Discipline

Veterinerlik Farmakoloji ve Toksikolojisi Anabilim Dalı

Fırat University

22

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

22 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Elazığ bölgesinde tüketime sunulan et ve süt ürünlerinde nitrat ve nitrit düzeylerinin belirlenmesi

ÖZET Elâzığ ve çevresinden temin edilen 369 et ve süt ürününde nitrat ve nitrit düzeylerine belirlemek amacıyla yapıldı. Analiz edilen 141 et ve et ürününün tamamında nitrat ve nitritin varlığı tespit edildi. Et ürünlerinde belirlenen nitrat ve nitrit düzeyleri sırasıyla 3.24-166.77 ppm 2-230 ppm olarak bulundu. Et ürünlerinde bulunan nitratın en yüksek ve en düşük düzeyleri sırasıyla 166.77 ppm, 3.24 ppm olarak sucuklarda ve kıymalarda belirlendi. Et ürünlerinde nitritin en yüksek ve en düşük düzeyleri sırasıyla 230 ppm, 2 ppm olarak salamlarda ve karaciğer ile kıymalarda tesbit edildi. Kırkyedi et ürününün 32'sinde nitrat ve nitrit düzeyleri arasında negatif korolasyon bulundu. Bu çalışmada kullanılan 228 süt -ürününün 66'sında nitrit tespit edilemedi. 6eri kalan 162 süt ürünündeki nitrit düzeyleri 2-22 ppm olarak bulundu. Süt ürünlerindeki en yüksek nitrit düzeyi 22 ppm olarak Edirne peynirlerinde belirlendi. Süt ürünlerinin tümünde nitrat tesbit edildi. Süt ürünlerindeki nitrat düzeyleri 3.84-57.9 ppm olarak bulundu. Süt ürünlerindeki en yüksek ve en düşük nitrat düzeyleri sırasıyla 57.9-3.84 ppm olarak tuzlanmış Savak peynirleri ile taze Savak peynirlerinde belirlendi. 54 süt ürününün 41'inde nitrat ve nitrit düzeyleri arasında negatif korelasyon bulundu. Sonuç olarak, Elazığ yöresinde kullanılan et ve süt ürünlerinde bulunan nitrat ve nitritin sağlık açısından sakınca oluşturacak düzeylerde olduğu söylenebilir.

ElazığEt ürünleriNitratlar+1
Kadir Servi
Fırat University · Institute of Health Sciences
1991
00
DoctorateOpen AccessTR

Furosemid' in diüretik etki gücü üzerine Aspirin' in etkilerinin araştırılması

Bu çalışmada yalnız başına furosemidin ve furosemid ile birlikte asetilsalisilik asit (A.S.A.)'in idrar miktarı ile sodyum, klorür, potasyum ve kalsiyum atılımı üzerine olan etkileri araştırıldı. Çalışmada, vücut ağırlıkları 13-32 kg arasında olan 8 dişi köpek kullanıldı. Genel anesteziye alınmış köpeklerde üretra yoluyla sidik kesesine folley kateteri yerleştirildi. Hayvanlara 1, 2, 3 ve 4 nolu uygulamalarda yalnız başına furosemid (0.5-1 mg/kg) ve furosemid ile birlikte A.S.A. (25mg/kg) verildi. 5, 6, 7 ve 8 nolu uygulamalarda ise laktatlı ringer solüsyonu (L.R.S.) verilerek aynı ilaç denemeleri tekrarlandı. Bunun yanısıra 9 nolu uygulamada L.R.S. ile birlikte A.S.A. verildi. İdrar miktarı ve sodyum, klorür, potasyum, kalsiyum düzeyleri kontrol zamanı ve belirlenen zaman aralıklarında tespit edildi. Furosemid köpeklerde idrar, sodyum, klorür, kalsiyum atılımlarını arttırdı. Furosemidin bu etkileri 10 dakika içinde oluştu ve 30 dakika içinde maksimuma erişti. Daha sonra bu etkiler 120nci dakikaya kadar azalma gösterdi. Buna karşın furosemid potasyum atılımına etkisiz oldu. Furosemid ile birlikte A.S.A. verilen uygulamalarda ise idrar, sodyum, klorür ve kalsiyum atılımlarının kontrol zamanı düzeylerine göre daha yüksek, fakat furosemid verilen uygulamalara göre daha düşüktür.

AspirinBöbrekDiüretikler+2
İzzet Karahan
Fırat University · Institute of Health Sciences
1994
00
DoctorateOpen AccessTR

Deneysel olarak siyanürle zehirlenmiş farelerde HCN düzeylerinin belirlenmesi

Bu araştırma deneysel olarak siyanür zehirlenmesi oluşturulan farelerin kan ve idrar dokularındaki siyanür ve tiyosiyanat düzeylerinde meydana gelen değişikliklerin belirlenmesi amacıyla yapıldı. Çalışmada vücut ağırlıkları 40 - 45 g arasında olan 200 adet beyaz fare kullanıldı. Farelere 0.1, 0.2, 0.4, 0.8 ve 1.4 mg / kg dozlarında sodyum siyanür intraperitonal olarak verildi. Kan örnekleri farelerin boyunları kesilerek doku örnekleri ise farelerin kloroformla öldürülmesiyle elde edildi. Numunelerdeki siyanür ve tiyosiyanat düzeyleri, bu bileşiklerin bromlu su tarafından yükseltgenmesi ve piridin - benzidin bileşikleri ile bağlanması ile kolorimetrik olarak tayin edildi. Sodyum siyanür, verilen tüm dozlarda kan, idrar, karaciğer, dalak, böbrek ve kas örneklerindeki siyanür ile tiyosiyanat düzeylerini arttırdı. Kan, doku ve idrardaki siyanür ve tiyosiyanat düzeyleri sırasıyla 6.dk., 1. saat ve 4. saatten itibaren artmaya başladı ve dozlara göre değişen zamanlarda maksimuma ulaştı. Daha sonra tedrici bir şekilde azalarak kan siyanür düzeyleri 720.dakikada, kan tiyosiyanat, idrar, karaciğer, dalak, böbrek ve kas siyanür ve tiyosiyanat düzeylerinin ise 96. dakikada kontrol gruplarına yakın düzeylere indiği belirlendi.

AsitlerFarelerHidrosiyanik asit+2
Sadettin Tanyıldızı
Fırat University · Institute of Health Sciences
1995
00
DoctorateOpen AccessTR

Sıçanlarda aflotoksin Bb1- indüklü karaciğer hasarına karşı chrysin'in koruyucu etkisinin araştırılması

Bu araştırmada sıçanlarda aflatoksin B1 (AFB1) ile indüklenen karaciğer ve böbrek hasarına karşı chrysinin (Ch) koruyucu etkinliğinin araştırılması amaçlanmıştır. 40 adet Wistar albino erkek rat 4 gruba ayrıldı. Kontrol grubuna 11 gün süreyle %5 dimetilsülfoksit, Ch grubuna 11 gün süreyle 25 mg/kg/c.a/gün chrysin, AFB1 grubuna 7 gün süreyle 0.5 mg/kg/c.a/gün AFB1, Ch +AFB1 grubuna ise 11 gün 25 mg/kg/c.a/gün Ch + 7 gün 0.5 mg/kg/c.a/gün AFB1 oral gavajla uygulandı. Çalışma 14. günde sonlandırılarak serum örneklerinde alanin aminotransferaz (ALT), aspartat aminotransferaz (AST), gamma glutamil transferaz (GGT) enzim aktiviteleri ile kreatinin, kan üre azotu (BUN) ve total sialik asit düzeyleri analiz edildi. Karaciğer ve böbrek homojenatlarında glutatyon (GSH), malondialdehit (MDA), 8- hidroksideoksiguanozin (8-OHdG), nükleer faktör kappa B-p65 (NFKB-p65), tümör nekroz faktör-alfa (TNF-α) ve NAD-bağımlı protein deasetilaz sirtuin-1 (Sirt-1) düzeyleri ölçüldü. Ayrıca karaciğer ve böbrek örneklerinde histopatolojik ve immunohistokimyasal incelemeler yapıldı. Aflatoksin B1 grubunda kontrol grubu ile karşılaştırıldığında serum AST, ALT, GGT değerlerinde önemli düzeyde artış (p<0,05) tespit edilirken kreatinin ve BUN değerlerinde istatiksel açıdan anlamlı bir fark tespit edilmemiştir (p>0,05). Ch +AFB1 grubunda AFB1 grubuna göre AST, ALT ve GGT değerlerinde önemli bir düşüş (p<0,05) saptandı. Karaciğer ve böbrek dokularında AFB1 grubu kontrol grubu ile karşılaştırıldığında GSH düzeyinde önemli bir düşüş (p<0,05), MDA ve 8-OHdG düzeyinde önemli bir artış (p<0,05) tespit edildi. Chrysin+AFB1 grubunda ise AFB1 grubuna göre MDA ve 8-OHdG düzeyinde önemli bir düşüş (p<0,05); GSH düzeyinde ise önemli bir artış (p<0,05) belirlendi. AFB1 grubunda kontrol grubuna göre karaciğer NFKB-p65, TNF-α ve Sirt-1, böbrek TNF- α ve Sirt-1 seviyelerinde önemli bir artış (p<0,05) görülmüştür. Böbrek NFKB-p65 seviyesinde anlamlı bir fark tespit edilmemiştir (p>0,05). Chrysin+AFB1 grubunda ise AFB1 grubuna göre NFKB-p65, TNF-α ve Sirt-1 düzeyinde önemli bir düşüş (p<0,05) belirlendi. Karaciğer ve böbrek dokularında AFB1 grubunda histopatolojik değişiklikler ile kaspaz-3, kaspaz-9, PCNA ve Kİ-67 ekspresyonlarında önemli artış (p<0,001) tespit edildi. Chrysin +AFB1 grubunda ise dokularda patolojik lezyonlarda belirgin bir azalma ile kaspaz-3, kaspaz-9, PCNA ve Kİ-67 ekspresyonlarında önemli düşüşler (p<0,001) saptandı. AFB1'in karaciğer ve böbrek dokularında hasara yol açtığı, chrysin uygulamasının ise histopatolojik ve biyokimyasal hasar belirteçlerini azaltarak karaciğer ve böbrek toksisitesini önlediği tespit edildi. Sonuç olarak, chrysinin AFB1 ile indüklenen karaciğer ve böbrek hasarına karşı koruyucu bir ajan olarak kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.

Esra Zeybek
Biruni University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Köpeklerde çay ağacı yağı ve karanfil yağının birlikte kullanımının demodektik uyuza karşı akarisidal etkinliğinin değerlendirilmesi

The synthesis, characterization, research and application of bio-functional biomedical nano-sized materials for biomedical applications is of vital importance. With the green synthesis method, nanostructures of different shapes and sizes are synthesized using biological materials called environmentally friendly, non-toxic and safe reagents. The aim of this study was to evaluate the antimicrobial, antioxidant and antidiabetic activities of Clitoria ternatea extract-mediated synthesized zinc oxide nanoparticles (MK-ZnO NP) for use in biomedical applications. Zinc oxide nanoparticles synthesized by green synthesis using Clitoria ternatea aqueous plant extract exhibited an absorption peak at UV-vis 362 nm and a characteristic absorption peak at 1 keV due to surface plasmon resonance in EDX analysis. Zn (48.9%) was determined in the elemental composition of MK-ZnO NPs. The average crystal size of ZnO NP was calculated as 16.32 nm. MK-ZnO NPs showed significant antibacterial activity against Staphylococcus aureus, Enterococcus faecalis and Escherichia coli species. DPPH radical scavenging activities of MK-ZnO NPs (50-2000 μg/mL) were found to be the lowest 9.4% and the highest 78.1%. The IC50 dose was calculated as 623.48 μg/mL. The percentage of inhibition of α-amylase enzyme activity by MK-ZnO NPs (1250- 10000 μg/mL) was found to be the lowest 70.6% and the highest 94.3%. The IC50 dose was calculated as 502.61 μg/mL. In conclusion, zinc oxide nanoparticles successfully synthesized using Clitoria ternatea are promising as an agent that can be used in biomedical fields in terms of antimicrobial, antioxidant and antidiabetic activity.

Leman Aydınlık
Biruni University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Deneysel olarak selenyum zehirlenmesi oluşturulan koyunlarda kan ve selenyum düzeylerinin belirlenmesi

Bu çalışma, deneysel olarak selenyum zehirlenmesi oluşturulan koyunların kan ve dokularındaki (karaciğer, böbrek, dalak, kalp, akciğer, kıl, deri, tırnak, kas ve safra) selenyum düzeylerinde meydana gelen değişikliklerin belirlenmesi amacıyla yapıldı. Araştırmada 50-55 kg ağırlığında 25 adet Morkaraman koyun kullanıldı. Koyunlara ağız yolu ile 1, 2, 3 ve 4 mg/kg, kas içi yolla 0.1, 0.2, 0.4 ve 0.6 mg/kg dozlarında selenyum (sodyum selenit) verildi. Ağız yolu ile selenyum uygulamasından sonra 1, 3, 6, 9, 12, 18, 24, 48, 72, 120, 168, 240, 360, 480 ve 600.saatlerde; kas içi yolla selenyum verilmesinden sonra ise 1/6, 1/3, 1/2, 1, 3, 6, 9, 12, 24, 48, 72, 120, 168 ve 240. saatlerde kan örnekleri v.jugularis'ten alındı. Doku örnekleri ise 0.6 mg/kg dozunda selenyumun kas içi yolla uygulamasından sonra 1/2, 1, 3, 9 ve 24.saatlerde hayvanların boğazları kesilmek suretiyle alındı. Kan ve dokulardaki selenyum düzeyleri selenyumun asit ortamda 3,3- diaminobenzidin ile reaksiyona girmesi sonucu oluşan sarı renkli piazselenol bileşiğinin 420 nm'de spektrofotometrik olarak belirlenmesi esasına dayanır. Selenyum uygulanan hayvanlarda kan selenyum düzeylerinin doza bağlı olarak arttığı görüldü. Selenyumun ağız yolu ile verilmesinden sonra kan selenyum düzeyleri tüm dozlarda 1. saatten itibaren artarak 18.saatte en yüksek seviyeye ulaştı. Daha sonra selenyum düzeyleri tedrici bir şekilde azalarak 1 ve 2 mg/kg'lik dozlarda 360.; 3 ve 4 mg/kg'lik dozlarda ise 600.saatlerde kontrol gruplarına yakın düzeylere indiği belirlendi. Selenyumun kas içi yolla verilmesinden sonra kan selenyum düzeyleri tüm dozlarda (0.1, 0.2, 0.4 ve 0.6) 10.dk'dan itibaren artarak 0.1 ve 0.2 mg/kg dozlarında 20.dk'da; 0.4 ve 0.6 mg/kg 45 dozlarında ise 30.dk'da doruk noktaya ulaştığı tespit edildi. Daha sonra selenyum düzeyleri tedrici bir şekilde azalarak 0.1 ve 0.2 mg/kg'lık dozlarda 120; 0.4 ve 0.6 mg/kg'lık dozlarda ise 168.saatlerde kontrol gruplarına yakın seviyelere indiği belirlendi. Selenyumun 0.6 mg/kg dozunda kas içi yolla verilmesinden sonra alınan karaciğer, böbrek, dalak, kalp, akciğer, kas ve safra örneklerindeki selenyum düzeyleri 30.dk'dan itibaren artmaya başlayarak, dalak, kalp ve akciğerde 1.saatte; karaciğer, böbrek ve kasta 3.saatte; safrada ise 9.saatte doruk noktaya ulaştığı görüldü. Daha sonra selenyum düzeyleri tedrici bir şekilde azalarak 24.saatte kontrol gruplarından yüksek seviyelerde olduğu tespit edildi. Kıl, deri ve tırnak gibi dokulardaki selenyum düzeylerinde ise 24 saatlik süre içinde hiçbir değişikliğin oluşmadığı belirlendi.

KoyunlarSelenyumZehirlenmeler
Ahmet Ateşşahin
Fırat University · Institute of Health Sciences
1999
00
Master'sOpen AccessTR

Antidiabetik olarak kullanılan Sitagliptin'in ratlarda genotoksisitesinin değerlendirilmesi

Çalışmada dipeptil peptidaz - 4 (DPP-4) enzim inhibitörünün ilk temsilcisi olan sitagliptinin sağlıklı ratlara artan dozlarda uygulanmasını takiben canlı ağırlık ve kan glikoz düzeyleri üzerine olası etkileri ile in vitro rat lenfositlerinde tek hücre jel elektroforez (Comet) yöntemi ile olası genotoksik etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır.Bu amaçla ortalama 229,26 ± 28,92 g canlı ağırlığında 2 ? 3 aylık toplam 40 adet erkek Wistar-Albino rat kullanıldı. Ratlar doğal gün ışığından yararlanmaları sağlanarak 22 ºC (± 2) tutuldu ve standart rat yemi ile içme suyu ad libitum olarak verildi. Ratlar her grupta 10 adet olacak şekilde 4 gruba ayrıldı. Grup 1; kontrol olup sadece 1 mL serum fizyolojik (%0,9), Grup 2; 1 mg/kg dozda, Grup 3; 10 mg/kg dozda ve Grup 4; 100 mg/kg dozda sitagliptinin aktif şekli olan sitagliptin fosfat monohidrat, ağızdan 1 mL serum fizyolojik ile birlikte 36 gün boyunca uygulandı. Çalışma sonunda elde edilen değerlerin ortalama ± standart hataları verildi. Gruplar arasındaki farklılıklar SPSS 11.5 paket programında One-Way ANOVA varyans analizinde Duncan testi ve t-testi kullanılarak değerlendirildi. P<0.05 altındaki değerler anlamlı kabul edildi.Canlı ağırlıkları değerleri bakımından; uygulama öncesi (0. gün) gruplar arasındaki farklılıkların 36. günde benzer şekilde devam ettiği, hatta 3'üncü grup ile kontrol grubu arasındaki farkın ortadan kalktığı belirlendi. Canlı ağırlık artışının %10 ? 20 aralığında ve en az % 10.05 ile Grup 2'de (P<0.01), kontrol, Grup 3 ve Grup 4'te ise sırası ile % 10.62, % 13.62 ? 18.59 oranında (P<0.001) olduğu tespit edildi. Kan glikoz değerleri bakımından; 36. gün sitagliptin uygulama gruplarının kendi arasında ve kontrol grubu ile 4'üncü grup (P>0.05) arasında fark olmadığı saptandı. Kan glikoz değeri artışının % 2.5 ? 14.25 aralığında ve en az % 2.5 ile Grup 3'de, Grup 2 ve kontrol grubunda ise sırası ile % 9.37 ve % 14.25 (P>0.05), Grup 4'te ise % 7.53 (P<0.05) düzeyinde olduğu tespit edildi. Ratlarda 36. gün elde edilen lenfositlerde genetik hasar indeks (GHİ) değerleri bakımından; gruplar arasında fark (P<0.001) olduğu belirlendi. GHİ'nin sırası ile genotoksik etkinliği bilinen H2O2?pozitif kontrole göre (3.38) en az kontrol grubunda (0.72), bunu Grup 3 (1.15), Grup 4 (1.54) ve Grup 2'nin (1.97) izlediği saptandı.Uygulama sonunda (36. gün) tüm gruplarda ratların normal fizyolojik canlı ağırlık düzeyine erişemediği ve % 10 ? 20 aralığındaki canlı ağırlık artışının fizyolojik gelişim süreci içinde kaldığı dikkate alınarak, sitagliptinin artan doz uygulamalarında önemli derecede canlı ağırlık artışı veya azalmasına neden olmadığı saptandı. Kan glikoz düzeylerinde sitagliptin uygulama öncesi göre artış oranlarının (% 2.5 ? 14.25) fizyolojik kan glikoz aralığında kaldığı, özellikle ratlardaki canlı ağırlık artışı ve kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, etkin ve yüksek dozlarda sitagliptinin doza bağlı olarak kan glikoz düzeyinde önemli derecede artış veya azalmaya neden olmadığı, dolayısı ile hipoglisemi riskinin oldukça düşük olduğu tespit edildi. İn vivo rat lenfositlerinde hasarlı hücre oranları ve GHİ değerlerinin artan dozlarda sitagliptin uygulaması ile aynı yönde artış göstermediği, dolayısı ile DNA hasarının direkt olarak ilaç uygulamasına bağlı olmadığı; diabet oluşturulmuş hayvanlarda farklı süre ve dozlarda sitagliptinin kullanımını içeren daha kapsamlı çalışmalara gereksinim olduğu kanısına varılmıştır.Anahtar kelimeler: Comet yöntemi, DNA hasarı, DPP-4 enzim inhibitörü, genotoksisite, rat, sitagliptin.

DNA hasarıGenotoksisiteHipoglisemik ajanlar+1
Eylem Senem (öz) Abak
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Ege bölgesi Aydın ve Denizli illerinde hastanelere başvuran zehirlenme olgularının karşılaştırmalı analizi

-67- ÖZET Ege Bölgesi Aydın ve Denizli İllerinde Hastanelere Başvuran Zehirlenme Olgularının Karşılaştırmalı Analizi Ülkemizde zehirlenme nedeniyle acil servislere başvuran hastaların yerel epidemiyolojik çalışmalarının azlığı göz önünde bulundurularak bu çalışmada, Ege bölgesinde yer alan ve ekonomisi daha çok tarıma dayalı Aydın İli ile tarıma ek olarak sanayisi de gelişmiş olan Denizli İli arasında bir yıllık zehirlenme vakalarının retrospektif olarak karşılaştırılması ve alınabilecek önlemlerin neler olabileceğinin ortaya konması amaçlanmıştır. Bu amaçla bir yıl süre ile Aydın Devlet Hastanesi ve Denizli Devlet Hastanesi'nin acil servis kayıtlan yaş, cinsiyet, başvuru tarihi, zehirlenme nedeni, şekli ve yolu, zehirlenmelerin kombine olup olmaması, tedavi biçimi, hastanede yatış süresi ve tedavinin sonuçlan olmak üzere 10 farklı değerlendirme kriteri retrospektif olarak inceledi ve ayrıntılı olarak analizleri gerçekleştirildi. Çalışmada, toplam 1722 zehirlenme vakası incelenmiştir. Her iki ilde de zehirlenme vakalarında yaş ortalamalarının birbirine yakın (Aydın/Denizli) (22,75±14,97/22,52±14,40) ve daha çok 2-5 yaş grubu (%13,9/%13,6) ile 13-20 (%31,3/%27,6) ve 21-30 (%25,0/%26,5) yaş arasında yoğunlaştığı, toplamda kadın erkek oranının birbirine yalan olduğu (Aydin'da 1,89 (Kadın/Erkek), Deniz'li de 1,59) saptanmıştır. Zehirlenmelerin yaz (%32,7/%30,3) ve ilkbahar (%28,5/%28,8) aylarında arttığı, düşükte olsa gıda zehirlenmesi (%21,89/%17) şeklinde olduğu; ancak, bu oranın ilaç zehirlenmeleri yanında oldukça düşük oranlarda şekillendiği gözlenirken, kimyasal ajanlarla zehirlenmelerin 2-5 (%26,0/%22,0) ve 21-30 (%26,8/%17,4) yaş gruplarında yoğunlaştığı saptanmıştır. Ancak, bunların dağılımına baktığımızda kimyasal zehirlenmelerde Aydm'da sıvı ajanlarla (%62,6/%39,0) ve 2-5 yaş grubunda, Denizli'de ise gaz (%36,6/%60,6) ve 21-30 yaş grubunda daha sık rastlandığı tespit edilmiştir. Ayrıca her iki ilde ilaçlara bağlı zehirlenmeler birinci şuada (%57,71/%61,9), 13-20 (%40,55/%33,27) ve 21-30 yaş grubunda (%28,94/%33,44) ve kadınlarda daha fazla (%70,4/%67,0) genellikle de kasıtlı olarak şekillendiği (%85,4/%84,16) saptanmıştır. Zirai mücadelede kullanılan ilaçlarla meydana gelen zehirlenmelerin en fazla ilkbahar (%3 7,9/20,7)-68- ve yaz (%31,0/47,1) aylarında ve kasıtlı olarak alınmasıyla (%79,3/%76) meydana geldiği, Aydın'da erkeklerde (%52,20) Denizli'de ise kadınlarda (%60,92) ve özellikle 13-30 yaş arasında (%51,7/%48) daha fazla olduğu ve Aydın'da daha çok ölümle (%20,7/%2,5) sonuçlandığı saptanmıştır. Tedavi amacıyla kullanılan ilaçlarla zehirlenmelerin (%52/%48,62) kadınlarda yüksek oranda (%72,1/%68,1) ve her iki ilde de en fazla SSS'ne etkili ilaçlarla oluştuğu (%63,2/%63,l) gözlenmiştir (özellikle analjezik ve antienflamatuarlar (%51,6/%47,8)) bunu kemoterapotikler (%9,2/%10,l) ile antihistaminik ve dekonjestan etkili ilaçlar (%6,l/%8,4)). Kasıtlı zehirlenmelerin her iki ilde de yüksek (%54,4/%54,2) ve kadınlarda (%60,30/%62,6) özellikle de 13-20 yaş grubunda (%45,l/%38,9) daha fazla şekillendiği, genellikle oral yolla (%91,4/%85,3) yüksek doz ve birden fazla ilaç alımının olduğu (%90,5/%96) belirlenmiştir. Zehirlenmelerde antidot kullanımının Aydın'da %14,9, Denizli'de %23,6 iken aktif kömür, PAM, atropin, N-asetilsistein ve oksijen ile sınırlı kaldığı, vakalarda daha çok gastrik lavaj uygulamalarının yapıldığı (%51,07/%39,67), çok azında zehir danışma merkezlerine başvurulduğu (%1/%0,2) tespit edilmiştir. Zehirlenme vakaların genellikle şifa (%93,7/%91,2) ile sonuçlandığı, bazılarının yatarak tedavi edildiği (%72,l/%82,9); ancak, düşük oranda da olsa exitusun (%1,2/%0,4) şekillendiği, yalnızca bazı vakaların ileri tetkik ve tedavi gerektirdiği için başka bir hastaneye sevk edildiği (%6,58/%10,23) belirlenmiştir. Çalışmamızda Türkiye'de ki diğer çalışmalarla benzer şekilde gençlerin ve özellikle kadınların zehirlenmeler açısından riskli gruplar olduğu ve zehirlenme etkeni olarak ilk sırada ilaçların geldiği, bunun yanında ilaçla zehirlenme bakımından risk altında ki diğer bir grubu 2-5 yaş arası çocukların oluşturduğu tespit edilmiştir. Tüm bunlar dışında zehirlenmelerin önlenmesi açısından ailelere, hekimlere, eczanelere, ilaç üretim birimlerine, devlete ve denetim mekanizmalarında yer alan kurumlara büyük görevler düştüğü de göz ardı edilmemelidir. - Anahtar kelimeler: Aydın, Denizli, Zehirlenme, Retrospektif Analiz. -

Nermin Bölükbaşı
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2005
00
DoctorateOpen AccessTR

Köpeklere Tepoksalin, Meloksikam ve Karprofenin ağız yolu ile uygulanmasını takiben karşılaştırmalı farmakokinetikleri

Bu çalışmada tepoksalin, meloksikam ve karprofenin köpeklere ağız yolu ile sırasıyla 10 mg/kg, 0.2 mg/kg ve 2 mg/kg dozda uygulanmasını takiben farmakokinetik profillerini belirleyerek karşılaştırmak amaçlandıAraştırmada deneme hayvan materyali olarak canlı ağırlıkları 15-20 kg arasında değişen, 2-5 yaşlı, karışık ırk toplam 18 sağlıklı köpek kullanıldı. Köpekler ortalama canlı ağırlıkları dengeli olacak şekilde, herbiri 6 hayvan (4 erkek, 2 dişi) içeren tepoksalin (Grup I), meloksikam (Grup II) ve karprofen (Grup III) olmak üzere üç gruba ayrılarak ayrı bölmelere konuldu. Gruplara ayrılan hayvanlardan grup I'dekilere 10 mg/kg dozda tepoksalin (TPX), grup II'dekilere 0.2 mg/kg dozda meloksikam (MLX), grup III'deki hayvanlara ise 2 mg/kg dozda karprofen (CRP) ağız yolu ile uygulandı. İlaç uygulamadan bir gün önce ve ilaç uygulamasını takiben 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 10, 12, 16, 24, 32, 40, 48, 56, 72 ve 96. saatlerde vena cephalica antebrachii (sephalik ven)'den kan örnekleri (5ml) heparinli tüplere alındıÇalışma süresince ilaç uygulanan hayvanlarda herhangi bir yan etki gözlenmedi. Tepoksalin, meloksikam ve karprofenin ağız yolu uygulanmasını takiben ilaçlar plazmada 1. saat ile 96. saat arasında, tepoksalinin asit metaboliti ise 1. saat ile 16. saat arasında tespit edilebildiSonuç olarak, tepoksalin, meloksikam ve karprofenin ağız yolu ile uygulanmasını takiben karprofenin absorbsiyonunun daha hızlı (tepoksalin için tdoruk: 4.00±2.97 saat, meloksikam için tdoruk: 5.00±1.41 saat, karprofen için tdoruk: 2.20±0.45 saat), maksimum plazma yoğunluğunun daha yüksek (tepoksalin için Ydoruk: 13.10±3.36 µg/ml, meloksikam için Ydoruk: 0.39±0.13 µg/ml, karprofen için Ydoruk: 13.10±3.36 µg/ml) ve eğri altı alanının (tepoksalin için EAA: 16.98±12.51 µg.s/ml, meloksikam için EAA: 17.99±4.97 µg.s/ml, karprofen için EAA: 337.34±152.59 µg.s/ml) ise daha geniş olduğu saptandı. Ortalama kalış süresi (OKS) (tepoksalin için OKS: 25.64±12.21, meloksikam için OKS: 56.03±13.62, karprofen için OKS: 25.35±10.15) ve yarılanma ömrü (t1/2?z) (tepoksalin için t1/2?z: 19.77±9.9, meloksikam için t1/2?z: 37.91±9.15, karprofen için t1/2?z: 17.02±6.95) ise meloksikamda en uzun olarak belirlenmiştirBu çalışmada köpeklerde yaygın olarak kullanılan nonsteroidal antiinflamatuar ilaçlardan tepoksalin, meloksikam ve karprofenin tavsiye edilen dozlarda ağız yolu ile uygulanmasını takiben farmakokinetik parametreleri karşılaştırıldı ve karprofenin en kısa sürede plazmada en yüksek yoğunluğa ulaştığı sonucuna varıldı.

FarmakokinetikKöpekler
Ümit Karademir
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Sıçanlarda TNBS (Trinitro benzen sülfonik asit) ile oluşturulmuş deneysel kronik kolit modelinde angiotensin dönüştürücü enzim inhibitörleri ile angiotensin reseptör blokörlerinin etkilerinin karşılaştırılması

Yangılı bağırsak hastalıkları ile ülseratif kolit ve Crohn hastalığı etyolojisi kesin bilinmeyen ve muhtemelen immünolojik olaylara bağlı gastrointestinal sistemde kronik değişikliklere neden olan hastalıklardır. Bu çalışma sıçanlarda trinitro benzen sülfonik asit ile oluşturulmuş deneysel kronik kolit modelinde angiotensin dönüştürücü enzim inhibitörleri ile angiotensin reseptör blokörlerinin etkilerinin karşılaştırılmasını amaçlamıştır.Bu amaçla ağırlıkları 200-250 g arasında değişen 48 adet Wistar erkek sıçan kullanıldı. Hayvanlar 3 gruba ayrıldı, her grupta 16 hayvan vardı. TNBS deneysel kronik kolit modeli oluşturulduktan sonra hayvanlara losartan ve kaptopril verildi. Ardından hayvanlar üç ve yedinci günlerde sakrifiye edilerek lezyonlu bağırsak dokuları histopatolojik yönden incelendi. İlaçların etkinliklerini belirlemek amacıyla malondialdehit, myeloperoksidaz, hidroksiprolin ve glutasyon analizleri gerçekleştirildi.Biyokimyasal parametreler ve histopatolojik inceleme sonucunda kaptopril ve losartanın kronik kolit modelinde iyileşme sağladığı belirlendi. Malondialdehid, hidroksiprolin ve glutasyon değerlerine bakıldığında kaptopril grubunda losartan grubuna göre belirgin bir iyileşmenin olduğu tespit edildi.

Antihipertansif ajanlarKolitLosartan+1
Tansu Çınar
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Aydın'da içme suyu nitrit ve nitrat düzeylerinin yüksek basınçlı sıvı kromotografisi(YBSK) ile belirlenmesi

İçme sularının nitrit ve nitrat seviyeleri su kalitesinin önemli bir göstergesidir. Nitrit ve nitrat seviyesindeki kabul edilebilir seviyelerin üzerindeki artışlar insan ve hayvan sağlığı açısından önemli problemler ortaya çıkarabilir.Bu çalışma Aydın ili sınırları içerisinde insan ve hayvanlar tarafından tüketilen suların nitrat ve nitrit düzeylerinin tespiti amacıyla yapıldı.Çalışmada Aydın ili sınırları içerisinde 2009?2010 yılları arasında toplam 1 yıllık sürede kış-ilkbahar ve yaz-sonbahar aylarında toplam 104 adet numune toplandı. Alınan numunelerin 71 adedi artezyen suyu, 22 adedi kaynak suyu, 11 adedi şişe suyundan oluşmuştur. Numune alınmadan önce şişeler doldurulacak su ile 8-10 kere doldurulup boşaltılmıştır. Alınan numuneler analiz edilene kadar karanlık bir ortamda +4ºC muhafaza edildi.Alınan numunelerin pH değerleri bir elektronik pH metre ile belirlendi. Nitrat ve nitrit değerleri ise yüksek basınçlı sıvı kromotografisi ile tespit edildi.Çalışma sonucunda sadece artezyen sularından 2 örnekte nitrit tespit edildi. Ortalama nitrat seviyesi kış aylarında artezyen sularında 21.84±29.96 ppm, kaynak sularında 3.04±2.57 ppm, şişe sularında 3.61±2.31 ppm, yaz aylarında ise artezyen sularında 20.28±24.09 ppm, kaynak sularında 3.41±2.85 ppm, şişe sularında 2.87±2.31 ppm tespit edildi. Ortalama pH seviyesi ise kış aylarında artezyen sularında 6.96±0.41 ppm, kaynak sularında 7.41±0.35 ppm, şişe sularında 7.45±0.31 ppm, yaz aylarında ise artezyen sularında 6.95±0.27 ppm, kaynak sularında 7.09±0.48 ppm, şişe sularında, 7.26±0.52 ppm olarak belirlendi. Kış mevsimde alınan artezyen sularında Merkez Pınardere'de 1,26 ppm, Bozdoğan Çamlıdere'de 1,26 ppm nitrit belirlendi. Yaz ve kış mevsiminde alınan diğer numunelerde nitrit tespit edilmedi.Sonuç olarak Aydın ili sınırları içersinde hayvan ve insan tüketiminde kullanılan sularda değişik miktarlarda nitrat tespit edildi. Sulardaki pH değerleri TS266 uygun bulundu.

AydınKromatografi-yüksek basınçlı-sıvıNitratlar+3
Saliha Uçmaklıoğlu
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Sitagliptin'in rat karaciğer ve böbrek dokusunda oksidatif stres metabolizması üzerine etkisi

Çalışmada dipeptil peptidaz - 4 (DPP-4) enzim inhibitörünün ilk temsilcisi olan sitagliptinin sağlıklı ratlara artan dozlarda uygulanmasını takiben canlı ağırlık (g) ve kan glikoz düzeyleri (mg/dL) ile karaciğer ve böbrek doku ağırlıkları (g) üzerine olası etkileri ile sitagliptinin biyotransformasyonunda ve atılmasında önemli rol oynayan karaciğer ve böbrek doku örneklerinde oksidatif hasar belirteçlerinden süperoksit dismutaz (SOD, U/mg doku protein) ve katalaz (CAT, k/mg doku protein) enzim aktiviteleri ile glutatyon (GSH, mg/mg doku protein) seviyesi ve malondialdehid (MDA, nmol/mg doku protein) konsantrasyonlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Bu amaçla ortalama 229,26 ± 28,92 g canlı ağırlığında 2 ? 3 aylık toplam 40 adet erkek Wistar-Albino rat kullanıldı. Ratlar doğal gün ışığından yararlanmaları sağlanarak 22 ºC (± 2) tutuldu ve standart rat yemi ile içme suyu ad libitum olarak verildi. Ratlar her grupta 10 adet olacak şekilde 4 gruba ayrıldı. Grup 1; kontrol olup sadece 1 mL serum fizyolojik (%0,9), Grup 2; 1 mg/kg dozda, Grup 3; 10 mg/kg dozda ve Grup 4; 100 mg/kg dozda sitagliptinin aktif şekli olan sitagliptin fosfat monohidrat, ağızdan 1 mL serum fizyolojik ile birlikte 36 gün boyunca uygulandı. Çalışma sonunda elde edilen değerlerin ortalama ± standart hataları verildi. Gruplar arasındaki farklılıklar SPSS 11.5 paket programında One-Way ANOVA varyans analizinde Duncan testi ve t-testi kullanılarak değerlendirildi. P<0.05 altındaki değerler anlamlı kabul edildi.Canlı ağırlıkları değerleri bakımından; uygulama öncesi (0. gün) gruplar arasındaki farklılıkların 36. günde benzer şekilde devam ettiği, hatta 3'üncü grup ile kontrol grubu arasındaki farkın ortadan kalktığı belirlendi. Canlı ağırlık artışının %10 ? 20 aralığında ve en az % 10.05 ile Grup 2'de, kontrol, Grup 3 ve Grup 4'te ise sırası ile % 10.62, % 13.62 ? 18.59 oranında olduğu tespit edildi.Karaciğer ve sol böbrek doku ağırlıkları bakımından; 2'inci grubun diğer gruplarla, 3'üncü ve 4'üncü grupların kendi aralarındaki farkın anlamlı olduğu saptandı. Sağ böbrek doku ağırlıkları bakımından ise; kontrol grubu ile 3'üncü grubun diğer gruplarla, benzer şekilde 2'üncü ve 3'üncü grup arasındaki farkın anlamlı olduğu tespit edildi.Kan glikoz değerlerinin, 36. gün sitagliptin uygulama gruplarının kendi arasında ve kontrol grubu ile 4'üncü grup arasında fark olmadığı saptandı. Kan glikoz değeri artışının % 2.5 ? 14.25 aralığında ve en az % 2.5 ile Grup 3'de, Grup 2 ve kontrol grubunda ise sırası ile % 9.37 ve % 14.25, Grup 4'te ise % 7.53 düzeyinde olduğu tespit edildi.Tüm gruplarda belirlenen canlı ağırlık artışının (% 10 ? 20) fizyolojik gelişim süreci içinde kaldığı, doku ağırlık kazançlarının da canlı ağırlık ve organ gelişimine paralel olarak arttığı tespit edildi. Kan glikoz düzeylerindeki yükselmelerin (% 2.5 ? 14.25) fizyolojik aralıkta seyrettiği saptandı. Buna göre sitagliptinin artan doz uygulamalarında önemli canlı ağırlık ve doku ağırlık değişimlerine neden olmadığı ve hipoglisemi riskinin düşük olduğu gözlendi.Karaciğerde artan MDA konsantrasyonunu ve antioksidan enzim aktivitelerine rağmen, karaciğer ve böbrek dokusunda lipid peroksidasyonuna (MDA düzeyinde) neden olmadığı; karaciğer dokusunda günde 10 ve 100 mg/kg tez doz sitagliptin uygulamalarının GSH seviyesi yönünden kontrol grubuna göre önemli artışlar şekillendirdiği; böbrek dokusunda ise her üç sitagliptin uygulama dozunun da CAT enzim aktivitesi bakımından kontrol grubuna göre önemli düşüşlere neden olduğu tespit edilmiştir.Sitagliptinin oksidan ? antioksidan dengeye olan etkilerinin tam olarak belirlenmesinde sadece kalp ve böbrek dokularından elde edilecek verilerin yeterli olamayabileceği, farklı deneme modelleri oluşturulmuş hayvanlarda daha geniş parametreleri içine alan, farklı süre ve dozlarda sitagliptinin kullanımını içeren kapsamlı çalışmaların yapılmasının ilacın oksidatif stres mekanizmasına olan etkisinin aydınlatılmasına daha fazla katkı sağlayacağı kanısına varılmıştır.

BöbrekHipoglisemik ajanlarKaraciğer+4
Emel Kosat
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Streptozotosin ile deneysel olarak diyabet oluşturulmuş sıçanlarda selejilinin nöroprotektif etkisi

Diyabette uzun sürede çeşitli komplikasyonlar gelişebilmektedir. Bu komplikasyonlardan biri diyabetik nöropatidir. Doku kültürü ve hayvan modellerinde selejilinin nöroprotektif etkisi saptanmıştır. Bu çalışmada streptozotosin (STZ) kullanılarak diyabet oluşturulmuş sıçanlarda, selejilinin nöroprotektif, DNA hasarını önleyici ve antioksidan etkileri araştırıldı. Çalışmada 40 adet erişkin Wistar albino erkek sıçan kullanıldı. Deneysel diabet 50 mg/kg STZ'in intraperitonal enjeksiyonu ile gerçekleştirildi. Kan glukoz düzeyi 200mg/dL ve üzerinde olan sıçanlar diabetik olarak kabul edildi. Çalışmada kontrol negatif (diyabetik olmayan sıçanlar), kontrol pozitif (diyabetik sıçanlar) ve selejilin grupları (5 mg/kg, 10 mg/kg, 20 mg/kg) oluşturuldu. Selejilin, selejilin gruplarındaki sıçanlara 21 gün boyunca, belirtilen dozda intragastrik sonda ile verildi. Diabetli sıçanlarda negatif kontrol grubuna göre canlı ağırlık azaldı (P<0.01). Selejilin 20 grubu diğer gruplarla karşılaştırıldığında HbA1c düzeyi düştü(P<0.05). Diabetli gruplarda negatif kontrole göre proksimal ve distal amplitüd değerleri azaldı (P<0.05). Diabetli kontrole göre selejilin 5, 10 ve 20 gruplarında lenfosit DNA kuyruk yoğunluğu ve kuyruk momenti değerleri azaldı (P<0.001). Beyin ve karaciğerde selejilin 20 grubunda antioksidan parametrelerin arttığı (SOD, CAT, GSH), oksidan parametrenin (MDA) düştüğü saptandı (P<0.01). Selejilinin 20mg/kg dozda uygulandığında,diabete bağlı gelişen oksidatif stres, DNA hasarı veHbA1c düzeyiniazaltabileceği sonucuna varıldı.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-deneyselElektromiyografi+4
Mehmet Onur Ak
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Ratlarda indometazinle oluşturulan gastrik ülser üzerine silimarinin koruyucu etkilerinin araştırılması

Taşdemir B. Adnan Menderes Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Farmakoloji ve Toksikoloji Programı Yüksek Lisans Tezi, Aydın, 2016. Silimarin doğal polifenolik yapılı flavonoid antioksidan bir madde olup, serbest radikallere ve reaktif oksijen türlerine karşı etkili olduğu bildirilmiştir. Uzun yıllardan beri hepatoprotektif olarak kullanılmaktadır. İndometazin, nonsteroidal anti-inflammatuar bir ilaç olup mide dokusunda oksidatif hasara yol açabilir. Bu amaçla indometazin ile indüklenmiş mide ülseri modelinde silimarinin koruyucu etkinliği araştırıldı. Çalışma kapsamında 42 adet erkek Wistar-albino rat kullanıldı ve sıçanlar kontrol, indometazin, lansoprazol, silimarin 25, 50 ve 100 mg/kg olacak şekilde 6 gruba ayrıldı (n=7). Gastik ülser 25 mg/kg indometazin ile indüklendi ve farklı dozlarda (25, 50 ve 100 mg/kg) silimarinin koryucu etkinlik düzeyi araşırıldı. Silimarinin koruyucu etkinliği ülser tedavisinde günümüzde çok sık kullanılan lansoprazol (30 mg/kg) ile karşılaştırıldı. Mide dokusu superoksid dismutaz (SOD), katalaz (CAT) ve miyeloperoksidaz (MPO) aktivitesi ile malondialdehid (MDA) ve glutatyon (GSH) seviyesi analiz edildi. Mide dokusu aynı zamanda makroskobik olarak ülseratif alanlar yönünden de değerlendirildi. Diğer gruplarla karşılaştırıldığında, silimarin 100 mg/kg dozunda antiülseratif etkiler yaptığı görülmüştür. Aynı dozdaki silimarin mide dokusu MDA seviyesi ve MPO aktivitesini azalttığı, CAT hariç diğer antioksidan enzim aktivitesini arttırdığı görüldü. Bu sonuçlar, indometazin kullanılarak oluşturulmuş mide ülseri ile ilişkili oksidatif streste silimarinin koruyucu bir rolünün olabileceğini gösterdi. Anahtar Kelimeler: Silimarin, gastrik ülser, indometazin, antiülseratif etki, oksidan/antioksidan parametre.

AntioksidanlarAntiülser ajanlarGastrit+5
Barış Taşdemir
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Ratlarda deneysel bisfenol-A toksikasyonunda folik asit'in koruyucu etkilerinin araştırılması

Bisfenol A (BPA) propan yapısında, iki fenol ve polikarbonat moleküllerinin birleşmesiyle elde edilen bir maddedir. BPA önemli bir çevresel kirletici olup, insan ve hayvanlar başta olmak üzere tüm canlı yaşam üzerinde pek çok olumsuz etkiye sahiptir. Bu etkilerin birisi de oksidatif hasardır. Folik asit, pteridin, para-aminobenzoik asit ve glutamik asitten oluşan pteroilglutamik asit yapısında, suda çözünen B grubu bir vitamindir. Yapılan çalışmalarda folik asidin reaktif oksijen türlerine karşı etkili olduğu bildirilmiştir. Bu çalışmada BPA ile deneysel olarak oluşturulmuş oksidatif hasarda folik asitin koruyucu etkinliği araştırıldı. Çalışma kapsamında 35 adet erkek Wistar albino rat kullanıldı ve sıçanlar kontrol, BPA, folik asit, sikloofosfamid ve BPA+folik asit olacak şekilde 5 gruba ayrıldı (n=7). BPA ve folik asit hayvanlara 10 gün süreyle, sırasıyla 50 mg/kg/gün ve 20 mg/kg dozda oral yolla veildi. Çalışma sonunda hayvanların karaciğer, böbrek, beyin ve testis dokularında süperoksid dismutaz (SOD) ve katalaz (CAT) aktivitesi ile malondialdehid (MDA) ve glutatyon (GSH) seviyesi analiz edildi. BPA grubuyla karşılaştırıldığında BPA+ folik asit grubunun beyin dokusunda SOD ve CAT aktivitelerinin (P<0.001), karaciğer dokusunda GSH seviyesi ve SOD aktivitesinin (P<0.001), böbrek dokusunda SOD ve CAT aktiviteleri ile GSH seviyesinin (sırasıyla P<0.001, P<0.01, P<0.01) istatistiksel olarak yüksek olduğu belirlendi. Her iki grup MDA yönünden değerlendirildiğinde karaciğer, böbrek ve testis dokularına ait MDA seviyelerinin BPA+ folik asit grubunda anlamlı olarak düşük olduğu saptandı (P<0.001). Bu sonuçlar, folik asitin BPA'nın neden olduğu oksidatif hasarı engellediğini ve folik asitin koruyucu bir rolünün olabileceğini gösterdi. Anahtar kelimeler: Bisfenol A, oksidatif hasar, folik asit, oksidan/antioksidan parametreler.

AntioksidanlarBisfenol AFolik asit+4
Zeki Aydos
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

İdrar yolu enfeksiyonlarında patojen bakterilerin varlığının ve antibiyotiklere duyarlılıklarının araştırılması

Üriner sistem enfeksiyonları medikal tedavi gerektirmesi ve çoğu antibiyotiğe direnç geliştirmiş hastane enfeksiyonlarına sebep olmasından dolayı dikkati çekmektedir. Üriner sistem enfeksiyon tedavisinde antibiyotik direnci önemli bir role sahiptir. Bu çalışmada Muğla/Marmamaris yöresinde İYE'na neden olan bakterileri, antibiyotik direnç oranlarını belirlemeyi amaçladık. Çalışmada, Eylül 2015-Aralık 2015 tarihle¬ri arasında çeşitli şikayetlerle başvuran ve üriner enfek¬siyon ön tanısıyla poliklinik hastalarından alınan 340 idrar örneğinin kültür sonuçları, üreyen bakteri çeşitleri ve duyarlılık testleri değerlendirildi. 134 örnekte bakteri üredi. En sık izole edilen bakteri %61.19 oranında Escherichia coli idi. Antibiyotik duyarlılıkları incelendiğinde %63'ü ampisillin-sulbaktama, %59'u trimetoprim–sulfametoksazola, %48'i siprofloksasine, %34'ü seftiriaksona, %28'i gentamisine, %24'ü piperasilin/tazobaktama ve %6'sı ise imipeneme dirençli bulundu. Tedavilerde bölgesel direnç profilinin bilinmesi önemlidir. Bölgemizdeki direnç profilinin periyodik olarak takibi önem taşımaktadır. Araştırmamızda elde edilen sonuçlar özellikle bölgemizdeki klinisyenlere tedavi aşamasında önemli ölçüde yol gösterecektir

AntibiyotiklerBakterilerPatojenler+5
Selin Çatıkoğlu
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Sağlıklı ve tip 2 diyabet modeli oluşturulan ratlarda verapamilin saksagliptinin farmakokinetiği üzerine etkisi

Diabetes Mellitus (DM) kronik hiperglisemi ile seyreden, insülin sekresyonunda tamamen ya da kısmen eksiklik ile karakterize metabolik bir hastalıktır. İnsülin sekresyonunda kısmen azalma ve/veya perifer dokularda insülin direnci ile karakterize olan ve diyabet vakalarının yaklaşık %90'ını oluşturan şekli ise Tip 2 Diabetes Mellitus (T2DM)'dir. T2DM hastalarının en önemli hastaneye yatış ve ölüm nedeni olarak kardiyovasküler yan etkiler gösterilmektedir. Bir dipeptidil peptidaz-4 (DPP-4) inhibitörü olan saksagliptinin, T2DM hastalarında glisemik kontrolü sağlamak amacıyla kullanımı önerilir. Verapamil ise bir kalsiyum kanal blokörü olup; hipertansiyon, supraventriküler taşiaritmi ve anjina pektoris gibi kardiyovasküler rahatsızlıklarda kullanımı önerilir. Bu çalışmada sağlıklı ve T2DM modeli oluşturulmuş ratlarda verapamilin, saksagliptinin farmakokinetiği üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada dört farmakokinetik çalışma grubuna (n=192) ek olarak metot validasyon çalışmaları (n=20) ile beraber toplam 212 adet erkek Wistar Albino ırkı rat kullanıldı. Sağlıklı saksagliptin (SS, n=48), sağlıklı verapamil + saksagliptin (SVS, n=48), diyabetik saksagliptin (DS, n=48) ve diyabetik verapamil + saksagliptin (DVS, n=48) grupları farmakokinetik çalışma gruplarını oluşturdu. Ayrıca farmakokinetik çalışma gruplarında, farmakodinamik farklılıkların belirlenmesi için kan glikoz düzeyleri araştırıldı. Etkileşim gruplarındaki ratlara verapamil yedi gün boyunca 10 mg/kg dozunda, saksagliptin ise tüm gruplara sekizinci gün tek doz 20 mg/kg dozunda gastrik gavaj yardımıyla oral yolla uygulandı. Plazma saksagliptin ve 5-hidroksi saksagliptin (5-HS) düzeyleri, yüksek basınçlı sıvı kromatografisi-UV kullanılarak belirlendi. Farmakokinetik parametreleri hesaplamak için bölmesiz metot kullanıldı. SS grubunda saksagliptinin yarılanma ömrü (t1/2λz) 3,97 saat; eğri altında kalan alan (EAA0-∞) değeri 22,84 saat*μg/mL; ortalama kalış süresi (MRT0-∞) 5,11 saat; total klerensi (Cl/F) 875,3 mL/saat/kg; dağılım hacmi (Vdalan/F) 5017,51 mL/kg; doruk konsantrasyonu (Cdoruk) 4,8 ± 1,07 μg/mL ve doruk konsantrasyona ulaşma süresi (Tdoruk) ise 1,5 saat olarak belirlendi. Diyabet ve verapamilin kombine etkisiyle saksagliptine ait t1/2λz ve EAA0-∞ değerlerinde artış gözlenirken; Cl/F değerinde düşüş belirlendi. Verapamil uygulaması ve diyabetik durumun varlığı, saksagliptine ait Cdoruk değerinde artış; Tdoruk değerinde ise düşüşe neden oldu. Metabolit-Ana ilaç Oranı [MAO: (EAA0-∞(5-HS) / EAA0-∞(Saksagliptin))] SS, SVS, DS ve DVS grupları arasında sırasıyla 2,85; 1,5; 2,09 ve 1,01 değerlerinde tespit edildi. Saksagliptin uygulaması ile tüm gruplarda kan glikoz düzeylerinin azaldığı, verapamil ön tedavisi gören gruplardaki azalmanın da daha yüksek oranlarda gerçekleştiği tespit edildi. Verapamilin kan glikoz düzeylerindeki düşüşe katkısı diyabetik rat gruplarında, sağlıklı rat gruplarına kıyasla daha yüksek sayıda örnekleme zamanında istatistiksel olarak anlamlıydı. Diyabetik hastalarda verapamil, saksagliptinin terapötik etkinliğini artırabilir. Ancak bu çalışmada saksagliptinin tek doz kullanılması ve sınırlı sayıda rat üzerinde gerçekleştirilmesi sebebiyle, farmakokinetik ve farmakodinamik verilerin farklı popülasyonlarda tekrarlı uygulama ile ortaya çıkacak sonuçlarla tespit edilmesi ve bu sonuçların hangi mekanizmalar üzerinden şekillendiğinin belirlenmesi, T2DM hastalarında saksagliptin ve verapamil kullanımlarına katkı sağlayacaktır.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Farmakokinetik+4
Orkun Atik
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Pyraclostrobin ile indüklenen oksidatif strese karşı taurinin koruyucu etkisinin sıçanlarda araştırılması

Pyraclostrobin yaygın olarak kullanılan strobilurin türevi bir mantar ilacı olup organizmada oksidatif stres ve DNA hasarı ile birlikte üreme performansını ve embriyonal gelişimi bozmaktadır. Sistein aminoasitinden elde edilen taurin ise antioksidan, sitoprotektif ve ozmoregülasyon gibi metabolik süreçlerde önemli bir rol oynamaktadır. Bu çalışmada pyraclostrobin verilen erkek sıçanlarda oluşan oksidatif strese karşı taurinin olası koruyucu etkinliğinin belirlenmesi amaçlandı. Çalışmada Sprague Dawley cinsi sıçanlar her grupta 8 hayvan olacak şekilde 6 gruba ayrıldı. Çalışmada sıçanlara mısır yağı, 30 mg/kg pyraclostrobin ve 30 mg/kg pyraclostrobin ile birlikte 50, 100 ve 200 mg/kg taurin gastrik gavaj ile 28 gün süresince verildi. Pyraclostrobin uygulamasının bazı biyokimyasal parametreler (aspartat aminotransferaz, alanin aminotransferaz, alkalen fosfataz, kan üre azotu ve kreatinin) ile malondialdehid düzeylerini artırdığı, aksine glutatyon ve antioksidan enzim aktivitelerinden süperoksid dismutaz ve katalaz düzeylerinde ise azalma meydana getirdiği belirlendi. Ayrıca, pyraclostrobin uygulaması ile karaciğer dokusunda apoptotik (Bax, Caspase 3, Caspase 8, Caspase 9 ve p53) ve proinflamatuvar (TNF-α ve NFκB ) genler ile CYP2E'in1 mRNA ekspresyon düzeylerinin arttığı ve antiapoptotik gen olan Bcl-2'nin mRNA ekspresyonun düzeyinin azaldığı tespit edildi. Ayrıca, pyraclostrobin uygulamasının DNA hasarını artırdığı ve dokularda ise histopatolojik değişiklikler oluşturduğu gözlendi. Pyraclostrobin ile birlikte verilen 50, 100 ve 200 mg/kg dozda taurin uygulamalarının ise pyraclostrobin ile oluşan değişikleri tersine çevirdiği tespit edildi. Sonuçta taurinin pyraclostrobin ile indüklenen oksidatif hasara karşı antioksidan, antiinflamatuvar ve antiapoptotik etkisi ile birlikte sitoprotektif etki gösterdiği belirlendi.

Hayvan deneyleriOksidatif stresPiraklostrobin+2
İbrahim Serim
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Koyunlara uygulanan seftiofur hidroklorür'ün farmakokinetiğinin belirlenmesi ve fluniksin meglumin ile birlikte kullanımında iki ilaç arasındaki farmakokinetik etkileşimin araştırılması

Bu çalışmada sağlıklı koyunlara 2,2 mg/kg dozda seftiofur hidroklorürün (CFT HCl) intravenöz (İV), intramüsküler (İM) ve subkutan (SC) yol ile uygulanmasını takiben, desfurilseftiofurun (DFC) farmakokinetiği ve biyoyararlanımının belirlenmesi, ayrıca CFT HCl (2,2 mg/kg) ve fluniksin megluminin (FM) (2,2 mg/kg) İV yolla eş zamanlı uygulanmasından sonra aralarında oluşabilecek farmakokinetik etkileşimin belirlenmesi amaçlandı. Çalışmada 6 adet kıvırcık ırkı dişi koyun (12-14 aylık, 37,21±1,70 kg) kullanıldı. Çalışma beş periyotlu longitüdinal farmakokinetik dizayna göre gerçekleştirildi. Uygulamalar arasında 2 haftalık arınma süresi bırakıldı. Birinci periyotta CFT HCl İV uygulama çözeltisi, ikinci ve üçüncü periyotta CFT sırasıyla İM ve SC yolla, dördüncü periyotta FM İV yolla, beşinci periyotta FM ve CFT HCl İV uygulama çözeltisi ayrı ayrı İV yol ile uygulandı. Plazma ilaç konsantrasyonları, yüksek basınçlı sıvı kromatografisi-UV kullanılarak ölçüldü, DFC'nin farmakokinetik parametreleri nonkompartmental modele, FM'in farmakokinetik parametreleri iki kompartmanlı açık modele göre hesaplandı. İV, İM ve SC uygulamaları takiben DFC'nin eliminasyon yarılanma ömrü (t1/2ʎz) benzerken, ortalama kalış süresi (MRT) sırasıyla 8,49; 12,87 ve 11,73 saat bulundu. DFC'nin biyoyararlanımı, İM ve SC uygulamadan sonra sırasıyla %70,79 ve %79,52 olarak belirlendi. DFC'nin EAA0-32, EAA0-∞ değerleri FM uygulaması ile artarken, ClT'si önemli ölçüde azaldı (P<0,05). FM'in CFT ile eş zamanlı uygulanmasında, FM'in t1/2α ve V1 değerleri artarken, k12 değeri anlamlı ölçüde azaldı (P<0,05). Bu çalışmada FM, DFC'nin eliminasyonunu azaltırken, plazma konsantrasyonunu artırdı. CFT 2,2 mg/kg dozda, 24 saat doz aralığında, tek başına İV, İM, SC ve FM ile eş zamanlı İV yolla uygulandığında MİK değeri ≤1 µg/mL olan bakteri izolatları için %T>MİK değerini %50-70 aralığında sağlayabildi. Enfeksiyonun varlığında farmakokinetik ve farmakodinamik etkileşimin belirlenebilmesi için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Farmakodinamik, farmakokinetik, fluniksin meglumin, koyun, seftiofur

FarmakokinetikFlunixine megluminKoyunlar+3
Güliz Çelik
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçanlarda tamoksifen ile oluşturulan karaciğer hasarına karşı krosinin etkilerinin araştırılması

Tamoksifen (TAM) meme kanseri kemoterapisinde sıklıkla kullanılan bir ilaçtır ve en çok görülen yan etkileri arasında karaciğer hasarı yer almaktadır.Safran bitkisinin biyoaktif bir molekülü olan krosin (KRO) ise antioksidan ve antikanser aktiviteler gibi farklı farmakolojik etkilere sahiptir. Bu çalışma, sıçan karaciğerinde KRO'nun TAM'a bağlı hasara karşı koruyucu rolünü değerlendirmek için tasarlanmıştır.Mevcut çalışmada, Wistar Albino cinsi dişi sıçanlara TAM 45 mg/kg ve KRO 12,5-25-50 mg/kg dozlarında 28 gün boyunca oral gavaj ile verildi.TAM'ın karaciğer dokusunda meydana getirdiği hasarlar ve KRO'nun koruyucu etkileri biyokimyasal ve histopatolojik olarak incelendi. TAM uygulamasının karaciğer enzim aktiviteleri (AST, ALT, ALP ve TP), antioksidan enzim aktiviteleri (SOD, CAT) ve MDA düzeylerini artırdığı; bununla birlikte indirgenmiş glutatyon (GSH) düzeyleri ve antioksidan bir enzim olan GPx aktivitelerinde ise azalma meydana getirdiği belirlendi. Ayrıca, TAM uygulamasının karaciğer dokusunda histopatolojik değişikliklere neden olduğu gözlendi. TAM ile birlikte verilen 12,5-25-50 mg/kg dozda KRO uygulamalarının ise bu olumsuz değişiklikleri tersine çevirdiği belirlendi. Sonuç olarak KRO'nun oksidatif stresi azaltarak ve karaciğer dokularında antioksidan savunmayı artırarak TAM ile oluşturulan karaciğer hasarını engellediği tespit edildi. Elde edilen bu verilerin moleküler analizlerle desteklenmesi, KRO' nun TAM ile oluşturulan karaciğer hasarına karşı koruyucu etkisinidaha da anlamlı kılacaktır.

AntioksidanlarKaraciğerKaraciğer hastalıkları+3
Elif Kerimoğlu
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı dozlarda 2,3,7,8-Tetraklorodibenzo-p-dioksin tarafından ratlarda beyin, karaciğer, böbrek ve kalp gibi dokularda oluşturulan oksidatif stres üzerine Likopen'in koruyuculuğu

Bu çalışmada, farklı dozlarda subkronik TCDD uygulamalarının ratlarda oksidan-antioksidan sistemler üzerine etkileri ve bu etkiler üzerine likopenin koruyucu rolünün araştırılması amaçlanmıştırÇalışmada 190-250 g ağırlığında toplam 64 adet Sprague-Dawley ırkı erkek rat her grupta 8 adet olacak şekilde 8 gruba ayrıldı. Deney süresi 13 hafta olarak belirlendi. Çalışma periyodu boyunca Kontrol grubuna plasebo (0,5 ml mısır yağı) gavajla uygulandı. Grup 2'ye 10 mg/kg dozunda likopen; Grup 3, Grup 4 ve Grup 5'e sırasıyla 50, 500 ve 1000 ng/kg dozlarında TCDD; Grup 6, Grup 7 ve Grup 8'e sırasıyla 50, 500 ve 1000 ng/kg dozlarında TCDD ile birlikte 10 mg/kg dozunda likopen uygulandı. Deney sonunda ratlar dekapite edilerek biyokimyasal analizler için karaciğer, böbrek, kalp ve beyin dokuları alındı.TCDD uygulamaları hayvanların canlı ağırlıklarını dozlara göre önemli ölçüde azalttı. Grup 4 ve Grup 7'de hayvanların yarısının, Grup 5 ve Grup 8'de ise hayvanların tamamının öldüğü görüldü. MDA düzeylerinin Grup 3 ve Grup 4'te önemli düzeyde arttığı; likopen uygulamasının ise bu değerleri azalttığı belirlendi. SOD ve GSH-Px aktivitelerinin Grup 3 ve Grup 4'te azaldığı, Grup 6 ve Grup 7'de ise normale yakın oldukları gözlendi. CAT aktivitelerinin Grup 3 ve Grup 4'te karaciğer, böbrek ve beyin dokularında anlamlı azaldığı; likopen uygulamasıyla ise karaciğer ve beyin CAT aktivitelerinin yükseldiği tespit edildi. Doku GSH düzeylerinin ise tek başına TCDD uygulanan gruplarda azaldığı, eşzamanlı likopen uygulanmasıyla Grup 6'da normal seviyelere yaklaştığı, ancak Grup 7'de likopenin herhangi bir olumlu etkisinin olmadığı belirlendiSonuç olarak; likopenin TCDD'nin neden olduğu lipit peroksidasyonu azalttığı, antioksidan aktiviteyi destekler mahiyette artırdığı ortaya konulmuştur. Likopenin bu yararlı etkileri göz önüne alındığında, TCDD ve diğer çevresel kirleticilerin neden olduğu/olacağı toksititelerde bu güçlü antioksidanın tedavide kullanım potansiyeline sahip olduğu kanaatine varılabilir.

AntioksidanlarLikopenOksidatif stres
Fatih Sakin
Fırat University · Institute of Health Sciences
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

2,3,7,8-TCDD'nin ratlarda bağışıklık sistemi üzerine olan etkileri ve bu Etkilerin Curcumin tarafından engellenmesinin araştırılması

2,3,7,8-TCDD'nin, ratlarda bağışıklık sistemi üzerine olan olumsuz etkileri ile bu etkilerin curcumin tarafından hangi oranda engellenebileceğinin araştırıldığı bu çalışmada, 128 adet 250-300 gr ağırlığında, 3-4 aylık Wistar albino ırkı dişi rat kullanıldı. Deney ve kontrol gruplarındaki ratlara, 2 µg/kg 2,3,7,8-TCDD ile 100 mg/kg dozunda curcumin mısır yağı içinde çözdürülerek, ağız yoluyla verildi. Deney hayvanlarından çalışmanın 15, 30, 45 ve 60. günlerinde serum örnekleri alındı ve bu örneklerde, sitokin, immunoglobulin ve kompleman düzeyleri ELİSA yöntemiyle belirlendi. Yapılan analizler sonucunda; 2,3,7,8-TCDD tarafından bağışıklık sistemininin hücresel ve humoral düzeyde, istatistiksel olarak önemli (P<0.05) düzeyde baskılandığı, bunun yanında 2,3,7,8-TCDD ile birlikte curcumin verilen gruplarda; dioksin bileşiklerinin neden olduğu immun sistem baskılanmasının önemli oranda engellendiği tespit edildi.Sonuç olarak; günümüzde farklı kaynaklardan çevreye yayılan ve buna bağlı olarak hem bitkisel hem de hayvansal kökenli gıdalarda biriken dioksinli bileşiklerin, neden olacağı bağışıklık sistemi zayıflamasının, bazı bitkilerin yapısında bulunan curcumin ile önemli oranda engellenebileceği belirlenmiştir.

Osman Çiftçi
Fırat University · Institute of Health Sciences
2008
00