
47
Archived Theses
2
DOIs Assigned
4%
DOI Rate
Discipline
Gençlik grup folkloru ve kültürel mekân: Ankara Kızılay semtinde iki pasaj örneği
?Gençlik Grup Folkloru ve Kültürel Mekân: Ankara Kızılay Semtinde İki Pasaj Örneği? adlı bu çalışmada, Ankara'nın Kızılay semtinde faaliyet gösteren pasajlardaki ürünlerden hareketle, 2009 yılı içinde Ankara'da görülen gençlik kültürü araştırılmaya çalışılmıştır. Pasajlarda satılan ürünlerin kökenleri incelenmiş, ne anlam taşıdıkları saptanmaya çalışılmıştır.Gençlerin beğenileri doğrultusunda sergilemiş oldukları imajlar üzerinde durulmuş, bunların gençlik altkültürleriyle ilişkisine değinilmiş ve bu imajları yansıtan ürünlerle pasajlarda satılan ürünler arasındaki ilişki ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Ayrıca gençlerin beğenileri ve değer yargıları ve toplumsallaşma süreçlerinde etkili olan unsurlar tespit ederek, toplumsal değişmenin yönü ve nedenleriyle ilgili de çıkarımlar yapılmıştır. Buna göre gençlerin kimlik arayışı içinde oldukları, yabancı kaynaklı kültürlerin ve özellikle imaj yaratırken, ABD kökenli gençlik altkültürlerinin özelliklerini model aldıkları tespit edilmiştir. Bunun içinde, hem pasaj çalışanlarına hem de 14?23 yaş aralığındaki gençlere anket, mülakat ve gözlem tekniği uygulanmış, ankette yer alan veriler SPSS programı uygulanarak tablo halinde özetlenmiştir. Diğer çıkarımlar da yazılı olarak ifade edilmiştir.
Somut olmayan kültürel mirasın müzelenmesi
2006 yılında Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesine taraf olan Türkiye sözleşmede belirtildiği üzere somut olmayan kültürel mirasın korunması aşamasında müzelerin de rol alacağını kabul etmiştir. Somut olmayan kültürel miras 5 ana maddeyi barındırmaktadır. Bu maddeler çeşitli uygulama, gelenek ve sözlü anlatımlardan oluşmaktadır. Bu çalışmada, evreni kapsamı içerisinde belirlenmiş olan maddelerin müzecilik bağlamında irdelenmeye, somut olmayan kültürel mirasın müze ortamında sergilenmesi ile ilgili temel unsurları tespit etmeye çalışılmıştır.Somut olmayan kültürel mirasın her bir unsuru, müzeleme sürecinde kültürden kültüre değişim göstermektedir. Her bir konunun müzeleme aşamasında farklı sergileme teknikleri kullanılarak sunulması başarılı sonuçlar doğuracaktır. Bu çalışmanın ileride geliştirilecek yeni sergileme metotlarının belirlenmesinde sonraki çalışmalara kaynaklık etmesi, bu bağlamda konu üzerinde geliştirilecek yöntem ve tekniklerin, bu alandaki büyük boşluğu doldurması ve bundan sonra yapılacak bilimsel çalışmalara yeni açılımlar sağlaması dilenmektedir.
Türk halk danslarındaki dönüş figürü üzerine halkbilimsel bir inceleme
Anrienne L. Kaeppler ?Dans? adlı makalesinde yer ve zaman içerisinde dansın insan vücudunu kullanarak kültürel bir form oluşturduğundan söz etmiş ve dansı icra etmeninde bu kültürel form kadar önemli bir olgu olduğunu belirtmiştir. Yazar, dans figürlerinin birer sembol taşıdığına dikkati çekerek dansların dile benzer bir gramere sahip olduğunu bu nedenle de dans figürlerinin çözümlenebileceğini öne sürmüştür. ?Türk Halk Danslarındaki Dönüş Figürü Üzerine Halkbilimsel Bir İnceleme? başlıklı bu çalışma Türk halk danslarından sema, semah ve sinsin danslarının dönüş hareketleriyle sınırlandırılmıştır. Çalışmada sema, semah ve sinsin danslarının içindeki ayin, büyü, mitoloji, kozmoloji, inisiyasyon, inanç sistemi ve kültürel biçimin dans vasıtasıyla okunabilirliği incelenmiştir. Bu doğrultuda dönüş figürünün dans içinde taşımış olduğu anlam irdelenerek, çıkarımlarda bulunulmuş netice dönüş hareketinin sahip olduğu sembolik anlam okunmaya çalışılmıştır.Çalışmada, öncelikle dansın kökenlerine inilerek ayin, büyü kavramları irdelenmiş, mitoloji ve kozmolojinin dansta nasıl bir anlatıma sahip olabileceği üzerinde değerlendirilmelerde bulunulmuş, danslardaki dönüş figürüyle inisiyasyon kavramı karşılaştırılmıştır. Anadolu ve İslam kültürünün Türk halk danslarını nasıl biçimlendirdiği örneklerle tartışılmış ve tüm bu oluşumlar çerçevesinde semah, sema ve sinsin danslarının dönüş figürü üzerinde kültürel ve inançsal boyutta okumalar yapılmaya çalışılmıştır. Ayrıca bu danslar içinde kültürel hafızanın nasıl kullanıldığı üzerinde sorular sorulmuştur.Bu çalışma, Türk halk danslarındaki figürlerin okunabilirliliğine dair oluşturulmuş bir başlangıç çalışması olmaktadır.Anahtar Kelimeler: 1. Dans, 2. Dönüş, 3. Sembol, 4. Kültür, 5. Hafıza
Sanal ortamda Türk mizahı
Bu araştırma, günümüze kadar kitapların, dergilerin, elektronik iletişim araçlarının dünyasına sıkışıp kalan mizahın, hızla gelişen teknolojik değişimler payesinde farklı bir platforma, ?sanal ortam? a taşınmasını, kazandığı yeni açılımlarla uğradığı dönüşümü ve yeni mekânında nasıl ele alındığını incelemektedir. Çalışma kapsamında, mizahın sanal ortamda bir bakıma yeniden keşfedilişine tanık olunmakla birlikte, aynı zamanda yaşanan dönüşüm süreci, W.Ong'un ?İkinci Sözlü Kültür? olarak ifade ettiği elektronik dünyanın egemenliğindeki sözlü kültürün ikliminde ele alınmaktadır.Çalışma, gerek mizah içerikli gerekse diğer kültürel alanlardaki ürünlerin, sadece kendi bağlamlarında ele alınmasının günümüz koşullarında geçerliliğini yitirdiğini, yaşantımızın son on beş yılına hâkim olmuş İnternet ortamında oluşan, gelişen ve değerlendirilen kültürel ögelerin varlığına sırt çeviremeyeceğimizi; aksine bunun bir dönüşüm geçirme, bağlamını değiştirme olarak ele almamız gerektiğini savlamaktır.Başlı başına bir `kültürel vitrin' olan İnternet dünyasının hemen her konuya kapılarının açık olması, özellikle de sanal âlemde sözlü kültürün yazılı olarak ifade bulması, İnternete edebî, sanatsal ve politik bir mekân olarak bakmamıza olanak tanımaktadır. Dolaysıyla araştırmanın hedefinde, bu mekânlardan yansıyan verilerin işlenerek mizahla olan bağıntılarının kurulması ve çözümlemelerin yapılarak bir sonuç ortaya çıkarılması vardır.Anahtar Sözcükler:1.Mizah2.Türk mizahı3.Sanal ortam4.İnternet5.Dönüşüm
Çankırı'da kına, nişan ve düğün geleneği
Düğün, evlenme geçit döneminin en belirgin özelliğidir. Onun için düğünün geleneksel değerlere ve kurallara uygun bir biçimde kutlanmasına çaba sarf edilir. Düğüne elden geldiğince çok kimse çağrılmak istenir. Düğünün zamanı ve yeri, kimler arasında olduğu, düğün öncesi çıkarılan ?okuyucu?lar tarafından bildirilir...Köylerde daha çok davullu zurnalı düğünler yapılırken, şehirlerde salonlarda yapılan düğünler tercih edilmektedir. Bazı aileler ise düğünlerini evde konuklarına ziyafet vererek yapmaktadırlar. Bu yemekler yöresel olarak içerik ve şekil bakımından farklılık göstermektedir. Düğün töreni, erkek tarafının gelin almaya gitmesi ile başlar. Kız evinde gelin çıkarılmadan önce, aile büyüklerinden bir erkek tarafından dualar eşliğinde kırmızı kuşak üç kez bağlanır. Gelin aile büyüklerinin ellerini öperek vedalaşır ve düğün alayından bir erkeğe teslim edilir. Düğün alayı tarafından gelin aldıktan sonra, davul zurna eşliğinde gezdirilir. Gelin erkek evine girerken, kapı üzerine yağ, bal sürülmesi, çerez ve bozuk para serpilmesi, testi kırılması, su dolu bakraç (kova) tepilerek devrilmesi gibi yaygın adetler uygulanmaktadır. Gelin eve girdikten sonra Çankırı yöresinde güvey gezdirme, damadın yakın arkadaşları ile sazlı sözlü eğlenceli olarak yapılır. Düğün gecesi damat gerdeğe girer. Damat yüz görümlüğü olarak geline takı takar.Düğünden sonraki günlerde gelin evdeki büyüklerle konuşmaz. Büyükler hediyeler vermek suretiyle gelinlerini konuşturmaya çalışırlar.Günümüzdeki düğünler büyük ölçüde ?yenilenmeye? uğramıştır. Bu düğün adetlerinin birçoğu kalkmış ve eskinin köy düğünleri yerini günümüzde yapılan düğün salonlarındaki birkaç saatlik eğlenceye bırakmıştır.Anahtar Sözcükler: Çankırı kültürü, düğün, evlenme, kına, gelin
Evliya Çelebi'den hareketle kahvehanelerden cafelere dönüşüm
Kahve, Arap yarımadasında ortaya çıkmış ve buradan dünyanın bir çok bölgesinde kendine özgü kültürünü oluşturarak yayılmış olan bir üründür. Kendine özgü içim kültürünü oluşturan kahve içeceği, değişik coğrafi alanlarda bulundukları bölgenin sosyal yapısını yansıtan sosyal-kamusal alan olarak tanımlanabilecek kahvehane kurumlarını oluşturmuştur. Kuruldukları dönemden günümüze kadar kahvehaneler çeşitli değişim ve dönüşümlere uğramışlar ve bu süreç içerisinde bulundukları bölgenin sosyal-kültürel izlerini taşımaya devam etmişlerdir.Bu çalışmada, Evliyâ Çelebi Seyahatnamesinden hareketle kahvehane kurumlarının dönüşüm süreci incelenmiştir. Kahvehaneler, sanayileşme ile birlikte tüketim toplumu, küreselleşme ve popülerleşme gibi olguların da etkisi ile birlikte Batılı yaşam biçimi odaklı olarak cafelere dönüşmüşlerdir. Bu dönüşüm sürecinde, kahvehaneler küresel anlamda ürün, ürün sunumu, mekansal özellikleri gibi çeşitli alanlarda standartlaşmalar getirmekle birlikte kendilerine özgü sosyal-kültürel fonksiyonlarını yerel kültürel etkilerini de yansıtarak sürdürmeye devam etmektedirler.Anahtar Kelimeler:1.Kahve2.Kahvehane3.Cafe4.Evliyâ Çelebi Seyahatnamesinde Kahve ve Kahvehane5.Kahvehaneden Cafelere Dönüşüm
Sözlü kültür ortamının gezici seyyar satıcıları: Çerçiler
Bu çalışmada, sözlü kültür ortamında kaybolmaya yüz tutan geleneksel mesleklerden biri olarak varlık gösteren ?çerçilik? geçmiştengünümüze geçirdiği aşamalarla birlikte ele alınmıştır. Çalışmada, çerçilerin kullandıkları malzemeler, köy ve kasabalara gelişleri- getirdikleri, sözlü kültürdeki yeri gibi pek çok konu ele alınmıştır. Özellikle ?Cumhuriyet Dönemi? çerçi kültürü sözlü kaynaklardan elde edilen verilerle değerlendirilmeye çalışılmıştır.Anahtar Sözcükler1.Çerçi2.Değiş- tokuş3.Sözlü Kültür Ortamı4.Geleneksel Ticaret
Okul öncesi eğitim kurumlarında uygulanan programların halk bilimsel açıdan incelenmesi
Okul Öncesi Eğitimi Türkiye'de özellikle 1960'lı yıllardan sonra büyük gelişme göstermiştir. Son yıllarda zorunlu eğitime geçmek için pilot bölge uygulamasına geçilmiştir. Bu durum, kentleşme ve küreselleşme olgularının bir sonucu olan toplumsal değişmeler ile toplumun değişen beklentilerini yansıtan bir süreç olarak belirmektedir. İster kırsal ister kent ortamı olsun anne ve babanın birlikte ekonomik yaşamda yer almaları sonucu, aileler çocuklarının hem bakımı hem nitelikli yetişmelerini sağlamak için okul öncesi eğitim kurumlarına yönelmektedirler. Ayrıca erken çocukluk gelişimine verilen önemin artması da yaşanan bu sürecin boyutunu değiştirmektedir.Okul öncesi eğitim kurumlarında uygulanan programlar halk bilimsel açıdan değerlendirilmiştir. ?Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi? çerçevesinde, `somut olmayan kültürel mirasın korunması ve genç kuşaklara aktarılması' konusu yer almaktadır. Bu konuda okul öncesi eğitim kurumlarında uygulanan programlarda etkinlikler alanında kültürel miras ürünlerinden yararlanılabileceği görülmüştür.Okul öncesi eğitim kurumlarında uygulanan programlar kültürel miras ürünlerinin aktarım alanları açısından değerlendirilebilecek bir alanı oluşturmaktadır. Bu bakımdan, çalışma halk bilimi açısından kültür eğitimi konusunda bir başlangıç çalışması niteliğindedir.Anahtar kelimeler: Okul öncesi eğitim, okul öncesi eğitim programları, kültürel miras ve kültür aktarımı.
Türk mitolojisinin resmi
Tez çalışmamız konusu itibariyle, Türk mitlerindeki tanrı ve tanrıça ikonlarının sanatsal yaratıcılık düzeyinde resimlenmesi ve canlandırılması olsa da, bu tasvirlerin ortaya çıkması için uyguladığımız yöntem; çok çeşitli kaynakların incelenmesini, ayrıntılı analiz ve farklı düşünce tekniklerinin kullanmasını gerekli kılmıştır.Okumalarımız sonucu, mitlerin tek bir yöntem ve teknikle açıklanmasının mümkün olmadığını gördük. Türk mitlerindeki sembolik motiflerin deşifre edilmesi ve çözümlenmesi için, bazı kuram ve yaklaşımlardan faydalandık. Bunların çoğu Jung, Champbell, Eliade gibi bilim adamı ve araştırmacıların düşünce ve tezlerine dayanmaktadır. Needham'a ait olan, dört unsurdan (su, hava, ateş, toprak) türeyen ve gelişen Yunan düşünce tarzı ile Çinlilere özgü olan İkili (Ying-Yang) mantık sistemi ve tasnif yöntemleri de çalışmamızda bize katkıda bulunmuştur.Türk mitolojisinde ?zaman? ve ?mekan? prensibine dayanan, ?ikili?, ?dörtlü? ve bunlardan türeyen çoklu mantık sistemleri görülür. Bu bağlamda Türk mitlerinde de göksel olgular ve zamansal döngüler, mekana indirgenerek yersel unsurlarla özdeşleştirilmiş ve kutsanarak tanrılaştırılmıştır.Okuma ve çözümlemelerimiz sonucu, kültürler arasında benzerlik gösteren mitler en çok tanrı-gökyüzü-yeryüzü üçgeni arasında olanlarıdır. Mitler, coğrafya, dil, ve dinlere göre çeşitlilik gösterse de, aynı yapıya tüm kadim ve arkaik kültür mitlerinde rastlamaktayız. Bu olgu mitlerin kaynağının bir olduğunu, ancak prizmadan çıkan ışığın çeşitli renklere ayrılması gibi, farklı kültürlerde farklı tatlar olarak ortaya çıktığını göstermektedir. Bilinçaltında kurgulanan ve sanat eserlerine yansıyan bu renkleri, çalışmamızda resimlemeye çalıştık.
Kayseri esnafının kent kimliği oluşumuna etkisi
Kayseri'de ticari hayatın kendine özgü özellikleri bulunmaktadır. Türkiye'nin hiçbir yerinde insanlara şehirlerinin adıyla hitap edilmezken ?Kayserili? denildiğinde, ticaretten anlayan kişilik sembolize edilir. Bu da açıkgöz, çıkarını düşünen, işini bilir, atılgan, ikna edici, tuttuğunu koparan anlamında kişilik özelliklerini içerir.Biz de çalışmamızda gerek tarihi, coğrafyası ve kültürel yapısını, gerek Ahilik teşkilatlanmasının etkisi altında gelişen Kayseri esnafının ve Kayseri ticaret hayatının genel özelliklerini ve bunların Kayseri kent kimliği oluşumuna etkisini ortaya koymaya çalıştık.Anahtar Kelimeler: Kayseri, Ticaret, Kent Kimliği, Esnaf, Halkbilimi.
Kent kültürünün geleneği yansıtan mizahi eleştirisi: Devekuşu Kabare
Küreselleşen dünya düzeniyle birlikte gelenek ve kültür kavramları sıkça gündeme gelen tartışma konularıdır. Bu süreç içerisinde ise yok olma tehlikesiyle karşılaşan kahramanların kendileri için seçtikleri mekânlardan biri de kabare tiyatrolarıdır. Batılı tiyatro tekniklerini kullanarak geleneksel unsurları güncele taşıyan kabare tiyatrosu gerek oyunlarının gösterim özellikleri açısından gerekse içerik açısından kendine özgün bir türdür. Bu bakımdan kabare tiyatrosu, kurulmasında fikir babası olarak rol oynayan Haldun Taner'in ?kendine özgü olanla evrensele açılma? düşüncesinin bir ürünü olarak değerlendirilebilir.Çalışmada Devekuşu Kabare Tiyatrosu örneğinin tercih edilişinin birden çok nedeni vardır. Bunlardan ilki Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nun Batı Tiyatrosu ve Geleneksel Türk Tiyatrosunun harmanlanmasından oluşan kendine özgü bir eser olmasıdır. İkincisi ise 80'li ve 90'lı yıllarda Türkiye'deki sosyal, siyasal, toplumsal olayların bir panoramasını sunmasıdır. Üçüncüsü ise bu panoramasının sunumunda mizahı araç olarak kullanmasıdır. Sayılan nedenlerden dolayı Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nun günümüz tiyatrosuna yeni bir soluk getirdiğini söylemek mümkündür.Bu çalışma Devekuşu Kabare gibi bir dayanağı gelenek bir dayanağı modernite olan ürünleri okumak ve bu ürünlerin değişim, dönüşüm, süreklilik süreçlerini farklı açılardan yorumlayarak kültürel unsurların değişim süreçlerini irdelemek için başlangıç niteliği taşımaktadır.Anahtar Kelimeler:1. Geleneksel Türk Tiyatrosu 2. Kabare Tiyatrosu 3. Gündelik hayat4. Mizah
Cumhuriyet Döneminde yılbaşı kutlamaları üzerine halkbilimsel bir inceleme
?Cumhuriyet Döneminde Yılbaşı Kutlamaları Üzerine Halkbilimsel Bir İnceleme? isimli bu tezde amaç, 80 yıllık (1926-2006) dönemde yeni yıl kutlamalarındaki değişikliği aşağıdaki temel konular çerçevesinde incelemektir.1. ?Noel? ve ?yeni yıl kutlamaları? (31 Aralık kutlamaları) aynı anlama gelmemektedir. Noel, sadece Hıristiyanlar'a özgü bir kutlamadır. Öte yandan dünyanın pek çok ülkesinde yeni yıl, insanlar tarafından evlerinde ya da büyük şehir meydanlarında kutlanmaktadır. Bu konuda önemli olan nokta, yeni yıl kutlamalarının seküler olmadığıdır.2. Noel ve Santa Claus gerçek değillerdir, mitolojik geçmişleri vardır.3. Türkiye'deki yeni yıl kutlamaları için Santa Claus karakteri daima reklamlarda kullanılmıştır. Bu durum, hiçbir şekilde Türk kültürel bakış açısını yansıtmamaktadır; çünkü Türk mitolojisinde ?Hızır? yeni yılı simgelemektedir. Böylelikle ?Hızır?, hem reklamlarda hem de toplumda ?Santa Claus? yerine kullanılabilir.4. Türkiye'de çam ağacı süslemek, piyango biletleri almak ve hediyeleşmek yeni yılı kutlama pratikleridir.
Evlenme geleneğinin değişen karakteri üzerine bir inceleme: Sanal ortam ve evlenme
Türkiye'de geleneksel evlenme modellerinden, internet ortamındaki sanal sohbetle evliliğe geçiş sürecinin folklor açısından sorgulamasını yaptığımız, daraltarak söylersek; ?chat'leşerek? evlenme kodlarının, geleneksel evlenme kodlarıyla ne kadar örtüştüğünün araştırmasını yapmak üzerine seçtiğimiz yüksek lisans tezimizin adı, Evlenme Geleneğinin Değişen Karakteri Üzerine Bir İnceleme: Sanal Ortam ve Evlenme olarak belirlenmiştir.Temel sorumuz olan ?İnternet, evlenme modellerini değiştiriyor mu?, ?Kodlar örtüşüyor mu? doğrultusunda evlenme geleneği modellerinin, tarihsel süreç ve biçimlerinden hareketle; önce sözel Türk toplumundaki geleneksel evlenme kodları tespit edilmiştir. Sözü edilen bu tespitler, Türkiye'de ?birincil sözlü kültür? içinde yetişip evlenen yüz sekiz kaynak kişi ile 2007 yılında İnternet ve geleneksel evlenme kodları üzerine yaptığımız anket çalışmamızın sonuçları ile desteklenmiştir.Evlenme geleneğinin, kent, teknoloji ve küreselleşme karşısındaki yeni görünüm, dönüşüm ve kodlarını tespit etmek için de sanal ortamdaki evlenme siteleri, çöpçatan siteleri, arkadaş, sevgili, eş arama-bulma siteleri, evliliklerini sanal ortam tanışması üzerinden gerçekleştiren kişilerin hikâyeleri, konuyla ilgili 2004-2008 tarihleri arasında yazılı basında çıkan haber ve yorumlar araştırılmıştır.Geleneksel evlenme kodları ve sanal ortam kodları tespit edildikten sonra sanal ortamın, geleneksel evlenme model, aşama ve uygulamaları üzerine etkisi ele alınıp incelenmiştir.Tezde, geleneksel evlenme model, aşama ve uygulamalarının devam ettiği, sanal ortamda ?chat'leşerek? evlenmenin yeni bir model olarak karşımıza çıktığı, henüz evlenme aşama ve uygulamalarını değiştirmediği ancak kentleşme, küreselleşme, teknoloji gibi etmenlerle hızla gerçekleşen zihniyet farklılaşmasının da etkisi ile süreç içinde hızla yerini aldığı, geleneğin bu farklılaşmayla yok olmadan, dönüşerek devamlılığını sağlayacağı sonucuna ulaşılmıştır.
Türkiye'de ramazan ayı bağlamında reklam ve kültür ilişkisi
Çağdaş değerlerin üretim ve tüketimini tetikleyen en büyük etkenlerden biri, kitle iletişim araçları yani medyadır. Medya hem kültürel ürünleri kullanan bir araç, hem bu ürünleri kitlelere ulaştıran bir aracı olması itibariyle Halk Bilimi çalışmaları için incelenmesi geren önemli bir alandır. Reklamlar ise medyanın ticari yönünün en temel kullanım alanıdır.Küreselleşmenin beraberinde getirdiği popüler kültür sonucu, medya ve reklamcılık, dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye' de de önem arz eden bir koldur, büyük değişimlerin yaşandığı bir alandır. Bugünün değişen global ortamında bütün organizasyonlar rekabet avantajı elde etmek ve marka yaratmak için yeni yollar aramaktadırlar. Bunu yaparken de bilimin birçok dalından faydalanmaktadırlar.Reklamın temel amacı; hedef tüketicilere bir ürün veya bir hizmeti duyurmak, ürüne, markaya, işletmeye karşı tüketicilerde olumlu bir eğilim oluşturmayı sağlamaktır. Diğer bir deyişle reklam, doğrudan satış ya da kar sağlamayı kolaylaştırmaya yönelik iletişim kurmaktır. Buna göre reklam; hedef tüketiciyi, reklamı yapılan ürünün ya da hizmete ilişkin farkında olmamaktan olmaya, reklam mesajını anlamaya, önerilen satış vaadini kabul ile satın alma arzusu yaratarak hedef tüketicileri satın alma davranışına yöneltmeyi amaçlar. Bunun için de kültürel ve geleneksel birçok imgeden faydalanır.Bu çalışmada, reklam, markalaşma, kültürel ve geleneksel değerlerin kullanımıyla ilgili yapılan teorik çalışmalar, literatür araştırmaları sonucu elde edilen bilgiler doğrultusunda açıklanmıştır. Önemli bir geleneksel ve kültürel değer olan ve tüketim kültürüne önemli katkısı bulunan Ramazan ayı baz alınarak, bir içerik analizi uygulaması yapılmıştır. Çalışma 2006 ila 2006 yıllarındaki ramazan aylarında yapılan reklamlar arasından derlenen örneklemler üzerine uygulanmıştır.
Samsun ili'nin Vezirköprü ilçesi'ndeki geleneksel meslekler
Araştırmanın konusu olan Vezirköprü'deki geleneksel meslekler, Anadolu'nun bugünkü durumunu yansıtmaktadır. Vezirköprü'de yapılan incelemeler, kaynak kişilerle yapılan görüşmeler, mesleklerin gün geçtikçe etkilerini yitirdiğini göstermiştir.Geçmişteki esnaf teşkilâtı Ahilikle bugünkü Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu karşılaştırılmalı olarak incelenmiş, birçok konuda aralarında farklılıklar olduğu tespit edilmiştir.Küreselleşme olgusu üzerine incelemeler yapılmış, diğer kültür ürünlerinde olduğu gibi geleneksel meslekler üzerinde de etkisi olup olmadığı araştırılmış ve etkili olduğu görülmüştür. Küreselleşme bir taraftan kültürel ürünleri yok ederken, diğer taraftan ürünlerin yok olmalarına tepki olarak, zanaatların yeniden canlanmaları konusunda yol göstermektedir.Vezirköprü'de geleneksel mesleklerden olan bakırcılık, demircilik ve kalaycılık geçmişteki işlevini değiştirerek günümüzde dekor, hediyelik eşya olarak kullanma amacıyla, çırak bulamayan birkaç usta tarafından icra edilmektedir. Semavercilik ise diğer mesleklere göre biraz daha şanslı konumdadır. Esas işlevi çay demlemek olan semaver, bu işlevini eskisi gibi devam ettirmekte olup, el emeğinin zaman alması ve çırak bulamama sorununun sonucunda fazla üretim yapamama, yapılan ürünleri tanıtamama ve satamama sorunu ile karşı karşıyadır.Anahtar Sözcükler:1. Halkbilim2. Vezirköprü3. Geleneksel Meslekler4. Ahilik5. Küreselleşme
Ziya Gökalp'ın halk bilimi çalışmalarındaki yeri
Çalışmamızın amacı Ziya Gökalp'ın halk bilimi çalışmalarındaki yerini tespit etmektir. Bu amaç doğrultusunda öncelikle çalışmanın Giriş bölümünde Dünya Halk Bilimi Çalışmaları Tarihi'ne kısaca yer verdik. Folklor terimi ve disiplininin doğduğu yer Avrupa olduğundan ve Avrupalı halk bilimciler Ziya Gökalp'ı etkilediğinden, halk bilimi çalışmaları tarihini Avrupa ile sınırladık. Ayrıca Giriş bölümünde Türkiye'deki halk bilimi çalışmalarının tarihini de aktarmaya çalıştık.Ziya Gökalp'ın hayatını, eserlerini ve edebî kişiliğini de Birinci Bölümde verdikten sonra, çalışmamızın asıl konusunu teşkil eden bölüme, İkinci Bölüme geçtik. Bu bölümde ise Gökalp'ın halk bilimini ilgilendiren çalışmalarını, yöntem ve kuramları çerçevesinde inceleyip değerlendirdik. Ayrıca, yeni Türk devleti yapısının temel düşünce zeminini oluşturan bu çalışmaların Türk halk bilimi çalışmalarındaki yerini tespite çalıştık.Ziya Gökalp, elbette Türk halk bilimi tarihinde önemli bir yere sahiptir. Biz, üçüncü bölümde onun, çalışmalarıyla Türk kültürü ve halk bilimine yaptığı katkılara değinerek etkilediği halk bilimcileri sıraladık.Gökalp, Avrupa'daki folklor çalışmalarını takip ederek bu bilimi ?halkiyat? adıyla Türk âlimlerine ilk kez tanıtan; Türk halk bilimi çalışmalarının yöntemli olarak yapılması gerektiğine ve bu yöntemlerin neler olduğuna değinen; folklor malzemelerinin halk arasından toplanarak incelenmesi gerektiğini savunan ilk düşünce adamımızdır. Onu folklorcu olarak düşünmekten ziyade Türkiye'de folklorun kurucusu olarak görmek gerekir.Bugüne kadar, Ziya Gökalp'ın düşüncesine zemin teşkil eden eserler verilmiştir; ancak Türk halk bilimi çalışmalarına temel oluşturacak görüşleri ciddi olarak ele alınmamıştır. Türk halk biliminde yapılacak akademik bir çalışmanın, Türk halk biliminin kuruluş yıllarına hâkim bir gözle başlaması gerektiği düşüncesiyle bu tez konusu seçilmiştir. Kanımızca bu tez, Türk halk biliminde çalışan ve çalışacak kişiler için, Türk halk biliminin başlangıcı konusunda okunması gereken temel bir kaynak olacaktır.Anahtar Sözcükler1.Ziya Gökalp2.Halk Bilimi3.Türkçülük4.Ulusçuluk5.Halk
Çağdaş kentte beden folkloru
Beden folkloru teriminin Amerikalı halkbilimci Katharine Young tarafından 1989 yılında ortaya atılmasıyla, halkbilimi çalışmaları yeni bir dönemece girmiştir. Sözlü ve yazılı metinlerden yola çıkılarak yapılan kültür araştırmalarına bedensel metinler de eklenmiştir. Beden folkloru teriminin ortaya atılmasından sonra, bu çalışma alanı doğrultusunda yapılan araştırmalar, bedensel metinlerin de diğer metinler kadar incelenmeye değer olduğunu göstermiştir. ?Çağdaş Kentte Beden Folkloru? başlıklı bu çalışma, beden folklorunun araştırma konuları arasında yer alan jestler ve mimiklerle sınırlandırılmıştır. Çalışmada çağdaş kentte jest ve mimiklerin yansımalarının görülebileceği metinler üzerinde değerlendirmelerde bulunulmuştur. Jest ve mimiklerin işlevleri, kullanım biçimleri ve anlam yaratmada bir araç olarak nasıl kullanıldıkları irdelenmiştir. Çalışmada jestler ve mimikler; kültürler arası iletişim, İnternetle iletişim, siyaset, reklamcılık, grup folkloru, törenler, sinema ve tiyatro gibi örneklerden yola çıkılarak değerlendirilmiştir. Jestlerin ve mimiklerin kültürelleşme ve evrenselleşme sorunu, jest ve mimiklerle siyasal ve ekonomik söylemler yaratılıp yaratılamayacağı, grup kimliğinin nasıl bedenselleştirildiği, törenlerdeki beden hareketlerinin toplumsal anımsamayı nasıl sağladığı, bedenle mizahın nasıl yaratıldığı gibi sorular sorgulanmıştır. Bu çalışma, Türk halkbilimi araştırmalarının göz ardı ettiği beden folkloru çalışmalarına dikkat çeken ve bedensel metinlerin nasıl okunacağına dair bir öneriler sunan bir başlangıç çalışması niteliğindedir.
Bir erginlenme modeli olarak askerlik folkloru
Askerlik Türk toplumunda dogum, sünnet, evlilik, ölüm gibi baslıca geçisdönemlerinden biri olmasına ragmen, halkbilimi disiplini içerisinde yeterli ilgiyigörememistir. Oysa askerlik ?erginlenme? dönemi özelligi ile diger geçis dönemleriarasında ön plana çıkabilecek bir süreçtir. Bu çalısmada, ilkel toplumlardan günümüzmodern toplumlarına, farklı erginlenme dönemleri örnekleri verilmis, askerlik de aynıbaglamda yapısal özellikleri ile degerlendirilmeye çalısılmıstır.?Bir Erginlenme Modeli Olarak Askerlik Folkloru? baslıklı bu çalısmada, askerliksüresinin dısında kalan kültürel dünya toplumsal ve bireysel islevi ile incelenmeyeçalısılmıstır. Bu dünya askerlik öncesi, askerlik ve askerlik sonrası dönemleri içinealan, zamanın sartları içinde devam eden bir kültürel dünyadır. Askerligin kıslaiçindeki kültürel dünyası ise bir baska çalısmada incelenebilecegi düsünülmektedir.Kırsaldan kente dogru dönüsüm geçiren Türk toplumunda, geçmis ve günümüzdeaskerligin görünümü incelenmeye çalısılmıs, bu kültürün de bir degisim geçirdigisonucuna varılmıstır.Türk Halkbilimcilerin öncelik sorunu olarak geri plana ittigi askerlik konusuna,bu çalısma ile dikkat çekilmesi ümit edilmektedir. Farklı disiplinlerde ya da farklıkuramlarla incelenebilecek olan bu kültür, arastırmacıların ilgisini beklemektedir.Anahtar Kelimeler:1. Askerlik folkloru2. Erginlenme3. Geçis dönemleri4. Ugurlama törenleri
Metinlerarası ilişkilerde Türk halk hikâyeleri
Bu tezde, sözlü edebiyat anlatılarından Türk halk hikâyelerinin odağında, sözlü anlatıların gönderme yapan metin yani ana metin olarak metinlerarası ilişkilerdeki konumu incelenmiştir.Metinlerarası ilişkiler nosyonunda, edebiyat eleştirmenleri tarafından genellikle yazılı edebiyat metinlerinin bir alt metni olarak değerlendirilmiş olan sözlü anlatılara, metinlerarasılığın temel kavramlarından ?gelenek?, ?yeniden yazma? ve ?palempsest? aracılığı ile yaklaşıldığında, sözlü metinlerin de kendi aralarında ya da yazılı metinlerle kurdukları ilişkide ana metin olma özelliğinin olduğu saptanmıştır.Türk halk hikâyelerine Fransız anlatıbilimci Gérard Genette'in ?palempsest? kuramı ile yaklaşıldığında, halk hikâyelerinin ötemetinsellik sınıflandırmasında ?metinlerarasılık? ve ?ana metinsellik? ilişkilerini yansıttıkları görülmektedir. Halk hikâyeleri, göndermeler yoluyla bir başka metni somut olarak içinde barındırarak metinlerarasılık ilişkisi kurmaktadır. Bunun yanında, diğer sözlü ve yazılı metinleri biçimsel ve izleksel ya da anlamsal olarak dönüştürerek anlatısını oluşturmak noktasında ana metinsellik ilişkisini kurmaktadır.Bugüne kadar genelde Türk sözlü anlatıları, özelde Türk halk hikâyeleri odağında yapılan çalışmalar, kaynak ve etki alanı arayışları ile karşılaştırmalı eleştiri yaklaşımından yararlanmıştır. Türk halk hikâyelerine metinlerarasılık ile yaklaşmak, anlatıların anlamsal ve yapısal olarak nasıl katmanlaştığını görmek ve anlatıyı metin olarak çözümlemek açısından somut veriler sağlayan bir yöntemdir.Anahtar sözcükler: Metinlerarasılık, palempsest, Gérard Genette, sözlü anlatılar, Türk halk hikâyeleri
Sarıkamış harekatı'nın toplumsal bellekteki izdüşümleri
Sarıkamış Harekâtı, Connerton'un ve Assmann'ın bellek görüşleri açısından ele alınmıştır. Sözlü tarih yöntemi bu çalışmada yol gösterici olmuş, Vansına'nın göz şahtliği hakkındaki ifadelerinden yararlanılmıştır. Kars, Sarıkamış ve Selim'de gerçeleştirilen saha çalışmalarında ?kimin bilgisi? ve ?kimin belleği? gibi sorunlarla karşılaşılmıştır. Sarıkamış Harekâtı'nın toplumsal belleğe yansımasının her gruba, her gelişmeye ve her zamana bağlı olarak değiştiği; bu değişimin unutma doğrultusunda değil hatırlama doğrultusunda olduğu tespit edilmiş; bu hatırlamayı sağlayan etkenler tezde açıklığa kavuşturulmuştur. Araştırma sırasında tarihin folklorlaşması ile karşılaşılmış, buna benzer durumlar bilimsel veriler ışığında tartışılmıştır.
Çankırı türbeleri
Çalışmada amaçlanan bölge halkının türbe inancına bakış açısının ve ildeki türbeler etrafında oluşan yaygın uygulamaların değerlendirmesini yapmaktır. Çalışma, iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Çankırı iline bağlı elli sekiz türbe ile ilgili bilgiler kaynak kişilerin anlattıklarından ve bu türbelerle ilgili yazılı kaynaklardan alınmış, bu bilgilere herhangi bir yorum katılmamıştır. İkinci bölümde ise toplanan verilerin ışığında Çankırı türbelerindeki ?halk hekimliği? uygulamaları ve ?yağmur duası? ritüeli hakkında değerlendirmeler yapılmıştır. Bu çalışmada derlenen inanışlar ve uygulamalardaki kalıplaşmalar her ne kadar dinle ilgili olsa da bunların dinlere göre doğruluğu veya yanlışlığı ilahiyat bilimine bırakılarak işlenmiştir. Halkbilimin genel prensiplerine uygun olarak bu inanışlar ?batıl? olarak ötekileştirilmeden değerlendirilmiştir.
Cumhuriyet döneminde geleneksel kutlamalar bağlamında Hıdırellez geleneği
Kutlamalar, içinde yaşadıkları toplum için önemli yapı taşlarıdır. Bu yapı taşları içinde bulunulan toplumdaki kültürel kodlarla belirlenir ve şekillenirler. Bir kutlamaya bakarak, içinde yer aldığı toplumdaki inanç sistemi, batıl inanışlar, halk edebiyatı ürünleri, müzik, dans, yemek, oyun vb. gibi çok sayıdaki halk bilim unsuruyla ilgili bilgi sahibi olabiliriz. Sözlü kültürden yazılı kültüre geçiş sürecinde yaşanan değişimler kutlamalarda da kendini göstermiştir. Bir kısım kutlamalar kısmi değişikliklerle birlikte devam ederken, diğer bir kısmının ise artık düzenlenmediğini söylebiliriz. Bu bağlamda Hıdırellez kutlamalarında da bu değişim ve dönüşümü görebiliriz. Kutlamalar içlerinde geçmişle geleceğin bir bileşimini saklayan ender değerlerden biridirler. Tezde bu bağlamda ele alınacak olan Hıdırellez, Türk toplumunun geleneksel kimliğini ortaya koymanın yanında, değişen ve sürekli boyut değiştiren bir kutlama olarak da karşımıza çıkmaktadır. Cumhuriyetin ilan edildiği 1923'den bu yana Türkiye'de Hıdırellez geleneği bağlamında pek çok derleme yapılmıştır. Bu derlemelerden yararlanarak hazırlanan tezde Türkiye'de hızlı bir değişim geçiren bir gelenek değerlendirilmeye çalışılmıştır. Görsel ve sözlü kültür ürünleri, geleneğin sürdürülmesi ve yeniden üretilmesinde işlevsel etkiye sahiptirler. Hem görsel hem de sözlü kültür ürünlerinin bir arada yer aldığı Hıdırellez kutlamaları bireysel ve toplumsal açıdan önemli işlevler üstlenmiştir
Bey Böyrek anlatılarının kahramanın yolculuğu açısından incelenmesi
Halk anlatılarının çok renkliliğinin altında yatan benzerlik birçok folklorteorisinin temel problemi olmuştur. Bu çalışma da aynı problem üzerine yoğunlaşanbir bakış açısının ürünüdür. Çalışmanın hareket noktası, Joseph Campbell'ınKahramanın Sonsuz Yolculuğu adlı eserinde, birçok coğrafyadan alınan mit vemasal örneğine uyguladığı yöntem ve kuramsal düşüncedir. Campbell eserinde, halkanlatılarındaki kahramanın macerasının, geçiş ayinlerinde sunulan ayrılma-erginlenme-dönüş biçimindeki formülün büyütülmüşü olduğu görüşündedir. Tezde,bu görüş 20. yüzyılda Anadolu'dan derlenmiş Bey Böyrek anlatılarının dört varyantıile bu anlatılara kaynaklık etmiş, XV. yüzyılda yazıya geçirildiği düşünülen DedeKorkut Kitabı'ndaki ?Bay Büre Beg Oğlı Bamsı Beyrek Boyı? adlı anlatıyauygulanmıştır.Tezin kök düşüncesi, evren tasarımı ve evrendeki sosuz devinimin,kahramanın anlatı boyunca başından geçen maceraya model oluşturmasıdır. BamsıBeyrek ve Bey Böyrek, tıpkı dünyanın güneş etrafındaki hareketi gibi, anlatınınsonunda dönüşüme uğramış olarak, maceraya başladığı yere geri döner. Bu maceradairesel bir çizgi üzerinde gerçekleşir. Tezde evrensel devinim, yeryüzündekierginlenme ayinlerine model oluşturan, dünyanın erginlenmesi olarakdüşünülmüştür. Türk kültüründe bu modelin tekrarı olan uygulama ve düşüncelerede örnekler verilmiştir. Macera aynı zamanda, ergenliğe geçiş ritüellerinde, birşaman adayının sırra ererek şamanlığa kabul edilmesinde, şaman ayinlerinde vetasavvuf yoluna giren bir sâlikin kâmil insan olmasında geçirilen süreçlerle deörtüşmektedir.Kahramanın eylemleri, erginlenme ayinlerinin yapısında yer alan evrenselformülle birlikte okunmuştur. Yola Çıkış, büyümenin işaretiyken Erginlenme,sınavlarla dolu zorlu bir geçiş sürecidir, Geri Dönüş ise erginlenen, dönüşenkahramanın eski hayatını terkederek erişkinlerin toplumuna girmesini ve yenidendoğuşunu simgeler. Bu üç temel süreçte kahramanın karşılaştığı ve halkanlatılarında sıklıkla tekrar eden durum ve kişiler, kalıntısı oldukları arkaik düşünceve inançlar çerçevesinde arketipler olarak değerlendirilmiştir.
Cumhuriyet döneminde Ankara kalesindeki geleneksel el sanatları
M.Ö. VIII yüzyılda Frigler tarafından kurulduğu düşünülen Eski Ankara,savunma amaçlı inşa edilen Ankara Kalesi içinde yer almıştır. Tarihi süreçiçerisinde Ankara, Ankara Kalesi merkez olmak üzere, çevresinde gelişmiştir.Günümüzde Ankara Kalesi, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti olanAnkara'nın en önemli simgelerinden biridir.Bir yerleşim merkezinin olağan tüm iktisadi faaliyetlerini bünyesindebarındıran Ankara Kalesi, tarihin tüm dönemlerinde Ankara'ya özgü geleneksel elsanatlarının da üretim ve pazarlamasında ev sahipliği yapmıştır.Cumhuriyet'in ilanı ve Ankara'nın başkent olmasıyla birlikte başlayanbatılılaşma ve sanayileşme hareketleri, Ankara Kalesi'nde el emeği ve gelenekselyöntemlerle icra edilmekte olan el sanatları üzerinde de etkili olmuştur. Döneminhızlı gelişimine ayak uyduramayan birçok el sanatı ticari yaşamdan çekilirken, çokaz bir bölümü günümüze değin varlığını koruyabilmiştir.Günümüzde Ankara Kalesi'nde halen icra edilmekte olan alemcilik,bakırcılık, bakır işlemeciliği, bıçakçılık, elekçilik, kalaycılık, kasketçilik, sandıkçılıkve sepetçilik gibi çok az sayıdaki geleneksel el sanatları da artık günlük ihtiyaçlarıkarşılamaktan çok turistik eşya üretimi amacıyla ve yaşları ilerlemiş belirli ustalartarafından yapılmaktadır.Anahtar Kelimeler : Ankara, Ankara Kalesi, Geleneksel El Sanatları,Alemcilik, Bakırcılık, Bakır İşlemeciliği, Demircilik, Hasırcılık, Kalaycılık,Kasketçilik, Sandıkçılık, Sepetçilik, Urgancılık
Anadolu sahası Türk halk hikayelerinde mitolojik unsurlar
insanlığın ilk zamanlarında oluşan mitler, kendi içinde birtakımdeğişikliklere uğrayarak günümüze kadar gelebilmişlerdir. Mitlerin günümüzetaşınmasında önemli bir yeri olan ve hala da yaşamasını sağlayan halkanlatılarıdır. Mitler, halk anlatıları içinde genellikle simgeler şeklindebulunmakta, bu şekilde varlığını sürdürmektedir. Hemen hemen her anlatıtürünün içinde mitik unsurlara rastlamak mümkündür. Bu anlatılardan biri dehalk hikâyeleridir.Bu tezde, Anadolu sahası halk hikâyelerinde mitolojik unsurların yerive önemi üzerine bir çalışma yapılmıştır. Bunun için mitoloji üzerine yapılançalışmalar göz önüne alınarak halk hikâyeleri incelenmiş; halk hikâyelerindetespit edilen birçok unsurun mitolojideki karşılığı örnekler verilerek tespitedilmiştir.Tez dört bölüm altında incelenmiştir. lk bölümde, hikâyelerdeolağanüstü özellikleri bulunan kahramanlara yer verilmiş; bu kahramanlarınmitolojide karşılıkları tespit edilmeye çalışılmıştır. kinci bölümde, hikâyelerdegeçen tabiat unsurlarından ağaç, su, dağ ve mağara üzerinde durulmuştur.Bu unsurların mitolojideki görünümleri değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümdeise ilk iki bölüm haricinde, hikâyelerde geçen diğer olağanüstü unsurlara yerverilmiştir. Burada ölüp dirilme, ruh-can ve kut anlayışı, kıyafet değiştirme, vegelecekten haber verme; mitolojideki görünümüyle ilişkilendirilmeyeçalışılmıştır. Son bölümde ise, mitolojide geçen sayılar ve renklerinhikâyelere yansımaları üzerine bir inceleme yapılmıştır.Yapılan bu çalışma sonucunda, halk hikâyelerinde zengin bir mitolojivarlığı tespit edilmiştir.
Kolektif geçiş dönemi rüyalarının kompleks rüya olarak çözümlenmesi
Araştırma konusu olan Albastı, Karabasan materyali, kolektif oluşumözelliği ile sorunsaldır. Sözlü edebiyat türü olarak ele alındıklarında efsane,memorat, inanç olarak adlandırılan materyalin taşıdığı sorunsalın,belirsizliğini koruduğu görülmüştür. Bu çalışmada ise uyurken ya dauyanıkken görülen ?düş?ler olarak düş düzleminde yaklaşıldıklarındapsikanalize açılan söz konusu materyal, kompleksler kuramında kompleksrüya olarak adlandırılmıştır.Kültür çevresince, Albastı, Karabasan gibi geleneğe bağlanan düşlerinortaya koydukları kolektif yapıya; geçiş dönemi düşlerine, ortak görüngülerledışavuran korkular, kompleksler olarak yaklaşılmakla açıklık getirilmeyeçalışılmıştır. Al Karısı, düş düzleminde ele alınarak çözümlenmek üzere,öncelikle mitoloji içine oturtulmuştur. Düşteki ve bağlı bulunduğu mitolojidekisimgeler ve simgesel içerikleri yoluyla, figürlerin psikanalizi yapılmış vekompleks rüya olduklarına varılmıştır.Albastı geleneğine bağlanarak inanç sistemine oturan ?doğum geçişdönemi?nde beliren ortak görüngüler, C.G. Jung (2004: 63-155) un?kompleksler kuramı?na göre ?kompleks rüya? olarak çözümlenmeyeçalışılmıştır.Kişisel bilinçaltının, kültür çevresi ve bilinçaltındaki içeriklerle örtüşerek,kolektif bilinçaltında tanımlanıp belirdiği, doğum geçiş döneminde belirenkompleks belirtileri düşler üzerinden görülebildiği bu çözümleme ile, düşlerinortaya koydukları kolektif yapı belirmiştir. Kolektif komplekslerin belirtisi düşpsikanalizleri, kültürel psikanalizi içermektedir.Anahtar Kelimeler: Al Karısı (Albastı vb.), Kara Basan, Kırk basması,Umay, kompleks, kompleks biçimi ?arketip?, kolektif bilinçaltı, düş, aslıncanlanması, aslın canlandığı şekil ?mitsel parçacık?, gölge figür, anima,animus, persona.
Abdullah Koç'un şairliği, yazarlığı ve müzeciliği
1931 yılında Yozgat'ın Boğazlıyan ilçesi Uzunlu kasabasında doğan, yöresinde hem şair hem belediye başkanı kimliğiyle tanınan Abdullah Koç bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Tezde, Abdullah Koç'un şiirleri, yöresinin somut kültür unsurlarını sergilemek için kurduğu müzeler ve somut olmayan unsurlarını içeren kitabı incelenmiştir. Bu doğrultuda; 1993 yılında kasabasında belediye başkanı iken açık ve kapalı alanlarda kurmuş olduğu iki folklor müzesi, 1996 yılında yayımlanan Sev ki Sevilesin şiir kitabı, günümüzde yayıma hazırlanmış fakat henüz yayımlanmamış Bağ Bozumu şiir kitabı ve Dünden Bugüne Yaşadıklarımız isimli kültür içerikli kitabı kapsamında değerlendirme yapılmıştır. Amaç, Abdullah Koç'un kültürel çalışmalarının kayıt altına almak ve tanıtmaktır. Giriş, sonuç ve dört ana bölümden oluşan çalışmada sırasıyla Abdullah Koç'un hayatı, müzeciliği, yazarlığı ve şairliği ele alınmıştır.
Tarım ve hayvancılığa bağlı geleneksel bilgi sistemleri: Kars ili örneği
Türkiye'de hayvancılığın en yoğun yapıldığı illerden birisi olan Kars'ta, tarım da iklim nedeniyle sadece tahıl ihtiyacını karşılamak üzere yapılmaktadır. Geniş meraların yer aldığı ilde hayvancılık, kış aylarında ahırlarda sürdürülürken yaz aylarında ise yaylımla ve yaylacılık faaliyeti ile devam etmektedir. Kars'ın üretim sürecindeki bu hareketlilik ve mevsimsel değişiklik, üretim sürecinde doğa-insan etkileşiminin de gelişmesini ve canlılığını sürdürmesini sağlamıştır. Dolayısıyla üretici topluluğun kültürel gelişim ve değişimi de bu üretim sürecine göre şekillenmiştir. Buradan hareketle tezde öncelikle Kars ili örneğinde tarım ve hayvancılığa bağlı kurulan geleneksel bilgi sistemleri ele alınmaktadır. Geleneksel bilgi sistemlerinin işleyişiyle birlikte geleneksel bilginin sosyal ve kültürel alan için işlevi de bu sayede ortaya konulabilmektedir. Böylece üretim etrafında deneyimlenmiş ve kuşaklararası aktarıla gelmiş geleneksel bilgi sistemlerinin içinde üretimin ve yaşamın sürdürülebilirliğine yönelik deneyim ve becerilerin nasıl işletildiği de görülebilmektedir. Bu sistem içerisinde topluluklar, üretim hareketini gerçekleştirirken motivasyonları yalnızca ürün olmamaktadır. Üretim hareketiyle birlikte somut ve somut olmayan kültür çevresi de geliştirilmektedir. Bu sayede topluluğun üyesi insanlar, sosyal kazanımlarını da sağlayabilmektedir. Öte yandan bu üretim sürecinde gereken geleneksel bilgi sistemleri sürdürülebilir yaşam için insanın bilme ve aktarma arzusuna hizmet etmektedir. Ancak özellikle sanayileşme ve kentleşme sonrası insanlığın hızla değişen ihtiyaç algısı, gündelik hayattaki sistematik ve bütünsel düzene de etki ederek çevresel ve toplumsal uyumsuzlukla birlikte karmaşık bir kültürel yapıyı ortaya çıkarmıştır. Son dönemlerde özellikle belirgin bir şekilde tarım ve hayvancı toplumlarda da değişen ihtiyaç algısıyla ortaya çıkan bu uyumsuzluğun geleneksel bilgi sistemleri üzerinde de çeşitli alanlara yansıyacak olumsuz etkileri olmuştur. Bu etkilerin neticesinde geleneksel üretim azalırken tüketim kültüründe de çeşitli yansımaları meydana gelmektedir. Bu çalışma, tarım ve hayvancığa dayalı toplumlarda geleneksel bilgi sisteminin işleyişini ve işlevini tartışırken bahsi edilen ve değişen ihtiyaç algısının sonuçlarını ve kültürel yansımasını da geleneksel bilgi sistemleri üzerinden ele almaktadır.
Kuzey Makedonya'da Türk kimliğinin yaşatılmasında kültler
Dördüncü yüzyılın ikinci yarısından itibaren Hun, Avar, Proto Bulgar, Peçenek, Oğuz, Hazar ve Kuman Türkleri olarak adlandırılan ön Türkler Balkan coğrafyasına yerleşmeye başlamış XII. yüzyıla kadar bu yerleşmeler Selçuklu Türkleriyle devam etmiştir. Osmanlı devletinin bölgeye hâkimiyetiyle Anadolu'daki Türkler de Balkan bölgesine iskân edilmiş böylece bölgedeki Türk varlığının hâkim nüfus olması sağlanmıştır. Osmanlı devletinin yıkılış sürecine girmesiyle Makedonya bölgesinden Türkiye'ye göçlerin başlaması yerleşik ve hâkim nüfusa sahip Türklerin zamanla azınlık durumuna düşmesine sebep olmuştur. Kuzey Makedonya'nın farklı bölgelerinde Türkler farklı din ve milletlerle günümüze kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir. Çok kültürlülüğü içinde barındıran Kuzey Makedonya'da kültürlerarası etkileşimler yaşanırken Türk dili ve kültürü kendini muhafaza etmeyi başarmıştır. Türk kültüründe "kült" Tanrısal olduğuna inanılan ata ve doğa unsurlarına saygı duyma, bu unsurların Tanrıya ulaşmak için birer vasıta olduğu düşüncesi vardır. Kültleri yaşamın geçiş dönemlerinde, göksel olaylarda, bayram tören ve kutlamalarında, halk hekimliğindeki hastalıkların tespit ve sağaltımlarında, türbe ve ziyaret yerlerindeki birçok uygulamalarda, halk anlatılarında görmek mümkündür. Hayatın her anında gizli veya açık olarak bulunan kültler kimliği oluşturan önemli unsurlardandır. Ortak kimlik unsurları olarak ifade edilen kültürel, millî, dinî unsurların korunarak yaşatılması ve bunların nesiller boyu aktarılması bellek sayesinde gerçekleştirilir. Kültler taklit yoluyla, nesnelere yüklenen anlamlarla, kutsal olduğu düşünülen kişiler ve olaylarla ilgili anlatılarla kültür dairesi içerisinde bellek sayesinde aktarılır. Bu tezde Türklerin geleneksel dünya görüşlerini, hayatlarının tüm dönemlerindeki inanmalarını, anlatılardaki örtük mitik unsurları, bin yıldan fazla süredir Türk yurdu olan bir coğrafyada azınlık durumuna düşen Kuzey Makedonya Türklerinin kimliğinin yaşatılmasında kültlerin fonksiyonları yazılı kaynaklara ve alan araştırmasında elde edilen bilgilere bağlı olarak analiz edilmiştir. Analize göre ortak kimlik ifadelerinin bellekle olan ilişkisinde kültlerin işlevselliğinden biri de kimliğin korunarak yaşatılmasını sağlamaktır. Belleksiz bir kültür olmayacağı gibi kültürsüz bir kimlikten de bahsedilemez. Hayatın her alanında yer alan kültler mimerik, nesneler, iletişimsel ve tüm bellek tiplerini kapsayan kültürel bellek sayesinde kimliğin bir parçasıdır. Taklit yoluyla öğrenilen mimerik bellekte, geçmişi ve atalarını hatırlatan nesneler belleğinde, özellikle yakın geçmişin hatırlanmasında etkili olan iletişimsel bellekte, törenlerde, mekânlarda ve anlatılarda simgeleşen kültler, kültürel bellekte kimliğin canlı kalmasını sağlar. Diğer bellek türlerini de içine alan kültürel bellek kültleri anlamlandırır ve canlandırarak ifade eder. Toplum belleğinin nörolojik temelleri yoktur ve kültürel belleğin aktarımını sağlayan anlatılarda, törenlerde ve ritüellerdeki kültler kimliğin sürekliliğini garanti eden önemli unsurlardandır. Kültlerin bellekteki yerini görmek için tespit edilen kült unsurları "nesneler ve kültler", "törenlerde, mekânlarda ve anlatılarda kültler" başlıkları altında tablolaştırılmıştır. Tezde oluşturulan tablolar ve yorumlamalar "kimlik ve kült" bağlamında yapılacak çalışmalara faydalar sağlayacaktır.
Niğde ili Selanik muhacirleri mutfak kültüründe kimlik ve bellek üzerine bir çalışma
İnsan yaşamının en merkezi unsurlarından biri olan yemek, biyolojik bir ihtiyaç olmasının yanı sıra sosyal ve kültürel olarak da birtakım işlevlere sahiptir. Basit gibi görünen yemekler, ait olduğu topluluğa dair birçok bilgi verir. Topluluklar arası sınırların çizilmesinde, topluluk bireylerinin kim olduklarını anımsamada ve geçmişle kurulan ilişkide mutfak kültürü, işlevsel özelliklere sahiptir. Bu çalışmada, 30 Ocak 1923 tarihinde Lozan Barış Konferansı'nda imzalanan zorunlu nüfus mübadelesi anlaşmasıyla Niğde'nin farklı yerleşim birimlerine yerleştirilen Selanik muhacirlerinin mutfak kültürü konu edinilmektedir. Ayrıca Selanik muhacirlerinin sahip oldukları farklı yemekler sayesinde geçmişi nasıl anımsadıkları, hatırlanan geçmiş sayesinde bugünü ve Selanik muhaciri kimliğini nasıl kurguladıkları, diğer topluluklarla aralarındaki sınırları yemekleri kullanarak nasıl belirginleştirdikleri anlaşılmaya çalışılmaktadır. Çalışma için Niğde'nin 15 farklı yerleşim biriminde (il merkezi, ilçe merkezi ve köyler) 97 kişiyle yarı yapılandırılmış görüşmeler ve bazı ritüellere dâhil olunarak gözlemler gerçekleştirilmiş, fotoğraflar çekilmiştir. Çalışma toplamda altı bölümden oluşmaktadır. Konuya kısa bir giriş yapıldıktan sonra ikinci bölümde, belleğin biyolojik ve kültürel olarak işleyiş mekanizması betimlenerek tekil olarak hazırlanan ve tüketilen yemeklerin bile bellekle nasıl ilişkilendirilebileceği gösterilmektedir. Üçüncü bölümde ise zorunlu nüfus mübadelesine dair tarihsel bilgiler verilerek Niğde'deki muhacir varlığı ile Selanik muhacirlerinin ilk iskân döneminden günümüze kadar bu kimliği sürdürdükleri çerçeve anlaşılmaya çalışılmaktadır. Dördüncü bölümde ise Selanik muhacirleri topluluğunun sahip olduğu yemekler ile oluşturdukları muhacir kimliği bir araya getirilerek geçmişten bugüne sürdürülen yemeklerin Niğde'deki diğer topluluklar ile sınırları nasıl inşa ettiği gösterilmektedir. Beşinci bölümde Selanik muhaciri yemeklerinin kültürel belleğin inşasında ve sonraki kuşaklara aktarılmasında sahip oldukları işlevsel rol betimlenmekte, geçmişi anımsamada yemeklerin önemi gösterilmektedir. Sonuç bölümünde ise bugün mutfak kültürü çerçevesinde inşa edilen Selanik muhaciri kimliğinin yaşadığı değişim ve dönüşüm ile mutfak kültürünün bugün taşıdığı farklı anlamlar sıralanmaktadır. Çalışma, bugün Niğde'de yaşayan Selanik muhacirlerinin atalarının yaşadıkları zorunlu nüfus mübadelesinin üzerinden yaklaşık yüz yıl geçmesine karşın sahip oldukları mutfak kültürü ve bide - pita, muhacir ekmeği, kaçamak, muhacir tarhanası, keşkek, örfene gibi yiyecekler ile bu travmatik zorunlu göç deneyimini gelecek kuşaklara aktardığını, mutfak kültürünün bugün yaşayan Selanik muhacirleri için kimlik ve bellek oluşturmada önemli bir yere sahip olduğunu göstermektedir.
Kuşaklar arası aktarım bağlamında anlatıcı kimliği: Piroğlu ailesi örneği
Sözlü kültür ürünleri, insanların konuşmaya ve anlatmaya başladığı zamanlardan itibaren varlığını sürdürmüş, kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze kadar gelmiştir. Bu yolculuğunu dil ile gerçekleştirmiş ve anlatıcısı aracılığıyla bugüne ulaşmıştır. Geleneksel kültürde anlatıcılık kimliği, bireyin ev içinde edindiği dinleyici kimliğiyle beslenmektedir. Çünkü dinleyici, anlatmak üzere dinlemektedir. Bu tez çalışmasında konu edinilen Piroğlu Ailesi'nin bireyleri, dinleyici ve anlatıcı çağı olmak üzere iki dönemden geçmiştir. Yapılan saha çalışmasında, bireylerin dinleyici çağında duydukları dini ve mitolojik hikâyelerin kişilikleri ile korku, merak, sevinç, heyecan ve şüphe gibi temel duygularının oluşmasında rol oynadığı görülmüştür. Birey, anlatıcı çağına geçtiğinde ise anlattığı masallara bu kişilik özelliklerini ve duygularını yansıtmıştır. Piroğlu Ailesi, hikâye ve masalları Borçka'dan Gemlik'e taşımış ve bu kültür aktarımını kan bağı esasına dayalı olarak gerçekleştirmiştir. Çalışmada, masalları aynı kişilerden dinleyen aile bireylerinin hayat hikayesi unsuruna bağlı olarak metinleri değiştirdiği tespit edilmiştir. Bu değişimde, doğum, evlilik, yolculuk, ölüm gibi hayat eşikleri önemli bir rol oynamakta ve doğrudan masala yansımaktadır. Aileden derlenen masal metinlerinin de dahil edildiği çalışmanın sonucunda; sözlü kültür ürünlerinin dinleyicinin kişiliğini etkilediği, metinlerin anlatıcının dilinde yeni bir şekle büründüğü ve iskelet yapısını değiştirecek görünümler kazandığı, her aktarımın yeni bir yaratım olduğu ve tüm bunlarda hayat hikayesi unsurunun etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Sele Sepet Top Kandil Şenliği üzerine halk bilimsel inceleme
Şenlikler tarihçeleri açısından Türk kültürü içerisinde köklü olan etkinliklerdendir. Türk kültüründe festival ve şenliklerin önemli bir yere sahip olduğu ve kutlanırken yöreden yöreye farklılık kazandığı bilinmektedir. Geçmişten günümüze kadar kutlanılan festival ve şenliklere bakıldığında bu kutlamaların insanları eğlendirme işlevi taşıdığı, insanları birbirine yakınlaştırdığı, beraberlik kavramının insanlar üzerinde olumlu etki yarattığı, küçükten büyüğe herkesin bu kutlamalarda hoşça vakit geçirdiği görülmektedir. Bu çalışmanın konusunu Samsun'un Bafra ilçesinde Ramazan ayının on dördüncü akşamını on beşi gününe bağlayan akşamı kutlanılan "Sele Sepet Top Kandil Şenliği" oluşturmaktadır. Sele Sepet Top Kandil Şenliği, ilçede Ramazan ayının on dördüncü akşamı iftardan sonra çocukların kendi mahallelerinde maniler eşliğinde ellerinde sele sepet veya top kandil adı verilen içerisinde mum yanan kâğıttan fenerler ile komşularının kapıları çalarak ve çaldıkları kapıdaki ev sahiplerinin çocuklara ikramda bulunmasıyla büyük küçük ortaklaşa katılım sağlanarak gerçekleşen bir şenliktir. Çalışmada, Sele Sepet Top Kandil Şenliğinin kutlanılmasındaki tarihi geçmiş, bu şenliğin yapısı ve şenliğin içerisinde barındırdığı halk bilimsel unsurlar çerçevesinde Sele Sepet Top Kandil Şenliğinin halk bilimsel incelemesi yapılmıştır. Ne zamandır kutlanıldığı tam olarak bilinemese de bu şenlik geçmişten günümüze değin pandemi dönemindeki kısıtlamalarda dâhi ilçede kutlanılmaya devam etmiş, insanlar arasındaki dayanışma ve birliği pekiştirmiştir. Bafra'da derleme çalışması yapılmış olup kaynak kişilerden elde edilen veriler analiz edilmiştir. Bu çalışmayla Sele Sepet Top Kandil Şenliğinin kuşaklar arası kültür aktarımındaki yeri ve bu şenliğin halk bilimsel anlamda içinde barındırdığı birçok unsurun kayıt altına alınması amaçlanmıştır.
Çankırı ve çevresi aile ve kişi lakapları üzerine bir inceleme
Yapılan bu çalışmada Çankırı'nın tarihi, etnik yapısı, kültürel ve coğrafi özellikleri anlatılmış, ardından adbilim (onomastik) üzerinden yola çıkılarak Türklerde adlandırma, lakabın tanımı ve veriliş hikayeleri üzerinde durulmuştur. Çankırı ili merkez ve ilçe köylerinde lakap verme geleneğinden bahsedilmiş kaynak kişiler ile görüşülerek çalışmamıza kaynak mahiyetinde olan anekdotlar derlenmiştir. Kaynak kişiler aracılığı ile elde edilen lakaplar yörede kullanılış şekline göre müdahale edilmeden sınıflandırmaya tabi tutulmuştur. Kaynak kişilerden dinlenen bilgiler ve deneyimler neticesinde yaşanan göçlerin lakaplara etkisi tartışılmıştır.
1980 sonrası Türk romanında “yedi uyurlar” anlatısının metinlerarasılık bağlamında incelenmesi
Çalışmada, İslam ve Hıristiyan kültür ortamlarında ortak bir yere sahip olan Yedi Uyurlar anlatısının 1980 sonrası Türk romanındaki (Kehribar Geçidi, Baba, Oğul ve Kutsal Roman, Hüzün Yanığı) dönüşümü metinlerarasılık bağlamında yorumlanmıştır. Özellikle postmodern edebiyat anlayışıyla birlikte geleneksel anlatılar, çağdaş edebiyatta yeniden yazma yoluyla farklı anlam, biçim ve kullanım alanlarıyla karşımıza çıkmaktadır. Metinlerarasılık, bu yeniden yazma sürecini anlamlı kılmada etkili bir yöntemdir; çünkü edebi metinler arasında yapı, içerik ve anlam düzeyinde kurulan ilişkileri görünür kılarak geçmiş ile günümüz arasında bir köprü oluşturmaktadır. Bu çalışmada; Nazan Bekiroğlu’nun Kehribar Geçidi, Murat Gülsoy’un Baba, Oğul ve Kutsal Roman ve Sinan Yağmur’un Hüzün Yanığı adlı romanları, Kur’an-ı Kerim’deki Ashab-ı Kehf (Yedi Uyurlar) kıssası ekseninde metinlerarası bir okumaya tabi tutulmuştur. Bu doğrultuda, söz konusu romanlarda Yedi Uyurlar anlatısının hangi biçimlerde dönüştürüldüğü, hangi temalarla ilişkilendirildiği ve ne tür anlatım stratejileriyle işlendiği analiz edilmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda, efsanenin her üç eserde de yeniden yazım yoluyla yeni anlamlar kazandığı; bu anlamların hem bireysel hem de toplumsal düzlemde çok katmanlı bir yorum imkânı sunduğu ortaya konmuştur. Bu yönüyle çalışma, geleneksel anlatılar ile çağdaş edebiyat arasındaki ilişkiye dair özgün bir katkı sunmayı hedeflemektedir
Kaliforniya Üniversitesi Los Angeles (UCLA) kütüphanesi Türkçe el yazmaları koleksiyonu 2395 numaralı cönk (inceleme-metin)
Bu çalışma, Kaliforniya Üniversitesi Los Angeles (UCLA) Kütüphanesi Türkçe El Yazmaları Koleksiyonu’nda LSC.0896 arşiv numarasıyla “Cönk 2395” olarak kayıtlı bulunan cöngün inceleme ve metin bölümlerini kapsamaktadır. İncelemeye konu olan cönk, 177x79 mm ebadında olup 135 varaktan oluşmaktadır. Metinlerin büyük çoğunluğu siyah mürekkep, bazı beyitler ise kırmızı mürekkep ile yazılmıştır. Eserin mürettibi hakkında doğrudan bir bilgiye ulaşılamamış olmakla birlikte, yazı karakterlerindeki yapısal benzerlikler cöngün tek bir mürettip tarafından kaleme alındığını düşündürmektedir. Cönkte yer alan 1240, 1270 ve 1278 tarih kayıtları, eserin 19. yüzyılda yazılmış olabileceğine işaret etmektedir. Cönkte 406 manzum, 12 mensur olmak üzere toplam 418 metin yer almaktadır. Üç ana bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde cöngün şekil, dil ve muhteva özellikleri ayrıntılı olarak incelenmiştir. Biçim bakımından cönkte hem aruzlu hem de heceli nazım şekillerinin bir arada kullanıldığı, muhteva açısından değerlendirildiğinde ise birbirinden farklı konuların metinlerde işlendiği tespit edilmiştir. Cönkte adı tespit edilen şairler arasında klasik edebiyatın öncü isimleri ile halk edebiyatının önde gelen temsilcileri bir arada yer almaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde, adı geçen bu şairlerin hayatları ve cönkte yer alan şiirleri hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümünde ise cöngün tamamı Osmanlı Türkçesinden Latin harflerine aktarılmıştır.
Sivas folkloru dergisi kapsamında yerel Türk halkbilimi dergiciliği ve araştırmacılığı geleneği
Sivas Folkloru dergisi, İbrahim Aslanoğlu ve yerel folklor araştırmacıları tarafından Sivas'ta çıkarılmış, 1973 yılının Şubat ayından itibaren aylık olarak yayınlanmaya başlamış yerel folklor dergisidir. Bu dergi, toplam 78 sayı çıkmış yayın hayatını 7 yıl sürdürmüş, son sayısını da 1979 yılının Temmuz ayında çıkarmıştır. Sivas Folkloru dergisi Kültür Bakanlığı'nın da isteğiyle Sivas ili dışına çıkartılmak istenmiş, abone yetersizliği ve maddi imkânların kısıtlı olması sebebiyle isim değişikliğine gitmek zorunda kalarak, adını Türk Folkloru olarak değiştirmiş ve yerel folklor dergiciliğinden genel folklor dergiciliğine geçiş yapmıştır. Türkiye'de yerel folklor araştırmacılarının bir kısmının yetişmesinde bir okul görevi üstlenen Sivas Folkloru dergisi, yereldeki Türk Halkbilimi çalışmalarına kaynaklık edecek pek çok konunun çalışılmasın da öncü olmuştur. Yerel folklor araştırmacılarının yaptıkları derlemeler, günümüzde yapılan ve yapılacak olan akademik çalışmalara ışık tutacak niteliğe sahiptir. İncelenen cönkler sayesinde çok sayıda Âşık ve eserleri Türk Halkbilimine kazandırılmıştır. Böylelikle daha sonraki yıllarda gerçekleştirilecek araştırmalar için zemin hazırlamıştır. Dergide Sivas ilinin bütün ilçeleri ve köylerinin yanında çevre iller ve ilçeler de yerel folklor araştırmacıları tarafından incelenmiştir. Sivas Folkloru dergisi, Halkevi dergileri kapatıldıktan sonra oluşan büyük boşluğu kapatmış, yerel folklor araştırmacılarının, dolayısıyla da yerel folklor araştırmacılığı geleneğinin gelişmesine önemli katkılar sağlamıştır. Sonuç olarak bu tezde yerel folklor araştırmacılığı geleneğinin oluşumu ve gelişme süreci Sivas Folkloru dergisi kapsamında incelenmiştir.
Kültürel süreklilik bağlamında Kırkpınar'ın yansıttığı dünya görüşü üzerine
Bu çalışmada altı asırı aşmış bir kültürel süreklilik olarak Kırkpınar'ın yansıttığı dünya görüşü ele alınmıştır. Alan araştırması ve Başbakanlık Osmanlı Arşivi de dahil olmak üzere ilgili literatürün taranmasına dayanan çalışmada, her biri geleneğin farklı bir yönünü temsil eden Kırkpınar Ağaları, pehlivanlar, cazgırlar, davul-zurna ekibi şefi ve seyircilerle görüşülmüştür. Birinci bölümde bir müsabaka sporu olarak güreşin oyunsal doğasından, güreşin bu bağlamda tarihi kaynaklarda Asya ve Ortadoğu coğrafyasında ve Türk kültüründe güreşin görünümünden ve güreşin Osmanlı Türkleri zamanındaki kurumsallaşma sürecinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde Kırkpınar güreşlerinin sınırları dâhilinde yapıldığı ve üzerinde şekillendiği Edirne'nin tarihsel arkaplanı ve Kırkpınar güreşlerinin tarihi gelişim süreci hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde Kırkpınar'ın devamlılığını sağlayan ve bir araya gelerek bir bildirişim ortamı içinde Kırkpınar dediğimiz bütünü oluşturan Kırkpınar Ağaları, Pehlivanlar, Cazgırlar, Davul-Zurna ve Seyircilerin cephesinden Kırkpınar'a dair tespitlere yer verilmiştir. Dördüncü bölümde dünya görüşü kavramı ele alınarak, Kırkpınar yağlı güreşlerinin nasıl bir dünya görüşünü yansıttığı üzerinde durulmuştur.
Ordu türkülerinde kadın tipleri
Bu araştırmada Ordu ilçesine ait halk türküleri ve türkülerde yer alan kadın, kadın-erkek ilişkileri ve gündelik hayat içindeki tutum ve davranışlar gibi türküleri oluşturan etmenler çerçevesinde incelenerek, benzer özelliklerine göre tiplere ayrılmıştır. Araştırmanın evreni; toplu eğlence, çeşitli merasimler, harman, bahçe, tarla, fındık işleriyle uğraşılan ortamlarda ortaya çıkan Ordu halk türküleri, türkülerin oluştuğu ve icra edildiği sosyal ortamlar ile türküyü yakan/söyleyen kadın icracıları ve dinleyicileri kapsamaktadır. Araştırmanın örneklemini ise; Ordu'dan seçilen türkülerin tema, icra ve müzikal yapı yönünden incelenerek, türkünün sözlerinde geçen kadın teması ile araştırmacının türkü yakılan ve söylenen ortamlarda bulunarak edindiği bilgiler oluşturmaktadır. Bu araştırmada toplum, türkü geleneği ve kadın teması bütünlük içinde ele alınmıştır. Bu bağlamda, yüzyıllardan beri kuşaktan kuşağa iletile gelen ve her türden değerleri yansıtan türkülerin bölgedeki yaratıcıları olan kadınlar ve türkülerin yaratıldığı, icra edildiği ortamlar analiz edilmiştir. Araştırma kapsamında coğrafi, sosyal ve kültürel etkileşimlerle şekillenen türkülerin metinlerinden hareketle türkülerdeki kadın tipleri belirlenmeye çalışılmıştır. Böylece, kadın ve türküler arasındaki bağlantılar kurularak, bölgede kadının türkülere nasıl yansıtıldığının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Anahtar Sözcükler Ordu Türkülerinde Kadın, Türkülerde Kadın Tipleri, Ordu Türküleri, Türkü, Türk Halk Müziği.
Türk kültür tarihinde sığır
Dünya üzerinde var olan ulusların kültürleri kendilerine özgün gelenek, sembol, ritüel ve uygulamaları içermektedir. Bir diğer deyişle her kültürün farklı türden geleneklerin bileşkesi sonucunda ortaya çıktığı söylenebilir. Bu bağlamda doktora tezinde, sığır mitolojik, tarihi, coğrafi, toplumsal-ekonomik ve kültürel açıdan ele alınarak halkbiliminin metin ve bağlam merkezli kuramları verileriyle incelenmiştir. Genelde sığırın devlet ve millet, özelde ekonomik sosyal hayattaki yeri tespit edilmiştir. Sığırın Türk kültürüne faydalarının temelleri, değer oluşumuna katkısı, geleceğe taşınması, gelecekte nerede olacağı halkbilimi düşüncesi ile bağdaştırılmaya çalışılmış ve çeşitli çıkarsamalarda bulunulmuştur. Bu tezin giriş bölümünde sığır veya öküz kelimesinin anlam ve etimolojisi noktasından hareketle sığır veya öküzün tanım ve tarihçesi, edebiyattaki yeri değerlendirilmiştir. Türkiye'de halkbilimi çalışmalarındaki durumu açıklanmıştır. Tezin ikinci bölümünde sığır veya öküzün beslenmesi, bakımı, iğdiş edilmesi gibi konular sahadan elde edilen bilgilerle yorumlanmıştır. Üçüncü bölümde ise Türk kültür ekolojisi bağlamında halk anlatıları incelenmiştir. Söz konusu üç bölüm karşılaştırılmış, benzerlikler veya farklılıklar ortaya konulmuştur. Sığır veya öküzün Türkistan coğrafyasından Anadolu'ya geliş serüveni, değişen yaşam koşulları ve teknolojiye bağlı olarak konumları, insanın doğayı ve çevreyi anlamlandırmadaki önemi açığa kavuşturulmuştur.
Kadın balıkçı folkloru: İzmir ve Muğla örneği
Bu çalışmanın araştırma odağını, Kıyı Ege Bölgesi'ndeki Muğla ve İzmir illerinde, küçük ve orta ölçekli teknelerle, deniz balıkçılığı yapan kadınlar oluşturmuştur. Derleme alanını oluşturan iki il, 5 ilçe ve 3 köyde derleme yapılmıştır. Muğla'da 20 gün, ikamet yerimiz olan İzmir'de de 20 gün derleme yapılmıştır. Derleme kayıtlarından oluşan arşivde; 13 saatlik kamera kaydı, 8 saatlik ses kaydı ve 3.962 adet fotoğraf yer almaktadır. Araştırma alanını oluşturan iki ilde, toplam 44 kaynak kişi ile görüşülmüştür. Kaynak kişilerden 30'u kadındır. Kaynak kişileri oluşturan kadınlar balıkçılık, ağ yapımı, ağ tamiri, midyecilik, mezatta balık satma işlerini yapmaktadır. Ayrıca bazı balıkçıların pansiyonculuk, çiftçilik ve tekne turu gibi ek işleri de vardır. Genellikle 50-60 yaş arası olan kadın balıkçılarla görüşmeler yapılmıştır. Bu çalışmayla kadın balıkçıların deniz ve balıkçılıkla ilgili sözlü kültür ürünleri, deniz ve balıkçılıkla ilgili faaliyetlerine bağlı kültürel hayatları, balıkçılıkla ilgili inançları ve geleneksel uygulamaları ile erkek balıkçılardan toplumsal cinsiyete bağlı olarak değişen mesleki ve kültürel özellikleriyle ve kadın balıkçıların anlattığı masal, efsane, fıkra, halk hikâyesi, atasözü, deyim, alkış ve kargış gibi sözlü kültür ürünlerine de yer verilmiş, kadın balıkçıların balığa çıkmadan önce, av sırasında ve sonrasında bolluk, bereketi artırmak, nazar veya kötü hava şartlarından korunmak gibi nedenlere bağlı inanç ve uygulamalar ve mesleği öğrenme yöntemi olan usta-çırak ilişkisi de incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kadın Balıkçı, Meslek Folkloru, Kıyı Ege, İzmir, Muğla.
Seferihisar geleneksel çocuk oyunları ve oyuncakları üzerine bir inceleme
Çocuk oyunları, yapıları itibariyle halk kültürünü en fazla muhafaza eden halk bilgisi ürünleridir. Bir toplumun ürettiği oyun ve oyuncaklar, o toplumun kültürel değerlerini yansıtır. Oyun, öğreticilik özelliği olduğu için çocukları yaşamda gerekli faaliyetlere hazırlar. Çocuk, yaşam sevincini oyunla ifade eder. Oyun oynayan çocuklar, temel yaşam becerilerinin gelişimlerine katkıda bulunur. Bu tez çalışmasında İzmir İli, Seferihisar ve çevresinde yarı-yapılandırılmış görüşme ve doğal ortamda gözlem yöntemleri kullanılarak çocuk oyunları ile ilgili veriler toplanmış, hem günümüz çocuklarının oyunları, hem de 2. ve 3. kuşak yetişkinlerin anlatıları, yapılan derleme çalışması sonucu kaydedilmiştir. Toplam 76 saat 45 dakikadan oluşan video kaydı içinde, 50 adet yöresel çocuk oyununun oynanış biçimi, oyun araçları, oyunla ilgili olan tüm sözlü edebiyat ürünleri, el yapımı oyuncaklar, meydan oyuncakları ve oyun nesneleri hakkındaki bilgiler bulunmaktadır. Elde edilen veriler içindeki oyunların yapısal özellikleri açıklanmıştır. Çocuk oyunlarının özellikleri, oyuncuların cinsiyet ve yaşına, oyun zamanı ve süresi, oyun mekânına göre verilmekte, çocuk oyunlarının bağlam ve işlev özellikleri anlatılmaktadır. Bu oyunlar, fiziki bağlam, tarihi bağlam, sosyo-kültürel bağlam ve teknolojik gelişmelerin etkisi açısından incelenmiştir. Çocuk oyunları, çocuklarının yaşam becerilerine yani, fiziksel, zihinsel, ruhsal, sosyal gelişime katkı açısından sınıflandırılmıştır. Sonuç kısmında elde edilen bulgular ve yapılan çözümlemelere göre daha ileri çalışma ve öneriler de verilmektedir. Bugünün bilgisayar ve dijital oyunları teknolojileri ile yüz yüze olan fakat geleceğin toplumunu oluşturacak olan günümüz çocuklarını kendi öz değerleri ve kültürel oyunları ile buluşturmak için hazırlanacak oyun kütüphanelerinin somut olmayan kültürel miras açısından önemi vurgulanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Geleneksel çocuk oyunları, Oyuncaklar, Somut olmayan kültürel miras, Çocuk geliĢimi, Seferihisar
Kent ortamında iki âşık: Maksut Koca ve Nevruz Ali Çiçek
Bu çalışmanın konusu; âşıklık geleneğinin kent ortamındaki durumunun, büyükşehirlerde yaşayan ve icralarını gerçekleştiren iki Karslı âşık örneğinde tespit edilmesidir. Çalışma, âşıklık geleneğinin merkezi olan Türkiye sahasından iki büyükşehir; İstanbul ve İzmir ile sınırlanmıştır. Çalışmamızın öncelikli amacı, âşıklık geleneğinin kent ortamındaki icra yer ve zamanları doğrultusunda geleneğin kent ortamına bağlı olarak değişiminin tespit edilmesidir. Çalışmanın diğer bir amacı ise, kent ortamının âşığın sözel ve müzikal performansına etkisini tespit etmektir. Âşık Maksut Koca, 1961 yılında eski ismi Sozgert olan, Kars ilinin Arpaçay ilçesi Taşdere köyünde dünyaya gelmiştir. 1989 yılının Eylül'ünde ailesiyle beraber İstanbul'a göç eden Koca, İstanbul'da yaşamaktadır. Nevruz Ali Çiçek ise, 1955 yılında Kars ilinin Arpaçay ilçesine bağlı eski ismi Başyöregel, yeni ismi Çetindurak olan köyde dünyaya gelmiştir. 1970 yılında İzmir'e göç eden Çiçek, halen İzmir'de yaşamaktadır. Her iki âşık da şiirlerini büyük çoğunluğu hece ölçüsüne bağlı olarak söylemiştir. Ancak az da olsa aruz ölçüsüne öykünerek yazılmış şiirleri de bulunmaktadır. Âşıkların, konu bakımından çeşitlilik gösteren şiirlerini; "Aşk", "Din ve Tasavvuf", "Tabiat", "Gurbet ve Ayrılık" ve "Sosyal Konular" ana başlıkları altında toplamak mümkün olmuştur. Bu başlıklar altında incelenen şiirlerin içeriklerinde Kars'tan büyükşehre göçün etkisi yoğun olarak görülmektedir. Âşıkların incelediğimiz eserleri, makam ve usul çeşitliliği göz önüne alınarak seçilmiştir. Kullanılan makamlar; "Hüseyni", "Uşşak", "Segâh", "Karcığar" ve "Kürdi" makamlarıdır. Kullanılan usuller ise 2/4'lük 4/4'lük, 5/8'lik, 6/8'lik, 7/8'lik, 9/8'lik, 10/8'lik, 12/8'lik şeklindedir. Her iki aşığın incelediğimiz eserlerinde Kars yöresinin ritmik dokusunu ağırlıklı olarak yansıttıkları görülmektedir. İncelediğimiz eserlerin makamsal açıdan birleştikleri nokta, dizi, durak, güçlü ve seyir özelliklerinin "Hüseyni Makamı" ile ilgileridir. Üçüncü bölümde Kars âşıklık geleneğinin son yüzyıldaki önemli temsilcilerinin hayatları ve sanatları, sosyal, kültürel ve sanatsal hayatlarındaki ortak özellikleri ele alınmıştır. Belirlenen ortak özellikler, Maksut Koca ve Nevruz Ali Çiçek'in geleneğin yerel özelliklerini kent ortamında ne ölçüde temsil ettiklerinin değerlendirilmesinde kullanılmıştır. Sonuç olarak İstanbul ve İzmir'de âşıklık geleneği devam ettiren Koca ve Çiçek, birçok yönden Kars âşıklık geleneğinden beslenmişlerdir. Diğer taraftan; yaşadıkları şehirlerin ortamı, pazar ve dinleyici talepleri onların icra tercihleri ve repertuar seçimlerini doğrudan etkilemiştir.
İran anlatı geleneğinin kaynakları üzerine bir inceleme
Yerleşiklik ile göçebelik sınırının sıcak bölgesindeki İran, uzun tarihi boyunca Turanlılarla sürekli çatışma halinde olmuştur. Böylece söz konusu çatışmaların iki bölge topluluklarının sözlü ve yazılı dinsel ve edebî eserlerine yansıması kaçınılmaz olmuştur. İranlıların Turanîleşmekten korunmak için izledikleri bu yöntemin en ilgi çekici yanı, bunu, yine Turanîlerin kahramanlık destanlarıyla yapmış olduklarıdır. Göçebe sözlü kültürü, esasen, yerleşik coğrafyalarda yazıya geçerek görünür olmuştur. Bu yüzden Orta Asya Türk göçebe kültürü İran'ın yazılı eserlerinde yer alması beklenebilir. Bizce, İran edebiyatı bu yönden değerlendirilmesi gerekir.Uzmanlara göre; İran anlatı geleneği Saka/Turan kökenli olabilir. Özellikle, Şehname destan geleneği ve öncülleri olan Hudaynamelerin kaynağı İran dışındadır. Hatta Orta Asya kaynaklı olduğu düşünülmektedir. Böylece İran anlatı geleneği içindeki eserler, Türk sözlü ve yazılı edebiyatı açısından önem arz etmektedirler.
Hâmit Zübeyr Koşay'ın hayatı ve halk bilimi ile ilgili çalışmaları
Hâmit Zübeyr Koşay Cumhuriyet'in ilk yıllarında başta halk bilimi olmak üzere farklı birçok disiplinde araştırmalar yapmış, ortaya koyduğu eserlerle tüm bu alanlarda kaynak niteliğinde önemli çalışmalara imza atmıştır. Bu çalışmada, çok yönlü bir yazar olan ve yapmış olduğu hizmetler dolayısıyla Kültür Bakanlığı tarafından En İyi Halk Bilimci Ödülü'ne layık görülen Hâmit Zübeyr Koşay'ın halk bilimi ile ilgili eserleri, folklor hakkında görüş ve önerileri irdelenmiştir. Bu çalışma dört bölümden müteşekkil olup ilk bölümünde Hâmit Zübeyr'in hayatı, edebî kişiliği, akademik yönü tüm detaylarıyla sıralanmıştır. İkinci bölümde Koşay'ın yazmış olduğu kitap, makale, inceleme, araştırma, tanıtım, tercüme eserleri ve Koşay hakkında yazılmış olan çeşitli eserler aktarılmıştır. Üçüncü bölümde onun halk bilimi etrafında şekillenen düşünceleri, görüş ve önerileri belirtilmiştir. Son bölümde ise Hâmit Zübeyr Koşay'ın kaleme aldığı kitaplar tanıtılmış ve bu eserler folklor bağlamında değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hâmit Zübeyr Koşay, halk bilimi, folklor, kültür
Zile panayırı üzerine halkbilimsel bir inceleme
Bu çalışma, Zile Panayırı'nın gelenekselleşme sürecinde geçirdiği değişim ve dönüşümleri incelemek amacıyla hazırlanmıştır. Ancak başlangıcı çok eskilere dayanan bu panayırın geçmişi hakkında yeterli bilgi edinilemediği için Cumhuriyet dönemindeki geleneksel unsurlar incelenmiştir.Zile Panayırı'nın tarihte geçirdiği değişim ve dönüşümler kısaca ele alınmış ve Zile'de kurulan medeniyetlerin panayır üzerindeki etkisi değerlendirilmiştir. Cumhuriyet döneminde ülkede yaşanan iktisadî ve sosyo-kültürel değişimlerin panayırı etkilediği görülmüştür. Zile Panayırı'nın hazırlık sürecinde, panayır organizasyonunun planlanması, panayır tarihinin, süresinin ve panayır yerinin belirlenmesi, tanıtım ve reklam kampanyasının yürütülmesi, konaklama, yeme-içme gibi ihtiyaçların giderilmesi, güvenliğin sağlanması gibi konular incelenmiştir. Yapılan uygulamalar ve bu uygulamaların sürekliliğinin Zile Panayırı'nın gelenekselleşme sürecine önemli bir katkı sağladığı düşüncesine varılmıştır.Zile Panayırı'nın kültürel açıdan çözümlemesi çerçevesinde panayır eğlenceleri incelenmiştir. Cumhuriyet döneminde yapılan panayır eğlenceleri, geleneksel eğlenceler ile modern eğlenceler olarak ele alınmış, yerel eğlenceler ise bu bölümler içinde değerlendirilmiştir. Panayır geleneği içerisinde önemli bir yeri olan eğlencelerin, çağın şartlarına göre değişerek devam ettiği görülmüştür.Zile Panayırı, üretimde oluşan birikimin tüketildiği bir alışveriş ortamıdır. Gelenekselleşen bu alışveriş ortamının şehrin modernleşmesine katkısı olduğu düşüncesine ulaşılmıştır.Zile'de panayıra bağlı gelişen el sanatları ve geleneksel meslekler ile yine panayıra bağlı üretilen ve panayırla yaygınlaşıp imgeleşen yiyecekler ve kış hazırlıklarının panayırla bağlantısı incelenmiştir. Sonuçta panayırın Zile'nin kültürel dokusunu etkilediği görülmüştür.Panayır bağlamında oluşan folklor unsurları tek tek ele alındığında, ticarî amaçlı kurulan panayırların bir bütün olarak gelenek oluşturduğu sonucuna varılmıştır.Anahtar Sözcükler: Zile Panayırı, gelenek, eğlence, alışveriş, halk bilimi
Geleneksel yaylacılıktan yayla turizmine: Ordu- Çambaşı yaylası örneğinde halk bilimsel bir inceleme
Dünya konjuktöründe sanayi devrimiyle başlayan turizm faaliyetleri zamanla ve ihtiyaçların değişmesine bağlı olarak deniz, kum, güneş turizmi olmanın yanında alternatif turizm faaliyetleri ve mekanları aramaya başlamıştır. Turistlerin farklı yerler ve de doğası korunmuş mekan arayışları yeşil turizmi ve beraberinde de yayla turizmi kavramını ortaya çıkarmıştır. 1980'lerde baş gösteren bu yeni turizm faaliyetinin en önemli özelliklerinden biri turizm için gidilen yerdeki doğanın korunması ve var olan kültürel yapıdaki, gelenek, görenek ve adetlere saygı gösterilmesidir. Geleneksel yapıya dokunmadan ama içinde gerçekleşen bir turizm faaliyetidir.Geleneksel yayla kültürü ve değişen yaylacılık anlayışının kültürel miras kavramı çerçevesinde Ordu- Çambaşı yaylası örneklemi üzerinde halk bilimsel inceleme yapılmıştır. Geleneksel Yaylacılıktan Yayla Turizmine: Ordu-Çambaşı Yaylası Örneğinde Halk Bilimsel Bir İnceleme adlı bu çalışmada Çambaşı Yaylasındaki geleneksel yaylacılığın korunarak nasıl bir yayla turizmi oluşturulabilir, turizme geçildiğinde bu yaylada neler nasıl yaşatılabilir konuları tartışılmıştır.
UNESCO ve insanlığın sözlü ve somut olmayan mirası başyapıtları ve kültür politiklarına etkisi
Folklorun on sekizinci yüzyıl yaklaşımlarından bugüne politika için kültür yaklaşımından kültür için politika yaklaşımına geçişinde UNESCO'nun kültür alanındaki çalışmalarından İnsanlığın Sözlü ve Somut Olmayan Mirası Başyapıtları İlanının etkisinin farkına varılmıştır. İSSOMBİ tarihçesi kapsamında kültür için politikalar üretme çabalarının başyapıt ilanı programı ile sonuçlanması folklorun ekonomi, endüstriyel sektörler, medya, turizm gibi disiplinler açısından ele alınması gerekliliğini doğurmuştur. Bunun yanında küreselleşmenin beraberinde folklorun yok oluyor bilincini uyandırması da kültürün korunmasına yönelik politikaların geliştirilmesi fikrini geliştirmiştir. UNEESCO'nun bu durumu İkinci Savaşı'ndan sonra fark ederek kültür çalışmalarının yönünü korumaya yönelik programlara çevirmesini sağlamıştır.Bu çalışmada İnsanlığın Sözlü ve Somut Olmayan Mirası Başyapıtları İlanı'nın kültür politikaları ile ilişkisi Somut Olmayan Kültürel Miras çerçevesinde 2001, 2003, 2005 İSSOMBİ Listeleri irdelenerek ortaya Konya çalışılmıştır. İnsanlığın Sözlü ve Somut Olmayan Mirası Başyapıtları İlanı'nın kültür politikalarına bir etkinsin olup olmadığı tartışılmıştır. Bu çalışma somut olmayan kültürel miras yoluyla ulusal ve uluslar arası alanda kültür politikaları üretilebileceği tezini savunarak folklora farklı bir bakış açısı getirmeyi amaçlamıştır.Anahtar Kelimeler:1.İnsanlığın Sözlü ve Somut Olmayan Kültürel Mirası Başyapıtları İlanı2. Somut olmayan kültürel miras3. Kültür politikaları4. Koruma5. UNESCO