2
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Yoksullukla mücadelede üçüncü sektör: Gönüllü kuruluşlar üzerine sosyolojik bir çalışma
Yoksulluk, günümüz küresel dünyasının en önemli sorunları arasında yer almaktadır. Tarihsel bir olgu olan yoksulluk, günümüzde uç boyutlarda yaşanmakta ve toplumları derinden etkilemektedir. Mutlak, göreli ve insanî yoksulluk kriterlerine göre tanımlanan yoksulluk, kırsal ve kentsel kesimlerde farklı nedenlerden kaynaklanmakta ve toplumsal gruplar arasında farklı şekillerde yaşanmaktadır. Yoksulluğun geçmiş dönemlerdekinden en önemli farkı, sadece duyarlı grupları değil, çalışan kesimleri de etkilemiş olması ve öngörülemez sonuçlara yol açmasıdır.Yoksulluğun geldiği boyutlar ve doğurduğu sonuçlar, ?yoksullukla mücadele? çabalarına da yansımış ve bu çabaların küresel ölçekte uygulanmasını zorunlu hale getirmiştir. Ancak, yoksulluk yerelde yaşandığı için, yoksullukla mücadelenin de yerelde yürütülmesi bir zorunluluk olmuştur. Bugün yerel düzeyde yoksullukla mücadele eden birçok resmi ve sivil kuruluş vardır. Her birinin kullandığı strateji ve hitap ettiği kesim değişmekte, amaçları ve hedefleri farklı olabilmektedir. Bu çalışmada ise yerel düzeyde yoksullukla mücadele eden gönüllü kuruluşlar incelenmiştir.Gönüllü kuruluşlar, yoksulluğun yerelde görülen olumsuz sonuçlarının giderilmesinde önemli işlevler yerine getirmekte; ancak güç ve kaynak açısından yeterli olmadıkları için, bir bütün olarak yoksulluğun ortadan kaldırılmasında veya azaltılmasında yetersiz kalmaktadırlar. Başta finansal destek ve bürokratik engeller olmak üzere çeşitli sorunları bulunan gönüllü kuruluşlar, sosyal sorumluluk ve hayırseverlik anlayışının toplumda kurumsal çatı altında örgütlenmesini temsil etmektedirler.Anahtar Kelimeler: Yoksulluk, yoksullukla mücadele, gönüllülük, gönüllü kuruluş.
Osmanlı Dönemi Türk kadın giyimi, 16. yy.-19.yy.
Osmanlı döneminde Türk kadını, kendi hemcinslerinin ve eşinin dışında kimseyle özellikle erkeklerle aynı ortama girememiş, görüşmemiş, görüştürülmemiştir. Kadınların böylesi kapalı bir yaşam sürmesinde İslamiyetin olduğu kadar harem sisteminin gelenek olarak yaygınlaşması da etkili olmuştur. Harem ve burada yaşayan Osmanlı kadını yerli ve yabancı yazar, ressam ve seyyahların ilgi odağı olmuştur. Döneme ait görsel ve yazınsal belgeler Osmanlı toplumunda gizemli bir yaşam süren Türk kadınını anlatmaktadır. Özellikle kullanılan kumaş ve model özelliklerinin zenginliği ile ünlenen Türk kadın giysilerine geniş olarak yer verilmiştir. Dönemin giysi örneklerinin yer aldığı görsel kaynaklar; minyatürlü el yazmaları ve albümler, resimlerle desteklenmiş seyahatnameler, tablo resimler ve gravürlerdir. Giysilerin kullanıma ve zamana bağiı olarak yıpranması, kadın giysilerini saklama geleneğinin olmaması döneme ait, günümüze kalabilmiş giysi sayısını azaltmıştır. Müzelerde bulunan mevcut eserler konu ile ilgili kaynaklardan elde edilen bulguların değerlendirilmesinde önemli katkılar sağlamakta, eksiklikleri tamamlamaktadır. Osmanlı dönemi kadın giysileri ev içi ve sokak giysileri olarak guruplandırılmaktadır. Ev içi giysileri; gömlek (iç entarisi), şalvar, entari, hırka ve üstlük (kaftan), sokak giysileri ise; ferace-yeldirme ve maşlahtır. Bu dönemde kadın ve erkek giysileri önemli benzerlikler göstermekte, zengin, fakir, saraylı, halktan, Türk, yabancı, müslüman veya müslüman olmayan kadınların giysileri arasında ise kumaşın kalitesi ve rengi dışında bir değişiklik bulunmamaktadır. Araştırma kapsamında 16.yüzyıla ait 12 örnek, 17.yüzyıla ait 39 örnek, 18.yüzyıla ait 75 örnek ve 19.yüzyıl ilk çeğreğine ait 14 örnek olmak üzere toplam 140 giysi örneği malzeme, biçim ve model özellikleri açısından incelenmiştir. Döneme ait giysilerde ipekli ve yünlü kumaşlar kullanılmıştır. Giysilerin çoğunluklu olarak görsel belgelerde yer alması kumaşlarıyla ilgili bulguların detaylandırılmasını engellemiştir. Kullanılan kumaşlar, çoğunlukla düz dokumalar ve bitkisel motiflerle bezeli kumaşlardır. Giysilerde süsleyici361 elemanlar olarak; şerit, kürk, oya ve işlemeler kullanılmıştır. Giysi örneklerinde canlı, parlak ve pastel renklerin birlikte ya da ayrı ayrı kullanıldığı, yoğun olarak kırmızı, yeşil ve sarı (altın sarısı), bunlara ilave olarak da mavi, pembe, turuncu, gri, krem, lacivert, kahverengi, bordo, mavi- yeşil, mor, hardal, bej ve siyah, beyaz renklerin yer aldığı görülmektedir. Giysilerin üst üste kullanımı sonucu elde edilen çok renkli görüntüde sanatçı duyarlılığında bir estetik bütünlük sağlanmıştır. Osmanlı dönemi Türk kadın giysilerinde, bütünde ve detaylarda görülen farklılıklar sonucu 35 model özelliği saptanmıştır. 16. Yüzyıl giysilerinde; kısa-bol kollu entariler, kolsuz ve yarım kollu hırkalar, uzun ve bol gömlekler, peşli bol etekler, çaprastlar, birit-ilik düğmeler, ipekliler, düz dokumalar, bitkisel ve sembolik motifler kullanılmış, giysiler biçimsel olarak X ve A formlara yerleştirilmiştir. 16. Yüzyıldaki zengin görüntünün 17. yüzyılda da sürdürüldüğü görülmektedir. Dönemin modasını; kolsuz-kısa kollu hırkalar, oldukça uzun ve dar kollu entariler, peşli bol etekler, hakim yakalar, kürklü üstlükler gibi model özellikleri oluşturmaktadır. 18. Yüzyılda yaşanan batılılaşma hareketleri ve lale devri Türk kadınının yaşamında da etkili olmuştur. Bu dönemde kadınla ilgili belgelerin sayıca çok oluşu Türk kadınının toplumsal yaşamdaki yerini alışının açık bir kanıtıdır. Kat kat giyilen giysiler, serpme bitkisel motiflerle bezeli ipekli kumaşlar, önden ve yandan peşli oldukça bol ve kuyruklu etekler, dar ve elleri örtecek şekilde uzun kollar, kürklü üstlükler, belde şal kuşaklar, işlemeler, oyalar, yırtmaçlar ve geniş pervazlar dönemin modasını yansıtmaktadır. Osmanlı İmparatorluğunun son dönemi 19. yüzyıl kadın giysilerinde geleneksel çizgilerin aşamalı olarak yok olduğu, ve batıdan gelen modellerin benimsenerek moda olduğu görülmektedir. Bu yüzyılın ilk çeğreğinde 18. yüzyılda görülen özellikler kısmen de olsa sürdürülmüş, ancak ithal giysilerin moda olarak yaygınlaşması sonucu giysi üreticileri bu modelleri kopye etmek zorunda kalmışlardır.