Fırat University
Faculty

Faculty of Dentistry

Fırat University

10

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Translusensileri farklı zirkonyaların termal ve mekanik yaşlandırma sonrası dayanımlarının karşılaştırılması

Günümüz estetik algısının değişmesi nedeniyle hem estetik olarak kabul edilebilir hem de çiğneme kuvvetlerine yeterli dayanıklılığı sağlayacak yeni materyaller geliştirilmeye çalışılmaktadır. Monolitik zirkonya restorasyonlar; yüksek kırılma dayanımları, karşıt dişte doğal dişe benzer aşındırma yaratmaları, estetik olmaları ile zirkonyum alt yapılı ve metal destekli restorasyonlara alternatiftir. Translusensi parametreleri değiştirilerek anterior ve posterior bölge için hem optik özellikleri geliştirilmiş hem de daha dayanıklı monolitik zirkonya materyaller üretilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla translusensileri farklı zirkonyumların termal ve mekanik yaşlandırma öncesi ve sonrası biaksiyal bükme dayanımlarını karşılaştırdığımız çalışmamızda Katana High Translucent, Katana Ultra Translucent Multi Layered ve UPCERA (ST) blokları kullanıldı. Bu bloklar ISO 6872 standartları gereği 1.2 mm çap ve 16 mm kalınlıklarda her grupta 40, toplam 120 adet disk şeklinde üretildi. Her grup dört alt gruba ayrılarak (N=10); bir grup kontrol olmak üzere, bir gruba 5°C ile 55°C ler arası 10.000 termal siklus, bir gruba 50 N yükte 240.000 siklus çiğneme similatörü ve bir gruba da hem termal siklus hem çiğneme similatörü ile yaşlandırma yapıldı. Toplam 12 grubun biaksiyal bükme dayanımları ve Vicker's sertlik değerleri karşılaştırıldı. Her gruptan rastgele alınan örneklerin SEM/EDS analizleri gerçekleştirildi. Veriler Shapiro Wilk's'dan (p=0.05) ve Mann Whitney U ve Kruskal Wallis H testleri ile analiz edildi. Katana UTML, Katana HT ve UPCERA grupları için biaksiyal bükülme dayanımı ve Vickers sertlik değerleri arasındaki ilişki anlamlı olarak farklı bulundu. Yapılan testlerde en düşük kırılma dayanımı değeri Katana UTML gruplarında bulunurken en yüksek dayanım UPCERA gruplarında ölçüldü. Vickers sertlik değerinde ise en yüksek değer Katana UTML grubunda bulunurken en düşük Katana HT gruplarında bulundu. Yaşlandırma prosedürlerinin, kırılma dayanımları ve Vickers sertliklerine göre istatistiksel olarak anlamlı fark yaratmadığı gözlendi. Translusensileri farklı zirkonyaların kırılma dayanımlarının ağız içi kullanıma uygun oldukları saptandı. SEM analizi sonuçlarına göre yapay yaşlandırma sonrasında gruplarda yüzeyde bozulma oluşturacak bir deformasyon görülmedi. EDS analizi sonuçlarına göre en yüksek ytrium oranı Katana UTML gruplarında gözlenirken en düşük UPCERA gruplarında bulundu. Anahtar Kelimeler: Biaksiyal bükme dayanımı, translusent, zirkonya

Dental materyallerDental stres analiziYapay yaşlandırma+3
Ayşe Rençber
Fırat University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı nanopartikül ilavelerinin çene yüz protezlerinde kullanılan silikon elastomerin mekanik ve mikrobiyolojik özelliklerine etkilerinin araştırılması

Çene yüz protezlerinin yapımında, ideal mekanik özelliklerinin olması sebebiyle silikon elastomerler tercih edilmektedir. Çene yüz protezlerinde kullanılan silikon elastomerlerin yırtılma ve çekme dayanımlarının yüksek, uzama yüzdesi ve sertliklerinin ideal, dokularla uyumunun yüksek ve yüzeylerinde oluşan mikrobiyal tutulumunun az olması istenir. Bu çalışmanın amacı silikon elastomere çeşitli nanooksit partikülleri ilavesi ile silikon elastomerin mekanik ve mikrobiyolojik özelliklerinin geliştirilmesidir. Çalışmada çene yüz protezlerinde kullanılan silikon elastomere ağırlıkça %2 oranında ZnO, SiO2 ve TiO2 ilave edilerek kontrol grubu ile birlikte toplam dört grup oluşturulmuştur. Her bir grupta çekme dayanımı ve uzama yüzdesi için 11 örnek, yırtılma dayanımı için 11 örnek, sertlik testi için 11 örnek, mikrobiyolojik inceleme için 12 örnek olmak üzere toplam 92 örnek hazırlanmıştır. Çekme dayanımı ve uzama yüzdesi test örnekleri American Society for Testing and Materials (ASTM) D412 standartlarına, yırtılma dayanımı test örnekleri ASTM D624 standartlarına, sertlik testi örnekleri ASTM D2240 standartlarına uygun olarak hazırlanmıştır. Mikrobiyolojik çalışma için 7 mm çapında 1 mm kalınlığında örnekler hazırlanmıştır. Çekme gerilimi, uzama yüzdesi, yırtılma gerilimi testleri üniversal test cihazı (LR 50K Lyod intruments Ltd, Fareham, UK) test cihazında 500 mm/dk sabit hızla çekilerek gerçekleştirilmiştir. Sertlik testi için Shore A test standı kullanılmıştır. Çekme dayanımı, uzama yüzdesi ve yırtılma dayanımı test sonuçlarının istatistiksel analizinde Shapiro Wilk's ve/veya Kolmogorov Smirnov testleri uygulanmıştır. Gruplar arasındaki farklılıklar incelenirken değişkenlerin normal dağılımdan gelmemesi durumunda iki gruplu karşılaştırmalarda Mann Whitney U, ikiden fazla grup için Kruskal Wallis-H Testinden yararlanılmıştır. Kruskal Wallis-H Testinde anlamlı farklılıkların görülmesi durumunda Post-Hoc Çoklu Karşılaştırma Testi ile aralarında farklılık olan gruplar belirlenmiştir. Sertlik testine ait verilerde Tukey HSD testi yapılmıştır. Araştırma sonucunda çekme dayanımı, uzama yüzdesi, yırtılma dayanımı ve sertlik testi değerlerinde gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Çekme dayanımı test sonuçlarında en yüksek değer SiO2 ilave edilmiş grupta görülürken (3,35 Mpa ± 0,18) en düşük değer kontrol grubunda (2,64 Mpa ±0,27) görülmüştür.TiO2 ilave edilmiş grubun çekme dayanımı (3,22 ±0,32) ZnO ilave edilmiş grubun çekme dayanımından (2,73 Mpa ± 0,32) daha yüksek tespit edilmiştir. Uzama yüzdesi test sonuçlarında en yüksek değer TiO2 test grubunda (1017,23) tespit edilmiş olup diğer gruplar arasında anlamlı bir fark görülmemiştir. (p>0,05) Yırtılma dayanımı test sonuçlarında en yüksek değer SiO2 test grubunda (20,84 N/mm ± 2,17) en düşük değer kontrol grubunda (15,51 N/mm ±1,79) tespit edilmiştir. TiO2 eklenen grup ile (17,83 N/mm ±1,61) ZnO eklenen grup (17,93 N/mm ± 1,93) arasında yırtılma dayanımları bakımından anlamlı bir fark görülmemiştir. Sertlik testi sonuçlarında en yüksek sertlik değeri SiO2 grubunda (25,50±1,53) , tespit edilirken, en düşük değer ZnO eklenen grupta (21,85±0,65) tespit edilmiştir. Antimikrobiyal etkinliğin değerlendirilmesinde Escherichia coli, Pseudomonas aeruginosa, Staphylococcus aureus, Staphylococcus epidermidis Candida albicans etkinlikleri değerlendirilmiş olup antimikrobiyal bir etkinlik saptanamamıştır. Anahtar Kelimeler: Çene yüz protezleri, mekanik özellik, mikrobiyolojik özellik, nanopartikül, silikon elastomer

Dental protezlerElastomerlerMaksillofasiyal protez+4
Gamze Karaman
Fırat University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Diş gelişim bozukluklarının görülme sıklığının ve tiplerinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi kullanarak belirlenmesi

1. ÖZET Bu çalışmanın amacı, kliniğe belirli tarihler arasında başvurmuş hasta popülasyonundaki dental anomali varlığını konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) kullanarak inceleyip, veri toplamak ve anomalilerin yaygınlığını değerlendirmektir. Fırat Üniversitesi Diş Hekimliğ Fakültesi Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı'na başvuran 1180 hastadan alınmış KIBT görüntüleri kullanıldı. Diş kaybı bulunmayan, protetik veya endodontik işlem uygulanmamış, periapikal lezyonsuz, kök gelişimi tamamlanmış dişlere sahip hastaların KIBT görüntüleri araştırmada kullanıldı. Yaş ve cinsiyet sınırlaması planlanmadı. KIBT görüntüleri sagital, koronal ve aksiyal düzlemlerde tarandı. İncelenen 1180 hastanın 125(80 kadın, 45 erkek)'inde anomali tespit edildi. Anomali görülen 125 hastada toplam 176 dişte anomali saptandı. Dental anomali sıklığı %10,6 olarak tespit edildi. Kadın ve erkeklere göre dağılımı ise: kadın hastalarda %12, erkek hastalarda %8,72 olarak hesaplandı. Radyografik inceleme sonucu, sırasıyla en çok taurodontizm (%4,1), radix molaris (%3,3), dilaserasyon (%3), dens invajinatus (%0,17) ve füzyon (0,08) tespit edildi. Geminasyona rastlanmadı. Diş hekimleri kök kanal tedavisi sırasında karşılaşabilecekleri dental anomaliler ve bu anomalilerin prevalansları ile ilgili yeterli bilgiye sahip olmalıdır. Kök kanal tedavisi planlanan dental anomaliye sahip bir dişin yanlış tanısı ve tedavisi başarısızlığa neden olabilir. Dental anomali varlığı, dişlerin kök ve kanal yapıları KIBT kullanılarak başarılı bir şekilde tespit edilebilmektedir. Anahtar Kelimeler: dental anomali, endodonti, KIBT

Diş sürmesiDişlerEndodonti+1
Adem Özdemir
Fırat University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Konik ışınlı bilgisayarlı tomografinin kemik dansitesi ölçüm doğruluğunun değerlendirilmesi

Bu tez çalışmasında mezbahaneden elde ettiğimiz taze sığır kostası üzerinde radyografi (bilgisayarlı tomografi –BT ve konik ışınlı bilgisayarlı tomografi-KIBT) çekerek kemik yoğunluğunu değerlendirmeyi ve elde ettiğimiz verileri mekanik ve manyetik stabilite ölçüm metodları ile karşılaştırmayı amaçladık. Kostalara toplamda 20 adet 4,1 mm çapında 10 mm uzunluğunda dental implant yerleştirildi. İmplant yerleştirmeden önce pilot frezle 10 mm uzunluğunda implant yerleri belirlendi ve bu bölgelerin 4,1 mm genişliğinde 10 mm uzunluğundaki kemik alanının yoğunluğu BT ve KIBT ile HU (Hounsfield Unit) birimlerinde ölçümleri yapıldı. Daha sonra standart frezleme protokolü sonrası implant yuvaları oluşturuldu ve fizyodispenser eşliğinde implantlar yerleştirildi. Primer stabilite mekanik ölçümleri olan yerleştirme ve söküm torkları sayısal değerler olarak kaydedildi. Ardından osstell cihazı ile RFA değerleri ölçüldü. İstatiksel olarak HU değerleri, mekanik ve manyetik primer stabilite ölçümleri arasındaki korelasyon değerlendirildi. Sonuç olarak, taze sığır kostasında konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ve tıbbi bilgisayarlı tomografinin kemik yoğunluğu ölçümü arasındaki ilişkiyi değerlendirdik ve istatiksel olarak aralarında anlamlı bir ilişki bulamadık. Anahtar Kelimeler: Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi, yerleştirme torku, osstell RFA, bilgisayarlı tomgrafi, Hounsfield Unit.

Kemik dansitesiKonik ışınlı bilgisayarlı tomografiTomografi-x ışınlı-bilgisayarlı+1
Mehmet Akgül
Fırat University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Melatonin desteğinin rat tibiyalarına yerleştirilen titanyum implantların kemik implant kaynaşmasına etkisinin incelenmesi

Melatonin hormonu kemik metabolizması ile yakından ilişkilidir. Yaşlanma ya da başka nedenlerden dolayı melatonin üretimi azalan kişilerde implant tedavisinde yeterli osseointegrasyon elde edilemeyebilir. Epifiz bezinin yetersiz melatonin üretimi, eksojen melatonin desteği ile tedavi edilebilir. Bu çalışmanın amacı ratlarda melatonin hormonu desteğinin kemik implant kaynaşmasına ve kemik metabolizmasına etkisinin incelenmesidir. Bu amaçla denekler rastgele 4 ayrı gruba ayrıldı: Kontrol (n=10), Pinealektomi (n=10), Pinealektomi+melatonin (n=10), Melatonin (n=10). Tüm deneklerin sağ tibiya kemiklerine titanyum implantlar cerrahi yöntemlerle yerleştirildi. Pinealektomi uygulanan gruplarda pineal bez implant yerleştirilmesi sırasında alındı. Melatonin uygulanan gruplara haftada üç defa 10 mg/kg melatonin serum fizyolojik ile oral gavaj yoluyla verildi. Deneklerin tamamı 3 ay sonunda sakrifiye edildi. Deneklerden alınan kan örneklerinden alkalen fosfataz (ALP), kalsiyum (Ca), fosfor (P) analizleri yapıldı. Örneklerin kemik implant kaynaşması (KİK) ve İmplant Çevresi Kemik Dolumu (İÇKD) dekalsifiye edilmemiş histolojik analiz yöntemine göre analiz edildi. Deneklerin çene ve femur kemik mineral yoğunluğu (KMY) çift enerjili X ışını absorpsiyometrisi (DEXA) ile değerlendirildi. Gruplar arasında ALP, Ca, P, KİK, İÇKD ve çene-femur KMY ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır (p>0.05). Çalışmamızın sınırlı sonuçlarından yola çıkarak pinealektominin osseointegrasyon için önemli bir dezavantaj olmadığını, pinealektomi ile birlikte melatonin desteğinin osseointegrasyonu etkilemediğini ifade edebiliriz. Anahtar kelimeler: Melatonin hormonu, pineal bez, osseointegrasyon, kemik implant kaynaşması, implant.

MelatoninOsseointegrasyonPineal bez+5
Oguzhan Uçar
Fırat University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

CAD/CAM sistemi ile üretilen modifiye peek, nanohibrit seramik, monolitik zirkonyum endokronların kırılma dayanımların karşılaştırılması

Bu in vitro çalışmada CAD/CAM teknolojisi yardımı ile hazırlanan üç farklı materyalden elde edilen endokronların kırılma dayanımlarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Otuz adet periodontal ve ortodontik planlamalar sebebiyle çekilmiş benzer morfolojiye sahip mandibular 1. molar dişler rasgele gruplara ayrılmıştır (n=10). Örneklere kök kanal tedavisi uygulanmasının ardından endokron preparasyonları gerçekleştirilmiştir. Çalışmadaki gruplar; Grup 1; Monolitik zirkonyum endokron (KATANA UTML Zirconia, Kuraray Noritake INC., Okayama, Japonya), Grup 2; Nanohibrit seramik endokron (Cerasmart, GC Corp., Tokyo, Japonya), Grup 3; Kompozit ile veneerlenmiş modifiye PEEK (JUVORA, Juvora Ltd. Thornton Cleveleys, Lancastershire, İngiltere) endokronlar şeklindedir. Örneklerin simantasyonu dual cure rezin siman (Panavia F 2.0, Kuraray Noritake INC., Okayama, Japonya) ile gerçekleştirilmiştir. Örneklerin yaşlandırma işlemi dual akslı çiğneme simülatöründe 120.000 siklus, 1.86 Hz, 49 N parametreleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Kırılma dayanımı testi için universal test cihazı (İnstron cihazı 3345, Norwood, MA, ABD) yardımıyla dişin uzun aksı boyunca örnek kırılıncaya dek 1 mm/dk. kafa hızıyla yükleme gerçekleştirilmiştir. Kırılmaya sebep olan sıkışma dayanıklılığı değeri Newton (N) cinsinden hesaplanıp kaydedilmiştir. Parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında Oneway Anova testi ve farklılığa neden olan grubun tespitinde Tukey HDS testi kullanılmıştır. Monolitik Zirkonyum Endokron grubunun kırılma dayanımı ortalaması (2496,5±189,1 N); Modifiye Peek Endokron (1728,2±139,2 N) ve Nanohibrit Seramik Endokron (1248,8±107,6 N)gruplarından istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksektir (p<0.05). Modifiye Peek Endokron grubunun kırılma dayanımı ortalaması; Nanohibrit Seramik Endokron grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksektir (p<0.05). Çalışmamızda CAD/CAM sistemi ile üretimi gerçekleştirilen monolitik zirkonyum endokron grubunun kırılma dayanımı diğer gruplardan anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Çalışmada yer alan üç materyalin de ağız içi maksimum çiğneme kuvvetlerinin ortalamasına kıyasla çok daha yüksek değerde kırılma dayanımı göstermiştir. Çalışmada kullanılan üç materyalinde endokron üretiminde molar dişler için kullanımının uygun olacağı sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: CAD/CAM, endokron, PEEK, kırılma dayanımı

CAD/CAMDental materyallerDental porselen+4
Gülsüm Sena Çiriş
Fırat University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Likopenin kemik implant kaynaşmasına ve yeni kemik oluşumuna etkisinin deneysel incelenmesi

Osteointegrasyon (implant ile kemik arasındaki bağlantı) ve kırık kemiğin iyileşmesi benzerdir. Kırılan kemik bölgesinde, kemik kaybı ve iskemi nedeniyle oksidatif stres oluşur. Yaralanma bölgesinde artan reaktif oksijen türleri (ROS) kemik iyileşmesini zorlaştırır. Bir antioksidan olan likopen reaktif oksijen türlerinin neden olduğu hasarı engellemek ve kemik rezorpsiyon belirtilerinin azaltmakta yararlı olabilir. Bu çalışmanın amacı likopenin, ratlarda titanyum implantların osseointegrasyon düzeyi ve yeni kemik oluşumu üzerine etkisinin histolojik incelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda ratlar; Kontrol (n=10), Likopen Doz-1 (50 mg/kg) (n=10) , Likopen Doz-2 (100 mg/kg) (n=10) ve Likopen Doz-3 (200 mg/kg) (n=10) olmak üzere 4 eşit gruba ayrıldı. Deneklere cerrahi işlemden önce genel anestezikler uygun enjektör ile kas içinden uygulandı. Eriyebilen Materyalle Püskürtmeli Yüzey (RBM) yapısına sahip, 2.5 mm çapında ve 4 mm uzunluğunda, vida formundaki implantlar deneklerin sağ tibiya kemiklerine yerleştirildi. Oral gavaj yoluyla deneklere likopen verildi. Tüm denekler 3 ay sonunda sakrifize edildi. Sakrifize edilen deneklerin kan örneklerinden alkalen fosfataz (ALP), kalsiyum (Ca), aspartat aminotransferans (AST), alanin aminotransferans (ALT), fosfor (P) ve glikoz analizleri yapıldı. Deneklerden alınan örneklerin kemik implant kaynaşması (KİK) (%) ve implant çevresi kemik dolumu (İÇKD) (%) dekalsifiye edilmemiş histolojik analiz yöntemi ile analiz edildi. Deneklere ait çene ve femur kemik mineral yoğunluğu çift enerjili X ışını absorpsiyometrisi (DEXA) ile değerlendirildi. Gruplar arasında kalsiyum, ALP, fosfor, AST, ALT ve glikoz düzeyleri yönünden istatistiksel olarak anlamli bir farklılık bulunmamaktadır (p>0.05). Likopen Doz-3 grubunun çene kemik mineral yoğunluğu değerleri, Likopen Doz-1 ve Likopen Doz-2 gruplarından istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p1:0.007; p2:0.011; p<0.05). Gruplar arasındaki kemik implant kaynaşması ile implant çevresi kemik dolumu ve femur kemik mineral yoğunluğu yönünden istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır (p>0.05). Çalışmamızdaki veriler incelendiğinde likopenin kemik mineral yoğunluğuna olumlu etkileri olabileceğini ifade edebiliriz. Anahtar Kelimeler: osseointegrasyon, likopen, antioksidan, oksidatif stres, kemik implant kaynaşması.

AntioksidanlarDental implantasyonDental implantlar+5
Meryem Yılmaz
Fırat University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Serbest dişeti greftinin başarısını etkileyen faktörlerin retrospektif olarak değerlendirilmesi

1. ÖZET Serbest dişeti grefti (SDG) operasyonun Miller sınıf III çekilmelerde kök yüzeyini kapatmada başarı oranı oldukça düşüktür. Günümüzde birçok kullanım alanına sahip olan botulinum toksini (BTX) uygulandığı bölgedeki damarlarda kan akışını artırmaktadır. Bu çalışmada amaç mental kasa uygulanan BTX enjeksiyonunun SDG operasyonu üzerindeki etkilerinin incelenmesidir. Bu amaçla çalışmamız sadece SDG operasyonu uygulanan (n=20) ve SDG operasyonundan hemen sonra mental kasa BTX enjeksiyonu uygulanan (n=20) olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Alt 1. kesici dişlerden başlangıç ve operasyon sonrası 1, 3 ve 6. ayda ölçülen periodontal parametreler (plak indeksi (Pİ), gingival indes (Gİ), sondlama cep derinliği (SCD), keratinize dişeti miktarı (KDM), yapışık dişeti miktarı (YDM), klinik ataçman seviyesi (KAS), dişetinin kalınlığı (DK), dişeti çekilme miktarı (DÇM), dişeti çekilme genişliği (DÇG) ve kök kapama yüzdesi (KYK (%))) üzerinden istatistiksel analiz yapıldı. Çalışma sonucunda gruplar arasında operasyon öncesi, operasyon sonrası 1, 3 ve 6. ay Pİ ve Gİ düzeyleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Çalışma grubunun 3. ay SCD düzeyi, kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p<0.05). Çalışma grubunun operasyon sonrası 3 ve 6. ay KDM ve YDM, kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek; DÇM, KAS düzeyleri ise istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p<0.05). Çalışma grubunun operasyon sonrası 6. ay DK ve KYK (%), kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0.05). Botoks grubunda başlangıca göre 6. ay KDM, YDM, DK ve KYK (%) düzeylerinde görülen artışlar ve DÇM, KAS düzeylerinde görülen düşüşler, kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Çalışmamızın sonuçlarına göre Miller sınıf III dişeti çekilmesine sahip alt 1. kesici dişlere uygulanan SDG operasyonu sonrası mental kasa uygulanan BTX enjeksiyonunun greft üzerine olumlu etkiler oluşturabileceği ifade edilebilir. Bu konu ile ilgili daha geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: dişeti çekilmesi, serbest dişeti grefti, mental kas, botulinum toksin

Botulinum toksinleriGingivaGingival çekilme+2
Kevser Sökmen
Fırat University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Mandibulada gömülü yirmi yaş dişi pozisyonlarının angulus kırığına etkisi; Sonlu elemanlar analizi

Mandibula yüz iskeletinde bulunan diğer kemiklere kıyasla en büyük ve en güçlüsüdür. Buna rağmen yüz yaralanmalarında en çok kırılan kemiktir. Mandibulada kırığın yeri çeşitli faktörlere bağlıdır. Bunlar; çarpma noktasının bölgesi, çiğneme kaslarının hareketi, kırılma anındaki kondil pozisyonu, diş okluzyonu, kemik dokusunun kalitesi ve darbenin yönü olarak sıralanabilir. Gömülü alt üçüncü molar dişlerin alt çenenin angulus kırıklarıyla ilişkisi birçok epidemiyolojik çalışmanın konusu olmuştur. Mandibulada yirmi yaş dişi varlığının, özellikle gömülü veya kısmen gömülü olduğu durumlarda mandibular angulus bölgesinde kırılma riskini iki-dört kat artırdığı öne sürülmüştür. Fakat gömülü dişin kemik içerisindeki pozisyonunun angulus kırığına etkisi bilinmemektedir. Bu çalışmanın amacı farklı pozisyonlardaki gömülü yirmi yaş dişinin angulus kırılganlığı üzerindeki etkisini değerlendirmektir.Yirmi yaş dişleri mandibula içerisinde meziyoanguler, vertikal, horizontal ve distoanguler pozisyonda gömülü kalmaktadırlar. Ayrıca komşu diş ile ramus ön kenarı arası mesafedeki değişim ile farklı pozisyonları mevcuttur.Çalışmamızda bu farklı tiplerdeki gömülü dişler ayrı ayrı bilgisayar üzerinde modellenmiştir ve gömülü yirmi yaş dişinin kemik içerisindeki pozisyonun mandibulanın farklı noktalarına gelen travma karşısında angulus bölgesinde oluşturduğu stres değerleri belirlenmiştir. Araştırma, üç boyutlu sonlu elemanlar stres analizi yöntemi ile statik lineer analiz yapılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmamızın sonucunda modellenen gruplarda angulus bölgesinde en çok stres oluşturan kuvvet ipsilateral angulustan uygulanan kuvvet olarak bulunmuştur. Simfizden uygulanan kuvvette bütün gömülü diş tiplerinin bukkal çevresinde lingual alana göre daha fazla stres birikimi görülmüştür. Kontrol modeli ile diğer modeller karşılaştırıldığında angulus lingual alanda ölçülen stres değerlerinde farklılık gözlenmemiştir. İpsilateral kuvvette sınıf II ve sınıf III modelde lingual alanda stres fazla iken sınıf I modelde dişin bukkal çevresinde stres birikimi fazla bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Gömülü yirmi yaĢ diĢi, travma, sonlu eleman analizi, mandibular angulus

Azı dişleriDental stres analiziDiş-gömülü+4
Neziha Keçecioğlu Seyrek
Fırat University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı remineralizasyon ajanlarının vital beyazlatma sonrası dişlerin renk stabilitesi ve yüzey özellikleri üzerine etkisi

Çalışmamızın amacı vital beyazlatma işlemlerinden sonra uygulanan remineralizasyon ajanlarının, dişin renk stabilitesi ve yüzey özellikleri üzerine olan etkisinin incelenmesidir. Çalışmamızda 96 adet insan kesici dişinin kron kısmı kullanılmıştır. Başlangıçta iki gruba ayrılan örneklere ev ve ofis tipi beyazlatma ajanları uygulanarak, beyazlatma sonrası remineralizasyon ajanlarına göre biri kontrol grubu olan altı alt gruba ayrılmıştır (n=8). Beyazlatma prosedüründen sonra kontrol grubuna remineralizasyon ajanı uygulanmamış, diğer grupların her birine Gelato APF Gel, Remin Pro, Tooth Mousse, MI Paste Plus, Curodont Protect uygulanmıştır. Seanslar arasında örnekler yapay tükürükte bekletilmiştir. Yüzey pürüzlülüğü başlangıçta, beyazlatma ajanları uygulandıktan sonra, remineralizasyon ajanları uygulandıktan sonra; renk ölçümü yine başlangıçta, beyazlatma ajanları uygulandıktan sonra renklendirici solüsyonda bekletildikten sonra yapılmıştır. Yüzey pürüzlülük ölçümünde kontak tip profilometre, renk ölçümünde ise temas tipi dental spektrofotometre kullanılmış; taramalı elektron mikroskobu (SEM) ve atomik kuvvet mikroskobu (AFM) incelemeleri yapılmıştır. Verilerin karşılaştırılmasında tek yönlü varyans (one-way ANOVA) analizi, farklılığın gruplar arası karşılaştırılmasında Post-hoc LSD testi kullanılmıştır. İşlemler sonrası pürüzlülük değerlerinin karşılaştırılmasında Paired Sample T Test kullanıldı. İki bağımsız grubun karşılaştırılma işleminde (Ev ve ofis tipi beyazlatma uygulamasının renk ve pürüzlülük üzerine etkisi) bağımsız t-testi kullanılmştır. İstatistiksel analiz %95 güven aralığında, p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Ofis ve ev tipi beyazlatma sonrası bütün gruplarda yüzey pürüzlülüğü artmış, remineralizasyon ajanı uygulamasıyla ise kontrol grubu da dahil bütün gruplarda pürüzlülük azalmıştır. Ofis ve ev tipi beyazlatma sonrası renk değişimi benzer (p>0.05); yüzey pürüzlülük değişimleri ise farklı bulunmuştur (p<0.05). Remineralizasyon ajanı uygulaması sonrası grupların yüzey pürüzlülük ve renk değişim değerleri istatistiksel olarak farklı bulunmuştur (p<0.05). Beyazlatma sonrası remineralizasyon ajanı uygulamasıyla yüzey pürüzlülüğünde meydana gelen azalma miktarı kullanılan ajanlara göre Curodont Protect > Gelato APF Gel > Remin Pro > MI Paste Plus > Tooth Mousse > Kontrol grubu şeklinde sıralanırken; renklendirici solüsyonda bekletildikten sonraki renk değişimleri ise Curodont Protect < Gelato APF Gel < Remin Pro < MI Paste Plus < Tooth Mousse < Kontrol grubu şeklinde sıralanmıştır. AFM analizleri sonucu beyazlatmanın yüzeyde oluşan pürüzlülüğü artırdığı ve remineralizasyon ajanlarının beyazlatma sonrasında kullanılmasıyla bu pürüzlülüğün azaldığı sonucuna varılmıştır. Çalışmamızın bulguları doğrultusunda farklı beyazlatma teknikleri sonrası kullanılan çeşitli remineralizasyon ajanlarıyla beyazlatma sonrası oluşan yüzey pürüzlülüğündeki artışın azaltılabileceği ve renk stabilitesini korumak amacıyla bu ajanlardan faydalanılabileceği snucuna varılmıştır.

Diş beyazlatmaDiş remineralizasyonuDiş renk değişikliği+2
Kübra Bilge
Fırat University
2020
00