Anabilim Dalı

Veterinerlik Cerrahisi Anabilim Dalı

Fırat University

122

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Köpeklerin uzun kemik kırıklarında operasyon öncesi ve sonrası sinirsel iletimlerindeki değişimlerin araştırılması

Araştırmada Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Veteriner Fakültesi'ne trafik kazası şikayeti ile getirilen 6' sı erkek, 10' u dişi olan trafik kazalı 16 köpek kullanılmıştır. Bu çalışmada fakülteye getirilen bütün hayvanların kaza sonrası kırık olmayan kontralateral ekstremitelerinin EMG kayıtları, kırık bulunan ekstremitelerinin operasyon öncesi, hemen operasyon sonrası ve postoperatif 10. gün EMG kayıtları alınmıştır. Elde edilen verilerin amplitüd değerleri, latansları ve iletim hızları hesaplanmış, operasyon öncesi ve sonrası periferik sinir iletimlerindeki değişikliklerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.

Cerrahi-veteriner hekimlikElektronöromiyografiKemik ve kemikler+4
Necip Küçüksayın
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Non-brakiosefalik köpeklerde periodontal hastalığa yatkınlığın klinik ve termografik olarak değerlendirilmesi

Bu çalışmada, Gingival İndeks (Gİ), Papil Kanama İndeksi (PKİ) ve Plak İndeksi (Pİ)'ne göre köpeklerin diş eti yangısı ve ağız hijyen derecesi belirlendi. Bu indeks dereceleri arasında, diş etinin farklı anatomik bölgelerinin, termal kamera yardımıyla ölçülen sıcaklıklarının karşılaştırılması amaçlandı. Çalışmanın materyalini Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi Cerrahi Kliniği'ne getirilen, non-brakiosefalik ve diş etlerinde periodontal yıkımlanma gözlenmeyen, 2 yaş ve üzeri 140 köpek oluşturdu. Köpekler vücut ağırlığı 25 kg'a kadar olanlar 1. Grup ve vücut ağırlığı 25 kg'ın üzerinde olanlar 2. Grup olmak üzere iki gruba ayrıldı. Kliniğe getirilen köpeklerin muayene odasında 30 dakika süre ile istirahati sağlandı. Anesteziye alınmadan önce köpeklerin dudakları kaldırılarak diş etleri görünür haldeyken termal kamera ile ilk termogramları alındı. Daha sonra köpekler entübe edilerek anestezi cihazında inhalasyon anestezisine alındı. Köpeklerin dudakları kaldırılarak diş etleri görünür hale getirildi ve 20 cm mesafeden termal kamera yardımıyla sağ maksiller ve mandibular yarımın termogramları alındı. Aynı prosedür sol maksiller ve mandibular yarımda da tekrarlandı. Daha sonra tüm diş etlerine ait hiperemi, ödem, kanama ve plak yoğunluğu indeks sistemlerine göre kayıt altına alındı ve köpekler taburcu edildi. Elde edilen termogramlardan, köpeklerin her bir dişine ait diş etinin, serbest gingiva (SG), bağlı gingiva (BG) ve alveolar mukoza (AM) olmak üzere üç ayrı anatomik bölgesine ait sıcaklıkları kaydedildi. Kaydedilen sıcaklıklar kullanılan üç ayrı indeks sistemine göre ayrı ayrı sınıflandırıldı. Gİ ve PKİ'ne göre 1. Grup ve 2. Grup köpeklerin diş eti sıcaklıkları arasında anlamlı fark görülmedi. Bu sebeple Gİ ve PKİ'ne göre derecelendirilen diş eti sıcaklıklarında grup ayrımı gözetilmedi. Kanama görülmeyen diş etlerinin sıcaklığı, kanama görülen diş etlerinin sıcaklığından SG'da 0,27°C (p<0,01), BG'da 0,24°C (p<0,01) ve AM'da 0,26°C (p<0,01) daha yüksek sıcaklıkta olduğu bulundu. Plak yoğunluğunun diş eti yangısını belirlemede etkili olmadığı görüldü. Ayrıca sıcaklık ile PKİ dereceleri arasında anlamlı bir korelasyon tespit edilmedi. Sağlıklı köpeklerin maksiller SG sıcaklığının 36,25±1,43°C, BG sıcaklığının 36,81±1,37°C ve AM sıcaklığının 37,53±1,30°C olduğu; mandibular SG sıcaklığının 35,46±1,42°C, BG sıcaklığının 36,26±1,35°C ve AM sıcaklığının 37,01±1,22°C olduğu tespit edildi. Maksiller diş etlerinin mandibular diş etlerinden daha yüksek sıcaklığa sahip olduğu tespit edildi (p= ,000). Entübe edilmeden köpeklerin oral kavitelerinden elde edilen sıcaklık verilerinin değerlendirilmesi hatalı sonuçlara sebebiyet verdi. Termal kameranın köpeklerde diş eti hastalıklarının teşhisinde önemli katkıları olabileceği öngörüldü.

Cerrahi-veteriner hekimlikKöpeklerPeriodontal hastalıklar+2
Candemir Özcan
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tavşanlarda deneysel olarak oluşturulan glakom filtrasyon cerrahisi (GFC) üzerine mitomycin-C (MMC) ve siklosporin-A (CsA) nın etkilerinin araştırılması

Glakamatöz hastalarda sağaltım amacıyla gerçekleştirilen glakom filtrasyon cerrahisi (GFC, trabekülektomi) fistülünün işlevselliği granülasyon dokusunun inhibisyon süresine bağlıdır. Her biri 6?şardan olmak üzere kontrol, MMC ve MMC+CsA gruplarına ayrılan toplam 18 adet Yeni Zelanda tavşanının kullanıldığı mevcut çalışmada deneysel olarak oluşturulan GFC fistülünün tıkanmasında rol oynayan granülasyon dokusunun MMC ve MMC+CsA kombinasyonu kullanılarak inhibe edilmesi amaçlanmıştır. Tünel bölgesindeki kliniksel değişiklikler ve komplikasyonlar, 0-35. günler arasında belli Aralıklarla 7 kez oftalmoskop, gözyaşı üretim miktarı testi, tonometre ve gonioskop kullanılarak değerlendirilmiştir. Kullanılan grupların hiçbirinde operasyonla ilgili komplikasyona rastlanılmamıştır. Çalışma sonrası ötenazi edilen deneklerin sağ gözleri alınıp histopatolojik olarak değerlendirilmiştir. Kliniksel ve histopatolojik bulgulara göre, MMC ve MMC+CsA gruplarının tüm deneklerinde tünelin çalışma boyunca açık olduğu ve bu açıdan her iki grup arasında önemli bir farkın olmadığı belirlenmiştir. Tüm gruplara ait başlangıç GİB değerlerinde görülen belirgin düşüşün klinik ve histopatolojik bulguları desteklediği, çalışmanın sonuna doğru bu değerlerde meydana gelen artışın ise belirtilen bulgularla çeliştiği anlaşılmıştır. Operasyon sonrası GİB?te görülen önemli düşüşün operasyon stresinin aköz humör üretimini baskılaması ve fazla miktarda sıvının yeni oluşturulan tünel tarafından tahliye edilmesinden; çalışmanın sonlarına doğru tünel açık olduğu halde GİB?te yükselme meydana gelmesinin ise kullanılan deneklerin sağlıklı trabeküler ağa sahip olmasından kaynaklandığı sanılmaktadır. Gözyaşı üretim miktarı parametrelerinin kontrol ve MMC?ye göre MMC+CsA grubunda daha stabil bir dalgalanma gösterdiği belirlenmiş olup bu durumun CsA?nın gözyaşı üretim miktarı üzerine olan modülatör etkisinden kaynaklandığı sanılmaktadır. Sonuç olarak MMC veya MMC+CsA kombinasyonunun çalışma süresince tünelin granülasyon dokusuyla kapanmasını başarıyla önlediği ve bu açıdan aralarında dikkate değer bir farkın olmadığı belirlenmiştir. İki grup arasında oluşan farkın ise sadece CsA?nın kullanıldığı bir başka grubun ilave edilmesiyle yapılacak daha uzun süreli bir çalışmayla ortaya konulabileceği kanısına varılmıştır.

Cerrahi-gözGlokomMitomisin+2
Orhan Muzoğlu
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Düşük akımlı sevofluran anestezisindeki köpeklerde azotprotoksitin kardiyovasküler sistem ve hemodinamik parametreler üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada, düşük akımlı sevofluran anestezisindeki köpeklerde azotprotoksit kullanımının kardiyovasküler, ventilasyon ve kan gazı parametreleri üzerine olan etkisinin değerlendirilmesi ve elde edilen veriler doğrultusunda klinik kullanılabilirliğinin belirlenmesi amaçlandı. Çalışma materyalini Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Veteriner Fakültesi Cerrahi Kliniğine çeşitli şikayetlerle getirilen 20 köpek oluşturdu. Köpekler rastgele iki gruba (azotprotoksitli grup n=10, azotprotoksitsiz grup n=10) ayrıldı. Premedikasyon amacıyla her iki gruptaki hayvanlar için damar içi 1 mg/ kg dozunda diazepam ve kas içi 1 mg/kg dozunda morfin uygulandı. Her iki gruba da entübasyon öncesi 100 ml/kg/dk % 100 oksijen ile 2 dk preoksijenizasyon uygulanmasının ardından indüksiyon için 3-4 mg/ kg dozunda propofol verildi ve entübasyon sağlandı. Genel anestezide volatil anestezik ajan olarak % 2,9 minimal alveolar konsantrasyon dozunda sevofluran kullanıldı. Azotprotoksitli grup için gaz akımı % 50 oksijen % 50 azotprotoksit olarak ayarlanırken azotprotositsiz. grup için gaz akımı % 100 oksijen olarak ayarlandı. Her iki gruba da entübasyonun ilk 10 dakikasında, 100 ml/kg/dk normal akım uygulandıktan sonra, 14 ml/kg/dk düşük akıma geçildi ve operasyonun bitimine 10 dakika kala her iki grup içinde voparizatör kapatılıp tekrar normal akıma geçilirken azot protoksitli grup için azotprotoksitte kapatıldı. Anestezi süresince beşer dakika arayla kardiyovasküler parametreler, ventilasyon parametreleri kaydedildi ve anestezi öncesi, anestezinin 30. dakikası ve voparizatör kapatıldıktan 10 dakika sonra venöz kan gazı analizi yapıldı. Anestezi süresince her beş dakikada kaydedilen veriler sonucunda olguların nabız ve NİKB değerleri normal aralıkta bulundu ve hiçbir olguda hipotansiyona rastlanmadı. Olguların SpO2, EtCO2 ve kan gazı değerleri incelendiğinde iki gruptada hipoksi şekillenmediği görüldü. 1. ve 2. grupta sevofluranın MAK değeri arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu ve N2O kullanılan grupta sevofluranın MAK değerinin daha yüksek olduğu tespit edildi. Her iki grup için kardiyovasküler ve ventilasyon parametrelerinde ve venöz kan gazı analizlerinde benzer sonuçlar elde edildi. Sonuç olarak uygun koşulların sağlanması kaydıyla köpeklerin genel anestezisinde oldukça avantajlı olduğu belirlenen DAA'da N2O kullanılmasının gerekli olmadığı sonucuna varılmıştır.

AnesteziCerrahi-veteriner hekimlikKöpekler+2
Fatma Yeriğ
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Köpeklerde fasiyal sinir iletiminin elektrofizyolojik ve klinik olarak incelenmesi

Fasiyal paraliz; fasiyal sinir disfonksiyonu, otitis media-interna, travma, hipotiroidizm, orta/iç kulak neoplazisi veya polinöropatilere bağlı periferik fasiyal sinirin hastalığına bağlı olabilir. Fasiyal sinir üzerine yapılan çalışmalar araştırıldığında veteriner hekimlği alanında yeterli bir çalışma olmadığı yapılan çalışmaların genellikle deney hayvanları ve fasiyal paraliz yaşayan küçük hasta gruplarıyla sınırlı olduğu görülmüştür. Yaptığımız bu tez çalışmasında fasiyal sinir elektromiyelografi verileri cinsiyet, kafa yapısı, yaş ve kotralateral gruplarına ayrılmıştır. Bu gruplar amlitüd, latans ve mesafe açısından karşılaştırılmıştır Çalışmamız neticesinde fasiyal sinire ait amplitüd ve latans verileri elde edilmiştir. Yaptığımız çalışmada yüksek olgu sayısı ile fasiyal sinire ait elektromiyelografik veriler elde edilmiştir. Bu veriler fasiyal pariliz bulunmayan köpeklerden elde edildiği için referans değerler olarak kabul edilebileceği düşünülmektedir. Bu araştırmaya, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi Cerrahi Kliniğine getirilen ve çeşitli endikasyonlarla operasyona alınan, değişik ırk ve yaştaki 36'sı erkek, 14'ü dişi 50 köpek dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen köpeklerde indüksiyon amacıyla 4 mg/kg propofol intravenöz kullanılmıştır. Entübasyonun ardından anesteziye sevofluran ile devam edilmiştir. Otovideoskopik muayeneleri gerçekleştirilerek bulgular not edilmiştir. Yapılan çalışmada cinsiyet, yaş ve kontralateral değerler arasında bir fark olmadığı ancak kafa yapısının mesafe ölçümlerinde fark oluşturduğu görülmüştür. Çalışmamızda kafa yapısı açısından brahisefalik ve mezosefalik ırklar karşılaştırılabildiği için standardize edilmiş daha fazla çalışma yapılması önerilmektedir.

ElektrofizyolojiElektromiyografiFasiyal paralizi+3
Furkan Şavklıyıldız
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kedilerde akustik refleksin beyin sapı işitsel uyandırılmış potansiyel (Baer) testi ile araştırılması

Veteriner hekimlerin ve pet sahiplerinin non-invaziv tanı testlerine duydukları ilginin artmasıyla birlikte temel odyolojik değerlendirme testleri daha sık kullanılır hale gelmiştir. Diğer test teknikleri ile değerlendirilemeyen beyin sapının işitme yollarındaki iletimin muayenesinde güvenli bir yöntem olarak BAER testi kullanılabilmektedir. Veteriner odyoloji alanında elde edilen bilgiler genellikle köpekler ve deney hayvanları üzerinde gerçekleştirilen çalışmalara dayanmaktadır. Bu çalışma ile beşeri hekimlikte yenidoğanlarda işitmenin değerlendirilmesinde kullanılan akustik refleksin, kedilerde BAER testi ile değerlendirilebilirliğini araştırmak ve geniş olgu sayısıyla, kedilerde klik uyaran BAER ile elde edilen yanıtların latans, amplitüd ve interpeak latans değerlerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu araştırmaya, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi Cerrahi Kliniğine getirilen ve çeşitli endikasyonlarla operasyona alınan, değişik ırk ve yaştaki 26'sı erkek, 24'ü dişi 50 kedi dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen kedilerde indüksiyon amacıyla 4 mg/kg propofol intravenöz kullanılmıştır, entübasyonun ardından anesteziye sevofluran ile devam edilmiştir. Otovideoskopik muayene ile dış kulağında enfeksiyon, paraziter enfestasyon bulunmayan ve kulak zarı normal görünen kedilerin, timpanogramları alınmış ve akustik refleks testi yapılmıştır. Ön muayene sonrası kedilerin BAER kayıtları, klik uyaran ile şiddeti 100 dB HL' den başlanarak 10' ar dB düşürülerek trasenin kaybolduğu eşik seviyeye kadar alınmıştır. Sonuçlar özellikle 90 dB, 100 dB ölçümlerinde akustik refleksi düşündürmektedir ancak bu konuyla ilgili daha fazla çalışma yapılması önerilmektedir.

AkustikBeyin sapıKediler+4
Ayşegül Önür Yılmaz
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Non-brakiosefalik kedilerde periodontal hastalığa yatkınlığın klinik ve termografik olarak değerlendirilmesi

Bu çalışmada; Gingival İndeks (Gİ), Papil Kanama İndeksi (PKİ) ve Plak İndeksi (Pİ)'ne göre kedilerin diş eti yangısı ve ağız hijyen derecesi belirlendi. Bu indeks dereceleri arasında, diş etinin farklı anatomik bölgelerinin, termal kamera yardımıyla ölçülen sıcaklıklarının karşılaştırılması amaçlandı. Çalışmanın materyalini Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesine ovariohisterektomi ve kastrasyon için getirilen, non-brakiosefalik ve diş etlerinde periodontal yıkımlanma gözlemlenmeyen, 1 yaş ve üzeri 50 kedi oluşturdu. Kliniğe getirilen kedilerin muayene odasında 30 dakika süre ile istirahati sağlandı. Anestezinin indüksiyonu sırasında pre entübe dönemde kedilerin dudakları kaldırılarak diş etleri görünür haldeyken termal kamera ile ilk termogramları alındı. Daha sonra kediler entübe edilerek anestezi cihazında inhalasyon anestezisine alındı. Kedilerin dudakları kaldırılarak diş etleri görünür hale getirildi ve 20 cm mesafeden termal kamera yardımıyla sağ ve sol maksiller ve mandibular yarımın termogramları alındı. Aynı prosedür rostral olarak insisiv dişler içinde uygulandı. Daha sonra tüm diş etlerine ait hiperemi, ödem, kanama ve plak yoğunluğu indeks sistemlerine göre kayıt altına alındı ve kediler işlemlerinin ardından taburcu edildi. Elde edilen termogramlardan, kedilerin her bir dişine ait diş etinin, serbest gingiva (SG), bağlı gingiva (BG) ve alveolar mukoza (AM) olmak üzere üç ayrı anatomik bölgesine ait sıcaklıkları kaydedildi. Kaydedilen sıcaklıklar kullanılan üç ayrı indeks sistemine göre ayrı ayrı sınıflandırıldı. Post entübe dönemde maksiller diş etlerinde Gİ dereceleri arasında SG bölgesinde (p=0,044<0,05); ayrıca mandibula bölgesinde ise SG, BG ve AM bölgelerinde (p=0,002<0.05) Gİ derecesi arttıkça sıcaklıkta önce düşüş sonrasında artış tespit edildi. Maksiller ve mandibular diş etlerinde Gİ0 derece olan SG, BG ve AM bölgelerinin kendi arasında bölgesel olarak SG-AM (r= 0,909°C ve p=0,000<0,05) ve BG-AM (r= 0,538°C ve p=0,037<0,05) arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulundu. Maksillar ve mandibular dişeti bölgelerinde sıcaklık farkında maksiller diş eti bölgelerinin (SG (r= 0,419±0,231°C ve p=0,071>0,05), BG (r= 0,457±0,231°C ve p=0,048<0,05) ve AM (r= 0,612±0,23°C ve p=0,006<0,05)) daha yüksek sıcaklığa sahip olduğu tespit edildi. Post entübe dönemde mandibulada PKİ dereceleri arttıkça AM bölgesinde sıcaklığın arttığı (p=0,048<0,05) sonucuna varıldı. Yine post entübe dönemde maksillada Pİ derecesi arttıkça SG bölgesinde (p=0,013; p<0,05) sıcaklıkta öncelikle bir düşüş sonrasında ise artış olduğu bulundu. Pre ve post entübe dönemde farklı Gİ, PKİ ve Pİ derecelerine sahip SG, BG ve AM bölgelerinin sıcaklık farkının karşılaştırıldığı analizde PKİ 2 hastalık derecesine sahip SG ve BG bölgelerinde istatiksel olarak pre entübe dönem sıcaklıklarının post entübe dönemden daha düşük olduğu (SG (r= -1.0334 ve p=0,023<0,05) ve BG (r=-0.8583p=0,043<0,05)) bulundu. Kedilerde yaş arttıkça Gİ derecesinin düştüğü ve Pİ derecesinin arttığı tespit edildi. Termal kameranın kedilerde diş eti hastalıklarının teşhisinde önemli katkıları olabileceği öngörüldü.

GingivaKedilerPeriodontal hastalıklar+3
Doğukan Polat
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Tavşanlarda deneysel olarak oluşturulan kemik defektlerinin iyileşmesi üzerinde değişik greft materyalleri ve trombositten zengin fibrin'in etkilerinin incelenmesi

Kritik boyuttaki kemik defektlerinde iyileşmeyi sağlamak için greft kullanılması zorunluluğu bilinmektedir. Bu amaçla kullanılan birçok kemik greft materyali bulunmaktadır. Bu çalışmada, deneysel olarak oluşturulan kemik defektlerinde iyileşmeyi hızlandırmak için kullanılan doğal koral, hidroksiapatit (HA), trikalsiyum fosfat (TCP) ve trombositten zengin fibrin (TZF) uygulamasının kemik iyileşmesi üzerine etkilerinin araştırılması ve elde edilen bulguların karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada 24 adet Yeni Zellanda tavşanı kullanıldı. Tavşanların her iki tibiasının proksimal metafizine yakın mesafede ikişer adet olmak üzere her tavşanda dört adet tibial defekt oluşturuldu. Oluşturulan 96 adet defektin on iki adedi boş bırakılarak kontrol grubu olarak değerlendirildi. Geriye kalan defektler her birinden on iki adet olmak üzere koral, HA, TCP, TZF, koral+TZF, HA+TZF ve TCP+TZF ile dolduruldu. Operasyondan hemen sonra, 15, 30, 45 ve 60. günlerde klinik ve radyografik muayeneler gerçekleştirildi. Postoperatif 30. ve 60. günlerde ise her bir gruptan altı adet defekt bulunacak şekilde tavşanlar sakrifiye edilerek histopatolojik muayeneleri gerçekleştirildi. Radyolojik ve histolojik muayeneler sonucunda TZF kullanılan defektlerdeki kemik iyileşmesinin daha iyi olduğu belirlendi. Sonuç olarak, TZF'nin erken dönem kemik iyileşmesini önemli miktarda artırdığı, iyi bir greft materyali olarak rahatlıkla kullanılabileceği kanısına varılmıştır.

HidroksiapatitlerKemik defektleriKemik nakli+7
Havva Nur Can
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Deneysel olarak tendo calcaneus communis rupturu oluşturulmuş yeni zelanda tavşanında tenorafi sonrası trombositten zengin plazma ve tarantula cubensis özütünün tendo iyileşmesi üzerine etkileri

Bu çalışmada, deneysel olarak tendo calcaneus communis rupturu oluşturulmuş Yeni Zelanda tavşanında tenorafi sonrası trombositten zengin plazma ve tarantula cubensis özütünün tendo iyileşmesi üzerine etkilerini ortaya koymak amaçlandı. Çalışmanın materyalini 42 Yeni Zelanda tavşanı oluşturdu. Tenorafi sonrası tavşanlar trombositten zengin plazma (PRP), tarantula cubensis özütü (Theranekron) ve kontrol olmak üzere üç gruba ve bunlar da kendi içerisinde postoperatif 3 ve 7 haftalık süreyle takip edilen ikişerli alt gruplara ayrıldı. Tenorafi sonrası tendo iyileşme sürecinin makroskopik olarak adezyon değerlendirmesi yapıldığında kontrol ve Theranekron grubunda 3 ve 7 hafta arasındaki ortalama değerlerde anlamlı bir farklılık gözlenmediği (p > 0, 05) ancak PRP grubunda ise anlamlı bir farklılık bulunduğu gözlemlendi (p < 0, 01). Histopatolojik değerlendirmede ise gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar görülmekle birlikte, hücrelerin hizalanması, hücre çekirdeği morfolojisi, defektli bölgeden normal dokuya geçiş, defekt alanında vaskülarizasyon ve yangı parametreleri açısından iyileşmenin 3 ve 7 haftasında gruplar arasında anlamlı bir farklılık gözlenmedi. Sonuç olarak, Theranekronun 3 haftada olumlu bir etki göstermesine karşın 7 haftada kontrol grubundan dahi olumsuz bir iyileşme sürecine sahip olduğu, aksine PRP' nin ise 3 haftada lezyonların şiddetini artırmakla birlikte, 7 haftada çok daha başarılı bir iyileşme sürecine sahip olduğu ve PRP' nin bu anlamda uzun vadeli tendo iyileşme sürecine önemli derecede katkı sağladığı söylenebilir.

Aşil tendonuHayvan deneyleriKalkaneus+5
Muhammed Yusuf Şirin
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İstanbul yöresinde kedi ve köpeklerde deri hastalıklarının insidansı

Kedi ve köpeklerdeki deri hastalıklarına kliniklerde sıkça karşılaşılmakta ve oluşumunda uygun olmayan besleme, barınma ve bakım koşullarının önemli rol oynadığı ifade edilmektedir. Bu çalışmada İstanbul ilinde klinik, poliklinik, bakım-barınma ve rehabilitasyon hizmeti veren 26 küçük hayvan kuruluşunda saptanan deri hastalıklarının değerlendirilmesi yapılmıştır. Çalışmada; ırk, cins, yaş ve tür gibi faktörlerden hareketle deri hastalıklarının insidansları belirlenerek hangi hayvanların hastalıklardan daha fazla etkilendiği ve bu hastalıkların nedenlerinin ne olduğu saptanmaya çalışıldı. Çalışmada 653'ü köpek ve 347'si kedi olmak üzere toplam 1000 olgu kullanılmıştır. Köpeklerin 256 (%39,2)'sı genç (0-2), 153 (%23,5)'ü orta yaş (2-5) ve 244 (%37,3)'ü yaşlı (5-13); kedilerin ise 164 (%47,3)'ü genç (0-2), 92 (%27)'si orta yaş (2-7) ve 91 (%26)'i ise yaşlı (7-19) hayvanlardan oluşmaktaydı. Yapılan ddeğerlendirme sonucunda olguların 276'sında kaşıntılı dermatoz (Kedi: 103 (%29.7); Köpek: 173 (%26.5)), 210'nunda sinüs oluşumuyla karakterize hastalıklar (Kedi: 66 (%19); Köpek: 143 (%21.9)), 122'sinde uyuz (Kedi: 8 (%2.3); Köpek: 114 (%17.4)), 98'inde dermatofitozis (Kedi: 54 (%15.6); Köpek: 44 (%6.7)), 87'sinde nodüler dermatoz (Kedi: 28 (%8); Köpek: 59 (%9)), 64'ünde komplike vakalar (Kedi: 2 (%0.6); Köpek: 62 (%9.5)), 31'inde apse (Kedi: 22 (%6.3); Köpek: 9 (%1.4)), 23'ünde çevresel dermatoz (Kedi: 11 (%3.2); Köpek: 12 (%1.8)), 16'sında otitis externa (Kedi: 3 (%0.9); Köpek: 13 (%2)), 13'ünde ülseratif dermatoz (Kedi: 6 (%1.7); Köpek: 7 (%1)), 12'sinde endokrin dermatozu (Kedi: 3 (%0.9); Köpek: 9 (%1.4)), 11'inde yağlı kuyruk sendromu (Kedi: 11 (%3.2)), 10'unda othematom (Kedi: 2 (%0.6); Köpek: 8 (%1.2)), 7'sinde kabuklanma ve pullanma ile karakterize hastalıklar (Kedi: 2 (%0.6); Köpek: 5 (%0.8)), 4'ünde fotosensibilizasyon (Kedi: 4 (%1.2)), 3'ünde cushing sendrom (Köpek: 3 (%0.5)), 3'ünde atopi (Kedi: 3 (%0.9)), 3'ünde interdigital dermatitis (Köpek: 3 (%0.5)) ve 1'inde ise yaz dermatiti (Köpek: 1 (%0.2) belirlenmiştir. Sonuç olarak; kedi ve köpeklerdeki deri hastalıkları ile ırk, cins, yaş, beslenme, barınma ve bakım gibi faktörler arasında yakın bir ilişkinin olduğu saptanmıştır.

Deri hastalıklarıKedilerKöpekler+2
Cengiz Aktaş
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ovariohisterektomi yapılan kedilerde postoperatif süreçte kullanılan elizabeth yakalık ve yara koruyucu korse (winpet®)'nin stres ve ağrı düzeyi üzerine etkisinin karşılaştırılması

Bu çalışmada, kedilerde ovariohisterektomi sonrasında Elizabethan yakalık (EY) ile yara koruyucu korse (YKK)'nin ağrı ve stres üzerindeki etkilerini karşılaştırması amaçlandı. Prospektif, randomize kontrollü klinik çalışmada, 26 sağlıklı dişi kedi yer aldı. Hayvanlar, orta hat celiotomy sonrası rastgele olarak iki gruba ayrıldı: EY grubu (n=13), Elizabeth yakalık takanlar ve YKK grubu (n=13), yara koruyucu korse takanlar. Değerlendirmeler, premedikasyon öncesinde (0) ve anestezi sonrası iyileşme sürecinde 6, 12, 24, 48, 72 ve 96. saatlerde yapıldı. Değerlendirmelerde UNESP-Botucatu Çok Boyutlu Kompozit Ağrı Skalası (MCPS)ve Glasgow Kompozit Ağrı Skalası-Kedi (CMPS-F) kullanıldı. Salya örnekleri, kortizol düzeyi ölçümleri için 0, 6, 12, 24, 48, 72 ve 96. saatlerde toplandı. Kediler ayrıca davranışsal olarak gözlendi ve istenmeyen davranışlar değerlendirildi. Sonuçlar, CMPS-F ve MCPS açısından gruplar arasında tüm zaman aralıklarında anlamlı farklılık göstermedi (p < 0.05). Kurtarıcı analjezik uygulaması, YKK grubunda 16 ve EY grubunda 17 uygulama ile gruplar arasında benzerdi (p = 0.88). Kortizol seviyeleri de gruplar arasında anlamlı bir fark göstermedi (YKK: 0.05 [0.05 - 0.3] ve EY: 0.05 [0.05 - 0.8]; p = 0.09). Davranışsal olarak, EY grubundaki 13 kediden 10'unun tasmalarını çıkarmaya çalışması veya kafa sallamasıyla (p <0.01) istenmeyen davranışlarda önemli farklılıklar ortaya koyarken, YKK grubunda hiçbir kedide istenmeyen davranış kaydedilmedi. Sonuç olarak, YKK ve EY'nin, ovariohisterektomi sonrası kedilerde ağrı ve stres üzerinde benzer etkilere sahip olduğu ancak EY kullanımı ile ilişkili istenmeyen davranışların stresi arttırdığı görüldü. Klinik önemi ise YKK'nin kedilerde daha rahat bir iyileşme deneyimi sunabilmesi ve yeni araştırmalar için yol gösterici nitelikte olmasıdır.

Ayhan Işıl
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kedilerde anestezi derinliğinin blink refleks ile ilişkisi

Bu çalışmada, kedilerde göz kırpma refleksinin anestezi derinliği ile ilişkisi ve göz kırpma refleksinin anestezi derinliğini belirlemedeki etkisine ek olarak bundan elde edilebilecek parametrelerin değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışma materyalini Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Veteriner Fakültesi Cerrahi Kliniğine çeşitli operatif amaçlar için getirilen 7'si dişi, 25'i erkek, beden ağırlıkları 1,8-5 kg (ort, 3,80±0,8 kg) arasında değişen 32 adet kedi oluşturdu. Tüm kedilere premedikasyon amacıyla midazolam 0,1 mg/kg dozunda ve butorfanol 0,4 mg/kg kullanıldı. Anestezi indiksiyonu amacıyla 4 mg/kg dozunda propofol uygulandı. Bunu takiben anestezi idamesi sevofluran ile sağlandı. Kediler için derin anesteziyi sağlayan end tidal MAK değeri olan 2,9 MAK değerinde anestezi sabit tutuldu. Operasyon bitimini takiben 2,9 end tidal MAK değerinden başlanarak azalan her 0,1'lik MAK değeri için supraorbital sinire elektriksel uyarı verilerek uyarının yapıldığı orbikularis okuliden kasından göz kırpma parametreleri kaydedildi. Yapılan çalışmada kedilerde sevofluran anestezinde kedilerdeki ortalama latans, amplitüd, süre değerleri ortaya kondu. Kedilerde tüm MAK değerlerinde R1 ve R2 olmak üzere sadece iki göz kırpma yanıtı ortaya kondu. Aynı zamanda göz parametrelerinden R1 latansı ile MAK arasında pozitif yönlü çok kuvvetli bir korelasyon, R2 latansı ile MAK arasında pozitif yönlü orta derecede bir korelasyon olduğu ortaya kondu. R1 amplitüd ile MAK arasında negatif yönlü çok kuvvetli bir korelasyon, R2 amplitüd ile MAK arasında pozitif yönlü orta derece bir korelasyon olduğu ortaya kondu. R1 süresi ile MAK arasında negatif yönlü orta derece bir korelasyon, R2 süresi ile MAK arasında negatif yönlü zayıf bir korelasyon olduğu ortaya kondu. Anestezi aşamaları ile MAK arasındaki ilişki karşılaştırıldığında sadece aşama II-uyanık aşamalar arasında R1 amplitüd ile R2 amplitüd anlamlı bulundu. Diğer tüm aşamalarda R1 latans, R2 latans, R1 amplitüd, R2 amplitüd anlamsız bulundu. Tüm kedilerin ortalama 0.43±0.20 MAK değerinde uyandığı ortaya kondu.

Ayşe Nihan Elvan
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ratlarda oluşturulan bakteriyel keratitis modelinde gülün (Rosa damascena) iyileşme üzerine etkileri

Yapılan bu çalışmada, ratlarda oluşturulan deneysel bakteriyel keratitis modelinde gül hidrosellerinin, post-enfeksiyon döneminde kornea iyileşmesi üzerine etkilerini klinik ve mikrobiyolojik yöntemlerle ortaya koymak amaçlandı. Çalışmanın hayvan materyalini 28 adet, dişi, sağlıklı, beyaz Spraque Dawley ırkı rat oluşturdu. Ratlar; bakteriyel keratitis sonrası Rosa damascena damla (RDD) uygulama grubu (7 adet), RD jel (RDJ) uygulama grubu (7 adet), pozitif kontrol (PK) grubu (7 adet) ve negatif kontrol (NK) grubu (7 adet) olmak üzere 4 gruba ayrıldı. Enfeksiyon sonrası korneal iyileşme sürecinin klinik muayene açısından değerlendirilmesinde; korneal opasite ve korneal ödem bakımından gruplar arasında tedavi öncesi, 3. ve 5. günlerde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmazken, 7. günde RDD, RDJ ve PK gruplarının NK grubuna göre korneal opasite ve korneal ödemde istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edildi. Konjunktival hiperemi açısından; tedavi öncesinde istatistiksel olarak bir fark yokken, tedavinin 3., 5. ve 7. günlerinde istatistiksel olarak bir fark olduğu belirlendi. Konjunktival akıntı bakımından; tedavi öncesi, tedavinin 3. ve 7. günlerinde istatistiksel olarak bir fark yokken, tedavinin 5. gününde istatistiksel olarak bir fark olduğu belirlendi. Konjunktival ödem açısından; uygulama gruplarına göre tedavi öncesi, tedavinin 3., 5. ve 7. günlerinde istatistiksel olarak bir fark olmadığı bildirildi. Epitel erozyonu açısından; uygulama gruplarına göre tedavi öncesi, tedavinin 3. ve 7. günlerinde istatistiksel olarak bir fark olmadı. 5. günde epitel erozyonu açısından tüm uygulama grupları arasında istatistiksel olarak fark vardır. Mikrobiyolojik açıdan değerlendirildiğinde; tüm uygulama gruplarında 3. ve 7. günde RDD, RDJ ve PK gruplarının NK grubuna göre standart bakteri sayılarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmiştir. Sonuç olarak enfeksiyon sonrası RDD, ve RDJ'nin klinik muayene açısından korneal iyileşmede ve mikrobiyolojik analiz açısından standart bakteri sayısı üzerinde olumlu etkileri olduğu kanısına varıldı.

İbrahim Taha Danışman
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kedilerde genel anestezide sevofluran uygulamasının intraoperatif doppler ultrasonografi aracılığıyla renal rezistif indeks üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada, kedilerde sevofluran ile gerçekleştirilen inhalasyon anestezisinin renal rezistif indeks üzerine etkilerinin intraoperatif Doppler ultrasonografi aracılığıyla değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışma materyalini Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesine kastrasyon başta olmak üzere tamamı elektif cerrahi için getirilen, klinik muayenesinde genel ve üriner sistem yönünden sağlıklı olarak değerlendirilen 20 adet farklı yaş, ağırlık, ırk ve cinsiyetten kediler oluşturdu. Kediler sevofluran ve izofluran uygulamasına göre 10'arlı iki gruba ayrıldı. Ultrasonografik Doppler incelemelerinde preoperatif rezistif indeks (Rİ) değerleri her iki böbreğin kraniyal, orta ve kaudal kutuplarındaki interlober veya arkuat arterlerden en az ardışık üç Doppler spektrumunun elde edilmesiyle ölçüldü. Operasyon öncesinde premedikasyon amacıyla tüm kedilere sefazolin 22 mg/kg ve butorfanol 0,1 mg/kg dozunda damar içi uygulandı. Anestezi indüksiyonunda propofol 4-6 mg/kg dozunda damar içi uygulandı. Anestezi idamesi bir grup için sevofluran diğer grup için izofluran ile sürdürüldü. Preoperatif renal Rİ ölçüm protokolü aynen uygulanarak intraoperatif ölçümler minumum alveolar konsantrasyon (MAK) 1.2, MAK 1.5 ve MAK 1.7 değerlerinde gerçekleştirildi. Kedilerde sevofluran ve izofluran volatil anestezikleriyle gerçekleştirilen inhalasyon anestezileri sonucunda minumum alveolar konsantrasyon miktarlarının artışıyla birlikte ultrasonografik Doppler incelemelerle elde edilen renal Rİ ve pulsatilite indeks (Pİ) değerlerinin de artış gösterdiği bulundu. Renal Rİ ve Pİ değerlerindeki artışların ise sevofluran ve izofluran volatil anestezik çeşidine göre farklılık göstermediği tespit edildi.

Faruk Ceyhun Oğuzer
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Farelerde deneysel kuru göz modeli üzerine farklı terapötik ajanların etkilerinin karşılaştırılması

Kuru göz sendromu (KGS); oküler yüzeye hasar verme potansiyeline sahip olan yangı, gözyaşı film osmolaritesinin artışı, instabilitesi ve görme bozukluğu ile karakterize multifaktöriyel bir hastalıktır. Gelişiminde; yaş, cinsiyet, çevre, hormon, beslenme, sistemik ve lokal etkili ilaçlar ve refraktif cerrahi gibi bazı risk faktörlerinin etkili olduğu bildirilmiştir. İnsanlarda kadın ve yaşlılar, hayvanlarda ise köpeklerde daha fazla görüldüğü rapor edilmiştir.KGS'nin teşhisinde, klinik belirtilere ilaveten gözyaşı üretim miktarı, prekorneal gözyaşı film (PGF) stabilitesi, oküler yüzey hasarı ve bu yüzeyde meydana gelen bazı sitolojik ve morfolojik değişiklikler gibi kriterlerden yararlanılmaktadır. Tedavisinde; klinik belirtilerin önlenmesi, başta yangı olmak üzere hastalık sürecinde etkili rol oynayan faktörlerin ortadan kaldırılması veya her ikisine yönelik medikal yöntemler kullanılmaktadır. Bu prensipten hareketle mevcut çalışmada, hastalığın tedavisinde sıkça kullanılan bazı ajanların terapötik etkileri karşılaştırılarak en etkili olanının belirlenmesi amaçlanmıştır.Çalışmada 112 adet BALB-C ırkı dişi fare rastgele ve eşit olarak kontrol ve deney olmak üzere iki gruba; her grup da kendi içinde 7'şer hayvanlık 8 alt gruba ayrıldı. Alt gruplar uygulandıkları ajana göre SF (Serum fizyolojik; % 0.009), SH (Sodyum hyaluronat; % 0.3), DİK (Diklofenak sodyum; % 0.1 ), PAT (Olopatadine; % 0.1), RET (Retinoik asit; % 0.01), FML (Fluorometanol; % 1), CsA (Siklosporin-A; % 0.05) ve DOK (Doksisiklin; % 0.025) olarak isimlendirildi. Altı haftalık çalışma süresince deney grubu olgular kuru göz kabinine (KGK) (sıcaklık; 21-25°C, relatif nem; < % 30, hava debisi; 15 L/dk, akım hızı; 2.3 ± 0.5 m/s); kontrol grubu olgular ise kafeslere (relatif nemi; % 50-80, sıcaklığı; 21-23°C) yerleştirildi. Çalışmanın 0-2. haftaları arasında her iki grup deneklere herhangi bir ajan uygulaması yapılmazken; 2-6. haftalar arasında tümünün sağ gözlerine günde 2'şer kez ve her defasında 5?l olmak üzere yukarıda belirtilen ajanlar lokal olarak uygulanmıştır.Tüm denekler; çalışmanın 0, 2, 4 ve 6. haftalarında göz kırpma sayısı, gözyaşı üretim miktarı, korneal fluorescein boyanma, gözyaşı kırılma zamanı (BUT), gözyaşı fluorescein temizlenme, impresyon sitolojisi ve korneal fluorescein permabilite testi yönünden değerlendirilmiştir.Çalışmanın 0. haftasında kontrol ve deney grupları ile bu gruplara ait alt gruplar tüm parametreler açısından değerlendirildiğinde aralarındaki farkın BUT (P<0.05) hariç önemsiz (P>0.05); 2, 4 ve 6. haftalarda ise tüm parametrelere göre önemli (P<0.05) olduğu belirlenmiştir.Çalışmanın 0. haftası ile karşılaştırıldığında 2. haftada tüm deney alt gruplarının; göz kırpma sayıları ve korneal boyanma skorlarının arttığı; gözyaşı üretim miktarları, goblet hücre sayıları, gözyaşı fluorescein temizlenmesi ve BUT'un azaldığı kaydedilmiştir. Terapötik ajanların etkileri 2 ve 6. haftalar arasında ve alt grup gibi değişkenler yönünden değerlendirildiğinde göz kırpma sayısına göre FML, gözyaşı üretim miktarına göre PAT, korneal fluorescein boyanma, BUT ve korneal fluorescein permabilite testlerine göre CsA, gözyaşı fluorescein temizlenme ve impresyon sitolojisine göre ise DİK'in en etkili ajan olduğu belirlenmiştir. Bu parametrelerin sonuçları birlikte değerlendirildiğinde ajanların 4 haftalık terapötik etkileri en iyiden en düşüğe doğru CsA, DİK, FML, PAT, RET, SH, DOK, SF şeklinde sıralanmaktadır. Bu ajanlardan ilk 3'ünün ortak ve yaygın etkilerinden yangının, hastalığın patogenezisinde önemli rol oynadığı anlaşılmaktadır. Buradan, KGS'nin tedavi sürecinde antiinflamatuar ajanların daima göz önünde bulundurulması gerektiği kanısına varılmıştır.Anahtar Kelimeler: KGS, Fare, Evaporatif Stres Faktörleri, Tedavi, Ajan

FarelerGözGöz hastalıkları+4
Kadri Kulualp
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00
DoktoraAçık ErişimTR

Hatay ve çevresinde sığır, koyun ve keçilerde görülen göz hastalıklarının insidansı

HATAY VE ÇEVRES NDEK SIĞIR, KOYUN, VE KEÇ LERDE GÖRÜLENGÖZ HASTALIKLARI NS DANSIBu çalışmada Hatay ve çevresindeki sığır, koyun, ve keçilerde görülen göz hastalıklarıinsidans yönünden araştırılarak, hayvancılık sektöründeki önemi ve ekonomik etkilerininortaya konulması amaçlandı. Bu amaçla 9906 sığır, 2549 koyun ve 1418 keçi kullanıldı.Sığırların 1012'inde 14, koyunların 204'ü ile keçilerin 58'inde 6 farklı göz problemisaptandı. Sığırlardan 219'u holştayn, 302'si montafon, 201'i simental, 164'ü melez, 107'siyerli, 14'ü jersey ve 5'i ise şarole ırkına aitti. Göz hastalıklarının görülme insidansı açısındanırklar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (P<0,001).Göz hastalıklı olgulardan 279'unda ( % 27.57 ) konjunktivitis, 204'ünde ( % 20.16 )keratitis, 123'ünde ( % 12.15 ) enfeksiyöz keratokonjunktivitis ( IBK ), 83'ünde ( % 8.20 )kist dermoid, 68'inde ( % 6.72 ) amaurozis, 85'inde ( % 8.40 ) göz kapakları ile ilgiliproblemler, 47'sinde ( % 4.64 ) leukoma, 26'sında ( % 2.57 ) bupththalmus, 25'inde ( % 2.47) kornea apsesi, 20'sinde ( % 1.98 ) skleritis, 15'inde ( % 1.48 ) iris stafilomu, 14'ünde ( %1.38 ) ulkus kornea, 12'sinde ( % 1.19 ) palpebra tertia bezinin prolapsusu ve 11'inde ( %1.09 ) gözde yabancı cisim saptandı. Çalışmamızdaki göz hastalıkları mevsim ve ay faktörüaçısından karşılaştırıldığında istatistiksel olarak önemli bir fark ( P>0,05 ) bulunmadı.Sonuç olarak bu çalışmada elde edilen bulgulardan göz hastalıklarının Hatay yöresisığırlarında yaygın olduğu, özellikle IBK gibi hastalıkların önemli ekonomik kayıplara nedenolduğu fakat bu hastalıklardan çoğunun saha koşullarında sağaltımlarının mümkün olduğugörüldü.Anahtar Sözcük: Göz hastalıkları, Sığır, Koyun, Keçi, Hatay.

Cafer Tayer İşler
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2005
00
DoktoraAçık ErişimTR

Elazığ ve yöresi koyun ve keçilerde görülen Piyeten'in etiyoloji, klinik seyir, epidemiyolojisi ile sağıtımlarının karşılaştırmalı araştırması

Sait Bulut
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
1982
00
DoktoraAçık ErişimTR

Köpeklerde yeni bir inhalasyon anesteziği olan isoflurane ile halothanein karşılaştırılması

ÖZET Bu çalışmada köpeklerde yeni bir inhalasyon anestezigi olan isoflurane ile halothane'ın klinik. hematolojik ve patolojik verilerinin bir karşılaştırması yapıldı. Köpekler halothane ve isoflurane grubu olmak üzere önce 2 gruba ve sonra her grup 5' eri i 3 altgruba ayrıldılar. Birinci altgruptaki köpeklere maske ile inhalasyon indüksiyonu ve 1.5 MAC'lık dozlarda {% 1.3 halothane. % 1.9 isoflurane) 2 saat süreyle anestezi sağlandı, ikinci altgrupdaki lere pen- tothal indüksiyonu ve yine 1.5 MAC'lık dozlarda 2 saat süreyle anestezi sağlandı, üçüncü alt grupdakilere pentothal ile indüksiyon ve 2 MAC'lık dozlarda(%l.7 halothane, %2.5 isoflu rane) 1 hafta içerisinde 3 kez. günde 2 saat süreyle anestezi uygulandı. Oksijen % 100 veya nitröz oksitle %50-%50 oranlarında kullanıldı. Anestezi yarıkapalı metodla ve spontan solunumla devam ettirildi. Her iki gruptaki köpekler indüksiyona kısa süreler için de girdiler. îki anestezik arasında indüksiyona girme hızı açısından önemli bir fark bulunmadı fP>0. 05). Solunum sisteminin isoflurane ile daha fazla deprese oduğu tesbit edildi.Solunum sayısındaki azalma isoflurane grubunda daha fazlaydı (P<0. 05 ). Kardiyovasküler sistem bulgularından arter iye 1 kan basıncının isoflurane ile biraz daha fazla düştüğü (P>0.05). kalp atım sayısının ise arttığı gözlemlendi (P<0.01). Venöz basınç ve vücut ısılarında. iki anes tezik arasında bir fark yoktu. Operasyonlar esnasında 1.5-2 MAC'lık dozlarda herhangi bir kas gevsetici ilaca gerek duyulmaksızın operasyonlar rahatlıkla yapıldı. İsoflurane ilekas gevşemesi daha iyi idi. Uyanma döneminde larenks refleksi isoflurane ile daha çabuk olustu(P<0. 05). Ayağa kalkma süresi isoflurane ile daha çabuk gerçekleşti (P<0.01). 1.5 MAC lık dozlarda 2 saat süreyle anesteziye alınan köpeklerin karaciğerlerinin histopatolojik muayenesinde, ha- lothane grubunda yer yer fokal nekroz odaklarına rastlanırken isoflurane grubunda görülmedi. Bununla beraber bu gruplarda kan muayane sonuçları ve SGOT.SGPT enzim düzeyleri, birbirine benzer olarak normal fizyolojik sınırlarda kaldı. 2 MAC lık dozlarda ve 1 hafta içerisinde üç kez (günde 2 saat) anesteziye alınan köpeklerin karaciğerlerinin histopatolojik muayenesinde halothane grubundaki köpeklerin hepsinde fokal nekrotik odaklara rastlanırken, isoflurane grubunda sa dece bir köpekte fokal nekrotik odak görüldü. îki grubun kan muayene sonuçları arasında bir fark bulunmazken, SGOT ve SGPT enzim düzeylerinde halothane ile biraz daha fazla bir yükselme tespit edildi (P>0.05). Anestezi sonrasındaki günlerde bazı makalelerde bildirilen ve hayvanların ölümüyle sonuçlanan akut hepatitis ve ka raciğerde total nekroz olaylarına her iki gruptaki köpeklerde de rastlanılmadı. Sonuç olarak isoflurane ' in. kardiyovasküler sistem ve karaciğer üzerine toksik etkisinin halothane' a göre daha az olduğu, buna karsın solunum üzerine depressif etkisinin bulunduğu tesbit edildi. Karaciğere ve kalp üzerine toksik etkisinin daha az olduğu ve özellikle genel durumu bozuk kalp ve karaciğer rahatsızlığı bulunan hayvanlarda kullanılmasının tavsiye edilebileceği kanısına varıldı.

AnestetiklerAnestezi-inhalasyonHalothane+1
İbrahim Canpolat
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
1992
00
DoktoraAçık ErişimTR

Tavşanlarda deneysel olarak oluşturulan intra abdominal adezyonların önlenmesinde; Polyethylene Glycol ve Dextran'ın karşılaştırmalı araştırılması

ÖZET: Bu çalışmada; tavşanlarda deneysel olarak oluşturulan intraabdominal adezyonların önlenmesinde ve lyzisten sonra tekrar şekillenen adezyonların geri letilmesinde veya tamamen yok edilmesinde % 5 polyethylene glycol (PEG)4000 ve % 32 dextran 70 'in karşılaştırılması yapıldı. Araştırmamız iki gruptan ve her grupta kendi içinde 3 altgruptan oluştu. Grup l'de; PEG 1, DEXTRAN 1 ve KONTROL 1 a ltgrupl arında test solüsyonlarının postoperatif adezyonların önlenmesindeki etkileri araştırıldı. Grup 2 'de; PEG 2. DEXTRAN 2 ve KONTROL 2 a ltgrupl arında adezyon oluşturulduktan sonra, test solüsyonlarının şekillenmiş olan adezyonları geriletme veya tamamen yok etmelerindeki etkilerine bakıldı. Ayrıca defekt oluşturulan bölge ve adezyonlu bölgelerin histopatolojik muayeneleri yapılarak adezyon dereceleri mikro olarakta değerlendirildi. Karaciğer, dalak ve böbreğin histo patolojik muayeneleri yapılarak test solüsyonlarının etkileri araştırıldı. Ensizyon çizgisinin histopatolojik muayenesi yapılarak test solüsyonlarının yara iyileşmesi üzerine olan etkisi değerlendirildi. Grup l'de; % 5 PEG 4000 adezyonların önlenmesinde. % 32 Dextran 70 ve Kontol a ltgrupl arına göre anlamlı derecede ya rarlı olduğu saptandı (P <<: 0.05). % 32 Dextran 70'in ise Kontrol alt grubuna göre anlamlı derecede yararlı olduğu görüldü (P s< 0.05). Grup 2 'de; % 5 PEG 4000 'nin lyzisten sonra tekrar şekil lenen adezyonların geriletilmesi veya tamamen yok edilmesin de istatiksel olarak önemli derecede yararlı olduğu anlaşıldı(P^ 0.01). % 32 Dextran 70 'in adezyonların geri let ilmesi veya orta dan kaldırılmasında anlamlı derecede adezyonları artırdığı görüldü (P ^ 0.01). Kontrol altgrubunda ise mevcut adezyonların anlamlı de recede daha da arttığı saptandı (P ^ 0.01). Histopatolojik muayenelerde; test solüsyonlarının hiç bir toksik etkisinin ve yara iyileşmesi üzerine zararlı etkilerinin olmadığı anlaşıldı. Adezyonlu bölgenin ve defektli alanın mikro olarak degerledirilmesi sonucu, f ibroblastların Derece 2'den Derece 4'e doğru yoğunluk kazandığı gözlendi. Sonuç olarak; % 5 PEG 4000; gerek birinci operasyonlar da ve gerekse ikinci operasyonlardan sonra koruyucu olarak kullanılabildiği gibi, operasyon yoluyla kalın band adezyonların elle çekerek veya keserek ayırma işleminden sonra tekrar adezyon oluşmaması için kullanılmasının yararlı olacağı kanısındayız.

Abdominal neoplazmlarAdezyonlarSerozit+1
Enis Karabulut
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
1994
00
DoktoraAçık ErişimTR

Köpeklerde Enfluran, İsofluran ve Propofol anesteziklerinin karşılaştırılması

82 5.0ZET Bu çalışmada köpekler için halen pratikte kullanılmakta olan inhalasyon anesteziklerinden enfluran ve isofluran ile, köpekler için yeni sayılabilecek bir anestezik olan propofol'ün damla infüzyon tekniği kullanılarak, 2 saat süreyle anestezileri yapıldı. Bu 2 saatlik süre içerisinde hayvanların klinik, hematolojik, biyokimyasal, kardiyovasküler ve histopatolojik bulgularına bakıldı. Klinik bulgulardan solunum sayısı ve vücut ısısı ile kardiyovasküler bulgulardan sistolik basınç, diastolik basınç, kalp atım sayısı ve EKG bulguları anestezi süresince 10 dakika aralıklarla alındı. Hematolojik ve biyokimyasal bulgular ise anesteziden önce, anestezinin 30. ve 120. dakikalarında, anesteziden 24 saat sonra ve anesteziden 1 hafta sonra olmak üzere toplam 5 kez incelendi. Çalışmada toplam 40 adet değişik yaş, ırk, cinsiyet ve ağırlıkta köpekler kullanıldı. Enfluran ve isofluran grubu üç alt gruba, propofol ise iki alt gruba ayrıldı. Enfluran ve isofluran'ın 2. alt gruplarının maske ile indüksiyonu sırasında sıklıkla hayvanlarda korku ve heyecan yarattığı ve salivasyonu artırdığı görüldü. İntravenöz bir ajanla (pentothal, propofol) indüksiyon yapıldığında ise sık olarak apnea ile karşılaşıldı. Anesteziden uyanma ve ayağa kalkma süreleri enfluran ve isofluran grubunda daha kısa bir sürede gerçekleşmesine rağmen, propofol grubunda ise bu süre daha uzun sürdü Solunum sayısı her üç grupta da ilk 10 dakika içerisinde yaklaşık olarak %50 azalarak anestezinin sonuna kadar 8-12 arasında kaldı. Propofol grubundaki hayvanlarda anestezi boyunca solunum sayısı ve düzeninin sürekli olarak değişiklik gösterdiği saptandı. Vücut ısısı anestezi süresince sürekli bir düşme eğiliminde olup, 4-5 °C'lik düşüşler görüldü. Fakat grup olarak en fazla düşüş 3. grup olan propofol grubunda gerçekleşti. Kardiyovasküler sistem bulgularından sistolik basınç, diastolik basınç ve kalp atım sayısı her üç grupta da belirgin düşüşler gösterdi. Sistolik basınç ve kalp atım sayısında en büyük düşüşler enfluran grubunda görülürken, diastolik basınçtaki en büyük düşüş isofluran'ın 1. alt grubunda gerçekleşti. İsofluran ve enfluran'ın 2. alt gruplarında sistolik basınç, diastolik basınç ve kalp atım sayısındaki düşüşler daha azdı. EKG bulgularından ise enfluran ile isofluran'ın 1. ve 2. alt gruplarında ve propofol grubunun ise birinci alt grubundaki hayvanlarda çok kısa süre devam eden aritmiler saptandı. Hematolojik ve biyokimyasal bulgulardan üre, kreatinin, şeker ve total lökosit hariç, istatistiksel açıdan önemli bir değişiklik görülmedi. Serum glikoz düzeyindeki en fazla artış propofol grubunda, daha sonra ise isofluran grubunda görüldü. Üre ve kreatinin değerlerinde ise en fazla artış enfluran grubunda gerçekleşti. Total lökositteki en büyük artış isofluran grubunda görüldü.83 Kullanılan anestezik ilaçların karaciğer ve böbrek üzerine toksik etkilerinin olup olmadığını araştırmak için yapılan çalışmada ise, anestezik ilaç 1 hafta içerisinde 3 kez uyguladı, üçüncü uygulamanın sonunda köpekler ötenazi edilerek karaciğer ve böbreklerinden kesitler alındı ve histopatolojik olarak incelendi. Enfluran uygulanan gruptaki hayvanların karaciğer ve böbreklerinde azda olsa toksik bir etkinin olduğu histopatolojik olarak saptandı.

AnestetiklerAnesteziEnflurane+2
Cihan Günay
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
1999
00
DoktoraAçık ErişimTR

Köpeklerde deneysel maddi kayıplı femur kırıklarında koral ve spongiyöz otogref uygulamalarının karşılaştırılması

51 6. ÖZET Maddi kayıplı femur kırıklarında koral ve spongiyöz otogref uygulamalarının karşılaştırılması amacıyla deneysel olarak gerçekleştirilen bu çalışmada, değişik ırk, yaş, cinsiyet ve ağırlıkta 16 adet köpek kullanıldı. Köpekler eşit olarak 2 gruba ayrıldı. Femur diyalizlerinde 1 cm uzunluğunda blok halinde bir boşluk oluşturuldu. Oluşturulan boşluklar; bir grupta doğal koral implantla, diğer grupta ise spongiyöz otogrefle dolduruldu. 1, 2, 3, 6. aylarda klinik ve radyografik kontroller yapıldı ve her iki gruptan ikişer köpek ötenazi edildi. Gref uygulanan bölgelerin histopatolojik kontrolleri yapıldı. Operasyon süresi; koral implant uygulamalarında, spongiyöz otogref uygulamalarına göre daha kısaydı. Genel olarak koral implant uygulanan olguların spongiyöz otogref uygulanan olgulardan daha önce yürüdükleri gözlendi. Koral implantlarda progresif rezorpsiyon ve yeni kemik oluşumu 1. aydan itibaren başladı. İmplantlarm rezorpsiyonu zaman içerisinde devam etti, ancak 6 aylık gözlem süresi sonunda olguların hiçbirinde tam rezorpsiyon gözlenmedi. Bununla birlikte red olayma da rastlanmadı. Spongiyöz otogref uygulanan olgularda 1. ayda başlayan yeni kemik oluşumu zamanla arttı. Altı aylık gözlem süresi sonunda defektler tamamen dolduruldu ve kemik bütünlüğü sağlandı. Sonuç olarak; spongiyöz otogref iyi bir gref materyalidir. Koral implant uygulamaları ise gref materyalini elde etmek için ikinci şirurjikal işlem gerektirmez. Ekonomiktir, elde edilmesi ve şekillendirilmesi kolaydır. Rejeksiyon oluşturmaz. Dokularla uyumludur ve rezorbe edilebilir. Doğal koral implantlan spongiyöz otogrefm yetersiz kaldığı durumlarda kullanılabilir.

Ali Said Durmuş
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2000
00
DoktoraAçık ErişimTR

Tunceli ve yöresindeki sığırlarda karşılaşılan ayak hastalıklarının insidans ve tedavileri üzerine gözlemler

79 5. ÖZET Sığır yetiştiriciliğinde önemli bir problem olan ayak hastalıkları, multifaktöriyel bir etiyolojiye sahiptir. Ayak hastalıkları ve bozuk tırnak şekillerinin oluşmasında; genetik faktörler, çevresel faktörler, primer ya da sekunder enfeksiyöz hastalıklar ile beslenme düzensizlikleri etkin rol oynar. Çalışmada incelenen 1688 sığırda, 86 ayakta sadece tırnak deformitesi, 26 ayakta deformitesiz ayak hastalığı görülürken, 153 ayakta da tırnak deformitesi ile birlikte ayak hastalığı saptandı. Deforme tırnak ve deforme tırnak yapısı ile birlikte hastalık tablosu şekillenen tırnak sayısı toplam 239'dur. Bunların 32'si ön, 207'si arka ayakta olmak üzere 153'ü lateral, 40'ı medial, 46'sı da bilateral olarak belirlenmiştir. Çalışmada tırnaklardaki deformasyon ve ayak hastalıklarının dağılımı şu şekilde saptanmıştır. 132 olguda (%55.23) sivri tırnak, 8 olguda (%3.35) küt tırnak, 11 olguda (%4.60) ayrık tırnak, 21 olguda (%8.79) makas tırnak, 24 olguda (%10.04) yayvan, geniş ve dolgun tırnak, 43 olguda (%17.99) burulmuş tırnak tespit edilmiştir. Çalışmada, deforme tırnak yapılarının ayak hastalıklarının oluşmasındaki etkisi açık olarak gözlenmiştir. 15 olguda (%8.38) interdigital dermatitis, 18 olguda (10.06) erosio ungulae, 3 olguda (%1.68) ökçe apsesi, 11 olguda (%6.15) interdigital hyperplasia, 24 olguda (%13.41) interdigital flegmon, 23 olguda (%12.85) podo. asep. diffusa, 3 olguda (%1.68) podo. circu., 15 olguda (%8.38) podo. septica, 13 olguda (%7.26) fissura ungulae, 4 olguda (%2.23) podoartritis prulenta, 19 olguda (%10.61) ökçe ve taban eziği, 5 olguda (%2.79) travmatik yan duvar ulkusu, 19 olguda (%10.61) beyaz çizgi hastalığı, 7 olguda (%3.91) digital dermatitis tespit edilmiştir. Lezyonların türü tespit edildikten sonra, bilinen yöntemlerle sağaltımları gerçekleştirilmiştir.80 Bu çalışmada Tunceli ve yöresinde 1688 sığırda ayak hastalıktan ve tırnak deformasyonlan araştırılmıştır. Sonuçlar tablolar şeklinde sunulmuştur. Tırnak deformasyonlarınm sağaltımları yerinde gerçekleştirilmiştir. Ayak ve tırnak bakımı konusunda yetiştiricilere tavsiyelerde bulunulmuştur.

Aydın Sağlıyan
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2000
00
DoktoraAçık ErişimTR

Köpeklerde deneysel olarak tibia defektlerinin onarımında sirküler eksternal fiksatör cihazı kullanımı

58 7. ÖZET Bu çalışmada, köpeklerde sirküler eksternal fiksatör kullanılarak kemik kaydırma tekniği ile deneysel olarak oluşturulan tibia defektlerinin onarımı yapıldı. Sonuçlar klinik, radyografik ve histopatolojik olarak değerlendirildi. Çalışmamızda değişik ırk, yaş ve cinsiyette 18 adet sokak köpeği kullanıldı. Sirküler eksternal fiksatör 4 halka ve 3 adet bağlantı rodu ile kuruldu. Herbir halka aralarında 60 ile 90 ° açı olacak şekilde iki adet 1.5 mm'lik kirschner teli ile tibiaya tespit edildi. Tibianın diyafizer bölgesinden 20 mm'lik kemik parçası çıkarıldı. Kortikotomi tibianın proksimal kranialinden periost korunarak yapıldı. Altı günlük bekleme periyodundan sonra kemik kaydırma her 12 saatte 0.5 mm distale doğru 20 gün uygulandı. Kaydırma işlemi tamamlandıktan sonra yedi gün kompresyon-distraksiyon, 40 gün konsolidasyon ve 17 gün dinamizasyon uygulandı. Olgular fiksatöre kolay uyum sağladılar. Pin yolu enfeksiyonu en yaygın komplikasyondu. Olgular ekstremitelerini postoperatif 2. haftada kısmen, 4. haftada tamamen kullandılar. Kas atrofisi karşı bacakla karşılaştırıldığında fiksatör çıkarılıncaya kadar orta derece idi. Üçüncü aydan sonra atrofi azaldı. Ödem ilk 2 hafta gözlendi. Fiksatör bozulması ve pin kırılması ile karşılaşılmadı. Beş olguda pin gevşemesi sonucunda pinler değiştirildi. Distraksiyon aralığmdaki kollojen fibriller distraksiyonun 2. haftasında ve yeni kemik distraksiyon yönünde organize olduğu görüldü. Kollojen fibrillerin mineralizasyonu proksimal ve distal kemik uçlarından başladı. Bütün olgularda distraksiyon aralığı ve distal kaynama bölgesi normal gelişim gösterdi. Üç olguda tam olmayan kortikotomi, üç olguda deviasyon ve iki olguda ise distal bölgede yeniden kırık gözlendi. Sirküler eksternal fiksatörü kullanarak yapılan kemik kaydırma tekniği ile tibianın diyafizer defektlerinin onarımı güvenle yapılabilmektedir.

Mustafa Köm
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2001
00
DoktoraAçık ErişimTR

Köpeklerde halotan ve sevofluranın bazı klinik, hematolojik, biyokimyasal değerler ile kardiyovasküler sistem üzerine etkilerinin karşılaştırılması

59 5. ÖZET Bu çalışma değişik yaş, cinsiyet, ırk ve ağırlıkta 30 köpek üzerinde gerçekleştirildi. Olgular rastgele halotan ve sevofluran grubu olarak adlandırılan iki eşit gruba ayrıldılar. Thiazine hydrochlorid-Xylazin (Rompun) ve atropin sülfat (Atropin) kombinasyonu ile premedikasyon ve thiopental sodium (Pentotal) ile indüksiyondan sonra bu olgular entübe edilerek halotan ve yeni bir anestezik olan sevofluran ile iki saat süreyle anesteziye alındılar. Halotan ve sevofluran % 100 oksijen ile birlikte 1.5 MAC dozlarında kullanıldılar. Klinik muayenede, solunum sayısı, vücut ısısı anesteziden uyanma dönemindeki refleksler ve ayağa kalkma sürelerine bakıldı. Solunum sayısı, vücut ısısı, sistolik basınç, diastolik basınç ve kalp atım sayılan anestezi süresince 1 0 dakika aralıklarla alındılar. Hematolojik ve biyokimyasal analizler sırasında, lökosit sayısı, ertrosit sayısı, hemoglobin miktarı, hematokrit, BUN, kreatinin, glikoz, ALT, AST, albumin, globulin değerlerine anesteziden önce, anestezi sırasında (60.dk) ve anesteziden 24 saat sonra alman kan örnekleri kullanılarak bakıldı. Solunum sayısı her iki grupta da indüksiyondan hemen sonra düşmeye başladı ve solunum sayısı anestezi süresince %50 oranlarında düşerek bu oran ortalama 10/dk. olarak kaydedildi. Sistolik basınç, diastolik basınç ve kalp atım sayısında her iki grupta da düşme kaydedildi. Halotan grubunda kalp atım sayısındaki düşüş sevofluran grubuna göre daha belirgindi. Sevofluran grubunda kalp atımları daha ritmik ve düzenliydi. Vücut ısısında her iki grupta da anestezi süresince düşme eğiliminde olan bir seyir görüldü. Uyanma döneminde sevofluran grubunda refleksler halotan grubuna göre daha erken oluştu. Ayağa kalkma süresi halotan grubuna göre daha kısa sürelerde gerçekleşti. Hematolojik parametrelerden lökosit sayısı halotan grubunda anesteziden 24 saat sonrada artışına devam etti. Sevofluran grubunda da lökosit sayısında artış meydana geldi fakat bu artış istatistiksel olarak önemsiz bulundu. Her iki grupta eritrosit sayısı,6ü hemoglobin, ve hematokrit değerlerde anestezi sırasında hafif bir azalma görülse de 24 saat sonra anestezi öncesi değerlere yaklaştıkları görüldü. Biyokimyasal parametrelerden serum glikoz ve ALT düzeylerinde halotan grubunda istatistiksel olarak anlamlı bulunan değişiklikler görüldü. 24 saat sonra alınan kan serumunda ise bu parametreler anestezi öncesi değerlere yakın olarak ölçüldü. Sevofluran grubunda anestezi sırasında serum glikoz düzeyinde oluşan istatistiksel olarak anlamlı yükseliş 24 saat sonra alınan kan serumunda anestezi öncesi değerlere yaklaştığı görüldü. Diğer biyokimyasal parametrelerden BUN, kreatin, albumin, globulin değerlerinin her iki grupta da fizyolojik sınırlar içinde kaldığı görüldü. Sonuç olarak halotan ile karşılaştırıldığında; sevofluranın kardiovasküler sistem üzerine daha az etkili, anesteziden uyanma süresinin ise daha kısa olduğu saptandı. Bundan dolayı, kardiovasküler hastalığı bulunan ve erken uyanması istenen olgularda sevofluranın halotana tercih edilebileceği kanısına varıldı.

Ali Hayat
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2001
00
DoktoraAçık ErişimTR

Distal femur kırıklarında poliaksiyel klemp rod internal fiksasyon metodunun etkinliğinin araştırılması: koyun modelinde deneysel bir çalışma

Amaç: Ortopedi Geliştirme Enstitüsü (AO-VET) tarafından tasarlanan Klemp-Rod İnternal Fiksasyon (CRIF) sistemi ile tarafımızca aynı sistemdeki klemp ve vidalar üzerinde yapılan modifikasyon ile tasarlanan M-CRIF sisteminin koyunlarda deneysel suprakondiler femur kırık modelinde uygulama ve iyileşme açısından etkinliklerini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışma materyalini 12 sağlıklı koyun oluşturdu. Sol femur distalinde suprakondiler kırık oluşturulan koyunlar, rastgele 2 gruba ayrılarak birinci grup (GI, n=6) klasik CRIF sistemi ile stabilize edilirken, ikinci grup (GII, n=6) ise M-CRIF sistemi ile stabilize edildi. Koyunlar kemik iyileşmesinin takibi açısından operasyon öncesi, operasyondan hemen sonra, 3, 7, 14, 28, 45 ve 60. günlerde klinik, radyolojik ve biyokimyasal olarak değerlendirildi. Bulgular: Gruplar arasında klinik yürüme puantajı ve basınç bandı analiz skorları 28. ve 45. günlerde GII'deki değerler GI'dekine göre daha yüksek bulundu (p<0,05). Kemik iyileşme biyobelirteçlerinden Kemik Alkalen Fosfataz (B-ALP) 3, 14, 28, 45 ve 60. günlerde, Kollajen tip I (COL1) 14, 28, 45 ve 60. günlerde, Karboksi-Terminal Telopeptid (CTX) 45. günde GII'deki değerler GI'den daha yüksek bulundu (p<0,05). Antiinflamatuar sitokinlerden olan Interlökin -10 (IL-10) 3, 28 ve 45. günlerde GII değerleri GI'den yüksek bulundu (p<0,05). Radyolojik sonuçlara bakıldığında ise tüm çalışma boyunca kemik iyileşmelerinin GII'de GI'e göre daha iyi olduğu görüldü. Sonuç: Koyunlarda deneysel olarak oluşturulan suprakondüler femur kırık modeli üzerinde hem CRIF ve hem de M-CRIF sistemlerinin kullanılabileceği ancak implant kaynaklı kemik rotasyonu ve implant gevşemesi gibi komplikasyonlar ile karşılaşılmaması için M-CRIF sisteminin daha uygun olduğu, bu sonuçların ancak klinik çalışmalarla da desteklenmesi gerektiği sonucuna varıldı. Anahtar Sözcükler: Biyobelirteç, distal femur kırığı, koyun, klemp-rod, modifiye klemp-rod .

Veterinerlik
Nahit Saylak
Dicle University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kedilerde arka ekstremite uzun kemiklerinin ortopedik ameliyatlarında epidural bupivakain ile multimodal analjezinin postoperatif ağrı üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada, arka ekstremite uzun kemik kırığı olan ve plaka osteosentezi yapılan kedilerde epidural bupivakain ile multimodal analjezi tekniklerinin postoperatif ağrı üzerine etkilerinin karışılaştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışma materyalini arka ekstremite uzun kemiklerinden herhangi birinde sadece bir kırığı bulunan 1-3 yaş arasındaki 24 kedi oluşturdu. Bu kediler, rastgele 3 gruba ayrılarak birinci grup (GI, n=8), epidural grubu olarak belirlenirken ikinci grup (GII, n=8) multimodal grubu, üçüncü grup ise (GIII, n=8) kontrol grubu (meloksikam HCl) olarak belirlendi. Hastaların, genel durumlarının değerlendirilmesi amacıyla preoperatif dönemde klinik, radyolojik ve hematolojik verileri kaydedildi. Ağrı değerlendirilmesi amacıyla postoperatif 2., 4., 6., 12. ve 24. saatlerdeki vital bulgularının yanı sıra Feline Grimace Skalası, Glasgow Ağrı Skalası ve Görsel Analog Skala kullanıldı. Bulgular: Postoperatif kontrol saatlerinde Glasgow Kompozit Ağrı Skalası'ndaki skorlamalar değerlendirildiğinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Feline Grimace Ağrı Skalası'nda 24. saatlerde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (p<0,05). Görsel Analog Skala'da 6. saatlerde istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,05). Çalışmadaki vital bulgular referans aralığındaydı. Her iki analjezik uygulamasının da 6. saatte Glasgow Kompozit Ağrı Skalası'na göre analjezik ihtiyacının olmadığı ancak Feline Grimace Ağrı Skalası ve Görsel Analog Skala'ya göre epidural bupivakain grubundaki iki hastaya analjezik gereksinimi duyulduğu görüldü. Sonuç: Kedilerde şiddetli ağrıya neden olan osteosentez operasyonlarında epidural bupivakain ile multimodal analjezinin postoperatif ağrı üzerine olan etkilerinin karşılaştırıldığı bu çalışmadan elde edilen verilere bir arada değerlendirildiğinde her iki tekniğinde yeterli düzeyde bir analjezi sağladığı, ancak postoperatif 6. saatte multimodal analjezinin etkisinin daha üstün olduğu söylenebilir. Anahtar Sözcükler: Ağrı, analjezi, kedi, epidural, multimodal, preemptif.

Rojda Canlı
Dicle University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Diyarbakır ve yöresindeki sığırlarda görülen ayak hastalıkları insidansının araştırılması

Diyarbakır ve Yöresindeki Sığırlarda Görülen Ayak Hastalıkları İnsidansının Araştırılması Bu çalışma; Diyarbakır ve yöresindeki sığırlarda görülen ayak hastalıklarının insidansının ortaya konulması amacıyla yapıldı. Çalışma materyalini 60 işletmede, farklı ırk, yaş, cinsiyet ve canlı ağırlıkta toplam 2592 baş sığır oluşturdu. Hayvanların ırk özelliklerine göre, barındırıldıkları ahır zeminine göre, yaşlarına göre ve canlı ağırlıklarına göre tırnak yapıları ve hastalıkları yönünden incelendi. Yapılan incelemede 2592 sığırdan 596 tanesinde ayak hastalığı ve 43 sığırda ayak deformasyonu tespit edildi. Sonuç olarak, Diyarbakır ve yöresindeki ayak hastalıklarının insidansının %23, ayak deformasyonlarının ise %1.66 olduğu tespit edildi. Anahtar kelimeler: Ayak Hastalığı, Diyarbakır Yöresi, İnsidans, Sığır

İsmail Atlı
Bingöl University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Köpeklerde diş kayıplarında dental implant uygulaması

Bu çalışmada; kliniğimize dişe ilgili şikayet ile getirilen ve diş ekstraksiyonu gerçekleştirilen on adet köpeğin, bu bölgeye diş implantı yerleştirilmesi ve kron restorasyonu ile oluşturulan dişler ile çiğneme etkinliğinin arttırılması, yeterli beslenmenin sağlanması yanında tutma, parçalama, savunma gibi içgüdüsel davranışların devamının sağlanması amaçlanmıştır. Rutin klinik muayeneden sonra, köpeklerde, lezyonlu dişler, genel anestezi altında alınmıştır. Doku iyileşmesi sağlandıktan sonra, genel hastalıklar yönünden muayene edilmiş, sistemik bir hastalıklığın bulunmadığına karar verildikten sonra implant uygulanmasına geçilmiştir. Operasyon genel anestezi altında, diş cerrahi seti (Nucleoss, Türkiye) kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Operasyona, iki komşu diş arası H şeklinde ensizyon ile başlanmış, yumuşak doku periodontal elavatörle kaldırılarak maxillar veya mandibular kemik dokusuna ulaşılmıştır. Keskin driller ile kaviteler hazırlanmıştır. Periapikal radyografi ile ölçülen çene kemiği kalınlığına uygun olan, 8 mm boyunda 3,8 mm çapında diş implantları (Nucleoss, T3, Türkiye ), yanal diziliş şeklinde, kemik içerisine yerleştirilerek, iyileşme başlıkları monte edilmiş yumuşak doku, 3.0 vıcryl (Eticon, Türkiye) ile kapatılmıştır. Postoperatif dönemde sistemik antibiyotik kullanılmış ve ağız hijyenine önem verilmiştir. Kemik implant osteointegrasyonu sonrası, bölgeden ölçü alınarak, diş laboratuvarında kron üst yapısı hazırlanmış ve cam ionomer siman ile implanta yapışması sağlanmıştır. Bu çalışmada 10 köpeğe toplam 15 adet dental implant uygulamış olup, implantın kemik doku içerisindeki hareketsizliği, bölgede enfeksiyon, ağrı, kanama, ödem olmaması, çiğneme fonksiyonlarının düzgün oluşu ve kron-implant bütünlüğünün uzun dönemde sağlamlığı göz önünde bulundurularak başarılı olarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, köpeklerde diş implantlarının başarı ile kullanılabileceği kanısına varılmıştır. Anahtar Kelmeler: Köpek, Dental implant

Dental implantasyonDental implantlarKöpek dişleri+2
Çağlar Yener
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlıklı kedilerde abdomen bölgesinin bilgisayarlı tomografik muayenesi

DAHA SONRA DOLDURULACAKTIR

AbdomenFizik muayeneKediler+1
Berk Er
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Aydın ve yöresinde koşum atlarında karşılaşılan diş bozukluk ve hastalıklarının değerlendirilmesi

Bu çalışmada, Aydın ve çevresinde yer alan atların diş bozukluk ve hastalıklarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın materyalini, Aydın ili çevresinde bulunan 27'si dişi, 53'ü erkek olmak üzere toplam 80 at oluşturdu. Materyali oluşturan atlar yaşlarına göre 3 gruba ayrıldı. Birinci grup 2-6 yaş arasındaki atlar (34 at), ikinci grup 6-12 yaş arasındaki atlar (33 at), üçüncü grubu ise 12 yaş üzeri atlar (13 at) oluşturdu. Bu atların ırkları 7'si Safkan İngiliz, 7'si Safkan Arap, 56'sı Rahvan, 2'si Haflinger ve 8'i melez olarak dağılım gösterdi. Yapılan diş muayenelerinde, dişlerdeki sayı, durum ve yön düzensizlikleri, kırıklar, aşınma düzensizlikleri, diş çürüğü, diş taşları, diastema ve öğütücü dişlerde keskin kenarlı diş oluşumları yönünden değerlendirildi. Bu değerlendirme sonucunda atlardaki diş bozukluk oranı %84,2 olarak bulundu. Kesici dişlerde en fazla diş düzensizliği (%46,2), canin dişlerde aşınma düzensizlikleri (%47,1), premolar ve molar dişlerde ise rostral hook (%41,9) tespit edildi. Atların yaşları arttıkça diş problemlerinin de arttığı görülmüştür. Çalışma sonucunda, Aydın ve çevresinde yer alan atların diş bozukluk ve hastalık oranlarının azımsanmayacak sayıda olduğu ve belirli aralıklarla atlarda diş muayene ve bakımının yapılmasının oluşabilecek bozukluk ve hastalıkların minimize edilebilmesinde yararlı olacağı kanısına varıldı.

At hastalıklarıAtlarAydın+3
İbrahim Süner
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Köpeklerde eksizyon artroplasti operasyonları ve bunların geç dönem sonuçları

Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi, Cerrahi Anabilim Dalı Kliniği'ne 2007-2009 yıllarında getirilen art. coxa düzeyinde kalça displazisi veya travmatik nedenlerle oluşmuş lezyonları bulunan değişik ırk, yaş ve cinsiyetteki 20 köpek çalışma materyalini oluşturdu. Yapılan klinik ve radyolojik muayeneler sonrasında lezyonların dağılımına göre; 13 köpekte kalça displazisi, 5 köpekte art. coxa'da travmatik lukzasyon, 2 köpekte caput ve collum femoris kırığı belirlendi. Olguların xylazin hydrochloride (1 mg/kg) ve ketamin HCl (11 mg/kg) kombinasyonu ile sağlanan preanestezi sonrası bölgenin tıraş ve dezenfeksiyonu yapıldı. İnduksiyonu propofolle (4 mg/kg) yapıldı, daha sonra hayvanlar entübe edildi ve anesteziye izofloran ile devam edildi. Kalça eklemine cranio-lateral yaklaşımla ulaşılarak, trochanter majorun medial yüzünden başlayıp trochanter tertiusun proximal yüzünde biten osteotomi hattının sonrasında eksizyon arthroplastisi uygulandı. Postoperatif dönemde rutin olarak olguların klinik ve radyolojik kontrolleri sürdürüldü. Bir olgu postoperatif kontrole getirilmedi. İzlenebilen 16 olguda fonksiyonel klinik iyileşme sağlandığı belirlendi.

ArtroplastiKalça eklemiKalça çıkıkları+2
Çağdaş Kürklü
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tavşanlarda deneysel olarak oluşturulan suprakondüler femur kırıklarının deve kemiğinden elde edilen kemik pinlerle tedavisi

ÖZET Çalışmada materyal olarak bir yaşında altı adet Yeni Zelanda tavşam kullanılmıştır. Deneysel olarak oluşturulan suprakondüler femur kırıklarının, deve tibia' sından elde edilen kemik çiviler ile intramedüller fikzasyonu sağlanmıştır. Postoperatif olarak 15., 30., 60. gün, 4., 5., 6., 7., 8., 9., 10., 11., 12. ve 13 aylarda radyografîk görüntüleri alınmış ve değerlendirilmesi yapılmıştır. Bir olgu dışındaki diğer olgularımızda postoperatif iyileşmenin olumlu geliştiği gözlenmiştir. Diğer fikzasyon yöntemlerinde kullanılan materyallere göre daha ucuz olması ve resorbe olup, ikinci bir operasyona gerek kalmaması açısından kullanılma kolaylığı bulunan bir yöntem olduğu sonucuna varılmıştır.

Femoral kırıklarKırık iyileşmesiTavşanlar
Nevzat Yıldızlı
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2000
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Köpeklerde triple pelvik osteotomi uygulamaları

-49- ÖZET Bu çalışmada, kalça displazili köpeklerde TPO uygulamalarının kalça eklemi yapışma ve hastanın klinik bulgularına olan etkilerinin araştırılması amaçlandı. Çalışma materyalini, klinik ve radyolojik muayeneler sonucunda kalça displazisi teşhisi konulan, farklı cinsiyet (6 dişi,1 erkek) ve ağırlıkta (13,42 ± 2,29 kg), 7 adet melez köpek oluşturdu. Üç olguda unilateral, 4 olguda bilateral kalça displazisi belirlenen köpeklerden 5 adedine sağ, 2 adedine de sol kalçada TPO uygulanmasına karar verildi. Operasyon için atropin sülfat (Atropin, Vetaş®) enjeksiyonunu takiben 2 mg/kg ksilazin HC1 (Alfazyne, Ege-Vet®) 1 lmg/kg ketamine HC1 (Alfamine, Ege-Vet®) enjeksiyonu yapılarak dissosiyatif anestezi oluşturuldu. Bölge rutin cerrahi kurallarına uygun olarak hazırlandıktan sonra, sırası ile os pubis, os ischii ve os ilium'un osteotomileri yapıldı ve ilium'a 20 derecelik TPO plağı uygulandı. Postoperatif dönemde 1 hafta boyunca antibiyotik uygulanan köpeklerin birinci gün klinik ve radyolojik, 2. ve 6. haftalarda ise klinik, radyolojik ve bilgisayarlı tomografîk muayeneler ile kontrolleri yapıldı. Postoperatif birinci günde köpeklerin hepsinin ayakta ve hareketli olmasına karşın, ileri zamanlarda yürüme problemleri ile karşılaşıldı. Bir olgu dışında tüm olgularda 2 hafta içerisinde yürüme problemleri ortadan kalktı. Radyolojik olarak TPO uygulanmasına karar verilen 7 adet kalça ekleminin preoperatif dönemde 99 ± 1.14 ( 96-100) olan Norberg açılarının ikinci haftada 120,17 ± 3.85 (105-130), 6. haftada ise 124,29+2,97(110-130) olduğu saptandı. Preoperatif dönemle karşılaştırıldığında Norberg açıları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık (p<0,01) belirlendi. Os ischii osteotomi hattında 6. haftada kaynama belirlendi. Postoperatif dönemde kalça eklemlerinde herhangi bir dejeneratif değişiklik belirlenmedi. Tomografîk bulgular sonucunda ise acetabulum'un caput femoris'e örtme oranı preoperatif dönemde %43,74± 2,30 (31,93-50) iken postoperatif 2. haftada %46,18 ± 1,39 (41,56-52,41), 6. haftada ise %47,69 ± 1,04 (44,05-51,79) olduğu belirlendi.-50. Sonuç olarak, köpeklerde, kalça ekleminde henüz dejeneratif değişiklikler şekillenmeden kalça displazisinin operatif tedavisinde TPO uygulamalan ile başarılı sonuçlar elde edilebileceği kararına varılmıştır.

Rahime Yaygıngül
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2005
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kliniğimize getirilen buzağılarda karşılaşılan kırıklar ve sağaltım olanakları

Bu çalışmada, Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı Büyük Hayvan Kliniğine 01.01.2006 ? 01.06.2007 tarihleri arasında kırık şikâyeti ile getirilen buzağılarda kırıkların oluşum nedenleri, dağılımı, radyolojik bulguları, sağaltım yöntemleri ve sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlandı.Materyali, toplam 310 buzağıdan kırık şikâyeti ile getirilen 71 buzağı (%22,90) oluşturdu. Buzağıların ırk dağılımı 63 Holstein (%88,7), 4 Montafon (%5,6), 3 Simental (%4,2) ve 1 Doğu Anadolu Kırmızısı (%1,4); 38'i erkek (%53,52), 33'ü dişi (%46,48) idi. Yaşları 1 ? 180 gün arasında değişti.Rutin klinik ve radyolojik muayeneler gerçekleştirildi. Etiyolojik olarak kırıklardan 38 `i doğuma yardım sırasında meydana geldi. Geride kalan 33 kırık doğum sonrası dönemde travma sonucu meydana geldi.Kırık yerleşim yeri yönünden yapılan değerlendirmede en çok metakarpus (33 , %46,5) kırıklarına rastlandı. Bunu, femur (13, %18,3), radius ulna (8, %11,2), tibia (6, %8,4), metatarsus (5, %7), Humerus (2, %2,8), karpus (1, %1,4), Coxae (1, %1,4), Scapula (1, %1,4) ve olecranon (1, %1,4) kırıkları izledi. Kırık olgularının 66'sı unilateral, 5'i bilateral (metakarpus) idi. Kırıkların 14'ü (%19,7) açık, 57'si (%80,2) kapalı kırık olduğu tespit edildi.Buzağıların 47 adedine konservatif sağaltım, 24 adedine operatif sağaltım uygulandı. Sağaltılan olgulardan 47'si tamamen düzeldi, 11'i değişik derecelerde topal kaldı, 13'ü çeşitli nedenlerle öldü.Sonuç olarak, kliniğe getirilen hasta buzağılar içerisinde kırık olgularının oranının dikkat çekici düzeyde olduğu, kırıkların önemli bir kısmının doğuma yardım sırasında şekillendiği, önemli bir etiyolojik faktörün ekstraksiyon forse olduğu, buzağıların belirli bir döneme kadar büyüklerden ayrı tutulması gerektiği kanısına varıldı.Anahtar Kelimeler: Buzağı, klinik, kırık, sağaltım.

Orçun Firet
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Postoperatif intraabdominal adezyonların önlenmesindenon-steroideal antienflamatuvar grubu bazı ilaçların etkilerinin değerlendirilmesi

Bu çalışma, ratlarda intraabdominal adezyonların önlenmesinde NSAID grubu bazı ilaçların etkilerinin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Çalışmada 60 adet 6 aylık yaşta dişi 200-250 g ağırlıklarında Wistar albino rat kullanıldı. Ratlar kendi aralarında 10'arlı 6 gruba ayrıldı. Gruplardaki tüm ratlara median laparotomi uygulandı. Sekum üzerinde serosal yıkımlanma ve peritoneal ensizyonlarla parietal peritonda defekt oluşturuldu. Postoperatif dönemde kontrol grubuna hiçbir uygulama yapılmazken, serum fizyolojik grubuna postopretif 5 gün süre ile 0.3ml intraperitoneal %0,9 NaCl, fluniksin meglumine grubuna 2,5 mg/kg intraperitoneal fluniksin meglumine, metamizol grubuna 50 mg/kg intraperitoneal metamizol, diklofenak grubuna 2,5 mg/kg intraperitoneal diklofenak sodyum ve karprofen grubuna 2,5 mg/kg intraperitoneal karprofen uygulandı ve ratlar relaparotomi için 5 gün daha gözlem altında tutuldu.Postoperatif 10.günde gruplardaki tüm ratlara relaparotomi uygulanarak adezyon oluşumları değerlendirildi. Relaparotomi uygulanan tüm ratlarının % 43,6'sında adezyon oluşumu gözlenmemiş olup bunların tamamı NSAID ilaç gruplarındadır. Bunların içinde %14,5 ile adezyon oluşumunun görülmediği en fazla rat metamizol grubunda mevcuttur. Relaparotomi esnasında alınan doku örneklerinin biyokimyasal incelenmesiyle belirlenen doku hidroksiprolin düzeyleri adezyon oluşumun gözlenmediği NSAID gruplarında yara iyileşmesinin bir göstergesi olarak beklendiği gibi yüksek çıkmıştır.Veteriner hekimlikte postoperatif dönemde sıklıkla kullanılan NSAID grubu ilaçların intraperitoneal olarak 5 gün süreyle uygulanmasının intraperitoneal adezyonları engellediği kanısına varılmıştır.Anahtar sözcükler: Adezyon, Hidroksiprolin, NSAID, rat

AdezyonlarHidroksiprolin
Serdar Köklü
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kliniğimize getirilen köpeklerde femur kırıkları ve sağaltım olanakları

Bu çalışmada Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Veteriner Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı Küçük Hayvan Kliniğine arka bacakta topallık şikayeti ile getirilen ve yapılan klinik ve radyolojik muayeneler sonucunda femur kırığı tanısı konulan toplam 56 adet vaka değerlendirildi.Toplam 187 adet kırık vakası içerisinde %29,94'lük (56 vaka) bir yer tutan femur kırıklarının 41'i diyafizer (%73,21), 11'i suprakonduler (%19,64), 2'si caput femoris (%3,57), 1'i trochanter major kırığı (%1,78) ve 1 tanesi de collum femoris (%1,78) kırığı olarak belirlendi. Diyafizer bölge kırıklarının da 22 vakada (%53,65) orta, 9 vakada (%21,95) proksimal ve 10 vakada (%24,39) ise distal bölge kırıkları olduğu gözlendi.Olguların tümüne sağaltım amacıyla açık redüksiyon ve internal fikzasyon önerildi ve toplam 42 olguda intramedüller fikzasyon ile operasyon gerçekleştirildi. Gerekli görülen olgularda destek tedavi olarak PVC destekli bandaj uygulandı. Bir olguda çivi migrasyonu, bir olguda da enfeksiyon görüldü, her iki komplikasyon da tekniğine uygun olarak tedavi edildi. Olguların tamamında kırık iyileşmesi komplikasyonsuz olarak gerçekleşti.Sonuç olarak köpeklerde femur kırıklarının sağaltımında doğru cerrahi teknik ile uygun çap ve boyuttaki çiviler kullanılarak gerçekleştirilen intramedüller fikzasyon ile başarılı sonuçlar elde edilebileceği ve güvenle kullanılabileceği kararına varıldı.Anahtar Kelimeler: Köpek, Femur, kırık, tedavi

Harun Tercanlıoğlu
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Köpeklerde kalça displazisinin juvenil pubic symphysiodesis (JPS) tekniği ile sağaltımı üzerine klinik çalışmalar

Bu çalışmada, KED'nin sağaltımında JPS tekniğinin klinik ve radyolojik olarak izlenmesi ve elde edilen sonuçların değerlendirilmesi amaçlandı.Çalışma materyalini, 16 ? 20 haftalık, 12 ? 18 kg canlı ağırlığa sahip 10 dişi, 2 erkek toplam 12 adet melez köpek oluşturdu.Tüm olgular klinik muayeneden geçirildi. Preoperatif, postoperatif 1. 3. ve 6. aylarda standart ventro ? dorsal pozisyonda direkt, Pennhip ve Vezzoni distraktörleri ile radyografileri alındı. Elde edilen görüntüler üzerinde norberg açı ölçümleri, distraksiyon indeksleri ve caput femoris merkezleri ile acetabulum merkezleri arasındaki mesafe belirlendi.Klinik muayenede, ortolani testlerinde preoperatif olarak 6 olguda bilateral, 2 olguda unilateral pozitif sonuç elde edilirken, diğer 4 olguda negatif sonuç elde edildi.Köpekler 1 günlük açlık periyodunu takiben 0,05 mg/kg atropin sülfat (Atropin®, Vetaş) deri altı, kas içi 1 mg/kg ksilazin HCl (Alfazyne®, Ege-Vet) 10mg/kg dozunda kas içi ketamine HCl (Alfamine®, Ege-Vet) % 2'lik konsantrasyonda isofloran (İsoflurane ? USP®, Adeka) protokolü ile anesteziye alındılar.Bu işlemlerden sonra, dişi köpeklerde tam median hat üzerine, erkek köpeklerde penisin lateralinden, symphysis pubis üzerinde kranial ve kaudalinden 1 ? 2 cm geçecek şekilde yaklaşık 12 cm'lik deri ensizyonu yapıldı. Deri altı bağdokusu küt diseksiyonla ayrıldı. Bölgede bulunan a. ve v. pudentalis'in yan kollarından kaynaklı kanamalar, ligatüre edilerek kontrol altına alındı. Daha sonra symphysis pubis üzerine yapışık halde bulunan m. gracilis ve m. pectineus kaslarının fasyaları küt olarak diseke edildi. Symphysis pubis açığa çıkarıldı. Koterizasyon sırasında rektum ve uretranın zarar görmesini engellemek amacı ile symphysis pubis'in altına önden bir spatula yerleştirildi. Daha sonra symphysis pubis'in distalinden proksimale doğru 2/3 lük kısmı 40 W gücünde elektrokoter ile dağlanarak büyüme plaklarının nekroze edilmesi sağlandı. Koterizasyon işlemi 10'ar saniyelik periyotlar halinde uygulandı. Her koterizasyon işleminden sonra bölge fizyolojik tuzlu su ile yıkanarak bölgenin serin tutulması ve bölge dışındaki dokuların koterizasyon işleminden zarar görmesi engellendi.Postoperatif sedasyon altında yapılan ortolani testleri, 1. ayda 3 olguda bilateral pozitif, diğer 9 olguda negatif, 3. ve 6. aylarda ise negatif idi.Standart ventro ? dorsal pozisyonda alınan radyografiler üzerinde Norberg açı ölçümleri sırası ile preoperatif, 1. ay, 3. ay ve 6. aylarda ortalama olarak sağ koksafemoral eklem için, 110,92±1,32; 115,08±1,64; 118,75±1,38; 122,75±0,810; sol koksafemoral eklem için, 105,08±2,46; 113,42±1,22; 115,83±0,67; 119,0±0,620 olarak belirlendi.Merkezler arası uzaklık sağ koksafemoral eklem için, 0,31±0,019; 0,15±0,045; 0,066±0,035; 0,016±0,016 sol koksafemoral eklem için, 0,31±0,022; 0,13±0,050; 0,058±0,031; 0,016±0,016; olarak belirlendi.PennHip Distraktörü ile alınan radyografiler üzerinde distraksiyon indeksleri sırası ile preoperatif, 1. ay, 3. ay ve 6. aylarda ortalama olarak sağ koksafemoral eklem için, 0,66±0,037; 0,45±0,018; 0,40±0,030; 0,32±0,017 cm olarak kaydedildi. Sol koksafemoral eklem için, 0,67±0,059; 0,49±0,039; 0,42±0,021; 0,32±0,013 cm olarak tespit edildi.Merkezler arası uzaklık sağ koksafemoral eklem için, 0,57±0,038; 0,42±0,016; 0,39±0,028; 0,32±0,017 cm olarak belirlendi. Sol koksafemoral eklem için, 0,58±0,049; 0,44±0,037; 0,39±0,019; 0,32±0,013 cm olarak belirlendi.Sonuç olarak JPS oparasyonunun izlenen süreçte Norberg açısında artış, distraksiyon indeksi ve merkezlerarası uzaklıkta azalma sağladığı, bu nedenle KED profilaksisi amacı ile önerilmesinin uygun olacağı kanısına varıldı.Anahtar Kelimeler: Distraksiyon indeksi, JPS, kalça eklemi displazisi, merkezler arası uzaklık, Norberg açısı tayini

Dikkat dağıtmaKalça displazisi-köpekKalça eklemi+4
Nevzat Akış
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2010
00
DoktoraAçık ErişimTR

Köpeklerde xylazine, medetomidine ve detomidine'nin klinik ve kardiopulmoner etkilerinin karşılaştırılması

Köpeklerde xylazine, medetomidine ve detomidine'nin klinik ve kardiopulmoner etkilerinin karşılaştırılmasıBu çalışmada, köpeklerde ?2 adrenoreseptör agonistlerinin (xylazine, medetomidine ve detomidine) klinik ve kardiopulmoner sistem üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Çalışma, yaşları 1-4 yaşları arasında değişen, vücut ağırlığı 10?28 kg arasında olan her iki cinsiyette toplam 30 adet köpek üzerinde yapıldı. Köpekler rastgele 10'arlı üç gruba ayrıldı. 12 saatlik açlığa takiben I. gruptaki köpeklere xylazine'in 1 mg/kg (İM), II. gruptaki köpeklere medetomidine 25 µg/kg (İM), III. gruptaki köpeklere Detomidine 20 µg/kg (İM) uygulandı. Enjeksiyon öncesi ve sonrası, 10, 15, 20, 25, 30, 45, 60, 90, 120 ve 150. dakikalar ile 6 ve 24. saatlerde beden ısısı, kalp atım ve solunum sayıları kaydedildi. Enjeksiyon öncesi ve sonrası 15, 30, 45, 60, 120. dakikalar ile 6 ve 24. saatlerde alınan kan örneklerinde serum elektrolitleri (Na, Ca, K, Mg) ve kan gazları (pH, pCO2, pO2, TCO2, HCO3, Hct, O2SAT) değerlendirildi. Enjeksiyon öncesi ve sonrası 15, 120. dakikalar ile 6 ve 24. saatlerde alınan kan örneklerinde biyokimyasal parametreler (glikoz, üre, kreatin, ALT, AST, GGT, ALP, total protein, albümin) açısından analiz edildi. Sedasyon öncesi, sırası ve sonrası çekilen EKG'lerde ikinci derivasyonda P, T dalgaların süreleri ve amplitüdleri, QRS kompleksinin süresi ve amplitüdü, PQ ile QT aralıklarının süreleri değerlendirildi. I ve III. derivasyonda elektriksel eksen ölçüldü.Biyokimyasal parametrelerde sadece I. grupta glikoz değerinde artma istatiksel olarak anlamlı idi (p<0,05). Kalp atım sayısında meydana gelen azalma 3 grupta da anlamlı bulundu (p<0,001). Solunum sayısındaki azalma I. ve II. grupta anlamlı (p<0,001) iken, III. grupta anlamlı değildi. Beden ısısında sadece medetomidine grubunda önemli azalma belirlendi (p<0,001). Kan gazlarında meydana değişimlerde gruplar arasında fark belirlenemedi. Yapılan EKG değerlendirmelerinde bütün gruplarda bradikardi, sinoatrial blok, 2 derece Mobitz Tip I, 2 derece Mobitz Tip II bloklar görülürken, sadece medetomidine grubunda escape vuru, escape ritim gibi kalp ritm bozukluklarına rastlandı. QT ve PQ aralığında meydana gelen artma 3 grupta zamana bağlı olarak değişim gösterdi (p<0,001). QRS kompleksinin amplitüdü ve süresi, P dalgasının amplitüdü, T dalgasının amplitüdü ve süresi istatiksel olarak ele alındığında gruplar arasında fark belirlenemedi.Sonuç olarak her üç ?2 adrenoreseptor agonistinin (xylazine, medetomidine ve detomidine) klinik ve kardiyopulmoner etkiler açısından benzer olduğu; ancak preanestezik yönü ile medetomidinein daha etkili olabileceği kanısına varıldı.Anahtar Kelimeler: Xylazine, Medetomidine, Detomidine, Kardiyovasküler Etki, Köpek

Adrenerjik agonistleriAnesteziDetomidine+5
Rahime Yaygıngül
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Köpeklerde osteosentez öncesi ve sonrası posttravmatik bakteriyel kontaminasyonlar

Bu çalışma, köpeklerde osteosentez öncesi ve sonrası posttravmatik bakteriyel kontaminasyonların araştırılması amacıyla yapıldı. Çalışmada Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı Küçük Hayvan Kliniğine kırık şikayeti ile getirilen, farklı yaş, ırk ve cinsiyetteki 15 köpek kullanıldı. Köpeklere, uygun cerrahi koşullar ve tekniklerle osteosentez uygulandı. Osteosentez öncesinde 2 adet, osteosentez bitiminde ve pin ekstirpasyonu sırasında 1'er adet doku ve svap örnekleri alınarak bakteriyolojik kültür yapıldı. Tüm hastalara postoperatif olarak 7 gün boyunca intramüsküler yolla 20mg/kg/12 saat dozda Seftriakson uygulandı. Hastalar postoperatif 21. günde kliniğe çağrılarak radyolojik kontrolleri yapıldı ve kırık iyileşmesi şekillenmiş ise pinleri çıkartıldı. Bu esnada pin yüzeyinden svap alındı ve bakteriyolojik kültür yapıldı. Tüm hastalardan osteosentez öncesinde ve pin ekstirpasyonu sırasında kan alınarak rutin kan sayımları yapıldı.Enfeksiyon etiyolojisi multifaktöriyel olduğu için birçok faktör göz önünde tutularak değerlendirme yapıldı. Bu amaçla hasta yaşı, implantasyondan önce radyografik anormallik varlığı, yumuşak doku hasarı, kırık tipi, hasar-müdahele arası süre, cerrahi kıyafet tipi, internal fiksasyonda kullanılan materyal gibi veriler değerlendirildi.Sonuç olarak çalışmamızda en çok üreyen bakteri koagulaz negatif stafilokok oldu. Çalışmamızdan elde edilen bakteri suşları en çok danofloksasine (% 80,9) sonra penisiline (% 66,6) duyarlı bulundu. Ortopedik operasyonlarda, tüm operasyonlarda olduğu gibi asepsi ve antisepsi kurallarına uymak gerektiği tespit edildi.Postoperatif kontrollerin sadece hematolojik değil aynı zamanda klinik ve radyografik olarak da yapılmasının oldukça önemli olduğu sonucuna varıldı.

BakterilerEnfeksiyonlarHematoloji+5
Zeynep Bilgen Şen
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00
DoktoraAçık ErişimTR

Köpeklerde kalça displazisinin ?Modifiye Darthroplasti? tekniği ile sağaltımı üzerine klinik çalışmalar

Bu çalışmada, kalça eklemi displazisinin sağaltımı amacı ile uygulanan ?Modifiye DARthroplasti? tekniğinin etkinliğinin klinik ve radyografik bulgular ışığı altında değerlendirilmesi amaçlandı.Çalışma materyalini, klinik ve radyolojik bulgular sonucunda KED tanısı konan 4-24 ay yaşları arasında, değişik ırk ve cinsiyette (13 erkek, 7 dişi) toplam 20 adet köpek oluşturdu. Radyolojik muayeneler sonucunda 16 olguda unilateral, 4 olguda ise bilateral olmak üzere ve 11 olguda sağ, 5 olguda sol, 4 olguda ise her iki tarafa DARthroplasti uygulanmasına karar verildi.Oniki saatlik açlığı takiben 0.045 mg/kg atropin sulfate (Atropin 20 mg/ kg, Egevet®) deri altı yolla uygulanarak anestezinin antikolinerjik premedikasyonu yapıldı. Sedatif ? analjezik premedikasyon içinse 1 mg\kg xylazine hydrochloride (Alfazyne 20 mg\kg, Egevet®) in kas içi enjeksiyonu uygulandı. 10 dakika sonra 5 mg\kg ketamine hydrochloride (Alfamine 100mg\kg, Egevet®) in damar içi enjeksiyonu ile indüksiyon gerçekleştirildi. Takiben köpeklere endotracheal tüp yerleştirildi ve yarı kapalı anestezi cihazı ile (SMS 2000 Klasik Vent ? V Marka, SMS Tıbbi Cihaz Elek. Elekt. İnş. Teks. Turz. Oto San. ve Tic. Ltd. Şti. Ankara) % 2 lik konsantrasyonda isoflurane (İsoflurane - USP, Adeka®) solutulması ile anestezi sürdürüldüOperasyon bölgesi asepsi ve antisepsi kurallarına göre hazırlandı. Kortikokansellöz kemik greft olarak onüçüncü kostadan yararlanıldı. Dorsal acetabular duvar açığa çıkarıldı. Dorsal duvar üzerine birbirine eşit uzaklıkta dril ile üç delik açılarak kosta parçaları bu deliklere çakıldı. Bölge uygun şekilde kapatıldı.Postoperatif birinci günde köpeklerin hepsinin ayakta ve hareketli oldukları gözlendi.İleri dönemde yapılan (10. Gün, 3.ve 12 ay) klinik muayenelerde yürütme ve koşturma, abduksiyon eksternal rotasyon, kalça ekstensiyon ve ayakta duruş testleri sonuçları preoperatif dönemle kıyaslandığında daha iyi olduğu görüldü.Çalışmada Norberg açı ölçüm ortalaması preopertif dönemde 92,32±2,04 iken postoperatif 3. ay 94,0±1,94, postoperatif 1.yıl ve daha üstündekilerde 95,36±1,95 olarak ölçüldü.Sonuç olarak ?Modifiye DARthroplasti'de? taşınan kortiko-kansellöz greftler Dorsal Acetabulum Kenarını uzatmadı ve dejeneratif değişimleri durdurmadı. Bununla birlikte, küçük bir seride de olsa, dejeneratif değişimlerin minimal düzeyde olduğu olgularda sorunların, protez ve benzeri cihazlara gerek kalmadan, çözülebileceği düşünüldü. Tekniğin, eklem kapsülasında bir denervasyona yol açarak veya ?kortiko-kansellöz? kemik doku taşınımına ilişkin bir ?kök hücre tedavisi? etkisi sonucu etkin olduğu yönündeki beklentilerin açığa kavuşturulması amacıyla kontrollü denemelere gereksinim olduğu kanısına varıldı.

ArtroplastiKalça eklemiKalça çıkıkları+1
Onur Özgün Derincegöz
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00
DoktoraAçık ErişimTR

Köpeklerde kalça displazisinin derecelendirilmesinde anestezinin etkisi

Köpeklerde kalça ekleminin değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilen röntgen çekimlerinde anestezinin gerekliliği ve/veya kalça skoru üzerine etkisi uzun yıllardan beri tartışma konusudur. Bu tartışmalardan yola cıkarak planlanan bu çalışmada, kalça displazisini değerlendirmek amacıyla çekilen röntgenlerde anestezi uygulamasının gerekli olup olmadığının araştırılması, anestezi uygulanarak yapılan röntgen çekimlerinde farklı anestezik protokollerin birbirlerine göre avantaj ve dezavantajlarının olup olmadığının saptanması, nihayetinde de anestezi uygulamasının ve/veya kullanılan anestezik maddelerin kalça skorunu etkileyip etkilemediğinin araştırılması amaçlanmıştır.Bu amaçla bu çalışmada aynı köpeklerde (n:20) anestezisiz ve 15 gün arayla uygulanan farklı anestezi protokolleri [Propofol (5 mg/kg), Diazepam (0.5 mg/kg) / Ketamin (20 mg/kg) ve Medetomidin (0.05 ?g/kg) / Ketamin (20 mg/kg)] ile sağlanan anestezi altında, standart displazi, sublukzasyon, distraksiyon ve kompresyon röntgenleri çekilmiş, tüm röntgen çekimleri ve röntgenlerin skorlaması aynı kişi tarafından yapılmıştır. Elde edilen sonuçlarda anestezi uygulamasının veya kullanılan farklı anestezi protokollerinin displazi skorunu etkileyip etkilemediği araştırılmıştır.Anestezisiz olarak gerçekleştirilen röntgen çekimlerinde doğru pozisyon vermenin çok zor olduğu ve bu nedenle tekrar çekim sayısının arttığı ve bunun da hasta ve röntgen personeli için radyasyon güvenliğini azalttığı görülmüştür. Propofol uygulamasının tek bir röntgen çekimi için süre açısından yeterli anestezi sağladığı ancak çekim sayısı arttığında ilave doza gereksinim duyulabileceği ve her hastada yeterli kas gevşemesi sağlamadığı belirlenmiştir. Diazepam/ketamin ve medetomidin/ketamin uygulanarak yapılan çekimlerde ise hem süre hem de kas gevşemesi açısından yeterli anestezi sağlandığı tespit edilmiştir. Ayrıca tüm görüntüleme yöntemlerinde elde edilen kalça skoru anestezisiz yapılan çekimlerde anestezi uygulandıktan sonra yapılan çekimlere göre daha düşük (p<0,001), bununla birlikte anestezi protokollerine bağlı olarak ta kalça skoru değiştiği saptanmış, propofol uygulamasından medetomidin/ketamin uygulamasına kıyasla daha düşük kalça skoru (p<0,001) elde edildiği görülmüştür.Sonuç olarak köpeklerde kalça displazisinin radyografik muayenesi için anestezi uygulamasının radyasyon güvenliği ve doğru pozisyon verme açısından gerekli olduğu,56ayrıca kullanılacak anestezik maddenin kalça skorunu etkileyebileceği, dolayısıyla da raporlarda kullanılan anestezi protokolünün belirtilmesinin yararlı olacağı, etki süresi ve sağladığı kas gevşemesi göz önünde bulundurularak medetomidin/ketamin uygulamasının en uygun anestezi yöntemi olduğu kanısına varılmıştır.

AnesteziKalça displazisi-köpekKalça eklemi+5
Zeynep Bozkan Tatlı
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tavşanlarda gözyaşı sekresyonu üzerine cinsiyet ve mevsimlerin etkisi

Bu çalışma, tavşanlarda gözyaşı sekresyonu üzerine cinsiyet ve mevsimlerin etkisinin araştırılması amacıyla yapıldı. Çalışmada Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı ve Adnan Menderes Üniversitesi Deney Hayvanları Ünitesi olanaklarından faydalanıldı. Çalışma sağlıklı gözlere sahip, 6 dişi ve 6 erkek olmak üzere toplam 12 adet Yeni Zelanda ırkı beyaz tavşan üzerinde yapıldı. Tavşanlar dişi ve erkek olmak üzere 2 gruba ayrıldı ve her biri numaralandırıldı. Bir yıl boyunca her ay, ayın ilk beş günü süresince ve 14., 21. ve 28. günlerinde sabah 9:00 ile 11:00 saatleri arasında Schirmer gözyaşı testi uygulandı. Karşılaştırma amacıyla sağ ve sol göz ölçümleri ayrı ayrı yapıldı ve değerler not edildi.Sonuç olarak çalışmamızda dişi cinsiyette gözyaşı sekresyon miktarının erkek cinsiyete göre istatistiksel olarak önemli derecede düşük olduğu ortaya kondu. Mevsimlere göre yapılan karşılaştırmalarda ise istatistiksel olarak mevsimler arası farkın önemli olduğu belirlendi.Anahtar sözcükler: Tavşan, Schirmer gözyaşı testi, gözyaşı sekresyonu, cinsiyet, mevsim.

Cinsel kimlikGözyaşlarıGözyaşı fonksiyon testleri+3
Didem Sakar
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Köpeklerde intraabdominal lezyonların ultrasonografik değerlendirilmesi

Bu çalışmada, ADÜ Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesine getirilen ve intraabdominallezyon ön tanısı konan 22 klinik olgunun ultrasonografik muayene bulgularıdeğerlendirilmiştir. Elde edilen verilerin prognoz ve sağaltım açısından yararlılığınınliteratür bilgilerin ışığı altında irdelenmesi amaçlanmıştır.Materyali, Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi kliniklerine getirilenklinik muayene sonrası intra-abdominal lezyon ön tanısı konan farklı yaş, ırk ve cinsiyettetoplam 22, ön çalışma gerçekleştirilen sağlıklı 10 olmak üzere toplam 32 köpek oluşturdu.Ultrasonografik muayenelerde, ADÜ Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesindebulunan Esaote marka MyLab30 Vet model Recihazlara ait multifrekans özelliğe sahip 3.0, 3.5, 5.0, 7.5, 8.0 MHz'lik lineer ve konveksproblar kullanıldı. Köpeklerin USG muayenesinde gerek duyulan olgularda sedasyon amacı ile motaongkv 61 Elde edilen bulguların tanıya ul ğaltım protokolünün düzenlenmesindeoperasyon yöntemi ve tekniği açısından çok değerli katkı verdiği bir kez daha ortayakonuldAnahtar Kelimeler; Köpek, İntra-abdominal lezyon, Ultrasonografik tanı

AbdomenKöpek hastalıklarıKöpekler+3
Emine Yıldız Kahraman
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Köpeklerde femurun suprakondiler ve distal epifiz kırıklarının eğri plak ile sağaltımı

Bu çalışmada, köpeklerde femurun suprakondiler ve distal epifiz kırıklarının ?eğri plak? ile sağaltımının klinik ve radyografik bulgular ışığı altında değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Çalışma materyalini, ADÜ Veteriner Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı Kliniği'ne getirilen, suprakondiler ve distal epifiz kırığı tanısı konan, değişik yaş, ırk ve cinsiyette toplam on adet köpek oluşturdu.Köpeklerde 0,045 mg/kg (SC) atropin sülfat (Atropin® %2 20 ml, Vetaş®), 1 mg /kg dozunda (IM) xylazine hydrocloride (Alfazyne® %2, 20 ml, Egevet) ve 11 mg/kg dozunda (IM) ketamine hydrocloride (Alfamine® %10 10 ml, Egevet) enjeksiyonu ile indüksiyon gerçekleştirildi. Genel anestezi Isoflurane (Isoflurane®-Usp, Adeka İlaç San. Tic.)'ın %1 MAC inhalasyonu ile sürdürüldü.Operasyon bölgesi asepsi ve antisepsi kurallarına göre hazırlandı. Önce patella ve femurun lateral trokleası palpe edildi. Ardından tuberistas tibianın üst seviyesinden patellaya kadar kavisli bir ensizyon yapıldı ve eşit uzunlukta distale kadar uzatıldı. Deri altı bağ doku ve fascia da aynı şekilde ensize edildi. Daha sonra fascia lata ve genu ekleminin lateral fasciası diseke edildi. Kırık hattı ortaya çıkarıldı. Eğri plak distal fragmente spongiyöz, proksimale kilitli kortikal vidalar ile tutturuldu.Tüm olgular postoperatif 10, 20, 40 ve 60. günlerde klinik ve radyolojik olarak muayene edildiler. Postoperatif 10. gün klinik muayenede bir köpekte (3 nolu olgu) şiddetli, diğerlerinde orta şiddette ağrı belirlendi, 20, 40 ve 60. günlerde yapılan muayenelerde 3 nolu olguda ağrı devam ederken, diğer olgularda ağrının azaldığı ve tamamen ortadan kalktığı görüldü. Topallık skorlamasında postoperatif 10. günde sadece bir köpeğin (3 nolu olgu) ayağına hiç ağırlık veremediği, üç olgunun ise ayağa kalkarken zorlandığı belirgin topallık gösterdiği, diğerlerinin de belirgin olarak topalladığı belirlendi. Postoperatif 40 ve 60. günlerdeki muayenelerde 3 nolu olgu hariç diğerlerinde topallığın tamamen ortadan kalktığı görüldü.Radyolojik muayenelerde kırıkların şeklinin Salter-Harris sınıflandırılmasında yedi köpekte Tip I, üç köpekte ise Tip II kırığı olduğu belirlendi. Köpeklerin postoperatif 10. gün alınan röntgenleri üzerinde yapılan incelemede kallus oluşumunun başladığı ve dört olguda kırık hattının belirginliğinin azaldığı görüldü. Postoperatif 20. günde çekilen röntgenlerde sekiz köpekte kırık çizgisinin görünürlüğünün azaldığı, birinde (7 nolu hasta) kaybolduğu, birinde (3 nolu olgu) ise belirgin olduğu, tüm olgularda kallus oluştuğu dört köpekte taşkın kallus şekillendiği saptandı. Köpeklerin 40. gün röntgenleri incelendiğinde 3 nolu olgu hariç kırık çizgisinin kapandığı, dört olguda taşkın kallus oluştuğu diğerlerinde oluşmuş olan kallusun belirgin ölçüde rezorbe olduğu belirlendi. Son olarak postoperatif 60. gün röntgenlerinde tek bir köpekte (3 nolu olgu) kırık çizgisinin belirgin olduğu, diğerlerinde kırık hattının tamamen iyileştiği görüldü.Sonuç olarak klinik ve radyolojik bulgular ışığı altında femurun distal epifiz ve suprakondiler kırıklarının sağaltımında eğri plak ile osteosentez uygulamasının, mini bir seride olsa, mevcut sağaltım modelleri arasında seçenek olarak değerlendirilebileceği kanısına varıldı.

Femoral kırıklarFemurKöpekler+1
Çağdaş İncesu
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Buzağılarda Uzun Kemik Kırıklarının İlizarov Eksternal Fiksatör ile Sağaltımı

Buzağılarda sıklıkla rastlanan uzun kemik kırıklarının pin ve plaka ile tedavisinde yaygın olarak fragmentlerin uygulamaya yetecek büyüklükte olmaması ve bölgesel maddi kayıplı açık enfekte yaralar gibi kısıtlayıcı faktörler veya parçalı kırıklarda da bandajla tam olarak redüksiyonun sağlanamaması, hatta sonrasında kırık parçasının deriyi delerek açık enfekte kırık oluşturması gibi komplikasyonlarla karşılaşılabilmektedir. Bu kısıtlayıcı faktörlere rağmen uygulanabilen İlizarov eksternal fiksatörü; tüm ekstremite için değerlendirilebilen, eklem hareketlerinin erken başlamasını sağlayan, enfekte kırıklarda yumuşak dokunun ve kemiğin birlikte tedavisine izin veren bir yöntemdir. Bu çalışmada, buzağılarda uzun kemik kırıklarının tedavisinde fiksatörünün avantaj ve dezavantajlarını araştırmak amacıyla metacarpus (n:12), metatarsus (n:5) ve antebrachium (n:9) kırığı olan değişik ırk, yaş ve cinsiyette 26 adet buzağıya uygulanmıştır. Postoperatif dönemde bir tanesi ikinci gün olmak üzere diğer tüm buzağılar ilk gün ayaklarına ağırlık vermeye başlamışlardır. Buzağıların 24 tanesinde ilk iki haftada konsolidasyon başlamış ve olguda 55 güne kadar tamamlanmıştır. İki olguda ise üçüncü hafta başlayıp birinde 71. gün diğerinde ise 90. gün tamamlanmıştır. Tüm buzağıların yumuşak doku yaraları tamamen iyileşmiş ve herhangi bir komplikasyon yaşanmamıştır. Beş buzağıda pin dibi enfeksiyonu şekillenmiş ve bu durum çok kısa sürede kontrol artına alınmış, hastaların klinik görünümlerinde değişiklik yaratmamıştır. Kırık iyileşmesi tamamlanıp, fiksatör çıkartıldıktan sonra tüm hastalar hiç topallamaksızın ekstremitelerini kullanabilmişlerdir. Sonuç olarak çalışmamızda sistemin endikasyonları dahilinde olan; fragmentlerin pin ve plaka uygulamaya yetecek büyüklükte olmadığı, bölgesel maddi kayıplı açık enfekte yaraların bulunduğu, hatalı bandaj uygulamaları veya ampirik tedavi denemelerinden sonra açık ve enfekte hale gelen buzağı kırıkları İlizarov eksternal fiksatörü ile tedavi edilmiş ve tüm buzağılar komplikasyonsuz olarak tamamen iyileşmiştir. Bu sonuçlar tedavi edilemeyeceği ihtimaliyle amputasyon seçeneği düşünülen birçok buzağı kırığının İlizarov sisteminin kullanılmasıyla birlikte tedavi edilebileceğini göstermektedir.

Dış fiksatörlerRadius kırıklarıSiyah alaca buzağılar
Ali Gülaydın
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
DoktoraAçık ErişimTR

Köpeklerde juvenil pubic symphisiodesis (JPS) operasyonundan sonra kalça ekleminde meydana gelen değişikliklerin bilgisayarlı tomografi ile incelenmesi.

Bu çalışmada JPS uygulanacak 8 köpeğin, operasyon öncesinde ve operasyondan 1, 3 ve 6 ay sonra kalça eklemleri bilgisayarlı tomografi ile görüntülenerek kalça ekleminde meydana gelen değişiklikler incelendi. Çalışma materyalini, ADÜ Veteriner Fakültesi Cerrahi Kliniğine getirilen, klinik ve radyolojik muayeneler sonucunda kalça ekleminde gevşeklik saptanarak JPS operasyonu uygulanmasına karar verilen, yaşları 4 ila 6 ay arasında değişen ve kalça ekleminde gevşeklik dışında başka bir ortopedik problemi olmayan (1 erkek, 7 dişi) toplam 8 adet melez köpek oluşturdu. Bilgisayarlı Tomografi çekimlerinden 1 gün önce aç bırakılan köpeklere atropin sülfat (Atropin®, Vetaş) enjeksiyonu sonrası ksilazin (Alfazyne®, Ege-Vet), ketamine (Alfamine®, Ege-Vet) anestezisi uygulandı. Bu işlemi takiben genel anesteziye giren köpeklerin tomografi çekimleri gerçekleştirildi. Tomografik inceleme, standard ventro-dorsal pozisyonda ve yük taşıma pozisyonunda olmak üzere 2 ayrı pozisyonda gerçekleştirildi. Derin anestezi altında gerçekleştirilen tomografi çekimlerinden elde edilen kesitler üzerinde; Acetabulum ile İlişkili Ölçümler (AİA, AAİ, acetabular derinlik, acetabular genişlik, Aİ, DKU, VKU, HTEA, AA), Caput Femoris-Acetabulum İlişkili Ölçümler (LKA, AcetAV, VASA, DASA, HASA, DLS, DAKA, LMKA, DMKA, VCEA, MUİ, CFAKY) ve Collum Femoris ile İlişkili Açısal Ölçümler (FİA, FAA) yapıldı. Sonuç olarak, köpeklerde kalça displazisinin teşhis ve tedavi sürecinde eklem morfometrisinin değerlendirilmesi için bilgisayarlı tomografinin çok değerli veriler sağladığı, AİA (preoperatif dönemde 20,24±1,14 (11,9-26,2), postoperatif 1. ay 21,82±0,65 (16,1-25,3), postoperatif 3. ay 22,61±1,10 (16,1-25,3), postoperatif 6. ay 20,93±0,87 (15,6-24,7)), Aİ (preoperatif dönemde 40,18±1,49 (31,65-47,74), postoperatif 1. ay 43,69±1,34 (36,71-51,24), postoperatif 3. ay 46,29±1,21 (37,08-52), postoperatif 6. ay 41,34± 1,60 (33,31-50,3)), acetabular derinlik (preoperatif dönemde 0,78±0,03 (0,62-0,96), postoperatif 1. ay 0,87±0,04 (0,65-1,04), postoperatif 3. ay 0,91±0,03 (0,74-1,05), postoperatif 6. ay 0,82±0,04 (0,6-1,06)), AAİ (preoperatif dönemde 91,53±1,66 (83,2-103,3), postoperatif 1. ay 88,64±0,71 (85-95,1), postoperatif 3. ay 88,83±0,49 (84,9-91,3), postoperatif 6. ay 88,24±0,60 (85,1-93,3)), DMKA (preoperatif dönemde 8,35±1,12 (1,4-17), postoperatif 1. ay 5,12±0,84 (1,6-11,1), postoperatif 3. ay 5,54±0,71 (1,5-11,6), postoperatif 6. ay 4,62±0,75 (1,4-10,5)), VMKA (preoperatif dönemde 39,98±1,27 (31,3-51,2), postoperatif 1. ay 38,46±1,83 (25,9-49,1), postoperatif 3. ay 35,01±1,9 (20,9-44,8), postoperatif 6. ay 36,19±1,02 (32,2-45,7)), DAKA (preoperatif dönemde 17,75±1,98 (5,8-30,1), postoperatif 1. ay 14,89±1,32 (8,2-26,4), postoperatif 3. ay 15,26±1,04 (7,1-22,2), postoperatif 6. ay 16,99±1,49 (5,3-25,8)) ve HTEA?nın (preoperatif dönemde 17,24±1,45 (9,1-29,8), postoperatif 1. ay 16,31±1,02 (9,5-22,6), postoperatif 3. ay 17,66±0,91 (9,5-26,9), postoperatif 6. ay 19,28±1,04 (14,2-27,2)) önemli parametreler olarak ortaya çıktığı ve JPS operasyonunun da erken dönemde kalça laksitesi saptanan köpeklerde, hastalığın ilerlemesini durdurduğu/yavaşlattığı kararına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bilgisayarlı tomografi, Juvenil pubic symphisiodesis, Kalça displazisi, Köpek.

Cerrahi-veteriner hekimlik
Muhammed Fatih Yazıcı
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Köpeklerde uzun kemik kırıklarının kilitli Küntscher çivisi ile sağaltımı

Bu çalışmada, köpeklerde uzun kemik kırıklarının ''Kilitli Küntscher'' çivisi ile sağaltımının klinik ve radyografik bulgular ışığında değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma materyalini Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı Kliniği'ne getirilen femur ve tibia'da diafizer kırık teşhisi konulan değişik ırk, yaş ve cinsiyette toplam 16 adet köpek oluşturdu. Olgular, atropin sülfat'ın 0.045 mg/kg s.c.(subkutan) ve ksilazin hidroklorid' in 1-2 mg/kg i.m. (intramuskuler) enjeksiyonu ile premedikasyonu yapıldıktan sonra isofloran anestezisi ile genel anesteziye alındı. Olgulardaki Kilitli Küntscher çivisi ve kilitleyici kortikal vidalar radyografi üzerinde ölçüm yapılarak belirlendi. Köpeklerde opere edilecek ekstremite, rutin asepsi-antisepsi kuralları dahilinde hazırlandı. Açık ve enfekte kırıklarda bölge antiseptikli ve antibiyotikli solüsyonlar ile temizlendi. Uygun operasyon yatırma işleminden sonra femur kırığı olguları kraniolateral yönde, tibia kırığı olguları corpus tibia'nın mediali üzerinden ensize edildi. Deri altı bağ doku ve fascia ensizyon edildikten sonra femur ve tibia'da yer alan anatomik öneme sahip kaslar diseke edildi. Kırık hattı ortaya çıkarıldı. Olgularda retrograd yöntemle çivileme işlemi yapıldı. Çiviler medullaya kortikal vidalarla tutturuldu. Kaslar, deri altı bağ doku, fascia ve deri şirurjikal yönteme uygun kapatıldı. Olguların klinik operasyon sonrası 1, 2, 3, 4. haftalardaki radyografik muayene ve topallık skorlarının alınmasına özen gösterildi. Bir numaralı olgunun radyografik muayenesinde yetersiz operasyon sonrası bakım sonucu post operatif 7. günden sonra taşkın kallus artışı gözlemlendi ve topallık skoru 4 düzeyindeydi. Olgu no 7' de operasyon esnasında çivi medulladan geçtikten sonra kırıldı ve post operatif 7. günde topallık skoru 1 düzeyindeydi. Olgu no 11' de operasyon esnasında uygulanan kortikal vidalar distal fragmentte yer alan çivinin distal deliklerin yanından geçmişti ve topallık skoru 1 düzeyindeydi. Olgu no 5' te post operatif 15. günden sonra çivi distal bölümünden kırıldı ve topallık skoru 1 düzeyindeydi. Olgu no 13' te post operatif 1. günde kallus oluşumu başladı ve topallık skoru 2 düzeyindeyken, post operatif 21. günde kırık çizgisi kapanmaya başladı ve topallık skoru 1 düzeyinde; post operatif 30. günden sonra ise kallus düzgün yayılımlı ve topallık skoru 1 düzeyindeydi. Sonuç olarak klinik ve radyografik bulgular ışığında Kilitli Küntscher çivisi mevcut sağaltım yöntemlerinden daha çok avantaja sahip olduğu için köpeklerin uzun kemik kırıklarında kullanılabiceği kanısına varıldı. Anahtar Kelimeler: Femur, tibia, köpek, kırık, Kilitli Küntscher çivisi

Femoral kırıklarFemurKemik çivileri+3
Ali Karahallı
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
DoktoraAçık ErişimTR

Tavşanlarda medetomidin-ketamin ve propofol-fentanil ile oluşturulan anestezinin bazı hemodinamik parametreler ile kardiyak troponin-I ve serum C-reaktif protein konsantrasyonları üzerine etkisi

Bu çalışmada tavşanlarda medetomidin-ketamin ve propofol-fentanil ile oluşturulan anestezinin bazı hemodinamik parametreler ile kardiyak troponin-I ve serum C-reaktif protein konsantrasyonları üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma 1-3 yaş arası, 2-4 kg ağırlığa sahip 9 dişi, 15 erkek toplam 24 adet Yeni Zellanda tavşanı üzerinde yapıldı. Tavşanlar rastgele olarak medetomidin-ketamin (MK grup) ve propofol-fentanil (PF grup) olmak üzere 12'şerli iki gruba alındı. MK grubundaki tavşanlara 0,1 mg/kg medetomidin iv yolla verildikten 5 sn sonra yine iv yolla ketamin 20 mg/kg uygulandı. PF grubundaki tavşanlara ise propofol 10 mg/kg indüksiyon amacıyla iv yolla verildikten sonra 1,3 mg/kg/dk hızda 60 dakika süre ile infüzyon şeklinde gönderildi. Fentanil ise 8 µg/kg dozda hesaplanarak yarısı indüksiyonda, diğer yarısı da 30. dakikada iv yolla uygulandı. Anestezi başlangıcı ve bitişi arasında ayakta kalma, kulak ve parmak arası refleksleri değerlendirildi. İndüksiyon öncesi (preanestezi), indüksiyon esnası (0. dakika) ve sonrasında 5, 10, 15, 30, 45 ve 60. dakikalarda beden ısısı, kalp atım ve solunum sayıları, oksijen saturasyonu ile sistolik ve diastolik kan basınçları kaydedildi. Ortalama kan basıncı formül ile hesaplandı ([2Diastolik+Sistolik]/3). İndüksiyon öncesi, anestezi esnası ve sonrasındaki 6, 12 ve 24. saatlerde alınan kan örnekleri biyokimyasal parametreler (CRP ve cTn-I) açısından analiz edildi. Anestezi öncesi, esnası ve sonraki 6, 12 ve 24. saatlerde çekilen EKG'lerde ikinci derivasyonda P, T dalgaların süreleri ve amplitüdleri, QRS kompleksinin süresi ve amplitüdü, PQ ile QT aralıklarının süreleri değerlendirildi. MK grubunda 10 hayvanda indüksiyonu takiben, PF grubunda ise indüksiyonda 4, infüzyonun belirli sürelerinde ise 2 hayvanda apne şekillendi. Spontan solunum kısa süre sonra geri geldi. Solunum sayısı her iki grupta da başlangıç değerlerine göre azaldı ve istatiksel olarak anlamlı bulundu. Oksijen saturasyonu her iki grup için de 0. dakikadaki değişiklik anlamlı bulundu. Gruplar arasında ise yine 0. dakikadaki fark propofol-fentanil lehine anlamlı bulundu. Vücut ısılarında her iki grupta istatiksel olarak anlamlı değişiklikler saptanmadı. Ortalama arteriyel basınç verilerine göre medetomidin-ketamin grubuna ait değerlerde başlangıç değerlerine göre azalma görüldü ve 5, 10, 15, 30 ve 45. dakikalardaki değişiklikler istatiksel olarak anlamlı bulundu. Propofol-fentanil grubunda ise 5, 10, 15, 30, 45 ve 60. dakikalardaki değişiklikler istatiksel olarak anlamlı bulundu. Gruplar arasındaki fark istatiksel olarak anlamlı olarak değerlendirilmedi. Medetomidin-ketamin grubunda anestezi indüksiyonu ve 5, 10, 15, 30, 45 ve 60. dakikalardaki kalp atım sayıları başlangıç değerlerine göre azaldı ve bu azalma istatiksel olarak anlamlı bulundu. Gruplar arasında ise 0, 5, 10, 15, 30, 45 ve 60. dakikalardaki değerler medetomidin-ketamin grubu lehine azalma gösterdi ve istatiksel açıdan anlamlı bulundu. Her iki grupta da anestezi esnasında ve sonrasında kalp ritminde değişiklikler kaydedildi. Bu değişiklikler medetomidin-ketamin grubunda sinüs taşikardisi, çoklu ventriküler erken vuru, sinoatriyal blok, bradikardi, paroksismal atriyal taşikardi, atriyoventriküler blok; propofol-fentanil grubunda da taşikardi, çoklu ventriküler erken vuru ve sinoatriyal bloğa bağlı bradikardi olarak sayılabilir. Her iki grupta da 12. saatlerdeki CRP düzeyindeki değişiklik başlangıç değerlerine göre anlamlı bulundu. Medetomidin-ketamin grubunda 6 ve 12. saattaki cTn-I değerlerinde başlangıç değerine göre artış gözlendi ve bu artış istatiksel olarak anlamlı bulundu. Propofol-fentanil grubunda ise 6 ve 12. saatlardaki cTn-I seviyesi medetomidin-ketamin grubuna göre istatiksel olarak anlamlı bir düşüş gösterdi. Sonuç olarak bu çalışmada kardiyak troponinlerin anestezi ile ilişkili erken miyokardial hasarı tespit etmek amacıyla hem eksperimental çalışmalarda ve hem de klinik hastalarda kullanılabileceği kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kardiyak Troponin-I, CRP, Medetomidin, Ketamin, Propofol, Fentanil, Tavşan

AnesteziC reaktif proteinFentanil+6
Varol Deveci
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
DoktoraAçık ErişimTR

Köpeklerde fakoemülsifikasyon tekniği ile katarakt cerrahisi sonrası "hidrofilik akrilik implant" kullanımı ve sağaltım sonuçları

Bu çalışmada farklı ırk, yaş, cinsiyet ve ağırlıkta toplam 19 köpekte gerçekleştirilen fakoemülsifikasyon katarakt cerrahisi ve intraoküler yapay lens (İOL) uygulaması konu edilmiştir. Alınan anamnez bilgileri ve yapılan klinik muayeneler sonrasında olgulardan 10'unda senil, 8'inde travmatik, 1'inde metabolik kökenli katarakt saptandı. Bunlardan 5'i hipermatür, 14'ü matür katarakt idi. Operasyona alınan olgulardan 15'inde fakoemülsifikasyon, 4'ünde ekstra kapsüler katarakt ekstraksiyonu yöntemi ile sağaltım gerçekleştirildi. Fakoemülsifikasyon olguların 12'sinde sol göz, 3'ünde sağ gözde yapıldı. Ekstra kapsüler katarakt ekstraksiyonu (EKKE) 4 olgunun 3'ünde sol, 1'inde sağ göze uygulandı. Fakoemülsifikasyon sonrası 13 olguya İOL yerleştirilirken; ekstra kapsüler katarakt ekstraksiyonu uygulanan 1 olguya İOL yerleştirildi. Fakoemülsifikasyon uygulanan 2, EKKE yapılan 3 olguya İOL konulamadı. Operasyon öncesi, 7 gün boyunca günde 5 kez ikişer damla kortikosteroid (10 mg/ml prednizolon sodyum fosfat, Norsol® - Mefar İlaç Sanayi A.Ş.) topikal olarak uygulandı. Ayrıca sekonder enfeksiyonların eliminasyonu amacıyla 7 gün boyunca günde 5 kez ikişer damla geniş spektrumlu antibiyotik (%0.3 ofloksosin, Exocin® - Abdi İbrahim İlaç Sanayi ve Ticaret A.Ş.) her iki göze damlatıldı. Operasyondan 1 saat önce midriazis sağlamak amacıyla 10'ar dakika arayla sırası ile topikal olarak tropikamid (Tropamid® - Mefar İlaç Sanayi A.Ş.), fenilefrin HCl (Mydfrin® - Alcon Laboratuarları Ticaret A.Ş.) %2.5 ve siklopentalat HCl (Sikloplejin® - Abdi İbrahim İlaç Sanayi ve Ticaret A.Ş.) %1, 2'şer damla 2 kez uygulandı. Operasyona limbusdan saat 3 ve 9 pozisyonundan1.1 mm boyutunda yan girişler (side-port) ile başlandı. İlk kesi yapıldıktan sonra lensin ön kapsülünü boyamak amacıyla 0.5-1.5 ml kadar Trypan blue direkt olarak ön kapsülün üzerine verilecek şekilde ön kamaraya enjekte edildi. 10-15 saniye beklendikten sonra Trypan blue'nun toksik etkisini ortadan kaldırmak için ön kamara laktatlı ringer solüsyonu ile yıkandı. Bu işlemin ardından irrigasyon sırasında kaybolan ön kamarayı yeniden oluşturmak için ön kamara içerisine 1-1.5ml viskoelastik materyal (Bio-Hyalur SV® - BioTech) enjekte edildi. Kapsüloreksis ve fakoemülsifikasyon aşamaları için saat 12 pozisyonundan 2,8 mm boyutunda ana giriş kesisiyapıldı. Ön kamaraya giriş işleminin ardından kapsül üzerinde kistotom ile bir yırtık oluşturuldu. Utrata forsepsi ile yırtık kenarından tutularak, ön kapsülün santralinde 360 derecelik düzgün dairesel bir açıklık gerçekleştirildi. Pupilla dilatasyonu yeterli olmayan ve zonül zaafiyeti olan olgularda pupil dilatasyonunu sağlamak amacıyla her iki yan giriş noktasından ve saat 1, 4, 5 pozisyonlarından açılan yan girişlerden iris kancaları yerleştirildi. 41 D hidrofilik-akrilik yapıda İOL özel enjektörü aracılığı ile kapsül içerisine yerleştirildi. Lensin yerleştirilmesini takiben ortamdaki viskoelastik materyal irrigasyon/aspirasyon işlemi ile uzaklaştırıldı. İOL'in yerleştirilmesinden sonra olası enfeksiyon ve yangıya karşı ön kamaraya 0.5 ml ofloksasin (Exocin® - Abdi İbrahim İlaç Sanayi ve Ticaret A.Ş.) ve 0.5 ml prednizolon (Onadron® - İbrahim Etem Ulagay İlaç Sanayi Türk A.Ş.) verildi. Ensizyon hatlarına (ana ve yan girişler) enjektör yardımıyla laktatlı ringer solüsyonu enjekte edildi, böylece ödem oluşturularak kesilerin kapanması sağlanmaya çalışıldı. Bu işlem yan girişlerde yeterli oldu. İşlemin yetersiz kaldığı kimi ana giriş ensizyonları emilebilen 7/0 poliglaktin 910 (Vicryl® - Monosorb SD10053D) ile dikilerek kapatıldı. Operasyon sonrası tüm hastalara enfeksiyon ve yangı kontrolü amacıyla ilk hafta günde 8 kez olacak şekilde topikal geniş spektrumlu antibiyotik (siprofloksasin, Ciloxan® - Alcon Laboratuarları Ticaret A.Ş.) ve kortikosteroid (deksametazon, Maxidex® - Alcon Laboratuarları Ticaret A.Ş.) verildi. Pomatların dozu ikinci hafta günde 6, üçüncü hafta 5, dördüncü hafta 4, beşinci hafta 3, altıncı hafta 2 ve yedinci hafta 1 kez olacak şekilde azaltılarak 7 hafta süre ile uygulandı. Topikal antibiyotik ve kortikosteroid yanı sıra İOL'de meydana gelebilecek adezyonları önlemeye yönelik olarak sürekli midriazis sağlamak amacıyla günde 1 kez 1 damla tropikamid (Tropamid® - Mefar İlaç Sanayi A.Ş.) 1 ay süre ile damlatıldı. Postoperatif dönemde gözde meydana gelebilecek olası ödemin önüne geçmek için farmakolojik olarak hazırlanan %5 NaCl solüsyonundan günde 5 kez bir damla 1 hafta süreyle uygulandı. Katarakt operasyonları sonrası alınan anamnez bilgileri ve yapılan klinik muayeneler ile 14 olguda gözde tam bir görüş sağlanırken, 5 olguda postoperatif komplikasyon nedeni ile iyileşme bulgusuna rastlanmadı.

Cerrahi-veteriner hekimlikFakoemülsifikasyonGöz hastalıkları+5
Osman Bulut
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Geriatrik köpeklerde propofol-izofluran, propofol-sevofluran, alfaksalon-izofluran ve alfaksalon-sevofluran ile oluşturulan genel anestezinin biyokimyasal, hemodinamik ve kardiyopulmoner etkilerinin karşılaştırılması

Bu çalışmada veteriner hekimlikte sıkça kullanılan propofol-izofluran ve propofol-sevofluran ile nispeten daha yeni bir anestezik kombinasyon olan alfaksalon-izofluran ve alfaksalon-sevofluranın hematolojik, biyokimyasal ve fizyolojik parametreler üzerine etkilerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışma materyalini çeşitli amaçlarla anesteziye alınması gereken değişik ırk ve cinsiyetten 40 geriatrik köpek oluşturdu. Köpekler rastgele 4 gruba bölünerek farklı anestezi protokolleri uygulandı. Birinci ve 2. gruptaki hastalara 6 mg/kg propofol ile anestezi indüksiyonu sağlandıktan sonra 1. grubun anestezisine izofluran, 2. grubun anestezisine sevofluran ile devam edildi. 3. ve 4. gruptaki hastalara 3 mg/kg alfaksalon ile anestezi indüksiyonu sağlandıktan sonra 3. grubun anestezisine izofluran, 4. grubun anestezisine sevofluran ile devam edildi. Preanestezik dönem, anestezinin 15, 30, 45 ve 60. dakikaları ile anesteziden 60 dakika sonra kan alınarak tam kan sayımı gerçekleştirildi. Serum ALT, AST, üre, kreatin değerleri, preanestezi, anestezinin 15-30. dakikalarında ve anesteziden 60 dakika sonra ölçüldü. Anestezi öncesi değerlendirilen kardiyopulmoner parametreler ve refleksler perianestezik 5, 10, 15, 30, 45, 60. dakikada ve hasta uyandıktan 60 dakika sonra da kaydedildi. Anestezi süresince hastalar monitörize edildi. Propofol-izofluran, propofol-sevofluran, alfaksalon-izofluran, alfaksalon-sevofluran ile oluşturulan anestezilerin derinliği ve süresinin cerrahi girişimler açısından yeterli olduğu gözlendi. Uygulanan dört anestezik ajanın da geriatrik köpeklerde, hematolojik ve biyokimyasal değerleri olumsuz yönde etkilemediği tespit edildi. Sonuç olarak geriatrik köpeklerde propofol veya alfaksalon indüksiyonu sonrası izofluran veya sevofluran ile anestezinin devam ettirilmesi ile hastalarda güvenli bir anestezi sağlandı.

AnestetiklerAnesteziAnestezi ve analjezi+6
Zeynep Bilgen Şen
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00