
208
Archived Theses
2
DOIs Assigned
1%
DOI Rate
Archived Theses
Merkantilizm, farklı merkantilist anlayış ve uygulamaları etkileyen unsurların ülkeler bazında analizi (Fransa: Jean Baptiste Colbert ve İngiltere: Sir Josiah Child'ın görüşleri temelinde bir karşılaştırma)
Merkantilizm, Farklı Merkantilist Anlayış Ve Uygulamaları Etkileyen Unsurların Ülkeler Bazında Analizi (Fransa: Jean Baptiste Colbert Ve İngiltere: Sir Josiah Child'ın Görüşleri Temelinde Bir Karşılaştırma), Doktora Tezi, Ankara, 2009.Bu çalışmada merkantilizm dönemindeki farklı merkantilist anlayış ve uygulamalar, 17. yüzyılda yaşamış ve Fransız devlet yönetiminde bulunmuş olan Jean Baptiste Colbert'in görüşleri ve uygulamaları ile aynı şekilde çağdaşı, İngiliz Doğu Hindistan Şirketi'nde yöneticilik yapmış ve parlamento üyeliğinde bulunmuş olan, döneminin önde gelen düşünürlerinden Sir Josiah Child'ın eserleri, görüşleri ve İngiltere'deki uygulamalar, bağlamında incelenmiştir. Bu kapsamda; Colbert'in görüş ve uygulamaları ile Child'ın görüş ve dönem İngiltere'sindeki uygulamalar ekseninde, Fransa ve İngiltere'deki 17. yüzyıl merkantilist anlayış ve uygulamaları, karşılaştırmalı bir biçimde ortaya konulmuştur. Bunun sonucunda her iki ülkedeki söz konusu anlayış ve uygulamaların farklı olduğu, bu farklılığın ise yine bu ülkelerdeki; ekonomi ve özellikle dış ticaret, siyasi durum ve yönetim anlayışı, dini yapı, demografik ve sosyal durum gibi unsurlardan kaynaklandığı ortaya çıkarılmıştır.Anahtar Sözcükler1.Merkantilizm2.17. yüzyıl3.Jean Baptiste Colbert4.Sir Josiah Child
Sürdürülebilir turizm ve çevresel Kuznets Eğrisinin Türkiye turizmi için geçerliliği
Turizm, çevre tüketen kaynağa bağlı bir olaydır. Yalnız doğa kaynakları üzerinde değil, aynı zamanda tarih ve kültür gibi diğer alanlarda da etkiler yapmaktadır.Turizm, döviz ve istihdam yaratıcı özellikleriyle global, bölgesel ve ulusal ekonomilere önemli katkılar sağlamakta, doğrudan ve dolaylı olarak milli gelir, istihdam, sermaye yatırımı ve vergi geliri meydana getirmektedir. Ülkemizin içinde bulunduğu işsizlik sorununun kısa zamanda çözümü olabilecek sektör konumundadır.Bugün tartışılan husus, herkesin yararına paylaşılması mümkün olan bu pastanın, nasıl doğru büyütüleceği; doğa, ik¬lim, çevre, kültür, tarih, folklor v.b. vazgeçilmez fak¬törlerin korunarak ve geliştirilerek gelecek nesillere nasıl aktarılacağıdır. Gelişmiş Batı ülkeleri, artık, kul¬lanılabilir veri ve faktörleri bugünkü nesillere olabil¬diğince satmak ve tükettirmek yerine, onları kısıtlı kullandırmak ve kontrollü satarak gelecek nesillere ta¬şımayı amaçlamaktadırlar. Bu yönü ile turizmin malzemesi olan veri ve faktörler, zaten, dünya durdukça insan soyunun vazgeçilmez gereksinimi içinde yer alacaktır.Kalkınma süreci içinde istihdam payı ve kaynak kullanım kapasitesi açısından doğal, kültürel ve tarihi çevre kalitesi yüksek olan ülkelerde turizm önemli bir konumdadır. Kalkınma sürecinde gelir dağılımının iyileşmesi turizm sektörünün olumlu etkilenmesini, böylece daha da gelişmesini sağlayacaktır. Ancak, bu gelişme sürecinde çevrenin tüketimi hızlanmaktadır. Turizmde gelişme hızlandıkça çevrenin tahribi de artmaktadır. Çevresel Kuznets Eğrisi Hipotezine göre iktisadi kalkınmanın ilk dönemlerinde özellikle turizm faaliyetlerinin yoğun olduğu bölgelerde meydana gelen çevresel bozulma sürekli devam etmez. Turizmde gelişme devam ettikçe, ekonomi yapısal bir dönüşüme uğrayarak, bilgi-yoğun sektöre ve hizmetlere yönelir. Bu gelişmelere artan çevresel duyarlılık, çevresel düzenlemelerin güçlendirilmesi, daha iyi teknolojiler ve daha yüksek düzeylerde çevresel harcamalar eşlik eder. Birbirine bağlı olarak meydana gelen bu gelişmeler, turizmde büyümenin ilk dönemlerinde çevrenin bozulmasına doğru başlayan eğilimin tersine dönmesine, diğer bir ifadeyle, bozulan çevrenin iyileşmesine neden olur. Çevrenin iyileşmesi ise, turizmin gelişmesini arttırır. Nitekim bu tez ile elde edilen sonuç Türkiye ve Antalya için Çevresl Kuznets Eğrisine benzer bir durumun varlığını söylemek mümkün gibidir.Zira yaptığımız analizlerde turizmin geliştiği ve arttığı bölgelerde, bölgesel kalkınmanın artığı ve bölgesel kalkınmanın da çevrenin korunmasını sağladığı, böylece kalkınmanın sürdürülebilir turizme doğrudan katkısı olduğu ihtimalini ortaya koyar niteliktedir.
1980-2007 yılları arasında Türkiye'de sanayi üretimi ile enerji tüketimi ilişkisi
Enerjinin üretim ve tüketim tarafındaki önemi izah gerektirmeyen bir gerçektir. Özellikle 1970'lerde yaşanan petrol krizleri ile birlikte enerji bir üretim faktörü olarak değerlendirilmeye başlanmış ve ekonometrik testlerde yaşanan gelişmeler ile, üretim düzeyi ile enerji tüketimi arasındaki nedensellik ilişkisi araştırmalara konu olmaya başlamıştır. Genellikle GSYİH ile enerji tüketimi ilişkisini araştıran çalışmalarda, ülkelere, dönemlere ve yöntemlere göre değişen sonuçlara ulaşılmıştır. Enerjinin alt türlerine göre ve GSYİH yerine sanayi üretimi gibi değişkenlerin kullanıldığı çalışmalara da son yıllarda rastlanılmaktadır. Bu tez çalışmasında 1980-2007 döneminde Türkiye için sanayi üretimi ile sanayi sektöründeki enerji tüketimi arasındaki nedensel ilişki incelenmiştir. Tez kapsamında yapılan ekonometrik çalışma ile sanayi üretiminde enerji tüketimine doğru tek yönlü nedensellik ilişkisi bulunmuş olup bu çerçevede politika önerilerine yer verilmektedir.Anahtar Sözcükler1. Enerji2. Enerji Tüketimi3. Sanayi Üretimi4. Enerji ve Kalkınma5. Türkiye Sanayi Sektörü
Enflasyon hedeflemesi: Ülke uygulamaları ve Türkiye
Enflasyon hedeflemesi, fiyat istikrarını sağlamak için ara hedef yerine enflasyon tahminlerinin kullanıldığı bir para politikası stratejisidir. Yüksek enflasyonun ekonomik büyümeye zarar verdiğinin ve fiyat istikrarının sürekli büyüme ve düşük işsizlik düzeyi için gerekli olduğunun farkına varılması, enflasyon hedeflemesi stratejisinin söz konusu amaçları gerçekleştirebilmek için en doğru ve en uygulanabilir yol olduğu konusunda görüş birliğine varılmasına neden olmuştur. 1990 yılında Yeni Zelanda'da uygulanmaya başlayan bu stratejinin başarılı olması, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için de enflasyon hedeflemesinin alternatif bir strateji olmasını sağlamıştır. Hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerin Merkez Bankaları benzer şekilde enflasyonun mümkün olan en düşük seviyesinde fiyat istikrarının sağlanmasının tek amaçları olduğunu ilan etmiştir.Bu çalışmanın amacı, para politikası uygulamasında açık enflasyon hedeflemesine geçen seçilmiş yedi ülkenin düzenlemeleri ve tecrübelerini değerlendirmektir. Söz konusu ülkeler, İsveç, İngiltere, Yeni Zelanda, Kanada, Brezilya, İsrail ve Şili'dir. Seçilmiş bu yedi ülke, enflasyon hedeflemesine geçerken farklı yasal düzenlemeler ve uyum süreçleri geçirdikleri için, bu ülkelerin tecrübeleri uygulamadaki faklılıkların ve benzerliklerin görülmesine yardımcı olacaktır.Anahtar Sözcükler1. Enflasyon hedeflemesi2. Fiyat istikrarı3. İmkansız üçleme4. Merkez Bankası5. Para politikası
Avrupa Birliği'nin yeni üye ülkeleri (Bulgaristan ve Romanya) ve Türkiye: Rekabet gücü analizi
Bu çalışmada Türkiye ve Avrupa Birliği'ne 1 Ocak 2007 tarihinde üye olan Bulgaristan ve Romanya'nın, Avrupa Birliği piyasasındaki rekabet güçlerinin 1993-2004 dönemi için sektör grupları düzeyinde SITC Rev. 3 sınıflandırması kullanılarak ve Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlükler (AKÜ) endeksi yardımıyla analiz edilmesi amaçlanmıştır.Çalışmada öncelikle AB'nin iki yeni üyesi olan Bulgaristan ve Romanya'nın dönüşüm öncesi ve sonrası ekonomik ve siyasi yapısı incelenmiş, daha sonra her iki ülkenin AB'ne üyelik süreçlerinden bahsedilmiştir. Ayrıca Türkiye'nin AB'ne adaylık süreci değerlendirilmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise Türkiye'nin AB piyasasında Bulgaristan ve Romanya'ya karşı rekabet gücü analiz edilmiştir.Yapılan hesaplamalar sonucunda, Türkiye'nin Bulgaristan'a karşı ele alınan dönemde (1993-2004) genel olarak tarım ve enerji sektöründe bir rekabet avantajı bulunmadığı, sanayi sektöründe ise 2001 yılından itibaren bir rekabet avantajına sahip olduğu görülmüştür. Türkiye'nin Romanya'ya karşı ise ele alınan dönemde (1993-2004) genel olarak tarım sektöründe bir rekabet avantajının bulunmasına rağmen söz konusu rekabet üstünlüğünün enerji ve sanayi sektörlerinde bulunmadığı sonucuna varılmıştır.Anahtar Sözcükler:1. Avrupa Birliği2. Bulgaristan ve Romanya3. Türkiye4. Rekabet Gücü5. Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlükler (AKÜ) Endeksi
İçsel büyüme modeli çerçevesinde Türkiye'de beşeri sermayenin ekonomik büyümeyle ilişkisi
Teknolojinin dışsal ele alınışı, uzun dönemli sürdürülebilir ekonomik büyümenin altında yatan nedenleri göz ardı etmiştir. 1980'li yılların ortalarından itibaren teknolojinin içselleştirildiği İçsel büyüme teorileriyle birlikte, uzun dönemli sürdürülebilir ekonomik büyümenin politika değişkenleri olan Ar-Ge, beşeri sermaye ve kamu harcamalarının etkisi gözlenmiştir.Tez çalışmasında etkin bir politika değişkeni olarak beşeri sermayenin Türkiye'de ekonomik büyüme üzerindeki katkısı ölçülmeye çalışılmıştır. 1980-2006 alt dönemine ait veriler Cobb-Douglas üretim fonksiyonundan hareketle büyüme muhasebesi yöntemiyle beşeri sermayenin ekonomik büyüme katkısı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Yapılan ekonometrik analiz sonucunda, ekonomik büyümede asli gücün sermaye birikiminin oluşturduğu, beşeri sermayenin katksının zayıf kaldığı gözlenmiş olup hizmetler sektöründe beşeri sermayenin etkin olduğu sonucuna varılmıştır. Beşeri sermayenin ekonomik büyümede etkin bir politika değişkeni olarak kullanılabilmesi, beşeri sermaye göstergelerimizin gelişmiş ülke standartlarına geliştirilebilmesi ile mümkün olabilecektir.
Türk bankacılık sektöründe iktisadi bağlamda cinsiyet ayrımcılığı
Bu çalışmada Türk bankacılık sektöründe iktisadi bağlamda cinsiyet ayrımcılığı konusu ele alınmıştır. Bu kapsamda işgücü piyasasında cinsiyet ayrımcılığını açıklayan kuramlar incelenmiştir.Çalışmanın amacı, çalışma hayatında kadınların üst kariyer basamaklarına tırmanırken karşılaştıkları görünmez engeller ve mesleğe giriş, ücret ve terfi konularında kendini gösteren ayrımcılığın saptanması ile kadınların cam tavan algılarının ölçülmesidir. Bu amaçla hazırlanan anket formları bir bankanın genel müdürlük, bölge başkanlığı ve şube çalışanlarına dağıtılmıştır. Ankete 161'i erkek, 169'u kadın olmak üzere toplam 330 çalışanın cevapları değerlendirilmiştir.Çalışma sonucunda kadın çalışanların üst kariyer basamaklarına tırmanırken görünmez engeller ile karşılaştıkları anlaşılmıştır.
Küreselleşme-yerelleşme tartışmaları çerçevesinde Türkiye'de bölgesel asgari ücret önerisinin analizi
Bu tez çalışmasında, Türkiye'de özellikle işveren kesimi tarafından gündeme getirilen bölgesel asgari ücret tartışmaları incelenmiştir. Bu çerçevede, bölgesel asgari ücret önerisinin gündeme geliş süreci üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde kavramsal olarak bölgesel asgari ücret tartışmalara giden süreç, küreselleşme kavramının tanıtılması, asgari ücretin tanım ve özellikleri, küreselleşme sürecinin bölgesel politikalara yansıması ele alınmaktadır. İkinci bölümde Türkiye'deki asgari ücret sistemi ve bölgesel politikalar incelenmektedir. Türkiye'de asgari ücret mevzuatı, asgari ücret uygulaması ve uygulanan bölgesel politikalar incelenmektedir. Üçüncü ve son bölümde ise Türkiye'de bölgesel asgari ücrete ilişkin tartışmalar üzerinde durulmaktadır. Çeşitli ülke örnekleri anlatıldıktan sonra, bölgesel asgari ücret önerisinin gündeme gelişi ve uygulanabilirliği ele alınmıştır. Bölgesel asgari ücret uygulaması ile asgari ücret geri kalmış bölgelerde daha düşük düzeyde belirlenecektir. Türkiye'de bugünkü asgari ücretin zaten açlık sınırının altında bulunduğu düşünüldüğünde, bölgesel asgari ücretin uygulanabilirliği gerçekçi olmaktan uzaktır.
Birikimin toplumsal yapısı yaklaşımından hareketle Türkiye'de (1945-2005) sermaye birikiminin toplumsal yapısının incelenmesi
Bu çalışmada, Sermaye Birikiminin Toplumsal Yapısı Teorisinden hareketle, Türkiye'de 1945-2005 dönemi sermaye birikimi incelenmiştir. İlk olarak, 1960 sonrası sermaye birikiminin toplumsal yapılarının 1945-1960/63 döneminde ortaya çıktığı açıklanmaktadır. Bu kapsamda, 1960-1980 dönemi sermaye birikimini çevreleyen dört toplumsal yapı belirlenmiştir. Sermaye birikimini çevreleyen bu toplumsal yapılar `sermaye-devlet', `emek ve sermaye', `toplumsal ve siyasal istikrar' ve `uluslararası ortam'dır. 1970'lerin ortalarına kadar sermaye birikiminin istikrarlı bir biçimde devam etmesi bu yapılarla mümkün olmuştur. Türkiye'de 1970'lerin sonunda sermaye birikiminin krize girmesi bu toplumsal yapıların ortadan kalkmasıyla açıklanmaktadır.Sermaye birikiminin krize girdiği dönem, aynı zamanda birikimin yeni evresinin kurumlarının oluşmaya başladığı bir dönemi göstermektedir. Bu nedenle, Türkiye'de 1980 sonrası sermaye birikimini çevreleyen toplumsal yapılar 1978-1983 yılları arasında oluşmuştur. Türkiye'de 1980-2001 dönemi sermaye birikiminin toplumsal yapıları olarak `sermaye ve devlet: sermaye egemenliği', `emeğin baskı altına alınması', `düzen ve istikrar: otoriter siyasal sistem' ve `dünya ekonomisiyle bütünleşme: istikrar ve uyum' belirlenmiştir. Sermaye birikiminin 1990'ların başına kadar istikrarlı bir biçimde devam etmesi bu yapılardan kaynaklanmaktadır. Bu yapıların 1990'ların ortalarından itibaren aşınmaya başlaması ve dönemin sonlarında ortadan kalkması krizin nedenini oluşturmaktadır.
Avrupa Birliği'ne katılım sürecinin Türkiye'nin tarım politikalarına olası etkileri ve organik tarımın stratejik önemi
Tarım sektörleri reform sürecinde olan ülkeler için, alternatif politikalar ve bu politikaların başarı şansı, ülkenin sosyal, ekonomik, kültürel ve toplumsal dengesinin korunması için hayati önem taşımaktadır. Bu bağlamda, AB Ortak Tarım Politikası'na uyum sağlamaya çalışan ve bu süreçte sosyo-ekonomik açıdan önemli sorunlarla karşılaşması beklenen Türkiye'nin, organik tarım konusunda atacağı adımlar daha da önem kazanmaktadır. Türkiye açısından organik tarım, doğal kaynaklarının uygunluğu, iklimsel avantajlar, emek-yoğun üretim şekli, yaratılan katma değer, ihracat fırsatları gibi pek çok açıdan anlamlı ve çekicilik arz eden, stratejik anlamda önemli bir sektör olarak karşımıza çıkmaktadır. Gerek üretim düzeyi, gerek dünya ticaretinden aldığı pay anlamında, Türkiye'nin bugünkü pozisyonuna bakarak, potansiyelini yansıtan bir noktada olmadığını söylemek mümkündür.Bu çalışmada, dünyada bu alanda öncü olan ülkelerin uyguladıkları politikalara bakıldığı zaman, Türkiye'nin, finansal desteklemeler, iç pazarın gelişimi, ihracatın artırılması, araştırma-geliştirme gibi dolaylı ve dolaysız ilgili pek çok alanda atması gereken çeşitli adımlar tartışılmıştır.