Gazi University
Discipline

Islamic History and Arts

Gazi University

797

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Akkoyunlu-Osmanlı diplomasi sürecinde siyasi, dini, sosyal ve kültürel ilişkiler

Osmanlılar ve Akkoyunlular, biri Anadolu'da diğeri İran ve Yakın Doğu coğrafyasında hüküm süren iki Sünnî devlettir. Sünnîlerin hamisi olarak mücadele veren bu iki devlet, soylarını kutlu sayılan Oğuz Han'a dayandırmıştır. İlk başlarda koruyucu tavırlarıyla Osmanlı, Akkoyunluların taht mücadelesinde şehzadelerin sığınağı olmuştur. Bu bağlılık ilişkisi, Akkoyunluların Uzun Hasan Bey döneminde, Karakoyunluları yenip onların geniş topraklarına sahip olmasıyla kendisine rakip olarak Osmanlı'yı görmesi ve Osmanlı topraklarına yapılan saldırılarla, yerini gergin bir ortama bırakmıştır. II. Mehmed (Fatih Sultan Mehmed) ile Uzun Hasan Bey arasında yapılan Otlukbeli Savaşı, Akkoyunlular için hezimetle sonuçlanınca, devletin yıkılma süreci başlamıştır. Bazen ılımlı bazen de sıkıntılı süreçler geçiren iki devlet arasında sığınma, evlilik, elçi teatisi, rehin alma, tehdit, ticaret gibi birçok konuda diplomasi kaidesine göre ilişkiler kurulmuştur. Bu ilişkilerin en önemli tanıkları olan mektuplaşmalar ve diğer diplomatik belgeler esas alınarak dönemin kaynak eserleri ışığında iki devletin diplomatik ilişkileri incelenmiştir.

AkkoyunlularKültürel ilişkilerOsmanlı Devleti+6
Selime Demir
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sâlih en-Nakşbendî-i İslambolî'nin risāle-i perìşān-nāme-i yetìm-i èallāme adlı eseri (Transkripsiyon – inceleme)

Bu çalışma araştırmacılara ve ilgili kişilere kaynak teşkil etmesi amacıyla Osmanlı sahasında dinî metinlerin önemli türlerinden biri sayılan ilmihâl örneklerinden Risāle-i Perìşān-nāme-i Yetìm-i èAllāme adlı eserin gün yüzüne çıkarılması için yapılmıştır. Çalışmanın esasını oluşturan Risāle-i Perìşān-nāme-i Yetìm-i èAllāme adlı el yazması metin 56 varaktan müteşekkil olup yazarı Sâlih en-Nakşbendî-i İslambolî'dir. Bu el yazması metin 1220 (1804) yılında Abdullah el-Meknî tarafından istinsah edilmiştir. İncelemeler sonucunda eserin iman ve İslam konularını içerdiği tespit edilmiş ve bu eserin bir ilmihâl olduğu anlaşılmıştır. Ağırlıklı olarak ilmihâl konularını barındıran eserde, aynı zamanda öğüt niteliğindeki bölümler de mevcuttur. Eserin içinde anlatılan konular müstensih tarafından bölümlere ayrılmamış, birbirine bağlı bir şekilde verilmiştir. Eser, dinî metinlerin yazı formatı olan "nesih" hattı ile kaleme alınmıştır. Yazımda daha çok siyah mürekkep kullanılmış olsa da yazmanın bazı yerlerinde kırmızı mürekkeple yazılmış yazıların da mevcut olduğu görülmüştür. Çalışma, toplamda dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde ilmihâl kavramının tanımı ve tarihî seyri ile ilgili bilgiler yer almaktadır. İkinci bölümde müellifin hayatı, eserin dil özellikleri, eserin içeriği hakkında bilgiler bulunmaktadır. Üçüncü bölümde transkripsiyonda izlenen yol ile ilgili bilgiler, yazmanın transkripsiyonlu metni ve sonuç ile kaynakça yer almaktadır. Dördüncü bölümde ise eserde geçen Türkçe olmayan kelimelerin sözlüğü ile eserin tıpkıbasımı yer almaktadır. Anahtar Kelimeler Sâlih en-Nakş-bendî, İlmihâl, İslam, edebiyat

Dil özellikleriRisaleSalih en-Nakşbendi-i İslamboli+2
Musa Cavaş
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Mecmua-i Saz ü Söz'de yer alan dini eserlerin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, Mecmua-i Saz ü Söz'de yer alan dini musiki eserlerini hem müzikal hem edebi açıdan inceleyerek XVII. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğundaki din musikisi anlayışını ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda, dört temel bölümde ele alınan bu çalışmada, ana konuyu teşkil eden dördüncü bölüme geçmeden önce konu üzerindeki muhakemenin güçlenmesi için birinci bölümde, Ali Ufki Bey'in yaşamış olduğu XVII. yüzyılın musiki iklimi hakkında genel bir çalışma yapılmış olup; ikinci bölümde Ali Ufki Bey'in hayatı hakkında bilgiler verilmiştir. Devam eden üçüncü bölümde dini musiki eserlerinin de yer aldığı Mecmua-i Saz ü Söz isimli eser tanımlandıktan sonra, eser fasıl-makam, usul ve tür bağlamında değerlendirilmiş olup; tezin ana bölümünü oluşturan dördüncü bölümde dini musiki eserleri müzik ve güfte analizine tabi tutulmuştur. Söz konusu dini musiki eserleri analiz edilirken İlahi, Tesbih, Tevhid ve Ayin-i Şerif türleri çatısı altında tasnif edilmiş, her bir eser bağlı olduğu tür başlığı altında değerlendirilmiştir. Değerlendirme yapılırken her bir eser yukarıda belirtilen türler içerisinde ayrı alt başlıklar altında ele alınmış olup; öncelikle eserlerin notaları verilmiş ve eserlerin Mecmua-i Saz ü Söz'de yer alan konumları belirlenmiştir. Akabinde eserler müzikal analize tabi tutulmuş ve her bir eserin ayrı ayrı makamı, usulü ve formu tespit edilmiştir. Bu bölümün devamında ise söz konusu dini eserlerin güfteleri orijinal metinden transkripsiyon yapılmış, eserlerin aruz ve hece vezinleri tespit edilmiştir. Daha sonra bu eserlerin hece yapıları çözümlenmiş ve aruz takt'i yapılmıştır. Ayrıca güftelerin anlaşılabilmesi amacı ile eserlerdeki bilinmeyen kelimeler tanımlanmıştır. Son olarak güftelerin anlamsal açıklamaları yapılarak çalışma sonuca bağlanmıştır. Tüm bu analizler neticesinde Mecmua-i Saz ü Söz'de saklı kalan dini musiki eserleri ayrıntıları ile gün yüzüne çıkarılmıştır. Anahtar Kavramlar: Mecmua-i Saz ü Söz, Ali Ufki Bey, XVII. Yüzyıl Osmanlı/Türk Müziği, Türk Din Musikisi.

17. yüzyılAli Ufki BeyDini müzik+5
Ubeydullah İşler
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı hâkimiyetinde Sivrihisar kazası

Eskişehir'in en büyük ilçesi olan Sivrihisar, tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. MÖ 1200 yılından günümüze kadar varlığını sürdüren Sivrihisar Frigyalılar, Romalılar, Bizans, Selçuklular ve Osmanlı Devletinden almış olduğu birçok mirası günümüze kadar ulaştırmıştır. Bulunduğu coğrafi konum itibariyle merkez olma özelliğini hiçbir zaman kaybetmemiş ve gelişme göstermeye devam etmiştir. Günümüzde tarihi mekânları, özgün mimarisi, önemli şahsiyetleri ve kendine özgü kültürel dokusuyla dikkatleri üzerine çeken bir ilçe konumundadır. Çalışmada Sivrihisar'ın tarihi, coğrafyası, tarihi şahsiyetleri ve mimari eserleri ele alınmıştır. Tez, giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. İlk çağlardan günümüze kadar varlığını sürdüren Sivrihisar kazasının hangi medeniyetlere ev sahipliği yaptığı, hangi coğrafyada bulunduğu özellikle Osmanlı Devleti dönemi temel alınarak, ayrıntılı bir şekilde anlatılmaya çalışılmıştır. Ankara Vilayeti Salnamelerinin çevirisi yapılarak o dönemlerdeki Sivrihisar hakkında genel bilgi verilmiştir. Kazanın yetiştirdiği tarihi şahsiyetler ve bu kişilerin Osmanlı Devleti'nde hangi konumlarda bulundukları incelenmiştir. Tarihi eser bakımından zengin olan ilçenin mimari eser ve tarihi yerleri hakkında bilgiler verilmiştir. Anahtar Sözcükler: Osmanlı Devleti, Eskişehir, Sivrihisar, Kaza, Salnâme.

EskişehirEskişehir-SivrihisarOsmanlı Devleti+3
Hamiyet Koca
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Mecmûa-i İlâhiyât (Hasanpaşa ktp. No: 19 hk 2271) adlı eserin transkripsiyonu ve incelenmesi

Mecmûa-i İlâhiyât, Tekke-Tasavvuf edebiyatı alanında değerlendirilebilecek ilahi tarzında kaleme alınmış şiirlerden oluşmaktadır. Bu şiirlerin dışında eserde nesir olarak kaleme alınmış varaklar da yer almaktadır. Eserin başlangıç kısmında doksan adet hadis ve bunların ikişer beyitlik tercümeleri bulunmaktadır. Mecmûa-i İlâhiyât, müellifi olan Seyyid Hasan'ın şiirlerinin dışında baş ve son kısmına eklenmiş varaklardan oluşmuş bir şiir kitapçığı şeklinde günümüze ulaşmış el yazması bir eserdir. Eserin müellifi Seyyid Hasan hakkında edebiyat tarihlerinde ve şiir antolojilerin-de herhangi bir bilgi bulunamamıştır. Eserde toplam 175 şiir tespit edilmiştir. Bu şiirlerin 127'si eserin müellifi Seyyid Hasan'a aittir. Seyyid Hasan'ın şiirleri dışında, eserin baş kısmında Hüdâî'ye ait yirmi iki şiir ve nesir Fatiha Suresi tefsiri yer almaktadır, manzum kısımlar da tefsirin arasına yerleştirilmiştir. Eserin son kısmında Zâkirî'ye ait sekiz, Der-viş'e ait bir, Hâletî'ye ait bir, Meylî'ye ait bir, Şeyhoğlu Mustafa'ya ait bir, Câhidî Ah-med Efendi'ye ait iki şiir bulunmaktadır. Ayrıca eserde cenaze defni ile ilgili nesir şek-linde yazılmış bilgi, Molla Fenârî'nin Şürûŧu'ś-Śalât adlı eserinden "namaz, abdest, gu-sül" ile ilgili nazım tercüme, İmam Gazâlî'nin Kimyâ-yı Saǿâdet adlı eserinden bir alıntı ve Hz. Muhammed (s.a.v.), dört halife, din ve devlet büyüklerine edilmiş dualar bulun-maktadır. Eserdeki şiirlerin çoğunda Dîvan şiiri geleneği sürdürülmüş, şiirlerde başlık kulla-nılmamıştır. Başlık kullanılan şiirlerde de "İlahi" başlığı yer almaktadır. Bazı şiirlerin şairi, kopan varaklardan dolayı belirlenememiştir. Ayrıca kimi şiirlerin başlıklarında yer alan nevâ, bûselik, mâhûr gibi makam adlarından şiirlerin bestelenmiş oldukları anlaşıl-maktadır.

Dini edebiyatMecmua-i İlahiyyatSeyyid Hasan Efendi+4
Mustafa Şengül
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hz. Ömer'in farklı icraatları

"Hz. Ömer'in Farklı İcraatları" konulu tez çalışmasında Hz. Ömer'in halifeliği döneminde gerçekleştirdiği faaliyetler ilk kaynaklar ışığında ele alınmıştır. Kronolojik sıralama dikkate alınarak hazırlanan bu çalışmada İslam tarihi açısından o zamana kadar farklı ve ilk olan uygulamaların aktarılması amaçlanmıştır. Bu doğrultuda dört bölümden oluşan çalışmamızın ilk bölümünde, Hz. Ömer'in Cahiliye'den halifeliğine kadarki farklı tavırları hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde, Hz. Ömer'in halifeliğinde yapmış olduğu idari uygulamalar ele alınmış olup; şehirlerin kurulması, kuvvetler ayrılığı ilkesi doğrultusunda çeşitli alanlara tayin edilen görevliler ve bu görevlilerin uygulama alanları, birbiri ile bağlantısı incelenmiştir. Daha sonraki bölümde ekonomik uygulamaları olan; divan teşkilatı ve beytülmal gelirlerinin nasıl sınıflandığı ve son bölümde diğer uygulamalar başlığı altında dönemin ilkleri diyebileceğimiz çalışmaları hakkında kısaca bilgi verilmiştir. Genişleyen İslam topraklarında faklı kültürden insanlar ile Müslümanlar arasındaki sorunlara dair Hz. Ömer'in nasıl çözümler getirdiği ve bu çözümler ile Hz. Peygamber'in uygulamaları arasındaki benzerlikleri veya farklılıkları tespit edilmiştir. Ayrıca kaynaklarda bir konuyla ilgili faklı bilgiler varsa onlara da yer verilerek birbiriyle kıyaslamaları yapılmıştır. Böylelikle net bir bilgiye ulaşmak hedeflenmiştir. Anahtar Kavramlar: Hz. Ömer, Halife, Divan, Ordu, Gayr-ı Müslim

Askeri faaliyetlerEkonomiGayrimüslimler+6
Rabia Yıldız Taşova
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Julius Reiner'in "Muhammed und der İslam" eserinin siyer açısından değerlendirilmesi

Bu çalışma, 1871-1930 tarihleri arasında yaşayan Dr. Julius Reiner'in 1907 yılında kaleme aldığı "Muhammed und der İslam" isimli eserini, onun Hz. Peygamber'e ve İslam'a yaklaşımını Siyer bağlamında ele almaktadır. Akademisyen olmasına rağmen Reiner, bu eseri Alman toplumuna yönelik popüler tarzda kaleme aldığı için bilimsel ilkelerden yer yer ödün vermiştir. Bu bağlamda o, İslâm dini ve Hz. Peygamber hakkında sahip olduğu önyargılar hasebiyle yanlış bilgiler ve ideolojik yaklaşımlar sergilediği görülmektedir. Bu sebeple eserde özellikle problemli gördüğümüz kısımlar, İslam Tarihi kaynakları ölçüsünde tahlil edilmeye çalışılmıştır. Tezimizin ilk bölümünde, Oryantalizm ve Alman oryantalizmi kavramlarının hem anlam alanı, hem de tarihsel serencamına konumuz ölçüsünde değinilmiştir. Ayrıca Reiner'in Hayatı, eserleri ve yaşadığı dönemde köşe taşı mesabesinde olan oryantalistlerin Siyer ve İslam tarihine yönelik çalışmaları ele alınarak, bu bağlamda Reiner'in kendisinin ve eserinin konumu tespit edilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde, Reiner'in eseri içerisinde İslam, Kur'an, Sünnet ve Ehl-i Kitab konularında yaptığı yorumlar ve bu yorumlar bağlamında bizim değerlendirmelerimiz bulunmaktadır. Üçüncü bölümde ise, Reiner'in eseri çerçevesinde Cahiliyye, Mekke, Medine ve Hz. Peygamber'in şahsiyeti ile ilgili görüş ve değerlendirmelerine ve Siyer kaynakları açısından tenkit ve tahlillerine yer verilmiş, Reiner'in Hz. Peygamber ve İslam algısı tespit edilmeye çalışılmıştır. Son olarak, Ek-1'de Reiner'in "Muhammed und der islam" isimli eserinin ve Ek-2'de "Muhammeds Sendung" adlı makalesinin tercümeleri sunulmuştur. Bununla beraber, Ek-3'te ise çalışmamıza katkı sunması amacıyla Hz. Peygamber'in hayatını konu edinen Almanca Siyer çalışmalarının bir bibliyografyasına yer verilmiştir. Anahtar Kavramlar: Oryantalizm, Alman Oryantalizmi, İslam Tarihi, Siyer, Julius Reiner

AlmanlarHz. MuhammedKur'an-ı Kerim+5
Fahrettin Haliloğlu
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İsmail Hâmi Danişmend, eserleri ve tarihçiliği

Bu çalışmada Türk tarihine önemli katkılar sunan tarihçi İsmail Hâmi Danişmend'in hayatı, eserleri ve tarihçiliği konuları işlenmiştir. 1889 yılında Merzifon'da doğan İsmail Hâmi Bey, Türk tarihi ve kültürü üzerine oluşturduğu eserlerle birlikte şiirler yazmış, dil çalışmaları ve çeviriler yapmıştır. Eserlerinin büyük kısmını 1955 yılında "vatana ihanet" suçlaması ile yargılandığı Ankara İstiklal Mahkemesi'nden beraat ettikten sonra oluşturmuştur. Eserlerini oluştururken Ayasofya ve Nuru Osmaniye Kütüphanelerinde; Başbakanlık, Osmanlı ve Fetih Cemiyeti arşivlerinde araştırmalar yapmıştır. Eserleri akademik çalışmalar şeklinde olmayıp geleneksel tarihçiliğin özelliğini taşımakta, bu yönüyle de geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölüm'de: İsmail Hâmi Danişmend'in çocukluğu, gençliği, tahsil hayatı, çalışma hayatı, evlilikleri, şahsiyeti, siyasi hayatı ve vefatı çalışmalarına yer verilmiştir. İkinci Bölüm'de: İsmail Hâmi Bey'in eserleri yayın tarihine göre verilip daha sonra eserlerinin tanıtımları yapılmıştır. Eserlerinden bağımsız olarak makale ve konferansları konularıyla birlikte tarih sırasına göre verilmiştir. Üçüncü Bölüm'de: İsmail Hâmi Bey'in tarihçiliğinden, eserlerinde işlediği konulardan yola çıkarak görüşlerinden ve oluşturduğu eserlerle Türk tarihine olan katkısından bahsedilmiştir. Anahtar Kavramlar: İsmail Hâmi Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, Milliyetçilik, Türklük, Türk Kültürü.

Danişmend, İsmail HamiEdebi eserlerKitaplar+6
Esma Koç Çaviş
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ortaöğretim öğrencilerinin divan edebiyatına bakışı: Çorum il merkezi örneği

Divan edebiyatı devri eserleri, uygun inceleme yöntemlerinden yararlanılması kaydıyla, öğrencilerin bilişsel-duyuşsal yeteneklerini geliştirir ve onlara nitelikli bir güzellik algısı edinmeleri noktasında katkı sağlar. Ne var ki Tanzimat'la birlikte divan edebiyatı ve bu edebî dönemin özellikleri farklı nedenlerden ötürü etkisini kaybetmiştir. Öğrenciler bu dönemin lisanına, güzellik anlayışına, biçim hususiyetlerine ve anlatım şekillerine iyice yabancılaşmışlardır. "Ortaöğretim Öğrencilerinin Divan Edebiyatına Bakışı: Çorum İl Merkezi Örneği" baş-lıklı bu incelemede divan edebiyatı hususunda öğrencilerin belleğine yerleşen düşünceler tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmada sorunların fark edilmesi için divan edebiyatının idrakiyle alakalı öngörüler üstünden likert ölçeğine bağlı anket oluşturulmuştur. Divan edebiyatıyla ilgili ders almış, ortaöğretim onuncu sınıfta olan öğrencilere divan edebiyatıyla alakalı sorular yöneltilerek bulgular derlenmiştir. Toplanan bulgular, SPSS yazılımında çözümlenerek bu verilerin frekans ayrımları ile yüzdelik dilimleri belirlenmiştir. Üç bölümden oluşan tezin ilk bölümünde araştırma ile ilgili hususlar hakkında bilgiler verilirken ikinci bölümünde araştırma ile ilgili çalışmalar ve nihâyet üçüncü bölümünde ise araştırma ile elde edilen bulgular açıklanmıştır. İnceleme bitiminde ortaya çıkan veriler ışığında da divan edebiyatının öğrencilerin gö-zünde olumsuz bir şekilde algılanmasında en önemli hususun döneme ait dilin anlaşıl-masındaki zorluklar olduğu ortaya çıkmıştır. Anahtar Kavramlar: Divan edebiyatı, öğrenci algısı, inceleme, likert ölçeği.

Divan edebiyatıEdebiyat dersiEdebiyat eğitimi+4
Ferhat Ocak
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Haçlı Seferlerinde Muînüddin Üner ve Şam

Dünya Tarihinin ve İslam Tarihinin başat konularından olan Haçlı Seferleri'nde, açıkça bir "Hıristiyan – İslam", diğer bir ifadeyle "Haç - Hilal" mücadelesi görülür. Bu seferlerden, on ikinci yüzyılın ilk yarısındaki İkinci Haçlı Seferi, İslam Tarihi açısından ayrı bir önem arzeder. Suriye Selçuklu Devleti'nin devamı durumundaki Dımaşk Tuğteginli / Böri Atabegliği, henüz yarım yüzyılını doldurmamışken, Atabegliğin merkezi Dımaşk İkinci Haçlı Seferi'yle kuşatılmıştır. Bu sırada Dımaşk Atabegliği'nde kudretli vezir, Atabeg Muînüddin Üner bulunmaktaydı. Dımaşk, Kudüslü Haçlılarla gerektiğinde ittifak yaparken, bu defa daha techizatlı ve kalabalık Haçlı ordusu tarafından İkinci Haçlı Seferi kapsamında kuşatılmıştı. Muînüddin Üner askerî ve diplomatik becerileriyle kuşatmayı dördüncü gününde yarmış ve Dımaşk'ı işgalden kurtararak İkinci Haçlı Seferi'nin tartışmasız galibi olmuştur. Bu çalışma, XII. yüzyılın ilk yarısında vaki olan ve doğrudan Dımaşk'ı kuşatan İkinci Haçlı Seferine karşı, zekice bir savunma yaparak, Birleşik Haçlı Ordusunu dört günde geldikleri yere geri göndermeyi başaran bir kahramanın, Dımaşk Atabegi Muînüddin Üner'in biyografisini konu edinmektedir. Çalışma, Muînüddin Üner'in İkinci Haçlı Seferi tarihçileri tarafından ihmal edildiğini ve onun, asker, devlet adamı ve siyasetçi olarak çağdaşlarından farklı bir kişilik olduğunu tespit etmektedir. Dımaşk Atabegliği'nin elli yıllık siyasî tarihinin yirmi yıllık bir döneminde etkin söz sahibi olan Atabeg Muînüddin Üner'in kahramanlığını ve başarılı yönetimini ortaya koymaktadır. Anahtar Kavramlar: Atabeg, Dımaşk, Haçlı, Muînüddin Üner, Zengî

12. yüzyılAtabegAtabeg+6
Ahmet Nuri Koca
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kays Aylân Tribe from pre-İslamic age of ignorance to umayyads age

"Câhiliye Döneminden Emeviler Dönemine Kadar Kays Aylân Kabilesi" adlı bu çalışmada, Kays Aylân kabilesinin belirlenen dönem kapsamında öncelikle soyu, alt kolları ve yaşadığı coğrafya üzerinde durulmuştur. Ayrıca kabilenin sosyal, dinî ve kültürel hayatı hakkında bilgi verilmiş, Kays Aylân kabilesinin yaşadığı coğrafyada diğer kabilelerle kurmuş olduğu siyasî ve ekonomik ilişkiler ile kabilenin faaliyetleri incelenmiştir. İslâm dininin Mekke'de ortaya çıkmasıyla birlikte Kays Aylân kabilesinin gerek Mekke ve gerekse Medine dönemindeki genel durumu hakkında bilgi verilmiş ve kabilenin bu süreçlerde Hz. Peygamber'le olan ilişkileri ve İslâmlaşma süreci ele alınmıştır. Ayrıca kabilenin zikredilen süre içerisinde Dört Halife ile ilişkileri üzerinde durulmuştur. Anahtar Kavramlar: Adnânîler, Kays Aylân, Bedevî, Kabile, Câhiliye

Cahiliye DönemiHz. Muhammed DönemiKabileler+3
Ahmet Yılan
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Şarkı mecmuası (Çorum Hasanpaşa KTP. 19 HK 2253) adlı eserin transkripsiyonu ve incelenmesi

"Mecmua" kelimesi Arapça kökenli bir kelime olup "toplanmış, biriktirilmiş, tanzîm edilmiş şeylerin hepsi" anlamına gelmektedir. Mecmualar edebiyat tarihimize kaynaklık etmesi bakımından son derece önemlidir. Nazire mecmuaları, antoloji niteliğinde mecmualar, çeşitli risalelerin bir araya getirilmesiyle oluşan mecmualar gibi çeşitli şekillerde sınıflandırılabilir. Şekil ve içerik özelliklerini incelediğimiz Şarkı Mecmuası'nın yer aldığı Mecmuatü'r-resâil, farklı konulardaki risalelerin bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş bir mecmuadır. Mecmuatü'r-resâil'de 4 farklı risale yer almıştır ve bu çalışmada 19 Hk 2253 numarada kayıtlı (Çorum Hasanpaşa Ktp.) bu eserin 33a-75b arasındaki Şarkı Mecmuası'nın transkripsiyonu ve incelemesi yapılmıştır. Şarkı Mecmuası'nda 80 şaire ait 160 adet şiir tespit edilmiştir. Ağırlıklı olarak 16. yüzyıl şairlerinden şiirlerin yer aldığı bu Mecmua'da, 109 gazel, 17 ilâhi, 14 kıt'a, 12 matla, 4 rubâi, 2 müfret, 1 terkib-i bent ve 1 kıt'a-ı kebîre yer almaktadır. Ayrıca bu gazel ve ilâhilerden 25 tanesi Uşşâk, Nevâ, Nevrûz-ı Acem, Acem, Rast, Hüseynî, Hisâr, Sünbüle, Sabâ, Gülizâr, Muhalif Irâk, Muhayyer, Bayâtî ve Rehâvî makâmlarında bestelenmiştir. İstinsah tarihi ve müstensih hakkında bilgi sahibi olamadığımız Şarkı Mecmuası'nda, öncelikle Mecmua'nın şekil ve içerik özellikleri hakkında incelemeler yapıldı. Mecmua'da yer alan şairler ve makâmlarla ilgili yapılan çalışmalar tablo şeklinde ortaya konuldu. Sonrasında ise metnin transkripsiyonuna yer verildi. Bu çalışmalar neticesinde, gün yüzüne çıkarılan bu Mecmua'nın dönemin şiir zevki, şairlerin eğilimleri ve birbirlerine olan bakış açıları hakkında fikir vereceği düşünülmektedir. Ayrıca bestelenen şiirlerde kullanılan makâmlar, devrin müzik anlayışına ışık tutacaktır. Anahtar Kavramlar: Şarkı Mecmuası, makâm, mecmua, Klasik Türk şiiri.

DergilerGazellerMecmuatü'r-Resail+4
Zehra Mine Baran Gündoğdu
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çorum camilerinde Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı Dönemine ait ahşap minberler, vaaz kürsüleri ve kapılar

"Çorum Camilerinde Selçuklu, Beylikler Ve Osmanlı Dönemine Ait Ahşap Minberler, Vaaz Kürsüleri Ve Kapılar" başlıklı bu tezin amacı; Çorum'daki, Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı dönemine ait, sanat değeri olan eserleri gün yüzüne çıkarıp, günümüze örnek teşkil edecek şekilde, bilim dünyasına kazandırmaktır. İncelemeler Çorum merkezdeki camileri kapsamaktadır. Bu kapsamda 1075-1920 yılları arasında yapılmış, bu tarihler arasında yapılıp yıkılmış, yerine yenisi yapılmış camilerdeki ahşap minberler, kürsüler ve kapılar da incelenmiştir. Günümüzde kullanılmayan ve müzede koruma altına alınan Muzaffer Paşa Camii minberi de çalışmaya dâhil edilmiştir. Çorum ve tarihiyle ilgili yapılan çalışmalarda daha ziyade, Çorum, siyasal ve ekonomik yönleri ile ele alınmış, incelenmiştir. Mimari açıdan hamam ve konaklarla ilgili çalışmalar yapılmış, ancak cami ve mescitlerle ilgili yeterli sayıda olmayan, yüzeysel bir iki çalışma yapılmıştır. Sanatsal açıdan ise sadece el sanatlarıyla ilgili yine az sayıda çalışma yapılmıştır. Hazırlanan bu çalışmayla, Çorum'daki Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait ahşap sanatı ile ilgili eserlerin değerlerini ortaya çıkarıp, Çorumla ilgili yapılan çalışmalardaki eksikliği gidermek hedeflenmektedir. Yerel ve ulusal kaynaklar taranarak elde edilen bilgiler ışığında çalışma sınırları içindeki bütün camiler incelendi ve eserler tespit edildi. Tespit edilen eserlerin fotoğraf ve ölçüleri alındıktan sonra, bütün eserlerin teknik çizimleri yapıldı. Çizimler genelden özele doğru yapıldı. Ahşap eserlerin plan, ön ve yan görünüşleri ve süslemede kullanılan desenleri ayrıntılı bir şekilde çizildi. Çizimleri yapılan eserler tanıtıldıktan sonra, süsleme ve yapım özellikleri açısından karşılaştırmalı olarak ele alındı. Bu çerçevede on iki camiden on minber, dokuz kapı ve iki kürsü olmak üzere toplamda yirmi bir ahşap eser incelenmiştir. Sonuç olarak Çorum'da tahmin edilenden daha fazla eser olduğu tespit edilmiş ve bu eserler belgelenmiştir. Daha önce sanat tarihi açısından çok değerli olduğu uzmanlarca kabul edilen iki eserle ilgili yapılmamış olan teknik ve ayrıntı çizimleri yapılmıştır. Anahtar Kavramlar: Çorum, Camii, Ahşap, Minber, Kürsü, Kapı Kanatları

AhşapCamilerKapılar+4
Hanife Nuran Hakyemez
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

XVI. yüzyıl Osmanlı Dönemi yapıştırma kündekâri kalem işi bezemeli mahfil tavanları

XVI. yüzyıl Osmanlı Mimarisinde kündekâri (yapıştırma tekniği) mahfil tavanlarını konu edinen çalışmada, bu teknikle yapılmış nadir tavanlar olmaları hasebiyle ele alındı ve gün yüzüne çıkarılması amaçlandı. İncelenen mahfil tavanları kündekâri tekniğinin "Taklit Kündekâri" başlığı altındaki "Yapıştırma Kündekâri" özelliğini taşımaları nedeniyle kündekâri tekniğine geniş yer verildi ve bu sanat tanıtıldı. Danışman hocam Prof. Dr. Candan Nemlioğlu'nun çalışma ve bulgularından yararlanılarak konu ele alındı. Tez içinde mevcut bilgilerin kapsamı genişletilerek araştırma derinleştirildi. Yapıştırma kündekâri tekniği ile yapılmış mahfil tavanları bu çalışmada tespit edilebildiği kadarıyla; İstanbul Eminönü Rüstem Paşa Câmi, İstanbul Kadırga Sokullu Mehmed Paşa Câmi, İstanbul Üsküdar Atik Valide Sultan Câmi ve Manisa Muradiye Câmiinde yer almaktadır. Rüstem Paşa ve Atik Valide Sultan Câmiinde ikişer olmak üzere toplam altı mahfil tavanı bulunmaktadır. Bu çalışmada sözü edilen mahfil tavanlarının Türk-İslam sanatı içerisindeki ahşap sanatı bağlamında karşılaştırmalı değerlendirilmesi yapıldı. Araştırma sonucunda çıkan bulgular ve öneriler ele alındı. Bu çalışma ileride yapılacak çalışmalar için de bir kaynak veri olma özelliği taşımaktadır. Anahtar Sözcükler: XVI. Yüzyıl, Mahfil Tavanları, Kündekâri,

16. yüzyılKalem işiKündekari+4
Leyla Benek
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihi İnebolu evleri

İnsanoğlu yeryüzünde korunma içgüdüsünden hareketle doğumundan ölümüne kadar ihtiyaçlarını karşılayacağı, yaşamını sürdürebileceği evler inşa etmiştir. Yerleşik hayata geçen Türk toplulukları yaşam tarzlarına uygun mekânlar oluşturmuştur. Bu mekânlar geçmişten günümüze insanların değer yargıları, mahremiyet bilinçleri, aileye verilen önem ve değer, birlik beraberlik, bir arada yaşayabilme becerisi vb. gibi konular hakkında bizlere ipuçları vermekte ve yaşadığımız dönemde örnek olarak karşımıza çıkmaktadır. Anadolu'da Türklerin yaşadığı coğrafyalarda görülen bu yapılar Türk evi olarak adlandırılmış, zamanla bulundukları coğrafi konum, yapı malzemesi, yaşayanların adet, gelenek ve görenekleri doğrultusunda gelişim ve değişim göstermiştir. Çalışmamızda Kastamonu İli İnebolu ilçesinde bulunan doğa ile iç içe bütünleşmiş, Türkiye'de tek örneği mevcut olan, yöreye ait karakteristik kimlik kazanan, kırmızı renkli (FeO-demiroksit) aşı boyalı, tarihi Türk evleri incelenmiştir. Öncelikle çalışmamızın amacı, kapsamı, kaynak araştırması, literatür taraması hakkında bilgi verildi Birinci bölümde; İnebolu ilçesinin coğrafi, sosyal kültürel tarihi yapısı; İkinci bölümde; Türk evi özellikleri, Türk evinin tarihsel gelişimi, tanımı, plan tipi, cephe ve malzeme özellikleri; Üçüncü bölümde; Tarihi İnebolu Evleri katalog şeklinde sunuldu. Dördüncü bölümde ise; İnebolu ev mimarisi hakkında değerlendirme yapılarak sonuca yer verildi. Anahtar Kavramlar: Kastamonu, İnebolu, Aşı Boyalı Türk Evi

EvlerKastamonuKastamonu-İnebolu+4
Fatih Kırık
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

I. Haçlı Seferi

Tez konumuz olan I. Haçlı Seferi 1096-1099 yılları arasında gerçekleşmiştir. I. Haçlı Seferi, Avrupa'nın ve Bizans'ın içinde bulunduğu siyasi, sosyal ve ekonomik sorunlar nedeniyle düzenlenmiştir. Kudüs'ü Müslümanların elinden kurtarmak sloganlarıyla hareket eden ordu, doğuda kendilerine ait devletçikler kurmuşlardır. Gerek Bizans'a karşı tutumları gerekse doğuda toprak kazanma hevesleri, onların sadece dini bir amaç uğruna gelmediklerini gözler önüne sermiştir. Papa II. Urbanus'un Clermont'taki konsilinden sonra, keşiş Pierre ve etrafına birikenlerin oluşturduğu haçlı grubu yola çıkış tarihini beklemeden yola koyulmuş ve daha Avrupa topraklarında yağmacı ruhlarını belli etmişlerdir. Ana orduyu teşkil eden Kontların da çoğunun doğuda bir krallık kurma hayalinde oluşu en azından Kontların niyetini belli etmiştir. I. Aleksios, kendisine yardıma gelecek askerler yerine, başında ünlü kontların bulunduğu büyük orduların gelmesinden dolayı endişeye kapılmıştı. Bu yüzden Haçlıların hemen Anadoluya geçmelerini sağlamıştı. Öncü birlik olarak tabir edebileceğimiz Pierre L'Hermit'in ana orduyu beklemeden İznik'e saldırması, yenilgi ile sonuçlanmıştı. Bu durum I. Kılıç Arslan'ın haçlı birliklerini hafife almasına neden olmuştu. Ana ordu Anadolu'ya geldiğinde, İznik ve Eskişehir'de I. Kılıç Arslan'ı yenerek Antakya'ya doğru yürüyüşlerini sürdürmüştü. Yolda ana ordudan ayrılan Baudouin, Urfa'da ilk Haçlı Kontluğunu kurdu. Antakya'nın kuşatılmasının ardından Haçlılara karşı gönderilen Musul Emiri Kürboğa, buraya vaktinde müdahale edemedi ve Antakya Princepsliği kuruldu. Esas hedef olan Kudüs'e ilerleyen ordu çeşitli şehirlerde katliamlar yaptı. Fatımi yönetimindeki Kudüs, Haçlılara karşı direnemedi. Haçlılar Kudüs'te de vahşet sergilemekten çekinmediler. Böylelikle Kudüs Krallığı kurulmuştur. Birinci Haçlı Seferi sonucunda, 1096-1099 yılları arasında üç devletçik kurulmuştur. Bunlar Antakya Princepsliği, Urfa Kontluğu ve Kudüs Krallığıdır. Anahtar Kavramlar: Haçlılar, Kudüs, I. Aleksios, Papa II. Urbanus, Pierre L'Hermit.

Anadolu SelçuklularıAntakya Haçlı PrinkepsliğiFatimiler+7
Züleyha Akan
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Ammâr B. Yâsir'in hayatı ve siyasi hadiselerdeki rolü

"Ammâr b. Yâsir'in Hayatı ve Siyasi Hadiselerdeki Rolü" konulu tez çalışmasında Ammâr b. Yâsir'in hayatı ve mücadelesi ilk kaynaklar ışığında ele alınmıştır. Kronolojik sıralama dikkate alınarak hazırlanan bu çalışmada, Ammâr b. Yâsir'in özellikle Fitne Dönemi'ndeki tavırlarının sebepleri ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Tezimiz dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm olan Risalet Dönemi'nde; Ammâr b. Yâsir'in soyu, Müslüman olduktan sonraki hayatının Mekke- Medine'deki yılları ve Hz. Peygamber ile olan yakın ilişkisi incelenmiştir. İkinci bölümde; Ammâr b. Yâsir'in ilk üç halife dönemindeki hayatı ele alınmış, Hz. Ali taraftarlığının belirginleşmesinin seyri aktarılmıştır. Üçüncü bölümde; Hz. Ali'nin halifeliğinde Ammâr'ın aktif görev alışı ve Hz. Ali'ye olan desteği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Son bölümde ise; Ammâr b. Yâsir'in kişiliği, hakkında söylenenler ve siyasi fikirleri tahlil edilmeye çalışılmıştır. Hz. Peygamber'in vefatından kısa bir süre sonra Müslümanlar siyasi anlaşmazlığa düşerek birbirleri ile mücadele etmek durumunda kalmışlardı. Bu siyasi anlaşmazlık sonraki yıllarda siyasi ayrılıklara ve itikadi kamplaşmalara dönüşerek günümüze kadar Müslümanları etkilemeye devam etmiştir. Bu çalışmada, siyasi mücadelenin aktörlerinden biri olan Ammâr b. Yâsir'in hayatı incelenerek bu ayrışmanın nedenleri bulunmak hedeflenmiştir. Anahtar Kavramlar: Ammâr b. Yâsir, sahabi, Hz. Ali, siyaset, hilafet

Ammar bin YasirDin-siyaset ilişkileriHadis+5
Ömer İslam
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Haçlı seferlerinde Halep (1097-1124

Halep şehri, IX. X. ve XI. yüzyıllarda stratejik konumu nedeniyle hem İslâm devletleri hem de Bizans için önemli bir konumda bulunuyordu. Haçlıların bölgeye gelmesiyle önemi daha da artan Halep, istila hareketlerine sahne olmuştur. Çevresinde bulunan pek çok yer Haçlıların eline geçmiştir. Ancak Halep, güçlü bir kaleye sahip olması ve siyasi anlaşmalar nedeniyle Haçlılar tarafından ele geçirilememiştir. Bu çalışmada Haçlı Seferlerinde Halep'in 1097-1124 yılları arasındaki siyasi ve sosyal tarihi hakkında bilgi verilmektedir. İlkçağlardaki Halep ve İslâmî dönem ile birlikte Türklerin bölgedeki mücadelelerine değinilmiştir. Bunun yanında, Haçlıların Halep Selçuklu Meliki Rıdvân döneminde Suriye bölgesine geldikleri için bu dönem geniş bir şekilde anlatılmaktadır. Bâtınîler ile olan ilişkisinden bahsedilmektedir. Bu çalışmanın amaçlarında biri de Bâtınîlerin Halep'teki gücünü tespit etmektir. Melik Rıdvân'ın Bâtınîler adına Halep'te bir dârü'd-da've (propaganda merkezi) kurması onlara verdiği değeri ve onlardan ne denli etkilendiğini göstermektedir. 18 yıllık hâkimiyeti boyunca Rıdvân, Halep'in başta Haçlılar olmak üzere başka ellere geçmemesi için çabalamıştır. Rıdvân'ın ölümü üzerine melikliğin başına geçen oğlu Alparslan el-Ahras, bir yıl kadar kısa bir süre tahtta kalabilmiş, Bâtınîler ile mücadele etmiştir. Onun ölümünden sonra yerine kardeşi Sultanşah geçmiştir. Ancak Sultanşah'ın küçük yaşta olmasından dolayı Halep'in yönetimi Atabeg Lü'lü'nün eline bırakılmıştır. Ancak, onun yanlış politikaları Halep halkı şehrin yönetimi için, Artukoğlu İlgazi'ye haber göndermiştir. İlgazi'nin, yönetimi ele almasıyla Halep sıkıntılı günlerinden kurtulmaya başlamış ve ölümüne kadar geçen sürede Haçlılar ile sürekli mücadele içinde olmuştur. İlgazi'nin ölümünden kısa bir süre sonra ise bölgeye Belek b. Behram hâkim olmuş o da amcası İlgazi gibi Haçlılar'a karşı başarılı mücadeler vermiştir. Anahtar Kavramlar: Artukoğlu İlgazi, Bâtınîler, Haçlılar, Halep, Melik Rıdvân.

Artukoğlu İlgaziBatınilerHaçlı seferleri+5
Melek Kurtbaş
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

V. Haçlı Seferi (1217-1221)

Hristiyanların sözde Doğulu dindaşlarını kurtarmak için giriştiği 1095-1291 yılları arasında gerçekleşen Haçlı Seferleri, Avrupa ile İslâm Dünyası üzerinde derin etkiler bırakmış tarihi olaylar zinciridir. Tezimize Konu olan V. Haçlı Seferi, Selâhaddîn Eyyûbî'nin Mısır'da hâkimiyetini sağlamlaştırmasının ardından, Haçlıların bölgeye yaptıkları en geniş kapsamlı askerî hareket olmuştur. Bundan sonra yapılan Haçlı Seferlerine bir de Moğol sorunu eklenince, İslam Dünyası oldukça çetin bir mücadele ile karşı karşıya kalmıştır. Müslümanlar, mevcut her iki tehlike karşısında hâkimiyetlerini korumayı başardıkları gibi, bölgedeki Latin Krallıklarına da son verebilmişlerdir. V. Haçlı Seferi 1221 yılında Haçlıların yenilgisi ile son bulmuştur. Anahtar Kavramlar: Haçlılar, V. Haçlı Seferi, Eyyûbîler

EyyubilerEyyubiler DevletiHaçlı Seferleri V+3
Sema Tatar
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Yedinci haçlı seferi

Tez konumuzu teşkil eden VII. Haçlı Seferi 1248-1254 yılları arasında gerçekleşmiştir. VII. Haçlı Seferi; doğuda bulunan Haçlıların, Eyyubiler ve Harezmli askerler tarafından La Forbie (El-Harbiya) savaşında (1244), Hittin savaşından (1187) daha ağır bir yenilgiye uğratılmalarının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu sırada Avrupa; Almanya ve İtalya, II. Friedrich ve Papa arasındaki sorunlarla boğuşuyordu. Aynı zamanda Orta Avrupa'ya kadar ilerlemiş olan Moğolların etkileri de bu dönemde hala hissediliyor ve Moğol istilacılarının geri dönme ihtimalinin tedirginliğini yaşıyorlardı. 1245 yılında Fransa'nın Lyon kentinde bir konsil düzenlendi. Bu konsilde; Kilisenin sorunları, Kudüs'ün Müslümanlar tarafından alınması ve Moğol tehlikesi hakkında bazı kararlar alındı. Alınan kararlardan biri de Fransa kralı IX. Louis'nin önderliğinde İslam dünyasının en önemli merkezlerinden birisi olan Mısır'a düzenlenecek bir Haçlı Seferi olmuştur. Yedinci Haçlı Seferi, İslam dünyasına etkileri bakımından oldukça önemli bir konuma sahiptir. Haçlılar, Dimyat şehrini ele geçirdiklerinde Eyyubi sultanı Salih Necmeddin Eyyub ağır hastaydı ve Dimyat'ın ele geçirildiğini öğrendikten bir süre sonra vefat etmişti. Salih Necmeddin'in hayatta olan tek oğlu Tûrânşâh ise bu sırada Hısn-ı Keyfa'da bulunuyordu. Sultanın eşi Şecerüddür, ordudan ve halktan sultanın ölümünü gizleyerek Tûrânşâh'ı devletin başına geçmesi için haber gönderdi. Haçlıların Dimyat'ı alarak Mansura'ye ilerledikleri kritik bir dönemde bir felaketin önüne geçilmiş oldu. Tûrânşâh'ın Mısır'a geldiğini duyan ordu moral buldu ve Haçlılar'ın ilerleyişi durdurularak yenilgiye uğratıldı. Bu yenilgi sonucunda Haçlılar, 800,000 dinar fidye ödemek ve Dimyat'ı Müslümanlara teslim etmek zorunda kaldı. Savaşın kazanılmasından bir süre sonra Tûrânşâh'ın tavırlarından rahatsız olan Memlük grubu Tûrânşâh'ı öldürerek yerine üvey annesi Şecerüddür'ü sultan ilan etti. Böylece Mısır'da Eyyubi hakimiyetine son verilerek Memlük devri başlamış oldu. Eyyubi devletinin savaşı kazanmasının ardından son sultanları olan Tûrânşâh'ın öldürülmesi ile yerine üvey annesi Şecerüddür geçmiş ve Mısır'da Eyyubi ailesinin hakimiyeti son bularak Türk Memlüklerin hakimiyetinde Memlük Devleti kurulmuştur. Anahtar Kavramlar: Dimyat, IX. Louis, Salih Necmeddin Eyyub, Memlük.

El-Meliküs-Salih Necmeddin EyyubEyyubilerEyyubiler Devleti+5
Kübra Gül Özdemir
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sergüzeşt-i Âşık Yazıcı Murtazâ (inceleme-metin)

İncelenen bu eser Ankara Millî Kütüphanede, 06 Mil Yz A 2428 katalog numarası ile kayıtlıdır. Eser katoloğa "Eş'ar" ismiyle, müellifinin ismi ise Yazıcıoğlu Murtaza olarak kaydedilmiştir. Eserden edinilen bilgiler neticesinde müellifin isminin "Yazıcıoğlu Murtaza" değil "Yazıcı Murtaza" olduğu anlaşılmıştır. Yazıcı Murtaza 17. yüzyılın sonlarından 18. yüzyıl ortalarına kadar yaşadığı tahmin edilen bir saz şairidir. Hayatı hakkında kaynaklarda bir bilgiye rastlanılmayan Yazıcı, H.1084/M.1674 yılında Gesi'de doğmuştur. Şairin anne ve babası hakkında bir bilgiye ulaşılamamıştır. Yazıcı'nın ölüm tarihi de bilinmemektedir. Eserden, şairin H.1148/ M.1735 yılına kadar yaşadığı anlaşılmaktadır. Şairin bundan sonra ne kadar yaşadığı ise bilinememektedir. Yaptığımız inceleme, âşık edebiyatının ele alındığı bir giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Yazıcı'nın hayatı ve edebi şahsiyeti ile ilgili edinilen bilgiler üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde Yazıcı'nın eseri; dil ve üslup, şekil, edebi sanatlar ve muhteva yönünden incelenmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise Yazıcı'nın eserinin transkripsiyonlu metni verilmiştir. Yazıcı, âşık edebiyatı geleneğini takip etmesine rağmen divan edebiyatı geleneğine ait şekil ve kalıpları da eserinde kullanmıştır. Şair, eserinde âşık edebiyatına ait türlerden destana daha çok yer vermiştir. Divan edebiyatından ise mersiye, muamma, lugaz, tarih gibi türleri kullanmıştır. Yazıcı Murtaza hece ölçüsünü kullanmakta başarılıdır. Fakat aruz ölçüsünü kullanmakta başarılı olamamıştır. Yazıcı, eserini on üç cüz olarak meydana getirmiştir. Bu cüzlerde muhteva bakımından farklı konuları işlemiştir. Eserde bulunan manzum seyahatname, eserdeki en dikkat çekici metindir. Bu manzumede zikredilen yer isimleri ve bunlar hakkındaki bilgiler önem arz etmektedir. Bunun yanında şair, eserinde toplumsal eleştiriye yer vermiş ve toplumun içinde bulunduğu durumun vehâmetini dile getirmiştir. Şair; Kayserili olması nedeniyle eserinde, Kayseri'nin sosyal hayatını eleştiren bir manzume ile bu bölge esnafını eleştirdiği başka bir manzumeye de yer vermiştir. Yazıcı'nın eserinde diğer dikkat çekici manzume ise İstanbul'un sosyal ve siyasal yapısını anlatan manzumedir. Bu manzume özellikle 18. yüzyıl İstanbul'undaki siyasi ve sosyal yaşantı konusunda bilgiler içermektedir. Anahtar Kavramlar: Âşık Yazıcı Murtazâ, Âşık Edebiyatı, 18.Yüzyılda Osmanlı Şehirleri ve Toplumu.

18. yüzyılAşık Yazıcı MurtazaAşık edebiyatı+4
Mustafa Demir
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Derviş Ahmed Gurbî"nin Risâle-i Münâcâtı (inceleme-metin)

Üzerinde çalışılan bu eser, Derviş Ahmed Gurbî'ye ait şiirlerin olduğu müstakil bir münâcât örneğidir. Çalışmada, bu eserinde hayatıyla ilgili pek fazla bilgi bulunmayan müellif hakkında kaynaklarda bulunan bilgiler ortaya konmuş, eserdeki bilgilerden de hareketle şairin kimliğiyle ilgili kanaat oluşturulmaya çalışılmıştır. Müellifin, kaynaklarda adı geçen, 1698-99 yılında Bosna'nın Yenipazar şehrinde doğmuş olan Ahmed Gurbî olduğu düşünülmektedir. Risâle-i Münâcât dördü mesnevi, altısı kaside ve biri murabba nazım biçimiyle yazılmış toplam on bir şiirden oluşan bir eserdir. Bu şiirlerden dokuzu münâcât olup diğer ikisinden biri Kur'an diğeri Hz. Peygamber ve Hz. Ali övgüsündedir. İlk dokuz şiir başlıklar altında son iki şiir başlıksız yazılmıştır. Manzum bir eser olmasına rağmen eserdeki birçok şiirde mısralar birbirinin devamına yazılmıştır. Bu karışıklıklar çalışmalar sırasında giderilmeye çalışılarak beyitler veya dörtlükler haline getirilmiştir. Eser üzerinde yapılan incelemeler neticesinde, şairin Allah'ın isim ve sıfatlarını anlamlarına uygun olarak zikrettiği, peygamberlerin mucizelerine telmihlerde bulunduğu, ayet ve hadislerden iktibaslar yaptığı, Kur'an-ı Kerim'in mucizelerinden bahsettiği, birçok tasavvufî terimi kullandığı görülmüştür. Bu durum şairin din ve tasavvuf bilgisine sahip olduğunu göstermektedir. Hz. Ali'yi, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i zikrederken, Hz. Ali dışındaki üç büyük halifeyi hiç anmaması ise onun Alevî-Bektaşîliğe intisap etmiş bir kişi olduğuna işaret etmektedir. Bahsedilen dinî bilgileri, Arapça ve Farsça kelimeleri, kafiye ve rediflerle gayet akıcı bir üslupla şiirlerine aktarabilmiş olması da vezin hataları olsa bile onun iyi bir şair olduğunu göstermektedir. Anahtar Kavramlar: Derviş Ahmed Gurbî, Münâcât, Türk İslam Edebiyatı

Derviş AhmedMünacatTürk-İslam edebiyatı+1
Mustafa Ramazan Yüksel
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

TSMK murakkalarındaki "Kalem-i Siyahî" desenlerinde yaprak ve çiçek tasnifleri -H. 2152, H. 2153, H. 2154, H. 2160-

Bu tezin konusunu oluşturan Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine 2152, H. 2153, H. 2154 ve H. 2160 numaralarda kayıtlı murakkalar farklı sanat dallarında hazırlanmış, farklı dönem ve üslup özellikleri gösteren pek çok eser ihtiva eder. Eserlerin Osmanlı Sarayına ne zaman ve nasıl ulaştığı, murakkaların ne zaman düzenlendiği hala belirsizliğini korusa da bu dört murakkaın birlikte değerlendirilmesini gerekli kılan ortak özellikler mevcuttur. Bunlardan biri, üslup birliği gösteren kalem-i siyahî teknikte çizilmiş desenlerdir. Gerek kitap sanatları gerekse kumaş, ahşap, maden gibi yüzeylere uygulanabilirliğe sahip bu desenler üzerine pek çok araştırma yapılmıştır. Tarihî arkaplan, teknik özellikler ve bir grup eserde imzası bulunan Muhammed Siyah Kalem üzerinde araştırmalar yoğunlaştırılmış, ancak nebatî motifler incelemeye tabi tutulmamıştır. Bu çalışmada, bazı desenlerde önemli bir yer tutan parçalı geniş yaprak çeşitleri ile birlikte kullanıldığı hatayi, penç, goncagül gibi motifler incelenerek tasnifi yapılmış, buradan hareketle üslup özellikleri belirlenmeye çalışılmıştır. Hayvan üslubunun desende meydana getirdiği hareketliliğin özellikle yapraklar üzerinde gösterdiği etkiye dikkat çekilmiştir. Orta Asya inanç dünyasının sanata yansıması ve sembolik manalar yüklenen motif ve figürler ayrıca incelenmiştir. Berlin Devlet Kütüphanesi'nde muhafaza edilen Diez murakkaları ile TSMK murakkaları arasındaki benzerliklerden hareketle ortak kullanılan motif ve desenler tablo halinde verilmiştir. Yapılan çalışma ile XIV.-XV. yy. Orta Asya Türk sanatının özgün, eşine az rastlanır örnekleri üzerinden bu kıymetli mirası tanıtmak ve üslup özellikleri hakkında araştırmacılara ışık tutmak amaçlanmıştır. İncelenen 50 adet eserdeki motifler itina ile çizilmiş, tezyinî sanatlar alanında uygulama yapan sanatkârlar için de kaynak sağlanmıştır. Anahtar Kavramlar: Kalem-i Siyahî, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Murakkaları, Diez Murakkaları (Albümleri), Tasvir Sanatı, Tezyinât

DesenKalem-i SiyahiMurakka+2
Meliha Yekeler
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Hâkim-Biemrillâh ve saltanat dönemi

Şiî-İsmâili dailerce Rakkade'de kurulan Fâtımî devleti, adını Hz. Fâtıma'dan alır. Kurucuları Hz. Fâtıma ve Hz. Ali yoluyla Hz. Peygamber'in soyundan geldiklerini iddia etmişlerdir. Kuruluşundan kısa bir süre sonra İhşidiler devletini yıkarak Mısır'ı almış, Hicaz dâhil Suriye bölgesinde kendi adına hutbe okutmuş, dönemin en büyük sünni devleti olan Abbâsîlerin hem dini hem siyasi rakibi olmuştur. Fâtımîlerin altıncı halifesi Hâkim-Biemrillâh İsmâilî düşünceyi yayma konusunda önceki Fâtımî halifelerinden daha fazla gayret göstermiştir. Mezhebin düşüncesini yaymak için Dârülhikme başta olmak üzere eğitim müesseseleri kurmuş, mezhep tassubu ile Sünni Müslümanlara ve Gayrimüslimlere baskılar kurmuştur. Ayrıca Hâkim-Biemrillâh dönemi sürekli değişen sosyal, dini ve siyasi yasaklar ve bu yasaklara uymayanlara verilen aşırı cezalalarla da öne çıkmıştır. Özellikle yiyecek, içecekle ilgili yeni yasaklar getirmiş, kadınların sokağa çıkmasını yasaklamış, ezan ve ibadetleri kapsayan yeni kurallar koymuştur. Bunun yanında Hâkim, Mısır ve Kahire'nin imarında etkili olmuş başta Hâkim Cami olmak üzere günümüze kadar ulaşan eserler bırakmıştır. Hâkim'in saltanatının son dönemlerinde onun ilah olduğunu söyleyen Dürzi adında bir grup ortaya çıkmıştır. Bu yapı Hâkim-Biemrillâh sonrası yeni bir din haline gelmiştir. Hâkim-Biemrillâh'ın yasaklarına daha fazla dayanamayan kız kardeşi Sittülmülük iktidar muhalifleriyle iş birliği yaparak Hâkim'i öldürtmüş ve onun dönemine son vermiştir. Anahtar Kelimeler: Fatımîler, İsmâilîler, Hâkim-Biemrillâh, Dürzîler

DürzilerFatimilerHakim Biemrillah+7
Mehmet Ayın
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Merzifon'un ahşap tavanlı camilerindeki kalem işi tezyinat

Tezyinat tarih öncesi çağlardan (Taş Devri, Bakır Devri) itibaren insanların temel eğilimlerinden birisi olmuştur. Tezyinatta kullanılan malzemelerde ise yaşanılan bölgenin şartları önemlidir. Türklerin ahşap malzemeyi tezyinatta kullanmaya başlamaları Orta Asya'da Taştık kültüründe (M.Ö.300-400) yaşadıkları tarihlere kadar uzanmaktadır. Boyalı ve nakışlı ahşap tavanların temeli Türk kağanlarının boyalı, altın işlemeli ve ahşap direkli çadırlarından gelmektedir. Ahşap direkli ve ahşap tavanlı cami geleneği Selçuklular tarafından Orta Asya'dan Anadolu'ya taşınmıştır. Anadolu'nun ağaç bakımından zengin bir bölge olduğu bilinir. Türklerin ahşap malzemeyi Anadolu'da daha yaygın olarak kullanmaya başladıkları bilinir. Türk sanatında dini ve sivil mimaride geniş bir kullanım alanı olan boyalı nakışlı (kalem işi) tezyinatın ahşap malzeme üzerine uygulandığı eşsiz eserler çeşitli bölgelerimizde bulunmaktadır. Ahşap direkli ve ahşap tavanlı camilerin boyalı nakış (kalem işi) ile tezyin edilmiş nadide örneklerinin kimi kentlerde, kimi kasabalarda ve köylerde (Erbaa Akça Köy, Merzifon Kara Mustafa Paşa Köyü vd.) yer alır. Anadolu'da boyalı nakış ile tezyin edilmiş, görebildiğimiz en eski ahşap cami örneği (1206) Çarşamba Göçeli Camii'dir. Osmanlı döneminde artış gösteren kalem işi (boyalı nakış) ile tezyin edilmiş ahşap camilerin ilk dönem eserlerinde Selçuklu dönemi üslup özellikleri görülür. Klasik dönem kalem işlerinde daha zarif ve ahenkli bir üslup kullanılmıştır. Ahşap direkli ve ahşap tavanlı camiler 20.yüzyılın başlarına kadar inşa edilmiştir. Türk-İslam sanatının diğer sanat dallarında kullanılan örge ve desenlerin birçoğu ahşap üzeri kalem işi tezyinatta başarılı bir şekilde uygulanmıştır. Sonsuzluğun simgesi olarak değerlendirilen geometrik şekiller, yazı, hayvani örgelerin üsluplaştırılmasıyla oluşan rûmi şekli ve bitkisel örgelerin üsluplaştırılmasıyla oluşan örgelerle (hatayi, karanfil, lale, nar çiçeği, haşhaş, vd.) ahşap tavanlar, tezyin edilmiştir. Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde yer alan ahşap tavanlı camilerin Merzifon'da da örneklerinin bulunduğu incelemeler sonucunda tespit edilmiştir. Bu çalışmada Merzifon'da bulunan kalem işi ile tezyin edilmiş ahşap tavanlar incelenmiştir. Amasya'nın Merzifon İlçesinde tespit edilen ahşap tavanlı camilerden Âbide Hâtun Camii (1091/1680), Eyüp Çelebi Camii(17.yy.) , Büyük Hacı Hasan Camii (1126/1714), Aşçı Hüseyin Ağa Camii (1182/1768) ve Hanife Hatun Camii (1242/1826) kalem işi tezyinatlı eserlerdir. Anahtar Kavramlar: Merzifon, Camii, Ahşap Tavan, Kalem İşi, Tezyinat

Ahşap tavanAmasya-MerzifonCamiler+3
Sema Nur Kökver
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihi süreç içinde Çorum Çarşısı'nın gelişimi

Yüksek lisans tezi kapsamında "Tarihi Süreç İçinde Çorum Çarşısı'nın Gelişimi'' incelenmiştir. Bu çalışmanın amacı geçmişten günümüze Çorum Çarşısı'nın gelişimini ortaya çıkartmak ve belgeleme yaparak gelecek kuşaklara çarşının aktarımını sağlamaktır. Kentin ana odak noktasını oluşturan çarşı üç ayrı bölümden oluşmaktadır. Bu üç grubu oluşturan dükkânlar plan, mimari ve tarihlendirme özelikleri bakımından ele alınmıştır. Ayrıca dükkânların fotoğrafları çekilerek ve katalog yapılarak sistematik bir şekilde değerlendirmeleri yapılmıştır. Ortaya çıkan bu bilgiler ışığı altında karşılaştırma ve benzer örneklerin yardımıyla Çorum Çarşısı'nın İslam Sanat Tarihi içindeki yeri belirlenmeye çalışılmıştır. Çorum Çarşısı ızgara plana sahip Çöplük Çarşısı, arasta planı şeklinde düzenlenmiş olan Dikiciler Arastası ve Ulu Cami'ye akarat olarak yapılan dükkânlar olmak üzere üç ana başlık altında incelenmiştir. Çöplük Çarşısı ızgara planı bakımından İslam ve Osmanlı Dönemi çarşı planında yaygın değildir. Türkiye'de tek ve en yakın örnek benzeri Muğla Arastası'nda görülmektedir. Çöplük Çarşısı dükkânlarında barok üslubu ile yapılan saçak altı korniş düzenlemesiyle 18. yüzyılın mimarisini yansıtmakla beraber 1913 yılında geçirmiş olduğu büyük yangın sonrasında büyük bir bölümü yanmış ve 1925-1926 yıllarında tekrar inşa edilmiştir. 1950 yılı sonrasında ise C ve S şeklindeki kıvrımlı olan saçak altı düzenlemelerinin çoğu yok edilmiştir. Özgün halini koruyabilen bu mimari öğeler tez içerisine incelenmiştir. Ulu cami dükkânları ile Dikiciler Arasta'sı ise diğer İslam Sanatı'ndaki arasta planları ile benzerdir. Ulu cami dükkânları diğer İslam şehirlerinde görülen planlara uygun olmakla beraber en son 19. yüzyılın üçüncü çeyreğinde yeniden yapılmıştır. Dikiciler Arasta'sı ise 1960 yılında inşa edilmiş olup Türkiye'de ki en son inşa edilen arastadır. Arnavut kaldırımı şeklinde döşeli çok dar olan sokağı ile şehrin ve Türkiye genelinde bir ilgi odağı haline dönüşmüştür. Ancak tescil kaydının olmasına rağmen tapu kaydının bulunmaması büyük bir sorundur. Günümüzde Arasta'nın bulunduğu sokak tapu plan paftasında yol olarak görülmektedir. Ortaya çıkan tüm verilerin ışığı altında Çorum Çarşısı bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirilerek bir sonuca ulaşılmış ve Çorum Çarşının varlığına katkı sağlayacak önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Çorum, Dükkân, Çarşı, Arasta, Barok

ArastaDükkanlarMimari özellikler+5
Asaf Torun
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Analysis of Kitap-al Mawalid miniatures

The aim of this dissertation study was to introduce Abu Ma'sher, one of the most important astrologist of the Islamic world, and to reveal one of his important works. Ebû Ma'ser is a scientist who had a great influence on the astrologists of the Renaissance. One of the objectives of the study is to preserve this legacy that Ebû Ma'ser left to the world of science, which was also addressed by Prof. Dr. Fuat Sezgin. Manuscripts are among the most significant resources that shed light on history. The Islamic world has a rather rich literary heritage in terms of manuscripts. Miniatures in manuscripts consist of illustrations explaining and supporting the text. The manuscript called "Kitap-al Mawalid" (Kitap al-Mawalid), the subject of this thesis, is also a miniature manuscript and its subject is astrology. The miniatures of work written by the famous Islamic astrologist Abu Ma'sher, who lived in the 8th and 9th century were analyzed in this study. "Kitap-al Mawalid" comprises two parts. There are thirty-six miniatures in total. The artist of the miniatures is Kanber Ali Shirazî. This copy, whose miniatures we analyzed in the present study, is located at BNF (French National Library). According to the library catalog record, this work was copied in Cairo in 1300. However, considering the clothing on the figures in miniatures, it is obvious that there is a problem with dating. The dissertation consists of an introduction and six chapters. The introductory part covers resource search and the purpose, scope, method and justifications of the dissertation. In the first chapter miniature art was addressed within the scope of a general evaluation. In the second chapter, manuscripts with miniatures from the beginning to the 15th century were analyzed to determine the artistic surrounding of the artist's period. In the third chapter, information was given in the field of astrology, being the subject of the manuscript. In the fourth chapter, after the introduction of the work "Kitap-al Mawalid", the life of Ebû Mâ'sher was addressed and miniaturist was examined. The fifth chapter is for the catalog study and the thirty-six miniatures were examined from the perspective of history of art. The sixth section is for the discussion of the study.

AstrologyEbu MaşerMinyature+1
Ömer Faruk Karaağaç
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Nureddin Mahmud Zengi ve İslam tarihindeki yeri

Nureddin Mahmud Zengi, XII. yüzyılda Zengi Devleti'nin hükümdarı, siyasi, askeri ve sosyal anlamda başarılı bir şahsiyettir. Nureddin Mahmud Zengi'nin Haçlılar ile olan mücadelesindeki başarısı onun şöhretinin esas sebebidir. Nureddin Mahmud Zengi, babası İmâdüddin Zengi'nin (1146) vefatının ardından Halep Hakimi olarak göreve başlamıştır. 28 yıllık iktidarlık döneminde devletinin; sınırlarını genişletmiş, refah seviyesini yükseltmiştir. Müslümanların, Haçlılara karşı gösterdiği direncin sembol isimlerinden olmuştur. XI. yüzyıl Selçukluların, Abbasilerin, Fatımilerin askeri ve siyasi anlamda kan kaybettiği bir yüzyıl olarak değerlendirilebilir. Devletlerin iç ve dış siyasetlerindeki sorunlar, bölgesel barışın ve huzurun bozulmasını da beraberinde getirmiştir. XI. yüzyılda Haçlıların Anadolu'ya gerçekleştirdikleri seferler bölgedeki dengeleri tamamen değiştirmiş ve tarihi akışa doğrudan etki etmiştir. Nureddin Mahmud Zengi döneminde de devam Haçlı etkisi onun siyasetine yön veren en önemli etken olmuştur. Urfa Haçlı Kontluğu, Antakya Prinkepsliği, Trablus Haçlı Kontluğu ile hem askeri hem de siyasi anlamda mücadele etmiş ve ciddi başarılar elde etmiştir. Nureddin Mahmud Zengi, Dımaşk ve Musul'u hakimiyeti altına almasının ardından Fâtımî Devleti'nin varlığına son vermiş, Müslümanların tek bir halifeye bağlılığını sağlamıştır. Nureddin Mahmud Zengi, sosyal anlamda da devletine önemli artılar kazandırmış bir şahsiyettir. İnşa ettirdiği medreseler, mescitler, hastaneler, adalet kurumları ile halkının ilgisini ve sevgisini kazanmıştır. Nureddin Mahmud Zengi'nin özellikle eğitim, adalet ve sağlık alanlarında gerçekleştirdiği yenilikler bu alanlar için yeni bir döneminde başlamasına katkı sağlamıştır. Çalışmamızın birinci bölümünde; Zengiler Öncesi Siyasi Durum ve Zengi Ailesi ile ilgili bilgilere yer verilmiştir. İkinci bölümde, Nureddin Mahmud Zengi; şahsiyeti, seferleri, askeri ve siyasi mücadeleleri incelenmiştir. Son bölümde ise Nureddin Mahmud Zengi'nin; idari iktisadi, dini, sosyal ve kültürel kurumları hakkında çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Nureddin Mahmud Zengi, Zengiler, Haçlılar, II. Haçlı Seferi

Haçlı Seferleri IIHaçlılarNureddin Mahmut Zengi+3
Tuğçe Yıldırım
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

III. Haçlı Seferi

Haçlı Seferleri, XI. yüzyılın sonlarında Batı Avrupa dünyasının "Kutsal toprakları kurtarmak" sloganı ile Türkleri Anadolu'dan çıkarmak ve bütün Yakındoğu'ya hâkim olmak amacıyla başlattığı dinî motifli siyasî-askerî bir harekâttır. Yaklaşık iki asır boyu (1096-1293) devam eden bu büyük kolonizasyon hareketi, ilk olarak Birinci Haçlı Seferi (1096-1099) ile kendini göstermiş, sonuç olarak Urfa, Antakya, Kudüs ve Trablus'ta Haçlı devletleri oluşmuştur. Bu dört devletin yanısıra, Filistin'in sahil boyunun bir kısmı ile Suriye topraklarından bazı yerler Haçlılar tarafından ele geçirilmiştir. Bu seferden çok sonraları Urfa'nın kaybına (1144) bir tepki olarak ortaya çıkan ve sonuçsuz kalan İkinci Haçlı Seferi (1147-1148) neticesinde Müslümanların önce Sûriye'de, ardından Mısır'da birliği sağlamasıyla beraber savunma durumundan atağa geçme dönemi başlamış, Selâhaddîn-i Eyyûbî liderliğindeki Müslümanlar, Haçlı ordusunu Hittin'de büyük bir bozguna uğratmıştı (1187). Bu başarıdan sonra gelen fetih hareketleri Kudüs'ün ele geçirilmesiyle sonuçlanmış ve yaklaşık bir asır süren Haçlı hâkimiyetinin son bulmasını sağlamıştır. Bu yenilgiye Batı'nın cevabı gecikmemiş ve Üçüncü Haçlı Seferi (1189-1192) ile cevap vermişlerdir. İlk iki haçlı seferinde olduğu gibi Papa, dini kimliğini kullanarak ve bu savaşa kutsallak atfederek Batı'da yeni bir ateşin fitilini yakmış ve bütün Avrupa'yı harekete geçirmiştir. Almanya, İngiltere, Fransa, Sicilya, Avusturya Kudüs'ü tekrar ele geçirmek için bu mücadeleye katılmıştır. Asiller, baronlar ve ülke genelindeki şövalyeler Papa'nın davetine olumlu karşılık vermişlerdir. Bu sefer sırasında Alman İmparatoru ölmüş, krallar ülkelerine dönmüş, kahramanlık göstermek için ihtiraslı olan bir kısım şövalyeler Filistin topraklarında can vermiştir. Buna rağmen Üçüncü Haçlı Seferi ile Frankların Suriye ve Filistin'deki varlıkları bir asır daha devam etmiştir. Özellikle Kıbrıs'ın Bizans'tan alınması, Haçlıların bundan sonraki mücadelelerinde onlara önemli bir üs olmasına sebeb olmuştur. 3 Eylül 1192'de Remle'de yapılan bir antlaşma ile Üçüncü Haçlı Seferi son bulmuştur. Bu anlaşma üç yıl sekiz ay sürecek şekilde imzalanmıştır. Anlaşmaya göre, Batı dünyası kutsal bölgeleri sivil ve silahsız olmak kaydıyla özgürce ziyaret edebilecek, Müslümanlar ve Hrıstiyanlar karşılıklı olarak birbirlerinin ülkelerinde seyahat ve ticaret yapabilecekler, Askalan şehri ise yıkılacaktır.

Filistin-KudüsHaçlı Seferleri IIIHaçlı seferleri+3
Hüseyin İpek
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Selçuklu-Haçlı münasebetleri 1097-1192

1095'te Fransa'nın Clermont şehrinde Papa II. Urbanus tarafından başlatılan Haçlı Seferleri'nde 1190 yılına kadar Anadolu Selçukluları'nın hüküm sürdüğü Türkiye toprakları Kudüs'e uzanan yolda önemli bir geçiş noktası idi. 1096'da Anadolu'ya geçen Halkın Haçlıları olarak bilinen grup, kolayca Selçuklular tarafından imhâ edildiler. Ancak daha sonra gelen profesyonel ordu, Anadolu Selçuklu başkenti İznik'i Doğu Roma'nın da yardımı ile ele geçirdiği gibi, Eskişehir'de de Selçuklu ve Danişmend'li ordusunu mağlup etti. Bu olaylardan yaklaşık 4 yıl sonra Kudüs'teki kardeşlerine yardıma giden Haçlıların, 1101 Haçlı Seferleri olarak bilinen seferinde ise Anadolu Selçukluları büyük bir galibiyet elde ettiler. 1144 yılında İmâdüddin Zengî'nin Urfa Haçlı Kontluğu'nu sona erdirmesinden sonra yeni bir Haçlı seferi düzenlendi. Bu kez sefere Alman İmparatoru ve Fransa Kralı büyük orduları ile katıldılar ve Doğu Roma tarafından Anadolu'ya geçirildiler. Daha önceki olaylardan deneyim kazanan Anadolu Selçukluları, önce Eskişehir'de Alman Haçlıları'nı mağlup ederek büyük bir zafer kazandılar. Ardından da Fransızlarla birleşen Almanlar, Antalya limanına giden yollarda yeniden mağlup edildiler. Bundan sonra ise geri kalan Haçlılar'a deniz yolu ile Anatakya'nın Süveydiye Limanı'na gitmekten başka çare kalmadı. Gemilerle gidemeyenler ise Doğu Romalılar tarafından soyuldular. Bu seferin belki de en akılda kalan tarafı ise bu Haçlıların Anadolu Selçukluları tarafından karınlarının doyurularak, giydirilmeleri oldu. 3.000'e yakın Haçlı'nın bu şekilde Müslüman olması ise Haçlı seferlerine farklı bir anlam yükledi. Selahaddin Eyyubi'nin 1187 yılında Kudüs'ü fethetmesi ile gerçekleşen Üçüncü Haçlı Seferi esnasında Fransız ve İngilizler deniz yolunu seçerken Almanlar yine Anadolu üzerinden Kudüs'e ulaşmaya çalıştılar. Bu sırada Selçuklular'ın kudretli sultanı II. Kılıcarslan, yaşlandığı için oğulları arasında başlayan taht kavgaları ile uğraşmış, Haçlılarla mücadeleye gereken önemi verememişti. Ancak buna rağmen Alman Haçlıları ile gerilla savaşı yaparak onları yıpratmaktan da geri kalmadı. Konya'yı işgal etmelerine rağmen, burada fazla oyalanmayan Alman Haçlılar da zorlu bir yolculuktan sonra Silifke Çayı'na ulaşdılar. Burada İmparator I. Frederich'in boğularak ölmesi, Üçüncü Haçlı Seferi'nin Anadolu'daki bölümünü de sonlandırdı. Bundan sonra ise Haçlılar bir daha Anadolu topraklarından geçmeye çalışmadılar, deniz yolu ile Suriye ve Mısır üzerine yapacakları Haçlı seferlerinin planladılar.

Anadolu SelçuklularıBursa-İznikBüyük Selçuklular+7
Cemil Haluk Özalp
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Çorum Hasanpaşa Kütüphanesi 19 hk 25231 numarada kayıtlı mecmû'a-i eş'âr adlı eserin transkripsiyonu, incelenmesi ve MESTAP'a göre tasnifi (1b-34b)

Arapça cem' (toplama) kökünden gelen mecmûa kelimesi "düzenlenmiş, biriktirilmiş unsurların tamamı" anlamında kullanılmaktadır. Mecmûalar; yazıldıkları döneme ait edebî zevki yansıtma, divan ve cönklerde yer almayan bazı şiirleri içerme, bilinmeyen şâirleri ortaya çıkarma gibi özelliklere sahiptir. Bu çalışmada, Mecmû'a-i Eş'âr'ın (1b-34b) varakları arasındaki şiirlerinin transkripsiyonu ve incelemesi yapılmıştır. Eserin tamamı 106 varaktan oluşup müstensihi ve istinsah tarihi belli değildir. Mecmû'a-i Eş'âr'ın incelenen kısmında 82 şâire ait 193 adet şiir tespit edilmiştir. İki şiirin şâiri tespit edilememiştir. Şiirler genel olarak 15-20. yy. arasında yaşayan divan ve halk şâirlerine aittir. Ancak ağırlık olarak 19. yy.'da yaşayan şâirlerin şiirlerinden oluşmaktadır. Çalışmamıza esas olan bölümde (1b-34b) 119 gazel, 5 müseddes, 4 müstezad, 2 muhammes, 2 murabba, 1 terkîb-i bend, 3 kıt'a; 56 koşma ve 1 semai yer almaktadır. Ayrıca şiirlerin arasına yazılmış, bazıları anonim bazılarının şâiri belli 15 beyit bulunmaktadır. Mecmû'a-i Eş'âr'daki şiirlerin şekil ve içerik özellikleri incelendi. Daha sonra ise metnin transkripsiyonuna yer verildi. Yapılan inceleme neticesinde Mecmûa'da; Fuzûli gibi zirve şâirlerin şiirlerinin yanı sıra Nâzî, Haşmet, ǾAynî gibi daha az bilinen şâirlerin şiirlerine de yer verildiği görülmüştür. Ayrıca ismine kaynaklarda rastlayamadığımız şâirler de (Farık, Muhlis vb.) tespit edilmiştir. Bu çalışmalar neticesinde, gün yüzüne çıkarılan bu Mecmûa'nın dönemin şiir zevki ve şâirlerin sanat anlayışları hakkında fikir vereceği ve Türk edebiyatı tarihi bakımından aydınlatıcı olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kavramlar: Mecmû'a-i Eş'âr, mecmûa, klasik Türk şiiri, Türk halk şiiri

Divan şiiriMecmu`a-i Eş`arMecmuaların Sistematik Tasnifi Projesi+4
Celil Cengiz
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Antakya Haçlı Prinkepsliği (1098-1149)

Dünya tarihini dini, siyasi, sosyal ve ekonomik açıdan etkileyen en önemli hadiselerden biri Haçlı seferleridir. Özellikle Haçlı seferleri vasıtasıyla kurulan devletler, bölgelerinin tarihinde oldukça önemli roller oynamışlardır.Antakya Haçlı Prinkepsliği, yaklaşık 7 ay devam eden zorlu bir kuşatmanın ardından, 1098 yılında Norman lider Bohemond tarafından kurulmuş ve 18 Mayıs 1268 tarihine kadar bölgede etkili olmuştur. Antakya, bizim çalışmamızda incelediğimiz 1149 yılına kadar sırasıyla I. Bohemond, Tancred, Roger de Salerne, Kudüs Kralı II. Baudouin'in Naipliği, II. Bohemond, Alice'nin Naipliği ve Raymond de Poitiers tarafından yönetilmiştir. Bu dönemde Antakya Haçlıları için en büyük tehlike Selçuklu Halep Emirliği ve Bizans olmuştur. Ayrıca, bölgedeki güç mücadelelerinde Artukoğlu İlgazi, İmâdeddîn Zengî ve Nureddin Zengî gibi Müslüman liderler, Antakya Haçlılarının büyük kayıplar vermelerine sebep olmuştur. Bizans İmparatorluğunun Haçlı devletleri içinde en fazla münasebet yaşadığı devlet, Antakya Prinkepsliği'dir. Kurucu Prinkeps Bohemond'un vasssallık yemini ile başlayan bütün süreç boyunca, Antakya'nın yönetiminin meşruiyeti her zaman tartışılmış olması da vurgulanması gereken bir husustur. İmparator Aleksios ve sonrasında II. Ioannes Komnenos Antakya'yı kendi ülkesinin sınırlarına katmak için hep büyük çaba içerisinde olmuşlardır. Antakya Haçlılarının en büyük sorunlarından birisi de naiplerle yönetilmek zorunda kalışı olmuştur. Roger de Salerne'den sonra devlet, kurucu liderin Avrupa'da dünyaya gelen oğlu II. Bohemond'un yönetimi ele alabilecek yaşa gelmesine kadar, II. Baudouin'in naipliği ile yönetilmiştir. Burada Alice'nin yönetimi tam olarak ele geçirme mücadelesinin Antakya Haçlılarının genişlemesinin önündeki en büyük engel olduğunu da vurgulamamız gerekir. Diğer yandan Antakya Haçlılarının 1149 yılında İnab Savaşı'nda Nureddin Zengî tarafından neredeyse tamamen imha edilmesi, prinkepsliğin farklı bir konuma düşmesine sebep olmuştur. Bundan sonra da Antakya Haçlıları Halep ve çevresi için daha az tehdit unsuru olmuştur

Antakya Haçlı PrinkepsliğiHatay-AntakyaHaçlılar
Zahide Sarıgül
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Çift başlı kartal tasvirlerinin Türk İslam sanatındaki uygulamaları

"Çift Başlı Kartal Tasvirlerinin Türk İslam Sanatındaki Uygulamaları" başlıklı bu tezin amacı; Çift başlı kartal tasvirinin, eserler üzerinde ki uygulamalarını Türk İslam sanatı içerisinde değerlendirerek bilim dünyasına kazandırmaktır. İncelemeler Orta Asya ve Mezopotamya merkezli çift başlı kartal tasvirli eserlerden başlayarak değerlendirmeye tabi tutuldu. Bu kapsamda Eski çağdan itibaren günümüze kadar farklı coğrafya ve kültürlerde yer edinen çift başlı kartalın, erken dönem tasvirlerinin de Türk İslam sanatında ki örnekleri ile karşılaştırılması sağlandı. Ayrıca bilinen çift başlı kartal tasvirli eserler dışında, yeni eserler de eklenerek yorumlandı. Kartaldan gelişen çift başlı kartal tasvirlerinin sanatsal olarak uygulamalarının daha belirleyici olması açısından kartal tasvirli eserlerin örneklerine de kendi dönemleri içerisinde değinilerek çalışmaya dahil edildi. Çift başlı kartal dünyada en çok kullanılan ve bilinen tasvirlerden biri olmasına rağmen, içerdiği anlam ve mahiyeti bakımından da en az bilgi sahibi olunan tasvirlerdendir. Çift başlı kartal Eski çağ, Türk ve Türk İslam sanatları başlıkları altında nispeten incelenirken, konu ile ilgili kapsamlı bir çalışma bulunmamaktadır. Yapılan çalışmalarda çift başlı kartal, belirtilen dönemlerde yer alan medeniyetlerin eserleri arasında kısaca değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeler çift başlı kartal tasvirinin tanımlanması bakımından yeterli olmayıp, birbirinin tekrarından ibarettir. Hazırlanan bu çalışma ile çift başlı kartal tasvirlerinin Türk İslam sanatındaki uygulamalarının belirlenmesinin yanı sıra, öncesi ve sonrası da yeniden değerlendirilerek bir bütün halinde sunulmuştur. Yerli ve yabancı kaynaklar ile arkeolojik veriler taranarak sağlanan bilgiler sonucunda, çalışma sınırları kapsamında ki bütün çift başlı kartal tasvirli eserler tespit edildi. Tespiti yapılan eserlerin adı, dönemi, bulunduğu yer, ölçüleri, malzemesi, korunduğu yer, çizimleri, resimleri ve tanımları yapıldı. Bu tanımlar üzerinden çift başlı kartal tasvirlerinin kullanıldığı eserlerdeki benzer ve farklı uygulamalar karşılaştırmalı olarak ele alındı. Yapılan çalışma ile çift başlı kartalın farklı kültür, sanat, inanç, mitoloji, gelenek ve göreneklerinde ifade ettiği anlam ile uygulamanın yayılımı arasındaki bağa da değinilerek bu alanda çalışma yapacak olan araştırmacılara ışık tutacak yeni kaynaklar sağlandı. "Çift başlı kartal tasvirlerinin Türk İslam sanatındaki uygulamaları" başlıklı çalışmada 2000'den fazla kartal, çift başlı kartal ve tanımı tam yapılmayan tasvirler incelenerek çalışmaya uygun olanları değerlendirmeye alındı. Çift başlı kartal tasvirine Eski çağ sanatında 41, Türk sanatında 14 ve İslam sanatında incelenen 5 eser örnek olarak verilmiş olup, Türk İslam sanatları kapsamında 148 eserin katalog çalışması yapılmıştır.

KartalMezopotamyaOrta Asya+3
Meral Göz
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Abhazlar ve İslam tarihindeki yeri

Bir toplumun İslamlaşma sürecini incelediğimiz bu çalışmamızda, Abhazların İslamiyet ile olan ilişkileri ve bu dine bakış açıları aşama aşama tarihi veriler eşliğinde ele alınmıştır. Ayrıca Abhazya'nın yerli halkı ve kavmi yapısı da, etkileşim içerisinde bulundukları diğer milletlerle mukayese edilerek değerlendirilmiştir. Tezimizde başta Abhazlar olmak üzere Arap, Ermeni, Gürcü, Selçuklu ve Osmanlı gibi birçok kaynaktan istifade edilerek, farklı tespitlerde bulunulmuştur. İlk bölümümüzde Abhazların İslamiyet'ten önceki eski inançları ve o dönemki politik durumları ele alınmıştır. İkinci bölümümüzde Abhazların Müslümanlar ile karşılaşmaları ve onlarla olan mücadeleleri hakkında konular işlenmiştir. Üçüncü bölümümüzde Abhazya'da Osmanlı hakimiyetinden bahsedilmiştir. Bizans, Sasani, Moğol, Selçuklu ve Osmanlılar gibi dönemin egemen güçlerinin Abhazlar ile olan temasları kronolojiye hassasiyet gösterilerek ayrıntılarıyla birlikte analiz edilmiştir. Abhazya'ya yolculuk eden seyyahların, notları eşliğinde de o döneme ayrıca değinilmiştir. Kültür ve medeniyet başlığı altındaki son bölümümüzde ise Abhazlar arasında uygulanan hukuk, ceza sistemi, cenaze ve defin gibi birçok konuya temas edilmiştir. Sürgün döneminde Türkiye'ye göç eden bir kasaba da diaspora bağlamında örnek gösterilerek tezimizde teferruatlarıyla birlikte tetkik edilmiştir. Abhazların toplum içindeki hiyerarşik yapılarına, dil, kültür, anane ve adetlerine de konumuz sınırları dışına çıkmadan yer verilmiştir. Abhazların, Araplar ve İslam dininin sancaktarlığını yapan diğer devletler ile mücadeleleri dini bağlamda tahlil edilmiş; siyasi ve ulusal menfaatleri hakkında çeşitli sonuçlara ulaşılmıştır. Çalışmamızda Osmanlı arşivlerine ve birçok görsele ayrıca yer vererek içerik bakımından tezimizi zenginleştirme hususunda çaba sarf ettik. Abhazların genel olarak ne zaman İslamiyet'i kabul ettikleri konusunu ise bir sonuca ulaştırmak için gayretlerde bulunduk. Anahtar Kavramlar: Kafkasya, Abhazya, Çerkesler, Abhazlar, İslamlaşma

AbazalarAbhazyaDin+7
Ramazan Canbek
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Divanlarda çocuk tasavvuru (14.-20. yüzyıllar)

Toplumun en küçük bireyi olan çocuk, insan hayatının vazgeçilmez bir unsuru olup evliliğin en önemli amacıdır. Fıtraten her insan, bir aile kurup neslinin sürmesi için çocuk sahibi olmak ister. Çocuk dünyaya göz açtıktan büyüyünceye kadar toplum hayatıyla ciddi bir bağ kurar. Kendi ailesi başta olmak üzere çevresindeki herkesin odak noktası haline gelir. Gerek aile hayatında gerekse toplumsal yaşantıda oldukça önemsenen bir varlık olan çocuk, edebî metinlerde de kullanılan bir unsur olmuştur. Nitekim çocuk teması, Türk edebiyatının yaklaşık altı asırlık uzun bir evresini oluşturan klasik Türk edebiyatı ürünlerinde de işlenmiştir. Bu çalışmanın başlıca amacı, divanlarda çocuk temasının tespiti, tasnifi ve tahlilidir. Çalışmada ilk olarak çocuk kavramını karşılayan sözcükler incelenmiş, bu sözcüklerin şiirlerdeki kullanım sıklığı tespit edilmiştir. Daha sonra çocukla ilgili edebî yaklaşımlara yer verilmiş olup; çocuğu niteleyen özelliklerin, toplumsal hayattaki unsurların, çocuğa ilişkin atasözü ve deyimlerin, teşbih ve telmih unsuru olarak çocuğun beyitlere ne şekilde yansıdığı gösterilmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise çocukların doğumu, ölümü ve sünneti gibi önemli olayları anlatan müstakil manzûmeler ortaya konmuştur. İncelenen divanlarda çocuk kavramını karşılamak üzere birçok sözcüğün kullanıldığı görülmektedir. Çocuk teması şairler tarafından somut ve soyut bir biçimde ele alınmıştır. Beyitlerde, çocuğa özgü mizaç ve davranışların, bebeklikteki özelliklerin, sosyal hayattaki unsurların, çocuk temalı atasözleri ve deyimlerin işlendiği; nebâti unsurlar, hayvanlar, kozmik unsurlar, çalgı aletleri, çeşitli araç, gereç ve eşyalar, soyut imgeler gibi birçok kavramın da çocuğa teşbih edildiği görülmektedir. Ayrıca divanlarda çocukların doğumu, ölümü ve sünneti gibi önemli olaylar üzerine yazılan müstakil manzûmeler de bulunmaktadır.

Divan edebiyatıDivan şiiriDivanlar+2
Muhammed Kürşat Atar
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Hâfız Ahmet Çalışır'ın hayatı, eserleri ve hicazkâr makamındaki Mevlevi Ayini'nin müzikal analizi

Hâfız Ahmet Çalışır'ı konu edindiğimiz bu çalışmanın amacı sanatçının Hicazkâr makamındaki Mevlevi Ayini üzerinden Türk mûsikîsi alanında bir sanatçı üslubu ve analiz örneği ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda birinci bölümde Çalışır ile yaptığımız röportajlardan hareketle sanatçının eğitim ve meslek hayatı, çalışmaları, faaliyetleri, mûsikîye bakış açısı ve üslûbu, üzerinde durulmuştur. Araştırmamızın ikinci bölümünde ise Çalışır'ın bestelediği tekke mûsikîsi formlarından Hicazkâr makamındaki Mevlevi Ayini formunun makam, usûl ve güfte analizi yapılmaya çalışılmıştır. Bu bölümde ilk olarak Mevlevilik ve Mevlevi Ayini formu ile Hicazkâr makamı hakkında genel bir anlatım yapılmıştır. Devamında Çalışır'ın bestelediği Hicazkâr makamındaki Nev Niyâz isimli Mevlevi Ayini'nin usûl örgüsü, Mevlevi Ayini'nde kullanılan Farsça güfteler, güftelerin manaları ve yazıldığı vezin kalıbı tespit edilmiştir. Son olarak da Nev Niyâz Mevlevi Ayini, müzik cümlelerine ayrılarak makamsal olarak analizi yapılmıştır. Ayrıca bestekârın bestelerinin tamamına ve bazı sanatçı arkadaşlarının ve öğrencilerinin hakkındaki görüşlerine araştırmanın ekler kısmında yer verilmiştir.

BiyografiDini müzikHicazkar makamı+3
Ahmet Tongüç
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İç Anadolu hanlarından tarihî Çorum Veli Paşa Hanı

Anadolu, tarih boyunca kadim medeniyetlere ev sahipliği yapmış, hareketli bir coğrafyadır. Bunun temelinde Anadolu'nun jeopolitik konumu ve dolayısıyla sahip olduğu ticaret yolları bulunmaktadır. Ticaret yolları, sosyal ve kültürel hayatı yakından etkilerken ticaret hayatı da bu durumdan birinci derecede etkilenen olgulardandır. Ticaret hayatını canlandırmak, kolaylaştırmak ve güvenlik gibi sebeplerle kurulan hanlar bu durumun en belirgin sonucudur. Liman kentlerinde ve ticaret faaliyetlerinin yoğun olduğu şehirlerde inşa edilmiş olan tarihî Kızılören Hanı (Konya-Beyşehir Kara yolu üzeri, 1206), Karatay Hanı (Kayseri-Sivas Kara yolu üzerinde, 1240) ve Behram Paşa Hanı (Sivas, 1576) gibi hanlar İpek yolu üzerinde bulunan Sivas, Kayseri ve Konya gibi şehirlerde yapılanmıştır. Sadece ticaret değil mal hazırlama, kervanların ve yolcuların güvenliği, konaklama gibi işlevleri olan hanlardan günümüze kadar varlığını devam ettirenler bulunmaktadır. Birçoğu tarihî eser niteliği taşıyan Anadolu'daki hanlar arasında Karatay Hanı gibi hâlen lokanta ya da iş hanı olarak kullanılanlar mevcuttur. Behram Paşa Hanı ve Kızılören Hanı gibi bazı hanlar ise sadece tarihi yansıtan bir eser olarak ziyaretçilere açılmaktadır. Çalışma, bu hanlar arasında çok da adı geçmeyen ve zaman içerisinde tarihî niteliğini dahi kaybetme derecesine gelen Çorum Veli Paşa Hanı'nın geçmişini, geçirdiği bozulmaları ve dolayısıyla onarımları incelemek aynı zamanda inşa edildiği 1800'lü yılların başından günümüze kadarki mimari durumuyla ilgili ayrıntılı bir çalışma yapma amacı gütmektedir. Bu çalışma dâhilinde Çorum Veli Paşa Hanı'nın İç Anadolu'da bulunan tarihî hanlar içindeki yerini karşılaştırmak mümkündür. Çorum Veli Paşa Hanı'yla ilgili doğru bilgi veren kaynaklara ulaşmak, hanın geçirdiği yangınlar ve bozulmalar dolayısıyla zordur. Lakin mevcut vakfiyelerde geç dönem Osmanlı şehir içi hanlarından olduğu bilgisine ulaşılabilir. Yapının mimarisi incelendiğinde plan ve mimari açıdan 19. yy. özelliklerini yansıttığı söylenebilir. Çalışma süresince eserde 2019 Eylül, 2020 Mart, 2021 Ekim ve Kasım ayları ile son olarak 2022 Nisan ayı içinde incelemeler yapılmış, bu handa mimari incelemeler yapan ve Veli Paşa Hanı'nda onarım çalışmalarını tamamlayan Çorum Belediyesi çalışanları ile görüşmeler gerçekleştirilerek han hakkında bilgi alınmıştır. Yapılan çalışmalar dâhilinde Çorum Veli Paşa Hanı'nın özgün, tarihî bir yapı özelliği taşıdığının yakın zamanda anlaşılmaya başlandığı kanısına ulaşılmıştır.

HanlarMimari yapıMimari ögeler+5
Sevdanur Ahıskalı
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Alevi Bektaşi kültüründe tevhit temalı nefeslerin incelenmesi "Hüseyin Emektar örneği"

Alevi Bektaşi geleneğinin en büyük kaynağını dini ayinlerinde ve ritüellerinde kullandıkları sözlü musiki oluşturur. Alevi Bektaşi toplumu bilgilerini, dini ritüel ve inanış biçimlerini tarihsel süreç içinde yaşanan zorluklardan dolayı yazılı bir metin ve kaynak şeklinde bir sonraki nesile aktarmaktan ziyade "şifahi kültür" olarak adlandırılan babadan oğula, ustadan çırağa ve de nesilden nesile ulaşmasını sağlayan bir kültür aktarımı metodunu geliştirerek varlığını günümüze kadar aktarmayı başarabilmiştir. Alevi Bektaşi musikisinin temelini İslam inancı ve Türk tasavvufunu merkezine alan "nefesler" oluşturmaktadır. Nefesler sadece Alevi Bektaşi musikisinin belirli bir türü olmakla kalmayıp, bu musikinin türlerinin tamamını kapsayan bir üst başlık olarak karşımıza çıkmaktadır. Tezimizde Allah, Muhammed, Ali ve bu üçlemenin yanına dördüncü olarak Pir Hacı Bektaş-ı Veli'yi de eklemek sureti ile bu konuları "Hak" yolunda birleştirerek yekvücut haline getirmek sureti ile "tevhid" eden ve tevhidi işleyen kaybolmaya yüz tutmuş 4 adet nefesi derleyip hem musiki açısından hem de felsefi batıni yönü ile inceledik. Tezimizde Alevi Bektaşi musikisini ve bu musikinin temeli olan nefesleri incelerken öz Türk olan Alevi Bektaşi toplumunun müziğini; bilinen Türk tarihinde Orta Asya'ya İslamiyet öncesine kadar takip ettik. İslamiyet öncesi ve İslamiyet sonrası şekillenen Türk müziğini ve buna bağlı olan Alevi Bektaşi müziğinin izlerini sürdük. Alevi Bektaşi musikisi mirasını tarihsel süreç içinde Atayurt Türkistan'dan başlayıp birbirinin devamı olarak sayılan Türk devletleri üzerinden sırası ile Hunlar, Göktürkler, Uygurlar, v Karahanlılar, Gazneliler, Selçuklular, Osmanlılar ve Türkiye Cumhuriyeti dönemlerini de kapsayacak şekilde inceleyerek tezimizde yer vermek sureti ile Türk din musikisine bir nebze de olsa katkı sunmaya çalıştık.

AlevilerAlevilikBektaşiler+7
Gürcan Emektar
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İki Paşa Camiinin süsleme özelliklerinde üslup birliği (Amasya Merzifon Abide Hatun Camii ve Tokat Erbaa Silahtar Ömer Paşa Camii)

Tarih boyunca çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapan Anadolu zengin bir kültür mirasına sahiptir. Osmanlı Devleti'nin hakimiyeti altında bu topraklarda çok sayıda dini, sivil, askeri vb. amaçlarla mimari eserler inşa edilmiştir. Bu eserlerden çoğu devletin önemli görevlerinde yer alan paşaların inşa ettirdikleri yapılardır. Bunların arasında en yaygın olanı cami mimarisidir. Osmanlı Devleti zamanında önemli güzergahlardan olan ve Orta Karadeniz bölgesinde yer alan Amasya ve Tokat illeri, Anadolu kültür ve sanatının gelişim gösterdiği önemli merkezlerdendir. Birbirine 106 km uzaklıkta olan Erbaa/Silahtar Ömer Paşa Camii ve Merzifon/Abide hatun Camii Anadolu'daki 17.yy'a ait ahşap tavanlı ve ahşap destekli, ahşap üzeri kalem işi sanatının uygulandığı örneklerindendir. Meyilli arazi üzerinde inşa edilen dikdörtgen planlı camilerin beden duvarları dış taraftan almaşık duvar tekniğiyle yapılmış olup, iç taraftan sıvalıdır. Camileri örten tavan üst örtüsü dış taraftan kırma çatı, iç taraftan ahşaptır. Her iki yapıda da tavan kirişlerinin olduğu kısım yükseltilmiş, harime ferah bir görünüm kazandırmıştır. Kalem işleri yapılarda, tavan kirişlerinin yüzeylerinde, destek aralarında, ahşap direkler üzerinde ve kemer yüzeylerinde yer alır. Süslemelerde kırmızı, turuncu, mavi, yeşil, sarı, beyaz renkler kullanılmıştır. Camilerin kendi düzenlerinde görülen benzerlik ilgi çekici olup Anadolu'da ki yapıların desen özellikleri, inşa edildikleri dönem hakkında önemli birer görsel kaynaktır. 17.yy'ın ikinci yarısından itibaren inşa edilen örneklerdeki kalem işi süslemelerde erken ve klasik dönemde görülen hatayi, rumi düzenlemelerin yanısıra doğadan ilham alınarak yapılan lale, gül, karanfil ve sümbül gibi çiçeklerinde kullanılmaya başlandığı görülür. Bu çalışmada Merzifon ve Erbaa ilçelerinde bulunan Abide Hatun Camii (1680) ve Silahtar Ömer Paşa Camii (17.yy) kalem işi süslemelerindeki üslup birliği incelenmiştir. İncelemeler sonucunda tarih, bölge yakınlığı ve süsleme düzenlerindeki benzerlikler, Silahtar Ömer Paşa Camii ve Abide Hatun Camii'nin aynı üslup birliğine sahip olduğunu göstermiştir.

Abide Hatun CamiAmasyaAmasya-Merzifon+5
Tuğbanur İşeri
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Recâyî'nin Menâkıb-ı Çehâr-yâr'ı (İnceleme-metin 1b-53b)

Menkabe, Hz. Peygamber'in (s.a.v.), din büyüklerinin, kahramanların, tarihî şahsiyetlerin üstün vasıflarını, ahlakî meziyetlerini ve olağanüstü hallerini anlatan edebi bir türdür. Türk İslam edebiyatındaHz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali hakkında yazılmış olan menkabelere menâkıb-ı çehâr-yâr denir. Türk İslam edebiyatı alanında muhtevası dört halife olan birçok eser te'lif edilmiştir. 15. yüzyılda Recâyî tarafından yazılmış olan Menâkıb-ı Çehâr-yâr da bu türde te'lif edilmiş eserlerden biridir. Kaynaklarda Menâkıb-ı Çehâr-yâr'ın yazarı Recâyî'nin hayatına ve eserlerine dair kesin bilgi bulunmamaktadır. Dört halifenin hayatında yaşanan olaylardan ve faziletlerinden bahseden bu eser, 2372 beyitten oluşan bir mesnevidir. Bu çalışmada, mesnevinin 1-1125 beyiti incelenmiştir. Tek nüshası tespit edilebilen eser, Hacı Selim Ağa Yazma Eserler Kütüphanesinin Kemankeş Koleksiyonunun 411 numarasında bulunmaktadır. Eser 15. yüzyılda yazılmış olmasından dolayı Eski Anadolu Türkçesi özelliklerini yansıtmaktadır. Eserde menkabeler arasında geçiş yapılırken herhangi bir başlık kullanılmamıştır. Bölümler arasında birer satırlık boşluk bırakılmıştır. Müellif dört halifenin menkabelerini oldukça sade ve anlaşılır bir üslup ile kaleme almıştır. Eserde, halifelerin üstün özellikleri anlatılmıştır. Hz. Ebubekir'in dürüstlüğü, Hz. Ömer'in adaleti, Hz. Osman'ın hayâsı ve Hz. Ali'nin cesareti ve yiğitliği konu edilmiştir. Menâkıb-ı Çehâr-yâr adlı bu çalışma giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde menkabe kavramı açıklanmış ve dört halifenin hayatları hakkında kısaca bilgi verilmiştir. Birinci bölümde, Recâyî, hayatı ve eserleri genel başlığı altında eserin adı, yazılış tarihi, türü, yazılış sebebi, beyit sayısı ve incelenen beyitler ile eser oluşturulurken kullanılan edebi sanatlar, arkaik kelimeler ve imla özellikleri hakkında bilgi verilmiştir. Aynı bölümde eserdeki menkabelerde anlatılan olaylara değinilmiştir. Çalışmamızın ikinci ve son bölümünde eserin transkripsiyonlu metnine yer verilmiştir.

Eski Türk edebiyatıMenakıb-ı Çeharyar-ı GüzinMenakıbname+3
Fatıma Keleşoğlu
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Büyük Selçuklu Devleti bürokrasisinde Nizâmülmülk etkisi

Selçuklular, hânedan adını ordu komutanı olan Oğuzlar'ın kınık boyuna mensup Selçuk Bey'den almıştır. Selçuk Bey yaklaşık 350/961 yıllarında Yenikent'ten yanındakilerle birlikte Cend şehrine göç etmiştir. İleri görüşlü olan Selçuk Bey, bu diyarda azınlık bir şekilde yok olmamak için Müslüman olmaları gerektiğini tefekkür etmiştir. Bunun sonucunda Selçuk Bey ve maiyetindekiler Müslüman olmuşlar ve Cend bölgesini yurt edinmişlerdir. Selçuklular zaman zaman Karahanlılara karşı, Sâmânîlerle iş birliği yapmışlardır. Gazneli Devletine karşı verdikleri mücadelede Dandanakan Savaşının ardından bağımsız bir devlet kurmayı başarmışlardır. Abbasî Halifesi Kâim-Biemrillâh'a küffar için cihat sözü vermişlerdir. Tuğrul Bey devlet bürokrasisinde çalışması için kalem ehlinden (İranlı) adamları Selçuklu Devleti'nde işe almaya başlamıştır. Nizâmülmülk, çok küçük yaştan itibaren babası sayesinde iyi bir eğitim almıştır. Babası ile birlikte Büyük Selçuklu Devleti'nin bürokraside kalem ehli aradıklarını öğrenince Çağrı Bey'in Belh valisi İbn Şâdân'ın yanında kâtiplik göreviyle işe başlamışlardır. Ancak İbn Şâdân'ın Nizâmülmülk'e baskı yapması ve iftira etmesi dolayısıyla, Nizâmülmülk onun yanından gizlice kaçıp Merv'e Çağrı Bey'in yanına gitmiştir. Çağrı Bey de Nizâmülmülk'ü oğlu Alparslan'a vezir tayin etmiştir. Böylelikle Nizâmülmülk'ün yaklaşık otuz yıl süren vezirlik hayatı başlamıştır. Nizâmülmülk, İdarî ve siyasi becerileriyle Alparslan'ın beğenisini kazanmıştır. Alparslan'ın Rumlarla yaptığı Malazgirt Savaşı haricinde bütün savaşlarda ve devlete karşı çıkan isyanlarda yanında yer almıştır. Melikşah'ın rakiplerini bertaraf ederek tahta oturmasında çok büyük yardımı olmuştur. Melikşah, bu sebeple Nizâmülmülk'ü Selçuklularda ilk defa "atabeg" tayin etmiştir. Devlet bekası adına risk teşkil eden Hasan Sabbah'la mücadele etmiştir. Uzun süren vezirlik görevinde devlet kademelerine yakınlarını getirmesi tepki çekmiştir. Melikşah ile arasını açmak adına entrikalar yapılmıştır. Sonunda Hasan Sabbâh tarafından düzenlenen bir suikast sonucu hayatını kaybetmiştir. Nizâmülmülk, orduya oldukça çok önem vermiştir. Devlet bürokrasisinin düzenini kurmuştur. Devlet kurumlarına getirdiği nizam ve askeri dehası onun şöhretini gün be gün artırmıştır. Üstün kişiliği sayesinde halk tarafından da sevilen bir insan olmuştur. Şii- Fâtımî tehdidine karşı Ehli-Sünnet akîdesini korumak için Nizamiye Medreselerini inşa ettirmiştir. İslâm eğitimi ve ilim adamlarına değer vermiştir. Devlet teşkilat ve idaresi ile ilgili konulara yer veren Siyâsetnâme adlı bir eser yazmıştır. Bu eser İslâm kültür ve medeniyetine katkı sağlamıştır. Nizâmülmülk çağında devlet nizamına kavuşmuştur. Kılıçla fethedilen devleti kalemle inşa etmiştir. Anahtar Kavramlar: Nizâmülmülk, Selçuklular, Devlet Bürokrasisi, Nizamiye Medreseleri, Siyâsetnâme.

BürokrasiBüyük SelçuklularNizamü`l-Mülk+5
Hacer Zekiye Karaarslan
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Abbâsî Halifesi Kâdir-Billâh ve dönemi (381-422 / 991-1031)

Emevilerden yönetimi bir ihtilal ile ele geçiren Abbâsîler, 750-1258 yılları arasında yaklaşık beş asır Arap Yarımadası'nda hüküm sürmüş hanedan bir devlettir. Devletin ilk yüzyılı hızlı bir yükselişle muktedir halifelerin yönetimi altında geçmiş, ikinci yüzyıldan sonra halifelerin otoritelerinde yaşanan güç kaybı ile iktidar; 324/936 yılından itibaren emîrü'l-ümerâlarla yetkilerini paylaşmak zorunda kalarak pasif bir konuma gelmişti. Şiî Büveyhîlerin 334/945 yılında Bağdat'ı ve hilafeti ele geçirmesiyle yaklaşık yüz yıl İslâm tarihinde önemli siyasi, dini ve sosyal değişikliklerin yaşandığı bir sürece girilmişti. Artık Büveyhî emirleri, emîrü'l-ümerâ tayin edilerek yönetimin tek söz sahibi olmuş, halifeler ise; dini bir misyonu olan sözde liderler olarak varlıklarını sürdürmüştü. Böyle kaotik bir dönemde ve tüm yetkilerden soyutlanmış bir şekilde Büveyhî emiri Bahâüddevle tarafından 381/991 yılında hilafete getirilen Abbâsîlerin 25. halifesi Kâdir-Billâh, yaklaşık kırk yıl halifelik yapmış; uyguladığı akılcı yaklaşım ve stratejik politikalarla, iç ve dış dengeleri iyi tahlil ederek etkili bir yönetim modeli sergilemesi neticesinde hilafete aşama aşama güç katmış, Şiîliğin filizlenip yeşerdiği bir dönemde Sünnîliğin yükselişe geçerek yeniden hâkimiyet kazanmasına imkan sağlamıştır. Kâdir-Billâh, halifeliğinin ilk on yılında Bahâüddevle ile olan akrabalık ilişkisinin etkisi ve birbirlerine karşı sadakatli ilişkiler kuracağı hususundaki ahitleşmeleri nedeniyle gerçek emellerini açık etmemiş, sert bir yaklaşım içerisinde olmamıştır. Sünnîliğin aksiyoner grubu Hanbelîlerin Şiî politikalarına muhalif tavırları, Sünnî inancına koşulsuz bağlı olan dönemin güçlü devletlerinden Gaznelilerin ve Karahanlıların artan desteği, zamanla Kâdir-Billâh'ın da açıktan tavır alabilmesine, Sünnî akidenin amentüsü olarak nitelendirilebilen ve kendi adı ile anılan İtikâdü'l-Kâdirî (Kâdirî Akidesi) adlı bir bildiri yayınlayarak Sünnî siyasetin gereklerini, kararlılığını ve hedeflerini ortaya koyabilmesine imkan sağlamıştır. Çalışmamızı beş bölümde değerlendirdik. Birinci bölümde; Kâdir-Billâh öncesi Abbâsîlerin siyasi tarihine yer vererek hangi koşullarda hilafeti devraldığını ortaya koymaya çalıştık. İkinci bölümde; hilafet öncesi hayatı hakkında bilgiler verdik. Üçüncü bölümde iç siyaset başlığı altında; Kâdir-Billâh'ın Büveyhî emirlerinden Bahâüddevle, Sultânüddevle, Müşerrifüddevle ve Celâlüddevle ile olan siyasi ilişkilerini inceledik. Dış siyaset başlığı altında ise; hilafeti döneminde veya hemen öncesinde bölgede siyasi varlıklarını sürdüren devlet ve emirliklerin durumunu, varsa birbirleri ile ilişkilerini ortaya koymaya çalıştık. Fâtımîler, Gazneliler ve Karahanlılarla daha yoğun ilişkiler içerisinde bulunulmasından dolayı bunları ayrı başlık altında değerlendirdik. Dördüncü bölümde; idari, askeri, adli ve mali teşkilat hakkında bilgiler vererek bayındırlık başlığı altında saraylar, hastaneler konusunu incelemeye çalıştık. Çalışmamızın ana eksenini oluşturan beşinci bölümde ise; Abbâsî siyasi tarihine damga vuran ve önemli değişimlere neden olan Şiî Büveyhîlerin mezhepsel algıları ve Kâdir-Billâh'ın yeniden Sünnîliği hâkim kılmak için ortaya koyduğu strateji ve politikaları değerlendirmeye çalıştık. Yine bu bölümde sosyal yapı başlığı altında dönemin sosyal hayatına değindikten sonra şehir ve köy olgusu, köle ve cariyeler ile gayrimüslim teba hakkında bilgiler verdik. Eğitim-öğretim başlığı altında ise; eğitimin tarihsel gelişimine değindikten sonra dönemin eğitim kurumlarını tanıtmaya çalıştık. Anahtar Kavramlar: Abbâsîler, Kâdir-Billâh, Büveyhîler, Şiî, Sünnî

Nurullah Fırat
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hz. Muhammed dönemi Medine Yahudileri ile ilişkiler (Rudolf Leszynsky'nin "Die Juden in Arabien zur Zeit Mohammeds" adlı eseri bağlamında)

Bu çalışmada; 1910 yılında Berlin'de neşredilen Rudolf Leszynsky'nin "Die Juden in Arabien zur Zeit Mohammeds (Muhammed Döneminde Arabistan'daki Yahudiler)" isimli eseri ele alınmıştır. Leszynsky kitabında, Hz. Peygamber döneminde Medine ve çevresinde ikâmet eden Yahudileri, onların sosyal-siyasî hayatlarını ve Müslümanlarla olan etkileşimlerini ele almıştır. Dolayısıyla bu dönem incelenerek Leszynsky'nin temas ettiği konular araştırılmıştır. Onun öncesinde ise Oryantalizm ve Alman oryantalizmine dair açıklamalarda bulunulmuştur. Konuları daha iyi anlamak adına Oryantalizme katkı sağlayan Leszynsky'nin çağdaşı bazı oryantalistlere de değinilerek eserleri hakkında kısaca bilgi verilmiştir. İşlediği konu itibariyle önemli bir döneme ilişkin eser veren Rudolf Leszynsky'nin hayatı hakkında kısaca bilgi verilmiştir. Leszynsky, Abraham Geiger'in büyük yankı uyandıran "Was hat Mohammed Aus Dem Judenthume aufgenommen? (Muhammed Yahudilikten Ne Aldı?)" adlı eserine atıfta bulunarak, Hz. Peyagmber'in birçok öğretiyi Yahudilerden aldığını iddia etmiştir. İslâm tarihi kaynaklarında yer verilen konulara da değinen Leszynsky, bunları kendi bakış açısıyla değerlendirmiş ve çoğunlukla taraflı ifadelerle yorumlamıştır. Çalışmada İslâm tarihi ve oryantalist kaynaklar karşılaştırarak konulara açıklık getirilmeye, Medine Yahudilerine geçmeden önce Yahudiliğin başlangıcından itibaren Medine dönemine kadar geçen evreleri, yaşadıkları sürgünleri ve Tanrı ile yaptıkları ahitleri anlatılarak konu izah edilmeye, onların inanç esaslarına da değinilerek İslâmiyet ile benzerlik ve farklılıkları Leszynsky üzerinden kısmen ortaya konmaya çalışılmıştır. Yahudilerle ilişkilerin başlangıcı olan Hz. Peygamber'in Medine'ye hicretinden sonra, Müslümanlarla birlikte Medine'de bulunan gayri müslim kabileler arasında imzalanan antlaşmanın, Yahudilerle ilgili olan maddelerine ve sonucuna da kısaca değinerek Rudolf Leszynsky bağlamında, oryantalistlerin ve İslâm tarihçilerinin görüşlerini kaynakları ile karşılaştırarak tarafsız bir şekilde değerlendirme yapmaya özen gösterilmiştir.

Hz. MuhammedHz. Muhammed DönemiLeszynsky, Rudolf+4
Işıl Kaynak
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

VI. ve VII. yüzyıllarda Arabistan'da putperestlik

Biz bu tezimizde VI. ve VII. Yüzyıllarda Arabistan'da putperestlik ve putların varlığını irdeledik. İslâmiyet gelmeden önce ve gelişi sırasında Arabistan'daki putlar ile putperestliğin kökenlerini, durumlarını gösterip İslâmiyet'le birlikte putların kaldırılması olayını inceledik. Bu kapsamda bu konuda yazılan siyer ve tarih kitapları ve konu ile ilgili makale ve ansiklopedi maddelerine başvurduk. Temel olarak ilk elden kaynaklarını sonra da günümüzde yazılan eser ve makaleleri esas alacağız. Buna konuyu işleyip bir sonuca vardık. Tarih boyunca insanlar görünmeyen ilaha karşı görünen ve el sürülen bir maddeye yani tasvirlere tapmayı ve inanmayı yeğlemişlerdi. Bu genelde soyutun somutlaştırılmış halidir denilebilir. Görünmeyen ilahın yanında görünen, el değinilen cansız ilahların heykellerine/timsallerine inanmak, onlardan medet ummak insanların en büyük sapma noktaları olmuştu. Arap anlayış ve inancının getirdiği somut tanrılara tapınma arzusu, kadim islam tarihçilerine göre Kâbe sevgisi kaynaklı olarak, ondan uzaklaşınca Kâbe'yi timsalen etrafında dönmeleri ile somut tanrı anlayışı ve dış etkenlerle birlikte yaygınlık kazandı. Arapların daha çok şekilsiz veya insan şekli olmayan put/heykellere taptıklarını, söyleyebiliriz. Bunlar Kur'ân'da geçtiği gibi sanem, ensâb ve vesen olarak nitelenip isimlendirilmişti. İnsan suretindeki putlar ise Suriye, Roma, İran ve Mısır bölgelerindeki putperestlik inancından etkilendiğini gözlemleyebiliriz. Yine Hz. Nuh döneminden kalma Vedd, Süvâ', Yegūs, Yeûk ve Nesr gibi putlar Arabistan'ın çeşitli yerlerinde tapınılan putlardı. İslâm tarihçileri ve Kur'ân-ı Kerîm'e göre Hz. İdris ve Hz. Nuh peygamberler zamanından beri insanlar putlara tapar hale gelmişlerdi. O dönemlerde sadece Araplar değil başka medeniyetlerde de putlar ve putperestlik yaygındı. Mezopotamya, Mısır, Hindistan, Çin ve diğer medeniyetlerde de durum böyleydi. İslâm'ın doğduğu ve yayıldığı yer olan Arabistan'da da put edinme ve tapma yaygındı. Nuh tufanı, Arim seli veya çeşitli sebeplerle Arabistan'ın ortalarına ve kuzey, güney yönlerine Arap kabile göçleri olmuştu. Gerek bu göçler gerekse ticaret ve çeşitli nedenlerle diğer kavim ve dinlerden etkilenen Arap kabileleri kendilerine birtakım putlar edinmişlerdi. Dolayısyla tüm Arabistan'da putperestlik çok yaygınlaşmıştı. İslâm tarihçilerinin çoğunun görüşüne göre, Amr b. Lühay'ın başlattığı Mekke'deki putperestlik ise Kâbe içi ve dışında Hübel, Lât, Menât ve Uzzâ gibi büyük putlar ile birlikte 360 putun yer almasına kadar devam etmişti. İlk devirlerdeki Arapların animist, doğa ve ruh tapıcılığı inançları zamanla Arabistan çevresindeki din ve inanışlardan etkilenerek putperestliğin yaygınlaşması şeklinde devam etmiştir. Putperestlik, İslâm'ın gelişi ile ilk ciddi eleştirisini almıştı. Mekke'nin Fethi (630) ile birlikte putların yıkılmıştı. Ancak Hz. Ebû Bekir döneminde putperestlikten kalma yaşamı devam ettirmek isteyenler olmuştu. İlk halifenin isyanları kararlılıkla bastırılmasıyla putperestler bu ümitlerini yitirmişlerdi. Hz. Ömer döneminin fetihleri ile de putperestlik böylece tamamen Arabistan'da ortadan kaldırılmış oldu. Anahtar Kavramlar: Put, Putperestlik, Sanem, Vesen, Ensâb. Bilim Kodu: 60303

6. yüzyıl7. yüzyılAraplar+4
Bekir Özbal
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kadrî'nin Menâzilü't-Tarîk ilâ Beyti'llâhi'l-Atîk adlı eseri (İnceleme ve edisyon kritikli metin)

Hac ibadeti, hac edebiyatının oluşmasına kaynaklık etmiş ve bu konuda birçok edebî tür kaleme alınmıştır. Hac ibadetini konu alan türlerden biri de menâzil-i hac muhtevalı eserlerdir. Bu tür eserlerde hac yolları, hac kervanlarının konakladığı menziller, ziyaret edilecek dinî, tarihî ve ticari mekânlar, menzillerin coğrafi ve ticari özellikleri ile şehir halkı hakkında bilgiler verilmiştir. Türk edebiyatında birçok manzum, mensur ve manzum-mensur menâzil-i hac kaleme alınmıştır. Bu mahiyette yazılan eserlerden biri de Menâzilü't-Tarîk ilâ Beytillâhi'lAtîk'tir. Eserin müellifinin adının Abdülkadir Çelebi, mahlasının Kadrî olduğu ve XVII. yüzyılda yaşadığı anlaşılmıştır. Eserin üç nüshası tespit edilmiştir: Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi Ayasofya 01469, Millet Yazma Eser Kütüphanesi 34 Ae Tarih 892 ve Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi Y/0377. Çalışmada Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi nüshası esas alınmıştır. Mensur olarak yazılan eserde yer yer nazım parçaları serpiştirilmiştir. Eser içerisindeki manzum kısımlar toplam 32 beyitten ibarettir. Manzum kısımlarda yer alan şiirlerin sadece üçünde mahlas zikredilmiştir. Bab ve fasıllar hâlinde tertip edilen eserde hac yolculuğu güzergâhındaki 97 menzil yer almaktadır. Menziller suyunun olup olmaması, havası, coğrafi ve ticari yönüyle ele alınmış, menzillerdeki dinî ve tarihî mekânlar ile şahıslar zikredilmiş, menziller arası mesafeler saat cinsinden ifade edilmiştir. Eserde menzil isimleriyle ilgili hikâyeler anlatılmış, ayet ve hadislerden iktibas yapılmış, menzillerdeki gelenek ve göreneklere değinilmiştir. Ayrıca menziller hakkında bilgiler verilirken kalıplaşmış ifadeler ve cümle yapısı tercih edilmiştir. Eser, hacı adaylarına faydalı bilgiler vermek amacıyla yazılmıştır. Bu sebeple eserde sade ve anlaşılır bir üslup hâkimdir. Bu çalışmada hac içerikli eserler ve özellikle menâzil-i hac sahasına dair literatür bilgisi verildikten sonra Menâzilü'tTarîk ilâ Beyti'llâhi'l-Atîk adlı menâzil-i hac eserinin incelenmesi ve edisyon kritiği yapılmıştır. Anahtar Kavramlar: Abdulkadir Çelebi, Kadrî, Menâzilü't-Tarîk, Menâzil-i Hac, Hac Seyahatnameleri

Abdulkadir ÇelebiEdebi incelemeHac+5
Muhammed Musab Tiryaki
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Memlük-Haçlı ilişkileri (1250-1291)

Asker olarak yetiştirilmek üzere Mısır topraklarına getirilen Memlükler, kabiliyet, liyakat, disiplin, cesaret ve savaşçılık gibi üstün vasıflarıyla ön plana çıkmıştır. Tıbak denilen özel okullarda eğitim gören Memlükler, ilk önce hakim askeri sınıf, daha sonra ise yönetici elit kesimi oluşturmuştur. Memlükler, Haçlı şövalyelerini Mansûra'da bozguna uğratarak Eyyûbî Devleti'nin de otorite boşluğunu değerlendirip kendi isimleriyle adlandırılan Memlük Devleti'ni Mısır'da 648/1250 yılında kurmuşlardır. Müslümanların sıkıntılı bir dönem geçirdiği bir zaman diliminde kurulan Memlük Devleti, Moğol ve Haçlılarla yapmış olduğu mücadeleyle Müslümanların hamiliğini üstlenmiş ve İslam tarihinde önemli bir yere sahip olmuştur. Şecerüddür ve Aybek dönemi devletin kuruluş yılları olduğu için Haçlılarla mücadele edilmemiştir. Sultan Kutuz, 657/1258 yılında Bağdat'ı yerle bir eden, Abbasi halifeliğini ortadan kaldıran, Müslümanlar için büyük bir felaketin habercisi olan Moğolları, 1260 yılında tarihte ilk kez Aynicâlût savaşında yenerek Müslümanları büyük bir felaketten kurtarmıştır. Sultan Baybars, yeni kurulan Memlük Devleti'ni kısa zamanda teşkilatlandırarak, disiplinli bir ordu kurup Moğolların Müslümanlar üzerindeki baskısını kaldırmıştır. Haçlılarla mücadeleye Kaysâriyye'yi alarak başlayan Baybars, Haçlıların en önemli şehri olan Antakya'yı ele geçirmiştir. Daha sonra sahildeki ve diğer kalelerini almıştır. Antakya alındıktan sonra Suriye topraklarındaki Haçlılar giderek zayıflamıştır. Baybars, yaptıkları suikast ve cinayetlerle devlet adamlarına ve toplumun her kesimine korku salan İsmailiyye'leri (Haşhaşi) de ortadan kaldırarak topluma rahat bir nefes aldırmıştır. Ayrıca Moğol ve Haçlılara her türlü desteği sağlayan, Anadolu-Mısır ticaretine engel olan Ermenilere de büyük bir darbe vurarak Memlük Devleti'ni ekonomik yönden rahatlatmıştır. Sultan Kalavun, Memlük tahtına geçtikten sonra siyasi iç karışıklıklarla mücadele etmiştir. Kalavun, siyasi birliği sağladıktan sonra Müslümanlar için bir tehdit olan Moğolları, Humus savaşında yenmiştir. Daha sonra ise Suriye sahil bölgesindeki Haçlılarla mücadele ederek onlara ait stratejik öneme sahip Markab, Merrakiye, Lazkiye ve Trablus gibi önemli şehirleri ele geçirmiştir. Ermenistan üzerine yaptığı seferle de Müslüman tüccarların güvenliğini sağlamıştır. Sultan Kalavun, Akkâ kuşatması için hazırlık yaparken vefat etmiştir. Eşref Halil, Memlük tahtına geçince babası Kalavun'a söz verdiği Akkâ kuşatması için gerekli olan hazırlıkları yapmıştır. Daha sonra bütün Müslümanların desteğiyle Akkâ kuşatılmış ve diğer Haçlı kalelerini alarak Haçlıları Suriye topraklarından tamamen çıkarmıştır. Yine Memlük Devleti için tehlike arz eden, Moğol ve Haçlılarla iş birliği yapıp Müslüman tüccarlara saldıran Ermeniler üzerine de sefer düzenleyerek Ermeni tehlikesini ortadan kaldırmıştır. Anahtar Kavramlar: Memlük, Haçlı, Baybars, Kalavun, Eşref Halil.

13. yüzyılHaçlı seferleriHaçlılar+5
Musa Demir
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hulafâ-yi Râşidîn dönemi komutanları

Hulefâ'yi Râşidîn döneminde görev alan komutanların hayatını ve İslâm Tarihi'ndeki yerini konu alan bu çalışma giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Hz. Ebû Bekir döneminde Ridde hadiselerinde görevlendirilen komutanlar, Sâsânîler'in elinde bulunan Fırat'ın aşağı taraflarındaki bölgelere gönderilen komutanlar ve Suriye'nin güney ve güneydoğu sınırlarına gönderilen komutanların biyografileri ele alınmış ve savaşlardaki mücadelelerine yer verilmiştir. Bu dönemin ön plana çıkan komutanları şunlardır: Hâlid b. Velîd, Yezîd b. Ebî Süfyân, Ebû Ubeyde b. Cerrâh, Amr b. el-Âs, Şürahbil b. Hasene, Müsennâ b. Hârise'dir. İkinci bölümde Hz. Ömer döneminde Irak-İran, Suriye, Mısır, Filistin, Azerbaycan ve Cezîre fetihlerinde aktif rol alan komutanların biyografileri ele alınmış ve savaşlardaki mücadelelerine detaylı bir şekilde yer verilmiştir. Bu dönemin ön plana çıkan komutanları Sa'd b. Ebî Vakkâs, Ebû Mûsâ el-Eş'arî, İyâz b. Ganm, Nu'mân b. Mukarrin'dir. Ebû Ubeyde b. Cerrâh ve Amr b. el-Âs gibi komutanlar bu dönemde de önemini korumuştur. Üçüncü bölümde Hz. Osman'ın halifeliği döneminde (644-656) İslâm toprakları Ermenistan ve Horasan'dan Sind -Hint sınırlarına, diğer yandan da Kızıldeniz ve Akdeniz sahillerinden Sudan, Libya ve Tunus'u içine alacak şekilde genişlemiştir. Bu fetihlerde görev alan komutanların hayatları hakkında bilgi verilmiştir. Bu dönemin ön plana çıkan komutanları ise Muâviye b. Ebî Süfyân, Abdullah b. Âmir'dir. Dördüncü bölümde Hz. Ali'nin Cemel, Sıffîn, Nehrevan ve Muâviye'nin kuvvetlerine karşı görevlendirdiği komutanlar incelenmiştir. Bu dönemin öne çıkan komutanları Mâlik b. Eşter en-Nehaî ve Eş'as b. Kays'tır.

Hamza Yıldırıcı
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İtalya'da Müslüman fetihleri

Bu tezin amacı, Müslümanların İtalya üzerine yapmış olduğu fetihler hakkında bilgi vermektir. Bu sebeple önce İtalya'nın coğrafyası ve Müslümanların fethine kadar bölgede hakim olan topluluklarından kronolojik sıraya göre bahsedilmiştir. Ardından Sicilya Adası'nın fethi sonrası İtalya topraklarına yapılan fetihlere değinilmiştir. Müslümanların İtalya'da Ağlebîler ile başlayan fetihlerden, onların kurmuş olduğu emirliklerden, Ağlebîler'in bölgedeki hakimiyetine son vererek yerlerine geçen Fatımîlerden ve Norman hakimiyetinde varlıklarını devam ettiren Müslümanlardan bahsedilmiştir. Müslümanların bu süreçte Sicilya ve İtalya'da medeniyete yapmış olduğu katkılar ile Rönesansa etkileri de ele alınmıştır.

AğlebilerFatimilerFetihler+4
Merve Karagöz
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Endülüs-Fransa bölgesi ilişkileri

Emeviler'in kuzey Afrika fetihlerinin sonucunda İspanya'da kurmuş olduğu medeniyet uzun yıllar yaşamıştır. Ancak tarih tekrar tekerrür etmiş ve kurulan bu medeniyet zirveye ulaştığı bir dönemde yıkılmaktan kurtulamamıştır. Müslümanların Fransa'da bulunan Narbonne bölgesini üst edinmesiyle beraber, Kuzey Endülüs'te ve çoğunlukla bugün ki Fransa topraklarında varlıklarını arttırmışlardır. Marsilya, Lyon, Toulouse gibi şehirlerde uzun yıllar kalan Endülüslü Müslümanlar buralarda önemli zaferler kazanmışlardır. Şam merkezli Emevi devletinin yıkılmaya yüz tutmasıyla beraber ortaya çıkan Endülüs Emevi devleti de Fransa topraklarında kalabilmiştir. Ancak Endülüs Emevi devletinin de gerilemeye başladığı bu dönemde, bir grup Müslüman denizci Fraxinetum'da küçük bir emirlik kurmuş ve Güney Fransa'da hatırı sayılır işler yapmışlardır. Son olarak hem güney Fransa'da hem de İspanya'da ki güçlerini kaybeden Müslümanlar, sürgün edilmeye başlamıştır. İspanya'dan kara yoluyla Fransa'ya göç eden Moriskolar, Fransa'da da umduğunu bulamayınca Osmanlı devletinden yardım talebinde bulunmuştur. Osmanlı devletini girişimiyle de Fransa'da yaşayan Moriskolar güvenli bir şekilde farklı yerlere göç edebilmiştir. Fakat ne acıdır ki büyük başarılar kazandıkları Endülüs'te, Müslümanlar artık mülteci konumuna düşmüş ve nice eziyete maruz kalmışlardır.

EndülüsFransaMorisko+3
Bahadır Şahin
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sûrnâme-i Hümâyûn'da el sanatlarını konu alan tasvirlerin incelenmesi

Sûrnâme-i Hümâyûn (İntizâmî Sûrnâmesi 1582, TSMK H.1344); Osmanlı kültür hayatı, sanat tarihi ve edebiyat tarihi açısından çok zengin bir kaynaktır. Sultan III. Murad Han'ın şehzadesi Mehmed'in sünnet düğününü konu alan el yazmasıdır. El yazması eserde zanaat içeren meslek erbablarının tasvirleri; biçim, içerik ve renk çözümlemesi bu tez kapsamında araştırılmıştır. Tez çalışmasında Sûrnâme-i Hümâyûn'daki (1582) tasvirlerin; şeker işleri (24b-25a), camcılar (32b-33a), Hz. Eyyubi Ensari dervişleri (53b-54a), eski bezistan ehli (79b-80a), peştamal dokuyanlar (81b-82a), mühreciler (99b-100a), aynacılar (105b-106a), Süleymaniye Camii maketi (190b-191a), hattatlar (213b-214a), kutucular (217b-218a), bakırcılar (254b-255a), hakkâklar (268b-269a), Simurg kuşu (280b-281a), divitçiler (326b-327a), kemhacılar (330b-331a), kuyumcular (356b-357a), sandıkçılar (369b-370a) ve çömlekçiler (405b-406a) el sanatlarına ait meslek grupları ve özellikleri incelenmiştir. Sûrnâme-i Hümâyûn ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Sûrnâme-i Hümâyûn'daki özellikler, mekânın, kullanılan renklerin ve sahnelerin özellikleri üzerinde durulmuştur. Mekânsal derinliği kuran ögeler incelenmiştir. XVI. yüzyıldan günümüze ulaşmış olan Sûrnâme-i Hümâyûn tasvirleri; dönemin özelliklerini, meslek erbablarının kıyafetlerini, kıyafetlerinde kullanılan renkleri ve mekânın kuruluşu ile sünnet düğününün yapıldığı At Meydanında düğünde olup biten her şeyi sunmuştur. Tasvirlerde verilmek istenen duygu, düşünce ve imgelerin tümü biçim, içerik ve renk açısından incelenmiştir. Tezin araştırma sürecine kaynaklar taranarak başlanmıştır. Konunun bulunduğu kaynağa ulaşmak için Topkapı Sarayı ile görüşülmüştür. Pandemi nedeniyle el yazması eser, yerinde görülüp incelenememiştir. Pandemi sonrasında eser yerinde incelenmek istendiğinde koleksiyon sayım sürecinde olduğundan buna izin verilmemiştir. E-posta yolu ile eserin envanter bilgileri, ilk 100 varakı ile literatürde bulunmayan yedi adet tasvirli sayfası Topkapı Sarayından temin edilmiştir. Tasvirlerin çoğuna Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı Arşivi (Topkapı Sarayı Yazma ve Matbu Eserler Koleksiyonu) H.1344 numara ile kayıtlı "Sûrnâme-i Hümâyûn" kitabından ve N. Atasoy'un "1582 Sûrnâme-i Hümâyûn Düğün Kitabı" adlı eserinden ulaşılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde; tasvir sanatının tanımı, tarihçesi, temel özellikleri ve tasvirin yapımı anlatılmıştır. Türk tasvir sanatının başlangıcından, Osmanlı Dönemi tasvir sanatına kadar olan süreçteki eserlere değinilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde Sûrnâmenin tanımı, tarihçesi ile ilgili araştırma yapılmıştır. Günümüze kadar ulaşan tasvirli ve tasvirsiz sûrnâmeler hakkında bilgi verilmekle birlikte, Sûrnâme-i Hümâyûn'un diğer sûrnâmelerden farkı ve özelliği üzerinde durulmuştur. Nakkaş'ın Sûrnâme-i Hümâyûn analizinden sonra tasvir tekniği tespit edilerek kullanılan teknik malzeme, renk değişimleri vb. dönemin kültürel özelliklerine göre tasvirlerin özellikleri belirlenmiştir. Tezin temel bölümünü oluşturan, üçüncü bölüm katalog kısmında ise; At Meydanı'ndaki geçişlerde sunulan el sanatları tasvirleri tanıtılmıştır. Çalışmanın dördüncü bölümünde değerlendirme, karşılaştırma ve sonuç başlığı altında Sûrnâme-i Hümâyûn'da el sanatlarını konu alan tasvirler kendi sayfaları bağlamında karşılaştırılmış ve değerlendirilmiştir. Sûrnâme-i Hümâyûn'un, Vehbî Sûrnâmesi'ne nasıl etkisi olduğuna, iki eser arasındaki benzerlikler ve farklılıklara değinilmiştir. Sûrnâme-i Hümâyûn ve Sûrnâme-i Vehbî, düzen (kopmozisyon), derinlik (perspektif), çizgi, renk ve ışık özellikleri bakımından karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak, aralarında yüzyıl farkı olmasına rağmen Sûrnâme-i Hümâyûn ve Sûrnâme-i Vehbî Osmanlı dönemine kaynaklık eden, günümüze kadar gelmiş, belge niteliğinde eserler olduğu görülmüştür. Nakkaş Osman ve Levnî, Osmanlı tasvir sanatına düzen şeması ve renk açısından çok şey kazandırmıştır. Anahtar Kavramlar: At Meydanı, İntizâmî Sûrnâmesi, Nakkaş, Sûrnâme, Tasvir Sanatı, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi.

El sanatlarıSurname-i HümayunSurnameler+3
Nesrin Çiftçi Çal
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00