Gazi University
Discipline

Private Law

Gazi University

1,658

Archived Theses

1

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliğinde işçilerin serbest dolaşımı

Serbest dolaşım Avrupa Birliği`nin temel politikalarından biridir. Serbest dolaşım malların, sermayenin, hizmetlerin ve işçilerin serbest dolaşımı konularını içinde barındırır. Bizim tezimizin konusu ise işçilerin serbest dolaşımıdır.Serbest dolaşım sadece bir üye devlet vatandaşının başka bir üye devlette çalışabilmesi anlamına gelmez. Bunun yanı sıra o ülkede ikamet etme, sosyal güvenlik, sendikal haklar, eğitim ve öğretim haklarını vs. da kapsar.Avrupalı işçiler 1914 yılına kadar istediği yerde çalışma hakkına sahipti. I. Dünya Savaşından sonra ise işçilerin serbest dolaşımı konusunda bir takım sınırlamalar getirilmiştir. Bu nedenle gerçekleştirilen Leeds, Bern ve Paris Konferanslarında bu sınırlamaları en aza indirgeyecek kararlar alınmıştır. II. Dünya Savaşından sonra oluşan birlik olma çabaları sonucunda ortaya çıkan Avrupa Kömür Çelik Topluluğu ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu kendi sektörleriyle kısıtlı da olsa işçilerin serbest dolaşımını kabul etmekteydi. Günümüzde kömür, çelik ve atom enerjisinde çalışanlar ayrımı yapılmadan her türlü işçinin serbest dolaşımı, Avrupa Topluluğunu kuran Antlaşma`nın 39?42. maddelerinde düzenlenmektedir.Avrupa Topluluğunu Kuran Antlaşma işçilerin serbest dolaşım hakkını açık hükümlerle düzenlemiş, bu maddelerin uygulama alanlarını göstermek amacıyla Avrupa Konseyi tarafından çeşitli tüzük ve direktifler çıkarılmıştır.Tek Avrupa Senedi, Avrupa Topluluğu Sosyal Şartı, Schengen, Maastricht ve Amsterdam Antlaşmaları ile de işçilerin serbest dolaşımı hakkına ilişkin düzenlemeler getirilmiştir.Serbest dolaşım hakkına Avrupa Topluluğu Antlaşması`nın 39/3 ve 46/1 maddeleriyle bir takım kısıtlamalar getirilmiştir. Bu maddelerden çıkan sonuca göre işçilerin serbest dolaşımı kamu düzeni, kamu güvenliği, kamu sağlığı ve kamu sektörü nedenleriyle sınırlanabilir. Ancak herhangi bir üye devlet, başka bir üye devlet vatandaşının serbest dolaşımın kendisine verdiği hakları kullanmasını engellemek amacıyla bu kısıtlamaları suistimal etmemelidir.1612/68 sayılı Tüzük işçi ailesinin içine kimlerin girdiğini saymaktadır. İşçinin sahip olduğu çalışma, eğitim, sosyal güvenlik vs. haklara işçinin ailesi de belli koşullarda sahiptir.Türkiye 1 Temmuz 1959`da Avrupa Ekonomik Topluluğu ile müzakerelere başlamış, 12 Eylül 1963 tarihinde de Ankara Antlaşması`nı imzalamıştır. Ankara Antlaşması`nda tarafların kademeli olarak işçilerin serbest dolaşımını gerçekleştireceği konusunda anlaştıkları belirtilmiştir. 23 Kasım 1970`de imzalanan ve 1 Ocak 1973`de yürürlüğe giren Katma Protokol ile işçilerin serbest dolaşımının Ankara Antlaşması`nın yürürlüğe girişinden sonraki 12. yılın sonu ile 22. yılın sonu arasında kademeli olarak gerçekleştirileceği hüküm altına alınmıştır. Bu madde Türk işçilerinin 22 yıl sonra Ortak Pazar işçileri ile eşit haklara sahip olacağı şeklinde yorumlanmıştır. Ancak 1 Ocak 1986 tarihinde bu geçiş süresi tamamlanmasına rağmen işçilerin serbest dolaşımına ilişkin herhangi bir uygulama başlamamıştır.Ankara Antlaşması`na göre tarafların, ortaklığın yürütülmesi ve kademeli geçişin sağlanabilmesi için Ortaklık Konseyi`ni toplamaları gerektiği düzenlenmiştir. İşçilerin serbest dolaşımı konusu ile ilgili olarak 2/76, 1/80 ve 3/80 sayılı kararlar kabul edilmiştir. Bu Ortaklık Konseyi Kararları Türk işçilerinin ve Türkiye`de çalışmak isteyen Topluluk vatandaşlarının serbest dolaşımına ilişkin ayrıntılı hükümler içermektedir.Toplulukta yaşayan Türk işçileri ve aileleri Ankara Antlaşması, Katma Protokol ve Ortaklık Konseyi Kararlarından doğan haklarının üye devletler tarafından tanınması amacıyla üye devlet mahkemelerinde davalar açmış ve bunun sonucunda bu davalar ATAD`ın önüne getirilmiştir. ATAD da verdiği kararlarla konuya ışık tutmuştur.İşçilerin serbest dolaşımı hakkı, Topluluk ile Türkiye arasında karşılıklı olarak tanınmış bir haktır. Bu nedenle Türkiye de üzerine düşen düzenlemeleri yerine getirmek durumundadır. Türkiye`nin kendi ulusal mevzuatını Avrupa Birliği müktesebatına yaklaştırma çalışmaları takip edilmektedir. Her sene düzenlenen ilerleme raporları ile Türkiye`nin konu ile ilgili yaptığı çalışmalara değinilir ve henüz düzenlenmeyen hususların bir an önce yerine getirilmesi önerilir.Anahtar Sözcükler1. Serbest Dolaşım2. İşçilerin Serbest Dolaşımı3. Çalışma hakkı4. Avrupa Topluluğu`nu kuran Antlaşma5. Avrupa Topluluğu Adalet Divanı

Avrupa BirliğiSerbest dolaşımUluslararası ilişkiler+1
Zeynep Duygu Oğuz
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Carî hesap sözleşmesi

Bu tezin konusu, TTK'da düzenlenmiş olan, carî hesap sözleşmesidir. Bu sözleşme, hız, kolaylık ve tasarruf gibi ticari ihtiyaçlardan doğmuştur. Öte yandan, Türk hukukunda bileşik faizin uygulanabildiği iki sözleşmeden biri olarak özel bir önemi haizdir. Tezde amaçlanan, sözleşmenin kavramsal sınırlarının çizilmesi ve tüm yönleriyle incelenmesidir. Bu sözleşme, karşılıklı alacakların belirli zamanlarda toplu takas yoluyla sona erdirilmesine dayanır. Bu ilkenin sonucu olarak, hesap kapsamındaki alacaklar ayrı ayrı talep edilemez. Bütünlük olarak adlandırılan bu ilkenin, sözleşmenin en önemli özelliği olduğu düşünülmektedir.Araştırma sırasında, ?carî hesap sözleşmesi? ifadesi kullanılarak birçok farklı kurumdan bahsedildiği görülmüştür. Bu yüzden ilk bölümün başında carî hesap sözleşmesi ile bir muhasebe yöntemi olan carî hesap birbirinden ayrılmıştır. Sonrasında carî hesap sözleşmesi benzer sözleşmelerle karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırmanın sonucunda carî hesap sözleşmesinin anılan sözleşmelerden farklı ve bağımsız bir sözleşme olduğu saptanmıştır.Carî hesap sözleşmesinin ilgili mevzuat uyarınca işleyişine dair bilgiler, ikinci bölümde verilmiştir. Bu bağlamda, mevcut düzenlemenin banka sözleşmelerini kapsamadığı görülmüştür. Oysa, banka sözleşmeleri genellikle carî hesap uygulamalarıyla birlikte işlemektedir. Ne yazık ki TTKT de bu sözleşmeleri kapsamamaktadır. Bu sorunun çözümü için, carî hesap sözleşmesiyle farklılıkları bulunan banka carî hesaplarına özgü bir düzenlemeye gidilmesi gerektiği düşünülmektedir.Anahtar Sözcükler1. Carî Hesap2. Takas3. Bütünlük İlkesi4. Bileşik Faiz5. Bankacılık Sözleşmeleri

Bankacılık işlemleriCari hesap sözleşmesiCari işlemler+3
Alper Kadir Balıkçıoğlu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk Hukukunda patent lisansı sözleşmesi

Türk Hukuku'nda patent lisansı sözleşmesi, Borçlar Kanunu'nda düzenlenmemiştir. Bu sözleşmeye ilişkin hükümler 551 sayılı Patent Hakkının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'de yer almaktadır. Ancak bu KHK'de de sözleşme tüm unsurları ile bir bütün olarak düzenlenmediğinden doktrinde çoğunlukla kabul edilen ve bizim de katıldığımız görüşe göre, sözleşme isimsiz sözleşme niteliğindedir.Anılan KHK'nin patent üzerinde hak tesisine ilişkin 86 ncı maddesinde, patent başvurusu veya patentin başkasına devredilebileceği, miras yolu ile intikal edebileceği, rehin edilebileceği ve kullanma hakkının lisans konusu olabileceği öngörülmektedir. 551 sayılı KHK'nin ?Sözleşmeye Dayalı Lisans? başlıklı 88 inci maddesinde ise, patent başvurusunun veya patentin kullanma hakkının, milli sınırların bütünü içinde veya bir kısmında geçerli olacak şekilde, lisans sözleşmesine konu olabileceği belirtilmektedir.Patent lisansı sözleşmesi, lisans verenin fikri mülkiyet hakkı niteliğindeki patentten doğan haklarının kullanılması hakkının lisans alana belirli ya da belirsiz bir süre için kural olarak belirli bir bedel karşılığında verildiği ve lisans alan için şahsi hak doğuran tam iki taraflı bir sözleşmedir.Sözleşme çeşitli türlerde yapılabilmekte olup en önemli türleri basit lisans ve inhisarî lisans olarak görülmektedir. Basit lisans, lisans verenin lisans alana patent hakkının kullanımı için yetki verirken, daha sonra başkalarına da aynı içerikte ve aynı kullanım alanında lisans verme hakkını saklı tuttuğu lisans sözleşmesi türüdür.İnhisari lisans ise, patent hakkı sahibinin bu hakkın kullanımına ilişkin olarak lisans verirken, aynı hakka ilişkin olarak üçüncü kişilere lisans vermemeyi ve aynı zamanda kendisinin de lisans konusu hakkı kullanmamayı yüklendiği lisans sözleşmesi türüdür.Patent lisansı sözleşmenin özellikleri, kullanma hakkının devrine ilişkin sözleşme olması, kural olarak ivazlı ve tam iki tarafa borç yükleyen sözleşme olması, sürekli borç ilişkisi doğurması, borçlandırıcı işlem olması ve lisans alan için şahsi hak doğurması olarak sıralanabilir.Patent lisansı sözleşmesinin hukukî niteliği de doktrinde tartışmalı olup çoğunlukla kabul edilen görüş ve kanaatimiz, bu sözleşmenin kendine özgü yapısı olan sözleşme niteliğinde olduğu yönündedir.Patent lisansı sözleşmesi, lisans alan ve lisans veren için karşılıklı yükümlülükler yüklemektedir. Bu sözleşmenin karakteristik edimi, lisans verenin kullandırma borcudur. Lisans alanın karşı edimi ise, lisans bedelini ödeme ve lisans konusunu sözleşmeye uygun kullanma yükümlülüğü olarak ortaya çıkmaktadır. Sözleşmenin sürekli borç ilişkisi niteliği gereği taraflar arasında kurulan güven ilişkisi neticesinde taraflar için çeşitli yan yükümlülükler de doğabilir.Patent lisansı sözleşmesi, sözleşme süresinin veya patent hakkının süresinin dolması ile kendiliğinden sona erebileceği gibi tarafların sözleşmede kararlaştırdıkları hallerin gerçekleşmesi ile veya haklı nedenlerin varlığı halinde fesih yolu ile de sona erdirilebilecektir.

Fikri ve sınai mülkiyet haklarıHukukLisans anlaşmaları+3
Saadet Hande Özsoy
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği Adalet Divanı önünde yargılama süreci

Avrupa Birliği Adalet Divanı önünde yargılama sürecinin anlatıldığı bu tez 3 bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde çalışmada sık sık karşımıza çıkacak olan kavramların anlaşılabilir olması için Topluluk hukukunun niteliği, özellikleri ve kaynaklarından bahsedilmiştir. Daha sonra merkezi Lüxsemburg'da bulunan AB' nin temel yargı organı Adalet Divanı'nın kuruluşu, yapılanması ve personeli hakkında bilgiler verilmiştir. Divan' da hakimler, hukuk sözcüleri, raportör hâkimler, Divan Başkanı görev yapmaktadır. Divan Genel Kurul şeklinde toplanabileceği gibi, hukuk daireleri şeklinde de görev yapmaktadır.İkinci bölümünde Divan'ın yargılama süreci ele alınmıştır. Topluluk Antlaşmaları ve Divan İçtihatlarıyla yetki sınırları belirlenmiş olan Divan'ın yetkisi, görülen davalarda izlenen aşamalar ve usule ilişkin hususlar incelenmiştir. Yazılı, sözlü ve hazırlık aşamalarından sonra karar oturumuyla hüküm verilmektedir. Divan'a başvuru yolları ve şartları detaylı olarak anlatılarak, yargılamaya ilişkin diğer konular olan bilirkişi incelemeleri, çalışma dili, yasal yardım, tarafların temsili, Davaya müdahale, adli yardım konuları üzerinde açıklamalarda bulunulmuştur.Çalışmanın üçüncü ve son kısmında 1987 yılında Divan'ın artan iş yükünü hafifletmek ve yardımcı olmak maksadıyla Divan nezdinde kurulan İlk Derece Mahkemesi işlenmiştir. İlk Derece Mahkemesi'nin kuruluş sebepleri ve şekli, yapılanması, çalışma sistemi ve görevlerinden bahsedilerek, İlk derece Mahkemesi kararlarına karşı ABAD önünde başvuru yollarına ait bilgiler verilmiştir.AB' ye tam üyeliğimiz söz konusu olduğu için, Topluluk hukukunun uygulayıcısı olan Adalet Divanı önünde yargılama sürecinin iyi etüt edilmesi gerekmektedir.

Adalet DivanıAvrupa BirliğiYargılama
Burcu Kolik Mülhim
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

AİHM yargısında adil yargılanma hakkı ve makul süre

Demokratik ve çağdaş toplumlarda insanlar haklarını yargı önünde ararlar. Adil yargılanma hakkı da yargılamayı ilgilendiren temel insan haklarından birisi olup, hukuk devletinin temel güvencelerindendir. Adil yargılanma, hukuk veya ceza davalarında, hatta belli ölçülerde idare hukuku alanındaki davalarda, yargılamaya ilişkin ilkeleri belirleyerek, hukuk devletinin temel unsurunu oluşturmaktadır.Demokratik bir toplumda adaletin yerine getirilme süreci, adaletin yerine getirilmesi kadar önem taşımaktadır, yani varılan so¬nuç kadar, yargılama süreci de önemlidir. Avrupa İnsan Hakları Sözleş¬mesinin 6. maddesi adil yargılanma hakkını düzenlerken işte bu yargılama sürecini de ele almıştır. Yargılamanın adil olabilmesi, her şeyden önce yargılamanın makul sürede bitirilmesini gerektirmektedir. Aslında bu durum toplumun yargı organlarına olan güveninin korunabilmesi, hakkın gerçek sahibine bir an önce tesliminin sağlanması ve uyuşmazlığın taraflarının en kısa süre içerisinde tatmin edilebilmesinden çok yargı organlarının kendilerine karşı sorumluluğunun bir göstergesidir.

Adil yargılanmaAvrupa İnsan Hakları MahkemesiAvrupa İnsan Hakları Sözleşmesi+5
Mustafa Gökşen
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Cezai şart

Bu çalışmanın temel konusu Türk Borçlar Kanununda düzenlenmiş bulunan cezai şart kavramını incelemektir.Birinci bölümde , cezai şartın tanımı ve unsurları incelenmiş, ardından benzer kavramlarla karşılaştırılması yapılmış ve Türk hukukundaki uygulanma alanına dair incelemede bulunulmuştur.İkinci bölümünde cezai şartın kurulması ve çeşitleri ile hukuki niteliği değerlendirilmiştir.Üçüncü ve son bölümde ise, cezai şartin hükümleri sona ermesi ve geçersizliği incelenmiştir.Tezin sonuç bölümünde de konuyla ilgili değerlendirmeler yer bulmuştur.

Borçlar KanunuCezai şartTürk Hukuku
Mustafa Kağan İzmirli
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliğinin 95/46 Sayılı Veri Koruma Yönergesi ışığında kişisel verilerin korunması

Günümüzde kişisel verilerin, özellikle bilişim sistemleri vasıtasıyla çok büyük miktarlarda ve çok kısa sürelerde işlenmesi suretiyle ticaret, bankacılık, sağlık, eğitim, kamu düzeni ve güvenliği gibi hayatın hemen her alanında vatandaşlara aynı anda ve milyonlara ulaşabilecek şekilde çok çeşitli hizmetlerin verilmesi mümkün hale gelmiştir. Bununla birlikte kişisel verilerin kamu ve özel sektörde yaygın olarak işlenmesi ve transfer imkânlarının artması neticesinde kişi haklarının ihlali riski her zamankinden daha fazla hale gelmiştir. Tüm bu gelişmelere cevap olarak önce Avrupa Konseyi daha sonra Avrupa Birliğinin öncülüğünde çeşitli düzenlemeler yürürlüğe konulmuş ve bu kurumlara üye ülkelerde ortak bir veri koruma seviyesi oluşturulmaya çalışılmıştır.Bu çalışmada kişisel verilerin korunması kavramı ve bu kavramın özel hayatın gizliliği içerisindeki yeri ve kişisel verilerin korunmasının tarihsel gelişimine değinildikten sonra Avrupa Birliğinin konuyla ilgili yönergeleri incelenmektedir. Son olarak, ülkemizde verilerin korunmasına ilişkin mevzuat ele alınmaktadır.Ülkemizde de vatandaşların temel hak ve özgürlüklerinin korunması ve geliştirilmesi bakımından çağdaş standartlarda bir veri koruma sisteminin oluşturulması; bu anlamda kişisel verilerin işlenmesinin temel ilkelerinin, vatandaşların kendi verileri hakkında bilgilendirilme ve bilgi edinme haklarının ile kişisel verilerin hukuka uygun olarak işlenmesi için gerekli denetim mekanizmalarının oluşturulması gerekmektedir. Bu itibarla kişisel verilerin korunması hakkının spesifik bir temel hak olarak Anayasa'da yerini alması, ve bu amaçla hazırlanan kanun tasarısının bir an evvel yasalaşmasının kişisel verilerin korunmasının anayasal güvence altına alınması bakımından büyük faydaları olacaktır.

Avrupa BirliğiKişisel veriVeri Koruması Yönergesi
Murat Uygun
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Bankalarda yönetici ve ortakların hukuki sorumluluğu

Türk hukukunda bankalar kural olarak anonim şirket şeklinde kurulmak zorundadır. Anonim şirketler hukukunun sorumluluk esasları, bu zorunluluğun bir gereği olarak banka yönetiminde görev alanlar bakımından uygulama kabiliyeti bulur. Ancak bankaların faaliyet izninin kaldırılması ve fona devri sonrasında, sorumluluk hukuku bakımından özel ve istisnai düzenlemelere Bankacılık Kanunu'nda yer verilmiştir.Bankacılık Kanunu'nda öngörülen sorumluluk hallerinin en önemlisi yönetici ve hakim ortakların iflas yoluyla hukuki sorumluluğunu düzenleyen Bankacılık Kanunu'nun 110. maddesinde yer alan sorumluluk halidir. Mezkur norm, sorumluluk ilişkisinin tarafları bakımından hususiyet arzetmekte ve yönetici ve hakim ortak olarak nitelendirilen kimselerin hukuki sorumluluğunu tanzim etmektedir. Bu kimseler bakımından sorumluluk, iflas yoluyla gerçekleşmektedir. İflas yoluyla gerçekleşen sorumluluk hali dışında da banka yönetici ve ortaklarının hukuki sorumluluğuna ilişkin bazı özel düzenlemelere de Bankacılık Kanunu'nda yer verilmiştir.Bu çalışmada Bankacılık Kanunu'un banka yönetici ve ortaklarının hukuki sorumluluğuna ilişkin yukarıda bahsedilen özel düzenlemeleri incelenmiş olup, öğretideki görüşlerle mukayeseli olarak hukuki tesbitler ve önerilere yer verilmiştir.

Banka hukukuBanka yönetimiBankalar+3
Kürşat Göktürk
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Grev hakkının kötüye kullanılması

İşçilerin üyesi oldukları sendikalar aracılığı ile ekonomik ve sosyal durumlarını düzeltmeleri için kullandıkları araçlardan en önemlisi grev haklarının varlığıdır. Grev, işçilerin bir amaçla toplu olarak çalışmayı bırakmaları olayıdır.Ülkemizde grev hakkı Anayasa ile güvence altına alınmıştır.İşçilere, grev haklarını kullanarak insanca bir yaşam sürmek üzere ulusal gelirden hak ettikleri payı almaları için mücadele etmeleri imkanı sağlanmıştır.Bu çalışmada, grev hakkının kötüye kullanılması halinde başvurulacak kanuni yollar irdelenerek grev hakkının kötüye kullanılmasının sonuçları anlatılmıştır.Grev hakkı kullanılırken çalışma barışının sağlanması amaçlanmalıdır. Ancak, her hak gibi grev hakkının da kötüye kullanılmasını hukukun korumayacağı gerçeği unutulmamalıdır.

GrevGrev hakkıKötüye kullanma
Özge Pınar
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Türk İş Hukukunda alt işverenlik

?Alt İşverenlik? kurumu, iş hayatında yaşanan hızlı gelişmeler ve bunun getirdiği değişimin, yapılan işlerde uzmanlaşmayı ve yardımlaşmayı gerekli kılması sonucunda İş Hukuku'na yeni giren kurumlardan birisidir. Kısa bir zamanda içerisinde geniş bir uygulama alanı bulan ve İş Hukuku'nda asıl olanın, bir işverenin kendi işçi ve organizasyonu ile iş görmesi ve alt işverenlik uygulamasının istisnai bir uygulama olması nedenleri ile, alt işverenlik kurumunun mevzuatta düzenlenmesi gerekmiştir.İlk olarak 1936 yılında çıkarılan 3008 sayılı İş Kanunu ile kavram olarak mevzuatımıza giren alt işverenlik kurumu, birçok kez değişikliğe uğramış ve nihayet en son yürürlüğe giren 4857 sayılı İş Kanunu ile son halini almıştır. Son değişiklikte Yargıtay içtihatları esas alınarak uygulamadaki kötüye kullanımlar engellenmek istense de, yine bazı hususlar tartışmaya açık bırakılmış ve hatta Toplu İş mevzuatında alt işveren kurumundan dahi bahsedilmemiştir. Bu durum ise alt işverenlik kurumu ile ilgili birçok yasal boşluğu ve uygulamada kötüye kullanımları da beraberinde getirmiştir.Bu çalışmamızın Birinci Bölümü'nde ?Alt İşveren Kavramı? inceleme konusu yapılarak önce terminoloji bakımından incelenmiş, kavram ile ilgili yasal düzenlemelere yer verilmiş ve devamında ise tanımı ve unsurları ele alınmıştır.İkinci Bölümde ?Alt İşverenlik İlişkisinin Kurulması? ve devamında da alt işverenliğin diğer üçlü ilişkilerle karşılaştırılması yapılarak bölüme son verilmiştir.Üçüncü ve son Bölüm'de ise alt işverenlikte muvazaa ve alt işverenlik ilişkisinden doğan uyuşmazlıklar incelenmiştir.Sonuç olarak alt işveren kavramı ile ilgili son değişiklikler 4857 sayılı İK. ile yapılmış olsa da, bazı düzenlemelerin tartışmaya açık olması ve Toplu İş mevzuatında düzenlemeye yer verilmemiş olması hukuki düzenlemelerin yeterli olmadığını göstermektedir. Bu durum ise asıl işveren alt işveren ilişkisinde birçok sorunu da beraberinde getirmiştir. Alt işverenlik kurumunun uygulamada kötüye kullanılmaması için, tartışmaya açık düzenlemelerle ilgili ve Toplu İş Hukukunda 4857 sayılı İK. ile paralel ve uygulamadaki açıklıkları giderici yeni düzenlemeler yapılması zorunludur.

Alt işverenTürk iş hukukuİş hukuku
Ahmet Coştu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Taksitle ödeme sözleşmesi ve taksitle ödeme taahhüdü

Borcun taksitlendirilmesine yönelik taahhütler ve işbu taahhütlerin hükümlerine dair incelememizde, icra hukukuna ilişkin ilkeler ve genel bağlamda icra tasarrufları üst başlığında borcun taksitlendirilmesine yönelik sözleşmeler ve taahhütlerin özellikleri ile unsurlarını ele aldık. İcra hukuku, alacağını tahsil etmek isteyen şahısların cebri icra mekanizmasına müracaatları ile başlayan sürecin işleyiş şeklini, bu sürecin ilgililer ile arasındaki ilişkileri incelediği için esas itibariyle tesisine katkı sağladığı kamu düzeni niteliğinden kaynaklı olarak kamu hukuku ile ilişkilidir. Bahsettiğimiz ilişkiden kaynaklı olarak kamu hukuku karakteri ile ilişkilendirilebilecek bir kısım özelliklerin icra hukukunda mevcut olduğu önermesi genel manada savunulabilir. Çalışmamızın konusu olan borcun taksitlendirilmesine yönelik tarafların tasarruflarının hükümlerinin hukuki boyutunun yanında cezai boyunu da başlıca önemli olan unsurlar bağlamında ele almıştık. Kamu hukuku karakterinin bir yönü ile içeren cebri icra hukukunda, esas itibariyle incelediğimiz borcun taksitlendirilmesine yönelik tarafların tasarruflarının hukuki boyutunu cezai boyutu olmadan ele alınması mümkün değildir. Cebri icra sistemimiz, borcun taksitle ödenmesine yönelik şartları taşıyan taksitle ödeme taahhüdü ya da sözleşmelerine tarafların uymamaları durumunda uymayan taraf bakımından bir takım yükümlülükler getirmektedir. Özetle, borcun taksitlendirilmesine yönelik tarafların tasarruflarına uyulduğu müddetçe nasıl alacaklı borçlu aleyhine takibin devamını gerçekleştiremiyorsa tasarrufun gereğinin yerine getirilmediğinde borçlunun bir takım külfetlerle karşılaşması anlaşılabilir bir durumdur ve kanun koyucu tasarrufun gereğini yerine getirmeye borçlunun, taahhüdünü, önceki tasarrufunun gereğini yerine getirmesini sağlamak maksadıyla tazyik hapsine tabi tutulmasına ilişkin bir sistem öngörmüştür. Taahhüdü yerine getirmeyen borçlu tarafın böyle bir yaptırım ile karşılaşabilmesi için usulüne uygun bir şekilde kurulmuş olan borcun taksitlendirilmesi tasarrufuna ihtiyaç vardır. Kişilerin en temel hak ve hürriyetlerinden olan kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucuna neden olabilen işbu tasarrufların, icra hukuku bakımından sonuçlarının yanında uyulmadıkları halde mevzuatımıza göre icra suçu sayılan ve tazyik hapsi ile yaptırım altına alınan icra ceza hukuku alanı, yani kamu hukuku karakterine konu olabilecek sonuçları da vardır. Öncelikli etkisini icra hukuku alanında doğuran borcun taksitlendirilmesine yönelik tarafların tasarruflarının kuruluşu, geçerliliği ve yine icra hukuku üzerindeki etkilerinin yanında borçlu tarafından yerine getirilmediği halde ne ile nasıl karşılaşacağı hususu da aynı manada üzerinde durulması ve tartışılması gereken bir konudur. Usulüne uygun bir şekilde kurulmamış, bir borcun taksitlendirilmesine yönelik tasarrufun sehven gözden kaçırılarak geçerli olarak addedilmesi ya da gerçekte taahhüdü ihlal suçunu oluşturmayan taahhüdü yerine getirememe eyleminin böyle olduğunun düşünülmesi ilgilinin kişi hürriyetinin sınırlanması ile sonuçlanacağından adil yargılama ilkelerinin eksiksiz bir biçimde uygulanması ve işbu icra suçunun unsurlarının tüm şartları ile gerçekleşip gerçekleşmediği titizlikle araştırılmalıdır. Aksi takdirde icra hukukundaki menfaat dengesinin zedelenmesine ya da bozulmasına neden olunabileceği gibi mevzuatımıza göre bireysel başvurulara konu olabilecek nitelikte temek hak ve hürriyetlerin ihlalleri ile karşılaşılabilecektir. Anahtar Kelimeler: Taksitlendirme, Taksitle Ödeme, Taahhüt.

TaahhütTaksitli satışlar
Burcu Gül
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

P & I (Protect & Indemnity ) kulüp sigortaları kapsamında petrol taşımacılığından doğan kirlenme zararları

Deniz ticaret hukukunda, tekne ve taşıma sigortalarının teminat kapsamı dışında kalan, üçüncü kişilere verilen zararlardan doğan sorumluluklar, koruma ve tazmin klası altında faaliyet gösteren P&I kulüpleri tarafından teminat altına alınır. Kulüp sigortasının teminat kapsamı geniştir. Söz konusu teminatlardan, petrol taşınmasından doğan sorumluluk teminatı; kulübe kayıtlı üye donatanın gemisinin doğal çevreye ve üçüncü kişilere verdiği zararları tazmin etmeyi amaçlar. Bu bağlamda çalışmamızın birinci bölümünde Kulüp Sigortası kavramı incelenecektir. Denizcilikte kilometre taşı olmuş olaylar eşliğinde Kulüp sigortasının tarihçesi anlatılacaktır. Ardından kulüplerin temel özelliklerine, işleyiş esaslarına ve hukuki niteliğine değinilecektir. Bölüm sonunda Kulüp üyelerine sunulan teminatlar sıralanacak ve açıklanacaktır. Çalışmamızın ikinci bölümü, Kulüp Sigortası kapsamında, "Petrol Taşınmasından Doğan Kirlenme Zararları Hakkındaki Teminat" üzerinedir. Genel anlamda deniz kirlenmesi ve kirlenmenin sebepleri, petrol taşınmasının denizlerde bıraktığı olumsuz etkiler, kirlilikten doğan sorumluluk, sorumluluğun mevzuatımızda ve taraf olduğumuz uluslararası antlaşmalardaki yansıması, sorumluluğun sınırlandırılması ve ek tazminat fonları hakkında bilgi verilecektir. Çalışmamızın üçüncü bölümü söz konusu kirlenme zararlarının P&I Kulüp Sigortasına başvurularak tazmin edilmesi hakkındadır. Bu bölümde, çevre kirliliği anlamında rizikonun tanımı yapılacaktır. Sigorta yapma zorunluluğu ele alınacak; sigorta kapsamına giren riskler ve üçüncü kişilerin, zararlarını tazmin etmek için P&I kulüplerine başvurabileceği hususu incelenecektir. Bölüm sonunda zarar tazmini hususunda uyuşmazlıkların çözüm yolu olan dava ve tahkim yolu açıklanacaktır. Kulüp sigortasında zamanaşımı süresi hakkında kısaca bilgi verilecektir.

Borçlar hukukuDeniz hukukuKirlilik+7
Hasan Basri Özkan
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

6502 sayılı tüketicinin korunması hakkında kanun uyarınca ön ödemeli konut satış sözleşmesi

Uygulamada, "maketten satış" veya "sat-yap" olarak adlandırılan ve henüz ortada bir konut olmadan tüketicinin para ödemeye başlaması ve bu konutların satışının yaygınlaşması, buna bağlı olarak çeşitli sorunların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Sözleşmenin yazılı şekilde yapılması, henüz konutun inşa edilmemiş veya inşasına başlanmamış olması ve tüketicinin konutun bedelini ödemeye başlaması, bu alanda özel bir düzenleme yapılmasını zorunlu kılmıştır. Bundan dolayı 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m. 40-46 hükümleri arasında ön ödemeli konut satışı sözleşmesi ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Bu çalışmada ön ödemeli konut satışı sözleşmesini tanımlayarak, ön ödemeli konut satışı sözleşmesinin yapılabilmesi için gerekli koşullar, sözleşmenin şekli, tüketiciye tanınan cayma ve dönme hakkı ile bunların sonuçları, konutun teslim edilmemesine bağlı olarak tüketicinin sahip olduğu haklar açıklanacaktır.

Kanunlar 6502 sayılıKonutKonut sektörü+6
Seda Hatice Horoz
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Anonim ve limited şirketlerin kefalet ehliyeti

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile ticaret şirketlerinin hak ehliyetini sınırlandıran ultra vires ilkesi terk edilmiştir. Böylelikle, artık ticaret şirketlerinin hak ehliyeti; şirketin kendi ana sözleşmesinde yazan işletme konusu ile sınırlandırılmayacaktır. Ticaret şirketlerinin işletme konusu dışında yapacakları işlemler de kendi hak ehliyetleri dahilinde olacak, bu şirketler yalnızca, Türk Medeni Kanunu'nda belirtildiği üzere, niteliği gereği insana özgü olan faaliyetlerde bulunamayacaklardır. Lakin, Türk Ticaret Kanunu'nun 371. maddesi ile anonim ve limited şirketlerde temsile yetkili kişilerin temsil yetkilerinin kapsamı, kendi işletme konuları ve amaçları ile sınırlandırılmış; bu şirketlerin yapacakları işlemlerin geçerliliği yine iyi niyetli üçüncü kişilerin korunması da dikkate alınarak belirlenmiştir. Anonim ve limited şirketlerin kefalet ehliyetleri de yeni Türk Ticaret Kanunu ile birlikte, temsil yetkisine getirilen sınırlama sebebiyle, artık bu şirketlerin fiil ehliyeti kapsamında incelenecektir. Ayrıca, Yargıtay'ın konuya ilişkin olarak geçmişten günümüze vermiş olduğu kararlar da dikkate alınarak bu şirketlerin kefalet ehliyetlerine sahip olup olmadıkları belirlenecektir. Anonim ve limited şirketlerin kefalet ehliyetinin bulunup bulunmadığı doktrinde tartışmalı olup Yargıtay'ın da katılmış olduğu bir görüş; anonim şirketlerin kefil olmalarının bu şirketlerin mutad ve olağan işlerinden sayıldığını ve yine bu şirketlerin kefil olmalarının ticari hayatın bir gerekliliği olduğunu; dolayısıyla bu şirketlerin kendi ana sözleşmelerinde yer almasa dahi kefalet ehliyetine sahip olduklarını savunmaktadır. Diğer bir görüş ise; anonim ve limited şirketlerin kar amacıyla kurulan şirketlerden olduğunu ve dolayısıyla, kefalet işleminin kendilerine mutlaka bir menfaat sağlaması gerektiğini, ancak bu şekilde kefalet ehliyetlerinin bulunabileceğini savunmaktadır. Anahtar Kelimeler: kefalet, anonim şirket, limited şirket, ticaret şirketleri, ehliyet, ultra vires, kefalet ehliyeti.

Anonim şirketlerEhliyetKefalet+4
Başak Karmutoğlu
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

İcra Hukukunda rehin açığı belgesi

"İcra Hukukunda Rehin Açığı Belgesi" başlığını taşıyan bu çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Çalışmada, İcra ve İflas Kanunu madde 152'de düzenlenen (kesin) rehin açığı belgesi ve İİK m. 150/f'de düzenlenen geçici rehin açığı belgesi doktrin görüşleri ve yargı kararları da dikkate alınarak incelenmiştir. Birinci bölümde, rehin hakkının tanımı, rehin hukukunda geçerli ilkeler ve rehnin güvence altına aldığı alacak kapsamı ile ilgili genel bilgiler açıklanmıştır. İkinci bölümde, rehin hakkı sahibinin, İcra ve İflas Kanunu madde 45'te düzenlenen rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takibe başvurması zorunluluğu ile geçici rehin açığı belgesi ve kesin rehin açığı belgesine ilişkin düzenlemeler arasındaki ilişki cebri icra hukukundaki menfaatler dengesi dikkate alınarak ortaya koyulmuştur. Üçüncü bölümde, kesin rehin açığı belgesinin tanımı, hukukî niteliği, düzenlenmesi, hüküm ve sonuçları aktarılmıştır. Bu bölümde, belgenin düzenlenme koşulları, koşulların gerçekleşmesi ile takip hukuku bakımından doğurduğu sonuçları üzerinde durulmuştur. Ayrıca bu belgeye bağlanan alacağa ilişkin maddi hukuktaki hükümlerle incelenerek bilgi verilmiştir. Çalışmamızın son bölümünde ise, geçici rehin açığı belgesinin tanımı, düzenlenmesi ve takip hukukunda doğurduğu hüküm ve sonuçları açıklanmıştır.

Rehin açığı belgesiİcra hukuku
Döne Nurdan Korkmaz
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Eser sözleşmelerinde yüklenicinin özen borcuna aykırı davranması ve hukuki sonuçları

Türk Borçlar Kanunu'nun 470- 486. Maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi, uygulaması en fazla olan sözleşmelerin başında yer aldığı için, doktrinde bir çok yazar tarafından inceleme konusu yapılmış ve sayısız esere konu olmuştur. Eser sözleşmesinin tarafı olan yüklenicinin borçları uygulamada çokça ihtilaflara yol açtığı için çalışmamızda yüklenicinin özen borcu ve aykırı davranışın hukuki sonuçları ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Yüklenicinin özen borcuna aykırı davranışı nedeniyle iş sahibinin hakları; Tazminat talebi, eserin yüklenicinin kendisine düzelttirilmesi veya üçüncü kişiye yaptırılması ve sözleşmeyi feshetme hakları Türk Borçlar Kanunu, ilgili diğer kanunlar ve Yargıtay kararları ışığında incelenmiştir. Bunun yanında eser sözleşmesinde yüklenicinin özen yükümlülüğüne aykırı davranışın hukuki sonuçları ile ilgi kitaplar, makale ve her türlü yazılı ve internet kaynakları ve doktrinde hakim görüşlerden de yararlanılmıştır. Çalışmamızın temel hedefi, eser sözleşmelerinde yüklenicinin özen yükümlülüğü ve aykırı davranışın hukuki sonuçları ile ilgili faydalı bir tez ortaya çıkarmak olup bu yönde çaba harcanmıştır.

FesihTazminatTürk borçlar hukuku+2
Birgül Yiğit
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Anonim şirketlerde kuruluştan doğan hukuki sorumluluk

Anonim şirketler, çok sayıda pay sahibini bünyesinde bulundurabilme ve tek başına etkisiz olan küçük tasarrufları toplayıp büyük sermayeler oluşturabilme özelliğine sahip ticaret şirketleridir. Bu mevcut yapıdan dolayı anonim şirketlerde, pay sahipleri, şirket alacaklıları ve şirket arasında menfaat çatışmaları ve uyuşmazlıklara oldukça sık rastlanılır. Sermaye şirketlerinden olan anonim şirketin kuruluşu incelendiğinde, şahıs şirketlerine kıyasen daha çok masraf gerektirdiği ve zorluk taşıdığı görülmektedir. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu ile 6762 Sayılı Kanun'a nazaran kuruluş ve kuruluştan doğan sorumluluğa ilişkin düzenlemelerde yenilik ve değişikliğe gidilmiştir. Ancak ortaya dağınık ve yorumlanmaya muhtaç maddeler çıkmıştır. Bu nedenlerle kuruluş işlemlerinin, kuruluştan doğan sorumluluk hallerinin, sorumlu kimselerin ve sorumluluğun akıbetinin tespitinin yapılması oldukça önem arz etmektedir.

Anonim şirketlerHukuki sorumlulukKanunlar 6102 sayılı+5
Pelin Özçelik
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Medeni Usul Hukukunda delillerin gösterilmesi

Bu çalışmada medeni usul hukukunda delillerin gösterilmesi konusunu işlemeyi amaçladık. Çalışmamız iki ana bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerden ilki delillerin gösterilmesi ve ilkeler ışığında değerlendirilmesi başlığı altında işlenmiş olup ikincisi ise delillerin sonradan gösterilmesi ve kanun yolu aşaması başlığı altında işlenmiştir. İlk bölümün birinci kısmında öncelikle medeni usul hukukunun amacı üzerinde durulmuş, daha sonra bu amaç doğrultusunda medeni usul hukukuna hakim olan ilkelerin, delillerin gösterilmesi faaliyeti açısından nasıl bir etkisi olduğu değerlendirilmiştir. İlk bölümün ikinci kısmında ise delil göstermenin ne olduğu, delillerin hangi aşamaya kadar gösterileceği, yazılı yargılama ile basit yargılama usullerinde delillerin nasıl gösterileceğinden bahsedilmiş, her bir delil türü açısından ayrı ayrı değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışmamızın ikinci bölümünün ilk kısmında ise delillerin sonradan gösterilmesi konusu ele alınmıştır. Hukuk Muhakemesi Kanunu'nun hangi durumlarda sonradan delil gösterilmesine izi verdiği, ıslah ile delil gösterilip gösterilemeyeceği ve fer'i müdahilin delil gösterme imkanı bu kısımda ele alınmıştır. Son kısımda ise kanun yolu aşamasında delil gösterilip gösterilemeyeceği değerlendirilmiştir. Özellikle istinaf kanun yolunun hukukumuza girişi ile birlikte kanun yolu aşamasında hangi durumlarda delil gösterilip gösterilemeyeceği, yine temyiz aşamasında delil gösterilmesinin mümkün olup olmadığı irdelenmiştir.

DelilDelil tespitiKanıt+1
Mert Kaya
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İşyerinde psikolojik tacize maruz kalan işçilerin İş Hukuku kapsamında kullanabilecekleri haklar

Psikolojik taciz kavramı gelişmekte olan bir hukuk terimi olup psikolojik taciz ile ilgili uygulamada sorunlar olduğu bilinmektedir. Bu nedenle psikolojik taciz eylemleri yargıya taşınmaktadır. Açılan davalar incelendiğinde farklı mahkemelerden farklı kararların çıktığı Yargıtay'ın da istikrar kazanmış içtihatlarının olmadığı görülür. Bu durumun temel sebebi mevzuatımızda boşluk olması nedeniyle psikolojik tacizin sınırının net bir şekilde ortaya konmamış olmasıdır. Doktrinde bir işyerinde işçilere amirleri, aynı seviyedeki ya da alt seviyedeki işçiler tarafından sürekli şekilde yapılan kasıtlı kötü muameleler psikolojik taciz olarak tanımlanır. Psikolojik tacize genellikle iş yerleri, okul, hastane vb. topluluklar içinde sık sık rastlanılır. Psikolojik tacizle fail işyerlerinde belirlenen bir işçiyi kurban seçip, işçilerin işyeri huzurunu bilinçli bir şekilde ortadan kaldırır. Psikolojik taciz işçinin iç dünyasını karartan, işçileri bezdiren, aşağılayan, değersiz olmasını hissettiren davranışlardır. Psikolojik tacize uğrayan mağdur yargı yolunu tercih ederek psikolojik tacizin durdurulması, önlenmesi ve tespiti davaları ile hukuki korunma sağlayabilir. Mağdur işçi zararlarının giderilmesi için maddi, manevi tazminat davalarını açabilir. Ayrıca mağdur işçi psikolojik taciz fiili nedeniyle ayrımcılık tazminatı talep edebilir. Sözleşmeyi haklı nedenle fesheden işçi ihbar tazminatı, kötü niyet tazminatı, kıdem tazminatı isteyebilir ve şartları oluşmuşsa işe iade davası açabilir. Mağdur işçiye uygulanan psikolojik taciz süreklilik arz eden sistematik davranışlardır. Bu nedenle işyerinde görülen her kaba veya kötü davranış psikolojik taciz olarak adlandırılamaz. İşte bu noktada psikolojik taciz eyleminin ispatlanması sorunu ile karşılaşmaktayız. Genel olarak somut olay içerisinde gerçekleşen bir eylemin psikolojik taciz olup olmadığını ispatlamak tam olarak mümkün değildir. Dolayısıyla psikolojik taciz iddialarında işçinin ispat yükünü kolaylaştıran araçlardan faydalanılması gerekir. İspat kolaylığı açısından tam ispat yerine hayatın akışı, tecrübe kurallarına uyan tutarlı, illiyet bağı olan eylemler dikkate alınarak emare ispatı kabul edilerek işçi lehine yorum ilkesi yapılması gereklidir. Somut bir olayda mağdur işçi güçlü bir şekilde delil arz ederse ispat yükünü yerine getirdiği varsayılmalıdır. Psikolojik tacizle ilgili mevzuatımızdaki eksiklik olması ve uygulamada psikolojik tacize sık sık rastlanılması nedeniyle psikolojik taciz çalışmamızda ele alınmıştır. Bu çalışma ile hâkimlerin, halkın aydınlatılması ve Türk İş Hukukuna katkı sağlanması hedeflenmiştir. Psikolojik tacizde ispat konusunda eksiklik olması ve bu eksikliğin giderilmesi bu eserin ele alınmasındaki amaçlardan bir diğeridir. Bu eserle psikolojik tacizin usul ve esaslarının tespiti yapılacak olup teori ve pratik açısından hukuk camiasına katkı sağlanacaktır.

Hukuki işlemlerMobbingPsikolojik istismar+5
Selçuk Cengiz
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Trafik kazalarında motorlu araç işletenin hukuki sorumluluğu

Bu çalışmanın konusu, Motorlu Araç İşletenin Hukuki Sorumluluğunun Karayolları Trafik Kanunu, Türk Borçlar Kanunu ve Yargıtay Kararları açısından incelenmesidir. Araç işletenin bu sorumluluğu, bir kusursuz sorumluluktur. Kusursuz sorumluluk, çağın getirileri ve teknolojik gelişmeler karşısında birçok alanda olduğu gibi motorlu araçların yapısında da olan tehlike unsuru nedeniyle ortaya çıkmış ve kanun koyucu bu konuda kusursuz sorumluluk esasını benimsemiştir. Bu çalışma, motorlu araç işletilmesinin sebep olduğu zararlar nedeniyle ortaya çıkan hukuki sorumluluğa ilişkindir. Çalışmamızda Karayolları Trafik Kanunu'nun sistematiği çerçevesinde motorlu araçların işletilmesi nedeniyle oluşacak zararlara ilişkin hukuki sorumluluk; Karayolları Trafik Kanunu'nun Uygulama Alanları, Araç İşleten Kavramı, Araç İşletenin Sorumluluğu ve Şartları, Zarar, Tazminat ve Sorumlulukların Karşılaşması başlıkları altında incelenmiştir. Çalışma konusu, günlük hayatta sürekli karşılaşılan ve taraflar arasında sıklıkla uyuşmazlık konusu olan, böylelikle mahkemelerde de oldukça fazla yer bulan bir uyuşmazlık konusudur. Konunun güncel ve hayatın içinden olması nedeniyle Yargıtay Kararları ile çalışmanın uygulamaya dönük hali hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır.

Araç işletenHukuki sorumlulukKazalar+5
Mustafa Gökhan Gökfidan
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Gemi satış sözleşmesi

Bu çalışma kapsamında ilk olarak okuyucuya genel bir bilgi sunmak için gemiye ve gemi siciline ilişkin genel hususlar anlatılmıştır. Çalışmanın asıl amacı ise gemi satış sözleşmesine ilişkin teori ve uygulamaya ilişkin bilgi vermektir. Bu bağlamda gemi satış sözleşmesinin tanımı, unsurları, hukuki niteliği, tarafların borçları ve bu hukuki işlemden kaynaklı ortaya çıkabilecek uyuşmazlıklar ve bu uyuşmazlıklara ilişkin çözüm önerilerini içermektedir.

Deniz hukukuGemilerSatış sözleşmeleri+3
İsmail Karadana
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Demir yolu ile yurt içi yük taşımacılığında taşıyıcının sorumluluğu

Bu çalışma kapsamında ilk olarak okuyucuya genel bir bilgi sunmak için, taşıma kavramı ve taşımacılık faaliyeti genel hususları ile anlatılmıştır. Bununla birlikte demir yolu taşımacılığı hakkında ana hatlarıyla bilgi verilmiş; tarihi ve gelişimi hakkında açıklama yapılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde taşıma sözleşmesi hakkında bilgi verilmiştir. Burada özellikle; çalışma konusu olan demir yolu ile yurt içi yük taşıma sözleşmelerinde uygulanacak hukukun belirlenmesi önem arz etmektedir. Demir yolu ile yurt içi yük taşıma sözleşmelerinde uygulanacak hukukun Osmanlı Devleti zamanında yürürlüğe konulan Rumeli Demiryolu Umur-u Nakliyesi Hakkında Nizamnamenin olduğunun tespitiyle çalışma bu Nizamname ekseninde ilerlemektedir. Kanaatimizce Nizamnamenin eski tarihli olması ve demir yolu taşımacılığının genel olarak arka planda kalması nedeniyle bu konuda daha önce yazılmış nispeten kapsamlı bir akademik çalışma tespit edilememiştir. Üçüncü bölümde, demir yolu ile yurt içi yük taşımacılığında taşıyıcının sorumluluğu hakkında açıklama yapılmıştır. Bu konuda gerek Nizamnamenin gerekse de Türk Ticaret Kanunu hükümleri göz önüne alınmış olup; taşıyıcının zıya, hasar ve gecikmeden doğan sorumluluğu incelenmiştir. Sonuç kısmında, demir yolu ile yurt içi yük taşıma sözleşmelerinde uygulanacak hukukun günümüz taşımacılık faaliyetleri ve çağımızın gerekleri karşısında yeterli düzenlemelere sahip olmadığından bahisle; yeni bir mevzuat düzenlemesine ihtiyaç olduğu veyahut da mevcut Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabi olması gerektiği yönündeki çözüm ve görüşlerimizle çalışmamız sonlandırılmıştır.

Demir yollarıDemir yolu taşımacılığıSorumluluk+5
Abdullah Civan
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İşe iade davalarında işyeri, işletme ve işin gerekleri nedeniyle geçerli fesih

Bu çalışmada İş hukukunda işe iade davalarında iş, işyeri ve işletme gerekleri nedeniyle fesih konusunu işlemeyi amaçladık. Çalışmamız dört ana bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerden birincisinde konu ile ilgili temel kavramlardan bahsedilmiş olup, ikinci bölümde işletme, işyeri ve işin gerekleri nedeniyle geçerli fesih başlığı altında işlenmiştir. Üçüncü bölümde işletme gereği oluşturabilecek diğer hallerden bahsedilmiş ve dördüncü bölümde işveren kararının denetimi konusu işlenmiştir. Çalışmamızın birinci bölümünde iş, işyeri ve işletme kavramlarının hangi anlama geldiğinden bahsedilmiş ve özellikle nerelerin işyeri kavramını kapsadığı belirtilmiştir. İkinci bölümde hangi durumlarda işletme, işyeri ve işin gerekleri nedeniyle geçerli fesih hali doğuracağından bahsedilmiş olup özellikle işverenin işletmesel karar alma özgürlüğünün kapsamı belirlenmeye çalışılmıştır. İşverenin keyfi işletmesel karar alamayacağı ve bunun sınırları Yargıtay ve öğreti görüşleri ile belirtilmiştir. Üçüncü bölümde ise her ne kadar kanunda işletme gereği olabilecek haller sayılmamış olsa bile Yargıtay kararları ışığında işletme gereği sayılan diğer haller belirtilmiştir. Dördüncü bölümde işverenin geçerli nedenle yapacağı fesih hakkının denetimi incelenmiştir.

DavalarFesihFesih hakkı+5
Ramazan Semi Geçkin
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İş kazasında işverenin işçiye karşı hukuki sorumlulukları

İş kazası, çalışma organizasyonun her anında yaşanması muhtemel bir olgudur. İş kazası genel anlamda, yaşamını devam ettirebilmek için çalışan kişinin başına gelen ve sonucunda belirli bir zararın oluştuğu istenmeyen olay şeklinde tanımlanmaktadır. Söz konusu kazanın engellenmesi adına yapılması gereken önleyici tedbir ve yükümlülükler bulunmaktadır. İş kazasının birçok nedeni bulunmaktadır. İş kazasının meydana gelmesini engellemek adına; iş güvenliğini sağlamak, tedbir almak, eğitim vermek, durum ve organizasyonları denetlemek gibi ağır yükümlülükler; işverenin üzerindedir. Bir bütün olarak bakıldığında, çalışma kapsamındaki iş sahibi kişi, işveren konumundaki kişidir. Söz konusu işin görülmesi neticesinde, menfaat sağlayacak kişi de yine işverendir. Tüm bu sebepler neticesinde iş kazasının yaşanmaması ve engellenmesi adına yapılacak işlemlerdeki asli unsurları işveren sağlamaktadır. Alınan tedbir ve önlemleri ise uygulamakla yükümlü olan kişi ise işçidir. İşçi, iş görme borcu karşılığında işverene menfaat sağlamaktadır. Bunun karşılığında ise işçi ücret almaktadır. Ücret ödeme borcu, işverenin işçiye karşı olan asli borçlarından birisidir. Ancak işçinin iş görmesi karşılığında, sadece ücretle beraber kendi adına menfaat sağlaması oldukça korunaksızdır. İşçi, iş görme edimini yerine getirirken; gördüğü işin niteliğine göre bir risk altındadır. Söz konusu risk gerçekleştiği takdirde ise iş kazası meydana gelebilmektedir. Bunun sonucunda ise işçi, iş kazası sonucunda belirli bir zarara uğramaktadır. İşçi, zarar görmesi sebebiyle asli borcu olan iş görme edimini belki de artık yerine getiremeyecektir. Bu sebepten dolayı da bir daha işçilik sıfatına dahi haiz olamayacaktır. İşte tam da bu noktada sosyal güvenlik kavramı devreye girmektedir. İşçinin, iş görmesi esnasında kazaya uğraması, sonrasında da gördüğü zararın maddi ve manevi tazmini söz konusu olacaktır. Bu hususla alakalı iş kazasından kaynaklı işverenin sorumlulukları ele alınacaktır. İşveren, iş kazasının engellenmesi için oldukça ciddi yükümlülükler ile sorumlu tutulmuştur. İşverenin kusurunun varlığına bakılmaksızın sorumluluğu da işçiyi gözetme borcunun ne derece önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Genel anlamda, ülkemizdeki iş kazalarının engellenmesi veya en aza indirilmesi amacıyla, hem işçi hem işveren hem de devlet olmak üzere her kesim belirli yükümlülükler ile sorumlu tutulmuştur. Söz konusu yükümlülükler, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile daha ayrıntılı bir biçimde belirtilmiştir. Tüm hukuki düzenlemeler ve yaptırımlar ülkemizde mevcut olmasına rağmen dünya genelinde iş kazası yaşanan ülkeler sıralamasında ilk sıralardaki yerimizi istikrarlı bir şekilde korumaktayız. Ayrıca, ülkemizde yaşanan iş kazası verilerini de dikkate aldığımızda; işverenin maliyete dayanan sebeplerden dolayı; işçinin de gördüğü işi önemsemediğinden ve kolay olan yolu seçerek işi görmesinden ötürü söz konusu kazaların yaşandığını görmekteyiz. İş kazası yaşanması halinde ise ortaya çıkan zararın tazmini konusu oldukça önemli bir husustur. Hukuki sorumluluk; işveren ve Sosyal Güvenlik Kurumu arasında olmaktadır. İşveren, çalışanı yani işçisi adına Sosyal Güvenlik Kurumu'na sigorta primi ödemekle yükümlüdür. Söz konusu bir iş kazasının yaşanması ve zararın tazmini noktasında; yapılacak olan parasal yardımların ödenmesi ve belirlenmesi gibi işlemler Sosyal Güvenlik Kurumu bünyesinde gerçekleştirilmektedir. Söz konusu bu çalışmamızda, çalışma hayatındaki genel kavramlar farklı kanunlar ışığında tanımlanarak; iş kazası halinde işverenin yükümlülükleri ve işçiye karşı olan hukuki sorumlulukları, emsal kararlar üzerinden tartışılmaya çalışılmıştır.

Hukuki sorumlulukKanunlar 6331 sayılıKazalar+5
Emre Aktaş
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk İş Hukukunda destekten yoksun kalma tazminatı

Çalışma hayatı, işveren ve çalışan gibi birçok unsurun mal veya hizmet üretimi gerçekleştirmek üzere faaliyette bulunduğu bir alandır. Çalışma hayatının sağlıklı bir şekilde işlevini devam ettirebilmesi öncelikle iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanmasına bağlıdır. İş sağlığı ve güvenliği çerçevesinde alınan tedbirler sayesinde, işçilerin sağlık ve güvenlikleri koruma altına alınmaktadır. Söz konusu tedbirlerin alınmaması işçilerin iş kazalarına veya meslek hastalıklarına maruz kalmasına neden olmaktadır. İş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölüm halinde, ilgili mevzuat uyarınca hak sahiplerine iş kazası ve meslek hastalığı sigortasından gelir bağlanmaktadır. Meydana gelen iş kazaları neticesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nun yaptığı yardımların yanında hak sahiplerinin yararlanabildiği başka bir imkân "destekten yoksun kalma tazminatı"dır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 53. maddesi kapsamında belirtilen bu tazminatı isteyebilmek için ölen işçi ile davacı arasında herhangi bir sözleşmesel veya yasal bakım yükümlülüğünün bulunması gerekmemektedir. İş kazası neticesinde hayatını kaybeden işçinin desteğinden mahrum kalan kişiler, ölüm nedeniyle meydana gelen zararlarını iş kazasından sorumlu olan işverenden talep edebilmektedir. Bununla birlikte; iş kazası neticesinde ölen işçinin desteğinden mahrum kalan kişilerin, işverenden destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilmeleri belli şartların bir araya gelmesine bağlıdır.

Destekten yoksun kalma tazminatıTazminatTürk iş hukuku
Hafize Nisan Soysal
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İcra iflâs hukukunda icra inkâr tazminatı

Çalışma konumuzu, İcra ve İflâs Kanunu'nda düzenlenmiş olan "icra inkâr tazminatı" oluşturmaktadır. Çalışmamız beş ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde ilk olarak, icra inkâr tazminatı kavramının; tanımı, amacı ve hukuki niteliği hakkında bilgi verilmiştir. Daha sonra ise icra inkâr tazminatının tarihsel gelişimi ve dünden bugüne, İcra ve İflâs Kanunu'nda hüküm altına alınış şekilleri incelenmiştir. Çalışmamızın ikinci ve üçüncü bölümlerinde, icra inkâr tazminatına hükmedilebilmesinin şartları; itirazın iptali davası ve itirazın kaldırılması yargılaması bakımından ele alınmıştır. Çalışmamızın dördüncü bölümünde, İcra ve İflâs Kanunu'ndaki diğer tazminat düzenlemeleri incelenmiştir. Bu tazminatların özellikleri ve hükmedilme şartları ele alınarak, icra inkâr tazminatı olup olmadıkları değerlendirilmiştir. Çalışmamızın son bölümünde ise; davaya son veren taraf işlemlerinin tazminata etkisi, tazminatın miktarının tespiti ve tazminatın icrası konuları üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: İcra İnkâr Tazminatı, İtirazın İptali Davası, İtirazın Kaldırılması Yargılaması

Tazminatİcra hukukuİcra ve İflas Kanunu+3
Nida Derya Ayhan
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Anonim şirketlerde genel kurul kararlarının butlanı

Çalışma kapsamında, ilk olarak anonim ortaklık genel kurulunun meydana geliş aşamaları, genel kurul kararlarının türleri ve hukuki niteliği anlatılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde butlanın yer aldığı kanuni düzenlemeler ve bu kanuni düzenlemelerdeki butlan sebepleri ele alınmıştır. Üçüncü bölümde, butlanın ileri sürülme şekilleri ve genel kurul kararları üzerindeki hukuki etkisi incelenmiştir. Ayrıca süre sınırlaması olmaksızın butlanın ileri sürülebilmesinin sınırı olan hakkın kötüye kullanılması konusu üzerinde durulmuştur. Sonuç kısmında, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda genel kurul kararlarının butlanı düzenlemesinin getirilmesi ile birlikte Türk Borçlar Kanunu'ndaki butlan düzenlemelerinin genel kurul kararlarına uygulanmasından tamamen vazgeçilmeyeceği ifade edilmiştir. Türk Ticaret Kanunu'ndaki butlana ilişkin hükümlerin yeterli olmadığından bahisle, sınırları kesin olan ayrıntılı bir butlan düzenlemesinin getirilmesi gerektiği yönündeki çözüm ve görüşlere yer verilerek çalışma sonlandırılmıştır. Anahtar kelimeler: Anonim Ortaklık, Genel Kurul Kararı, Butlan, Butlanın Tespiti Davası, Hakkın Kötüye Kullanılması

Anonim ortaklıklarAnonim şirketlerButlan+2
Emine Demir
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İlaç üreticilerinin ilaç tanıtım faaliyetlerinden kaynaklanan hukuki sorumlulukları

Geçmişi yüzyıllar öncesine dayanan ilaç kavramı; tıbbi müstehzar, beşeri ilaç gibi çeşitli kavramlarla eşdeğer anlamda kullanılmaktadır. İlk tedavi yöntemlerine dair kanıtlar Sümerlere ait olsa da, ilk ilacın M.Ö. 1500'lerde Mısır'da kullanılmaya başlanıldığı bilinmektedir. Önceleri eczacılar tarafından kişiye ya da küçük gruplara özel olarak üretilen ilaçlar, bilim ve teknolojinin ilerlemesiyle endüstriyel şekilde üretilmeye başlanılmış ve ilaç endüstrisi oluşmuştur. İlaç endüstrisi tarafından geliştirilen ilaçlar; ilaç üreticileri ya da ruhsat sahipleri tarafından insanların kullanımına sunulmaktadır. Ruhsatı alınarak piyasaya sürülen ilaçlar; çeşitli tanıtım yöntemleri kullanılarak, sağlık kurum ve kuruluşlarında sağlık meslek mensuplarına anlatılmakta, hekim ve eczacılar vasıtasıyla ihtiyacı olan hastalara ulaşımı sağlanmaktadır. İlaç üreticileri tarafından kullanılan tanıtım yöntemleri, çalışmamızın özünü oluşturmakta ve ilaç üreticilerinin tanıtım faaliyetlerinden kaynaklanan sorumlulukları araştırılmaktadır. Bu kapsamda çalışmamızın ilk bölümünde İlaç kavramı, ilaçların tarihsel gelişimi ve karşılaştırmalı hukuk araştırılmıştır. Çalışmamızın ikinci bölümünde ilaç üreticilerinin ilaç tanıtım faaliyetleri incelenmiş ve son bölümünde de ilaç üreticilerinin tanıtım faaliyetlerinden kaynaklanan sorumlulukları analiz edilmiştir. Bu çalışmada; ilaç üreticilerinin ürün tanıtım faaliyetlerinin çok büyük bir bölümünü gerçekleştiren ürün tanıtım temsilcileri ile görüşmeler yapılmış, Türkiye'de faaliyet gösteren ilaç üreticilerinin hukuki sorumlulukları hakkındaki farkındalık düzeyleri ve yaklaşımları araştırılmıştır. Araştırma sonucunda, ürün satış temsilcilerinin tanıtım faaliyetlerinde Sağlık Bakanlığı mevzuatı ile firma tanıtım yönergesinin daha çok dikkate alındığı, ürün satış temsilcilerinin genel olarak yasal düzenlemeler hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıkları ortaya konulmuştur. Tanıtım faaliyetlerinin daha etkili ve verimli olması açısından satış baskısının ortadan kaldırılması, uygun ziyaret olanaklarının sağlanması, ürün satış temsilcilerinin mesleki kabul ve tanımlamalarının yapılması ile mesleğe yönelik evrensel, mesleki etik ve yasal kuralların oluşturulması gibi öneriler sunulmuştur. Anahtar kelimeler: İlaç hukuku, ilaç üreticisi, ürün tanıtım temsilcisi, tanıtım

Hukuki sorumlulukTanıtımTıbbi satış mümessili+3
Zübeyde Can
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Evlilik birliğinin Türk medeni Kanunu'nun 162. maddesi'ne göre sona ermesi

Evlilik, karşı cins iki kişinin kendi iradeleriyle kurdukları bir birlikteliktir. Bu birliktelik, evlilik birliği olarak adlandırılır ve eşlerin birbirlerine karşı sorumlu oldukları yükümlülüklerini yerine getirmeleri ile devam eder. Ancak eşler bazı durumlarda bu birliği sonlandırılabilmektedir. Tezimizin konusunu da "Evlilik Birliğinin Türk Medeni Kanunu'nun 162. Maddesi'ne Göre Sona Ermesi" oluşturmaktadır. Tezimiz üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, TMK m. 162 hükmüne dayalı boşanma sebepleri ve sonuçlarının daha iyi anlaşılabilmesi açısından; evlilik birliği ve evlilik birliğinin sona erme halleri tanımlanacaktır. Akabinde ise boşanma ve TMK'de düzenlenmiş olan boşanma sebepleri ele alınacaktır. Tezimizin ikinci bölümünde ise TMK m. 162 hükmü kapsamında boşanma sebepleri olan hayata kast, pek kötü ve onur kırıcı davranış sırasıyla tanımlanacak olup daha sonra bu nedenlere dayalı olarak açılabilecek boşanma konusu Yargıtay kararları ışığında işlenecektir. Üçüncü bölüm olan son bölümde ise TMK m. 162 hükmüne dayanılarak açılan boşanma davalarının sonuçları ele alınacaktır. Bu sonuçların neler olduğu ve nasıl meydana geldikleri üzerinde durulacaktır.

BoşanmaEvlilikEvlilik birliği+1
Safiye Vasviye Özer
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Genel ceza yargılaması ile karşılaştırmalı icra suçları yargılaması

Borç ilişkisi, insanların toplumda birbirleriyle kurdukları hukuki ilişkilerden bir tanesidir. Taraflar arasında kurulan bu ilişki, borçlu sıfatına sahip olan tarafın, edimini alacaklı sıfatına sahip olan tarafa karşı kendiliğinden ve zamanında yerine getirmesiyle sona erer. Ancak borçlu, borç ilişkisinin konusunu oluşturan edimini her zaman kendiliğinden ve zamanında yerine getirmeyebilir. Böyle bir durumda modern hukuk sistemlerinde olduğu gibi hukukumuzda da alacaklıya, alacağına devletin icra organları vasıtasıyla kavuşma imkanı tanınmıştır. Diğer bir ifadeyle borçlu veya bir hakkı yerine getirmekle yükümlü olan kişi edimini rızasıyla yerine getirmezse, cebri icra hukuku kuralları uygulanmak suretiyle edimin konusu zorla yerine getirilir. Cebri icra hukuku kuralları borçlunun malvarlığı ile sınırlı olacak şekilde uygulanır. Cebri icra hukuku kapsamında başlatılan icra takibi neticesinde edimin türüne göre, borçlunun malvarlığından borcuna yetecek miktar haczedilerek satılır ve elde edilen para alacaklıya ödenir veya hakkın konusu zorla yerine getirilir. ancak edimin konusu yerine getirilirken zor kullanma yetkisi sadece devletin icra organlarına tanınmıştır. Buna karşılık alacaklının, borçlunun şahsına veya mal varlığına karşı zor kullanma hakkı yoktur. Dahası hukukumuzda borçlunun şahsına veya malvarlığına karşı zor kullanma fiilleri yasaklanmış ve bu fiillerin gerçekleştirilmesi suç sayılmıştır (1). İcra takibi işlemleri sırasında kural olarak borçlunun şahsına karşı cebir uygulanmaz. Ancak icra takibi işlemlerinin etkin, sağlıklı ve hızlı bir şekilde yürütülmesini temin etmek, borçlunun veya üçüncü kişilerin kötü niyetli davranışlarını engellemek ve böylece alacaklının alacağına kolayca kavuşmasını ve kamu otoritesine olan güveninin korunmasını sağlamak amacıyla icra takibi işlemleri sırasında borçluya ve üçüncü kişilere bazı sorumluluklar yüklenmiştir. Borçlunun veya üçüncü kişilerin kendilerine yüklenen bu sorumlulukları ihlal etmeleri halinde, ihlalin şekli ve türüne göre İcra ve İflas Kanunu'nda çeşitli cezalar öngörülmüştür. Cebri İcra hukukunun özelliklerinden kaynaklanan ve cezaya bağlanan fiiller doktrin ve uygulamada "icra suçları" şeklinde adlandırılmaktadır. Nitekim cezaya bağlanan bu filler 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu'muzun "Cezai Hükümler" başlıklı 16 babında özel olarak düzenlenmiştir (2). Çalışmamızda İcra İflas Kanunu'muzun 16. Babının 331-354 maddeleri arasında özel olarak düzenlenen ve cezai yaptırıma bağlanan fiilleri "İcra Suçları" adı altında ve bölümler halinde ele alınacaktır. Araştırma probleminin tespiti açısından İcra suçu kavramı, icra suçlarının amacı ve en önemlisi Genel Ceza Suçları arasındaki farkları ile icra suçlarının İcra ve İflas Kanunu'ndaki düzenlenme şekli, nitelendirilmesi ve tasnifi üzerinde durulacaktır. Burada özellikle cezai yaptırıma bağlanan fiiller için öngörülen cezaların türlerini dikkate alarak bu fiillerin suç mu kabahat mi ya da tedbir mi olduğunu uygulama ve doktrindeki farklı görüşleri de belirtmek suretiyle inceleme konusu yapılacaktır. Bu inceleme yapılırken cezası hapis veya hapis ve adli para cezası olan icra suçları ile cezası tazyik ve disiplin hapsi olan icra suçları sınıflandırmasına bağlı kalınacaktır. Sonrasında icra suçlarının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi' nin Ek 4 Numaralı Protokol'ünün 1. maddesinde ve 1982 Anayasa'nın 38/8. maddesinde yer alan "Borçtan dolayı özgürlüğünden yoksun bırakılma yasağı" kuralına aykırılık oluşturup oluşturmadığı konusu sınırlı olarak değerlendirilecektir. Böylece araştırma konusunun temelini oluşturan icra suçlarına uygulanacak yargılama usulü ele alınacaktır.

Ceza yargılamasıSuçİcra+2
Volkan Savaş
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kambiyo senetlerinde mücbir sebep

Bu çalışmada kambiyo senetlerinde mücbir sebebin sonuçları ele alınmış ve Türk Ticaret Kanunu hükümleri çerçevesinde kambiyo senetleri olan bono, poliçe ve çekte mücbir sebep hususu irdelenmiştir. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, mücbir sebep kavramının tanımı ve unsurları incelenmiş ve mücbir sebebin benzer kavram olan beklenmeyen hal ile karşılaştırması yapılmıştır. Ardından mücbir sebebe ilişkin özel hukuk çerçevesinde Türk Hukuku'nda mevcut olan hükümlere değinilmiştir. İkinci bölümde ise kambiyo senetlerinde mücbir sebep hükümlerini anlaşılabilir kılmak bakımından, öncelikle kambiyo senetleri hakkında genel bir inceleme yapılmış; akabinde mücbir sebebin kambiyo senetlerinde etkili olduğu haller incelenmiştir. Mücbir sebebin kambiyo senetleri hükümleri çerçevesinde şartları ayrıca açıklanmıştır. Çalışmamızın son bölümünde ise mücbir sebebin hukuki sonuçları hakkında detaylı açıklama yapılması hedeflenmiştir. Bu bağlamda, öncelikle, mücbir sebebin genel sonuçları hakkında bilgiler verilmiş, kambiyo senetlerindeki sonuçları ise her kambiyo senedi açısından ayrıca incelenmiştir. Son olarak mücbir sebebin zamanaşımına etkisi ile ispatı hususları anlatılarak çalışma tamamlanmıştır.

BonoKambiyo senetleriMücbir sebepler+3
Selin Sadi
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi

Taşınmaz satış vaadi, taraflarına taşınmaz satış sözleşmesinin kurulmasını talep edebilme yetkisi veren, tam iki tarafa borç yükleyen ve doktrinde ağırlıklı olarak kabul edildiği üzere bir ön sözleşmedir. Taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri ile taraflar sözleşmeden doğan borcun yerine getirilmesi adına kişisel bir hakka sahiptir. Bu kişisel hak, tapu kütüğüne şerh ile birlikte ayni bir hak vasfı kazanmaz; ancak üçüncü kişilere karşı tıpkı ayni bir hak gibi kuvvete sahiptir. Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi, tıpkı taşınmaz satış sözleşmesi gibi resmi şekilde düzenlenmektedir. Ancak taşınmaz satış sözleşmelerinden farklı olarak satış vaadi sözleşmelerini düzenleyen makam ise tapu memur ve muhafızları değil; noterlerdir. Taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinde borcunu yerine getirmeyen vaat borçlusuna karşı tapu iptal ve tescil davası açılıp borcun hükmen yerine getirilmesi talep edilebilir. Çalışmamız üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde sözleşmenin kurulması ve özellikle taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin karakteristiği ve hukuki nitelendirilmesi üzerine inceleme yapılacaktır. Çalışmamızın ikinci bölümünde sözleşmenin hükümleri, sözleşmeden doğan borcun yerine getirilmemesi halinde tarafların birbirlerine karşı açabileceği davalar incelenecektir. Çalışmamızın son bölümünde ise sözleşmenin sona ermesi ile uyuşmazlığın çözümü için tarafların hangi çözüm yollarına başvurabileceği hakkında değerlendirmelerde bulunulacaktır.

Gayrimenkul satış vaadiSatış sözleşmeleriSatış vaadi+1
Selen Demirkaya
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Anonim şirket yönetim kurulu iç yönergesi (Yönetimin devri ve temsil yetkisinin kapsamının belirlenmesi açısından)

6762 sayılı Eski Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenmemiş olmasına rağmen uygulamada İç Yönerge anonim şirketlerin yönetim yapısını ve işleyişini kurala bağlamıştı.6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu'nda ise iç yönerge kavramı yasal zemine kavuşmuştur. Yeni bir yasal düzenleme olması nedeniyle bu kavramın uygulamada ne şekilde ele alınacağı, söz konusu kavramın şirketler hukuku içerisinde diğer kurallar ile ilişkisi, şirketlerin yönetim ve işleyişine yapacağı katkı ile yaratacağı etkinin boyutu ve niteliği ile hukuki boyutunun irdelenmesi bir gereksinim olarak ortaya çıkmaktadır. Yeni Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesi ile bazı hallerde iç yönerge hazırlanması zorunlu hale getirilmiştir. Bu çalışmada, TTK'nin 367. maddesinin birinci fıkrası ve 371. maddesinin yedinci fıkrası hükümlerinde düzenlenen iç yönerge çeşidi "yönetim kurulu iç yönergesi", TTK'nin 419. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen iç yönerge ise "genel kurul iç yönergesi" olarak adlandırılmış, bu çalışmanın kapsamı yönetim kurulu iç yönergesiyle sınırlı tutulmuştur. Anonim şirketin yönetiminin belli bir düzen ve disiplin altına alınması ve kurumsallaşmanın, şeffaflık ve denetim ile hesap verilebilirliğin sağlanması için iç yönerge hazırlanması son derece yararlı ve önemlidir. İç yönerge ile yapılan en önemli işlemlerden birisi yönetim yetkisinin devrinin ve koşullarının düzenlenmesidir. Ayrıca anonim şirket bünyesinde sınırlı yetkili ticari vekil veya diğer tacir yardımcısı olarak atanan kişilerin görev ve yetkilerinin belirlendiği bir belge olması nedeniyle de iç yönerge oldukça önemli bir düzenlemedir.

Anonim ortaklıklarAnonim şirketlerTemsil yetkisi+4
Akif Doğru
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Takip yolunun değiştirilmesi (İİK. m.43/2)

Çalışmamızın konusu, İcra ve İflas Kanunu'nun 43. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenmiş olan takip yolu değişikliğidir. Takip hukukumuzda, iflâsa tabi şahıslar hakkında takip alacaklının seçimine göre, haciz veya iflâs yoluyla yapılabilmektedir. Çalışma konumuz olan takip yolunun değiştirilmesi düzenlemesinde, iflâsa tabi borçlusu hakkında haciz veya iflâs yoluyla ilamsız takibe başvuran alacaklının, seçmiş olduğu takip yolunu bir defaya mahsus olmak üzere bırakarak diğerine harçsız olarak yeni baştan müracaat edebileceği düzenlenmiştir. Çalışmamızın amacı takip yolunun değiştirilmesini, doktrin ve yargı kararları çerçevesinde tüm yönleriyle incelenmesidir. Çalışmamız 3 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, iflâsa tabi şahıslar hakkında yapılan takiplerde alacaklının takip yolunu seçme hakkı, ardından ise iflâsa tabi şahıslar hakkında yapılan takiplerde alacaklının takip yolunu değiştirme hakkı ele alınmıştır. Çalışmamızın ikinci bölümünde, takip yolunu değiştirme hakkının şartları, usulü süresi hakkında ayrıntılı açıklamalara yer verilmiştir. Çalışmamızın son bölümünde ise, takip yolunu değiştirme hakkının kullanılmasının hukuki sonuç ve etkileri ele alınmıştır.

HacizTakip yolunun değiştirilmesiİcra ve İflas Kanunu+1
Kardelen Karagüllü
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Bonoda senet metninden anlaşılan def'iler

Çalışmamızın konusunu ''Bonoda Senet Metninden Anlaşılan Def'iler'' oluşturmaktadır. Tez çalışmamız, üç bölüm şeklinde olacaktır. Ana konumuz olan Bonoda Senet Metninden Anlaşılan Def'ileri ayrıntıları ile anlatabilmek için bono ve def'i kavramından bahsedilmiştir. Bono, Türk Ticaret Kanunu'nun üçüncü kitabının, dördüncü bölümünün ikinci kısmında md. 776 ile 779 arasında düzenlenmiştir. Türk Ticaret Kanunu'ndaki bono ile ilgili mevcut düzenlemeler ayrıntıları ile işlenecektir. Bononun, kambiyo senedi türü olması sebebiyle öncelikle kıymetli evrakın içerisinde kambiyo senetlerinin tanımı yapılacak, unsurları, devir şekilleri, genel esasları ve ilkeleri incelenecektir. Bonoda, ''senet metninden anlaşılan def'iler'' konusunun daha iyi anlaşılabilmesi için; def'i kavramı, kıymetli evrak konusu içerisinde ''Kıymetli Evrakta Def'i'' başlığı ile geniş bir açıdan ele alınacaktır. Senet metninden anlaşılan def'ilerin ileri sürülebilmesi için, senet metninden ne anlaşılması gerektiği ve senet metninde bulunması gereken kayıtlar önem taşımaktadır. Bu sebeple üçüncü bölümde bonoda senet metni üzerinde bulunan kayıtlar anlatılacak ve bu kayıtların noksanlığı sebebi ile ileri sürülecek olan def'iler işlenecektir.

BonoDefilerKambiyo senetleri+2
Merve Önal
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sigorta sözleşmelerinde sigortacının aydınlatma yükümlülüğü

Sigorta sözleşmelerinde, sigortacının, yerine getirmesi gereken aydınlatma yükümlülüğü, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1423. maddesinde, tüm sigorta türlerini kapsayacak şekilde düzenlenmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde genel olarak Sigorta Hukuku kapsamında sigorta kurumunun önemi açıklanmıştır. Daha sonraki bölümde ise sigorta sözleşmesi taraflarının hak ve yükümlülükleri incelenmiştir. Son olarak üçüncü bölümde, aydınlatma yükümlülüğünün konusu, içeriği ve hukuki niteliği hakkında bilgilere değinilmiştir. Çalışmanın çerçevesini sigortacının aydınlatma yükümlülüğüne ilişkin olarak "culpa in contrahendo" sorumluluğu da ele alınarak sorumluluğun şekli ve yaptırımları oluşturmaktadır. Kanunda "yükümlülük" tabiri ile düzenlenen aydınlatma külfetinin, getiriliş amacını açıklamaya çalışan görüşlere değinilmiş ve bu konudaki önemli noktalar aktarılmıştır.

Selin Şengül Kösemen
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Tüketici hukuku kapsamında mobil uygulama son kullanıcı lisans sözleşmelerinde genel işlem koşulları

Tezin konusu; mobil uygulamaların edinilmesi esnasında mobil uygulama geliştiricisi ile son kullanıcı arasında akdedilen mobil uygulama son kullanıcı lisans sözleşmesinin tanımı, şekli, hukuki niteliği ve bu sözleşmelerde yer alan genel işlem koşullarının denetimidir. Çalışmanın ilk bölümünde mobil uygulamaların hukuki niteliği açıklandıktan sonra ikinci bölümde mobil uygulama son kullanıcı sözleşmelerinin özellikleri ve tarafların sözleşmeden doğan borçları incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü ve son bölümünde ise mobil uygulama son kullanıcı lisans sözleşmelerinde yer alan genel işlem koşulları ve haksız şartların denetimi detaylı olarak incelenmiştir ve bu denetimlerden geçemeyen sözleşme hükümlerine uygulanabilecek yaptırımlar konuyla ilgili doktrinde ileri sürülen görüşler ile birlikte tartışılmıştır. Ayrıca bu çalışmadaki tüm bu inceleme ve değerlendirmeler tüketici hukuku kapsamında gerçekleştirilmiştir.

Genel işlem şartlarıHaksız şartlarKullanıcı+4
Samet Karayiğit
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Anonim şirketlerde yönetim kurulu üyeleri için öngörülen rekabet yasağı

Çalışma konumuzu anonim şirketlerde yönetim kurulu üyeleri için öngörülen rekabet yasağı oluşturmaktadır. Anonim şirketlerde yönetim kurulu üyeleri için rekabet yasağı Türk Ticaret Kanununun 396.Maddesinde düzenlenmiştir. Çalışmamız 3 ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; rekabet yasağı ve rekabet kavramları üzerinde durulmuştur. Bu bölümde ayrıca rekabet yasağının benzer kavramlardan farkı ile, rekabet yasağına ilişkin düzenlemelerin amacı ve özellikleri anlatılmıştır. Son olarak Türk mevzuatında yapılan diğer rekabet yasağına ilişkin düzenlemelere değinilmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümünde anonim şirketlerde yönetim kurulu üyeleri için öngörülen rekabet yasağının kapsamı anlatılmıştır. Çalışmamızın son bölümünde ise rekabet yasağının genel kurul tarafından verilen onayla ortadan kaldırılması hali üzerinde durulmuştur. Bu bölümde ayrıca rekabet yasağının ihlali halinde uygulanabilecek yaptırımlar ve bu yaptırımların uygulanmasındaki usul incelenmiştir.

Anonim şirketlerRekabetRekabet yasağı+3
Uğur Mert Narlı
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ulusal alanda ve milletlerarası özel hukuk alanında soybağının kurulmasına ilişkin düzenlemeler

Medeni Kanunu'nda soybağının kurulması için çocuk ile ana ve babası arasında kan bağı bulunması ya da evlat edinme ilişkisinin kurulmuş olması aranmaktadır. Öte yandan günümüzde tıbbi gelişmelere bağlı olarak soybağı ilişkilerine doğrudan etki eden yardımcı üreme teknikleri de kişiler hukuku, miras hukuku, usul hukuku gibi özel hukukun çeşitli alanlarında ve aynı zamanda kamu hukuku alanında da ulusal mevzuat hükümlerinin yetersiz kalmasına sebep olmuştur. Açıklanan nedenle ülkemizde Türk Medeni Kanunu ve Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'u merkezine alan bu sistemin sorumluk hükümleri ile kıyaslanarak ortaya konulması önem teşkil etmektir. Bu kapsamda çalışmada öncelikle soybağının tanımı ve tarihi gelişimine değinilmiş, ikinci ve üçüncü bölümde soybağının ulusal hukuk ve milletlerarası özel hukuk boyutunda incelenmesi sağlanarak dördüncü ve son bölümünde soybağının kurulmasında yetki ve yargılama usulü ile yapay üreme tekniklerinin uygulanmasında ortaya çıkan sorunlar ulusal ve uluslararası mevzuat hükümleri kapsamında ele alınmıştır.

Dölleme-yapayEvlat edinmeKanbağı+4
Begüm Alpat
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ticaret unvanının korunması

Ticaret unvanı, tacirin ticari işletmesi ile ilgili faaliyeletleri yürütürken kullandığı addır. Ticaret unvanlarının tanıtma, ayırt etme, garanti ve reklam gibi fonksiyonları vardır. Ticaret unvanı yalnızca tacirler tarafından seçilip kullanılabilen kavramlardır. Esnaflar dahi ticaret unvanı seçemez ve kullanamazlar. Tacirler, ticari hayatta kullandıkları unvanları ile tanınır ve yer edinirler. Gösterdikleri emek ve ortaya koydukları sermaye, dış dünyadan karşılığı ticaret unvanı aracılığı ile alacaktır. Bu nedenle ticaret unvanı, her türlü ihlal ve haksız kullanımdan ötürü korunmaya değer bir kavramdır. Kanunumuzda ticaret unvanlarının korunması konusunda ikili bir ayrım yapılmıştır. Kanunumuz, tacirler bakımından ticaret unvanı kullanımını ve tescilini zorunlu tutmuştur. Kanun koyucu tarafınfan getirilen bu zorunluluğa uygun şekilde seçilip usulüne uygun şekilde tescil ettirilenle unvanlar, kanunun özel hükümleriyle sağlanan özel korumadan yararlanabileceklerdir. Ancak, kanun koyucunun tescili zorunlu tutmasına rağmen, seçip kullandığı unvanı tescil ettirmeyen hak sahipleri kanun ancak genel hüküm niteliği taşıyan haksız rekabet hükümlerinden yararlanarak kendilerine koruma sağlayabileceklerdir.

Haksız rekabetTescilTicaret ünvanı+1
Öykü Ekin Oktay
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Aile içi kadına yönelik şiddete karşı kadının korunması

Kadınların insan haklarının ihlali olarak nitelendirilen kadına yönelik şiddet kavramı Dünya'da olduğu gibi Türkiye'nin de en önemli sorunlarından biridir. Kadınlar yaşamların her döneminde, her alanda şiddete maruz kalmaktadırlar ve bu şiddetin en önemli sebebinin toplumun ataerkil yapısı olduğu bilinmektedir. Toplumun kadına bakış açısı sonucu kadın her dönemde ikinci plana atılmış ve ayrımcılığa maruz kalmıştır. Bu bakış açısı ile beslenen erkek egosu da kadına yönelik şiddeti doğurmuştur. Ülkemizde 1970'li yıllarda gündeme gelmeye başlayan kadına yönelik şiddetin önlenmesinde en önemli araç hukuksal düzenlemelerdir. 2001 yılından itibaren Avrupa Birliği'ne uyum süreci içinde kadın- erkek eşitliğini sağlamaya, ayrımcılığı önlemeye ilişkin, kadını şiddetten korumaya yönelik hukuksal düzenlemeler yapılmıştır. Çalışmamız kadına yönelik şiddet ve bu konudaki iç hukukumuzdaki düzenlemeleri içeren üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, aile, şiddet ve aile içi kadına yönelik şiddet kavramı, şiddetin türleri ve kadın, erkek, çocuk üzerindeki olası etkilerinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde aile içi kadına karşı şiddetle ilgili kanunlarımızdaki düzenlemeler yer almaktadır. Üçüncü ve son bölümde ise, kadının korunması için alınacak önlemler; devletin, hangi hallerde ve ne şekilde müdahale etmesi gerektiği hususları üzerinde durulmuştur. Bu çerçevede TMK, 4787 Sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun ve 6284 sayılı Aile İçi Şiddet ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında, hâkimin ve idarenin kadının korunması adına alabileceği koruyucu ve önleyici tedbirler ele alınmıştır.

Aile içi şiddetAilenin Korunmasına Dair KanunKadına yönelik şiddet+4
Mürüvvet Yetişkin
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sigorta hukuku bakımından hekimin hukuki sorumluluğu

Sağlık hizmetlerinin ifa edilmesinde ortaya çıkabilen tıbbi uygulama hataları ve bunların neticesinde açılan tazminat davalarında son yıllarda görülen artış, hekimlere mesleki koruma sağlanmasının ne denli önemli olduğunu göstermektedir. Öte yandan, sorumluluk kavramının hukuki boyutlarıyla çok yönlü gelişmesine paralel olarak sorumluluk sigortası da aynı oranda gelişme göstermiş ve birçok sektörde tatbik edilmeye başlanmıştır. Özellikle son yıllarda, hekim, noter, mimar, avukat, mali müşavir gibi meslek grupları mesleki sorumluluk sigortaları ile kendilerini teminat altına alma ihtiyacı hissetmiştir. Hekimlerin aşırı bir sorumluluk baskısı altında olmaları, mesleklerini yerine getirirken kendilerini güvensiz hissetmelerine, zor ve riskli uygulamalardan kaçınmalarına sebep olabilmektedir. Bu durum ise, kamu sağlığına olumsuz etkiler yapma ve ciddi mağduriyetlere yol açma potansiyeli taşımaktadır. Bu noktada, Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası, gerek serbest çalışan gerekse kamu veya özel kurumlara bağlı olarak çalışan hekimlerin hukuki sorumluluk nedeniyle karşı karşıya kalabilecekleri mali yükten kurtulmaları, zarar gören hastaların ise kendilerine zarar veren hekime karşı tazminat istemlerini karşılayacak bir mali kuruluşa müracaat etmelerini sağlaması bakımından önemli bir işlev görmektedir.

Cezai sorumlulukDoktor hatasıDoktor-hasta ilişkileri+7
Fatih Serhan Öksüz
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İşçinin iş güvenliğini tehlikeye düşürmesi nedeniyle iş sözleşmesinin haklı feshi

İş hayatında önemi gün geçtikçe artan iş güvenliği kavramı, mesleki risklerin bertaraf edilmesi için gerekli tedbirlerin alınmasını sağlayan, olası zarar oluşması halinde ise kusurlu taraftan zararın tazminini talep imkânı veren bir kavramdır. Sanayi devrimi sonrasında gelişmesi hız kazanan iş güvenliği kavramı, başlarda çocuk ve kadınlara yönelik koruma geliştirirken gelişen teknoloji ve artan iş gücü sayesinde tüm çalışanlar için etkin koruma sağlamayı amaçlamıştır. Çalışmamızda; işverenin, işçinin iş güvenliği ihlallerine karşı haklı fesih hakkının kullanabileceği durumlar çok yönlü olarak incelenmiştir. Üç ana bölümden oluşan çalışmamızın "İş Sözleşmesi Kavramı ve İş Güvenliği'' başlıklı birinci bölümünde; iş sözleşmesi kavramının tanımı yapılarak oluşum unsurları belirtilmiştir. Aynı bölümün devamında ise, iş güvenliği kavramının tarihten günümüze geçirdiği gelişimler ve bu gelişimlere kaynak teşkil eden ulusal ve uluslararası kaynaklar ortaya konulmuştur. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise, iş güvenliğinin korunması hususunda konusunda işçi taraf ve işveren tarafın karşılıklı sorumlulukları incelenmiş, bu incelemelere paralel olarak mevzuat kaynaklarına değinilmiştir. Çalışmamızın üçüncü bölümünde; önceki bölümlerde araştırılan iş sözleşmesi kavramı ve buna bağlı iş sağlığı ve güvenliği yükümlülükleri baz alınarak '' İşçinin Kendi İsteği veya Savsaması Yüzünden İşin Güvenliğini Tehlikeye Düşürmesi Sebebiyle Haklı Fesih ve Sonuçları'' incelenmiş ve Yargıtay kararlarıyla anlatıya konu durumlar somutlaştırılmıştır.

Fesih hakkıHaklı nedenle fesihİş güvenliği+3
Berkay Karasu
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Limited şirket genel kurul toplantısının işleyişi ve karar alma esasları

6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) ile limited şirketlere ait hükümlerinde, bir önceki kanun olan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (eTTK) hükümleri mukayese edildiğinde pozitif değişikliklerin meydana geldiği görülmektedir. Limited şirketlerin en önemli organları genel kurul ve müdür/müdürlerdir. Çalışmamızın amacı da genel kurulun özellikleri ve nitelikleri doğrultusunda yapılan toplantıların öncesi ve sonrasında uygulanan usullerin tespitini sağlamak ve alınan kararları tespit etmektir. Bu kapsamda, çalışmada öncelikle bu organların özellikleri çerçevesinde limited şirketin temel unsurları incelenmiştir. Özellikle koruyucu ve düzenleyici bir fonksiyona sahip genel kurul, TTK ile kıyaslama yapılması bakımından eTTK'de yer alan düzenlemeleriyle izah edilmiştir. Limited şirket genel kurulun toplantı türleri, toplantıya çağrılması ile ilgili hususlar özellikle anonim şirketlere yapılan atıflar doğrultusunda araştırılmıştır. Genel kurul toplantısının işleyişi ve toplantı sonucunda alınan kararlar, TTK ve limited şirkete ilişkin diğer mevzuatlardan faydalanılmak suretiyle ele alınmıştır. Ayrıca bu kararların hukuki mahiyetinin açık ve net bir şekilde anlaşılması adına öğretide yer alan görüşlere yer verilmiştir.

Mert Cevahir Eser
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Blokzincir tabanlı kayıtların medeni usul hukuku açısından güvenilirliği ve delil olarak değerlendirilmesi

Blokzincir teknolojisi, merkeziyetsiz ve dağıtık yapısıyla veri yönetimi, güvenlik ve şeffaflık alanlarında önemli fırsatlar sunmaktadır. Bu tezde, blokzincir tabanlı kayıtların Türk medeni usul hukukunda delil olarak kullanımını ve bu kullanımın hukuki sonuçlarını inceliyoruz. İlk bölümde, blokzincir teknolojisinin temel özellikleri ve mevcut Türk hukuk mevzuatındaki yeri ele alınmıştır. Mevzuattaki eksiklikler ve hukuki belirsizlikler tespit edilerek, özellikle akıllı sözleşmelerin hukuki geçerliliği üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde, medeni usul hukukunda delil kavramı, kesin delil ve takdiri delil ayrımı açıklanmış, blokzincir tabanlı kayıtların bu bağlamda nasıl değerlendirilebileceği tartışılmıştır. Blokzincir kayıtlarının elektronik delillerle ilişkisi ve ispat gücü analiz edilmiştir. Üçüncü bölümde, blokzincir tabanlı kayıtların mahkemeye sunulma yöntemleri ve mahkemelerin bu kayıtları değerlendirme kriterleri incelenmiştir. Kayıtların kesin delil veya takdiri delil olarak kabul edilebilirliği, senetle ispat kuralları ve delil başlangıcı kavramları çerçevesinde değerlendirilmiştir. Ayrıca, bu kayıtların yargılama sürecine etkileri ve hukuki sonuçları analiz edilmiştir. Sonuç olarak, blokzincir tabanlı kayıtların Türk hukuk sistemine entegrasyonunun, hukuki işlemlerin güvenilirliğini ve şeffaflığını artıracağı, yargılama süreçlerini hızlandıracağı tespit edilmiştir. Ancak, mevcut hukuki düzenlemelerin yetersizliği nedeniyle yasal boşlukların bulunduğu ve bu boşlukların giderilmesi için yeni düzenlemelere ihtiyaç duyulduğu sonucuna varılmıştır. Böylece, blokzincir tabanlı kayıtların medeni yargılama süreçlerinde etkin ve güvenilir bir şekilde kullanılması mümkün hale gelecektir.

Esat Erbil Tavus
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Profesyonel futbolcu sözleşmelerinde uyuşmazlık çözüm yolları

Futbol, günümüzde toplumların yaşadığı sıkıntıları kısa süreliğine de olsa unutturabilen ve ülkelerin gündemini hızla değiştirebilen bir spor dalı hâline gelmiştir. Futbolun en önemli unsurlarından biri profesyonel futbolcu sözleşmeleridir. Bu sözleşmelere ilişkin bazı hukuki meselelerde öğretide görüş ayrılıkları bulunmaktadır. 8 Aralık 2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu kapsamı dışında kalan profesyonel futbolcu sözleşmeleri, 11 Ocak 2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na tabidir. Ayrıca, bu sözleşmeler düzenlenirken Türkiye Futbol Federasyonu'nun yayımladığı talimatlar da dikkate alınmalıdır. Bunun yanı sıra, yabancı unsur içeren profesyonel futbolcu sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda, Union of European Football Associations, Fédération Internationale de Football Association ve Court of Arbitration for Sport gibi uluslararası kuruluşların düzenlemeleri de önem arz etmektedir. Bu çalışmada, futbol ekonomisinde önemli bir yer tutan profesyonel futbolcu sözleşmelerinin hukuki niteliği ve bu sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklar ele alınacaktır. Söz konusu sözleşmelere ilişkin iç hukuk düzenlemeleri ve yabancı unsurun etkisi değerlendirilerek, uygulamada karşılaşılan sorunlara örnek olaylar üzerinden çözüm önerileri sunulması ve literatüre katkı sağlanması amaçlanmaktadır.

Hüseyin Batuhan Şahin
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İcra ve İflas Kanunu madde 111/a uyarinca borçluya satış yetkisi verilmesi

Borçluya satış yetkisinin verilmesi, Türk hukukunda icra takiplerinin etkinliğini artırmayı hedefleyen önemli bir düzenleme olarak 7343 sayılı Kanun'la hukuk sistemimize kazandırılmıştır. Bu düzenleme, alacaklıların alacaklarına daha hızlı kavuşmalarını sağlamayı ve açık artırma yoluyla satışların olumsuzluklarını gidermeyi amaçlayan alternatif bir paraya çevirme yöntemi olarak tasarlanmıştır. Ancak düzenlemenin taslağı üzerinde yeterli bir akademik ve uygulamaya dönük tartışma yapılmadan yasalaşmış olması, uygulamada bazı eksikliklere ve eleştirilere neden olmuştur. İcra ve İflas Kanunu'nun 111/a maddesi ile borçlu, mahcuz malın satışını bizzat gerçekleştirme yetkisine sahip olmuş; böylece icra hukukumuza yeni bir paraya çevirme usulü kazandırılmıştır. Ancak borçlunun bu yetkiyi kullanabilmesi, kıymet takdiri raporunun borçluya tebliğ edilmesinden itibaren yedi günlük süre içerisinde yetki talebinde bulunmasına bağlıdır. Satış işleminin hukuki geçerliliği için borçlunun, İİK m. 111/a-2'de öngörülen koşullara uyması gerekmektedir. Bununla birlikte, borçlunun gerçekleştirdiği satış işlemleri icra mahkemesi tarafından şekli bir incelemeye tabi tutulur ve satışın onaylanması ile mülkiyetin devri gerçekleşir. Bu çalışmada, 7343 sayılı Kanun'un İcra ve İflas Kanunu'nda gerçekleştirdiği değişiklikler ve eklemeler çerçevesinde hukuk sistemimize kazandırılan İİK m. 111/a ile düzenlenen borçluya satış yetkisi verilmesi konusu ele alınarak, kurumunun hukuki niteliği, prosedürün temel özellikleri ve düzenlemenin hukuk dünyasına kattıkları açıklanmaya çalışılacaktır.

Müge Andırın
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Edinilmiş mallara katılma rejimine ilişkin davalarda ispat

Hukukumuzda eşler arasında evlilik birliğinin kurulması ile birlikte diğer birtakım haklar ve sorumluluklar meydana gelmektedir. Bu durumlardan birisi de mal rejimidir. Eşler arasında evlilik birliğinden sonra mal rejimleri uygulama alanı bulmaktadır. Mal rejimi en genel anlamda; eşlerin evlilik öncesi sahip oldukları mallar ile, evlilik birlikteliği devamı sürecinde edindikleri mallar ve bu mallar üzerindeki hakları ve yükümlüklerini, evlilik sona erdiğinde bu mallar üzerindeki paylaşıma yönelik kurallar bütünü olarak tanımlanabilir. 743 sayılı Mülga TKM' de mal ayrılığı rejimi kanunen yasal mal rejimi olarak belirlenmişken 2002 yılında kabul edilen yeni Türk Medeni Kanunun' da edinilmiş mallara katılma rejimi yasal mal rejimi olarak öngörülmüştür. Evliliklerin 2002 öncesine dayanması durumunda farklı durumlar ayrık olmak üzere çoğu zaman iki farklı mal rejimi ve buna bağlı olarak tasfiye hükümleri uygulanacaktır. Ayrıca 1926'dan 2002 yılına kadar uygulanan yasal mal rejiminin değişmesi de uygulama da birtakım karışıklıkları meydana getirmiştir. Bu çalışmamızda TMK'de kabul edilen ve toplumumuzda en çok uygulaması olan edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda ispat kavramı üzerinde durulacaktır.

Selahattin Suvat
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Medeni Kanunu kapsamında ortak velayetin uygulanabilirliği

TMK'da evlilik birliği devam ettiği sürece ana baba tarafından ortak bir şekilde kullanılan velayetin, ayrılık, boşanma ya da evlilik dışı birlikte yaşama durumlarında ana babadan birine bırakılacağı düzenlenmiştir. Velayete ilişkin düzenlemelerin temelinde yer alan çocuğun üstün yararı ilkesi ışığında çocuk açısından son derece olumsuz sonuçlar doğurabilecek ayrılık olayının bu sonuçlarını bertaraf edebilecek ya da asgari düzeye indirebilecek bir çözüm önerisi olarak ortak velayet modeli geliştirilmiştir. Doktrinde TMK m. 336/3 ve m. 182/3 çerçevesinde ortak velayetin mümkün olup olmadığı konusunda farklı görüşler mevcuttur. Yargıtay içtihatlarında ortak velayetin kamu düzenine aykırı düştüğü sebebiyle kabul görmediği kararlar, AİHS Ek 7 No.lu Protokolün yürürlüğe girmesiyle ve Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2016/15771 E. 2017/1737 K. sayılı kararı ile beraber, giderek yerini ortak velayetin Türk Hukuku açısından da mümkün olduğu yönündeki kararlara bırakmıştır. Ortak velayetin mümkün olduğunun görülmesi ortak velayete dair düzenlemelerin nasıl olması gerektiği sorusunu da beraberinde getirmiştir. Ülkemizin de taraf olduğu milletlerarası sözleşmelerde yer alan çeşitli hükümler ile teşvik edilen ortak velayet hakkında yargılamada ortak bir kanaat ve tekdüzeliğin oluşması için bir pozitif hukuk düzenlemesinin de olması gerektiği kuşkusuzdur. Türk Medeni Kanunu Kapsamında Ortak Velayetin Uygulanabilirliği isimli üç bölümden oluşan çalışmamızın ilk bölümünde genel olarak velayet kavramı, velayetin hukuki niteliği, amacı, özellikleri, kapsamı, koşulları, konusu, velayete ilişkin ilkeler, velayetin değiştirilmesi, kaldırılması ve sonuçlarına değinilmiştir. İkinci bölümde tek başına velayetten ortak velayete geçiş sürecinden, ortak velayet kavramından, ortak velayetin tercih edilme ve ortak velayete karşı çıkılma sebeplerinden, bahsedilmiş, ortak velayete hükmedilmemesi gereken haller, ortak velayete hükmedildikten sonra ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümü ve sona erme halleri incelenmiştir. Son olarak çalışmamızın üçüncü bölümünde ise, ortak velayetin uluslararası düzenlemelerde nasıl yer aldığı ve bu çerçevede Türk Hukuku bakımından boşanmada ortak velayetin uygulanabilirliği ve tartışmaya neden olan hükümler yargı kararları kapsamında incelenmiştir.

Sema Sarıçam Bakar
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Boşanmanın zina veya hayata kast sebebiyle gerçekleşmesi durumunda katılma alacağının belirlenmesi

1 Ocak 2002 tarihi itibariyle yürürlüğe giren Türk Medeni Kanunu'nu ile edinilmiş mallara katılma rejimi kanuni mal rejimi olarak kabul edilmiştir. Aksine sözleşme tanzim edilmemiş olması durumunda mal rejimi sonlandığında katılma rejimine göre tasfiye gerçekleştirilmektedir. TMK. M. 236/1 düzenlemesine göre; her eş veya mirasçıları, diğer eşin artık değerinin 1/2'si üzerinde hak sahibi olmaktadır. Bunun yanında maddenin ikinci fıkrasında ise zina veya yaşama kast nedeniyle boşanmaya karar verilmesi halinde mahkeme tarafından kusurlu durumdaki eşin artık değer üzerindeki payının hakkaniyete uygun olarak düşürülmesi yahut tamamen ortadan kaldırılmasına karar verilebileceği düzenlenmiştir. Kanunda bu düzenlemeye yer verilirken hâkime takdir yetkisi tanınmış ve artık değerdeki payının hangi ölçütler dikkate alınarak azaltılacağı ya da kaldırılacağı düzenlenmemiştir. Ölçütlerin belirlenmesinde ise doktrindeki görüşler ve Yargıtay içtihatları etkili olmaktadır. Tezde mal rejiminin temel kavramları kapsamında katılma alacağı ve artık değer kavramları, boşanma sebeplerinden zina ve hayata kast halleri detaylı şekilde irdelenecek; mal rejiminin sona ermesi bağlamında artık değer ve katılma alacağının hesaplanması izah edilerek tezin ana konusunu oluşturan TMK. m. 236/2 düzenlemesinin uygulama alanı ve uygulama ile beraber meydana gelen uyuşmazlıklar, öğretideki görüşler ve yerleşik Yargıtay kararları ışığında açıklanacaktır.

Ezgi Yücel
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00