100
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Hatay ve çevresinde sığır, koyun ve keçilerde görülen göz hastalıklarının insidansı
HATAY VE ÇEVRES NDEK SIĞIR, KOYUN, VE KEÇ LERDE GÖRÜLENGÖZ HASTALIKLARI NS DANSIBu çalışmada Hatay ve çevresindeki sığır, koyun, ve keçilerde görülen göz hastalıklarıinsidans yönünden araştırılarak, hayvancılık sektöründeki önemi ve ekonomik etkilerininortaya konulması amaçlandı. Bu amaçla 9906 sığır, 2549 koyun ve 1418 keçi kullanıldı.Sığırların 1012'inde 14, koyunların 204'ü ile keçilerin 58'inde 6 farklı göz problemisaptandı. Sığırlardan 219'u holştayn, 302'si montafon, 201'i simental, 164'ü melez, 107'siyerli, 14'ü jersey ve 5'i ise şarole ırkına aitti. Göz hastalıklarının görülme insidansı açısındanırklar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (P<0,001).Göz hastalıklı olgulardan 279'unda ( % 27.57 ) konjunktivitis, 204'ünde ( % 20.16 )keratitis, 123'ünde ( % 12.15 ) enfeksiyöz keratokonjunktivitis ( IBK ), 83'ünde ( % 8.20 )kist dermoid, 68'inde ( % 6.72 ) amaurozis, 85'inde ( % 8.40 ) göz kapakları ile ilgiliproblemler, 47'sinde ( % 4.64 ) leukoma, 26'sında ( % 2.57 ) bupththalmus, 25'inde ( % 2.47) kornea apsesi, 20'sinde ( % 1.98 ) skleritis, 15'inde ( % 1.48 ) iris stafilomu, 14'ünde ( %1.38 ) ulkus kornea, 12'sinde ( % 1.19 ) palpebra tertia bezinin prolapsusu ve 11'inde ( %1.09 ) gözde yabancı cisim saptandı. Çalışmamızdaki göz hastalıkları mevsim ve ay faktörüaçısından karşılaştırıldığında istatistiksel olarak önemli bir fark ( P>0,05 ) bulunmadı.Sonuç olarak bu çalışmada elde edilen bulgulardan göz hastalıklarının Hatay yöresisığırlarında yaygın olduğu, özellikle IBK gibi hastalıkların önemli ekonomik kayıplara nedenolduğu fakat bu hastalıklardan çoğunun saha koşullarında sağaltımlarının mümkün olduğugörüldü.Anahtar Sözcük: Göz hastalıkları, Sığır, Koyun, Keçi, Hatay.
Elazığ ve yöresi koyun ve keçilerde görülen Piyeten'in etiyoloji, klinik seyir, epidemiyolojisi ile sağıtımlarının karşılaştırmalı araştırması
Köpeklerde yeni bir inhalasyon anesteziği olan isoflurane ile halothanein karşılaştırılması
ÖZET Bu çalışmada köpeklerde yeni bir inhalasyon anestezigi olan isoflurane ile halothane'ın klinik. hematolojik ve patolojik verilerinin bir karşılaştırması yapıldı. Köpekler halothane ve isoflurane grubu olmak üzere önce 2 gruba ve sonra her grup 5' eri i 3 altgruba ayrıldılar. Birinci altgruptaki köpeklere maske ile inhalasyon indüksiyonu ve 1.5 MAC'lık dozlarda {% 1.3 halothane. % 1.9 isoflurane) 2 saat süreyle anestezi sağlandı, ikinci altgrupdaki lere pen- tothal indüksiyonu ve yine 1.5 MAC'lık dozlarda 2 saat süreyle anestezi sağlandı, üçüncü alt grupdakilere pentothal ile indüksiyon ve 2 MAC'lık dozlarda(%l.7 halothane, %2.5 isoflu rane) 1 hafta içerisinde 3 kez. günde 2 saat süreyle anestezi uygulandı. Oksijen % 100 veya nitröz oksitle %50-%50 oranlarında kullanıldı. Anestezi yarıkapalı metodla ve spontan solunumla devam ettirildi. Her iki gruptaki köpekler indüksiyona kısa süreler için de girdiler. îki anestezik arasında indüksiyona girme hızı açısından önemli bir fark bulunmadı fP>0. 05). Solunum sisteminin isoflurane ile daha fazla deprese oduğu tesbit edildi.Solunum sayısındaki azalma isoflurane grubunda daha fazlaydı (P<0. 05 ). Kardiyovasküler sistem bulgularından arter iye 1 kan basıncının isoflurane ile biraz daha fazla düştüğü (P>0.05). kalp atım sayısının ise arttığı gözlemlendi (P<0.01). Venöz basınç ve vücut ısılarında. iki anes tezik arasında bir fark yoktu. Operasyonlar esnasında 1.5-2 MAC'lık dozlarda herhangi bir kas gevsetici ilaca gerek duyulmaksızın operasyonlar rahatlıkla yapıldı. İsoflurane ilekas gevşemesi daha iyi idi. Uyanma döneminde larenks refleksi isoflurane ile daha çabuk olustu(P<0. 05). Ayağa kalkma süresi isoflurane ile daha çabuk gerçekleşti (P<0.01). 1.5 MAC lık dozlarda 2 saat süreyle anesteziye alınan köpeklerin karaciğerlerinin histopatolojik muayenesinde, ha- lothane grubunda yer yer fokal nekroz odaklarına rastlanırken isoflurane grubunda görülmedi. Bununla beraber bu gruplarda kan muayane sonuçları ve SGOT.SGPT enzim düzeyleri, birbirine benzer olarak normal fizyolojik sınırlarda kaldı. 2 MAC lık dozlarda ve 1 hafta içerisinde üç kez (günde 2 saat) anesteziye alınan köpeklerin karaciğerlerinin histopatolojik muayenesinde halothane grubundaki köpeklerin hepsinde fokal nekrotik odaklara rastlanırken, isoflurane grubunda sa dece bir köpekte fokal nekrotik odak görüldü. îki grubun kan muayene sonuçları arasında bir fark bulunmazken, SGOT ve SGPT enzim düzeylerinde halothane ile biraz daha fazla bir yükselme tespit edildi (P>0.05). Anestezi sonrasındaki günlerde bazı makalelerde bildirilen ve hayvanların ölümüyle sonuçlanan akut hepatitis ve ka raciğerde total nekroz olaylarına her iki gruptaki köpeklerde de rastlanılmadı. Sonuç olarak isoflurane ' in. kardiyovasküler sistem ve karaciğer üzerine toksik etkisinin halothane' a göre daha az olduğu, buna karsın solunum üzerine depressif etkisinin bulunduğu tesbit edildi. Karaciğere ve kalp üzerine toksik etkisinin daha az olduğu ve özellikle genel durumu bozuk kalp ve karaciğer rahatsızlığı bulunan hayvanlarda kullanılmasının tavsiye edilebileceği kanısına varıldı.
Tavşanlarda deneysel olarak oluşturulan intra abdominal adezyonların önlenmesinde; Polyethylene Glycol ve Dextran'ın karşılaştırmalı araştırılması
ÖZET: Bu çalışmada; tavşanlarda deneysel olarak oluşturulan intraabdominal adezyonların önlenmesinde ve lyzisten sonra tekrar şekillenen adezyonların geri letilmesinde veya tamamen yok edilmesinde % 5 polyethylene glycol (PEG)4000 ve % 32 dextran 70 'in karşılaştırılması yapıldı. Araştırmamız iki gruptan ve her grupta kendi içinde 3 altgruptan oluştu. Grup l'de; PEG 1, DEXTRAN 1 ve KONTROL 1 a ltgrupl arında test solüsyonlarının postoperatif adezyonların önlenmesindeki etkileri araştırıldı. Grup 2 'de; PEG 2. DEXTRAN 2 ve KONTROL 2 a ltgrupl arında adezyon oluşturulduktan sonra, test solüsyonlarının şekillenmiş olan adezyonları geriletme veya tamamen yok etmelerindeki etkilerine bakıldı. Ayrıca defekt oluşturulan bölge ve adezyonlu bölgelerin histopatolojik muayeneleri yapılarak adezyon dereceleri mikro olarakta değerlendirildi. Karaciğer, dalak ve böbreğin histo patolojik muayeneleri yapılarak test solüsyonlarının etkileri araştırıldı. Ensizyon çizgisinin histopatolojik muayenesi yapılarak test solüsyonlarının yara iyileşmesi üzerine olan etkisi değerlendirildi. Grup l'de; % 5 PEG 4000 adezyonların önlenmesinde. % 32 Dextran 70 ve Kontol a ltgrupl arına göre anlamlı derecede ya rarlı olduğu saptandı (P <<: 0.05). % 32 Dextran 70'in ise Kontrol alt grubuna göre anlamlı derecede yararlı olduğu görüldü (P s< 0.05). Grup 2 'de; % 5 PEG 4000 'nin lyzisten sonra tekrar şekil lenen adezyonların geriletilmesi veya tamamen yok edilmesin de istatiksel olarak önemli derecede yararlı olduğu anlaşıldı(P^ 0.01). % 32 Dextran 70 'in adezyonların geri let ilmesi veya orta dan kaldırılmasında anlamlı derecede adezyonları artırdığı görüldü (P ^ 0.01). Kontrol altgrubunda ise mevcut adezyonların anlamlı de recede daha da arttığı saptandı (P ^ 0.01). Histopatolojik muayenelerde; test solüsyonlarının hiç bir toksik etkisinin ve yara iyileşmesi üzerine zararlı etkilerinin olmadığı anlaşıldı. Adezyonlu bölgenin ve defektli alanın mikro olarak degerledirilmesi sonucu, f ibroblastların Derece 2'den Derece 4'e doğru yoğunluk kazandığı gözlendi. Sonuç olarak; % 5 PEG 4000; gerek birinci operasyonlar da ve gerekse ikinci operasyonlardan sonra koruyucu olarak kullanılabildiği gibi, operasyon yoluyla kalın band adezyonların elle çekerek veya keserek ayırma işleminden sonra tekrar adezyon oluşmaması için kullanılmasının yararlı olacağı kanısındayız.
Köpeklerde Enfluran, İsofluran ve Propofol anesteziklerinin karşılaştırılması
82 5.0ZET Bu çalışmada köpekler için halen pratikte kullanılmakta olan inhalasyon anesteziklerinden enfluran ve isofluran ile, köpekler için yeni sayılabilecek bir anestezik olan propofol'ün damla infüzyon tekniği kullanılarak, 2 saat süreyle anestezileri yapıldı. Bu 2 saatlik süre içerisinde hayvanların klinik, hematolojik, biyokimyasal, kardiyovasküler ve histopatolojik bulgularına bakıldı. Klinik bulgulardan solunum sayısı ve vücut ısısı ile kardiyovasküler bulgulardan sistolik basınç, diastolik basınç, kalp atım sayısı ve EKG bulguları anestezi süresince 10 dakika aralıklarla alındı. Hematolojik ve biyokimyasal bulgular ise anesteziden önce, anestezinin 30. ve 120. dakikalarında, anesteziden 24 saat sonra ve anesteziden 1 hafta sonra olmak üzere toplam 5 kez incelendi. Çalışmada toplam 40 adet değişik yaş, ırk, cinsiyet ve ağırlıkta köpekler kullanıldı. Enfluran ve isofluran grubu üç alt gruba, propofol ise iki alt gruba ayrıldı. Enfluran ve isofluran'ın 2. alt gruplarının maske ile indüksiyonu sırasında sıklıkla hayvanlarda korku ve heyecan yarattığı ve salivasyonu artırdığı görüldü. İntravenöz bir ajanla (pentothal, propofol) indüksiyon yapıldığında ise sık olarak apnea ile karşılaşıldı. Anesteziden uyanma ve ayağa kalkma süreleri enfluran ve isofluran grubunda daha kısa bir sürede gerçekleşmesine rağmen, propofol grubunda ise bu süre daha uzun sürdü Solunum sayısı her üç grupta da ilk 10 dakika içerisinde yaklaşık olarak %50 azalarak anestezinin sonuna kadar 8-12 arasında kaldı. Propofol grubundaki hayvanlarda anestezi boyunca solunum sayısı ve düzeninin sürekli olarak değişiklik gösterdiği saptandı. Vücut ısısı anestezi süresince sürekli bir düşme eğiliminde olup, 4-5 °C'lik düşüşler görüldü. Fakat grup olarak en fazla düşüş 3. grup olan propofol grubunda gerçekleşti. Kardiyovasküler sistem bulgularından sistolik basınç, diastolik basınç ve kalp atım sayısı her üç grupta da belirgin düşüşler gösterdi. Sistolik basınç ve kalp atım sayısında en büyük düşüşler enfluran grubunda görülürken, diastolik basınçtaki en büyük düşüş isofluran'ın 1. alt grubunda gerçekleşti. İsofluran ve enfluran'ın 2. alt gruplarında sistolik basınç, diastolik basınç ve kalp atım sayısındaki düşüşler daha azdı. EKG bulgularından ise enfluran ile isofluran'ın 1. ve 2. alt gruplarında ve propofol grubunun ise birinci alt grubundaki hayvanlarda çok kısa süre devam eden aritmiler saptandı. Hematolojik ve biyokimyasal bulgulardan üre, kreatinin, şeker ve total lökosit hariç, istatistiksel açıdan önemli bir değişiklik görülmedi. Serum glikoz düzeyindeki en fazla artış propofol grubunda, daha sonra ise isofluran grubunda görüldü. Üre ve kreatinin değerlerinde ise en fazla artış enfluran grubunda gerçekleşti. Total lökositteki en büyük artış isofluran grubunda görüldü.83 Kullanılan anestezik ilaçların karaciğer ve böbrek üzerine toksik etkilerinin olup olmadığını araştırmak için yapılan çalışmada ise, anestezik ilaç 1 hafta içerisinde 3 kez uyguladı, üçüncü uygulamanın sonunda köpekler ötenazi edilerek karaciğer ve böbreklerinden kesitler alındı ve histopatolojik olarak incelendi. Enfluran uygulanan gruptaki hayvanların karaciğer ve böbreklerinde azda olsa toksik bir etkinin olduğu histopatolojik olarak saptandı.
Köpeklerde deneysel maddi kayıplı femur kırıklarında koral ve spongiyöz otogref uygulamalarının karşılaştırılması
51 6. ÖZET Maddi kayıplı femur kırıklarında koral ve spongiyöz otogref uygulamalarının karşılaştırılması amacıyla deneysel olarak gerçekleştirilen bu çalışmada, değişik ırk, yaş, cinsiyet ve ağırlıkta 16 adet köpek kullanıldı. Köpekler eşit olarak 2 gruba ayrıldı. Femur diyalizlerinde 1 cm uzunluğunda blok halinde bir boşluk oluşturuldu. Oluşturulan boşluklar; bir grupta doğal koral implantla, diğer grupta ise spongiyöz otogrefle dolduruldu. 1, 2, 3, 6. aylarda klinik ve radyografik kontroller yapıldı ve her iki gruptan ikişer köpek ötenazi edildi. Gref uygulanan bölgelerin histopatolojik kontrolleri yapıldı. Operasyon süresi; koral implant uygulamalarında, spongiyöz otogref uygulamalarına göre daha kısaydı. Genel olarak koral implant uygulanan olguların spongiyöz otogref uygulanan olgulardan daha önce yürüdükleri gözlendi. Koral implantlarda progresif rezorpsiyon ve yeni kemik oluşumu 1. aydan itibaren başladı. İmplantlarm rezorpsiyonu zaman içerisinde devam etti, ancak 6 aylık gözlem süresi sonunda olguların hiçbirinde tam rezorpsiyon gözlenmedi. Bununla birlikte red olayma da rastlanmadı. Spongiyöz otogref uygulanan olgularda 1. ayda başlayan yeni kemik oluşumu zamanla arttı. Altı aylık gözlem süresi sonunda defektler tamamen dolduruldu ve kemik bütünlüğü sağlandı. Sonuç olarak; spongiyöz otogref iyi bir gref materyalidir. Koral implant uygulamaları ise gref materyalini elde etmek için ikinci şirurjikal işlem gerektirmez. Ekonomiktir, elde edilmesi ve şekillendirilmesi kolaydır. Rejeksiyon oluşturmaz. Dokularla uyumludur ve rezorbe edilebilir. Doğal koral implantlan spongiyöz otogrefm yetersiz kaldığı durumlarda kullanılabilir.
Tunceli ve yöresindeki sığırlarda karşılaşılan ayak hastalıklarının insidans ve tedavileri üzerine gözlemler
79 5. ÖZET Sığır yetiştiriciliğinde önemli bir problem olan ayak hastalıkları, multifaktöriyel bir etiyolojiye sahiptir. Ayak hastalıkları ve bozuk tırnak şekillerinin oluşmasında; genetik faktörler, çevresel faktörler, primer ya da sekunder enfeksiyöz hastalıklar ile beslenme düzensizlikleri etkin rol oynar. Çalışmada incelenen 1688 sığırda, 86 ayakta sadece tırnak deformitesi, 26 ayakta deformitesiz ayak hastalığı görülürken, 153 ayakta da tırnak deformitesi ile birlikte ayak hastalığı saptandı. Deforme tırnak ve deforme tırnak yapısı ile birlikte hastalık tablosu şekillenen tırnak sayısı toplam 239'dur. Bunların 32'si ön, 207'si arka ayakta olmak üzere 153'ü lateral, 40'ı medial, 46'sı da bilateral olarak belirlenmiştir. Çalışmada tırnaklardaki deformasyon ve ayak hastalıklarının dağılımı şu şekilde saptanmıştır. 132 olguda (%55.23) sivri tırnak, 8 olguda (%3.35) küt tırnak, 11 olguda (%4.60) ayrık tırnak, 21 olguda (%8.79) makas tırnak, 24 olguda (%10.04) yayvan, geniş ve dolgun tırnak, 43 olguda (%17.99) burulmuş tırnak tespit edilmiştir. Çalışmada, deforme tırnak yapılarının ayak hastalıklarının oluşmasındaki etkisi açık olarak gözlenmiştir. 15 olguda (%8.38) interdigital dermatitis, 18 olguda (10.06) erosio ungulae, 3 olguda (%1.68) ökçe apsesi, 11 olguda (%6.15) interdigital hyperplasia, 24 olguda (%13.41) interdigital flegmon, 23 olguda (%12.85) podo. asep. diffusa, 3 olguda (%1.68) podo. circu., 15 olguda (%8.38) podo. septica, 13 olguda (%7.26) fissura ungulae, 4 olguda (%2.23) podoartritis prulenta, 19 olguda (%10.61) ökçe ve taban eziği, 5 olguda (%2.79) travmatik yan duvar ulkusu, 19 olguda (%10.61) beyaz çizgi hastalığı, 7 olguda (%3.91) digital dermatitis tespit edilmiştir. Lezyonların türü tespit edildikten sonra, bilinen yöntemlerle sağaltımları gerçekleştirilmiştir.80 Bu çalışmada Tunceli ve yöresinde 1688 sığırda ayak hastalıktan ve tırnak deformasyonlan araştırılmıştır. Sonuçlar tablolar şeklinde sunulmuştur. Tırnak deformasyonlarınm sağaltımları yerinde gerçekleştirilmiştir. Ayak ve tırnak bakımı konusunda yetiştiricilere tavsiyelerde bulunulmuştur.
Köpeklerde deneysel olarak tibia defektlerinin onarımında sirküler eksternal fiksatör cihazı kullanımı
58 7. ÖZET Bu çalışmada, köpeklerde sirküler eksternal fiksatör kullanılarak kemik kaydırma tekniği ile deneysel olarak oluşturulan tibia defektlerinin onarımı yapıldı. Sonuçlar klinik, radyografik ve histopatolojik olarak değerlendirildi. Çalışmamızda değişik ırk, yaş ve cinsiyette 18 adet sokak köpeği kullanıldı. Sirküler eksternal fiksatör 4 halka ve 3 adet bağlantı rodu ile kuruldu. Herbir halka aralarında 60 ile 90 ° açı olacak şekilde iki adet 1.5 mm'lik kirschner teli ile tibiaya tespit edildi. Tibianın diyafizer bölgesinden 20 mm'lik kemik parçası çıkarıldı. Kortikotomi tibianın proksimal kranialinden periost korunarak yapıldı. Altı günlük bekleme periyodundan sonra kemik kaydırma her 12 saatte 0.5 mm distale doğru 20 gün uygulandı. Kaydırma işlemi tamamlandıktan sonra yedi gün kompresyon-distraksiyon, 40 gün konsolidasyon ve 17 gün dinamizasyon uygulandı. Olgular fiksatöre kolay uyum sağladılar. Pin yolu enfeksiyonu en yaygın komplikasyondu. Olgular ekstremitelerini postoperatif 2. haftada kısmen, 4. haftada tamamen kullandılar. Kas atrofisi karşı bacakla karşılaştırıldığında fiksatör çıkarılıncaya kadar orta derece idi. Üçüncü aydan sonra atrofi azaldı. Ödem ilk 2 hafta gözlendi. Fiksatör bozulması ve pin kırılması ile karşılaşılmadı. Beş olguda pin gevşemesi sonucunda pinler değiştirildi. Distraksiyon aralığmdaki kollojen fibriller distraksiyonun 2. haftasında ve yeni kemik distraksiyon yönünde organize olduğu görüldü. Kollojen fibrillerin mineralizasyonu proksimal ve distal kemik uçlarından başladı. Bütün olgularda distraksiyon aralığı ve distal kaynama bölgesi normal gelişim gösterdi. Üç olguda tam olmayan kortikotomi, üç olguda deviasyon ve iki olguda ise distal bölgede yeniden kırık gözlendi. Sirküler eksternal fiksatörü kullanarak yapılan kemik kaydırma tekniği ile tibianın diyafizer defektlerinin onarımı güvenle yapılabilmektedir.
Köpeklerde halotan ve sevofluranın bazı klinik, hematolojik, biyokimyasal değerler ile kardiyovasküler sistem üzerine etkilerinin karşılaştırılması
59 5. ÖZET Bu çalışma değişik yaş, cinsiyet, ırk ve ağırlıkta 30 köpek üzerinde gerçekleştirildi. Olgular rastgele halotan ve sevofluran grubu olarak adlandırılan iki eşit gruba ayrıldılar. Thiazine hydrochlorid-Xylazin (Rompun) ve atropin sülfat (Atropin) kombinasyonu ile premedikasyon ve thiopental sodium (Pentotal) ile indüksiyondan sonra bu olgular entübe edilerek halotan ve yeni bir anestezik olan sevofluran ile iki saat süreyle anesteziye alındılar. Halotan ve sevofluran % 100 oksijen ile birlikte 1.5 MAC dozlarında kullanıldılar. Klinik muayenede, solunum sayısı, vücut ısısı anesteziden uyanma dönemindeki refleksler ve ayağa kalkma sürelerine bakıldı. Solunum sayısı, vücut ısısı, sistolik basınç, diastolik basınç ve kalp atım sayılan anestezi süresince 1 0 dakika aralıklarla alındılar. Hematolojik ve biyokimyasal analizler sırasında, lökosit sayısı, ertrosit sayısı, hemoglobin miktarı, hematokrit, BUN, kreatinin, glikoz, ALT, AST, albumin, globulin değerlerine anesteziden önce, anestezi sırasında (60.dk) ve anesteziden 24 saat sonra alman kan örnekleri kullanılarak bakıldı. Solunum sayısı her iki grupta da indüksiyondan hemen sonra düşmeye başladı ve solunum sayısı anestezi süresince %50 oranlarında düşerek bu oran ortalama 10/dk. olarak kaydedildi. Sistolik basınç, diastolik basınç ve kalp atım sayısında her iki grupta da düşme kaydedildi. Halotan grubunda kalp atım sayısındaki düşüş sevofluran grubuna göre daha belirgindi. Sevofluran grubunda kalp atımları daha ritmik ve düzenliydi. Vücut ısısında her iki grupta da anestezi süresince düşme eğiliminde olan bir seyir görüldü. Uyanma döneminde sevofluran grubunda refleksler halotan grubuna göre daha erken oluştu. Ayağa kalkma süresi halotan grubuna göre daha kısa sürelerde gerçekleşti. Hematolojik parametrelerden lökosit sayısı halotan grubunda anesteziden 24 saat sonrada artışına devam etti. Sevofluran grubunda da lökosit sayısında artış meydana geldi fakat bu artış istatistiksel olarak önemsiz bulundu. Her iki grupta eritrosit sayısı,6ü hemoglobin, ve hematokrit değerlerde anestezi sırasında hafif bir azalma görülse de 24 saat sonra anestezi öncesi değerlere yaklaştıkları görüldü. Biyokimyasal parametrelerden serum glikoz ve ALT düzeylerinde halotan grubunda istatistiksel olarak anlamlı bulunan değişiklikler görüldü. 24 saat sonra alınan kan serumunda ise bu parametreler anestezi öncesi değerlere yakın olarak ölçüldü. Sevofluran grubunda anestezi sırasında serum glikoz düzeyinde oluşan istatistiksel olarak anlamlı yükseliş 24 saat sonra alınan kan serumunda anestezi öncesi değerlere yaklaştığı görüldü. Diğer biyokimyasal parametrelerden BUN, kreatin, albumin, globulin değerlerinin her iki grupta da fizyolojik sınırlar içinde kaldığı görüldü. Sonuç olarak halotan ile karşılaştırıldığında; sevofluranın kardiovasküler sistem üzerine daha az etkili, anesteziden uyanma süresinin ise daha kısa olduğu saptandı. Bundan dolayı, kardiovasküler hastalığı bulunan ve erken uyanması istenen olgularda sevofluranın halotana tercih edilebileceği kanısına varıldı.
Distal femur kırıklarında poliaksiyel klemp rod internal fiksasyon metodunun etkinliğinin araştırılması: koyun modelinde deneysel bir çalışma
Amaç: Ortopedi Geliştirme Enstitüsü (AO-VET) tarafından tasarlanan Klemp-Rod İnternal Fiksasyon (CRIF) sistemi ile tarafımızca aynı sistemdeki klemp ve vidalar üzerinde yapılan modifikasyon ile tasarlanan M-CRIF sisteminin koyunlarda deneysel suprakondiler femur kırık modelinde uygulama ve iyileşme açısından etkinliklerini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışma materyalini 12 sağlıklı koyun oluşturdu. Sol femur distalinde suprakondiler kırık oluşturulan koyunlar, rastgele 2 gruba ayrılarak birinci grup (GI, n=6) klasik CRIF sistemi ile stabilize edilirken, ikinci grup (GII, n=6) ise M-CRIF sistemi ile stabilize edildi. Koyunlar kemik iyileşmesinin takibi açısından operasyon öncesi, operasyondan hemen sonra, 3, 7, 14, 28, 45 ve 60. günlerde klinik, radyolojik ve biyokimyasal olarak değerlendirildi. Bulgular: Gruplar arasında klinik yürüme puantajı ve basınç bandı analiz skorları 28. ve 45. günlerde GII'deki değerler GI'dekine göre daha yüksek bulundu (p<0,05). Kemik iyileşme biyobelirteçlerinden Kemik Alkalen Fosfataz (B-ALP) 3, 14, 28, 45 ve 60. günlerde, Kollajen tip I (COL1) 14, 28, 45 ve 60. günlerde, Karboksi-Terminal Telopeptid (CTX) 45. günde GII'deki değerler GI'den daha yüksek bulundu (p<0,05). Antiinflamatuar sitokinlerden olan Interlökin -10 (IL-10) 3, 28 ve 45. günlerde GII değerleri GI'den yüksek bulundu (p<0,05). Radyolojik sonuçlara bakıldığında ise tüm çalışma boyunca kemik iyileşmelerinin GII'de GI'e göre daha iyi olduğu görüldü. Sonuç: Koyunlarda deneysel olarak oluşturulan suprakondüler femur kırık modeli üzerinde hem CRIF ve hem de M-CRIF sistemlerinin kullanılabileceği ancak implant kaynaklı kemik rotasyonu ve implant gevşemesi gibi komplikasyonlar ile karşılaşılmaması için M-CRIF sisteminin daha uygun olduğu, bu sonuçların ancak klinik çalışmalarla da desteklenmesi gerektiği sonucuna varıldı. Anahtar Sözcükler: Biyobelirteç, distal femur kırığı, koyun, klemp-rod, modifiye klemp-rod .
Kedilerde arka ekstremite uzun kemiklerinin ortopedik ameliyatlarında epidural bupivakain ile multimodal analjezinin postoperatif ağrı üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmada, arka ekstremite uzun kemik kırığı olan ve plaka osteosentezi yapılan kedilerde epidural bupivakain ile multimodal analjezi tekniklerinin postoperatif ağrı üzerine etkilerinin karışılaştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışma materyalini arka ekstremite uzun kemiklerinden herhangi birinde sadece bir kırığı bulunan 1-3 yaş arasındaki 24 kedi oluşturdu. Bu kediler, rastgele 3 gruba ayrılarak birinci grup (GI, n=8), epidural grubu olarak belirlenirken ikinci grup (GII, n=8) multimodal grubu, üçüncü grup ise (GIII, n=8) kontrol grubu (meloksikam HCl) olarak belirlendi. Hastaların, genel durumlarının değerlendirilmesi amacıyla preoperatif dönemde klinik, radyolojik ve hematolojik verileri kaydedildi. Ağrı değerlendirilmesi amacıyla postoperatif 2., 4., 6., 12. ve 24. saatlerdeki vital bulgularının yanı sıra Feline Grimace Skalası, Glasgow Ağrı Skalası ve Görsel Analog Skala kullanıldı. Bulgular: Postoperatif kontrol saatlerinde Glasgow Kompozit Ağrı Skalası'ndaki skorlamalar değerlendirildiğinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Feline Grimace Ağrı Skalası'nda 24. saatlerde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (p<0,05). Görsel Analog Skala'da 6. saatlerde istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,05). Çalışmadaki vital bulgular referans aralığındaydı. Her iki analjezik uygulamasının da 6. saatte Glasgow Kompozit Ağrı Skalası'na göre analjezik ihtiyacının olmadığı ancak Feline Grimace Ağrı Skalası ve Görsel Analog Skala'ya göre epidural bupivakain grubundaki iki hastaya analjezik gereksinimi duyulduğu görüldü. Sonuç: Kedilerde şiddetli ağrıya neden olan osteosentez operasyonlarında epidural bupivakain ile multimodal analjezinin postoperatif ağrı üzerine olan etkilerinin karşılaştırıldığı bu çalışmadan elde edilen verilere bir arada değerlendirildiğinde her iki tekniğinde yeterli düzeyde bir analjezi sağladığı, ancak postoperatif 6. saatte multimodal analjezinin etkisinin daha üstün olduğu söylenebilir. Anahtar Sözcükler: Ağrı, analjezi, kedi, epidural, multimodal, preemptif.
Diyarbakır ve yöresindeki sığırlarda görülen ayak hastalıkları insidansının araştırılması
Diyarbakır ve Yöresindeki Sığırlarda Görülen Ayak Hastalıkları İnsidansının Araştırılması Bu çalışma; Diyarbakır ve yöresindeki sığırlarda görülen ayak hastalıklarının insidansının ortaya konulması amacıyla yapıldı. Çalışma materyalini 60 işletmede, farklı ırk, yaş, cinsiyet ve canlı ağırlıkta toplam 2592 baş sığır oluşturdu. Hayvanların ırk özelliklerine göre, barındırıldıkları ahır zeminine göre, yaşlarına göre ve canlı ağırlıklarına göre tırnak yapıları ve hastalıkları yönünden incelendi. Yapılan incelemede 2592 sığırdan 596 tanesinde ayak hastalığı ve 43 sığırda ayak deformasyonu tespit edildi. Sonuç olarak, Diyarbakır ve yöresindeki ayak hastalıklarının insidansının %23, ayak deformasyonlarının ise %1.66 olduğu tespit edildi. Anahtar kelimeler: Ayak Hastalığı, Diyarbakır Yöresi, İnsidans, Sığır
Köpeklerde diş kayıplarında dental implant uygulaması
Bu çalışmada; kliniğimize dişe ilgili şikayet ile getirilen ve diş ekstraksiyonu gerçekleştirilen on adet köpeğin, bu bölgeye diş implantı yerleştirilmesi ve kron restorasyonu ile oluşturulan dişler ile çiğneme etkinliğinin arttırılması, yeterli beslenmenin sağlanması yanında tutma, parçalama, savunma gibi içgüdüsel davranışların devamının sağlanması amaçlanmıştır. Rutin klinik muayeneden sonra, köpeklerde, lezyonlu dişler, genel anestezi altında alınmıştır. Doku iyileşmesi sağlandıktan sonra, genel hastalıklar yönünden muayene edilmiş, sistemik bir hastalıklığın bulunmadığına karar verildikten sonra implant uygulanmasına geçilmiştir. Operasyon genel anestezi altında, diş cerrahi seti (Nucleoss, Türkiye) kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Operasyona, iki komşu diş arası H şeklinde ensizyon ile başlanmış, yumuşak doku periodontal elavatörle kaldırılarak maxillar veya mandibular kemik dokusuna ulaşılmıştır. Keskin driller ile kaviteler hazırlanmıştır. Periapikal radyografi ile ölçülen çene kemiği kalınlığına uygun olan, 8 mm boyunda 3,8 mm çapında diş implantları (Nucleoss, T3, Türkiye ), yanal diziliş şeklinde, kemik içerisine yerleştirilerek, iyileşme başlıkları monte edilmiş yumuşak doku, 3.0 vıcryl (Eticon, Türkiye) ile kapatılmıştır. Postoperatif dönemde sistemik antibiyotik kullanılmış ve ağız hijyenine önem verilmiştir. Kemik implant osteointegrasyonu sonrası, bölgeden ölçü alınarak, diş laboratuvarında kron üst yapısı hazırlanmış ve cam ionomer siman ile implanta yapışması sağlanmıştır. Bu çalışmada 10 köpeğe toplam 15 adet dental implant uygulamış olup, implantın kemik doku içerisindeki hareketsizliği, bölgede enfeksiyon, ağrı, kanama, ödem olmaması, çiğneme fonksiyonlarının düzgün oluşu ve kron-implant bütünlüğünün uzun dönemde sağlamlığı göz önünde bulundurularak başarılı olarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, köpeklerde diş implantlarının başarı ile kullanılabileceği kanısına varılmıştır. Anahtar Kelmeler: Köpek, Dental implant
Sağlıklı kedilerde abdomen bölgesinin bilgisayarlı tomografik muayenesi
DAHA SONRA DOLDURULACAKTIR
Aydın ve yöresinde koşum atlarında karşılaşılan diş bozukluk ve hastalıklarının değerlendirilmesi
Bu çalışmada, Aydın ve çevresinde yer alan atların diş bozukluk ve hastalıklarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın materyalini, Aydın ili çevresinde bulunan 27'si dişi, 53'ü erkek olmak üzere toplam 80 at oluşturdu. Materyali oluşturan atlar yaşlarına göre 3 gruba ayrıldı. Birinci grup 2-6 yaş arasındaki atlar (34 at), ikinci grup 6-12 yaş arasındaki atlar (33 at), üçüncü grubu ise 12 yaş üzeri atlar (13 at) oluşturdu. Bu atların ırkları 7'si Safkan İngiliz, 7'si Safkan Arap, 56'sı Rahvan, 2'si Haflinger ve 8'i melez olarak dağılım gösterdi. Yapılan diş muayenelerinde, dişlerdeki sayı, durum ve yön düzensizlikleri, kırıklar, aşınma düzensizlikleri, diş çürüğü, diş taşları, diastema ve öğütücü dişlerde keskin kenarlı diş oluşumları yönünden değerlendirildi. Bu değerlendirme sonucunda atlardaki diş bozukluk oranı %84,2 olarak bulundu. Kesici dişlerde en fazla diş düzensizliği (%46,2), canin dişlerde aşınma düzensizlikleri (%47,1), premolar ve molar dişlerde ise rostral hook (%41,9) tespit edildi. Atların yaşları arttıkça diş problemlerinin de arttığı görülmüştür. Çalışma sonucunda, Aydın ve çevresinde yer alan atların diş bozukluk ve hastalık oranlarının azımsanmayacak sayıda olduğu ve belirli aralıklarla atlarda diş muayene ve bakımının yapılmasının oluşabilecek bozukluk ve hastalıkların minimize edilebilmesinde yararlı olacağı kanısına varıldı.
Köpeklerde eksizyon artroplasti operasyonları ve bunların geç dönem sonuçları
Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi, Cerrahi Anabilim Dalı Kliniği'ne 2007-2009 yıllarında getirilen art. coxa düzeyinde kalça displazisi veya travmatik nedenlerle oluşmuş lezyonları bulunan değişik ırk, yaş ve cinsiyetteki 20 köpek çalışma materyalini oluşturdu. Yapılan klinik ve radyolojik muayeneler sonrasında lezyonların dağılımına göre; 13 köpekte kalça displazisi, 5 köpekte art. coxa'da travmatik lukzasyon, 2 köpekte caput ve collum femoris kırığı belirlendi. Olguların xylazin hydrochloride (1 mg/kg) ve ketamin HCl (11 mg/kg) kombinasyonu ile sağlanan preanestezi sonrası bölgenin tıraş ve dezenfeksiyonu yapıldı. İnduksiyonu propofolle (4 mg/kg) yapıldı, daha sonra hayvanlar entübe edildi ve anesteziye izofloran ile devam edildi. Kalça eklemine cranio-lateral yaklaşımla ulaşılarak, trochanter majorun medial yüzünden başlayıp trochanter tertiusun proximal yüzünde biten osteotomi hattının sonrasında eksizyon arthroplastisi uygulandı. Postoperatif dönemde rutin olarak olguların klinik ve radyolojik kontrolleri sürdürüldü. Bir olgu postoperatif kontrole getirilmedi. İzlenebilen 16 olguda fonksiyonel klinik iyileşme sağlandığı belirlendi.
Tavşanlarda deneysel olarak oluşturulan suprakondüler femur kırıklarının deve kemiğinden elde edilen kemik pinlerle tedavisi
ÖZET Çalışmada materyal olarak bir yaşında altı adet Yeni Zelanda tavşam kullanılmıştır. Deneysel olarak oluşturulan suprakondüler femur kırıklarının, deve tibia' sından elde edilen kemik çiviler ile intramedüller fikzasyonu sağlanmıştır. Postoperatif olarak 15., 30., 60. gün, 4., 5., 6., 7., 8., 9., 10., 11., 12. ve 13 aylarda radyografîk görüntüleri alınmış ve değerlendirilmesi yapılmıştır. Bir olgu dışındaki diğer olgularımızda postoperatif iyileşmenin olumlu geliştiği gözlenmiştir. Diğer fikzasyon yöntemlerinde kullanılan materyallere göre daha ucuz olması ve resorbe olup, ikinci bir operasyona gerek kalmaması açısından kullanılma kolaylığı bulunan bir yöntem olduğu sonucuna varılmıştır.
Köpeklerde triple pelvik osteotomi uygulamaları
-49- ÖZET Bu çalışmada, kalça displazili köpeklerde TPO uygulamalarının kalça eklemi yapışma ve hastanın klinik bulgularına olan etkilerinin araştırılması amaçlandı. Çalışma materyalini, klinik ve radyolojik muayeneler sonucunda kalça displazisi teşhisi konulan, farklı cinsiyet (6 dişi,1 erkek) ve ağırlıkta (13,42 ± 2,29 kg), 7 adet melez köpek oluşturdu. Üç olguda unilateral, 4 olguda bilateral kalça displazisi belirlenen köpeklerden 5 adedine sağ, 2 adedine de sol kalçada TPO uygulanmasına karar verildi. Operasyon için atropin sülfat (Atropin, Vetaş®) enjeksiyonunu takiben 2 mg/kg ksilazin HC1 (Alfazyne, Ege-Vet®) 1 lmg/kg ketamine HC1 (Alfamine, Ege-Vet®) enjeksiyonu yapılarak dissosiyatif anestezi oluşturuldu. Bölge rutin cerrahi kurallarına uygun olarak hazırlandıktan sonra, sırası ile os pubis, os ischii ve os ilium'un osteotomileri yapıldı ve ilium'a 20 derecelik TPO plağı uygulandı. Postoperatif dönemde 1 hafta boyunca antibiyotik uygulanan köpeklerin birinci gün klinik ve radyolojik, 2. ve 6. haftalarda ise klinik, radyolojik ve bilgisayarlı tomografîk muayeneler ile kontrolleri yapıldı. Postoperatif birinci günde köpeklerin hepsinin ayakta ve hareketli olmasına karşın, ileri zamanlarda yürüme problemleri ile karşılaşıldı. Bir olgu dışında tüm olgularda 2 hafta içerisinde yürüme problemleri ortadan kalktı. Radyolojik olarak TPO uygulanmasına karar verilen 7 adet kalça ekleminin preoperatif dönemde 99 ± 1.14 ( 96-100) olan Norberg açılarının ikinci haftada 120,17 ± 3.85 (105-130), 6. haftada ise 124,29+2,97(110-130) olduğu saptandı. Preoperatif dönemle karşılaştırıldığında Norberg açıları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık (p<0,01) belirlendi. Os ischii osteotomi hattında 6. haftada kaynama belirlendi. Postoperatif dönemde kalça eklemlerinde herhangi bir dejeneratif değişiklik belirlenmedi. Tomografîk bulgular sonucunda ise acetabulum'un caput femoris'e örtme oranı preoperatif dönemde %43,74± 2,30 (31,93-50) iken postoperatif 2. haftada %46,18 ± 1,39 (41,56-52,41), 6. haftada ise %47,69 ± 1,04 (44,05-51,79) olduğu belirlendi.-50. Sonuç olarak, köpeklerde, kalça ekleminde henüz dejeneratif değişiklikler şekillenmeden kalça displazisinin operatif tedavisinde TPO uygulamalan ile başarılı sonuçlar elde edilebileceği kararına varılmıştır.
Kliniğimize getirilen buzağılarda karşılaşılan kırıklar ve sağaltım olanakları
Bu çalışmada, Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı Büyük Hayvan Kliniğine 01.01.2006 ? 01.06.2007 tarihleri arasında kırık şikâyeti ile getirilen buzağılarda kırıkların oluşum nedenleri, dağılımı, radyolojik bulguları, sağaltım yöntemleri ve sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlandı.Materyali, toplam 310 buzağıdan kırık şikâyeti ile getirilen 71 buzağı (%22,90) oluşturdu. Buzağıların ırk dağılımı 63 Holstein (%88,7), 4 Montafon (%5,6), 3 Simental (%4,2) ve 1 Doğu Anadolu Kırmızısı (%1,4); 38'i erkek (%53,52), 33'ü dişi (%46,48) idi. Yaşları 1 ? 180 gün arasında değişti.Rutin klinik ve radyolojik muayeneler gerçekleştirildi. Etiyolojik olarak kırıklardan 38 `i doğuma yardım sırasında meydana geldi. Geride kalan 33 kırık doğum sonrası dönemde travma sonucu meydana geldi.Kırık yerleşim yeri yönünden yapılan değerlendirmede en çok metakarpus (33 , %46,5) kırıklarına rastlandı. Bunu, femur (13, %18,3), radius ulna (8, %11,2), tibia (6, %8,4), metatarsus (5, %7), Humerus (2, %2,8), karpus (1, %1,4), Coxae (1, %1,4), Scapula (1, %1,4) ve olecranon (1, %1,4) kırıkları izledi. Kırık olgularının 66'sı unilateral, 5'i bilateral (metakarpus) idi. Kırıkların 14'ü (%19,7) açık, 57'si (%80,2) kapalı kırık olduğu tespit edildi.Buzağıların 47 adedine konservatif sağaltım, 24 adedine operatif sağaltım uygulandı. Sağaltılan olgulardan 47'si tamamen düzeldi, 11'i değişik derecelerde topal kaldı, 13'ü çeşitli nedenlerle öldü.Sonuç olarak, kliniğe getirilen hasta buzağılar içerisinde kırık olgularının oranının dikkat çekici düzeyde olduğu, kırıkların önemli bir kısmının doğuma yardım sırasında şekillendiği, önemli bir etiyolojik faktörün ekstraksiyon forse olduğu, buzağıların belirli bir döneme kadar büyüklerden ayrı tutulması gerektiği kanısına varıldı.Anahtar Kelimeler: Buzağı, klinik, kırık, sağaltım.
Postoperatif intraabdominal adezyonların önlenmesindenon-steroideal antienflamatuvar grubu bazı ilaçların etkilerinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, ratlarda intraabdominal adezyonların önlenmesinde NSAID grubu bazı ilaçların etkilerinin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Çalışmada 60 adet 6 aylık yaşta dişi 200-250 g ağırlıklarında Wistar albino rat kullanıldı. Ratlar kendi aralarında 10'arlı 6 gruba ayrıldı. Gruplardaki tüm ratlara median laparotomi uygulandı. Sekum üzerinde serosal yıkımlanma ve peritoneal ensizyonlarla parietal peritonda defekt oluşturuldu. Postoperatif dönemde kontrol grubuna hiçbir uygulama yapılmazken, serum fizyolojik grubuna postopretif 5 gün süre ile 0.3ml intraperitoneal %0,9 NaCl, fluniksin meglumine grubuna 2,5 mg/kg intraperitoneal fluniksin meglumine, metamizol grubuna 50 mg/kg intraperitoneal metamizol, diklofenak grubuna 2,5 mg/kg intraperitoneal diklofenak sodyum ve karprofen grubuna 2,5 mg/kg intraperitoneal karprofen uygulandı ve ratlar relaparotomi için 5 gün daha gözlem altında tutuldu.Postoperatif 10.günde gruplardaki tüm ratlara relaparotomi uygulanarak adezyon oluşumları değerlendirildi. Relaparotomi uygulanan tüm ratlarının % 43,6'sında adezyon oluşumu gözlenmemiş olup bunların tamamı NSAID ilaç gruplarındadır. Bunların içinde %14,5 ile adezyon oluşumunun görülmediği en fazla rat metamizol grubunda mevcuttur. Relaparotomi esnasında alınan doku örneklerinin biyokimyasal incelenmesiyle belirlenen doku hidroksiprolin düzeyleri adezyon oluşumun gözlenmediği NSAID gruplarında yara iyileşmesinin bir göstergesi olarak beklendiği gibi yüksek çıkmıştır.Veteriner hekimlikte postoperatif dönemde sıklıkla kullanılan NSAID grubu ilaçların intraperitoneal olarak 5 gün süreyle uygulanmasının intraperitoneal adezyonları engellediği kanısına varılmıştır.Anahtar sözcükler: Adezyon, Hidroksiprolin, NSAID, rat
Kliniğimize getirilen köpeklerde femur kırıkları ve sağaltım olanakları
Bu çalışmada Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Veteriner Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı Küçük Hayvan Kliniğine arka bacakta topallık şikayeti ile getirilen ve yapılan klinik ve radyolojik muayeneler sonucunda femur kırığı tanısı konulan toplam 56 adet vaka değerlendirildi.Toplam 187 adet kırık vakası içerisinde %29,94'lük (56 vaka) bir yer tutan femur kırıklarının 41'i diyafizer (%73,21), 11'i suprakonduler (%19,64), 2'si caput femoris (%3,57), 1'i trochanter major kırığı (%1,78) ve 1 tanesi de collum femoris (%1,78) kırığı olarak belirlendi. Diyafizer bölge kırıklarının da 22 vakada (%53,65) orta, 9 vakada (%21,95) proksimal ve 10 vakada (%24,39) ise distal bölge kırıkları olduğu gözlendi.Olguların tümüne sağaltım amacıyla açık redüksiyon ve internal fikzasyon önerildi ve toplam 42 olguda intramedüller fikzasyon ile operasyon gerçekleştirildi. Gerekli görülen olgularda destek tedavi olarak PVC destekli bandaj uygulandı. Bir olguda çivi migrasyonu, bir olguda da enfeksiyon görüldü, her iki komplikasyon da tekniğine uygun olarak tedavi edildi. Olguların tamamında kırık iyileşmesi komplikasyonsuz olarak gerçekleşti.Sonuç olarak köpeklerde femur kırıklarının sağaltımında doğru cerrahi teknik ile uygun çap ve boyuttaki çiviler kullanılarak gerçekleştirilen intramedüller fikzasyon ile başarılı sonuçlar elde edilebileceği ve güvenle kullanılabileceği kararına varıldı.Anahtar Kelimeler: Köpek, Femur, kırık, tedavi
Köpeklerde kalça displazisinin juvenil pubic symphysiodesis (JPS) tekniği ile sağaltımı üzerine klinik çalışmalar
Bu çalışmada, KED'nin sağaltımında JPS tekniğinin klinik ve radyolojik olarak izlenmesi ve elde edilen sonuçların değerlendirilmesi amaçlandı.Çalışma materyalini, 16 ? 20 haftalık, 12 ? 18 kg canlı ağırlığa sahip 10 dişi, 2 erkek toplam 12 adet melez köpek oluşturdu.Tüm olgular klinik muayeneden geçirildi. Preoperatif, postoperatif 1. 3. ve 6. aylarda standart ventro ? dorsal pozisyonda direkt, Pennhip ve Vezzoni distraktörleri ile radyografileri alındı. Elde edilen görüntüler üzerinde norberg açı ölçümleri, distraksiyon indeksleri ve caput femoris merkezleri ile acetabulum merkezleri arasındaki mesafe belirlendi.Klinik muayenede, ortolani testlerinde preoperatif olarak 6 olguda bilateral, 2 olguda unilateral pozitif sonuç elde edilirken, diğer 4 olguda negatif sonuç elde edildi.Köpekler 1 günlük açlık periyodunu takiben 0,05 mg/kg atropin sülfat (Atropin®, Vetaş) deri altı, kas içi 1 mg/kg ksilazin HCl (Alfazyne®, Ege-Vet) 10mg/kg dozunda kas içi ketamine HCl (Alfamine®, Ege-Vet) % 2'lik konsantrasyonda isofloran (İsoflurane ? USP®, Adeka) protokolü ile anesteziye alındılar.Bu işlemlerden sonra, dişi köpeklerde tam median hat üzerine, erkek köpeklerde penisin lateralinden, symphysis pubis üzerinde kranial ve kaudalinden 1 ? 2 cm geçecek şekilde yaklaşık 12 cm'lik deri ensizyonu yapıldı. Deri altı bağdokusu küt diseksiyonla ayrıldı. Bölgede bulunan a. ve v. pudentalis'in yan kollarından kaynaklı kanamalar, ligatüre edilerek kontrol altına alındı. Daha sonra symphysis pubis üzerine yapışık halde bulunan m. gracilis ve m. pectineus kaslarının fasyaları küt olarak diseke edildi. Symphysis pubis açığa çıkarıldı. Koterizasyon sırasında rektum ve uretranın zarar görmesini engellemek amacı ile symphysis pubis'in altına önden bir spatula yerleştirildi. Daha sonra symphysis pubis'in distalinden proksimale doğru 2/3 lük kısmı 40 W gücünde elektrokoter ile dağlanarak büyüme plaklarının nekroze edilmesi sağlandı. Koterizasyon işlemi 10'ar saniyelik periyotlar halinde uygulandı. Her koterizasyon işleminden sonra bölge fizyolojik tuzlu su ile yıkanarak bölgenin serin tutulması ve bölge dışındaki dokuların koterizasyon işleminden zarar görmesi engellendi.Postoperatif sedasyon altında yapılan ortolani testleri, 1. ayda 3 olguda bilateral pozitif, diğer 9 olguda negatif, 3. ve 6. aylarda ise negatif idi.Standart ventro ? dorsal pozisyonda alınan radyografiler üzerinde Norberg açı ölçümleri sırası ile preoperatif, 1. ay, 3. ay ve 6. aylarda ortalama olarak sağ koksafemoral eklem için, 110,92±1,32; 115,08±1,64; 118,75±1,38; 122,75±0,810; sol koksafemoral eklem için, 105,08±2,46; 113,42±1,22; 115,83±0,67; 119,0±0,620 olarak belirlendi.Merkezler arası uzaklık sağ koksafemoral eklem için, 0,31±0,019; 0,15±0,045; 0,066±0,035; 0,016±0,016 sol koksafemoral eklem için, 0,31±0,022; 0,13±0,050; 0,058±0,031; 0,016±0,016; olarak belirlendi.PennHip Distraktörü ile alınan radyografiler üzerinde distraksiyon indeksleri sırası ile preoperatif, 1. ay, 3. ay ve 6. aylarda ortalama olarak sağ koksafemoral eklem için, 0,66±0,037; 0,45±0,018; 0,40±0,030; 0,32±0,017 cm olarak kaydedildi. Sol koksafemoral eklem için, 0,67±0,059; 0,49±0,039; 0,42±0,021; 0,32±0,013 cm olarak tespit edildi.Merkezler arası uzaklık sağ koksafemoral eklem için, 0,57±0,038; 0,42±0,016; 0,39±0,028; 0,32±0,017 cm olarak belirlendi. Sol koksafemoral eklem için, 0,58±0,049; 0,44±0,037; 0,39±0,019; 0,32±0,013 cm olarak belirlendi.Sonuç olarak JPS oparasyonunun izlenen süreçte Norberg açısında artış, distraksiyon indeksi ve merkezlerarası uzaklıkta azalma sağladığı, bu nedenle KED profilaksisi amacı ile önerilmesinin uygun olacağı kanısına varıldı.Anahtar Kelimeler: Distraksiyon indeksi, JPS, kalça eklemi displazisi, merkezler arası uzaklık, Norberg açısı tayini
Köpeklerde xylazine, medetomidine ve detomidine'nin klinik ve kardiopulmoner etkilerinin karşılaştırılması
Köpeklerde xylazine, medetomidine ve detomidine'nin klinik ve kardiopulmoner etkilerinin karşılaştırılmasıBu çalışmada, köpeklerde ?2 adrenoreseptör agonistlerinin (xylazine, medetomidine ve detomidine) klinik ve kardiopulmoner sistem üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Çalışma, yaşları 1-4 yaşları arasında değişen, vücut ağırlığı 10?28 kg arasında olan her iki cinsiyette toplam 30 adet köpek üzerinde yapıldı. Köpekler rastgele 10'arlı üç gruba ayrıldı. 12 saatlik açlığa takiben I. gruptaki köpeklere xylazine'in 1 mg/kg (İM), II. gruptaki köpeklere medetomidine 25 µg/kg (İM), III. gruptaki köpeklere Detomidine 20 µg/kg (İM) uygulandı. Enjeksiyon öncesi ve sonrası, 10, 15, 20, 25, 30, 45, 60, 90, 120 ve 150. dakikalar ile 6 ve 24. saatlerde beden ısısı, kalp atım ve solunum sayıları kaydedildi. Enjeksiyon öncesi ve sonrası 15, 30, 45, 60, 120. dakikalar ile 6 ve 24. saatlerde alınan kan örneklerinde serum elektrolitleri (Na, Ca, K, Mg) ve kan gazları (pH, pCO2, pO2, TCO2, HCO3, Hct, O2SAT) değerlendirildi. Enjeksiyon öncesi ve sonrası 15, 120. dakikalar ile 6 ve 24. saatlerde alınan kan örneklerinde biyokimyasal parametreler (glikoz, üre, kreatin, ALT, AST, GGT, ALP, total protein, albümin) açısından analiz edildi. Sedasyon öncesi, sırası ve sonrası çekilen EKG'lerde ikinci derivasyonda P, T dalgaların süreleri ve amplitüdleri, QRS kompleksinin süresi ve amplitüdü, PQ ile QT aralıklarının süreleri değerlendirildi. I ve III. derivasyonda elektriksel eksen ölçüldü.Biyokimyasal parametrelerde sadece I. grupta glikoz değerinde artma istatiksel olarak anlamlı idi (p<0,05). Kalp atım sayısında meydana gelen azalma 3 grupta da anlamlı bulundu (p<0,001). Solunum sayısındaki azalma I. ve II. grupta anlamlı (p<0,001) iken, III. grupta anlamlı değildi. Beden ısısında sadece medetomidine grubunda önemli azalma belirlendi (p<0,001). Kan gazlarında meydana değişimlerde gruplar arasında fark belirlenemedi. Yapılan EKG değerlendirmelerinde bütün gruplarda bradikardi, sinoatrial blok, 2 derece Mobitz Tip I, 2 derece Mobitz Tip II bloklar görülürken, sadece medetomidine grubunda escape vuru, escape ritim gibi kalp ritm bozukluklarına rastlandı. QT ve PQ aralığında meydana gelen artma 3 grupta zamana bağlı olarak değişim gösterdi (p<0,001). QRS kompleksinin amplitüdü ve süresi, P dalgasının amplitüdü, T dalgasının amplitüdü ve süresi istatiksel olarak ele alındığında gruplar arasında fark belirlenemedi.Sonuç olarak her üç ?2 adrenoreseptor agonistinin (xylazine, medetomidine ve detomidine) klinik ve kardiyopulmoner etkiler açısından benzer olduğu; ancak preanestezik yönü ile medetomidinein daha etkili olabileceği kanısına varıldı.Anahtar Kelimeler: Xylazine, Medetomidine, Detomidine, Kardiyovasküler Etki, Köpek
Köpeklerde osteosentez öncesi ve sonrası posttravmatik bakteriyel kontaminasyonlar
Bu çalışma, köpeklerde osteosentez öncesi ve sonrası posttravmatik bakteriyel kontaminasyonların araştırılması amacıyla yapıldı. Çalışmada Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı Küçük Hayvan Kliniğine kırık şikayeti ile getirilen, farklı yaş, ırk ve cinsiyetteki 15 köpek kullanıldı. Köpeklere, uygun cerrahi koşullar ve tekniklerle osteosentez uygulandı. Osteosentez öncesinde 2 adet, osteosentez bitiminde ve pin ekstirpasyonu sırasında 1'er adet doku ve svap örnekleri alınarak bakteriyolojik kültür yapıldı. Tüm hastalara postoperatif olarak 7 gün boyunca intramüsküler yolla 20mg/kg/12 saat dozda Seftriakson uygulandı. Hastalar postoperatif 21. günde kliniğe çağrılarak radyolojik kontrolleri yapıldı ve kırık iyileşmesi şekillenmiş ise pinleri çıkartıldı. Bu esnada pin yüzeyinden svap alındı ve bakteriyolojik kültür yapıldı. Tüm hastalardan osteosentez öncesinde ve pin ekstirpasyonu sırasında kan alınarak rutin kan sayımları yapıldı.Enfeksiyon etiyolojisi multifaktöriyel olduğu için birçok faktör göz önünde tutularak değerlendirme yapıldı. Bu amaçla hasta yaşı, implantasyondan önce radyografik anormallik varlığı, yumuşak doku hasarı, kırık tipi, hasar-müdahele arası süre, cerrahi kıyafet tipi, internal fiksasyonda kullanılan materyal gibi veriler değerlendirildi.Sonuç olarak çalışmamızda en çok üreyen bakteri koagulaz negatif stafilokok oldu. Çalışmamızdan elde edilen bakteri suşları en çok danofloksasine (% 80,9) sonra penisiline (% 66,6) duyarlı bulundu. Ortopedik operasyonlarda, tüm operasyonlarda olduğu gibi asepsi ve antisepsi kurallarına uymak gerektiği tespit edildi.Postoperatif kontrollerin sadece hematolojik değil aynı zamanda klinik ve radyografik olarak da yapılmasının oldukça önemli olduğu sonucuna varıldı.
Köpeklerde kalça displazisinin ?Modifiye Darthroplasti? tekniği ile sağaltımı üzerine klinik çalışmalar
Bu çalışmada, kalça eklemi displazisinin sağaltımı amacı ile uygulanan ?Modifiye DARthroplasti? tekniğinin etkinliğinin klinik ve radyografik bulgular ışığı altında değerlendirilmesi amaçlandı.Çalışma materyalini, klinik ve radyolojik bulgular sonucunda KED tanısı konan 4-24 ay yaşları arasında, değişik ırk ve cinsiyette (13 erkek, 7 dişi) toplam 20 adet köpek oluşturdu. Radyolojik muayeneler sonucunda 16 olguda unilateral, 4 olguda ise bilateral olmak üzere ve 11 olguda sağ, 5 olguda sol, 4 olguda ise her iki tarafa DARthroplasti uygulanmasına karar verildi.Oniki saatlik açlığı takiben 0.045 mg/kg atropin sulfate (Atropin 20 mg/ kg, Egevet®) deri altı yolla uygulanarak anestezinin antikolinerjik premedikasyonu yapıldı. Sedatif ? analjezik premedikasyon içinse 1 mg\kg xylazine hydrochloride (Alfazyne 20 mg\kg, Egevet®) in kas içi enjeksiyonu uygulandı. 10 dakika sonra 5 mg\kg ketamine hydrochloride (Alfamine 100mg\kg, Egevet®) in damar içi enjeksiyonu ile indüksiyon gerçekleştirildi. Takiben köpeklere endotracheal tüp yerleştirildi ve yarı kapalı anestezi cihazı ile (SMS 2000 Klasik Vent ? V Marka, SMS Tıbbi Cihaz Elek. Elekt. İnş. Teks. Turz. Oto San. ve Tic. Ltd. Şti. Ankara) % 2 lik konsantrasyonda isoflurane (İsoflurane - USP, Adeka®) solutulması ile anestezi sürdürüldüOperasyon bölgesi asepsi ve antisepsi kurallarına göre hazırlandı. Kortikokansellöz kemik greft olarak onüçüncü kostadan yararlanıldı. Dorsal acetabular duvar açığa çıkarıldı. Dorsal duvar üzerine birbirine eşit uzaklıkta dril ile üç delik açılarak kosta parçaları bu deliklere çakıldı. Bölge uygun şekilde kapatıldı.Postoperatif birinci günde köpeklerin hepsinin ayakta ve hareketli oldukları gözlendi.İleri dönemde yapılan (10. Gün, 3.ve 12 ay) klinik muayenelerde yürütme ve koşturma, abduksiyon eksternal rotasyon, kalça ekstensiyon ve ayakta duruş testleri sonuçları preoperatif dönemle kıyaslandığında daha iyi olduğu görüldü.Çalışmada Norberg açı ölçüm ortalaması preopertif dönemde 92,32±2,04 iken postoperatif 3. ay 94,0±1,94, postoperatif 1.yıl ve daha üstündekilerde 95,36±1,95 olarak ölçüldü.Sonuç olarak ?Modifiye DARthroplasti'de? taşınan kortiko-kansellöz greftler Dorsal Acetabulum Kenarını uzatmadı ve dejeneratif değişimleri durdurmadı. Bununla birlikte, küçük bir seride de olsa, dejeneratif değişimlerin minimal düzeyde olduğu olgularda sorunların, protez ve benzeri cihazlara gerek kalmadan, çözülebileceği düşünüldü. Tekniğin, eklem kapsülasında bir denervasyona yol açarak veya ?kortiko-kansellöz? kemik doku taşınımına ilişkin bir ?kök hücre tedavisi? etkisi sonucu etkin olduğu yönündeki beklentilerin açığa kavuşturulması amacıyla kontrollü denemelere gereksinim olduğu kanısına varıldı.
Köpeklerde kalça displazisinin derecelendirilmesinde anestezinin etkisi
Köpeklerde kalça ekleminin değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilen röntgen çekimlerinde anestezinin gerekliliği ve/veya kalça skoru üzerine etkisi uzun yıllardan beri tartışma konusudur. Bu tartışmalardan yola cıkarak planlanan bu çalışmada, kalça displazisini değerlendirmek amacıyla çekilen röntgenlerde anestezi uygulamasının gerekli olup olmadığının araştırılması, anestezi uygulanarak yapılan röntgen çekimlerinde farklı anestezik protokollerin birbirlerine göre avantaj ve dezavantajlarının olup olmadığının saptanması, nihayetinde de anestezi uygulamasının ve/veya kullanılan anestezik maddelerin kalça skorunu etkileyip etkilemediğinin araştırılması amaçlanmıştır.Bu amaçla bu çalışmada aynı köpeklerde (n:20) anestezisiz ve 15 gün arayla uygulanan farklı anestezi protokolleri [Propofol (5 mg/kg), Diazepam (0.5 mg/kg) / Ketamin (20 mg/kg) ve Medetomidin (0.05 ?g/kg) / Ketamin (20 mg/kg)] ile sağlanan anestezi altında, standart displazi, sublukzasyon, distraksiyon ve kompresyon röntgenleri çekilmiş, tüm röntgen çekimleri ve röntgenlerin skorlaması aynı kişi tarafından yapılmıştır. Elde edilen sonuçlarda anestezi uygulamasının veya kullanılan farklı anestezi protokollerinin displazi skorunu etkileyip etkilemediği araştırılmıştır.Anestezisiz olarak gerçekleştirilen röntgen çekimlerinde doğru pozisyon vermenin çok zor olduğu ve bu nedenle tekrar çekim sayısının arttığı ve bunun da hasta ve röntgen personeli için radyasyon güvenliğini azalttığı görülmüştür. Propofol uygulamasının tek bir röntgen çekimi için süre açısından yeterli anestezi sağladığı ancak çekim sayısı arttığında ilave doza gereksinim duyulabileceği ve her hastada yeterli kas gevşemesi sağlamadığı belirlenmiştir. Diazepam/ketamin ve medetomidin/ketamin uygulanarak yapılan çekimlerde ise hem süre hem de kas gevşemesi açısından yeterli anestezi sağlandığı tespit edilmiştir. Ayrıca tüm görüntüleme yöntemlerinde elde edilen kalça skoru anestezisiz yapılan çekimlerde anestezi uygulandıktan sonra yapılan çekimlere göre daha düşük (p<0,001), bununla birlikte anestezi protokollerine bağlı olarak ta kalça skoru değiştiği saptanmış, propofol uygulamasından medetomidin/ketamin uygulamasına kıyasla daha düşük kalça skoru (p<0,001) elde edildiği görülmüştür.Sonuç olarak köpeklerde kalça displazisinin radyografik muayenesi için anestezi uygulamasının radyasyon güvenliği ve doğru pozisyon verme açısından gerekli olduğu,56ayrıca kullanılacak anestezik maddenin kalça skorunu etkileyebileceği, dolayısıyla da raporlarda kullanılan anestezi protokolünün belirtilmesinin yararlı olacağı, etki süresi ve sağladığı kas gevşemesi göz önünde bulundurularak medetomidin/ketamin uygulamasının en uygun anestezi yöntemi olduğu kanısına varılmıştır.
Tavşanlarda gözyaşı sekresyonu üzerine cinsiyet ve mevsimlerin etkisi
Bu çalışma, tavşanlarda gözyaşı sekresyonu üzerine cinsiyet ve mevsimlerin etkisinin araştırılması amacıyla yapıldı. Çalışmada Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı ve Adnan Menderes Üniversitesi Deney Hayvanları Ünitesi olanaklarından faydalanıldı. Çalışma sağlıklı gözlere sahip, 6 dişi ve 6 erkek olmak üzere toplam 12 adet Yeni Zelanda ırkı beyaz tavşan üzerinde yapıldı. Tavşanlar dişi ve erkek olmak üzere 2 gruba ayrıldı ve her biri numaralandırıldı. Bir yıl boyunca her ay, ayın ilk beş günü süresince ve 14., 21. ve 28. günlerinde sabah 9:00 ile 11:00 saatleri arasında Schirmer gözyaşı testi uygulandı. Karşılaştırma amacıyla sağ ve sol göz ölçümleri ayrı ayrı yapıldı ve değerler not edildi.Sonuç olarak çalışmamızda dişi cinsiyette gözyaşı sekresyon miktarının erkek cinsiyete göre istatistiksel olarak önemli derecede düşük olduğu ortaya kondu. Mevsimlere göre yapılan karşılaştırmalarda ise istatistiksel olarak mevsimler arası farkın önemli olduğu belirlendi.Anahtar sözcükler: Tavşan, Schirmer gözyaşı testi, gözyaşı sekresyonu, cinsiyet, mevsim.
Köpeklerde intraabdominal lezyonların ultrasonografik değerlendirilmesi
Bu çalışmada, ADÜ Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesine getirilen ve intraabdominallezyon ön tanısı konan 22 klinik olgunun ultrasonografik muayene bulgularıdeğerlendirilmiştir. Elde edilen verilerin prognoz ve sağaltım açısından yararlılığınınliteratür bilgilerin ışığı altında irdelenmesi amaçlanmıştır.Materyali, Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi kliniklerine getirilenklinik muayene sonrası intra-abdominal lezyon ön tanısı konan farklı yaş, ırk ve cinsiyettetoplam 22, ön çalışma gerçekleştirilen sağlıklı 10 olmak üzere toplam 32 köpek oluşturdu.Ultrasonografik muayenelerde, ADÜ Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesindebulunan Esaote marka MyLab30 Vet model Recihazlara ait multifrekans özelliğe sahip 3.0, 3.5, 5.0, 7.5, 8.0 MHz'lik lineer ve konveksproblar kullanıldı. Köpeklerin USG muayenesinde gerek duyulan olgularda sedasyon amacı ile motaongkv 61 Elde edilen bulguların tanıya ul ğaltım protokolünün düzenlenmesindeoperasyon yöntemi ve tekniği açısından çok değerli katkı verdiği bir kez daha ortayakonuldAnahtar Kelimeler; Köpek, İntra-abdominal lezyon, Ultrasonografik tanı
Köpeklerde femurun suprakondiler ve distal epifiz kırıklarının eğri plak ile sağaltımı
Bu çalışmada, köpeklerde femurun suprakondiler ve distal epifiz kırıklarının ?eğri plak? ile sağaltımının klinik ve radyografik bulgular ışığı altında değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Çalışma materyalini, ADÜ Veteriner Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı Kliniği'ne getirilen, suprakondiler ve distal epifiz kırığı tanısı konan, değişik yaş, ırk ve cinsiyette toplam on adet köpek oluşturdu.Köpeklerde 0,045 mg/kg (SC) atropin sülfat (Atropin® %2 20 ml, Vetaş®), 1 mg /kg dozunda (IM) xylazine hydrocloride (Alfazyne® %2, 20 ml, Egevet) ve 11 mg/kg dozunda (IM) ketamine hydrocloride (Alfamine® %10 10 ml, Egevet) enjeksiyonu ile indüksiyon gerçekleştirildi. Genel anestezi Isoflurane (Isoflurane®-Usp, Adeka İlaç San. Tic.)'ın %1 MAC inhalasyonu ile sürdürüldü.Operasyon bölgesi asepsi ve antisepsi kurallarına göre hazırlandı. Önce patella ve femurun lateral trokleası palpe edildi. Ardından tuberistas tibianın üst seviyesinden patellaya kadar kavisli bir ensizyon yapıldı ve eşit uzunlukta distale kadar uzatıldı. Deri altı bağ doku ve fascia da aynı şekilde ensize edildi. Daha sonra fascia lata ve genu ekleminin lateral fasciası diseke edildi. Kırık hattı ortaya çıkarıldı. Eğri plak distal fragmente spongiyöz, proksimale kilitli kortikal vidalar ile tutturuldu.Tüm olgular postoperatif 10, 20, 40 ve 60. günlerde klinik ve radyolojik olarak muayene edildiler. Postoperatif 10. gün klinik muayenede bir köpekte (3 nolu olgu) şiddetli, diğerlerinde orta şiddette ağrı belirlendi, 20, 40 ve 60. günlerde yapılan muayenelerde 3 nolu olguda ağrı devam ederken, diğer olgularda ağrının azaldığı ve tamamen ortadan kalktığı görüldü. Topallık skorlamasında postoperatif 10. günde sadece bir köpeğin (3 nolu olgu) ayağına hiç ağırlık veremediği, üç olgunun ise ayağa kalkarken zorlandığı belirgin topallık gösterdiği, diğerlerinin de belirgin olarak topalladığı belirlendi. Postoperatif 40 ve 60. günlerdeki muayenelerde 3 nolu olgu hariç diğerlerinde topallığın tamamen ortadan kalktığı görüldü.Radyolojik muayenelerde kırıkların şeklinin Salter-Harris sınıflandırılmasında yedi köpekte Tip I, üç köpekte ise Tip II kırığı olduğu belirlendi. Köpeklerin postoperatif 10. gün alınan röntgenleri üzerinde yapılan incelemede kallus oluşumunun başladığı ve dört olguda kırık hattının belirginliğinin azaldığı görüldü. Postoperatif 20. günde çekilen röntgenlerde sekiz köpekte kırık çizgisinin görünürlüğünün azaldığı, birinde (7 nolu hasta) kaybolduğu, birinde (3 nolu olgu) ise belirgin olduğu, tüm olgularda kallus oluştuğu dört köpekte taşkın kallus şekillendiği saptandı. Köpeklerin 40. gün röntgenleri incelendiğinde 3 nolu olgu hariç kırık çizgisinin kapandığı, dört olguda taşkın kallus oluştuğu diğerlerinde oluşmuş olan kallusun belirgin ölçüde rezorbe olduğu belirlendi. Son olarak postoperatif 60. gün röntgenlerinde tek bir köpekte (3 nolu olgu) kırık çizgisinin belirgin olduğu, diğerlerinde kırık hattının tamamen iyileştiği görüldü.Sonuç olarak klinik ve radyolojik bulgular ışığı altında femurun distal epifiz ve suprakondiler kırıklarının sağaltımında eğri plak ile osteosentez uygulamasının, mini bir seride olsa, mevcut sağaltım modelleri arasında seçenek olarak değerlendirilebileceği kanısına varıldı.
Buzağılarda Uzun Kemik Kırıklarının İlizarov Eksternal Fiksatör ile Sağaltımı
Buzağılarda sıklıkla rastlanan uzun kemik kırıklarının pin ve plaka ile tedavisinde yaygın olarak fragmentlerin uygulamaya yetecek büyüklükte olmaması ve bölgesel maddi kayıplı açık enfekte yaralar gibi kısıtlayıcı faktörler veya parçalı kırıklarda da bandajla tam olarak redüksiyonun sağlanamaması, hatta sonrasında kırık parçasının deriyi delerek açık enfekte kırık oluşturması gibi komplikasyonlarla karşılaşılabilmektedir. Bu kısıtlayıcı faktörlere rağmen uygulanabilen İlizarov eksternal fiksatörü; tüm ekstremite için değerlendirilebilen, eklem hareketlerinin erken başlamasını sağlayan, enfekte kırıklarda yumuşak dokunun ve kemiğin birlikte tedavisine izin veren bir yöntemdir. Bu çalışmada, buzağılarda uzun kemik kırıklarının tedavisinde fiksatörünün avantaj ve dezavantajlarını araştırmak amacıyla metacarpus (n:12), metatarsus (n:5) ve antebrachium (n:9) kırığı olan değişik ırk, yaş ve cinsiyette 26 adet buzağıya uygulanmıştır. Postoperatif dönemde bir tanesi ikinci gün olmak üzere diğer tüm buzağılar ilk gün ayaklarına ağırlık vermeye başlamışlardır. Buzağıların 24 tanesinde ilk iki haftada konsolidasyon başlamış ve olguda 55 güne kadar tamamlanmıştır. İki olguda ise üçüncü hafta başlayıp birinde 71. gün diğerinde ise 90. gün tamamlanmıştır. Tüm buzağıların yumuşak doku yaraları tamamen iyileşmiş ve herhangi bir komplikasyon yaşanmamıştır. Beş buzağıda pin dibi enfeksiyonu şekillenmiş ve bu durum çok kısa sürede kontrol artına alınmış, hastaların klinik görünümlerinde değişiklik yaratmamıştır. Kırık iyileşmesi tamamlanıp, fiksatör çıkartıldıktan sonra tüm hastalar hiç topallamaksızın ekstremitelerini kullanabilmişlerdir. Sonuç olarak çalışmamızda sistemin endikasyonları dahilinde olan; fragmentlerin pin ve plaka uygulamaya yetecek büyüklükte olmadığı, bölgesel maddi kayıplı açık enfekte yaraların bulunduğu, hatalı bandaj uygulamaları veya ampirik tedavi denemelerinden sonra açık ve enfekte hale gelen buzağı kırıkları İlizarov eksternal fiksatörü ile tedavi edilmiş ve tüm buzağılar komplikasyonsuz olarak tamamen iyileşmiştir. Bu sonuçlar tedavi edilemeyeceği ihtimaliyle amputasyon seçeneği düşünülen birçok buzağı kırığının İlizarov sisteminin kullanılmasıyla birlikte tedavi edilebileceğini göstermektedir.
Köpeklerde juvenil pubic symphisiodesis (JPS) operasyonundan sonra kalça ekleminde meydana gelen değişikliklerin bilgisayarlı tomografi ile incelenmesi.
Bu çalışmada JPS uygulanacak 8 köpeğin, operasyon öncesinde ve operasyondan 1, 3 ve 6 ay sonra kalça eklemleri bilgisayarlı tomografi ile görüntülenerek kalça ekleminde meydana gelen değişiklikler incelendi. Çalışma materyalini, ADÜ Veteriner Fakültesi Cerrahi Kliniğine getirilen, klinik ve radyolojik muayeneler sonucunda kalça ekleminde gevşeklik saptanarak JPS operasyonu uygulanmasına karar verilen, yaşları 4 ila 6 ay arasında değişen ve kalça ekleminde gevşeklik dışında başka bir ortopedik problemi olmayan (1 erkek, 7 dişi) toplam 8 adet melez köpek oluşturdu. Bilgisayarlı Tomografi çekimlerinden 1 gün önce aç bırakılan köpeklere atropin sülfat (Atropin®, Vetaş) enjeksiyonu sonrası ksilazin (Alfazyne®, Ege-Vet), ketamine (Alfamine®, Ege-Vet) anestezisi uygulandı. Bu işlemi takiben genel anesteziye giren köpeklerin tomografi çekimleri gerçekleştirildi. Tomografik inceleme, standard ventro-dorsal pozisyonda ve yük taşıma pozisyonunda olmak üzere 2 ayrı pozisyonda gerçekleştirildi. Derin anestezi altında gerçekleştirilen tomografi çekimlerinden elde edilen kesitler üzerinde; Acetabulum ile İlişkili Ölçümler (AİA, AAİ, acetabular derinlik, acetabular genişlik, Aİ, DKU, VKU, HTEA, AA), Caput Femoris-Acetabulum İlişkili Ölçümler (LKA, AcetAV, VASA, DASA, HASA, DLS, DAKA, LMKA, DMKA, VCEA, MUİ, CFAKY) ve Collum Femoris ile İlişkili Açısal Ölçümler (FİA, FAA) yapıldı. Sonuç olarak, köpeklerde kalça displazisinin teşhis ve tedavi sürecinde eklem morfometrisinin değerlendirilmesi için bilgisayarlı tomografinin çok değerli veriler sağladığı, AİA (preoperatif dönemde 20,24±1,14 (11,9-26,2), postoperatif 1. ay 21,82±0,65 (16,1-25,3), postoperatif 3. ay 22,61±1,10 (16,1-25,3), postoperatif 6. ay 20,93±0,87 (15,6-24,7)), Aİ (preoperatif dönemde 40,18±1,49 (31,65-47,74), postoperatif 1. ay 43,69±1,34 (36,71-51,24), postoperatif 3. ay 46,29±1,21 (37,08-52), postoperatif 6. ay 41,34± 1,60 (33,31-50,3)), acetabular derinlik (preoperatif dönemde 0,78±0,03 (0,62-0,96), postoperatif 1. ay 0,87±0,04 (0,65-1,04), postoperatif 3. ay 0,91±0,03 (0,74-1,05), postoperatif 6. ay 0,82±0,04 (0,6-1,06)), AAİ (preoperatif dönemde 91,53±1,66 (83,2-103,3), postoperatif 1. ay 88,64±0,71 (85-95,1), postoperatif 3. ay 88,83±0,49 (84,9-91,3), postoperatif 6. ay 88,24±0,60 (85,1-93,3)), DMKA (preoperatif dönemde 8,35±1,12 (1,4-17), postoperatif 1. ay 5,12±0,84 (1,6-11,1), postoperatif 3. ay 5,54±0,71 (1,5-11,6), postoperatif 6. ay 4,62±0,75 (1,4-10,5)), VMKA (preoperatif dönemde 39,98±1,27 (31,3-51,2), postoperatif 1. ay 38,46±1,83 (25,9-49,1), postoperatif 3. ay 35,01±1,9 (20,9-44,8), postoperatif 6. ay 36,19±1,02 (32,2-45,7)), DAKA (preoperatif dönemde 17,75±1,98 (5,8-30,1), postoperatif 1. ay 14,89±1,32 (8,2-26,4), postoperatif 3. ay 15,26±1,04 (7,1-22,2), postoperatif 6. ay 16,99±1,49 (5,3-25,8)) ve HTEA?nın (preoperatif dönemde 17,24±1,45 (9,1-29,8), postoperatif 1. ay 16,31±1,02 (9,5-22,6), postoperatif 3. ay 17,66±0,91 (9,5-26,9), postoperatif 6. ay 19,28±1,04 (14,2-27,2)) önemli parametreler olarak ortaya çıktığı ve JPS operasyonunun da erken dönemde kalça laksitesi saptanan köpeklerde, hastalığın ilerlemesini durdurduğu/yavaşlattığı kararına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bilgisayarlı tomografi, Juvenil pubic symphisiodesis, Kalça displazisi, Köpek.
Köpeklerde uzun kemik kırıklarının kilitli Küntscher çivisi ile sağaltımı
Bu çalışmada, köpeklerde uzun kemik kırıklarının ''Kilitli Küntscher'' çivisi ile sağaltımının klinik ve radyografik bulgular ışığında değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma materyalini Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı Kliniği'ne getirilen femur ve tibia'da diafizer kırık teşhisi konulan değişik ırk, yaş ve cinsiyette toplam 16 adet köpek oluşturdu. Olgular, atropin sülfat'ın 0.045 mg/kg s.c.(subkutan) ve ksilazin hidroklorid' in 1-2 mg/kg i.m. (intramuskuler) enjeksiyonu ile premedikasyonu yapıldıktan sonra isofloran anestezisi ile genel anesteziye alındı. Olgulardaki Kilitli Küntscher çivisi ve kilitleyici kortikal vidalar radyografi üzerinde ölçüm yapılarak belirlendi. Köpeklerde opere edilecek ekstremite, rutin asepsi-antisepsi kuralları dahilinde hazırlandı. Açık ve enfekte kırıklarda bölge antiseptikli ve antibiyotikli solüsyonlar ile temizlendi. Uygun operasyon yatırma işleminden sonra femur kırığı olguları kraniolateral yönde, tibia kırığı olguları corpus tibia'nın mediali üzerinden ensize edildi. Deri altı bağ doku ve fascia ensizyon edildikten sonra femur ve tibia'da yer alan anatomik öneme sahip kaslar diseke edildi. Kırık hattı ortaya çıkarıldı. Olgularda retrograd yöntemle çivileme işlemi yapıldı. Çiviler medullaya kortikal vidalarla tutturuldu. Kaslar, deri altı bağ doku, fascia ve deri şirurjikal yönteme uygun kapatıldı. Olguların klinik operasyon sonrası 1, 2, 3, 4. haftalardaki radyografik muayene ve topallık skorlarının alınmasına özen gösterildi. Bir numaralı olgunun radyografik muayenesinde yetersiz operasyon sonrası bakım sonucu post operatif 7. günden sonra taşkın kallus artışı gözlemlendi ve topallık skoru 4 düzeyindeydi. Olgu no 7' de operasyon esnasında çivi medulladan geçtikten sonra kırıldı ve post operatif 7. günde topallık skoru 1 düzeyindeydi. Olgu no 11' de operasyon esnasında uygulanan kortikal vidalar distal fragmentte yer alan çivinin distal deliklerin yanından geçmişti ve topallık skoru 1 düzeyindeydi. Olgu no 5' te post operatif 15. günden sonra çivi distal bölümünden kırıldı ve topallık skoru 1 düzeyindeydi. Olgu no 13' te post operatif 1. günde kallus oluşumu başladı ve topallık skoru 2 düzeyindeyken, post operatif 21. günde kırık çizgisi kapanmaya başladı ve topallık skoru 1 düzeyinde; post operatif 30. günden sonra ise kallus düzgün yayılımlı ve topallık skoru 1 düzeyindeydi. Sonuç olarak klinik ve radyografik bulgular ışığında Kilitli Küntscher çivisi mevcut sağaltım yöntemlerinden daha çok avantaja sahip olduğu için köpeklerin uzun kemik kırıklarında kullanılabiceği kanısına varıldı. Anahtar Kelimeler: Femur, tibia, köpek, kırık, Kilitli Küntscher çivisi
Tavşanlarda medetomidin-ketamin ve propofol-fentanil ile oluşturulan anestezinin bazı hemodinamik parametreler ile kardiyak troponin-I ve serum C-reaktif protein konsantrasyonları üzerine etkisi
Bu çalışmada tavşanlarda medetomidin-ketamin ve propofol-fentanil ile oluşturulan anestezinin bazı hemodinamik parametreler ile kardiyak troponin-I ve serum C-reaktif protein konsantrasyonları üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma 1-3 yaş arası, 2-4 kg ağırlığa sahip 9 dişi, 15 erkek toplam 24 adet Yeni Zellanda tavşanı üzerinde yapıldı. Tavşanlar rastgele olarak medetomidin-ketamin (MK grup) ve propofol-fentanil (PF grup) olmak üzere 12'şerli iki gruba alındı. MK grubundaki tavşanlara 0,1 mg/kg medetomidin iv yolla verildikten 5 sn sonra yine iv yolla ketamin 20 mg/kg uygulandı. PF grubundaki tavşanlara ise propofol 10 mg/kg indüksiyon amacıyla iv yolla verildikten sonra 1,3 mg/kg/dk hızda 60 dakika süre ile infüzyon şeklinde gönderildi. Fentanil ise 8 µg/kg dozda hesaplanarak yarısı indüksiyonda, diğer yarısı da 30. dakikada iv yolla uygulandı. Anestezi başlangıcı ve bitişi arasında ayakta kalma, kulak ve parmak arası refleksleri değerlendirildi. İndüksiyon öncesi (preanestezi), indüksiyon esnası (0. dakika) ve sonrasında 5, 10, 15, 30, 45 ve 60. dakikalarda beden ısısı, kalp atım ve solunum sayıları, oksijen saturasyonu ile sistolik ve diastolik kan basınçları kaydedildi. Ortalama kan basıncı formül ile hesaplandı ([2Diastolik+Sistolik]/3). İndüksiyon öncesi, anestezi esnası ve sonrasındaki 6, 12 ve 24. saatlerde alınan kan örnekleri biyokimyasal parametreler (CRP ve cTn-I) açısından analiz edildi. Anestezi öncesi, esnası ve sonraki 6, 12 ve 24. saatlerde çekilen EKG'lerde ikinci derivasyonda P, T dalgaların süreleri ve amplitüdleri, QRS kompleksinin süresi ve amplitüdü, PQ ile QT aralıklarının süreleri değerlendirildi. MK grubunda 10 hayvanda indüksiyonu takiben, PF grubunda ise indüksiyonda 4, infüzyonun belirli sürelerinde ise 2 hayvanda apne şekillendi. Spontan solunum kısa süre sonra geri geldi. Solunum sayısı her iki grupta da başlangıç değerlerine göre azaldı ve istatiksel olarak anlamlı bulundu. Oksijen saturasyonu her iki grup için de 0. dakikadaki değişiklik anlamlı bulundu. Gruplar arasında ise yine 0. dakikadaki fark propofol-fentanil lehine anlamlı bulundu. Vücut ısılarında her iki grupta istatiksel olarak anlamlı değişiklikler saptanmadı. Ortalama arteriyel basınç verilerine göre medetomidin-ketamin grubuna ait değerlerde başlangıç değerlerine göre azalma görüldü ve 5, 10, 15, 30 ve 45. dakikalardaki değişiklikler istatiksel olarak anlamlı bulundu. Propofol-fentanil grubunda ise 5, 10, 15, 30, 45 ve 60. dakikalardaki değişiklikler istatiksel olarak anlamlı bulundu. Gruplar arasındaki fark istatiksel olarak anlamlı olarak değerlendirilmedi. Medetomidin-ketamin grubunda anestezi indüksiyonu ve 5, 10, 15, 30, 45 ve 60. dakikalardaki kalp atım sayıları başlangıç değerlerine göre azaldı ve bu azalma istatiksel olarak anlamlı bulundu. Gruplar arasında ise 0, 5, 10, 15, 30, 45 ve 60. dakikalardaki değerler medetomidin-ketamin grubu lehine azalma gösterdi ve istatiksel açıdan anlamlı bulundu. Her iki grupta da anestezi esnasında ve sonrasında kalp ritminde değişiklikler kaydedildi. Bu değişiklikler medetomidin-ketamin grubunda sinüs taşikardisi, çoklu ventriküler erken vuru, sinoatriyal blok, bradikardi, paroksismal atriyal taşikardi, atriyoventriküler blok; propofol-fentanil grubunda da taşikardi, çoklu ventriküler erken vuru ve sinoatriyal bloğa bağlı bradikardi olarak sayılabilir. Her iki grupta da 12. saatlerdeki CRP düzeyindeki değişiklik başlangıç değerlerine göre anlamlı bulundu. Medetomidin-ketamin grubunda 6 ve 12. saattaki cTn-I değerlerinde başlangıç değerine göre artış gözlendi ve bu artış istatiksel olarak anlamlı bulundu. Propofol-fentanil grubunda ise 6 ve 12. saatlardaki cTn-I seviyesi medetomidin-ketamin grubuna göre istatiksel olarak anlamlı bir düşüş gösterdi. Sonuç olarak bu çalışmada kardiyak troponinlerin anestezi ile ilişkili erken miyokardial hasarı tespit etmek amacıyla hem eksperimental çalışmalarda ve hem de klinik hastalarda kullanılabileceği kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kardiyak Troponin-I, CRP, Medetomidin, Ketamin, Propofol, Fentanil, Tavşan
Köpeklerde fakoemülsifikasyon tekniği ile katarakt cerrahisi sonrası "hidrofilik akrilik implant" kullanımı ve sağaltım sonuçları
Bu çalışmada farklı ırk, yaş, cinsiyet ve ağırlıkta toplam 19 köpekte gerçekleştirilen fakoemülsifikasyon katarakt cerrahisi ve intraoküler yapay lens (İOL) uygulaması konu edilmiştir. Alınan anamnez bilgileri ve yapılan klinik muayeneler sonrasında olgulardan 10'unda senil, 8'inde travmatik, 1'inde metabolik kökenli katarakt saptandı. Bunlardan 5'i hipermatür, 14'ü matür katarakt idi. Operasyona alınan olgulardan 15'inde fakoemülsifikasyon, 4'ünde ekstra kapsüler katarakt ekstraksiyonu yöntemi ile sağaltım gerçekleştirildi. Fakoemülsifikasyon olguların 12'sinde sol göz, 3'ünde sağ gözde yapıldı. Ekstra kapsüler katarakt ekstraksiyonu (EKKE) 4 olgunun 3'ünde sol, 1'inde sağ göze uygulandı. Fakoemülsifikasyon sonrası 13 olguya İOL yerleştirilirken; ekstra kapsüler katarakt ekstraksiyonu uygulanan 1 olguya İOL yerleştirildi. Fakoemülsifikasyon uygulanan 2, EKKE yapılan 3 olguya İOL konulamadı. Operasyon öncesi, 7 gün boyunca günde 5 kez ikişer damla kortikosteroid (10 mg/ml prednizolon sodyum fosfat, Norsol® - Mefar İlaç Sanayi A.Ş.) topikal olarak uygulandı. Ayrıca sekonder enfeksiyonların eliminasyonu amacıyla 7 gün boyunca günde 5 kez ikişer damla geniş spektrumlu antibiyotik (%0.3 ofloksosin, Exocin® - Abdi İbrahim İlaç Sanayi ve Ticaret A.Ş.) her iki göze damlatıldı. Operasyondan 1 saat önce midriazis sağlamak amacıyla 10'ar dakika arayla sırası ile topikal olarak tropikamid (Tropamid® - Mefar İlaç Sanayi A.Ş.), fenilefrin HCl (Mydfrin® - Alcon Laboratuarları Ticaret A.Ş.) %2.5 ve siklopentalat HCl (Sikloplejin® - Abdi İbrahim İlaç Sanayi ve Ticaret A.Ş.) %1, 2'şer damla 2 kez uygulandı. Operasyona limbusdan saat 3 ve 9 pozisyonundan1.1 mm boyutunda yan girişler (side-port) ile başlandı. İlk kesi yapıldıktan sonra lensin ön kapsülünü boyamak amacıyla 0.5-1.5 ml kadar Trypan blue direkt olarak ön kapsülün üzerine verilecek şekilde ön kamaraya enjekte edildi. 10-15 saniye beklendikten sonra Trypan blue'nun toksik etkisini ortadan kaldırmak için ön kamara laktatlı ringer solüsyonu ile yıkandı. Bu işlemin ardından irrigasyon sırasında kaybolan ön kamarayı yeniden oluşturmak için ön kamara içerisine 1-1.5ml viskoelastik materyal (Bio-Hyalur SV® - BioTech) enjekte edildi. Kapsüloreksis ve fakoemülsifikasyon aşamaları için saat 12 pozisyonundan 2,8 mm boyutunda ana giriş kesisiyapıldı. Ön kamaraya giriş işleminin ardından kapsül üzerinde kistotom ile bir yırtık oluşturuldu. Utrata forsepsi ile yırtık kenarından tutularak, ön kapsülün santralinde 360 derecelik düzgün dairesel bir açıklık gerçekleştirildi. Pupilla dilatasyonu yeterli olmayan ve zonül zaafiyeti olan olgularda pupil dilatasyonunu sağlamak amacıyla her iki yan giriş noktasından ve saat 1, 4, 5 pozisyonlarından açılan yan girişlerden iris kancaları yerleştirildi. 41 D hidrofilik-akrilik yapıda İOL özel enjektörü aracılığı ile kapsül içerisine yerleştirildi. Lensin yerleştirilmesini takiben ortamdaki viskoelastik materyal irrigasyon/aspirasyon işlemi ile uzaklaştırıldı. İOL'in yerleştirilmesinden sonra olası enfeksiyon ve yangıya karşı ön kamaraya 0.5 ml ofloksasin (Exocin® - Abdi İbrahim İlaç Sanayi ve Ticaret A.Ş.) ve 0.5 ml prednizolon (Onadron® - İbrahim Etem Ulagay İlaç Sanayi Türk A.Ş.) verildi. Ensizyon hatlarına (ana ve yan girişler) enjektör yardımıyla laktatlı ringer solüsyonu enjekte edildi, böylece ödem oluşturularak kesilerin kapanması sağlanmaya çalışıldı. Bu işlem yan girişlerde yeterli oldu. İşlemin yetersiz kaldığı kimi ana giriş ensizyonları emilebilen 7/0 poliglaktin 910 (Vicryl® - Monosorb SD10053D) ile dikilerek kapatıldı. Operasyon sonrası tüm hastalara enfeksiyon ve yangı kontrolü amacıyla ilk hafta günde 8 kez olacak şekilde topikal geniş spektrumlu antibiyotik (siprofloksasin, Ciloxan® - Alcon Laboratuarları Ticaret A.Ş.) ve kortikosteroid (deksametazon, Maxidex® - Alcon Laboratuarları Ticaret A.Ş.) verildi. Pomatların dozu ikinci hafta günde 6, üçüncü hafta 5, dördüncü hafta 4, beşinci hafta 3, altıncı hafta 2 ve yedinci hafta 1 kez olacak şekilde azaltılarak 7 hafta süre ile uygulandı. Topikal antibiyotik ve kortikosteroid yanı sıra İOL'de meydana gelebilecek adezyonları önlemeye yönelik olarak sürekli midriazis sağlamak amacıyla günde 1 kez 1 damla tropikamid (Tropamid® - Mefar İlaç Sanayi A.Ş.) 1 ay süre ile damlatıldı. Postoperatif dönemde gözde meydana gelebilecek olası ödemin önüne geçmek için farmakolojik olarak hazırlanan %5 NaCl solüsyonundan günde 5 kez bir damla 1 hafta süreyle uygulandı. Katarakt operasyonları sonrası alınan anamnez bilgileri ve yapılan klinik muayeneler ile 14 olguda gözde tam bir görüş sağlanırken, 5 olguda postoperatif komplikasyon nedeni ile iyileşme bulgusuna rastlanmadı.
Geriatrik köpeklerde propofol-izofluran, propofol-sevofluran, alfaksalon-izofluran ve alfaksalon-sevofluran ile oluşturulan genel anestezinin biyokimyasal, hemodinamik ve kardiyopulmoner etkilerinin karşılaştırılması
Bu çalışmada veteriner hekimlikte sıkça kullanılan propofol-izofluran ve propofol-sevofluran ile nispeten daha yeni bir anestezik kombinasyon olan alfaksalon-izofluran ve alfaksalon-sevofluranın hematolojik, biyokimyasal ve fizyolojik parametreler üzerine etkilerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışma materyalini çeşitli amaçlarla anesteziye alınması gereken değişik ırk ve cinsiyetten 40 geriatrik köpek oluşturdu. Köpekler rastgele 4 gruba bölünerek farklı anestezi protokolleri uygulandı. Birinci ve 2. gruptaki hastalara 6 mg/kg propofol ile anestezi indüksiyonu sağlandıktan sonra 1. grubun anestezisine izofluran, 2. grubun anestezisine sevofluran ile devam edildi. 3. ve 4. gruptaki hastalara 3 mg/kg alfaksalon ile anestezi indüksiyonu sağlandıktan sonra 3. grubun anestezisine izofluran, 4. grubun anestezisine sevofluran ile devam edildi. Preanestezik dönem, anestezinin 15, 30, 45 ve 60. dakikaları ile anesteziden 60 dakika sonra kan alınarak tam kan sayımı gerçekleştirildi. Serum ALT, AST, üre, kreatin değerleri, preanestezi, anestezinin 15-30. dakikalarında ve anesteziden 60 dakika sonra ölçüldü. Anestezi öncesi değerlendirilen kardiyopulmoner parametreler ve refleksler perianestezik 5, 10, 15, 30, 45, 60. dakikada ve hasta uyandıktan 60 dakika sonra da kaydedildi. Anestezi süresince hastalar monitörize edildi. Propofol-izofluran, propofol-sevofluran, alfaksalon-izofluran, alfaksalon-sevofluran ile oluşturulan anestezilerin derinliği ve süresinin cerrahi girişimler açısından yeterli olduğu gözlendi. Uygulanan dört anestezik ajanın da geriatrik köpeklerde, hematolojik ve biyokimyasal değerleri olumsuz yönde etkilemediği tespit edildi. Sonuç olarak geriatrik köpeklerde propofol veya alfaksalon indüksiyonu sonrası izofluran veya sevofluran ile anestezinin devam ettirilmesi ile hastalarda güvenli bir anestezi sağlandı.
Köpeklerde uzun kemik kırıklarının sağaltımında sınırlı temas yüzeyli dinamik kompresyon plağı (LC-DCP) ile dinamik kompresyon plağının (dcp) karşılaştırılması
Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı Kliniği'ne getirilen, klinik ve radyografik muayeneler sonucu ön veya arka ekstremitelerindeki uzun kemiklerde (radius ve ulna, femur, tibia) kırığı bulunan değişik ırk, yaş, cinsiyet ve vücut ağırlığına sahip 20 adet köpek üzerinde gerçekleştirilen bu çalışmada kırık sağaltımı için dinamik kompresyon plağı (DCP) ve sınırlı temaslı dinamik kompresyon plağı (LC-DCP) kullanıldı. Olguların klinik ve radyografik değerlendirmelerine göre iki farklı plak tipi karşılaştırıldı. Çalışma materyalini 20 köpekte tespit edilen 11'i tibia, 6'sı femur ve 5'i antebrachium olmak üzere toplamda 22 kırık oluşturdu. Toplamda sağaltım için 11 adet DCP, 11 adet LC-DCP uygulandı. Olgular 1., 2., 4., 6., 8., 10., 12. ve 16. haftalarda klinik ve radyografik açıdan tekrar değerlendirildi. Sonuç olarak, kırık iyileşmesinin LC-DCP uygulanan grupta daha erken gerçekleştiği tespit edildi. Fakat süreden bağımsız olarak bakıldığında fonksiyonel tam iyileşme açısından DCP ve LC-DCP arasında anlamlı bir fark tespit edilmedi.
Köpeklerde laringeal maske airway (LMA) ve endotracheal entübasyon (ETE) ile uygulanan isofluran anestezisinin; Kan gazları, hemogram, biyokimyasal, anestezik madde tüketimi üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Kliniğimize ortopedik operasyon için getirilen 20 farklı yaş, kilo ve cinsiyet ayrımı yapılmayan Köpek iki gruba ayrılarak, bir grup ETE (n=10) ile diğer grup LMA (n=10) ile İzofloran anestezisi uygulanarak kan gazları (pH, pO2, pCO2, HCO3, BE, Anyon Açığı), biyokimyasal (Glikoz, Üre, Kreatinin, ALT, AST, Total Protein, Na+, K+; Cl-, Mg++) hemogram (WBC, RBC, Hb, Hct, MCV, PLT), vital (Solunum Frekansı, Nabız, Sistolik Kan Basıncı, Diastolik Kan Basıncı, Ortalama Arteriyal Kan Basıncı Vücut Isısı, İzo %), Oksidatif Stres (Kortizol, MDA, AOA), tüketilen anestezik madde parametreleri yönüyle karşılaştırılmıştır. Bu çalışmada LMA ve ETE gruplarında, 0, 15, 30, 45, 60, post. operatif 60. dk. larda Oksidatif Stres yönünden önemli bir parametre olan Kortizol sonuçlarının istatistiksel analizleri yapılmış ve LMA grubunda sırasıyla; 7.551±2.493, 6.380±2.71, 6.380±2.71, 6.111±1.18, 6.118±1.72, 5.649±1.56, ng/ml; ETE grubunda ortalama Kortizol ölçüm değerleri sırasıyla; 18.021±11.40, 15.456±12.60, 12.048±13.03, 6.368±2.74, 6.368±2.74, 5.451±2.45 ng/ml belirlenerek kaydedilmiştir. Gruplar arasında zamana göre elde edilen bulgular istatistiksel olarak karşılaştırıldığında 0, 15, dk. lar düşük olacak şekilde istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. (p˂0,05). Gruplar içinde elde edilen bulgular istatiksel olarak LMA-Kortizol değeri açısından zaman içerisnde düşüşü anlamlı bulunmuştur (p˂0,05). Malondialdehit (MDA) sonuçları LMA grubunda sırasıyla; 5.230±0.42, 4.903±0.66, 4.752±0.28, 4.676±0.44, 4.530±0.36, 4.339±0.42 nmol/ml olarak kaydedilmiştir. ETE grubunda sırasıyla; 5.838±0.96, 5.401±0.52, 5.331±0.72, 4.998±0.53, 4.803±0.42, 4.687±0.32 nmol/ml belirlenmiştir. Gruplar arasında zamana göre elde edilen bulgular istatistiksel olarak karşılaştırıldığında anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Grup içinde elde edilen bulgular istatiksel olarak LMA'da, ETE'ye göre MDA değerinin zaman içerisindeki düşüşü anlamlı bulunmuştur. (p˂0,05). LMA grubunda ortalama Antioksidant Aktivite (AOA) ölçüm değerleri sırasıyla; 9.436±0.57, 9.411±0.57, 9.569±0.54, 9.455±0.63, 9.518±0.65, 10.000±0.60 mmol/l olarak kaydedilmiştir. ETE grubunda ortalama AOA ölçüm değerleri sırasıyla; 8.734±0.47, 8.709±0.48, 8.779±0.29, 8.696±0.46, 8.812±0.37, 9.009±0.21 mmol/l belirlenerek kaydedilmiştir. Grup arasında zamana göre elde edilen bulgular istatistiksel olarak karşılaştırıldığında LMA, ETE 0, 15, 30, 45, 60, post. operatif 60. dk. larda anlamlı bulunmuştur.LMA ilk zaman diliminden itibaren ETE değerine göre yüksek çıkmış ve değeri sabit olarak aralarında çok büyük fark olmasa bile yükselerek devam etmiştir.(p˂0,05). Grup içinde elde edilen bulgular istatiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). AST (U/L) sonuçları LMA grubunda sırasıyla; 31.800±18.34, 29.333±17.49, 30.444±18.28, 31.000±17.62, 29.000±19.24, 39.800±24.62 U/L olarak kaydedilmiştir. ETE grubunda ise sırasıyla; 29.320±14.71, 29.111±11.95, 26.900±12.23, 27.300±11.70, 28.800±12.66, 30.500±11.68 IU/L belirlenerek kaydedilmiştir. Gruplar arasında zamana göre elde edilen bulgular istatistiksel olarak karşılaştırıldığında anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Grup içinde elde edilen bulgular istatiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Üre (mg/dl) sonuçları LMA grubunda sırasıyla; 20.160±7.28, 19.878±6.67, 20.889±5.28, 17.065±8.11, 18.488±4.97, 19.560±6.14 mg/dl olarak kaydedilmiştir. ETE grubunda ise sırasıyla; 23.890±7.95, 23.578±8.88, 23.240±9.04, 23.000±8.76, 23.660±9.65, 23.460±9.20 mg/dl belirlenerek kaydedilmiştir. Gruplar arasında zamana göre elde edilen bulgular istatistiksel olarak karşılaştırıldığında anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Grup içinde elde edilen bulgular istatiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Kreatinin sonuçları LMA grubunda sırasıyla; 0.731±0.30, 0.654±0.31, 0.656±0.28, 0.702±0.26, 0.668±0.28, 0.652±0.23 mg/dl olarak kaydedilmiştir. ETE grubunda ise sırasıyla; 0.698±0.15, 0.673±0.15, 0.651±0.15, 0.655±0.13, 0.650±0.14, 0.656±0.12 mg/dl belirlenerek kaydedilmiştir. Gruplar arasında zamana göre elde edilen bulgular istatistiksel olarak karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamsız bulunmuştur (p>0,05). Grup içinde elde edilen bulgular istatiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Ülkemizde ve dünyada, köpeklerde supraglottik hava yolu yönetimi ve uygulanması açısından LMA'nın daha hızlı ve pratik uygulama kolaylığı sağladığı ve biyokimyasal, hemogram, kan gazları ve vital değerler üzerine etkilerini araştıran çalışma sayısı çok azdır. Aynı zamanda bu çalışma, köpeklerde uygulanan LMA'nın ETE'ye göre hemogram, kan gazı, vital değerlerin karşılaştırılması, kullanılan anestezik madde tüketimi ve biyokimyasal parametrelerden bazılarına olan etkilerini araştırması ile ilk orijinal bir çalışmadır. Sonuç olarak, LMA ve ETE'nin kardiyovasküler sistem başta olmak üzere, solunum sistemi fonksiyonlarını çok fazla etkilemediği, ancak ETE'nin LMA'dan daha fazla hipotansif olduğu tespit edildi. Her iki uygulamanın kan gazı, bazı hemogram ve biyokimyasal parametrelerde önemli bir değişikliğe neden olmadığı belirlendi. Bu açıdan, köpeklerde LMA'nın güvenirliğini ortaya koyan daha fazla çalışmanın yapılmasının, supraglottik hava yolu yönetiminin insanlarda olduğu gibi yaygın kullanımının sağlanması, klinisyen olan meslektaşlarımızın ilgi ile karşılacağı ve bilime katkısı bulunması yönünden önemli olduğu düşünülmektedir.
Bioindirgenir nanoenkapsülasyon yapılmış yumurta yağının etkinliğinin ratlarda sırtta yara iyileşmesinde biyometrik ve histolojik yönden değerlendirilmesi
Yara, canlı vücudunda dış etkiler ve benzeri nedenlerle doku ve yapıların bozulması olarak tanımdır. Tarihte yaraların tedavisinde birçok ilaç ve ilaç niteliğindeki maddelerden faydalanıldığı görülmektedir. Doğal ilaçların yanında 1800'lü yıllardan sonra sentetik ilaçların üretimine başlanması ile çok çeşitli maddeler geliştirilerek yara tedavisinde kullanılmıştır. Sentetik ilaç üretiminde birçok kimyasal kullanılmaktadır ve gerek yararlı gerekse iyileşmeyi geciktiren birçok etkileri vardır. Bu etkilerinde antibakteriyel özellik ve hücre yenilenmesi gibi faydaları yanında ilaçların yan etkileri de bulunur. Yarada kullanılabilecek pansuman materyalleri çok çeşitlidir. Bu araştırmada doğal bir ürün olan yumurta sarısından çeşitli yöntemlerle elde edilen yumurta yağı nanoenkapsüle edilerek yara pansuman malzemesi olarak kullanılmıştır. Her bir ratın sırtında 1x1 cm alanında kranialinde 1 adet tam kat kalınlıkta, kaudalde 1x1 cm alanında olmak üzere iki adet tam kat kalınlıkta yara oluşturuldu. Kontrol grubunda (n=10) steril serum fizyolojikle yıkama, Nanoenkapsüle edilmiş yumurta sarısı yağı deney grubunda (n=10) steril serum fizyolojikle yıkanma sonrasında yumurta sarısı yağı içeren nanoenkapsüle ajan, Yumurta sarısı yağı deney grubunda (n=10) steril serum fizyolojikle yıkanma sonrasında nanoenkapsüle edilmemiş yumurta sarısı yağı kullanılırken, Nitrofurantoin merhem grubunda (n=10) ise steril serum fizyolojikle yıkanma sonrasında nitrofurantoin merhem (furacin merhem) kullanılmıştır. Tüm gruplara 21 gün boyunca, günde 1 defa lokal olarak uygulanarak pansuman yapıldı. Tüm rat gruplarının 1., 7., 14. ve 21. günlerde ağırlıkları ölçülüp; yaralarının fotoğrafları çekildi ve yaraların alan hesaplamaları yapılarak iyileşmeleri izlendi. Yara alanlarının ölçülmesinde her bir kare 1 mm2 olan kare çizgili şeffaf asetat kağıt kullanıldı. Yirmi bir gün boyunca yara değerlendirmeleri yapıldıktan sonra ratlar yüksek doz anestezi verilerek sakrifiye edildi ve histolojik inceleme amacı ile her bir yara kenarı ve yüzeyini içeren doku parçalarının eksizyonel biyopsisi yapıldı. Yara ölçümlerinin zaman ve gruplara göre karşılaştırılmasına yönelik varyans analiz sonuçlarına ilişkin p değerleri incelendiğinde tüm gruplarda zamanlar arasında anlamlı bir fark görülmüştür (p<0,05). Yirmi birinci günde Kontrol, Nitrofurantion merhem, Yumurta sarısı yağı ve Nanoenkapsüle edilmiş yumurta sarısı yağı gruplarının kranial yara ölçüleri sırası ile 10,30; 6,62; 25,37; 0,90 mm2 kaudal yara ölçüleri ise sırası ile 8,30; 4,00; 2,62; 3,20 mm2 ölçülmüştür. Yumurta sarısı yağı ve Nanoenkapsüle edilmiş yumurta sarısı yağı gruplarının yara iyileşmesini hızlandırdığı görülmüştür. Histopatolojik bulgularda Kollagen, Re-epitelizasyon oluşumu yönünden her dört grup arasındaki fark istatistiki olarak anlamlı bulunurken (p<0,05) Neovaskülarizasyonun istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür (p>0,05).
Ratlarda zeytin yaprağı ekstretinin akut intestinal iskemi-reperfüzyon yaralanması üzerine etkilerinin araştırılması
Ratlarda akut intestinal iskemi reperfüzyon hasarında zeytin yaprağı ekstretinin etkilerinin araştırılması konulu bu tez çalışmasında ratlarda akut intestinal iskemi reperfüzyon hasarında zeytin yaprağı ekstretinin etkinliği araştırmak ve gelecekte bu çalışmadan yararlanılarak zeytin yaprağı ekstretinin iskemi üzerine etkilerine ışık tutmaktır. Bu çalışmada 250-300 gr aralığında bulunan Wistar cinsi erkek albino ratlar kullanıldı. Çalışmada her bir deney grubu 8 adet erkek rattan oluşacak şekilde rastgele 32 rat seçildi ve toplamda 4 grup olmak üzere (n=8) etik kurul onayı alındıktan sonra çalışmaya başlandı. Ratlar 12 saat aydınlık, 12 saat karanlık ortamda, standart kafeslerde ve aynı laboratuvarda barındırıldı. Ratlar çalışmaya başlandıktan sonra operasyondan öncesi 12 saate kadar ad libitum rat yemi verildi ve serbest biçimde su içmeleri sağlandı. Gruplar; Kontrol, SHAM, IIR-200 ve IIR-400 olarak sınıflandırıldı. Kontrol grubunda yalnızca sağlıklı ratlar beslendi. SHAM grubundaki ratlarda yalnızca akut intestinal iskemi reperfüzyon hasarı oluşturuldu. IIR-200 grubundaki ratlara günde 1 defa toplamda 7 gün olacak şekilde oral gavaj ile 200 mg/kg dozunda zeytin yaprağı ekstreti verildikten sonra akut intestinal reperfüzyon hasarı oluşturuldu. IIR-400 grubundaki ratlara ise günde 1 defa, toplamda 7 gün olacak şekilde oral gavaj yoluyla 400 mg/kg dozunda zeytin yaprağı ekstreti içirildikten sonra akut intestinal iskemi reperfüzyon hasarı oluşturuldu. SHAM, IIR-200 ve IIR-400 gruplarında derin anestezi altına abdomen steril şartlarda laparotomi için hazırlanarak, median laparatomi gerçekleştirilip, Arteria renalisin cranialinden arteria mezenterika cranialis bulldog klempler ile 30 dk süre ile oklüde edildi ve 30 dk sonunda klemp kaldırılarak 2 saat reperfüzyon gerçekleştirildi. 24. saatte olgular sakrifiye edildi. Sakrifiye edilen ratlardan ileum örneği toplandı. Sakrifikasyon işlemi yüksek doz anestezik ile gerçekleştirildi. Kan örnekleri kardiyak punksiyon ile alındı. Alınan ileum örnekleri histopatolojik olarak incelendiğinde çıkan sonuçlar gruplarda sırasıyla 0,38±0,38, 2,75±0,16, 2,13±0,13, 0,50±0,19 olarak kaydedildi. Tüm gruplarda elde edilen bulgular istatistiksel olarak karşılaştırıldığında kontrol ve sham ile IIR-200 ve IIR-400 grupları arasında istatistiksel farklar olduğu belirlendi (P < 0.05) Alınan kan örneklerinde ise hemogram değerlerine ve serumundan TAS, TOS, IL-1, IL-6, TNF-α, HYP, NO ölçümleri yapıldı. IIR-200 ve IIR-400 zeytin yaprağı ekstreti grubu SHAM ve kontrol grubuyla karşılaştırıldığında biyokimyasal olarak TAS IIR- 400 grubunda daha yüksek düzeyde belirlenmiş olup IIR-200 grubunda daha düşük olduğu belirlenmiştir (P<0.05). Bununla birlikte proinmflamatuar sitokinler daha düşük düzeyde olduğu belirlenmiştir (P<0.05). HYP ise kontrol ve SHAM grubuyla IIR-400 grubu karşılaştırıldığında istatistiksel önemi olmamakla birlikte aritmetik olarak daha düşük seviyede belirlenmiştir (P>0.05). Yine NO için de SHAM grubuyla IIR-400 grubuyla kıyaslandığında daha düşük seviyede ölçülmüştür (P<0.05). Yapılan çalışmadaki verilerden yola çıkılarak zeytin yaprağı eksteretinin iskemi oluşumunu önlemede olumlu etkilerinin olduğu görülmüştür.
Sıçanlarda tam katmanlı deri defektinde Myrtus communis L.1753 ekstresinin etkinliğinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı deneysel olarak ratlarda dorsal deri üzerinde oluşturulan tam cilt kalınlığını kapsayacak defekt üzerine Myrtus communis ekstresinin iyileştirici etkinliğinin ve etakridin laktat solüsyonunun yara iyileşmesi üzerine etkilerinin karşılaştırılmasıdır. Yapılan çalışmada anestezi altında asepsi antisepsi şartlarına uyularak; 12 adet ratın dorsum bölgesinde steril bir bistüri yardımıyla 4 adet 1 cm çapında deri tam katmanlı olarak ensize edilerek defekt oluşturuldu ve oluşturulan bu defektlere M. communis ekstresi, etakridin laktat ve M. communis ekstresi ile etakridin laktat kombinasyonu günlük uygulanmıştır. Oluşturulan ilk yara kendi haline bırakılarak doğal iyileşme süreci yönünden değerlendirilmiştir ki bu grup kontrol grubunu oluşturmuştur. Çalışma sonunda anestezi altında ilgili bölgelerden deri biyopsileri alınarak histopatolojik ve immunohistokimyasal yöntemler (CD31) kullanılarak yara iyileşmesi prosesi karşılaştırılmıştır. Makroskobik olarak her yara boyutunun kendi içerisinde zamana (1. günden 21. güne kadar olan süre) göre değişimleri istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05) ve ilk günden itibaren en hızlı yara boyutu küçülmesi MCE (M. communis ekstresi) grubunda gözlenirken en yavaş küçülme EL (etakridin laktat) grubunda gözlenmiştir. Mikroskobik olarak lezyonların değerlendirilmesinde epitelizasyon, yangı alanı ve damarlaşma gibi 3 önemli değişiklik analiz edilmiştir. Sonuç olarak sadece M. communis uygulanan hayvanlarda, M. communis ile birlikte etakridin laktat, sadece etakridin laktat ve kontrol gruplarına göre doğal fizyolojik süreçlerle uyumlu olarak yara iyileşmesinin daha hızlı gerçekleştiği görülmüştür.
Ratlarda siyatik sinir yaralanmasında zeytin yaprağı ekstratının terapötik etkinliğinin araştırılması
Çalışma 32 adet erişkin Wistar Albino ırk dişi rat üzerinde gerçekleştirildi. Denekler KONTROL, SHAM, ZY200 VE ZY400 gruplarına ayrıldı. Deneklere klinik değerlendirmeler için skin prick test, sinir fonksiyon analizi için walking track test ve EMG ölçümleri anestezi altında yapıldı. Çalışmanın ilk günü denekler kontrol grubu hariç olmak üzere anestezi altında operasyona alınarak, sağ bacaktaki siyatik sinirleri eksplore edildi. Eksplore edilen siyatik sinirlere bulldog klemp yardımıyla 60 saniye boyunca kompresyon uygulanarak siyatik sinir hasarı oluşturuldu. SHAM grubuna herhangi bir ilaç verilmedi, ZY200 grubuna 200 mg/kg/gün; ZY400 grubuna ise 400 mg/kg/gün doz ile zeytin yaprağı ekstratı gavaj yoluyla 8 hafta boyunca verildi. Çalışmanın sonunda ratlar sakrifiye edilerek histopatolojik, biyokimyasal ve hemotoloji yönünden değerlendirmeler yapıldı. Histopatolojik değerlendirmeler aksonal dejenerasyon, ödem ve vakuolizasyon yönünden değerlendirildi; ZY200 ve ZY400 gruplarının sonuçları KONTROL ve SHAM gruplarına oranla daha iyi olduğu görüldü ve istatiksel olarak anlamlı fark izlendi (p<0,05). Biyokimyasal değerlendirilmelerde NGF, TAS, TOS ve TGF-β1 yönünden değerlendirildi. ZY200 ve ZY400 gruplarının sonuçları SHAM ve KONTROL gruplarına göre daha iyi olduğu görüldü; NGF ve TOS değerlerinde anlamlı fark (p<0,05) izlenirken; TAS değerlerinde anlamlıya yakın fark (p=0,052) izlendi, TGF-β1 değerlerinde anlamlı fark izlenmedi (p=0,084). Klinik değerlendirmelerde skin prick test, sinir fonksiyon indeksi ve EMG ölçümlerinde anlamlı farklar izlenmiştir (p<0,05). Hematolojik değerlendirmelerde MID(%), MID, GRAN, RBC, MCV değerlerinde anlamlı farklar izlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak; zeytin yaprağı ekstratının siyatik sinir hasarı üzerinde iyileşmesine olumlu etkisi olduğu klinik, histopatolojik, biyokimyasal ve hematolojik incelemelerle ortaya konmuş olup daha ayrıntılı araştırmalara ihtiyaç olduğu kanısındayız.
Ortopedik cerrahi uygulanan köpeklerde terapötik ultrasonun postoperatif ağrı üzerine etkisinin araştırılması
Çalışma, ekstremite kırığı bulunan değişik yaş, ırk ve cinsiyetten 16 köpekte (klinik olgular üzerinde) gerçekleştirilecek olup köpekler kontrol grubu (K), köpekten oluşan terapötik ultrason grubu (TU) olmak üzere 2 gruba ayrılacaktır. Köpeklerin operasyon öncesi genel sağlık kontrolleri yapılacak olup herhangi genel bir rahatsızlığı bulunmayan köpekler çalışmaya dahil edilecektir. Genel anestezi altında hayvanların ilgili ekstremite kırıkları operatif olarak tedavi edilecektir. Kontrol grubuna ağrı kesici olarak butorfanol uygulanacak, TU grubunda bulunan hayvanlara ise butorfanol ile birlikte operasyon sonrasında terapötik ultrason uygulancakır. Anestezi uygulamasından önce ve anestezi süresince kalp frekansı ve solunum sayısı ölçülerek kaydedilecektir. Çalışma süresince; preoperatif ve postoperatif 30 dk, 1, 2, 4, 6, 12 ve 24. saatlerde hayvanların ağrı kontrolü modifiye Mellbourn ağrı skalasına göre ağrı durumu değerlendirilecektir.. Aynı zamanda anestezi öncesi ve postoperatif 30 dk, 1, 2, 4, 6, 12 ve 24. saatlerde kan örnekleri alınarak serum kortizol düzeyleri belirlenecektir.
Myrtus communis'in (Murt ağacı ekstresi) ratlarda barsak ensizyon yarası iyileşmesi üzerine etkisinin araştırılması
Yapmış olduğumuz bu deneysel çalışmada ağırlıkları 250-300 gr arasında değişen toplam 50 adet erişkin Wistar Albino erkek Rat kullanıldı. Deneyde kullanılan ratların bakımında çalışmadan 2 saat öncesine kadar ad libitum rat yemiyle besleme yapıldı ve serbest su içmeleri sağlandı. Çalışmada kullanılan ratlar 12 saat aydınlık/12 saat karanlık standart kafeslerde aynı laboratuvarda bakımları gerçekleştirildi. Çalışmada Mrytus Communis (Murt ağacı ekstresi) kullanıldı. Murt ağacı ekstresi ArsArthro Biyoteknoloji A.Ş Ankara firması tarafından sağlanmıştır. Kontrol grubunda çalışmada kullanılan ratlara hiçbir ilaç uygulanmadı. Çalışmanın 3. gününde (n=5) ve 7. gününde (n=5) sakrifiye edildi. Sham grubunda çalışmada kullanılan ratlara hiçbir ilaç uygulanmadı. Operasyon sonrası postop 3. günde (n=5) ve 7. günde (n=5) sakrifiye edildi. Myrtus Communis 1 (n=10) Grubunda 3. (n=5) ve 7. (n=5) gün süre ile 0,15 ml/kg/gün Myrtus Communis, gavaj yoluyla uygulanabilmesi için serum fizyolojikle hazırlanıp operasyonu gerçekleşen hayvanlara uygulandı. Myrtus Communis 2 (n=10) Grubunda 3. (n=5) ve 7. (n=5) gün süre ile 0,25 ml/kg/gün Myrtus Communis, gavaj yoluyla uygulanabilmesi için serum fizyolojikle hazırlanıp operasyonu gerçekleşen hayvanlara uygulandı. Myrtus Communis 3 (n=10) Grubunda 3. (n=5) ve 7. (n=5) gün süre ile 0,50 ml/kg/gün Myrtus Communis, gavaj yoluyla uygulanabilmesi için serum fizyolojikle hazırlanıp operasyonu gerçekleşen hayvanlara uygulandı. Tüm gruplarda 3. (n=5) ve 7. (n=5) sakrifikasyonu gerçekleştirilen hayvanlardan histopatolojik inceleme amacıyla oluşturulan ensizyon hattından örnekler alındı. Biyokimyasal ölçüm amacıyla kardiak enjeksiyonla kan örnekleri alınarak 5000 devirde satrifüj edildi ve serumları çıkartılarak -20 derecede saklandı. Hemotolojik ölçüm amacıyla kardiak enjeksiyonla kan örnekleri alınarak akabinde sonuçları incelendi. Alınan örneklerden elde edilen serumda IL-1β, IL-6, TNF-α, TAS, TOS ve EGF düzeyleri ELİSA Yöntemi ile ölçüldü. Neovaskülarizasyon, fibroblastik aktivite, inflamatuar hücre ve kollajen ölçümleri gerçekleştirildi. Biyokimyasal olarak Albumin, ALP, ALT, AST, E GFR, Globulin, Kreatinin, Total Protein, Üre ve BUN seviyeleri ölçüldü. Hematolojik olarak WBC, LYM, GRA, MİD, LYM (%), GRA (%), MİD (%), Hb, MCH, MCHC, RBC, MCV, RDW, HCT ve PLT değerleri ölçüldü. Bu çalışmada sırasıyla Kontrol 3. gün, Kontrol 7. gün, Sham Grubu 3. gün, Sham Grubu 7. gün, Grup 1-3. gün, Grup 1-7. gün, Grup 2-3. gün, Grup 2-7. gün, Grup 3-3. gün ve Grup 3-7. gün gruplarında desendens kolon ensizyon hattından alınan doku kesitlerinin histopatolojik inceleme sonuçları sırasıyla İnflamatuar Hücre, fibroblastik Aktivite, Neovaskülarizasyon ve Kollajen düzeyi olarak verilmiştir. İnflamatuar Hücre ölçüm düzeyleri sırasıyla; 1,46±0,47, 1,45±0,42, 0,37±0,90, 0,00±0,00, 1,80±0,39, 1,92±0,38, 2,86±0,48, 3,00±0,00, 3,68±0,57 ve 3,88±0,49 olarak kaydedildi. Tüm gruplar da elde edilen bulgular istatistiksel olarak karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı fark bulunmaktadır (p<0,05). Fibroblastik aktivite sonuçları ölçüm düzeyleri sırasıyla;1,26±0,05, 1,47±0,41, 0,37±0,90, 0,00±0,00, 1,50±0,00, 1,83±0,41, 3,46±0,73, 2,73±0,81, 3,92±0,52 ve 3,72±0,53olarak kaydedildi. Tüm gruplar da elde edilen bulgular istatistiksel olarak karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı fark bulunmaktadır (P<0,05). Kollajen sonuçları ölçüm düzeyleri sırasıyla; 1,26±0,05, 1,22±0,04, 0,20±0,49, 0,00±0,00, 1,52±0,27, 1,67±0,16, 3,08±0,93, 3,30±0,81, 3,43±0,38 ve 4,08±0,44 olarak kaydedildi. Tüm gruplar da elde edilen bulgular istatistiksel olarak karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı fark bulunmaktadır (P<0,05). Kollajen sonuçları ölçüm düzeyleri sırasıyla; 1,26±0,05, 1,22±0,04, 0,20±0,49, 0,00±0,00, 1,52±0,27, 1,67±0,16, 3,08±0,93, 3,30±0,81, 3,43±0,38 ve 4,08±0,44 olarak kaydedildi. Tüm gruplar da elde edilen bulgular istatistiksel olarak karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı fark bulunmaktadır (P<0,05). Sonuç olarak; 7. Günde üç farklı dozda uygulanan Murt ağacı ekstresi denemesinde en yüksekdoz olan 0,50 ml/kg/gün dozu barsak ensizyon yarası iyileşmesine histopatolojik ve biyokimyasal olarak oldukça önemli katkı sağlamış olup, özellikle yara iyişelmesi gecikmesi beklenen olgularda tavsiye edilebilir olduğu ve daha ayrıntılı çalışmalara ihtiyaç duyulduğu sonucuna varılmıştır
Kedi, köpek sahiplerinin analjezi, anestezi ve anti-inflamatuar uygulamalarına karşı tutumları
Günümüzde pet hayvan popülasyonunun giderek artmasıyla birlikte bu alanda kullanılan ağrı kesici, anestezik, anti-inflamatuar ilaçların kullanımı da artış göstermektedir. Bu araştırmada, veteriner kliniklerinde sıklıkla başvurulan analjezi, anestezi ve anti- inflamatuar uygulamalarına karşı pet hayvan sahiplerinin tutumlarının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Araştırma materyalini, Eskişehir, Bilecik, Aydın illerinde yaşayan toplam 437 adet pet hayvan sahibiyle yapılan anket çalışmasından elde edilen veriler oluşturmuştur. Hasta sahiplerine konuyla alakalı, demografik özellikleri hariç 32 soru yönlendirildi. Veriler SPSS istatistik programıyla analiz edildi. Araştırmanın sonuçlarına bakıldığında ankete katılan hayvan sahiplerinin %62'sinin kadın, yaş ortalamasının 31,1, aylık ortalama gelirin 21.615 TL olduğu saptanmıştır. Bu araştırmaya katılan hayvan sahiplerinin büyük kısmının (%49,7) büyükşehirlerde yaşadığı ve çoğunluğunun (%42,5) özel sektörde çalıştığı tespit edildi. Hasta sahiplerinin %59,3'ünün halen kedi sahibi, %37,2'sinin halen köpek sahibi olduğu belirlendi. Ankette yer alan diğer ölçeklerin analizi sonucunda hasta sahiplerinin özellikle cerrahi operasyon sonrası ağrı kesici kullanımını gerekli bulduğu ancak tedavi maliyetlerinin önemli olduğu ve önceden bu maliyetler hakkında bilgilendirilmek istenildikleri görüldü. Ayrıca hasta sahiplerinin büyük bölümü kullanılan ağrı kesici, anestezik ve yangı giderici ilaçların yan etkilerinin yüksek olduğunu düşünmektedir. Sonuç olarak, ülkemizde artan pet hayvan sahibi sayısı ve bilinç düzeyi sebebiyle veteriner kliniklerinde kullanılan, ağrı kesici, anestezik, anti-inflamatuar ilaçlara duyulan ihtiyaçta artmıştır. Bu sebeple veteriner hekimlerin bu ilaçların kullanımı ile ilgili daha kapsamlı bilgiye sahip olmaları, hasta sahiplerini olası yan etkiler ve tedavi maliyetleriyle ilgili daha ayrıntılı bilgilendirmesi gerekliliği bu çalışmayla ortaya konulmuştur.
Deneysel kornea yarası oluşturulan tavşanlarda quercetin ve E-PRP uygulamalarının yara iyileşmesine etkisinin klinik, biyokimyasal ve histopatolojik olarak araştırılması
Bu tez çalışmasında; tavşanlarda deneysel olarak oluşturulan kornea yarasında Quercetin ve E-PRP uygulamasının yara iyileşmesine olan etkilerinin klinik, biyokimyasal ve histopatolojik olarak araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmanın hayvan materyalini ağırlıkları 2,5-3,5 kg arasında değişen 46 adet erkek Yeni Zelanda Albino tavşan oluşturmaktadır. Tavşanlar rastgele olacak şekilde 5 gruba ayrıldı. Bu gruplar; grup 1 (Kontrol -Tobrased %0,3- grubu, (n=6)), grup 2 (E-PRP grubu, (n=10)), grup 3 (1 mg/kg Quercetin grubu, (n=10)), grup 4 (5 mg/kg Quercetin grubu, (n=10)) ve grup 5 (1 mg/kg Quercetin + E-PRP, (n=10)) olarak belirlendi. Çalışmadaki tüm gruplara Tobrased damla çalışma boyunca günde 4 defa olacak şekilde uygulanmıştır. PRP uygulanan gruplara da her tavşanın kendi PRP'si günde 4 defa olacak şekilde uygulanmıştır. Quercetin kullanılan gruplarda ise gruplarda belirtilen dozlarda her tavşana 10 gün boyunca oral olarak quercetin verilmiştir. Çalışmanın 11. Gününde gruplardaki tavşanların yarısı sakrifiye edilip kalan yarısı 42. Gün sakrifiye edilip histopatolojik inceleme için örnekler alınmıştır. Çalışma süresi boyunca yapılan makroskopik muayenelerde purulent akıntı bulgusuna PRP, PRP-Q ve Q1 gruplarında rastlandı bu bulgular istatistiksel açıdan anlamlı kabul edildi. Diğer gruplarda purulent akıntıya rastlanmadı ve istatiksel açıdan anlamlı görülmedi (P>0.05). Tüm gruplar arasında fluorescein boyama yönünden anlamlı farklılıklar gözlendi (p<0,05). Çalışmanın 28. Gününden itibaren korneada oluşturulan lezyonlu alan tüm gruplarda fluorescein boya ile boyanmadı. Gruplar arasındaki farklılıklar incelendiğinde 28. günde PRP-Q1 grubu diğer gruplara göre daha hızlı iyileşme göstermiştir. TNF-α açısından yapılan değerlendirmelerde gruplar arasında yapılan karşılaştırmada ise, 11. günde TNF-α'nın PRP ve PRP-Q1 gruplarında K ve Q5 gruplarına göre anlamlı derecede yüksek olduğu görüldü (p <0,001). Q1 grubu ise sayısal olarak K ve Q5 grubundan yüksek olmakla beraber anlamlı bir farklılık göstermedi(p> 0,05). Çalışmamızda PDGF-BB değeri ölçümlerinde zamana göre anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Gruplar, kendi içinde değerlendirildiğinde; PRP-Q1 grubunda zaman içinde PDGF-BB değerinde düşüş görülmüştür. Q5 grubunda Vesauloma (1997)'nın bahsettiği gibi yangı hücrelerinin yüksek olduğu dönemde 11. günde PDGF-BB değeri yüksek, zamanla yangı hücrelerinin azalması ile birlikte PDGF-BB değerleri de normal seviyelere gelmiştir. Yapılan bu çalışmada PRP ve PRP-Q1 gruplarında çalışmanın ilk gününde yüksek olan MMP-9 seviyesi zamanla azalmıştır ve bu düşüş istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Q5 grubunda ise çalışmanın 11. gününde anlamlı bir yükseliş olmuş ve 42. gününde tekrar düşüş görülmüştür (p<0,05). Kapsamlı ve uzun periyotta gerçekleştirilen bu araştırmada, hipotezimize paralel olarak, kuvvetli antioksidan özellikteki Quercetin'in 5 mg/Kg dozda 10 gün uygulamasının kornea yarası iyileşmesine olumlu etki sağladığı belirlenmiştir. Bundan sonraki çalışmalara bu bulguların ışık tutacağı ve Quercetin'in daha uzun periyotta uygulamaları ile yapılacak ayrıntılı çalışmalara ihtiyaç duyulduğu sonucuna varılmıştır.
Kedilerde kornea hasar ve hastalıklarında, üçüncü göz kapağı flebinin tek başına kullanımı ve üçüncü göz kapağı flebi ile dehidre korneal kollajen bariyerin birlikte uygulmasının tedavideki etkinliğinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı; beşeri hekimlikte uzun yıllardır kullanılan dehidre korneal kollajen bariyerin, kedilerde kornea hasar ve hastalıklarındaki tedavideki etkinliğinin belirlenmesidir. Çalışmada, Karşıyaka Veteriner Kliniğine (İZMİR) kornea hasar ve hastalığı ile getirilen 20 kedi kullanıldı. Kedilerin 9 tanesi dehidre korneal kollajen bariyer kullanılan grup,11 tanesi dehidre korneal kollajen bariyer kullanılmayan grup olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Çalışma kapsamında bütün kediler 80 µg / kg dozunda kas içi Medetomidin HCL enjeksiyonu ile premedikasyon sağlandı. İndüksiyon amacı ile %4 konsantrasyonda, genel anestezi amacıyla %1-2 konsantrasyonunda isofluran solutuldu. Cerrahi işleme başlamadan önce göze lokal anestezik olarak Proparakain HCl ve midriyatik ajan olarak tropikamid kullanıldı. Korneada gerekli görülen keratektomi ve/veya debridman sonrası 1.gruba sadece üçüncü göz kapağı flebi uygulanırken, 2.gruba üçüncü göz kapağı flebi öncesi DKKB uygulaması yapıldı. Her iki grupta da 28 gün sonra üçüncü göz kapağı flepleri açıldı, 1. 2. ve 4. hafta lezyonlardaki iyileşmenin boyutu Image J programı ile ölçülerek değerlendirme yapıldı. Operasyon sırasında dehidre korneal kollajen bariyer kullanılmayan grubun pre-op., 1.hafta, 2.hafta ve 4.haftaları arasında lezyonların iyileşme boyutları açısından istatistiksel bir fark görülmez iken operasyon sırasında DKKB kullanılan grubun pre-op., 1.hafta, 2.hafta ve 4.haftaları arasında lezyonların iyileşme boyutları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark görüldü (p:0,020). Sonuç olarak; kornea hasarı ve hastalıkları olan kedilerde dehidre korneal kollajen bariyer kullanılmasının kornea lezyonlarının iyileşmesi üzerine olumlu etki gösterdiği gözlemlendi.
Adana ilindeki kedi ve köpeklerin ağız içi lezyonlarının retrospektif olarak araştırılması
Ağız içi problemleri kedi ve köpeklerde değişen şiddetlerde gözlenen, ağrılı ve sıkça karşılaşılan problemlerden biridir. Bazı ağız içi lezyonları erken dönemde tespit edilip müdahale edilmediği takdirde ilerleyerek, başta beslenme problemi olmak üzere birçok hastalığa sebebiyet vererek ölümcül sonuçlar doğurabilmektedir. Çalışmada Adana ilinde 2018-2023 yılları arasında ağız içi lezyonu bulunan kedi ve köpeklerin, tür, ırk, yaş, cinsiyetinin ve teşhis edilen lezyonların değerlendirilmesi ve cerrahi tedavi girişiminde bulunulan problemler derlendi. Araştırma materyalini oluşturan 2441olguda 2238 vakanın kedi, 203 vakanın köpek olduğu görüldü. Kedilerde stomatitis %10,95 (n=245), kaudal stomatitis %4,29 (n=96), üremik stomatitis %0,58 (n=13), viral stomatitis %12,87 (n=288), ülseratif stomatitis %10,95 (n=245), gingivitis %24,62 (n=551), periodontitis %22,97 (n=514), damak yarığı %1,39 (n=31), gingival hiperplazi %0,27 (n=6), düşmemiş süt dişleri %0,31 (n=7), diş kırığı %1,16 (n=26), diş rezorpsiyonu %1,52 (n=34), diş kökü apsesi %0,62 (n=14), tartar %2,19 (n=49), maloklüzyon %1,74 (n=39), travma ve yabancı cisim kaynaklı yaralanma %3,57 (n=80) oranları kayıt edilmiştir. Köpeklerde ise stomatitis %1,48 (n=3), ülseratif stomatitis %0,49 (n=1), gingivitis %4,43 (n=9), periodontitis %5,42 (n=11), gingival hiperplazi %0,49 (n=1), papilloma %6,9 (n=14), epulis %12,32 (n=25), düşmemiş süt dişleri %16,26 (n=33), diş kırığı %7,88 (n=16), diş kökü apsesi %0,98 (n=2), tartar %19,7 (n=40), maloklüzyon %3,45 (n=7), travma ve yabancı cisim kaynaklı yaralanma %20,2 (n=41) oranları kayıt edildi.
Kedi ve köpeklerde trafik kazası olgularının prevalansı
Bu çalışmada Edirne vilayetinde bulunan Pati İzi Veteriner Kliniği ve Deniz Veteriner Kliniği'ne 2018 -2022 yılları arasında 5 yıllık periyotta trafik kazasına bağlı travma şikâyeti ile getirilen sahipli veya sahipsiz farklı yaş, ırk ve cinsiyetteki 35 kedi ve 33 köpek olmak üzere toplam 68 adet trafik kazası vakaları değerlendirilmiştir. Trafik kazası sonucunda travmatik lezyonlar şikâyeti ile veteriner kliniklerine getirilen olgularda alınan anamnezler ve yapılan muayeneler sonucunda elde edilen bulgular sınıflandırılarak deskriptif istatistiksel olarak değerlendirildi. Gelen vakaların travma lezyon dağılımlarına bakıldığında %63,24 oranında kırık vakalarının olduğu ve %22,06 oranıyla pelvik kırığının fazla görüldüğü kanısına varıldı. Trafik kazasının yönü ve şiddeti ile oluşan kırıkların yönü ve sayısında doğru orantılı bir ilişkinin bulunduğu da gözlendi. Bu çalışma ile kedi ve köpeklerde görülen trafik kazası vakalarının neden olduğu sonuçlarının genel bir şekilde tanımlanması ve sonuçlarının ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmesi yapılmıştır. Sonuç olarak, trafik kazaları tüm canlılar için yaşamsal bir tehlike oluşturmaktadır. Trafik kazalarının yaşanmaması için trafikte seyir halinde iken dikkat edilmeli ve trafik kurallarına uyulmadır.
Trakya Bölgesinde kedi ve köpeklerde bilgisayarlı tomografi görüntülemesi ile tanı konulan toraks hastalıklarının değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, kedi ve köpeklerde toraks bölgesinde görülen lezyonların, BT bulgularını sunmak, elde edilen lezyonların görüntülenmesinde tanı protokollerini oluşturmaktır. Bu çalışmada 2022-2023 yılları arasında Trakya bölgesi özel veteriner hastanelerine toraks hastalıkları şikayeti ile başvuran veya metastaz açısından taraması yapılan 210 hastada tespit edilen, intratorasik lezyonların (GE High Speed Dual GE medical Systems, Milwaukee,WI 2008 model) Bilgisayarlı Tomografi görüntüleri ile yapılan değerlendirmeleri ve 35 hastada intratorasik olarak gerçekleştirilen girişimsel radyolojik işlemler ele alınacaktır. Çalışmamızda toraks bölgesinde ve inceleme alanına giren yumuşak dokularda 56 farklı BT bulgusu tespit edilmiştir. Bu bulgular, 23 olguda (%10,95) akciğerde ekspanse görünüm, 7 olguda (%3,33) akciğer hemorajisi bulguları, 4 olguda (%1,90) akciğerde hava kistleri, 1 olguda (%0,48) akciğerde kalsifiye nodül, 3 olguda (%1,43) akciğerde nodül, 5 olguda (%2,38) akciğer ödemi bulguları, 20 olguda (%9,52) amfizematöz havalanma artışı, 1 olguda (%0,48) aort kökünde aterom plakları, 52 olguda (%24,76) atelektazi, 8 olguda (%3,80) hernia diaframatika, 7 olguda (%3,33) bronkopnömonik infiltrasyon bulguları, 88 olguda (%41,90) buzlu cam değişikliği, 2 olguda (%0,95) dekstra-kardi, 1 olguda (%0,48) deri altı apse koleksiyonu, 5 olguda (%2,38) deri altı kitle, 5 olguda (%2,38) deri altı lipom, 1 olguda (%0,48) empiyem bulguları, 1 olguda (%0,48) hemoperikardiyum, 1 olguda (%0,48) hemopnömotoraks, 2 olguda (%0,95) hiatal herni, 6 olguda 2,86) intratorasik kitle formasyonu, 5 olguda (%2,38) kalbin sağa-sola deviasyonu, 1 olguda (%0,48) kalsifik lenf bezleri, 10 olguda (%4,76) kardiyotorasik indekste belirgin artış, 43 olguda (%20,48) konsolide alanlar, 18 olguda (%8,57) kosta kırığı, 1 olguda (%0,48) kostalarda hiperostoz ve ekspansiyon, 4 olguda (%1,90) lenfadenopati, 3 olguda (%1,43) mediastinal hemoraji, 1 olguda (%0,48) mediastinal kistik kitle, 1 olguda (%0,48) mediastinal lenfadenopati, 1 olguda (%0,48) megaözefagus, 5 olguda (%2,38) torasik meme loblarında kitle, 1 olguda (%0,48) omuz ekleminde artroz bulguları, 9 olguda (%4,29) akciğer paranşiminde metastatik odaklar, 1 olguda (%0,48) pektus ekskavatus deformitesi, 9 olguda (%4,29) perikardiyal efüzyon, 4 olguda (%1,90) perikardiyal yağ dokusunda hipertrofi, 34 olguda (%16,19) plevral efüzyon, 15 olguda (%7,14) pnömonik infiltrasyon bulguları, 4 olguda (%1,90) pnömomediastinum, 38 olguda (%18,10) pnömotoraks, 1 olguda (%0,48) pulmoner emboli bulguları, 1 olguda (%0,48) pulmoner vasküler yapılarda ateroskleroz, 2 olguda (%0,95) pulmoner vasküler yapılarda dilatasyon, 6 olguda (%2,86) skapula kırığı, 2 olguda (%0,95) timus bezinde hipertrofi, 3 olguda (%1,43) torakal kifozda artış, 1 olguda (%0,48) torakal metastatik odak, 1 olguda (%0,48) torakal skolyoz, 27 olguda (%12,86) torakal vertebralarda dejeneratif değişiklikler, 6 olguda (%2,86) torakal vertebra kırığı, 1 olguda (%0,48) torakal vertebralarda kongenital yükseklik kaybı, 1 olguda (%0,48) trakeal kollaps ve 14 olguda (%6,67) yumuşak doku amfizemidir. Toraks BT'si değerlendirmesinde bir hastada amfizem varken yine aynı hastada atelektazi, buzlu cam görünümü gibi veya kitle lezyonu mevcut olan bir hastanın yüksekten düşmesi sonucu aynı BT tetkikinde pnömotoraks veya hemotoraks gibi patolojiler de görülebilmesi mümkündür. Sonuç olarak BT, intratorasik patolojilerin teşhisinde önemli bilgiler verir. Çalışmamıza konu olan, kedi köpeklerde rastladığımız 56 BT bulgusu; toraks bölgesi BT'lerini değerlendirmede göz önüne alınması gereken ve sık karşılaştığımız bulgular olarak değerlendirilmiş olup, inceleme yaparken özellikle bu bulguların öncelikle değerlendirilmesi önerilir.
Kedi ve köpeklerde maggot debrideman tedavisinin değerlendirilmesi
Maggot debridman terapisi, tıbbi maggotlar kullanılarak yara temizliği ve yaraların iyileşme sürecinin hızlandırılması amacıyla yapılan bir çeşit tedavi yöntemidir. Hastanın yaşı, ırkı, cinsiyeti, canlı ağırlığı, travma-lezyonun tipi, maggot uygulaması öncesi, sırasında ve sonrasında kullanılan ilaçlar ve tedavi yöntemleri ve klinik sonuçlar ayrıntılı olarak kayıt edilicektir. Maggot debridman tedavinin klinik başarısı ortaya konulucaktır. Yapılan çalışmada 1 adet köpek ve 15 adet kedinin çeşitli yaraları üzerinde maggot debridman tedavisi yapılmıştır, çeşitli etiyolojilere sahip bu yaralar, hayvanın durumuna göre planlanan sayıda ve sürede maggotlar hem debridman hemde dezenfeksiyon aşamalarında kullanılmıştır. Yara iyileşmeleri belirli günlerde yara alanları ve yaraların makroskobik özellikleri kayıt edildi. İlk uygulamadan itibaren yaralarda debridman gerçekleşmiştir. Sonuç olarak maggot debbridman terapi kedi ve köpeklerde kullanılılabilicek bir yara sağaltım yöntemi olarak ucuz, kolay ve etkilidir. Kedi ve köpeklerde kullanımı ve üzerine yapılan araştırma sınırlı olduğu için daha fazla çalışma yapılması gerektiği düşünüldü.