28
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Genel ve operasyonel hava trafiğinin yer aldığı hava sahalarında mevcut kısıtların incelenmesi ve kısıtlara uygun yaklaşma prosedürlerinin tasarlanması
Havacılık sektöründeki her geçen gün artan talep beraberinde hava trafiğinde de artış oluşturmaktadır. Hava trafiğindeki artışa rağmen havacılık emniyetinden ödün vermeden mevcut talebi yakıt ve zaman tasarrufu sağlayacak şekilde karşılamak gerekmektedir. Bu doğrultuda uçuşu etkileyen mânialar, yasaklı/tahditli/tehlikeli sahalar ve diğer uçuşların yarattığı etkileşimler nedeniyle uçuş rotasının etkin ve verimli olması için düzenlemelere ihtiyaç vardır. Uluslararası kurallar çerçevesinde emniyetli uçuşun sağlanması, insan hatalarını ortadan kaldırılması ve iş yükünün azaltılması amacıyla önceden hazırlanarak yayımlanan prosedürlerle uçuş rotası düzenlemeleri yapılmaktadır. Birden fazla havalimanı bulunan yoğun hava sahalarında farklı tip uçakların farklı görevler icra etmesi, coğrafi koşullar ve yoğun nüfuslu yerlerde uçuşlara getirilen kısıtlar gibi pek çok faktör uçaklar için en uygun prosedürün uygulanmasını mümkün kılmamaktadır. Ancak gelişen teknolojinin de yardımıyla Performansa Dayalı Seyrüsefer (Performance Based Navigation, PBN) uygulamaları bu durumlarda pilota ve hava trafik kontrolörüne büyük kolaylık sağlayarak emniyetli, etkin ve verimli uçuşun yapılmasını sağlamaktadır. Bu çalışmada, yoğun hava trafik faaliyeti yürütülen Ankara Terminal Kontrol Sahasında (Terminal Control Area, TMA) bulunan Etimesgut meydanı için mevcut olan pek çok kısıt altında Standart Geliş Rotası (Standart Arrival Route, STAR) önerilerek tasarlanmıştır. Tasarlanan STAR ile elde edilen avantaj ve dezavantajlar irdelenmiştir.
Havalimanı gürültü haritalarının IMPACT ile oluşturulması: Sabiha Gökçen Havalimanı uygulaması
Hava taşımacılığına talebin giderek artması ile hava trafik operasyon sayısı da artmaktadır. Bu artışla beraber, özellikle yerleşim yerlerine yakın konumlandırılmış havalimanlarının çevresinde yaşayan insanlar meydana gelen uçak gürültüsünden oldukça etkilenmektedir. Havaalanı gürültüsünden etkilenen bireylerde yaşam kalitesinin düşmesi, baş ağrıları, kaygı, depresyon ve artan stres seviyeleri gibi olumsuz sonuçlar görülebilmektedir. Bu çalışma, Türkiye'nin en yoğun hava trafiğine sahip havaalanlarından biri olan ve şu anda yerleşim alanı içerisinde bulunan İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı (SAW) için gürültü haritaları oluşturmayı amaçlamaktadır. Belirli bir gün için SAW'a düzenlenen iniş kalkış operasyonlarına ait gerçek trafik verileri FlightRadar24'ten alınarak veri seti oluşturulmuştur. Oluşturulan veri seti kullanılarak Avrupa Hava Seyrüsefer Emniyeti Teşkilatı (European Organization for the Safety of Air Navigation, Eurocontrol) tarafından geliştirilen IMPACT gürültü modeliyle SAW'a ait mevcut pist başları için gürültü haritaları çıkartılmıştır. Elde edilen haritalar; gürültüye maruz kalan bölgeler, binalar, kurumlar ve ortak kullanım alanlarını değerlendirmek amacıyla analiz edilmiş ve bu veriler ışığında gürültü değerlendirmesi yapılmıştır.
Terminal hava sahasında meteorolojik olaylardan kaynaklanan gecikmelerin yapay zekâ kullanılarak tahmini
Bu tez, terminal hava sahasında meteorolojik olayların neden olduğu uçuş gecikmelerinin yapay zekâ ile tahmin edilmesini incelemektedir. İstanbul Havalimanı'ndan elde edilen uçuş ve meteorolojik veriler kullanılarak, regresyon ve sınıflandırma temelli makine öğrenmesi modelleri geliştirilmiştir. Çalışma, veri dengesizliği ve nadir olayların temsili gibi zorlukları ele almış; ADASYN ve CTGAN gibi veri artırma teknikleriyle bu sorunlara çözümler önerilmiştir. LightGBM ve H2O AutoML gibi ileri yöntemler, gecikme sürelerini ve kategorilerini yüksek doğrulukla tahmin etmede başarılı bulunmuştur. SHAP analizleri, düşük görüş mesafesi ve alçak bulutlar gibi faktörlerin gecikmeler üzerindeki belirleyici etkisini ortaya koyarak, modelin başarısının operasyonel gerçekliklerle örtüşen örüntüleri öğrenme kabiliyetinden kaynaklandığını doğrulamıştır. Bu çalışma, karmaşık havacılık operasyonlarında meteorolojik gecikmeleri öngörmek için yorumlanabilir ve güçlü bir metodolojik çerçeve sunmaktadır.
ICAO uçak kategorilerine göre tek pist sistemi için kapasite hesaplamalarında kullanılacak analitik bir model
Havaalanları, havayolu ulaştırma sistemi içerisinde uçuşların başladığı ve bittiği yerler olarak önemli bir yer tutmaktadır. Havalanlarının yapımı ve işletimindeki maliyet faktörleri göz önüne alınacak olursa, hizmet verilecek olan hava trafiğinin sayısı, tipi ve operasyon özelliklerinin ileriye yönelik olarak mümkün olduğunca gerçeğe yakın tahmin edilmesi gerekmektedir. Bu çalışmada havaalanlarının hava tarafının bir elemanı olan pist kapasitesi üzerinde durulacak ve havaalanları hava tarafı teorik kapasitesini hesaplamak için kullanılacak analitik bir yöntem verilecektir. Pist kapasitesi üzerinde yapılan çalışmalar gözlemlere dayalıdır. Bu çalışmada meşguliyet zamanları, uçuş mekaniği prensiplerine ve Uluslararası Sivil Havacılık Teşkilatı?nın yayınlarında yer alan uçaklar arası ayırma esaslarına dayalı olarak hesaplanmıştır.
Havaalanı hareket sahalarındaki trafik akışı için farklı amaçları ele alan çok aşamalı bir sezgisel model
Havayolu taşımacılığı küresel ölçekte faaliyet gösteren, teknolojik yenilik ve değişimlere hızlı adapte olan bir ulaşım sistemidir. Havayolu ulaşımına olan talebin her geçen yıl belirli bir oran dahilinde artması bu ulaşım sistemi için tıkanıklıkları, gecikmeleri ve hizmet aksaklıklarını da beraberinde getirmektedir. Bu sebeple havaalanlarında park pozisyonlarının etkin ve verimli kullanılması, uçaklar için manevra sahası trafiğini rahatlatacak rotaların belirlenmesi ve terminal binasındaki yolcu yürüyüş sürelerinin kısalması havayolu taşımacılığında önemli rol oynamaktadır. Bu tez çalışmasının temel amacı, yoğun havaalanlarında uçak park yerleri ve taksi yollarında yaşanan toplam gecikmeleri ve tıkanıklıkları azaltmak, inen ve kalkan uçakların taksi sürelerini kısaltarak trafik akışını hızlandırmak, körüklü ve açık park pozisyonlarının kullanım oranlarını daha dengeli paylaştırmak ve hizmet verilen uçak sayısında iyileşme sağlamak için meydan hava trafik kontrol (ATC) ve ramp kulelerini koordineli şekilde kullanabilecek ve geleneksel sistemlere göre insan faktörlerinin etkilerini en aza indirebilecek ve son dakika değişikliklerine karşı çözüm üretebilecek, park yeri ve taksi rotası tahsisine yönelik dinamik kriterli sezgisel bir algoritmanın geliştirilmesidir. İlk etapta bir uçak için uygun çözüm kümesini azaltacak sezgisel eliminasyon algoritması geliştirilmiş ve park yeri kullanımı standart sapma süresi, uçak taksi ve yolcu yürüyüş süresini azaltan amaç fonksiyonları oluşturulmuştur. Daha sonra oluşturulan bu modelin GAMS çözümünden ne kadar uzaklaştığı ve bu uzaklaşmanın algoritmanın çözüm süresi bakımından ne kadar göz ardı edilebileceği araştırılmıştır. Son olarak da önerilen modelin mevcut durum ile karşılaştırması yapılmıştır. Dinamik kriterli sezgisel algoritmanın durum değişikliklerine karşı mevcut durum modeline göre hem taksi hem de yolcu yürüyüş süresi bakımından fayda sağladığı görülmüştür.
21. yüzyıl havacılık olaylarında operasyon organizasyon ilişkisi: İnsan faktörleri analiz ve sınıflandırma sistemi uygulaması
Havacılık tarihi boyunca meydana gelen kazalardaki insan faktörlerinin incelenmesi adına birçok model ortaya koyulmuştur. Bu modellerden literatürde en yaygın kullanılan model olan İnsan Faktörleri Analiz ve Sınıflandırma Sistemi (HFACS) Shappell ve Wiegmann tarafından 2000 yılında ortaya koyulmuştur. HFACS Reason'un İsviçre Peyniri Modeli'ne dayanmaktadır. Reason'un modelinin en büyük eksikliği kaza sonrası uygulanabilirliğidir. Bu, reaktif (sonuç odaklı) bir yaklaşımdır. Ancak bu çalışmada Reason'un modelinin geliştirilmiş hali olan HFACS kazalara değil havacılık olaylarına uygulanmıştır. Bu yaklaşım proaktif (ön eylemci) bir yaklaşımdır. Dolayısıyla bu yaklaşımla, Reason'un modelinin en büyük eksikliği üstünlüğe çevrilmiştir. Ayrıca bu çalışmada, insanoğlunun bulunduğu yüzyılda beraber yaşadığı tehlikelerin farkına varması adına, 2000-2016 yılları arasında meydana gelen havacılık olaylarına odaklanılarak gerçekçi bir yaklaşım sergilenmiştir. Sonuç olarak Ulusal Taşımacılık Emniyeti Kurulu (NTSB) veri tabanından elde edilen, 2000-2016 yılları arasında meydana gelen 324 adet havacılık olay raporu incelenmiş ve bu raporlar arasından kokpit ekibi kaynaklı olanlar HFACS kullanılarak analiz edilmiştir. Analizler sonucunda, havacılık olaylarındaki insan faktörlerinin kök sebepleri tespit edilmiştir. Ayrıca geleneksel HFACS analizlerinden farklı olarak, yaşanan havacılık olaylarında örgüt ve yönetim seviyesinde meydana gelen hata veya ihlaller ile kokpit ekibinin emniyetsiz davranışları arasındaki ilişki istatistiksel olarak ortaya koyulmuştur.
Hava trafik akışında gecikmeleri enküçükleyen iki aşamalı çözüm yaklaşımı
Bu çalışma kapsamında serbest rotalı hava sahalarındaki uçuş operasyonlarında meydana gelebilecek çakışmaların çözümlerinden kaynaklanan gecikmeler ile çözüm manevralarının neden olduğu yakıt sarfiyatının en küçüklenmesine yönelik iki aşamalı bir çözüm yaklaşımı ortaya konmuştur. Bu yaklaşım ile hava trafik yönetiminde uçuşların çevrim içi stratejik kontrolü aşamasında kullanılabilecek bir karar destek sistemine matematiksel bir temel sağlanması amaçlanmaktadır. Çözüm yönteminin ilk aşamasındaki matematiksel model uçakların çakışmalardan kaynaklı gecikmeleri en küçüklenmek için mevcut sektör giriş noktalarının her iki yanına alternatif giriş noktası açılarak uçakların en uygun giriş noktasından sektöre giriş yapmaları sağlanmaktadır. İkinci aşamada ise gecikme sürelerine uygun ve aynı zamanda çakışmadan kaynaklı ekstra yakıt sarfiyatının da en küçükleneceği bir vektör manevrası önerilmektedir. İlk aşamanın çözümü için GAMS/CPLEX kullanılmış fakat makul bir sürede çözüm elde edilememiştir. Bu durumda problemin çözümü için genetik algoritma ve yasaklı arama algoritması çözüm yöntemi olarak kullanılmıştır. Meta sezgisellerin performansının ölçülmesi için küçük ölçekli test problemleri oluşturularak elde edilen sonuçlar GAMS/CPLEX çözücüsünün sonuçları ile karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırma sonucunda her iki algoritmanın da kısa süre içerisinde en iyi çözüme yakın sonuçlar ürettiği görülmüştür. Önerilen yaklaşım ile referans duruma göre büyük boyutlu hava sahalarında meydana gelen çakışmadan kaynaklı gecikmelerde yaklaşık %88, gecikmelerden kaynaklı yakıt sarfiyatlarında ise yaklaşık %90 oranlarında iyileşmeler yapmıştır.
Emniyet yönetim sistemi uygulamalarının hava trafik kontrol hizmetlerine katkılarının analizi
EMNİYET YÖNETİM SİSTEMİ UYGULAMALARININ HAVA TRAFİK KONTROL HİZMETLERİNE KATKILARININ ANALİZİ İbrahim TUNÇ Hava Trafik Kontrol Anabilim Dalı Doktora Programı Anadolu Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Haziran 2018 Danışman: Prof. Dr. Aydan CAVCAR Temel amacı sivil havacılık ATM/ATC birimlerindeki EYS uygulama ve süreçlerine pozitif emniyet kültürünün etki ve katkısını tespit ederek, pro-aktivite ile pozitif emniyet kültürünü önceleyen bir EYS modeli önermek olan bu araştırmada nitel ve nicel araştırma yöntemleri birlikte kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Atatürk Havalimanı, Esenboğa Havalimanı, Türkiye Hava Trafik Kontrol Merkezi/Ankara ve DHMİ Genel Müdürlüğünde "Hava Trafik Kontrolörü" olarak çalışan 484 kişiden oluşmaktadır. Anket aracılığıyla toplanan veriler SPSS 25.0 ve AMOS 18 programlarında analiz edilerek ulaşılan bulgular literatür çerçevesinde toplanan bilgiler ışığında değerlendirilmiştir. Araştırma soncunda pozitif emniyet kültürünün algısal ve davranışsal boyutunun EYS yönetim süreçlerinin organizasyonel, prosedürel ve davranışsal boyutlarıyla bu sistemin tümü üzerinde istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönde bir etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Emniyet kültürünün negatif alt boyutunu oluşturan "suçlama kültürü" ise ATM/ATC sistemlerindeki EYS uygulamaları üzerinde her üç boyutta da zayıf ancak negatif yönde etkileşime neden olduğu tespit edilmiştir. Son olarak araştırma kapsamında ulaşılan bulgulara göre özelde sivil havacılık ATN/ATC birimlerinde, genelde ise sivil havacılık sektörünün tüm operasyon birimlerinde uygulanabilecek nitelikte, pozitif emniyet kültürü ile pro-aktiviteyi önceleyen yeni EYS modeli önerisi geliştirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Hava trafik yönetimi (HTY), Hava trafik kontrolü (HTK), Emniyet yönetim sistemi (EYS), Pozitif emniyet kültürü, Suçlama kültürü
Hava trafik kontrolde ayırma yöntemlerinin uçak emisyonları üzerindeki etkisinin optimizasyonu
Saha kontrolde çalışan hava trafik kontrolörleri, uçuş yörüngeleri kesişen uçaklar arasındaki çakışmayı önlemek için hız, seviye ve vektör manevrası yöntemlerden biri veya birkaçını kullanabilmektedir. Seçilen çözüm yöntemi, verimli bir hava trafik yönetimi için önem arz etmekle birlikte en uygun yöntemin seçimi zaman baskısı, yorgunluk, stres gibi durumlar nedeniyle her zaman mümkün olmayabilir. Bu problemlere bir çözüm sunmak amacıyla bu tez kapsamında çakışma önleme yöntemlerinin uçakların yakıt ve emisyonuna etkilerini en aza indirmek için matematiksel model ve genetik algoritma tabanlı bir yaklaşım sunulmaktadır. Uçakların yakıt tüketimi ve NOx emisyonlarını tahmin etmek amacıyla gerçek uçuş verileri kullanılarak regresyon modelleri geliştirilmiş ve bu modeller matematiksel modele kısıt olarak tanıtılmıştır. Ayrıca, literatürdeki yaygın yaklaşımdan farklı olarak, model herhangi bir çakışma çözüm yönteminin kullanılmasına imkân tanımaktadır. Bu yönleriyle, bu tez çalışması, daha gerçekçi ve bütüncül bir yaklaşım sunmaktadır. Sonuç olarak genetik algoritma 2 uçak içeren bir senaryo için LINDO çözücüsünün bulduğu optimum çözümü bulabilmektedir. Uçak sayısı arttıkça LINDO çözücüsünün çözüm verme süresi üstel olarak artarken genetik algoritma çok daha makul sürelerde ve daha iyi sonuçlar üretmektedir. Ayrıca yakıt tüketimini ve NOx emisyonunu en küçükleyen çakışma çözüm stratejilerinin benzer olduğu görülmüştür. Bu tez çalışması, hava trafik kontrolörlerinin çakışma çözümünü daha verimli bir şekilde ele almasına katkı sağlayarak uçuş emniyetinin artırılması ve çevresel etkinin azaltması konusunda önemli bir potansiyele sahiptir.
Hava trafik kontrolde ayırma yöntemlerinin uçak emisyonları üzerindeki etkisinin optimizasyonu
Saha kontrolde çalışan hava trafik kontrolörleri, uçuş yörüngeleri kesişen uçaklar arasındaki çakışmayı önlemek için hız, seviye ve vektör manevrası yöntemlerden biri veya birkaçını kullanabilmektedir. Seçilen çözüm yöntemi, verimli bir hava trafik yönetimi için önem arz etmekle birlikte en uygun yöntemin seçimi zaman baskısı, yorgunluk, stres gibi durumlar nedeniyle her zaman mümkün olmayabilir. Bu problemlere bir çözüm sunmak amacıyla bu tez kapsamında çakışma önleme yöntemlerinin uçakların yakıt ve emisyonuna etkilerini en aza indirmek için matematiksel model ve genetik algoritma tabanlı bir yaklaşım sunulmaktadır. Uçakların yakıt tüketimi ve NOx emisyonlarını tahmin etmek amacıyla gerçek uçuş verileri kullanılarak regresyon modelleri geliştirilmiş ve bu modeller matematiksel modele kısıt olarak tanıtılmıştır. Ayrıca, literatürdeki yaygın yaklaşımdan farklı olarak, model herhangi bir çakışma çözüm yönteminin kullanılmasına imkân tanımaktadır. Bu yönleriyle, bu tez çalışması, daha gerçekçi ve bütüncül bir yaklaşım sunmaktadır. Sonuç olarak genetik algoritma 2 uçak içeren bir senaryo için LINDO çözücüsünün bulduğu optimum çözümü bulabilmektedir. Uçak sayısı arttıkça LINDO çözücüsünün çözüm verme süresi üstel olarak artarken genetik algoritma çok daha makul sürelerde ve daha iyi sonuçlar üretmektedir. Ayrıca yakıt tüketimini ve NOx emisyonunu en küçükleyen çakışma çözüm stratejilerinin benzer olduğu görülmüştür. Bu tez çalışması, hava trafik kontrolörlerinin çakışma çözümünü daha verimli bir şekilde ele almasına katkı sağlayarak uçuş emniyetinin artırılması ve çevresel etkinin azaltması konusunda önemli bir potansiyele sahiptir.
Alçalma fazındaki en etkin yakıt akışına sahip uçuşların panel veri ve stokastik sınır analizi yöntemleri ile gerçek uçuş verilerine dayalı belirlenmesi
Hava trafiğinin giderek artış göstermesi, terminal kontrol hava sahasının en iyi şekilde kullanılmasını gerektirmektedir. Bu çalışmada ülkemizin hava trafik sayısı bakımından en yoğun ikinci havalimanı olan Sabiha Gökçen Havalimanı'nda uygulanan toplama noktası sistemine (PMS) dayalı standart geliş rotasını kullanan uçakların yakıt akışının teknik etkinlik analizinin yapılması amaçlanmıştır. Uçaklarda yakıt akışını etkileyen birçok faktör bulunmaktadır. Uçuş süresi, irtifa, uçuş yol açısı (FPA), hakiki hava hızı (TAS), mesafe, motor fan hızı (N1), sıcaklık ve dikey hız (ROD) tespit edilen değişkenlerdir. Bu değişkenler dikkate alınarak yakıt akışı ile ilişkisi yüksek olan değişkenler Panel Veri Analizi ve Stokastik Sınır Analizi yöntemleriyle analiz edilmiş, sırasıyla model analizi ve teknik etkinlik analizi yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, etkin ve etkin olmayan uçuşlar belirlenmiştir. Belirlenen hız aralıklarına göre etkin ve etkin olmayan uçuşların FPA ve yakıt akışları incelenmiştir. Aynı hız aralığı (231-270kt) göz önüne alındığında etkin uçuşların 2,5-3,0 FPA, etkin olmayan uçuşların ise 3,5-4,0 FPA'lar ile alçaldığı gözlenmiştir. Yüksek FPA'lar ile alçalan trafiklerin daha fazla yakıt tüketimine neden olduğu görülmüştür. Alçalmaların 2,5-3,0 FPA ile yapılması durumunda yakıt tüketimi açısından daha etkin uçuşların gerçekleştirildiği sonucuna varılmıştır.
Alçalma fazındaki en etkin yakıt akışına sahip uçuşların panel veri ve stokastik sınır analizi yöntemleri ile gerçek uçuş verilerine dayalı belirlenmesi
Hava trafiğinin giderek artış göstermesi, terminal kontrol hava sahasının en iyi şekilde kullanılmasını gerektirmektedir. Bu çalışmada ülkemizin hava trafik sayısı bakımından en yoğun ikinci havalimanı olan Sabiha Gökçen Havalimanı'nda uygulanan toplama noktası sistemine (PMS) dayalı standart geliş rotasını kullanan uçakların yakıt akışının teknik etkinlik analizinin yapılması amaçlanmıştır. Uçaklarda yakıt akışını etkileyen birçok faktör bulunmaktadır. Uçuş süresi, irtifa, uçuş yol açısı (FPA), hakiki hava hızı (TAS), mesafe, motor fan hızı (N1), sıcaklık ve dikey hız (ROD) tespit edilen değişkenlerdir. Bu değişkenler dikkate alınarak yakıt akışı ile ilişkisi yüksek olan değişkenler Panel Veri Analizi ve Stokastik Sınır Analizi yöntemleriyle analiz edilmiş, sırasıyla model analizi ve teknik etkinlik analizi yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, etkin ve etkin olmayan uçuşlar belirlenmiştir. Belirlenen hız aralıklarına göre etkin ve etkin olmayan uçuşların FPA ve yakıt akışları incelenmiştir. Aynı hız aralığı (231-270kt) göz önüne alındığında etkin uçuşların 2,5-3,0 FPA, etkin olmayan uçuşların ise 3,5-4,0 FPA'lar ile alçaldığı gözlenmiştir. Yüksek FPA'lar ile alçalan trafiklerin daha fazla yakıt tüketimine neden olduğu görülmüştür. Alçalmaların 2,5-3,0 FPA ile yapılması durumunda yakıt tüketimi açısından daha etkin uçuşların gerçekleştirildiği sonucuna varılmıştır.
İnsansız hava araçlarının çok düşük seviyeli operasyonlarında hava trafik yönetimi
İnsansız hava araçlarının kullanım alanlarının artmasıyla, farklı irtifalarda ve coğrafi bölgelerde operasyon sayıları da artmaktadır. Bu operasyonlar içerisinde yer seviyesinden 400 ft yüksekliğe kadar gerçekleştirilmekte olan operasyonlar, çok düşük seviyeli (VLL) insansız hava aracı operasyonları olarak tanımlanmaktadır. Artan VLL operasyonları bu seviyedeki trafikler için sistematik bir düzenleme ve standardizasyon ihtiyacını da beraberinde getirmiştir. Hava sahası paydaşlarının ihtiyaçlarını dikkate alarak emniyet, verimlilik ve ekonomi arasında uzlaştırıcı çözümler bulmak hava trafik yönetiminin sorumluluğundadır. Bu doğrultuda, VLL operasyonlarının uygulanması için gerekli ortamı ve hizmetleri sağlamak amacıyla hava trafik yönetiminde tamamlayıcı kavramlar geliştirilmiştir. Amerika Birleşik Devletleri'nde geçerli olan Federal Havacılık İdaresi insansız hava aracı hava trafik yönetimi FAA-UTM kavramı ile Avrupa'da U-Space çerçevesinde öngörülen Avrupa insansız hava aracı trafik yönetimi sistemleri için operasyon kavramı CORUS, kontrollü ve kontrolsüz hava sahasında insansız hava aracı operasyonlarının emniyetli, verimli ve esnek bir şekilde yürütülmesi için önemli yaklaşımlar sunmaktadır. Her iki kavramda VLL insansız hava aracı operasyonlarını mevcut hava sahasına entegre etmek ve tüm hava sahası kullanıcıları arasındaki iletişimi kolaylaştırmak için hizmetleri, prosedürleri, süreçleri ve gereksinimleri tanımlamaktadır. Bu çalışmada, bu iki kavrama ilişkin düzenlemelerin benzerlik ve farklılıkları tartışılmıştır. Mevcut kavramlardan yararlanarak Ülkemizde VLL insansız hava aracı trafikleri ekosisteminin geliştirilmesi için bir değerlendirme yapılmıştır.
İnsansız hava araçlarının çok düşük seviyeli operasyonlarında hava trafik yönetimi
İnsansız hava araçlarının kullanım alanlarının artmasıyla, farklı irtifalarda ve coğrafi bölgelerde operasyon sayıları da artmaktadır. Bu operasyonlar içerisinde yer seviyesinden 400 ft yüksekliğe kadar gerçekleştirilmekte olan operasyonlar, çok düşük seviyeli (VLL) insansız hava aracı operasyonları olarak tanımlanmaktadır. Artan VLL operasyonları bu seviyedeki trafikler için sistematik bir düzenleme ve standardizasyon ihtiyacını da beraberinde getirmiştir. Hava sahası paydaşlarının ihtiyaçlarını dikkate alarak emniyet, verimlilik ve ekonomi arasında uzlaştırıcı çözümler bulmak hava trafik yönetiminin sorumluluğundadır. Bu doğrultuda, VLL operasyonlarının uygulanması için gerekli ortamı ve hizmetleri sağlamak amacıyla hava trafik yönetiminde tamamlayıcı kavramlar geliştirilmiştir. Amerika Birleşik Devletleri'nde geçerli olan Federal Havacılık İdaresi insansız hava aracı hava trafik yönetimi FAA-UTM kavramı ile Avrupa'da U-Space çerçevesinde öngörülen Avrupa insansız hava aracı trafik yönetimi sistemleri için operasyon kavramı CORUS, kontrollü ve kontrolsüz hava sahasında insansız hava aracı operasyonlarının emniyetli, verimli ve esnek bir şekilde yürütülmesi için önemli yaklaşımlar sunmaktadır. Her iki kavramda VLL insansız hava aracı operasyonlarını mevcut hava sahasına entegre etmek ve tüm hava sahası kullanıcıları arasındaki iletişimi kolaylaştırmak için hizmetleri, prosedürleri, süreçleri ve gereksinimleri tanımlamaktadır. Bu çalışmada, bu iki kavrama ilişkin düzenlemelerin benzerlik ve farklılıkları tartışılmıştır. Mevcut kavramlardan yararlanarak Ülkemizde VLL insansız hava aracı trafikleri ekosisteminin geliştirilmesi için bir değerlendirme yapılmıştır.
Geliş trafiklerinin sıralanmasında bulanık mantık yaklaşımı
Günümüzde havayolu taşımacılığına olan talebin artış göstermesi, beraberinde hava trafiğinin de artışına neden olmaktadır. Bu durumda, daha fazla sayıda hava trafiğinin emniyetli, düzenli ve hızlı bir şekilde yürütülmesi gerekmektedir. Yoğun trafikten dolayı özellikle havada yaşanacak beklemeleri azaltmak için inişe gelen trafiklerinin doğru ve adil şekilde sıralanması önemlidir. Bu çalışmada bulanık mantık yöntemi ile geliş trafiklerinin sıralanması amaçlanmıştır. Sıralama için hız, mesafe, irtifa parametreleri kullanılmıştır. Trafik verilerinin toplanmasında Eskişehir Teknik Üniversitesi Hava Trafik Kontrolü Bölümü'nde yer alan Hava Trafik Simülasyon Laboratuvarı'ndan faydalanılmıştır. Terminal kontrol sahası içerisindeki geliş trafiklerinin simülatördeki mevcut sıralaması ve bulanık mantık yönteminden elde edilen sıralama sonuçları karşılaştırılmıştır. Her iki trafik sıralama sonuçlarının birbiri ile örtüştüğü sonucuna varılmıştır. Bu çalışma, hava trafik kontrol alanında bulanık mantık yönteminin kullanılması ile literatüre katkı sağlayacaktır.
Geliş trafiklerinin sıralanmasında bulanık mantık yaklaşımı
Günümüzde havayolu taşımacılığına olan talebin artış göstermesi, beraberinde hava trafiğinin de artışına neden olmaktadır. Bu durumda, daha fazla sayıda hava trafiğinin emniyetli, düzenli ve hızlı bir şekilde yürütülmesi gerekmektedir. Yoğun trafikten dolayı özellikle havada yaşanacak beklemeleri azaltmak için inişe gelen trafiklerinin doğru ve adil şekilde sıralanması önemlidir. Bu çalışmada bulanık mantık yöntemi ile geliş trafiklerinin sıralanması amaçlanmıştır. Sıralama için hız, mesafe, irtifa parametreleri kullanılmıştır. Trafik verilerinin toplanmasında Eskişehir Teknik Üniversitesi Hava Trafik Kontrolü Bölümü'nde yer alan Hava Trafik Simülasyon Laboratuvarı'ndan faydalanılmıştır. Terminal kontrol sahası içerisindeki geliş trafiklerinin simülatördeki mevcut sıralaması ve bulanık mantık yönteminden elde edilen sıralama sonuçları karşılaştırılmıştır. Her iki trafik sıralama sonuçlarının birbiri ile örtüştüğü sonucuna varılmıştır. Bu çalışma, hava trafik kontrol alanında bulanık mantık yönteminin kullanılması ile literatüre katkı sağlayacaktır.
Olumsuz hava koşulları altında trafik akışının eniyilenmesi
Bu çalışma, hava trafik yönetiminin temel unsurlarından biri olan yörünge optimizasyonunu ele almakta ve özellikle konvektif hava koşulları altında uçuş rotası planlamasının zorluklarına odaklanmaktadır. Yörünge optimizasyonunun genel amacı, hava trafik akışını daha emniyetli ve verimli hale getirerek operasyonel verimliliği artırmaktır. Konvektif hava koşulları, dolu, rüzgâr kırılması, yıldırım ve şiddetli buzlanma gibi unsurları içerir, bu da uçaklar için emniyet riskleri oluşturur. Bu nedenle, pilotların bu bölgelerden kaçınması esastır. Ancak, konvektif hava koşulları nedeniyle uçakların planlanan rotalarından sapmaları, hava trafik akışında bozulmalara ve gecikmelere yol açabilir. Bu çalışmada, konvektif hava koşullarının etkisi altında uçuş rotası optimizasyonunun önemi incelenmiştir. Konvektif alanlardan kaçınma ve potansiyel çakışmaların çözümü, deterministik ve stokastik modellerle ele alınmıştır. Deterministik modelde, konvektif alanların sabit olduğu varsayılmış ve uçakların bu alanlardan çakışmasız bir şekilde kaçınarak optimizasyonu yapılmıştır. Stokastik model ise rüzgâr belirsizlikleri hesaba katılmıştır. Ayrıca, Kayan Ufuk Kontrolü yaklaşımı ile konvektif alan dinamikleri dikkate alınarak problem daha gerçekçi bir şekilde ele alınmıştır. Geliştirilen modellerin amacı, uçakların konvektif alanlardan kaçınarak toplam uçuş süresini minimize etmektir. Çalışma sonucunda stokastik modelin, deterministik modele göre sağladığı avantajlar belirlenmiş ve konvektif hava koşullarının hava trafik yönetimine etkisi değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlar, hava trafik kontrolörleri ve pilotların daha etkili kararlar alabilmeleri için önemli bir temel oluşturmaktadır. Geliştirilen algoritmalar, karar destek ve/veya otomasyon sistemleri üzerine inşa edilerek, hava sahasındaki uçakların rotalarını daha etkili ve koordineli bir şekilde planlamayı sağlayabilecek potansiyeldedir. Bu yaklaşımın uygulanması, pilotlar ve kontrolörlerin iş yükünü azaltacak, buna bağlı olarak da emniyet, verimlilik ve hava trafik yönetimi kapasitesi açısından olumlu sonuçlar doğuracaktır.
Yaklaşma kontrol simülasyonu eğitiminde egzersiz zorluk derecelerinin farklı gruplar üzerindeki verimlilik ve performans etkisinin incelenmesi
Her geçen yıl karmaşıklaşan hava sahası yapısı ve gelişmiş teknoloji ile desteklenen hava trafik kontrol ünitelerinde çalışacak kontrolörlerin eğitimler sürekli olarak geliştirilmelidir. Eğitim tasarımında yenilikçi yaklaşımlar hava trafik kontrol eğitiminin özellikle uygulamalı alanı için sürekli gelişmeli ve kişilerin farklı öğrenme yapılarına uygun hale getirilmelidir. Bu amaçla, bu çalışmada eğitim tasarımına ışık tutabilecek veriler elde etmek üzere hava trafik kontrol öğrencileri üzerinde gerçek zamanlı simülasyon ortamında deneyler yapılmıştır. Bu deneyler dört farklı zorluk seviyesindeki radar yaklaşma simülatörü egzersiz senaryoları ile uygulanmış ve öğrencilerin performans ve verimlilik incelemesi yapılmıştır. Ayrıca öğrencilerin not ortalamaları, bilişsel yetenek puanları ve söz konusu derste tecrübeli olup olmadığı gibi farklı bireysel özellikleri ile performans ve verimlilik değerleri ilişkilendirilmiştir. Elde edilen veriler doğrultusunda hava trafik kontrol eğitiminde öğrencilerin simülatör derslerindeki başarılarını etkileyen faktörler irdelenmiştir. Deneyler sonucunda deneyimli gruba mensup öğrencilerin verimlilik performanslarının daha yüksek olduğu ve deneyimsiz grubun 1. derece kritik hatalardan sakındığı ancak deneyimli gruba göre verimli çalışamadığı görülmüştür.
Yaklaşma kontrol simülasyonu eğitiminde egzersiz zorluk derecelerinin farklı gruplar üzerindeki verimlilik ve performans etkisinin incelenmesi
Her geçen yıl karmaşıklaşan hava sahası yapısı ve gelişmiş teknoloji ile desteklenen hava trafik kontrol ünitelerinde çalışacak kontrolörlerin eğitimler sürekli olarak geliştirilmelidir. Eğitim tasarımında yenilikçi yaklaşımlar hava trafik kontrol eğitiminin özellikle uygulamalı alanı için sürekli gelişmeli ve kişilerin farklı öğrenme yapılarına uygun hale getirilmelidir. Bu amaçla, bu çalışmada eğitim tasarımına ışık tutabilecek veriler elde etmek üzere hava trafik kontrol öğrencileri üzerinde gerçek zamanlı simülasyon ortamında deneyler yapılmıştır. Bu deneyler dört farklı zorluk seviyesindeki radar yaklaşma simülatörü egzersiz senaryoları ile uygulanmış ve öğrencilerin performans ve verimlilik incelemesi yapılmıştır. Ayrıca öğrencilerin not ortalamaları, bilişsel yetenek puanları ve söz konusu derste tecrübeli olup olmadığı gibi farklı bireysel özellikleri ile performans ve verimlilik değerleri ilişkilendirilmiştir. Elde edilen veriler doğrultusunda hava trafik kontrol eğitiminde öğrencilerin simülatör derslerindeki başarılarını etkileyen faktörler irdelenmiştir. Deneyler sonucunda deneyimli gruba mensup öğrencilerin verimlilik performanslarının daha yüksek olduğu ve deneyimsiz grubun 1. derece kritik hatalardan sakındığı ancak deneyimli gruba göre verimli çalışamadığı görülmüştür.
Olumsuz hava koşulları altında trafik akışının eniyilenmesi
Bu çalışma, hava trafik yönetiminin temel unsurlarından biri olan yörünge optimizasyonunu ele almakta ve özellikle konvektif hava koşulları altında uçuş rotası planlamasının zorluklarına odaklanmaktadır. Yörünge optimizasyonunun genel amacı, hava trafik akışını daha emniyetli ve verimli hale getirerek operasyonel verimliliği artırmaktır. Konvektif hava koşulları, dolu, rüzgâr kırılması, yıldırım ve şiddetli buzlanma gibi unsurları içerir, bu da uçaklar için emniyet riskleri oluşturur. Bu nedenle, pilotların bu bölgelerden kaçınması esastır. Ancak, konvektif hava koşulları nedeniyle uçakların planlanan rotalarından sapmaları, hava trafik akışında bozulmalara ve gecikmelere yol açabilir. Bu çalışmada, konvektif hava koşullarının etkisi altında uçuş rotası optimizasyonunun önemi incelenmiştir. Konvektif alanlardan kaçınma ve potansiyel çakışmaların çözümü, deterministik ve stokastik modellerle ele alınmıştır. Deterministik modelde, konvektif alanların sabit olduğu varsayılmış ve uçakların bu alanlardan çakışmasız bir şekilde kaçınarak optimizasyonu yapılmıştır. Stokastik model ise rüzgâr belirsizlikleri hesaba katılmıştır. Ayrıca, Kayan Ufuk Kontrolü yaklaşımı ile konvektif alan dinamikleri dikkate alınarak problem daha gerçekçi bir şekilde ele alınmıştır. Geliştirilen modellerin amacı, uçakların konvektif alanlardan kaçınarak toplam uçuş süresini minimize etmektir. Çalışma sonucunda stokastik modelin, deterministik modele göre sağladığı avantajlar belirlenmiş ve konvektif hava koşullarının hava trafik yönetimine etkisi değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlar, hava trafik kontrolörleri ve pilotların daha etkili kararlar alabilmeleri için önemli bir temel oluşturmaktadır. Geliştirilen algoritmalar, karar destek ve/veya otomasyon sistemleri üzerine inşa edilerek, hava sahasındaki uçakların rotalarını daha etkili ve koordineli bir şekilde planlamayı sağlayabilecek potansiyeldedir. Bu yaklaşımın uygulanması, pilotlar ve kontrolörlerin iş yükünü azaltacak, buna bağlı olarak da emniyet, verimlilik ve hava trafik yönetimi kapasitesi açısından olumlu sonuçlar doğuracaktır.
Terminal hava sahası karmaşıklığı faktörlerinin çok kriterli karar verme yöntemleri kullanılarak incelenmesi
Hava trafik operasyonları ve bu operasyonlardan sorumlu hava trafik kontrolörleri emniyetli uçuş operasyonlarının gerçekleştirilmesi konusunda önemli bir rol oynamaktadır. Karar verme sürecinde Hava Trafik Kontrolörü (ATCo) için oluşan zorluklar, ATCo'nun kararlarını etkilemekte ve yanlış kararlar vermesine sebep olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı Yaklaşma Kontrol (APP) ünitesinde Hava Trafik Kontrol (ATC) hizmeti verilirken Terminal Hava Sahası (TMA) karmaşıklığına etki eden faktörlerin incelenmesi ve ATCo perspektifi ile ağırlıklandırılarak önem derecelerinin ortaya koyulmasıdır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden anket tekniği uygulanarak veriler elde edilmiştir. Birinci çalışma grubu 40 ATCo'dan, İkinci çalışma grubu ise 20 ATCo'dan oluşmaktadır. Çalışmada karmaşıklığı etkileyen faktörlerin etkisini tespit etmek amacıyla ilk olarak hava sahası karmaşıklığına etki eden faktörler açıklanmıştır. Faktörlerin karmaşıklık yaratıp yaratmadığına yönelik sonuçlar İçerik Geçerlilik Yöntemi ile, bu faktörlerin karmaşıklığa ne kadar etki ettiğine ilişkin kriter ağırlıkları sonuçları En İyi-En Kötü Yöntemi ile ele alınmıştır. Elde edilen verilere göre hava sahasında karmaşıklığa yol açan en önemli faktör Kesişen Rotalarda Birleşme/Kesişme/Hotspot Sayısı olarak belirlenmiştir. Çalışma sonuçları ATCo'lar tarafından değerlendirilmiş ve global ağırlıklandırmadan ziyade ana kriter ve lokal ağırlıklandırmanın tutarlı olduğu anket sonrası yapılan görüşmelerde tespit edilmiştir.
Terminal hava sahası karmaşıklığı faktörlerinin çok kriterli karar verme yöntemleri kullanılarak incelenmesi
Hava trafik operasyonları ve bu operasyonlardan sorumlu hava trafik kontrolörleri emniyetli uçuş operasyonlarının gerçekleştirilmesi konusunda önemli bir rol oynamaktadır. Karar verme sürecinde Hava Trafik Kontrolörü (ATCo) için oluşan zorluklar, ATCo'nun kararlarını etkilemekte ve yanlış kararlar vermesine sebep olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı Yaklaşma Kontrol (APP) ünitesinde Hava Trafik Kontrol (ATC) hizmeti verilirken Terminal Hava Sahası (TMA) karmaşıklığına etki eden faktörlerin incelenmesi ve ATCo perspektifi ile ağırlıklandırılarak önem derecelerinin ortaya koyulmasıdır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden anket tekniği uygulanarak veriler elde edilmiştir. Birinci çalışma grubu 40 ATCo'dan, İkinci çalışma grubu ise 20 ATCo'dan oluşmaktadır. Çalışmada karmaşıklığı etkileyen faktörlerin etkisini tespit etmek amacıyla ilk olarak hava sahası karmaşıklığına etki eden faktörler açıklanmıştır. Faktörlerin karmaşıklık yaratıp yaratmadığına yönelik sonuçlar İçerik Geçerlilik Yöntemi ile, bu faktörlerin karmaşıklığa ne kadar etki ettiğine ilişkin kriter ağırlıkları sonuçları En İyi-En Kötü Yöntemi ile ele alınmıştır. Elde edilen verilere göre hava sahasında karmaşıklığa yol açan en önemli faktör Kesişen Rotalarda Birleşme/Kesişme/Hotspot Sayısı olarak belirlenmiştir. Çalışma sonuçları ATCo'lar tarafından değerlendirilmiş ve global ağırlıklandırmadan ziyade ana kriter ve lokal ağırlıklandırmanın tutarlı olduğu anket sonrası yapılan görüşmelerde tespit edilmiştir.
Analysis of unmanned aircraft systems occurrence reports in the scope of ICAO safety management system perspective
The use of unmanned aerial vehicles is becoming more widespread in the world every day, and easy access and use is one of the biggest factors in this spread. With the diversification of usage areas and needs and the advancement of technology, unmanned aerial vehicle systems are designed with various performances and capabilities. This makes it difficult to gather unmanned aerial vehicle systems under certain standards. Many classification methods have been created for military and civilian purposes, but none of them have a specific standard classification. These systems, which can be considered as new users of the airspace, should give priority to the safety management system, like all users, and should deal with the safety management system components and with them develop their systems and operations. In this study, occurrence reports of unmanned aerial vehicles were collected and examined under the ICAO standards. The data in the reports were classified into a single standard, analyzed reactively from the perspective of the safety management system, according to ICAO classifications, and statistics were created. It has been observed that research on unmanned aerial vehicle systems and their relations with safety systems has increased today and it is thought that this thesis will benefit the studies to be done in the future.
Analysis of unmanned aircraft systems occurrence reports in the scope of ICAO safety management system perspective
The use of unmanned aerial vehicles is becoming more widespread in the world every day, and easy access and use is one of the biggest factors in this spread. With the diversification of usage areas and needs and the advancement of technology, unmanned aerial vehicle systems are designed with various performances and capabilities. This makes it difficult to gather unmanned aerial vehicle systems under certain standards. Many classification methods have been created for military and civilian purposes, but none of them have a specific standard classification. These systems, which can be considered as new users of the airspace, should give priority to the safety management system, like all users, and should deal with the safety management system components and with them develop their systems and operations. In this study, occurrence reports of unmanned aerial vehicles were collected and examined under the ICAO standards. The data in the reports were classified into a single standard, analyzed reactively from the perspective of the safety management system, according to ICAO classifications, and statistics were created. It has been observed that research on unmanned aerial vehicle systems and their relations with safety systems has increased today and it is thought that this thesis will benefit the studies to be done in the future.
Çoklu paralel pistler için pist atama optimizasyonu
Havacılık sektörü son yıllarda hızla gelişmekte olan bir sektördür ve dolaysıyla birtakım sorunları da beraberinde getirmektedir. Günümüzde artan havacılık faaliyetleriyle birlikte hava trafiğinin daha etkin bir şekilde yönetilmesi önem kazanmaktadır. Hava trafiğinde artan iş yükününün azaltılması ve mevcut kaynakların daha verimli kullanılması için çözüm yolları aranmaktadır. Bu çalışmada hava trafik yönetim sisteminin temel problemlerinden biri olan pist atama probleminin çözüm için yer hareketlerinde harcanan toplam yakıt tüketimini en küçüklemeyi amaçlayan karma tam sayılı programlama modeli önerilmiştir. Gerçeğe uygun bir şekilde oluşturulan modelde kullanmak üzere uçak tiplerine göre yakıt tüketimi geniş bir yelpazede incelenerek, her bir park pozisyonundan her bir piste olan ortalama taksi süresi incelikle analiz edilmiştir. Çoklu paralel pistlere verilen önem her geçen gün arttığı için ülkemizdeki en yoğun havalimanı olan ve çoklu paralel pist operasyonlarının uygulandığı İstanbul Havalimanı verileriyle elde edilen senaryolarla karşılaştırma yapılarak sunulan modelin sonuçları incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre sunulan modelin yer operasyonları harcanan toplam yakıt tüketim değerlerinde %6,6 ile %14,4 arasında iyileştirme meydana getirdiğini göstermiştir.
Çoklu paralel pistler için pist atama optimizasyonu
Havacılık sektörü son yıllarda hızla gelişmekte olan bir sektördür ve dolaysıyla birtakım sorunları da beraberinde getirmektedir. Günümüzde artan havacılık faaliyetleriyle birlikte hava trafiğinin daha etkin bir şekilde yönetilmesi önem kazanmaktadır. Hava trafiğinde artan iş yükününün azaltılması ve mevcut kaynakların daha verimli kullanılması için çözüm yolları aranmaktadır. Bu çalışmada hava trafik yönetim sisteminin temel problemlerinden biri olan pist atama probleminin çözüm için yer hareketlerinde harcanan toplam yakıt tüketimini en küçüklemeyi amaçlayan karma tam sayılı programlama modeli önerilmiştir. Gerçeğe uygun bir şekilde oluşturulan modelde kullanmak üzere uçak tiplerine göre yakıt tüketimi geniş bir yelpazede incelenerek, her bir park pozisyonundan her bir piste olan ortalama taksi süresi incelikle analiz edilmiştir. Çoklu paralel pistlere verilen önem her geçen gün arttığı için ülkemizdeki en yoğun havalimanı olan ve çoklu paralel pist operasyonlarının uygulandığı İstanbul Havalimanı verileriyle elde edilen senaryolarla karşılaştırma yapılarak sunulan modelin sonuçları incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre sunulan modelin yer operasyonları harcanan toplam yakıt tüketim değerlerinde %6,6 ile %14,4 arasında iyileştirme meydana getirdiğini göstermiştir.
Türkiye ve komşu uçuş bilgi bölgeleri için bütünleşik serbest rota hava sahası uygulaması ve etkileri
Avrupa hava sahasında 2008‟den beri SESAR öncülüğünde uygulamaya koyulan ve giderek yayılan serbest rota hava sahası (FRA) ve bütünleşik serbest rota hava sahası (Cross-border FRA) uygulamaları bu çalışmaya konu olmuştur. Çalışmada Türkiye hava sahasının en yoğun günlerinden biri olan 9 Ağustos 2019 tarihine ait AIRAC verileriyle oluşturulan NEST hızlı zamanlı simülasyon programının çıktıları kullanılmıştır. Simülasyon modelleri Türkiye ile Bulgaristan, Romanya, Ukrayna ve Moldova‟nın farklı kombinasyonlarda bir araya gelerek FL285 ve üzerinde Cross border FRA uygulayacakları şekilde oluşturulmuştur. Elde edilen simülasyon çıktıları ışığında 5 Durum değerlendirilmiştir. İlgili hava sahalarına Cross-border FRA uygulanması durumunda uçuş mesafesi, yakıt ekonomisi, çevresel etki gibi hususlar uçuş yörüngelerine ve Türkiye hava sahasına olan etkileri açısından incelenmiştir. İncelemelerde Ukrayna hava sahasının açılmasının çevre ülkelere ve uçuşlara olan etkisi dikkat çekmiştir. Ukrayna hava sahasının açılmasıyla uçuş mesafelerindeki düşüşün yanında Türkiye hava sahasındaki katediş mesafelerinin azalması da gözlemlenmiştir. Ukrayna hava sahasının açık olduğu 3 Durum, analizlerde yakın sonuçlar vermiştir. Neticede Türkiye ve Ukrayna arasında gerçekleştirilecek Cross-border FRA operasyonlarının daha uygulanabilir olabileceği sonucuna ulaşılmıştır.
Türkiye ve komşu uçuş bilgi bölgeleri için bütünleşik serbest rota hava sahası uygulaması ve etkileri
Avrupa hava sahasında 2008‟den beri SESAR öncülüğünde uygulamaya koyulan ve giderek yayılan serbest rota hava sahası (FRA) ve bütünleşik serbest rota hava sahası (Cross-border FRA) uygulamaları bu çalışmaya konu olmuştur. Çalışmada Türkiye hava sahasının en yoğun günlerinden biri olan 9 Ağustos 2019 tarihine ait AIRAC verileriyle oluşturulan NEST hızlı zamanlı simülasyon programının çıktıları kullanılmıştır. Simülasyon modelleri Türkiye ile Bulgaristan, Romanya, Ukrayna ve Moldova‟nın farklı kombinasyonlarda bir araya gelerek FL285 ve üzerinde Cross border FRA uygulayacakları şekilde oluşturulmuştur. Elde edilen simülasyon çıktıları ışığında 5 Durum değerlendirilmiştir. İlgili hava sahalarına Cross-border FRA uygulanması durumunda uçuş mesafesi, yakıt ekonomisi, çevresel etki gibi hususlar uçuş yörüngelerine ve Türkiye hava sahasına olan etkileri açısından incelenmiştir. İncelemelerde Ukrayna hava sahasının açılmasının çevre ülkelere ve uçuşlara olan etkisi dikkat çekmiştir. Ukrayna hava sahasının açılmasıyla uçuş mesafelerindeki düşüşün yanında Türkiye hava sahasındaki katediş mesafelerinin azalması da gözlemlenmiştir. Ukrayna hava sahasının açık olduğu 3 Durum, analizlerde yakın sonuçlar vermiştir. Neticede Türkiye ve Ukrayna arasında gerçekleştirilecek Cross-border FRA operasyonlarının daha uygulanabilir olabileceği sonucuna ulaşılmıştır.