24
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Koyunlarda sezon içi ve sezon dışı dönemde, farklı senkronizasyon uygulamalarının gebelik oranları üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı koyunlarda üreme sezonu içerisinde ve üreme sezonu dışında progesteron emdirilmiş intravaginal süngerin kısa (7 gün) ve uzun (14 gün) süre kullanımının koyunların bazı reprodüktif parametreleri üzerine etkinliğinin araştırılmasıdır. Bu amaçla Burdur ilinde bulunan özel bir işletmedeki daha önceden en az bir doğum yapmış 2-4 yaşlı 80 baş Merinos ırkı koyun seçilerek rastgele 4 eşit gruba ayrıldı. Gruplar Sİ7: sezon içerisinde kısa (7 gün), Sİ14: sezon içerisinde uzun (14 gün), SD7: sezon dışında kısa (7 gün) ve SD14: sezon dışında uzun (14 gün) olacak şekilde belirlendi. Uygulama sonunda süngerler çıkartılıp tüm gruplara 600 IU dozunda PMSG i.m. olarak enjekte edildi. Enjeksiyondan 24 saat sonra östrus takibi için 2 arama koçu kullanıldı. Östrus tespiti yapılan koyunlar fertil özelliği bilinen 2-4 yaşlı koçlar ile elde sıfat yöntemiyle çiftleştirildi. Çiftleşmeleri takiben 35. Günde gebelik oranları ve doğum sonrası fertilite parametreleri (Östrus görülme oranı, çiftleşme oranı, 35. Gün gebelik oranı, doğum oranı, yavru sayıları) kaydedildi. Buna göre tüm gruplarda östrus görülme ve çiftleşme oranları %100 olarak belirlendi. Sırasıyla gebelik oranları Sİ7: %75 (15/20); Sİ14: %90 18/20); SD7: %80 (16/20); SD14:%85 (17/20) olarak, doğum oranları Sİ7: %75 (15/20); Sİ14: %80 (16/20); SD7: %70 (14/20); SD14: %85 (17/20) olarak kuzu verimi Sİ7: 1,20 (18/15); Sİ14: 1,38 (22/16); SD7: 1,35 (19/14); SD14: 1,23 (21/17) olarak kaydedildi. Elde edilen sonuçlara göre en yüksek gebelik oranı ve yavru verimi Sİ14 grubunda elde edildi ancak gruplar arası istatistiksel bir farklılık tespit edilmedi (p>0,05). Doğum oranları incelendiğinde ise SD14 uygulama grubunda sayısal olarak yüksek oran elde edilmesine karşın gruplar arasında istatistiksel bir fark bulunmadı (p>0,05). Sonuç olarak, uzun süreli sünger uygulamalarının her ne kadar döl verimi üzerine sayısal olarak üstünlüğü bulunsa da kısa süreli sünger uygulamalarında koyunlarda sezon içi ya da sezon dışı dönemde koyunların östrus senkronizasyonu için kullanılabileceği kanısına varıldı.
Sığırlarda suni tohumlama uygulaması öncesi carazolol kullanımının döl verimi (fertilite) üzerine etkisinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı, ineklerde sahada rutin olarak kullanılan suni tohumlama uygulamaları sırasında suni tohumlama uygulamasından hemen önce Carazolol ihtiva eden beta 2-adrenoreseptör blokeri Simpanorm isimli ticari ilacın uygulanmasının gebelik oranı üzerine etkisinin olup olmadığının araştırılmasıdır. Çalışma materyalini 150 baş Holstein inek oluşturdu. Materyali oluşturan Holstein inekler Burdur/Çeltikçi ilçesi ve köylerinden temin edildi. Holstein ineklerin reprodüktif geçmişlerine ve klinik muayenelerine bakılarak, vücut kondisyon skoru 2,5-3,5 olan inekler çalışma materyalini oluşturdu. En az 1 doğum yapmış, herhangi bir reprodüktif problemi olmayan doğumdan sonra 45-60 gün geçmiş, 3-4 yaşlı Holstein inekler çalışmaya dahil edildi. Çalışma sırasında doğumdan sonraki ilk kızgınlığa gelen inekler kullanıldı. Suni tohumlama öncesi östrusun dış klinik belirtileri ve çara akıntısının olup olmadığı kontrol edilerek östrusun dış belirtilerinin doğruluğunun tespiti yapıldı. Klinik olarak ineğin östrus döneminde olduğu ise ovaryumda Graff folikülünün varlığı ve uterus tonusu rektal palpasyon ile doğrulandı. Östrus döneminde olduğunun klinik ve gözlem belirtileri ile doğrulanması ile, suni tohumlama kızgınlığın başlangıcından en az 12 saat sonra yapıldı. Suni tohumlamalar, 37 C°'de 30 saniyede çözdürülen sperma ile rekto-vajinal olarak corpus uteriye bırakılarak gerçekleştirildi. Çalışma materyalini oluşturan Holstein inekler eşit 3 gruba ayrıldı. 1.Grup-çalışma grubu (Carazolol) (n=50); suni tohumlama uygulamasından hemen önce Carazolol etken maddesini içeren Simpanorm (FATRO) isimli ticari ilaç 1 mg Carazolol/100 kg canlı ağırlık dozunda intravenöz (iv) olarak yapıldı. 2.Grup-negatif kontrol grubu (n=50); ise 2 ml/100 kg canlı ağırlık (CA) dozunda intravenöz iv fizyolojik tuzlu su (0,09 FTS) uygulandı. 3.Grup-pozitif kontrol grubu olarak (n=50); ise hiçbir işlem yapılmadan uygun zamanda sadece suni tohumlama yapıldıSonuç olarak; Carazolol ile tedavi edilen 1. gruptaki 50 inekten %74 oranında gebelik elde edilirken, bu oran plasebo (0,09 FTS) uygulanan 2. gruptaki 50 inekten %62 oranında gebelik elde edildi. Kontrol grubunu oluşturan 3. gruptaki 50 inekten %60 oranında gebelik elde edildi. Elde edilen bu değerler Holstein ineklerde suni tohumlama uygulamaları sırasında Carazolol kullanılması ile istatistiksel olarak farklı olmayan gebelik oranında artış sağladı.
Holstein boğalarda in vitro spermatolojik parametrelerin erkek fertilitesi ile ilişkisi
Bu çalışmanın amacı, sahada rutin olarak suni tohumlama uygulamalarında kullanılan dondurulmuş çözdürülmüş boğa spermalarının laboratuvar şartlarında analiz edilerek fertilite yetenekleri ile spermatolojik parametrelerin ilişkilerinin belirlenmesidir. Çalışmada 5 farklı ithal holstein ırkı boğalardan üretilmiş her bir boğanın 5 farklı toplama tarihini içeren dondurulmuş-çözdürülmüş ejekulatları (payetleri) kullanıldı. Boğa spermaları ile Burdur/ Yeşilova Merkez ve köylerinde her bir boğa için 35 olacak şekilde toplamda 175 baş inekte suni tohumlama uygulandı. Suni tohumlamada kullanılan boğa spermaları motilite, plazma membran bütünlüğü (PMAI), canlılık, lipit peroksidasyon seviyesi ve mitokondrial oksidatif stres açısından incelendi. Tohumlama sonrası 60. gündeki gebelik oranı ultrason ile tespit edilerek hayvanların gebelik durumları tespit edildi. İn vitro spermatolojik parametreler ile gebelik sonuçları arasında anlamlı korelasyonlar tespit edilemedi (p>0,05). Ancak tek bir boğanın çözüm sonu motile sonuçları ile gebelik sonuçları arasında pozitif korelasyon tespit edildi (p<0,05). Boğalar arasında motilite, canlılık ve lipit peroksidasyon seviyesi açısından istatistiki bir fark tespit edilemezken (p>0,05); PMAI ve mitokondrial oksidatif stres parametreleri açısından istatistiki farklılıklar tespit edildi (p˂0,05). Gebelik oranları açısından boğaların spermaları arasında istatistiki bir farklılık tespit edilemedi (p>0,05). Spermatolojik parametreler kendi arasında değerlendirildiğinde motilite ile PMAI ve canlılık arasında pozitif; PMAI ile canlılık ve lipit peroksidasyon seviyesi arasında pozitif; mitokondrial oksidatif stres ile negatif; mitokondrial oksidatif stres ile canlılık ve lipit peroksidasyon seviyesi arasında negatif; canlılık ve lipit peroksidasyon seviyesi arasında pozitif korelasyon tespit edildi (p˂0,05). Sonuç olarak, hücreyi oluşturan organel ve yapıların birbirleri ile sıkı ilişkili şekilde metabolik aktivitelerini devam ettirdikleri görülmektedir. Ayrıca, tekli spermatolojik parametrelerin ilişkilendirilmesi yanında, çoklu regresyon analizleri için birden fazla kombinasyonun oluşturularak fertilite tahminine ve ilişkilendirilmesine gidilmesi gerektiği, yüksek ve düşük fertiliteye sahip boğalarda da ilişkilendirmeler ve korelasyonların yapılarak, boğalar arasında oluşan bu ilişki ve farklılıkların nasıl ve hangi yolaklar ile oluştuğuna dair çalışmalar yapılması gerektiği düşünülmektedir.
Simental ineklerde süt verimi, anti-müllerian hormon ve metabolik profil test parametrelerinin ilk tohumlama gebe kalma oranı ile ilişkisi
Yapılan çalışmada simental ineklerde postpartum 60. günde hayvanların süt verimi, Anti Müllerian Hormon (AMH) ve metabolik profil test parametrelerinin ilk tohumlamada gebe kalma oranı ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışmada, Burdur Kuruçay'da bulunan özel bir sığır çiftliğinde herhangi bir sağlık problemi olmayan, minumum 2. laktasyonda, 60 adet simental inek kullanıldı. Belirlenen hayvanlar doğum yaptıktan sonra, çiftlik izleme programı vasıtası ile 60 günlük ortalama süt verimleri kayıt altına alındı. Hesaplanan süt verimleri düşük verimden yüksek verime göre sıralanarak 1. grup (n:30) süt verimleri düşük olan hayvanları, 2. grup (n:30) yüksek olan hayvanları oluşturdu. Çalışmada G6G protokolü uygulanarak pospartum 42. günde senkronizasyon protokolü başlatıldı ve 60. gün suni tohumlama yapıldı. Senkronizasyon uygulaması sonrası tüm hayvanlar proven fertil boğa sperması ile rektovaginal yöntem kullanılarak suni tohumlama gerçekleştirildi. Tohumlama sonrası 60. gündeki gebelik oranı ultrason ile tespit edildi. Suni tohumlamadan hemen sonra, tüm hayvanlardan metobolik profil test ve AMH testi için vena coccygea'dan jelli kan toplama tüplerine kan alındı. Santrifüj edilerek serumlar çıkartıldı, -20 C°'de saklandı. AMH düzeyleri ELISA yöntemi ile değerlendirildi. Süt verimine göre değerlendirme yapıldığında, düşük süt verimli grupta yüksek süt verimli gruba göre daha düşük laktasyon sayısı tespit edildi (p<0,05). Yüksek süt verimli grupta düşük süt verimli gruba göre Ca/P oranı, glikoz ve AMH seviyesi yüksek; P seviyesi düşük bulundu (p<0,05). AMH seviyesine göre yapılan değerlendirmede, düşük AMH seyiyesine sahip hayvanların orta ve yüksek AMH seviyeli hayvanlara göre daha düşük glikoza sahip olduğu tespit edildi (p<0,05). Çalışmada, süt veriminin Ca/P ve AMH ile pozitif korelasyonu; AMH seviyesinin ise ALB/GLB (p<0,05) ve NEFA (p<0,01) ile pozitif korelasyonu tespit edildi. Gebelik durumlarına göre yapılan değerlendirmede ise, gebelik durumuna göre istatistiksel olarak gruplar arasında bir farklılık tespit edilemedi (p>0,05). İstatistiksel olarak anlamlı olmamasına rağmen, gebe hayvanların AMH seviyesi gebe olmayan hayvanların AMH seviyesine göre daha yüksek bulundu. Elde edilen veriler ışığında, simental ırkı ineklerde AMH parametresinin süt verimi ve gebelik ile ilişkili olduğu, metabolik profil testinin bazı parametrelerinin de bu ilişkiye katkı sağladığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: AMH, Gebelik, Metabolik profil, Simental inek, Süt verimi
Koç spermasının dondurulmasında sulandırıcıya eklenen safranalın bazı spermatolojik parametreler üzerine etkisinin araştırılması
daha sonra doldurulacaktır
Farklı senkronizasyon uygulamaları ile senkronize edilen ineklerde üreme performansı üzerine vitamin E'nin etkisi
Bu çalışma; farklı senkronizasyon yöntemleri kullanılarak senkronize edilen ineklerin üreme performansı üzerine vitamin E uygulamasının etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmada hayvan materyali olarak Afyonkarahisar il sınırları içerisinde yetiştirilen ve benzer bakım-besleme şartları uygulanan 84 adet Holştayn ırkı inek kullanıldı. İnekler 3-7 yaşları arasında olan, en az bir kez doğum yapmış, reprodüktif açıdan herhangi bir problemi bulunmayan ve en az postpartum 45-60. günler arasında bulunan sağlıklı hayvanlar arasından seçildi.İnekler üç farklı senkronizasyon yöntemi kullanılarak senkronize edildi ve suni tohumlama yoluyla tohumlandı. Çift doz prostaglandin F2? (11 gün arayla PGF2?), Ovsynch yöntemi ve Kontrollü intravaginal ilaç salımı (CIDR) yöntemi ile üç farklı şekilde senkronize edildi. İnekler her senkronizasyon grubu içerisinde kontrol ve vitamin E uygulanan grup olarak iki gruba ayrıldı. PGF2? uygulanan gruplarda 2. doz PGF2? enjeksiyonundan sonra, ovsynch yöntemi uygulanan gruplarda PGF2? enjeksiyonundan sonra ve CIDR kullanılan gruplarda ise CIDR'ın çıkarılmasından hemen sonra 10 ml kan alınarak kontrol gruplarına 4 ml i.m. serum fizyolojik, uygulama gruplarına da 4 ml vitamin E (300 mg/ 2 ml) enjeksiyonu yapıldı. Tüm gruplardaki hayvanlar rekto-vaginal yöntemle tohumlandıktan hemen sonra kontrol gruplarına serum fizyolojik, uygulama alt gruplarına da vitamin E enjeksiyonu yapıldıktan sonraki 3. günde ikinci kan örneği alındı. Tohumlama zamanında klinik muayene ile tespit edilen östrus yoğunlukları skorlandı. Alınan kan örneklerinde vitamin E ve MDA düzeyleri tespit edildi. Bütün gruplardaki hayvanlar tohumlamadan 60 gün sonra gebelik açısından muayene edildi.Östrus yoğunlukları ve vitamin E değerleri açısından hem senkronizasyon grupları arasında hem de aynı senkronizasyon grubu içerisindeki kontrol ve uygulama alt grupları arasında istatistiki olarak önemli bir farklılık tespit edilmedi. Ovsynch protokolü uygulanan ve çift doz PGF2? ile senkronize edilen ineklerde kontrol ve uygulama gruplarının 1. ve 2. kan örneklerinin malondialdehit (MDA) düzeyleri açısından hem senkronizasyon grupları arasında hem de aynı senkronizasyon grubu içerisindeki kontrol ve uygulama grupları arasında istatistiki olarak önemli bir farklılık tespit edilmedi. CIDR uygulanan ineklerde kontrol (p<0.01) ve uygulama (p<0.001) alt gruplarından alınan 1. ve 2. kan örneklerinin MDA değerleri arasında istatistiksel olarak önemli bir fark gözlendi. Çift doz PGF2? ile senkronize edilen kontrol ve uygulama grubu ineklerde ortalama gebelik oranı sırasıyla %40 ve %53,3, ovsynch protokolü uygulanan kontrol ve uygulama grubu ineklerde sırasıyla %23,1 ve %46,7 ve CIDR uygulanarak senkronize edilen kontrol ve uygulama grubu ineklerde ise sırasıyla %46,2 ve %53,8 olarak belirlendi. Gebelik oranları açısından her bir senkronizasyon grubu içerisindeki kontrol ve uygulama alt grupları ile senkronizasyon grupları arasında istatistikî olarak önemli bir farklılık tespit edilmedi. Tüm gruplarda gebelik oranı ile MDA düzeyi arasında önemli derecede pozitif bir korelasyon (r= 0,853, p<0.05) tespit edildi.Sonuç olarak farklı senkronizasyon grupları ile senkronize edilen ineklere vitamin E uygulanması gebelik oranlarında hafif bir artış sağlamasına rağmen CIDR'ın neden olduğu lipid peroksidasyonu önemli derecede önlemektedir.
Akkaraman koçların serum testosteron düzeylerinde ve spermatogenesisindeki mevsime bağlı değişikliklerin araştırılması
1. ÖZET Bu çalışma Akkaraman koçların serum testosteron düzeyleri ve spermatogenesisindeki mevsime bağlı değişiklikleri araştırmak amacıyla yapılmıştır. Bu araştırmada mezbahaya kesilmek üzere getirilen 14-18 aylık, 120 Akkaraman koç kullanıldı. Koçlardan elektroejakülatörle sperma alındı. Alınan spermada miktar, motilite, yoğunluk ve anormal spermatozoon oranlan belirlendi. Vena jugularisten alınan kan örnekleri 5000 rpm'de 10 dak. santrifüj edilerek serumları çıkarıldı. Derin dondurucuda -20°C'da saklanan serumlardan Coated Tube RIA metoduyla testosteron miktarı tayin edildi. Testis ve cauda epididymisten doku örnekleri alındı. Bunlardan histolojik kesitler hazırlanarak incelendi. Seminifer tubul çaplan oküler mikrometre ile ölçüldü. Yıl içerisindeki en yüksek ortalama sperma miktarı, spermatozoon motilitesi, spermatozoon yoğunluğu ve testosteron değerleri sırasıyla 1.11±0.03 mi, %84.66±1.01, 3.21±0.07xl09/ml ve 6.35±0.16 ng/ml ile Eylül ayında bulunurken en yüksek seminifer tubul çapı ise 211.80±2.19 jam ile Ekim ayında tespit edildi. Bu parametrelere ilişkin en düşük değerler ise sırasıyla 0.56±0.03 mi, %63.32±0.99, 2.03±0.06xl09/ml, 2.69±0.08 ng/ml ve 132.30±1.59 um ile Şubat ayında bulundu. Sperma miktan, spermatozoon motilitesi, spermatozoon yoğunluğu, testosteron düzeyi ve tubul çaplarının sonbaharda en yüksek, kış mevsiminde ise en düşük düzeyde olduğu tespit edildi. Bu parametreler yönünden mevsimler ve aylar arasında gözlenen farklılıklann istatistiki açıdan önemli (p<0.05) olduğu görüldü.Sperma miktarı, spermatozoon motilitesi, spermatozoon yoğunluğu, testosteron düzeyi ve tubul çaplan arasında dört mevsimde de önemli (pO.Ol, p<0.05) düzeyde korelasyonlar tespit edildi. Sonbahar mevsiminde en aktif olmak üzere, spermatogenesisin yıl boyunca devam ettiği ancak testisin histolojik yapısında sonbahar ile diğer mevsimler arasında bazı farklılıkların olduğu görüldü. İlkbahar, yaz ve kış mevsimlerine göre sonbaharda hem mitotik hem de meyotik bölünmelerin arttığı görüldü. Spermatogonia, primer ve sekunder spermatosit ile yuvarlak ve uzamış spermatidlerin Ağustos ortalarında artmaya başladığı, Eylül-Kasım ayları boyunca tam bir artış olduğu ve Aralık ayı itibariyle de azalmaya başladığı tespit edildi. Sertoli ve Leydig hücre yoğunluğunun ise mevsime bağlı farklılıklardan etkilenmediği tespit edildi. Cauda epididymisteki olgun spermatozoon yoğunluğunun da mevsimlere göre farklılık gösterdiği ve sonbahar mevsiminde bir artış olduğu gözlendi. Sonuç olarak; Akkaraman koçlarda spermatolojik özelliklerin ve testosteron miktarının aylardan ve mevsimlerden bariz olarak etkilendiği ve koçların çiftleşme mevsimi olan sonbaharda ise bu özelliklerin dölverimini müspet yönde etkileyecek şekilde ve maksimum düzeyde iyileşme gösterdiği kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Koç, Spermatolojik Özellikler, Testosteron, Spermatogenesis, Mevsim.
Boğa spermasında vitamin A ve beta karoten düzeylerinin araştırılması ve bu spermalarla tohumlanan ineklerden elde edilen dölverimi sonuçları
56 5-ÖZET Bu çalışma., boğaların seminal plasmasında vitamin A ve Beta Karoten düzeylerinin araştırılması, boğalara ezogen olarak verilen A vitaminin spermatolojik özellikler üzerine etkisi ve bu spermalarla tohumlanan ineklerden elde edilen döl verimi sonuçlarım tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Lalahan Hayvancılık Araştırma Enstitüsünde damızlık olarak tutulan 5 Holştayn boğa ile Elazığ merkezi ve çevre köylerde yetiştirilen 200 Holştayn inek çalışmada kullanılmıştır. Boğalardan sun 'i vagen yardımıyla sperma örnekleri haftada iki defa ve her defasında iki ejekulat olmak üzere 5 hafta süreyle sperma alınmasına devam edildi. Sonra boğalara onar gün ara ile iki defa 4.000.000 İÜ vitamin A enjekte edildi. Enjeksiyondan 35-40 gün sonra benzer şekilde sperma alındı. Alman spermaların muayeneleri yapıldıktan sonra birinci ejekulatlar tohumlamada kullanıllmcaya kadar dondurulup saklandı. İkinci ejekulatlar santrifüj edilerek elde edilen seminal plasma örnekleri vitamin A ve Beta karoten analizleri için derin dondurucuda saklandı. Sperma sulandırıcısı olarak Laiciphos 466 kullanıldı. Bu sulandırıcıya 50 mi yumurta sarısı ilave edildi. Sperma sulandırılırken 0.25 nülik bir payette 20.000.000 motil spermatozoid içermesi esas alındı. Dondurma esnasında payetler sıvı azot. buharında sıcaklığın 7 dakika içerisinde +4 °C den - 140 °C ye düşmesi için tutuldu. Sonra payetler sıvı azot içerisinde (-196 °C) saklandı. Payetlerdeki sperma 37 °C de 20-30 saniyede çözüldü. Pistole serviksi geçer geçmez sperma uterusa bırakılmak suretiyle ineklerin tohumlanması sağlandı. Seminal plasmadaki vitamin A ve Beta karoten analizleri High Performance Liquid Chromatography cihazıyla yapıldı.5? Vitamin A uygulanmadan önce boğaların sperma miktarı ortalama 4.4 ± 0.33 mi, spermanın pH'sı ortalama 6.40 ± 0.03, toplam anormal spermatozoid oranı % 11. 50 ve anomaliler içerisinde en sık % 10.32 ile kuyruğa bağlı anomalilere rastlandı. Spermatozoid yoğunluğu ortalama 0.967 ± 0.05 x 109 /mi, spermatozoid motilitesi ortalama % 70.40, dondurulup çözüldükten sonraki spermatozoid motilitesi ise ortalama % 60 olarak bulunmuştur. Vitamin A uygulandıktan sonra yine boğaların sperma miktarı ortalama 4.4 +. 0.16 mi, spermanın pH*sı ortalama 6.18 * 0.03, toplam anormal spermatozoid oranı % 8.56 ve anomaliler içerisinde en sık % 7.41 ile kuyruğa bağlı anomalilere rastlandı, spermatozoid yoğunluğu ortalama 1.1 15 ± 0.04 x 109/ml, spermatozoid motilitesi ortalama % 79-50, dondurulup çözüldükten sonraki spermatozoid motilitesi ise ortalama % 64 olarak tespit edilmiştir. Vitamin A uygulanmadan önce 5 boğanın seminal plasmasmda bulunan vitamin A değerleri 4.35 - 0.2 5 ile 5-14 ± 0.15 ng/ml arasında değişirken ortalama 4.79 ± 0.13 ng/ml olmuş ve aynı boğalara vitamin A uygulandıktan sonra ise 5 boğanın seminal plasmasmda bulunan vitamin A değerler 5-52 ± 0. 17 ile 7.46 i 0.46 ng/ml arasında değişmiş ve ortalama 6.45 i 0.3i ng/ml olarak bulunmuştur. Vitamin A uygulanmadan önce boğalardan alman spermalar ile, tohumlanan ineklerde ortalama % 62 gebelik oranı elde edilirken, vitamin A uygulandıktan sonra alman spermalarla da tohumlanan ineklerde ortalama % 7 1 gebelik oranı sağlanmıştır. Boğalara Vitamin A uygulanmadan önce ve sonra elde edilen seminal plasmalardaki A vitamini seviyeleri, ortalama spermatozoid motiliteleri ve anormal spermatozoid oranları arasındaki fark istatistiki yönden önemli (p< 0.01) bulunmuştur.56 Boğaların spermatozoid rnotilitesi, yoğunluğu ve seminal plasmada bulunan vitamin A seviyeleri ile dölverimleri arasında pozitif bir ilişkinin olduğu tespit edilmiştir.
Kızgınlık gösteren ineklerde kızgınlığın farklı devrelerinde elde edilen vagina ve serviks akıntılarında feromonların araştırılması
67 6.ÖZET Bu çalışma, kızgınlık gösteren ineklerde, kızgınlığın farklı devrelerinde elde edilen vagina ve cervix akıntılarında kızgınlığın erkeğe habercisi olan feromonların varlığını ve kimyasal yapısını araştırmak amacıyla planlanmıştır. Ayrıca feromonların varlığını ve kimyasal yapısını etkileyebileceği düşüncesiyle cervico-vaginal mucusun fiziksel ve kimyasal özellikleri de incelenmiştir. Östrusta bulunan 197 ineğin 104'ünden östrusun başında, ortasında ve sonunda rectal masaj yoluyla cervico-vaginal mucus örnekleri toplandı. Bu örnekler boğa denemesine tabii tutulduktan sonra renk, pH, vizkozite, Su-kuru madde, Ca, Na, Mg ve K miktarları tayin edildi. Daha sonra kimyasal analizlere başlayıncaya kadar -15 ile -20°C arasında muhafaza edildi. Cervico-vaginal mucusun Kloroform/Metanol, Dializ, Kolon Kromatografisi (Slica gel'ledoldurulmuş) ve Dietileter ile ekstraksiyon işlemleri yapıldı. Boğa denemesi sonucu müspet reaksiyon alınan ekstratların kimyasal yapısını tayin etmek için Ultraviyole-Visible, Infrared, 1H-Nükleer Magnetik Rezonans ve Gaz/Kütle spektroskopisi kullanılarak spektrumları alındı. İneklerin kızgınlık döneminin farklı devrelerinde elde edilen 104 örneğin % 78.84 'ünün saydam ve renksiz, % 2.88' inin kirli renksiz, % 7.69'unun sarımsı, % 6.73'ünün beyaz ve % 3.84 'ünün kırmızımsı renkte olduğu tesbit edilidi. İneklerin kızgınlık döneminin farklı devrelerinde elde edilen toplam 104 cervico-vaginal mucus örneğinde vizkozite 0-4 arasında ortalama 2.37 ± 0.09, pH 6.70-9.20 arasında ortalama 7.46 ± 0.06, Kuru madde miktarı % 0.82-% 5.02 arasında ortalama % 1.62 ± 0.06, su miktarı % 94.08-% 99.18 arasında ortalama % 98.37 ± 0.07, Kalsiyum68 miktarı 9.3-12 mg/100ml arasında ortalama 10.06 ± 0.06 mg/100ml, Sodyum miktarı 10.51-13.1 mEq/l arasında ortalama 12.11 ± 0.05 mEq/1, Potasyum miktarı 110-160 mEq/1 arasında ortalama 118.04 ± 0.66 mEq/1 ve Magnezyum miktarı da 2.6-4.3 mg/100 mi arasında ortalama 3.96±0.03 mg/100 mi olarak bulunmuştur. Kızgınlığın farklı devrelerinde toplanan mucusların fiziksel özellikleri ve kimyasal maddeleri arasındaki fark istatiski olarak uygulanan varyans analizi metodu sonucu önemsiz (P> 0.05) bulunmuştur. Kızgınlık gösteren 104 inekten kızgınlık süresince elde edilen mucus örnekleri 3 boğa ile denemeye tabii tutulduğunda koklama, çeneyi uzatma, yalama, flehmen ve penis ereksiyonu tepkileri sırasıyla ortalama % 91.34, 54.48, 7.04, 68.25, 3.82 olarak bulunmuştur. Kızgınlığın üç farklı döneminde elde edilen cervico-vaginal mucus örneklerinin Kloroform/Metanol, Kolon Kromatografisi(Slica gel ile doldurulmuş) ve dializ ile ekstraksiyon işlemleri sonucunda elde edilen ekstraktlarının boğa denemesi neticesinde menfi sonuç verdiği gibi spektroskopik analizlerde de herhangi bir organik madde bulunamamıştır. Örneklerin Dietileter ile ekstraksiyon işlemi sonucunda elde edilen ekstraktların boğa denemesi sonucu müspet netice verdiği gibi 1H-NMR ve Gaz/kütle spektroskopileri sonucu dialkil substitüe benzen, tri substitüe fenol, ester, alken ve steroid fonksiyonel gruplarından 1 6 adet organik madde bulunmuştur. Sığır cervico-vaginal mucusunda feromonların bulunduğu, bunların dietileter gibi düşük ısıda buharlaşan çözücülerle ekstrakte edilebileceği ve feromonların tayininde boğa denemesinin en güvenilir yol olduğu sonucuna varılmıştır.
Farklı oranlarda gliserol ilave edilen sulandırıcılarla sulandırılan koç spermasının spermatolojik özellikleri ve dondurulabilirliği üzerine askorbik asit (vitamin C)' nin etkisi
ÖZET Bu çalışma, koçlara intramusküler uygulanan vitamin C'nin, spermatolojik özellikler üzerine etkisi ile değişik oranlarda gliserol ve vitamin C ilave edilen sulandırıcılarla koç spermasının sulandırılmasının spermanın dondurulabilirliği ve spermatolojik özellikler üzerine etkisi araştırılmak amacıyla yapılmıştır. Çalışmada 6 Akkaraman koç kullanıldı. Koçlardan bir ay süreyle, 3 günde bir, kan ve elektroejakülatörle sperma alındı. Sonra koçlara 30 gün süreyle 20 mg/kg/gün i.m. vitamin C uygulandı. Bu süre esnasında da benzer şekilde kan ve sperma alındı. Kan ve spermalardaki vitamin C düzeyleri ile spermaların spermatolojik özellikleri tespit edildi. Araştırmanın ikinci kısmında aynı koçlardan alman spermalar pooling yapılarak ön sulandırılması yapıldı ve sıcaklığı 2 saat içerisinde 4°C'ye düşürülerek 20 eşit kısma ayrıldı. Spermalar, farklı oranlarda gliserol (%0, 1,3,5,7) ve vitamin C (0,0.5,1,2 mg/ml) içeren 20 farklı sulandırıcıyla 1:1 oranında sulandırıldı. Sulandırılmış spermalar 0.25 'lik payetlerde 4 saat bekletildikten sonra sıvı azot buharında donduruldu. Dondurulan spermalar, 38°C'de 25 saniyede çözdürülerek spermatolojik özellikleri belirlendi. Vitamin C enjeksiyonlarından sonra, koçların kan serumu ve sperma vitamin C düzeylerinin yükseldiği (PO.01), sperma miktarı ve spermatozoon yoğunluğunun arttığı (P<0.05), motilite ve diğer spermatolojik özelliklerin ise değişmediği (P>0.05) tespit edildi. Farklı oranlarda gliserol ve vitamin C ilave edilen gruplarda, vitamin C miktarının artışına bağlı olarak spermatolojik özelliklerde herhangi bir farklılık görülmedi. Gliserolasyon ve equilibrasyondan sonra, gliserol oranının artışına bağlı olarak akrozoma bağlı anormal spermatozoon, toplam anormal spermatozoon ve ölü spermatozoon oranlan yükselirken (PO.05), spermatozoon motilitesinin düştüğü (PO.05) görüldü. Spermanın dondurulup çözdürülmesi sonucu gliserol oranının artışına bağlı olarak akrozoma bağlı anormal spermatozoon oranı, toplam anormal spermatozoon oranı ve spermatozoon motilitesi yükselirken (P<0.05) ölü spermatozoon oranı azaldı (PO.05). Sonuç olarak koçlara i.m. Vitamin C uygulanması spermanın miktar ve yoğunluğunu önemli derecede artırdığından, aşım mevsiminde yapılacak uygulamaların sperma kalitesini olumlu yönde etkileyeceği söylenebilir.Koç spermalarında gliserolasyon ve equilibrasyon sonucu, gliserol oranının artışı (%0-%7) spermatolojik özellikleri olumsuz yönde etkilemesine rağmen dondurup çözdürme sonucu en iyi sonuçlar %5 gliserol katılan gruplardan elde edilmiştir. Dondurup çözdürme sonucu vitamin C'nin spermatolojik özellikler üzerine önemli bir etkisinin olmadığı anlaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Koç, Sperma, Dondurma, Vitamin C, Gliserol
Rasyona ilave edilen quercetin'in sıcak stresi altındaki tavşanlarda gamet kalitesi üzerine etkisi
Two experiments have been conducted to determine the effect of quercetin on semen quality, follicular development, oocyte quality and maturation rate, testicular and ovarian cells apoptosis in heat induced male rabbits. The heat stress (HS) male and female rabbits were either fed basal diet (HS) or basal diet supplemented with quercetin (Que-HS; 30mg/kg/day). In male group, weekly collected semen samples were evaluated for volume, osmolarity, sperm concentration, motility, viability, acrosome reaction, mitochondrial potential and morphology. At the end of trial, testes were collected to observe the apoptosis in germ cells. In female group, oocytes were collected through laparotomy, grading was performed and submitted to in vitro maturation. At the end of the experiment, ovaries were retrieved to estimate the follicle population and apoptosis rate in developing follicles. The results of experiment 1 showed that the higher (p<0.05) semen volume, sperm concentration and sperm motility was observed at day 48 and 56 of trial in Que-HS group. The sperm kinetic parameters (VCL, VSL, VAP, LIN, WOB, ALH and BCF), sperm viability, acrosome integrity and sperm functional mitochondrial potential differed significantly (p<0.05) at day 48 and 56 in Que-HS group. A significantly (p<0.05) low number of head, mid-piece, tail and total sperm abnormalities were observed following day 30, 48 and 56 in Que-HS group. Similarly, a significantly low (p<0.05) number of apoptotic germ cells were observed in seminiferous tubules in Que-HS group. The results of experiment 2 described that follicle and retrieved oocyte number was significantly higher in quercetin group. The proportion of A-grade oocyte greater (p<0.05) in Que-HS group, whereas, the maturation rate was similar (p>0.05) across the groups. The quercetin significantly improved (p<0.05) the number of primordial and antral follicles heat stress (HS) in rabbits. Low proportion (p<0.05) of apoptotic cells were observed in primary and antral follicles in Que-HS group. It is concluded that quercetin supplementation could be helpful to improve the follicular development, oocyte competence and follicle apoptosis in HS female rabbits; moreover, it improves the sperm quality and protects the testes induced damages.
Koç spermasının dondurulması üzerine arbutin'in etkisi
Sunulan bu çalışma, dondurma çözdürme sonrası sperma sulandırıcısına ilave edilen bir antioksidan olan arbutinin spermatolojik, CASA (Computer-Assisted Sperm Analysis), oksidatif stres parametreleri ve DNA hasarı üzerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla yapıldı. Afyonkarahisar koşullarında yetiştirilen Sönmez ırkına ait toplam 3 baş koçtan alınan spermalar birleştirilip 5 eşit hacme bölünerek kontrol başta olmak üzere farklı miktarlarda arbutin içeren Tris bazlı sulandırıcılar ile sulandırıldı. Sulandırılan örnekler 0,25 ml'lik payetlerde 5 °C'de 3 saat ekilibrasyona tabi tutulduktan sonra sıvı azot buharında donduruldu. Daha sonra sperma örnekleri inceleme gününe kadar sıvı azot tankında (-196°C) depolandı. Çözdürülen spermalarda subjektif motilite ve CASA motilitesi açısından 2,5 mM arbutin içeren grup hem kontrol hem de diğer gruplara göre belirgin bir üstünlük sağladığı gözlenmiştir. VAP, VSL, VCL, ALH ve BCF parametreleri açısından en yüksek değerler 10 mM arbutin içeren grupta tespit edildi. Anormal spermatozoon orta kısım anomalilerinde ise 7,5 mM ve 10 mM'lık gruplardaki azalmanın diğer gruplar ve kontrol grubuna göre önemli (p<0,05) olduğu belirlendi. Kuyruk anomalilerine bakıldığında en düşük değer 2,5 mM'lık grupta bulundu ve 10 mM'lık grupla arasındaki farkın önemli (p<0,05) olduğu belirlendi. Spermatozoon HE test parametrelerinden en düşük membran bütünlüğü ve canlılığın (H+,E-) kontrol grubunda olduğu en yüksek değerin 7,5 mM'lık grupta olduğu ve aralarındaki farkın istatistiki olarak (p<0,05) önemli olduğu belirlendi. DNA hasarı 2,5; 5; 7,5 mM'lık gruplarda elde edilen değerler kontrol grubuna göre istatistiki olarak önemli (p<0,05) bulunmuştur. Oksidatif stres parametrelerinden MDA'nın 2,5 ve 5 mM'lık gruplarda belirlenen değerler 10 mM'lık gruba göre istatistiki olarak önemli (p<0,05) derecede düşük bulunmuştur. GSH parametresinde ise 10 mM'lık grupta belirlenen değer kontrol ve diğer gruplara göre istatistiki olarak farklı (p<0,05) bulunmuştur. Total antioksidan düzeyinde elde ettiğimiz en yüksek değer ile 7,5 ve 10 mM'lık grup ile aralarındaki fark (p<0,05) önemlidir. Total oksidan düzeyi ve oksidatif stres indeksi yönünden 10 mM'lık grubun kontrol ve diğer gruplar ile arasındaki farkın istatistiki olarak önemli (p<0,05) bulunduğu tespit edildi. Sonuç olarak koç spermasının dondurulmasında antioksidan olarak kullanılan arbutinin motilite, CASA parametreleri, anormal spermatozoon oranı, membran bütünlüğü, oksidatif stres ve DNA hasarı üzerinde olumlu etkiler yarattığı anlaşılmış, ancak etkisinin daha geniş hayvan materyali kullanılarak dölverimi sonuçları ile birlikte değerlendirilmesinin yararlı olacağı kanısına varılmıştır.
Koç spermasının dondurulabilirliği üzerine proantosiyanidinin etkileri
Bu çalışmanın amacı Sönmez ırkı koçların sperma sulandırıcısına katılan farklı konsantrasyondaki proantosiyanidinin çözüm sonu spermatolojik parametreler, oksidatif stres ve DNA hasarı üzerine etkileri araştırıldı. Ejakulatlar üç baş Sönmez koçtan haftada bir kez suni vajen yardımıyla toplandı ve bu işlem altı tekrar şeklinde uygulandı. Ejakulatlar ml'de 150x106 spermatozoon olacak şekilde antioksidan içermeyen (kontrol) ve antioksidan içeren (10 µg/ml, 25 µg/ml, 50 µg/ml ve 100 µg/ml ) sulandırıcılar ile beş bölüme ayrıldı. Sulandırılan örnekler 0,25 ml'lik payetlerde 5 0C'de 3 saat ekilibrasyona tabi tutulduktan sonra sıvı azot buharında donduruldu. Subjektif motilite yönünden 10 μg/ml içeren grup, kontrol ve diğer gruplara göre belirgin bir üstünlük sağladığı (P<0,05) gözlendi. Baş, kuyruk ve toplama anormal spermatozoa oranları açısından kontrol grubuna göre 10 μg/ml proantosiyanidin içeren gruptaki düşüş ile orta kısım bakımından 10 ve 25 μg/ml proantosiyanidin içeren gruplardaki azalma istatistiki olarak önemli (P<0,05) bulundu. H+/E- bakımından kontrol grubuna göre 10 μg/ml proantosiyanidin içeren gruptaki artışın istatistiki olarak önemli (P<0,05) olduğu belirlendi. Kontrol grubuna kıyasla Tail lenght açısından 10 ve 25 μg/ml proantosiyanidin ilave edilen gruplardaki düşüşün, Tail DNA bakımından 10, 25 ve 50 μg/ml proantosiyanidin ilave gruplardaki azalmanın, Tail moment açısından da tüm antioksidan ilave edilen gruplardaki düşüşün istatistiki olarak anlamlı (P<0,001) olduğu belirlendi. TOS açısından kontrol grubuna göre 10, 25 ve 100 μg/ml proantosiyanidin ilave edilen gruplardaki artış istatistiki olarak önemli (P<0,05) bulundu. Sonuç olarak yapılan çalışmada koç spermasının saklanmasında spermaya katılan farklı dozlardaki proantosiyanidinin 10 μg/ml dozu spermatozoon motilite, anormal ve ölü-canlı spermatozoon oranı, membran bütünlüğü ve DNA hasarı yönünden kontrol grubu ve diğer gruplara göre en iyi korumayı sağladığı görüldü. Anahtar Kelimeler: Koç, Sperma, Proantosiyanidin, Antioksidan, Kryopreservasyon
Vinkristine maruz kalmış ratlarda tribulus terrestrisin spermakalitesi ve testis toksisitesi üzerine etkileri
Çalışmamızda kullanılacak ratlar gruplara rastgele ayrılacak ve bulundukları ortama alışmaları için 10 gün boyunca karantina altında tutulacaktır. Daha sonra Vinkristin haftada bir kez 5 hafta boyunca uygulanacaktır. Uygulama sonrasında bu gruptaki 7 rat sakrifiye edilip sperma ve testis örnekleri alınıp değerlendirilecektir. Diğer 7 rat ise 5 hafta daha herhangi bir uygulama yapılmadan bekletilip sakrifiye edileceklerdir. Tribulus Terrestris grubuna 7 hafta (45 gün) boyunca günde bir kez uygulama yapılacaktır. Tribulus terrestris+ Vinkristin grubuna ise haftada bir 2mg/kg Vinkristin ve her gün 10mg/kg tribulus verilecektir. Son ilaç uygulamadan bir gün sonra bir gece öncesinden aç bırakılmış ratlardan anestezi altında sakrifiye edilip epididimal spermatozoon muayenesi yapıldıktan sonra testislerin bir tanesi patolojik muayene için form aldehite aktarılacak diğer testis ise oksidatif hasarın belirlenmesi için -200C'de saklanacaktır.
Malaklı köpeği spermasının dondurulabilirliği üzerine karnosik asitin etkisi
Sunulan çalışmanın amacı, biberiyeden (rosmarinus officinalis) ekstrakte edilen karnosik asidin dondurulmuş çözdürülmüş Malaklı Çoban Köpeği spermasındamotilite, morfoloji, canlılık ve membran bütünlüğü parametrelerine etkisini belirlemektir. Bu çalışma beş erkek hayvan ile yapıldı, alınan ejakülatların spermatozoon bakımından zengin kısmı kullanıldı ve beş eşit gruba bölündü. Kontrol grubu temel Tris sulandırıcısıyla sulandırıldı ve 10 µM, 50 µM, 100 µM, 200 µM karnosik asit içeren gruplar oluşturuldu. Bir buçuk saat boyunca ekilibrasyonun ardından, payetler azot buharında donduruldu ve daha sonra sıvı azot içinde depolandı. Ardından dondurulmuş payetler sıcak suda çözdürüldü ve motilite, morfoloji, canlılık ve membran bütünlüğü parametreleri değerlendirildi. En yüksek motilite ve H-E değerleri 10 μM'lık grupta elde edildi ve sırasıyla % 65.00±2.23 ve % 69.83±0.70 olarak belirlendi, en düşük anormal spermatozoon oranı ise 9.50±1.52 ile yine 10 μM'lık gruptan elde edildi ve bu gruplardaki farklar (p<0.05) kontrol grubuna göre istatistiki olarak önemli bulundu. Sonuç olarak Malaklı köpek dondurulmasında sulandırıcıya eklenen 10 µM karnosik asitin, motilite, spermatozoon morfolojisi, membran bütünlüğü ve canlılığı açısından kontrol grubuna kıyasla koruyucu bir etki gösterdiği belirlendi.
Glifosat bazlı herbisite maruz bırakılan ratlarda proantosiyanidinin testis toksisitesi üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, glifosat (GLF) maruziyetine bırakılan erkek ratlarda spermatolojik ve oksidatif stres parametreleri ile DNA hasarı, serum testosteron seviyesi ve testis dokusundaki toksisite üzerine güçlü bir antioksidan olan proantosiyanidinin (PA) etkinliğini ortaya koymaktır. Çalışmamızda 24 adet, 2,5-3 aylık, 160-180 g ağırlığında, erkek Wistar Albino rat kullanıldı. Her grupta 6 rat olacak şekilde 4 gruba ayrıldı. Kontrol grubundaki (1. Grup) ratlar standart rat yemi ve su ile beslendi. PA grubundaki (2. Grup) ratlara 400 mg/kg dozunda PA, DMSO ile çözdürülerek gastrik gavaj yoluyla verildi. PA+GLF grubundaki (3. Grup) ratlara önce 400 mg/kg dozunda PA, daha sonra LD50/10 dozu olan 787,85 mg/kg dozunda GLF, DMSO ile karıştırılarak gastrik gavaj yoluyla verildi. GLF grubundaki (4. Grup) ratlara LD50/10 dozu olan 787,85 mg/kg dozunda GLF, DMSO karıştırılarak gastrik gavaj yoluyla verildi. Motilite açısından kontrol grubuna göre GLF grubunda azalma görülürken PA ve PA+ GLF gruplarında motilite artışının istatistiksel olarak önemli olduğu tespit edildi (p<0,001). Anormal spermatozoon ve H+/E- oranları açısındna kontrol grubuna göre PA ve PA+ GLF gruplarındaki azalma ile beraber GLF grubundaki artışın istatistiksel olarak önemli olduğu belirlendi (p<0,001). GLF uygulamasının DNA hasarını artırdığı, PA+ GLF ve PA uygulamalarının ise DNA hasarını azalttığı istatistiksel olarak önemli olduğu gözlemlendi (p<0,001). GSH değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlendi (p<0,05). Seminifer tubulus çapı açısından yapılan incelemede, kontrol grubu ile PA+GLF ve GLF grupları karşılaştırıldığında GLF ve PA+GLF grubunda gözlenen azalmanın istatistiksel olarak önemli olduğu belirlendi (p<0,001). Germinatif hücre katman kalınlıkları incelendiği zaman kontrol grubuna göre PA+GLF ve GLF gruplarında tespit edilen azalmanın istatistiksel açıdan önemli olduğu belirlendi (p<0,05). Sonuç olarak güçlü bir antioksidan olan PA'nın GLF maruziyeti sonucunda azalan spermatolojik parametreler ile ratların testis dokusundaki olumsuz histolojik değişimleri etkili bir şekilde önlediği belirlendi. Bu gibi olumlu etkilerinden dolayı GLF ile indüklenen testis toksisitesi üzerine PA' nın koruyucu bir etkisinin olduğu kanaatine varıldı.
Koçlarda bazı androlojikal parametrelerin ve biyokimyasal özelliklerin mevsimle ilişkisi
Afyonkarahisar koşullarında yetiştirilen yaşları ortalama 18-20 ay arasındaki Pırlak ırkına ait toplam 10 koç üzerinde bazı androlojikal, biyokimyasal ve hormonal özelliklerdeki mevsimsel değişimlerin araştırılması amacıyla yapılan bu çalışmada 1 yıl süre ile morfometrik testis ölçümleri, spermatolojik özellikler, spermatozoa DNA hasarı, kan biyokimyasal özellikleri ve hormonal düzeyleri ile birlikte iklimsel veriler aylık olarak değerlendirilmiştir.Morfometrik testis ölçümleri ile ilgili olarak testis uzunluğu ve kalınlığı, scrotum çevresi ve kalınlığı ile relatif testis hacmi tüm koçlar için yıl boyunca ortalama sırasıyla 9.07±0.10 cm, 6.18±0.07 cm, 31.45±0.29 cm, 0.42±0.01 cm ve 10.97±0.22 ml/kg olarak bulunmuş ve koçların reaksiyon süreleri yıl boyunca ortalama 8.65±0.25 sn olmuştur. Spermatolojik özelliklerden spermanın miktarı, viskozitesi ve pH'sı ile spermatozoitlerin kitle hareketleri, motiliteleri ve yoğunlukları ortalama yıl boyunca sırasıyla 1.06±0.03 ml, 3.78±0.07, 6.63±0.04, 3.67±0.08, % 77.67±0.77 ve 3.59±0.08 x 109/ml olarak bulunmuştur. Anormal ve ölü spermatozoa oranları ile HOST değerleri ise sırasıyla ortalama yıl boyunca % 6.52±0.19, % 10.39±0.30 ve % 66.34±0.81 olarak bulunmuş ve koçlar arası fark gözlenmemiştir. Bunun yanında DNA hasar düzeyleri yıl boyunca ortalama 30.15±1.17 AU olarak bulunmuştur. Koçların yıl boyu testosteron ve T3 düzeyleri ise 3.94±0.09 g/dL ve 1.05±0.07 g/dL olarak tespit edilmiştir. Bunun yanında yıl boyunca koçların kan serumlarındaki total protein, albumin, globulin, A/G oranları, trigliserid, kolesterol, AST, ALT ve AST/ALT oranlarına ait ortalama değerler sırasıyla 7.74±0.10 g/dL, 47.81±0.97 mg/dL, 21.02±0.82 mg/dL, 92.20±1.66 U/L, 21.82±0.43 U/L, 4.31±0.07 ve 3.80±0.07 g/dL olarak bulunmuştur. Değerlendirilen bütün parametrelerde aylık olarak değişimler gözlenmiş olup koçların morfometrik testis ölçüleri Ağustos ile Ekim ayları arasındaki dönemde diğer aylara göre önemli düzeyde (p<0.05) yüksek bulunurken Ocak ile Nisan ayları arasındaki dönemde en düşük değerler elde edilmiştir. Bununla beraber koçların scrotum kalınlıkları ve reaksiyon süreleri ile ilgili değerlerdeki değişimlerde fark gözlenememiştir. Spermatolojik özelliklerden sperma miktarları ile spermatozoitlerin kitle hareketi, motilite ve yoğunluk değerleri Ağustos ile Ekim ayları arasındaki dönemde ve HOST için ise yalnız Kasım ayında en yüksek değerler elde edilmiştir (p<0.05). Bununla beraber anormal ve ölü spermatozoa oranları Eylül ve Ekim aylarında diğer aylara göre önemli düzeyde (p<0.05) düşük bulunmuştur. Spermatozoa DNA hasarı yönünden en düşük değerler Ekim ayında elde edilmiştir. Kan serum testosteron düzeyleri de Eylül ve Ekim aylarında diğer aylara göre önemli düzeyde (p<0.05) yüksek bulunurken triiodotronin düzeylerinin en düşük değerleri Ağustos, Kasım ve Aralık aylarında tespit edilmiştir (p<0.05). Total protein, albumin, globulin miktarları Kasım ayında önemli düzeyde (p<0.05) yüksek bulunurken trigliserid miktarları Kasım ayında en düşük düzeyde tespit edilmiştir. Bunun yanında AST ve ALT aktivitesi ise Aralık ve Ocak aylarında, diğer aylara göre önemli düzeyde (p<0.05) yüksek gözlenmiştir. Bununla birlikte spermatolojik özelliklerin kendi aralarında korelasyonlar tespit edilmiş olup özellikle spermatozoa DNA hasarı ile sperma miktarı (r: 0.18) ve anormal spermatozoa oranı (r: 0.30) arasında pozitif yöndeki, sperma viskozitesi (r: -0.32) ile negatif yöndeki ilişkiler (p<0.01) önemli bulunmuştur. Ayrıca morfometrik testis ölçümleri, spermatolojik özellikler ve kan serumu biyokimyasal özellikler arasında da önemli düzeyde korelasyonlar tespit edilmiştir.Sonuç olarak Pırlak ırkı koçlarda morfometrik testis ölçümleri, spermatolojik özellikler, kan biyokimyasal ve hormonal özelliklerdeki aylık değişimlerin araştırıldığı bu çalışmada elde edilen bulguların optimal sınırlar içerisinde olduğu ve bu özelliklerin aylardan dolayısıyla mevsimlerden önemli düzeyde etkilendiği, istenilen değerlerin elde edildiği aşım sezonunun Ağustos ayının ikinci yarısından itibaren Kasım ayı ortalarına kadar devam ettiği ve morfometrik testis ölçümleri ile spermatolojik özellikler arasındaki korelasyon bulgularının damızlık seçiminde yararlı olabileceği kanısına varılmıştır.
Koç spermasına katılan bazı antioksidanların dondurma ve çözdürme sonrası spermatolojik parametreler, oksidatif stres ve DNA hasarı üzerine etkileri
Bu çalışmada, dondurma çözdürme sonrası spermaya katılan antioksidanların spermatolojik, CASA, oksidatif stres parametreleri ve DNA hasarları üzerine etkilerinin belirlenmesi amaçlandı. Afyonkarahisar koşullarında yetiştirilen 2-3 yaşlı Pırlak ırkına ait toplam 10 koçtan alınan spermalar birleştirilip 5 eşit hacme bölünerek kontrol başta olmak üzere taurin, trehaloz, trolox ve lipoik asit içeren Tris bazlı sulandırıcılar ile sulandırıldı. Sulandırılan örnekler 0,25 ml?lik payetlerde 50C?de 3 saat ekilibrasyona tabi tutulduktan sonra sıvı azot buharında dondurularak sıvı azot içerisinde (-196 0C) saklandı. Çözdürülen spermalarda subjektif motilite (% 54.6 ± 2.25) ve CASA motilitesi (% 24.2±1.84), VAP (98.2 ± 2.20 µm/s) ve VSL (80.1 ± 1.88 µm/s)açısından taurin grubunda en yüksek değerler tespit edildi. Anormal spermatozoon baş, orta kısım ve akrozom oranı açısından kontrol grubuna göre (% 1.2 ± 0.21, % 1.2 ± 0.21 ve % 13.3 ± 0.70) taurin (% 0.8 ± 0.15, % 0.2 ± 0.08 ve % 10.7 ± 0.51), trehaloz (% 0.5 ± 0.07, % 0.1 ± 0.04 ve % 5.2 ± 0.26), lipoik asit (% 1.0 ± 0.12, % 0.2 ± 0.07 ve % 7.1 ± 0.41) ve trolox (% 0.4 ± 0.08, % 0.1 ± 0.04 ve % 3.6 ± 0.21)gruplarında en düşük değerler elde edildi. Spermatozoon HE-test parametrelerinden H+/E- tip spermatozoonlarda kontrol grubuna göre (% 22.3 ± 0.72) taurin (% 32.6 ±1.31), trehaloz ( % 30.2 ± 1.52) ve lipoik asit (% 28.1 ± 1.25) gruplarındaki artışlar önemli (P<0.05) bulunmuştur. DNA hasarında en düşük değer yine kontrol grubuna kıyasla (68.7 ± 4.09 AU) trehaloz (43.5 ± 4.51 AU) ve lipoik asit (48.4 ± 5.27 AU) gruplarında gözlendi. Oksidaitif stres parametrelerinden MDA yönünden lipoik asit (3.7 ± 0.21 nmol/ml) ve trolox (3.6 ± 0.24 nmol/ml) en düşük değeri göstererek koruma sağlamıştır.Sonuç olarak koç spermasının dondurulmasında antioksidan olarak kullanılan taurin, trehaloz, lipoik asit ve trolox?un etkinliklerinin farklılık gösterdiği bunun yanında lipoik asitin gerek oksidatif stres ve gerekse DNA hasarını azaltıcı etkisinden dolayı diğerlerine nazaran üstünlük sağladığı ancak tüm antioksidanların farklı dozajlarda spermatolojik özellikler, CASA, oksidatif stres parametreleri ve DNA hasarı üzerine etkisinin daha geniş hayvan materyali kullanılarak dölverimi sonuçları ile birlikte değerlendirilmesinin yararlı olacağı kanısına varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Antioksidan, DNA Hasarı, H-E testi, Koç Sperması, Oksidatif stres
Koçlarda bazı anroljikal parametreler üzerine araştırmalar
VIÖZETKoçlarda Bazı Androlojikal Parametreler Üzerine AraştırmalarKoçlarda aşım sezonu esnasında androlojikal parametrelerden morfometrik testisölçümleri ile spermatolojik özelliklerin belirlenmesi ve bu parametreler arasındakiilişkinin araştırılması amacıyla yapılan bu çalışmada 4-5 yaşlarında 2 Akkaramankoç materyal olarak kullanılmıştır.Hayvanların her birinden aşım sezonu esnasında haftada iki kez olmak üzeretoplam10 ejekulat sperma ve araştırma başlangıcında ve sonunda olmak üzerede ikikez morfometrik testis ölçüleri alınarak değerlendirildi. Morfometrik testisölçümlerinden testis uzunluğu ve kalınlığı, scrotum çevresi, kalınlığı ve hacmiölçüldü. Sperma sun'i vagen yöntemiyle alınarak koçların reaksiyon sürelerikaydedilirken her bir ejekulatın miktarı, viskozitesi, pH'sı ile spermatozoitlerin kitlehareketi, motilitesi, yoğunluğu ve anormal spermatozoid oranları belirlendi.Araştırmada kullanılan koçların ortalama sağ testis uzunluğu, sol testisuzunluğu, sağ testis kalınlığı, sol testis kalınlığı, çift testis çevresi, scrotum hacmi vescrotum kalınlığı sırasıyla 9.0 ± 0.47 cm, 7.03 ± 1.18 cm, 6.4 ± 0.13 cm, 5.03 ± 0.89cm, 31.13 ± 0.32 cm, 487.0 ± 34.0 ml ve 0.65 ± 0.07 cm olarak bulunmuştur. Diğerandrolojik parametrelerden reaksiyon süresi, sperma miktarı, sperma viskozitesi,sperma pH'sı, spermatozoitlerin kitle hareketi, spermatozoitlerin motilitesi,spermatozoitlerin yoğunluğu ve anormal spermatozoid oranları ise sırasıyla ortalama10.0 ± 0.29 s, 1.47 ± 0.12 ml, 3.60 ± 0.15, 7.23 ± 0.07, 3.0 ± 0.13, % 77.0 ± 1.93,1024.0 ± 66.24 x106/ml ve % 14.35 ± 1.35 olarak bulunmuştur.Yapılan korelasyon hesaplamalarında sperma miktarı ile scrotum kalınlığıarasında, sperma viskozitesi ile çift testis çevresi arasında ve sperma pH'sı ile çifttestis çevresi arasında pozitif korelasyonlar, sol testis uzunluğu ile spermatozoitlerinkitle hareketi ve motiliteleri arasında ise negatif korelasyonlar düşük düzeyde önemli(P<0.10) sol testis kalınlığı ile spermatozoitlerin kitle hareketi ve motiliteleriarasındaki negatif korelasyonlar ise yüksek düzeyde önemli (P<0.01) bulunmuştur.Sol testis uzunluğu ile spermatozoid yoğunluğu arasında pozitif, anormalVIIspermatozoid oranı ile sol testis kalınlığı arasında negatif ve scrotum kalınlığıarasında pozitif korelasyonlar orta düzeyde önemli (P<0.05) bulunmuştur.Sonuç olarak, tespit edilen morfometrik testis ölçümleri ile spermatolojiközellikler ve aralarında elde edilen önemli korelasyon bulguları dikkate alınarak buözelliklerin damızlık seçiminde bir kriter olarak kullanılabileceği ancak daha genişhayvan materyali ile daha kapsamlı çalışmalar yapılmasının yararlı olacağı kanısınavarılmıştır.Anahtar Kelimeler: Androloji, Aşım sezonu, Koç, Sperma, Testis ölçüsü
Köpek spermasının dondurulmasında farklı selenyum formlarının kriyoprotektif etkilerinin araştırılması: Nanopartikül selenyum ve sodyum selenit karşılaştırması
Sunulan tez çalışmasında, spermanın dondurulma işlemi sırasında oluşan oksidatif stresin engellenmesi üzerine nanopartikül selenyum (SeNP) ve sodyum selenitin (SS) protektif etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada toplam 6 köpek kullanıldı. Köpeklerden masaj yöntemi ile farklı zaman aralıklarında 3'er kez ejakülat toplandı. Toplam 18 ejekülatın her birinden 5 farklı çalışma grubu oluşturuldu. Çalışma grupları, Tris sulandırıcısına herhangi bir antioksidan ilave edilmeyen kontrol, 1 µg/ml (SeNP1), 2 µg/ml (SeNP2) nanopartikül selenyum ve 1 µg/ml (SS1), 2 µg/ml (SS2) sodyum selenit ilave edilerek oluşturuldu. Sulandırılmış spermalar 4°C'de 1 saat ekilibrasyonu takiben sıvı azot buharında dondurularak, sıvı azotta (~-196°C) saklandı. Spermalar çözüm sonrası CASA motilite ve hareketlilik parametreleri, spermatozoa plazma membran bütünlüğü ve canlılığı (HE Test), spermatozoa morfolojisi (SpermBlue), DNA fragmentasyonu (GoldCyto) ve antioksidan profili yönünden değerlendirildi. Sonuçlar istatistiksel olarak değerlendirildiğinde progresif motilite, VCL ve VAP kinematik parametreleri SeNP1 grubunda kontrol grubuna göre önemli derecede yüksek bulundu (P<0,05). Çözüm sonrası plazma membran bütünlüğü ve canlı spermatozoa oranına en yüksek SeNP1 grubunda ulaşılmasına rağmen gruplar arasında istatistiksel fark bulunmadı (P>0,05). Toplam morfolojik bozukluk oranı farklı selenyum formlarının eklendiği tüm gruplarda kontrol grubuna göre daha düşük bulunsa da istatistiksel fark bulunmadı. Kuyruk morfoloji bozukluğu ise SeNP1 grubunda kontrol grubu ve SS2 grubuna göre önemli derecede düşük bulundu (P<0,05). Çözüm sonrası fragmente DNA oranı en düşük SeNP1 grubunda bulunsa da gruplar arasında istatistiksel fark önemli bulunmadı (P>0,05). Spermatozoa antioksidan profilin değerlendirilmesinde gruplar arasında istatistiksel olarak fark olmamasına rağmen en yüksek GPX, SOD ve CAT değeri ve en düşük lipid peroksidasyon değeri SeNP1 grubunda elde edildi. Sonuç olarak, köpek spermasında tris bazlı sulandırıcıya 1 μg/ml dozda SeNP ilave edildiğinde, spermatolojik parametrelerde genel bir iyileşme gözlendiği ve köpek spermasının dondurulması işlemlerinde nanoteknoloji ürünü olan nanopartikül selenyumun önemli katkı sağladığı sonucuna ulaşıldı. Anahtar Sözcükler: Kriyoprezervasyon, Köpek, Nanopartikül Selenyum, Sodyum Selenit, Sperma
Dondurulmuş çözdürülmüş holştayn ırkı boğa spermasının morfoloji tespitinde farklı metodların karşılaştırılması
Hayvanlarda görülen düşük fertilitenin en önemli nedeni ejakülat içerisindeki spermatozoa ve akrozomda meydana gelen bozukluklardan kaynaklanır. Sperma morfolojisi erkek üreme kapasitesinin belirlemede çok önemli bir göstergedir. Spermada morfolojik bozuklukların saptanması amacıyla birçok metot mevcuttur. Bu tez çalışmasında dondurulmuş çözdürülmüş boğa spermasında spermatozoon morfolojisinin değerlendirilmesinde, sıvı fikzasyon metodu (Hancock), SpermBlue® ile boyama, Spermac® ile boyama, Diff-Quick® ile boyama ve Papanicolaou® ile boyama yöntemleri kullanılarak, dondurulmuş-çözdürülmüş spermalarda anormal spermatozoa oranı tespitinde kullanılan farklı yöntemlerin uygulanabilirliği, geçerliliği ve doğrulukları hakkında değerlendirmeler yapılması ve anormal spermatozoa oranı tespitinin saptanmasında farklı yöntemlerle elde edilen bulgular arasındaki farklılıklar ve benzerliklerin ortaya konması amaçlanmıştır. Holstein ırkı boğalardan aynı tarihte ve ortak koşullarda toplanan (n:50) spermalardan elde edilen 0,25 ml'lik dondurulmuş payetler kullanıldı. Anormal spermatozoa oranını belirlemek amacıyla yukarıda belirtilen beş faklı metot kullanıldı. Baş-akrozom kısmına ait, gövde kısmına ait, kuyruk kısmına ait anomaliler ayrı ayrı değerlendirildi. Elde edilen baş-akrozom kısmına ait anomali sonuçları değerlendirildiğinde Spermac®, Diff-Quick® ve Papanicolaou® ile ulaşılan sonuçlar istatistiki anlanma benzerlik göstermiştir (p>0,05). Gövde kısmına ait anomali sonuçları değerlendirildiğinde Hancock ve SpermBlue® ile ulaşılan sonuçlar istatistiki anlanma benzerlik göstermiştir (p>0,05). Kuyruk kısmına ait anomali sonuçları değerlendirildiğinde bütün metotlar ile ulaşılan sonuçlar istatistiki anlanma benzerlik göstermiştir (p>0,05). Tez çalışmamız sonucunda Anormal spermatozoanın değerlendirilmesinde bu beş yöntemden birbirini doğrulaması açısından daha çok Diff-Quick®, Papanicolaou® ve Spermac® yöntemleri birbiri arasında tutarlıdır ve tercih edilmesi önerilir.
Dondurulmuş çözdürülmüş simental boğa spermasının akrozom bütünlüğünün farklı boyama metodları kullanılarak değerlendirilmesi
Suni tohumlama uygulamalarında veya doğal aşımda sperması kullanılan erkek hayvana bağlı olarak değişen fertilite oranları büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle fertilite ve sterilite hakkında bilgi verilmesi için erkek hayvanların potansiyel fertilitelerinin bilinmesi büyük önem taşımaktadır. Spermanın motilite ve kinematik değerlendirmeleri spermatozoanın fertilite kabiliyetini tahmin etmeye yardımcı olan güçlü parametrelerdir. Ancak bu muayeneler tam olarak fertilite kabiliyeti hakkında bilgi vermemektedir. Spermatozoonun motilitesi ve doğrusal yönde aktif olarak hareket etmesi dişi üreme kanalından geçebileceği hakkında bilgi verir. Fertilizasyon için ise başarılı bir akrozom reaksiyonunun gerçekleşmesi önemlidir. Akrozomun doğru zamanda aktivite edilmesi, enzimlerin salınması ve spermatozoonun zona pelucidaya nüfuz etmesini kolaylaştırmak başarılı bir fertilizasyon için akrozom bütünlüğünün önemini göstermektedir. Akrozom bütünlüğü fertilite başarısında çok önemli bir rol oynamaktadır. Akrozom bütünlüğünün değerlendirilmesinde çok çeşitli boyama prosedürleri kullanılmaktadır. Bu prosedürler çoğunlukla anomalili spermatozoon ve akrozom yüzdesi belirlemede kullanılmaktadır. Bu doğrultuda tezde dondurulmuş çözdürülmüş Simental boğa spermasında akrozom bütünlüğünün farklı boyama metodları kullanarak karşılaştırılması ve değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yapılan bu çalışma ile Trypan Blue-Giemsa (TBG), Spermac ve Coomassie Blue boyamalarının Simental boğa spermalarında akrozom bütünlüğün değerlendirmesinde basit, ucuz, güvenilir bir boyama yöntemi olduğunu gösterdi. Bu yöntemler ile tek frotide hem morfolojik muayene hem de ölü-canlı muayenesi yapılarak hızlı bir şekilde spermatozoonun değerlendirilmesi sağlanabilmektedir. Bu boyama yöntemlerinin çok kolay olması ve saha şartlarında kolay uygulanarak çok hızlı bir şekilde spermatozoonun morfolojik özellikleri açısından da bilgi sahibi olunabilme özellikleri göz önüne alındığında bu yöntemlerin çok avantajlı olduğu söylenebilmektedir. Bu üç boyama metodu karşılaştırıldığında spermatolojik parametreler ile en yüksek pozitif korelasyon gösteren Commassie Blue boyaması olmuştur. Sonuç olarak, başta Comassie blue olmak üzere hem trypan blue-Giemsa ve hem de Spermac metotları Simental boğalarda dondurulmuş-çözdürülmüş spermalarda hızlı çalışan, ölü canlı ve akrozomal/morfolojik bozuklukların hesaplanmasında kompleks laboratuvar şartları gerektirmeyen basit, ucuz ve etkili metotlar olup, rutin analizlerde hızla yerini almalıdır.
Farklı sıcaklıklarda çözdürülen boğa spermasının çözüm sonrası farklı periyotlarda spermatolojik parametrelerinin değerlendirilmesi
Suni tohumlama uygulamasını saha koşullarında yapacak veteriner hekimlerin donmuş sperma payetini çözdürürken uygun koşulları göz önünde bulundurarak çözdürme işlemini yapmaları suni tohumlama başarısını arttıran önemli faktörlerden biridir. Çözdürme prosedürü, spermatozoanın hayatta kalması üzerindeki etkisi açısından dondurma prosedürü kadar önemlidir. Bu çalışmanın amacı, dondurulmuş ve çözdürülmüş sperma muayenesinde kullanılan ve tercih edilen iki farklı çözüm sıcaklığının kullanılabilirliği, geçerliliği ve doğrulukları hakkında karşılaştırmalar ve değerlendirmeler yapmaktır. Ayrıca spermanın çözüm sonrası farklı sürelerde bekletilmesi ile spermatolojik parametrelerden elde edilen bulgular arasındaki farklılıkları ve benzerlikleri istatiksel olarak ortaya koymaktır. Çalışmada aynı boğaya ait, aynı tarihte dondurulmuş ve aynı şartlar altında saklanan 20 payet dondurulmuş sperma örneği kullanıldı. Çalışma dizaynı için 2 farklı grup oluşturuldu.İlk grup için 10 payet sperma örneği 37°C'deki su banyosunda 30 saniyede ve ikinci grup için 10 payet sperma örneği 70°C'de 5-6 saniyede çözdürülecek şekilde planlanmıştır. Çözdürülen tüm sperma örnekleri +4°C'ye bırakıldı ve 0,3,6,12,24 ve 48. saatlerde spermatolojik muayeneleri yapıldı. Yapılmış olan bu çalışmada farklı çözüm sıcaklıkları olan 37°C ve 70°C'de çözdürülen spermaların, spermatolojik muayenesi sonucunda sırasıyla; motilite, canlılık oranı ve spermatozoon morfolojisi olarak değerlendirildiğinde bekleme sürelerinin büyük farklar doğurabildiği görülmüştür. Çözdürüldükten sonra bekleme süresi arttıkça spermada total motilitenin azaldığı tespit edilmiştir. Aynı zamanda sperma çözümünden sonra bekleme süresi arttıkça spermatozoon morfolojisinin olumsuz etkilendiği ortaya konulmuştur. Bu çalışma suni tohumlama uygulamalarında kullanılan spermaların çözüm sonrası verimliliğini artırmak amacıyla daha fazla sayıda in vitro ve in vivo araştırmaların yapılması gerekliliği ortaya koymuştur. Bu veriler üzerine yapılacak farklı çalışmalar ile daha kapsamlı sonuçlar elde edilmesi mümkün olacaktır.
Koçlarda sezon dışı melatonin uygulamasının testis fonksiyonları, testis arter hemodinamiği ve spermatolojik parametreler ile ilişkisi
Koyunlarda yıl boyunca üretim dengesinin sağlanabilmesi için mevsim dışı östrus davranışlarının indüklenerek ilkbaharda üreme faaliyetlerinin gerçekleşmesi önemlidir. Bu çalışmanın temel amacı, sezon dışı dönemdeki koçlarda eksojen melatonin uygulamasının, testisin morfometrik yapısı ve sperma kalitesi üzerindeki etkilerini değerlendirmek ve bu etkilerin testis kan akımıyla olan ilişkisini incelemektir. Ayrıca, melatonin hormonunun işlev mekanizmasında önemli bir rol oynadığı düşünülen KISS1 geni ile ilişkisinin detaylı bir şekilde incelenmesi ve bu genin metabolik mekanizmalardaki rolünün netliğinin araştırılması da bu çalışmanın amaçları arasındadır. Bu amaç için toplamda 10 adet seksüel olgunluğa ulaşmış, aynı vücut kondüsyon skoruna sahip Bafra koçlarını rastgele kontrol (n=5) ve melatonin (n=5) grubu olarak belirledikten sonra melatonin grubuna birer ay ara ile 2 kez melatonin implant (RegulinÒ, 18 mg melatonin) implantı uygulandı. Ölçüm ve analizler melatonin implantı uygulamasından üç hafta önceki, uygulama esnasında ve melatonin uygulaması sonrası 3 haftada 1 kez olacak şekilde toplam 6 kez (H -3., H 0., H 3., H 6., H 9. ve H 12. haftalarda) gerçekleştirildi. Bu süreçte testis morfometrik değişiklikleri ve testis hemodinamiğinin Renkli Doppler Ultrasonografi ile izlendi. Spermatolojik parametreleri, morfoloji ve plazma membran bütünlüğü değerlendirildi. Kan plazma hormon profili, total antioksidan ve total oksidan ölçümü ELISA yöntemi kullanılarak belirlendi. Sperma örneklerinden total RNA izolasyonu, cDNA eldesi ve qRT-PCR analizi gerçekleştirildi. Gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu (qPCR) sonucu KISS1R'lerinin spermatozoonlarda bulunduğunu ortaya koydu. Koçlara uygulanan melatonin tedavisi, örnek toplama periyotlarının hiçbirinde sperma hacmini veya sperma konsantrasyonunu etkilememiştir (p>0,05). Melatonin grubunda testis hacmi melatonin enjeksiyonundan sonraki 6., 9. ve 12. haftalarda istatistiksel olarak önem arz eden bir oranda artış gösterdiği belirlenmiştir (p<0,05). Genel olarak, melatonin grubundaki koçlarda 3 ila 9. haftalarda Rezistif ve Pulsatil İndeksi daha düşüktü (p<0,05), ancak çoğu spermatolojik parametre sonuçlarında iki grup arasında fark yoktu (p>0,05). Kontrol ve melatonin KISS1R gen ifade düzeyleri arasındaki farklılıklar haftalara göre kategorize edilerek melatonin grubunda anlamlı olmayan artış gözlenmiştir (p>0,05). Sonuç olarak koçlarda sezon dışı melatonin uygulaması, testiküler kan akışını ve testis hacmini önemli ölçüde değiştirmiş ve total antioksidan konsantrasyonunu arttırmıştır.