Gazi University
Discipline

Endodontics

Gazi University

355

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Trakya Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi'nde tekrarlayan kök kanal tedavisi uygulanmış dişlerin sağ kalımlarının değerlendirilmesi

Trakya Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Hastanesi Endodonti Anabilim Dalında tekrarlayan kök kanal tedavisi uygulanmış dişlerin preoperatif radyografik görüntülerinin ve en az 5 yıl sonraki postoperatif radyolojik ve klinik bulguların incelenerek sağ kalım ve başarı oranlarının değerlendirilmesidir. Bu çalışmaya 2015-2017 yılları arasında tekrarlayan kök kanal tedavi uygulanan 496 hasta dahil edilmiştir. Hastaların işlem öncesi radyolojik ve demografik verileri ve kliğinimize tekrar başvuran hastaların işlem sonrası radyolojik ve klinik verileri kaydedilmiştir. Ağızda var olan dişler yani sağ kalım oranı %73.5 bulunmuştur. Klinik ve radyografik muayene sonucu sağlıklı olan dişler yani başarı oranı %79 bulunmuştur. Nihai restorasyonun uygulanamaması dişlerin en fazla çekime gitme sebebi olmuştur (p<0,001) ve her grupta dişler en çok kırık sebebi ile çekilmiştir. Üst restorasyon uyumu arttıkça başarı oranı belirgin şekilde artmıştır (p<0,001). Tekrarlayan kök kanal tedavisi sonuçlarına göre diş uzun yıllar ağız içinde fonksiyon görmeye devam edebileceği ortaya çıkmıştır. Ancak sağ kalım oranını değerlendiren ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.

Ceren Turan Gökduman
Trakya University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kök kanal tedavisi sonrası ağrı ve kaygı seviyesinin işlem öncesi ağrı ve kaygı seviyesi ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Bu araştırmanın birincil amacı; kök kanal tedavisi öncesindeki ağrı, anksiyete ve beklenen rahatlama miktarının tedavi sonrası ağrı, anksiyete ve rahatlama miktarına etkisini incelemektir. İkincil amacı ise; sosyodemografik veriler ve dental tedavi geçmişleri ile işlem sonrası ağrı, anksiyete ve rahatlama miktarı arasındaki ilişkinin incelenmesidir Bu araştırmaya ağrı ile kliniğe başvuran geri dönüşümsüz pulpa iltihabı ve akut apikal periodontitis tanısı konulan 90 hasta dahil edildi. Hastalara tedavi öncesi dental anksiyete seviyelerinin belirlenmesi için anksiyete ölçekleri (MDAS, STAI-S, STAI-T, NRS), ağrı seviyelerinin belirlenmesi için Numeratik Rating Skala (NRS), beklenen rahatlama miktarının tespiti için NRS ve sosyodemografik/dental geçmişleri ile ilgili olan formları doldurtuldu. Ardından hastalara kök kanal tedavisi uygulandı. Tedavi sonunda tüm hastalara anksiyete, ağrı ölçekleri (MDAS, STAI – S, STAI-T, NRS) tekrar uygulanarak rahatlama miktarları tespit edildi. 1,3 ve 7. Günlerde hastalar aranarak NRS soruları hastalara tekrar soruldu. Bulgularımız işlem sonrası ağrının işlem öncesi ve sonrası anksiyete ile pozitif yönde anlamlı ilişkisi olduğunu (p=0,012; p<0,001); işlem sonrası anksiyetenin işlem öncesi anksiyete ile pozitif yönlü (p<0,001), işlem öncesi ve sonrası rahatlama miktarı ile negatif yönlü anlamlı ilişkisi olduğunu (p=0,003; p<0,001) ; işlem sonrası rahatlama miktarının işlem öncesi ve sonrası ağrı anksiyete ile negatif yönlü (p=0,004; p<0,001), beklenen rahatlama miktarı ile pozitif yönlü anlamlı ilişkisi olduğunu gösterdi (p=0,007). Bulgularımız sonucunda beklenen rahatlama miktarının işlem sonrası ağrı ve anksiyete için bir belirteç olabileceği ortaya çıkmıştır. Ancak daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.

Mine Topaloğlu
Trakya University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kök kanalındaki kırık alet tespitinde derin öğrenme algoritmalarının karşılaştırılması

Trakya Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Endodonti Anabilim Dalı'nda çekilen periapikal röntgenler üzerinde farklı derin öğrenme algoritmalarının kırık alet tespit performanslarının karşılaştırılması çalışmamızın temel amacıdır. Ocak 2022-Aralık 2023 tarihleri arasında herhangi bir sebepten çekilen periapikal röntgenler tarandı ve dışlama kriterleri uygulandığında kalan 360 kırık alet barındıran röntgen çalışmaya dahil edildi. Karşılaştırmanın anlamlı olabilmesi için kırık alet barındırmayan ve dahil edilme kriterlerini karşılayan kök kanal tedavili 340 dişin röntgeni de çalışma kapsamına alındı. Röntgenler CVAT isimli programda kırık alet mavi, kök kanal tedavisi kırmızı olacak şekilde etiketlendi ve eğitim seti, doğrulama seti ve test setleri oluşturuldu. Test setlerinden elde edilen sonuçlar ile her model için karmaşık matrisleri oluşturuldu. Doğruluk, f1 skoru, Matthew korelasyon katsayısı ve ROC – AUC değerleri karmaşık matrisleri üzerinden hesaplandı ve modellerin performansları karşılaştırıldı. DenseNet, ResNet ve WideResNet modelleri en yüksek başarıları gösterirken MaxVit modeli karşılaştırılan sekiz model arasında en başarısız model olmuştur. Kırık alet tespiti için derin öğrenme modellerinin kullanıldığı bu çalışma umut verici sonuçlar ortaya koymuştur ancak çalışma modelindeki eksikliklerin giderilmesi ile daha başarılı performansların elde edilmesi mümkündür.

Ekin Deniz Çatmabacak
Trakya University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı derin öğrenme metotlarında periapikal lezyon tespiti ve pai skorunun değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada, periapikal radyografilerde Periapikal İndeks (PAI) skorlarına dayalı olarak periapikal lezyonların otomatik tespitinde farklı derin öğrenme (DÖ) mimarilerinin (DenseNet-161, EfficientNet-B0, ResNet-50, MaxViT-T) performansları karşılaştırıldı. Gereç ve Yöntem: Çalışmada Trakya Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi arşivinden elde edilen 3.541 periapikal radyografi kullanıldı ve 6.000 diş kökü uzman endodontistler tarafından PAI skorlarına göre etiketlendi. Veri seti, PAI 1–2 (sağlıklı) ve PAI 3–4–5 (hastalıklı) olarak iki ana gruba ayrıldı. Transfer öğrenme yaklaşımı ile eğitilen dört farklı DÖ modeli, doğruluk, hassasiyet, özgüllük, F1 skoru ve AUC gibi metriklerle değerlendirildi. Modeller arasındaki farklar ki-kare testi, Bonferroni düzeltmesi ve bootstrap analizi ile istatistiksel olarak incelendi. Bulgular: PAI 1–2 vs. 3–4–5 sınıflamasında DenseNet-161 modeli en yüksek doğruluk (%88) ve AUC (0.88) değerine ulaşırken, EfficientNet-B0 %84 doğruluk ile ikinci sırada yer aldı. ResNet-50 orta düzey başarı (%72 doğruluk) sergilerken, MaxViT-T düşük hassasiyet (%29) gösterdi. PAI 1 vs. PAI 2 ayrımında DenseNet-161, %67 doğruluk ile en dengeli model oldu. Sonuç: DenseNet-161 ve EfficientNet-B0, periapikal lezyon tespitinde klinik açıdan en güvenilir modeller olarak öne çıkmaktadır. Çalışma, yapay zekâ tabanlı endodontik karar destek sistemlerinin, klinik tanısal süreçlere entegre edilmesi için önemli bir adım oluşturmaktadır.

Ahmet Kerem Eren
Trakya University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Trakya Üniveritesi, diş hekimliği fakültesi öğrencilerinin diş hekimliğinde yapay zeka kullanımına karşı tutum ve farkındalıklarının araştırılması

Bu çalışma öğrencilerin diş hekimliğinde yapay zekanın kullanımı hakkında bilgi seviyelerini ve klinik kullanımdaki yaklaşımlarını ölçerek yapay zekanın eğitime ve klinik uygulamalara dahil edilmesi sürecine katkı sağlayacak bilgi elde etmeyi amaçlamaktadır. Bu tez çalışmasıyla Trakya üniversitesi diş hekimliği 2, 3, 4 ve 5. Sınıf öğrencilerinin yapay zekanın diş hekimliği pratiğindeki kullanımı hakkında bilgi ve farkındalık düzeyleri ölçülmüştür. Çalışmaya dahil edilen öğrenci sayısı 460'tır. Anket çalışması katılımcıların yapay zeka hakkındaki genel bilgi seviyelerinin, yapay zekanın diş hekimliği pratiğinde gelecekteki kullanımı hakkında yaklaşımlarının ve diş hekimliği eğitiminde yapay zekanın kullanımı hakkında olan görüşlerinin ölçüldüğü 3 bölümden oluşmaktadır. Anket çalışması tek seçenekli 20 sorudan oluşmaktadır. Katılımcıların %61,5'i yapay zekânın diş hekimliğinde kullanımına dair temel bilgiye sahip olduğunu belirtmiş, %77,4'ü ise gelecekteki meslek hayatlarında yapay zekâyı kullanmak istediklerini ifade etmiştir; yapay zekânın klinik kullanımını güvenilir bulan bireylerde bu isteklilik anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur (p<0,001). Öğrencilerin %77,8'i yapay zekânın eğitimde öğrenme hızını artıracağını düşünmekte olup, bu inanç ile yapay zekânın eğitimde kullanılmasının gerekliliğine yönelik tutumları arasında da istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,001). Katılımcıların yapay zekanın diş hekimliği alnında kullanımı hakkında bilgi seviyeleri ileri seviyede olmamasına rağmen yapay zekayı gelecekteki klinik pratiklerinde ve diş hekimliği eğitimde kullanmaya istekli oldukları görülmüştür. Daha geniş ve daha çeşitli örneklem grubunu değerlendiren çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: yapay zeka, diş hekimliği eğitimi, farkındalık

Elif Ülkü
Trakya University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı döner alet sistemlerinin şekillendirme etkinliklerinin s şekilli rezin bloklarda karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı, üç farklı yeni eğe sisteminin S şekilli rezin bloklarda şekillendirme etkinliğinin karşılaştırılmasıdır. Yöntem: S şekilli 39 adet rezin blok şekillendirmede kullanılacak 3 farklı eğe sistemine göre gruplara ayrıldı. Her grupta 13 adet rezin blok ProTaper Ultimate (F2) , R Motion (25) ve XP Endo Rise Shaper eğe sistemleri ile şekillendirildi. Sağ-sol ve ön-arka yönde kanal transportasyonu, merkezde kalma yeteneği, prosedürel hatalar şekillendirme öncesi ve sonrası alınan fotoğrafların çakıştırılması ile dört faklı yönden kaldırılan madde miktarı ölçülerek hesaplandı. Şekillendirme süresi de ölçüldü. Verilerin analizinde Friedman S İki Yönlü Varyans, grup ortalamaları arasındaki farkların belirlenmesinde Bonferroni (Dunn) testi kullanıldı (P<0,05). Bulgular: Gruplar arasında sağ-sol yön için sadece koronal eğim bölgesinde kanal transportasyonu açısından anlamlı fark bulundu (p<0,001). Tüm eğe sistemlerinde transportasyon yönü koronal eğimin iç yüzeyinedir. En az transportasyon R Motion eğe grubunda izlendi (p<0,001). Merkezde kalma yeteneği açısından koronal düzlük bölgesinde gruplar arasında fark izlendi (p<0,05) ve XP Endo Rise Shaper eğe grubunun merkezde kalma yeteneği en düşük olduğu bulundu. Gruplar arasında ön-arka yön için sadece koronal düzlük ve koronal eğim bölgelerinde kanal transportasyonu açısından anlamlı fark bulundu (p<0,05). En fazla transportasyon ProTaper Ultimate eğe grubundadır. Merkezde kalma yeteneği açısından koronal düzlük ve koronal eğim bölgelerinde gruplar arasında fark izlendi (p<0,05) ve XP Endo Rise Shaper eğe grubunun merkezde kalma yeteneği en düşük olduğu bulundu. Protaper Ultimate grubunda 1, R Motion Grubunda 2 örnekte apikal trasportasyon; XP Endo Rise Shaper grubunda 2 örnekte tehlikeli bölge izlendi. En hızlı şekillendiren eğe XP Endo Rise Shaper'dı (p<0,05). Sonuç: S şekilli rezin bloklarda kanal transportasyonu koronal eğim ve koronal düzlükte daha sıklıkla görülmektedir ve bu açıdan R Motion (25) eğesi XP ENdo Rice ve ProTaper Ultimate eğelerinden daha başarılıdır. Merkezde kalma yeteneği açısından XP EnDo Rice eğesi karşılaştırılan diğer eğe sistemlerinden daha başarısızdır. Anahtar Kelimeler: S şekilli kanal, Rezin Blok, XP-Endo Rise Shaper, ProTaper Ultimate, R-Motion

Merve Çimen
Süleyman Demirel University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Post endodontik restorasyonlarda kullanılan post-kor sistemlerinin kırılma dayanımı açısından değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışma ile fazla madde kaybına uğramış endodontik tedavili dişlerin restorasyonunda kullanılan farklı post-kor sistemlerini kırılma dayanımları açısından karşılaştırmak amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmada çekilmiş, tek köklü, tek kanallı 45 adet kronu uzaklaştırılmış insan alt premolar dişi kullanıldı. Dişlere kök kanal tedavisi uygulandıktan sonra kök kanallarına post yuvası açıldı. Dişler 3 gruba ayrılarak Grup 1'e cam fiber post-kompozit kor, Grup 2'ye kompozit post-kor, Grup 3'e ise lityum disilikat post-kor hazırlandı. Daha sonra dişlere universal test cihazında kuvvet uygulanarak kırılma dayanımı değerleri tespit edildi ve dişlerde oluşan kırık tipleri incelendi. Verilerin istatistiksel analizinde Bonferroni ve Shapiro-Wilk testleri kullanıldı. Bulgular: Elde edilen sonuçların istatistiksel değerlendirmesi sonucunda grupların kırılma dayanımı değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edildi (p<0,05). Fiber post-kompozit kor grubundaki dişlerin kırılma dayanımı diğer iki gruptan anlamlı olarak düşük çıkarken, kompozit post-kor ve lityum disilikat post-kor grupları arasında kırılma dayanımını açısından fark bulunmadı. Fiber post- kompozit kor grubunda restore edilebilir kırık tipi, kompozit post-kor ve lityum disilikat post-kor gruplarında ise restore edilemez kırık tipleri daha fazla görüldü. Sonuç: Bu çalışmanın sınırları dahilinde, fiber post-kompozit kor grubunun kırılma dayanımı kompozit post-kor ve lityum disilikat post-kor gruplarına daha düşük bulundu. Ayrıca fiber post- kompozit kor grubundaki kırık tiplerinin daha restore edilebilir olduğu gözlendi. Anahtar Kelimeler: Fiber post, Kırılma dayanımı, Post-kor

Deniz Savaş Çankaya
Süleyman Demirel University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Stajyer hekimler tarafından yapılan primer endodontik tedavili dişlerin 5 yıllık sağkalımının ve başarısının retrospektif incelenmesi

Amaç: Bu retrospektif çalışmanın amacı, stajyer diş hekimleri tarafından gerçekleştirilen primer endodontik tedavilerin 5 yıllık sağkalım ve başarı oranlarını değerlendirmek ve bu oranlar üzerinde etkili olabilecek faktörleri belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, Temmuz 2018- Temmuza 2019 tarihleri arasında Süleyman Demirel Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Endodonti Anabilim Dalı kliniğinde, stajyer diş hekimleri tarafından primer kök kanal tedavisi uygulanmış daimi dişler dahil edilmiştir. Hasta kayıtları, klinik notlar ve dijital radyografik görüntüler retrospektif olarak incelenmiştir. Dişlerin tedavi sonrası varlığı "sağkalım", periapikal doku sağlığı ise "başarı" açısından değerlendirilmiştir. Tedavinin başarısı; kök kanal dolumunun uzunluğu ve yoğunluğu, koronal restorasyonun tipi ve bütünlüğü, proksimal kontakt varlığı gibi parametreler üzerinden analiz edilmiştir. Veriler istatistiksel olarak analiz edilerek sağkalım ve başarı oranları regresyon analizi ve ki-kare testi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: İncelenen 117 adet dişin 5 yıllık sağkalım oranı %67,5 olarak bulunmuştur. Sağkalım üzerinde etkili faktörlerde; restorasyon kalitesi, perforasyon varlığı, kök kanal dolumunun uzunluğu ve tedavi öncesi periapikal lezyon varlığı yer almıştır (p<0.05). Başarı oranı ise %47,9 olup, başarı üzerinde en belirgin etkisi olan faktörler arasında restorasyon kalitesi, kök kanal dolumunun uzunluğu, homojenite, koniklik ve tedavi öncesi periapikal lezyon varlığı yer almıştır (p<0.05). Sonuç: Stajyer diş hekimleri tarafından yapılan primer endodontik tedaviler, uygun klinik ve radyografik kriterler sağlandığında uzun dönemli sağkalım ve başarı açısından kabul edilebilir düzeydedir. Ancak, tedavi başarısının artırılmasında uygun kök kanal doldurma kalitesi ve restorasyonun bütünlüğü gibi faktörlerin kritik rol oynadığı görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Stajyer Diş Hekimi, Sağkalım, Başarı, Retrospektif Çalışma, Kök Kanal Tedavisi.

Mustafa Arıcan
Süleyman Demirel University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Uzmanlık öğrencileri tarafından yapılan primer endodontik tedavili dişlerin 5 yıllık sağ kalımının ve başarısının retrospektif incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, endodonti uzmanlık öğrencileri tarafından yapılan primer kök kanal tedavili dişlerin 5 yıllık sağ kalımının retrospektif olarak incelenmesidir. Çalışmayla, sağ kalımı ve başarıyı etkileyen faktörlerin etkisinin ortaya konulması ve dolaylı olarak endodontik tedavinin başarısının arttırılması hedeflenmiştir. Yöntemler: Bu çalışmaya; Süleyman Demirel Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Endodonti Anabilim Dalı'na 2018 Temmuz ve 2019 Temmuz tarihleri arasında uzmanlık öğrencilerinin kök kanal tedavisini tamamladığı hastalar dahil edildi. Çalışma kapsamında hastaların veri tabanında bulunan periapikal ve panoramik radyografileri ile kök kanal tedavili dişlerin sağ kalım başarıları değerlendirildi. Bulgular: Ağızda var olan dişler yani sağ kalım oranı % 69,9 bulundu. Yaş, dolgu yüzü sayısı, proksimal temas sayısı, restorasyon uyumu, homojenite ve başlangıç PAI değerinin endodontik tedavi sonrası dişin uzun süre ağızda kalma durumu ile ilişkili bulundu. Çalışmamız sonuçlarına göre genel başarı oranı %66,1,ağızda var olan dişlerin başarı oranı %94.6 bulundu. Yaş değişkeni açısından 65 yaş üstü bireylerin, 18-39 yaş grubuna kıyasla anlamlı düzeyde daha düşük sağ kalım oranına sahip olduğu görülmüştür (p<0.05). Yetersiz restorasyon uyumuna sahip dişlerin ağızda kalma olasılığı, yeterli olanlara kıyasla sağkalım istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşüktür (p<0.05).Başlangıç PAİ skoru, sağkalımı etkilemiştir. PAİ 2 başlangıç durumunda sağkalım istatistiksel olarak düşüktür (p<0.05). Sonuç: Bu çalışmasının sınırları dahilinde primer endodontik tedavili dişlerin sağ kalım ve başarısı ile ilişkili faktörler belirlendi. Cinsiyet, diş tipi, restorasyon tipi, post varlığı, çalışma boyu, homojenite, koniklik, dolgu yüzü ve proksimal temas sayısı sağ kalım üzerinde etkisizdir (p>0.05).Başarı ve tüm izlenen değişkenler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Primer kök kanal tedavili dişlerin sağkalım ve başarısını değerlendirebilmek için değişkenlerin daha dikkatli ele alındığı, örneklem sayısının daha fazla olduğu ve standardize edildiği ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Primer Kök Kanal Tedavisi, Sağ kalım, Başarı

Kök kanal tedavisi
Sinem Buse Özvatan
Süleyman Demirel University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı nikel-titanyum eğelerin düz ve eğri kök kanallarındaki mekanik performanslarının ve dentindeki stres dağılımlarının değerlendirilmesi: Sonlu elemanlar analizi (FEA)

Endodontik tedavilerde kullanılan nikel-titanyum (NiTi) döner sistemlerin, klinik başarıyı doğrudan etkileyen mekanik performansları, kök kanal morfolojisine ve uygulama koşullarına bağlı olarak farklılık göstermektedir. Bu çalışmanın amacı; ProTaper Gold (PTG), Vortex Blue (VB) ve TruNatomy (TRN) sistemlerinin, düz (0°) ve eğimli (60°) kanallarda, apikal kilitlenme uzunluğuna (3 mm ve 5 mm) ve faz dönüşüm durumlarına (martensit/austenite) bağlı olarak sergiledikleri stres dağılımları sonlu elemanlar analizi (FEA) aracılığıyla değerlendirmektir. Bu çalışmada üç farklı NiTi döner sistem (PTG, VB, TRN) FEA yöntemiyle incelendi. Her sistem, kök kanallarının düz (0°) ve eğimli (60°) konfigürasyonlarında simüle edildi. Analizler, apikalde 3 mm ve 5 mm kilitlenme senaryolarında, martensit ve austenite faz koşullarında gerçekleştirilmiş ve her sistem için 8 ayrı model olmak üzere toplam 24 ana model oluşturulmuştur. PTG için PTG3mmMar0°, PTG5mmMar0°, PTG3mmMar60°, PTG5mmMar60°, PTG3mmAus0°, PTG5mmAus0°, PTG3mmAus60° ve PTG5mmAus60°; VB için VB3mmMar0°, VB5mmMar0°, VB3mmMar60°, VB5mmMar60°, VB3mmAus0°, VB5mmAus0°, VB3mmAus60° ve VB5mmAus60°; TRN için ise TRN3mmMar0°, TRN5mmMar0°, TRN3mmMar60°, TRN5mmMar60°, TRN3mmAus0°, TRN5mmAus0°, TRN3mmAus60° ve TRN5mmAus60° konfigürasyonları değerlendirilmiştir. Ayrıca her kanal yapısında, enstrümanın kök dentini içerisinde 3 mm ve 5 mm uzunlukta kilitlendiği iki farklı senaryo oluşturuldu. Bulgulara göre, PTG eğelerinde en yüksek von Mises stres hem austenite hem de martensit fazda 5 mm kilitlenme uzunluğunda, düz kanalda gözlenmiştir. VB eğelerinde en yüksek stres, austenite fazında 5 mm kilitlenme uzunluğunda ve düz kanalda gözlenmiştir. TRN eğelerinde ise en yüksek stres, 5 mm kilitlenme uzunluğunda, martensit fazında ve eğri kanalda saptanmıştır. Dentin üzerindeki maksimum ve minimum asal stresler incelendiğinde; martensit fazda en fazla maksimum asal stres değeri TRN eğelerinde 3 mm apikal kilitlenme senaryosunda ve eğri kanal modelinde saptanmıştır. Austenite fazda ise maksimum asal stresin en fazla görüldüğü model TRN eğelerinde, eğri kanalda 3 mm apikal kilitlenme senaryosudur. Austenite fazda TRN eğesinin kullanıldığı düz kanal ve 3 mm apikal kilitlenme senaryosu ise minimum asal stresin en fazla görüldüğü modeldir. Sonuç olarak, eğe tasarımı, faz dönüşüm özellikleri ve kanal morfolojisinin, klinik kullanımda enstrümanın kırılma riski ve dentinde çatlaklarının oluşumu üzerinde doğrudan belirleyici faktörler olduğu anlaşılmıştır. Bu bulgular, NiTi döner sistemlerin seçiminde yalnızca materyal fazına değil, aynı zamanda apikal kilitlenme boyu ve kanal eğimine de dikkat edilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Anahtar Kelimeler: austenite faz; martensit faz, nikel-titanyum eğe; sonlu elemanlar analizi

Serkan Uçmak
Selçuk University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı asit/şelasyon özellikli solüsyonların kök kanal dentin mikrosertliği ve mineralizasyonu üzerine etkisi: İn-vitro bir çalışma

Bu in-vitro çalışmanın amacı; %17 etilendiamin tetraasetikasit (EDTA) ve %10 sitrik asit (SA) gibi geleneksel asit/şelasyon özellikli solüsyonlar yanı sıra 1% fitik asit (FA), %5 borik asit (BA), %0.02 hipokloröz asit (HOCl), %2 perasetik asit (PAA), %25 tannik asit (TA) ve %9 etidronik asit (HEBP) solüsyonlarının kök kanal dentini mikrosertlik ve mineralizasyon değerleri üzerine etkilerini karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir. Mikrosertlik testi için 45 adet çekilmiş insan üst insizör diş, dekorone edilip BL yönde dikey olarak kesilerek toplamda 90 adet dentin örneği elde edildi. Örneklerin kesilen yüzeyleri açıkta kalacak şekilde akrilik bloklara gömüldü. Mikrosertlik ölçümleri için; Vickers test cihazı ucu örnekler üzerinde her seferinde pulpa-dentin birleşim noktasından 100 µ uzaklıkta konumlandırılarak 3 ayrı ölçüm yapılıp ortalamaları alındı. Mineralizasyon testi için ise 90 adet çekilmiş insan alt premolar dişi kullanıldı. NaOCl ile yapılan şekillendirme sonrasında herbir test solüsyonu kök kanallarında 5 dak boyunca (1 ml/dk) uygulandı. Daha sonra kanallardan elde edilen dentin tozlarıyla ICP-OES testi element analizleri yapıldı. Hem mikrosertlik hem de mineral testi verilerinin istatistiksel analizlerinde; verilerin dağılımı Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro-Wilk testleriyle değerlendirildi. Normal dağılım gösteren verilerde tek yönlü ANOVA ve Tukey HSD testi, normal dağılmayan verilerde ise Kruskal-Wallis testi ve Bonferroni düzeltmeli ikili karşılaştırmalar uygulandı (p<0.05). Vickers testinde elde edilen sonuçlara göre; kontrol grubuyla karşılaştırıldığında mikrosertlikte en fazla düşüş FA, PAA ve EDTA uygulanan gruplarda olup (p<0.05); üç grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı tespit edildi (p>0.05). BA, SA ve HOCl uygulanan gruplarda da kontrol grubuna göre mikrosertlikte azalma gözlemlendi (p<0.05) ve gruplar arasındaki fark da istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Mikrosertlikte en az azalma HEBP uygulanan grupta gözlenirken (p<0.05); TA, istatistiksel olarak anlamlı olmamakla birlikte mikrosertlikte artma gözlemlenen tek solüsyon olarak bulundu (p>0.05). ICP-OES testinde elde edilen sonuçlara göre; farklı solüsyon uygulanan gruplar arasında dentin Ca⁺², Ca/P, Mg⁺² ve S⁻² düzeyleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı (p>0.05) ancak diğer element düzeylerinde anlamlı farklar olduğu tespit edildi (p<0.05). B⁺³ düzeyini en fazla artıran grup BA olarak bulundu (p<0.05). Cu⁺² düzeyi EDTA, FA ve PAA gruplarında artarken, HOCl'de azaldığı gözlemlendi (p<0.05). Fe⁺² düzeyi EDTA ve FA'da artarken; HOCl'de azaldı (p<0.05). Tüm solüsyonlar K⁺ düzeyini azaltırken; en fazla azalma PAA, en az TA grubunda görüldü (p<0.05). Na⁺ artışı EDTA'da en yüksek iken, PAA'da en düşük olarak tespit edildi (p<0.05). EDTA solüsyonu, Zn⁺² düzeyinde en fazla azalmaya neden olurken, TA en fazla artmaya neden olan solüsyon olarak bulundu (p<0.05) P⁻³ düzeyinde yalnızca PAA grubunda anlamlı azalma görüldü (p<0.05). Mevcut çalışma şartları doğrultusunda mikrosertlik sonuçları dikkate alındığında; TA ve diğer solüsyonlara göre dentin yapısını daha az etkilediği görülen HEBP'nin; EDTA ve SA'ya alternatif irrigasyon solüsyonları olarak umut vadeden seçenekler oldukları söylenebilir. Mineralizasyon değerlendirme sonuçları dikkate alındığında ise; kullanılan tüm irrigasyon solüsyonlarının dentinin Ca⁺², Ca/P, Mg⁺² ve S gibi temel yapısal mineral seviyelerinde değişikliğe neden olmazken, diğer elementlerde farklı seviyelerde değişikliklere neden oldukları gözlenmiştir. Sonuç itibariyle; solüsyonların özellikle klinik kullanım optimal süre ve konsantrasyonlarının belirlenmesinde dentin mineral seviyeleri üzerindeki bu farklılıklarının gözönüne alınması; onların kısa/uzun dönem klinik başarıya katkı ve/veya sınırlılıklarının da daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: Kök kanal dentini, irrigasyon, şelasyon, mineralizasyon, mikrosertlik, ICP OES, Vickers

Berke Konmuş
Selçuk University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Diş hekimliği öğrencilerinin yeniden kanal tedavisi gereken dişlerde hazırladıkları giriş kavitelerinin değerlendirilmesinde floresan ışığın etkinliğinin araştırılması: Bir in vitro çalışma

Bu çalışma, farklı görsel destek yöntemlerinin (herhangi bir büyütme olmadan (kontrol grubu), operasyon mikroskobu ve REVEAL floresan destekli büyütme cihazı) cerrahi olmayan kök kanal tedavisi tekrarı sırasında restoratif materyalin uzaklaştırılma başarısı ve işlem süreleri üzerindeki etkilerini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışma, Selçuk Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Klinik Bilimleri Endodonti Anabilim Dalı'nda eğitim görmekte olan dönem 4, dönem 5 öğrencileri ve Endodonti uzmanlık programına kayıtlı uzmanlık öğrencileri ile gerçekleştirilmiştir. Her katılımcıya herhangi bir büyütme olmadan, operasyon mikroskobuyla ve REVEAL cihazı ile incelenmek üzere üç diş örneği verilmiş; restorasyonların uzaklaştırılması sonrası tüm örnekler TRIOS 5 ağız içi tarayıcı ile taranmıştır. Elde edilen Standart Üçgen Dili (STL) verileri, Geomagic Control X yazılımında ilk tarama ile üst üste konumlandırılarak 3B karşılaştırma yapılmış ve RMS (kök ortalama kare) değerleri hesaplanmıştır. RMS değerleri, kaldırılan diş dokusu ve geride kalan kompozit miktarının bir göstergesi olarak yorumlanmıştır. Bulgulara göre, REVEAL cihazı tüm katılımcı gruplarında en düşük RMS değerini göstermiş ve işlem süresi açısından en hızlı yöntem olarak kaydedilmiştir (p<0,05). Kontrol grubu işlem süresinde ikinci sırada yer alırken, operasyon mikroskobu grubu en uzun süreyi gerektirmiştir. RMS bakımından operasyon mikroskobu ile kontrol grubu arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Eğitim düzeyi grupları karşılaştırıldığında, yalnızca dönem 4 grubu ve uzmanlık grubu arasında işlem süresi bakımından anlamlı fark saptanmıştır (p<0,05). Sonuçlar, REVEAL cihazının diş ve kompozit ayrımını kolaylaştırarak minimal invaziv yaklaşımı desteklediğini, işlem sürelerini kısalttığını ve farklı deneyim düzeylerindeki kullanıcılar için ek eğitim gerektirmediğini ortaya koymuştur. Operasyon mikroskobu ise yüksek büyütme avantajına rağmen, adaptasyon gerektirmesi ve işlem süresini uzatması nedeniyle özellikle eğitim ortamlarında başlangıç aşamasında daha sınırlı bir fayda sağladığı görülmüştür. Kontrol grubu, hız açısından operasyon mikroskobuna göre avantajlı olsa da minimal yaklaşım açısından REVEAL kadar başarılı bulunmamıştır. Bu sonuçlar, diş hekimliği eğitiminde ve klinik uygulamalarda floresans destekli cihazların kullanımının, tedavi başarısını artırabilecek potansiyele sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Anahtar Sözcükler: Cerrahi olmayan kök kanal tedavisi tekrarı, floresans, REVEAL cihazı, RMS, operasyon mikroskobu, 3B karşılaştırma

Batuhan Kökci
Selçuk University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Türkiye'de endodontik cerrahi uygulamalarına yönelik yaklaşımların değerlendirilmesi: Bir anket çalışması

Bu çalışma, Türkiye'de diş hekimlerinin endodontik cerrahi—özellikle mikroendodontik cerrahi—uygulamalarına ilişkin bilgi, tutum ve pratiklerini; karar verme süreçlerinde rol oynayan eğitim, donanım ve kurumsal etmenlerle birlikte incelemeyi amaçlamaktadır. Kesitsel ve tanımlayıcı nitelikte planlanan araştırmada, çevrim içi ve basılı formlar aracılığıyla ulaşılan 433 klinisyenden demografik bilgiler, endodontik tedavi/cerrahi uygulama durumu, tercih edilen teknik ve materyaller, ekipman erişimi, eğitim deneyimi, vaka seçimi–yönlendirme ve algılanan engellere dair veriler toplanmıştır. İlgili sorular üzerinden elde edilen yanıtlar betimsel istatistiklerle özetlenmiş; uygun yerlerde ki-kare/Fisher testleriyle ilişkiler değerlendirilmiştir. Bulgular, endodontik cerrahiye katılımın kurum türü ve teknolojik donanıma erişime duyarlı olduğunu; operasyon mikroskobu, ultrasonik uçlar, CBCT ve piezocerrahiye erişimin mikrocerrahiye geçişi kolaylaştırdığını göstermektedir. Klinik karar verme sürecinde çoğu katılımcı, başarısız vakalarda öncelikle cerrahi olmayan yeniden tedaviyi değerlendirmekte; mikrocerrahi tercihi ise ağırlıklı olarak eğitim düzeyi ve ekipman yeterliliği ile artmaktadır. Modern biyoseramiklerin (ör. MTA/Biodentine) apikal sızdırmazlık ve öngörülebilirlik açısından avantaj sağladığı raporlanırken, uygulamadaki temel engeller; mikrocerrahiye yönelik yetersiz eğitim ve uygulama pratiği, donanım erişimindeki kısıtlılık, zaman/iş yükü baskısı ve kurumsal prosedürlerden kaynaklanan sınırlılıklar olarak öne çıkmıştır. Elde edilen veriler, mikroendodontik cerrahinin standardizasyonu ve yaygınlaşması için uzmanlık ve lisansüstü programlarda mikroskobik becerilere yönelik uygulamalı eğitimlerin güçlendirilmesini, sürekli mesleki gelişim etkinliklerinin artırılmasını ve ileri teknolojik ekipmana erişimin iyileştirilmesini önermektedir. Ayrıca, kurum içi işleyiş ve yönlendirme akışlarının netleştirilmesi ile uygun endikasyonlarda mikrocerrahiye yönelimin ve klinik sonuçların iyileştirilebileceği düşünülmektedir.

Melike Naz Kalender
Selçuk University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Rejeneratif endodontik tedavide kullanılan güncel kanal içi ilaçların ve hidrojellerin E.faecalis ve C.albicans'a karşı antimikrobiyal etkinliklerinin karşılaştırılması

Bu in vitro çalışmanın amacı; rejeneratif endodontik tedavi (RET) kapsamında kök ucu kapanmamış dişlerde, Enterococcus faecalis ve Candida albicans'ın birlikte oluşturduğu çift tür biyofilm modelinde çeşitli kanal içi ilaçların antimikrobiyal etkinliğini karşılaştırmaktır. Bu amaçla, kalsiyum hidroksit (Ca(OH)₂), %2 klorheksidin (CHX) jeli, ikili antibiyotik patı (DAP), kitosan hidrojel, kitosan-diklofenak hidrojel, CASA hidrojel ve kitosan-klorheksidin hidrojel medikamentleri değerlendirilmiştir. Enfekte kök kanallarından alınan örnekler üzerinde XTT testi uygulanarak, söz konusu medikamentlerin antimikrobiyal etkilerinin hem mikroorganizmaların üreme kapasitesi hem de metabolik aktivite düzeyinde bütüncül olarak incelenmesi ve her iki mikroorganizmanın eş zamanlı değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Bununla birlikte, antimikrobiyal etkinlik değerlendirilirken, örnek toplama aşamasında yaygın olarak kullanılan kağıt kon yöntemi ile dentin talaşı yöntemi arasındaki farklılığın araştırılması da çalışmanın amaçları arasında yer almaktadır. Bu çalışmada, 270 adet tek köklü insan dişi kullanılmıştır. Kök kanal hazırlığı tamamlanan dişler standartlaştırılmış E. faecalis ve C. albicans süspansiyonu ile üç hafta boyunca enfekte edilmiştir. Enfeksiyon periyodu sonunda, deney gruplarına belirlenen kanal içi medikamentler uygulanmış ve dişler inkübatörde 7 gün süreyle bekletilmiştir. Mikrobiyal örnekleme, her gruptan 15'er diş olmak üzere iki yöntemle gerçekleştirilmiştir. Kağıt kon yönteminde, steril #25 kâğıt konlar kök kanallarına yerleştirilip fosfat tamponlu salin (PBS) içeren tüplere aktarılmıştır. Dentin talaşı yönteminde ise, gates glidden frezleriyle toplanan dentin talaşları PBS içeren tüplerde biriktirilmiştir. Her iki yöntemde de örnekler vortekslendikten sonra alınan 100 µl'lik örnekler seri olarak seyreltilmiş ve E. faecalis için safra eskülin agar, C. albicans için sabouraud dekstroz agar besiyerlerine ekilmiştir. Ekimler 48 saat inkübe edilmiş, oluşan koloniler sayılarak log₁₀ değerine dönüştürülmüştür. Medikamentlerin antimikrobiyal etkinliğinin daha kapsamlı değerlendirilmesi amacıyla, kök kanallarından alınan örneklere XTT testi uygulanmış ve 450 nm'de absorbans ölçümleri gerçekleştirilmiştir. Çalışmada normallik sağlanamadığı için parametrik olmayan testler (Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis H, Dwass-Steel-Critchlow-Fligner) kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, medikamentler arasında antimikrobiyal etkinlik açısından anlamlı farklılıklar gözlenmiştir. CASA hidrojel ve kitosan-klorheksidin hidrojel, hem E. faecalis hem de C. albicans biyofilmini tamamen ortadan kaldırmıştır. Kitosan-diklofenak hidrojel E. faecalis üzerinde yüksek, C. albicans üzerinde ise daha düşük etki göstermiştir. Klorheksidin jeli biyofilm miktarını azaltırken, kalsiyum hidroksit sınırlı antimikrobiyal etki göstermiştir. İkili antibiyotik patı E. faecalis üzerinde belirgin, C. albicans üzerinde ise daha düşük etki göstermiştir. Kitosan hidrojel ise düşük antimikrobiyal etkinlik göstermiştir. Örnek toplama yöntemleri arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Anahtar kelimeler: rejeneratif endodonti, biyofilm, kanal içi ilaçlar, hidrojel, XTT

Beyza Çotur
Selçuk University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Fiber post sökümünde kullanılan farklı büyütme cihazları ve floresan ışığı kullanımının başarıya ve madde kaybına etkisinin incelenmesi

Bu çalışma, fiber post sökümünde farklı görsel rehberlik yaklaşımlarının (×2,5 büyüteç gözlük, dental operasyon mikroskobu ve ReVeal™ ile floresans destekli büyütme) doku koruyuculuk ve materyal uzaklaştırma performansı üzerindeki etkilerini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Tek köklü, tek kanallı insan dişlerinde, standart bir ultrasonik uygulama protokolü kullanılarak postlar sökülmüş; işlem öncesi ve sonrası elde edilen mikro bilgisayarlı tomografi (mikro-BT) verilerinden üç boyutlu analiz gerçekleştirilmiştir. Hacimsel dentin kaybı, kanalda arta kalan materyal miktarı ve kalan dentin kalınlığı (RDT; post ucundan itibaren 1–6 mm kesitlerde meziyal ve distalden ayrı ayrı ölçümler) hesaplanmıştır. İstatistiksel değerlendirmede iki yönlü tekrarlı ölçümlü ANOVA (Greenhouse–Geisser düzeltmeli) ve uygun durumlarda parametrik dışı testler (Kruskal–Wallis, DSCF post-hoc) kullanılmış; ölçümlerin güvenirliği sınıf-içi korelasyon katsayısı (ICC) ile doğrulanmıştır. Bulgulara göre post sökümü tüm gruplarda anlamlı dentin kaybına yol açmıştır (p<0,001). Büyütme kullanılan gruplar, kontrol grubuna kıyasla daha düşük madde kaybı eğilimi göstermiş; hacim kaybı bakımından büyüteç, mikroskop ve floresans destekli büyütme arasında bir fark saptanmamıştır (p>0,05). Arta kalan materyal açısından floresans destekli büyütme, büyütece göre daha düşük kalıntı ile ilişkilendirilmiştir (p<0,05). RDT tüm kesit düzeylerinde azalmış, azalma 2–4 mm kesit seviyesinde daha belirgin olmuştur (p<0,001). Meziyal yüzeydeki kayıp distale göre daha yüksek bulunmuş (yüzey ana etkisi: p<0,05); bu asimetri mikroskop grubunda belirgin biçimde azalmıştır (meziyal–distal: p>0,05). Sonuç olarak, büyütme (büyüteç gözlük/mikroskop) fiber post sökümünde doku korunmasına katkı sağlamıştır; floresans rehberli yaklaşım, rezin siman kalıntılarının seçici uzaklaştırılmasında ek yarar sunmuştur. Mikroskop kullanımı, post sökümünde preparasyonun kanal eksenine daha sadık ve simetrik bir şekilde yürütülmesine yardımcı olmuştur. Mikro-BT, madde kaybı ve artık kalan kanal içi materyalin üç boyutlu ve tekrarlanabilir değerlendirilmesi için güvenilir bir yöntem sağlamıştır.

Enver Faydalı
Selçuk University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kanal dolgu tekniklerinin ve kanal dolgu patlarının apikalden taşan debris ve kanal dolgusunun sökülebilirliğindeki rolleri

Kök kanal tedavisi başarısız olursa, bir sonraki tedavi yöntemi, dişin restore edilebilir ve periodontal olarak sağlam olması halinde, kanal tedavisinin ortograd olarak yenilenmesi işlemi olabilir. Dolgu materyallerinin yetersiz sökümü, irrigasyon solüsyonlarının kalıcı mikroorganizmalarla temasını engelleyebildiğinden, tedavi sonuçlarını etkileyebilir. Kök kanal tedavisinin yenilenmesi sırasında dikkat edilmesi gereken başka bir nokta da apikale taşabilecek ve postoperatif ağrıya neden olabilecek kök kanal debrisidir. Bu çalışmanın amacı farklı dolgu teknikleri (tek kon tekniği, sıcak dolgu tekniği) ve farklı kanal dolgu patlarıyla (biyoseramik esaslı pat, epoksi rezin esaslı pat) doldurulan kök kanallarının kanal tedavisi yenileme işlemi sırasında taşan debris miktarını ölçmek ve kök kanal duvarlarında kalan dolgu malzemesini mikro-CT görüntüleri ile değerlendirmektir. Mevcut çalışmada 60 adet tek köklü insan mandibular premolar dişi kullanılmıştır. Tüm dişler ProTaper Gold F4 eğeye kadar ProTaper Gold sistemi ile şekillendirilmiş ve kemomekanik hazırlıkların tamamlanmasının ardından örnekler 4 gruba ayrılmıştır: SOG-ER: Epoksi rezin kanal dolgu patı [AH Plus (Dentsply)] ve soğuk dolgu tekniği (tek kon tekniği), SOG-BS: Biyoseramik kanal dolgu patı (Sure-Seal Root, Sure Dent) ve tek kon tekniği, SIG-ER: Epoksi rezin kanal dolgu patı [AH Plus (Dentsply)] ve sıcak dolgu tekniği [Calamus (Dentsply) termoplastik enjeksiyon tekniği], SIG-BS: Biyoseramik kanal dolgu patı (Sure-Seal Root, Sure Dent) ve Calamus termoplastik enjeksiyon tekniği. Dişler eppendorf tüplerine sabitlenmiştir ve kanal sökümü esnasında toplam 5 ml distile su kullanılarak irrigasyon tamamlanmıştır. Tüpler içerisindeki sıvının buharlaşması ve sadece kuru debris ağırlığını ölçebilmek için tüpler 37 ⁰C de 14 gün süre ile etüvde bekletilmiştir. Kök kanal dolgusunun sökümünü takiben örnekler eppendorf tüplerden uzaklaştırılarak dişler mikro-CT cihazında taranarak kalan dolgu miktarı analiz edilmiştir. Tüm gruplarda, debris ekstrüzyonu görülmüştür. Hangi yöntemle kullanılırsa kullanılsın biyoseramik esaslı patın, epoksi rezin esaslı pata göre taşan debris miktarını arttırdığı görülmüştür. En fazla debris ekstrüzyonu SIG-BS grubunda, en az debris ekstrüzyonu SOG-ER grubunda görülmüştür (p<0,05). Kalan dolgu miktarı yüzdesi SOG-BS grubunda, en az kalan dolgu SIG-ER grubunda bulunmuştur (p>0,05). Taşan debris ve sökülebilirlik açısından gruplar arasında bir korelasyon gözlenmemiştir. Kullanılan dolgu tekniği ve pat çeşidi fark etmeksizin her grupta kanal dolgusunun sökümü sırasında debris taşması görülmüştür ve hiçbir grupta kanal dolgusu kanaldan tamamen sökülememiştir. Apikalden taşan debris üzerinde dolgu teknikleri, kanalda kalan materyal yüzdesi üzerinde ise patların rol oynadığı görülmüştür. Korelasyon bulunamayan bu iki değişken (taşma-sökülebilirlik) ile ilave çalışmalara ihtiyaç vardır.

DebridmanDebris akıntısıDental restorasyon+4
Deniz Bender
Hacettepe University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı toz-sıvı oranlarında karıştırılmış kalsiyum hidroksit patından iyon salınımının in vitro değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı farklı sıvı taşıyıcılarında ve ağırlığınca farklı oranlarda karıştırılmış kalsiyum hidroksit patlarının apikal foramenden Ca+2 ve OH- iyon salınımlarının değerlendirilmesidir. Bu çalışmada 105 adet tek köklü insan alt premolar dişi kullanılmıştır. Dişler, kronlarından separe edildikten sonra, apikal foramenleri hariç 2 kat tırnak cilasıyla kapatılmıştır. Kök kanalları ProTaper Gold (Dentsply, Almanya) döner nikel titanyum eğelerle F3 eğeye kadar şekillendirilmiştir. Kemomekanik hazırlıkların ardından dişler randomize olarak 5 ana gruba ayrılmıştır (n=21). Oluşturulan her grup belirlenen derişimlere göre 3 alt gruba ayrılmıştır (n=7). Çalışmamızda ağırlığınca %30, %40 ve %50 kalsiyum hidroksit tozu serum fizyolojik, distile su, klorheksidin (CHX), sodyum hipoklorit (NaOCl) ve propilen glikolle karıştırılmıştır. Hazırlanan kalsiyum hidroksit patları dişlere apikal çapı #30 olan lentuloyla yerleştirilmiştir. Hazırlanan dişlerin koronalindeki kaviteler, IRM (Dentsply, Almanya) siman ile kapatılmıştır. Koronalde kalan diş alanı ve siman 2 kat tırnak cilasıyla kapatılmıştır. Tez çalışmamızda hazırlanan diş kökleri, 8 ml distile su içeren ayrı penisilin bütil şişelere yerleştirilmiş ve numuneler oluşturulmuştur. Test süresi boyunca 35 ºC'de ve %100 bağıl hava neminde tutulmuşlardır. 1, 7, 14, 30 ve 60 gün sonra numunelerin konulduğu distile su, pH ve kalsiyum iyonu salınımı açısından değerlendirilmiştir. Yapılan deneyler sonucu elde edilen veriler; tekrarlayan ölçümlerde varyans analizleriyle değerlendirilmiştir. Fark yaratan gruplar Bonferroni testi ile belirlenmiştir. Gruplar arası pH ve Ca+2 iyon korelasyonu Pearson korelasyon katsayısı ile değerlendirilmiştir. Çalışmamızın sonuçlarına göre, günlere ve kullanılan taşıyıcıya bağlı pH ölçüm bulgularına göre ağırlığınca %30 derişime sahip gruplarda 1, 7, 14, 30 ve 60. günlerde anlamlı farka rastlanmamıştır (p>0,05). %40 derişime sahip gruplarda 7, 14, 30 ve 60. günlerde anlamlı farka rastlanılmazken (p>0,05), 1. günde en fazla pH ölçüm bulgusu propilen glikolle karıştırılmış kalsiyum hidroksit patlarında görülmüştür (p<0,05). %50 derişime sahip gruplarda 1, 7, 14 ve 30. günlerde anlamlı fark görülmezken (p>0,05), 60. günde en fazla pH ölçüm bulgusu propilen glikolün taşıyıcı olarak kullanıldığı gruplarda izlenmiştir (p<0,05). Günlere ve derişime bağlı pH ölçüm bulgularında gün sayısı arttıkça derişimi yüksek olan grupların ortam pH'ını daha fazla yükselttiği görülmüştür (p<0,05). Günlere ve kullanılan taşıyıcıya bağlı Ca+2 iyon derişim bulgularına göre %30 derişimde 7, 30 ve 60. günlerde anlamlı fark görülmezken (p>0,05), 1 ve 14. günlerde en fazla Ca+2 iyon salınımı gözlenen taşıyıcı grubu propilen glikol olmuştur (p<0,05). %40 derişimde 30. gün anlamlı fark gözlenmemiştir (p>0,05). Diğer günlerde en fazla Ca+2 iyon salınımına sebep olan taşıyıcı propilen glikoldür (p<0,05). %50 derişimde 7, 14 ve 30. günlerde anlamlı fark izlenmezken (p>0,05), 1 ve 60. günlerde en fazla Ca+2 iyon salınımı gözlenen taşıyıcı grubu propilen glikol olarak gözlenmiştir (p<0,05). Günlere ve derişime bağlı Ca+2 iyon derişim bulgularında gün sayısı arttıkça derişimi yüksek olan grupların Ca+2 iyon derişimini daha fazla yükselttiği görülmüştür (p<0,05). Korelasyon bulgularına göre gün sayısı arttıkça pH ve salınan Ca+2 iyon derişimleri arasındaki korelasyonun arttığı görülmüştür. En fazla korelasyonun görüldüğü gün 30. gündür. Bu tez çalışmasının sonuçları ışığında, hazırlanan kalsiyum hidroksit patlarının, taşıyıcıdan bağımsız olarak gün sayısı ve derişim miktarı düştükçe ortamda daha fazla Ca+2 iyon salınımına sebep olduğu görülmüştür.

Nevran Derinler
Hacettepe University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı giriş platformları hazırlığının ve alet çıkartma tekniklerinin kök kanalından kırık alet uzaklaştırılması ve dişlerin kırılma dayanımı üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, kırık alete ulaşmak için farklı giriş platformları oluşturulması, kırık aletin koronalinde ve çevresinde yarım veya tam tur dentin uzaklaştırılması yapılması ve ultrasonik uçlar veya BTR Pen kullanılmasının kanaldan kırık aleti uzaklaştırma üzerindeki etkinliğini değerlendirmek ve bu yöntemlerin dişlerin kırılma dayanımına olan etkisini incelemektir. Benzer boyutlardaki 100 adet çekilmiş insan dişinin kronları uzaklaştırıldı ve kök kanalları #15 ve #20 K-tipi el eğeleri ile şekillendirildi. Örnekler, rastgele olacak şekilde, 1 kontrol (n=10) ve 6 deney grubuna (n=15) ayrıldı. Deney gruplarında, kanalların orta üçlü bölgesinde 25.06 numaralı döner eğesi 4 mm uzunluğunda kırıldı. Deney gruplarında kırık alete erişim Gates Glidden frezlerle ya da ultrasonik uçlarla gerçekleştirildi. Sonrasında kırık aletin koronalinden ve etrafından dentin uzaklaştırılarak yarım veya tam tur platformlar oluşturuldu. Son olarak, kırık aletler ultrasonik uçlarla veya BTR Pen ile kanaldan uzaklaştırıldı. Kırık alet uzaklaştırma durumu, süreleri ve oluşan komplikasyonlar kaydedildi. Tüm kök kanalları soğuk lateral sıkıştırma tekniği ile dolduruldu. Evrensel test cihazı kullanılarak kırılma dayanımı analizi gerçekleştirildi. Veriler, Kruskal Wallis ve Games-Howell testleri ile istatistiksel olarak analiz edildi (p=0.05). Bazı örneklerde kırık aletin apikale doğru itilmesi, ikincil kırılmaya uğraması ve kanal içerisinde basamak oluşumu gibi durumlar oluşsa da gruplardaki tüm kırık aletler kanallardan başarıyla uzaklaştırıldı. Genel olarak, Gates Glidden frezlerin kullanıldığı gruplarda kırık alete erişim süreleri, ultrasonik uç kullanılan gruplara göre daha kısayken (p<0,05), gruplar arasında toplam alet uzaklaştırma süresinde anlamlı farklılık yoktu (p>0,05). Kontrol grubu, ultrasonik uçların ve beraberinde BTR Pen'in kullanıldığı grup ile benzer (p>0,05), diğer deney gruplarına göre ise daha yüksek kırılma dayanımı gösterdi (p<0,05). Sonuç olarak, ultrasonik uçlar ile kırık alete erişim sağlanması ve tam tur platform oluşturulup BTR Pen kullanılarak kırık aletin kanaldan uzaklaştırılması klinik uygulamalar için önerilebilir. Anahtar Kelimeler: BTR Pen, Giriş platformu, Kement tekniği, Kırık alet, Ultrasonik

Esra Yavaş
Hacettepe University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kök kanalının kimyasal şekillendirilmesi sonrası dentini inceleme teknikleri: Bibliyometrik analiz

kök kanal tedavisinde kemomekanik şekillendirme ve dezenfeksiyon amacıyla kanal içi dentin yüzeyine uygulanan kimyasalların, dentinin temel yapısal özelliklerine etkilerinin incelendiği araştırmaların yıllara göre dağılımı ve bu araştırmalarda kullanılan metodlarının bibliyometrik analiz yöntemiyle tasnifi sonucu, dentine ait deneysel araştırma metodlarında güncel eğilimlerin belirlenmesidir. Bu bibliyometrik analizde, 2001-2007 ve 2016-2022 yılları arasında yayımlanmış, endodonti alanında güvenilir 2 süreli yayın; Journal of Endodontics (JOE) ve International Endodontic Journal (IEJ) kullanılmıştır. Çalışmamızda analiz amacıyla iki farklı arama stratejisi uygulandı. İlk analiz için elektronik veri tabanlarından WoS'a başvurulmuştur. Belirlenen anahtar kelimelerle yapılan analiz sonucunda elde edilen verilerden bibliyometrik ağ haritası oluşturmak için VOSviewer 1.6.6.0 yazılımı kullanılmıştır. IEJ ve JOE dergilerinden 2001-2007 yılları arasında 640 yayına ulaşılmıştır. Bu dergilerdeki 2016-2022 yıllarına ait yapılan tarama sonucunda 634 makale elde edilmiştir. Manuel tarama yönteminde 2001-2007 yılları arasında IEJ ve JOE dergilerinde 2141 yayın saptanmıştır. Bu 2141 yayından dentin inceleme tekniklerinin kullanıldığı 123 adet yayın elde edilmiştir. 2016- 2022 yılları arasında ise IEJ ve JOE dergilerinde 2719 yayın saptanmıştır. Bu 2719 yayının 121'i dentin inceleme teknikleri ile ilgili olduğu görülmüştür. Bir diğer analiz başlığımız dergilerdeki mevcut kategorileri, yayınlanma yılları ve aylarına göre değerlendirme olmuştur. Kemomekanik preparasyonda kullanılan irrigantlar ve bunların kullanımı sonrası dentini inceleme teknikleri de ayrıca sınıflandırılmıştır. Bu verilerle tablolar oluşturulup bulgular sayı ve yüzde ile özetlenmiştir. VOSviewer 1.6.6.0 yazılımıyla, elde edilen ağ haritaları incelendiğinde en sık kullanılan anahtar kelimenin her iki incelenen dönemde de sodyum hipoklorit olduğu görülmüştür. Aynı yazılımla yapılan, yazar atıf analizi incelendiğinde 2016- 2022 yılları arasında yazarlara ait atıf sayısının azaldığı belirlenmiştir. Manuel tarama sonuçlarına bakıldığında 2016-2022 yılları arasında hem derleme çeşitlerinin oluştuğu hem de sayısının dramatik şekilde arttığı görülmüştür. 2016-2022 yılları arasındaki incelemede manuel tarama sonuçlarından artan derleme sayıları bulgusunun elektronik veri tabanındaki azalan atıf sayısı sonucuyla korelasyon gösterdiği tespit edilmiştir. Manuel yöntemle yapılan çalışma sonucunda 2016-2022 yıllarında 2020 hariç NaOCl' nin her zaman en çok kullanılan irrigant olduğunu saptanmıştır. Diğer irrigant kategorisinin 2001-2007 dönemlerinde her iki dergide oransal olarak yüksek olduğu ve 2016-2022 dönemlerinde ise azaldığı tespit edilmiştir. İrrigasyondan sonra dentin yapısına etkilerini inceleyen yüzey inceleme testleri ve biyolojik testlerin en çok uygulanan teknikler olduğu görülmüştür. Kök kanalında kullanılan kimyasalların dentin yapısına etkilerinin değerlendirildiği çalışmalarda kullanılan araştırma metodlarının özellikle son yıllarda merak uyandıran dentin ultrastrüktürel analizine ait çalışmaların olmasını beklemekteyken dentinin organik yapısınına ait araştırmaların bu 2 dergide en az sayıda olduğu gözlemlenmiştir.

Burcu Ateş
Hacettepe University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı giriş kavitesi tasarımlarının preparasyon etkinliği ve transportasyon oluşumu üzerine etkisinin bilgisayarlı mikrotomografi (mikro-BT) ile değerlendirilmesi

Bu çalışmada; geleneksel (GGK), konservatif (KGK) ve ultrakonservatif (Ninja) (NGK) giriş kaviteleri ile açılan dişlerin kök kanallarının temizleme ve şekillendirmesini takiben hacim/yüzey alanındaki değişikliklerin değerlendirilmesi ve apikal foramenden 3 mm uzaklıktaki transportasyon oluşumunun incelenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmada 30 adet insan mandibular molar dişin mesial kök kanalları kullanılmıştır. Köklerin kurvatürlerini tespit edebilmek için mesio-distal ve bukko-lingual olmak üzere iki farklı açıdan periapikal radyografiler alınmıştır ve kök kurvatürleri 25-40° olan dişler çalışmaya dahil edilmiştir. Seçilen dişler GGK, KGK ve NGK olacak şekilde rastgele 3 gruba ayrılmıştır (n=10). Dişler giriş kavitesi preparasyonu ve kök kanallarının preparasyonu işlemleri öncesinde mikro bilgisayarlı tomografi (Mikro-BT) cihazı ile taranmıştır. Tüm dişlerin giriş kaviteleri, su soğutmalı yüksek turda çalışan bir aerotor ile elmas rond frezlerle Dental Operasyon Mikroskobu (DOM) altında hazırlanmıştır. Tüm örneklerin giriş kavitesi preparasyonlarından sonra mesiobukkal (MB) ve mesiolingual (ML) kanallarda çalışma boyu belirlenmiştir. Tüm dişlerin mesial kök kanalları F2 eğeye kadar sırasıyla SX, S1, S2, F1, F2 eğeleri kullanılarak şekillendirilmiştir. Her eğe arasında kanallar 2 ml %2,5'lik NaOCl kullanılarak irrige edilmiştir. Final irrigasyonu 2 ml %17'lik EDTA ve distile su ile yapılmıştır. İrrigasyonu aktive etmek için Endo Activator cihazı kullanılmıştır. Örnekler enstrümantasyondan sonra Mikro-BT cihazı ile tekrar taranmıştır. NRecon ve CTAn yazılımı hacim değişimi ve prepare edilmeyen alan verilerinin görselleştirilmesi ve nicel ölçümleri için kullanılmıştır. Tüm kök kanallarının apikal foramenden 3 mm uzaklıktaki transportasyon miktarı 2 boyutlu olarak DataViewer yazılımı kullanılarak hesaplanmıştır. Hacim değişikliğini karşılaştırmak için tekrarlı ölçümlerde varyans analizi, transportasyon oluşumuna ait verilerin karşılaştırılması için ise tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Prepare edilmeyen yüzey alanına ait verileri hesaplamak için non-parametrik test olan Kruskal-Wallis testi kullanılmıştır. Tespit edilen farkların hangi iki grup arasında olduğunu belirlemek için Tukey ve Bonferroni testleri ile post-hoc analizler yapılmıştır. Bu çalışmanın sonuçlarına göre MB ve ML kanallarda kök kanal preparasyonu sonrası hacim değişimlerinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0,05). NGK ile açılmış örneklerde prepare edilmeyen alan yüzdesi istatistiksel olarak diğer gruplarla karşılaştırıldığında her iki kök kanalında da daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Apikal foramenden 3 mm uzaklıktaki kesitlerde hesaplanan transportasyon değerleri için MB kök kanalında 3 kavite tipi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). ML kök kanalı için NGK gruplarında daha fazla kanal transportasyonu gözlenmiştir. İkili grupların karşılaştırılmasında GGK-NGK ve KGK-NGK grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p ≤ 0,05).

Berfu Aydanur Polat
Hacettepe University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sağlıklı ve inflame pulpa dokusunda apoptozun incelenmesi

Diş sert dokusunda patojen mikroorganizmalar sebebiyle çürük meydana geldiğinde ve tedavi edilmediğinde bu mikroorganizmalar ve yan ürünleri pulpa dokusuna kadar ilerleyerek başta geri dönüşümlü bir inflamasyon, sonrasında ise geri dönüşümü olmayan bir inflamasyona ve de sonuç olarak hücre ölümüne neden olmaktadır. Hücre ölümü apoptoz ve nekroz olmak üzere iki ana nedenden dolayı olmaktadır. Apoptoz sağlıklı dokularda da meydana gelen fizyolojik bir süreçtir ve dokunun sürdürülebilirliğini sağlamaktadır. Çalışmamızın amacı inflame olmuş pulpa dokusunda inflamasyonun şiddetine bağlı olarak apoptoz (programlanmış hücre ölümü) sürecinin incelenmesidir. Bu çalışmada sağlıklı (n=10), geri dönüşümlü (n=10) ve geri dönüşümsüz (n=10) pulpitise sahip dişlerden alınan pulpa dokusunda apoptozun temel parametreleri olan kaspaz-9, sitokrom-c ve TUNNEL analizi immünohistokimyasal yöntemle incelendi. Histopatolojik incelemeler için pulpa hücrelerinden kesitler alınarak hematoksilen-eozin boyama yapıldı ve inflamasyon belirteçleri skorlandı. Kaspaz-9, sitokrom-c ve TUNEL analizi için immün boyama yapıldı. Yapılan tüm işlemlerden sonra kesitler ışık mikroskobunda incelenip değerlendirildi. Çalışmada yapılan tüm skorlama değerleri Shapiro-Wilk ile normalite testine tabi tutuldu. Gruplar arası istatistikler farklar Kruskal-Wallis analiziyle, ikili karşılaştırmalar Mann-Whitney U analiziyle p=0.05 güven aralığında gruplar arası korelasyon ise Spearman's rho analiziyle değerlendirildi. İnflamasyon belirteçleri olan hemoraji, ödem, nekroz, fibrosiz ve kalsifikasyon geri dönüşümsüz pulpitiste, diğer gruplara göre anlamlı derecede yüksek çıkmıştır. (p<0.05). Hemoraji ile nekroz mükemmel, inflamasyon ve ödem ile TUNNEL analizi arasında yüksek korelasyon görülmüştür. Kaspaz-9, geri dönüşümsüz pulpitiste diğer gruplara göre skorlamada daha yüksek çıkmasına rağmen, istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artış görülmemiştir (p>0.05). TUNEL analizi sonuçları inflamasyonun şiddetine bağlı olarak diğer tüm belirteçlerle birlikte istatiksel olarak anlamlı şekilde artmıştır (p<0.05). Çalışmamızda inflamasyonun şiddetine bağlı olarak apoptoza giden hücre sayısının arttığını ve dokuda hasarlı hücrelerin elimine edilebildiğini böylece rejenerasyon imkanının olabileceğini düşünmekteyiz.

Aslıhan Yekeler
Hacettepe University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı irrigasyon solüsyonları ve irrigasyon tekniklerinin kanal içi medikamentlerin kök kanalından uzaklaştırılması üzerine etkisi

Çalışmamızın amacı, rejeneratif endodontik tedavilerde kullanılan ikili antibiyotik patı (DAP) ve kalsiyum hidroksit patının [Ca(OH)2] çeşitli son irrigasyon solüsyonları (%17 EDTA, %17 EDTA + %0.008 BAK, %10 glikolik asit ve %70 etanol) ve irrigasyon yöntemleri (geleneksel iğne ile irrigasyon, sonik aktivasyon ve pasif ultrasonik irrigasyon) ile kök kanallarından uzaklaştırılabilme miktarını karşılaştırmalı olarak incelemektir. Gereç ve yöntem: Çalışmada 252 adet tek kanallı insan dişi kullanılmıştır. Dişlerin kronları mine-sement bölgesinden kesilerek dekoronize edilmiştir. Olgunlaşmamış daimi diş köklerinin taklit edilmesi amacıyla geriye kalan kök yapıları ProTaper Universal döner eğe sistemi (F5) ile genişletilmiş ve apikal 3 mm'lik kısımları apikal deltaların ortadan kaldırılması ve immatür kök formunun oluşturulması amacıyla uzaklaştırılmıştır. Medikamentlerin uzaklaştırılabilme miktarını karşılaştırmak için örnekler öncelikle Ca(OH)2 veya DAP uygulanan diş kökleri olarak iki ana gruba ayrılmıştır. Ardından her iki grup kendi içinde 4 alt gruba ayrılarak uygulanacak olan son irrigasyon solüsyonlarının grupları oluşturulmuştur. İrrigasyon yöntemlerinin etkinliklerinin değerlendirilmesi için ise oluşturulan alt gruplar kendi içlerinde 3 farklı gruba daha ayrılmış ve toplamda 24 adet çalışma grubu (n=10) oluşturulmuştur. Ayrıca Ca(OH)2 ve DAP grupları için 3'er pozitif ve 3'er negatif kontrol örnekleri hazırlanmıştır. Kanal içi medikamentler, kök kanallarına yerleştirilmelerinden 2 hafta sonra belirtilen solüsyonlar ve irrigasyon teknikleriyle uzaklaştırılmıştır. Medikament kalıntılarının değerlendirilmesi için örnekler stereomikroskop yardımıyla 25x büyütme altında iki hekim tarafından incelenmiş ve mikroskoba bağlı dijital kamera ile fotoğraflanarak görüntüler bilgisayar ortamına aktarılmıştır. İki gözlemci, dişlerin stereomikroskop görüntülerini görüntü analiz programıyla 1 hafta aralıklarla bağımsız olarak üç kez değerlendirmiş ve skorlamalarını gerçekleştirmiştir. Gözlemciler arasındaki uyum Cohen'in kappa testiyle belirlenmiştir. İki bağımsız grup arasındaki karşılaştırmalar Mann-Whitney U testi, ikiden fazla bağımsız grup arasındaki karşılaştırmalar Kruskal Wallis testi ile yapılmıştır. Sonuçlar: Her iki kanal içi medikament grubunda da en düşük kalıntı skorları %17 EDTA, %17 EDTA + %0.008 BAK solüsyonlarında görülmüştür (p<0.05). En yüksek kalıntı skorları, her iki kanal içi medikament grubunda da %10 glikolik asit solüsyonu grubunda görülmüştür (p<0.05). Öte yandan uygulanan farklı irrigasyon yöntemlerinin, medikamentlerin uzaklaştırılması konusunda benzer bir etkinliğe sahip oldukları görülmüştür (p>0.05). Anahtar Kelimeler: Kalsiyum hidroksit, ikili antibiyotik patı, benzalkonyum klorür, glikolik asit, etanol, irrigasyon teknikleri

Serhat İlgen
Hacettepe University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı kök kanal preparasyon şekillerinin düz ve eğimli köklere sahip mandibular molar dişlerin stres dağılımı üzerindeki etkisi: Sonlu elemanlar stres analizi

Dikey kök kırıkları, kök kanal tedavisinde başarısızlığa ve takiben dişin çekilmesine sebep olan en önemli etkenlerden biridir. Mandibular molar dişler, dikey kök kırıklarının en sık görüldüğü dişler arasındadır. Kök kanal şekillendirilmesi ve kökün anatomik yapısı diş yapısındaki stres dağılımını etkileyen en önemli faktörlerdendir. Özellikle kökün servikal üçlüsünde fazla genişletme yapılması DKK için risk oluşturmaktadır. Bu kapsamda, çalışmamızda farklı koniklik oranları ve kesici kenar uzunluğuna sahip ProTaper Universal (Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre) (F2 ve F3), FlexMaster (VDW, Münih, Almanya) (25.04 ve 30.04) ve Hero Shaper (Micro-Mega, Besançon, Fransa) (25.04 ve 30.04) eğe sistemleri ve mandibular molar diş yapısındaki MM.Tooth (Micro-Mega, Besançon, Fransa) modelleri kullanılmıştır. MM.Tooth modellerinde farklı eğe sistemleri kullanılarak kök kanal şekillendirmesi yapılmış, ardından mikro bilgisayarlı tomografi taraması ile modellerin üç boyutlu görüntüleri elde edilmiştir. Eğimli köklere sahip modellere ek olarak modellerin mezial kök eğimleri değiştirilmiş ve düz mezial köklü modeller de elde edilmiştir. 200 N'luk okluzal yükler hem dikey hem de oblik yönde uygulanarak modellerde oluşan stres dağılımları statik lineer sonlu elemanlar stres analizi (SESA) yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Böylece hem farklı eğe sistemlerinin oluşturduğu preparasyonun hem de kök eğiminin fonksiyonel okluzal yükler altındaki mandibular molar dişlerde oluşturdukları stres dağılımlarına etkisi değerlendirilmiştir. Oluşan maksimum asal stres (Pmax) dağılımları incelenmiştir. Oblik yükleme ile düz köklü modellerde stresin en fazla mezial-lingual dış kök yüzeyinin servikal ve orta üçlü bölgelerinde, eğimli köklere sahip dişlerde ise en fazla mezial-lingual dış kök yüzeyinin servikal bölgesinde yoğunlaştığı görülmüştür. Dikey yükleme koşulunda ise her iki kök morfolojisinde de stresin bifurkasyon bölgelerinde yoğunlaştığı görülmüştür. Oluşan en yüksek stres değerleri tüm gruplarda ProTaper Universal F3 grubunda, en düşük stres değerlerinin ise sağlam diş modelinde oluştuğu görülmüştür. Sağlam diş modelinden sonra en düşük stres Hero Shaper 25.04 eğesinin kullanıldığı modellerde görülmüştür. Düz köklü dişlerde, eğimli köklere sahip dişlere göre stres değerlerinin daha düşük, fakat daha yaygın olduğu görülmüştür. Düz köklü mandibular molar dişlerin eğimli köklere sahip mandibular molar dişlere göre gelen kuvvetleri daha dengeli dağıttığı sonucuna varılmıştır. Mezial köklerdeki koronal çap artışının ve mezial kök eğimindeki artışın mandibular molar dişlerde dikey kök kırığı riskini arttırdığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Dikey Kök Kırıkları, Eğimli Kök, Mandibular Molar, Maksimum Asal Stres, Üç Boyutlu Sonlu Elemanlar Stres Analizi

Azı dişleriDental stres analiziDiş kökü+4
Yaprak Cesur
Hacettepe University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı kemik greftlerinin MTA esaslı retrograd dolguların yüzey mikrosertliğine etkilerinin in vitro değerlendirilmesi

Bu in vitro çalışmanın amacı, üç farklı kemik grefti materyalinin (allogreft, ksenogreft ve dentin grefti), iki farklı retrograd dolgu materyalinin (MTA Neoputty ve MTA Angelus) yüzey mikrosertliği üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Çalışma, üç farklı greftin iki farklı MTA türünün yüzey mikrosertliğini etkilemediği yönündeki sıfır hipotezine dayanarak planlanmıştır. Çalışmada, iç çapı ve yüksekliği standartlaştırılmış 80 adet özel yapım plastik silindir kullanıldı. Silindirler 2 ana gruba ayrılarak MTA NeoPutty (n=40), MTA Angelus (n=40) ile dolduruldu. Daha sonra her bir ana grup kendi içinde 4 alt gruba ayrıldı (n=10): kontrol (sadece MTA), allogreft, ksenogreft ve dentin grefti alt grupları. Kemik greftleri MTA yüzeyi ile doğrudan temas edecek şekilde yerleştirildi. Numuneler 37°C'de Hank'ın Balanslı Solüsyonu (HBSS) içerisinde 14 gün bekletildi. Yüzey mikrosertliği, Vickers mikrosertlik test cihazı kullanılarak ölçüldü. Veriler, iki yönlü ANOVA ve Tukey post-hoc testleri ile analiz edildi, istatistiksel anlamlılık düzeyi (p<0.05) olarak kabul edildi. İstatistiksel analizlerle, greft türünün yüzey mikrosertliği üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olduğunu (p<0.001), MTA türünün ana etkisinin anlamlı olmadığını (p>0.05), bununla birlikte MTA türü ile greft tipi arasındaki etkileşimin anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0.001). En yüksek mikrosertlik değeri MTA NeoPutty grubunda ksenogreft ile birlikte elde edilmiştir (70.21 ± 4.25 HV, p<0.05). Kontrol (p=0.339) ve allogreft (p=0.549) gruplarında MTA Angelus ile MTA NeoPutty'nin ortalama mikrosertlik değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir. Her iki MTA formülasyonunda da dentin grefti alt grupları en düşük mikrosertlik değerlerini göstermiş olup (MTA NeoPutty:21.49±5.54 HV, MTA Angelus: 33.30±5.42 HV), bu düşüş istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Ayrıca, MTA NeoPutty ile kombine edilen dentin grefti grubunun mikrosertlik değeri, MTA Angelus ile kombine edilen dentin grefti grubuna kıyasla anlamlı düzeyde daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Farklı kemik greftleri, MTA formülasyonlarının yüzey mikrosertliğini anlamlı şekilde etkilemektedir. Klinik olarak, greft materyali seçimi, retrograd dolgu materyalinin sertlik özelliklerini değiştirebileceğinden, cerrahi planlamada bu etki göz önünde bulundurulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Apikal Rezeksiyon, Mineral Trioksit Agregat (MTA), Kemik Grefti, Dentin Grefti, Vickers Mikrosertlik Testi

Hazal Faiz Arslanparçası
Harran University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Enterococcus feacalis'in kök kanallarından uzaklaştırılmasında üç farklı irrigan aktivasyon yönteminin etkinliği

Bu tez çalışmasının amacı, kanal içi Enterococcus faecalis'in (E faecalis) azaltılmasında, geleneksel iğne irrigasyonu ve üç farklı irrigan aktivasyon yöntemiyle yapılan final irrigasyonların karşılaştırılmasıdır. Çekilmiş küçük azı dişlerinin kök kanalları döner enstrümanlar kullanılarak hazırlandı. Biyomekanik şekillendirme esnasında, her eğe değişiminden sonra sodyum hipoklorit (NaOCl) ile irrigasyon yapıldı. Etilendiamintetraasetik asit (EDTA) ve NaOCl'nin ardışık kullanımıyla smear tabakanın uzaklaştırıldı. Kök kanal preparasyonunun tamamlanmasını takiben, kök kanalları E faecalis ile kontamine edildi ve üç hafta süreyle inkübasyona bırakıldı. Örnekler, uygulanacak son yıkama işlemine göre, herbirinde 15'er diş olacak şekilde rastgele 4 deney grubuna ayrıldı: 1. grup, iğne ile geleneksel irrigasyon; 2. grup, pasif ultrasonik irrigasyon (PUI); 3. grup, XP-endo Finisher aktivasyon; 4. grup, lazerle aktive irrigasyon (LAI).Total irrigasyon süresi ve kullanılan irrigan hacmi tüm gruplarda sabit tutuldu. Final irrigasyon işlemlerinden önce ve sonra alınan bakteri örnekleri kültüre edildi, koloni sayımı yapıldı ve azalma yüzdeleri hesaplandı. İstatistiksel değerlendirmeler için Kruskal-Wallis ve Dunnet testleri kullanıldı. Bulgular, tüm gruplarda bakteri oranlarında istatistiksel olarak oldukça önemli bir azalma olduğunu gösterdi. Tüm aktivasyon yöntemleri geleneksel iğne irrigasyonuna göre istatistiksel olarak daha etkili bulundu. LAI, daha çok negatif örnekle sonuçlanmasına rağmen PUI ile arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. LAI, XP-endo Finisher'a göre de istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha etkili bulunurken, PUI ve XP-endo Finisher arasında istatistiksel olarak önemli bir fark bulunamadı. Bu çalışma koşullarında, E. feacalis kolonileri üzerinde en yüksek azaltma etkisini LAI ve PUI grupları gösterdi. LAI'nin daha çok sayıda negatif örnekle sonuçlanmış olması göz önüne alındığında, bu yöntem kök kanal dezenfeksiyonunun geliştirilmesinde bir alternatif olarak görülebilir.

Dental pulpa boşluğuEnterococcus faecalisKök kanal tedavisi+3
Ali Erdemir
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı döner eğe sistemlerinin kök kanal dolgu materyalini uzaklaştırma etkinliğinin mikro bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmesi

Bu tez çalışmasının amacı; dört ayrı NiTi döner eğe sisteminin tekrarlayan kök kanal tedavisi etkinliklerini mikro bilgisayarlı tomografi ile incelemek ve tekrarlayan kök kanal tedavisi sırasında kök kanal dolgusunun uzaklaştırılması için geçen süreleri karşılaştırmaktır. Çalışmada 40 adet insan mandibular premolar dişi kullanılmış ve kök boyları 15 mm olacak şekilde standardize edilmiştir. Örnekler ProTaper Universal döner eğe sistemiyle F2'ye kadar şekillendirilmiş, tek kon yöntemiyle MTA Fillapex kök kanal patı ile doldurulmuştur. Kök kanalları geçici dolgu maddesi ile kapatılmış, 1 ay boyunca 37ºC ve %100 nemli ortamda bekletilmiştir. Kök kanal dolgularının tekrarlayan kök kanal tedavisi öncesi hacmini değerlendirilmek için mikro BT ile taranmıştır. Örnekler kök kanal dolgusunun uzaklaştırması için kullanılacak eğe sistemine göre olarak rastgele 4 gruba ayrılmıştır (n=10): Protaper Universal Retreatment NiTi sistemi, ProTaper NEXT NiTi sistemi, EdgeFile XR NiTi sistemi ve EdgeFile® X3 NiTi sistemi. Kök kanallarında kalan artık dolgu miktarının değerlendirilmesi amacıyla tüm örnekler ikinci kez mikro BT cihazı ile taranmıştır. Elde edilen görüntülerden μCT Evaluation Program kullanılarak kök kanallarından uzaklaştırılan dolgu yüzdeleri hesaplanmıştır. Ayrıca kök kanal dolgusunun uzaklaştırılması sırasında apekse ulaşmak için geçen süre ve tüm dolgunun sökümü için geçen süre kaydedilmiştir. Elde edilen verilerin istatistiksel analizinde normal dağılıma uygunluk Shapiro Wilk testi ve gruplar arası karşılaştırmada Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. İstatistiksel analiz sonucunda; uzaklaştırılan kök kanal dolgu yüzdesi değerlerinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Ancak EdgeFile® X3 grubunda uzaklaştırılan kök kanal dolgu yüzdesi daha az olarak tespit dilmiştir. Gruplara göre apekse ulaşmak için ve tüm dolgunun sökümü için geçen süre EdgeFile® X3 sisteminde, diğer sistemlerinden daha yüksek elde edilmiştir. Bu çalışma sonucunda kullanılan NiTi eğe sistemlerinin hiçbirinin kök kanal dolgusunu tamamen uzaklaştıramadığı, EdgeFile XR sisteminin kök kanal dolgusu uzaklaştırma etkili olduğu ve EdgeFile® X3 sisteminin kök kanal dolgusu uzaklaştırma etkinliğinin diğer eğe sistemlerinden daha az olduğu tespit edilmiştir.

Dental aygıtlarKök kanal dolgu materyalleriKök kanal tedavisi+3
Hüseyin Gündüz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı final irrigasyon aktivasyon sistemlerinin kanal içi medikamentlerin dentin tübül penetrasyonuna etkisinin konfokal lazer mikroskop ile incelenmesi

Bu tez çalışmasının amacı; dört farklı final irrigasyon aktivasyon yönteminin iki farklı kanal içi medikamentin dentin tübül penetrasyon derinliğine etkisinin değerlendirilmesidir. Çalışmada kullanılan 96 adet insan mandibular premolar diş kök boyları 12 mm olacak şekilde standardize edilmiştir. Kökler Protaper Next döner eğe sistemiyle X3'e kadar şekillendirilmiş, kök kanalları her eğe değişiminde 2 mL %5,25 NaOCl solüsyonuyla irrige edilmiştir. Şekillendirilmiş kökler final irrigasyon aktivasyon sistemlerine göre dört gruba ayrılmıştır: Grup 1;EndoActivator, Grup 2;XP-endo Finisher, Grup 3;Pasif ultrasonik irrigasyon, Grup 4;Geleneksel iğne irrigasyonu grubu. Örneklerin final irrigasyonu 5 mL %5,25 NaOCl ve 5 mL %17 EDTA solüsyonunun 1'er dakika boyunca aktive edilmesiyle bitirilmiştir. Her grup yerleştirilecek kanal içi medikamente göre iki alt gruba ayrılmıştır: Alt grup A;Ca(OH)2 ve Alt grup B;mTAP. %0,1 Rhodamine B eklenmiş Ca(OH)2 ve mTAP kök kanallarına yerleştirilmiş ve kanal ağızları geçici dolgu materyaliyle kapatılmıştır. 24 saat %100 nemde bekleyen kökler akrilik bloklara sabitlenmiş ve kesit alınması için izomet kesme cihazına bağlanmıştır. Örneklerden; uzun aksa dik olacak şekilde apikalden koronale doğru 2, 5 ve 8 mm uzaklıklarda 1 mm kalınlığında kesitler alınmıştır. 288 kesitten konfokal lazer mikroskop ile 4x büyütmede görüntüler alınmış ve Zeiss LSM Image Browser v.4.2.0 programına aktarılmıştır. Programın imaj araçları yardımıyla dentin tübül penetrasyon yüzdesi ve maksimum penetrasyon derinliği hesaplanmıştır. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi three way ANOVA ile yapılmıştır. Yapılan istatistiksel analiz sonucunda; EndoActivator, XP-endo Finisher ve PUI aktivasyon yöntemlerinin tümünün geleneksel iğne irrigasyonuna göre kanal içi medikamentlerin dentin tübül penetrasyonunu anlamlı düzeyde arttırdığı (p<0,05); XP-endo Finisher ile irrigasyon aktivasyonun ise her iki kanal içi medikament için de en yüksek dentin tübül penetrasyon yüzdesi ve maksimum penetrasyon derinliği değerlerini gösterdiği tespit edilmiştir. Koronal bölgede kanal içi medikamentlerin dentin tübül penetrasyon yüzdesi ve maksimum penetrasyon derinliğinin apikal bölgeye göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). mTAP Ca(OH)2'e göre daha yüksek dentin tübül penetrasyon yüzdesi gösterirken (p<0,05); maksimum penetrasyon derinliği bakımından kanal içi medikamentler arasında anlamlı düzeyde bir farklılığa rastlanmamıştır (p=0,948). Bu çalışmada hiçbir final irrigasyon sisteminin kanal içi medikamentlerin dentin tübül penetrasyonunu %100 sağlamadığı fakat gruplar arasında dentin tübül penetrasyonunu en çok arttıran sistemin XP-endo Finisher eğe olduğu bulunmuştur.

Dental restorasyonDentinKök kanal tedavisi+3
Elif Akkol
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kök kanal tedavili molar dişlerin başarısını etkileyen faktörlerin apikal periodontitis ile ilişkisinin değerlendirilmesi: Retrospektif bir çalışma

Bu çalışmada konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) kullanılarak Türk popülasyonunda endodontik tedavi görmüş maksiller ve mandibular molar dişlerde kök kanal tedavisinin kalitesi, apikal periodontitis prevalansı ve tedavi kalitesinin periapikal duruma etkisi değerlendirilmiştir. 282 hastanın (18-50 yaş arası) 396 endodontik tedavili maksiller ve mandibular birinci ve ikinci molar dişlerinin KIBT görüntüleri aksiyal, sagittal ve koronal kesitlerde incelenmiştir. Kanal dolgu uzunluğu, homojenlik, koronal restorasyon ve komplikasyonlar dahil olmak üzere endodontik tedavinin kalitesi ve lezyon boyutu, köke ilişkisi ve kemik yıkımının yeri gibi periapikal durum periapical and endodontic status scale (PESS) e göre değerlendirilmiştir. Veriler istatistiksel olarak Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis H, Yates düzeltmesi, Fisher-Freeman-Halton ve Pearson Ki-Kare testleriyle analiz edilmiştir. Dişlerin %57,6'sında apikal periodontitis tespit edilmiştir. Endodontik tedavi kalitesi periapikal lezyonun varlığı, boyutu, kökle ilişkisi ve kemik yıkım yeri ile ilişkili bulunmuştur (p<0,05). Dolgu maddesinin radyografik apeksten 2 mm uzakta olması (%51,1), kök kanalı dolgu homojenliğinin yetersiz olması (%77,5), koronal restorasyonun yetersiz olması (39,2), kök perforasyonu (%7.5) ve kök kanal tedavisinde kaçırılan kanalların varlığı (43,2) apikal periodontitis sıklığını arttırmıştır (p<0,05). Kök kanal dolgusu kısa olduğunda, 5 mm'den geniş lezyonlar daha sık görülürken, kanal dolgu homojenliği ve koronal restorasyon yetersizliğinde bu geniş lezyonlara ek olarak kortikal kemik yıkımı ve furkasyon lezyonlarının daha sık ortaya çıktığı tespit edilmiştir (p<0,05). Perforasyon ve kaçırılan kanal durumlarında ise lezyonlar genellikle 3 mm'den küçük, tek kökte sınırlı ve kök çevresiyle ilişkili bulunmuştur. Ayrıca bu çalışma endodontik tedavi kalitesinin, periapikal lezyonun varlığı, boyutu, kökle ilişkisi ve kemik yıkımı üzerindeki kritik rolünü vurgulamaktadır. Anahtar Kelimeler: Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi, Apikal Periodontitis, Periapikal Lezyon, Kök Kanal Tedavisinde Başarısızlık, Tekrarlayan Kök Kanal Tedavisi

Pelinsu Şahin
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Tedavi süresince bekleyen sodyum hipoklorit solüsyonunda zamana bağlı kimyasal değişimlerin değerlendirilmesi

Bu tez çalışmasının amacı endodontide en sık kullanılan sodyum hipoklorit (NaOCl) solüsyonunun farklı sürelerle açıkta bekletilmesinin pH, aktif klor miktarı ve yüzey gerilim değerleri üzerindeki etkisinin değerlendirilmesidir. Her bir grup için 10 adet şeffaf kap içerisine 20'şer ml taze NaOCl koyuldu. 1. Grupta solüsyon bekletilmeden ölçümler yapıldı (kontrol grubu), ikinci ve üçüncü gruplarda ise NaOCl solüsyonları sırasıyla 1 ve 2 saat sürelerle açıkta bekletildikten sonra aynı ölçümler yapıldı. Tüm gruplarda pH ölçümleri için dijital pH ölçüm cihazı, yüzey gerilim ölçümleri için Traube stalogmometresi ve aktif klor içeriklerinin belirlenmesi için iyodometrik titrasyon kullanıldı. Verilerin istatistiksel analizinde, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve çoklu karşılaştırmalar için Duncan testlerinden faydalanıldı. Solüsyonların pH değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu gözlendi (p0.05). Bir saat ve iki saat bekletilen solüsyonların pH değerlerinin taze solüsyonunkinden anlamlı düzeyde düşük olduğu; yine iki saat bekletilen solüsyonun pH'ının bir saat bekletilene göre önemli düzeyde düşmüş olduğu belirlendi (p0.05). Yüzey gerilimi değerleri açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı. Gruplar aktif klor miktarları açısından değerlendirildiğinde, taze örneklerle bir saat bekletilen örnekler arasında fark görülmezken (p0.05), iki saat bekletilen örneklerdeki aktif klor miktarının hem taze hem de bir saatlik örneğe göre anlamlı düzeyde artmış olduğu belirlendi (p0.05). Bu çalışma koşullarında, NaOCl solüsyonunun bekleme süresi arttıkça pH değerinin düştüğü, aktif klor miktarının arttığı, yüzey geriliminin ise değişmediği sonucuna ulaşıldı. Anahtar kelimeler: Aktif klor, İyodometrik titrasyon, pH, Sodyum hipoklorit, Traube stalogmometresi, Yüzey gerilimi

Elif Baştuğ Güven
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sonik ve ultrasonik irrigasyon aktivasyon derinliğinin apikal debris ekstrüzyonuna etkisi: İn Vitro çalışma

Bu tez çalışmasının amacı, pasif ultrasonik (PUI) ve sonik (EDDY) aktivasyon sistemlerinin farklı derinliklerde kullanımının apikal debris ekstrüzyonu üzerindeki etkisini karşılaştırmaktır. Tüm örnekler, kullanılacak aktivasyon yöntemine göre rastgele üç gruba ayrılmış ve her grup, uygulanacak aktivasyon derinliğine göre iki alt gruba ayrılmıştır (n=15): Grup 1a: EDDY-1 mm, Grup 1b: EDDY-2 mm, Grup 2a: PUI-1 mm, Grup 2b: PUI-2 mm, Grup 3a: Geleneksel-1 mm, Grup 3b: Geleneksel-2 mm. Tüm örneklerde irrigasyon solüsyonu olarak distile su kullanılmıştır. Ekstrüze olan debris ve irrigasyon solüsyonu Eppendorf tüplerinde toplanarak, tüpler 70°C'de 5 gün inkübe edilmiştir. Net debris ağırlıkları deney öncesi ve sonrası hassas terazide tartılarak belirlenmiştir. Normal dağılıma uygunluk Shapiro-Wilk testi ile değerlendirilmiş, apikal debris ekstrüzyonu değerlerinin aktivasyon yöntemi ve derinliğe göre karşılaştırılmasında ise iki yönlü ANOVA testi uygulanarak çoklu karşılaştırmalar Bonferroni testi ile analiz edilmiştir. Önem düzeyi p<0,050 olarak alınmıştır. Sonuçlara göre EDDY, PUI'ye kıyasla anlamlı derecede daha fazla apikal debris ekstrüzyonuna neden olmuştur (p<0,001). Ayrıca, apeksten 1 mm uzaklıktan yapılan aktivasyonun, 2 mm uzaklıktan yapılan aktivasyona kıyasla daha fazla debris taşırdığı belirlenmiştir (p<0,001). Ancak, her bir aktivasyon yöntemi içinde derinlikler arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p=0,768). PUI her iki penetrasyon derinliği için de EDDY'den daha az debris taşırmıştır.

Züleyha Baş
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Daimi vital pulpalı dişlerde mineral trioksit agregat pulpotomisi ve kök kanal tedavisinin başarısının retrospektif olarak değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada daimî vital pulpalı dişlerde Mineral Trioksit Agregat (MTA) kullanılarak gerçekleştirilen pulpotomi ile geleneksel kök kanal tedavisinin klinik ve radyografik başarı oranlarını retrospektif olarak değerlendirmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, Uşak Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nin arşivlerinde yer alan, 2018-2022 yılları arasında MTA ile pulpotomi veya kök kanal tedavisi uygulanmış hastaların klinik ve radyografik verilerini kapsamaktadır. Çalışma grupları şu şekilde planlanmıştır: Grup 1: Mineral Trioksit Agregat (MTA) ile pulpotomi uygulanan dişler, Grup 2: Geleneksel kök kanal tedavisi uygulanan dişler. Çalışma toplam 196 dişte yürütülüp, retrospektif olarak incelenen dişlerin %45'ine pulpotomi, %55'ine kök kanal tedavisi işlemleri uygulanmıştır. İki yıllık takip sürecinde periapikal durum değerlendirmesi, Orstavik ve ark.'nın 1986 yılında tanımladığı periapikal indekse (PAİ) göre yapıldı. Radyografik değerlendirmede referans alınan PAİ skorlaması modifiye edilerek, tedavi günü PAİ skoru ile kontrol günü PAİ skoru değerlendirildi ve gruplandırıldı. Skorun azaldığı ve radyografiye göre PAİ 1 ve PAİ 2 (PAİ≤2) değerlerini alan olgular iyileşmiş olarak kabul edildi. Kontrol PAİ skorunun başlangıca göre artarak, PAİ 3, PAİ 4 ve PAİ 5 değerlerini aldığı olgular ise başarısız olarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda, MTA ile uygulanan pulpotomi tedavisinin, kök kanal tedavisine göre daha yüksek başarı oranlarına sahip olduğu tespit edilmiştir. İki yıllık takip sonuçlarına göre, pulpotomi uygulanan dişlerde başarı oranı %92,1, kök kanal tedavisi uygulanan dişlerde ise %80,4 olarak belirlenmiştir. Sonuç: MTA ile gerçekleştirilen pulpotomi tedavisi, genç daimî dişlerde ve uygun klinik durumlarda kök kanal tedavisine bir alternatif olmaktadır. Anahtar Kelimeler : Mineral Trioksit Agregat (MTA), Pulpotomi, Kök Kanal Tedavisi, PAİ (Periapikal indeks)

Cemre Çelik Yalçın
Uşak University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İrrigasyon aktivasyon yöntemlerinin farklı eğe sistemleriyle birlikte kullanımının apikalden taşan debris miktarına olan etkisi

Amaç: Çalışmamızda, irrigasyon aktivasyonunda kullanılan pasif ultrasonik irrigasyon, sonik aktivasyon ve geleneksel irrigasyon yöntemlerinin, farklı döner eğe sistemleriyle birlikte kullanımının sebep olduğu debris taşmasının karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 135 adet insan mandibular premolar dişi kullanıldı. Örnekler 3 ana irrigasyon aktivasyon grubu ve 3 alt döner eğe sistemi grubu olmak üzere toplam 9 gruba (n=15) ayrıldı. Deney düzenekleri hazırlanıp dişlerin kanal şekillendirmesi XP-endo Rise Shaper, ProTaper Ultimate ve WaveOne Gold eğeleri ile tamamlandıktan sonra her grupta irrigasyon aktivasyonu yapıldı. İrrigasyon solüsyonu olarak distile su kullanıldı. İçinde distile su ve debrisin bulunduğu eppendorf tüpleri 14 gün boyunca 37°C'ye ayarlanmış inkübatörde bekletildi. İçinde kuru debris kalan eppendorf tüpleri hassas terazide 3 kere tartılıp elde edilen değerlerin ortalaması alındı. Tüplerin son ağırlık ortalamalarından önceden kaydedilmiş olan boş ağırlık ortalamaları çıkarılıp apikalden taşan debris ağırlığı elde edildi.Bulgular: İrrigasyon aktivasyon yöntemleri arasında en fazla debris taşmasına sebep olan yöntem pasif ultrasonik irrigasyon olmuştur (P = 0.003). Tüm döner eğe sistemleri apikalden debris taşmasına sebep olmuştur ancak döner eğe sistemlerinin arasında apikalden debris taşması açısından anlamlı fark bulunamamıştır (p>0,05). Döner eğe sistemleriyle irrigasyon aktivasyon yöntemlerinin birlikte kullanımı karşılaştırıldığında, WaveOne Gold eğesiyle Sonik Aktivasyonun birlikte kullanımı, anlamlı olarak daha az debris taşmasına sebep olmuştur (P=0.009). Sonuçlar: Pasif ultrasonik irrigasyon, sonik aktivasyon ve geleneksel irrigasyona göre apikalden daha fazla debris taşmasına sebep olmuştur. Kanal tedavilerinde sonik aktivasyonla WaveOne Gold'un birlikte kullanımı, post-operatif ağrı ve akut alevlenmelerin azaltılması için bir seçenek olabilir.

Seden Kara Ongun
Uşak University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kronik apikal apseli dişlerde gözlemlenen intraoral sinüs yolunun karakterizasyonu

Kronik apikal apse, kök kanal sistemindeki enfeksiyona karşı kademeli başlayıp, mevcut bir sinüs yoluyla aralıklı olarak oluşan iltihabın boşalmasıyla görülen asemptomatik seyreden enflamatuar bir reaksiyon olarak tanımlanır. Literatür taraması sadece birkaç çalışmanın odontojenik sinüs yollarının prevalansını ele aldığını ortaya koymuştur. Bu çalışmanın amacı dental kaynaklı sinüs yolunun epidemiyolojik yaş, cinsiyet, diş pozisyonlarına göre görülme sıklığını, fiziksel yapısı ve dağılımını araştırmak, karakterini ortaya koymaktır. Hacettepe üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinde, etik kurul onayı alınarak yapılan kesitsel analiz çalışmasında endodonti birimine yönlendirilen intraoral sinüs yolu mevcut olan 105 hasta analiz edildi. Tüm hastalar tek bir hekim tarafından değerlendirildi. Hastalar klinik ve radyografik olarak sinüs yolunun yeri, sayısı, yapısı, çevre dokularla olan ilişkisi ve dişin durumu gibi parametreler analiz edildi ve veriler veri toplama formuna kaydedildi. Bulguların değerlendirilmesinde SPSS V23 (Chicago, IL, ABD) programı kullanıldı. Veriler kendi içinde kategorilere ayrılarak ve farklı gruplar şeklinde karşılaştırılarak analizleri ki-kare testi ile yapıldı. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak belirlendi. Hastaların 47'si erkek (%44,8), 58'i kadın (%55,2) idi. Sinüs yoluyla ilişkili dişlerden 76' sı (%72,4) üst çenede, 29'u (%27,6) alt çenede yer almaktaydı. Yaş ile çene ilişkisi arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,05). 15-45 yaş grubundaki hastalarda sinüs yolu, anlamlı olarak üst çenede daha fazla gözlendi (p<0,05). Cinsiyet ve farkındalık arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,05). Sinüs yolunun bulunduğu çene ve dişetindeki vertikal konumu incelendiğinde üst çenede görülen sinüs yolunun bulunduğu dişeti seviyesi anlamlı olarak bukkal mukozada, alt çenede ise anlamlı olarak mukogingival birleşimde görüldü. Saplı/pedinkül olarak sonlanan sinüs açıklığı anlamlı olarak daha az iltihaplı ve kanamalı akıntıya sahipti. (p<0,05) Ayrıca saplı/pedinkül olarak sonlanan sinüs yolu anlamlı olarak 2 mm'den daha büyük olarak gözlendi (p<0,05). Yaş ve sinüs yolu çevresi doku rengi arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,05). 65 yaştan büyük hastalarda sinüs yolu çevresi anlamlı olarak daha kızarık görüldü (p<0,05). 46-65 yaş arası hastalarda gözlenen sinüs yolunun çevresi ise anlamlı olarak daha fazla pembe/normal doku rengindeydi (p< 0,05). Hastalarda gözlemlenen sinüs yolunun oluşum paterni ile ilgili net bir açıklama olmasa da, sinüs yolunun oluştuğu bir çok durum söz konusudur. Endodontik hastalıkların yanı sıra; periodontal hastalıklar, vertikal kök kırıkları ve nonodontojenik hastalıkların sinüs yoluna sebep olabileceği unutulmamalıdır. Sinüs yolunun oluşumu ile ilgili veriler kısıtlıdır. Bu yapısal farklılıkları anlayabilmek için daha fazla tedavi ve takiplerinin yapıldığı klinik çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Kronik apikal apse, sinüs yolu, prevelans, odontojenik fistül yolu, periapikal patoloji

AbselerDiş apeksiDişler+4
Gizem Özdemir
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Proantosiyanidin'in dentin mikrosertliğine ve biodentin'in bağlanma dayanımına etkisinin değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı yeni bir irrigasyon solüsyonu olan Proantosiyanidin'in (PA) dentinin mikrosertliğine ve bariyer materyali olarak kullanılan Biodentin'in bağlanma dayanımına etkisini diğer irrigasyon ajanları ile karşılaştırmalı olarak incelemektir. Çalışmada 112 adet tek kanallı insan dişi kullanılmıştır. Dişlerin kronlarının uzaklaştırılmasını takiben, standart bir iç çap elde etmek için kök kanalları ProTaper eğe sistemi (F5) ve #1-6 numara Peeso reamerlar ile şekillendirilmiştir. Mikrosertlik testi için dişler, %1,5 NaOCl, %2 CHX ve PA (%25 GSE)'nın uygulandığı 3 deney (n=30) ve 1 adet (n=10) kontrol (DW) grubuna ayrılmıştır. Her kökün koronalinden 2 mm kalınlığında 2 dentin kesiti elde edilmiştir. Solüsyonların dentin mikrosertliğine etkilerini değerlendirmek için Vickers mikrosertlik test cihazı kullanılmıştır. Bağlanma dayanımı testi için 3 adet deney (n=54) ve 1 adet (n=18) kontrol grubu oluşturulmuştur. Solüsyonların uygulanmasının ardından tüm gruplara Ca(OH)2 yerleştirilmiştir. 2 hafta sonra Ca(OH)2 uzaklaştırılarak köklerin koronal kısımlarından 2 mm kalınlığında 2 dentin kesiti elde edilmiştir. Dentin kesitlerine Biodentin yerleştirilmiş ve bağlanma dayanımı Push-out testi ile ölçülmüştür. Ayrılma tipleri kaydedilmiştir. Tüm veriler IBM SPSS 23.0 yazılımı kullanılarak p<0.05 anlamlılık düzeyinde, tekrarlayan ölçümlerde varyans analizi (ANOVA) ve ikili karşılaştırmalar Bonferroni düzeltmesi kullanılarak analiz edilmiştir. DW, PA ve CHX grupları arasında mikrosertlik açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). NaOCl grubundaki mikrosertlik değerleri, istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalmıştır (p<0,05). PA grubunda bağlanma dayanımı, NaOCl grubuna göre anlamlı şekilde daha düşük bulunmuştur (p<0,05). CHX'in, NaOCl ve PA grupları ile arasında bağlanma dayanımı değerleri açısından anlamlı bir fark yoktur (p>0,05). Tüm gruplarda karışık tip ayrılma daha yüksek oranda gözlenmiştir. Adeziv tip ayrılma, en fazla PA grubundadır ancak diğer gruplarla arasında anlamlı fark yoktur (p>0,05). Koheziv tip ayrılma ise, en fazla kontrol grubundadır ve sadece PA grubu ile aralarından anlamlı fark görülmüştür (p<0,05).

BiodentinBitki özütüDental bonding+4
Büşra Tavşan
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı eğe sistemlerinin kök kanal dolgu materyalini uzaklaştırırken oluşturdukları apikal ekstrüzyon miktarlarının değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, dört farklı eğe sistemi ile kök kanal tedavisi yenilenmesi sırasında apikale ekstrüze olan debris miktarını karşılaştırmaktır. Kanal tedavisinin birincil amacı, mikroorganizmaları ortadan kaldırmak ve kök kanalını üç boyutlu sızdırmaz bir şekilde doldurmaktır. Bazen kanal tedavisi başarısız olabilir ve başarısızlıktan sonra çeşitli tedavi seçenekleri vardır. Öncelikle kanal tedavisinin ortograd olarak yenilenmesi düşünülmelidir. Dentin artıkları ve irrigantlar, yenileme sırasında apikal foramenden periapikal alana ekstrüde olabilir. Her alet tipinde farklı miktarlarda apikal ekstrüzyonun meydana geldiği bilinmektedir. Çalışmamızda 64 adet tek köklü mandibular premolar diş seçilmiştir. Örneklerin kronları düzleştirilmiş ve çalışma uzunluğu standart hale getirilmiştir. ProTaper Universal eğe sisteminde F4'e kadar kök kanalları prepare edilmiştir. Kemomekanik hazırlıktan sonra örnekler AH Plus patı ile lateral kondensasyon ile doldurulmuştur. Her numune için bir eppendorf tüpü kullanılmış, her tüp hassas terazide 3 kez tartılmış, hepsinin ortalaması kaydedilmiştir. Numuneler tıpalara sabitlenmiş ve eppendorf tüplerine yerleştirilmiştir. Daha sonra dişler rastgele 4 gruba ayrılmıştır: MicroMega Remover (Coltene), Reciproc blue (VDW), Protaper Universal Retreatment sistemi (Dentsply), D Race (FKG). Yenileme işlemi sırasında, çalışma boyuna ulaşılana kadar 10 mL distile su kullanılmıştır. Örnekler, sıvının tamamen buharlaşması ve tüpte sadece debris artıklarının kalması için 5 gün boyunca 70 °C'de tutulmuştur. Debrislerin biriktiği her bir eppendorf tüpü hassas terazide tekrar 3 kez tartılmış ve bulunan değerlerin ortalaması alınarak sonuçlar elde edilmiştir. Tüm sistemler, debris ekstrüzyonuna neden olmuştur. Debrisin apikal ekstrüzyonu, en az miktarda Reciproc Blue eğesi ile gerçekleşmiştir. Debrisin apikal ekstrüzyonu en fazla MicroMega Remover eğesi ile meydana gelmiştir.

DebridmanDental eğelerEkstrüzyon+4
Sinem Öztürk
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çoklu sterilizasyonun farklı işlemlerle üretilmiş nikel-titanyum döner eğe sistemlerinin döngüsel yorgunluk direnci üzerine etkisi

Çalışmamızın amacı farklı işlemlerle üretilmiş EndoArt Touch Gold ve EndoArt Touch Blue markalı döner eğe sistemlerinin döngüsel yorgunluk dirençlerini karşılaştırmak ve çoklu sterilizasyonun döngüsel yorgunluk dirençleri üzerindeki etkisini incelemektir. Bu in-vitro çalışmada 2 farklı Ni-Ti döner eğe sistemine ait kontrol ve sterilizasyon grupları oluşturulmuştur. Her bir grupta 25 adet olmak üzere toplamda 100 adet Ni-Ti eğe; 1,5 mm iç çapa, 60° kurvatür eğimine ve 5 mm'lik kurvatür yarıçapına sahip paslanmaz çelikten yapılmış yapay bir kanalda statik olarak kullanılmıştır. Kontrol grubuna ait eğelerin döngüsel yorgunluk testleri yapılmış ve ortalama kırılma süreleri belirlenmiştir. Bu ortalama kırılma sürelerinin %25, %50 ve %75' ine karşılık gelen süreler belirlenmiştir. Sterilizasyon grubu eğeleri ortalama kırılma sürelerinin %25, %50 ve %75' ine kadar sırasıyla döngüsel yorgunluk test düzeneğinde kullanılırken bu noktalarda çalışması durdurulup otoklav ile sterilizasyon işlemi uygulanmıştır. Son otoklavlamanın yapıldığı ortalama kırılma süresinin %75'inden sonra eğeler döngüsel yorgunluk test düzeneğinde kırılana kadar çalıştırılmıştır. Tüm eğelerin kırılma uzunluğu ölçülmüş olup, kırılana kadar geçen süreler (sn) olarak belirlenmiştir. Verilerin normal dağılıma uygunlukları Shapiro-Wilk testi ile değerlendirilmiştir ve analiz için Kruskal-Wallis testi uygulanmıştır. Karşılaştırma sonuçlarına göre EndoArt gold sterilizasyon grubu ile EndoArt blue sterilizasyon grubu ve EndoArt gold kontrol grubu ile EndoArt blue kontrol grubu arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Kırık parça uzunlukları incelendiğinde ise; EndoArt blue sterilizasyon grubu ile EndoArt blue kontrol grubu arasındaki fark anlamlı bulunurken (p<0,05); diğer gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. SEM analizi ile oluşan kırılmaların döngüsel yorgunluk sonucu oluştuğu belirlenmiştir. Sonuç olarak döngüsel yorgunluk direnci en yüksek olan eğe sistemi EndoArt Touch Blue olarak belirlenmiştir. Sterilizasyon işleminin döngüsel yorgunluk direnci üzerinde anlamlı bir etkisi olmamıştır.

Dental eğelerDental materyallerMetal yorgunluğu+2
Mert Deniz Ertekin
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Maksiller birinci molar dişlerin meziobukkal kök kanalının kurvatür açısının apikal foramen konfigürasyonuyla ve cinsiyetle ilişkisinin değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı maksiller birinci molar dişlerin çeşitli morfolojik özelliklerini ve meziobukkal kök kanalının kurvatür açısının cinsiyet ve apikal foramen konfigürasyonuyla ilişkisini KIBT kullanılarak değerlendirmektir. Çalışmada 250 adet dişin KIBT görüntüleri incelenmiştir. Meziobukkal kök kanalının kurvatür açısı Schneider yöntemine benzer şekilde ölçülmüş ve kurvatürün başladığı kök bölgesi (koronal-orta-apikal) ve kurvatür yönü belirlenmiştir. MB2 varlığı, apikal foramen sayısı, kanalların birleştiği kök bölgesi değerlendirilmiş ve kanalların birleşme mesafesi, kanallar arası mesafe, kron boyu ve kök boyu ölçülmüştür. Kategorik değişkenler arasındaki ilişkiler Ki-kare Analizleri ile, bağımsız iki grup arasında sayısal değişken yönünden karşılaştırmalar Independent Samples t Test ile yapılmıştır. Sayısal değişkenler arasındaki ilişkiler Pearson korelasyon katsayısı ile değerlendirilmiştir. Tek kurvatürlü ve apikal foramen sayısı 2 olan dişlerin kurvatür açısı ortalaması anlamlı olarak daha yüksektir (p˂0,05). Cinsiyetler ile kanal kurvatür açı ortalamaları ve apikal foramen sayısı arasında anlamlı bir ilişki yoktur (p˃0,05). Kurvatür en çok orta üçlüde başlamaktadır. En çok görülen kurvatür yönü distaldir. MB ve MB2 sırasıyla en çok orta, apikal ve koronal üçlüde birleşmektedir. Erkek hastalarda kanalların birleşme mesafesi anlamlı bir şekilde daha yüksektir (p=0,015). Apikal foramen sayısı 2 olan dişlerde kanallar arası mesafe anlamlı olarak daha yüksektir (p<0.001). Kanallar arası mesafe ve kanalların birleşme mesafesi arasında orta düzeyde pozitif yönlü bir ilişki mevcuttur (r=0,47). Kron ve kök uzunlukları ile apikal foramen sayısı arasında anlamlı bir ilişki yoktur (p˃0,05). Furkasyon seviyesinde erkeklerde meziodistal ve bukkolingual kök kalınlıkları anlamlı bir şekilde daha fazladır (p˂0,05). Furkasyon seviyesinde meziodistal kök kalınlığı (r=0,24), bukkolingual kök kalınlığı ile kanallar arası mesafe arasında ile pozitif yönlü ilişkiler bulunmuştur (r=0,46).

AnatomiAzı dişleriCinsiyet+3
Fatma Nur Yiğitçe
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kök kanal tedavisinde kullanılan nanopartikül içerikli irrigasyon protokolünün dentinin fiziksel ve mekanik özelliklerine etkisi

Bu çalışmanın amacı kitosan nanopartikülleri (KNP) kullanımını ve genipin (GE) ile çapraz bağlamayı içeren final irrigasyon protokollerinin, enzimatik çözünmeye karşı, dentininin mikrosertliği, yüzey özellikleri ve kimyasal yapısı üzerindeki etkilerini araştırmaktır. KNP iyonik jelasyon yöntemi ile sentezlendi ve stabilitesi partikül boyutu, polidispersitesi ve zeta potansiyeli ölçülerek değerlendirildi. Doksan adet çekilmiş tek köklü dişin kök kanalları şekillendirildi ve sodyum hipoklorit (NaOCl) ile irrige edildi. Dentin diskleri elde edildi ve mikrosertlik (n=15), ATR-FTIR (n=5) ve SEM/EDS (n=6) analizlerinde kullanılmak üzere gruplara ayrıldı, ve aşağıdaki solüsyonlarda bekletildi: (1) NaOCl+Etilendiamintetraasetik asit (EDTA), (2) NaOCl+KNP, (3) NaOCl+EDTA+KNP, (4)NaOCl+KNP+GE, (5)NaOCl+EDTA+KNP+GE veya (6) distile su. Örneklerin başlangıç ve irrigasyon protokolleri sonrası dentin mikrosertliği ölçüldü. ATR-FTIR ve SEM/EDS analizleri, irrigasyon protokolleri uygulandıktan sonra gerçekleştirildi. Tüm analizler, disklerin 24 saat kolajenaz solüsyonunda bekletilmesinden sonra tekrarlandı. Verilerin istatistiksel analizleri yapıldı (p=0,05). Kolajenaz uygulaması sonrasında, final irrigasyon sonrasına göre, NaOCl+EDTA+KNP+GE grubu hariç, tüm gruplarda dentin mikrosertliği azaldı (p<0,05). NaOCl+EDTA+KNP ve NaOCl+KNP+GE gruplarının kolajenaz uygulaması sonrası mikrosertlik değerleri, başlangıç değerlerine benzerdi (p>0,05). Kolajenaz sonrası, Amid III/PO4-3 oranında NaOCl+EDTA+KNP, NaOCl+KNP+GE ve NaOCl+EDTA+KNP+GE gruplarında önemli bir değişim oluşmazken (p>0,05), diğer gruplarda azalma oldu (p<0,05). Kolajenaz, gruplardaki CO3-2/ PO4-3 oranında bir değişime yol açmadı (p>0,05). Kolajenaz öncesi ve sonrasında, gruplarda elemental düzeyde önemli bir değişim görülmedi (p>0,05). Kök kanal tedavisinin final irrigasyon protokolünde KNP ve GE kullanımı, enzimatik çözünmeye karşı dentinde olumlu etkiler oluşturması nedeniyle önerilebilir.

DentinGenipinKitosan+5
Sena Nihan Şengül
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kök kanal tedavisi esnasında tercih edilen farklı irrigasyon aktivasyon yöntemlerinin tedavi sonrası postoperatif ağrıya etkisi: randomize klinik çalışma

Amaç: Bu çalışmanın amacı asemptomatik apikal periodontitise sahip mandibular premolar ve birinci molar dişlerde, EDDY ve pasif ultrasonik irrigasyon aktivasyon yöntemlerinin, postoperatif ağrıya etkilerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Randomize klinik çalışma olarak tasarlandı. Ordu Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Endodonti Anabilim Dalı'na 12.02.2024 ve 03.06.2024 tarihleri arasında başvuran ve belirlenen kriterlere uygun gönüllü hastalar tarafından yürütüldü. Hastalara bir kutuda bulunan siyah zarflardan birini seçmeleri istenerek kullanılacak aktivasyon yöntemi belirlendi. Çalışmadaki katılımcıların kök kanal tedavisi tek bir operatör (M.S.) tarafından tamamlandı. Toplamda 57 hasta çalışma için değerlendirildi. Dahil edilme kriterlerine uyan 48 hasta çalışmaya dahil edildi. Takip postoperatif ağrı verilerine ulaşılan 45 hasta (kontrol grubunda 15, EDDY grubunda 14 ve PUİ grubunda 16 hasta) analize dâhil edildi. Tedavisi tamamlanan hastaların postoperatif ağrı seviyeleri 8. saat, 12. saat, 24. saat, 48. saat ve 7. gün görsel analog skala ölçümleri ile belirlendi. İstatistiksel analiz için ağrı skorları değerlendirilmesinde Kruskal-Wallis ve Friedman testleri, cinsiyete ilişkin bulgularda Ki-kare testi kullanıldı. Bulgular: Grup içi analizlerde cinsiyetin ağrı varlığı üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin bulunmadığı görüldü (p>0.05). Postoperatif ağrı değerlendirmesinde gruplar arası ölçümlere bakıldığında istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (8. saat; p=.479, 12. saat; p=.577, 24. saat; p=.881, 48. saat; p=.778, 7. gün; p=.830). PUİ grubunda 8. saat ve 12. saatte daha fazla ağrı olduğu, 24. ve 48. saatlerde EDDY grubunda daha fazla ağrı olduğu görüldü ancak istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Grup içi değerlere bakıldığında kontrol ve PUİ grubunda 7. güne doğru ağrı seviyelerinde azalma istatistiksel olarak anlamlı gözlenirken EDDY grubunda istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç çıkmamıştır (Kontrol p=.007, PUİ p=<.001, EDDY p=.050). Sonuçlar: Bu çalışmanın limitleri dahilinde, EDDY ve PUİ postoperatif ağrı açısından benzer etkilere sahip olup irrigasyon aktivasyonu için tercih edilebilirler. Cinsiyetin postoperatif ağrı üzerine bir etkisi bulunmamaktadır.

AğrıEndodontiİrrigasyon
Seca Mutlu
Ordu University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Resiprokasyon hareketi ile çalışan orijinal, replika benzeri ve sahte nikel titanyum eğelerin döngüsel yorgunluk dirençlerinin karşılaştırılması: in vitro çalışma

Amaç: Bu çalışmanın amacı resiprokasyon hareketi ile çalışan orijinal, replika benzeri ve sahte nikel titanyum eğelerin tasarım özelliklerinin, vücut sıcaklığında döngüsel yorgunluğa karşı dirençlerinin ve metalurjik özelliklerinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Orijinal (Reciproc Blue R25), replika benzeri (Recip-One Files Blue R25) ve sahte (Reciproc Blue R25) eğe sistemlerinin yer aldığı 4 grup için toplamda 100 adet nikel titanyum eğe çalışma kapsamında kullanıldı. Eğelerin tasarım özelliklerini değerlendirmek için: stereomikroskop ile üretim hataları karşılaştırıldı; taramalı elektron mikroskobundan (SEM) alınan verilerle uç tasarımı incelendi, taper ve uç çap değerleri Image J programıyla ölçülerek karşılaştırıldı; dijital kumpas ile de 18-20 mm ölçüm çizgilerinin hassasiyetleri incelendi. Döngüsel yorgunluk testi vücut sıcaklığında (37°C), 60° kurvatür eğimi ve 5 mm kurvatür yarıçapı değerlerinde oluşturulan yapay kanalda gerçekleştirildi. Örneklerin metalurjik özellikleri diferansiyel taramalı kalorimetre (DSC) ve enerji dağılım spektrometresi (SEM-EDS) aracılığıyla incelendi. Verilerin normalliği Shapiro-Wilk testi ile değerlendirildi. Normal dağılan veriler için one-way ANOVA, normal dağılım göstermeyen veriler için Kruskal-Wallis testi yapıldı. Post hoc testi olarak Games-Howell ve Bonferroni testi kullanıldı. Anlamlılık seviyesi %5 olarak belirlendi. Bulgular: Sahte eğe sistemleri (Cf1, Cf2) diğer gruplardan stereomikroskop altında üretim hataları izlenmesiyle ayırt edilebilmiştir. Orijinal eğe sistemi (Of) ve replika benzeri eğe sistemi (Rf) pasif uç tasarımı sergilerken, sahte eğe sistemleri SEM altında aktif uç tasarımı sergilemiştir. Rf grubu eğeleri Of grubuna benzer uç çapı ve taper değerleri gösterirken, Cf1 grubu eğeler Of grubuna kıyasla düşük taper ve uç çap değerleri göstermiştir. Sahte eğe sistemleri diğer gruplara kıyasla 0.1 mm' den yüksek ölçüm çizgilerinden sapma göstermiştir. Döngüsel yorgunluk test sonuçlarına göre kırılma süreleri gruplar arasında benzerlik göstermiştir. DSC sonuçları vücut sıcaklığında Of grubu eğelerin östenit fazda yer aldığını gösterirken, diğer grup eğeler ise martensit fazda yer almıştır. SEM-EDS sonuçlarına göre gruplar arasında nikel- titanyum oranları benzerlik göstermiştir. Sonuçlar: Orijinal, replika benzeri ve sahte eğe sistemlerinin karşılaştırıldığı bu çalışmada döngüsel yorgunluğa karşı direnç ve nikel-titanyum seviyelerinde gruplar arasında benzerlik gözlenirken, tasarım özellikleri ve DSC sonuçları farklılık göstermektedir. Sahte eğe sistemleri iddia edilen taper ve uç çap değerlerini karşılamamış, incelenen verilerde bu sistemlerin standart sapma değerleri diğer gruplara kıyasla yüksek seyretmiştir. Standardizasyonu olmayan bu sistemlerin, orijinal sistemlere göre güvenilir olmadığı kabul edilebilir.

Endodonti
Mert Ünal
Ordu University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı kanal dolgu patları kullanılarak tek seans kanal tedavisi uygulanan kronik apikal periodontitisli hastalarda oksidatif stresin değerlendirilmesi: İn vivo çalışma

Amaç: Bu çalışmanın amacı epoksiamin rezin bazlı ve biyoseramik bazlı kök kanal patları kullanılarak tek seansta kanal tedavisi yapılmış kronik apikal periodontitis tanılı hastalarda oksidatif stres belirteçlerinin karşılaştırılmasıdır. Aynı zamanda katılımcıların başlangıç PAİ seviyeleri de başlangıçta alınan örneklerden elde edilen oksidatif stres belirteçleriyle karşılaştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Kronik apikal periodontitis teşhisli 26 hasta, kullanılacak kök kanal patına göre sayıca eşit (n=13) iki gruba ayrıldı (Biyoseramik Grubu ve Epoksiamin Grubu). Hastalarda kullanılacak kanal patı başka bir hekim tarafından kapalı zarflar içerisinden seçildi. Hastaların tedavi öncesi PAİ skorları kaydedildi. Kanal tedavisine başlamadan önce hastalardan tükürük örneği alındı. Kanal tedavisi esnasında da kök kanalı içerisinden diş ve pulpa dokusu örneği alındı. Kök kanal tedavisi seçili patla bitirildikten sonra hastalara tekrar randevu oluşturuldu ve 30. günde ikinci defa tükürük örneği alındı. Tükürükten alınan örnekler ve kök kanalı içerisinden alınan örnekler; Total Antioksidan Seviye (TAS), Total Oksidan Seviye (TOS), Oksidatif stres indeksi (OSİ), 8-Epi, Malondialdehit (MDA) ve Myeloperoksidaz (MPO) belirteçleri için incelendi. 8-Epi için ELİSA test kiti, diğer belirteçler için kolorimetrik analiz yöntemleri kullanıldı. İstatistiksel analizde normallik varsayımının karşılandığı durumlarda bağımsız iki grubun karşılaştırılmasında Bağımsız Örneklem T testi, bağımlı olduğu durumda Bağımlı Örneklem T testi; varsayımın karşılanmadığı durumlarda ise Mann Whitney U ve Wilcoxon İşaret Sıra testi uygulandı. Normal dağılıma uygun sürekli ölçümler arası ilişkileri incelenmesinde Pearson Korelasyonu, normal dağılım olmadığı durumda ise Spearman korelasyonları uygulandı. (p<0.05) anlamlı kabul edildi. Bulgular: Biyoseramik Grubunda 8-Epi belirtecinde 30. günde 1. güne oranla istatistiksel olarak anlamlı bir azalma gözlenmiştir. Biyoseramik Grubunda TAS, TOS, OSİ, MDA, MPO değerleri zamana göre incelendiğinde iststistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Epoksiamin Grubunda ise zamana göre incelemede 1. ve 30. günler arasında hiçbir belirteçte anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Kök kanalı içerisinden alınan örneklerden elde edilen biyokimyasal sonuçlar ile tedavi öncesi alınan tükürükten elde edilen sonuçlar arasında herhangi bir belirteçte anlamlı bir ilişki kurulamamıştır. Zamana göre oksidatif stres belirteçlerinin değişimi gruplar arası karılaştırıldığında Epoksiamin Grubu ile Biyoseramik Grubu arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. PAİ skorları ile tedavi öncesi alınan tükürük örneklerinden elde edilen belirteçler ilişkilendirildiğinde; PAİ ile 8-Epi arasında pozitif ve çok yüksek düzeyli anlamlı bir ilişki bulunmuştur. PAİ skorları ile kök kanalı içerisinden alınan örnekler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanamamıştır. Sonuçlar: Biyoseramik ve epoksiamin rezin bazlı kök kanal patları kullanılarak yapılan bu çalışmada bulgular gruplar arası benzerlik göstermektedir. Biyoseramik kök kanal patı kullanıldığında 8-Epi'de gözlenen azalma, oksidatif stres seviyesi yüksek sistemik hastalıklara sahip hastalarda, ya da PAİ skoru büyük hastalarda biyoseramik bazlı kök kanal patı kullanılmasının muhtemel faydaları hakkında fikir verici olabilir. Tükürükten incelenen 8-Epi ve PAİ arasında kurulan ilişki de artan kemik kaybının sistemik oksidatif stresi de arttırdığını doğrular niteliktedir. Oksidatif stres belirteçlerinin endodonti alanında incelenmesi oldukça yeni bir başlık olduğu için bu alanda daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.

Antioksidan aktiviteAntioksidan kapasiteKök kanal tedavisi+2
Bengi Gülgü
Ordu University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı giriş kavitesi tasarımlarının kök kanallarından kalsiyum hidroksit uzaklaştırma üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı farklı giriş kavitesi tasarımları ve farklı irrigasyon sıvılarının kök kanallarından kalsiyum hidroksit uzaklaştırma üzerine etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada kullanılmak üzere 84 adet insan mandibular molar dişi seçildi. Örnekler hazırlanacak kavite tasarımlara göre her grupta 28 diş olacak şekilde 3 ana gruba ayrıldı. Kavite hazırlığı ve kök kanal şekillendirmesi yapılan dişlerin kök kanallarına kalsiyum hidroksit yerleştirildi. Tüm örnekler bir hafta 37° C ve %100 nem sağlayan etüvde bekletildi. Konkofal lazer taramalı mikroskopta görüntü verebilmesi için kalsiyum hidroksit, rodamin B boyası ile karıştırıldı. Daha sonra örnekler, kalsiyum hidroksiti uzaklaştırmak için kullanılacak irrigasyon sıvılarına göre 4 alt gruba ayrıldı. Kalsiyum hidroksit uzaklaştırma işleminden sonra apikal 3 mm kesitler ve konfokal lazer mikroskopta kesitlerin görüntüsü oluşturuldu. Görüntüler İmageJ ile analiz edildi. Elde edilen veriler iki yönlü Anova ve Tukey ost hoc testleri kullanılarak p<0.05 anlamlılık düzeyinde tutulacak şekilde analiz edildi. Bulgular: Kalsiyum hidroksitten temizlenen kanal duvarı çevresinde giriş kavitesi tasarımları açısından anlamlı fark bulundu. TGK grubunun kanal duvarları, NGK grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha temiz olduğu görüldü (p<0.05). İrrigasyon sıvısı açısından temizlen kanal duvarı çevresinde %70 etanol ile %0.2 kitosan arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmedi (p>0.05). Ayrıca %0,2 kitosan ile %17 EDTA arasında da anlamlı fark bulunamadı (p>0.05). %70 etanolün, %17 EDTA'ya göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde kanal duvarlarından kalsiyum hidroksiti daha fazla uzaklaştırdığı görüldü (p<0.05). Giriş kavitesi tasarımları arasında temizlenen tübül derinliği açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmedi (p>0.05). %70 etanolün, istatistiksel olarak anlamlı düzeyle %0.2 kitosan ve %17 EDTA'ya göre daha derin tübül temizliği yaptığı görüldü (p<0.05). %0.2 kitosanın, istatistiksel olarak anlamlı düzeyde %17 EDTA'ya göre daha derin tübül temizliği yaptığı görüldü (p<0.05). Kalsiyum hidroksitin maksimum penetrasyon derinliği ve penetrasyon alanı incelendiğinde, %70 etanol, %0.2 kitosan ve %17 EDTA açısından anlamlı fark bulunamadı (p>0.05). GGK grubunun, diğer kavite gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek alana penetre olduğu görüldü (p<0.05). GGK ve NGK gruplarının, istatistiksel olarak anlamlı düzeyde TGK grubundan daha yüksek penetrasyon derinliği gösterdiği belirlendi (p<0,05). Sonuç: Minimal invaziv kavite tasarımları, diş kırıklarının önüne geçmek için önerilmiştir. Ancak bu kavite tasarımları, kök kanal temizliğini tehlikeye atabilmektedir. Etanol ve kitosan, kalsiyum hidroksiti uzaklaştırmak için EDTA'ya bir alternatif olabilir. Anahtar Kelimeler: Kalsiyum hidroksit, Kitosan, Konfokal lazer mikroskop, Ninja kavite, Truss kavite

Enes Bodur
Ordu University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı seviyelerde kök kanal kalsifikasyonu olan dişlerde rehberli endodonti tekniği kullanılarak açılan giriş kavitelerinin geleneksel giriş kaviteleriyle karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı farklı seviyelerde kök kanal kalsifikasyonu olan üç boyutlu yazıcıda üretilen maksiller santral kesicilerde, rehberli endodontik kavite ve geleneksel endodontik kavite preparasyonunun hacim kaybı ve tedavi süresi açısından karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: 72 adet maksiller keser diş üç farklı seviyede kök kanal kalsifikasyonunu simüle edilerek üç boyutlu yazıcıda üretildi. Geleneksel endodontik kavite (n=36) ve rehberli endodontik kavite (n=36) gruplarındaki örnekler blok randomizasyonla 6 gruba (n=12) ayrıldı. REK preparasyonu için rehber şablon konik ışınlı bilgisayarlı tomografi verileri ve ağız içi tarama verilerinin (STL dosyaları) eşleştirilerek yazılım programında tasarlanarak üretildi. Kavite preparasyonları yapıldı. Hacim kaybı, tedavi öncesi ve sonrası konik ışınlı bilgisayarlı yomografi tarama verilerinden segmentasyon yapılarak aralarındaki hacim farkı hesaplandı ve tedavi süresi kaydedildi. İstatistiksel değerlendirmeler IBM SPSS Statistics 29.0.2.0 (SPSS Inc., Chicago, IL, USA) programı kullanılarak gerçekleştirildi. Verilerin normalliği Kolmogorov–Smirnov Testi, Varyans eşitliği ise Levene's Testi'yle değerlendirildi. Varsayımlar sağlandığında teknikler arası ikili karşılaştırmalar için bağımsız örneklem t-testi uygulandı. Zaman karşılaştırmaları için normal dağılmayan gruplarda Mann Whitney U testi kullanıldı. Aynı teknikte grup içi analizlerde tek yönlü varyans analizi ve Kruskal-Wallis testlerinden yararlanıldı. Ölçümler arası ilişkilerin incelenmesinde Spearman korelasyonları uygulandı. Tüm istatistiksel değerlendirmelerde p<0,05 değeri anlamlı kabul edildi. Bulgular: Rehberli endodontik kavitede, tüm kalsifikasyon düzeylerinde geleneksel endodontik kaviteye kıyasla anlamlı derecede daha az hacim kaybı görülmüştür (p<0,001). Tedavi süresi 16 ve 20 mm seviyesinde (p<0,001) rehberli endodonti gruplarında anlamlı ölçüde kısa olup, 12 mm düzeyinde ise gruplar arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p=0,355). Her iki yöntem de hacim kaybı 20 mm seviyesinde 12 mm'ye göre anlamı olarak fazladır (p≤0,001). Tedavi süresi geleneksel kavite tekniğinde 12 mm seviyesinde 16 ve 20 mm'ye göre anlamlı olarak kısadır (p≤0,004). Rehberli kavitede ise yalnızca 12 mm ile 20 mm seviyesinde fark vardır (p=0,004). Sonuçlar: Kalsifiye kanallarda rehberli giriş kavitesi, hacim kaybını anlamlı biçimde azaltır ve özellikle 16–20 mm kalsifikasyon seviyesinde tedavi süresini kısaltır. Bu bulgular, rehberli kavitenin doku koruyucu ve zaman açısından verimli bir seçenek olduğunu göstermektedir.

Nagihan Kara Şimşek
Ordu University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Yaşlanmanın ve inflamasyonun dental pulpa kök hücrelerinin kök hücre özgüllüğü üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı sağlıklı, geri dönüşümlü pulpitisli ile geri dönüşümsüz pulpitisli genç ve yaşlı bireylere ait diş pulpasında mezenkimal kök hücre varlığı, sayısı ve proliferasyon kapasitesinin incelenmesidir. Bu çalışmada, sağlıklı diş pulpaları çekilen yirmi yaş dişlerinden, inflame diş pulpaları da kök kanal tedavisi sırasında uzaklaştırılan pulpalardan elde edildi. Çalışma grupları: Genç sağlıklı pulpa dokuları(n=2), genç geri dönüşümlü pulpitisli pulpa dokuları(n=2), genç geri dönüşümsüz pulpitisli pulpa dokuları(n=2), yaşlı sağlıklı pulpa dokusu(n=1), yaşlı geri dönüşümlü pulpa dokusu(n=1). Elde edilen pulpalardan primer hücre kültürü hazırlandı. Çoğalan fibroblast hücrelerinin mezenkimal kök hücre özgüllüğü akış sitometri yöntemi ve immünofloresan boyama yöntemi ile incelendi. Elde edilen kök hücrelerin proliferasyon potansiyeli lateral proliferasyon yöntemi ile incelendi. Yaşlı sağlıklı pulpadan elde edilen kök hücreler genç sağlıklı pulpadan elde edilenlere gore daha yavaş prolifere olurken, genç geri dönüşümlü pulpitisli kök hücreleri, genç sağlıklı pulpa kök hücrelerine göre daha hızlı prolifere oldu. İmmünhistokimyasal işaretleme yöntemine göre tüm örneklerin hücre stoplazmalarında pozitif mezenkimal kök hücre yüzey belirteçleri olarak CD73, CD90 ve CD105 antikorlarının yaygın olarak işaretlendiği, negatif yüzey belirteci olarak da CD34 ve CD45 in hiç işaretlenmediği gözlendi. Akış sitometri sonuçlarına göre, gruplar arasında fark olmaksızın tüm grupların mezenkimal kök hücre özgüllüğü %98-%100 arasında bulundu. Sonuç olarak inflamasyon ve yaşa bağlı olarak dental pulpanın mezenkimal kök hücre özgüllüğü değişmezken, proliferasyon kapasitesinde yaşa bağlı azalma gözlendi.

Akım sitometrisiDental pulpaHücre çoğalması+5
Nurab Deniz Pedersen
Hacettepe University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Bilimsel atıf indeksinde yer alan üç endodonti dergisinin 2001-2005 ve 2016-2020 yılları arasındaki bibliyometrik analizi: Kök kanallarının kemomekanik şekillendirilmesi ve doldurulması

Bu çalışmanın amacı; kanal tedavisinin mekanik, kimyasal şekillendirme ve doldurma aşamalarını konu alan ve Bilimsel Atıf İndeksinde yer alan 3 endodonti dergisinde (Australian Endodontic Journal, Journal of Endodontics ve International Endodontic Journal) yayınlanmış olan makalelerin bibliyometrik analizini yapmak ve araştırmacılara güncel çalışma konularıyla ilgili yol göstermektir. Çalışmada 2001-2005 ve 2016-2020 olmak üzere iki farklı 5 yıllık dönemde dergilerdeki ilgili konularda yapılan tüm yayınlar, 2 araştırmacı tarafından 3 farklı zamanda değerlendirilmiştir. Değerlendirmede kullanılan parametreler ilk yazarın ülkesi, yazar sayısı, ulusal ve uluslararası iş birliği, çalışma tipi, atıf sayısı, ilk yazar bölümü ve çalışma konularının dağılımıdır. İlk 5 yıllık dönemden ikinci 5 yıllık döneme gelindiğinde; toplam ve dahil edilen yayın sayısında bir artış olduğu, özellikle mekanik ve kimyasal şekillendirmeyi konu alan yayınların sayısında anlamlı bir artış olduğu görülmüştür. Diğer taraftan kök kanallarının doldurulmasına ilişkin yayın sayısında anlamlı bir azalma olduğu görülmüştür (p<0,05). 2001-2005 yılları arasında ilgili konuda lider yayıncı ülke ABD iken, 2016-2020 yılları arasında Brezilya'dır. İkinci 5 yıllık dönemde yayınlarda yazar sayısı, ulusal ve uluslararası iş birliğinde artış olduğu görülmüştür (p<0,05). Her iki dönemde de in vitro çalışmaların sayısı klinik çalışmalardan ve hayvan deneylerinden anlamlı derecede fazla bulunmuştur (p<0,05). Klinik çalışmaların sayısı ikinci 5 yıllık dönemde artarken, hayvan deneylerinde bir azalma olduğu saptanmıştır. 2001-2005 döneminde 11-50 atıf alan yayın sayısı fazlayken, 2016-2020 döneminde 1-10 atıf alan yayın sayısı fazla bulunmuştur. İlk 5 yıllık dönemde 100 ve üzeri atıf sayısına sahip 76 yayın bulunurken, son 5 yıllık dönemde bu atıf sayısına sahip yayın bulunamamıştır. 2016-2020 dönemindeki yayınların 54'ü henüz hiç atıf almamıştır. En yüksek atıf sayısına sahip yayın 2001-2005 dönemine aittir ve 406 atıf almıştır. Bu yayın eğelerin şekillendirme yeteneğini konu almaktadır. İki dönemde de ilk yazarların endodontist olma yüzdesi, olmama yüzdesinden daha yüksektir (p<0,05). Mekanik şekillendirme aşamasıyla ilgili olarak, her iki dönemde de eğelerin kırılma özellikleri ve şekillendirme yeteneklerini konu alan çalışma sayısı daha yüksektir. İkinci 5 yıllık dönemde kök kırığı oluşumu, apikal debris ekstrüzyonu ve eğelerin temizleme yeteneği konularına artan bir ilgi görülmüştür (p<0,05). İkinci 5 yıllık dönemde, kimyasal şekillendirme aşamasında aktivasyon cihazlarının ve yöntemlerinin değerlendirildiği çalışma sayısında anlamlı bir artış olduğu görülmüştür (p<0,05). İrrigasyon solüsyonlarının birçok özelliğinin aynı anda değerlendirildiği çalışmalara yönelim olmuştur. Dolum aşamasıyla ilgili olarak, 2001-2005 döneminde en fazla mikrosızıntıyla ilgili yayın bulunurken 2016-2020 döneminde bu konuda ciddi bir azalma tespit edilmiştir (p<0,05). Yeni materyallerin üretimiyle, dolum materyallerinin fizikokimyasal özelliklerini ve dişi kuvvetlendirme yeteneklerini konu alan çalışmalar ilgi odağı olmuştur. Kanal tedavisi sonrası klinik ve radyografik takip çalışmalarında da bir artış olduğu görülmüştür (p<0,05). Sonuç olarak, araştırma konuları teknolojik, mekanik, fiziksel ve biyolojik gelişmelerle değişiklik göstermektedir ve araştırmacıların bu değişimleri takip ederek güncel kalması oldukça önemlidir.

Atıf dizinleriBibliyometriBibliyometrik çözümleme+6
Nilay Ezentaş
Hacettepe University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Diş hekimlerinin kök kanal tedavisi uygulamalarında irrigasyon alışkanlıklarının değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı, Türkiye'deki diş hekimlerinin irrigasyon uygulama ve alışkanlıklarının bir anket çalışması ile değerlendirilmesidir. Katılımcıların yaş, cinsiyet, klinik tecrübe, çalıştıkları coğrafi bölge, mesleki unvan, uzmanlık alanı ve aylık endodontik tedavi sıklıklarına ilişkin 7 ve irrigasyon protokollerine ilişkin 18 soru olmak üzere toplamda 25 soru içeren bir anket düzenlenmiştir. Anket çalışmamız Türk Dişhekimleri Birliği ve Türk Endodonti Derneği veri tabanındaki üyelere e-posta, sosyal medyadaki diş hekimlerine ise bağlantı linki aracılığıyla gönderilmiştir. Geri dönüş alınan 520 adet katılımcıdan 57'si, hiç kök kanal tedavisi uygulamadığını belirttiği için verilerin analizi 463 kişi üzerinden gerçekleştirilmiştir. Veriler IBM SPSS V23 (Chicago, IL, ABD) programı ile analiz edilmiştir. Kategorik verilerin analizinde ki-kare testi, gruplar arası karşılaştırmalarda ise Bonferroni düzeltmeli ki-kare testi uygulanmıştır. Anlamlılık düzeyi p ≤ 0,05 olan veriler istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Çalışmamızda katılımcıların %98,3'nün en sık kullandığı irrigasyon ajanı sodyum hipoklorit (NaOCl) ve en sık kullanılan NaOCl konsantrasyonu (%45,1) %2,5'dir. Endodonti uzmanları diğer tüm uzmanlık alanlarına göre %5,25'lik NaOCl solüsyonunu daha fazla kullanmaktadır (p<0,05). Ticari dental NaOCl solüsyonları en çok (%88,5) Doğu/Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde kullanılmaktadır. Akdeniz/Ege Bölgesi'ndeki katılımcılar irrigasyon uygulamalarında Doğu/Güneydoğu, İç Anadolu ve Marmara Bölgesi'ndekilere göre klorheksidini (CHX) daha fazla tercih etmektedir (p<0,05) Endodonti uzmanları final irrigasyonda diğer tüm gruplara göre NaOCl'yi ve etilendiamin tetraasetik asiti (EDTA) daha fazla tercih etmektedir (p<0,05). Katılımcıların %54,6'sı smear tabakasını uzaklaştırmaktadır ve endodonti uzmanları diğer gruplara göre bu amaçla daha fazla ek irrigasyon yapmaktadır (p<0,05). Smear tabakasını uzaklaştırmada en sık tercih edilen ajan ise (%98) EDTA'dır. Endodonti uzmanları ve 11-20 yıl klinik tecrübesi bulunan katılımcılar sonik/ultrasonik aktivasyon yöntemlerini daha çok kullanmaktadır. Solüsyonun hasta ağzına taşması (%68,5) en sık yaşanan komplikasyondur. Katılımcıların %43,4'ü standart bir irrigasyon protokolü rehberi ihtiyacı taşımaktadır. Pedodonti uzmanları ve nadir kanal tedavisi uygulayanlar diğerlerine göre standart bir rehbere daha fazla ihtiyaç duymaktadır (p<0,05). Katılımcılardan özellikle endodonti ve pedodonti uzmanları başta olmak üzere (p<0,05) %64'ü irrigasyon konusunda bilgilenmek adına bilimsel makale ve yayınları takip etmektedir. Endodonti ve pedodonti uzmanlarıyla karşılaştırıldığında, genel diş hekimleri irrigasyon protokolleri ile ilgili kaynak takip etmediklerini belirtmişlerdir (p<0,05). İrrigasyon uygulamaları hakkında sosyal medyayı en çok takip eden grup genel diş hekimleridir. Sonuç olarak diş hekimlerinin klinik tecrübeleri, çalıştıkları coğrafi bölgeler, uzmanlık alanları ve endodontik tedavi sıklıkları irrigasyon alışkanlıkları üzerinde etkilidir. Endodonti uzmanlarının irrigasyon uygulamaları diğer katılımcılara göre güncel literatürle daha uyumludur. Kanal tedavisi uygulayan tüm diş hekimlerinin irrigasyon konusunda bilgilenmek adına bilimsel yayın ve kongreleri takip etmesi teşvik edilmelidir.

Dental pulpa boşluğuDiş hekimleriDiş hekimliği+4
Begüm Cömert
Hacettepe University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntüleme ile alt premolar dişlerin kanal varyasyonlarının ve morfometrik yapılarının incelenmesi

Bu çalışmanın amacı alt birinci ve ikinci premolar dişlerin kök kanal varyasyonları ve köklerin morfometrik yapılarının incelenmesidir. Çalışmada 75 kadın ve 75 erkek hastaya ait tomografi görüntülerinden elde edilen veriler ışığında analizler yapılmıştır. Toplamda 150 hastanın simetrik premolarların varlığı gözetilerek 600 dişi araştırmada incelenmiştir. Hastalardan elde edilen görüntülerin incelenmesi için 3D Endo™ (Dentsply Sirona) programı kullanılmıştır. Kurvatür analizleri ise MATLAB (MathWorks) programında ele alınmıştır. Çalışmada sagittal ve koronal açılardan elde edilen veriler üzerinde görüntü işleme metotları kullanılarak kanal seyrinin üç boyutlu görüntüsü elde edilmiştir. Alt premolar dişlerin incelendiği bu çalışmadan elde edilen sonuçlara göre; birinci premolarda çok köklülük daha fazla olmak üzere, %98.16 tek köklü ve %1.84 iki köklü olduğu gözlenmiştir. Erkeklerde iki köklü alt premolar sayısı kadınlara göre fazladır. Birden çok kök kanalı sayısı birinci premolarda daha fazla elde edilmiştir. İki kanal varlığı birinci premolarda %34.4 iken, ikinci premolarda %6.17 olarak tespit edilmiştir. Erkeklerde birinci premolarda Vertucci Tip 1 %60.7, Tip II %4, Tip III %21.4, Tip V% 8.7 olarak tespit edilmiştir. Alt ikinci premolarda Tip I %82, Tip II %8, Tip III %3.4, Tip V %2 oranında; kadınlarda birinci premolarda Tip I%70.16, Tip II %2, Tip III %17.4, Tip V %6; alt ikinci premolarda Tip I %93.4, Tip II %4, Tip V ise %2 olarak tespit edilmiştir. C-şekilli kanal varlığı insidansı %2.7 iken, toplamda dişlerin %0.6'sında rastlanmıştır. Alt birinci premolarda kron uzunluğu ortalama 6.18 mm iken ikinci premolarda 6.04 mm olarak; kök uzunlukları ise sırasıyla 15.68 mm ve 15.82 mm olarak tespit edilmiştir. Birinci kurvatür açısı alt birinci premolarda erkeklerde 11.38° ve kadınlarda 9.45°'dir. İkinci kurvatür açısı erkeklerde kadınlara göre, sol premolarda sağa göre daha fazladır. Sonuç olarak alt premolar dişlerin simetriklerinde; kadınlar ve erkeklerde benzer kök kanal morfolojileri ve yapıları gözlenmektedir.

Dental pulpa boşluğuDişlerKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi+3
Selim Han Türer
Hacettepe University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı intrakoronal ağartma materyallerinin irrigasyon solüsyonlarına maruz kalmış kron dentininin tübül çapı, mikrosertliği ve mineral içeriğine etkisi

%35 Hidrojen peroksit (HP), %37 karbamid peroksit (CP) ve sodyum perborat (SP) kron içi beyazlatmada en çok kullanılan beyazlatma materyalleridir. Kron içi beyazlatma son zamanlarda yaygınlaşan ve merak uyandıran rejeneratif prosedürler sonrası da önem kazanmıştır. Bu çalışma bu ajanların ve kombinasyonlarının endodontik tedavi sırasında kullanılan irrigasyon protokolleri ile birlikte dentinin fiziksel ve kimyasal özelliklerine olan etkisini ölçmeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla 60 adet mandibular molar diş kronu kesilerek toplam 240 adet kron parçası elde edilmiştir. Bunlardan 120 örneğe irrigasyon protokolü (20 dakika 20mL %2,5 sodyum hipoklorit, 3 dakika 3mL %17 EDTA) uygulanmıştır. Diğer 120 örnek de irrigasyon kontrol grubu olarak salinde bekletilmiştir. Daha sonra her iki irrigasyon grubu da uygulanacak beyazlatma materyaline göre 6 gruba ayrılmıştır( Kontrol, SP, SPCP, CP, SPHP, HP). Her bir örneğin mikrosertliği beyazlatma ajanları uygulanmadan önce Vicker's mikrosertlik cihazı ile ölçülmüştür. Oluşturulan 6 gruba rastgele bir şekilde dağıtılan kron parçalarına, her birinin grubuna ait beyazlatma protokolü uygulanmıştır. 7 gün sonunda değiştirilen beyazlatma ajanları, toplam 14 gün sonunda uzaklaştırılmış ve kontrol grubuyla beraber hepsinin mikrosertlik değerleri yeniden ölçülmüştür. Yine beyazlatma sonrası tübül çapları SEM ile ölçülmüş ve kontrol grubu ile karşılaştırılmıştır. Mineral miktarları da SEM-EDX yöntemiyle ölçülmüş ve kontrol grubu ile karşılaştırılmıştır. Elde edilen veriler iki yönlü ANOVA ile istatistiksel olarak analiz edilmiştir. İrrigasyon protokolleri tek başına örneklerin mikrosertlik değerlerini değiştirmemiştir (p > .05). SP, SP+CP, CP ve SP+HP ile tedavi, irrigasyon protokolünden bağımsız olarak örneklerin mikrosertlik değerlerinde anlamlı bir artışa yol açmıştır (p <.05). İrrigasyon uygulanmış SP+CP örneklerinin mikrosertlik değerleri, irrigasyon uygulanmamış SP+CP örneklerine göre anlamlı bir miktarda yüksek ölçülmüştür( p < .05). Beyazlatma ajanları arasında dentin tübül çapı açısından HP grubunda anlamlı bir fark görülmüştür ve irrigasyon uygulanan örneklerde de örneğin dentin tübül çapı istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde artmıştır (p < .05). Beyazlatma ajanı uygulanan örnekler içerisinde hiçbirinde Ca, P değerleri ve Ca/P oranı anlamlı olarak değişmezken (p > .05), irrigasyon protokolü uygulanan dişlerde mineral değerlerinde artış görülmüştür (p < .05).

Diş beyazlatmaHidrojen peroksitKronlar+3
Hakan Karaaslan
Hacettepe University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Türkiye'de endodontistler tarafından endodontik tedavide tercih edilen materyal, yöntem ve tedavi protokolünün belirlenmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı ülkemizde endodontistler tarafından endodontik tedavide tercih edilen materyal, yöntem ve tedavi protokollerinin anket çalışması ile belirlenmesi ve elde edilen verilerin Türkiye ve dünyada yapılan benzer çalışmalardaki veriler ile kıyaslanmasıdır. Gereç ve Yöntem: Türk Endodonti Derneği ve illerin diş hekimliği odaları tarafından düzenlenen kongre, sempozyum ve konferanslara katılan 352 endodontiste anket dağıtıldı. Katılımcılarla yüz yüze görüşülerek 30 çoktan seçmeli soruyu yanıtlamaları istendi. Anket soruları 2 ana bölüme ayrılmıştır; ilk bölümde endodontistlerin yaşı, cinsiyeti, deneyim yılı, çalıştıkları kurum, bilimsel programlara katılımı, ikinci bölümde endodontik tedavilerde kullanılan yöntem ve materyaller ile ilgili 24 soru sorulmuştur. Veriler toplanıp, SPSS (SPSS, Inc., Chicago, IL, ABD) progaramı ile analiz edildi. Anlamlı ilişkilerin hesaplanması için ki-kare ve Fisher's exact testi kullanıldı. (p< .05) Bulgular: Endodontistlerin çoğu (% 88.9) vital pulpa tedavisi yapmaktadır ve vital pulpa tedavileri için kalsiyum hidroksit kullanmaktadır. Her zaman rubber dam ile izolasyon yöntemini ankete katılanların sadece % 4.3'ü tercih etmiştir, % 67.1'i hastalarını herhangi bir büyütme sistemi kullanmadan tedavi etmektedir. Çalışma boyu tespiti için çoğunluk sadece elektronik apeks bulucu (% 47.2) ya da apeks locater ile radyografiyi birlikte kullanmaktadır (% 44.9). Endodontistlerin çoğu (% 96.3) vital asemptomatik vakalarda tek seans kök kanal tedavisini tercih etmiştir. Yaklaşık %85'i kök kanal şekillendirmesi için el aletlerini ve döner aletleri birlikte kullanmaktadır. En fazla rotasyonel hareketle çalışan çoklu eğe sistemleri kullanılmaktadır (% 75). Katılımcıların % 90'dan fazlası öncelikli olarak sodyum hipoklorit kullanırken, % 41.2'si %1.6-2.5 konsantrasyonda tercih etmiştir. Katılımcıların % 52.3'ü irigasyon için 27 gauge kanülleri kullanmaktadır. En fazla kullanılan medikament kalsiyum hidroksittir (% 93.2). Ankete katılanların yüzde yetmiş üçü endodontik tedavi sırasında smear tabakasını uzaklaştırmayı hedeflemektedir. Polimer esaslı kanal patları en çok seçilmiştir (% 67.6). Soğuk lateral kondensasyon tekniği ve basit tek kon tekniği popüler dolum teknikleridir. Kök kanal tedavili dişlerin koroner restorasyonlarında en sık kullanılan materyal rezin kompozitlerdir (%66.8). Sonuç: Sonuçlar, yeni teknik ve malzemelerin Türkiye'de çalışan endodontistlerin klinik uygulamalarına dahil edildiğini göstermiştir. Ancak uygulanan tedavilerin kalitelerinin artması için rutin tedavi sırasında izlenecek standart kılavuz ilkeler ve prosedürlerin bilincinde olmak gerekmektedir. Bu nedenle, devam eden diş hekimliği eğitim programları, konferanslar ve kongreler yoluyla endodontide güncel kavram ve teknikler hakkında bilgi sahibi olmak çok önemlidir. Anahtar kelimeler: Endodontist; kök kanal tedavisi; kullanım; teknik; materyal; anket

AnketlerDental materyallerEndodonti+4
Serpiye Merve Görür
Ege University
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Soğuk atmosferik plazma ile yüzey uygulamasının fiber postların bağlanma dayanımı üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Endodontik olarak tedavi görmüş dişlerin uzun dönem başarısını etkileyen önemli faktörlerden biri dişi destekleyen dokuların sağlığını koruyan kaliteli bir restorasyondur. Aşırı madde kaybına uğramış endodontik tedavili dişlerin restorasyonunda sıklıkla kullanılan yöntemlerden biri ise post-kor restorasyonlardır. Dentine benzer elastiklik modülü ve estetik özellikleri nedeniyle sıklıkla tercih edilen fiberle güçlendirilmiş post sistemlerinde başarısızlığın en sık nedeni tutuculuk kaybıdır. Bu tutuculuk kaybının olası sebeplerinden biri rezin kompozit simanlar ile fiber postlar arasındaki bağlanmada görülen başarısızlıktır. Bu bağlantının geliştirilmesi için simantasyon işleminden önce fiber postların yüzeylerine çeşitli işlemler uygulanmaktadır. Dental materyaller ve dokular üzerinde soğuk atmosferik plazma ile yapılan yüzey uygulamalarının yüzeyin kimyasını değiştirerek ve ıslanabilirliğini arttırarak adezyonu arttırdığını gösteren çalışmalar vardır. Çalışmamızda in vitro olarak soğuk atmosferik plazma (SAP) ile yüzey uygulaması yapılmış cam fiber postların çekilmiş dişler üzerindeki bağlanma dayanımını; konvansiyonel yöntemlerle yüzey uygulaması yapılmış cam fiber postlar ile karşılaştırarak bu tekniğin etkinliğinin değerlendirilmesi amaçlandı. 60 adet periodontal veya protetik nedenlerle çekilmiş insan santral keser dişinin kullanıldığı çalışmada tüm dişlerin kronları kök uzunluğu 13 mm olacak şekilde uzaklaştırıldı ve çalışma boyu apikalden 1 mm kısa olacak şekilde ayarlandı. Örneklerin kök kanal tedavileri tamamlandıktan sonra etüvde 37°C'de ve %100 nemli olacak şekilde bekletildi. 1 hafta sonra örneklerden randomize şekilde; biri kontrol amaçlı olmak üzere, silan, HF (hidroflorik asit) ve plazma (SAP) grubu olacak şekilde 15 er örnekli 4 farklı grup oluşturuldu. Örnekler post boşluğunun açılmasından önce 5 cc'lik kesilmiş enjektör içine soğuk akril ile gömüldü. Örneklere 8 mm'lik post boşluğu açıldıktan sonra, 3 farklı yüzey işlemi uygulanmış (silan, HF, plazma) ve hiçbir yüzey işlemi uygulanmamış (kontrol) cam fiber postlar (Angelus Exacto No:2) bir LED ışık kaynağı altında ve self adeziv rezin siman (Panavia SA Cement Automix) kullanılarak simante edildi. Plazma grubunda fiber postların yüzeyi termik özellik göstermeyen atmosferik basınç ile dielektrik bariyer deşarjı sağlanan hava plazma yöntemi ile işlendi. Köklerin 3 farklı bölgesinden (servikal, orta ve apikal) 1 mm'lik kesitler alındı ve bağlanma dayanımını ölçmek için her bir kesite itme (push-out) testi uygulandı. Çalışmada ayrıca yüzey işlemlerinin fiber postlar üzerinde yarattığı etkiyi daha iyi değerlendirebilmek için hem taramalı elektron mikroskobu (TEM) altında incelemelerde bulunuldu hem de temas açısı ölçümleri yapıldı. Çalışmanın bulguları; itme testi ölçümlerinde en yüksek bağlanma dayanımının plazma grubunda, en düşük bağlanma dayanımının ise kontrol grubunda olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte plazma grubundaki bu artış diğer gruplarla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak da farklıdır (p ˂ 0,001). Temas açısı ölçümlerinde en hidrofilik yüzey plazma grubunda (~0°), en hidrofobik yüzey ise kontrol grubunda görülmektedir. TEM incelemelerinde ise plazma uygulanan fiber postların yüzeyinde belirgin bir pürüzlülük artışı dikkat çekmektedir. Sonuç olarak; soğuk atmosferik plazma ile fiber postların yüzeyinde oluşturulan modifikasyon, bu postların rezin siman ile olan bağlantısını arttırmaktadır. Bu yöntemin diğer konvansiyonel yüzey uygulamaları ile karşılaştırıldığında daha etkili bir yöntem olduğu da görülmektedir.

Dental bondingDental materyallerDental stres analizi+3
Elif Şeyma Kaban
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00