2,136
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
İnternet bağımlılık düzeyinin TEOG ders puanları ve bazı değişkenler açısından incelenmesi
Bu çalışmada ortaokul 8. sınıf öğrencilerinin internet bağımlılık düzeyinin TEOG ders puanları ve bazı değişkenlere (cinsiyet, anne-baba eğitim, birliktelik, öz üvey olma durumları, aile gelir düzeyi, evde bilgisayar ve internet olma, internet kullanım süresi) göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Çalışma evrenini Adana ili Seyhan ilçesi Orta Okul 8. sınıfta öğrenimlerini sürdüren öğrenciler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini, uygun (elverişli) örnekleme yöntemi ile belirlenen Dede Korkut Orta Okulu 8. sınıfta eğitimlerine devam eden 187 kız, 230 erkek öğrenci olmak üzere toplam 417 öğrenci oluşturmaktadır. Bu çalışmada öğrencilerin internet bağımlılık düzeylerini belirlemek için Young (1998) tarafından geliştirilen ve Bayraktar (2001) tarafından uyarlama çalışmaları yapılan "İnternet Bağımlılığı Ölçeği" ve araştırmacının çalışmanın hedefine uygun hazırladığı Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmanın sonucunda: İnternet bağımlılığı açısından 417 öğrenciden 327'sinin (%78,4) semptom göstermediği, 90'ının (%21,6) sınırlı semptom gösterdiği ve internet bağımlısı olan öğrenci olmadığı tespit edilmiştir. Katılımcıların TEOG Fen Bilimleri, Matematik, Türkçe, İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük ders puanları ile internet bağımlılık düzeyi arasında negatif yönlü ve zayıf bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Kişilerin internet bağımlılık düzeyi arttıkça TEOG Fen Bilimleri, Matematik, Türkçe, İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük ders puanlarının düşüş gösterdiği tespit edilmiştir. Öte yandan, katılımcıların cinsiyet, anne-baba birliktelik durumları, aile gelir seviyesi, anne ve babanın öz- üvey olma durumu ve anne eğitim düzeyine göre internet bağımlılık düzeyinin farklılık göstermediği ancak evlerinde bilgisayar ve internet olma, İnternet kullanım süresi ve baba eğitim durumlarına göre internet bağımlılık düzeyinin farklılaştığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ġnternet, Ġnternet Bağımlılığı, TEOG Ders Puanı
Yönetici kadınlar ve orta yetişkinlik dönemleri arasındaki etkileşimin iş tatminleri üzerine etkisine dair görgül bir çalışma
Bu çalışmanın amacı; yönetici kadınlar ve orta yetişkinlik dönemleri arasındaki etkileşimin iş tatminleri üzerine etkisini ortaya koymak, iş tatmin düzeylerinin yaş dönemlerine göre farklılaşmasını incelemek ve yaş dönemleri ile iş tatmin düzeyleri arasındaki ilişkiyi tespit edebilmektir. Araştırmanın evrenini, 2016 yılında, Adana ve Mersin bölgesindeki sanayi ve hizmet sektörlerinde çalışan kadın yöneticiler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise 2016 Mayıs-Temmuz aylarında Adana ve Mersin'de sanayi ve hizmet sektörlerinde faaliyet gösteren Mersin Ticaret ve Sanayi Odası, Adana Ticaret Odası, Adana Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği, Mersin GİŞKAD, Adana İŞKAD'a bağlı çalışan kadın yöneticilerden tesadüfî olarak seçilerek oluşturulmuştur. Bu araştırmada, araştırma modeli olarak nicel araştırma türlerinden olan tarama modellerinden, ilişkisel (korelasyonel) tarama modeli kullanılmıştır. Ölçeklendirilmiş tüm sorular için ve temel boyutlar için geçerlilik/güvenilirlik analizi yapılmıştır. Güvenirlik analizi sonucunda anket ,645 derecede güvenilir olarak tespit edilmiştir. Araştırmada kullanılan anket formu iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde demografik bilgilerle ilgili soruların olduğu kişisel bilgi formu (Ek1), ikinci bölümde iş tatminini ölçmek amacıyla Spector'un İş Tatmin Ölçeği (Ek2) kullanılmıştır. Anketlerin toplanmasından sonra verilerin istatistiksel analizinde SPSS 20.0 paket programı kullanılmıştır. Kategorik ölçümler sayı ve yüzde olarak, sürekli ölçümlerse ortalama ve standart sapma olarak özetlenmiştir. Gruplar arasındaki sürekli ölçümlerin karşılaştırılmasında dağılımlar kontrol edilmiş, parametrik dağılım ön şart varsayımı sağlandığından Tek Yönlü Varyans Analizi ve Bağımsız Grup T testi kullanılmıştır. Üç ve üzeri değişken içeren grupların ikili karşılaştırmalarda Post-Hoc Tukey analizi kullanılmıştır. Tüm testlerde istatistiksel önem düzeyi 0.05 olarak alıınmıştır. Araştırma sonucunda yaş değişkenine göre ileri yaş dönemindeki kadın yöneticilerde, medeni durum değişkenine göre dul olan kadın yöneticiler, çocuk sahibi olma durumu değişkenine göre çocuğu olan kadın yöneticiler, eğitim durumu değişkenine göre lise mezunu olan kadın yöneticiler, kıdem değişkeni durumuna göre 1-6 yıl arası ve 23 yıl ve üzeri kıdem yılına sahip olan kadın yöneticiler, statü durumuna göre üst kademe yöneticisi olan kadın yöneticiler, aylık gelir değişkenine göre 3501-5000 arasında gelire sahip olan kadın yöneticiler daha yüksek iş tatmin düzeyine sahiptirler. Toplam iş tatmin durumuna göre kadın yöneticiler, iş tatminin yeterli olduğuna kısmen katıldıklarını belirtmişlerdir. Ayrıca yaş değişkeni ile iş tatmini arasında pozitif yönde ve istatiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. (r=,177) (p,003). Anahtar Kelimeler: İş tatmini, Yönetici, Yöneticilik, Kadın yönetici, Orta yetişkin,menopoz, Spector iş tatmini ölçeği
8. sınıf öğrencisinin matematik dersine karşı tutumu ile TEOG sınav sonuçları arasındaki ilişki
Çalışmanın örneklemini 2015-2016 eğitim öğretim yılında ilköğretim 8. Sınıfta okumakta olan 43 erkek, 25 kız olmak üzere toplam 68 öğrenci oluşturmaktadır. Demografik bilgiler öğrencilere uygulanan anket yoluyla elde edildikten sonra toplam 38 maddeden oluşan matematik tutum ölçeği öğrencilere uygulanarak analizi yapılmıştır. Araştırmada demografik bilgiler öğrencilere uygulanan anket yoluyla elde edildikten sonra Duatepe ve arkadaşlarının geliştirmiş olduğu matematik tutum ölçeği öğrencilere uygulanmıştır. Öğrencilerin matematik dersine ait TEOG sonuçları ile tutum puanları kıyaslanmıştır. Verilerin analizi konusunda; Tanımlayıcı istatistikler frekans, yüzde, ortalama, standart sapma değerleri ile sunulmuştur. Çalışmadaki yöneticiye faktör yapısını tespit etmek amacı ile Açımlayıcı faktör analizi uygulaması yapılmıştır. Örneklem yeterlilik düzeyinin tespiti için KMO ve faktör yapılarının testi için Barlett testi uygulanmıştır. Boyutların iç tutarlılığının test edilmesi amacı ile Co. Alpha analizi kullanılmıştır. Elde edilen boyutlardaki iki grubun ölçüm değerleri arasındaki farkın analizinde t testi kullanılmıştır. Üç evre grubun karşılaştırılmasında Varyans analizi (ANOVA) testi ve ikili karşılaştırmalar (post. hoc.) için Sidak testi kullanılmıştır. Boyutlar arasındaki ilişkinin tespit edilmesi amacı ile korelasyon analizi uygulanmıştır. Çalışmada 0,05'den küçük p değerleri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Analizler SPSS 22.0 paket programı ile yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre katılımcıların TEOG puanı ile Korku-Güven boyutu arasında (r=0,289,p<0,05) ve Mesleki Önem boyutu arasında (r=0,248,p<0,05) pozitif düzeyde ve anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların TEOG puanı ile İlgi ve Sevgi boyutu arasında anlamlı bir ilişki olmadığı görülmüştür (r=0,04,p>0,05). Katılımcıların TEOG puanı ile zevk boyutu arasında negatif düzeyde ve anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir(r=-0,139,p<0,05). Anahtar Kelimeler: Matematik Tutum Ölçeği, İlköğretim, TEOG
Üniversite öğrencilerinin eş seçimi tutumlarının bireysel özellikleri açısından incelenmesi
Bu araştırmada, üniversite öğrencilerinin bireysel özelliklerinin eş seçimi tutumlarına etkisi incelenmiştir. Araştırmanın deseni, tarama modelinde tanımlayıcı ve kesitsel bir tasarım olarak belirlenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu, 2015-2016 öğretim yılı, bahar döneminde, Çağ Üniversitesi'nde öğrenim gören 220' si kız, 87'si erkek olmak üzere toplam 307 kişi oluşmaktadır. Katılımcıların bireysel özelliklerini belirlemek için "Kişisel Bilgi Formu", eş seçimi tutumlarını belirlemek için "Romantizm Ve Eş Seçimi Tutum Ölçeği" kullanılmıştır. Katımcıların bireysel özellikleri olarak; cinsiyet, güncel ilişki, ilişki durumu, ilişki süresi, evlilik düşüncesi, evliliğin gerçekleşeceği yol, evlilik planı için verilen süre ve ebeveynlerin birliktelik durumları ele alınmıştır. İstatistiksel bulgulara göre, eş seçimi tutumları; cinsiyete göre "beraber yaşama" ( p<0,05), güncel ilişkiye göre "idealleştirme" ( p<0,05), evlilik düşüncesine göre "aşk yeterli", "çaba göstermeme", "zıt kutuplar", "beraber yaşama", "idealleştirme" (p<0,05), evlilik planı için verilen süreye göre, "beraber yaşama", "zıt kutuplar", "çaba göstermeme", "tam güven", "idealleştirme" ve "aşk yeterli" (p<0,05), evliliğin gerçekleşeceği yola göre, "aşk yeterli", "çaba göstermeme", "tam güven" ve "zıt kutuplar" ( p<0,05), alt boyutları için anlamlı bir farklılık göstermiştir. Buna karşın, eş seçimi tutumları; ilişki süresi, ilişki durumu ve ebeveynlerin birliktelik durumları açısından anlamlı bir farklılık göstermemiştir. Araştırma bulguları literatür dahinde tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: eş seçimi, eş seçimi tutumları, evlilik, eş seçimi mitleri, üniversite öğrencisi
Ana haber bültenlerinin travmatik etkileri
Günümüzde haberi yayma işlevi kitle iletişim araçları ile sağlanmaktadır. Kitle iletişimi, profesyonel insanlar tarafından, endüstriyel bir yapı içerisinde oluşturulan mesajların, teknolojik aygıtlar aracılığıyla, mekansal olarak uzaklardaki, eğitim, gelir, yaş ve cinsiyet açısından farklı kitlelere ulaştırıldığı, etkileri ve sonuçları açısından karmaşık bir süreç olarak tanımlamak mümkündür. (DİE,05..5.2016,www.acıkogretimadalet.com) Gününüzde kitle iletişim araçları denenince akla gelen en yaygın türleri gazete , radyo, sinema, İnternet ve televizyondur. Bireylerin kendilerince farklı amaçlarıyla izlendikleri televizyonun önemini koruyan program türleri içinde televizyonda yayınlanan ana haber bültenleri bulunmaktadır. Ana haber bültenleri , gün içinde ülkemizde ve dünyada yaşanılan gerçek olayları izleyiciye sunma iddiasında olan bir program türüdür. Ancak gün içinde yaşanılan olayları evlerimize getiren ana haber bültenleri , toplum hafızasında kalıcı izler bırakabilecek olayları da evlerimize getirmekte ve bu olayların şok edici , korkutucu veya üzücü etkileri kişilerde travmatik izler bırakabilmektedir. Bu çalışmada, ana haber bültenlerinin travmatik etkileri üzerinde durulmaktadır. Yaşanılan gerçek olayların profesyoneller tarafından haberleştirilmesi ve kitle iletişim araçlarıyla izleyiciye aktarılması sürecinde haberin, haber değeri kadar önemli olan unsur haberin algılanış biçimidir. Haberi izleyen birey haberin içeriğindeki travmatik olaydan etkilenerek, kendi yaşantısında gerçekleşen travmatik olayı hatırlayabilir yada travmatik olayı yaşayan kişi ile empatik bir bağ kurabilir. Kurulan bu empatik bağ haberi izleyen kişi açısından ikincil travmalara sebep olabilir. İkincil travmalar izlenilen travmatik olayın kişinin kendi başına da gelebileceği düşüncesiyle suç korkusuna sebep olabilir. On gün boyunca izlenen iki ayrı televizyon kanalının haber bültenlerinde yayınlanan haberlerin içinden travmatik etkileri olduğu düşünülen haberler belirlenmiştir. Yapılan inceleme sonucunda incelenen toplam 417 haber içinde iki yüz bir tanesi travmatik bulunmuştur. İncelenen ana haber bültenlerinden Show Tv Ana Haber Bülteni'nin de verilen toplam haberin % 44.60'ı , Fox Tv Ana Haber Bülteni'nin de verilen toplam haberin %45.32 ' sinin travmatik içerikli haberler olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Verilen haberlerin neredeyse yarısını travmatik içerilikli olduğu düşünüldüğünde ana haber bültenlerinin travmatik etkileri olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kitle iletişimi , Televizyon Haberleri , Travma , İçerik Analizi
Eğitim kurumlarındaki kadın yöneticilere karşı tutumlar
Cinsiyet eşitliğinin ve kadının toplumdaki yerinin sıklıkla tartışıldığı günümüz Türkiye'sinde, halen eğitim sistemindeki kadın yönetici sayısının azlığı dikkati çekmektedir. Okul yönetimindeki cinsiyet ayrımcılığı ve kadınların yönetici olmasını engelleyen faktörler konusunda pek çok araştırma yapılmıştır. Kadın yönetici sayısının az olmasının nedenleri arasında kadın yöneticilere yönelik tutumların önemli bir yeri olduğu vurgulanmıştır. Bu araştırma; kadın yöneticilere karşı, öğretmen ve yöneticilerin tutumlarının değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Adana ili Seyhan, Çukurova, Yüreğir ve Sarıçam ilçelerinde bulunan ve 2015-2016 eğitim öğretim yılında Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı; kadın yöneticinin görev yaptığı okullarda çalışan öğretmen ve yöneticiler oluşturmaktadır. Örneklemini ise bu okullarda, öğretmen ve yönetici olarak görev yapan toplam 818 kişi oluşturmaktadır. Araştırma, tarama yöntemi kullanılarak yapılmıştır. Veri toplama aracı olarak, Kişisel Bilgiler Formu ve "Kadın Yöneticilere Karşı Tutum Ölçeği" kullanılmıştır. Veriler bilgisayar ortamında ve SPSS istatistik programı kullanılarak çözümlenmiştir. Katılımcıların özelliklerinin gösteriminde frekans, yüzde, aritmetik ortalama ve standart sapma kullanılmıştır. İstatistiksel analizlerde ise t testi ve Anova testleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda; cinsiyet, yaş, kurumdaki görev, okulun öğretim düzeylerine göre gruplar arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Fakat öğrenim durumlarına göre gruplar arasında anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Anahtar Kelimeler: Kadın Yöneticiler, Kadın Yöneticilere Karşı Tutumlar, Tutum,Yönetim
Anadolu lisesi öğrencilerinde akademik erteleme davranışının incelenmesi
Bu çalışmada Anadolu Lisesi öğrencilerinin akademik erteleme davranışlarının cinsiyet, yaş, doğum sırası, sınıf seviyesi, anne baba eğitim durumu, hedef belirleme ve akademik başarı ile olan ilişkisi incelenmiştir. Araştırmanın evrenini 2015-2016 eğitim öğretim yılında Adana İli Çukurova, Seyhan ve Yüreğir ilçelerindeki Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Anadolu Liselerinde öğrenim gören öğrenciler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini Adana İli Çukurova, Seyhan ve Yüreğir ilçelerindeki Anadolu liselerinin 9., 10. ve 11. sınıflarında öğrenim gören öğrencilerden tesadüfü örnekleme yöntemi ile seçilen 527 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada; öğrencilerin akademik erteleme eğilimlerini belirlemek amacıyla Çakıcı (2003) tarafından geliştirilen "Akademik Erteleme Ölçeği" (AEÖ) ve araştırmacı tarafından geliştirilen değişkenlerin yer aldığı 'Kişisel Bilgi Formu' kullanılmıştır. Araştırma sonucundan öğrencilerin akademik erteleme düzeyleri ortalamanın üzerinde çıkmıştır (x ̅=54,28). Akademik erteleme davranışı düzeylerinin cinsiyet, yaş, sınıf düzeyi, doğum sırası ve anne eğitim durumu bağımsız değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık oluşturmadığı, hedef belirleme düzeyi, akademik başarı düzeyi ve baba eğitim durumu bağımsız değişkenlerine göre ise anlamlı bir farlılık oluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bulguların sonuçlarına göre önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Akademik Erteleme, Akademik Başarı, Cinsiyet, Doğum Sırası
Sosyometrik bağlamda reddedilen, ihmal edilen ve popüler olan 9-10 yaş çocuklarının depresyon ve sosyal anksiyete düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı çocukların sosyometrik durumlarına göre depresyon ve sosyal anksiyete düzeylerinin incelenmesidir. Araştırma Adana Çukurova Edebali İlkokulu 9 ve 10 yaş grubu 532 çocuk ile yapıldı. Çocukların sosyometrik statüleri sosyometri testi (Moreno, 1963) ile belirlendi. Sosyometrik statü popüler çocuklar, reddedilen çocuklar, ihmal edilen çocuklar, ihtilaflı çocuklar, ortalama çocuklar ve diğer çocuklar (Gülay, 2008) şeklinde kategorilendirildi. 9-10 yaş çocuklarının sosyometri testi uygulandıktan sonra amaçlı örneklem yöntemiyle belirlenen 157 öğrencinin sosyometrik statülerine göre depresyon ve sosyal anksiyete düzeyleri arasındaki ilişkiyi inceleyen, tarama modelinde tanımlayıcı ve kesitsel bir araştırmadır. Popüler, reddedilen ve ihmal edilen çocuklara Çocuklar için Sosyal Anksiyete -Yenilenmiş Biçim(Social Anxiety Scale for Children-Revised), Çocuklar için Depresyon (Children's Depression Inventory) ölçekleri uygulandı. Çocukların Sosyometrik statülerine göre depresyon ve sosyal anksiyete düzeyleri karşılaştırıldı. Sosyometrik statülerin yaşa göre anlamlı bir fark olmadığı, cinsiyete göre anlamlı bir fark olduğu, depresyon ve sosyal anksiyete düzeylerinin yaşa ve cinsiyete göre anlamlı bir fark olmadığı, sosyometrik bağlamda reddedilenlerin depresyon düzeyi popüler çocuklara göre yüksek, ihmal edilenlerin sosyal anksiyete puanlarının popüler öğrencilere göre yüksek olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: reddedilme, ihmal edilme, popüler, sosyometri, sosyometrik statü, sosyalleşme, depresyon, sosyal anksiyete
Sosyal Bilimler Lisesi ve Fen Lisesi öğrencilerinde duygusal zeka ve empati düzeylerinin karşılaştırılması: Kesitsel bir çalışma
Araştırmanın amacı duygusal zeka ve duygusal zeka modellerinin açıklanması, empatinin bileşenleri ve empati kuramlarının incelenmesinin yanında Sosyal Bilimler Lisesi ve Fen Lisesi öğrencilerinde duygusal zeka ve empati düzeylerinin karşılaştırılmasıdır. Bu çalışmada Sosyal Bilimler Lisesi ve Fen Lisesi öğrencilerinde duygusal zeka ve empati düzeylerinin çeşitli sosyal ve demografik değişkenlerle incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma metodu olarak anket yöntemi kullanılmış olup anket form Kişisel Bilgi Formu, Empatik Eğilim Ölçeği ve Schutte Duygusal Zeka Ölçeğinden oluşmaktadır. Bulgular ise 308 öğrenciden elde edilmiştir. Öğrencilerin 161'i (%52,3) Mersin Mehmet Akif Ersoy Sosyal Bilimler Lisesi, 147'si (47,7) Mersin Yahya Akel Fen Lisesi öğrencilerinden oluşmaktadır. Araştırmanın önemli sonuçları içerisinde Sosyal Bilimler Lisesi ve Fen Lisesinde okuyan öğrenciler arasında empati ölçek puanı bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir. Fakat iyimserlik ölçek puanı bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmiştir. Fen Lisesinde okuyan öğrencilerin iyimserlik puanı Sosyal bilimler Lisesinde okuyan öğrencilerden istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu saptanmıştır. Sosyal Bilimler Lisesi ve Fen Lisesi öğrencilerinin duygu değerlendirme ve duygu kullanımı ölçek puanları arasında anlamlı farklılık gözlenmemiştir. Anahtar Kelimeler: Duygusal zeka, empati, empatik eğilim.
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite tanısı almış çocuklarda obsesif belirtiler
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu bireylerin aşırı hareketlilik ve dikkat odaklı problemler ve dürtüsellik ile karakterize edilen bir nörogelişim odaklı sorundur. Bu çalışmanın amacı, Çocukluk dönemi problemi olarak nitelendirilen dikkat eksikliği ve hiperakivite bozukluğu tanısı konulan çocuklarda obsesif belirtilere ilişkin semptomların görülme sıklığını saptamaktır. Çalışma, Mersin İli Özel bir muayene de tanısı konmuş çocukların obsesif belirtilerinin tarandığı kesitsel bir araştırmadır. Çalışma aracı olarak "semptom tarama listesi" kullanılmıştır. Obsesif verilere ait 10 semptomun görülme sıklığı; mikroplardan korku %19,6, hastalık kapma ya da hasta olma korkusu %21,6, zehirli ya da tehlikeli maddelere temas etme korkusu %27,8, kir korkusu %24,7, bazı şeyleri yapmayı unutma korkusu %21,6, birini istemeden yaralama korkusu %20,6, istemeden kötü, ahlaksız ya da utandırıcı bir şey söyleme ya da yapma korkusu %35,0, yanlış yapma korkusu 33,0, işlerin mükemmel olmayacağı korkusu %26,8, kural dışı şeyler yapma korkusu %21,7 olarak saptanmıştır. Yapılan faktör analizine göre alt ölçek dağılımı incelendiğinde fiziksel dış faktörlere yönelik korku görülme sıklığı %20,6, kendine dair korku görülme sıklığı %20,6, toplumsal ve ahlaki kurallara dair korku görülme sıklığı %63 olarak saptanmıştır. Özet olarak elde edilen sonuçlar şu şekilde sıralanabilir, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı koyulan çocuklar da yaş, hiperaktivite, hafif zeka geriliği ve dürtüsellik tanılarının konması cinsiyete göre farklılık göstermemiştir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı koyulan çocukların içinde dürtüsellik tanısı koyulan çocukların hiperaktivite tanısının da aldığı gözlenmiştir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı koyulan çocukların %74'üne hiperaktivite, %15'ine hafif zeka geriliği ve %16'sına dürtüsellik tanısı konmuştur. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı koyulan çocukların, bir obsesif belirti semptomu olan "hastalık kapma yada hasta olma korkusu" çocukların yaşlarına göre belirgin olarak farklılaşmıştır. Netice itibariyle 8 yaşından daha küçük olan çocukların hastalık kapma ya da hasta olma korkusunu, 9 yaş ve üzerindeki çocuklara göre daha az veya hafif yaşamaktadır. Anahtar Kelimeler: Dikkat Eksikliği, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, Obsesif Kompülsif Bozukluk
Otizmli çocuğa sahip ebeveynlerde benlik saygısı üzerine bir inceleme
Bu çalışmanın amacı otizm tanısı almış çocukların ebevenyleri ile bu tanıyı almamış çocukların ebeveynlerinin benlik saygısı açısından karşılaştırılmasıdır. Çalışmada 94 otizm tanısı almış çocuğu olan 94 ebeveyn deney grubuna, otizm tanısı almamış çocuğa sahip 94 ebeveyn ise kontrol grubuna atanmıştır. Kişilerin benlik saygısı ölçeğini belirlemek için Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve sosyo demografik veri formu kullanılmıştır. İlk olarak deney grubu ve kontrol grubu benlik saygısı açısından karşılaştırılmış, daha sonraki analizde ise otizm tanısı almış çocuğa sahip ebeveynler cinsiyet açısından karşılaştırılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 20.0 programı ile analiz edilmiştir. Gruplar arası karşılaştırma için Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda otizmli çocuğa sahip ebeveynlerin bu tanıyı almamış ebeveynler ile karşılaştırıldıklarında daha düşük benlik saygısına sahip oldukları görülmektedir. Öte yandan otizm tanısı almış ebeveynler cinsiyet açısından karşılaştırıldığında erkeklerin kadınlara göre daha yüksek benlik algısı puanları aldıkları görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Otizm, Benlik Saygısı, Düşük Benlik Saygısı
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda otistik belirtilerin incelenmesi-Adıyaman ili örneği-
Bu çalışmanın amacı, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olan çocuklarda otistik belirtilerin yaygınlığının Otizm Davranış Kontrol Listesi (ABC) ile araştırılmasıdır. Araştırmanın örneklemini, Adıyaman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi psikiyatri ve çocuk psikiyatri polikliniğine 01/03/2016- 31/05/2016 tarihleri arasında başvuran 8-18 yaş aralığındaki DEHB tanısı almış 42 erkek, 9 kız olmak üzere 51 kişi ve yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi bakımından benzer olan, DEHB olmayan 48 erkek, 10 kız olmak üzere 58 kişi oluşturmaktadır. Araştırma verileri, geliştirilmiş sosyodemografik bilgi formu ve Otizm Davranış Kontrol Listesi (ABC) ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Normal dağılım gösteren sürekli değişkenlerin analizinde bağımsız örneklem t testi, normal dağılım göstermeyen sürekli değişkenlerin analizinde, Mann- Whitney U testi, kategorik değişkenlerin analizinde ise ki-kare testi kullanılmıştır. Elde edilen bulgularda DEHB'li bireylerin ABC ölçeğinden almış oldukları toplam ölçek puanı ve alt ölçek puanları DEHB'li olmayan bireylere kıyasla daha yüksek bulunmuştur (p<0,001). DEHB'li bireylerin birinci derece akrabalarında DEHB görülme olasılığı kontrollere kıyasla daha yüksek bulunmuştur (p<0,001). Elde edilen başka bir bulgu ise; çalışmamıza dahil edilen DEHB'li çocukların annelerinin kontrol grubu annelerine kıyasla daha az çalıştığı tespit edilmiştir (p=,023). Anahtar Kelimeler: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), otistik belirtiler, Otizm Davranış Kontrol Listesi (ABC).
Sosyal psikolojik açıdan toplumsal cinsiyet ve atasözleri: Erkek egemen cinsiyetçiliğin Türk atasözlerine yansıması
Kültür, bir toplumun tarihsel süreç içerisinde meydana getirdiği ve nesilden nesile taşıdığı miras, maddi ve manevi özelliklerin tümüdür. Kültür, bir toplumun kimlik ve kimlik kodlarını oluşturur, onu öteki toplumlardan farklı kılar. Kültür, bir toplumun yaşam biçimi ve düşüncelerini yansıtma ve anlatma biçimidir. Kültür kavramına, toplumsal cinsiyet rolleri açısından bakıldığında ise, birçok karşılıklı belirlemeler söz konusudur. Toplumsal cinsiyet kalıpları kültürü etkilerken kültür de bahsedilen kalıpların kişilerarası ve nesiller arası aktarımında rol oynar. Bu noktada dilin kültür üzerinde tanımlayıcı ve taşıyıcı bir etkisi vardır diyebiliriz. Ve bunu yaparken de sözlü kültür geleneği olan birçok anlatım biçimini kullanmaktadır. Burada söz konusu olan anlatım biçimi ise atasözleridir. Atasözleri kültürü taşıması ve toplumun hayata bakış açısını yansıtması bakımından önemlidir. Bu çalışmanın amacı, atasözleri doğrultusunda Türk kültüründe kadın ve erkeğin rollerini ve toplumun bu rollerden beklentilerini açığa kavuşturmaktır. Çalışmada "kız, oğul/oğlan, kadın, erkek, ana, baba, kaynana, gelin, elti, dul, avrat " kavramlarının yer aldığı atasözleri ele alınacak, söz konusu kavramlar toplumsal cinsiyet bağlamında irdelenecektir. Anahtar Kelimeler: Atasözü, kadın, erkek, kültür, toplumsal cinsiyet.
Okul öncesi 3-6 yaş grubu çocuklarının davranış problemleri ve anne-baba tutumlarının incelenmesi
Okul öncesi 3-6 yaş grubu çocukların davranışları üzerine yurt içi ve yurt dışında birçok çalışma yapılmıştır. Bu davranış problemlerine karşı anne ve babalar farklı şekillerde hareket etmektedirler. Anne-babalar yaşadıkları ortam, aldıkları kültür, eğitimlerine göre davranış problemlerine karşı farklı tutumlar göstermektedirler. Bu nedenle okul öncesi 3-6 yaş grubu çocukların davranış problemlerine anne-baba tutumlarının ilişkisinin incelenmesi amacıyla bu araştırma yapılmıştır. Bu araştırma Karaman il merkezindeki Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı 10 adet okul öncesi eğitim kurumu arasından, çalışmanın yapıldığı yaz tatilinde açık bulunan 5 okul öncesi eğitim kurumunun toplam 432 öğrencisi içinden 3-6 yaş arasındaki 207 çocuk ve bu çocukların anne babaları üzerinde yapılmıştır. Araştırmada çocukların davranış problemlerine anne-baba tutumlarının ilişkisi "Okul Öncesi Davranış Sorunları Tarama Ölçeği" (OÖDSTÖ) ve "Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutum Ölçeği" (PARI)'ne göre belirlenmiştir. OÖDSTÖ'ye göre çocukların "Kendilerine Ait Odası" değişkeniyle, sadece "Düşmanlık-Saldırganlık" toplam puanı arasında sınırda anlamlılık saptanmıştır. PARI'ya göre ise "Ailenin Ekonomik Durumu", çocuğun "Cinsiyeti" ve "Kardeş Sayısı" değişkenleri ile sadece "Demokratik Davranma ve Eşitlik" arasında; Annenin "Eğitim Durumu" ve "Medeni Durumu" ile sadece "Annenin Ev Kadınlığını Reddetmesi" arasında; babanın "Medeni Durumu" ile sadece "Karı Koca Geçimsizliği" arasında anlamlı farklılıklar belirlenmiştir. Sonuç olarak 3-6 yaş çocuklarda kendisine ait odasının olması saldırgan davranışları değiştirebileceği, annenin ev kadınlığını reddetme ve demokratik olma duygusunun eğitime ve boşanmaya bağlı olarak farklılaşabileceği düşünülmüştür.
Şehit ailelerinin yas, duygulanım şiddeti sosyal bozulma ve PTSB düzeyleri ile sosyo- demografik değişkenler arasındaki ilişkininin incelenmesi: Tarsus örneği
Savaş ve terör olayları sonucunda ve görevi başında travmatik bir şekilde yaşamını yitirenler şehit sayılmaktadır. Bu araştırmada Mersin ili Tarsus ilçesinde ikamet eden 51 şehidin anne, baba, kardeş, eş ve çocuklarının yaşadıkları travma sonrası yaşanan durumlar incelenmiştir. Amacı ise şehit yakınlarının söz konusu yas sürecini nasıl geçirdikleri, onların duygulanım şiddeti, sosyal bozulma ve PTSB düzeylerinin, sosyo demografik değişkenlerle olan ilişkilerini tespit etmektir. Araştırmanın bir diğer amacı ise bu alanda daha kapsamlı çalışmalara zemin oluşturmaktır. Bu çalışmanın önemi ise şehit ailelerinin yaşadığı travmayı bilimsel bir şekilde ortaya koyma arzusunda yatmaktadır. Nicel bir desene sahip olan bu araştırmanın evreni Mersin ili şehit yakınlarıdır. Örneklemi ise Tarsus ve köylerinde ikamet eden 97 şehit yakınından oluşmaktadır. Veriler "Yas Ölçeği", "Duygulanım Şiddeti ve Sosyal Bozulma Ölçeği" ve "PTSB(Post Travmatik Stres Bozukluğu soru listesi)" ile toplanmıştır. Verilerin analizinde parametrik (t-testi, korelasyon, Mann Whitney U) ve non-parametrik testler kullanılmıştır. Elde edilen bulguların analiz sonuçlarına göre şehit ailelerinin yas, duygulanım şiddeti, sosyal bozulma ve PTSB düzeyleri cinsiyet, sosyal destek alıp almama ve antidepresan kullanıp ve kullanmama durumuna göre farklılık arz etmektedir. Kadınların yas, duygulanım şiddeti ve sosyal bozulma ile PTSB düzeyleri erkeklerden anlamlı düzeyde farklılık göstermektedir. Şehit ailelerinin yaşadığı travmatik yas düzeyi normal kayıp yas düzeyi ortalamasından yüksektir. Şehit yakınlarının yas, Duygulanım şiddeti ve sosyal bozulma ile PTSB düzeylerinin yaş, eğitim durumu, ekonomik durum ve yas süresi arasında anlamlılık ifade edecek düzeyde ilişkiler tesbit edilememiştir. Bunlardan sadece PTSB düzeyi ile yaş arasında anlamlı düzeyde bir ilişki tesbit edilmiştir. Şehit yakınlarının yas, duygulanım şiddeti ve sosyal bozulma ile PTSB düzeyleri ile medyada yayınlanan savaş ve terör haberleri arasında güçlü bir ilşkinin varlığı belirlenmiştir. Ayrıca gelir düzeyi ile yas süresi, sosyal bozulma ile eğitim durumu arasındaki ilişkiler de anlamlıdır.
Toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin başka bir biçimi: siber şiddet
Bu araştırmanın amacı, kadınların maruz kaldıkları siber şiddet sıklığını, türlerini saptamak ve bunu etkileyen faktörleri incelemektir. Çalışma kapsamda, elektronik ortamda çevrimiçi / online olarak hazırlanan anket, Facebook üzerinden reklam verilerek 18.000 kadına gönderilmiş, 555 katılımcı tarafından doldurulmuş, 550 anket analize alınmıştır. Araştırma kapsamındaki ankete dayalı veriler, araştırmacı tarafından geliştirilen "Kadına Yönelik Siber Şiddet Anketi" ile toplanmıştır. Kullanılan anket, konuyla ilgili literatür taraması ve yapılan önceki araştırmalardan sorular derlenerek hazırlanmıştır. Araştırma modeli olarak, kesitsel tanımlayıcı bir çalışma yürütülmüştür. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; siber şiddete maruz kalan kadınların oranı %59,8 olarak belirlenmiştir. Kadınların en fazla maruz kaldıkları siber şiddet örnekleri istenmeyen mesajlara maruz kalma, cinsel içerikli mesajlar / medya gönderilmesi ve profilinin takip edilmesidir. Katılımcıların yaş grupları, ilişki durumları ve internet kullanma sıklıkları ile maruz kaldıkları siber şiddet örnekleri arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde ilişki olduğu ortaya çıkmıştır. 18-30 yaş aralığında, ilişkisi olan ve günlük ortalama internet kullanım sıklığı 6 saatten fazla olan katılımcıların bir siber şiddet örneğine maruz kalma oranları diğer gruplardan daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Siber şiddete maruz kalan katılımcıların en çok verdikleri tepkiler 'olayın unutmaya çalışma' ve 'öfke' olduğu ortaya çıkmıştır. Konu ile ilgili ne yaptıkları incelendiğinde, kadınların çoğunlukla saldırı içerikli mesajları sildikleri, sosyal ağ hesaplarını gizledikleri / sınırladıkları, takip eden kişiyi engelledikleri ve sosyal medya / e-posta adreslerini değiştirdikleri belirlenmiştir. Yaşadıkları sorunlar karşısında herhangi bir yerden / kişiden yardım talep etmeyen kadınların, bu davranışlarının nedenlerini 'kendi başlarına idare etmeleri' ve 'yeterince ciddi bir olay olmadığını düşünmeleri' çıktıları elde edilmiştir.
Demografik değişkenlerin iş tatminine etkileri: Hatay Dörtyol'da bir demir-çelik fabrikasına yönelik uygulama
Toplum yaşamında önemli yer tutan işletmelerin nihai hedeflerinden biri, yüksek kalitede ve verimlilikte ürün elde etmek ve karlılıklarını sürdürülebilir kılmaktır. İşletmelerin bu amaca yönelik uğraşlarında en etkili işletme girdilerinden birisi de çalışanlarıdır. Çalışanların iş tatmininin sağlanması, üretim aşamalarında kesintilerin olmaması, işletme yönetiminin üzerinde durması gereken stratejik bir konu olmuştur. Bu nedenle çağdaş işletme yöneticileri ve araştırmacılar açısından "iş tatmini" kavramı daha önemli hale gelmiştir. Araştırmanın temel amacı, işletmeler ve iş görenler açısından oldukça önemli olan iş tatmininin, demografik özelliklere göre farklılık gösterip göstermediğinin incelenmesidir. Bu araştırmada nicel araştırma türlerinden tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma evreni Hatay-Dörtyol bölgesi ağır sanayi iş kolunda emek-yoğun üretim yapan bir demir-çelik fabrikasının üretim birimindeki 296 çalışandan; araştırma örneklemi ise, basit tesadüfi örneklem yöntemiyle seçilen 120 çalışandan oluşmaktadır. Araştırma verilerinin toplanmasında iki bölüm 26 sorudan oluşan anket formundan yararlanılmıştır. Çalışan katılımcıların anket formuna eksik yanıt vermeleri sonucu, 13 anket geçersiz görülmüş ve uygulamaya alınmamıştır. Ölçek olarak Minnesota İş Tatmin Ölçeği kullanılarak çalışanların demografik özelliklerinin içsel tatmin, dışsal tatmin ve genel iş tatmin düzeylerinin demografik özelliklerine göre farklılıklarının belirlenmesinde Student T-Testi ve Anova Testi kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 20.00 Demo paket programı ile analiz edilerek sonuca ulaşılmıştır. Yapılan bu çalışmanın sonucunda; uygulamanın yapıldığı demir-çelik fabrikası çalışanlarının, içsel iş tatmini düzeylerinin cinsiyet değişkenine göre anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilirken, dışsal ve genel iş tatmininde cinsiyete göre anlamlı farklılaşma gözlenmemiştir. Çalışanların içsel-dışsal ve genel iş tatmin düzeylerinin yaş, medeni durum, eğitim durumu, pozisyon ve kıdem değişkenlerine göre ise anlamlı farklılık göstermediği sonucuna ulaşılmıştır.
Üniversite öğrencilerinin eleştirel düşünme eğiliminin sosyo-demografik ve kişilik özellikleri ile birlikte araştırılması: Bir vakıf üniversitesi örneği
Bu çalışmada müfredat programlarında eleştirel bakış açısına daha çok yer veren Psikoloji, Türk Dili ve Edebiyatı bölümleri ile müfredat programlarında eleştirel bakış açısına daha az yer veren veya yer vermeyen İngilizce Öğretmenliği ve Uluslar arası İşletme bölümü öğrencilerinin eleştirel düşünme eğiliminin sosyo-demografik ve kişilik özellikleri ile birlikte araştırmaktır. Araştırmanın örneklemini 2017-2018 öğretim döneminde Mersin ili Çağ Üniversitesi Psikoloji, Türk Dili ve Edebiyatı, İngilizce Öğretmenliği ve Uluslar arası İşletme bölümlerinde okuyan 245 kadın, 120 erkek olmak üzere 365 1.sınıf ve son sınıf öğrencileri oluşturmuştur. Araştırma verileri, "California eleştirel düşünme eğilimi (CCTDI) ölçeği", "Hızlı Büyük Beşli Kişilik Testi (HBBKT)" ve geliştirilen "Kişisel Bilgi Formu" ile elde edilmiştir. Normal dağılım gösteren sürekli değişkenlerin analizinde independent sample t testi veya tek yönlü varyans analizi, normal dağılım göstermeyen sürekli değişkenlerin analizinde ise Mann whitney U veya Kruskall Wallis testi ve kategorik değişkenlerin analizinde ise ki-kare testi kullanılarak çözümlenmiştir. Elde edilen bulgularda; müfredatlarında eleştirel bakış açısına daha çok yer veren Psikoloji ve Türk Dili ve Edebiyatı öğrencilerinin, müfredatlarında eleştirel bakış açısına daha az yer veren veya yer vermeyen İngilizce Öğretmenliği ve Uluslar arası İşletme bölümü öğrencilerine göre daha fazla eleştirel düşünme eğilimine sahip oldukları bulunmuştur (p= 0,001). Psikoloji, Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerinin 4.sınıf öğrencilerinin aynı bölümlerde okuyan 1.sınıf öğrencilerine göre eleştirel düşünme eğilimi alt ölçek ve toplam puan ortalamalarında anlamlı bir fark olduğu gözlenmektedir (p=0,000). Ancak müfredatlarında eleştirel bakış açısına daha az yer veren veya yer vermeyen İngilizce Öğretmenliği ve Uluslar arası İşletme bölümünün 1.sınıf ile 4.sınıfları arasında eleştirel düşünme eğilimi alt ölçek ve toplam puan ortalamalarında anlamlı bir fark gözlenmemiştir (p= 0,335). Öğrencilerin eleştirel düşünme eğilimi puanları yükseldikçe hızlı büyük beşli kişilik testi puanlarının da yükseldiği saptanmıştır (r=0,206, p=0,000). Eleştirel düşünme eğilimi ölçeği alt boyutları ile hızlı büyük beşli kişilik testi ölçeği alt boyutları arasında ilişkiler görülmüştür.
Cinsiyete göre üniversite öğrencilerinde karanlık üçlü: Hexaco kişilik özelliklerinin yordayıcı rolü
Bu çalışmanın amacı, cinsiyete göre dürüstlük-alçakgönüllük, duyarlılık, dışadönüklük, uyumluluk, sorumluluk ve deneyime açıklık değişkenlerinin, üniversite öğrencilerinin makyavelizm, narsisizm ve psikopati düzeylerini ne derece yordadıklarının incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini, 2017-2018 eğitim öğretim yılında Çağ Üniversitesi'nin çeşitli fakültelerinde öğrenim görmekte olan 388 (250 kadın, 138 erkek) lisans öğrencisi oluşturmaktadır. Bu çalışmada "Kişisel Bilgi Formu"nun yanısıra, "Karanlık Üçlü Kişilik Ölçeği" ve "Hexaco Kişilik Ölçeği" olmak üzere toplam 2 ölçme aracı kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde çoklu regresyon analizi yöntemi kullanılmış ve tüm veriler 0.05 anlamlılık düzeyinde test edilmiştir. Araştırma bulgularına göre dürüstlük, deneyime açıklık, duyarlılık ve uyumluluk değişkenlerinin üniversite öğrencilerinin makyevalizm ve psikopati eğilimlerini anlamlı düzeyde yordadıkları belirlenmiştir. Diğer yandan, üniversite öğrencilerinin narsisizm eğilimlerini yordayan değişkenlerin ise sırasıyla dışadönüklülük, dürüstlük, sorumluluk ve deneyime açıklık olduğu görülmüştür. Bulgular, ayrıca, HEXACO kişilik özelliklerinin yordayıcı rollerinin kadın ve erkek örneklem gruplarına göre de değiştiğini ortaya koymuştur. Elde edilen bulgular tartışılarak uygulamalara ve gelecek çalışmalara yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Tıp fakültesi öğrencilerinde eleştirel düşünme eğilimi ile depresyon eğilimi arasındaki ilişki ve etkileyen faktörler: Çukurova üniversitesi örneği
Bu çalışmanın amacı Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinde eleştirel düşünme eğilimi ile depresyon eğilimi arasındaki ilişkiyi ve etkileyen faktörleri incelemektir. Çalışmanın örneklemini 2017-2018 eğitim öğretim yılı bahar döneminde Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi 1, 2, 3. sınıfta preklinik dönemde öğrenim gören toplam 403 öğrenci oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak; Kişisel Bilgi Formu, Kaliforniya Eleştirel Düşünme Eğilimi Ölçeği (KEDEÖ) ve Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) kullanılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre, çalışma grubumuzu oluşturan üniversite öğrencilerinin sadece %7,4'ü yüksek eleştirel düşünme eğilimine sahipken, %51,9'unun orta seviyede, %40,7'sinin ise düşük seviyede eleştirel düşünme eğilimine sahip oldukları saptanmıştır. Öğrencilerin %9,9'unda şiddetli, %18,4'ünde orta, %32'sinde hafif düzeyde depresyon eğilimi vardır. Öğrencilerin %39,7'sinde depresyon eğilimi seviyesi normal düzeydedir. Depresyon eğilimi ile eleştirel düşünme eğilimi arasındaki ilişki incelendiğinde BDÖ puanı ile KEDEÖ puanı arasında negatif yönlü orta derecede (r= -0,45) bir uyum-korelasyon olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin eleştirel düşünme eğilimi seviyesi arttıkça depresyon eğilimi seviyesi azalmaktadır. Eleştirel düşünme eğilimi seviyesi ve depresyon eğilimi seviyelerinin akademik başarı düzeyi, aile yapısı, hobi varlığı ve hobi sıklığı, depresyon nedeniyle daha önce psikolojik destek alma durumu ve depresyon nedeniyle şu an psikolojik destek alma durumları ile farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Eleştirel düşünme eğilimi ve depresyon eğilimi seviyeleri ailenin ekonomik durumuna göre farklılık göstermemektedir. Eleştirel düşünme eğilimi seviyesi kadın öğrencilerde daha yüksek iken depresyon eğilimi seviyelerinin cinsiyete göre farklılaşmadığı görülmüştür. Eleştirel düşünme eğilimi seviyeleri sınıf düzeylerine göre farklılaşmakta iken depresyon eğilimi seviyeleri değişmemektedir. Depresyon eğilim düzeyini etkileyen bağımsız değişkenleri belirlemek amacıyla lojistik regresyon analizi yapılmıştır. Depresyon eğilimini etkileyebileceği saptanan cinsiyet, sınıf, akademik başarı düzeyi ve daha önce psikolojik destek alma durumu ve eleştirel düşünme düzeyi modele bir arada eklendiğinde; cinsiyet, daha önce psikolojik destek almış olmak ve düşük eleştirel düşünme düzeyinin depresyon düzeyini anlamlı olarak etkileyen bağımsız ve istatistiksel olarak anlamlı faktörler olduğu izlenmektedir. Depresyon eğiliminde olma durumunu; kadın olmak 1,8 kat (OR:1.8; %95GA:1.1-3.2), daha önce psikolojik destek almış olmak 3,6 kat (OR:3.6; %95GA:2.0-6.8) ve düşük eleştirel düşünme düzeyine sahip olmak ise 3,4 kat (OR:3.4; %95GA:2.1-5.6) arttırmaktadır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar, eleştirel düşünme düzeyi gelişmiş olan bireylerin depresyon ile daha kolay başa çıkabileceğine işaret etmektedir.
Otizm spektrum bozukluğu olan bireylere bakım veren kişilerin bakım yükü ile yaşam kalitesinin incelenmesi
Gelişimsel sorunların en başında otizm spektrum bozukluğu (OSB) gelmektedir. Küçük yaşlardan itibaren ortaya çıkan otizmin belirtileri iki yaşından itibaren görülmektedir. OSB içe kapanarak sosyal ve gerçek yaşamdan uzaklaşma ve iletişim sürecinden çekinme şeklinde ortaya çıkmaktadır. OSB bulunan bireyler kendi ihtiyaçlarını kendi başlarına karşılamakta zorluk yaşadıkları veya hiç yapamadıkları için kişiler tarafından bakım verilmesi gerekmektedir. OSB tanısı konulmuş bireylere bakım veren kişilerde yaptıkları bu işten dolayı bakım yükü oluşmaktadır. Bunun yanında bakım veren kişiler sosyal ortamlardan uzaklaştığı ve kendilerine zaman ayıramadıkları için yaşam kalitelerinde değişimler meydana gelmektedir. Araştırmanın amacı, otizm spektrum bozukluğu olan bireylere bakım veren kişilerin bakım yüklerini ve yaşam kalitelerini belirlemektir. Araştırma ilişkisel tarama modeli ile desenlenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu OSB tanısı konulmuş ve özel eğitim kurumlarına devam eden bakım alan 207 bireyin bakım vereni oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formu, İnci (2006) tarafından Türkçe'ye uyarlaması yapılan "Bakım Verme Yükü Ölçeği" ve Türkçe'ye uyarlaması Gürbüz Özgür, Aksu ve Eser (2017) tarafından yapılan "Otizmde Yaşam Kalitesi Ölçeği Ebeveyn Formu" kullanılmıştır. Verilerin analizinde veri grubunun normal dağılım göstermesinden dolayı parametrik testler (t testi, ANOVA, Pearson Korelasyon analizi) kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, OSB'li bireylere bakım veren kişilerin bakım yüklerinin "orta" düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. OSB'li bireylere bakım veren kişilerin yaş, eğitim durumu, medeni durum, bakım verilen bireyin cinsiyeti, bakım verilen bireyin yaşı ve bakım verilen bireye yakınlık derecesi ile bakım yükleri puanları arasında anlamlı bir farklılaşma bulunmamıştır. Ancak bakım veren kişilerin cinsiyeti, mesleği ve bakım verme süresi ile bakım yükleri puanları arasında anlamlı bir farklılaşma bulunmaktadır. Cinsiyete ilişkin farklılaşmanın "kadın", mesleğe ilişkin farklılaşmanın "ev hanımları" lehine, bakım verme süresine ilişkin farklılaşmanın "1 yıl ve altı" aleyhine olduğu ortaya çıkmıştır. OSB'li bireylere bakım veren kişilerin yaşam kalitelerinin "orta" düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. OSB'li bireylere bakım veren kişilerin cinsiyet, yaş, eğitim durumu, medeni durum, bakım verilen bireyin cinsiyeti, bakım verilen bireyin yaşı, bakım verilen bireye yakınlık derecesi ve bakım verme süresi ile yaşam kaliteleri puanları arasında anlamlı bir farklılaşma bulunmamıştır. Ancak bakım veren kişilerin mesleği ile yaşam kaliteleri puanları arasında anlamlı bir farklılaşma bulunmaktadır. Mesleğe ilişkin farklılaşmanın "ev hanımları" aleyhine olduğu ortaya çıkmıştır. OSB olan bireylere bakım veren kişilerin bakım yükleri ile yaşam kaliteleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır.
Üniversite öğrencilerinde matematik kaygı ve tutumlarının incelenmesi: Çağ Üniversitesi örneklemi
Ülkemizde insanların matematik dersine karşı yarattığı kaygı ve tutum yıllardır tartışılan bir konudur. Bu konu ile ilgili bir çok çalışmaya rastlamaktayız. Bu araştırmanın amacı; yükseköğretim düzeyinde öğrenim gören öğrencilerin matematik dersine ilişkin matematik kaygılarını ve tutumlarını cinsiyet, bölüm ve anne-baba eğitim durumu, matematik ile ilgili yaşanan olumsuz deneyimlerin olup olmadığı, matematiği sevmiyorsa bu durumun kimden kaynaklandığı gibi değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemektir. Araştırmanın evrenini, Çağ Üniversitesi, örneklemini ise İktisadi İdari Bilimler Fakültesi oluşturmaktadır. Araştırmada öğrencilerin matematik dersine yönelik tutumlarını belirlemek amacıyla matematik tutum ölçeği ve ayrıca matematik dersine yönelik kaygılarını belirlemek için iki boyutlu matematik kaygısı ölçeği 269 birinci sınıf öğrencisine uygulanmıştır. Daha sonra, araştırma için belirlenen ölçme araçlarıyla elde edilen veriler SPSS 22,0 programı ile analiz edilmiştir. Analizler sonucunda öğrencilerin matematik dersine yönelik kaygı düzeylerinin yüksek olduğu ve olumsuz tutumlar sergiledikleri görülmüştür. Özellikle de bu kaygı düzeylerinin yüksek olmasında ve olumsuz tutumların oluşmasında öğrencilerin eğitim öğretim hayatı boyunca matematik ile ilgili yaşadığı olumsuz deneyimler ile beraber öğretmenlerin matematik derslerindeki öğrenciye yaklaşımı etkili olmuştur. Bu çalışma yükseköğretim düzeyinde eğitim-öğretim gören bireylerin matematik dersine yönelik kaygı ve tutumlarını farklı değişkenler açısından incelemiştir. Bu değişkenler göz önünde bulundurularak benzer çalışma, çalışma hayatında olan yetişkinler üzerinde de uygulanabilir.
4-6 yaş grubunda çocuğu olan ebeveynlerin istismar farkındalıkları (Diyarbakır örneği)
Bu çalışmada 4-6 yaş aralığında çocuğa sahip ebeveynlerin istismar farkındalıkları ve farkındalık düzeylerinin bazı değişkenlerle olan ilişkisini incelemek amaçlanmıştır. Çalışmanın verileri 01.07.2018 ile 19.09.2018 tarihleri arasında Diyarbakır İlindeki 4-6 yaş çocuk sahibi olan 197 ebeveyne ölçek uygulanarak toplanmıştır. Çalışma kapsamında ebeveynlerin demografik bilgilerinin belirlenmesi amacıyla kişisel bilgi formu ve istismar farkındalıklarını belirlemek amacıyla İstismar Farkındalık Ölçeği-Ebeveyn Formu uygulanmıştır. Elde edilen veriler istatistiksel olarak SPSS 21 Paket programı ile analiz edilmiştir. Çalışmanın sonuçları incelendiğinde; ebeveynlerin %55'inin orta ve yüksek düzeyde istismar potansiyeli olduğu, eğitim süresi düşük olan annelerin eğitim süresi yüksek annelere göre daha çok istismar potansiyeli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca düşük ekonomik düzeydeki ve geleneksel ailelerdeki ebeveynlerin daha yüksek istismar potansiyeli olduğu görülmektedir. Buna ek olarak ebeveynler kız çocuklarını erkek çocuklarına göre daha yüksek düzeyde istismar etme potansiyeline sahiptirler. Çalışmanın sonucunda istismar ile ebeveynin cinsiyeti, annenin çalışma durumu, ebeveynin yaşı e aile türü arasında anlamlı bir farklılık olmadığı görülmektedir.
Hekimlerin psikolojik dayanıklılık ve tükenmişlik düzeylerinin farklılaşmasında bazı demografik değişkenlerin aracılık rolü üzerine bir araştırma: İzmir ili Tire ilçesi örneği
Bu çalışma, hekimlerin psikolojik dayanıklılık ve tükenmişlik düzeylerini belirlemek amacıyla yapılmış tanımlayıcı bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini 18.06.2018-29.06.2018 tarihleri arasında İzmir'in Tire ilçesinde çalışan 122 hekim oluşturmuştur. Örneklem ise araştırmacı tarafından bilgilendirildikten sonra kendi isteği ile araştırmaya katılmayı kabul eden 51 hekimden oluşmuştur (%41,80). Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği ve Tükenmişlik Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde frekans, yüzdelik dağılım ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, araştırmaya katılım gösteren hekimlerin %56,9'unun 46 yaş ve üzeri, %72,5'inin erkek, %84,3'ünün evli ve %75,5'inin de meslekte 16 yıl ve üzerinde çalıştığı bulunmuştur. Analizler sonucunda, çalışmaya katılan hekimlerin psikolojik dayanıklılık düzeylerinin medeni durum, çalışma süresi ve hekimlikle ilgili ek iş bakımından anlamlı olarak etkilendiği sonucuna varılmıştır. Hekimlerin tükenmişlik puanlarının ise hiçbir grupta anlamlı olarak farklılık göstermediği sonucuna ulaşılmıştır. Psikolojik dayanıklılık ve tükenmişlik arasında negatif yönlü ilişki bulunmuştur. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre önerilerde bulunulmuştur.
2-4 yaş grubunda çocukları olan ailelerin aile hayatı ve çocuk yetiştirme tutumu (Diyarbakır örneği)
Bu çalışmada 2-4 yaşları arasındaki çocukları olan ebeveynlerin çocuk yetiştirme tutumlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın verileri 2017-2018 yılları arasında Diyarbakır İlindeki 2-4 yaş grubunda çocukları olan 102.924 aileden seçkisiz olarak seçilen 356 ebeveyne ölçek uygulanarak toplanmıştır. Çalışma kapsamında ebeveynlere demografik bilgileri içeren bir veri formu ve Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutumları Ölçeğinin 3 alt boyutu uygulanmıştır. Elde edilen veriler istatistiksel olarak SPSS 21 Paket programı ile analiz edilmiştir. Çalışmadan elde edilen sonuçlara bakıldığında annelerin babalara göre daha demokratik tutum sergiledikleri, ebeveyn tutumları çocuğun cinsiyetine ve algılanan ekonomik düzeye göre farklılaşmadığı, tek çocuk sahibi olan ebeveynler birden fazla çocuğu olan ebeveynlere göre daha demokratik tutum sergiledikleri sonucuna ulaşılmıştır. Buna ek olarak daha genç olan anneler, yaşı daha ileri olan annelere göre daha kontrolcü tutum sergilerken, babaların yaşları ilerledikçe daha demokratik tutum sergiledikleri, eğitim seviyesi daha düşük olan daha kontrolcüdürler ve çocuklarına daha sıkı disiplin uyguladıkları sonuçlarına ulaşılmıştır. İlgili sonuçlar literatür ışığında tartışılmıştır.
Schwartz bireysel değer yönelimleri ile psikolojik iyi oluşluk düzeyi ilişkisinin araştırılması Samandağ örneklemi
Yaşam, içerisinde hoşluklarla birlikte zorlukları da barındırır. Bireylerin yaşamlarını sürdürmeye çalışırken yaşadıkları bazı sıkıntılar onların stres ve kaygı düzeylerinde artışa sebep olabilmektedir. Niyahetinde, yaşanılan yoğun stres sonucu bireyler fiziksel veya mental olarak yorgun düşebilmekte dahası rahatsızlanabilmektedirler. Tüm bunlara içinde bulunduğumuz çağın yoğun koşuşturması da eklendiğinde bireylerin sorun çözme, sağlam ilişkiler kurabilme, stresle başa çıkabilme gibi becerilerini geliştirebilmelerin önemi gittikçe artmaktadır. Geliştirilmesi istenilen bu becerilerin bireyleri yalnızca iyileştirmekle kalmayıp, gerek bireysel gerekse toplumsal açıdan daha sağlıklı bir oluşuma katkı sağlaması beklenilebilir. Bu nedenle bireylerin iyi oluş düzeylerinin arttırılması üzerine verilen dikkat gittikçe artmaktadır. Bu araştırmanın amacı, 2017-2018 yılında Hatay ilinin Samandağ ilçesinde ikamet eden yerel halkın Schwartz Bireysel Değer Yönelimleri ile Psikolojik İyi Oluş Düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini 2017-2018 yılında Samandağ ilçe merkezinde ikamet etmekte olan yerel halktan randomize seçim yöntemi ile ulaşılan 319'u kadın 213'ü erkek olan toplam 532 kişidir. Araştırmada üç farklı veri toplama aracı kullanılmıştır. Bireylerin; değer yönelimlerinin anlaşılabilmesi adına Schwartz Değer Yönelimleri Ölçeği, psikolojik iyi oluş düzeylerinin anlaşılabilmesi adına Psikolojik İyi Oluş Ölçeği ve son adım olarak, katılımcıların demografik bilgilerinin saptanabilmesi içinse 11 soruluk kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Toplanan veriler SPSS 22,0 programında analiz edilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgulara göre; bireylerin değer yönelimlerinin ne olduğu farketmeksizin, Schwartz Bireysel Değer yönelimleri ile Psikolojik İyi Oluş Düzeyleri arasında düşük düzeyde pozitif yönlü bir ilişki bulunmaktadır. Ayrıca bireylerin gelir düzeyleri ve yaşları ile psikolojik iyi oluş düzeyleri arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu saptanmıştır. Bununla birlikte, psikolojik iyi oluş düzeyini etkileyebileceği düşünülen diğer demografik özelliklerin (kardeş sayısı, eğitim durumu, ruhsal travmatik yaşantı vb.) bireylerin psikolojik iyi oluş düzeyleri üzerinde anlamlı bir farklılık yaratmadığı görülmüştür.
Sosyal kaygı ile üstbiliş arasındaki ilişkinin özel bir eğitim kurumundaki öğrencilerde incelenmesi
Sosyal kaygı, kişinin başkaları tarafından değerlendirileceği bir veya birçok sosyal ortamda belirgin bir şekilde kaygı ya da korku duymasıdır. Son dönemlerde yapılan çalışmalarda sosyal kaygıda, üstbilişin önemli olduğu görülmektedir. Üstbiliş; kişinin kendi zihnindeki işlevler ile olayların farkında olması ve bu süreçler üzerindeki aktif kontrolünü kapsayan bir sistemdir (Wells 2009).Bu araştırmada, sosyal kaygı ile üstbiliş arasındaki ilişki, özel bir eğitim kurumdaki öğrenciler ile incelenmektedir. Araştırma, 2017-2018 eğitim yılında, özel bir eğitim kurumundaki 67 kadın, 39 erkek, toplam 106 öğrenci ile yapılmıştır. Katılımcılara Üstbiliş Ölçeği (ÜBÖ-30), Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu uygulanmıştır. Literatüre katkı sağlamanın amaçlandığı bu çalışmada; Liebowitz kaygı alt ölçeği ile Üstbiliş kontrol edilemezlik ve tehlike alt ölçeği arasında düşük düzeyde, pozitif yönde, anlamlı bir ilişki; Liebowitz kaçınma alt ölçeği ile Üstbiliş olumlu inançlar ve kontrol edilemezlik ve tehlike alt ölçekleri arasında düşük düzeyde, pozitif yönde, anlamlı bir ilişki ve Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği ile Üstbiliş olumlu inançlar ile kontrol edilemezlik ve tehlike alt ölçekleri arasında düşük düzeyde, pozitif yönlü, anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği ile alt ölçekleri olan kaygı ile kaçınmanın, Üstbiliş ölçeği toplam puanı ile ilişkisine bakıldığında düşük düzeyde, pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur.
Kişilik özelliklerinin iş doyumu üzerine etkileri: Adana Seyhan Belediyesi örneği
Bu araştırmanın amacı, çalışan bireylerin sahip oldukları kişilik özellikleriyle iş doyumu arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmanın örneklemini Adana Seyhan İlçesi Belediyesi'nde çalışan 594 kişi içerisinden rastgele seçilen ve toplam çalışanların yaklaşık dörtte birini temsil eden 151 kişi oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formu ve çalışanların kişilik özelliklerini ölçmeye yönelik soruların bulunduğu "Beş Faktör Kişilik Ölçeği" ile çalışanların iş doyumunu ölçmek amacıyla geliştirilen "Minnesota İş Doyum Ölçeği" kullanılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre, 151 kişinin %51'i kadındır. Katılımcıların %32,5'i lise, %17,9'u ön lisans, %35,7'si lisans ve %13,9'u yüksek lisans-doktora mezunudur. Toplam doyum puan ortalaması 70,1±13,9 dur. Dışsal doyum puan ortalaması içsel doyum puan ortalamasından düşük bulunmuştur. Kişilik özelliklerine ait alt boyutlar içinde en düşük ortalama puana sahip olan parametre duygusal denge (26,3±5,3) iken en yüksek ortalamaya sahip olan parametrenin ise yeniliğe açıklık (35,0±6,3) olduğu saptanmıştır. Toplam doyum alt boyutları ile beş faktörlü kişilik analizi alt boyutları arasındaki ilişki incelendiğinde sorumluluk, uyumluluk, duygusal denge, dışa dönüklük yeniliğe açıklık arasında pozitif yönlü zayıf derecede bir ilişki-korelasyon olduğu saptanmıştır (sırasıyla r=0,22, r=0,35, r=0,29, r=0,39, r=0,28). Benzer şekilde katılımcıların dışsal doyum ve içsel doyum alt boyutu ile uyumluluk, duygusal denge, dışa dönüklük ve yeniliğe açıklık alt boyutları arasında pozitif yönlü zayıf ilişki olduğu saptanmıştır (dışsal doyum için sırası ile, r=0,23, r=0,36, r=0,26, r=0,30, r=0,23), (içsel doyum için sırasıyla r=0,18, r=0,30, r=0,28, r=0,31, r=0,27) saptanmıştır. Bu korelasyonlar istatsitiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü düşük düzeyde ilişkiyi göstermektedir. Çalışmaya katılan bireylerin toplam doyum, beş faktörlü kişilik ölçeği ve alt boyut puan ortalamaları ile cinsiyet grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamışken, toplam doyum, dışsal doyum, içsel doyum, sorumluluk, uyumluluk ve dışa dönüklük puan ortalamalarının kadınlarda erkeklere göre daha yüksek olduğu saptanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin toplam doyum, dışsal doyum ve içsel doyum puan ortalamaları ile yaş grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmışken, beş faktörlü kişilik ölçeği alt boyutları puan ortalamaları ile yaş grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Toplam doyum puanını etkileyen alt boyutlar, iş ve eğitim süreleri için regresyon analizi yapıldığında uyumluluk, dışa dönüklük ve eğitim değişkenleri anlamlı bulunmuştur. Uyumluluk puanındaki 1 birimlik artış toplam doyum puanını 0,930 birim arttırmaktadır. Dışa dönüklük puanındaki 1 birimlik artış toplam doyum puanını 0,756 birim arttırmaktadır. Eğitim durumundaki 1 birimlik azalış ise toplam doyum puanını 3,185 birim azaltmaktadır. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre çalışanların kişiliklerine uygun mesleklerde çalışmaları, hem kendilerinin hem de çalıştıkları kurum ve kuruluşların iş verimliliğini arttıracağını düşündürmektedir.
Eşi cezaevinde olan kadınların depresyon düzeyleri ve başa çıkma stratejilerin incelenmesi (Adana ili Ceyhan ilçesi örneği)
Bir bireyin cezaevine düşmesi birey ve yakın çevresi için kötü bir durumdur. Evli erkeğin cezaevine düşmesiyle, özellikle eşi ve çocuklarının maddi ve manevi olarak olumsuz etkilenmesi, ekonomik ve psikolojik açıdan çeşitli zorluklarla karşılaşmaları kaçınılmaz zor bir durumdur. Özellikle kadınların zor bir yükü yüklenmek zorunda kalmaları nedeniyle depresyon yaşamaları olası bir durumdur. Bu araştırmanın amacı, eşleri cezaevinde olan kadınların depresyon düzeylerini ve başa çıkma yöntemlerini belirlemektir. Bu araştırma ilişkisel tarama deseniyle yürütülmüştür. Adana ili Ceyhan ilçesinde ikamet eden ve Ceyhan Sosyal Hizmet Merkezi Müdürlüğüne ekonomik destek amacıyla başvuru yapan eşi cezaevinde olan kadınlar bu çalışmanın örneklemini oluşturmaktadır. Ulaşılabilir örnekleme tekniğine göre belirlenen 150 kadın, araştırmanın katılımcıları arasında yer almıştır. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından oluşturulan demografik verilere ilişkin sorular, Başa Çıkma Yöntemleri Ölçeği ve Beck Depresyon Envanteri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda; eşleri cezaevinde olan kadınların yarısından fazlasının depresyon yaşadıkları belirlenmiştir. Eşleri cezaevine girmiş olan kadınlar başa çıkma yöntemlerinden kaderciliğe ve sorumluluğu kabul etmeyi daha fazla kullanmaktadırlar. Eşleri cezaevinde olan kadınların Başa Çıkma Yöntemleri ve Depresyon arasındaki ilişkilerde, bulgulara göre depresyon ile doğaüstü güçlere inanış arasında ve sorumluluğu kabul etme arasında zayıf ve istatistiksel olarak anlamlı ilişkilere rastlanmıştır. Yaş, doğum yeri, ikamet, çocuk sayısı, eğitim durumu, meslek, ortalama aylık gelir, oturulan evin mülkiyeti, hane kişi sayısı ve eşin ceza durumu değişkenlerine göre başa çıkma yöntemlerinin farklılaşmadığı belirlenmiştir. Sosyal Hizmetlerden rehberlik ve danışma hizmeti alma ve Sosyal Hizmetlerden sosyal ekonomik destek alma değişkenlerine göre istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Buna göre Sosyal Hizmetlerden rehberlik ve danışma hizmeti alan kadınların başa çıkma yöntemlerinden "doğaüstü güçlere inanış" ve "kaçınmaya" almayanlara göre daha fazla başvurdukları belirlenmiştir. Yaş, doğum yeri, ikamet, çocuk sayısı, eğitim durumu, meslek, ortalama aylık gelir, oturulan evin mülkiyeti, hane kişi sayısı, eşin ceza durumu, Sosyal Hizmetlerden rehberlik ve danışma hizmeti alma ve Sosyal Hizmetlerden sosyal ekonomik destek alma değişkenlerine göre depresyon yaşama durumlarının farklılaşmadığı belirlenmiştir.
Öz-yetkinlik ve mesleki doyum arasında çocukluk çağı travmalarının aracı rolünün incelenmesi
Bu araştırma ile Adana'nın dört merkez ilçesi olan Seyhan, Çukurova, Yüreğir ve Sarıçam'da, İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı kurumlarda görev yapan psikolojik danışmanların öz-yetkinlik ve mesleki doyum düzeyi arasındaki ilişkide çocukluk çağı travmalarının aracı rolünün incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırmanın çalışma grubunda, Adana'nın Seyhan ilçesinden 173; Çukurova ilçesinden 92; Yüreğir ilçesinden 103; Sarıçam ilçesinden 26 olmak üzere toplam 394 psikolojik danışman bulunmaktadır. Araştırmaya katılan psikolojik danışmanlara, araştırma için gerekli olan bireysel verileri elde etmek amacıyla"Kişisel Bilgi Formu'', mesleki doyum düzeyini ölçmek amacıyla"Mesleki Doyum Ölçeği'', çocukluk çağı travmaları ile ilgili verileri toplamak amacıyla"Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği'' ve öz yetkinlik düzeyi ile ilgili verileri elde etmek amacıyla"Okul Psikolojik Danışman Öz Yetkinlik Ölçeği'' uygulanmıştır. Elde edilen veriler R programlama dilinde lavaan paketi kullanılarak yapısal regresyonlar ve aracılık analizi yapılarak değerlendirilmiştir. Araştırmadan elde edilen verilere göre; okul psikolojik danışmanların öz-yetkinlik düzeyi ile mesleki doyum düzeyi arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ancak; okul psikolojik danışmanlarında öz-yetkinliğin kişisel-sosyal gelişim, liderlik-değerlendirme, mesleki-akademik gelişim, işbirliği, kültürel kabul alt boyutları ile mesleki doyumun niteliğe uygunluk ve gelişme fırsatı alt boyutları arasında çocukluk çağı travmaları alt boyutlarının aracı rolünün olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Yani okul psikolojik danışmanlarının öz-yetkinlik ve mesleki doyum düzeyi arasındaki anlamlı ilişkide çocukluk çağı travmalarının aracılık rolü bulunmamaktadır. Ülkemizde psikolojik yardım hizmeti veren kişilere yönelik çocukluk çağı travmaları ile ilgili çalışmaların yetersiz kaldığı, dolayısıyla bu tür çalışmaların arttırılmasının yardım hizmetinin kalitesini arttıracağı düşünülmektedir. Ayrıca okul psikolojik danışmanları ile yaptığımız bu çalışmanın farklı meslek mensuplarıyla karşılaştırmalı olarak çalışılmasının alan-yazına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Ortaokul öğrencilerinin benlik saygıları ve yaratıcı düşünme becerilerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi İstanbul ili örneği
Bu araştırmada ortaokul 5,6,7 ve 8. sınıf öğrencilerinin benlik saygıları ve yaratıcı düşünme becerileri çeşitli değişkenler açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 2017-2018 eğitim ve öğretim yılında İstanbul ilinin Göktürk merkez ilçesine devam eden ortaokul 5-6-7-8.sınıf düzeyi öğrenciler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi ise, 209'u erkek, 206'sı kız olan toplam 415 basit seçkisiz örnekleme yöntemi ile seçilerek oluşturulmuştur. Araştırmada ölçme aracı olarak, araştırmacı tarafından oluşturulan "Kişisel Bilgi Formu", Çuhadaroğlu (1986) ve Tuğrul (1994) tarafından geliştirilen Rosenberg Benlik-saygısı Ölçeği' (Kısa Form, 1965), Aksoy (2004) tarafından Türkçe'ye çevrilen öğrencilerin yaratıcılıklarını belirlemek amacıyla Yaratıcılık ölçeği (ne kadar yaratıcısınız?) Whetton ve Cameron'dan (2002) alınan "How creative are you?" adlı ölçekten yararlanılmıştır. Anlamlılık düzeyi 0,05‟tir. Mann Whitney U testi ve Kruskal Wallis testinden yararlanılmıştır. Araştırma sonuçları incelendiğinde cinsiyet, özel okul veya devlet okuluna devam etme değişkenlerine yaratıcı düşünme becerileri ve benlik saygısının farklılaştığı görülürken Sınıf düzeyine göre yaratıcı düşünme becerileri ve benlik saygısının farklılaşmadığı görülmektedir. Aynı zamanda yaratıcı düşünme beceri düzeyi yüksek olanların benlik saygısı daha yüksek bulunmuştur.
Suriyeli mültecilerde travma sonrası stres bozukluğu ve yaşam doyumu düzeyinin çeşitli değişkenlere göre incelenmesi
Suriyeli mültecilerin travma sonrası stres bozukluğu ve yaşam doyumu düzeylerinin çeşitli değişkenlere göre farklılık gösterip göstermediğini incelediğimiz bu araştırmada, Mersin ili merkez ilçeleri örneklem bölgesini oluşturmuştur. Bu araştırmada kullanılan veri toplama formu; "Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Travmatik Olaylar Listesi, Harvard Travma Ölçeği (HTÖ) ve Yaşam Doyumu Ölçeği (YDÖ) " olmak üzere toplam 4 bölümden oluşmaktadır. Veri toplama araçlarının standart Arapça'ya uygunluğunu ve maddelerin anlaşılırlığını test etmek amacıyla 32 Suriyeli yetişkin mülteci ile bir pilot uygulama gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında 18 yaş üstü 590 Suriyeli mülteciye ulaşılmış olup katılımcıların 325'i kadın 265'i ise erkek olmuştur. Araştırma sonucunda katılımcıların; travma sonrası stres bozukluğu düzeyi ile psikiyatrik tanı alma, ikamet süresi değişkenleri arasında anlamlı bir farklılık gözlenirken yaşam doyumu düzeyi ile medeni durum, çalışma durumu, psikiyatrik tanı alma durumu değişkenleri arasında anlamlı bir farklılık gözlenmiştir. Ayrıca belirli travmatik olaylara maruz kalma ile travma sonrası stres bozukluğu düzeyi arasında anlamlı pozitif bir farklılık gözlenirken; yaşam doyumu düzeyi arasında anlamlı negatif bir farklılık gözlenmiştir. Bulgular ilgili literatür kapsamında tartışılmış olup, mültecilere yönelik psikososyal müdahale programlarının etkinliğinin arttırılması ve bu doğrultuda daha fazla bilimsel çalışmalara yönelinmesi önerilerinde bulunulmuştur.
Öğrencilerin sınav kaygısı ile olumsuz üst biliş düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, bir üniversitenin Fen-Edebiyat Fakültesi öğrencilerinin Üstbiliş düzeyleri ile sınav kaygısı düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Yasal izinler alındıktan sonra; araştırma, evreni 815 öğrenciden oluşan bir üniversitenin, Fen-Edebiyat Fakültesinin lisans öğrencileri üzerinde uygulanmıştır. Araştırmanın örneklemi; 370 üniversite öğrencisidir. Yapılan araştırmanın modeli, genel ilişkisel tarama modelidir. Bu araştırmada veri toplama aracı olarak 10 maddelik "Westside Sınav Kaygısı Envanteri" ve 30 maddelik "Üstbiliş Ölçeği-30" kullanılmıştır. Bu araştırmada "Westside Sınav Kaygısı Envanteri" ve "Üstbiliş Ölçeği-30" kullanılarak elde edilen veriler öncelikle bilgisayar ortamına aktarılmıştır. Verilerin analizinde SPSS programı kullanılmıştır. Verilerin analizi, betimsel istatistik teknikleri olan Kolmogorov-Smirnov Testi, Yüzde, Bağımsız Gruplar için T Testi, İlişkisiz Örneklemler için Tek Faktörlü Varyans Analizi (ANOVA), Pearson Momentler Çarpımı (Korelasyon Katsayısı) kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgulara göre; Üstbilişin "olumlu inançlar" alt ölçeğinin, sınav kaygısı ile pozitif yönde ilişkili bulunmuştur. Ayrıca, bireylerin bilişsel güven puanları arttıkça sınav kaygılarının arttığı bulgusuna ulaşılmıştır. Ek olarak, kontrol edilemezlik ve tehlike alt boyutu puanlarının arttıkça, öğrencilerin sınav kaygılarının arttığı gözlenmiştir. Bir diğer hipotezde, bilişsel farkındalık puanları ile sınav kaygısı arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Ayrıca, düşünceyi kontrol ihtiyacı alt boyutunun artmasıyla sınav kaygısının da arttığı görülmüştür. Son hipotezde, öğrencilerin sınav kaygı düzeyleri ile toplam Üstbiliş puanı arasında anlamlı bir ilişki olduğu, Üstbiliş düzeyi arttıkça sınav kaygısının da arttığı, iki değişken arasında pozitif yönde bir ilişkinin olduğu gözlemlenmiştir.
Otoriter kimlik yapısının flört şiddeti üzerine etkisi: Çukurova Üniversitesi Adana örneği
Şiddet, otorite ve baskı uygulayarak bireylerin fiziksel veya psikolojik açıdan olumsuz sonuçlar yaşamasına neden olan bireysel veya toplu hareketlerin bütünüdür. Toplumda bazı bireylerin şiddet uygulama, bazı bireylerin ise maruz kalınan şiddeti kanıksama-kabullenme eğilimi diğerlerinden fark göstermektedir. Bu farkı yaratan etkenlerden birinin otoriteye eğilimli-yetkeci kişilik ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. Yetkeci-otoriteye eğilimli birey; kapsadığı grubu bir adım önde tutan, bu gruba mensup olmayanlara olumsuz düşünceler ve duygular barındıran anlayışsız kişilik olarak açıklanmaktadır. Söz konusu grubun bireyleri kendisinden üstün gördüğü bireylere karşı kesin itaat gösterme eğilimindedir. Şiddet türlerinden biri olarak tanımlanan ve son dönemlerde yaygınlaşan flört şiddeti, flört ilişkinin başlaması ile birlikte bireylerden birinin karşı tarafa bedensel, cinsel, ve psikolojik olarak istismar etmesi ve sosyal yaşamdan kısıtlaması şeklinde tanımlanmaktadır. Otoriter birey flört ilişki sürecinde partnerine uyguladığı şiddet aracılığıyla egemenlik kurmaya, kontrol etmeye ve gücünü göstermeye yönelik tutum ve davranışlar sergileyebilmektedir. Bu araştırmanın amacı otoriter kişilik yapısının flört şiddeti üzerine etkisini incelemek ve bu ilişkiyi etkileyebilen faktörleri ortaya çıkarabilmektir. Araştırma, ilişkisel tasarımda tanımlayıcı kesitsel bir araştırmadır. Çalışmanın evrenini Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi ilk 2 sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Çalışmanın örneklemini 2017-2018 eğitim öğretim yılı bahar döneminde Tıp Fakültesinde eğitim alan 1 ve 2 sınıf öğrencisi toplam 251 kişi oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Flört şiddeti türlerine maruz kalma durumunda geliştireceği davranış, bu şiddet türlerine maruz kalma durumunu ve flört ilişkilerine karşı tutumlarını belirlemek amacıyla ilgili literatür ışığında sorular ve ifadeler hazırlanmıştır. Öğrencilerin otoriter-yetkeci kişilik seviyesini ölçmek amacıyla Sağ Kanat Yetkeciliği (SKYÖ) ve şiddet eğilimini tespit edebilmek için Şiddet Eğilim Ölçeği (ŞEÖ) ve Flört Tutum Envanteri kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar, öğrencilerin literatürde şiddet olarak tanımlanan yaşantıları-durumları flört şiddeti olarak yorumlamadığını, farkındalığın olmadığına işaret etmektedir. T-SKY puanı arttıkça flörte karşı negatif tutum puanı artmaktadır. (aralarında pozitif yönde yüksek düzeyde korelasyon saptanmıştır; r=0,71). Şiddet-tacize maruz kaldığını beyan eden bireylerde Düşük SKY, Yüksek SKY, Toplam SKY ve Flört Tutum puanları maruz kalmayanlara göre daha yüksektir ve aralarındaki fark anlamlı bulunmuştur. Şiddet Eğilimi Ölçek puanı da daha yüksek olmasına karşılık gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Toplam SKY puanı ile romantik ilişki-flört grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmaktadır (p=0,003). En yüksek T-SKY puanının hiç romantik ilişki-flörtü olmayan grupta olduğu görülmektedir. Toplam SKY, ŞE ve flört tutum puanları kadınlarda erkeklerden daha düşük olduğu görülmektedir. Şiddete eğilim puanı ile cinsiyet grupları (erkek-kadın) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmaktadır (p=0,011).Elde edilen sonuçlar, şiddete maruz kalan bireylerin yetkeci kişilik puanlarının yüksek olduğuna, öğrencilerin literatürde şiddet olarak tanımlanan yaşantıları-durumları flört şiddeti olarak yorumlamadığını, farkındalığının olmadığına işaret etmektedir.
Adana'da bir özel eğitim ve rehabilitasyon merkezine devam eden otistik bozukluğu olan çocuğa sahip annelerde anksiyete ve depresyon düzeyinin çocuğun otistik bozukluk düzeyiyle ilişkisi
Bu araştırmanın amacı otistik bozukluğu olan çocuğa sahip annelerde anksiyete ve depresyon düzeyinin çocuğun otistik bozukluk düzeyiyle ilişkili olup olmadığınıaraştırmaktır. İlişkisel tarama yöntemi kullanılmış olan kesitsel bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini Adana'da bir özel eğitim ve rehabilitasyon merkezine devam eden otistik bozukluk tanısı almış 3-23 yaş arası 51 çocuk ve anneleri oluşturmaktadır. Veri toplama işlemi Gilliam Otistik Bozukluk Derecelendirme Ölçeği 2 Türkçe Versiyonu (GOBDÖ-2-TV), Beck Depresyon Envanteri (BDE), Beck Anksiyete Envanteri (BAE) ve araştırmacı tarafından hazırlanan sosyodemografik bilgi formu kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Toplanan veriler Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Analizi ve Basit Doğrusal Regresyon Analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre çocuğun otistik bozukluk düzeyi ile annenin anksiyete ve depresyon düzeyi arasında pozitif yönde ve istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r=.421, p<.01 ve r=.313, p<.05). Regresyon analizi sonuçlarına göre ise otistik bozukluk düzeyinin annedeki anksiyete belirtilerinin önemli bir yordayıcısı olduğu saptanmıştır (%16). Bununla birlikte annenin depresyon belirtileri ile ölçeğin Stereotip Davranışlar alt boyutunun ve annenin anksiyete belirtileri ile ölçeğin Stereotip Davranışlar, İletişim, Sosyal Etkileşim olmak üzere üç alt boyutunun ilişkili olduğu saptanmıştır.
Okul psikolojik danışmanlarının otomatik düşünceleri ile öz yetkinlik algıları arasındaki ilişki
Bu araştırmada okul psikolojik danışmanlarının otomatik düşünceleri ile öz yetkinlik algıları arasındaki ilişki incelenmiştir. Ayrıca çalışmada okul psikolojik danışmanlarının otomatik düşünceleri ve öz yetkinlik algıları cinsiyet, yaş, çalışılan okul kademesi, mesleki çalışma süresi ve mesleki ünvan algısı değişkenleri kapsamında ele alınmıştır. Araştırmanın örneklemi Adana ili merkez ilçelerinde (Seyhan, Çukurova, Yüreğir) çalışan 2017- 2018 eğitim öğretim yılı bahar yarıyılında Adana İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nün ve Rehberlik Araştırma Merkezleri'nin düzenlediği toplantılara katılan gönüllü okul psikolojik danışmanlarından oluşmaktadır. Araştırmanın verileri "Otomatik Düşünceler Ölçeği", "Okul Psikolojik Danışmanı Öz Yetkinlik Ölçeği " ve "Kişisel Bilgi Formu" ile toplanmıştır. Veriler çözümlenirken frekans, yüzde, Shapiro Wilk, Mann Whitney-U, Kruskal Wallis- H testi ve hipotezlerin test edilmesi için Spearman Brown sıra farkları korelasyon katsayısı teknikleri kullanılmıştır. Okul psikolojik danışmanlarının otomatik düşünce düzeyleri ile okul psikolojik danışmanı öz yetkinlik ölçeğinin alt ölçek puanları ve toplam puanı arasında negatif yönde anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bulgular psikolojik danışmanların mesleklerinde kendilerini yeterli bulmalarının daha az otomatik düşüncelere sahip olmaları ile ilişkili olduğunu düşündürmüştür.
11- 14 yaş arasında olan ergenlerin stresle başa çıkma tarzları ve bilişsel esneklik düzeyleri arasındaki ilişkinin araştırılması
Bu araştırmada, ergen bireylerin stresle başa çıkma tarzları ile bilişsel esneklik düzeyleri arasındaki ilişkiyi ve bu iki değişkenin, cinsiyet, yaş ve sosyoekonomik düzeylerinegöre değişip değişmediğini incelemek amaçlanmıştır. Araştırma, Kahramanmaraş ili Pazarcık ilçesinde ilköğretim ikinci kademesi olan 6.,7. ve 8. sınıf düzeyindeki öğrencilerle 2018–2019 eğitim - öğretim yılında, okullarına devam eden 557 öğrencinin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmadaveriler, bilişsel esnekliği ölçmek amacıyla Çelikkaleli (2014a) tarafından Türkçeyeuyarlaması yapılan, "Bilişsel Esneklik Ölçeği" (Martin ve Rubin, 1995) vestresle başa çıkma tarzlarınıölçmek amacıyla Şahin ve Durak (1995) tarafından geliştirilen"Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği" kullanılmıştır. Öğrencilerin kişisel bilgilerini ve sosyoekonomik düzeyini belirlemek için araştırmacı tarafından "Kişisel BilgiFormu" oluşturulmuş ve verilertoplanmıştır.Verilerin analizinde Pearson Korelasyon Analizi, Bağımsız Gruplar t-Testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) uygulanmıştır. Araştırma sonucunda, bilişsel esneklik düzeyi ile stresle başa çıkma tarzları alt boyutu olan kendine güvenli yaklaşım arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Bilişsel esneklik düzeyinin katılımcı bireylerin cinsiyetlerine göre anlamlı farklılık göstermediği bulunmuştur. Stresle başa çıkma tarzları alt boyutu olan kendine güvenli yaklaşım ile cinsiyet arasında anlamlı farklılık olduğu, kızların kendine güvenli yaklaşım tarzı erkeklerden yüksek olduğu, boyun eğici yaklaşım tarzının erkek öğrencilerde daha fazla olduğu ve kızların iyimser yaklaşım tarzının erkeklerden daha yüksek olduğu bulunmuştur. Yaş ile bilişsel esneklik düzeyi arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır. Yaş ile stresle başa çıkma tarzları alt boyu kendine güvenli yaklaşım ve iyimser yaklaşım arasında negatif yönde anlamlı ilişki bulunamamıştır. Aylık ortalama gelir ile bilişsel esneklik düzeyi arasında anlamlı olmayan ilişki bulunmuştur. Aylık ortalama gelir ile stresle başa çıkma tarzları alt boyutu boyun eğici yaklaşım arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur.
Ergenlerde siber zorbalık ile ilgili demografik değişkenlerin incelenmesi: Bir meta analiz çalışması
Bu çalışmanın amacı demografik özelliklerin ergenlerin siber zorbalık davranışları üzerinde bir etkisi olup olmadığı hakkında genel bir görüş elde etmektir. Türkiye de son yedi yılda (2012-2018) ergenlerde siber zorbalığı etkileyen değişkenler üzerine yapılan çalışmaları Meta Analiz yöntemiyle bir araya getirerek yeniden analiz etmektir. Araştırma kapsamına; 2018 yılına kadar ergenlerde siber zorbalık konusunda Türkiye'de üretilen makale ve tezler alınmıştır. Çalışmada ulaşılan veriler meta-analiz yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Meta Analiz aşamasında Medcalc®v10.3.0 paket programı ve metaHUN web aracı kullanılmıştır. Çalışmada ergenlerin siber zorbalık durumlarıyla ilişkili demografik özellikleri kişi sayısı, ortalama puanları ve standart sapma puanları ile verilen 16 çalışma yer almıştır. Yapılan meta analiz sonucuna göre cinsiyet, anne eğitim düzeyi ve günlük internette geçirilen sürenin siber zorbalık üzerinde bir etkisi olduğu bulunurken; baba eğitim durumu ve evde bilgisayar olup olmaması durumunun siber zorbalık üzerinde bir etkisi bulunamamıştır. Ergenlerde siber zorbalık ile ilgili demografik değişkenlerle ilgili Türkiye merkezli olup 2012-2018 yılları arasında yapılan çalışmaların bütünü taranarak meta analize alınmıştır. Ulaşılan sonuçlar temel alınarak; cinsiyetin siber zorbalık üzerinde etkisinin olduğu ve erkekler kızlardan daha fazla siber zorbalık yaptığı sonucuna ulaşılmıştır. Anne eğitim durumunun siber zorbalık üzerinde etkisinin bulunduğu; anne eğitim durumu ortaokul ve altı olanlar, anne eğitim durumu lise ve üstü olanlardan daha fazla siber zorbalık yaptığı sonucu bulunmuştur. Baba eğitim durumunun siber zorbalık üzerinde etkisi olmadığı gözlemlenmiştir. Evde bilgisayar olma durumunun siber zorbalık üzerinde etkisi bulunmamıştır. İnternette geçirilen günlük sürenin siber zorbalık üzerindeki etkisinin olduğu, internette günlük 3 saat ve daha fazla fazla zaman geçirenler, internette günde 3 saatten az zaman geçirenlerden daha fazla siber zorbalık yaptığı sonucu bulunmuştur.
Korunma ihtiyacı olan çocuklarda gelecek kaygısının incelenmesi: Adana ili örneği
Sosyal Hizmet modellerinden olan kurum bakımı hizmeti; çeşitli nedenlerle ailesinin yanında kalamayan ya da kalması uygun bulunmayan çocukların Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde hizmet vermekte olan kuruluşlarda barınma, eğitim, sağlık, beslenme gibi temel ihtiyaçlarının karşılandığı hizmet modelidir. Bu araştırmadaki amaç; 14-18 yaş arası Adana İlinde yaşayan korunma ihtiyacı olan çocukların gelecek kaygı düzeylerinin ailesinin yanında yaşayan kontrol grubuyla karşılaştırılmasının incelenmesidir. Bu araştırmanın örneklemi; Adana İli Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğüne bağlı Adana Çocuk Evleri Sitesi, Seyhan Çocuk Evleri Sitesi kuruluşlarında kalmakta olan 14- 18 yaş koruma ihtiyacı olan çocukların gelecek kaygıları seviyeleri ile kartopu yöntemi ile seçilen 51 kişiden oluşan kontrol grubu 14-18 yaş çocukların gelecek kaygı seviyelerinin incelenmiştir. Araştırmada Sosyodemografik Form ve Sürekli Kaygı Ölçeği uygulanmıştır. Veriler istatistik paket programı ile analiz edilmiştir. Analizler sonucunda koruma kararı olan çocukların kaygı düzeylerinin ailesinin yanında yaşayan kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu, koruma kararı olan kız çocuklarının kaygı düzeylerinin erkek çocukların kaygı düzeyine göre daha yüksek olduğu, kurum bakımında daha uzun süre kalan çocukların (2 yıl fazla) daha az kalan (2 yıldan az) çocuklara göre kaygı düzeyinin daha yüksek olduğu, 17 yaşındaki çocukların 14 ve 15 yaşındaki çocuklara göre kaygı düzeylerinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca okul başarı düzeyi, gelecekle ili beklentileri ve gelecek korkuları ile gelecek kaygı düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki görülmemiştir.
Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı kuruluşlarda çalışan meslek elemanlarının iş doyumunun anksiyete ve depresyon düzeylerine etkisi: Adana ili örneği
Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bireyi ve aileyi güçlendiren hedefler belirleyerek sosyal hizmetler sunmakta ve sosyo-ekonomik kalkınmaya destek sağlamaktadır. İş doyumu gibi psikososyal etkenlerin çalışanların ruhsal sağlıkları üzerinde etkileri olduğu bilinmektedir. Yapılan bu araştırmada Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı kuruluşlarda çalışan meslek elemanlarının iş doyumunun anksiyete ve depresyon düzeylerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu araştırmanın evreni Adana İli Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğüne bağlı toplam 12 kuruluşta çalışan meslek elemanlarından oluşmaktadır. Araştırmaya katılmayı kabul eden ve ölçekleri eksiksiz dolduran toplam 80 meslek elemanı araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak sosyodemografik özellikleri belirlemek amacıyla hazırlanmış Kişisel Bilgi Formu, Minnesota İş Doyum Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği ve Beck Depresyon Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Veriler istatistik paket programında analiz edilmiştir. Analizler sonucunda anksiyete belirti düzeyi ile içsel iş doyum düzeyi arasında negatif yönde, yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. İçsel iş doyumundan alınan puanlar azaldıkça, anksiyete ölçeğinden alınan puanlar anlamlı bir şekilde artmaktadır. Bununla birlikte depresyon belirti düzeyi ile genel iş doyumu, içsel iş doyumu ve dışsal iş doyumu arasında negatif yönde, yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. İş doyum düzeyi arttıkça depresyon belirti düzeyi azalmaktadır.
Diş hekimlerinde duygusal emek ile tükenmişlik ilişkisi: Adana örneği
İş hayatında beklenen şekilde davranmak için gerçekte hissedilen duygular sergilenmemekte, bu durum da bireyde duygular arasında çatışmaya ve duygusal uyumsuzluğun ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu uyumsuzluk, birey için mesleki tükenmişlik gibi çeşitli olumsuz sonuçlara yol açabilmektedir. Bu çalışmanın amacı, diş hekimlerinin duygusal emek davranışı alt boyutları ile mesleki tükenmişlik ilişkisinin araştırılmasıdır. Adana ilinde özel sektör ve kamu sektöründe çalışan 87 diş hekimiyle gerçekleştirilen araştırmada rassal örneklem yöntemi kullanılmıştır; 4 bölüm ve 54 sorudan oluşan 2 ölçekli bir anket uygulanmıştır. Araştırmanın analizleri sonucunda, duygusal emek davranışının alt boyutları olan, duygusal talepler ve duygu düzenleme, duygusal uyumsuzluk ve incinme, organizasyonel gözetim ve izlenme ile mesleki tükenmişlik arasında orta düzeyli pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ilişki; organizasyonel destek ve koruyucu sistemler boyutu ile mesleki tükenmişlik arasında orta düzeyli neğatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. Müşteri hizmetlerinde aşırı iş yükü ve çatışma boyutu ile mesleki tükenmişlik arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmemiştir. Araştırmanın diğer bir sonucu olan, duygusal emek davranışı ve mesleki tükenmişliğin demografik değişkenlerle olan farklılaşma durumlarına bakıldığında; diş hekimlerinin duygusal emek davranışının demoğrafik değikenlerden medeni durum ve eğitim durumu değikenlerine göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gösterdiği; cinsiyet, yaş, çalışma süresi, kurum türü, yapılan görev ve çalışma alanını paylaştıkları kişi sayısına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılılık göstermediği sonuçlarına ulaşılmıştır. Diş hekimlerinin mesleki tükenmişlik düzeylerinin demografik değişkenlere göre farklılaşması incelendiğinde ise; mesleki tükenmişlik düzeyinin cinsiyet, yaş ve çalışma süresi değişkenlerine istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gösterdiği; medeni durum, eğitim durumu, kurum türü, yapılan görev ve çalışma alanını paylaştıkları kişi sayısına göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermediği gözlemlenmiştir.
Sosyal-duygusal yetkinlik ölçeği'nin Türkçeye uyarlanması
İnsanların birbirleriyle etkileşimde bulunma biçimleri oldukça karmaşıktır. Bireysel farklılıklara bağlı olarak, bazı insanlar diğerleriyle olan etkileşimlerinde daha başarılı olabilmektedir. Bu çalışmada, insan etkileşimlerindeki bu farklılıkları anlamak adına yeni bir yapı olarak sunulan sosyal-duygusal yetkinlik kavramı üzerine inşa edilen Sosyal-Duygusal Yetkinlik Ölçeği Türkçeye uyarlanmış ve ölçeğin güvenirlik ve geçerlilik analizleri yapılmıştır. Araştırma 2018-2019 Öğretim yılında Siirt Üniversitesi'nde öğrenim gören toplam 842 üniversite öğrencisinden elde edilen veriler üzerinden yürütülmüştür. Çalışmanın amacı doğrultusunda araştırma grubundan elde edilen verilerle ölçeğin geçerliliğine yönelik kanıt sağlamak için öncelikle ölçeğin orijinal formu ve Türkçe formunun dil eşdeğerliliğini incelemek amacıyla iki form, iki hafta arayla Siirt Üniversitesi 2018-2019 Eğitim-Öğretim yılında Yabancı Diller Yüksekokulu Mütercim Tercümanlık bölümünde öğrenim gören 25 öğrenciye uygulanmıştır. Her iki formdan elde edilen puanlar arasındaki ilişkiye Intraclass (sınıf içi) korelasyon analizi ile bakılmıştır ve yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki ortaya çıkmıştır (.883, p=˂.01). Bulunan bu değer dil eşdeğerliliğinin sağlandığını göstermiştir. Ölçeğin yapı geçerliliğine ait kanıtların sağlanması için araştırma grubuna dahil olan katılımcılardan elde edilen veriler ile doğrulayıcı faktör analizi yapılmıştır. Yapılan analiz sonucunda ulaşılan uyum indeksi değerleri, orijinal formun sunduğu iki faktörlü yapının Türk üniversite öğrencilerinden oluşan örneklemde doğrulandığını göstermiştir. Ölçeğin güvenirliğini değerlendirmek amacıyla Cronbach alfa iç tutarlılık katsayısı hesaplanmıştır ve .855 olarak bulunmuştur (Uyumluluk .804, Anlatımcılık .736). Ayrıca, ölçeğin güvenirliği test-tekrar test yöntemiyle incelenmiştir. İki hafta arayla uygulanan testler arasında yüksek düzeyde anlamlı (r=.838, p=<.01) ilişki bulunmuştur. Ölçeğin güvenirliğinin tespiti için yapılan bu analizler, ölçeğin güvenilir bir ölçme aracı olduğunu göstermiştir. Ölçüt-bağıntılı geçerliliğin incelenmesi amacıyla yapılan çalışmada kullanılan ölçek ile Sosyal-Duygusal Yetkinlik ölçeği arasında anlamlı ilişki (r=.615, p= ˂.01) bulunmuştur. Bu veriler, ölçeğin ölçüt-bağıntılı geçerliliğinin sağlandığını göstermektedir. Ölçeğin kişinin kendisi ve bir yakın arkadaşı tarafından kişinin kendisinin değerlendirildiği formlar arasındaki ilişki Pearson korelasyon analiziyle incelenmiştir. İki form arasında anlamlı ilişki (r=.556, p=˂.01) ortaya çıkmıştır. İki form arasında ortaya çıkan bu ilişki, sosyal-duygusal yetkinliğin kişilerarası duyarlılık ile olan kuramsal ilişkisine bir kanıt olabilir.
Pozitif psikolojik sermaye ve stresle başa çıkma stratejileri arasındaki ilişkinin incelenmesi (Adana kamu kurumu örneği)
Psikolojinin bir alt dalı olan pozitif psikoloji, bireylerin negatif ve sağlıksız olarak kabul edilen yönlerini iyileştirmenin yanı sıra pozitif ve güçlü kabul edilen yönlerinin de geliştirilmesi ile ilgilenmektedir. Pozitif psikolojik sermaye kavramı pozitif psikoloji temelinde ortaya çıkmış ve daha çok örgütsel alanda kullanılan bir kavram olmuştur. Örgüt içerisinde birçok faktörle etkileşim halinde olan pozitif psikolojik sermaye insan kaynağını psikolojik yönden etkileyen bireyin stresle başa çıkma stratejileriyle de ilişkili görülmektedir. Pozitif psikolojik sermaye örgüt içi stres kaynaklarıyla başa çıkması için bireylerin ihtiyaç duyduğu ve yatırım yapması gerektiği bir kaynak olarak kabul edilmektedir. Bunun yanı sıra çalışanların iş yerinde stresle daha iyi başa çıkabilmelerine yardımcı olmak için psikolojik sermayesini güçlendirilmesi ve geliştirilmesinin gerekli olduğu düşünülmektedir. Bu doğrultuda bu çalışmanın amacı pozitif psikolojik sermaye ve stresle başa çıkma stratejileri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu çalışmanın alt amaçları ise; çalışanların stresle başa çıkma stratejileri ve psikolojik sermaye düzeylerinin sosyo-demografik değişkenlere göre farklılık gösterip göstermediğinin incelenmesidir. Çalışmanın örneklemini bir kamu kuruluşunun Adana'da görev yapan 257 çalışanı oluşturmaktadır. Kolayda örneklem yöntemi ile verilerin toplandığı araştırmada 24'er maddelik Psikolojik Sermaye Ölçeği ve Stresle Başa Çıkma Stratejileri Ölçeği kullanılmıştır. Bununla beraber araştırmacı tarafından hazırlanmış olan sosyo-demografik bilgi formuyla, örneklemin yaş, cinsiyet, kurumda çalıştığı yıl sayısı, kurumdaki görevi, iş yükü, gelir, eğitim durumu, medeni durumu, çocuk sayısı, bir hafta içerisinde spor yapma sıklığı, bir ay içerisindeki sinema veya tiyatroya gitme alışkanlıkları gibi sosyo-demografik özellikleri hakkında bilgi toplanmıştır. Çalışma kapsamında uygulanan anketlerden elde edilen veriler SPSS 15.0 programı ile analiz edilmiştir. Veri analizleri ölçeklerden elde edilen toplam puanlar üzerinden gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda psikolojik sermaye ile stresle başa çıkma stratejileri arasında istatistiksel açıdan anlamlı yüksek düzeyde pozitif yönlü ilişki bulunduğu görülmüştür. Bu bulgudan hareketle, çalışanların psikolojik sermayeleri arttıkça stresle baş etme stratejileri de artacağını söylemek mümkündür. Psikolojik sermayenin stresle başa çıkma stratejilerinin alt boyutlarıyla olan ilişkisine bakıldığında; psikolojik sermayenin mantıksal analiz, pozitif yeniden değerlendirme, problem çözme, rehberlik ve destek arama alt boyutları ile istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü ilişki görülmüştür. Çalışmanın alt amaçları doğrultusunda demografik özelliklerin psikolojik sermaye düzeyi üzerinde oluşturduğu farklılıklara bakıldığında; çalışanların cinsiyet, yaş, kıdem, çocuk sahibi olma durumu, eğitim durumu, haftada kaç kez spor yaptıkları, kurum içerisindeki aylık yaptıkları toplantı sayısına göre farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır. Demografik özelliklerin stresle başa çıkma stratejileri üzerinde oluşturduğu farklılıklara bakıldığında ise; yaş, çocuk sahibi olma durumu, eğitim, kıdem, spor yapma alışkanlığına göre farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır.
Adana Büyük Şehir Belediyesi'ndeki şoförlerde dikkat eksikliği ve hiperaktivite düzeylerinin sosyo-demografik özellikleri ile birlikte incelenmesi
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite çocukluk döneminde dikkatini toplamada güçlük, hareketlilik ve dürtüsellik olarak kendini gösterip, belirtileri yaşın ilerlemesiyle birlikte erişkinlik dönemine kadar devam etmektedir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite yakın zamana kadar çocuklar üzerinde araştırılmış ve erişkinler üzerinde yapılan çalışmalar ise yetersiz kalmıştır; bununla birlikte dikkat eksikliği ve hiperaktivite ile ilgili araştırmalar son yıllarda tüm dünyada artış göstermektedir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite düzeyi yüksek olan bireylerde, olmayan bireylere göre davranış bozukluğu, iş performans kaygısı, sürekli iş değişikliği ve trafikte sürüş riskleri gibi problemler daha fazla yaşanmaktadır. Dikkat eksikliği ve hiperaktivitenin sürüş risklerini etkilediği durumlarla ilgili gözlemsel kanıtlar daha az kapsamlı ve sınırlı olmuştur. Bu araştırma Adana Büyük Şehir Belediyesi ulaştırma dairesine ait otobüslerde görev yapan 404 erkek 114 kadın sürücüden kolayda örneklem yöntemiyle seçilen ve çalışmaya katılmayı kabul eden 198 erkek ve 57 kadın sürücüyle gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmanın amacı ise sürücülerin dikkat eksikliği ve hiperaktivite düzeylerinin sosyo-demografik değişkenleri açısından incelenmesidir. Çalışma kapsamında uygulanan anketlerden elde edilen veriler SPSS 22.0 programı ile analiz edilmiştir. Şoförlük yapan sürücülerin dikkat eksikliği ve hiperaktivite düzeyleri sosyo-demografik özelliklerine göre incelendiğinde; dikkat eksikliği düzeylerinde yaşa göre, hiperaktivite ve dürtüsellik düzeylerinde ise çalışma saatlerine göre anlamlı farklılıklar görülmüştür. Cinsiyet, medeni durum, çalışma süresi ve eğitim durumu değişkenlerine göre, sürücülerin dikkat eksikliği ve hiperaktivite düzeylerinin anlamlı farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Şoförlük yapan sürücülerin dikkat eksikliği ve hiperaktivite düzeyleri arasında orta düzeyde pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur.
Majör depresif bozukluk tanısı almış bir grup hastada üstbilişsel işlevlerin incelenmesi
Depresyon, toplumu etkileyen yaygın psikiyatrik bozukluklardan biridir. Bu sebeple depresyonun ortaya çıkmasında ve sürmesinde etkisi olan faktörlerin belirlenip üzerinde çalışılması önem kazanmaktadır. Bu çalışmada, Majör Depresif Bozukluk (MDB) tanısı almış hastalarda üstbilişsel işlevlerin sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya SBÜ Şişli Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Polikliniğine başvuran 18-49 yaş aralığında, çalışma ölçütlerini sağlayan 60 hasta ile psikiyatrik ve nörolojik hastalığı olmayan, yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş 30 sağlıklı kontrol alınmıştır. Hasta ve sağlıklı kontrol grubu ile çalışmaya başlanmadan önce görüşme yapılarakDSM-IV Eksen I Bozuklukları için Yapılandırılmış Klinik Görüşme Ölçeği (SCID-I) uygulanmış, uygun şartları sağlayan katılımcılar araştırmaya dâhil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak Sosyodemografik Bilgi Formu, Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) ve Üstbiliş Ölçeği-30 (ÜBÖ-30) uygulanmıştır. Çalışmada depresyon hastalarının üstbiliş toplam puanları sağlıklı kontrol grubuna göre anlamlı yüksek olduğu bulunmuştur. Üstbilişin kontrol edilemezlik ve tehlike, bilişsel güven, düşünceleri kontrol ihtiyacı ve bilişsel farkındalık alt boyut puanlarının depresyon hastalarında sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırıldığında daha yüksek olduğu saptanmıştır. MDB hastalarında, depresyon düzeyini saptamak için kullanılan BDÖ ile ÜBÖ toplam puanı, olumlu inanç, kontrol edilemezlik ve tehlike ve bilişsel güven alt boyutları arasında anlamlı pozitif ilişki bulunmuştur. Bu çalışmada, MDB tanısı almış hastalarda daha yüksek çıkan üstbiliş puanları bu hastalarda üstbiliş sistemi ile çalışmanın gerekliliğine işaret etmektedir. Kişilerin bilişsel süreçleri hakkındaki inançları içeren, bilişsel süreçlerini izlemesini, değerlendirmesini ve bunu eyleme dönüştürmesini etkileyen üstbiliş sistemi üzerinde çalışmak hastalık sürecinin anlaşılması için önem taşımaktadır.
Problem çözme eğitimi grup yaşantısının kadın mahkumların sosyal problem çözme becerilerine etkisinin incelenmesi
Bu çalışmada D'Zurilla ve Golfried tarafından oluşturulan Problem Çözmede Beş Aşamalı Yaklaşım modeline (D' Zurilla ve Nezu, 2007; Nezu, Nezu ve D' Zurilla (2007) dayanan, Çekici ve Güçray (2012) tarafından geliştirilen sosyal problem çözme beceri eğitiminin hükümlü kadınların sosyal problem çözme becerilerinin geliştirilmesine olumlu yönde etkisi bulunup bulunmadığı ve bu etkinin kalıcı olup olmadığı incelenmiştir. Araştırma, 2018-2019 yılları arasında Adana ilindeki Karataş Kadın Açık Ceza İnfaz Kurumu'nda bulunan ve çalışmaya katılma konusunda gönüllü olan 36 kadın hükümlü üzerinde gerçekleştirilmiştir. Katılımcılar, 18 kişi deney ve 18 kişi kontrol grubu olmak üzere iki gruba bölünmüştür. Araştırmada deney grubuna problem çözme beceri eğitimi haftada bir defa olmak üzere 9 oturumda uygulanmış ve kontrol grubundaki katılımcılara herhangi bir uygulama yapılmamıştır. Çalışmada Sosyo-demografik bilgi formu ve D'Zurilla ve arkadaşları (2002) tarafından geliştirilmiş olan ve 25 maddeden oluşan 'Revize Edilmiş Sosyal Problem Çözme Envanteri' kullanılmıştır. Her iki gruba çalışmaya başlamadan önce ön test yapılmış ve dokuz haftalık oturumlar bittikten sonra son test uygulaması yapılırken iki ay sonra deney grubundan izleme ölçümü alınmıştır. Çalışmadan elde edilen veriler parametrik olmayan yöntemlerden Wilcoxon Sıralı İşretler Yöntemi ile analiz edilmiştir. Analiz sonuçlarında deney grubundaki katılımcıların Probleme Olumlu Yönelim-Rasyonel Problem Çözme alt ölçeğinden alınan puanlar istatistiksel açıdan anlamlı bir şekilde artarken; Kaçınan Tarz (KT) ve Dikkatsiz/Dürtüsel Tarz (DDT) alt ölçeklerinden alınan puanların ise anlamlı şekilde azaldığı görülmektedir. Deney grubundaki katılımcıların son test ve izleme puanları arasında istatistiksel açıdan fark olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Araşrıma sonucunda Probleme Olumlu Yönelim-Rasyonel Problem Çözme puanlarının artması ve Kaçınan Tarz (KT) ve Dikkatsiz/Dürtüsel Tarz (DDT) alt ölçeklerinden alınan puanların azalması doğrultusunda sosyal problem çözme beceri eğitiminin kadın hükümlülerin sosyal problem çözme becerilerini geliştirmede etkili olduğu ve bu etkinin uzun süreli olduğu söylenebilir.
Psikoloji öğrencilerinin akıllı telefon bağımlılığı düzeyleri ile beğenilme arzusu ve yalnızlık düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi: İzmir örneği
Bu çalışmanın amacı, İzmir ilinde psikoloji öğrenimi gören öğrencilerin cinsiyet, üniversitedeki sınıfı, ikamet yeri, gelir düzeyi, akıllı telefonun günlük kullanım süresi, sosyal medya kullanım sıklığı, akıllı telefon kullanım yılı ve akıllı telefon değişiminin sebebi gibi değişkenlerine göre akıllı telefon bağımlılığı düzeyi, yalnızlık düzeyi ve beğenilme arzusu arasındaki ilişkiyi incelemektir. İlişkisel tarama modeliyle akıllı telefon bağımlılığı, beğenilme arzusu ve yalnızlık arasındaki açıklayıcı ve yordayıcı etkilerin ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya Türkiye'de ve Dünyada yapılan akıllı telefon bağımlılığı, beğenilme arzusu ve yalnızlık çalışmaları üzerine literatür taramasıyla başlanmıştır. Literatür taramasından sonra üniversite öğrencilerinde akıllı telefon bağımlılığı düzeyinin beğenilme arzusu ve yalnızlık düzeyine yansıması olduğu görülmüştür. Araştırmada, İzmir ilinde okuyan psikoloji öğrencilerinde akıllı telefon bağımlılığı düzeyinin, beğenilme arzusu ve yalnızlık düzeyleri arasında anlamlı bir farklılaşmanın olup olmadığını belirlemek amaçlanmıştır. Bu amaçla, bu araştırma 2018-2019 öğretim yılında İzmir ilindeki devlet ve vakıf üniversitelerinde psikoloji öğrencileri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini 471 kişi (392 kadın, 79 erkek öğrenci) oluşturmaktadır. Verilerin toplanması için Demografik Bilgi Formu uygulanmıştır. Kwon, Lee, Won, Min ve Hahn (2013) tarafından geliştirilen, Demirci, Orhan, Demirdas, Akpinar ve Sert'in (2014) Türkçe uyarlamasını yaptığı akıllı telefon bağımlılığı seviyesini belirlemek için "Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği" uygulanmıştır. Kaşıkara G. ve Doğan T. (2017) tarafından geliştirilen "Beğenilme Arzusu" ve Russell, Peplau ve Cutrona tarafından (1980) geliştirilen Doğan T. ve arkadaşları tarafından (2011) Türkçe'ye uyarlanan "Ucla Yalnızlık Ölçeği" nin kısa formu uygulanmıştır. Elde edilen verilerin istatistiksel olarak işlenmesi ve analizi SPSS 24.0 demo paket program kullanılarak yapılmıştır. İstatistiksel analiz için bağımsız örnekler T testi, tek yönlü ANOVA ve Pearson Momentler Korelasyonu Katsayısı işlemleri gerçekleştirilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgulara göre, yalnızlık düzeyi cinsiyet ve akıllı telefon kullanım yılına göre anlamlı farklılık göstermemektedir. Ayrıca, cinsiyet, akıllı telefon kullanım yılı, akıllı telefon değiştirme sebebi ile arzu arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Diğer taraftan, gelir seviyesi değişkenine göre yalnızlık ve akıllı telefon bağımlılığı alt boyut siber ilişkilerinde önemli farklılıklar göstermektedir. Üniversite öğrencilerinin sınıf düzeyi ile olumlu beklenti ve siber ilişkiler arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Öğrencilerin kaldığı yer ile sosyal ağ bağımlılığının boyutu arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Akıllı telefon kullanım süresi ve akıllı telefon bağımlılığı alt boyutları arasında anlamlı fark bulunmuştur. Yalnızlık ve akıllı telefon kullanım yılı arasında anlamlı bir fark vardır. Sosyal medya kullanım sıklığının akıllı telefon bağımlılığı, yalnızlık, istek, hoşgörü, geri çekilme ve aşırı kullanım üzerinde önemli etkileri olmuştur.
Öğretmenlerin demografik özellikleri ve iş motivasyon düzeyleri ile 8.sınıf öğrencilerinin başarılarının incelenmesi: Ankara Keçiören örneği
İnsan ilişkilerinin yaşandığı sosyal mesleklerde çalışanların iş motivasyonlarının azaldığı bilinmektedir. Öğretmenlik mesleği okul idarecileri, meslektaşları, veliler ve öğrenciler ile yoğun ilişkiler içinde bulunan bir meslektir. Öğrencilerin bir üst eğitim kurumuna geçme aşamasında önemli bir yeri olan merkezi sınavlarda öğrenciden beklenen başarının arttırılması noktasında öğretmenlere büyük bir sorumluluklar düşmektedir. Bu sorumlulukların getirmiş olduğu stres ve yaşanan olumsuzluklar ve aksaklıklar öğretmenlerin iş motivasyonlarının düşmesine neden olmaktadır. Bu araştırmanın amacı Ankara ilinin Keçiören İlçesinde bulunan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ortaokullarda (devlet okulu) çalışan öğretmenlerin demografik özellikleri ve iş motivasyon düzeylerinin öğrencilerin akademik not ortalamaları üzerine etkisinin araştırılmasıdır. Araştırmanın evrenini 2017-2018 eğitim-öğretim yılında Ankara İli Keçiören İlçesinde bulunan 44 devlet ortaokulunda 8. sınıf öğrencilerin dersine giren 712 branş öğretmeni oluşturmaktadır. Çalışmanın örneklemini 16 devlet ortaokulunda görev yapan 219 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırma için gerekli veriler öğretmenlere uygulanan "Çok Boyutlu İş Motivasyon Ölçeği" ve öğretmenlerin demografik bilgilerinin yer aldığı öğretmen bilgi formu ve okul idarelerinden alınan öğrenci yıl sonu notları kullanılarak elde edilmiştir. İş motivasyonu ile öğrenci akademik başarısı arasındaki ilişki düzeyi belirlenerek, öğretmenlerin demografik özelliklerinin ve iş motivasyonu düzeylerinin öğrencilerin akademik başarısına etkisi olup olmadığı araştırılmıştır. Herhangi bir ilişkinin olup olmadığını incelemek için veriler istatistik paket program kullanılarak analiz edilmiştir. Yaş, mesleki kıdem, iş yeri kıdemine göre ölçeğin alt ölçeklerinin incelenmesinde varyans analizi (ANOVA) uygulanmıştır. Cinsiyet ve eğitim düzeyine göre ölçeklerin incelenmesi adına t testi analizi uygulanmıştır. İş motivasyon düzeyi ile akademik başarı düzeyi arasındaki ilişkilerin incelenmesi amacı ile korelasyon analizi uygulanmıştır. Farklı olan grupların tespit edilmesi amacıyla Sidak İkili karşılaştırma testi yapılmıştır. Araştırma sonucunda öğretmenlerin eğitim düzeyleri,meslekte geçirdikleri yıl ve aynı kurumda çalışma sürelerine göre iş motivasyon düzeylerinin farklılaşmadığı, ancak cinsiyet değişkenin maddesel alt boyutlarına bakıldığında motive olmama, içsel motivasyon, dışsal düzenleme sosyal boyutu, içe yansıtılan düzenleme alt boyutlarında farklılaşmadığı kişisel düzenleme ve maddesel düzenleme maddesel alt boyutunda farklılaştığı sonucu elde edilmiştir. Yaş değişkenine göre baktığımızda ölçeğin motive olmama, içsel motivasyon, kişisel düzenleme, dışsal düzenleme, içe yansıtılan düzenleme alt boyutlarına göre farklılaşmadığı dışsal düzenleme sosyal alt boyutuna göre farklılaştığı görülmektedir. Öğrenci yıl sonu not ortalamalarına göre öğretmen motivasyonları incelendiğinde dışsal düzenleme sosyal, dışsal düzenleme, kişisel düzenleme, içe yansıtılan düzenleme alt boyutlarında anlamlı şekilde ilişkili olduğu, motive olmama, içsel motivasyon alt boyutunda anlamlı düzeyde ilişkili olmadığı bulunmuştur.
Evli kadınlarda duygusal zekâ ve evlilik uyumu ilişkisi aile danışmanlığı merkezi örneği
Bireyin yaşamda karşılaştığı problemleri çözme adına kendisinin ve başkalarının duygularını anlaması ve diğerleriyle iletişim kurması yeteneği olan duygusal zekânın, iletişim ve çatışmanın yoğun olduğu evliliklerde uyum için önemli olduğu düşünülmektedir. Bu araştırmada evlilik uyumu olan ve olmayan şeklinde gruplandırılan evli kadınların duygusal zekâ düzeyleri arasındaki farklılıkların incelenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca evli kadınların duygusal zekâ düzeyleri ile evlilik uyumları arasındaki ilişkiye bakılmıştır. Bununla birlikte evli kadınların duygusal zekâ düzeyleri ve evlilik uyumu düzeyleri sosyodemografik özellikleri açısından incelenmesi çalışmanın alt amacını oluşturmaktadır. Çalışmaya Adana ilinde yer alan ve T.C. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'na bağlı faaliyet gösteren özel bir Aile Danışmanlığı Merkezine başvuran 432 evli kadın katılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak, Duygusal Zekâ Özelliği Ölçeği-Kısa Formu (Petrides ve Furnham, 2000; Deniz, Özer ve Işık, 2013) ve Evlilik Uyum Ölçeği (Locke ve Wallace, 1959; Tutatel-Kışlak, 1999) kullanılmıştır. Ayrıca araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi formu kullanılarak, evli kadınların sosyo-demografik özelliklerine ilişkin veriler elde edilmiştir. IBM SPSS Statistics 21.00 ile demografik değişkenler için frekans ve yüzde dağılımı, ölçek puanlarının demografik özelliklere göre farklılıklarının testinde t testi ve tek yönlü Anova testi, varyansların değerlendirilmesinde LSD ve Tamhane testlerinden faydalanılmıştır. Evli kadınların uyumlu ve uyumsuz şeklinde gruplandırılmasında evlilik uyumu ölçeği kesme puanı esas alınmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, evliliklerinde uyumlu olan kadınların duygusal zekâ düzeylerinin (iyi oluş, öz kontrol, duygusallık ve sosyallik) uyumsuz olanlara göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Değişkenler arası korelasyon sonucunda ise evli kadınların duygusal zeka düzeyleri (iyi oluş, öz kontrol, duygusallık ve sosyallik) ile evlilik uyumu arasında pozitif yönlü ve orta düzeyde anlamlı ilişki bulunmuştur. Araştırmanın bir diğer sonucuna göre, evli kadınların duygusal zekâ düzeylerinin çalışma durumu, eğitim durumu ve gelir durumu değişkenlerine göre anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilirken; flört süresi, evlenme yaşı, evlilik süresi ve çocuk sahibi olma değişkenlerine göre farklılaşma görülmemiştir. Evli kadınların evlilik uyumu genel puanlarının ise, evlilik süresi değişkenine göre anlamlı farklılık gösterdiği; çalışma durumu, eğitim düzeyi, gelir düzeyi, flört süresi, evlenme yaşı ve çocuk sahibi olma değişkenlerine göre farklılaşma göstermediği sonuçlarına ulaşılmıştır.
Ruhsal hastalıklarda içselleştirilmiş damgalanma ve benlik saygısı üzerine bir meta analiz çalışması
Son yıllarda ruhsal hastalıklarda içselleştirilmiş damgalanmanın etkisi ve sonuçları üzerine oldukça çok sayıda araştırma yapılmış ve bu çalışmalarda daha çok, içselleştirilmiş damgalanmanın deneyimlenmesi, demografik, psikososyal ve psikiyatrik değişkenlere göre sonuçları ele alınmıştır. Söz konusu çalışmalarda, yaşam kalitesi, öz yeterlilik, benlik saygısı, sosyal destek, semptom yoğunluğu/ entegrasyon ve tedaviye uyum gibi psikososyal değişkenler arasından; yüksek düzeyde içselleştirilmiş damgalanmanın, en çok ilişkili olduğu alanlardan birinin düşük benlik saygısı olduğu saptanmıştır. 2003-2019 yılları arasında üretilen çalışmaları kapsayan bu çalışma ile İçselleştirilmiş Damgalanma ve Benlik Saygısı arasındaki ilişkinin ruhsal hastalıklar üzerinde bir etkisinin olup olmadığı hakkında genel bir görüş elde edilmesi, İngilizce ve Türkçe basılmış yayınların, belirlenmiş kabul ve red kriterleri göz önünde bulundurularak meta analiz yöntemi ile bir araya getirilmesi, yorumlanması ve meta analiz sonucu çalışmalarda ortaya çıkan heterojenliğin nedenlerinin ise sistematik derleme ile belirlenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmada, 2003 ile 2019 yılları arasında PUBMED, SCIENCE DIRECT, YÖKTEZ, ULAKBİM veri tabanlarında üretilen toplam 462 çalışma incelenmiştir. Ruhsal hastalıklarda, sadece Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ile Ruhsal Hastalıkların İçselleştirilmiş Damgalanması Ölçeği' nin kullanıldığı, izne açık 23 çalışma arasından, korelasyon değerlerinin verildiği 17 çalışma meta analiz çalışmasına dahil edilmiş olup, verilerin etki büyüklüklerinin hesaplanmasında, Medcalc® v 18.11.3 demo paket programı, etkilerin grafiksel görünümü için Forest Plot grafiği, heterojenlik etkisi için Q ve I² istatistik verileri ve yayın yanlılığının test edilmesi için Funnel Plot grafiği, meta analiz sonucu çalışmalarda ortaya çıkan heterojenliğin nedenlerinin belirlenmesi için ise sistematik derleme yöntemi kullanılmıştır. Sonuç olarak, ruhsal hastalıklarda içselleştirilmiş damgalanma ile benlik saygısı arasındaki korelasyon değerlerinin verildiği toplam 17 çalışmadan ve bu 17 çalışma arasından aynı korelasyon değerlerinin spesifik olarak şizofreni hastalarında verildiği toplam 3 çalışmadan yararlanılarak oluşturulan meta analiz ve sistematik derleme çalışmalarına göre, heterojenlik testi sonuçları ruhsal hastalıklarda; Q=84,7916, I²= 81,13% ve 95% güven aralığında bu istatistiğin değeri [70.75-87.83] olarak hesaplanmış olup heterojenliğin seviyesi I²=81,13% değeri ile yüksek düzeyde, şizofreni hastalarında ise Q=5,8141, I²= 65,60% ve 95% güven aralığında bu istatistiğin değeri [00.00-90.11] olarak hesaplanmış olup, heterojenliğin seviyesi aynı referans noktaları baz alındığında I²=65,60% değeri ile ortanın üstünde bir düzeyde bulunmuştur. Ulaşılan bulgular baz alındığında içselleştirilmiş damgalanma ile benlik saygısı arasındaki ilişkinin ruhsal hastalıklar üzerindeki etkisinin negatif yönlü ve anlamlı olduğu literatür ile de uyumlu olarak saptanmıştır. Hastaların yaşam kalitesini bozan bu negatif yönlü ilişkiyi önlemek için, literatürde olumlu sonuçlar veren psikoeğitimsel tedavilere ağırlık vermek ve uzun vadeli çalışmalarla gözlemlemek ve diğer alternatif tedavi yaklaşımlarını erişilebilir kılmak önemlidir. Sınırlılıkları doğrultusunda, bu çalışmanın, ileriki çalışmaların yol haritasının belirlenmesinde yardımcı olacağı düşünülmektedir.