Gazi University
Departman

İktisat Bölümü

Gazi University

233

Arşivlenen Tez

2

DOI Atanmış

1%

DOI Oranı

Arşivlenen Tez

10 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sendikasyon kredileri: Türkiye örneği 2000-2006

Bu tez, 1980'lerden beri Türk bankacılık sistemi için önemli bir uluslararası fon kaynağı olan sendikasyon kredilerinin tanımlanması, teorisi kadar uygulama kısmının da detaylı olarak irdelenmesi amacını taşımaktadır. Yapısal analizi çerçevesinde, sıkça başvurulan bir finansman yöntemi olarak uluslararası kredi piyasasındaki yeri, avantajları, dezavantajları, alternatif fon temini yolları karşısındaki durumuna ek olarak ikincil piyasası incelenmiştir. Türk bankacılık sisteminin ele alınan 2000-2006 yılları arasındaki sendikasyon kredilerinin analizi yapılmıştır. Büyüme, yatırım, cari açık, dış borç, dolarizasyon ve döviz pozisyon açığı gibi ekonominin temel taşları karşısındaki durumu irdelenerek bankacılık sisteminin sağladığı bu krediler genel ülke ekonomisi potasında ele alınmıştır.Sendikasyon kredileri, en basit haliyle birkaç bankanın bir araya gelerek bir şirkete, bankaya ya da ülkeye daha önceden belirlenmiş vade ve faiz oranı üzerinden büyük miktarda verdikleri krediler olarak tanımlanmaktadır. Borçlanıcı açısından düşük maliyetli fon temini, borç veren açısından risk paylaşımı anlamına gelmesi bakımından büyük önem arz etmektedir. Cari açığın ekonominin `yumuşak karnı' olarak gösterildiği Türkiye gibi bir ülkede, açığın 2006'da yüzde 40'ını finanse edecek güçte olması açısından ayrı bir önem taşımaktadır.Özellikle vergilendirilmesinden muhasebeleştirilmesine, anlaşma hükümlerinin belirlenmesine kadar uygulamada önem arz eden hususların incelendiği bu tezde, maliyet ve belirleyicileri üzerinde özellikle durulmuştur. Buna ek olarak, bir kalkınma bankası olan Türk Eximbank'ın incelenen dönemde almış olduğu 2 milyar doları aşkın tutardaki sendikasyon kredilerinin mevduat bankaları karşısındaki durumu maliyet odaklı analiz edilmiştir. 2006 yılında Eximbank'ın kaynaklarının yüzde 63'ünü oluşturan bu kredilerin, küresel likiditenin ve ekonomik istikrarın devamı sağlandığı sürece payının artacağı belirtilmiştir. Söz konusu saptama tüm Türk bankacılık sistemi için de geçerlidir.

FinansmanKredilerSendikasyon kredileri+4
Pınar Çalışkan
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de 1960-2006 döneminde iç göç ve demografik yapıdaki değişimin bölgelerarası yakınsamaya etkisi

Türkiye ekonomisi 1950 yılı itibariyle değiştirmiş olduğu sanayileşme stratejisinin etkilerini, ilk etapta içgöç olgusunun yaygınlaşmasıyla yaşamıştır. Daha içe dönük, kendi kendine yetmeyi amaç edinmiş ithal ikameci sanayileşme stratejisinin 1950 yılı sonrasında, kısmi liberalizasyon ve ihracata yönelik bir sanayileşme stratejisine dönüştürmesi sonucunda, öncelikle sanayi kesiminin ihtiyaç duyduğu istihdam bir süre sonra tarım kesiminden sağlanmaya başlamıştır. Bu durum yalnızca sanayiye işgücü akımını sağlamakla kalmayıp, diğer tüm kalkınma göstergelerindeki doğu-batı farklılığını da gözler önüne seren bir unsur olarak değerlendirme altına alınmıştır. Bu çerçevede 1962 de DPT'nin kurulmasıyla, planlı dönem olarak adlandırılan ve ciddi kalkınma planlarının yapılmaya başlandığı 1960'li yıllar sonrasında içgöç yine önemli sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çerçevede ilk olarak incelenecek olan nokta, sanayileşme stratejisinde meydana gelen bu yönlü bir değişimin tarım kesiminden kentsel kesime işgücü akımını sağlarken, acaba göç teorileri o günün Türkiye koşullarını açıklamada yeterli olmuş mudur sorusu olacaktır. Daha sonrasında ise kentsel büyüme, içgöçün etkisiyle nasıl bir yapılanmaya sahne olmuştur şeklindeki bir inceleme ile içgöçün nedeni yalnızca sanayileşme stratejisi kapsamında değerlendirilmesi gereken bir sorun mudur diye bir açılım tartışılacaktır.Dünya konjonktüründe 1974 -1978 yıllarında yaşanan petrol krizleri Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeleri de ciddi bir dış ödemeler sorunuyla karşı karşıya bırakmıştır. Bu durumdan kurtulabilmek için Bretoon-Woods Kuruluşları tarafından önerilen Yapısal Uyum Programları (YUP) çerçevesinde Gelişmekte Olan Ülkelerin uygulamaları gereken birtakım yapılanmalar 1980 sonrası Türkiye ekonomisinde de dışarıya açılma politikalarının gelir dağılımı üzerinde yarattığı etkiler dâhilinde içgöçün boyutları değiştirdiğini görmekteyiz. 1980 sonrasında meydana gelen bu değişme ve dinamiklere ek olarak özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşanan terör ve şiddet gibi olayların da iç göç üzerindeki etkisi yadsınamayacak durumdadır. Bu bölgelerin demografik yapıları da Batı bölgelerin demografik yapılarından çok farklılık göstermektedir. Kaba doğum oranının, bebek ölüm oranının, işsizlik oranının daha yüksek, hizmetler sektöründe çalışanların oranının daha düşük olduğu bu bölgelerde içgöç çoğu zaman yeni bir yol olarak görülmektedir. Bu bölgeler içinde kırsaldan kente olan göçün yanı sıra, bölge dışına göçün de yaygın olduğunu görmekteyiz. Göç, beraberinde yeni iş ve istihdam alanlarının oluşturulmasını da gerektirmektedir. Bu çerçevede kentsel formel sektörde istihdam edilemeyen yeni göç etmiş ve çoğu zamanda niteliksiz olan işgücü sonrasında kentsel enformel sektörün daha da büyümesine yol açmaktadır. Bunun yanında barınma, ulaşım gibi birtakım ihtiyaçların da karşılanmasını zorunlu kılmaktadır. Kentsel sektördeki iş alanlarının büyümesinin etkisi iç göçün artırılmasında bir faktör mü oluşturmaktadır yoksa bu işgücünün kayması sonucunda mı kentsel iş alanları büyümüştür şeklindeki bir ikilem analiz edilecektir.1960 -1980 ve 1980 -2006 dönemi iki ayrı durum olarak değerlendirilmeyi gerekli kılmaktadır. Çünkü Türkiye ekonomisi 1980 sonrasında yaşamış olduğu küçük ve orta büyüklükteki krizlerin sonucunda IMF ve DB gibi kuruluşlarla olan ilişkilerinde daha aktif olarak rol üstlenmeye başlamıştır ve bu bağlamda uygulanan Yapısal Uyum Programları bu kuruluşların desteği sonucunda geliştirilmiştir. Özellikle ?2001 Şubat krizi sonrasında uygulamaya konan Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı (GEGP)'nın içinde barındırdığı tarım sektörüne yönelik olan maddeler, tarım sektöründe istihdam edilenler ile diğer sektörlerde istihdam edilenler arasında gelir farkını daha da belirgin olarak bozmuştur.? şeklindeki bir ön sav ile içgöçte bu dönem sonrasında yapısal olarak değişimin bulunup bulunmadığına bakılmalıdır.Tarımsal işgücünün daha yoğun bir biçimde istihdam edildiği Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinde, doğu-batı farklılığının birçok yönüyle ortaya çıkarıldığı bu bölgelerdeki illerin hem gelir dağılımı sıralamalarında hem de ülke ekonomisine yapmış oldukları katkı, yerli ve yabancı yatırım olanaklarının sayısı bakımından, genel kalkınma göstergeleri olarak bilinen eğitim ve sağlık hizmetlerinden faydalanmadaki geri kalmışlık belirgin bir biçimde görülmektedir. Bu kapsamda yapılan bölgesel gelişme uygulamalarının bile gerekli oranda bu bölgelerden yapılan göçü engellemeye yetmediğini göstermektedir.Gerek 1980 sonrası uygulanan YUP'lar gerekse de sanayileşme stratejileri ve bölgesel kalkınma uygulamaları içgöç ve demografik yapı üzerinde gereken ya da beklenen iyileşmeyi sağlamış mıdır sorusunu gündeme getirmekte, hem de bölgelerarası gelir farklılığını ortadan kaldırmaya yönelik olarak uygulandığı söylenen bu politikaların bölgelerarası yakınsamaya etkisi ne şekildedir ve YUP'lar bölgelerarası yakınsamayı Türkiye için sağlamada ne ölçüde başarılıdır şeklinde bir analiz yapılacaktır.Anahtar Sözcükler1.Türkiye2.İçgöç3.Yakınsama4.Demografik Yapı ve İstihdam

Bölgesel faktörlerDemografik yapıEndüstrileşme+5
Aylin Karakuş
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Neoliberalizmin kalkınma söylemi ve yoksullukla mücadele yöntemi olarak mikro kredi: Örnek ülke deneyimleri ve Türkiye

?Neoliberalizmin Kalkınma Söylemi ve Yoksullukla Mücadele Yöntemi Olarak Mikro Kredi: Örnek Ülke Deneyimleri ve Türkiye? başlığını taşıyan tez çalışması, 1970'li yılların ikinci yarısından itibaren uygulanmaya başlayan ve günümüzde dünya çapında yaygın bir yoksullukla mücadele yöntemi olarak kabul gören mikro kredi modelinin ortaya çıkış sürecini irdelemek, modelin kuramsal temellerini ortaya koymak, örnek uygulamalara yer vererek Türkiye için uygun bir yoksullukla mücadele yöntemi olup olmadığını irdelemek üzere hazırlanmıştır. Bu amaçla öncelikle mikro kredi modelinin ortaya çıktığı dönemin hakim ekonomik ve siyasi düşüncesi olan neoliberalizm, kuramsal boyutu ile açıklanmış, ardından mikro kredi uygulaması kuram ve uygulama düzeyinde değerlendirilerek Türkiye' deki uygulaması ortaya konulmuştur. Literatür taramasına dayalı olarak hazırlanan çalışmada daha önce yapılmış alan araştırmalarının sonuçlarından yararlanılmıştır.IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşlar tarafından desteklenen ve birçok ülkeye önerilen modelin başarısı, sadece yüksek geri ödeme oranlarıyla dile getirilmekte, kimi zaman kredileri geri ödemek için farklı kaynaklardan borçlanmak zorunda kalan kadınların daha da yoksullaşmalarına neden olabildiği ve böylece var olan yoksulluğu kimi zaman daha da derinleştirdiği dile getirilmemektedir. Aynı zamanda Türkiye'de çalışan kitleler arasında yoksulluğun ulaştığı boyut göz önüne alındığında, kendisini sadece çalışmayan insanlarla sınırlayan mikro kredi yönteminin kapsam olarak da Türkiye için uygun bir model olmadığı sonucuna varılmıştır.Sonuç olarak tezde, Türkiye' de tüm yoksul insanları kapsayacak, ücretsiz eğitim ve sağlık hakkını da içeren bütüncül yoksullukla mücadele programlarına ihtiyaç olduğu düşüncesine varılmıştır. Süreklilik arz etmesi gereken bu alanın, hayırsever insanların dağıttığı yardımlarla ya da devamlılığı yüksek faiz oranlı geri ödemelere bağlı mikro kredilerle doldurulamayacağı sonucuna varılmıştır.Anahtar Sözcükler:1. Mikro Kredi2. Neoliberalizm3. Yoksullukla Mücadele4. Yoksulluk Merkezli Kalkınma5. Grameen Bank Modeli

HindistanKalkınmaMikro kredi+4
Emel Haspolat
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Klasik iktisat düşüncesinde "kadın"ın konumlandırılışına farklı bir yaklaşım: John Stuart Mill

J.S.Mill, Klasik Ekolde cinsiyet eşitsizliğini tartışan ilk düşünür olması bakımından oldukça önemli bir yere sahiptir. J.S.Mill'in eserleri; istihdam, ücret, eğitim ve sosyal alanlarda eşit bir dünya yaratılabileceği ve bu sayede kadınların erkeklere olan bağımlı statülerinin sona erdirilebileceği inancını taşımaktadır. J.S.Mill, analizlerinde, sahip olduğu ataerkil önyargılar ve sisteme olan bağlılığı nedeniyle köklü değişikler yapılmasına yönelik öneriler getirmek konusunda yetersiz olmuştur. Kadınların eviçi rollerinin ekonomik değerine değinmemesi, onları iş gücü piyasasında daha çok hizmet sektöründe konumlandırması; hatta evli kadınların zaten mesleklerini seçmiş olduklarına vurgu yaparak var olan ikincil konumun dışına taşıyacak bir çözüm önerisi sunamaması gibi bazı temel eksikliklere rağmen kadının ikinci sınıf statüsünün tartışılması bağlamında başlangıç noktası olarak kabul edilmektedir. Bununla birlikte; ?ana akım? iktisadın J.S.Mill'in ?kadının konumlandırılışı?na ilişkin görüşlerini görmezden gelerek, analizlerine kaldığı yerden devam ettiğini görmek mümkündür.

Cinsiyet farklarıEkonomiEşitsizlik+5
Didem Şahin Çakmak
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İşsizlik-büyüme ilişkisi: Türkiye işgücü piyasası

Bu tez çalışmasında Türkiye ekonomisinde 2001 krizi sonrası ve küresel kriz öncesi dönemde yaşanan büyümenin niteliği üzerine yapılan istihdamsız büyüme tartışması ele alınmış ve Radikal İktisat Okulu'na (Marksist Okul) göre kapitalist sistemin istihdamsız büyüme yarattığı sonucuna varılmıştır. Bu okulun istihdamsız büyüme kavramını kullanmamış olmasından ve ayrı bir model olarak da istihdamsız büyümeyi incelememesinden dolayı Türkiye ekonomisinde 2001 krizi sonrası ve küresel kriz öncesi dönemde yaşanan büyümenin niteliğinin literatürde tartışıldığı savunulmuştur.Anahtar Sözcükler1. İstihdamsız Büyüme2. Kriz3. Radikal İktisat Okulu4. Türkiye Ekonomisi5. İktisat Literatürü

BüyümeKrizMarksist okul+3
Cumali Bozpinar
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1995 sonrasında Türkiye'de sanayi sektörüne ilişkin ihracat teşvikleri

Ülke ekonomisinin gelişiminde dış ticaretin, özelikle de ihracatın kalkınma üzerinde uyarıcı ve sürükleyici bir etkisi vardır. Bu bağlamda, ülkelerin ihracatı ve ihracata yönelik üretimi teşvik etme konusunda çeşitli gerekçelerden hareket ettikleri gözlenmektedir. Genel olarak gelişmiş ülkeler, ihracat teşviklerinde dünya ihracatından aldıkları payı koruma ve yüksek katma değerli, yüksek teknolojili ürünlerinin ihracatını artırma amacını gütmektedir. Amaçladığı hedeflere daha çabuk ulaşmak isteyen ülkeler açık ve nakit-dolaysız teşvikleri tercih ederken; kalkınmasını tamamlamış ülkeler ise daha çok gizli ve dolaylı teşvikleri tercih etmektedir. İhracat teşviklerinin verilmesindeki en temel esas, öncelikli sektör, mal ve ülke ekonomisinin kaynak durumu olmaktadır.Türkiye'de ihracatı teşvik tedbirleri sürekli gelişen ve değişen ekonomik şartlara bağlı olarak dinamik bir çizgi takip etmiştir. Bu nedenle kullanılan araçların nitelik ve niceliği zaman içinde oldukça büyük değişim ve gelişim göstermiştir. 1995 sonrası Gümrük Birliği çerçevesinde Türkiye, mevzuatını AB mevzuatına uyumlaştırmıştır. 1/95 sayılı OKK'nın 34/1'inci maddesinde ?Birlik Üyesi Devletlerin veya Türkiye'nin herhangi bir biçimde Devlet kaynaklarını kullanarak sağladıkları ve belli girişimlerin kayrılması veya belli ürünlerin üretiminin özendirilmesi suretiyle rekabeti aksatan veya aksatma tehlikesi taşıyan her türlü yardım, Birlik ile Türkiye arasındaki ticareti etkilediği ölçüde Gümrük Birliği'nin iyi işleyişiyle bağdaşmaz? hükmü yer almaktadır.Türkiye'de milli düzeyde oluşturulacak bir Devlet Yardımlarını İzleme ve Değerlendirme Kurumuna ihtiyaç bulunmaktadır. Bu kurumun görevi, devlet yardımı uygulamalarının AB mevzuatında yer alan kriterlere uygunluğunu değerlendirmek olacaktır.

Endüstri sektörüTeşviklerTürkiye+2
Emrah Kışoğlu
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de fon sistemi ve ekonomik etkileri (1980-2008)

Tez çalışmasında, Türkiye'de 1980-2008 yılları arasındaki fon sisteminin özellikleri ve ülke ekonomisine etkileri incelenmiştir. Bu çerçevede, fon kavramının tanım ve kapsamı üzerinde durulduktan sonra, fonların hızla yaygınlaşmasının altında yatan gerçek nedenler açıklanmaktadır. Fon kavramının netleşmesi açısından bütçeyle bağlantılarına, amaçlarına ve diğer ölçütlere (kuruluş dönemleri, kanuni dayanakları, bağlı oldukları kurumlar, kaynak ve gelirlerinin nitelikleri ve denetimlerinin özellikleri) göre ayrımı ve değerlendirmesi yapılmaktadır.Türkiye'de fonların denetiminin yetersizliğinin, fon işlem ve hesaplarının ne yönde yürütüldüğünün anlaşılmasını engellemesi nedeniyle, fon gelirlerinin bütçe içine alınması ve harcamalarının ilgili idare bütçelerine ödenek konulması hatta bazılarının sadece adlarının değiştirilmesi şeklinde yürütülen tasfiye sürecinin dışında önlemler alınması gerekmektedir.Çalışmada fonların Türkiye ekonomisi içerisindeki yeri ve etkileri ile ilgili olarak fonların bütçeye, kamu gelir-gider sistemine, toplam vergi yükü içerisindeki önemine ve istihdam maliyetlerine etkisine dair tespitler yapılmaktadır. Bu kapsamda, fonların GSMH'ya ve GSYİH'ya göre büyüklükleri, fon kaynak ve harcamalarının GSYİH'ya oranları ile fon yatırımlarının toplam kamu yatırımları içerisindeki payı gösterilmiştir. Fonların tasfiyesinde dönüm noktası olan 2000 yılından sonra, KKGD'nde yer alan fonlar için bütçeye konulan ödeneklerin GSMH'ya oranının göreceli olarak azaldığı, bunun da fon sisteminin küçültülmesinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Toplam kamu yatırımları içerisinde fon yatırımlarının ve fon yatırımlarının GSYİH'ya oranlarının da bu paralelde bir seyir izleyerek sıfırlı rakamlara düştüğü görülmüştür.Sonuç itibariyle; amaçlarına uygun olarak kullanıldıklarında ekonomiye bir fayda sağlayabilecek fonların, ekonomi içerisindeki büyüklüklerine ve üstlendikleri görevlerin kendilerini vazgeçilmez hale getirmemelerine dikkat edilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, mevcut haliyle sistemde var olan olumsuzluklarından dolayı, ya tamamen fon uygulamalarından vazgeçilmesi ya da ölçüsüz, disiplinsiz ve sürekli olarak kullanılmalarının engellenmesi gerekmektedir.Fon sisteminin sağlıklı ve verimli işleyebilmesi için ayrıca, sistemle ilgili İlkeleri doğru tespit edip denetim yapmak, iyi düzenlenmiş bir bütçeleme sistemi ile desteklemek, fon kaynaklarını sosyal amaçlar ile sanayi ve dış ticaretin geliştirilmesinde kullanıp istihdam yaratarak ekonomiye olumlu yansımasını sağlamak gerekmektedir.Anahtar Sözcükler1.Bütçe2.Fon3.Denetim4.Tasfiye5.Teşvik

DenetimEkonomik etkiFon sistemi+2
Ata Tosun
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sosyal güvenlik politikası değişikliklerinin etkileri: Türkiye için bir sosyal hesaplar matrisi çarpan çözümlemesi

Bu çalışmanın amacı, input-output tablolarıyla hanehalkı, hükümet ve dış dünya ile ilgili makro hesapları toplulaştırarak, ekonomi genelindeki ilişkileri gösteren ve ekonominin yapısal özelliklerini tablolaştıran bir veri tabanı ve hesap sistemi niteliği taşıyan 2008 yılı sosyal hesaplar matrisini, Türkiye için oluşturarak, sosyal güvenlik politikası değişikliklerinin üretim ve gelir dağılımı etkilerine yönelik sosyal hesaplar matrisi çarpan analizi yapmaktır. Bu kapsamda, çalışmada, Türkiye için güncel ve sektörel olarak detaylandırılmış bir sosyal hesaplar matrisi (SHM) üretilmiş olup bu yeni SHM'de; hanehalkları % 20'lik gelir grupları şeklinde, emek arzı ise kayıtlı-kayıtdışı şeklinde ayrıştırılmıştır. Hazırlanmış olan SHM çerçevesinde, sosyal güvenlik politikası değişikliklerinin üretim ve gelir dağılımı üzerindeki etkileri, sosyal hesaplar matrisi çarpan analizi yöntemi ile değerlendirilmiştir.

Sosyal güvenlikSosyal güvenlik reformuSosyal güvenlik sistemleri+2
Nadide Yiğiteli
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının teknolojik gelişme üzerindeki etkisi ve Türkiye örneği

Tezde, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarına dair literatur taranarak doğrudan yatırımların ne olduğu, geçmişten günümüze gelişimi, dünyada hangi gelişimlerin doğrudan yatırımları etkilediği incelenerek, doğrudan yatırımların belirleyicileri ve ülke ekonomilerine etkileri ortaya konulmuştur. Teknoloji ve doğrudan yabancı yatırımlar birlikte ele alınarak doğrudan yatırımların yaratması olası teknoloji taşmalarına yer verilmiş ve son bölümde Türkiye'deki doğrudan yabancı yatırımların teknolojiye katkısı araştırılmıştır.

Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarıTeknoloji yayılımıTeknolojik gelişmeler+2
Hale Kırmızıoğlu
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yeni kalkınmacılık anlayışında bölgesel kalkınma ajanslarının önemi ve AB'den seçilmiş ülke uygulamaları

Bu çalışma, dengeli bir kalkınmayı hedefleyen ülkelerin yaşadığı bölgesel dengesizlik sorununu çözebilmek için günümüzde nasıl bir kalkınma anlayışı benimsediğini ve bu anlayış çerçevesinde hangi politika araçlarını geliştirdiğini incelemek ve bu anlayışın Türkiye yansımalarını irdelemek için yapılmıştır.1980'li yıllara kadar etkisi devam eden Neo-klasik anlayış ve öncesinde politikalara yön veren Keynezyen iktisadın, yaşanan ekonomik krizlere ve küreselleşme olgusuyla birlikte iyice derinleşen bölgesel dengesizliklere kalıcı çözümler üretememesi bu anlayışların yerini ?Yeni Kalkınmacılık? anlayışına bırakmasına neden olmuştur. Gelişmiş ve gelişmekte olan bölgelerin kendine özgü özelliklerini ve potansiyellerini ortaya çıkararak birbiriyle yarışan bölgeler yaratma çabası içinde olan yeni kalkınmacılık anlayışı, bu çabasını gerçekleştirmede bölgenin yerel aktörlerinin katkısını sağlayarak katılımcı bir görüntü çizmektedir.Yeni kalkınmacılık anlayışının temel politika aracı bölgesel kalkınma ajanslarıdır. Avrupa Birliği'ne üye ve aday ülkelerde İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırmasına uygun olarak kurulan kalkınma ajanslarının amacı, kuruldukları her bir bölgenin kendi özelliklerine uygun olarak kalkınma stratejisi oluşturmak ve bunun uygulanmasını sağlamaktır. Ajansların tek bir merkezde kurulmak yerine sınıflandırmaya uygun olarak bölgelerde kurulmasının nedeni bölgeyi yakından tanıyan yerel aktörlerle işbirliği içerisinde kalkınma stratejisini belirlemektir. Bu yapılanma tek bir planın ülkedeki tüm bölgeler için doğru plan olamayacağı, her bir bölgenin kalkınma dinamiklerinin farklı olduğu argümanına dayanmaktadır.AB ülkelerinde uzun zamandır hizmet veren bölgesel kalkınma ajanslarını incelediğimizde, gelişmiş bölgelerde kurulanların zaten bulundukları bölgenin potansiyeli yüksek olduğu için çalışmalarında başarılı oldukları gözlenmektedir. Dolayısıyla bilgi ve teknolojinin yoğun olduğu ve Ar-Ge çalışmalarının ön plana çıktığı bu bölgeler küresel rekabet gücünü ellerinde tutmaktadır. Ancak Türkiye örneğinde olduğu gibi gelişmekte olan bölgelerde kurulan kalkınma ajansları için durum aynı değildir. Henüz altyapı, ulaşım, eğitim gibi temel sorunlarını çözememişken bu bölgelerden sağlıklı işleyen rekabetçi bir pazar ekonomisi oluşturmalarını beklemenin ne derece gerçeğe yakın olduğu kanaatimce tartışma konusudur.Dolayısıyla Türkiye'den bu aşamada bölgelerarasındaki farklılıklarını gidererek küresel pazarda iyi bir yer edinmesini beklemek yerine ajanslar aracılığıyla bölge içi dengesizlikleri gidermesini beklemek daha uygun olacaktır. Bölge içi dengesizliklerin giderilmesi elbette bölgelerarasındaki farklılıkları azaltmada yardımcı olacaktır. Günümüze değin uyguladığı merkezden yönetimli kalkınma politikalarında başarılı bulunamayan Türkiye'de kalkınma ajansları, bölgelerin kendi yapısına uygun planlar hazırlayarak, potansiyellerini ortaya çıkarma açısından bir yenilik yaratacaktır. Ancak ülkemizde kalkınma ajanslarının kamu ağırlıklı tasarlanması, koordinasyon görevinin DPT'ye verilmesi ve ajansların yönetim kurullarına valilerin başkanlık ederek merkeziyetçi yapının terk edilememesi gibi sorunlar, AB'de daha çok özel sektörün dinamizmiyle hareket eden ajansların başarılı örneklerinden şimdiden uzaklaşıldığının göstergesidir.

Avrupa BirliğiBölgesel kalkınmaBölgesel kalkınma ajansları+1
Nihal Gökçe
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00