
475
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Side 807 ada 1 parsel, 1 No.lu konut: Mimarisi ve buluntuları
Side, Melas Çayı'nın batısında kurulmuş bir Doğu Pamphylia kentidir. Side, Attaleia kuruluncaya kadar Pamphylia Bölgesi'nin en önemli liman şehri olmuştur. Kent her daim gezgin ve araştırmacıların ilgi noktası olmuş ancak kentte ilk kazılar 1947 yılında Ord. Prof. Dr. Arif Müfid Mansel tarafından başlatılmıştır. Side'nin geçmişten günümüze kadar uzanan uzun araştırma tarihinde 2014 yılı bir dönüm noktası olmuştur. 2024 yılında, kentin liman ile tiyatro arasında kalan ve I. derece Arkeolojik Sit olan bölümü Kentsel ve III. Derece Arkeolojik Sit olarak koruma altına alınmıştır. 2014 yılından bu yana, Kentsel ve III. Derece Arkeolojik Sit Alanında önce Side Müze Müdürlüğü, 2019 yılından buyana ise Prof. Dr. Feriştah Soykal Alanyalı'nın başkanlığında toplam 134 parselde kazı, koruma ve onarım çalışmaları yürütülmüştür. Bu çalışmalar kapsamında, Side'nin yerleşim tarihine yönelik çok önemli bilgilere ulaşılmış ve birçok yapı açığa çıkarılmıştır. Bu yapılar arasında çok sayıda konutta yer almaktadır. Side'de ilk açığa çıkarılan konutlar Arif Müfid Mansel tarafından açığa çıkarılan R1 ve R2 konutlarıdır. MÖ 2-1 yüzyıllarda inşa edilmiş olan bu konutlar, MS 7. yüzyıla dek kullanım görmüştür. 2024 yılında Side Müze Müdürlüğü tarafından 'Side Kentsel ve III. Derece Arkeolojik Sit Alanı'nda 779-14, 798-1, 785-19 ve 785-18 Parselde yapılan kazılarda açığa çıkarılan konutlar Fatma Çağım Özcan tarafından bir doktora tezi kapsamında değerlendirilmiştir. Bu tez kapsamında, 2023 yılında, Kentsel ve III. Derece Arkeolojik Sit Alanında Prof. Dr. Feriştah Alanyalı başkanlığında yürütülen kazılar sırasında 807 ada 1 parselde 3 ayrı konut açığa çıkarılmıştır (Konut I, Konut II ve Konut III). Parselde tespit edilen üç konutta mimarisi ve buluntularıyla değerlendirilmiş olup, "Konut I" tez kapsamında ana konuyu oluşturmasından dolayı detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Konut I'de yapılan kazılar sırasında ele geçen arkeolojik buluntular yapının MÖ 1. yüzyılda inşa edildiğini ve MS 7. yüzyılın sonuna kadar kesintisiz olarak kullanıldığına işaret etmektedir. Yaklaşık 7 yüzyıl boyunca kullanılan bu yapı köklü değişimler geçirmiştir.
Myra ve Andriake'de ele geçen pişmiş toprak unguentariumlar
Myra ve limanı Andriake, Antalya'nın Demre ilçesi sınırlarında yer alır. 2009 yılından bugüne kazılar Prof. Dr. N. Çevik başkanlığında devam etmektedir. Kazılar sonucunda Myra'nın Klasik Dönem'den Erken Bizans Dönemi'ne kadar geniş bir tarihsel süreçte yerleşim gördüğü anlaşılmıştır. Ancak son yıllarda tiyatro orkestrasından yapılan kazılar Myra ve limanının tarihini Geç Kalkolitik Çağa kadar geriye götürmüştür. Yapılan çalışmalarda çok sayıda buluntu ele geçmekte olup bunlardan biri de tez kapsamında değerlendirilen pişmiş toprak unguentariumlardır. Toplam 190 unguentarium parçasından form verebilen 130 tanesi kataloğa alınarak incelenmiştir. Bu unguentariumlar; fusiform, kubbe ağızlı, bulbous, diğer ve geç antik çağ unguentariumları başlığı altında incelenmiştir. Fusiformlu unguentariumlar MÖ 4. yüzyıl sonları ile MS 2. yüzyıl gibi geniş bir tarih aralığına aittir. Kubbe Ağızlı unguentariumlar, MÖ 2. yüzyılın ikinci çeyreği ile 2. yüzyılın sonları arasına tarihlenmiştir. Bulbous formlular, MS 1.-2. yüzyıl gibi daha dar bir tarih aralığında kullanılmışlardır. Geç Antik Çağ unguentariumlarının ise MS 5.-7. yüzyıl arasında kullanımda oldukları tespit edilmiştir. Bunlar arasında en yoğun grubu Geç Antik Çağ'a ait unguentariumlar oluşturmaktadır. Bu tipte blok ve kelebek formlu monograma sahip örnekler yer almaktadır. Monogramlar hakkında detaylı bir çalışma olmadığından dolayı net bir sonuç elde edilememiş olsa da harfler üzerinden bazı çıkarımlar yapılmıştır. Myra'nın MS 5. yüzyılda Lykia'nın idari ve dini başkent ilan edilmesi ile kentte ticaret faaliyetlerinin yoğunlaşması, kentte bu tarihlere ait unguentarium sayısal yoğunluğuyla doğrudan bağlantılıdır. Bu bağlamda unguentariumların üretimi? ve dağılımı, bölgenin ekonomik refahını ve siyasi yapısını da yansıtmaktadır. Aziz Nikolaos Kilisesi'ne gelen hacıların bu şişecikleri, içerisine kutsal yağ veya su doldurulmuş bir şekilde, buradan satın almış olabileceği öngörülmektedir. Andriake'deki Agora'da ele geçen unguentariumların yoğunluğu ise bu kapların sadece dini bir amaçla değil, aynı zamanda ticari bir ürün olarak da satıldığı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler Lykia, Myra, Andriake, Unguentarium, Geç Antik Çağ, Fusiform, Bulbous Form
Arkeolojik ve filolojik belgeler ışığında frigler
ÖZETArkeolojik ve Filolojik Belgeler Işığında Frigler konu başlıklı bu çalışmada, M.Ö. 8. yüzyılın ikinci yarısında siyasal birliğini oluşturan Frig Devleti ve halkının kökeni ile ilgili tartışmalar ele alınmış ve bu bilgilerden yola çıkılarak genel bir değerlendirme yapılmıştır.Frig Devleti'nin ortaya çıkışından önce Anadolu'nun siyasi tarihinin M.Ö. 12. yüzyıldaki genel görünüşü incelenerek, Frigler'in Anadolu topraklarına batıdan yani Balkanlar üzerinden gelmiş olan Traklı, doğu topraklarında varlığını sürdürmüş olan Muşkili ya da Anadolu kökenli bir kavim olup olmadıkları ile ilgili çeşitli görüşlerin ele alınması amaçlanmıştır.Frig Devleti'nin ortaya çıkışı, kültürü ve sosyo-politik yapısı genel bir çerçevede anlatılmıştır. Frigler'in kökenine ışık tutan arkeolojik veriler ve filolojik belgeler araştırılarak köken sorunuyla ilgili somut kaynaklar incelenmiştir.Bütün bu değerlendirmeler ışığında, M.Ö. 12. yüzyılda Trakya'dan göç dalgalarının varlığı arkeolojik olarak kanıtlanmış olsa da, Frig halkının bu göç dalgalarıyla Anadolu'ya gelmiş olabilecekleri savı ve Frig ile Brig ya da Frig ile Muşki paralellikleri kesin olmamakla birlikte halen tartışılmaktadır.Frig halkının tek bir etnik kökene dayandırılamayacağı savı, yaşadıkları coğrafyanın fiziki özelliğinden dolayı ?Frig? ismini almış ve Doğu, Batı ve Anadolu kültürlerini bir arada yaşatmış bir toplum olarak arkeolojik ve filolojik belgeler ışığında yorumlanabilir.
Zagros Bölgesi Prehistorik Dönem yerleşimleri
Bu tez, Zagros Bölgesi'nin Tarih Öncesi Dönemine odaklanarak, bölgenin coğrafyası, arkeolojik buluntuları ve kültürel gelişmeleri üzerine bir inceleme sunmaktadır. Araştırmanın amacı, Zagros Bölgesi'nin coğrafi ve Tarih Öncesi özelliklerini derinlemesine anlamak ve bu bölgenin insanlık tarihindeki yerini daha iyi kavramaktır. İklim değişiklikleri, yerleşim yerleri ve kültürel evrim gibi konular, bu tezin odak noktasını oluşturmaktadır. Tez, altı ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, Zagros Bölgesi'nin coğrafi yapısı ve araştırma tarihçesi detaylı olarak ele alınmıştır. Ardından, bölgenin Paleolitik Dönemi incelenmiş ve farklı kültürlere ev sahipliği yapmış olan bu bölgenin önemi vurgulanmıştır. Üçüncü bölümde, Zagros bölgesinin Tarih Öncesi kültürleri ve yerleşim yerleri detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Bu bölüm, bölgenin zengin arkeolojik geçmişine ışık tutmakta ve çeşitli kültürel evrelerin gelişimini göstermektedir. Dördüncü bölüm, Batı Zagros Bölgesi'nin Neolitik Dönemine odaklanarak, arkeolojik bulguların ve yerleşimlerin incelenmesini sağlamaktadır. Beşinci bölümde ise Neolitik Dönem yerleşimlerini detaylı olarak ele alınmıştır. Son olarak, Zagros Bölgesi'nin Tarih Öncesi sanatı ve inanç sistemleri üzerine bir değerlendirme sunulmuştur.
Antik çağda doğu Karadeniz bölgesi kıyı yerleşimleri ve yerleşim stratejileri
Karadeniz Bölgesi, çok eski çağlardan bu yana kesintisiz bir yerleşime sahne olmuştur. Coğrafyanın topoğrafik yapısı ve yazılı kaynakların yetersizliği bilim adamlarının bu bölgeye pek rağbet etmemesine neden olmuştur. Karadeniz adı dev dalgaları ve korkunç girdaplarından dolayı önce Pontus Aexeinos, zamanla gemi yapım teknolojisinin ilerlemesiyle de Pontus Euxeinos olarak adlandırılmıştır. Bölgede yaşayan yerel halklar çeşitli nedenlerle dışarıdan gelen halklarla etkileşim içine girmişlerdir. Samsun ve Artvin arasında yer alan kıyı kentlerine İ.Ö.10.yüzyıldan itibaren dışarıdan halklar gelip buralarda çeşitli amaçlarla koloni kentler kurmuşlardır. Bu halkları korkunç denizine rağmen bu sulara çeken en önemli şey tabiî ki Karadeniz'in sahip olduğu zengin maden rezervleridir. Argonautlar Seferi ve Altın Post Efsanesi de bu şekilde somutlaştırılmıştır. Antik çağda Pontus Euxeinos kıyısında kurulan bu kentler ekonomik, stratejik, jeopolitik, askeri ve siyasi anlamda çok önemli bir hale gelmiştir. Roma Çağında ise Mithridatlar Hanedanlığı hem döneme hem de bu bölgeye damgasını vurmuştur. İ.Ö.395 yılında Roma İmparatorluğu'nun ikiye ayrılmasından sonra bu coğrafya Doğu Roma İmparatorluğu'nun sınırlarına dâhil olmuştur. Bu dönemde eski önemlerini yitirmiş olmalarına rağmen sadece Trapezus'un Pontus Rum İmparatorluğu'nun başkenti olduğunu ve eski önemini koruduğunu biliyoruz. Karadeniz Bölgesi'nin ekonomik, jeopolitik ve stratejik önemi bölgeye hâkim devletlerce sonuna kadar kullanılmıştır.Anahtar KelimelerKaradeniz, Khalybler, Amazonlar, Kotyora, Argonautlar
Sivas Ziyaretsuyu Helenistik ve Roma dönemi seramikleri
Bu çalışmada 2004 yılında Sivas ili Hafik ilçesinde yapılan Ziyaretsuyu kazısından ele geçen seramik buluntuları değerlendirilmiştir.Üzerinde çalışılan bu buluntuların öncelikle çizimleri yapılmış ardından tipolojik özellikleri incelenerek çevre bölgelerle karşılaştırılmalar yapılmıştır. Bu karşılaştırmalar sonucunda seramiklerin dağılım alanı tespit edilmeye çalışılmıştır.Dağılım alanının tespiti sonucunda bu bölgenin kuzey Suriye ve güney Anadolu ile bağlantısı olduğu anlaşılmıştır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda Ziyaretsuyu kazısından ele geçen seramik buluntularının Helenistik ve roma dönemi içindeki belirlenmeye çalışılmıştır.Değerlendirmeler ve karşılaştırmalar sonucunda Ziyaretsuyu Mevki'nin M.Ö. 2.yy da iskân gördüğü düşünülmektedir.
Körtiktepe Neolitik Dönem kemik bızları
İnsanlık kültür tarihinde leş yiyicilik süreciyle birlikte alet olarak kullanıldığı bilinen ilk aletin kemikten üretilmiş olabileceği olası görünmektedir. Avlanma yetisini henüz kazanmamış olan insan, karşısına çıkan her türlü besin kaynağından faydalanmıştır. Bunların arasından hayvanların avlarından kalan leşler hiç şüphesiz ilk sırada yer almaktadır. Bu durumda doğadan kolaylıkla elde edilebilecek hammadde kaynaklarından birini de kemik oluşturmaktadır. Alternatif kaynak gibi görünen kemik, insanın yontma yetisine sahip olmadan çok daha önce kullandığı belki de tek hammaddedir. Kemik, gerçek anlamda alternatif olma özelliğini ise uzmanlık gösteren teknikler uygulanarak üretilen kemik aletlerin çok belirgin bir artış ve çeşitlenme gösterdiği Üst Paleolitik ve Neolitik Dönem'de önem kazanmıştır. Dönemsel fark gözetilmeksizin kullanılmış olan kemik, son derece kolay şekilde elde edilebilen bir hammadde kaynağıdır. Üst Paleolitik Dönem'de standart haline gelen kemik alet üretiminin en erken aşaması ve bu aşamaya ait örnekler, kemik alet üretiminin daha erken dönemlerde var olduğunu göstermektedir. Ilısu Barajı ve HES Projesi kapsamında gerçekleştirilen arkeolojik kazılardan biri olan Körtiktepe, Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem A (PPNA)'ya ait katmanlarda farklı tür ve çeşitlilikte kemik eserler ortaya çıkarılmıştır. Bu kemik alet topluluğu içerisinde gerek işlevleri gerekse sayısal çokluğu açısından büyük bir bölümünü oluşturan kemik bızlar önemli bir yere sahiptir. Değerlendirme kapsamına alınan bir grup bız; malzeme, hammadde (hayvan kemikleri), işleme teknikleri, işlevleri ve tipolojilerine göre tasnif edilerek; bölgenin söz konusu diğer çağdaş yerleşimleriyle olan ilişkileri irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Körtiktepe, Neolitik Dönem, Kemik Aletler, Kemik Bızlar, Hayvan Kemikleri
Perre Antik Kenti'nde bulunan dokuma tezgah ağırlıkları ve ağırşaklar
Kommagene Krallığı coğrafyası günümüzde Adıyaman ilinin tamamını, Gaziantep ve Kahramanmaraş illerinin bazı kısımlarını kapsayan tarihi bir bölgedir. Kommage Krallığının önemli kentlerinden biri olan Perre konumu ve doğal kaynaklarıyla uzun süre konumunu ve varlığını sürdürmüş bir kenttir. Perre antik kenti Adıyaman il merkezinin 5 km kuzeydoğusunda Örenli Mahallesi'nde bulunmaktadır. Nemrut Dağı'nın keşfi ile buraya giden araştırmacıların durak noktası olmuş ve bu Perre'de toprak üzerinden görülen Nekropolis ve yerleşime dair gözlemlerini belirtmişlerdir fakat ilk kapsamlı çalışmalar Adıyaman müzesi tarafından 2001-2009 yılları arasında yapılmıştır. Bir dönem ara verilen çalışmalar 2020 yılında tekrar başlatılmış olup günümüzde de devam etmektedir. Perre kentinin yerleşim alanı günümüz modern tarım arazisi ve yerleşimin altında kalması nedeniyle, şimdiye kadar yapılan çalışmalar Perre Nekropolisi'nde gerçekleşmiştir. Nekropolis'de gerçekleştirilen kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan işliklerde çok sayıda buluntu ele geçmiş ve kent hakkında önemli bilgiler edinmemizi sağlamıştır. Perre antik kentinde sürdürülen kazı çalışmalarında ortaya çıkarılmış bu buluntulardan biri de dokuma araç gereçleridir. Bu araç gereçlerden dokuma tezgah ağırlıkları ve ağırşaklar yoğun olarak ele geçmiştir. Tez kapsamında 22 adet ağırşak ve 58 adet dokuma tezgah ağırlığı incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Ağırşaklar dairesel/ diskoid, konik ve yarı konik; dokuma tezgah ağırlıkları ise tek tip dairesel, olarak olarak sınıflandırılmıştır. Bu çalışma ile Perre kentinde belgelenmiş dokuma tezgah ağırlıkları ve ağırşaklar neticesinde kentteki dokuma endüstrisi hakkında bilgi edinilmesi amaçlanmıştır.
Anadolu'da Kybele-Attis kültü
Kybele, bitkiler ve hayvanlar âleminin yöneticisi, sahibesi; kent koruyuculuk özelliğinden dolayı ülkeleri ve kentleri koruması için Anadolu'dan Yunanistan ve Roma'ya taşınmış; kökeni Paleolitik Çağ Venüsleri'nden Neolitik, Kalkolitik ve Tunç Çağı Ana Tanrıçaları'na kadar uzanan evrensel bir anne anlayışının Frigya'da modifikasyona uğramış halidir. Attis, mevsimlerin değişimini simgeleyen bir bitki tanrısıdır. Onun bu özelliği, Mezopotamya, Mısır, Anadolu, Yunanistan ve Roma'daki bazı tanrılarda görülür ve bundan dolayı bu tanrının kökeni araştırılırken, Dumuzi, Temmuz, Baal, Adonis, Osiris, Horos, Telepinu ve bunlar gibi adını sayamadığımız birçok tanrı incelenmiştir. Bu tanrıların hepsinin ortak özelliği, ilkbaharda bitkilerin yeryüzüne çıkması ile birlikte canlanmaları, yazın sıcakları ile bitkilerle birlikte ölmeleridir. Ayrıca bu tanrıların yanında onları bekleyen, arayan, canlanmasını sağlayan bir de tanrıça vardır. Bu tanrıça onların annesi, sevgilisi veya eşidir. Bu tanrı ve tanrıçaların birlikteliğini anlatan mitoslar vardır. Bu mitoslar isim olarak her toplumda farklı olsa da anlatılış şekilleri bakımından hep birbirlerine benzemektedir. Bu mitoslardan biri de Frigler'e ait olduğu söylenen Kybele ve Attis'in aşkını yansıtan mitostur. Mitosun Frigya'daki kökeni bilinmez; ancak Yunan ve Roma yazarlarına dayanarak bu aşkın içeriğini ve Kybele'nin hadım rahiplerinin (Gallus) kült uygulamalarının dayanağını anlayabiliyoruz. Söz konusu kültün ve mitosun içeriği, Frig yazı sisteminin tam olarak çözülememesi ve kaya anıtlarındaki metinlerin kısalığı nedeniyle şimdilik tam anlamıyla çözümlenebilmiş değildir. M.Ö. 9. yüzyıldan itibaren Frigya'da, M.Ö. 5?4. yüzyıllarda Yunanistan'da; M.Ö. 2. yüzyılda da Roma'da ilk varlığını gösteren (M.Ö. 204) 345 Kybele-Attis kültü, tüm öncülleri ve benzerleri ile şekillenerek Yunanistan ve Roma dinleri içerisinde önemli bir yer edinmiştir.
Roma imparatorluk döneminde Tavıum kentinde darp edilen sikkelerin değerlendirilmesi
With the quick development in the information and communication technologies and the widespread utilization of these technologies in every field, an electronic transformation process has begun throughput the world on the way towards being society. In the thesis prepared, in parallel with the electronic transformation process in the world, studies in Turkey have been touched upon and an evaluation of the current situation has been carried out. Even though Turkey has performed various studies on the way towards being an information society, that she has accomplished enough progress has not been designated yet. Via the move of the public services to electronic medium by the e- Government implementations, hat an increase in the quality of the services, in the efficiency pursuant to speed and cost in the fulfillment of the services have been envisaged. Therefore, in the implementation section of this study, Sanayi.NET project, which is one of the successful implementations of e- Government has been analyzed and the benefits acquiring from the move of application for Services Adequacy Certificate and Warranty Certificates to the electronic medium have been dealt with.
Diyarbakır Arkeoloji Müzesinde bulunan haçlar
Liturjik eserlerin önemli bir grubunu oluşturan haç, Hristiyanlık dünyasında İsa'nın çarmıha gerilişi, tekrar dirilişi ve zaferini sembolize eden, kutsal bir güce sahip en önemli dini sembollerden biridir. Hristiyanlık inancında insanın kurtuluşunun simgesi haline gelen haç, zamanla dini ayinlerde, askeri törenlerde ve zafer kutlamalarında vazgeçilmez bir unsur olarak yerini almıştır. Ayrıca, farklı mezheplerin farklı tiplerde kullandığı bu sembol, Hristiyan toplumlarının sosyal, siyasal, sanatsal ve dini yapılarına ilişkin önemli ipuçları sunmaktadır. Bu yönüyle haç, hem dini bir objenin ötesine geçerek bir kültürel anlatı aracı olmuş hem de tarihsel süreçte pek çok farklı anlam ve işlev kazanmıştır. Bu çalışmada Diyarbakır Arkeoloji Müzesi'nde bulunan yirmi yedi tane haç sembollü liturjik eser kapsamlı bir şekilde incelenmiştir. Bu eserler pandantif haç, röliker haç ve tören haçından oluşmaktadır. Kronolojik olarak sıralanmış, formuna göre sınıflandırılmış ve teknik açıdan detaylı olarak incelenmiştir. Daha önce bu eserler üzerine yapılan çalışmalara bir katkı olması açısından, detaylı bir bilimsel çalışma bu eserlerin daha iyi tanıtılması bakımından araştırmanın önemini artırmaktadır. Bu bağlamda, eserlerin teknik özellikleri, kullanılan malzemeleri, süsleme detayları ve ikonografik anlamları analiz edilerek bilimsel bir tanımlama yapılmış ve kültürel bir değerlendirme sunulmuştur. Müzedeki liturjik eserlerin sayıca fazla olması nedeniyle çalışma, yalnızca müze tarafından belirlenen ve izin verilen haç sembollü eserlere odaklı yapılmıştır. Bu eserler üzerinden malzeme tercihleri, teknik detaylar ve tasarım özellikleri değerlendirilmiş; dönemin ekonomik durumu, kültürel ilişkileri, sanat anlayışı ve dini-manevi yapısı hakkında bilgi edinilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca, bu liturjik eserlerin ibadet ve günlük yaşamda nasıl bir yere sahip olduğu, törenlerdeki işlevleri ve sembolize ettikleri olgular analiz edilerek Diyarbakır bölgesindeki dini ve kültürel bağlamda taşıdığı öneme değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Haç, Liturjik Eserler, Hristiyanlık Sanatı, Diyarbakır Arkeoloji Müzesi, İkonografi
Antik Yunan'da yemek kültürü ve Symposion
İnsanoğlu yeryüzünde var olduğu ilk günden itibaren hayatta kalmak ve yaşamına devam edebilmek için yemek yeme gereksinimi duymuştur. Paleolitik Dönem'den beri insanlar beslenmek için hep bir çaba göstermiştir. İlkel insanlar toplayıcılık ve avcılıkla besin ihtiyacını karşılamışlardır. Arkeolojik verilerden elde edinilen bilgilere göre bu dönem insanlarının bazı hayvanları avladığı ve doğada var olan yenilen bitkiler ile beslendikleri düşünülmektedir. İnsanlar tarafından ateşin keşfi ile yemeğin pişirilmesi ve sindirilmesi gibi hayatlarının birçok alanında kolaylık sağlamıştır. Yemek yeme ve beslenme kültürü toplum yapısının önemli bir parçasıdır. Yerleşik hayat ve tarım ile beraber yemek yeme ve beslenme olgusu zaman içinde gelişmiştir. Coğrafya, toplumlara beslenme konusunda olumlu ve olumsuz etki yaşatmıştır. Yerleşik hayat, köy, kent ve devletlerin oluşmasını sağlayıp bununla birlikte dini, kültürü, ekonomiyi ve sosyal hayatı da etkilemiştir. Antik Yunan'ın diğer toplumlarla yaptığı ticaret ile yemek, beslenme, giyim, sanat, mitoloji vb. kültürlerinden etkilenmiştir. Mutfak kültürlerinin gelişmesinde ise tarihsel çerçevede gerçekleşen göçler, yemek ve beslenme kültürünün gelişim ve zenginliğine önemli bir etki sağlamıştır. Yemek yemenin ve içki içmenin önemli olduğu Antik Yunan'da ekmek, et ve yağ fazla tüketilmektedir. Beslenme şekilleri mevsimlere göre farklılık göstermektedir. Deniz canlıları çok fazla tercih edilmektedir. Et genellikle symposion'da soylu kesimin yemeğidir. Antik dönemde beslenme daha çok tahıl ürünleri olup "maza" denilen yufka ekmeği ön plandadır. Zeytinyağı birçok yemekte kullanılmıştır. Symposion, yemeğin paylaşılarak beraber tüketildiği ve genelde soylu kesimden erkeklerin katıldığı, çeşitli oyunların oynandığı, önemli konuların konuşulduğu bir içki partisidir. Bu çalışmada Homeros, Herodot, Platon ve Xenophon'un eserleri ışığında Antik Yunan'ın yemek kültürü ve symposion ele alınıp tarım ürünleri, deniz ürünleri, et ürünleri, yemekleri, içecekleri ve yemek sunumu incelenecektir. Ayrıca Ege Denizi'nin iki yakasında yer alan ve birbirini derinlemesine etkilemiş olan Antik Anadolu ve Antik Yunan beslenme kültürünün benzer yönlerini sunmayı amaçlamaktadır.
Antik Yunan dünyasında şarap üretimi ve Dionysos kültü
Bu çalışma, Antik Yunan dünyasında şarap üretimi sürecini ve bu sürecin Dionysos kültüyle olan ilişkisini arkeolojik, mitolojik ve sosyokültürel açılardan ele almayı amaçlamaktadır. Şarap üretiminin Antik Yunan toplumunda yalnızca ekonomik bir faaliyet olmaktan öte, tanrısal bir döngünün maddi temsili olduğu düşüncesinden hareketle, üretimin her aşaması üzümün toplanmasından ezilmesine, fermantasyonundan karıştırılmasına ve tüketimine kadar ritüel ve sembolik bağlamda incelenmiştir. Çalışmanın çerçevesi mitoloji, arkeoloji ve ikonografi disiplinlerinin kesişiminde oluşturulmuştur. Araştırmada nitel yöntemler temel alınmış; Antik Yunan yazarlarının metinleri, döneme ait seramik ve mimari kalıntılar ile kült sahneleri analiz edilmiştir. Örneklem olarak Attika, Thasos, Delos ve Girit gibi şarap üretimiyle özdeşleşmiş bölgelere odaklanılmıştır. Araştırma bulguları, şarap üretim sürecinin Dionysos'un ölüm ve yeniden doğuş mitosuyla birebir örtüştüğünü; ezme, mayalama, durultma ve seyreltme gibi teknik işlemlerin her birinin mitolojik, ritüel ve etik anlamlar içerdiğini ortaya koymuştur. Üretim mekânları, sıradan ekonomik birimler olmaktan çıkarılarak tanrının içkinliğine sahne olan sembolik alanlara dönüşmüş; özellikle sempozyumlar ve Dionysos şenlikleri, şarabın tanrısal kudretinin halkla buluştuğu kolektif törenler olarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, Antik Yunan'da şarap hem Dionysos'un maddi tezahürü hem de toplumun doğa ve tanrıyla kurduğu simgesel ilişkinin aracısıdır. Üretim süreci yalnızca teknik değil aynı zamanda kutsal bir döngüdür. Bu bağlamda şarap üretimi, tanrının yeryüzüne inişini, bireyin tanrıyla teması ve toplumun mevsimsel yeniden doğuşunu temsil eden kültürel bir fenomene dönüşmüştür Anahtar Sözcükler: Antik Yunan, Şarap, Üretim, Ticaret, Dionysos
Antik Roma'da günlük yaşam
Bu tezde, Antik Çağ'ın en merak uyandıran imparatorluklarından olan Roma'nın kuruluşundan yıkılışına kadar geçen süre içerisinde bir Roma toplumunun sosyal ve sınıfsal farklılıklar çerçevesinde sahip olduğu sosyokültürel, ekonomik, dini ve statüsel yapısı incelenmiştir. Krallık, Cumhuriyet ve İmparatorluk olmak üzere üç dönemden oluşan Antik Roma, sahip olduğu geniş topraklar ve çok kültürlü toplum yapısına sahip olmuştur. Üç dönem içerisinde yaşanan siyasi, sosyal ve dini olaylara ve bu olaylardaki değişiklikler toplumu şekillendirmiştir. Çok kültürlü bir yapıya sahip olan toplumda bireylere atfedilen roller ve yaşam standartları farklılıklar göstermektedir. Romalıların antik dönemde hayatın olağan akışında nasıl bir günlük yaşam içerisinde olduklarını, günlük yaşamda edindikleri roller ve toplumun yaşamsal faaliyetleri arasında nelerin yer aldığı anlatılmaktadır. Beslenme, barınma, giyim, eğitim gibi temel yaşamsal haklar ile yaşam standartlarını belirleyen inanç sistemleri, geçim kaynakları, eğlence anlayışları aynı bağlam içerisinde incelenmiştir. Antik Roma'da günlük yaşam, toplum içerisinde kalıplaşan ekonomik ve sınıfsal farklar bireylerin yaşadıkları evlerin yapısı ile başlamış ve bu ev içerisindeki hane halkının rollerine, giyim tarzlarına, yedikleri yemeklerin öğünlerine, aldıkları eğitim, yaptıkları iş ve hatta eğlence anlayışlarına kadar işlemiştir. Elde edilen veriler Antik Roma'da bireyin günlük hayattaki yaşayış tarzına veya bir Roma vatandaşının günü nasıl geçerdi sorusuna cevap vermektedir.
Yunan ve Romada boğa kültü
Bu çalışma, Yunan ve Roma dönemlerinde ortaya çıkan boğa kültünü arkeolojik veriler ışığında incelemeyi amaçlamaktadır. Boğa figürünün bu iki büyük uygarlıkta nasıl bir kutsal anlam kazandığı, hangi mimari yapılarda ve sanat eserlerinde temsil edildiği ile ne tür ritüel uygulamalarda kullanıldığı, karşılaştırmalı bir yaklaşımla ele alınmıştır. Özellikle sikkeler, plastik buluntular, seramik buluntular ve diğer arkeolojik bulgular üzerinden yürütülen analizler, boğa figürünün yalnızca bir hayvan temsili değil; güç, bereket, kurban ve tanrısal irade sembolü olarak nasıl işlev kazandığını ortaya koymaktadır. Çalışma boyunca Antik Yunan'daki Minotauros miti, Dionysos ve Poseidon kültleri bağlamında boğanın rolü değerlendirilmiş; Roma dünyasında ise Mithras dini, taurobolium ayinleri ve İmparatorluk dönemi politik ikonografisi içinde boğanın aldığı biçimler arkeolojik örneklerle tartışılmıştır. Bu kapsamda, her iki uygarlığın dinsel ve sosyal yapılarındaki benzerlikler ve farklılıklar, arkeolojik malzemenin bağlamsal okunmasıyla açıklığa kavuşturulmuştur. Araştırma, arkeolojinin maddi kültür unsurları üzerinden geçmiş inanç sistemlerini anlamadaki rolünü bir kez daha gözler önüne sermekte; özellikle kutsal hayvan temsillerinin, toplumların dünya görüşlerini, güç ilişkilerini ve dini pratiklerini yansıtan önemli göstergeler olduğunu vurgulamaktadır. Yunan ve Roma dünyasında boğa kültü üzerine yapılan bu arkeolojik inceleme, kült figürlerinin zaman ve mekân içerisindeki evrimini belgelemekte ve arkeolojik yorumlama tekniklerinin önemini ön plana çıkarmaktadır.
Güneydoğu Anadolu Bölgesi erken dönem Neolitik mimarisi
Bu çalışmada Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde Neolitik dönemde ortaya çıkan erken yerleşimlerin konut mimarisi incelenmektedir. Bölge, Bereketli Hilal'in merkezinde yer almakta ve insanlık tarihinin en kritik kültürel dönüşümlerine sahne olmaktadır. Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem'den itibaren gelişen yerleşimlerde, avcı-toplayıcı yaşam biçiminden tarıma dayalı yerleşik düzene geçişin izleri açıkça görülmektedir. Araştırmada, Göbeklitepe, Çayönü, Nevali Çori, Karahantepe, Körtik Tepe, Hallan Çemi ve Hasankeyf Höyük gibi önemli yerleşimler ele alınmış, bu alanlardaki yapıların plan tipleri, inşa teknikleri ve kullanılan malzemeler değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, Neolitik dönemde mimarinin yalnızca barınma amaçlı değil, aynı zamanda ritüel, depolama ve sosyal etkileşim gibi işlevler üstlendiğini göstermektedir. Örneğin, Göbeklitepe'deki anıtsal "T" biçimli dikilitaşlar, inanç sistemlerinin mimariye yansımasını ortaya koyarken Çayönü'ndeki farklı plan tipleri, toplulukların üretim biçimleri ve sosyal örgütlenmesi hakkında ipuçları sunmaktadır. Bölgedeki yuvarlak, dörtgen ve karma planlı yapılar, toplulukların değişen ihtiyaçlarına göre evrimleşmiş ve erken mimarinin çeşitliliğini yansıtmıştır. Yerleşik yaşamın tarımla bütünleşmesi ise depolama alanlarının önemini artırmış, kullanılan taş, kerpiç ve ahşap gibi malzemeler çevresel koşullara bağlı olarak tercih edilmiştir. Çalışmada, Güneydoğu Anadolu'daki erken Neolitik yerleşimlerin mimari özellikleri sistematik bir yaklaşımla ele alınarak arkeoloji yazınına katkı sunmak hedeflenmektedir. İnceleme sonucunda farklı yerleşimlerde görülen plan tipleri, yapı malzemeleri ve inşa teknikleri karşılaştırılmıştır. Bu unsurların dönemin toplumsal ve ekonomik yapısıyla bağlantısı ortaya konmuştur. Böylece Neolitik dönemde tarımın başlangıcı, yerleşik hayatın oluşumu ve mimari gelişim süreci yeniden yorumlanmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgular, gelecekte yapılacak saha araştırmaları ve disiplinlerarası karşılaştırmalar için temel bir başvuru niteliği taşımaktadır. Ayrıca, bölgenin kültürel mirasının korunması ve günümüz mimarlık tarihine sağladığı katkının daha iyi anlaşılması açısından da önemli bir kaynak değerindedir. Anahtar Sözcükler: Güneydoğu Anadolu, Neolitik Dönem, Konut Mimarisi, Yerleşik Yaşam, Bereketli Hilal
Van Gölü Havzası ile Urmiye Gölü Havzası Urartu materyal kültürlerinin merkez-taşra farklılıkları çerçevesinde bir karşılaştırması
M.Ö. 9. yüzyıl ortalarında merkezi bir krallık olarak dağlık Doğu Türkiye'de yerini alan Urartu Krallığı; Orta Demir Çağı'nın sonlarına kadar bölge üzerinde hâkimiyet sağlamıştır. Urartular Krallığı'nın temel genişleme politikaları bölgede etkin olan diğer krallıkların politikalarından bağımsız düşünülemez. Doğu kesimlerindeki topraklarda güney ve batı topraklarına oranla daha az siyasal etkinliğe sahip olan toplulukların yer alması politikalarının yönlerini belirlemede etkin olmuştur. Bu bölgelere yapılan seferler Urartular'ın yazıtlarına büyük oranda yansımıştır. Yazıtlara yansıyan bilgiler doğrultusunda Urartular'ın sefer amaçları büyük oranda anlaşılmaktadır. Temel amaçları Urmiye Havzası'nı oluşturdukları koloni sistemlerinin bir parçası yapmak ve bu sayede güçlü bir merkezi krallık sistemi oluşturmaktır. Bu koloni faaliyetleri "Dünya Sistemleri Teorisi'ne" durumu aslında Uruk gibi Uruk kültür grubu gibitarih öncesi toplumların faaliyetlerinden çok da farksız değildir. Urmiye Havzası'nı "Dünya Sistemleri Analizi'nde" yer alan periferi alanı olarak gören Urartu Krallığı; bu sömürgeci amaçlarını yazıtlarında açık bir şekilde göstermektedir. Uyguladıkları bu politika sonucunda daha erken dönemlerde var olan kültürel etkileşim özellikle zorla toplu nüfus aktarımları ve artan ticari ve askeri hareketlilikle daha da derinleşmiştir. Süreç içerisinde Urartu Krallığı Van Gölü Havzası ve Urmiye Gölü Havzası'nı tek kültürel ve siyasal alana dönüştürecek ve kolonial faaliyetleriyle de bu bölgede denetimi büyük oranda sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Urartu, Dünya Sistemler Teorisi, Kolonileştirme, Urmiye Havzası, Van Gölü Havzası, Materyal Kültürü.
Yeni arkeolojik araştırmalar ve jeofizik incelemeler ışığında Adilcevaz Kef Kalesi
Urartu kaleleri içerisinde birçok yönüyle (işlevi, kuruluş amacı vb…) halen anlaşılamamış olanlardan birisi kuşkusuz Kef Kalesi'dir. Genel mimari yapısı, taş kabartmalarının niteliği, mimari öğelerde kullanılan ağırlıklı dini motiflerin anlamları ve kalenin işlevi konusundaki tartışmalar halen sürmektedir. Çalışmamızda Kef Kalesi'nin kuruluşu, işlevi, kuruluş amacı, mimarisi, yakın çevresi ve yakın çevresinin jeolojik yapısının anlaşılması amaçlanmıştır. Bu anlamda ilk yazılı belgelerden yola çıkılarak gerekli kaynak taraması yapılıp, aynı zamanda bizzat kalede sistematik yüzey taraması, ölçüm ve haritalama çalışmaları ile jeofizik çalışması gerçekleştirilmiştir. Gerek literatür taramasından ve gerekse alan taraması ve jeofizik çalışmadan elde edilen tüm veriler ilgili kaynakların da desteği ile değerlendirilip bölümler halinde aktarılmıştır. Tüm bu çalışmalar neticesinde kalenin konumu, işlevi, kuruluş amacı ve diğer sorulara literatür desteği ile cevap verilmeye çalışılmıştır. Çalışma kapsamında gerçekleştirilen yüzey taraması verileri ve daha önce gerçekleştirilen kazı sonuçları değerlendirilerek kalenin Urartu dönemi dışında kullanılıp kullanılmadığı arkeolojik verilerle tartışılmıştır.
Yukarı Dicle havzasında Yeni Assur Dönemi ölü gömme geleneği
İnsanlığın tarih sahnesine çıkışından itibaren ölüm konusu her zaman ilgi çeken bir konu olmuştur. Tez konumuzu oluşturan araştırmada, Mezopotamya'nın kuzeyinde kalan Yukarı Dicle Havzası temel alınarak, dört farklı Yeni Assur kentinden ölü gömme gelenekleri üzerine veriler toplanıp bir değerlendirme yapılmıştır. Değerlendirme yapılan şehirler Diyarbakır'ın il sınırları içerisinde yer alan; Ziyaret Tepe, Kavuşan Höyük, Üçtepe ve Hakemi Use'dir. Tez kapsamında incelenen bu yerleşimlerin bazılarının Yeni Assur döneminde eyalet merkezi olarak kullanıldıkları bilinmektedir. Bu sebepten çok sayıda oda mezar ve krali mezarların varlığı bu duruma bağlanmaktadır. MÖ. 1. binde Yukarı Dicle Havzasına gelip burada varlığını sürdüren Assurlular, bölgedeki yerel kültürleri de kendi bünyelerine katarak sanatsal ve yaşamsal faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Neolitikten başlayıp günümüze kadar süre gelen, köklü bir geçmişe sahip olan; inhumasyon ve kremasyon gömülerinin uygulandığı Yeni Assur kentlerinde, mezar tipolojisi farklılık gösterdiğinden bu konu tarafımızca seçilerek yerel ve genel özellikler tüm yönleriyle ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Kullanmış olduğumuz veriler neticesinde, eski çağlardan itibaren insan için ölümün ne kadar değerli olduğu anlaşılmıştır. Bu çalışmanın amacı, ölümü sadece fiziki açıdan değerlendirmek değil, aynı zamanda ölüm sonrası yapılan ritüelleri de arkeolojik açıdan değerlendirmektir.
Epigrafik ve tasvirli bulgularda Yeni Assur Krallığı savaş ganimetleri
M.Ö. I. Binde Mezopotamya'da kurulmuş olan Yeni Assur Krallığı, döneminin ekonomik, siyasi, dini ve askeri alanlarda güçlü uygarlıklarından biridir. Çekirdek bölgesi Mezopotamya'da Kuzey Irak olmakla birlikte krallarının izlemiş olduğu genişleme politikası neticesinde devletin sınırları batıda Akdeniz, doğuda Halep ve kuzeyde Güneydoğu Toroslar'a kadar uzanmıştır. Genişleme politikası izleyen Assurlular, için savaş stratejisi de oldukça önemlidir. Bu anlamda önemli taktikler kullanmışlardır. Assurlular savaşı sadece genişleme politikası için yapmamışlardır. Bu savaşlar neticesinde ülkelerinin insan gücüne ve ekonomisine de katkılar sağlamışlardır. Dönemin epigrafik ve tasvirli bulgularından Yeni Assur Krallığı'nda savaş ganimetlerinin de önemli bir yerinin olduğu anlaşılmaktadır. Yeni Assur krallarından II. Assur-dan, II. Adad-nirari, II. Tukulti-ninurta, II. Asur-nasir-apli, III. Shalmeneser, II. Sargon, Sennaherib, V. Şamsi-Adad ve III. Adad-nirari'ye ait yazılı kaynaklarda birçok konu ile birlikte savaş ganimetlerine dair veriler de bulunmaktadır. Söz konusu krallar çevre bölgelere yapmış oldukları askeri seferlerde ganimet olarak insanlar, hayvanlar, ahşap ve fildişi eserler, maden ve metal eserler ile tekerlekli taşıtları almışlardır. Ganimetlerin ülkelerine sevkiyatında hem nehir/deniz hem de kara yolu ulaşımından faydalanmışlardır. Nehir/deniz yolunda kayıklardan, kara yolunda ise iki tekerlekli yük taşıtlarından istifade etmişlerdir.
Urartu dış kentleri bağlamında Aznavurtepe ve Adilcevaz Kef kalelerinin değerlendirilmesi
Kent ve kentleşme olguları yıllardır tartışılan önemli konulardan biridir. Kent geçmişi, yapılan çalışmaların kısıtlı olmasından dolayı tam olarak açıklığa kavuşturulamamıştır. Urartu Krallığı'nda ise dış kentler ile ilgili bilgileri; yazıtlardan, arkeolojik kazılardan ve kazı çalışmaları sırasında tespit edilip ancak kazısı gerçekleştirilmemiş yerleşim yerlerinden öğrenmekteyiz. Kazıları gerçekleştirilen dış kentler, ele geçen buluntulardan hareketle statüsel ayrıcalığa sahip kişiler ile halk tabakasındaki insanların ikamet ettiği alanlara işaret etmektedir. Yapılan araştırmalarla yaşam alanların yanı sıra ahır olabilecek tabanı taş döşeli mekanlar, salon odaları, depo, demir atölyesi, çöp çukurları ve avlular bulunmuştur. Tez çalışmasıyla bağlantılı yürütülen yüzey araştırmasında Aznavurtepe ve Kef Kalelerindeki aşağı yerleşim alanlarında herhangi bir veriye rastlanılmadı. Ancak daha önce yapılan çalışmalar ve çalışmamızda drone ile çekilen fotoğraflardan; Kef Kalesi'nde dış surlarla bitişik mekanlar ile geniş bir alana yayıldığı düşünülen aşağı yerleşimin varlığı tespit edilebilmiştir. Aznavurtepe 'de sitadelden aşağı doğru sıralı bir halde dış surlarla kenti içine alan duvar dizisinin varlığı buradaki kent olgusunu ispatlamaktadır. Bununla beraber etraftaki tarım arazilerinin hakimiyetini sağlamak ve kaleye hizmet etmek için dış kentin inşa edildiği düşünülmektedir.
Yeni Assur sanatında kutsal ağaç betimlemeleri
Sanat, insanlığın yaşam şekillerini, hayata bakışını yansıtan bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüze kadar ulaşmış olan mağara resimlerinde insanlığın erken çağlarında dahi görsellik arayışında olduğu görülmektedir. MÖ 4000 yıllında ortaya çıkan 6. yüzyıla kadar kesintisiz devam eden Mezopotamya sanatı farklı şekillerde önemli kültürel gelişmelerle birlikte günümüze kadar gelmiştir. Büyük bölümü bugünkü Irak'ın sınırları içinde kalan Assur Krallığı, MÖ 1000 yılında ortaya çıkmış 612 yılına kadar bölgede önemli bir siyasi güç olarak hâkimiyet kurmuştur. Yeni Assur sanatında genellikle av, savaş, mitolojik sahneler konular olarak işlenmiş ve kendilerini Tanrı Assur'un elçisi yenilmez bir toplum olarak göstermişlerdir. Günümüze ulaşan muhteşem eserler arasında, saray duvarlarını süsleyen kabartmalar, duvar resimleri, mühürler, takılar, metal ve fildişi eserler bulunmaktadır. Özellikle bu eserler, Nimrud (Kalhu), Dur-Şarrukin ve Ninive'de ortaya çıkarılmıştır. Bu eserler üzerinde kutsal ağaç betimlemesi sıkça kullanılmıştır. Kutsal ağaç çoğunlukla palmet olarak, dölleme veya av sahnelerinde ise kozalak ve nar şeklinde tasvir edilmiştir. Ağaçların yanlarında bulunun apkaluların, doğaya bolluk ve bereket yaymalarının yanı sıra yaşam da verdikleri görülmektedir. Assurlular, kutsal ağacı sadece kült objesi olarak görmemiş duvar resimlerinde, silindir mühürlerde, duvar kabartmalarında, fildişi eserlerde ve takılarda betimleyerek gündelik hayatları içerisinde yer vermişlerdir.
Mezopotamya mitolojisinde tufan olayı ve semavi dinlerdeki karşılığı
Tufan olayı, bütün insanlığın ilgisini çekmiş bir konudur. Özellikle bu olayla ilgili olarak semavi dinlerin kutsal kitaplarındaki anlatımlarla arkeolojik çalışmalar sonucunda ortaya çıkan çivi yazılı eserlerde geçen anlatımların büyük oranda örtüşmesi, söz konusu ilgiyi daha da arttırmıştır. Ağırlıklı olarak Mezopotamya uygarlıklarında olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde tufan olayı mitolojik destanlara konu olmuştur. Söz konusu destanlar, tufanın nerede meydana geldiği, geminin nereye konduğu, hangi dönemde olduğu ve evrensel ya da yöresel olup olmadığı hakkında farklı görüşler barındırmaktadır. Ancak onlardaki ana tema ve tufanın meydana geliş şekli genel olarak birbiriyle örtüşmektedir. Tufan olayı, semavi dinlerin kutsal kitapları olan Kitab-ı Mukaddes ve Kur'an'da da Nuh olayı olarak anlatılmaktadır. Çalışmamızda, Mezopotamya uygarlıklarında destansı bir hikâye olarak yerini almış tufan olayının, İlahi dinlerde Nuh Tufanı olarak anlatılan olayla bağlantısını ortaya koymaya çalıştık. Bu doğrultuda, Mezopotamya bölgesini, coğrafik, tarihi ve sosyo-kültürel açıdan ele alarak, özellikle Mezopotamya bölgesinde ortaya çıkan mitolojik anlatımları ve inanç biçimlerini ele alarak tufan olayının ana hatlarını belirledik. Böylece mitolojilerle inançlar arasındaki ilişkiyi belirlemeye çalıştık. Ayrıca kaynakları açısından Mezopotamya uygarlıklarında geçen tufan olayı ile İlahi kitaplarda yer alan Nuh Tufanının örtüşen yönlerini ve farklılıklarını tespit etmeye çalıştık. Anahtar Kelimeler: Arkeoloji, Mitoloji, Mezopotamya, İlahi Dinler, Tufan.
Bakü-Tiflis-Ceyhan ham petrol boru hattı arkeolojik kurtarma kazıları: Taş ve kemik buluntular
?Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı Arkeolojik KurtarmaKazıları: Taş ve Kemik Buluntular? adlı bu çalışmada Bakü-Tiflis-CeyhanHam Petrol Boru Hattı (BTC HPBH) Projesinin Türkiye topraklarındaki 1074km.lik kısmı üzerinde yapılmış olan kurtarma kazılarının taş ve kemikbuluntuları arkeolojik açıdan değerlendirilmiştir. Taş ve kemik buluntulardönem ayırt edilmeden bir bütün olarak ele alınmış, tanımlanıp, tasnifedilerek kataloglanmıştır.Tezimizin kapsamında yer alan ve 10 merkezden ele geçen çeşitli taş,kemik, boynuz, diş, deniz kabuğundan oluşan buluntular Erken DemirÇağı'ndan Ortaçağ sonlarına kadar geniş bir dağılım göstermektedir.Özellikle belirli bir dönemi ön plana çıkaracak bir buluntu yoğunluğu ilekarşılaşılmamaktadır. BTC HPBH arkeolojik kurtarma kazılarının borunungeçeceği ve tahrip edeceği 28 metre koridoru ile sınırlı tutulması bununnedenlerinden biri olabilir. Böyle dar bir alandan ele geçmelerine karşınsistematik olarak toplanan küçük buluntu ve mimari kalıntılar Anadoluarkeolojisi açısından önemli sonuçlar vermişlerdir. Tezimizde tanımlamaya vetasnif etmeye çalıştığımız buluntular, bu sınırlı alanda toplanan materyalinküçük bir bölümünü oluşturmaktadır.Taş ve kemik buluntular, buluntu yerinde ele geçen seramik, küçükbuluntu ve mimari kalıntılar paralelinde tarihlendirilmişlerdir. Çünkü bubuluntular tek başlarına tarih verebilecek, bir kültürün spesifik aletleri değildaha çok, küçük yerleşmelerin günlük hayata dair basit aletleridir.
Aşağı Salat Höyüğü Erken Tunç Çağı seramikleri
ÖZET?Aşağı Salat Höyüğü Erken Tunç Çağı Seramikleri? adlı bu çalışmada,Aşağı Salat Höyüğü T/26 stratigrafi sondajı, IV-VI. yapı katları ile MezarlıkAlanı'nda açığa çıkarılan seramiklerin değerlendirmesi yapılmıştır. AşağıSalat Höyüğü Erken Tunç Çağı seramiklerinin Anadolu ve KuzeyMezopotamya'daki diğer yerleşimlerde ele geçen seramiklerlekarşılaştırılması sonucunda, höyüğün Erken Tunç Çağı'nın hangi dönemindeyerleşim gördüğü ve bu dönemdeki sosyo-kültürel yapısı tespit edilmeyeçalışılmıştır.Ele geçen seramik buluntuların değerlendirilmesi sonucunda, AşağıSalat Höyüğü'nün VI. yapı katının Geç Kalkolitik-Erken Tunç Çağı arasındakigeçiş evresine tarihlendiği ve mezarlık alanının kullanımına bu yapı katıylabaşlandığı tespit edilmiştir. V. ve IV. yapı katlarının ise VI. yapı katınınhemen sonrasına, Erken Tunç Çağı'nın erken evrelerine tarihlendiğianlaşılmaktadır. Kuzey Mezopotamya kültür coğrafyası içerisinde, hem FıratHavzası hem de Amuk Ovası kültürleriyle yakın ilişkide olan Aşağı SalatHöyüğü'nün, bölgesel nitelikli büyük kentlerin etki alanında kalan küçük köyyerleşmelerinden biri olduğu anlaşılmaktadır. Ubeyd Dönemi'nden itibarenbaşlayan, Uruk Dönemi'nde gelişimini hızlandıran ve Erken Tunç Çağı'ndaolgunluğa ulaşan sosyal tabakalaşmanın ortaya çıktığı, tarım ekonomisinedayalı küçük köylerden biri olan Aşağı Salat Höyüğü'nün, Dicle Nehri'ningeçişe en elverişli noktalarından biri üzerinde bulunması yerleşimin birkarakol görevi de üstlenmiş olabileceğini düşündürtmektedir.
Güllüdere Demir Çağı yerleşmesinin Kuzeydoğu Anadolu arkeolojisindeki yeri ve önemi
"Güllüdere Demir Çağı Yerleşmesinin Kuzeydoğu AnadoluArkeolojisindeki Yeri ve Önemi" adlı bu çalışma, Erzurum İli, Aşkale İlçesinebağlı Güllüdere Köyünün 1km kuzeyinde yer alan Güllüdere yerleşim yerindeaçığa çıkarılan Demir Çağı'na ait arkeolojik yerleşim ve mezarlık alanındanelde edilen bilimsel sonuçları içermektedir.Çalışmalar sonucunda, tahribata uğramış dikdörtgen ve kare planıverebilecek yapılara ait taş temel kalıntılarına, taş döşemelere, ocaklara vemezarlara rastlanılmıştır. Bulunan yapılar ile mezarların içinde ve çevresinde,Demir Çağı ve Ortaçağ özelliklerini yansıtan çanak çömlek parçaları ve küçükbuluntular ele geçirilmiştir. Güllüdere kazıları Doğu Anadolu'nun Demir Çağıve Ortaçağı hakkındaki sınırlı bilgilere önemli katkılarda bulunmuştur.Bu çalışmada ele alınan tüm malzeme, Erzurum Güllüdere'de genelbir tarihlendirme ile M.Ö. 8. yüzyıl sonu ile M.Ö. 6. yüzyıl arasınatarihleyebileceğimiz bir Demir Çağı yerleşiminin ve mezarlığının varlığınıkanıtlamıştır. Burada bulunan maddi kültür varlıkları sayesinde de, yazılıkaynakların yeterli bilgi vermediği veya tamamen sustuğu bir dönemintoplumlarının, sosyopolitik, sosyoekonomik faaliyetleri ile kültürel yapılarınıkavramamız ve üzerinde çeşitli fikirler yürütebilmemiz açısından da önemlifaydalar sağlam ıştır.
Doğu Anadolu bölgesi Geç Kalkolitik çağ seramiği
Doğu Anadolu Bölgesi Geç Kalkolitik Çağ Seramiğinin konu edildiği bu çalışmada Doğu Anadolu Bölgesinde bu güne değin yapılmış olan arkeolojik kazıların Geç Kalkolitik tabakalarına ait seramiklerin yayınlanmış monograf veya makalelerdeki bilgilerinden yola çıkılarak genel bir değerlendirme yapılmıştır. Malzemeyi görme şansı olmadığından makale veya monograflardaki bilgiler aynen kullanılmıştır. Bu çalışmada Doğu Anadolu Bölgesi kendi içerisinde Erzurum, Elazığ ve Malatya Bölgeleri olmak üzere kendi içerisinde üç alt bölgeye ayrılarak incelenmiştir. Doğu Anadolu Bölgesinin Geç Kalkolitik Çağ seramik repertuarının kuzeyi ile güneyi arasındaki farklılıklar, benzerlikler ve etkileşimlerin anlaşılması amaçlanmıştır. Gerçektende Doğu Anadolu Bölgesinin kuzeyi ile güneyi arasındaki coğrafi ve iklimsel farklılıklar bu bölgede ki insanların sosyo-ekonomik hayatlarına yansıdığı gibi Geç Kalkolitik Çağ Seramik repertuarında da kendisini belli etmektedir. İncelemeye alınan merkezlere ait seramikler daha önceki çalışmalar doğrultusunda karakteristik yedi ana hamur grubuna ayrılmış ve daha sonra bu merkezlere ait seramikler tipselleştirilerek belirlenen hamur gruplan ile ilişkileri ortaya konmuştur. Bütün bu değerlendirmeler sonucu kültürel açıdan Kafkasya'nın uzantısı durumunda olan Doğu Anadolu'nun kuzeyi Geç Kalkolitik Çağ'da Kafkas kültürünün etkisi altındadır, bu durum kendisini seramik repertuarında da belli eder. Doğu Anadolu'nun güneyi ise kuzeyinden farklılık gösterir, bu bölge zengin maden yataklarına sahip olmasından dolayı güneydeki Uruk kültürünün daima ilgi odağı olmuş ve bu kültür ile ilişkiler kendisini Uruk orijinli seramiklerle gösterir. Diğer yandan bu bölgede Kafkas kültürünün etkileri de görülmektedir. Oldukça geniş bir alana yayılan bu kültür Karaz ve Koyu yüzlü açkılı malların Malatya ve Elazığ ovalarında da rastlanmasıyla açıklanmaktadır.
Geç demir çağı mezraa-teleilat pişmiş toprak astarte levhaları ve pers atlı figürinleri: arkeolojik ve kültürel bir değerlendirme
Bu çalışma, Şanlıurfa İli, Birecik İlçesinin yaklaşık beş kilometre güneyinde bulunan Mezraa-Teleilat höyüğünde gerçekleştirilen arkeolojik kurtarma kazılarında ortaya çıkartılan ve Geç Demir Çağı'na tarihlenen Astarte Levhaları ve Pers Atlı Figürinleri'nin arkeolojik ve kültürel açıdan değerlendirilmesini içermektedir. Astarte levhaları Kuzey Suriye ve komşu bölgelerde oldukça geniş bir alana yayılmaktadır ve Geç Demir Çağı kültüründe dikkat çeken bir konuma sahiptir. Mezraa-Teleilat'ta bulunan 38 adet Astarte levhası bugüne kadar Anadolu'da açığa çıkartılan en geniş repertuarı oluşturmaktadır. Bu figürinlerin arkeolojik olarak değerlendirilmesi Astarte levhalarının anlaşılmasına önemli katkı yapabilecektir. Kuzey Suriye ve komşu bölgelerde Geç Demir Çağı'nın bir diğer tipik buluntu grubunu oluşturan Pers atlı figürinlerinin 61 adet örneği Mezraa-Teleilat'ta açığa çıkartılmıştır. Astarte levhaları ile aynı kontekstlere bulunan figürinlerin değerlendirilmesi, Geç Demir Çağı Güneydoğu Anadolu bölgesi kültürünün anlaşılmasında önemli ipuçları sağlayabilecektir. Anahtar Sözcükler 1. Demir Çağı 2. Höyükler 3. Heykelcikler 4. Persler 5. Pişmiş Toprak Eserler
İç Kuzeybatı Anadolu'da İlk Tunç Çağı'nda gaga ağızlı testi formunun gelişimi
"İç Kuzeybatı Anadolu'da İlk Tunç Çağı'nda Gaga Ağızlı Testi Formu'nun Gelişimi" başlıklı tez çalışmasının amacı, İlk Tunç Çağı'na Geçiş Dönemi'nden Orta Tunç Çağına Geçiş Dönemi zaman aralığında, İç Kuzeybatı Anadolu'da kazısı yapılmış olan yerleşme ve mezarlık kazılarında elde edilmiş olan gaga ağızlı testi formunun gelişimini ortaya koymaktır. Gaga ağızlı testi, Batı Anadolu'da çanak çömlekte Tunç Çağı'na geçişin saptanmasında ve kronolojilerin çakıştırılmasında kullanılan önemli formlardan bir tanesidir. Bu form Anadolu ile Ege coğrafyasında İlk Tunç Çağı'na Geçiş Dönemi'nde (İTÇ IA) ortaya çıkmış ve hızla yaygınlık göstermiştir. Batı Anadolu'da GKÇ'nin sonlarından itibaren çanak çömlek gelişiminde, İTÇ özelliklerinin oluşmaya başladığı önemli bir kırılma noktası yaşanır. Bunun devamında da yöresel özelliklerin hakim olduğu "kültür bölgeleri" ve her bölge içinde de "çanak çömlek grupları" ortaya çıkar. Gaga ağızlı testi de genel olarak bu çanak çömlek gruplarına göre form ve üslup özellikleri kazanmıştır. Bu çalışma sonucunda İç Kuzeybatı Anadolu'da İlk Tunç Çağına tarihlenen kazılardan elde edilen gaga ağızlı testi formuna ait sekiz ana form (A-H) ve bunlara ait çeşitli alt tipler belirlenmiştir. Bu sayede söz konusu olan bölgede iyi bilinen fakat hakkında henüz form özellikleri ve kronolojisi hakkında ayrıntılı bir çalışma bulunmayan gaga ağızlı testinin ortaya çıkışı ve İTÇ boyunca gerek form olarak ve gerekse mal özellikleri bakımından ortaya konulmuş; formun yerleşmeler ve çanak çömlek gruplarına göre gösterdiği farklılıklar ve benzerlikleri belirlenmeye çalışılmış ve komşu bölgelerden bilinen gaga ağızlı testi formları ile karşılaştırmalar yapılmıştır.
İlk Tunç Çağı'nda Batı Anadolu'da üç ayaklı mutfak kabının yayılımı ve gelişimi
Bu çalışmada, Batı Anadolu'da İlk Tunç Çağı'nda görülen Üç Ayaklı Mutfak Kaplarının gelişiminin belirlenmesi ve söz konusu kapların bölge prehistoryasındaki yerinin tanıtılması amaçlanmıştır. Batı Anadolu'da yapılmış olan kazı, yüzey ve sondaj çalışmalarından ele geçirilmiş malzeme içerisinde bulunan İlk Tunç Çağı'na tarihlendirilmiş üç ayaklı mutfak kapları ve ayak parçaları referans alınmıştır. Söz konusu malzeme mal ve biçim özelliklerine göre gruplara ayrılmış olup dönemsel gelişim ve yayılımına bakılmıştır. Ayrılmış olan gruplardan yola çıkarak Batı Anadolu İlk Tunç Çağı'nın pişirme kaplarına ve pişirmeye ait kültürel özelliklerine yorum getirilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda, Üç Ayaklı Mutfak Kapları ile beraber kullanılan ve pişirme ile ilgili olabilecek -kapak gibi- diğer form gruplarına da değinilmiş ve son olarak etnografik verilerden de yararlanarak İlk Tunç Çağı pişirme geleneği ile ilgili bir değerlendirme yapılmıştır. Batı Anadolu'da İlk Tunç Çağı'nın önemli form gruplarından bir tanesi olan Üç Ayaklı Mutfak Kapları pişirme geleneği ile ilgi önemli bilgiler vermesinin yanı sıra bölgede yer alan İlk Tunç Çağı yerleşmelerinin stratigrafilerinin çakıştırılmasında anahtar formlar arasında yer alır. Üç Ayaklı Mutfak Kapları İlk Tunç Çağı'nın başından itibaren Batı Anadolu'nun sahil kesiminde yaygınken İç Batı Anadolu'da ilk kez İlk Tunç Çağı II'nin son evresinde ortaya çıkar ve Erken İTÇ III'de tüm Batı Anadolu'da yaygın bir şekilde devam eder. Ocak kullanımına bağlı olarak Batı Anadolu'nun sahil kesiminde Geç İlk Tunç Çağı III ile birlikte pişirme kabı olarak kullanımı neredeyse bitmiştir ve yerini düz dipli küresel gövdeli çömleklere bırakmıştır. Ancak pişirmede farklı biçimlerde üç ayakların kullanımı devam etmiştir ve günümüzde bile örnekleri mevcuttur.
Kanlıtaş Höyük'te 2013 - 2014 yıllarında ele geçirilen Erken Kalkolitik Dönem seramiği
"Kanlıtaş Höyük'te 2013-2014 yıllarında ele geçirilen Erken Kalkolitik Dönem Seramiği" adlı tez kapsamında Kanlıtaş Höyük yerleşmesinin seramikleri detaylı incelenerek malzemenin tanıtılması bununla birlikte Kanlıtaş Höyük'ün Porsuk Kültürü içindeki yeri ve önemi hakkında elde edilen bilgilerin aktarılması amaçlanmıştır. Kanlıtaş Höyük'ün konumu dikkate alınırsa Porsuk Kültür Bölgesi'nde Kütahya ve Eskişehir'in kesiştiği noktada yer almaktadır. Doğu Marmara Bölgesi'ndeki Gelişkin Fikirtepe kültürünün etkileri bunun yanı sıra Hacılar I kültürü etkisi, Porsuk Kültürü'nü meydana getirmiştir. Genel anlamda bakıldığında Porsuk Kültür Bölgesi içerisinde kazısı yapılan Orman Fidanlığı ve Kanlıtaş Höyük yerleşmelerinin seramik geleneklerinin dışında ele geçen küçük buluntular da bu kültürün bölgesel özelliklere sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Morumsu-kırmızı ve kırmızı astarlı mallar, bunun yanı sıra koyu yüzlü seramik grupları ile dışa açılan derin kâseler, dışa açılan tabaklar, basık boyunlu çömlekler, dışa dönük ağız kenarlı çömlekler, küresel gövdeli çömlekler ve omurgalı çömlekler Porsuk Kültür Bölgesi olarak tanımlanan bölgenin Erken Kalkolitik Dönem seramik geleneğini yansıtmaktadır. Çoğunlukla kâselerde devetüyü (veya krem) üzerine morumsu-kırmızı veya kırmızı boya bezemeli motifler görülmektedir. Diğer taraftan çömlekler ve derin kâseler gri, siyah ve kahverengi tonlarında yüzeye sahiptir. Bu kaplar üzerine görülen sok-ve-çek (stab-and-drag) tekniğinde yapılan sokma bezeme örnekleri ile yiv, kazıma ve baskı bezemeli örneklere bu bölge içerisindeki yerleşmelerde rastlanılmaktadır. Genel olarak baktığımızda, Kanlıtaş Höyük ve Orman Fidanlığı yerleşmelerinde tespit edilen kap formları ve bezeme örnekleri bu yerleşmelerin benzer nitelikte seramik geleneğine sahip olduklarını göstermektedir. Diğer taraftan, Asmainler ve Aslanapa yerleşmelerinde bulunan, bazı mal grupları ve kap formları Kanlıtaş Höyük ve Orman Fidanlığı örnekleri ile ortak payda da görülmektedir. Sonuç olarak, Porsuk Kültür Bölgesi içerisinde yer alan Kanlıtaş Höyük yerleşimi Anadolu ve Balkanların birbiri ile olan kültür alışverişi için önemli bir geçiş noktası niteliğindedir.
Anadolu'da başlangıcından M.Ö 1.binyıla kadar gamalı haç (Swastika) motifinin ortaya çıkışı ve gelişimi
Çıkış noktası tarih öncesi topluluklara dayanan motif şekil olarak, kollarında gamaların ( Γ ) yer aldığı artı (+) işaretinin meydana getirdiği sembol olarak tarif edilmektedir. Çeşitli bilim adamları tarafından değişik anlamlar yüklenen söz konusu motifin anlamı da her zaman merak konusu olmuştur. Bu çalışmayla, Gamalı Haç (Swastika) motifinin Önasya'da ortaya çıkışı, Anadolu'da motifin görüldüğü yerleşmeler ve malzemenin değerlendirilmesi bu tezin konusunu oluşturmaktadır. Ayrıca, söz konusu motifin taşıdığı anlamlara çeşitli bilim adamlarının görüşleriyle harmanlanarak sunulmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda, Anadolu merkezli olarak çalışmada, Gamalı Haç (Swastika) motifli buluntu 37 yerleşme tespit edilmiştir. Kazı ve mezarlık alanları olmak üzere toplamda 96 adet Gamalı Haç (Swastika) motifli buluntu tez kapsamında değerlendirilmiş ve varılan sonuçlar aktarılmaya çalışılmıştır. Gamalı Haç (Swastika) motifi Anadolu ile Mezopotamya'da neredeyse aynı kronolojik sırada ele geçirilmiştir. Söz konusu motif her iki bölgede de MÖ 7. binyılın ortalarından itibaren görülmeye başlanmıştır. Kuzey ve Orta Mezopotamya'da en erken veriler Samarra kültüründen gelmekle birlikte, Anadolu'da Çatalhöyük ve Bademağacı Höyüğü motifin ilk olarak ortaya çıktığı yerleşmelerdendir. Motif tezin kapsadığı dönem aralığı baz alındığında, MÖ I. binyıla kadar kesintisiz bir şekilde Anadolu'da varlığını sürdürmüştür. En yoğun ele geçirildiği dönem ise, İTÇ II dönemi olarak saptanmıştır. Arkeolojik verilerle değerlendirildiğinde çeşitli bilim adamları tarafından değişik anlamlar yüklenen söz konusu motifin günümüzde de kullanım alanı ve anlamının toplumdan topluma farklılık gösterdiği bilinmektedir. Ancak genel olarak tarihöncesi toplumların kültürünün içinde sosyal ve dini alanlarının bir parçası olarak kullanıldığı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Gamalı Haç, Anadolu, Neolitik, Tunç Çağı
Demir çağda kutsal fahişe figürü: Kökeni, ikonografisi ve yayılımı
Çağdaş zihinlerimize göre, ''kutsal'' ve ''fahişe'' sözcükleri birbiriyle çelişkili kavramlardır. ''Kutsal'' sözcüğü, ilahi bir ruha kendini adamayı akla getirirken, ''fahişe'' ise, insan bedeninin kirletilmesini düşündürmektedir. Tarihsel süreç içerisinde Tanrıça: Sümer'de İnanna, Akad'larda İştar, Fenikeli'lerde Astarte, Yunanistan'da Aphrodite, Roma'da Venüs adını taşıyarak yüzyıllar boyu çeşitli toplumların efsanelerinde yaşamıştır. Sümerlilerin yaratmış olduğu tanrıça kendinden sonraki birçok toplumun panteonunda kendine yer bulmuş ve varlığını devam ettirmiştir. Toplumlar kadınlarda görmek istedikleri bütün nitelikleri, tanrıçanın şahsında toplamışlar, onu yüceltmiş, ona tapmış ve hakkında yığınlarla şiir, hikâye yazarak ölümsüzleştirmişlerdir. O, güzelliğin, çekiciliğin, şefkatin, hırsın, kavganın, önderliğin, kurnazlığın ve en önemlisi bereketin ve çoğalmanın sembolü olmuştur. Aşkı ve seksiyle, insanlara, doğaya yenilenme, çoğalma gücü vermiş, adına yapılan tapınaklarda, onun yerine seks görevi yapmak için toplumların en saygın kadınları yarışmıştır. Demir Çağ'da; Anadolu-Kıbrıs arasında, bütün Levant ve Batı Akdeniz boyunca yayılmış olan "Astarte-Aphrodite Kültü"nün seramikler üzerindeki yansıması olarak karşılaştığımız "Kutsal Fahişe Figürü" bu tezin konusunu oluşturmaktadır. Demir Çağ ve öncesinde "Kutsal Fahişe Figürü"nün kökenini oluşturan tanrıçalara ait kültler tanıtılmış ve bu kültlere ait yazılı ve arkeolojik kanıtlar ayrıntılı olarak incelenmiştir. İncelenen kültürlerdeki arkeolojik malzemelerin ikonografileri ele alınarak geçiş bölgeleri tespit edilmiştir. "Lotus" ve "Kutsal Fahişe Figürü" ilişkisi arkeolojik buluntularla ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Demir Çağ, Kutsal Fahişe Figürü, İnanna, İştar, Astarte, Aphrodite.
Anadolu'da İlk Tunç Çağı 3 Adak Çukurları
Bu tez çalışması 1996 yılından bu yana Prof. Dr. Turan Efe başkanlığında Küllüoba'da gerçekleştirilen kazılarda ortaya çıkarılan çukurları Anadolu'da çağdaşı olan diğer yerleşmelerdeki çukurlarla karşılaştırarak incelemeyi amaçlamaktadır. Söz konusu çukurlar içerisindeki buluntulara ve bulundukları kontekste dayanılarak değerlendirilmiş ve daha sonraki Hitit dönemi yazılı kaynaklarındaki verilerle karşılaştırılmıştır. Bu çalışma bugüne kadar pek çok geç İlk Tunç Çağı yerleşmesinde saptanmış ve detaylı olarak değerlendirilmemiş olan çukurlara ve bunların içerisine planlı bir şekilde bırakılmış olan buluntulara ışık tutmayı amaçlamaktadır. Bu nedenle bu çalışma genel ritüel uygulamaları çerçevesi içerisinde "adak çukuru" olarak tanımlanmasına neden olan söz konusu bu özellikleri detaylı bir şekilde incelemektedir. Aynı zamanda bu çalışma söz konusu çukurları Batı ve Orta Anadolu'da İTÇ III döneminde gerçekleşen yeni gelişmeler içerisinde ele almaktadır. Söz konusu dönem ilk şehirci topluluklar ve Kuzey Suriye'den Ege'ye kadar uzanan bölgelerarası ticaret ağlarının güçlenmesi gibi gelişmelerle karakterize olur. Bu gelişmelere metalurji ve çanak çömlek üretimindeki yeni teknolojilerin yayılımı ve son ürünlerin dolaşımı eşlik eder. Adak Çukurlarının kullanımı bu gelişmelerle ilişkili gibi görünmekte olup, uzak bölgelerarası etkileşimin sadece ürünlerin ticaretine dayanmadığını aynı zamanda Anadolu'daki toplulukların sosyo-kültürel ve ritüel dinamikleri üzerinde de kalıcı etkileri olduğuna işaret etmektedir.
Porsuk vadisi ve çevresi kalkolitik dönem yerleşimleri yontmataş endüstrisi ve hammadde kaynakları
Prehistorik toplulukların yaşam şekilleri ve teknolojilerinin anlaşılmasında çok önemli bir yere sahip olan yontmataş buluntular tarihöncesi topluluklarının anlaşılmasında önemli bir aktördür. Tezin ana konusunu oluşturan yontmataş endüstrisi ve hammadde kaynakları ile o dönem içinde yaşayan ve farklı yerleşimlere sahip insan topluluklarının günlük yaşamları, yemek alışkanlıkları ve çevrelerinde bulunan hammadde kaynaklarından ne derecede yararlandıkları anlaşılmaya çalışılmıştır. Yüksek lisans tez çalışma konusu olan "Porsuk Vadisi ve Çevresi Kalkolitik Dönem Yontmataş Endüstrisi ve Hammadde Kaynakları", özellikle Porsuk Vadisi olarak adlandırılan ve içerisinden Porsuk Çayı'nın geçtiği bu vadide yer alan Kanlıtaş Höyük, Orman Fidanlığı, Keskaya ve Aslanapa Kalkolitik Dönem yerleşimlerini kapsamaktadır. Arkeolojik yazında "Porsuk Kültürü" olarak geçen ve Porsuk Çayı'nın oluşturduğu vadi içerisinde bulunan bu yerleşimlerin oluşturduğu tarihöncesi İç Batı Anadolu'daki bu kültür ilk kez İstanbul Üniversitesi'nden Prof. Dr. Turan Efe tarafından adlandırılmıştır. Bu kültür içerisinde yer alan yerleşimlerin yontmataş geleneklerinin anlaşılması amacı ile yerleşimlerin Yontmataş buluntuların yeniden değerlendirilmesi; Kanlıtaş Höyük Kazı ve Araştırma Projesi kapsamında yerleşimler arasında ne tür ilişkilerin olduğunun anlaşılması gibi çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Bunun yanında ele alınan yerleşmelerde hammadde kullanım yoğunluğu; hangi hammaddeden ne tür aletleri yaptıkları belirlenmeye çalışılmıştır. Bu hammaddeler temelinde, kullanılan alet tiplerinin benzerlik ve farklılıkları da anlaşılmaya ve gösterilmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda yerleşimler çevresinde tespit edilen hammadde kaynakları ile yine yerleşimlerden alınan üretim artığı örnekleri üzerinde analiz çalışmaları yapılarak hammadde kaynaklarının söz konusu yerleşimler tarafından ne derecede kullanıldığı saptanmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde bölgenin coğrafyası ve jeomorfolojisi hakkında bilgiler verilmektedir. Bunun yanında özellikle Kalkolitik Dönem'in genel özellikleri ve yontmataş teknolojisi ve tipolojisi ele alınmıştır.İkinci bölümde yukarıda değinilen amaçlar doğrultusunda Kanlıtaş Höyük, Orman Fidanlığı, Keskaya ve Aslanapa gibi Porsuk Kültürü'nü oluşturan yerleşimlerin yontmataş buluntularının tasnifi ve değerlendirmesi yapılmış; yerleşimler tarafımızdan ilgili müze elemanları ile tekrardan ziyaret edilmiştir. İkinci bölümde yerleşimler çevresinde yapılan yüzey araştırmasında tespit edilen hammadde kaynaklarından bahsedilmektedir. Çalışmanın üçüncü bölümünde Anadolu Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Ali Umut Türkcan tarafından kazısı devam etmekte olan Kanlıtaş Höyük ve yine kazısı daha önce İstanbul Üniversitesi Arkeoloji Bölümü'nden Turan Efe tarafından yapılmış ve tamamlanmış olan Orman Fidanlığı yerleşimleri yontmataş endüstrisi ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. Bunun yanında daha önce yüzey araştırmaları ile tespit edilen Keskaya, Aslanapa yerleşimlerin yontmataş buluntuları da değerlendirilmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümünde ise yüzey araştırması ile söz konusu yerleşimler çevresinde tespit edilen hammadde kaynaklarından alınan örnekler ile yine yerleşimlerden alınan üretim artıkları üzerinde Anadolu Üniversitesi Malzeme Mühendisliği Bölümü'nde yapılan XRF analizi çalışmaları yer almaktadır. Yapılan bu analiz çalışmaları ile elde edilen detaylı analiz verileri üzerinden hammadde kaynağı-yerleşim ilişkileri tarafımızdan en doğru şekilde verilmeye çalışılmış ve karşılaştırmalarla net sonuçlar sunulmaya çalışılmıştır. Beşinci bölümde genel değerlendirme şeklinde Porsuk Vadisi içerisinde bulunan yerleşimlerin yontmataş alet endüstrileri, hammadde kaynakları ve bu aletlerin diğer bölgeler ile ilişkileri, benzerlikleri ve farklılıkları ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Verilere bağlı olarak yapılan bilimsel öneriler doğrultusunda, bu yerleşmelerin özellikle başta Kanlıtaş Höyük olmak üzere birçok hammadde kaynağının var olduğunu ve çevredeki hammadde kaynaklarının yoğun olarak tüketildiğini ortaya koymuştur. Bunların ötesinde, analiz verileri öngörülerimiz doğrultusunda, belirtilen yerleşmeler arasında bir hammadde kullanımını veya alışverişini gösteren veriler ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Erken Kalkolitik, Yontmataş, Hammadde, XRF, Porsuk Kültürü, Anadolu-Balkan
Keçiçayırı ilk Tunç Çağı çanak çömleği
"Keçiçayırı İlk Tunç Çağı Çanak Çömleği" başlıklı bu tez, Keçiçayırı'nda 2006-2009 yılları arasında yapılan kurtarma kazılarında ele geçen İTÇ II ve İTÇ III dönemi çanak çömleğini kapsamaktadır. İTÇ III Dönemi'ne ait elimizde çok az malzeme vardır; dolayısıyla, çalışmanın esasını İTÇ II çanak çömleği oluşturmaktadır. Önce İTÇ II çanak çömleğinin içerdiği mal grupları, formlar ve bezeme türleri tanıtılmış ve istatistiksel değerlendirmesi yapılmıştır. Daha sonra, yakın çevredeki Demircihüyük, Küllüoba, Karaoğlan Mevkii ve Kaklık Mevkii yerleşmeleri ile karşılaştırmalar yapılarak bu çanak çömleğin Batı Anadolu İTÇ kronolojisindeki yeri ve bölgedeki çanak çömlek bölgeleriyle olan ilişkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Tek evreli Keçiçayırı İTÇ II yerleşmesi aşağı yukarı Küllüoba IVC-IVB ve Demircihüyük N-P katlarına ve dolayısıyla geç İTÇ II'ye tarihlendirilmiştir. İTÇ III çanak çömleği ise "Öncü Geçiş Dönemi" olarak tanımlanan Küllüoba II E-D katları ile eşleştirilmiştir.
Hitit Krallığı'nın iç kuzeybatı Anadolu yayılımı
Assur'lu tüccarların, Orta Anadolu'da kurmuş oldukları ticari merkezler olan karumların ardından, Anadolu ticaretinden çekilmeleriyle birlikte adlarından söz ettirmeye başlayan Hititler, bölgeye gelişlerinin ardından burada merkezli bir krallık olmuşlardır. Krallığın kuruluşu itibariye Batı Anadolu, İmparatorluk itibariyle ise Mısır'la yoğun ilişki içinde olduğunu bildiğimiz Hititler, Suriye'de de yayılım göstermişlerdir. Orta Anadolu merkezli olan krallık, Batı Anadolu ile dost ya da düşman olduğu ülkeler sebebiyle sık sık iletişim halinde kalmıştır. Batı Anadolu'ya ulaşmak için kullandıkları rotalardan en muhtemel olanı İç Kuzeybatı Anadolu üzerinden takip ettikleri yoldur. Bu bağlamda İç Kuzeybatı Anadolu coğrafyasına baktığımızda ise, kilit bir noktada olması sebebiyle hemen hemen her dönemde iskan gördüğünü söylemek mümkündür. Bu bölgeden Hitit yazılı kaynaklarında da bahsedildiği görülmektedir. Ancak Hitit yazılı verileri doğrultusunda yer adları ile coğrafi yerleşim alanlarının eşleştirilebilmesi her yerleşim için mümkün olmamaktadır. Bu bağlamda da varlığını sorgulayabilmek için yazılı verilerin yetersiz olduğu durumlarda arkeolojik verilerden destek alınmakta ve asıl kanıtları arkeolojik veriler sunmaktadır. İç Kuzeybatı Anadolu bölgesi için yapılan yüzey araştırmaları ve kazılar kapsamında, MÖ. 2.binyıl'a ait arkeolojik veriler elde edilebilmiş olmakla beraber en fazla veri alabildiğimiz yerleşim henüz çalışmaları tamamlanmamış olan Şarhöyük'tür.
Neolitik Dönem'de Pisidya / Göller bölgesi mimari ve çanak çömlek geleneği
Arkeoloji terminolojisinde Neolitik terimi ilk kez 1865 yılında, J. Lubbock tarafından kullanılmıştır. Başlangıçta sadece Avrupa tarih öncesi kültürleri için kullanılan Neolitik kavramı, daha sonra aynı teknolojik aşamaların görüldüğü diğer bölgeler için de kullanılmaya başlamıştır. Söz konusu bu dönem uzun yıllar bir devrim olarak görülmüştür. Bunun nedeni ise insan emeğiyle ortaya çıkan ürün, toprağı işleme, mülkiyet anlayışı, nüfustaki çoğalma, meslek dallarının belirlenmesi, köyler arasında ticaretin başlaması, sosyal sınıfın ortaya çıkışı ve birçok sosyo-ekonomik gelişmelerin besin üretimiyle birlikte ortaya çıktığı (Esin 2004) düşüncesidir. Bu çalışmada, Antalya'nın kuzeyinde yer alan Pisidya / Göller Bölgesi'nin Neolitik Dönem'e ait mimari ve çanak çömlek gelişimi incelenecektir. Çalışma alanı kuzey – güney doğrultusunda, Burdur Gölü çukurundan, Antalya kıyı düzlüğünü Anadolu Yaylası'ndan ayıran Toros Dağları'nın güney yamaçlarına kadar olan, Burdur – Antalya karayolunun geçtiği, yaklaşık 60 km uzunluğundaki dar şerit içindeki alandır. Söz konusu bölgede yer alan Hacılar, Bademağacı, Kuruçay ve Höyücek yerleşmelerinde yapılmış olan kazılardan elde edilen bilgiler esas alınarak, bölgenin Neolitik Dönem'inin mimari ve çanak çömlek gelişimi toparlanacaktır. Ayrıca yakın bölgelerle benzer ve farklı özellikleri karşılaştırılarak arasındaki ilişki değerlendirilmeye çalışılacaktır. Bölgeler arasında iletişimin yönünü ve varlığını saptamak amacıyla çalışmanın hem mimari hem de çanak çömlek özelliklerini kapsaması önemlidir.
Gre Abdurrahman Höyüğü Yeni Asur seramikleri
Geçmişe yönelik birikimiyle kültürel açıdan birçok ilklere tanıklık eden Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde son zamanlarda başlatılan yoğun arkeolojik çalışmalarla, küresel uygarlığın her aşamasında gelişimine tanıklık eden verileriyle dikkatleri üzerine çekmektedir. Bilimsel etkinliklere konu olmuş alanlarda elde edilen veriler, bölgenin tarihsel ve kültürel önemini belgeler niteliktedir. Özellikle Dicle ile hayat bulan konumuyla Diyarbakır ve Batman yöresi, gün ışığına çıkarılan toprak derinliğindeki kültürel varlıklarıyla genelde Mezopotamya, özelde Anadolu kültür tarihinde önemli bir yere sahiptir. Arkeolojik kazılarla ortaya çıkarılan ve tarihinin her evresine tanıklık eden değerleri ile bu coğrafyanın ve Anadolu'nun kültürel dokusunun algılanmasına katkıları tartışılmazdır. Ilısu baraj projesi çerçevesinde gerçekleştirilen arkeolojik kazı ve çalışmalardan biri olan Gre Abdurrahman, yazıtlar ışığında bölgede varlığı algılanan Asur'un diğer yerleşimlerle birlikte, somut arkeolojik kanıtlarla kavranması açısından önemli veriler sunmuştur. Yukarı Dicle Vadisi'nde, Dicle Nehri'nin kıyılarına kurulmuş çok sayıdaki yerleşim biriminden birisi olan Gre Abdurrahman, bölgede yakın çevresindeki bilinen yerleşmelerle bulguları ve kalıntılarıyla ortak özellikler içermektedir. Su taşkınlarından dolayı büyük oranda tahribat görse de bulguların karakteri, Gre Abdurrahman'ın Asur İmparatorluk Dönemi'nde kurulmuş ya da önem kazanmaya başlamış tarımsal koloni yerleşimi olduğunu ortaya koymuştur. Gre Abdurrahman Höyüğü, Yukarı Dicle Vadisi olarak tanımlanan bölgenin, diğer bir tanımlamayla Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin Demir Çağındaki sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik yapısının algılanmasına kendi açısından önemli katkılar sağlayacaktır. 2009-2010-2011 yılları arasında Prof. Dr. Vecihi ÖZKAYA Bilimsel danışmanlığında kazısı yapılan ve önemli sonuçlar elde edilen höyüğün arşivlenmiş bütün verileri değerlendirme kapsamına alınacak; fiziki kayıtlar ile dijital belgelemeler yoluyla elde edilen ham veriler; nicelik ve nitelik açısından özelliklerine göre tasnif, tanım ve değerlendirmeye tabi tutulacaktır. Elde edilecek veriler, bölgede ve Anadolu genelinde bilinenlerle karşılaştırılarak kapsamlı bütünlüğe kavuşturulacaktır. Bu yöntemle birçok açıdan bilinmezliğini koruyan Asur ve Yeni Asur uygarlıklarına yeni yaklaşımlar getirilecektir.
Levant bölgesi (Epipaleolitik ve Neolitik dönem) insan figürinleri ve bu figürinlerin inanç sistemindeki rolleri
İnsanın var olduğu tarihsel süreç içerisinde çevresi ve kendi varlığıyla olan ilişkisini irdelemek ve bunu ifade etmek onun en büyük ve önemli uğraşlarından biri olmuştur. Bu arayış çabası içerisinde bulduğu anlam ve kavrayışı somutlaştırmak ise onun için kutsal bir göreve dönüşmüştür. Bu kutsal görev insanın kendisi ve doğayla ilgili yaptığı iki boyutlu veya üç boyutlu eserleri ortaya çıkarmıştır. Bu tez çalışmasında Levant Bölge'sinde, Natufian Kültürü'nden başlayarak Yarmoukian Kültürü'nün sonlarına kadar taş, kil ve kemikten yapılmış insana dair bazı figürin ve eserler üzerinde çalışılmıştır. Levant Bölgesi'nde Neolitik Dönem figürinleri ile ilgili olarak Türkçe kaynak neredeyse yok denecek kadar azdır. Bu konuda sadece 2018 yılında "Levant Bölgesi Neolitik Çağ Taş Figürinleri" adlı yüksek lisans çalışması gerçekleştirilmiştir. Ancak bu çalışmada figürinlerin sosyolojik ve inançsal yönüne çok az değinildiği görülmüştür. Bu nedenle figürinlerin inanç ve ritüelleri açıklama konusundaki yeri ve öneminin eksik olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca sadece taş figürinlerin çalışılıp diğer figürinlerin (kemik ve kilden yapılmış) kapsam dışı bırakılması bilimsel bir sonuç elde edilmesini zorlaştırmıştır. Levant Bölgesi'nin inanç ve ritüellerini anlamak için en yakın coğrafyalardan biri olan Anadolu'yla olan ilişkisinin de araştırılması önemlidir. Çalışmamızın amacı, insan figürinleri ve eserlerinden yola çıkarak bunların birey ve topluluklar için anlam ve işlevini açıklamaya çalışmaktır. Ayrıca zaman içerisinde insanların ve bu eserlerin yaşadığı dönüşümleri irdelemek ve bu eserleri benzer Anadolu örnekleriyle karşılaştırarak Anadolu ve Levant Bölgeleri arasında inanç ve ritüeller açısından etkileşim ve yansımaları ortaya çıkarmak çalışmanın esas amaçlarındandır. Bu amaç kapsamında, tez çalışmamızda Levant Bölgesi'ndeki "Natufian Kültürü" ve "Yarmoukian Kültürü"; bu kültürler ile birlikte ortaya çıkan önemli yerleşimler, yine bu kültürlere ait figürin ve eserlerle ilgili bilgiler verilmiştir. Ayrıca katalog bölümünde hem bu eserler hem de bu eserlerin Anadolu coğrafyasındaki benzer örnekleri sıralanmıştır. Levant Bölgesi'nde taş, kil ve kemikten yapılmış birçok eser tespit edilmiştir. Bu eserlerin incelenmesinde kazı raporları, eserler üzerine yapılmış bilimsel çalışmalar ve etnografik araştırmalar temel alınmıştır. Genel olarak bakıldığında ana tanrıça kültüyle ilişkili oldukları görülen figürinlerin, içinde bulundukları zaman ve mekânla etkileşime girerek önemli değişim ve dönüşümlere uğradıkları ve ayrıca Anadolu'da onlarla benzer birçok eserin olduğu tespit edilmiştir.
Batı ve Orta Anadolu'da ilk Tunç Çağı'nda siyah ağız kenarlı (Black-topped) kaseler
Bu tez çalışmasında ilk kez Geç Kalkolitik'te ortaya çıkan Siyah ağız kenarlı kaselerin İlk Tunç Çağı'nda Batı ve Orta Anadolu bölgelerinde yayılımını ve gelişimini ortaya koymak hedeflenmiştir. Özellikle Batı Anadolu için önemli bir mal grubu olan Siyah ağız kenarlı kaseler Orta Anadolu'da da Alişar İlk Tunç Çağı I örnekleri haricinde bölgede bu mal grubu genellikle İlk Tunç Çağı II-III'te görülmektedir. Özel bir fırınlama tekniği kullanılarak üretildiğini düşündüğümüz Siyah ağız kenarlı kaseler için kendine has pişirme teknikleri geliştirilmiş olmalıdır. İlk Tunç Çağı'nın önemli mal ve form gruplarını oluşturan Siyah ağız kenarlı kaseler bu dönemde ele geçirildiği bölge yerleşmelerinin stratigrafi oturtma ve çakıştırma çalışmalarında önemli bir konumda yer almaktadır. Siyah ağız kenarlı kaseler özellikle Maraş-Elbistan ovası başta olmak üzere Doğu Anadolu bölgesinde İlk Tunç Çağı I-II de ele geçirilirken Orta Anadolu bölgesinde yoğun olmamakla beraber görülen mal gruplarından bir tanesidir. Bu mal grubunun en yoğun olarak görüldüğü bölge ise İç Kuzeybatı Anadolu'dur. Söz konusu bölgede, Siyah ağız kenarlı kaselerin gelişimi kapsamlı bir şekilde Demircihöyük çanak çömlek grubuna ismini veren Demircihöyük yerleşmesinde izlenebilmektedir.
Bilecik Hamsu Vadisi kültür mirası yönetimi
Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış Anadolu, kültürel miras konusunda da muazzam bir çeşitlilik ve süreklilik göstermektedir. Zengin bir kültürel mirası bünyesinde barındıran Anadolu'nun sahip olduğu bu evrensel maddi ve manevi değerlerinin, günümüz toplumları için de zengin bir miras olduğu hususunu unutmamak gerekir. Bu tez konusunda ortaya konan kültürel miras yönetimiyle arkeolojik sit alanının nasıl daha verimli kullanılacağı, eğitim, bilim ve turizm açısından korunmasının yanı sıra gelecek kuşaklara aktarılarak hem arkeopark, hem de kent belleği açısından değerlendirilerek sürdürülebilirliğinin nasıl sağlanacağı konusu irdelenmiştir. Bu tez çalışmasında, Hamsu Vadisi'nin bugünkü durumu ve teze konu olan bilgilerin araştırılması ile vadi içerisinde yer alan arkeolojik alanın göz önünde bulundurularak bu alanın kanunlar çerçevesinde nasıl değerlendirileceği konusu işlenmiştir. Ayrıca, Hamsu Vadisi için öneri olarak sunulan projenin arkeolojik, kültürel, inançsal ve turistik gibi mekânizmaların bir arada kullanılması sonucunda kente katacağı değer üzerinde de durulmuştur. Gerek bilimsel kazılar sonucu ortaya çıkartılan veya kısmen ayakta olan kalıntıların korunarak topluma sunulmasına yönelik düzenlemelerin yapılması, gerekse evrensel olan ve dünya kültür mirası olarak nitelendirdiğimiz kültür varlıklarının gelecek kuşaklara aktarılmasının devamlılığının sağlanabilmesi önem arz eden konulardandır. Özellikle tahribat geçirmiş ve korunması gerekli olan alanların korunması, uygun koruma yöntemlerinin seçilmesi ve uygulanması ile birlikte, alanın ziyaretçi ihtiyaçlarına ve bilgilendirmelerine yönelik düzenlenmesi de gerekmektedir.
Kanlıtaş Höyük Erken Kalkolitik Dönem öğütücü ve ezici aletler
Kanlıtaş Höyük, Yukarı Porsuk Vadisi içerisinde konumlanan ve Erken Kalkolitik Dönem'e tarihlenen bir kaya üstü yerleşim yeridir. Tez çalışmasının konusunu oluşturan ''Kanlıtaş Höyük Erken Kalkolitik Dönem Öğütücü ve Ezici Aletler'', prehistorik toplulukların yaşam şekillerini anlamak, beslenme alışkanlıkları ve çevrelerinde yer alan ham madde kaynaklarını hangi oranda kullanabildiklerini çözümlemek, iç ve dış mekân kullanımı ayrımında gündelik işlerin etkisinin olup olmadığını anlamak, boya kullanımın boyutu ve nasıl bir diyete sahip olduklarını anlamak konusunda yardımcı olacağı düşünülmüştür. Bu tez çalışması kapsamında Kanlıtaş Höyük kazısı ile açığa çıkartılan ve Eskişehir Eti Arkeoloji Müzesi'nde korunan öğütücü ve ezici aletler içerisinde değerlendirilen alt ve üst öğütme taşları, havan elleri, ezgi taşları, Vurgu taşları ve havanın incelemeleri yapılmıştır. Kazı sezonları boyunca yapılan arkeobotanik çalışmaları ve tez kapsamında değerlendirilen buluntu grubundan elde edilen analizler bir arada değerlendirilerek boya üretimi ve dönem insanlarının diyetinde hangi ürünlerin yer aldığı konusunda fikirler bütünleyici bir biçimde ele alınmaya çalışılmıştır. Ayrıca tez kapsamında değerlendirilen buluntu grubunun ham madde kaynaklarına ulaşılabilirliği değerlendirilmiştir. Çalışma içerisinde değerlendirilen ve kazılar tarafından normalde çok da önemsenmeyen bir grup olan öğütücü ve ezici aletlerin daha iyi tanıtılması amacıyla fotoğrafları çekilmiş ve kataloğu oluşturulmuştur.
Küllüoba Yerleşmesi İlk Tunç Çağı I mezarlığının ve yapılarının arkeobotanik değerlendirmesi
Bu çalışma, Batı Anadolu'nun İlk Tunç Çağı tabakalarını en iyi şekilde veren yerleşmelerden biri olan Küllüoba Höyüğü'nün, İlk Tunç Çağı I Dönemi'ne tarihlenen yerleşim dışı mezarlığından ve karşılaştırma yapılabilmesi için yerleşim içinden (AG-22/Aİ-14 Plankareleri) alınan arkeobotanik örneklerin incelenmesini içermektedir. Tez çalışması ekonomik olarak kullanılan bitki yelpazesini ortaya çıkarmak, mezarlıktaki verilerin arkeobotanik bakımdan dönemsel bağlamda değerlendirilebilecek ritüel faaliyetlerini ortaya çıkarmak ve mezarlık ile yerleşme içerisindeki bitki kullanım benzerliliğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Ekonomik bitkilerde ağırlık tahıllardadır (Poaceae). Altı-sıralı arpa (Hordeum vulgare), kabuklu buğday çerçevesinde değerlendirilen siyez buğdayı (Triticum monococcum) ve gernik buğdayı (Triticum dicoccon), kabuksuz buğday olarak ekmeklik/makarnalık buğday (T. aestivum/durum) tahıl ailesi içerisindeki bitki kalıntılarını temsil etmektedir. Baklagil ailesinde ise mercimek (Lens culinaris), bezelye (Pisum sativum) ve karaburçak (Vicia ervilia) en yoğun ele geçen baklagil türleridir.
Seramik ve küçük buluntular ışığında Orta Tunç Çağı'nda Batı Anadolu ve Orta Anadolu ilişkileri
Bu tez çalışması kapsamında Batı Anadolu ve Orta Anadolu Bölgeleri arasında Erken Tunç Çağı'nın sonlarından itibaren varlığı bilinen ticari ve kültürel ilişkilerin Orta Tunç Çağı'na gelindiğinde ulaştığı son noktayı belirlemek amaçlanmıştır. İki bölge arasında Orta Tunç Çağı'nda gerek ticari gerek ise kültürel ilişkilerin varlığı maddi ve manevi kültürel kanıtlarla ortaya konulmaya çalışılmıştır. Elde edilen veriler ışığında iki bölge arasında Erken Tunç Çağı'nda ki sistemli anlamda ticaretin devam ettiği ileri ki yıllarda yapılacak kazılarla bu ilişkinin daha net kanıtlarla sunulabileceği düşünülmektedir.
Arkeolojik ve filolojik veriler ışığında Asur ticaret kolonileri çağı'nda Kültepe'de tekstil üretimi
Bu çalışma Kayseri Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü tarafından adıma izin doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Müzede korunan ve 1948-2010 yılları arasında yapılan Kültepe kazıları esnasında ele geçirilen 93 adet ağırşak ve 130 adet tezgah ağırlığı incelenmiştir. Kültepe ağırşaklarında 4 ana ve 6 alt grup tespit edilmiştir. Ağırşakların 66 adedi pişmiş topraktan, 23 adedinin taştan ve 4 adedinin ise kemikten üretilmiştir. Pişmiş toprak ağırşakların hamur renkleri; siyah, gri, devetüyü, bej tonlarında değişmektedir. Ağırşakların yüzeyinde yer alan motiflerin genellikle çizilerek veya yivler ile ve ayrıca kazıma, çentik ve nokta baskı bezeme ile yapıldığı belirlenmiştir. Birkaç örnekte motiflerin beyaz boya ile boyandığı görülmüştür. Söz konusu motiflerin çoğunlukla ağırşakların iğ deliği çevresine uygulandığı saptanmıştır. Tezgah ağırlıkları 6 ana ve 6 alt grup tespit edilmiştir. Söz konusu eserlerin 126 adedi pişmiş topraktan, 4 adedi ise taştan üretilmiştir. Pişmiş toprak tezgah ağırlıklarının hamur renkleri gri, siyah, devetüyü ve kiremit tonlarında değişmektedir. Tezgah ağırlıklarının bir kısmının yüzeyinde kare ve yuvarlak biçimli damga mühür baskısı varlığı saptanmıştır. Bu çalışma ile Kültepe'de Asur Ticaret Kolonileri Çağı tekstil üretimine yönelik aletler tespit edilerek, kullanım alanı ve teknikleri belirlenerek, tipolojik olarak sınıflandırmak amaçlanmıştır..
İç Kuzeybatı Anadolu Bölgesi Demir Çağ seramik gelenekleri
İç Kuzeybatı Anadolu, Demir Çağlar boyunca yerleşim görmüştür ve bölge, verdiği bilgiler açısından tüm Anadolu'yu etkilemektedir. Anadolu'nun önemli bir bölümü olan İç Kuzeybatı Anadolu, çağlar boyunca birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış ve birçok göçü, savaşı, kıtlığı ve gücü içinde barındırmıştır. Demir Çağ ile birlikte Frigler adını verdiğimiz bir topluluğun izleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu halk göç yolu ile Anadolu'ya giriş yapmış ve daha sonraki dönemlerde büyük bir güç halini almıştır. Çalışmanın ana konusunun sınırlarını oluşturan bu coğrafyada Friglerin yanı sıra birçok kültür de kendini göstermiştir. Göçler ve kronoloji bu çalışmanın ana ve kritik başlıkları olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun nedeni ise kronoloji bilgisi ve siyasi tarih bilgisi olmadan malzeme üzerinde yorum yapmaya çalışmanın zorluğudur. Dönem içindeki etkileşimin en iyi göstergesi ise seramik malzemedir. Burada çanakçömlek üzerine ayrımlar tek tek gözetilerek farklı gruplandırmalar yapılmış ve olabildiğince sadeleştirilerek kazısı yapılmış yerleşmeler etrafında açıklanmaya çalışılmıştır. Bu çalışma ile birlikte İç Kuzeybatı Anadolu Bölgesi'nin Demir Çağ seramik repertuvarının olabildiğince çözümlenmesi ve Demir Çağların farklı evrelerine ait seramiğe ait hamur, form ve bezeme repertuvarının anlaşılması amaçlanmıştır.
İlk Tunç Çağı Batı Anadolu sur kapıları
İnsanoğlu içgüdüsel olarak sürekli korunma ve koruma ihtiyacı hissetmiştir. Bu ihtiyaç zaman içerisinde yerleşik hayat ile beraber mimariye yansımıştır. Batı Anadolu'da İlk Tunç Çağı içerisinde sistematik olarak gelişen uzun mesafeler arası ticaret ve toplum içerisindeki sınıflaşma beraberinde çatışmaları da getirmiş ve savunmadaki ihtiyaç artmıştır. Gerek yaşadığı ortamı koruma gerek bölgesel korunmalar ve her türlü dış tehditlere karşı korunmak yaşanılan ortamı çevreleyecek duvarlar inşa etmeyi gerektirmiştir. Savunma sistemlerinin ortaya çıkışı ile beraber bunun ayrılmaz bir parçası olan kapılar da bu sistem içerisinde yerini almıştır. Yerleşmenin coğrafi konumu, bölgesel coğrafyası, komşuları, gelişmişlik seviyeleri ve hangi yollar üzerinde yer aldıkları gibi birçok kıstas savunmada değişime ve gelişmeye sebep olmuştur. Savunma ile beraber gelişen kapı, sistemin en önemli mimari öğesi haline gelmiştir. Sosyal yaşantının yerleşme içerisindeki mimari yansımalarına göre kapılar yukarı ve aşağı yerleşme gibi farklı yaşam alanlarında da konumlandırılmıştır. Sistemin en önemli parçası olmasına karşın savunmadaki en zayıf halka olan kapılar gelişme ve değişme göstererek dönemsel olarak farklılıklar sergilemişlerdir. Yerleşmeye giriş ve çıkışta trafiği sağlayan kapılar, ihtiyaç duyulması halinde karmaşık hale getirilmiştir. Rampa, kule, bekçi odası gibi mimari elemanlar ile savunmaya ve aynı zamanda kapıyı kontrol edebilmeye önem verilmiştir. Savunma sistemi içerisinde ayrılmaz bir bütün olarak yer alan kapılar yerleşmenin ihtiyacına göre tasarlanmış, konumlandırılmış ve çeşitlendirilmiştir.
Batı Anadolu İlk Tunç Çağı disk yüzlü figürinleri
Hiç şüphesiz tarih öncesi dönem arkeolojisinde en önemli veriler çanak çömleklerden elde edilmektedir. Gerek tarihlendirme, gerekse kültürel bilginin elde edildiği çanak çömlek dışında ise küçük buluntular olarak tanımlanan ve özellikle Tarihöncesi dönem Arkeolojisi'nde dini inanışlar, günlük yaşam ve kültürel-ticari ilişkiler hakkında bilgi veren buluntular da diğer önemli veri grubunu oluşturmaktadır. Bu grup içerisinde değerlendirilen figürin ve idoller ise çoğunlukla dini inanışlar ile ilişkilendirilmektedir. "Disk yüzlü figürin" ya da "ablak yüzlü figürin" olarak bilinen ve bu çalışmanın konusunu oluşturan disk yüzlü figürin tipi İç Batı Anadolu'ya özgü olup sadece Batı Anadolu'nun iç kesiminde Frigya Kültür Bölgesi ve Büyük Menderes Yukarı Porsuk Kültür Bölgesi içerisinde kalan yerleşimlerden ele geçmiştir. İlk Tunç Çağı'nın başında ortaya çıkan ve İlk Tunç Çağı I- II dönemlerinde yoğun olarak rastlanan söz konusu figürinler İTÇ III döneminde ise hiç ele geçmemiştir. Batı Anadolu'da Neolitik ve Kalkolitik dönemlerden beri sınırları daha çok çanak çömlek özelliklerine bağlı olarak saptanan kültür gruplarının varlığı bilinmektedir. Çanak çömlek üretiminde olduğu gibi figürin ve idollerde de kültür bölgeleri arasındaki farklılıklar ve bölgesel sınırlar gözlemlenebilmektedir. Disk yüzlü figürinler üzerinde, gerek simgesel gerekse dekoratif öğeler yer almaktadır. Bu öğeler, ustaların sanatsal yeteneklerini ve dönem toplumunun geleneklerini yansıtması açısından oldukça önemlidir. Bu çalışmada, gelenekler sonucu ortaya çıkan disk yüzlü figürinlerin, teknik anlamda incelemesi ve gruplandırması ile özgün veriler elde edilmeye çalışılmıştır. Batı Anadolu sınırları içerisinde kalan 17 yerleşim yerine ait veriler, bölgesel sınırlar ve kronolojik düzen içerisinde irdelenerek gelişimi ele alınmaya çalışılmıştır. Yukarıda değinilen özellikler doğrultusunda, Demircihöyük, Seyitömer, Kusura, Kaklık Mevkii ve Küllüoba Kazısı 'ndan elde edilen figürinlerin kronolojik düzen içerisinde kültür bölgelerine göre ayrımı yapılmış ve ortaya çıkarılan bu sonuç ile Şarhöyük, Yukarı Söğütönü I, Bolvadin/ Üçhöyük, Bavurdu, Banaz, Manahoz, Akhisar, Çıkrık ve Nudra gibi yüzey buluntusu ya da karışık tabakadan ele geçirilen eserlerin tarihlendirilmesine çalışılmıştır.
Anadolu'da tarihöncesi dönemlerde ok uçları ve deneysel arkeoloji yöntemiyle ok ve yay yapımı
İnsanlık tarihinin en eski beslenme kaynağından olan avcılık, insanların protein ihtiyacını karşılayabilmeleri için aktif olarak yapılmıştır. Zaman içerisinde insanımsılardan insan türüne evrimde, insanın beyin hacminin büyümesi ve ön alın lobunun gelişmesiyle farklı teknik ve teknolojilerin geliştirilerek fırlatma uçlarının çeşitli aletlerle kullanıldığı görülmektedir. Uzaktan fırlatılabilen ilk aletler olduğu düşünülen mızrak ve atlatl gibi silahlar sayesinde ava yaklaşmadan, av ile avcı arasındaki mesafe korunarak avcılıktaki verim arttırılmış bu av aletlerin başarısı da ok ve yay kullanılmasının öncülünü oluşturmuştur. Tarihöncesi dönemlerde uçların hangi fırlatma aracıyla fırlatıldığına dair net veriler sunmak oldukça zordur. Duvar resimlerinde görülen av sahneleri ve arkeolojik çalışmalar ile bulunan ok ve yay kalıntıları aletin kullanımını göstermesi açısından oldukça önemlidir. Tez kapsamında araştırılan bölge ve dönem dâhilinde; saplı ok uçları, keski ağızlı ok uçları, üçgen tipte ok uçları, içbükey tipte ok uçları ve oval tipte ok uçları olmak üzere beş tipte ok ucu belirlenmiştir. Yapılan çalışmada, tarihöncesi alet yapım yöntemleri kullanılarak ok ve yay yapım denemeleri ile ok uçlarının atışları gerçekleştirilmiştir. Yapılan deneysel arkeoloji çalışmaları sonucunda ok ucu olarak tanımlanan aletlerin, ok ucu olarak kullanılıp kullanılmama durumunun belirlenmesi amaçlanmıştır.