
1,349
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Mobil telefon radyasyonun erkek genital kanallarında oluşturabileceği yapısal değişimler
Günümüzde; cep telefonu, kablosuz telefonlar ve telsizgibi elde taşınabilen haberleşme araçları oldukçayaygın olarak kullanılmaktadır. Kişisel haberleşmede kullanılan bu araçlar çalışırkenözellikle kullanıcının baş bölgesineçok yakın mesafede tutulurlar. Bu nedenle bu araçların yoğun kullanımına bağlı olarak kullanıcılar zararlı düzeyde EMA? a etkin kalmışlardır.Teknolojinin hızla değişmesininbir parçası olarak ülkemizde de mobil iletişim araçları; özellikle cep telefonları kullanımı yaygınlaşmış, GSM (Global System for Mobile Communications) operatörlerinin kapsama alanlarını genişletmeleri ve kullanıcısayısının artmasına bağlı olarak servis sunduklarıbaz istasyonları sayı ve yaygınlığı artmıştır. Bunun sonucunda bu iletişim sistemlerinden kaynaklanan manyetik alanlardan etkilenen insan sayısı da artmıştır. 1990?lı yıllarda GSM operatörleri sadece 900megahertz (MHz) radyofrekans (RF) dalgaları ile yayın yapmakta iken yıllar içinde bu konuda beklentilerin artması ile 1800 MHz RF dalgaları kullanılmıştır. Günümüzde rayofrekans dalga şiddeti 2100 MHz değerine ulaşmıştır.Bu çalışmanın amacı,üçüncü nesil cep telefonlarının oluşturduğu 2100 MHz elektromanyetik alana etkin bırakılan sıçanların ductusepididimis ve ductusdeferenste meydana getirebileceği yapısal değişimlerin incelenmesini sağlamaktır.131Çalışmamızda 8 haftalık 36 adet Wistar Albinocinsi erkek sıçanlar kullanıldı. EMA uygulaması, sıçanların konulduğu kafesin yaklaşık 5 cm uzaklığa yerleştirilen EMA jeneratörü ile günde 30 dakika (Türkiye? de tahmin edilen günlük ortalama konuşma süresi), haftada 6 gün olmak üzere 4 ve 8 hafta boyunca yapıldı. Uygulamanın sonunda sıçanlara yapılan yüksek doz ketamin-ksilazin enjeksiyonuile ötenazileri gerçekleştirildi. Ötenazi sonrası sıçanlar sakrifiye edilerek, ductusepididimis ve ductusdeferens dokuları alınıp tartılarak ağırlıkları kaydedildi. Organların değerlendirilmesi için dokulara histokimyasal olarak Hematoksilen-eozin ve Masson trikrom boyamaları ve immünohistokimyasal olarak apoptozisin belirlenmesi için caspase-3 ve vaskülarizasyonun belirlenebilmesi için VEGF immunohistokimyasal boyamaları yapıldı.Yapılan değerlendirmelerde, 1 ay boyunca günde 30 dakika 2100 MHz radyofrekans elektromagnetik alan (RF-EMA) uygulanan sıçan ductusepididimise ait bazı kanallarda spermatozoongözlenmezken, bazı kanallarda da spermatozoon yoğunluğunda azalma olduğu dikkati çekti.Kanallar arası intersitisyel bağ dokuda ödematöz alanlar, bağ dokusu kaybı ve hasarı izlendi. Ayrıca kanallar arası intersitisyel bağ dokuda kontrol ve sham gruplarınagöre göreceli olarak vaskülarizasyonun ileri derecede artmış olduğu gözlendi. Aynı grupta yapılan caspase-3 immunohistokimya boyamasında 1 ay kontrol ve sham gruplarına göre epididimisi oluşturan kanallar arasındaki intersitisyel bağ dokusunu oluşturan yapılarda immünreaktivitenin ( caspase-3 tutulumu) artmış olduğu izlendi.VEGF ile immunohistokimyasal boyama yapılmış sıçan ductus epididimis dokularının incelenmesinde 1aylık EMA uygulaması yapılmış gruplarda 1ay kontrol ve sham gruplarına göre ductusepididimisi oluşturan peritübüler bağ dokusu içindeki damarların endotel hücrelerinde immunreaktivitenin ( VEGF tutulumu) artmış olduğu izlendi132Ductusdeferens ile yapılan değerlendirmelerde, 1 ay boyunca günde 30 dakika 2100 MHz radyofrekans elektromagnetik alan (RF-EMA) uygulanan sıçan ductusdeferens dokularında pseudostratifiye stereosilyalı epiteli oluşturan hücrelerin düzenleniminde 1 ay kontrol ve sham gruplarına göre bozulma, hücre çekirdeklerinde yer değiştirmeler, lamina propriyayı oluşturan gevşek bağ dokusunda ayrılmalar dikkati çekti. Caspase-3ile immunohistokimyasal boyama yapılmış sıçan ductus deferens dokularının incelenmesinde 1 ay kontrol, 1 ay sham ve 1 ay uygulama gruplarında belirgin bir fark izlenmedi. VEGF ile immunohistokimyasal boyama yapılmış sıçan ductus deferens dokularının incelenmesinde, 1 ay uygulama grubunda damar endotel hücrelerindeki immünreaktivitenin kontrol 1 ay ve sham 1 ay grubundaki immünreaktiviteye göre artmış olduğu dikkati çekti.2 ay boyunca günde 30 dakika 2100 MHz radyofrekans elektromagnetik alan (RF-EMA) uygulanan sıçan ductusepididimisine ait kanalların bazılarında spermatozoon kaybı gözlendi. epitel hücrelerinin düzenleniminde bozulma yüksekliğinde yer,yer azalmalar, stereosilya kaybı izlendi. Kanallar arası intersitisyel bağ dokuda ödematöz alanların varlığı ve 2 aylık kontrol ve sham grubuna göre kanlanmanın arttığı belirgin olarak gözlendi. Aynı grupta caspase-3ile immunohistokimyasal boyama yapılmış sıçan ductus epididimis dokularının incelenmesinde , 2 ay kontrol ve 2 ay sham grubuna göre ductusepididimisi oluşturan kanallar arası intersitisyel bağ dokusunda artmış immünreaktivite gözlendi. Yine aynı grupta VEGF ile immunohistokimyasal boyama yapılmış sıçan ductus epididimis dokularının incelenmesinde 2 ay kontrol ve sham gruplarına göre ductusepididimisi oluşturan peritübüler bağ dokusu içindeki damarların endotel hücrelerinde immunreaktivitenin ( VEGF tutulumu) artmış olduğu izlendi.1332ay boyunca 2100 MHz RF-EMA etkin bırakılan uygulama grubuna ait sıçan ductus deferens ile yapılan değerlendirmede pseudostratifiye stereosilyalı epitel ile altındaki lamina propriyada ayrılmalar ve düzenlenim bozuklukları dikkati çekti. Caspase-3ile immunohistokimyasal boyama yapılmış sıçan ductus deferens dokularının incelenmesinde 2ay kontrol, 2 ay sham ve 2 ay uygulama gruplarında caspase-3 immunohistokimya boyamada gruplar arasında immünreaktivite farkı gözlenmedi. VEGF ile immunohistokimyasal boyama yapılmış sıçan ductus deferens dokularının incelenmesinde 2 ay uygulama grubunda ise 2 ay kontrol ve 2 ay sham grubuna göre VEGF immünreaktivitesi damar endotel hücrelerinde belirgin olarak dikkati çekti.Çalışmamızda deney gruplarının ductus epididimis ve ductus deferensağırlıkları karşılaştırıldığında çalışma sonucunda gruplar arasında istatistiksel olarak ağırlık bakımından anlamlı bir değişikliğin olmadığı gözlendi.Sonuç olarak, üçüncü nesil cep telefonlarının oluşturduğu 2100 MHz? lik EMA? nın erkek genital kanallarında yapısal bazı değişikliklereneden olduğu gözlend
Endodontide kök kanalı hazırlanmasında kullanılan nikel-titanyum döner hareket ve resiprokasyon hareketi yapan sistemlerin karşılaştırılması
Kök kanallarının şekillendirilmesinde döner hareketin yanında resiprokasyon hareketini kullanan enstrüman sistemleri de bulunmaktadır. Reciproc ve WaveOne sistemler yakın zamanda farklı firmalar tarafından geliştirilerek piyasaya sürülmüş tek-kullanım ve tek-eğe konseptine sahip resiprokasyon sistemleridir. Bu çalışmada, Reciproc ve WaveOne NiTi tek-eğe resiprokasyon sistemleri ile ProTaper NiTi döner sistemin hazır şeffaf akrilik blokların eğimli yapay kanallarını şekillendirme yetenekleri ve güvenilirliklerinin karşılaştırılması ve akrilik blokların eğimliyapay kanallarında döner hareket ve resiprokasyon hereketiyle kullanılan NiTi enstrümanların kullanım sonrası yüzeylerinde meydana gelen topografik değişikliklerin incelenmesi amaçlanmıştır.Çalışmamızın ilk bölümünü oluşturan şekillendirme yeteneği deneyinde, 90 adet akrilik blok üç gruba ayrıldıktan sonra yapay kanalların şekillendirme öncesi çalışma boyları tespit edilmiş, kanal eğim açıları ölçülmüş ve blokların meziyodistal, bukkolingual ve apikokoronal yönde işlem öncesi dijital görüntüleri alınmıştır. Oluşturulan üç grup, üç farklı enstrüman sistemiyle etkin çalışma süreleri kaydedilerek şekillendirilmiştir(1. grup ProTaper SX-F2 enstrümanlar, 2. grup Reciproc R25 enstrüman,3. grup WaveOne Primary enstrüman ile). Şekillendirme işleminden sonra,yapay kanalların çalışma boyları ve kanal eğim açıları tekrar ölçülmüş ve blokların meziyodistal, bukkolingual ve apikokoronal yönde işlem sonrasıdijital görüntüleri alınmıştır. İşlem öncesi ve sonrasında alınan görüntüler özel bilgisayar programları kullanılarak çakıştırılmış ve elde edilen görüntüler üzerinde ölçümler yapılmıştır. Meziyodistal yön göz önünde bulundurulduğunda, eğimin iç kısmında ProTaper sistem; eğimin dış 187kısmında ise WaveOne sistem, diğer sistemlerle karşılaştırıldığında, daha fazla miktarda madde uzaklaştırmıştır. Bukkolingual yön göz önünde bulundurulduğunda, kanalın bukkal ve lingual kısmında WaveOne sistem, diğer sistemlerle karşılaştırıldığında, daha fazla miktarda madde uzaklaştırmıştır. Meziyodistal yön göz önünde bulundurulduğunda ProTaper sistem; bukkolingual yön göz önünde bulundurulduğunda WaveOne sistem, diğer sistemlerle karşılaştırıldığında, daha fazla miktarda genişletme yapmıştır. Meziyodistal yönde en az miktarda kanal transportasyonu Reciproc sistem ile; bukkolingual yönde en az miktarda kanal transportasyonu ProTaper sistem ile elde edilmiştir. Şekillendirme süresi bakımından Reciproc ve WaveOne sistemler daha etkin; çalışma boyu değişimi açısından ProTaper ve Reciproc sistemler daha güvenilir; kanal eğim açısı değişimi açısından Reciproc sistem daha güvenilir bulunmuştur. Şekillendirme sırasında hiçbir grupta enstrüman kırığı meydana gelmediğinden, tüm sistemler enstrüman kırığı bakımından güvenilir bulunmuştur.Çalışmamızın ikinci bölümünü oluşturan AFM deneyinde,birer adet yeni PoTaper F2, Reciproc R25 ve WaveOne Primary enstrüman ve eğimli yapay kanala sahip 3 adet hazır şeffaf akrilik blok kullanılmıştır. Her bir enstrüman şekillendirme işleminde kullanılmadan önce AFM cihazına yerleştirilmiş ve dinamik modda uç 3 mm?lik kısımları boyunca 5 farklı nokta ve 2 farkli alan taranmıştır. Her bir enstrüman için şekillendirme işlemi öncesi 3-boyutlu AFM görüntüleri ve RMS ve Ra analiz verileri kaydedilmiştir. Her bir enstrüman yapay kanalların şekillendirilmesinde kullanıldıktan sonra AFM cihazına tekrar yerleştirilmiş ve şekillendirmeden önce taranan nokta ve alanlar taranmıştır. Her bir enstrüman için şekillendirme işlemi sonrası 3-boyutlu AFM görüntüleri ve RMS ve Ra analiz verileri kaydedilmiştir. Şekillendirme işleminden sonra tüm enstrümanlarda incelenen tüm alanlarda RMS ve Ra değerleri değişmiş ve yüzey bozukluğu meydana gelmiştir. İncelenen alanlarda en 188fazla yüzey bozulması WaveOne Primary enstrümanda; en az yüzey bozulması ProTaper F2 enstrümanda meydana gelmiştir. İncelenen yüzey alanının boyutu değiştikçe elde edilen bulgular da değiştiğinden, birden fazla alanın incelenmesinin elde edilen bulgu ve sonuçlar üzerinde etkili olduğu sonucuna varılmıştır.Anahtar kelimeler: Resiprokasyon hareketi, akrilik blok, şekillendirme yeteneği, transportasyon, atomik kuvvet mikroskobu.189
Lumbar disk hernili hastalarda karada ve su içerisinde yapılan `core' stabilizasyon eğitimlerinin etkilerinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı lumbar disk hernili (LDH) hastalarda karada ve su içerisinde yapılan `Core? Stabilizasyon eğitimlerinin etkilerini değerlendirmek ve karşılaştırmaktı. Çalışmaya LDH tanısı konmuş, yaş ortalamaları 47.78±13.20 yıl olan 23 hasta ile 46.67±13.69 yıl olan 15 sağlıklı olgu alındı. Hastalar eşli randomizasyon yöntemi ile `Core? Stabilizasyon (CS) ve Suya Özgü Tedavi (WST) gruplarına ayrıldı. Tüm olguların demografik bilgileri alındıktan sonra, hastalara tedaviye başlanmadan önce ve tedavi programı sonrasında ağrı şiddeti, esneklik, gövde kaslarının enduransı, fonksiyonel seviye ve yaşam kalitesine yönelik değerlendirmeler yapıldı. Kontrol grubundaki olgulara ise norm değer oluşturması açısından sadece esneklik ve gövde kaslarının enduransı ölçümleri yapıldı. Tedavi başlangıcında LDH?li hastaların gövde kaslarının statik enduransının sağlıklı kontrollere göre düşük olduğu görüldü (p<0.05). Tedavi sonrasında elde edilen bulgulara göre CS eğitimi, ağrı, esneklik, gövde kaslarının statik enduransı, modifiye `push-ups?, fonksiyonel seviye, yaşam kalitesinin ağrı ve toplam alt başlıklarında (p<0.05); WST eğitimi ise ağrı, el-parmak zemin mesafesi, otur-uzan testi, sola gövde lateral fleksiyonu, gövde kaslarının statik ve dinamik enduransı, fonksiyonel seviye, yaşam kalitesinin ağrı, fiziksel aktiviteler, uyku ve toplam alt başlıkları parametrelerinde etkili bulundu (p<0.05). CS ve WST grubunda tedavi sonrası oluşan farklar karşılaştırıldığında ise, `situps? tekrar sayısındaki artış, WST grubu lehine bulundu (p<0.05). Diğer parametrelerde gruplar arasında bir fark gözlenmedi (p>0.05). Tedavi sonrasında her iki gruptaki olguların gövde kaslarının statik enduransı sağlıklı olgulara benzer hale geldi (p>0.05) . Bu sonuçlara göre; LDH hastalığı olanlarda haftada 3 kez 8 hafta boyunca karada veya su 110içerisinde uygulanacak olan `Core? Stabilizasyon eğitimlerinin yararlı olabileceği ve eğitimler arasında bir fark bulunmadığı belirlendi (p>0.05). Anahtar Kelimeler: Lumbar Disk Hernisi, Core Stabilizasyon, Halliwick, Suya Özgü Tedavi111
İletim tipi işitme kayıplı hastaların gürültüde konuşmayı anlama becerilerinin değerlendirilmesi
İletim tipi işitme kaybı (İTİK) iç kulağa iletilen sesin dış ya da orta kulakta bir problemden dolayı engellenmesinden kaynaklanmaktadır. İTİK olan bireylerin gürültülü ortamlarda konuşmayı anlama ile ilgili sorunları bulunmaktadır. Rutin olarak kullanılan konuşma testleri gürültüde konuşmayı anlamayı ölçmezler. Bu testler sessiz kabinlerde, tek veya üç heceli kelimeler kullanılarak uygulanmakta ve günlük yaşam koşullarını yansıtmamaktadırlar. Cümle ile yapılan konuşma testleri günlük iletişim koşullarına daha yakın ve kelime testlerinden daha güvenilirdirler. Gürültüde konuşmayı anlama testi HINT fonksiyonel işitmeyi cümle ile konuşmayı anlama testi (KAEc) kullanarak sessiz ve gürültünün olduğu durumlarda ölçmektedir. Çalışmamızın amacı; bilateral İTİK olan yetişkin bireylerin gürültüde konuşmayı anlama becerilerini Türkçe HINT (THINT) ile değerlendirmektir. Bilateral hafif-orta derecede İTİK'lı bireylerden oluşan çalışma grubunda ve normal işiten kontrol grubunda 15 kadın 15 erkek toplam 30 birey bulunmaktadır. Çalışma grubunun yaş ortalaması 30.27±7.5 kontrol grubunun ise 29.97±6.9'dur. Her iki grubunda KAEc'leri sessiz konumda, gürültü önde, gürültü sağda, gürültü solda olarak kulaklıklarla ölçülmüştür. Kontrol grubunun HINT skorları; sessiz durumda 18,90±1.92 dB, gürültü önde - 3.07±0.69 dB SGO, gürültü sağda -11,07±0.91 dB SGO, gürültü solda - 11.37±1.03 dB SGO'dur. Çalışma grubunun HINT skorları; sessiz durumda 50.93±7.44 dB, gürültü önde-0,67±1.09 dB SGO, gürültü sağda -2.57±2.3 Db SGO, gürültü solda -2,97±2.14 dB SGO'dur. Tüm HINT koşullarında her iki grup arasında belirgin farklılıklar bulunmuştur. Sonuç olarak çalışmamız İTİK olan yetişkin bireylerin gürültüde konuşmayı anlamak için normal işiten yetişkinlere göre daha yüksek sinyal gürültü oranına ihtiyaç duyduklarını göstermiştir.Anahtar kelimeler: T-HINT, İletim tipi işitme kaybı, gürültü, orta kulak.
İskelet ve kalp kası dokusunda yaşa bağlı değişikliklerin immünohistokimyasal ve Western Bloting yöntemleri kullanılarak karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi
Yaşlanma süreci doğumla birlikte başlayan, zamana koşut artarak organizmanın ölümüne neden olan hücresel değişimlerin tümüdür. Yaşlanma sırasında belirli dokularda azalan ya da artan moleküllerin ve bu moleküllerin etki düzeneklerinin belirlenmesi bu sürecin işleyişini anlamamıza önemli bir katkı sağlayacaktır. Bu nedenle çalışmamızda, Tip I Kollajen, FGF-2, IGF-I ve GDF-8' in iskelet ve kalp kasında, değişik yaş gruplarında immünhistokimyasal ve Western bloting yöntemleri kullanılarak, SEM ve TEM bulgularıyla da desteklenerek karşılaştırmalı olarak incelenmesi amaçlanmıştır.Çalışmamızda, doğum öncesi ve sonrası farklı yaş gruplarından, her grupta 6 adet sıçan olacak şekilde 5 grup oluşturuldu. Gruplar kas gelişiminde önemli olabilecek günler dikkate alınarak, doğum öncesi grubu (20. gün), yenidoğan grubu, 1 aylık grup (prepubertal evre), 6 aylık grup (erişkin evre) ve 12 aylık grup (yaşlılık dönemi başlangıcı) olarak belirlendi. Tüm gruplarda Tip I Kollajen, FGF-2, IGF-I ve GDF-8 immünreaktiviteleri belirlendi. Western blot analizi ise iskelet ve kalp kasında tüm gruplarda Tip I Kollajen için değerlendirildi. Tüm bulgular SEM ve TEM incelemeleriyle desteklendi.Çalışmamızda kalp kasında da iskelet kasına benzer olarak, Tip I Kollajen ifadesinin yaşa koşut artış gösterdiği belirlendi. FGF-2 ifadesi ise, iskelet ve kalp kasında yenidoğan grubunda yoğundu. IGF-I immünreaktivitesinin 6 aylık grupta sarkolemma ile çekirdek dışındaki belirsizliği dikkati çekti. GDF-8 ifadesinin tüm gruplarda morfogenez tamamlanana değin aşamalı olarak arttığı görüldü.Sonuç olarak tüm bu bulgular ışığında, iskelet ve kalp kası gelişiminden itibaren yaşa koşut farklılık gösterdiği düşünülen önemli moleküllerin, çeşitli yöntemlerle değerlendirildiği, SEM ve TEM bulgularıyla desteklenen çalışmamızda, iskelet kasının kalp kasına karşın yaşlanma sürecini daha etkin yaşadığı, kalp kasının ise erişkin dönemden sonra yaşlılık dönemine değin kendini stabilize ettiği kanısına varılmıştır. Bu bulgular iskelet kasının istemli ve düzenli olmayan çalışmasına karşın kalp kasının istemsiz ve düzenli çalışmasının bir sonucu olarak değerlendirilmiştir.
Uyarlanmış rekreasyonel fiziksel aktivitenin otizmli bireylerin yaşam kalitesine üzerine etkisi
Bu araştırmanın amacı; uyarlanmış rekreasyonel fiziksel aktivitenin otizmli bireylerin yaşam kalitesi üzerine etkisini belirlemektir. Araştırmaya 17 kadın (28,8 %) ve 42 ( %71,2) erkek olmak üzere toplam 59 otizmli birey katılmıştır. Araştırma kapsamında uygulanan ölçek ise, 31 (% 52,5) anne ve 28 (% 47,5) baba tarafından doldurulmuştur.Araştırmada, 2-18 yaşları arasındaki çocuk ve ergenlerin yaşam kalitelerini ölçmek için geliştirilen ?Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği?nin (ÇİYKÖ) ebeveyn formu kullanılmıştır. ÇİYKÖ; (a) fiziksel, (b) duygusal, (c) sosyal ve (d) okul ile ilgili işlevselliğin sorgulandığı dört alt bölümden oluşmaktadır. Fiziksel işlevsellik bölümünde 8, duygusal işlevsellik bölümünde 5, sosyal işlevsellik bölümünde 5 ve okul ile ilgili sorunlar bölümünde 5 olmak üzere toplam 23 maddeden oluşmaktadır. Ölçek genelinde beş seçenekli likert tipi yanıt skalası kullanılmıştır (0=hiçbir zaman, 1= nadiren, 2= bazen, 3= sıklıkla, 4= her zaman).Ölçeğin Türkçe geçerlilik ve güvenirlilik çalışması Çakın Memik ve arkadaşları (2007) tarafından yapılmıştır. Bu araştırma içinde ölçeğin güvenirlik düzeyinin belirlenmesi amacıyla içsel tutarlık katsayısı hesaplanmıştır. Bu araştırma için ölçeğin iç tutarlık (Cronbach alfa katsayısı) (a) fiziksel (.76), (b) duygusal (.77), (c) sosyal (.70) ve (d) okul (.71) ve toplam ölçek için (.80) olarak saptanmıştır.Araştırmada kullanılan ölçeğin 4 alt boyut ve toplam puanında katılımcıların ön-test ve son-test puanlarına göre istatistiksel olarak anlamlı bir fark oluşma durumunu test etmek için ilişkili örneklemler için t-testi analizi sonuçlarına göre; katılımcıların ?Uyarlanmış Rekreasyonel Fiziksel Aktivite Programı? sonrasında ÇİYKÖ' nin ?fiziksel işlevsellik? ve ?duygusal işlevsellik? alt boyutlarında anlamlı bir azalma olduğu bulunmuştur. Ayrıca, katılımcıların cinsiyetlerine, yaşlarına ve eğitim türlerine göre ilişkili örneklemler (tekrarlı ölçümler) için tek faktörlü ANOVA analizi sonuçlarına göre, tüm alt boyutlarda istatiksel olarak anlamlı bir farkın bulunmamasına karşın, ön test ve son-test puanlarında bir azalma olduğu tespit edilmiştir.Sonuç olarak; uyarlanmış rekreasyonel fiziksel aktivite programının otizmli bireylerin yaşam kalitesi üzerine olumlu bir etkisi olduğu söylenebilir.
Spor eğitimi veren liselerdeki öğrencilerin kişilik yapılarının incelenmesi ve diğer liselerdeki öğrenciler ile karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı spor liselerinde öğrenim gören öğrencilerin kişilik yapılarını inceleyerek ortaya çıkarmak ve diğer liselerdeki öğrenciler ile karşılaştırma yapmaktır. araştırma sonunda spor lisesinde öğrenim gören milli sporcuların milli olmayan sporculara göre dışadönük alt boyut puan ortalamaları anlamlı derecede yüksek çıkmıştır.Yine spor lisesindeki öğrencilerin spor branşı değişkenine göre tüm alt boyutlarla ayrı ayrı karşılaştırıldığında bireysel spor tapanların takım voleybol ve futbol ile uğraşanlara göre psikotisizm alt boyut puan ortalamalarının anlamlı derecede yüksek çıktığı görülmüştür. Spor lisesindeki öğrenciler spor yaşı değişkenine göre karşılaştırıldığında ise 7 yıl ve üzeri spor yapan öğrencilerin, 1-3 ve 4-6 yıl aralığında spor yapan öğrencilere göre yalan alt boyut puan ortalamalarının anlamlı derecede düşük olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca tüm alt boyutlar lise değişkenine göre karşılaştırıldığında spor lisesindeki öğrencilerin diğer lisedeki öğrencilere göre psikotisizm alt boyutu puan ortalamalarının anlamlılık derecesine yakın olduğu görülmüştür. Son olarak spor lisesi ve diğer lisedeki öğrenciler cinsiyet değişkenine göre karşılaştırıldığında, erkek öğrencilerde liselere göre anlamlı bir farklılık bulunamazken, spor lisesinde öğrenim gören kız öğrencilerin psikotisizm alt boyut puan ortalamalarının diğer lisedeki kız öğrencilere göre anlamlı derecede düşük çıktığı bulunmuştur.
Hemşirelerde adalet algısının mobbing davranışları üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, hemşirelerde örgütsel adalet algısının maruz kalınan mobbing davranışları üzerine etkisini belirlemektir.Çalışma Ankara ilinde bir üniversite hastanesinde ve bir özel hastanede hemşireler üzerinde yapılmıştır. Çalışmaya toplam 250 kişi katılmıştır. Hemşirelerin örgütsel adalet algılarını belirlemek için Colquitt tarafından(2001) geliştirilen, Özmen ve arkadaşları (2007) tarafından Türkçe ye uyarlanan, 20 maddeden oluşan ?örgütsel adalet algısı ölçeği? kullanılmıştır. Hemşirelerin mobbing davranışlarını belirlemek için ise Dilek ve Aytolan (2008) tarafından geliştirilen 33 maddelik ölçek kullanılmıştır. Araştırmayı analiz etmez için SPSS (11.5) programından yararlanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler (frekans, yüzde, ortalama, standart sapma) kullanılmıştır.Araştırma sonuçlarına göre, hemşireler en çok dağıtımsal adalet algısı (2,62±1,35) boyutunda adaletsizlik algılamaktadırlar. İş yerinde psikolojik şiddet davranışlarına maruz kalan (ortalama skor >1 olanlar) hemşirelerin oranı %28'dir. Hemşirelerin dağıtımsal adalet algısı ile maruz kaldıkları mobbing davranışları (r=-,190; p<0,05) arasında istatiksel olarak anlamlı ve negatif bir ilişki bulunmuştur. Hemşirelerin kişiler arası adalet algısı ile maruz kaldıkları mobbing davranışları (r=-,299;p<0,001) arasında istatiksel olarak anlamlı ve negatif bir ilişki bulunmuştur. Hemşirelerin bilgisel adalet algısı ile maruz kaldıkları mobbing davranışları (r=- ,338; p<0,001) arasında istatiksel olarak anlamlı ve negatif bir ilişki bulunmuştur.Sonuç olarak, hemşirelerin örgütsel adalet algılarının mobbing davranışları üzerinde %13,3 oranında etki ettikleri belirlenmiştir. Yöneticiler adaletsizlik algısına sebep olan etmenleri azaltarak ve mobbing maruziyeti azaltacak çalışmalar yapmalıdır.
İnflamatuvar bağırsak hastalığı modelinde nanopartiküler sistemlerin in vitro/in vivo değerlendirilmesi
Bu çalışmada, melatonin kullanılarak kolona hedeflendirilmiş, nanopartiküler ilaç taşıyıcı sistemlerin oluşturulması, bunların karakterize edilmesi, hazırlanan formülasyonların in vitro salım çalışmalarının yapılması ve yapay sinir ağı modellemesi sonucunda elde edilen veriler doğrultusunda uygun olduğuna karar verilen formülasyonun, TNBS ile kolit indüklenmiş sıçanlarda kolit üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Modifiye edilen iyonotopik jelasyon yöntemiyle melatonin yüklü, kalsiyum pektinat nanopartikül formülasyonları hazırlanmıştır. Hazırlanan nanopartikül formülasyonları partikül büyüklüğü, zeta potansiyel, PDI değerleri kullanılarak karakterize edilmiştir, in vitro salım çalışmaları gerçekleştirilmiş ve mukoadezyon özellikleri incelenmiştir.AFM ve TEM teknikleri kullanılarak nanopartiküllerin görüntüsü elde edilmiştir.Yapay sinir ağı modellemesi sonucunda elde edilen veriler doğrultusunda uygun olduğuna karar verilen formülasyon seçilerek in vivo çalışmalarda kullanılmıştır.İn vivo çalışmalarda Wistar erkek sıçanlar kullanılmıştır. TNBS ile kolit oluşturulan sıçanlara, oral ve intrakolonik yoldan 10 mg/kg dozunda MEL yüklü nanopartikül formülasyonu, dört gün süreyle verilmiş ve elde edilen sonuçlar oral ve intrakolonik yoldan boş nanopartikül formülasyonu verilen sıçanlarınki ile karşılaştırılmıştır.Tedavinin sonunda kolon dokusundaki oksidatif parametreler (NOx, MDA ve GSH) ve sitokin düzeyleri (TNF-?, IL-10 ve IL-17) ölçülmüştür. Oral ve intrakolonik yoldan melatonin tedavisi uygulanan gruplarda kolonik NOx ve MDA düzeyleri boş nanopartikül formülasyonu verilen gruplara kıyasla anlamlı olarak azalmış, GSH düzeyleri ise anlamlı olarak artmıştır. Ayrıca proinflamatuvar TNF-?, IL-17 ve antiinflamatuvar IL-10 sitokin düzeyleri ise anlamlı olarak azalmıştır.Histolojik bulgalara göre, oral ve intrakolonik yoldan melatonin yüklü nanopartikül tedavisi uygulanan gruplarda doku iyileşmesinin boş nanopartikül formülasyonu verilen gruplara kıyasla daha iyi olduğu görülmüştür.Elde edilen sonuçlar, hazırlanan melatonin yüklü nanopartikül formülasyonunun, İBH'da oksidatif strese bağlı olarak gelişen kolonik doku hasarında etkili olabileceğini göstermektedir.
2010 ve 2011 yıllarında Sağlık Bakanlığı yataklı tedavi kurumlarında antibiyotik kullanımı ve tüketiminin retrospektif analizi
Sağlık hizmeti sunumunda ilaç vazgeçilemez bir unsurdur. İktisadi açıdan değerlendirildiğinde ise kullanım ve değişim değerine sahip, kullanım belirleyicisinin hekim veya eczacı olduğu, tüketicinin talep elastikiyetinin sıfır olduğu bir metadır. İlaç kullanımı araştırmaları; ilaç kullanım alışkanlıkları, kullanım belirleyicilerinin profilleri ve kullanım çıktısı yani sağlık kalitesi hakkında fikir sahibi olmamızı sağlar.Malzeme Kaynakları Yönetimi Sistemi (MKYS), Sağlık Bakanlığı?na bağlı yataklı tedavi kurumları ve bağlı kuruluşlarındaki envanter kayıtlarının takip edildiği ve stok yönetiminin yapıldığı bir sistemdir. Bu tez çalışmasında verilerin kaynağı olarak, MKYS?de ATC sınıflandırma sistemine göre tasnif edilen ilaç kullanım verileri alınmış ve 2010-2011 yılları antibiyotik kullanımının retrospektif analizi yapılmıştır. Sonuç olarak; OECD ölçeklerindeki diğer ülkelerde olduğu gibi enfeksiyon hastalıklarının halen yaygın bir sorun olduğu ve antibiyotik tüketiminin fazla olduğu, Türkiye ilaç piyasasının oligopol piyasa özelliği taşıdığı, yıllar itibariyle yeni jenerasyon antibiyotiklerin tüketiminin hızla arttığı ve direncin gelişmesini tetikleyici kullanım alışkanlıkları olduğu, jenerik ürünleri olan ilaçların tercihi ile maliyetlerin azaltılabileceği, bölgeler arası antibiyotik tüketimlerinin ve hatta aynı bölge içerisinde yıllar itibariyle antibiyotik tüketimlerinin büyük ölçüde değişebildiği görülmüştür.Anahtar Kelimeler: ilaç kullanımı araştırması, antibiyotik