
142
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Biyolojik risk yönetiminde seçilmiş ajan patojenler programı Türkiye modelinin oluşturulması
Biyolojik risk yönetimi, biyolojik materyaller, biyolojik teknolojiler ile bilimsel bilgileri içeren araştırma kurumlarının günlük işlemlerinde hayati önem taşıyan laboratuvar biyolojik disklerini yönetmek için uygulamaları, prosedürleri, sistem süreçlerini ve politikaları oluşturur. Biyolojik risk gözetimi, araştırma kurumlarının ve laboratuvarların uyumlu olup olmadığını derecelendirmek için bu süreçleri, prosedürleri, sistem süreçlerini ve politikaları sürekli olarak izleyen biorisk yönetimi içindeki temel işlevdir. Seçilmiş Ajan Patojen Programı (bundan sonra sadece SAP kullanılacaktır) biyolojik risk yönetimi açısından biyoemniyet ve biyogüvenlik kavramlarının halk sağlığı ve iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması dışında biyoterörizm tehlikesinin önüne geçmek için de büyük öneme sahiptir. Bunların yönetilmesi ise biyolojik risk yönetimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sistemin kurulmasıyla bu alandaki mevzuat eksikliklerinden, çalışma prensiplerine kadar olan bütün sistem, iş sağlığı güvenliği önlemleri ve takipleri, acil durum planları, olay müdahale planları gibi konular, izinlerin, denetimlerin, eğitimlerin nasıl olacağına kadar yapılanma kurulması için öneriler sağlanmış olunacaktır.
Hafif bilişsel bozukluğu olan yaşlılarda klinik pilates ve aerobik egzersiz eğitiminin fiziksel performans, duygu durumu ve sosyal durum üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Hafif Bilişsel Bozukluğu (HBB) olan yaşlılarda klinik Pilates ve aerobik egzersiz eğitiminin fiziksel performans, duygu durumu ve sosyal durum üzerine etkilerinin karşılaştırılması amacıyla planlanan bu çalışmaya Standardize Mini Mental Test puanı 18-23 arasında olan, 65-74 yaşları arasında 47 yaşlı dâhil edildi. Bunlardan 16'sı birinci, 15'i ikinci ve 16'sı üçüncü grupta yer aldı. 12 hafta süresince birinci gruba klinik Pilates eğitimi, ikinci gruba orta şiddetli aerobik egzersiz eğitimi uygulandı. Kontrol grubuna ise aynı süreçte herhangi bir egzersiz uygulanmadı. Fiziksel ve fonksiyonel performans değerlendirilmesi için Denge (Berg Denge Ölçeği), fiziksel performans (Kısa Fiziksel Performans Testi), fonksiyonel egzersiz kapasitesi (6 Dakika Yürüme Testi), abdominal kas enduransı (Sit-Up test), kas kuvveti (el dinamometresi) testi uygulandı. Bunlara ek olarak bilişsel durum (Standardize Mini Mental Test), duygu durumu (Duygu durum Profili Ölçeği) ve sosyal durum (Sosyal Bağlılık Ölçeği) değerlendirildi. Ayrıca serum BDNF, IGF-1 ve kreatinin değerlerinin analizi yapıldı. Egzersiz eğitimi sonunda hem klinik Pilates hem de aerobik egzersiz eğitiminin fonksiyonel egzersiz kapasitesini, bilişsel durumu, BDNF ve kreatinin düzeylerini artırdığı görüldü. Buna ek olarak klinik Pilates eğitiminin denge, abdominal kasların enduransı, kas kuvveti ve sosyal bağlılık skorlarını artırırken aerobik egzersiz eğitiminin IGF-1 düzeyini de artırdığı belirlendi (p<0.05). Egzersiz eğitiminin sağladığı gelişim farkları açısından ise klinik Pilates eğitiminin abdominal kasların enduransını geliştirmede, aerobik egzersiz eğitiminin de fonksiyonel egzersiz kapasitesini geliştirmede üstün olduğu belirlendi (p<0.05). Klinik Pilates eğitiminin fonksiyonel egzersiz kapasitesi, bilişsel durum, BDNF ve kreatinin düzeylerini artırmada aerobik egzersiz eğitimi ile benzer etkiye sahip olduğu, ayrıca denge, abdominal kasların enduransı, kas kuvveti ve sosyal bağlılığı da geliştirdiği için HBB'li yaşlılarda bu parametreler açısından aerobik egzersiz eğitimine alternatif olabileceğine karar verildi.
Dengeli ve dengesiz yüzeylerde yapılan 10 haftalık kor stabilizasyon egzersizlerinin 14-17 yaş taekwondocularda statik-dinamik dengeye, fonksiyonel hareket analiz puanlamalarına ve yopchagi teknik performansına etkisi
Yapılan çalışmada dengeli ve dengesiz yüzeylerde uygulanan farklı kor stabilizasyon egzersizlerinin taekwondocularda statik-dinamik denge, fonksiyonel hareket analiz puanlaması ve yopchagi teknik performansına etkisini karşılaştırmak amaçlanmıştır. Çalışmaya katılan yıldız-genç kategorilerinde yarışan 70 aktif taekwondocunun (15.6±1.3) 26'sı dengesiz yüzeylerde yapılan egzersizlerini, 24'ü dengeli yüzeylerde yapılan egzersizlerini 10 hafta boyunca haftada 3 gün, günde yaklaşık 30 dakika uygularken 20 sporcu diğer sporcuların da katıldığı rutin taekwondo antrenmanlarına devam etmiştir. 10 hafta sonucunda uygulanan egzersizlerin sporcuların statik-dinamik denge, fonksiyonel hareket puanlaması ve yopchagi teknik performans testlerine etkileri ön ve son test düzeninde gruplar içinde ve arasında tekrarlı ölçümlerde MANOVA varyans analizi kullanılarak karşılaştırılmıştır (p<0,05). Yapılan statik ve dinamik denge testleri sonucunda gruplar arası ve grup içi anlamlı farklılıklar gözlemlenmiştir. Fonksiyonel hareket analiz puanlamalarında ise Plank ve Sol Ayak Engel testi dışında kalan tüm testlerde gruplar arası ve grup içi karşılaştırmalarda pozitif yönde anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Yopchagi teknik performans analiz sonuçlarında ise sağ ve sol diz fleksiyonları ve sola gövde lateral fleksiyonu testlerinde gruplar arası anlamlı bir farklılık görülmezken kalan tüm testlerde gruplar arası ve grup içi anlamlı farklılıklar gözlemlenmiştir. Sonuç olarak uygulanan dengeli ve dengesiz yüzeylerde yapılan kor stabilizasyon egzersizlerinde sporcuların dengesiz yüzeylerde yapılan egzersizlerde daha olumlu sonuçlar elde ettiği ve test edilen parametlerde gelişme gösterdikleri ortaya çıkmıştır. Buna bağlı olarak taekwondo branşının iki temel yarışma disiplini olan kyorugi ve poomsae dalları adına performansı belirleyen bu kritik parametreler için kor stabilizasyon egzersizlerinin gerekli olduğu söylenebilir.
Ariloksi benzamit yapısında sirtuin inhibitörü olabilecek bileşiklerin tasarımı, sentezi ve biyolojik aktivite çalışmaları
Sirtuinler (SIRT), bakteriden memeliye kadar tüm canlı gruplarında varlığını evrimsel olarak korumuş olan nikotinamit adenin dinükleotit (NAD+) bağımlı histon deasetilaz (HDAC) enzim ailesine mensup bir gruptur. Bu enzim grubu, NAD+ kosubstratını kullanarak histon veya histon olmayan substratlardaki lizin kalıntılarını geri dönüşümlü olarak deasetile etmektedir. Çok sayıda çalışma, sirtuinlerin anormal enzimatik aktivitesinin diyabet, nörodejeneratif hastalıklar ve kanser ile bağlantılı olduğunu göstermiştir. Daha önceki çalışmamızda yeni SIRT inhibitörü bileşiklerin keşfi amacıyla gerçekleştirilen farmakofor temelli sanal tarama çalışması sonucu SIRT1/2 inhibitör etki gösteren ariloksibenzamit yapısında bir bileşiğine (300 μM'da inhibisyon, SIRT1: %31,45; SIRT2: %42,47) ulaşılmıştır. Tez çalışmamızda, daha etkili türevlere ulaşmak amacıyla bu bileşik üzerinde kimyasal modifikasyonlar yapılarak onu yeni olmak üzere on dört bileşik tasarlanmıştır. Sentez çalışması tamamlanan on dört bileşik, in vitro SIRT1-3 inhibitör etkileri açısından değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, GS01 (100 μM'da inhibisyon, SIRT1: %56,53; SIRT2: %10,80), GS02 (100 μM'da inhibisyon, SIRT1: %48,15; SIRT2: inhibisyon yok) ve GS11 (100 μM'da inhibisyon, SIRT1: %46,04; SIRT2: inhibisyon yok) kodlu bileşiklerde selektif SIRT1 inhibitör etki gözlenirken, seri içerisinde en yüksek SIRT2 inhibitör etki GS14 kodlu bileşik (100 μM'da inhibisyon, SIRT1: %47,16; SIRT2: %51,61) için gözlenmiştir. Ayrıca, GS01, GS02, GS11 ve GS14 kodlu bileşiklerin, yapısal modifikasyonlarla sağlanan SIRT1/2 inhibisyonundaki iyileşmenin sitotoksik özelliklerine etkisini belirlemek için MCF-7 insan meme kanseri hücre hattına karşı in vitro sitotoksik etkileri belirlenmiştir. Bileşiklerin sitotoksik etkileri, SIRT1/2 inhibisyon değerleriyle ilişkili bulunmuştur. Sonuç olarak, çalışmanın başlangıç noktası olan ariloksibenzamit türevi bileşiğe göre daha etkili ve selektif SIRT inhibitörlerine ulaşılmıştır.
Düzenli yüzme egzersizi yapan bireylerin reaksiyon zamanı, zihinsel dayanıklılık ve bazı zekâ alanlarının değerlendirilmesi
Bu araştırmanın amacı, yüzme egzersizi yapan ve yapmayan bireylerin reaksiyon zamanı (RZ), zihinsel dayanıklılık (ZD), duygusal zekâ (DZ) ve kinestetik zekâ (KZ) düzeylerini incelemektir. Araştırmanın örneklemini 18-25 yaşları arasında (178,31±5,57 cm, 73,21±7,98 kg, 22,99±1,88 kg/m2) yüzme egzersizi yapan (n=85) ve yüzme egzersizi yapmayan (n=85), (178,25±6,25 cm, 81,25±11,04 kg, 25,53±2,79 kg/m2) toplam 170 kişi oluşturdu. Egzersiz grubu 12 hafta boyunca haftada üç gün bir saat içerisinde en az 1000m yüzenler arasından, kontrol grubu ise hiç egzersiz yapmayanlardan rastgele seçilerek oluşturuldu. Veri toplama aracı olarak RZ testi, Sheard ve diğerleri (2009) tarafından geliştirilen ve Altıntaş (2015) tarafından Türkçe'ye uyarlanan "Sporda Zihinsel Dayanıklılık Envanteri", Lane ve diğerleri (2009) tarafından geliştirilip Adiloğulları ve Görgülü (2015) tarafından Türkçe'ye uyarlanan "Sporda Duygusal Zekâ Envanteri" ile Gardner (1983) tarafından geliştirilen ve Seber (2001) tarafından Türkçe'ye uyarlanan ''Çoklu Zekâ Alanlarında Kendini Değerlendirme Envanteri''nin KZ alt boyutu kullanıldı. Verilerin analizinde IBM SPSS istatistik paket programı kullanıldı. İkili karşılaştırmalarda bağımsız örneklem t-testi ile Mann Whitney-U testi, ikiden fazla grubun karşılaştırılmasında ise tek yönlü ANOVA ile Kruskal-Wallis H testleri kullanıldı. Gruplar arasındaki farklılıklar Tukey post-hoc testi ile sınandı. Gruplar arasındaki ilişkiyi belirlemek için Pearson Korelasyon testi, yüzme egzersizinin etkisini değerlendirmek için de Basit Doğrusal ve Çoklu Regresyon analizleri kullanıldı. Araştırma sonucunda, yüzme egzersizi yapanların RZ ve DZ düzeylerinin istatistiksel olarak yüzme egzersizi yapmayanlardan daha iyi olduğu bulundu. Görsel ile işitsel RZ ortalamaları arasında pozitif yönde yüksek, DZ ile ZD ve KZ ortalamaları, ZD ile de KZ ortalamaları arasında pozitif yönde orta düzeyde ilişki olduğu görüldü. Yüzme egzersizlerinin görsel ve işitsel RZ ortalamalarını negatif, DZ ortalamalarını ise pozitif yönde yordadığı tespit edildi.
Sezaryen sonrası anne ve yenidoğan arasında uygulanan acil ve erken tensel temasın ilk 24 saatte annenin emzirmesi, kaygısı, kanaması ve yenidoğan sağlığına etkileri
Bu araştırma, sezaryen sonrası anne ve yenidoğan arasında uygulanan acil ve erken tensel temasın ilk 24 saatte annenin emzirmesi, kaygısı, kanaması ve yenidoğan sağlığına etkilerini belirlemek amacıyla deneysel çalışma olarak yapılmıştır. Çalışma özel bir hastanenin sezaryen ameliyathanesi ve kadın doğum servislerinde yürütülmüştür. Araştırma için gerekli kurum izni ve etik kurul onayı alınmıştır. Örneklemi 30'u acil ten tene temas (ATT), 29'u erken ten tene temas (ETT), 33'ü kontrol (K) grubunda olmak üzere toplam 92 anne-bebek çifti oluşturmuştur. Veriler, Doğum öncesi ve sonrası veri toplama formu, Emzirme Değerlendirme Ölçeği (IBFAT), Spielberger Durumluk Kaygı Ölçeği ve Doğum sonu ilk 24 saat anne ve yenidoğan takip çizelgesi aracılığı ile toplanmıştır. ATT grubuna sezaryen sonrası ilk 5 dakika içerisinde, ETT grubuna sezaryen sonrası ortalama 51,48±9,81. dakikada, 40 dakika süren tensel temas uygulanmıştır. Veriler SPSS 24 programında depolanmıştır. Verilerin analizinde Independent Sample-t test, ANOVA test, Paired Sample-t test, Mann-Whitney U test, Kruskal-Wallis H test, Wilcoxon test, Bonferroni düzeltmesi, Pearson ve Spearman korelasyon katsayısı ve χ2 testi kullanılmıştır. Yapılan istatistiksel analizde IBFAT-ilk emzirme puanı bakımından gruplar arasında anlamlı farklılık bulunmazken (p>0,05), ATT grubunun 24.saat IBFAT emzirme puanının, kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Doğum sonu 3.saatte uygulanan durumluk kaygı ölçeği puan ortalaması bakımından gruplar arasında fark yoktur (p>0.05). Tüm gruplarda annelerin kaygı düzeylerinin düşük olduğu saptanmıştır. ATT grubundaki yenidoğanların uygulama sonrası vücut ısısının, kontrol grubundaki yenidoğanlara göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Yenidoğanların nabız, solunum sayısı ve periferik oksijen satürasyonu bakımından gruplar arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Yenidoğanların ağlama durumu, doğum sonu 2.saat kan glikoz değeri, 24 saatte sonunda kilo kaybı, idrar ve gaita çıkışları ve annelerin kanama miktarı açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktur (p>0.05). Çalışma sonucunda, acil tensel temasın 24.saat emzirme puanı ve yenidoğanların vücut ısılarına olumlu etkisinin olduğu, annelerin kaygı ve kanaması üzerine etkisinin olmadığı, ATT uygulanan yenidoğanların daha erken emmeye başladığı saptanmıştır.
Hemşirelerin sosyodemografik özelliklerinin mobbing üzerine etkisi: Bir meta-analiz çalışması
Mobbing, dünyada iş hayatının olduğu her yerde önemli bir sorundur. Mobbingin sıklıkla görüldüğü sektörlerden birisi sağlık sektörü olup sağlık personellerinde ise en çok hemşirelerde mobbing yaşanmaktadır. Türkiye'de yapılan araştırmalarda birçok faktörle birlikte cinsiyet ve medeni durum değişkenlerinin mobbing üzerine etkisi olan çalışmalar mevcut olup mobbinge maruz kalma oranları değişkenlik göstermektedir. Bu nedenle araştırma, hemşirelerin cinsiyet ve medeni durum değişkenlerinin mobbing üzerine etkisini belirlemek amacıyla meta-analiz çalışması olarak planlanmıştır. Meta-analize dahil edilen çalışma sayısı 21'dir. Cinsiyet değişkenine 17, medeni durum değişkenine 20 çalışma dahil edilmiştir. Bu çalışmanın raporlamasında sistematik derleme ve meta-analizler için kullanılan bir protokol olan "Preferred Reporting Items for Systematic Reviews and Meta Analyses (PRISMA)" yazım rehberi kullanılmıştır. PRISMA modelinin içerisinde yer alan madde 12' de belirtilen çalışmaların kalitesi ile dahil edilen çalışmalar 9 puan üzerinden 8 puan almıştır. Etki büyüklüğü hesaplamasında Fisher's Z kullanılmıştır. Çalışmalar arasındaki heterojenliği test etmek için ise Cochran'ın Q istatistiği kullanılmış ve sonuca göre rastgele etki modeli seçilmiştir. Met-analize dahil edilen çalışmaların yayın yanlılığını test etmek amacıyla funnel plot diyagramı, Begg ve Mazumdar Rank korelasyonu analizi ve Egger regresyon analizi sonuçları kullanılmış ve dahil edilen çalışmaların yayın yanlılığı olmadığı görülmüştür. Türkiye geneli yapılan bu çalışma da cinsiyet ile mobbing arasında pozitif yönde çok güçlü bir etki olduğu sonucuna ulaşılmış ve kadın hemşirelerin erkek hemşirelere göre daha fazla mobbinge maruz kaldığı görülmüştür. Ayrıca medeni durum ile mobbing arasındaki ilişkinin de pozitif yönde orta düzey bir etkisi olduğu görülmüş ve evli hemşirelerin bekar hemşirelere göre daha fazla mobbinge maruz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
Aromaterapide kullanılan bazı uçucu yağların ve kombinasyonlarının anti-quorum sensing etkilerinin araştırılması
Mikroorganizmalar değișen ortam koșullarına uyumu kolaylaștırmak için hücrelerarası iletișim sistemleri kullanan topluluklardır. Hücrelerarası iletișimi sağlayan bu haberleșme sistemi, oto-indüktörler olarak adlandırılan küçük, doğal üretilen sinyal molekülleri kullanımıyla nüfus yoğunluğuna göre ortaya çıktığı için Quorum (çoğunluk/yeter sayı) Sensing (algılama) (QS) olarak adlandırılmıştır. Mikroorganizmaların bu başarılı işbirliği ve antibiyotiklere karşı geliştirdikleri direnç nedeniyle bakterilerin patojenitesinin bertaraf edilmesine yönelik alternatif yaklaşımlar oldukça önem kazanmıştır. Çalışmamızın hedefi, Aromaterapide en çok kullanılan uçucu yağların ve aromaterapötik amaçla hazırlanan GX ve MX kodlu uçucu yağ kombinasyonlarının antimikrobiyal, anti-biyofilm, anti-QS etkilerini araştırmaktır. Seçilen on bir uçucu yağ ve iki uçucu yağ kombinasyonunun Gram-pozitif ve Gram-negatif bakteriler ile QS için biyosensör suşlar olan Chromabacterium violaceum ve Pseudomonas aeruginosa PA01 üzerinde etkileri incelenmiştir. Sonuç olarak tez çalışmamız seçilen uçucu yağların ve kombinasyonlarının değişen konsantrasyonlarda antimikrobiyal, anti-QS, anti-biyofilm etkilerinin olduğunu, böylece aromaterapinin bilimsel bir zemine oturduğunu göstermiş, insan sağlığını tehdit eden pek çok faktöre karşı yapılacak yeni çalışmalara ve yeni tedavi yaklaşımlarına ışık tutacağına dair fikir vermiştir.
Konstipasyon baskın irritabl bağırsak sendromu (İBS) olan bireylerde farklı diyet tedavilerinin yaşam kalitesi ve bazı biyogöstergeler üzerine etkisi
Bu çalışma, Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesinde konstipasyon baskın irritabl bağırsak sendromu (İBS) tanısı almış, 19-50 yaş aralığındaki kadın bireylerde farklı özellikteki konstipasyon diyetlerinin, hastaların yaşam kalitesi, konstipasyon durumu, bağırsak bariyer bütünlüğü ve bağırsak mikrobiyotasına etkisini değerlendirmek amacıyla planlanıp yürütülmüştür. Araştırmada dahil edilme kriterlerine uygun olan İBS'li 60 gönüllü kadın birey, çalışma ile ilgili bilgi verildikten sonra tam randomizasyon yöntemi ile üç farklı gruba ayrılarak; birinci gruba (n:21) konstipasyon diyeti, ikinci gruba (n:17) çözünür posadan zengin konstipasyon diyeti ve üçüncü gruba (n:22) probiyotik yoğurt eklenmiş konstipasyon diyeti verilmiş ve 8 hafta boyunca izlenmiştir. Bireylerin beslenme alışkanlıkları sorgulanarak çalışma başlangıç ve sonunda antropometrik ölçümleri (vücut ağırlığı, boy uzunluğu, bel-kalça oranı, bel-boy oranı, boyun çevresi), besin tüketim kayıtları, biyokimyasal bulguları (açlık kan şekeri, kolesterol, trigliserit, LDL kolesterol, CRP, zonulin), konstipasyon yaşam kalitesi ölçeği (KYKÖ), konstipasyon ciddiyet ölçeği (KCÖ) ve Bristol dışkı skalası uygulanmıştır. Ayrıca çalışma başlangıç ve sonunda mikrobiyota analizi için her gruptan 5'er kişiden gaita örnekleri alınmıştır. Çalışma sonunda her üç gruptaki bireylerin posa alım miktarlarında anlamlı olmasa da artış görülmüştür (p>0,05). Bireylerin çalışma başlangıç ve sonundaki Bristol dışkı formu değerlendirildiğinde 2. ve 3. gruptaki bireylerin dışkı formunda düzelmenin 1. gruba göre daha etkili olduğu saptanmıştır (p<0,05). Her üç gruptaki bireylerin çalışma sonundaki KYKÖ ve KCÖ puanlarında istatistiksel olarak anlamlı azalma gözlenmiş, dolayısıyla yaşam kalitelerinde artış olduğu saptanmıştır (p<0,05). Yapılan ağırlıksız beta çeşitlilik analizi sonucuna göre; diyet tedavisi sonrası bağırsak mikrobiyotasında kümelenen bakteri çeşitliliği açısından 1. ve 2. gruptaki bireylerde istatistiksel olarak anlamlı artış gözlenirken (p<0,05), 3. gruptaki bireylerde herhangi bir değişiklik saptanmamıştır (p>0,05). Porphyromonadaceae cinsinin çözünür posadan zengin diyet tedavisi için negatif biyobelirteç, Subdoligranulum cinsinin de probiyotik yoğurt eklenmiş diyet tedavisi için pozitif biyobelirteç olabileceği bulunmuştur. Her üç tıbbi beslenme tedavi şeklinin de bireylerin yaşam kalitelerini artırdığı ve dışkı formunun düzelmesine olumlu etki ettiği görülmüştür. Sonuç olarak, bu çalışmada çözünür posadan zengin konstipasyon diyeti veya probiyotik yoğurt eklenmiş konstipasyon diyeti tedavilerinin birbirine karşı üstünlüğü gözlenmese de İBS semptomları üzerine olumlu etkiler sağladığı saptanmıştır. Her üç diyet tedavisinin de bireylerin mikrobiyotaları üzerine kısa ve uzun vadeli etkilerinin saptanması için daha geniş örneklemli randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır.
Yaşa bağlı göz hastalıkları çalışmalarında kullanılan besin tüketim sıklığı anketinin geçerlik ve güvenilirlik çalışması
Bu çalışmada yaşa bağlı göz hastalıklarında (Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu-YBMD) kullanılan besin tüketim sıklığı anketinin geçerlik ve güvenilirlik çalışmasının yapılması amaçlanmıştır. Çalışmaya bir üniversite hastanesinin Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Retina birimi polikliniğine başvuran 50 yaş ve üzeri 100 birey dahil edilmiştir. Çalışmada bireylere sosyodemografik özelliklerini içeren genel bilgi formu uygulanmış; bireylerin haftada üç gün olmak üzere dört hafta süresince toplam on iki günlük besin tüketim kaydı alınmış, besin tüketim sıklığı test tekrar test yöntemi ile sorgulanmıştır. Besin tüketim sıklığı ve besin tüketim kaydı yöntemlerinden elde edilen enerji, besin ögeleri ve diyet antioksidan kapasitesi değerleri karşılaştırılmış, iki yöntemin uyumluluğu istatistiksel yöntemler ile değerlendirilmiştir. Bireyler YBMD evrelerine göre sınıflandırıldığında %20,0'sinin erken, %37,0'sinin orta, %43,0'ünün ise ileri evre YBMD' ye sahip olduğu belirlenmiştir. Bireylerin %88'inin 65 yaş ve üzeri olan yaşlı grupta yer aldığı belirlenmiştir. İleri evre YBMD'ye sahip bireylerin yaş ortalamalarının erken evre YBMD'ye sahip bireylerin yaş ortalamalarından istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Oksidatif stres ile de ilişkilendirilen obezite antropometrik ölçümler ile değerlendirilmiş ancak ilgili ölçümler ile YBMD evreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0,05). Araştırmaya katılan bireylerin besin tüketim sıklıklarından elde edilen enerji ve besin ögesi alımlarının besin tüketim kaydı ölçümlerine göre benzer veya anlamlı ölçüde daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Besin tüketim sıklığının test tekrar test uygulama sonuçları tekrar edilebilirliğinin çok güçlü olduğunu göstermiştir (ICC=1). Besin tüketim kaydı ve besin tüketim sıklığı yöntemlerinden elde edilen verilerin büyük bir kısmının uyum sınırları içerisinde yer aldığı ve enerji ve tüm besin ögeleri için orta (0,4Anahtar Kelime: Anketler = Questionnaires ; Antioksidanlar = Antioxidants ; Beslenme = Nutrition ; Göz = Eye ; Göz hastalıkları = Eye diseases ; Güvenilirlik ve geçerlilik = Reproducibility of results ; Gıda tüketimi = Food consumption ; Yaş faktörleri = Age factors