Fırat University
Discipline

Uygulamalı Sosyoloji Anabilim Dalı

Fırat University

4

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

4 Theses
Master'sOpen AccessEN

The role of relative deprivation in shaping social movements in Iran over the last decade

This study investigated the role of relative deprivation in shaping social movements in Iran over the past decade, emphasizing how perceived inequalities and injustices influenced collective behavior and mass mobilization. By employing a qualitative method, including in-depth interviews and thematic analysis of media content, the research examined the effect and role of critical thinking and herd behavior in the participation of Iranian social movements. The previous research findings indicated that perceptions of injustice and deprivation, significantly amplified by social media, may strongly motivate collective actions. Furthermore, this research identified an evolutionary process within these movements, demonstrating a transition from initial herd-like behaviors toward informed activism driven by critical thinking and collective consciousness. Additionally, this study revealed the emergence of a "gray stratum," a previously under-examined social class whose mobilization was profoundly influenced by leadership figures and collective consciousness shaped through media content and elite interpretations. These elites functioned as translators and interpreters, as mediators of complex socio-political messages, effectively bridging grassroots activists and reference groups, thus significantly influencing public awareness and altering the trajectory of social movements. This research empirically contributes to existing sociological literature by emphasizing the psychological and social mechanisms underpinning Iranian social movements. It first provides valuable insights into the transformation from herd behavior to critical thinking, and then highlights the pivotal role of elite-mediated communication in mobilizing latent social classes. Understanding these dynamics underscores the importance of addressing relative deprivation, fostering critical thinking, and strategically engaging the gray stratum to achieve meaningful and sustained social change.

Saeid Farzadfar
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuk kültürü ve dijital oyunlar: Elazığ FMD kursu öğrencileri üzerine sosyolojik bir çalışma

Oyun, en basit şekilde zamanın eğlenceli geçirilmesi için yapılan her türlü faaliyet şeklinde tanımlanabilecek geniş kapsamlı bir kavramdır. Oyun kavramı ile çocuk kavramı birbirinden ayrı düşünülemeyen iki kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Zaman içerisinde toplumsal hayatta yaşanan gelişmeler oyunun niteliğinde bir değişim meydana getirmiş ve oyunlar sanal ortamlarda oynanabilir hale gelmiştir. Dünyanın her bir tarafına yayılan ve günümüzde oldukça etkili olan dijital araçlar toplumun büyük kesiminin ilgi odağındadır. Her kesimin ilgi alanına girebilen bu araçlardan oynanan dijital oyunlar sunduğu imkânların fazlalığına bağlı olarak erkek çocuklar tarafından daha çok oynanmaktadır. Bu nedenle bu araştırmada dijital oyunları oynamanın erkek çocukların hayatında nasıl bir etkide bulunduğu ele alınmıştır. Dijital oyunları oynayan erkek çocuk sayısının artması ve erkek çocukların oyunlardan daha fazla etkilenmeleri nedeniyle bu konu giderek önem kazanmaktadır. Toplumsal yapıdaki konumları, sorumlulukları da düşünüldüğünde, dijital oyunların erkek çocukları ne şekilde etkilediği merak konusu olmaktadır. Bir çocuk kültürü olan oyun ve günümüzde geçirdiği değişimler ile ortaya çıkan dijital oyunların etkileri üzerine yapılan çalışmada örneklem grubu 30 erkek çocuk olarak belirlenmiştir. Literatür taraması, görüşme tekniği kullanılarak toplanan verilerle araştırma teorik ve uygulama olmak üzere iki bölüme ayrılmıştır. Bu şekilde elde edilen veriler sosyolojik açıdan değerlendirilmiştir.

Bilgisayar oyunlarıOyunlarSayısal oyunlar+1
Eda Gülçek
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Yoksullukla mücadelede üçüncü sektör: Gönüllü kuruluşlar üzerine sosyolojik bir çalışma

Yoksulluk, günümüz küresel dünyasının en önemli sorunları arasında yer almaktadır. Tarihsel bir olgu olan yoksulluk, günümüzde uç boyutlarda yaşanmakta ve toplumları derinden etkilemektedir. Mutlak, göreli ve insanî yoksulluk kriterlerine göre tanımlanan yoksulluk, kırsal ve kentsel kesimlerde farklı nedenlerden kaynaklanmakta ve toplumsal gruplar arasında farklı şekillerde yaşanmaktadır. Yoksulluğun geçmiş dönemlerdekinden en önemli farkı, sadece duyarlı grupları değil, çalışan kesimleri de etkilemiş olması ve öngörülemez sonuçlara yol açmasıdır.Yoksulluğun geldiği boyutlar ve doğurduğu sonuçlar, ?yoksullukla mücadele? çabalarına da yansımış ve bu çabaların küresel ölçekte uygulanmasını zorunlu hale getirmiştir. Ancak, yoksulluk yerelde yaşandığı için, yoksullukla mücadelenin de yerelde yürütülmesi bir zorunluluk olmuştur. Bugün yerel düzeyde yoksullukla mücadele eden birçok resmi ve sivil kuruluş vardır. Her birinin kullandığı strateji ve hitap ettiği kesim değişmekte, amaçları ve hedefleri farklı olabilmektedir. Bu çalışmada ise yerel düzeyde yoksullukla mücadele eden gönüllü kuruluşlar incelenmiştir.Gönüllü kuruluşlar, yoksulluğun yerelde görülen olumsuz sonuçlarının giderilmesinde önemli işlevler yerine getirmekte; ancak güç ve kaynak açısından yeterli olmadıkları için, bir bütün olarak yoksulluğun ortadan kaldırılmasında veya azaltılmasında yetersiz kalmaktadırlar. Başta finansal destek ve bürokratik engeller olmak üzere çeşitli sorunları bulunan gönüllü kuruluşlar, sosyal sorumluluk ve hayırseverlik anlayışının toplumda kurumsal çatı altında örgütlenmesini temsil etmektedirler.Anahtar Kelimeler: Yoksulluk, yoksullukla mücadele, gönüllülük, gönüllü kuruluş.

Gönüllü kuruluşlarYoksullukÜçüncü sektör
Reşat Açıkgöz
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Osmanlı Dönemi Türk kadın giyimi, 16. yy.-19.yy.

Osmanlı döneminde Türk kadını, kendi hemcinslerinin ve eşinin dışında kimseyle özellikle erkeklerle aynı ortama girememiş, görüşmemiş, görüştürülmemiştir. Kadınların böylesi kapalı bir yaşam sürmesinde İslamiyetin olduğu kadar harem sisteminin gelenek olarak yaygınlaşması da etkili olmuştur. Harem ve burada yaşayan Osmanlı kadını yerli ve yabancı yazar, ressam ve seyyahların ilgi odağı olmuştur. Döneme ait görsel ve yazınsal belgeler Osmanlı toplumunda gizemli bir yaşam süren Türk kadınını anlatmaktadır. Özellikle kullanılan kumaş ve model özelliklerinin zenginliği ile ünlenen Türk kadın giysilerine geniş olarak yer verilmiştir. Dönemin giysi örneklerinin yer aldığı görsel kaynaklar; minyatürlü el yazmaları ve albümler, resimlerle desteklenmiş seyahatnameler, tablo resimler ve gravürlerdir. Giysilerin kullanıma ve zamana bağiı olarak yıpranması, kadın giysilerini saklama geleneğinin olmaması döneme ait, günümüze kalabilmiş giysi sayısını azaltmıştır. Müzelerde bulunan mevcut eserler konu ile ilgili kaynaklardan elde edilen bulguların değerlendirilmesinde önemli katkılar sağlamakta, eksiklikleri tamamlamaktadır. Osmanlı dönemi kadın giysileri ev içi ve sokak giysileri olarak guruplandırılmaktadır. Ev içi giysileri; gömlek (iç entarisi), şalvar, entari, hırka ve üstlük (kaftan), sokak giysileri ise; ferace-yeldirme ve maşlahtır. Bu dönemde kadın ve erkek giysileri önemli benzerlikler göstermekte, zengin, fakir, saraylı, halktan, Türk, yabancı, müslüman veya müslüman olmayan kadınların giysileri arasında ise kumaşın kalitesi ve rengi dışında bir değişiklik bulunmamaktadır. Araştırma kapsamında 16.yüzyıla ait 12 örnek, 17.yüzyıla ait 39 örnek, 18.yüzyıla ait 75 örnek ve 19.yüzyıl ilk çeğreğine ait 14 örnek olmak üzere toplam 140 giysi örneği malzeme, biçim ve model özellikleri açısından incelenmiştir. Döneme ait giysilerde ipekli ve yünlü kumaşlar kullanılmıştır. Giysilerin çoğunluklu olarak görsel belgelerde yer alması kumaşlarıyla ilgili bulguların detaylandırılmasını engellemiştir. Kullanılan kumaşlar, çoğunlukla düz dokumalar ve bitkisel motiflerle bezeli kumaşlardır. Giysilerde süsleyici361 elemanlar olarak; şerit, kürk, oya ve işlemeler kullanılmıştır. Giysi örneklerinde canlı, parlak ve pastel renklerin birlikte ya da ayrı ayrı kullanıldığı, yoğun olarak kırmızı, yeşil ve sarı (altın sarısı), bunlara ilave olarak da mavi, pembe, turuncu, gri, krem, lacivert, kahverengi, bordo, mavi- yeşil, mor, hardal, bej ve siyah, beyaz renklerin yer aldığı görülmektedir. Giysilerin üst üste kullanımı sonucu elde edilen çok renkli görüntüde sanatçı duyarlılığında bir estetik bütünlük sağlanmıştır. Osmanlı dönemi Türk kadın giysilerinde, bütünde ve detaylarda görülen farklılıklar sonucu 35 model özelliği saptanmıştır. 16. Yüzyıl giysilerinde; kısa-bol kollu entariler, kolsuz ve yarım kollu hırkalar, uzun ve bol gömlekler, peşli bol etekler, çaprastlar, birit-ilik düğmeler, ipekliler, düz dokumalar, bitkisel ve sembolik motifler kullanılmış, giysiler biçimsel olarak X ve A formlara yerleştirilmiştir. 16. Yüzyıldaki zengin görüntünün 17. yüzyılda da sürdürüldüğü görülmektedir. Dönemin modasını; kolsuz-kısa kollu hırkalar, oldukça uzun ve dar kollu entariler, peşli bol etekler, hakim yakalar, kürklü üstlükler gibi model özellikleri oluşturmaktadır. 18. Yüzyılda yaşanan batılılaşma hareketleri ve lale devri Türk kadınının yaşamında da etkili olmuştur. Bu dönemde kadınla ilgili belgelerin sayıca çok oluşu Türk kadınının toplumsal yaşamdaki yerini alışının açık bir kanıtıdır. Kat kat giyilen giysiler, serpme bitkisel motiflerle bezeli ipekli kumaşlar, önden ve yandan peşli oldukça bol ve kuyruklu etekler, dar ve elleri örtecek şekilde uzun kollar, kürklü üstlükler, belde şal kuşaklar, işlemeler, oyalar, yırtmaçlar ve geniş pervazlar dönemin modasını yansıtmaktadır. Osmanlı İmparatorluğunun son dönemi 19. yüzyıl kadın giysilerinde geleneksel çizgilerin aşamalı olarak yok olduğu, ve batıdan gelen modellerin benimsenerek moda olduğu görülmektedir. Bu yüzyılın ilk çeğreğinde 18. yüzyılda görülen özellikler kısmen de olsa sürdürülmüş, ancak ithal giysilerin moda olarak yaygınlaşması sonucu giysi üreticileri bu modelleri kopye etmek zorunda kalmışlardır.

16. yüzyıl17. yüzyıl18. yüzyıl+6
Sıdıka Bilgen
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1999
00