP32 kullanılmıştır. Diğer donanım elemanları ise mikrodenetleyici üzerinden beslenebilmesi sayesinde taşınabilirlik sağlanmıştır. Ayrıca kullanılan mikrodenetleyicide bulunan Bluetooth protokolüyle kablosuz haberleşme sağlanmıştır. Kullanıcı arayüzü ise Microsoft Visual Studio ile tasarlanmıştır. Daha sonra gerçekleştirilen bu potansiyostat bir dummy-cell devresiyle kalibre edilmiştir. Kalibre edilen potansiyostat kullanılarak, amperometrik ölçüm testi için glikoz ve voltametrik ölçüm testi için askorbik asit ölçüm deneyleri yapılmıştır. Yapılan bu deneyler sonucunda, glikoz ve askorbik asit kantitatif deneylerindeki regresyon oranı sırasıyla %88 ve %89 olarak bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Potansiyostat, ESP32, elektrokimyasal sensör, taşınabilir

Elektrokimyasal sensörlerMikrodenetleyicilerPotentiostat
Ahmet Faruk Ürün
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Glukoz konsantrasyonu ölçümü için bir elektrokimyasal biyosensör tasarımı ve modellenmesi

Biyokimyasal olayların incelenmesinde ve oluşan değişimlerin algılanmasında biyosensörler yaygın olarak kullanılmaktadırlar. Bir biyosensör biyoaktif tabaka, sinyal iletici sistem, kaydedici olmak üzere üç temel bileşenden oluşmaktadır. Biyosensörler yüksek duyarlılıklı, hızlı, basit ve ucuz cihazlardır. Biyosensörlerin tasarımında enzimler, biyomateryaller, dokular kullanılabilmektedir. Enzimler protein yapısında olup tepkimeleri belirli koşullarda gerçekleştiren biyokatalizörlerdir ve tepkimenin hızlanmasına sebep olurlar. Bu çalışmada glukozun enzim bağımlı oksidasyon ve redüksiyon tepkimelerini incelemiştir. Bu amaçla bir mikro kanal yüzeyine bir elektrot yerleştirilmiştir. Elektrot üzerinde oluşan redoks tepkimeleri sonucu akım değişimleri çevrimsel voltametri ile izlenmiştir. Mikrokanala entegre biyosensörün tasarımı ve sonlu elemanlar analizi için Comsol Multiphysics v3.5a kullanılmıştır. Matematiksel modelleme öncelikli olarak mikrokanal boyunca sıvı akışı olmadan gerçekleştirilmiştir. Sonrasında mikrokanal girişine laminer akış koşulları altında bir sıvı girişi tanımlanarak analizler yapılmıştır. Bu çalışmada laminer akış varlığında çevrimsel voltametriden elde edilen maksimum akımın yükseldiği gözlemlenmiştir. Simülasyonlar, sıvı akış hız şiddetinin arttırılmasının biyosensörün etkinliğinin arttırdığını göstermiştir.

BiyosensörlerGlükozSonlu elemanlar analizi+1
Yonca Togay
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Mikrodalga tabanlı meme kanseri tespiti için anten geliştirilmesi

Bu çalışmada, öncelikle meme kanseri teşhisi için gerçekleştirilen çalışmalar incelenmiş kullanılan anten modellerinin geliştirilmesi adına farklı anten modelleri tasarımı yapılmıştır. Mikrodalga görüntüleme uygulamaları için geliştirilen, farklı ölçü parametreleri, farklı şekil ve alt taban malzemeleri ile üretilmiş olan mikroşerit antenler laboratuvar ortamında, 3D yazıcı teknolojisi kullanılarak basılmış, meme fantom modelleri kullanılarak anten ve meme modelinin farklı düzlem ve uzaklıklarda ölçümler gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen ölçümler doğrultusunda her bir anten modeli için elde edilen veriler düzenlenerek hazır hale getirilmiştir. Farklı antenler kullanılarak elde edilen her bir veri seti karşılaştırılarak antenlerin meme kanseri teşhisinde ne kadar başarılı olduğu test edilmiş ve elde edilen sonuçlar karşılaştırılmıştır.

Meme neoplazmlarıMikroşerit antenlerÜç boyutlu yazıcı
Gözde Sarıbaş
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Filtrasyon performansı arttırılmış bir hemodiyalizör tasarımı ve analizi

Hemodiyalizin böbrek hastaları için hayati öneme sahip olduğu ve diyaliz seansı süresinin uzunluğunun hastaların yaşamını kötü yönde etkilediği bilinmektedir. Bu nedenle, hemodiyaliz ünitesinin bir parçası olan hemodiyalizörün performansının geliştirilmesi, böbrek hastaları açısından kritik bir öneme sahiptir. Bu çalışma hemodiyalizör filtrasyon performansının arttırılmasını amaçlamaktadır. Bu sebeple, kanda temizlenen üre miktarının bir ölçüsü olan üre klirens değerindeki değişimler gözenekli bir yapıya sahip bir membran kullanılan hemodiyalizör için araştırılmıştır. Mikron boyutunda çapa sahip fiber membranlar boyunca oluşan lümen ve diyalizat akışlarının basınç tahrikli akış ile yönetilmesi ve membran yüzey pürüzlülüğünün arttırılması ile filtrasyon performansı arttırılmaya çalışılmıştır. Yüzey pürüzlülüğü için Gauss fonksiyonu şekline sahip mikro sütunlar membran yüzeyinin tek ve çift yüzeylerine uygulanmıştır. Diyalizat ve lümen tarafındaki akışkan için Newton tipi ve kanın viskozite modeline uygun Newton tipi olmayan olmak üzere iki farklı model kullanılmıştır. Simülasyon sonuçlarına göre, membran yüzey pürüzlülüğünün hemodiyalizörün filtrasyon performansını arttırdığı gözlemlenmiştir. Bu artışın membran yüzeyi etrafındaki akışta oluşan çalkantının madde taşınımını arttırması ile oluştuğu açıklanabilmektedir.

AkışkanlarBasınçlı akışkanHemodiyaliz+2
İpek Bargu
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Okuma devreli yüksek hassasiyetli grafen tabanli ISFET pH sensörünün tasarimi ve simülasyonu

Electrochemical sensors are devices that use electrochemical reactions to detect and measure the concentration of analytes in a sample. As an electrochemical sensor, an ion-sensitive field-effect transistor, ISFET, is the basic structure of a biosensor. This thesis presents a high-sensitive pH sensor with a graphene-based dual-gate ISFET. Design and simulations of the proposed device are performed on SILVACO TCAD (Technology Computer Aided Design) software and Cadence Virtuoso environment. Graphene and aluminum oxide are used as channel and sensing film, respectively. The channel thickness is 10 nm, while the thickness of the device is 800 nm. The transfer and output characteristic curves of the device are obtained through simulations. Furthermore, Linearity, Stability and Temperature-dependency of the proposed device have been analyzed and discussed after designing a readout circuit using the 90nm Generic Process Design Kit (gpdk090) library. The effects of the back gate, channel material, and sensitive layer on device performance are evaluated by assessing the electrical characteristics, threshold voltage, and drain current. The sensitivity of the proposed device is achieved, approximately 18 times the Nernst limit, as 1066 mV/pH, which is the best performance score in the literature. The proposed device offers a novel ISFET structure with reliable and higher detection sensitivity.

Ahmed W M Harb
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Detection of abnormal skin tissues with impedance mapping approach using EIT techniques

The skin is an organ in the body that is in direct contact with the external environment and is most exposed to harmful external effects. Harmful effects cause abnormal tissue formation that can grow uncontrollably and undesirably on the skin. Early diagnosis and monitoring of these abnormal tissues, which exhibit different electrical properties than healthy skin tissue, are crucial. Electrical Impedance Tomography is one of the methods used for visualizing these abnormal tissues. This thesis presents an electrical impedance-based measurement and imaging system developed for the detection of abnormal tissues formed in the skin. Before experimental studies, the system was simulated on platforms such as COMSOL MULTIPHYSICS and EIDORS. A resistive phantom model representing healthy and abnormal tissue-containing skin models was created for the experimental study. A novel planar electrode array containing 32 electrodes in a circular arrangement was integrated with the electronic measurement system harware. The data obtained from the measurement was used in the image generation stage. It seeks to construct a high-resolution and precise image of the abnormal tissue from the data obtained from the proposed novel electrode design. Compatibility of simulation and experimental study results indicate that the proposed system could detect the location of abnormal tissue on the skin with high accuracy. The proposed system enables non-invasive, comfortable, and low-cost detection of abnormal tissues in the skin using an electrical impedance-based imaging technique.

Büşra Oğuzhan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessEN

Artificial intelligence utilized ballistocardiography and phonocardiography based blood clot detection system

Heart attacks and strokes are some of the leading causes of death in the world. Both of these diseases are usually the outcome of blocked arteries caused by blood clots. The presented innovation is about using a set of sensors and a trained artificial neural network (ANN) to detect and locate the blood clots across the body. The mentioned sensors will be placed under the patient's bed, then ballistocardiography (BCG) signals will be measured and transferred to the phonocardiography (PCG) system, where they will be converted into sound signals. BCG and PCG graphics will be seen on the output display of the system; the obtained BCG and PCG signals will be fed into a trained artificial neural network, which will locate the locations of blood clots in the body's vessels.

Nadım Aldarvısh
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sporcular için invaziv olmayan sürekli kan basıncı tahmini

Bu tezde farklı makine öğrenmesi modelleri kullanarak sporculara yönelik matşetsiz ve invaziv olmayan kan basıncı (KB) tahmini üzerine bir yöntem geliştirilmiştir. Geleneksel KB ölçüm yöntemleri İnvaziv ve invaziv olmayan olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Son yıllarda her iki yöntemin dezavantajlarını gidermek amacıyla vücut üzerinden kolay bir şekilde ölçülebilen elektrokardiyogram(ECG) ve fotoplatismogram(PPG) gibi biyosinyaller kullanarak dolaylı olarak KB ölçümü yapan sistemler büyük bir ilgi görmüştür. Bu çalışmada, ECG sinyalinden kalp atım hızı(HR),P-R süresi, R-R süresi, P genliği, R genliği ve T genliği özellikleri, PPG sinyalinden nabız aralığı(PPI), sistolik pik genliği(SPV), nabız dalga bitişi (PWE) ve Dikrotik çentiğin genliği (b) ile sistolik zirvenin genliği (a) arasındaki orandır. b/a oranı özellikleri ve her iki sinyali kullanarak hesaplanan nabız geçiş zamanı(PTT) özelliği hesaplanmıştır. Makine öğrenmesi modellerinin eğitimi ve test süreci için, hem hazır veri setleri hem de bu çalışma kapsamında geliştirilen özel donanım aracılığıyla toplanan özgün veriler kullanılmıştır. Tasarlanan sistem, gerçek zamanlı sinyal kaydı yapabilmekte olup, ölçümler koşu bandı üzerinde egzersiz yapan deneklerden alınmıştır. Bu yönüyle sistem, sporculara özel olarak değerlendirilmiş ve fiziksel aktivite sırasındaki KB değişimlerini yansıtabilecek nitelikte veri sağlamıştır. Elde edilen özellikler yardımıyla KB tahmini için farklı makine öğrenmesi modelleri denenmiştir. Test edilen makine öğrenmesi modelleri arasında diastolik KB için 2.3+0.7 sistolik KB için 5+1.3 MAE değeriyle en başarılı LASSO regresyon modeli görülmiştir. Çalışmada kullanılan ECG ve PPG sinyalleri, makine öğrenmesi modellerini eğitmek amacıyla belirli ön işleme adımlarına tabi tutulmuştur. Bu adımlar arasında sinyal filtreleme, özellik seçimi ve normalizasyon yer almaktadır. Test edilen makine öğrenmesi modellerinin performanslarını değerlendirmek üzere farklı veri setler kullanılmış ve modellerin doğruluğu değerlendirilmiştir. Bu çalışmada, literatürde dolaylı KB ölçümü için ECG ve PPG sinyallerini kullanan diğer çalışmalara kıyasla, daha az sayıda özellik kullanılarak yüksek doğruluğa sahip bir algoritma geliştirilmiştir. Sonuç olarak, geliştirilen sistem, non-invaziv ve sürekli kan basıncı tahmini için umut vadeden bir yaklaşım sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kan Basıncı, ECG, PPG, Makine Öğrenmesi

Emine Nur Talib
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Akciğer kanserinin CT görüntülerinden teşhisi için differansiyel konvolüsyonel yapay sinir ağı tabanlı görüntü tanıma yazılımı geliştirilmesi

Akciğer kanseri dünyada ölüm oranını artıran önemli nedenlerden biridir, çünkü her yıl diğer kanser türlerine kıyasla akciğer kanseri nedeniyle çok sayıda ölüm gerçekleştiği görülmektedir. Eğer ilk aşamada tespit edilir ve tanımlanırsa, çok sayıda hastanın hayatta kalma oranı artırılabilir. Bu nedenle, uygun ve anlık bir sonuç elde etmek için, tıbbi görüntü işleme alanında makine öğreniminin son tekniklerini kullanarak sınıflandırmanın doğruluğunu artırılabilir. Bu çalışmada, Diferansiyel Konvolüsyon olarak adlandırılan yeni bir konvolüsyon tekniği ve güncellenmiş hata geri yayılım algoritması kullanılmaktadır. DCNN yönsel aktivasyon farklılıklarını içeren özellik haritalarını bir sonraki katmana aktarmayı amaçlamaktadır. Bu uygulama, konvolüsyonlu özelliklerin özellik haritası üzerinde nasıl değiştiği fikrini dikkate almaktadır. Bu özellik, filtre sayısını değiştirmeden sınıflandırma performansını artırmaktadır. Anormal ve normal bilgisayar tomografi (BT) görüntüleri de dahil olmak üzere farklı akciğer kanseri türlerini sınıflandırmak için diferansiyel konvolüsyonel sinir ağı modeli önermektedir. Bu modelin performansını test etmek ve eğitmek için, anormal ve normal görüntüleri içeren 1.000 akciğer bilgisayarlı tomografi (BT) görüntüsünden oluşan bir veri kümesi kullanmıştır. Deneysel sonuçlar, önerilen modelin %96,25'lik bir doğruluğa ulaştığını göstermiştir. Bu çalışmada, önerilen diferansiyel CNN modelinin akciğer kanserinin otomatik sınıflandırılmasını kolaylaştırmak için kullanılabileceğini göstermektedir.

Emran Dursunov
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Benidipin molekülünün kuantum kimyasal olarak incelenmesi

Benidipin Hidroklorür, bir kalsiyum kanal bloker antihipertansif ilaçtır. Bu çalışmada Benidipin ve Benidipin Hidroklorürün gaz, n-oktanol, DMF (Dimetilformamid) ve su fazındaki temel durum geometrisi, moleküler özellikleri ve elektronik yapısı B3LYP düzeyinde rapor edildi. Benipidin için 6-311G(d,p), 6-311++G(d,p) ve 6-311++G (2d,2p) baz setleri kullanılırken Benidipin Hidroklorür için sadece 6-311G(d,p) baz seti kullanıldı. Benidipin ve Benidipin Hidroklorür bileşiklerinin aromatiklik, doğal bağ orbital (NBO) ve Doğrusal Olmayan Optik (NLO) parametrelerinin özellikleri, yoğunluk fonksiyonel teorisi (DFT) elektronik yapı yöntemi kullanılarak teorik olarak araştırıldı. DMF, n-oktanol ve su gibi çözücülerin Benidipin ve Benidipin Hidroklorür moleküllerinin optimize edilmiş geometrisi ve molekül içi delokalizasyonu üzerindeki etkileri değerlendirildi. Farklı solventlerdeki solvasyon serbest enerji değerleri su > DMF > n-oktanol sırasına göre azalmakta ve BEN ve BENHCl molekülü için HOMO−LUMO enerji aralığı değerleri gaz > n-oktanol > DMF > su sırasını takip ettiği raporlandı. SEZPE, SETE, SETEmt ve SETFE değerleri, Dönme sabitleri, Entropi, Isıl Enerji ve Isıl Kapasite gibi termodinamik parametrelerin yanı sıra ısı kapasitesi, entropi, entalpi, Gibbs serbest enerjisi gibi termodinamik özelliklerin sıcaklıkla değişimi DFT ile elde edilen verilerden hesaplandı. BEN ve BENHCl bileşiğinin dipol momenti, polarizasyon ve birinci dereceden hiperpolarizasyon değerleri gibi NLO parametreleri de incelendi.

Benidipin
Derya Hilal Tuncel
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

EKG sinyallerinden yapay zeka yöntemleri kullanılarak uyku apnesi teşhisinin yapılması

Uyku, canlıların dış uyaranlara karşı minimum seviyede tepki verdiği veya tepki vermediği tekrarlanan bir durumdur. Kronik uykusuzluk, yeme bozuklukları, huzursuz bacak sendromu ve uyku apnesi gibi rahatsızlıklar uyku kalitesini etkileyen ve ciddi sorunlara yol açan hastalıklar arasındadır. Üst solunum yollarının daralması veya tıkanması sonucunda solunumun 10 sn veya daha uzun süre boyunca tekrarlayan ataklarla durması sendromuna uyku apnesi denilmektedir ve en yaygın olanı Obstrüktif Uyku Apnesidir (OUA). Bu tez çalışması kapsamında EKG sinyalleri üzerinden makine öğrenmesi ve derin öğrenme algoritmaları kullanarak uyku apnesi tespiti yapılmıştır. İlk aşamada EKG sinyali bölütlere ayrılarak R tepe noktaları belirlenmiş ve her bir bölütün uyku apnesi olup olmadığı sınıflandırılmıştır. İkinci aşamada ise bölütlere dayalı sınıflandırma yapılan 35 EKG kaydının her birinin OUA hastası olup olmadığı sınıflandırılmıştır. Makine öğrenmesi algoritmaları olarak yedi farklı sınıflandırıcı, derin öğrenme algoritması olarak üç farklı sınıflandırıcı kullanılmıştır. Bölütlere dayalı sınıflandırmada Evrişimsel Sinir Ağı (CNN) algoritması % 89,11 doğruluk; % 94,31 hassasiyet; % 80,72 seçicilik; 0,89 F1 Puanı ve 0,87 AUC değerleri ile en yüksek sonucu veren algoritma olmuştur. Her bir kaydın Apne - Hipopne İndeksine göre yapılan OUA ve normal sınıflandırması sonuçlarında CNN mimarisi %97,14 doğruluk; %100 seçicilik; %95,65 hassasiyet; 0,97 F1 puanı ve 0,98 AUC değeri ile en yüksek başarıyı veren algoritma olmuştur.

Bahar Nazlı
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bulanık kümeleme yöntemi ile meme kanseri çekirdeği segmentasyonu

Bu tezde, histopatolojik görüntülerde çekirdek meme kanseri tespiti ve segmentasyonu için bir yaklaşım önerilmiştir. Bu yaklaşım, çok büyük etiketli görüntülere sahip bir yardımcı alan üzerinde önceden eğitilmiş ve tamamen bağlı katmanlardan oluşan ek bir ağ ile birleştirilmiş bir bulanık kümeleme yöntemine dayanır. Bu tezde, kümeleme ve segmentasyon için bulanık kümeleme ortalaması kullanılmıştır ve meme kanseri çekirdek tespiti için etkili yollar elde edilmiştir. Bu nedenle, meme kanseri çekirdeklerinin merkezlerini tespit etmek için bir bulanık kümeleme ortalaması kullanılmış, daha sonra çıkarılan merkezler, temel doğruluk örnekleri ile karşılaştırılmıştır. Bahsedilen yöntemler 810 histolojik görüntüden 489 görüntüye uygulandı. Bu çalışmada, tespit ve segmentasyon gibi birçok aşama kullanılarak gerçekleştirilmiştir. ANAHTAR KELİMELER:Görüntü segmentasyonu, Bulanık kümeleme ortalaması, Çekirdek görüntüsü

Amanı Abraheem Salım Alshoul
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Derin ven trombozu oluşumunda risk azaltıcı değişken DVT pompa tasarımı

Derin ven trombozu (DVT), geniş venöz sinüslerde, özellikle bacak venlerinde kan akışının yavaşlaması ya da bozulması sonucu oluşan ve genellikle büyük cerrahi işlemler sonrasında sıklıkla görülen bir komplikasyondur. Geleneksel DVT pompaları, vücudu saran bir manşon aracılığıyla vücut dışından sıkıştırma ve gevşetme yaparak venöz kan akışını hızlandırıp kapakçıklar içinde kan birikmesini ve pıhtı oluşumunu engellemenin yanı sıra ağrılı semptomları da önlemeye odaklanırlar. Geleneksel tasarımlarda hastaya cihaz açıldığı anda üretici tarafından ayarlanan basınç değeri cihaz başlatıldığı zaman hastaya uygulanmaya başlanmakta ve uygulanan basıncın takibi yapılamamaktadır. Bu durum uygulanan tedavinin doğruluğu ve yeterli olması konusunda tam bir bilgi sağlamamaktaydı. Bu çalışmada, derin ven trombozu oluşumunu önlemek için yenilikçi ve daha gelişmiş bir DVT Pompa tasarımı yapılmış ve bir prototip sunulmuştur. Geliştirilen DVT Pompası ile basınç değerleri ve basınç uygulama süresi hastaya göre ayarlanabilmekte, uygulanan basınç değerleri ve uygulama süresi cihaz ekranı üzerinden izlenebilmekte ve dokunmatik ekranı sayesinde kolay kullanım sağlanmaktadır. Ayarlanan basınç değeri cihaz tarafından anlık olarak ölçülmekte ve herhangi bir anda sızıntı olması veya hortumlarda tıkanıklık olması durumunda kullanıcıyı uyarmaktadır. Basınç değerlerini belirli standartlar dahilinde değiştirme imkanının yanı sıra kullanıcıya basınçlı kalma süresini değiştirme imkanı da sağlamaktadır. Bu sayede komplikasyonların seyrine göre tedavi şeklini değiştirme olanağı sağlanmakta, bu da hastayı sürekli kontrol altında tutmanın zorluklarını büyük ölçüde azaltmaktadır.

PompalarPulmoner emboliTromboz
Büşra Çelik
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Polikaprolakton ile kontrollü ilaç salımında bazı ısatin tiyosemikarbazon türevlerinin kullanımı

Polikaprolaktonun biyouyumluluğu ve biyolojik olarak bozunabilirliğinin karakteri, çoğu ilaca önemli ölçüde nüfuz etmesi ile ilaç dağıtım yaklaşımını yürütmek için uygun olmasına neden olur. Bu çalışmada önce tiyosemikarbazid etanolde çözüldü ve ardından karışıma 3-metoksifenil izotiyokainat damlatıldı. Geri yıkama yoluyla elde edilen katı süzüldü ve etanol ile kristallendirilmesi için hazırlandı. İkinci olarak, PCL çözeltisine 4-(3-metoksifenil)-3-tiyosemikarbazid (3MoPhTSC) eklenerek elektro eğirme cihazı ile 3MoPhTSC katkılı PCL nanolifleri elde edilmiş. Elde edilen bu nanolifler UV-VIS ve FT-IR spektroskopisi ile karakterize edilmiştir. Ağırlık kaybı yöntemi ile bu nanolifin 3MoPhTSC'yi salınım miktarı belirlenmiştir. Fosfat tamponlu tuz çözeltisinde ve yapay vücut sıvısı içerisinde korozyon davranışları incelenmiştir. Ayrıca 3MoPhTSC ve 4-(4-metoksifenil)-3-tiyosemikarbazid (4MoPhTSC)'nin PCL ile etkileşimi Gibbs serbest enerjisi, reaksiyon entalpisi, entropi, sıfır noktasının termodinamik özelliklerini elde etmek için teorik hesaplamalar yapılmıştır. Elektronik enerji, IR spektroskopisinin frekansı ve yoğunluğu, doğal bağ orbital teorisi (NBO) ile PCL, 3MoPhTSC, 4MoPhTSC bileşiklerinin ve PCL nanoliflerine katkılandırılmış komplekslerinin optimize edilmiş yapıları üzerinde yük transferi IR spektroskopisinin sonuçları, PCL'ye 3MoPhTSC ve 4MoPhTSC eklenmesiyle 3MoPhTSC ve 4MoPhTSC'nin sıklığının arttığını göstermiştir. 3MoPhTSC-5PCL, 3MoPhTSC-9PCL ve (3MoPhTSC)2-5PCL'nin frekansları sırasıyla 3840,6234; 3841,0571 ve 3839,7990 1/cm ile en yüksek miktarlarda elde edilmiştir. Ayrıca, 4MoPhTSC-5PCL ve (4MoPhTSC)2-5PCL kompleksleri için spektrum frekansının sırasıyla 3840,1116 ve 3840,6142 1/cm olduğu belirlenmiştir. Son olarak, 3MoPhTSC için 3MoPhTSC-5PCL, 3MoPHTSC-9PCL ve (3MoPhTSC)2-5PCL; 4MoPhTSC için 4MoPhTSC-5PCL ve (4MoPhTSC)2-5PCL için doğal bağ orbitali (NBO) hesaplamalarından kaynaklanan bağ uzunluğunun ve atomik yükün fiziksel ve elektronik özellikleri gösterilmiştir. 3MoPhTSC ve 4MoPhTSC katkılı PCL kompleksleri için C, H ve O'nun ana atomları, elektron yükü transferi için önemli bir işlev sağlayan moleküllerin aktif bölgeleri olarak araştırılmıştır

FTIRMetoksifenilPolikaprolakton+2
Alperen Tingiroğlu
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
DoctorateOpen AccessEN

Development of a novel hybrid frost detection and defrost system for refrigeration systems and its applications

The repetitive collection of biological samples and their preservation for analyses at a later stage is a key aspect of biomedical research. Millions of samples collected every day around the world may degrade if proper storage conditions are not provided. Therefore, it is imperative to have a storage facility that is efficient enough to preserve the integrity of these samples over time. Refrigeration systems play a crucial role in delaying the degradation process of samples by maintaining suitable thermal conditions in storage facilities. However, the unremitting operation of the refrigeration system and the presence of moisture inside the storage facility may result in frosting on the surface of the evaporator. The frosting is a phenomenon most detrimental to the performance of refrigeration systems, as it directly affects the heat transfer process inside the refrigerator cabin. The workload on the compressor increases many folds under frosting conditions and the refrigerator struggles to maintain the desired temperature. Consequently, the energy consumption and the probability of stored samples degradation over time increases. The commercial refrigeration systems use a blind and periodic defrosting cycle without any quantification of frost, which leads to lower efficiencies. Therefore, there is a need for an intelligent system that not only detects the presence of frost but also takes countermeasures to defrost the evaporator on-demand, without affecting the quality of stored samples. In the first part of this research study, a hybrid frost detection – defrosting system (HFDDS) is developed that is comprised of a novel photo-capacitive sensing technique and a dual-purpose additively manufacturable sensor and defrosting heater. The HFDDS can detect the formation of frost, measures the thickness of frost from 1.3 to 8 mm with a 5% margin of error, and triggers a defrosting response once a critical frost thickness is attained. The HFDDS is targeted to provide a defrosting on-demand instead of the inefficient blind and periodic defrosting for the refrigeration systems. In the second part of this research study, a novel real-time thickness of the frost-based defrost-on demand technique is presented for refrigeration systems. The hybrid frost detection and defrost system developed in the first part, is employed to quantify the thickness of frost in real-time and to defrost the evaporator using a 12 W heater. The effect of the thickness of the frost-based defrost threshold on the energy consumption of the refrigerator is evaluated. The defrost threshold of 6 mm yields the maximum energy conservation of 10% as compared to the default blind and periodic defrost strategy of the test refrigerator. In the third part of this research study, a novel, frost feedback-based distributed defrosting approach to minimize the defrost desynchronization is proposed. The evaporator is divided into three regions based on the frost distribution pattern. Each of these regions was equipped with an additively manufactured low-powered defrost heater controlled by an optical frost feedback sensor. The frost feedback-based distributed approach proved to be effective in eliminating the defrosting desynchronization. The frost feedback enables the system to terminate defrosting as soon as the frost in the discretized region melts, which reduced the defrost energy significantly. The distributed approach minimizes the rise in the cabin temperature during defrosting and therefore, leads to the reduction of energy spent in the subsequent recovery cycle. The results of the frost feedback-based distributed approach were compared to the default temperature-based strategy using a single defrost heater. The frost feedback-based operation of the three distributed defrost heaters at 6 W each demonstrated maximum overall energy conservation of 18.9% as compared to the default temperature-based strategy.

Anjum Naeem Malık
Koç University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
11
Master'sOpen AccessEN

Development of a non-invasive evaluation methodology using a smartphone attachment on the diagnosis and follow-up of anemia

Anemia, which has multiple causes, such as iron deficiency, chronic blood loss, and hemolysis, is a prevalent health problem affecting an estimated two billion people or 30% of the world's population. The ability to measure hemoglobin concentration in anemic patients noninvasively and continuously has significant potential to facilitate hemoglobin monitoring, improve the detection of acute anemia, and avoid complications, expenses, and pain associated with invasive blood draws. Although some non-invasive approaches have been developed, they are less accurate than invasive methods as a clinical purpose, resulting in an unmet need for more accurate non-invasive methods. In the present study, we conducted a feasibility study for a group of subjects who were admitted to Koc University Hospital, Hematology clinics and Lokman Hekim University Hematology and Internal Diseases clinics. Patients with the symptoms of anemia and healthy subjects who were scheduled to have their complete blood count (CBC) parameters measured with hematology blood analyzers as part of their clinical care were recruited for this study. After the patient's blood was collected to conduct their CBCs, high-resolution images were taken of those patients' palm finger areas with a smartphone camera via dermatoscope attachments. By examining the color characteristics of the images, we developed an image processing methodology to correlate color characteristics in smartphone images of palm to hemoglobin concentration measured with the gold standard hemoglobin measurement system which is CBC the test. According to the results, our method gives significant predicted Hgb values. We observed that our results indicate a correlation between erythema index values and CBC hemoglobin levels. The main contribution of this thesis is proving the linear relationship between color characteristics of digital images and hemoglobin concentration measured in the laboratory. Without any reflectance measurement, this non-invasive calculation methodology is useful for objective assessment of erythema index and therefore hemoglobin levels. With the proposed methodology, in future cost-effective non- invasive point-of-care system that enables users to make self-care anemia evaluation and screening, which would replace the conventional method of anemia detection by visual observation of palm pallor colors Furthermore, with the developments in cloud technology, the study results can be improved by increasing the number of samples. This can be done with a system that will allow people who have already had blood counts to add photos to the cloud. Sensitivity can be optimized with a deep learning algorithm, which will be developed based on the correlation found, and values that are much closer to the real hemoglobin results can be obtained. The outcomes of this project can improve health services offered to patients with related diseases / disorders by supporting diagnosis, and early identification of critical situations related to disease severity and therefore decrease the percentage of severe complications of the diseases. These, in turn, are expected to yield significant economic benefits to patients by better planning treatment and avoiding unnecessary treatment schemas. Apart from savings on patient expenses, these savings also encourage health care providers to deliver high- quality, coordinated care at lower costs.

Smart technologyAnemiaMaintenance systems+2
Berfin Irmak Torun
Koç University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Exploring and manipulating cardiovascular material properties at an embryonic level

The embryonic system is the precursor for the mature cardiovascular system. This thesis focuses on studying the material properties at the embryonic level and then devising a method to manipulate these properties such that physiological changes caused by congenital heart diseases (CHD's) can be eliminated prior to birth. The main focus is compiling the cardiovascular embryonic material properties and their relation to specific mechanosensitive and mechanoresponsive genes through an extensive review of all available literature. The compilation of embryonic mechanical properties will also contribute to our understanding of the mature cardiovascular system and possibly lead to new microstructural and genetic interventions to correct abnormal development. Using this data, a comparison and manipulation of genes was enabled which in turn controlled the physiology of the aortic arch region in chick embryos. The targeted material properties were elasticity and stiffness which were controlled by TGFb3 and MMP2 respectively. Our results showed that localized genetic modification of the aortic arch region governs the physiology of the embryo and hence will reduce the risk of CHD (congenital heart disease) development at later stages of growth and prevent the need for surgical interventions after birth. This approach can be combined with mechanical intervention models including conotruncal banding and left atrial ligation models of chick embryo.

Heart diseasesCardiovascular systemChick embryo
Hummaıra Banu Sıddıquı
Koç University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
DoctorateOpen AccessEN

Ai-enabled optimization of 3D-printed microneedles for simultaneous epidermal and dermal delivery

Conventional needle technologies are being revolutionized by nano- and micro-fabrication methods to create microneedles, organization of microscale needles on an array, which aim to reduce penetration pain and tissue damage while providing precise channels for administering bioagents and collecting body fluids. This thesis explores the advancements in 3D printing methods for microneedle fabrication and particularly focusing on their applications in biomedical engineering and healthcare. For the case of sampling body fluids, a finger-actuated microneedle array integrated with a microfluidic chip was visualized for simple and efficient self-collection of blood and interstitial fluid, eliminating the need for healthcare workers. The processes of fluid extraction and flow within the device were simulated to optimize efficiency. The thesis also explores the integration of artificial intelligence in 3D printing of microneedles, using machine learning and deep learning algorithms to optimize manufacturing processes and predict fabrication outcomes. This multidisciplinary approach enhances the quality control and precision of biodegradable microneedles fabricated through fused deposition modeling 3D printing and chemical etching. In the context of biomedical applications, for the case of Basal Cell Carcinoma skin cancer treatment, microneedles loaded with Marshmallow root extract and Imiquimod are explored, offering controlled release and targeted delivery with minimal side effects. This approach enhances therapeutic efficacy while minimizing patient discomfort and infection risks. Another significant focus is on the customization of microneedle arrays for treating various skin diseases, such as skin cancers and infections, which occur at different skin depths. By engineering the design of the microneedles in nonlinear ways with diverse needle heights on the array, the thesis introduces concurrent drug delivery to various skin layers. Additionally, varying the base diameter of the needles in the array facilitates prolonged or intermittent drug release, depending on the biodegradation kinetics of these needles. This approach enabled long-lasting simultaneous epidermal and dermal drug delivery. The thesis concludes that microneedle arrays hold significant potential in drug delivery due to their ability to administer treatments in a painless and minimally invasive manner, paving the way for more personalized and advanced healthcare solutions.

Late deliveryControlled drug releaseControlled delivery+4
Mısagh Rezapour Sarabı
Koç University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Değiştirilmiş U-Net modeli ile biyomedikal görüntü segmentasyonu

Görüntü segmentasyonu, görüntü işleme ve bilgisayarlı görmede önemli bir alandır. Görüntü segmentasyonu alanında derin öğrenme yöntemlerinin kullanılması ise özellikle Biyomedikal ve tıbbi alanlardaki uzmanlara yardımcı olacak yöntemlerin geliştirilmesinde, var olan yöntemlerdeki zamandan ve maliyetten tasarruf sağlama konusunda hayati bir rol oynar. Derin öğrenmeyi kullanan görüntü segmentasyonu modelleri arasında yer alan önemli yöntemlerden biri U-Net modelidir. U-Net modeli birçok çalışmaya ilham kaynağı olmuş ve evrişimsel sinir ağlarının gelişmesinde faydalı bir model olmuştur. Zaman içerisinde U-Net modelinde farklılıklar oluşturularak U-Net modelinden daha başarılı yöntemler geliştirilmiştir. Bu çalışmada 11 evrişimli katman kullanan ve segmentasyon performansını artırmak için bazı değişiklikler getiren yeni bir U-Net varyantı olan U-Net11'i öneriyoruz. Klasik U-Net modeli geliştirilmiş ve üç farklı veri kümesi üzerinde test edilerek klasik U-Net modelinden daha iyi performans göstermiştir. Önerilen yöntem: Hücre dokularından elde edilen meme kanserli hücre segmentasyonu, bilgisayarlı tomografi görüntülerinden elde edilen akciğer segmentasyonu ve Data Science Bowl 2018 yarışmasından elde edilen hücre çekirdeği segmentasyonu veri kümeleri için değerlendirilmiştir. Bu veri kümeleri, değişen görüntü miktarları ve segmentasyon görevlerindeki değişen zorluk seviyeleri nedeniyle önem içermektedir. Katman farkını gözlemleyebilmek için Klasik U-Net'e katman ekleme-çıkarma işlemi yapılarak U-Net-7, U-Net-13 modelleri geliştirilmiş ve önerilen model ile olan farkı kıyaslanmıştır. Değiştirilmiş U-Net modeli: Hücre dokularından elde edilen meme kanserli hücre segmentasyonu veri kümesinde %69,09, bilgisayarlı tomografi görüntülerinden elde edilen akciğer segmentasyonu veri kümesinde %95,02 ve doku görüntüsünden hücre çekirdeği segmentasyonu veri kümesinde %81,10 DSC puanları elde ederek klasik U-Net modelinden sırasıyla %5, %2 ve %4 oranında daha yüksek bir başarı göstermiştir. Başarı oranlarındaki bu fark özellikle biyomedikal mühendisliği ve tıp alanlarındaki kritik segmentasyon veri kümeleri için büyük öneme sahiptir ve model geliştirilerek daha başarılı sonuçlar elde ederek bu alanlarda büyük tasarruflar sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Biyomedikal görüntü segmentasyonu, derin öğrenme, U-Net

Umut Tatli
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

YOLOv7 algoritması ile diş röntgenlerinde lezyon ve çürük tespiti

Sağlık sektörü, derin öğrenme algoritmalarının kullanımı sayesinde teşhislerin daha tutarlı hale getirilmesi ve başarılı sonuçların elde edilmesi konusunda büyük ilerlemeler kaydetmektedir. Diş sağlığı açısından, diş iltihapları zaman içinde dişlerde çürüklere neden olmaktadır. Diş bakımına özen gösterilmediğinde, zamanla kişinin ağzında bakteriler oluşur. Bu bakteriler gıdalarla birleşerek diş minesine zarar verir ve diş çürükleri meydana gelir. Diş çürükleri yaşamımızı olumsuz yönde etkileyen önemli bir sağlık problemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Yakın zamana kadar iltihaplı dişler, diğer bölgelere zarar vermesini önlemek amacıyla hemen çekilirdi. Günümüzde görüntüleme yöntemlerinin gelişmesiyle birlikte diş kayıplarını engellemek için çeşitli tedavi yöntemleri uygulanıp, başarı oranı artmıştır. Çürüklerin ve lezyonların teşhisi genellikle diş röntgen görüntüleri çekilerek yapılır. Ancak bu tür teşhisler, uzman kişiler tarafından gerçekleştirildiğinde dahi farklılık gösterebilmektedir. Bu nedenle, derin öğrenme temelli yaklaşımlardan yararlanma ihtiyacı doğmaktadır. Bu çalışmada, diş röntgenlerinde YOLOv7 tabanlı bir derin öğrenme algoritması kullanılarak lezyon ve çürüklerin otomatik olarak tespiti amaçlanmıştır. Uzman bir diş hekimi tarafından işaretlenmiş 400 adet panoramik diş röntgen görüntüsü kullanılmıştır. Bu işaretleme, lezyon ve çürük bölgelerinin hassas bir şekilde tanımlanmasını sağlamıştır. Daha sonra, bu görüntüler Roboflow platformunda YOLOv7 formatına dönüştürülmüş ve modelin eğitimi için kullanılmıştır. YOLOv7 algoritması, bu veriler üzerinde eğitilmiş ve diş röntgenlerindeki lezyonları ve çürükleri yüksek bir doğrulukla tanıma yeteneği sergilemiştir. Modelin performansı kesinlik, hatırlama, mAP gibi performans metrikleri kullanılarak değerlendirilmiş ve %38 ortalama kesinlik (mAP) değeri elde edilmiştir. Elde edilen sonuçlar, sağlık kurumları arasında teşhis tutarlılığını artırabilir, kişisel yorumlama hatalarını en aza indirebilir ve tedavi planlarını daha etkili hale getirebilir.

Safiye Ersan
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Film kaplama kalınlığının akort çatalı frekansına etkisi: Deneysel ölçüm ve dinamik hesaplamalar

İnce film düzeyinde malzemelerin kuantumsal düzeydeki özellikleri ortaya çıkmakta ve ince film kalınlığına bağlı olarak malzemelerin yapısal, optik ve elektriksel özellikleri değişmektedir. Bu kapsamda ince film kaplama kalınlığı yeni ve benzersiz özelliklere sahip malzemelerin geliştirilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Bu tez çalışmasında kuvars akort çatalı (QTF) ile film kalınlığının ölçümünün yapılabilmesi için yeni bir yöntem önerilmiş ve bu konu ile ilgili patent başvurusu yapılmıştır (Patent başvuru no:2022/018799 ). Sebebi ise QTF' in en yaygın kullanılan film kalınlık ölçüm yöntemi olan kuvars kristal mikroterazi (QCM)' ye göre bile daha karalı bir tavır sergilemesi ve bu sayede diğer ince film kalınlık ölçüm yöntemlerinden daha hassas algılama ve ölçme işlemlerini yapabilmesidir. Bu tez çalışmasında büyük ölçekli akort çatalı (TF) ve küçük ölçekli kuvars akort çatalı (QTF) ile frekans kaymalarına matematiksel yaklaşımlar getirilmiş, kaplanan filmin elastisite modülünün frekansa katkıları detaylandırılmış, QTF ile yapılan kaplamalar sonucu film kalınlığı deneysel olarak ölçülmüş ve hesaplanmıştır. Ek olarak TF ve QTF yüzeylerinde aşındırma çalışmaları yapılarak aşındırmanın frekansa etkileri deneysel ve teorik olarak incelenmiş ve aşındırma durumunda QCM sensörlerinde meydana gelen frekans durumuyla karşılaştırılmıştır.

Mebrure Erdoğan
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
20
Master'sOpen AccessTR

Diyabetik yara iyileşmesinde kullanılmak üzere geliştirilen çok katmanlı akıllı yara örtüsü

Önümüzdeki on yıl içerisinde sayıları yarım milyarı aşacak olan diyabet hastaları, bu hastalık nedeniyle oluşan kronik yaralardan büyük zarar görmekte ve gelecekte uygun tedavi sağlanmazsa, yaranın bulunduğu uzvun bir kısmının veya tamamının ampüte edilmesi söz konusu olmaktadır. Bahsedilen amputasyondan sonra hastaların kaybedilme olasılığı da artmaktadır. Bu nedenle bu tür yaraların iyileşmesinde tedavinin etkinliğini artırmak için yeni nesil akıllı yara örtü malzemelerine ihtiyaç duyulmaktadır. Sunulan tezin temel amacı; diyabetik ayak yaralarının tedavisinde etkinliği artırmak, uzvun işlevini geri getirmek, geliştirmek ve korumak için gerekli olan terapötik ajanları bünyesinde barındıran ve doğal polimerin ihtiyaç duyulduğunda terapötik ajanı istenen bölgeye kontrollü salmasını sağlayan yeni nesil/akıllı yara örtüsünün geliştirilmesidir. Çok katmanlı ve her katmanın farklı fonksiyona sahip olduğu yapılar yara iyileşmesine katkıda bulunmaktadır. Yeni nesil diyabetik yara örtüsü malzemesinin çok katmanlı akıllı örtüler olarak hazırlanmasında iki farklı yöntem kullanılmıştır. Burada, ilk olarak yara bölgesine temas edecek olan alt katman ve kararlı bir yapı sağlanması için koruyucu üst katman, ipek proteini olan fibroin kullanılarak elektroeğirme yöntemi ile üretilmiştir. İpek proteinlerinin yara örtüsü oluşturulmasında kullanılması için ipek kozaları piyasadan temin edilmiş ve kimyasal çözücüler kullanılarak ekstrakte edilmiştir. Etkili tedavi sunabilmek adına yara kısmına temas edecek katmanda kontrollü salım yapabilen ilaç taşıyıcı sistemler oluşturarak (Polidopamin, Sığır Serum Albümini) antibiyotiklerin (Gentamisin, Siprofloksasin) lokal olarak salımı gerçekleştirilmiştir. İlaç taşıyıcı sistemlerin farklı enfeksiyon seviyelerindeki farklı pH değerlerine duyarlı etken madde salımı sağlanmıştır. Orta katmanı oluşturmak için ise kriyojenik jel matris hazırlama yöntemi kullanılmıştır. Aljinat ve kondroitin sülfat katkılı antienflamatuar etken madde (Metformin) yüklü orta katman için kullanılacak yapı dondurarak kurutma yöntemi ile elde edilmiştir. Değişen sıcaklığa bağlı olarak ilaç salımı gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak hem sıcaklık hem de pH duyarlı çok katmanlı akıllı, yeni nesil bir yara örtüsü malzemesi geliştirilmiştir. Diyabetik yara örtü malzemesi için elde edilen katmanlar, morfolojik olarak (Taramalı elektron mikroskobu (SEM) kullanılarak) karakterize edilmiştir, orta katmanın hidrojel yapısından dolayı su alma kapasitesi ve biyolojik uyumluluk (sitotoksisite) testi gerçekleştirilmiştir. İlaç taşıyıcı sistemlere yüklenmiş ilaçların salım deneyleri yapılmıştır.

Deri hastalıklarıDoku mühendisliğiNanolif+1
Ayşenur Acuner
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kanser tedavisinde kullanılmak üzere ultrason destekli kontrollü salımlı ilaç taşıyıcı sistemlerin geliştirilmesi

Tıp teknolojisindeki son olumlu gelişmelere paralel olarak ultrason, farklı kanser hastalıklarının (örn. Prostat, meme ve karaciğer kanseri ablasyonu), göz hastalıklarının (, rahim fibroid ablasyonu, cerrahi doku kesimi ve diğer birçok cerrahi uygulamalarda ve tedavilerde kullanılmaktadır. Ayrıca, ilaç taşıyıcı sistemlerde ilaç salımını kontrol etmek, ayrıca uygulama yerindeki hedef hücrelere sağlanması gereken hücresel alım hızını artırmak (veya kontrol etmek) ve hedef ilaçlar için ultrason etkisi ile ilgili araştırmalar da kullanılabilmekte olduğu ilgili literatürde bulunmuştur. Bu araştırma kapsamında, ilaç taşıyıcı sistemlerin etkinliğinin arttırılması, yan etkilerinin azaltılması ve özellikle ilaç taşıyıcılarının fizyolojik bariyerlerden (örneğin kan damarlarının endotel hücre dizilimi, ilaç taşınması için hedeflenen dokuların endotel tabakası, epitel hücre sık sıralanan tabakalar, hücrelerin plazma zarları ve kan beyin bariyeri vb.) daha kolay geçişinin sağlanması en temel amaç ve hedefler olarak kabul edilmektedir. Sunulan bu çalışma kapsamında; kanser tedavi edici aktif madde taşıyıcı sistemi üzerinde ultrason etkisi ile kontrollü ilaç salınımı sağlayan sığır serum albümini (BSA) ile yapılan Cisplatin yüklü biyopolimerik nanopartiküler sistem geliştirmek mümkün olmuştur. Albümin nanoparçacıkları desolvasyon yöntemiyle hazırlanmış, partikül boyutuyla ilişkili parametreler optimize edilmiş daha sonra da farklı miktarlarda Cisplatin yüklenerek en uygun verimde ilaç ve BSA oranına sahip partikül belirlenmiştir. Hazırlanan albümin nanopartikülleri taramalı elektron mikroskobu, morfoloji için SEM ve boyut ve boyut dağılımları için DLS tabanlı cihaz ile karakterize edilmiştir. İlaç yüklü nanopartiküller daha sonra farklı genliklerde ultrason etkisine maruz bırakılmış ve ultrason etkisine bağlı ilaç dağılım profilleri çıkarılmıştır. Burada belli bir ultrason etkisine kadar ilaç dağılım hızının artığı tespit edilmiştir. Çalışmanın son aşamasında ilaç yüklü nanoparçacıklara ISO 10993-5 doğrultusunda Sitotoksisite testi bağımsız laboratuvar tarafından yapılmış olup hücre üzerindeki toksisite etkisine bakılmıştır.

BiyopolimerlerKanserNanopartiküller+2
Aşkın Özdemir
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hidrojel biyomürekkepler ile 3 boyutlu yapıların oluşturulması ve civciv koryoallantoik membran modelinde anjiyogeneze etkilerinin araştırılması

Yapılmış olan literatür araştırmalarından yola çıkıldığında, koryoallantoik zar ve anjiyogenez gelişimi deneyinde hidrojel ile etkileşimlerinde, biyo yazıcıdan çıkarılan hidrojel baskısının sayede koryoallantoik zar modeli (CAM) ile çalışıp, entegresi gerçekleştiğindeki anjiyogenez sürecinin izlenmediği görülmüştür. Bahsi geçen model, yeni damar oluşumunda kantitatif ölçüme imkan sağlamalıdır bu sayede koryoallantoik zar modeli (C AM) ile biyo yazıcı aracılığıyla baskısı alınan hidrojel ile arasındaki fiziksel oluşum izlenebilecektir. Kan damarı oluşumu değerlendirildiğinde birden fazla hücre tipinin ve sayıca fazla molekülün katıldığı kompleks çok basamaklı bir süreçtir. Anjiyogenez süreci izlenildiğinde, süreci pozitif ve negatif etkileyen moleküller arasındaki dengeye bağlı kontrol edilir. Buna "anjiyojenik anahtar" adı verilir. Yapılan literatür araştırmalarından yola çıkarak hidrojeller, yüksek oranda suyu bünyesine alıp "şişme" özelliği oluşturabilen çapraz bağlı homo ya da kopolimerik sistemler ağıdır. Suda çözünemeyip şişebilen yani suyun büyük kısmını yapı içerisine alabilen, üç boyutlu polimerik şebekelerdir. Jelatin, agar ve aljinatlar hem doğal hem de sentetik polimerler grubundadır. Proje kapsamında üretilen aljinat içerikli hidrojellerin 3 Boyutlu Yazıcıdan alınan baskılar, püskürtme yöntemi ile çapraz bağlanarak oluşturulmuştur. Literatür araştırmalarına bakıldığında, çapraz bağ oluşturulurken genelde UV ışın yolu ile yapıldığı gözlemlenirken; CaCl2 ile buhar püskürtme yöntemi denenip, gözlemlenmiştir. Hidrojellerin modellemesi yapılırken Cura programı kullanılmıştır. Bu program sayesinde, istenilen geometri ve boyutlarda 3 boyutlu hidrojel üretimi gerçekleşmiştir. Bu ara yüz, aynı zamanda solüsyonların şırınga ucuna aktarımını sağlayan mekanizmanın konumlandırmasına izin vermektedir. Anjiyogenez araştırmalarında sıkça kullanılan, yoğun vaskülarize yapıda olan civciv embriyo koriyoallantoik membran modeli (KAM), faydalı bir in vivo sistemdir. Anjiyogenez Araştırma Laboratuvarımızda deney hayvanlarına alternatif olarak kullanılır. Bu model, embriyolu yumurta kullanımına dayanan CAM modeli olarak bilinir. CAM modeli anjiyogenez çalışmalarında sıklıkla kullanılan uygun bir çalışma modelidir. Laboratuvar ortamında, kimyasal reçeteler, düzenleyerek oluşturulacak hidrojelin biyo baskılanabilir özelliğinden yararlanılarak anjiyogenez süreci fizyolojik olarak cam modelinde gözlemlenmiştir. Proje kapsamında, deneme yöntemleriyle geliştirilen hidrojelin, cam modelindeki damar yapılarının değişimi ve etkisi incelenmiştir. Proje kapsamında; damar oluşumunda önemli bir parametresi olan anjiyogenezin doku iskelesi yapımında sık kullanılan progesterondan nasıl etkilendiği civciv yumurtalarındaki koryoallantoik zar modeli aracılığıyla anjiyogenez gelişimi deneyi ile araştırılmıştır.3 farklı gruba ayrılan yumurtalar üzerindeki farklı kombinasyonlardaki progesteronun etkisine bakılmıştır. Her grup, kontrol grubu ve diğer gruplar ile karşılaştırıp genel bir sonuç elde edilmiştir.

Emine Hilal Yıldırım
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Intrakraniyal anevrizmaların endovasküler embolizasyonunda kullanılmak üzere polimerik dolgu malzemesinin geliştirilmesi

İntrakraniyal anevrizma, beyindeki arteriyel kan damarlarının fokal genişlemesi ve zayıflamasıdır. Anevrizmalar öngörülemeyen bir şekilde büyüyebilir ve küçük anevrizmalar (<15 mm) bile yırtılma riski taşır, bu da hayatı tehdit eden kanamaya ve beyin hasarına neden olabilir. Anevrizmaların tedavisinde cerrahi ve endovasküler yöntemler bulunmakla birlikte, klinikte en yaygın olarak endovasküler yöntemler kullanılmaktadır. Endovasküler yöntemlerin amacı anevrizmaya giden kan akışını engellemektir ve klinikte en sık kullanılan endovasküler tedavi polimer veya metal bazlı dolgu maddeleri, koiller ve fiberler kullanılarak endovasküler dolgu yapılmasıdır. Bu çalışmanın amacı anevrizma tedavisinde kullanılmak üzere biyouyumlu dolgu maddeleri geliştirmek ve karakterize etmektir. Klinikte kullanılan yapıların gerçek boyutları dikkate alınarak kateterden geçebilecek çapa sahip mikro-nanofiberlerden oluşan biyouyumlu polimerik yapılar elektroeğirme yöntemiyle hazırlanmıştır. En uygun mikro-nanofiber yapıyı üretmek için toplayıcı tipleri (demir, pirinç vb.), elektroeğirme sistemi parametreleri (uygulanan voltaj, iğne-elektrot mesafesi, spiral oluşturma teknikleri) ve polimer malzeme parametreleri (polimer ve çözücü tipi, konsantrasyonu vb.) optimize edildi. Parametre optimizasyonları sonucunda kullanılacak polimer türü PCL (Polycaprolactone) olarak değerlendirilmiş ve PCL mikro nanolif yapısında farklı çaplarda (0,8 mm, 1 mm, 2 mm, 3 mm vb.) tübüler yapılar üretilmiştir. PCL mikro-nanofiberler daha sonra PCL ile hazırlanan hidrojellerin içine yerleştirilmiştir. Mikrofiber yapılara şişme özelliği kazandırmak için farklı viskozitelerde ve konsantrasyonlarda aljinat. hidrojel hazırlanmasında, farklı konsantrasyonlarda hazırlanan %3, w/v aljinat çözeltileri, farklı miktarlarda CaCl2. Daha sonra hidrojeller kurutuldu ve şişme davranışları pH 7.4 PBS (Fosfat tamponlu tuzlu su) içinde incelendi. Polimerik dolgu maddelerinin mikroyapılarının morfolojik özellikleri SEM ile değerlendirilmiş ve şişme davranışı dolgu maddesi gravimetrik ve hacimsel olarak belirlenmiştir. Elde edilen mikrofiberlerin ortalama çapları ölçülmüştür 2-5 μm aralığında olduğu görülmüştür. Gözlenen şişme davranışının sonuçları, tüm örneklerin artan bir şişme eğilimi gösterdiğini ortaya koymuştur. şişme eğilimi. Şişme oranı gravimetrik olarak 5 ila 10 kat ve hacimsel olarak en az 3 kat artmıştır. Su alımıyla hacim olarak şişen örnekler, bir anevrizmayı doldurma ve tıkama yeteneğini de göstermiştir.

Nurbanu Alparslan
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Askıda hidrojellerin serbest biçimli tersinir gömülmesi metodu ile karmaşık yapıların 3 boyutlu biyobaskılanması

Hem rejeneratif tıpta hem de ilaç taramasında kullanılmak üzere biyo-mühendislikte kan damarlarına yönelik artan bir talep olmuştur. Bununla birlikte, gerçek bir biyo-mühendislikte vasküler greftin mevcudiyeti sınırlı kalmaktadır. Üç boyutlu (3B) biyo-baskı, transplantasyon ve rejenerasyon için çeşitli mimaride ve boyutlarda kan damarları veya vaskülarize doku yapıları üretmek için potansiyel bir yaklaşım sunmaktadır. Bazı araştırmalar, insan vücudundaki büyük boyutlu kan damarlarının 3B baskısının elde edildiğini bildirmiş olsa da, hala tamamlanmamış mikrovasküler simülasyon ve iskele malzemelerinin düşük biyouyumluluğu ve mekanik mukavemeti gibi acil olarak çözülmesi gereken bazı problemler mevcuttur. Geleneksel dikey istifleme yöntemi, düzgün olmayan boru çapı ve basılan katman sayısı(uzunluğu) gibi bazı dezavantajlara sahiptir. Bu sorunları çözmek için alternatif bir çözüme ihtiyaç vardır. Çalışmamızda alternatif çözüm olarak ekstrüde edilmiş bir 3B yazıcı kullanılarak jelatin destek banyosu içerisine içi boş damar benzeri yapı iskelelerini uygun destek banyosu formülasyonunu kullanarak basılabilirliğini test etmiştir. Aljinat, vasküler doku yapılarının ekstrüzyon biyobaskısında yaygın olarak kullanılmaktadır. Örneğin; aljinat, biyolojik olarak basılmış içi boş yapıların yapısal aslına uygunluğunu sağlamak için aynı anda verilen kalsiyum klorür (CaCl2) çözeltisi ile fiziksel olarak çapraz bağlanabilir. Çalışmamızda biyomürekkep olarak %1'lik aljinat çözeltisi hazırlanmıştır. Bu çalışmanın amacı; ekstrüde edilmiş bir 3B yazıcı kullanarak hidrojel yardımıyla damar benzeri yapı iskelelerinin basılmasını sağlamaktır. Ekstrüde edilmiş bir 3B yazıcı kullanarak FRESH method ile damar benzeri yapı iskelelerinin aljinat biyomürekkep ile biyobasımı gerçekleştirildi. Çalışmamızda iki farklı destek banyosu formülasyonu kullanıldı ve basılabilirlikleri değerlendirildi. Jelatin destek banyosu V0'da baskı sırasında şişme gözlemlendi. Bu yüzden v1 in basılabilirlik için daha uygun olduğuna kara verildi. Jelatin destek banyosu V1 ile elde edilen içi boş damar benzeri yapı iskelesinin akış testi ve çekme testi sonuçları gözlemlendi. İçi boş damar benzeri yapı iskelesinin akış testine 6 saatten daha fazla dayanıklılık gösterdiği gözlemlendi.

Şeyma Nur Yılmaz
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Meme kanseri tedavisinde kullanılmak üzere kemoterapötik ajan ve uygun siRNA yüklü polimerik nanopartiküllerin hazırlanması ve etkinliklerinin belirlenmesi

Günümüzde kanser hastalığının görülme sıklığı giderek artmaktadır. Meme kanseri ise tüm dünyada kadınlarda en sık karşılaşılan kanser türüdür. Kanser tedavilerinde uygulanan kemoterapi ajanları tümörün direnç kazanması durumunda yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle kanser terapilerinde yenilikçi ve daha etkili terapötik ajanların geliştirilmesi hız kazanmış ve farklı ajanların birlikte kullanıldığı kompleks tedaviler öne çıkmaya başlamıştır. Meme kanseri tedavilerinde çoğunlukla ilaç direnci gelişmekte ve bu nedenle de metastaz oluşma olasılığı yüksek olmaktadır. Sunulan tez çalışmalarında RNAi temelli gen susturma stratejileri kullanılarak meme kanserinde ilaç direncine sebep olan genin susturulması hedeflenmiş, genetik materyalin ve antikanser ilacın taşınımı için özel bir taşıyıcı sistem tasarlanmıştır. Tez kapsamında ilaç direncine sebep olan MDR1 geninin ifadelenmesi baskılanmaya çalışılmış, bu bağlamda MDR1 genini hedef alan siRNA yüklü dekstran kaplı biyouyumlu demir-oksit manyetik nanopartikül taşıyıcılar hazırlanmıştır. Bu taşıyıcıların optimizasyonu için gerekli deneyler yapılmış ve doksorubisin yüklü dekstran kaplı demir nanopartiküller FTIR, SEM, DLS ve EDX kullanılarak karakterizasyon çalışmaları yapılmıştır. Doksorubisin ve MDR1-siRNA taşıyıcısı olarak üretilen demir nanopartiküllerin MCF-7 hücrelerindeki P-gp ifadelenmesini baskılama durumunu değerlendirmek için ise MTT ve mRNA analizleri yapılmıştır. Sonuç olarak dekstran kaplı demir oksit nanopartiküllere başarı ile doksorubisin ve MDR-1 siRNA yüklenmiş ve MCF-7 hücre hattında geliştirilen nanopartikülün etkinliği değerlendirilmiştir.

Beyzanur Çakar
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00