
3,905
Archived Theses
5
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Eleştirel okuma öğretiminin eleştirel okuma becerisine etkisi
Eleştirel okuma; üst düzey düşünme becerilerinin kullanıldığı, metnin sorgulama, analiz etme ve değerlendirme süreçlerinden geçirildiği ve okuyucu tarafından yeniden yapılandırıldığı bir okumadır. Eleştirel okumayı temele alan bu çalışmanın amacı; 9. sınıflarda Türk Edebiyatı Dersinde uygulanan eleştirel okuma öğretiminin eleştirel okuma becerisine etkisini ve bu etkinin cinsiyete göre değişip değişmediğini araştırmaktır. Araştırma öntest-sontest kontrol gruplu yarı deneysel desene göre düzenlenmiştir. Araştırmanın çalışma grubu 2012-2013 eğitim öğretim yılında Düzce Farabi Anadolu Lisesi 9. Sınıflarından seçilmiştir. Araştırmanın verileri; ön test ve son test olarak kullanılan, Eleştirel Okuma Testi ile elde edilmiştir. Deney grubunda; "Olay Çevresinde Gelişen Metinler ve Öğretici Metinler" üniteleri eleştirel okuma öğretimine uygun olarak hazırlanmış ve işlenmiş; kontrol grubunda ise Milli Eğitim Bakanlığı'nın uygun gördüğü öğretim programı takip edilmiştir. Veriler; "Tekrarlı Ölçümler İçin İki Faktörlü Varyans Analizi ve Cinsiyete Göre İki Yönlü Kovaryans Analizi" ile çözümlenmiştir. Araştırmanın sonucunda; deney grubunun, eleştirel okuma puanlarının kontrol grubuna göre arttığı görülmüştür. Araştırmaya göre eleştirel okuma öğretiminin öğrencilerin eleştirel okuma becerilerini geliştirdiği ortaya çıkmıştır. Cinsiyet açısından ise anlamlı fark görülmemiştir. Eleştirel okuma öğretimine erken yaşta başlanması, standart ölçme araçlarının geliştirilmesi, farklı metin türlerinin kullanılması gibi önerilerde bulunulmuştur.
Fen ve Teknoloji dersi ile Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi öğretim programındaki ortak değerlerin karşılaştırılması
Bu araştırma, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ile Fen ve Teknoloji derslerindeki ortak değerleri belirlemek ve bu değerlerin ders kitaplarındaki metinlerde işlenişini karşılaştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışmada, nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Çalışma grubu; 8. sınıf düzeyine ait DKAB ve FVTD Öğretim Programları ve farklı yayınevlerine ait ikişer adet ders kitabından oluşmaktadır. Fen ve Teknoloji dersi öğretim programındaki öğrenme alanlarından "Tutum ve Değerler" referans alınarak, Fen ve Teknoloji Dersi değerleri belirlenmiştir. TD'lerde yer alan değer cümleleri DKAB dersi öğretim programında verilen değer ifadelerinden farklı formda olduğundan, ifadeler mukayese edilebilir en küçük anlam birimi haline getirilmiştir. Veri analizinde, içerik analizi kullanılmıştır. Fen ve Teknoloji dersi öğretim programında, TD öğrenme alanında yer alan kazanım – değer cümlelerinden, değer ifade eden kelimeler çıkarılmıştır. Bu işlem yapılırken TD cümlelerinin anlamı/ içeriği değiştirilmemiştir. Böylelikle cümlelere karşılık gelen anlam muhafaza edilerek Fen ve Teknoloji dersi tutum ve değerleri karşılaştırmaya hazır duruma getirilmiştir. Bu değer ifadeleri tablolar haline getirilmiş ve bir uzman görüşüne sunulmuştur. DKAB dersi öğretim programındaki değerlerin alınmasıyla iki programdaki değerler eşleştirilerek ortak olan 10 (on) değer belirlenmiştir. Son aşamada ise ortak değerlerin ders kitabı metinlerinde işleniş durumu analiz edilmiş ve elde edilen bulgular; metinler ve tablolar şeklinde verilmiştir. Bulgulara göre; Fen ve Teknoloji Dersi ile Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi ortak değerlerinin farklı ve bazı yerlerde karşıt anlamlarda verildiği görülmektedir. Fen ve Teknoloji ders kitabı metinlerinin pozitivist dünya görüşünü yansıtarak, manevi düşünme eğilimine kapalı anlamlar çağrıştırdığı görülmüştür. Önemli bir diğer sonuç da ortak değerlerin, tezat anlam içeren metinlerle verilmesidir. Öte yandan ön plana çıkarılan insan öğesi, her alanda etkisi olan ve gücü her şeye yeten kimse olarak dikkate verilmektedir. Dini öğretiler ise insanın cüz'i (sınırlı) iradesinden söz etmekte, Yüce Yaratıcı için "Kadir-i Mutlak" tabiri kullanılmaktadır. Kâinatı anlamada araç olarak kullanılabilecek fen ile kâinatın varoluş sebebi olan din arasında ortak olan çok sayıda konu sayılabilecek iken bilginin kaynağı üzerine ortaya atılan felsefi tartışmalar kırılma noktası kabul edilerek, iki alan birbirine rakip/alternatif gösterilmektedir. Bu yönüyle tarihçesi ilk insana dayanan dini değerlerin insana yüklediği özellikler ile etkileri 17. yy 'a dayanan fen bilimlerinde yer bulan pozitivist değerlerin "ortak değerleri" anlam bakımından başkalaştırdığı görülmektedir. Bu bağlamda ders kitabı yazarlarının, öğretmenlerin, öğretmen yetiştiren kurumların ve program geliştirme uzmanlarının, Din ve Fen alanının ortak değerleri ve ortak anlamlara atıf konusunda metinleri ve işlenişi geliştirmeye dönük çalışmalar yapması ve metinlerdeki anlam derinliğinin çok yönlü ele alınması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Fen ve Teknoloji, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, Öğretim Programları, Değerler Eğitimi, Din ve Fen Ortak Değerleri
İlköğretim 8. sınıf matematik dersinde yaşanan öğrenme güçlükleri
Bu çalışmanın temel amacı, "İlköğretim 8. Sınıf matematik dersinde yaşanan öğrenme güçlükleri, bu güçlüklerin sebepleri ve güçlüklerin giderilme yollarının neler" olduğunu belirlemektir. Araştırmada nitel analiz türlerinden durum çalışması deseni kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, İstanbul ilinin Küçükçekmece ilçesinde ortaokullarda görev yapan 13 matematik öğretmeni ve 35 8. sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada 2 farklı veri toplama aracı kullanılmıştır. İlk veri toplama aracı 8. sınıf matematik öğretmenleri ve öğrencileri ile yapılan yarı yapılandırılmış görüşmelerdir. İkinci veri toplama aracı olarak MEB'in 2009-2012 yılları arası yaptığı SBS sonuçları ve Türkiye geneli 8. sınıf matematik deneme sınavları sonuçlarıdır. Öğretmen görüşmeleri 2012-13 eğitim öğretim yılı Nisan ayı içinde ve öğrenci görüşmeleri de, öğrencilerin tüm konuları görmesi için Mayıs ayı sonunda yapılmıştır. Çalışmaya Mayıs aylarında yapılan deneme sınavları dahil edilmiştir. Öğretmen ve öğrenci görüşmeleri içerik analizi ile analiz edilmiştir. Sınav verileri de incelenirken öğrencilerin soruyu doğru yapma yüzdelerine bakılmıştır. Araştırmada öğretmen, öğrenci görüşmeleri ve sınav verilerinden elde edilen sonuçlara göre en çok öğrenme güçlüğü yaşanan öğrenme alanları; sayılar, cebir, ölçme ile istatistik ve olasılıktır. En çok öğrenme güçlüğü yaşanan konular; geometrik cisimler, üslü sayılar, benzerlik, özdeşlikler, eşitsizlikler, çarpanlara ayırma, kareköklü sayılar ve denklemlerdir. Öğretmen ve öğrenci görüşleri analiz edildiğinde 8. Sınıf matematik dersinde yaşanan öğrenme güçlüklerinin sebepleri; Öğrenciden Kaynaklanan Sebepler, Öğrenme Ortamından Kaynaklanan Sebepler, Öğretim Programından Kaynaklanan Sebepler ve Öğretmenden Kaynaklanan Sebepler olmak üzere 4 ana kategoride toplanmıştır. Bu ana kategorilerden Öğrenciden Kaynaklanan Sebepler ana kategorisi de 'Bilişsel Strateji Eksikliği, Öğrencilerin Davranışsal Performans Eksikliği ve Motivasyon' olmak üzere 3 kategoriye ayrılmıştır. Çevreden Kaynaklanan Sebepler ana kategorisi; Okuldan ve Aileden Kaynaklanan Sebepler olmak üzere 2 kategoriye ayrılmıştır. Öğretim Programından Kaynaklanan Sebepler ve Öğretmenden Kaynaklanan Sebepler ana kategorileri, kategorilerine ayrılmamıştır. Öğretmenler ve öğrencilerin görüşme analizlerinin sonucunda öğrenme güçlüğü sebeplerinin aynı ana kategori ve kategorilere ayrıldığı görülmüştür. Ancak bu kategorilerdeki alt kategoriler öğretmen ve öğrencilerde farklılık gösterebilmektedir. Bu alt kategoriler, tezin bulgu ve sonuçlar kısımlarında ayrıntılı şekilde açıklanmıştır. Anahtar kelimeler: Öğrenme Güçlüğü, Matematik Öğretimi, 8. Sınıf Matematik Programı, Öğretim Programı
Sınıf öğretmenlerinin 21. yüzyıl öğrenen ve öğreten becerileri
Yaşadığımız çağda teknolojinin hızlı gelişimiyle, toplumu oluşturan bireylerin ihtiyaçları, yaşamları, olaylara ve olgulara bakışları gibi birçok şey etkilenmektedir. Yeni meslekler, yeni ihtiyaçlar oluşmaktadır. En büyük değişimlerden biri de ihtiyaç duyulan insangücü niteliğindedir. 21. yüzyılda ihtiyaç duyulan bilgi ve beceriler toplumsal yaşama uyum sağlanması, iş dünyasındaki beklentilerin karşılanması açısından önemlidir. Yarının iş gücü, bugünün öğrencileridir. Öğretmenlerin niteliği, onların niteliğinin şekillenmesinde önemlidir. Bu çalışmanın amacı sınıf öğretmenlerinin 21. yy. öğreten ve 21. yy. öğrenen beceri düzeylerini, bu düzeyin çeşitli değişkenlere göre değişip değişmediğini ve 21. yüzyıl öğreten-öğrenen becerileri arasındaki ilişkiyi tespit etmektir. Bu amaçla Marmara'da bir ilçede görev yapan tüm sınıf öğretmeninin 21. yüzyıl öğreten ve öğrenen özellikleri incelenmiştir. Araştırmada 21. yüzyıl öğrenen ve 21. yüzyıl öğreten becerileri ölçekleri kullanılmıştır. Veri analizindebetimsel istatistiklere (frekans, ortalama, standart sapma vb.) ilave olarak, ikiden fazla grup arası farklılıkların analizi içinANOVA, iki grup arasındaki farklılıkların analizi için ise bağımsız örneklem t-testi kullanılmıştır. Son olarak, öğrenen ve öğreten becerileri ve bunları alt boyutları arasındaki ilişkinin incelenmesi için Pearson korelasyonanalizi yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda,lisansüstü eğitim seviyesine sahip öğretmenlerin lisans ve ön lisans eğitim seviyesine sahip öğretmenlere göre 21. yy. öğreten becerileri kullanım seviyesinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Benzer şekilde, 21. yy. öğreten becerileri alt boyutlarından yönetsel, onamacı ve üretimsel beceriler alt boyutlarının kullanım seviyesinin kadınlar lehine daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Diğer taraftan,öğreten becerilerinin öğretmenlerin yaşına, kıdemine ve eğitim fakültesinden mezun olma durumuna göre, öğrenen becerilerinin ise tüm demografik değişkenlere göre farklılaşmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Son olarak, sınıf öğretmenlerinin 21. yy öğrenen ve öğreten becerileri arasında pozitif ve orta düzeyde bir ilişki saptanmıştır. Öğretmenlerin 21. yy. öğrenen beceri düzeyleri arttıkça öğreten becerileri kullanım düzeyi de artmaktadır.Araştırma bulgularının sınıf öğretmenlerinin öğrenen ve öğreten becerilerinin geliştirilmesi hususunda uygulayıcı ve araştırmacılar için faydalı sonuçlar sunduğu değerlendirilmektedir. Anahtar Kelimeler:Sınıf öğretmenleri, 21. yy. öğreten becerileri, 21. yy. öğrenen becerileri, öğreten yeterlikleri
1920-1950 yılları arası Türk eğitim politikasının oluşumu
Bu araştırmanın amacı, Türk Milli Eğitim politikasının oluşumunda etkili olan unsurları tespit etmek ve 1920-1950 yılları arasında bu etkilerin ne şekilde gerçekleştiğini ortaya koymaktır. Araştırma doküman analizi modelinde tasarlanmıştır. Bu araştırmada öncelikle, araştırmanın problemlerine yönelik olarak kuramsal çerçeve belirlenmiş ve bu çerçeveye ilişkin ulaşılabilen tüm yazılı kaynaklar (kitap, dergi, gazete, makale, yayınlanmış tezler vb.) incelenmiştir. Bu kaynaklar üzerinden ulaşılan bilgiler analiz edilerek, konu ile ilgili olmayan, doğruluğundan şüphe edilen veya güvenilir bulunmayan bilgiler ve kaynaklar araştırmanın dışında bırakılmıştır. Araştırmanın konusu ile ilgili toplanan veriler sistemli bir şekilde bir araya getirilerek bütünlük oluşturulmuş ve yorumlanmıştır. Araştırmada Türk Milli Eğitim Politikasının oluşumunda, belli ölçülerde çeşitli düşünce akımlarının etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Toplumsal ve siyasi hayattaki değişimlerin ve bilimsel gelişmelerin, eğitim sistemine hâkim olan düşünce akımlarını da etkilediği ve değişime yol açtığı görülmüştür. Bu nedenle Türk Milli Eğitim sisteminin 1920-1950 yılları arasında tek bir düşünce akımının etkisinde kaldığını söylemek mümkün değildir. Ancak Batılılaşma düşüncesiyle birlikte, pozitivizm ve pragmatizmin diğer düşünce akımlarına kıyasla daha fazla etki ettiği görülmüştür. 2005 yılına kadar davranışçı yaklaşımların Türk Eğitim Sisteminin genel akışını oluşturması, Pozitivizmin bu yıllara kadar resmi boyutta egemen olduğunu göstermektedir. "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir." sözü de en önemli pozitivist ifadeler arasındadır. Anahtar Kelimeler: Eğitim, Eğitim Sistemi, Felsefi Akımlar, Eğitim Felsefesi, Türk Eğitim Politikası, Eğitim Politikası.
2000 ile 2019 yılları arasında Türkiye'de ve yurt dışında eğitim yönetimi alanında yayınlanan makalelerin tematik açıdan değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı eğitim yönetimi alanında Türkiye'de ve yurt dışında 2000'li yıllardan sonra ortaya çıkan eğilimleri ve yönelimleri tespit etmektir. Bu doğrultuda Türkiye'de Kuram ve Uygulamada Eğitim Yönetimi (KUEY) dergisinde yayınlanan 503 makale; yurt dışında ise Educational Administration Quarterly (EAQ) dergisinde yayınlanan 475 makale ile Educational Management Administartion and Leadership (EMAL) dergisinde yayınlanan 766 makalenin tematik açıdan analiz edilmesi ve karşılaştırmalı sonuçlar çıkarılması amaçlanmaktadır. Eğitim yönetimi alanında önemli görülen bu yabancı ve yerli dergilerde yayınlanan makalelerin tematik açıdan analiz edilmesi ile Türkiye'deki ve genel olarak dünyadaki yönelimlerin ortaya çıkarılarak ve bu yönelimlerdeki benzerlik ve farklılıklarını incelenmesi ile genel bir durum değerlendirmesi yapılması hedeflenmektedir. Yöntem: Bu çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden biri olan durum çalışması yöntemi kullanılmıştır. Dünya genelinde eğitim yönetimi konusunda sınırlandırılmış bir araştırma bütünü belirlenmiştir ve literatürde sistematik bir arama yapılmıştır. İlgili yayınlar indirilerek makalelerden elde edilen bilgiler, çalışmalarda geçerli olan eğilimler analiz edilmiş ve sonuçları sentezlenmiştir. Bu, dünya genelinde yaklaşık son yirmi yılda eğitim yönetimi üzerine literatürde meydana gelen değişim modellerinin analiz edilmesini olanaklı kılmıştır. Bulgular: Araştırma kapsamında incelenen yerli ve yabancı makaleler 14 kategori altında incelenmiştir. Ülkemizde yayınlanan KUEY dergisinde en fazla eğitim ve öğrenme öğretme (n=165, yüzde 32,8) kategorisi incelenmiştir. Liderlik ise EAQ (n=121, yüzde 25,4) ve EMAL (n=305, yüzde 39,8) dergilerinde en sık kullanılan kategoridir. Bu makalelerde eğitim yönetimi ile ilgili yeterli sayıda çalışma yapılmadığı görülmektedir. Araştırma kapsamında incelenen KUEY dergisinde yayınlanan makalelerde yalnızca tema açısından bakıldığında en sık değinilen temanın üniversite yönetimi (n=28) olduğu ortaya çıkmıştır. EAQ ve EMA&L dergilerinde yayınlanan makalelerde en fazla ele alınan temanın ise liderlik (EAQ n=34, EMAL n= 87) olduğu ortaya çıkmıştır. Yabancı makalelerde ırkçılık, eşitlik, kadın yöneticiler, cinsiyet farklılığı gibi temalar en fazla incelenen temalar arasında iken durum yerli makalelerde tam tersi biçimindedir Yerli makalelerde örgütsel çatışmaların çözülmesine ve örgüt birliğinin sağlanmasına, örgüt üyelerinin örgüte bağlı olmalarına, okul ve sınıf düzeninin sağlanmasına ve öğrenci disiplininin sağlanmasına önem verilmiştir. Türkiye'de disiplin sağlama konusuna daha fazla önem verilirken yabancı ülkelerde daha çok okul işbirliğinin sağlanması, okul ilişkilerinin düzenlenmesi, okulun geliştirilmesi ve mesleki gelişim gibi konular önem görmüştür. Tartışma ve Sonuç: Bu araştırmanın sonucunda alanda üretilen araştırmaların eksikliklere sahip olduğu ve özgün araştırmaların sayısının az olduğu görülmüştür. Alanda yazılan makalelere tema açısından bakıldığında, üniversite yönetimi (n=28), örgütsel bağlılık (n=14), çatışma yönetimi (n=17), öğrenci gelişimi (n=17), okul kültürü (n=17), öğrenci gelişimi (n=17), bilimsel çalışmalar (n=16), eğitim denetimi (n=15), örgütsel vatandaşlık (n=13), öğretmen yeterliliği (n=13), yönetici yeterliliği (n=13), sınıf yönetimi (n=13), okul yönetimi (n=12), tükenmişlik (n=12), yönetici tutumları (n=12), ölçme değerlendirme (n=12), öğrenci disiplini (n=12), eğitim yönetimi (n=11) gibi temalarda yığılma olduğu liderlik gibi önemli temalara ise çok az sıklıkla değinildiği görülmüştür. Bu araştırma bulguları ve sonuçları doğrultusunda eğitim yönetimi alanının Türkiye'deki ve yurt dışındaki durumunun ortaya konularak alanda gerçekleştirilecek çalışmalara yön vermesi beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: Educational Administration Quarterly, Educational Managemenet Administration and Leadership, Kuram ve Uygulamada Eğitim Yönetimi, Eğitim Yönetimi.
Eğitim fakültelerinin lisans programlarına yönelik toplumsal cinsiyet eğitimi dersi öğretim programının tasarlanması, uygulanması ve değerlendirilmesi
Bireylerin toplumda yaşanan cinsiyet eşitsizliklerinin farkına varabilmesinde, toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin toplumsal bilincin oluşmasında ve demokratik toplumlarda bu eşitlikçi yapının devamının sağlanmasında eğitim önemli bir etkiye sahiptir. Eğitimcilerin ve öğretmen adaylarının demokrasinin iki esas ilkesi olan eşitlik ve özgürlüğü hem kişisel hem de mesleki yaşamlarında ilke edinmeleri beklenmektedir. Bu noktadan hareketle, bu araştırmanın da konusunu oluşturan, Eğitim Fakültesi öğrencilerine eğitimleri sürecinde toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin bilgi ve eşitlikçi bir tutum kazandırılması gerekmektedir ve onların bu bilgi ve tutumlarını yaşamlarına yansıtmaları beklenmektedir. Alanyazın incelendiğinde eğitimde toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin yapılan çalışmalar, bu konunun her geçen gün daha da önem kazandığını göstermektedir. Öğretmen Yetiştirme Lisans Programları'nda yıllar içinde program geliştirme çalışmaları yapılmış olsa da öğretmen adaylarına toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin gerekli bilgi, beceri ve tutumları kazandırmayı amaçlayan bir ders bulunmamaktadır ve hiçbir dönem programlarda yer almamıştır. Araştırmanın amacı, Eğitim Fakültelerinin lisans programlarına yönelik "Toplumsal Cinsiyet Eğitimi Dersi Öğretim Programı" tasarlamak ve uygulamak ve değerlendirmektir. Bu genel amaç çerçevesinde küresel-ulusal alanda tarama yapılarak, pilot uygulamalar ve örnek programlar incelenmiş, mevcut durum ve sorunlar belirlenmiştir. Bu sonuçlara göre Toplumsal Cinsiyet Eğitimi Dersi Öğretim Programı tasarlanmış, uygulanmış ve elde edilen bilimsel verilere dayalı olarak Stufflebeam'in Bağlam, Girdi, Süreç ve Ürün (CIPP) program değerlendirme modeline göre değerlendirilmiştir. Araştırmada deneysel modellerinden tek grup ön test-son test deseni kullanılmıştır. Araştırmada nicel ve nitel araştırma yöntemleri birlikte kullanılmış bu nedenle araştırma bir karma yöntem araştırmasıdır. Nicel verilerden elde edilen analiz sonuçlarını nitel verilerle detaylandıran, zenginleştiren ve destekleyen bu araştırmada, karma yöntem araştırma desenlerinden açıklayıcı sıralı desen kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma gruplarının oluşturulmasında ölçüt örnekleme tekniği kullanılmıştır. Buna göre araştırmanın üçüncü alt amacı kapsamında iki farklı çalışma grubu belirlenmiştir. Birinci çalışma grubunu Düzce Üniversitesi Eğitim Fakültesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü'nün 3. sınıf öğrencilerinden 50 öğrenci, ikinci çalışma grubunu ise birinci çalışma grubu içinden gönüllü olan 17 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmanın verileri Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği (TCRTÖ), Öğrenci Günlükleri, Toplumsal Cinsiyet Eğitimi Dersi Öğretim Programı'na İlişkin Öğrenci Görüşme Formu ile toplanmıştır. Araştırmanın nitel ve nicel boyutu kapsamında çalışma grubuna 14 hafta süresince "Toplumsal Cinsiyet Eğitimi Dersi Öğretim Programı" (TCEDÖP) uygulanmıştır. Araştırmanın nicel verilerin analizi için istatistik paket programı kullanılmıştır. Nicel veriler normal dağılım göstermiş ve parametrik testlerden Bağımsız Örneklem t testi ve Bağımlı Örneklem t testi ile analiz edilmiştir. Araştırmanın nitel verilerin analizi için betimsel analiz kullanılmıştır. Araştırmanın birinci alt amacı kapsamında TCEDÖP Tyler'ın program geliştirme modeline göre tasarlanmıştır. TCEDÖP hakkında iki program geliştirme uzmanı ve toplumsal cinsiyet alanında çalışmalar yapmış bir uzmanın görüşleri alınmıştır. Araştırmanın ikinci alt amacı kapsamında TCEDÖP 14 haftalık bir uygulama sürecidir. Çeşitli aktif öğretim yöntem ve tekniklerle, öğrencilerin öğrenme-öğretme sürecine aktif olarak katılımların sağlanmasıyla toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin olumlu tutum kazandırılması amaçlanmıştır. Araştırmanın üçüncü alt amaç kapsamında TCEDÖP, Stufflebeam'in Bağlam, Girdi, Süreç ve Ürün (CIPP) modeline göre değerlendirilmiştir. Öğretim programı hakkında daha gerçekçi karar verebilmek amacıyla CIPP program değerlendirme modelinin dört boyutu değerlendirme sürecine dahil edilmiştir. Araştırmanın nicel bulgularında, TCEDÖP öncesi ve sonrasında uygulanan TCRTÖ ile öğrencilerin aldıkları puan ortalamaları arasında son test puanın lehine anlamlı bir fark saptanmıştır. TCRTÖ'nün tüm alt boyutlarında öğrencilerin ön test -son testten aldıkları puan ortalamaları incelendiğinde, son test puanı lehine anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır. TCRTÖ'nün alt boyutlarından olan Eşitlik Cinsiyet Rolü, öğrencilerin ön testten aldıkları puan ortalamalarının en düşük olduğu, TCEDÖP sonrası ise öğrencilerin son test puan ortalamalarının en yüksek olduğu alt boyuttur. Öğrencilerin TCRTÖ'den elde edilen ön test- son test puanları arasında cinsiyetlere göre kadın öğrencilerin lehine anlamlı bir fark bulunmuştur. TCRTÖ'den elde edilen ön test-son test puanları cinsiyete göre incelendiğinde Erkek Cinsiyet Rolü, Kadın Cinsiyet Rolü, Evlilik Cinsiyet Rolü, Geleneksel Cinsiyet Rolü alt boyutlarında kadın öğrencilerin son testten aldığı puan ortalamasının erkek öğrencilerinkinden fazla olduğu saptanmıştır. Eşitlik Cinsiyet Rolü alt boyutunda, öğrencilerin son testten aldığı puan ortalamalarında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Ancak ilgili alt boyutta erkek öğrencilerin ön testten aldığı puan ortalamaları kadınlarınkine göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. TCEDÖP' nin, TCRTÖ'nün Eşitlik Cinsiyet Rolü alt boyutunda daha çok kadın öğrencilerin tutumlarına olumlu etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. TCEDÖP sonrası öğrencilerin toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin görüşleri incelendiğinde, Aile Yaşamında Toplumsal Cinsiyet Rolleri, Kitle İletişim Araçları ve Toplumsal Cinsiyet, Kadına Yönelik Şiddet, Sosyal Yaşamda Toplumsal Cinsiyet Rolleri, İş Yaşamında Toplumsal Cinsiyet, Eğitimde Toplumsal Cinsiyet ve Dinde Toplumsal Cinsiyet temaları hakkında bilgi sahibi oldukları izlenmiştir. Ayrıca kendi yaşamları hakkında öz değerlendirme yaparak mevcut cinsiyetçi tutum ve davranışlarının farkına vardıkları, tutumlarının daha olumluya evrildiği saptanmıştır. Araştırmanın üçüncü alt amacına ilişkin nitel bulgularında, TCEDÖP toplumsal cinsiyet rollerine yönelik eşitlikçi bir bakış kazandırdığını, farkındalıklarını arttırdığını, bireysel gelişimlerine katkı sağladığını, aktif katılımla öğrenmelerini kolaylaştırdığını, eğlenceli ve verimli bir ders olduğunu, demokratik ve eşitlikçi bir ortam sağladığını belirtmişlerdir. Ayrıca öğrenciler TCEDÖP Öğretmen Yetiştirme Lisans Programları başta olmak üzere tüm yükseköğretim programlarında yer alması gerektiğini belirtmişlerdir. Hatta bu programın ikinci sınıf müfredatında yer alması önerisinde bulunmuşlardır. Bu bulgular sonucunda, TCEDÖP'nin, öğretmen adaylarının toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin, mevcut cinsiyetçi tutum ve davranışlarının farkına varmalarını sağladığı, toplumsal cinsiyet rol ve tutumlarını eşitlikçi yönde etkilediği saptanmıştır. Araştırmayı uygulamaya yönelik olarak toplumsal cinsiyet ile ilgili derslerin tüm öğretmen yetiştirme lisans programlarında yer alması, TCEDÖP'nin tüm fakültelerde uygulanması, okul öncesi başta olmak üzere diğer eğitim kademelerinde de toplumsal cinsiyet ile ilgili bilgi ve tutumların kazandırılması önerilmektedir. Araştırmacılara yönelik, öğrencilerin TCEDÖP'e yönelik belirttikleri görüş ve öneriler dikkate alınarak toplumsal cinsiyet programı geliştirilebileceği ve yeniden uygulanabileceği, araştırmalar yapılabileceği, TCEDÖP ile toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik algı, görüş ve tutumlarının belirlenmesi için boylamsal bir çalışma yapılabileceği öneriler arasında yer almaktadır.
1973-2017 yılları arasındaki 9. sınıf İngilizce öğretim programlarının incelenmesi
Talim Terbiye Kurulu'nca alınan kararlara bakıldığında, Türkiye'de 9. Sınıf İngilizce öğretim programlarının resmi olarak 1973 yılına dayandığı görülmektedir. 1973'den bugüne 9. sınıf İngilizce öğretim programlarına bakıldığında, 1973, 2002, 2007, 2011, 2014, 2016, 2017 yıllarında programların güncellendiği görülmüştür. Program incelemelerinin özellikle hem program geliştirme hem de İngilizce öğretim alanına katkısı önemlidir. Bu çalışmada 1973-2017 tarihleri arasında yayınlanan 9. sınıf İngilizce öğretim programlarının birbirleri arasındaki benzerlik ve farklılıkların belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, hedef, içerik, öğrenme-öğretme durumu ve değerlendirme süreçleriyle birlikte teknoloji, kültür ve değer başlıkları oluşturulmuş ve bu başlıklar altında benzerlik ve farklılıklar incelenmiştir. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi kullanılmıştır. Öncelikle literatür taranmış ve ilgili kaynaklara ulaşılmıştır. Bununla birlikte, taranan literatür incelenecek temalara zemin oluşturmuştur. Dokümanların orijinalliği, verilerin doğru ve nitelikli olması açısından önemli olduğundan, elde edilen öğretim programları veri tabanlarında tekrar taratılarak, tekrar ulaşılıp ulaşılamadığına bakılmıştır. Web tabanlarınca ulaşılamayan öğretim programları Talim Terbiye Kurulu'ndan tedarik edilmiştir. Devamında dokümanlar araştırmanın ana problemi ve alt problemleri kapsamında incelenmiştir. Bulgular incelendiğinde, 1973'den 2017'ye yaklaşıldıkça programların oluşturulma biçeminde gelişmelerin olduğu saptanmıştır. 2007 programına kadar içindekiler ve kaynakça bölümlerinin programlara dahil olmadığı, 2007 ve devamındaki tüm programlarda bu biçemin korunduğu görülmüştür. 2014 programına dek program yazım dilinin ağırlıklı olarak Türkçe olduğu, 2014 ve devam eden programlarda yazım dilinin ağırlıklı olarak İngilizce tercih edildiği saptanmıştır. Hedefler açısından programlar incelendiğinde, hedeflerin bilişsel ağırlıklı olduğu dikkat çekmiş ve dört temel dil becerisi açısından bakıldığında ağırlıklı olarak bütünleşik şekilde öğretimin benimsendiği ve becerilerin kazandırılmasında hedeflenen dil seviyesinin hazırlık sınıflarının bulunduğu liselerde B1+, hazırlık sınıfı bulunmayan liselerde ise A2 olarak belirtildiği görülmüştür. İçeriğe yönelik bulgular incelendiğinde 1973'den 2017'ye yaklaştıkça, içerikte kullanılacak tema sayısının otuzdan ona indirildiği görülmektedir. 2007 programına dek temalar öğretim programında verildiği şekilde işleneceği görülürken, bu programla birlikte temaların öneri boyutuna taşınarak esneklik kazandığı görülmüştür. Öğrenme-öğretme sürecine ilişkin bulgular incelendiğinde, iletişimi sağlamanın tüm programların odak noktası olduğu saptanmıştır. Bu süreçte öğretim için kullanılacak ders süresi 1973'de sekiz saat olarak bildirilirken, bu süre her öğretim programı güncellemesinde azalarak, 2017 öğretim programında dört saat olarak belirlenmiştir. Kullanılan yaklaşımlara bakıldığında, 2005 sonrasındaki programlarda yapılandırmacı yaklaşımın izleri görülmekle birlikte, iletişimci ve eklektik yaklaşımın da yer aldığı saptanmıştır. Bununla birlikte gelişen teknolojiyle paralel olarak kullanılan araçların da yazılı formdan dijital forma yöneldiği görülmüştür. Değerlendirme sürecine ait bulgular incelendiğinde, 2017 yılına yaklaşıldıkça öğrencilerin bireysel değerlendirme yapabildiği, akran ve ebeveyn değerlendirmeleriyle birlikte teknolojik değerlendirmenin de programlarda yerini aldığı görülmüştür. Değişen çağ ile birlikte 2014 ve sonrasındaki programlarda özellikle bilgi ve iletişim teknolojilerinin, kültür ve değer kavramlarının baskın bir şekilde yer aldığı görülmüştür. Sonuç olarak, 1973'den 2017'ye programların daha düzenli bir biçeme kavuştuğu, daha teknolojik ve iletişim odaklı bir yapıya büründüğü görülmüştür. Anahtar Sözcükler: İngilizce öğretim programı, dil öğretimi, kültür.
Web 2.0 uygulamalarına göre tasarlanmış fen bilimleri dersinin etkililiğinin incelenmesi
Teknolojideki gelişmelerin günümüzde eğitim ortamlarını etkilediği görülmektedir. Eğitim alanında kullanılan teknolojiler eğitimi daha etkili ve verimli hale getirmeye çalışmaktadır. Bu çalışmanın amacı web 2.0 uygulamaları kullanılarak geliştirilen Fen Bilimleri dersinin öğrencilerin iletişim ve etkileşim becerileri, Fen Bilimleri dersi ve teknolojiye karşı tutumları üzerindeki etkisini incelemektir. Bu çalışma, geleneksel sınıf ortamı ile web 2.0 uygulamaları ile tasarlanan eğitim ortamının öğrencilerin gözlenen sınıf içi etkileşim düzeylerinin, ders ve teknolojiye karşı tutumlarının karşılaştırılması açısından eğitimcilere ve eğitim materyali geliştiricilere yol gösterici niteliktedir. Tek gruplu ön test ve son test deneysel desenin kullanıldığı çalışmada web 2.0 uygulamalarına göre tasarlanmış dersler altıncı sınıf düzeyinde 39 öğrenciye dokuz haftalık süre boyunca uygulanmış ve derslerle ilgili belirli zamanlarda video kayıtları alınmıştır. Ayrıca uygulama öncesinde dersler araştırmacı tarafından gözlenmiş iki hafta boyunca video kaydına alınmıştır. Böylece, önceki geleneksel ortamda işlenen derslerdeki sınıf içi etkileşimin, web 2.0 uygulamaları gerçekleştirilen sınıf ortamındaki etkileşimin kıyaslanması sağlanmıştır. Web 2.0 araçları olmadan iki hafta boyunca kayıt altına alınarak işlenen dersler ön izleme olarak tanımlanmış, web 2.0 araçları kullanılarak işlenen derslerden 8 ve 9. haftalarından elde edilen kayıtlar da son izleme olarak isimlendirilmiştir. Verilerin analizinde sınıf içi etkileşimin içeriğinin analizi için Ober Etkileşim Analizi yöntemi, Fen Bilimleri dersine yönelik tutumu ölçmek için Fen ve Teknoloji Tutum Ölçeği, teknolojiye yönelik tutumu ölçmek için Teknoloji Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Sınıf içi etkileşimin analiz sonuçlarına göre, son izlemede öğretmenin pekiştireç verme davranışında artış olduğu, öğretmenin açığa çıkarma miktarının arttığı ancak öğrencilerin ve öğretmenin cevap verme oranının azaldığı gözlenmiştir. Bu durum kullanılan yöntem gereği öğrencilerin merak ettikleri soruların cevaplarını, interneti kullanarak araştırma yapması olarak açıklanabilir. Ayrıca etkileşim kategorilerinden öğretmenin sunum yapması kategorisinde artış gözlenmiştir. Videoların ayrıntılı incelenmesiyle bu artışın sebebinin, öğretmenin teknolojik araçlar üzerinden yapılan sunumlar ile ders işlemesi olduğu tespit edilmiştir. Son izlemede öğrencilerin konuyu sunması kategorisinde düşüş gözlenmektedir. Bu durumun nedeni olarak da öğrencilerin sunumlarının e-portfolyo haline getirilmesidir. Öğretmen kategorilerinden öğretmenin yöneltme ve düzeltme davranışlarında artış gözlenmiştir. Bu durumu web 2.0 araçlarla işlenen Fen Bilimleri dersiyle ilk kez karşılaşan öğrencilerin, yapılması istenen görevlerin ve uyulması beklenen kuralların artması olarak açıklayabiliriz. Uygulamaların açılması ve işlemlerin sıralı bir şekilde yapılması öğretmen tarafından verilen komutlarla yönlendirilmiş ve düzeltilmiştir. Son izlemede sessizlik ve gürültü kategorilerinde artış gözlenmiştir. Sessizlik ve gürültü kategorisi ayrıntılı analiz edildiğinde öğrencilerin aktif halde oldukları verilen performans etkinliklerini tamamlamaya çalıştıkları, öğrencilerin kendi öğrenme sorumluluğunu aldığı, daha etkin iş birlikçi çalıştığı gözlenmiştir. Sonuç olarak web 2.0 uygulamalarına göre tasarlanmış Fen Bilimleri dersinde öğrencilerin etkinlikleri tamamlamakta hevesli olduğu ve öğretmenin her öğrenci ile ilgilenmesinin sonucunda birebir dönüt verme düzeltme davranışında artış olduğu gözlenmiştir. Bu uygulama ile öğrenciler ve öğretmen daha aktif hale gelmiş, öğrencilerin sorumluluk alma ve işbirliği yapma davranışlarında artış olduğu gözlenmiştir. Sınıf içi etkileşim analizi bulguları doğrultusunda elde edilen verilerin Fen Bilimleri Tutum Ölçeği ve Teknoloji Tutum Ölçeğinden elde edilen sonuçlarla desteklendiği ve hem derse hem de teknolojiye yönelik tutumun olumlu yönde değiştiği gözlenmiştir.
Okul müdürlerinin etkili iletişim becerileri ile öğretmenlerin mesleki motivasyonları arasındaki ilişki
Bu araştırmanın amacı, okul müdürlerinin iletişim becerileri ile öğretmenlerin mesleki motivasyonları arasındaki ilişkiyi öğretmen algılarına göre tespit etmek ve bu iki değişken arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde iletişim kavramı, ikinci bölümde motivasyon kavramı, üçüncü bölümde iletişim ile motivasyon kavramları arasındaki ilişki ele alınmıştır. Son bölümde ise bulgular ve yorumlar kısmı yer almaktadır. İlişkisel tarama modeli kullanılarak yapılmış olan bu çalışma, 2018-2019 öğretim yılında Düzce İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı 33 devlet okulunda kolay ulaşılabilir örneklem yoluyla seçilen 316 öğretmen üzerinde uygulanmıştır. Ölçek verilerinin toplanmasında Torun (2015) tarafından geliştirilen "Yöneticim Ölçeği (İletişim Becerileri Ölçeği) ve Ural (1996) tarafından geliştirilen "Mesleki Motivasyon Ölçeği" kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, öğretmenlerin okul müdürlerinin iletişim becerilerine ilişkin algıları yüksek düzeydedir. Özellikle erkek öğretmenlerin bu konuda algıları kadın öğretmenlerden daha yüksektir. Okul müdürlerinin iletişim becerileri öğretmenlerin branşlarına göre değişiklik göstermemiştir. Okul müdürlerinin iletişim becerileri ile öğretmenlerin mesleki kıdemleri arasında orta düzeyde pozitif bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öğretmenlerin mesleki motivasyonları iyi düzeydedir. Öğretmenlerin genelde mesleklerini sevdiklerini, severek yaptıkları tespit edilmiştir. Öğretmenlerin mesleki motivasyonlarında kadın öğretmenlerin mesleki motivasyonlarının erkek öğretmenlerden biraz daha yüksek olduğu görülmüştür. Öğretmenlerin branşlarına göre özellikle din kültürü öğretmenlerinin mesleki motivasyon düzeylerinin diğer branş öğretmenlerine göre daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öğretmenlerin mesleki kıdemleri göz önünde bulundurularak yapılan analizlerde motivasyon konusunda mesleğine yeni başlayan ve meslek hayatının son yıllarındaki öğretmenlerin motivasyonlarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Araştırmada elde edilen bir diğer önemli sonuç ise okul müdürlerinin iletişim becerileri ile öğretmenlerin mesleki motivasyonları arasında pozitif yönlü bir ilişki olmasıdır. Elde edilen veriler ışığında araştırma konusunda eğitim yönetimi araştırmacılarına, okul yöneticilerine ve ilgili kurum ve kuruluşlara konuyla ilgili uygulamaya yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Erasmus+ değişim programından yararlanan öğrencilerin görüşlerinin yönetimsel açıdan değerlendirilmesi
Bu çalışmada erasmus+ değişim programının programdan yararlanan öğrenciler üzerinde kişisel gelişim, mesleki gelişim ve dil becerileri açısından katkısı olup olmadığını tespit etmek ve yönetimsel açıdan eksiklikleri ortaya çıkarmak amaçlanmıştır. Araştırmaya 2015-2018 yılları arasında Düzce Üniversitesi'nde kayıtlı (mezun olmamış) ve erasmus+ değişim programından lisans veya yüksek lisans düzeyinde faydalanmış 30 öğrenci katılım sağlamıştır. Araştırmada derinlemesine bilgi edinmek adına nitel araştırma yöntemi kullanılmış ve veriler görüşme tekniği kullanılarak yüz yüze veya mail ortamı üzerinden elde edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre programa katılım sağlayan öğrenciler programa daha çok "dil geliştirmek", "yeni insan ve kültürler tanımak", "eğitim ve kariyer", "yeni yerler görmek", "farklı bir ülkenin deneyimini yaşamak", "ufku genişletmek" amacıyla katılım sağlamışlardır. Programın bu katkılarından dil gelişiminin özellikle "okuma gelişimi" "dinleme gelişimi" "konuşma gelişimi" "yazma gelişimi" yönünde olduğu ve edinilen bu dil gelişiminin öğrencilerin sosyal ilişkilerinde de fayda sağladığı belirlenmiştir. Öğrenciler edindikleri dil becerileri sayesinde "uluslararası arkadaş edinme sosyal ilişkilere katkı" "iş ağı bağlantıları kurmada katkı" "akademik alana katkı" gibi başlıklarda da ön plana çıkabildiklerini belirtmişlerdir. Erasmus+ programı ile kazanılan "dil yeterliliği", "iş bulma ", "mesleki yeterlilik ve tecrübe", "sosyal vi ilişkiler" gibi tecrübelerinin gelecek planlarında kendisini "mesleki düşünce", "yurt dışında çalışma ve yerleşme" ve "akademik alana katkı" gibi alanlarda göstermiştir. Erasmus+ Değişim Programına yönelik öğrencilerin yaşadığı zorlukların başında "yabancı bir dili etkili konuşamama", "yaşam şartları", "kültürel, sosyal ve kişisel farklılık" ve "eğitim" gelmektedir. Yaşanılan bu zorluklar öğrencilerin "öz güvende artış", "sağduyulu ve sabırlı olma", "farklı bir kültüre ve topluma bakışını değiştirme", "kendi potansiyelini keşfetme", "zorluklarla başa çıkma" ve "sorumluluk alabilme" gibi kişisel ve mesleki gelişimlerine de ayrıca katkı sağlamıştır. Erasmus+ programının özellikle "işleyişinin iyileştirilmesi", "hibe desteğinin iyileştirilmesi", "iletişimin iyileştirilmesi", "adaptasyon için eğitim desteğinin verilmesi", "ders eşleştirebilirliği" ve "olanakların yeterlilikleri" gibi alanlarında iyileştirmeye gerek olduğu belirlenmiştir.
Mülteci öğrencilerin uyum sürecinde karşılaştıkları sorunlar ve çözüm önerileri
Araştırmanın amacı, ilkokul kademesinde mecburi sebeplerle Türkiye'ye gelen ve mülteci olarak kabul edilen öğrencilerin, eğitim ortamlarına ve sosyal ortamlara uyum sürecinde yaşadıkları tecrübeler ve yaşadıkları sorunların araştırılmasını içermektedir. Mülteci öğrencilerin yaşadıkları sorunlara okul müdürleri, öğretmenler ve veliler açısından da bakılarak çalışma grubu zenginleştirilmiş, ayrıca kapsayıcı eğitimin etkisi bu geniş yelpazeden incelenmiştir. Araştırma, Düzce Milli Eğitim Müdürlüğü'nden alınan verilere göre, il merkezinde yer alan en yüksek sayıda mülteci öğrenci barındıran üç okulda yürütülmüştür. Bir buçuk yıl süren ve tekrarlayan bir şekilde toplamda 44 kişi ile görüşme yapılmıştır. Görüşmelere 12 mülteci öğrenci, 12 mülteci veli, 12 sınıf öğretmeni, üç okul müdürü, üç rehber öğretmen, bir kapsayıcı eğitim eğitmeni ve bir milli eğitim şube müdürü katılmıştır. Nitel yaklaşım ile tasarlanan, fenomenolojik olgu ile desenlenen bu araştırma, göç olgusunun çocuklar üzerindeki etkisini farklı değişkenler açısından inceleyip, en zor aşama olan uyum süreci içerisinde neler yaşadıklarının daha iyi anlaşılması açısından önemlidir. Çalışmada, ülkenin geleceği açısından mülteci çocukların eğitiminin ve uyum sorunları nedeniyle başlayıp büyümesi muhtemel sorunların yolun başındayken tespit edilmesinin önemine dikkat çekilmiştir. Sağlıklı bir uyum süreci, sağlıklı bir gelişim sürecine zemin hazırlayacağından, bu araştırmanın sadece literatüre değil, kendisini ifade etme fırsatı bulacak yeni bir nesle de katkı sağlayacağı ümit edilmektedir.
Öğrenci yanıt sistemlerinden Kahoot!'un üniversite öğrencilerinin İngilizce kelime öğrenme başarıları ve tutumları üzerindeki etkisi
Bu araştırmanın amacı, öğrenci yanıt sistemlerinden Kahoot!'un üniversite öğrencilerinin İngilizce kelimeleri öğrenme düzeylerine ve İngilizce öğrenmeye yönelik tutumlarına etkisi ile Kahoot!'a yönelik görüşlerinin belirlenmesidir. Çalışma üniversite öğrencileriyle gerçekleştirilmiş ve öğrencilerin kelimeleri öğrenme düzeyleri değerlendirilmiştir. Araştırmaya deney(36) ve kontrol(25) grubu öğrencilerinden oluşan toplamda 61 öğrenci katılmıştır. Öğrencilerin kelime başarılarını ölçmek için pilot uygulamadan geçirilmiş bir test hazırlanmıştır. Hazırlanan test deney ve kontrol grubu öğrencilerine ön test olarak uygulanmış ve iki grubun kelime başarılarının birbirine denk olduğu görülmüştür. Ön test ile birlikte Aydoslu (2005) tarafından hazırlanan İngilizce dersine yönelik tutum ölçeği uygulanmıştır. Uygulama sürecinde deney grubunda derslerin kitaptan işlenmesine ek olarak altı hafta Kahoot! kelime quizleri uygulanmış ve kontrol grubunda dersler normal seyrinde yürütülmüştür. Uygulama bittikten sonra hazırlanan başarı testi ve aynı tutum ölçeği son test olarak iki gruptaki öğrencilere uygulanmıştır. Son test uygulandıktan sonra deney grubu öğrencilerinden gönüllü olan 12 öğrenci ile sürece yönelik görüşlerini öğrenmek amacıyla açık uçlu sorulardan oluşan yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Başarı testinin ve tutum ölçeğinin sonuçları istatistik paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Görüşmeler içerik analizi ile değerlendirilmiştir. Bu yüzden araştırma, nicel ve nitel yöntemlerin bir arada kullanıldığı karma desende yürütülmüştür. Araştırmanın sonuçlarına göre İngilizce kelime öğretiminde Kahoot!'un kullanılmasının öğrencilerin başarısına çok az katkı sağladığı görülmüştür. Ancak görüşme sonuçlarına göre öğrencilerin Kahoot!'un İngilizce derslerinde kullanılmasına yönelik olumlu görüşlere sahip olduğu ve kullanılmasını destekledikleri ortaya çıkmıştır. Ayrıca İngilizce kelime öğrenmede akılda tutma sorunu yaşadıkları ve uygulamanın kelimeleri hatırlamalarını sağladığını belirtmişlerdir. Sonuç olarak, Kahoot!'un hedef dilde kelime öğretimi için kullanılabileceği ve bu alanda daha kapsamlı çalışmalar yapılabileceği önerilmektedir.
Üniversite İngilizce hazırlık okulu öğrencilerinin yazma becerisi geri bildirim sürecinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, üniversite İngilizce hazırlık okulu öğrencilerinin yazma becerisini geliştirmede yaşanan geri bildirim sürecini incelemektir. Bu çalışma, nitel ve nicel yöntemlerin bir arada kullanıldığı betimsel bir araştırmadır. Bu araştırmanın ihtiyaçları doğrultusunda, iki yöntemden birbirlerinden bağımsız olarak faydalanılmış, nicel ve nitel kısımlarda ayrı araştırma soruları sorulmuş, veri toplama ve analiz etme süreci de birbirinden bağımsız olarak gerçekleştirilmiştir. Nicel veriler, öğrencilerin metinlerine almayı tercih ettikleri geri bildirim türlerini tespit etmek ve çeşitli değişkenlere göre incelemek amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen "Yazma Becerisi Geri bildirim Tercihleri Anketi" ile toplanmıştır. Bu anket, 2018–2019 akademik yılında, Ankara'da bulunan bir devlet üniversitesinin hazırlık okulunda öğrenim görmekte olan ve İngilizce dilini yabancı dil olarak öğrenen, farklı İngilizce yeterlilik seviyelerinden (başlangıç, temel, orta ve orta üst düzey) 166 öğrenciye uygulanmıştır. Nitel veriler, verilen geri bildirim türleri ile geri bildirim verilirken yapılan hataları belirlemek ve geri bildirimlerin programın verilme düzeylerine uygunluğunu incelemek amacıyla 86 öğrenci tarafından yazılmış 126 metine verilen geri bildirimlerden oluşmaktadır. Bu geri bildirimlerin programda yer alan yazma becerisi kazanımlarına uygunluğunu belirlemek amacıyla, araştırmacı tarafından her seviye için ayrı bir form oluşturulmuştur. Öğrenci metinleri incelenip, verilen geri bildirimler kodlanarak bu formlar doldurulmuştur. Bu araştırmanın nicel verilerinin analizinde istatistiksel paket programları kullanılmıştır. Öğrencilerin tercih ettikleri geri bildirim türlerini belirlemek amacıyla katılımcıların her bir maddeye verdiği cevapların frekans (f) ve yüzde (%) değerleri hesaplanmıştır. Tercih edilen türlerin cinsiyet, bölüm ve İngilizce yeterlilik seviyelerine göre anlamlı bir ilişki olup olmadığını tespit edebilmek için Ki kare bağımsızlık testi yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, öğrenciler geri bildirimleri öğretmenden, sözlü ve yazılı halde almayı, yazılarının olumlu ve olumsuz yönlerinin değerlendirilmesini istemektedirler. Bu öğrenciler geri bildirimlerde, yaptıkları hataların düzeltilmesini ve yaptıklarının neden yanlış olduğunun, yanlışlarının nereden kaynaklandığının açıklanmasını tercih etmektedir. Ayrıca, öğrencilerin geri bildirim tercihlerinin cinsiyete, bölüme ve dil yeterlilik seviyelerine göre farklılık göstermekte olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Doküman incelemesi yöntemi ile elde edilen nitel veriler, içerik analizi tekniği kullanılarak analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, öğrencilere verilen geri bildirimlerin hedefleri karşılamada yetersiz kaldığını göstermektedir. Geri bildirimlerin, genellikle birkaç kazanım ve konuda yoğunlaşmış olduğu, bunların dışında kalan hedeflere yönelik geri bildirim verilmediği görülmüştür. Verilen ödevler yeterince kapsamlı ve yönlendirici olmadığından, öğrencilerin bu hedeflerle ilgili yazı yazmamış ve geri bildirim almamış olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, araştırma sonuçlarına göre; öğrencilere dolaylı geri bildirim, doğrudan geri bildirim, açıklayıcı geri bildirim ve soru sorularak verilen geri bildirim türlerinin sunulduğu ortaya çıkmıştır. Araştırma sonucunda ortaya çıkan soru sorularak verilen geri bildirim türüne daha önce alan yazında rastlanmamıştır. Son olarak, öğrencilere geri bildirim verilirken, muğlak geri bildirim verme, yıkıcı tutum sergileme ve uygun olmayan dil kullanma gibi yanlışların yapıldığı görülmüştür. Araştırmadan çıkarılan sonuçlara göre şu öneriler sunulmuştur: Verilen ödevler, program hedeflerine uygun şekilde belirlenmelidir. Geri bildirimler hatalara odaklanmamalı, yazıyı tüm yönleri ile değerlendirmelidir. Geri bildirim verilirken programın hedefleri, öğrencilerin yeterlilik seviyeleri, motivasyonları ve tercihleri göz önünde bulundurulmalıdır. Geri bildirimde öğrenciyi rencide edici ve geri bildirimi anlamayı güçleştirecek davranışlardan kaçınılmalıdır. Anahtar Kelimeler: dil öğretimi, İngilizce yazma becerisi, geri bildirim, geri bildirim türleri, geri bildirim tercihleri
Ortaokul öğrencilerinin girişimcilik yeterlikleri
Bu çalışmanın temel amacı ortaokul öğrencilerinin girişimcilik yeterlik düzeylerini ortaya koyabilmek ve çeşitli demografik değişkenler yönünden ortaokul öğrencilerinin girişimcilik yeterlik düzeylerinin farklılık gösterip göstermediğini belirlemektir. Çalışmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama ve tekil tarama desenlerinden yararlanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Doğu Marmara'da bir ilin merkez ilçesinde bulunan 356 ortaokul öğrencisi oluşturmaktadır. Daha önceden Türkçeye uyarlanan ASTEE Girişimcilik Ölçeği" ile veriler elde edilmiştir. Ölçme aracının ilk versiyonu ilkokul öğrencileri için hazırlanmış olduğu için bu çalışma için doğrulayıcı faktör analizi yeniden yapılmıştır. Normal dağılım göstermeyen veriler, Mann-Whitney-U, Kruskal Wallis testleri ile analiz edilmiş. Bonferroni düzeltmesinden faydalanılmıştır. Araştırmanın bulguları ortaokul öğrencileri, girişimcilik yeterlik düzeylerini toplam test ve alt faktörlerinde katılıyorum düzeyinde görmektedir. Ortaokul öğrencilerinin girişimcilik yeterlik düzeyleri öğrencilerin cinsiyetlerine göre girişimcilik yeterlikleri toplam testte anlamlı farklılık göstermemekte; yalnızca girişimcilik eğitimi yeterliğinde kadın öğrenciler lehine, girişimcilik tutumunda ise iii erkekler lehine anlamlı farklılık göstermektedir. Ortaokul öğrencilerinin girişimcilik yeterlik düzeyleri yakınları ve tanıdıkları arasında kendi işini kuranların olup olmaması yönünden toplam testte anlamlı farklılık göstermemekte; girişimcilik niyetinde ise kendi işini kuranlar lehine anlamlı fark göstermektedir. Ortaokul öğrencilerinin girişimcilik yeterlik düzeyleri babalarının eğitim düzeyi yönünden de bütün alt boyutlarda anlamlı şekilde farklılık göstermemektedir. Ortaokul öğrencilerinin girişimcilik yeterlik düzeyleri annelerinin eğitim düzeyi yönünden de bütün alt boyutlarda anlamlı şekilde farklılık göstermemektedir. Ortaokul öğrencilerinin girişimcilik yeterlik düzeyleri annelerin çalıştığı sektöre göre bütün alt boyutlarda farklılık göstermemektedir Ortaokul öğrencilerinin girişimcilik yeterlik düzeyleri daha önceden herhangi bir bilimsel, sanatsal, sportif, kültürel faaliyette görev ve sorumluluk alma durumu yönünden bütün alt boyutlarda anlamlı farklılık göstermektedir. Rol-sorumluluk alan öğrencilerin girişimcilik yeterlik düzeyleri anlamlı şekilde yüksektir. Ortaokul öğrencilerinin girişimcilik yeterlik düzeyleri sınıf düzeyleri yönünden anlamlı şekilde farklılık göstermektedir. 7. sınıflar ile 6. sınıflar arasında 7. sınıflar lehine, 8. sınıflar ile 6. sınıflar arasında 8. sınıflar lehine ve 5. sınıflar ile 6. sınıflar arasında ise 6. sınıflar lehine anlamlı fark vardır. Ortaokul öğrencilerinin girişimcilik yeterlik düzeyleri ve girişimcilik niyeti; ailesinin aylık ortalama gelir düzeyleri yönünden ailelerinin geliri 7000+TL olan öğrenciler lehine; anlamlı farklılık göstermektedir. Ortaokul öğrencilerinin girişimcilik bilgisi ailesinin 4001-7000TL olan öğrenciler lehine anlamlı farklılık göstermekte; girişimcilik tutumu, girişimcilik eğitimi ve girişimcilik becerisi yönünden anlamlı farklılık göstermemektedir. Ortaokul öğrencilerinin girişimcilik yeterlik düzeyleri babalarının çalıştığı sektöre göre anlamlı farklılık göstermektedir. Girişimcilik yeterlik düzeyi, girişimcilik bilgisi alt boyutlarında babası özel sektörde çalışan öğrenciler lehine; girişimcilik beceri ve girişimcilik niyetinde babası kendi işini kuranların lehine anlamlı farklılık göstermekle birlikte; girişimcilik tutumu ve girişimcilik eğitiminde ortaokul öğrencilerinin babalarının çalıştığı sektöre göre iv anlamlı farklılık göstermemektedir. Bütün alt boyutlarda babası çalışmayan öğrencilerin en düşük girişimcilik yeterlik düzeyinde olduğu görülmektedir. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre, bu araştırma Doğu Marmara'da bir ilin merkez ilçesinde yapılmış; farklı araştırmalarda daha geniş örneklem grupları ile farklı kademelerde öğrencilerle çalışılarak daha zengin veri seti elde edilebilir. Girişimcilikte cinsiyet farkının girişimciliği etkileyen bir faktör olmadığını ortaya çıkarmak adına sadece erkek ya da sadece kadın girişimcilerle ilgili nitel araştırmalar yapılabilir. Okullarda sadece sosyal ve sportif aktivitelerde görev alan öğrencilerin girişimcilik yeterliklerine yönelik çalışmalar yapılabilir. Okullarda girişimcilik eğitiminin öğrencilerin girişimcilik yeterliklerine katkısını belirlemek için girişimcilik dersi alan okulların öğrencileri ile girişimcilik dersi almayan öğrenciler üzerinde karşılaştırmalı çalışmalar yapılabilir. Anahtar Kelimeler: Girişim, Girişimcilik, Yeterlik
Değerlere göre yönetim ve örgütsel vatandaşlık davranışı arasındaki ilişki
Eğitimin önemi her geçen gün artmaktadır. Çünkü eğitim hayatın kendisidir. Eğitimin bireysel ve toplumsal pek çok faydası vardır. Bu yüzden eğitime gereken önemi verilmelidir. Eğitimde çok önemli bir yeri olan öğretmenlerin üretken olması ve kendini geliştirmesi gerekmektedir. Ayrıca değerlere bağlı kalınması ve değerlerin korunması da başarı için önemli bir gerekliliktir. Bu araştırmada, değerlere göre yönetimin, örgütsel vatandaşlık davranışını anlamlı bir şekilde yordayıp yordamadığı belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırmada bağımsız değişken olan değerlere göre yönetimin, yaş, cinsiyet, mezuniyet değişkenlerine bağlı olarak farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Devamında bağımlı değişken olan örgütsel vatandaşlık davranışı ile bu düzeyin demografik değişkenler bakımından farklılaşıp farklılaşmadığı ve son olarak da değerlere göre yönetimin örgütsel vatandaşlık davranışını yordamasına ilişkin analizler yapılmıştır. Araştırma tarama modelinde ilişkisel bir çalışmadır. Bu amaçla Düzce İli Merkez, Gümüşova ve Cumayeri İlçeleri okullarında görev yapan 325 öğretmen üzerinde görgül bir araştırma yapılmıştır. Değerlere göre yönetim ölçeği ve örgütsel vatandaşlık davranışı ölçeği kullanılmıştır. Ölçekler 5'li likert tipi olup değerlere göre yönetim ölçeği tek boyut, örgütsel vatandaşlık davranışı ölçeği beş alt boyuttan oluşmaktadır. Veriler anket yoluyla toplanmış olup sonuçları ise SPSS 23 programında analiz edilmiştir. Değerlere göre yönetim ölçeği ile örgütsel vatandaşlık davranışı ölçeği ve alt boyut puanlarının demografik değişkenlere göre farklılık gösterme durumu parametrik olan test tekniklerinden t, ANOVA, Kruskal Wallis H testleri ile analiz edilmiştir. Değerlere göre yönetim ölçeği ile örgütsel vatandaşlık davranışı ölçeği ve alt boyut puanları arasındaki ilişki Pearson korelasyon testi ile analiz edilmiştir. Değerlere göre yönetim ölçeğinin örgütsel vatandaşlık davranışı ölçeği ve alt boyutlarına etkisi ise regresyon testi ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda, değerlere göre yönetim ile örgütsel vatandaşlık davranışı arasında olumlu yönde anlamlı ilişki bulunmuştur.
Uzaktan eğitimde kullanılan videolu yöntemlerin ön lisans öğrencilerinin matematik başarılarına etkisi
Bu araştırmanın temel amacı, uzaktan eğitimde kullanılan videolu yöntemlerin öğrencilerin başarılarına etkisinin belirlenmesidir. Bu çalışma, uzaktan eğitim okuyan ön lisans öğrencilerinin matematik başarıları hedef alınarak görüntülü ve sesli anlatım video derslerle yürütülmüştür. Araştırma katılımcıları, Batı Karadeniz Bölgesi'nde bulunan bir üniversitede uzaktan eğitim ile okuyan ön lisans öğrencileridir. Ayrıca, katılımcılar Bilgisayar Teknolojileri Bölümü'nde öğrenim gören ve Matematik II dersini alan Bilgisayar Programcılığı(BP) ve İnternet ve Ağ Teknolojileri(IAT) öğrencileri arasından rastgele olarak, deney (BP, n=76) grubu ve kontrol (IAT, n=45) grubu şeklinde ayrılmışlardır. Araştırmada nicel yöntemler kullanılmış ve verilerin toplanması için a) Türev Ünitesi Başarı Testi (TBT), b) Video Derslere Yönelik Öğrenenlerin Görüşleri anketi kullanılmıştır. Burada amaçlanan, video derslerin türev başarılarına etkisini karşılaştırmak ve web tabanlı uzaktan eğitim matematik öğretiminde kullanılan video derslere yönelik öğrencilerin görüşlerini değerlendirmektir. Video derslerin öğrencilerin başarılarına etkisini açıklamada öntest-sontest kontrol gruplu yarı deneysel desen modeli kullanılmıştır. Öğrencilerin matematik dersi kapsamında türev ünitesi başarılarını ölçmek için pilot uygulamadan geçirilmiş bir başarı testi(TBT) hazırlanmıştır. Hazırlanan başarı testi deney ve kontrol grubu öğrencilerine ön test olarak türev başarılarını ölçmek için uygulanmıştır. Uygulama sürecinde; türev ünitesi içeriği öğrenme nesneleri olarak hazırlanmıştır. Hazırlanan içerik; deney grubunda akıllı tahta kullanılarak görüntülü anlatım akan video dersler olarak ve kontrol grubunda grafik tablet kullanılarak sesli anlatım akan video dersler olarak beş haftada verilmiştir. Uygulama bittikten sonra ön test olarak da kullanılmış olan Türev Başarı Testi son test olarak iki gruptaki öğrencilere uygulanmıştır. Son test uygulandıktan sonra, katılımcı öğrencilerin video derslere yönelik görüşlerini öğrenmek için beşli Likert olarak hazırlanan 11 sorudan oluşan Video Derslere Yönelik Öğrenenlerin Görüşleri anketi uygulanmıştır. Başarı testinin ve görüş anketinin sonuçları istatistik paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmada elde edilen nicel bulgular, uzaktan eğitimde kullanılan video yöntemlerden, grafik tablet kullanılan sesli anlatım akan video derslerin, akıllı tahta kullanılan görüntülü anlatım akan video derslere göre öğrenci başarısına anlamlı derecede olumlu etki ettiğini göstermektedir. Ayrıca, kontrol ile deney grubundaki öğrencilerin türev başarı sontest puan ortalamaları arasında, kontrol grubu lehine anlamlı bir fark bulunmuştur. Anket sonuçlarına göre öğrencilerin video derslerin kullanılmasına yönelik olumlu görüşlere sahip olduğu ve kullanılmasını destekledikleri ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak, uzaktan eğitimde grafik tablet kullanılarak sesli anlatım video derslerin kullanılabileceği ve bu alanda daha kapsamlı çalışmalar yapılabileceği önerilmektedir.
Ders öğretim programlarına yönelik hazırlanan tezlerin meta analizi
Günümüzde bilgi ve teknoloji alanında yaşanan gelişmelere paralel olarak akademik alanda ortaya çıkan ürünlerde de artış gözlenmektedir. Gelişmiş sanal bağlantılar yoluyla insanlar arasındaki bilgi alışverişi güçlenmiş ve benzer konular üzerinde yapılan çalışmaların sayısı artmıştır. Herhangi bir alanda birbirine benzer çok sayıda çalışma yürütülmektedir. Bu benzer araştırmalar birbirinden bağımsız sonuçlar ve sayısal değerler ifade etmektedir. Bu çalışmaların birleştirilip sunulması ilgili alan için önemli veri kaynağı olarak düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı öğretmenlerin öğretim programları hakkındaki görüşlerini inceleyen yüksek lisans ve doktora tezlerini inceleyip ortak bir sonuca ulaşmaktır. Tezlerin dört temel öğesi (Hedef, içerik, öğrenme-öğretme süreci ve değerlendirme) üzerinden ifade edilen görüşleri cinsiyet, son mezun olunan okul ve kıdem yılı değişkenlerine göre inceleyen tezler araştırma kapsamına dahil edilmiştir. Araştırma var olan bir durumu ortaya çıkarmayı amaçlayan betimsel desen olarak yürütülmüştür. Bu araştırmada nicel veri teknikleri kapsamında yürütülmüştür. Veri toplama yöntemi olarak doküman incelemesi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler meta analiz yoluyla analiz edilmiştir. Meta analiz birbirinden bağımsız olarak yürütülen aynı konu üzerinde ve aynı yöntemle elde edilmiş verileri bir araya getirerek ortak bir sonuca ulaşmak için yapılan analiz yöntemidir. Araştırma kapsamında yapılan taramalar sonucunda 166 tez incelemeye alınmıştır. Araştırmanın dahil edilme kriterleri uygulandığında geriye 38 çalışma kalmıştır. Bu çalışmaların verileri meta analiz yönteminin istatistiki verisi olan etki büyüklüğüne çevrilmiştir. Ortaya çıkan etki büyüklükleri üzerinden oluşturulan tablolarla veriler ifade edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular toplam 13 tablo üzerinde gösterilmiştir. İlk tablo öğretmenlerin öğretim programının geneline yönelik görüşlerini ifade ederken, diğer 12 tablo programın 4 temel öğesine dair cinsiyet, son mezun olunan okul ve kıdem yılı değişkenine göre etki büyüklüklerini içeren tablolardan oluşmuştur. Tablolarda yer alan ortalama etki büyüklüklerine bakıldığında öğretmenlerin öğrenme-öğretme sürecine dair görüşlerinde son mezun olunan okul değişkenine göre 0,231 ile küçük düzeyde etki büyüklüğü tespit edilmiştir. Bu değer lisans mezunu olan öğretmenlerin lisansüstü mezunu öğretmenlere göre öğretim programlarının öğrenme-öğretme sürecine dair görüşlerinin daha olumlu olduğu sonucunu göstermektedir. Bireysel etki büyüklüklerine bakıldığında küçük, orta ve geniş düzeyde etki büyüklükleri olduğu rastlandığı gözlenmektedir. Araştırma sonucunda erkeklerin öğrenme-öğretme sürecine karşı daha olumlu, lisans mezunu olan öğretmenlerin öğrenme-öğretme sürecine karşı daha olumlu oldukları, deneyimli öğretmenlerin ise öğretim programlarının dört temel öğesine de genç öğretmenlerden daha olumlu yaklaştıkları sonuçlarına ulaşılmıştır.
Evde ders okulda ödev modelinin akademik başarı, kalıcılık ve sınıf iklimi üzerindeki etkisi
Bu çalışmanın amacı, Evde Ders Okulda Ödev (EDOÖ) modelinin öğretmen adaylarının akademik başarı, kalıcılık ve sınıf iklimi algıları üzerindeki etkisini araştırmak ve modele ilişkin görüşlerini belirlemektir. Çalışmada, açıklayıcı sıralı karma yöntem deseni kullanılmıştır. Araştırma bir devlet üniversitesinin Eğitim Fakültesi Fen Bilgisi Öğretmenliği bölümünde öğrenim görmekte olan 38 öğretmen adayı ile "Eğitim Psikolojisi" dersinde yürütülmüştür. Öğretmen adayları iki gruba ayrılmış ve gruplar seçkisiz olarak deney ve kontrol grubu olarak belirlenmiştir. Deney grubunda EDOÖ modeli uygulanmış, kontrol grubunda ise geleneksel sunuş yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada nicel ve nitel veri toplama araçları kullanılmıştır. Nicel veri toplama araçları olarak Akademik Başarı Testi ve Sınıf İklimi Envanterinden yararlanılmıştır. Nitel veri toplama araçları olarak ise yarı-yapılandırılmış görüşme formu, öğrenci günlükleri ve odak grup görüşmesi formu kullanılmıştır. Nicel verilerin analizi için betimsel istatistikler, bağımsız gruplar için t-Testi, bağımlı gruplar için t-Testi, tekrarlı ölçümlerde ANOVA ve ANCOVA testleri kullanılmıştır. Nitel verilerin analizinde ise betimsel ve içerik analizi tekniklerinden yararlanılmıştır. Sekiz hafta süren uygulama süreci sonunda deney grubu öğretmen adaylarının akademik başarılarının kontrol grubu adaylarına göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Deney ve kontrol grubu öğretmen adaylarının, kalıcılık ve sınıf iklimi algısı puanları arasında anlamlı düzeyde bir farklılığın olmadığı görülmüştür. Uygulama sürecinin sona ermesinden 6 ay sonra öğrenmelerin uzun vadede kalıcılığını ölçmeye yönelik olarak yapılan ikinci kalıcılık testi sonuçlarına göre deney ve kontrol grupları arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Deney grubu öğretmen adaylarının genel olarak EDOÖ modeline yönelik olumlu bir tutuma sahip oldukları ve modeli işlevsel olarak değerlendirdikleri görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Evde Ders Okulda Ödev Modeli, Akademik Başarı, Kalıcılık, Sınıf İklimi
Basamaklandırılmış ters yüz öğrenme modeli öğretim sürecinin geliştirilmesi
Bu araştırmanın amacı; İngilizce dersi öğretim uygulamalarının basamaklandırılmış ters yüz öğrenme modeline göre nasıl düzenlenebileceği konusunda bir örnek oluşturmak ve bu modele göre düzenlenmiş derslerin öğrencilerin bu derse karşı tutumları, öz düzenleme becerilerini ve dersteki akademik başarılarını nasıl etkilediğini ortaya koymaktır. Basamaklandırılmış ters yüz öğrenme modeli öğrenci merkezli bir yaklaşımı benimsemekte ve öğrencilere seçme, sorumluluk alma ve üst düzey düşünme gibi beceriler kazandırmayı hedeflemektedir. Bu modelde ev görevleri C basamağına; sınıf görevleri ise B ve A basamağına göre düzenlenir. Öğrencilerden basamaklardaki her görevi yapmaları beklenmez. Öğrenciler ilgileri doğrultusunda görevleri seçerek tamamlar ve bir sonraki basamağa geçmeye çalışır. Araştırma nitel araştırma desenlerinden eylem araştırması yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. İki eylem planının uygulandığı araştırmada 12 hafta uygulama yapılmıştır. Öğrencilere her hafta bir sonraki derse kadar yapmaları gereken ev görevleri listesi ve sınıfta yapacakları sınıf görevleri listesi dağıtılmıştır. Öğrencilerden görev listesinde belirtilen puanı tamamlayacak şekilde görevleri seçmeleri ve bu görevleri tamamlamaları istenmiştir. Öğrenciler seçtikleri sınıf görevlerini derse girmeden önce öğretmene MEB destekli çevrimiçi uygulama veya bir çeşit İletişim Uygulaması aracılığıyla bildirmişlerdir. Öğrenciler bir görevi bitirdikten sonra görev puanlama yönergelerine göre görevleri değerlendirilmiş ve görev listeleri imzalanmıştır. Birinci eylem planı süresince öğrencilerden her hafta düzenli olarak o haftayı değerlendiren mektuplar yazmaları istenmiştir. Toplanan öğrenci mektupları, görev değerlendirme formları, öz değerlendirme formları ve öğretmenin her ders sonrası yazdığı yansıtıcı günlükler ve video kayıtları titizlikle analiz edilmiş ve elde edilen veriler doğrultusunda ikinci eylem planı hazırlanmıştır. İkinci eylem planında öğrencilerden gelen dönütler ve sınıf gözlemlerinden elde edilen sonuçlara göre üçüncü eylem planına gerek olmadığına karar verilmiş ve ikinci eylem planına son hali verilmiştir. Araştırma 2017/2018 eğitim öğretim yılında Batı Karadeniz Bölgesinde bulunan bir ortaokulun 5. sınıfı ile gerçekleştirilmiştir. Sınıf mevcudu 18 olup öğrencilerin hepsi kız öğrencidir. Verilerin geçerliliğini arttırmak ve sonuçların anlamlılığını zenginleştirebilmek amacıyla veri çeşitlemesi yapılmıştır. Veri toplama aracı olarak hazırbulunuşluk testi, öz düzenleme görüşme formu, dil biyografisi ve tutum görüşme formu, görev değerlendirme formları, öğrenci mektupları, öz değerlendirme formları, yansıtıcı günlük formlar ve başarı testleri kullanılmıştır. Veri analizleri, veri toplama ile eş zamanlı olarak yürütülmüştür. Verilerin çözümlenmesi ve yorumlanmasında içerik analizi ve betimsel analiz yöntemleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda basamaklandırılmış ters yüz öğrenme modelinin öğrencilerin akademik başarılarını olumlu yönde etkilediği görülmüştür. Bunun yanında tutumun bilişsel, duyuşsal ve davranışsal bileşenlerinin üçünde de olumlu yönde etkileri olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu modelin öz düzenlemenin ortam düzenleme bileşeninde çok fazla etkili olmadığı ama motivasyon, öz yeterlilik, zaman yönetimi ve strateji seçimi bileşenlerinde dönem sonunda olumlu yönde değişiklik olduğu görülmüştür. Öğrencilerin sınıf görevleri kapsamında yaptıkları grup çalışmaları sayesinde aktif katılımlarının arttığı ve bu durumun onların daha iyi ve hızlı öğrenmelerine katkı sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. Öğrencilere kendi ilgi ve ihtiyaçlarına göre istediği görevi seçmesi ve tamamlaması için fırsatlar sunulması onların kendilerini derste mutlu hissetmelerini sağlamış, eğlenerek öğrenmelerine katkıda bulunmuş ve İngilizce öğrenmeye ilişkin motivasyonlarını arttırmıştır. Bunun yanında öğretim sürecinin basamaklandırılmış olmasının öğrencilerin konuyu pekiştirerek daha iyi öğrenmelerini sağladığı ve derse yönelik tutum ve motivasyonalarını olumlu yönde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre öğretmenlere bu modeli uygulayabilmeleri için hizmet içi eğitimler düzenlenmesi; etkinliklerin öğrencileri aktif tutacak, uygulama yapabilecekleri özellikte, öğrenci ilgisini çekecek şeklinde hazırlanması; ev görevleri sınıf görevlerine hazırlayıcı nitelikte, sınıf görevlerinin ise öğrencilerin öğrendiklerini uygulayabileceği ve işbirlikli olarak çalışabilecekleri özellikte hazırlanması gerektiğine dair çeşitli öneriler geliştirilmiştir.
Öğrenci, öğretmen ve müdürlerin sevgi, demokrasi ve öğrenci merkezli eğitim algıları
Eğitim sisteminin temel girdilerini oluşturan öğretmenlerin ve okul yöneticilerinin çeşitli konularda sahip olduğu algılar, toplumsal yaşamın kalitesini belirlemekte, öğrencilerin sahip oldukları ve olacakları algıların oluşumunu doğrudan etkilemektedir. Bu bağlamda bu araştırmanın amacı; öğrenci, öğretmen ve müdürlerin sevgi, demokrasi ve öğrenci merkezli eğitim algılarını belirlemektir. Araştırma nitel araştırma desenlerinden "olgu bilim" deseni kapsamında yürütülmüştür. Çalışma grubu amaçlı örnekleme yöntemlerinden maksimum çeşitlilik örneklemesi ile oluşturulmuştur. Çeşitlemede; "okul kademesi", "okul türü", "okul başarı durumu", "sınıf seviyesi", "branş" ve "cinsiyet" değişkenleri kullanılmıştır. İlkokul, ortaokul ve lise kademelerinin her biri için okul türleri ve okul başarı durumları göz önünde bulundurularak üçer okul belirlenmiştir. Çalışma grubunu bu okullarda eğitim gören 630 öğrenci ile bu okullarda görev yapan 18 öğretmen ve sekiz müdür olmak üzere toplamda 656 kişi oluşturmaktadır. Veri toplama tekniği olarak "projeksiyon teknikleri" kullanılmıştır. Veriler öğrencilerden "kelime çağrışım tekniği", "cümle tamamlama tekniği" ve "hikâye tamamlama tekniği" ile öğretmen ve müdürlerden ise "hikâye yorumlama tekniği" ile toplanmıştır. Kelime çağrışım formu ile toplanan veriler "kavram analizi" ile, cümle tamamlama formu ile toplanan veriler "betimsel analiz-içerik analizi" ile, hikâye tamamlama formu ile toplanan veriler "içerik analizi" ile, hikâye yorumlama formu ile toplanan veriler ise söylem analizi ile analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, öğrencilerin hem "romantik sevgi" hem de "koşulsuz sevgi" yönünde algılara sahip oldukları belirlenmiştir. İlkokulda "koşulsuz sevgi" algısının daha yoğun olduğu ancak kademeler ilerledikçe "koşullu sevgi" algısının arttığı görülmüştür. Öğrencilerin iyi özelliklere sahip olanların, sevgimize karşılık verenlerin, bize fayda sağlayanların ve bize iyi davrananların sevilmesi gerektiğini düşündükleri belirlenmiştir. Sevginin ilkokulda "iyilik" ve "kardeşlik", ortaokulda "saygı" ve "hoşgörü", lisede ise "saygı" ve "güven" odaklı olduğu görülmüştür. Öğrencilerin, ülke yönetimine ilişkin "halk merkezli" algıların yanı sıra "kişi merkezli" ve demokratik olmayan algılara sahip oldukları görülmüştür. Öğrencilerinden bazılarının hak ve özgürlükleri "kuralsızlık" olarak algıladıkları, bazılarının ise yasakçı bir anlayışla düşündüğü görülmüştür. Öğrencilerin demokrasinin unsurları ile ilgili bilgi eksikliklerinin, kavram yanılgılarının ve olumsuz algılarının olduğu tespit edilmiştir. Öğrencilerin dersin işlenişine ilişkin "anlatım" odaklı, materyal kullanımına ilişkin geleneksel ve olumsuz algılara sahip oldukları belirlenmiştir. Öğretmenin dersin işlenişinden sorumlu ve kontrolü sağlayan kişi olarak görüldüğü, değerlendirme ölçütü olarak sınavlara, performansa, davranışlara, derse katılıma vurgu yapıldığı görülmüştür. Öğrencilerin kararların "öğretmen", "müdür", "başkan" tarafından alınması gerektiği yönünde algıya sahip oldukları belirlenmiştir. Öğretmenlerde, sevgiye karşılık bekleme ve sevgiye karşılık beklememe şeklinde iki ayrı algının var olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öğretmenlerde sevginin karşılıklı tepkiler üzerine kurulu olduğu, sevginin karşıdaki kişilerin davranışlarına ve tepkilerine göre değişeceği algısı hâkimdir. Öğretmenlerin sevgi algılarında saygının temele alındığı, saygının ön koşul olarak düşünüldüğü görülmüştür. Öğretmenlerin, yönetimde "kişi" merkezli bir anlayışa sahip olmadıkları ancak demokrasinin işlevsiz olduğunu düşündükleri belirlenmiştir. Öğretmenler; demokrasinin halkın iradesine dayalı bir yönetim şekli olduğuna, halkın yönetime katılımına ve kararlarda söz sahibi olmasına, kuralların birlikte oluşturulmasına vurgu yapmışlardır. Öğretmenlerin demokrasinin teoride güzel olsa da uygulamada işlevsiz olduğunu, demokrasinin bir baskı/tahakküm aracı olduğunu, gelişmiş ülkelerin kötü emellerine ulaşmak amacıyla kullanılan bir araç olduğunu, Batı tarafından oluşturulan bir değer olduğu için İslam'a uymadığını düşündükleri görülmüştür. Öğretmenlerin, öğrencinin merkezde olması ve öğretmenin merkezde olması gerektiğine dair iki farklı algıya sahip oldukları belirlenmiştir. Öğretmenlerin bir kısmının öğretmenin sınıf içinde rehber konumda değil otorite konumunda olmasını tercih ettikleri belirlenmiştir. Öğretmenlerin öğrenci merkezli eğitim hakkındaki görüşlerinin tutarsızlıkları barındırdığı, aslında öğrenci merkezli eğitimi bilmedikleri ve felsefesine de inanmadıkları görülmüştür. Müdürlerin, sevgiye karşılık beklenmesi ve beklenmemesi gerektiği şekilde iki farklı algıya sahip oldukları görülmüştür. Koşulsuz sevgi anlayışına sahip olan bazı müdürlerin olduğu görülürken bazı müdürlerin karşılık ve beklentiye dayalı bir sevgi anlayışına sahip oldukları belirlenmiştir. Müdürlerin, egemenliğin halka ait olması ve yöneticilere ait olması gerektiğine yönelik algılara sahip oldukları görülmüştür. Müdürlerin, her zaman çoğunluğun söylediğinin doğru olmayacağını, tek bir kişinin kendi başına doğru kararlar alabileceğini, demokrasinin iyi bir yönetim şekli olmadığını, devleti çoğunluğun yönettiğini, halkın düşüncelerinin çeşitli yollarla şekillendirildiğini, demokrasinin gelişmiş devletler tarafından kullanıldığını düşündükleri görülmüştür. Müdürlerin, öğrencinin merkezde olması ve öğretmenin merkezde olması gerektiğine dair iki farklı algıya sahip oldukları görülmüştür. Bazı müdürlerin, öğretmenin rehberlik, yönlendirme, gözlem, öğrenme ortağı olma, katılımı teşvik etme, güdüleme rollerini öne çıkardıkları, sınıftaki "mutlak otorite" olan rolü yerine "işbirliği", "iletişim" ve "etkileşim" kavramlarına vurgu yaptıkları görülmüştür. Bazı müdürlerin ise öğrenci merkezli yaklaşımı benimsemedikleri, geleneksel eğitim algısına sahip oldukları belirlenmiştir. Öğrencilere seçme hakkı verilemeyeceğinin, öğrencilerin kendi kararlarını alabilecek kapasiteye sahip olmadığının düşünüldüğü de görülmüştür. Öğrenci, öğretmen ve müdürlerin sevgi, demokrasi ve öğrenci merkezli eğitim algıları arasında bir ilişki olduğu, genel olarak hem koşulsuz sevgi, hem demokrasi hem de öğrenci merkezli eğitim algısının hepsine birlikte sahip oldukları, ya da bunların hiçbirine sahip olmadıkları görülmüştür. Araştırma sonunda ulaşılan sonuçlara dayalı olarak MEB'e, öğretmen ve müdürlere, YÖK'e ve araştırmacılara yönelik olarak çeşitli öneriler geliştirilmiştir.
The relationships between collaborative school culture, stress and job satisfaction: Evidence from TALIS 2018
There are many studies that investigated the effects of school culture on teachers' perceptions, feelings and attitudes. Previous researches have shown that collaborative environment contribute greatly into teachers' job satisfaction and decrease stress level. However, there are few researches conducted in the African population. School culture may have different reflections in different cultural contexts. Especially the unique cultural characteristics of Sub-Saharan Africa may be an important determinant of the effects of school culture on teachers. Therefore, it is thought that examining the nature of the relationships between school culture, stress and job satisfaction in the African context will contribute to the field of educational administration. This study looked at the relationships among collaborative school culture, stress and job satisfaction in South African lower secondary schools based on TALIS 2018 data. TALIS 2018 public available data was obtained from OECD's web site and the data of 2046 lower secondary school teachers of South Africa were analyzed. TALIS survey provide internationally comparable data on education. The current study found collaborative school culture positively correlates with job satisfaction but negatively correlates with stress. Consequently, we found the practice of collaborative school culture to reduce teacher stress and allows for teacher job satisfaction. According to the results, recommendations were developed for practitioners to increase collaborative practices and create a collaborative school culture.
Öğretmenlerin işle bütünleşme düzeyleri ile örgütsel bağlılıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Milletlerin gelişmelerinin en önemli unsurlarından biri eğitimdir. İyi bir eğitim sistemine sahip olmak, dünyada ve bulunduğu coğrafyada söz sahibi olmak isteyen bir ülke için anahtar bir role sahiptir. Eğitim sistemi içinde yer alan unsurların gözden geçirilmesi, sorunların tespit edilmesi ve bu sorunların çözümüne yönelik süreçler geliştirilmesiyle sürdürülebilir bir eğitim sistemi mümkün olabilir. Eğitim sistemi içerisinde yer alan en önemli unsurların başında öğretmenler gelmektedir. Öğretmene yapılacak her türlü yatırım eğitimin her safhasında olumlu katkılar sağlayacaktır. Öğrencilere ve topluma önderlik eden öğretmenlerin işleri ile bütünleşik ve çalışma örgütlerine bağlı olmaları sürdürülebilir bir eğitim sistemi için önemlidir. Bu nedenle öğretmenlerin işle bütünleşme düzeyleri ile örgütsel bağlılıkları arasındaki ilişki incelenmesi gereken bir konudur. Öğretmenlerin işle bütünleşme düzeyleri ile örgütsel bağlılıkları arasındaki ilişkiyi inceleyen bu araştırma, Milli Eğitim Bakanlığı'nda çalışan sınıf öğretmeni ve branş öğretmeni olarak görev yapan 565 öğretmen ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma ilişkisel tarama modelinde yapılmıştır. Araştırmada Veriler Utrecht İşle Bütünleşme Ölçeği (Utrecht Work Engagement Scale) ve Örgütsel Bağlılık Ölçeği kullanılarak toplanılmıştır. Araştırmada toplanan verilerin analizinin doğruluk oranı %95 olarak kabul edilmiş ve SPSS v.22 paket program kullanılmıştır. Çalışmanın parametrik olduğu belirlenmiş ve çalışmada aritmetik ortalama, yüzdelik, standart sapma, bağımsız gruplar t testi, tek yönlü varyans analizi, Pearson momentler çarpım korelasyon katsayısı ve çoklu doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda katılımcıların işle bütünleşme düzeyleri yüksek, örgütsel bağlılık düzeylerinin orta seviyede olduğu görülmüştür. Bununla birlikte işle bütünleşmeyle örgütsel bağlılık arasında çok zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki söz konusuyken, İşle bütünleşmenin örgütsel bağlılık üzerinde anlamlı bir yordayıcı olduğu tespit edilmiştir.
Yöneticilerin liderlik tarzları ile şüpheci düşünme ve narsistik kişilik arasında ilişki
Bu çalışmanın amacı, Kastamonu ve Çankırı illerinde MEB'e bağlı okul ve kurumlarda görev yapan müdür, müdür başyardımcıları ve müdür yardımcılarının, liderlik tarzları ile şüpheci düşünme ve narsistik kişilik eğilimleri arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Çalışma boyunca bir genel tarama modeli olan ilişkisel tarama modeli benimsenmiştir. Araştırmaya 93 kadın, 128 erkek olmak üzere toplam 221 okul/kurum yöneticisi katılmıştır. Araştırmanın verileri 4 bölümden oluşan ölçek formları ile toplanmıştır. Birinci bölümde demografik bilgiler mevcuttur. İkinci bölümünde 30 soruluk Liderlik Tarzı Ölçeği kullanılmıştır. Üçüncü bölümünde 16 soruluk Paranoid Düşünce Ölçeği kullanmıştır. Son bölümde ise, 16 soruluk Narsistik Kişilik Envanteri (NKE) kullanılmıştır. Liderlik Tarzı Ölçeği, otokratik, demokratik, serbesiyetçi olmak üzere üç alt boyuttan oluşmaktadır. Paranoid Düşünce Ölçeği tek boyuttan meydana gelmektedir. Narsistik Kişilik Envanteri ise, üstünlük, sömürücülük, otorite, kendine yeterlilik, hak iddia etme ve teşhircilik olmak üzere 6 boyuttan oluşmaktadır. Ölçeklerin uygulanması amacıyla MEB'den uygulama izni alınmış ve Kastamonu ile Çankırı illerinde görev yapan okul ve kurum yöneticilerinin tümüne ulaşılmaya çalışılmıştır. Ölçekler gönüllülük esasına dayalı olarak doldurulmuştur. Araştırmanın sonucuna göre, mesleki kıdemi 11-15 yıl arası olan yöneticilerin, mesleki kıdemi 21 yıl ve üstü olan yöneticilere göre, daha fazla şüpheci düşünceye sahip oldukları ile çalışan personel sayısı 15 ve aşağısı olan yöneticilerin, 31-45 arası olanlara göre daha fazla şüpheci düşünceye sahip oldukları bulunmuştur. Kadın yöneticilerin erkeklere göre ve personel sayısının 31-45 arası olanların, 46-60 olanlara göre daha fazla sömürücülüğe ve meslekte 6-10 yıl kıdemi olan yöneticilerin daha fazla üstünlük özelliğine sahip oldukları bulunmuştur. Şüpheci düşünce düzeyleri yüksek olan yöneticilerin demokratik ve serbesiyetçi liderlik tarzını benimsediği bulunmuş, narsizmin üstünlük alt boyutunun otokratik liderlik tarzını ve narsizmin hak iddia etme alt boyutunun, demokratik liderlik tarzını yordadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Sınıf öğretmenlerinin proaktif kişilik özellikleri ile mesleğe yönelik tutum ve kariyer geliştirme arzuları arasındaki ilişki: Elazığ ili örneği
Bu çalışmanın genel amacı, Elazığ il merkezinde görev yapan sınıf öğretmenlerinin proaktif kişilik özellikleri ile mesleğe yönelik tutum ve kariyer geliştirme arzularının düzeylerini belirlemek ve aralarındaki ilişkiyi saptamaktır. Çalışmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Çalışmanın evrenini 2019-2020 eğitim öğretim yılında Elazığ il merkezinde bulunan ilkokullarda görev yapan 1650 sınıf öğretmeni oluşturmuştur. Çalışmanın örneklemini Elazığ ilinde görev yapan 223'ü kadın ve 324'ü erkek olmak üzere toplam 547 sınıf öğretmeni oluşturmuştur. Bu çalışmada katılımcıların demografik bilgilerini ölçmeye yönelik Kişisel Bilgi Formu, proaktif kişiliklerini ölçmek için Bateman ve Crant (1993) tarafından geliştirilen; Akın, Abacı, Kaya ve Arıcı (2011) tarafından Türkçeye uyarlanan "Kısaltılmış Proaktif Kişilik Ölçeği" ile mesleki tutum ve kariyer geliştirme arzularını ölçmek için Watt ve Ricardson (2008) tarafından geliştirilen; Eren ve Tezel (2010) tarafından Türkçeye uyarlanan "Mesleki Tutum ve Kariyer Geliştirme Arzuları Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada veriler parametrik yapı gösterdiğinden ikili karşılaştırmalarda t Testi, çoklu karşılaştırmalarda Tek Yönlü Varyans analizi, ilişki durumunu belirlemek için ise Pearson Çarpım Moment Korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; sınıf öğretmenleri Proaktif Kişilik Özelliği ile ve Mesleğe Yönelik Tutum ve Kariyer Geliştirme Arzularına (MTKGA) "katılıyorum" düzeyinde cevap vermişlerdir. Sınıf öğretmenlerinin proaktif kişilik düzeyleri ile cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, sınıf seviyesi, eğitim bölgesi değişkenlerine göre anlamlı bir fark tespit edilmemiş ancak meslekteki kıdem değişkenine göre anlamlı farklılık olduğu tespit edilmiştir. Sınıf Öğretmenlerinin MTKGA düzeyi ile medeni durum, sınıf seviyesi, meslekteki kıdem değişkenlerine göre anlamlı bir fark görülmemiş ancak cinsiyet, eğitim durumu, eğitim bölgesi değişkenlerine göre anlamlı fark gösterdiği tespit edilmiştir. Çalışmada sınıf öğretmenlerinin Proaktif Kişilik düzeyleri ile MTKGA arasında pozitif yönde ve orta düzeyde ilişki olduğu saptanmıştır. Sınıf öğretmenlerinin proaktif kişilik düzeyleri ile MTKGA ölçeğinin alt boyutlarından planlanan çaba ile pozitif yönde ve orta seviyede, planlanan ısrarlılık ile pozitif yönde ve zayıf seviyede, mesleki gelişim arzusu ile pozitif yönde ve orta seviyede, liderlik arzusu ile pozitif yönde ve çok zayıf seviyede ilişki olduğu saptanmıştır.
Uzaktan eğitim sürecinde psikoeğitim programlarının ortaöğretim öğrencilerinin sınav kaygısı üzerindeki etkisi
Kaygı ile baş edebilme bireylerin yaşam kalitelerinin artırılması ve hayattan doyum sağlayabilmesi açısından büyük bir önem arz etmektedir. Günümüzde performansa dayalı çalışma sonuçlarının kariyer planlamasına dair birtakım veriler sunması ise kaygıyı kontrol altına alma ve yeteneği en yüksek verimle sergileyebilmenin gerekliliğini vurgulamaktadır. Bu araştırmada, sınav kaygısının kontrol edilmesinde en etkili yaklaşım olduğu düşünülen bilişsel davranışçı yaklaşımların psikososyal eğitim programları bağlamında etkililiğinin ölçülmesi amaçlanmaktadır. Bu çalışmanın önleyici rehberlik kapsamında da iyileştirici ve öğretici olması yönünden önemli bir konu olacağı düşünülmektedir. Araştırmadaki çalışma grupları, ortaöğretimde eğitim gören yüksek düzeyde sınav kaygısı taşıyan, 10'u deney, 10'u kontrol grubunda olan toplam 20 kız öğrenciden oluşmaktadır. Araştırma uzaktan eğitim platformunda gerçekleştirilmektedir. Bu araştırmanın veri toplama aracı Spielberger, Gorsuch ve Lushene (1970) tarafından geliştirilmiş ve Öner ve Albayrak-Kaymak (1990) tarafından Türkçe 'ye uyarlanmış Sınav Kaygı Envanteri (Test Anxiety Inventory) dir. Sınav Kaygı Envanteri, "Kuruntu Kaygısı" ve "Duyuşsal Kaygı" olaral adlandırılan iki alt testten meydana gelmektedir. Deneysel yöntemin uygulandığı çalışmada öntest sontest verileriyle deney ve kontrol grubu bulunmaktadır. Bireylere sınav kaygı envanteri uygulanmış, bu envanter sonunda elde edilen ham puanlar, "Sınav Kaygı Envanteri" inde yer alan kız ve erkek olma durumuna göre standart toplam puanlara (Standart T- Puanları) dönüştürülmüştür. Uygulama başında her iki gruba Sınav Kaygı Envanteri uygulanmıştır. Bu basamaktan sonra sekiz haftalık bir süre ile deney grubuna, sınav kaygısını önlemeye yönelik psiko-eğitim programı uygulanmıştır. Program sonucunda deney ve kontrol gruplarına son-test uygulaması gerçekleştirilmiştir. Ön-test ve son-test ölçümleri (The StatisticalPacket for Social Sciences) SPSS programına girilerek analiz edilmiştir. Bu doğrultuda uzaktan eğitim sürecinde psikoeğitim programlarının sınav kaygısını önlemede etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Öğretmenlerin işle bütünleşme düzeyleri ile okul iklimi ve öğretmen liderliği arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, ilköğretim okulu öğretmenlerinin işle bütünleşme düzeyleri ile okul iklimi algıları ve öğretmen liderliği arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu doğrultuda, araştırmada öğretmenlerin araştırma değişkenlerine yönelik algılarının ne düzeyde olduğu; işle bütünleşmeye dönük görüşlerinin görev, cinsiyet, eğitim durumu ve mesleki kıdeme göre anlamlı şekilde farklılık gösterip göstermediği; işle bütünleşme ile okul iklimi ve öğretmen liderliği algıları arasında anlamlı ilişkiler olup olmadığı; okul ikliminin ve öğretmen liderliğinin işle bütünleşmenin anlamlı bir yordayıcısı olup olmadığı incelenmiştir. Araştırma ilişkisel tarama modelinde tasarlanmış olup okul iklimi ve öğretmen liderliği değişkenlerinin öğretmenlerin işle bütünleşmeleriyle ilişkilerini gösteren bir hipotez model test edilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu 2017-2018 eğitim öğretim yılında Kastamonu, Çankırı, Sinop il ve ilçelerinde görev yapan 267 ilköğretim ve okul öncesi öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla Utrecht İşle Bütünleşme Ölçeği, Okul İklimi Ölçeği ve Öğretmen Liderliği Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada ulaşılan sonuçlar şu şekilde özetlenebilir: (1) Araştırmaya katılan öğretmenlerin işle bütünleşme düzeyi yüksektir. (2) Yapılan regresyon analizi sonucunda öğretmen liderliği, işle bütünleşmenin anlamlı bir yordayıcısıdır. (3) Okul iklimi, işle bütünleşmenin anlamlı bir yordayıcısıdır. (4) İşle bütünleşme düzeyleri, demografik değişkenlere göre anlamlı farklılıklar göstermemektedir."
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan öğrencilerin tanılanması, eğitim ihtiyaçlarının belirlenmesi ve öğretim programı tasarısı
Bu araştırmanın amacı, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu yaşayan bireylerin tanı almalarını sağlamak, eğitim ihtiyaçlarını belirlemek ve bu ihtiyaçlara uygun öğretim programı tasarlamaktır. Araştırmada öncelikle Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu yaşayan bireylerin tespit edilip tanılanmalarını sağlamak için öğrencilere çeşitli test ve ölçekler uygulanmış, bu uygulamalar sonucunda öğrenci velileri ile görüşülerek psikiyatriye yönlendirilmiştir. Araştırmanın ihtiyaç belirleme aşamasında literatür taraması yapılmış, tanı alan öğrencilerin kendileri, velileri ve öğretmenleri ile görüşmeler gerçekleştirilmiş ve konu ile ilgili uzmanların videoları incelenmiştir. Ortaya çıkan bu ihtiyaçlara yönelik olarak bir öğretim programı tasarlanmıştır. Araştırmada nitel ve nicel araştırma yöntemleri bir arada kullanılmıştır. Üç farklı aşamadan oluşan araştırmanın DEHB'li öğrencileri belirleme süreci tarama araştırması ile, DEHB'li öğrencilerin ihtiyaç belirleme süreci durum çalışması ile ve program tasarlama süreci kuram oluşturma araştırması ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın tarama araştırması 2018-2019 eğitim-öğretim yılında Düzce İlinde bir ilkokulda 2. Sınıf öğrencileri ile gerçekleştirilmiştir. Durum araştırmasında ise çalışma grubu DEHB tanısına sahip öğrencilerden, bu öğrencilerin sınıf öğretmenlerinden ve velilerinden, uzman videolarından ve literatür kaynaklarından oluşmaktadır. Araştırmada verilerin geçerliliğini güçlendirebilmek ve sonuçların anlamlılığını zenginleştirebilmek için maksimum veri çeşitlemesi yapılmıştır. Tanılanma sürecinde veri toplama araçları olarak Bourdon dikkat testi, d2 dikkat testi, öğretmen görüş formu, Conners Derecelendirme Ölçekleri kullanılmış ve ihtiyaç belirleme sürecinde ise öğretmen görüşme formu, veli görüşme formu ve öğrenci görüşme formu kullanılmıştır. Veri analizleri, veri toplama ile eş zamanlı olarak yürütülmüştür. Tanılama sürecinde uygulanan test ve ölçeklerin değerlendirilmesinin ardından birbirleri ile karşılaştırılarak karar verilmesinde çoklu karar verme yaklaşımı kullanılmıştır. İhtiyaç belirleme sürecinde görüşme ve döküman inceleme tekniği ile toplanan verilerin analizinde içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Öğrencilerin tanılanması sürecinde gerçekleştirilen analizler sonucunda Bourdon Dikkat testi, d2 dikkat testi, öğretmen görüş formu, derecelendirme ölçekleri sonuçlarına göre DEHB şüphesi taşıdığına karar verilen öğrencilerin psikiyatriste yönlendirilmeleri sonucu giden 6 öğrenciden 4'ünün DEHB'li olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. İhtiyaç belirleme süreci analizleri ile DEHB'li öğrencilerin beyin yapılarının, karakteristik, duygusal ve davranışsal özelliklerinin diğer öğrencilerden farklı oldukları, farklı ruhsal bozukluklar yaşayabildikleri, bilişsel ve davranışsal problemler yaşadıkları, DEHB ile ilgili yaşanan problemlerinin çözümü için çeşitli eğitimler almaları ve çözüm yöntemlerini uygulamaları, yaşantılarında beslenme, spor ve uyku düzenlerine dikkat etmeleri gerektiği bulgularına ulaşılmıştır. Tanılama sürecine dair araştırmalar sonucunda; sınıf öğretmenlerinin DEHB hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıkları, buna bağlı olarak sınıflarında var olan DEHB'li öğrencileri fark edemedikleri ve bu öğrencileri olumsuz davranışlar sergileyen diğer tüm öğrencilerle karıştırdıkları tespit edilmiştir. Bourdon dikkat testi, d2 dikkat testi ve Conners derecelendirme ölçeklerinin dikkat becerisini ölçmede yeterli olduğu ve tanının konması için tüm bu ölçeklerin verilerinden yararlanılarak pskiyatriye yönlendirilmesi gerektiği belirlenmiştir. Ayrıca DEHB'li bireylerin tanılanma sürecinde ailelerin, çocuklarının etiketlenmesinden ve ilaç tedavisinden dolayı çekimser kalarak uzmana gitmekten vazgeçtikleri, uzmana giderek tanı alan ailelerin ise bu durumu öğretmenden gizleme eğiliminde oldukları sonucuna ulaşılmıştır. İhtiyaç belirleme araştırmaları sonucunda DEHB'li bireylerin, DEHB'li olmayan bireylere göre nörolojik olarak beyin yapılarının farklılıklar gösterdiği, duygusal, bilişsel, davranışsal ve akademik olarak farklılıklar gösterdikleri, DEHB'ye ek olarak farklı bozukluklar yaşadıkları, bilişsel ve akademik problemler yaşadıkları, bu yüzden bu bireylere yönelik verilecek eğitimlerde bu bireylere sosyal, duygusal, davranış düzenleme ve akademik beceriler kazandırılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca DEHB'li bireylere özel eğitim, sosyal beceri eğitimi, dikkat eğitimi ve çevrelerine aile eğitimi ve öğretmen eğitimi gibi eğitimler verilmesi gerektiği, bireylere verilen eğitimlerde egzersizler, görsel algı etkinlikleri ve işitsel etkinlikler, bulmacalar ve oyunlar kullanılması gerektiğine, eğitim ortamı, çalışma süreleri, katılımcılar ve eğitimcinin özellikleri, verilecek yönergeler hakkında dikkat edilmesi gerekenlere ulaşılmış. Eğitimlere ek olarak ilaç tedavisi, bilişsel davranışcı terapi, nörofeedback gibi yöntemler kullanılarak, tedavinin işbirliği içinde çocuğu iyi tanıyarak yürütülmesi ve olumlu disiplin yöntemlerinin kullanılarak, uygun çevre düzenlemeleri ile beslenme, spor ve uyku düzeni sağlanması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre öneriler kısmında tanılama süreçlerine ve araştırmacılara yönelik öneriler listelenmiş olup ayrıca hedef, içerik, eğitim durumları, değerlendirme öğeleri ele alınarak bir öğretim programı tasarlanmıştır.
Öğrenme amaçlı yazma etkinliklerinin güdülenme ve öğrenme stratejilerine etkisi
Bu araştırmanın amacı Öğrenme Amaçlı Yazma etkinliklerinin öğrencilerin güdülenme ve öğrenme stratejileri üzerinde etkisini araştırmaktır. Bu amaç doğrultusunda 9. sınıf öğrencilerinden oluşan bir çalışma grubuyla birlikte çalışılmıştır. Araştırmaya katılan öğrenciler bir kontrol (n:30; 17 kız, 13 erkek) ve iki deney grubu (DG1, n:31; 17 kız, 14 erkek; DG2, n:30; 16 kız, 14 erkek)'ndan meydana gelmektedir. Araştırma ön test son test eşitlenmemiş kontrol gruplu yarı deneysel bir yöntemle gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri nicel ve nitel veri toplama araçları birlikte kullanılarak toplanmıştır. Nicel veri toplama aracı olarak McKeachie, Pintrich, Lin & Smith (1986) tarafından oluşturulan (Motivated Strategies for Learning Questionnaire) ve Büyüköztürk, Akgün, Kahveci & Demirel (2004) tarafından Türkçeye uyarlanan Güdülenme ve Öğrenme Stratejileri Ölçeği (GÖSÖ) kullanılmıştır. Araştırmanın nitel bölümünde veri aracı deney grubu öğrencilerinden seçilen örneklemle (DG1, n:3; DG2, n:3) yapılan görüşme sorularıdır. Araştırmanın ön testlerinden elde edilen sonuçlara göre deney ve kontrol gruplarının aldıkları puanların istatistikî olarak farklılaştığı tespit edilmiştir. Grupların istatistikî olarak denk olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Gruplardaki bu farklılığı en aza indirebilmek ve araştırmanın bağımlı değişkenleri üzerindeki bağımsız değişkenlerin etkisini en aza indirmek için çalışmalar yapılmıştır. Ön testlere göre gruplar denk olmadığı için son testlerin analizinde kovaryans analizi (ancova testi) kullanılmıştır. ÖAY etkinliğinin güdülenme stratejilerinde deney grupları ve KG arasında istatistikî olarak anlamlı bir farklılık meydana getirdiği ve bu farklılığın deney grupları lehine olmasında etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. ÖAY etkinlikleriyle birlikte dönüt verilen DG2 öğrencilerinin, sadece ÖAY etkinliği uygulaması yapılan DG1 öğrencilerine göre Güdülenme Stratejilerinde daha başarılı olduğu ve bu başarının istatistikî olarak bir anlamlılık ifade ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu tespitin diğer alt boyut ve alt faktörlerde benzer olduğu tespit edilmiştir. Fakat duyuşsal alt boyutuna ait sınav kaygısı alt faktöründe DG1 ile DG2 ve DG2 ile KG arasında bir farklılık tespit edilmezken DG1 ile KG arasında KG lehine anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Bu durum sınav kaygısını azaltmada en başarılı grubun KG, daha sonra DG2 ve son olarak da DG1 olduğu sonucunu ortaya çıkarmıştır. Araştırmanın Öğrenme stratejilerine ilişkin olarak yapılan tespitleri ise; ÖAY etkinliğinin öğrenme stratejilerinde deney grupları ve KG arasında istatistikî olarak anlamlı bir farklılık meydana getirdiği ve bu farklılığın deney grupları lehine olmasında etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca ÖAY etkinlikleriyle birlikte dönüt verilen DG2 öğrencilerinin, sadece ÖAY etkinliği uygulaması yapılan DG1 grubu öğrencilerine göre Öğrenme Stratejilerinde daha başarılı olduğu ve bu başarının istatistikî olarak bir anlamlılık ifade ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Fakat sadece ÖAY etkinliği uygulaması yapılan DG1 öğrencilerinin, ÖAY etkinlikleriyle birlikte dönüt verilen DG2 öğrencilerine göre kaynak yönetimi alt boyutuna ait zaman ve çalışma ortamı yönetimi alt faktöründe daha başarılı olduğu ve bu başarının istatistikî olarak bir anlamlılık ifade ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmanın bulguları ışığında, ÖAY etkinliklerinin öğrencilerin güdülenmelerini artırdığı ve öğrenme stratejilerini kazanmalarında bir araç olarak kullanılabildiğini ispat edilmiştir. Ayrıca ÖAY ile birlikte verilen dönütlerin öğrencilerin daha fazla güdülenmelerini ve öğrenme stratejilerini daha iyi kullanmalarını sağladığı tespit edilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına dayalı olarak ÖAY etkinliklerinin güdülenme ve öğrenme stratejileri öğretiminde kullanılması önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Öğrenme amaçlı yazma, dönüt, güdü, öğrenme stratejileri
Okul müdürlerinin öğretim liderliği davranışları ile ders denetimleri arasındaki ilişkinin öğretmen görüşlerine göre incelenmesi
Bu araştırma; öğretmen algılarına göre okul müdürlerinin öğretim liderliği davranışları ile ders denetimleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, ilişkisel tarama modelinin kullanıldığı betimsel bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini 2019-2020 eğitim öğretim yılında Düzce ili Merkez ilçesinde resmi ilkokul, ortaokul ve liselerde görev yapan 368 öğretmen oluşturmaktadır. Veri toplamak amacıyla Lineburg (2010) tarafından geliştirilen ve Kazak (2016) tarafından Türkçe'ye uyarlanan "Öğretim Liderliği" ölçeği ile Fırıncıoğulları Bige (2014) tarafından geliştirilen "Müdürlerin Ders Denetimleri" ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, öğretmenlerin okul müdürlerinin öğretim liderliği davranışlarını gerçekleştirme düzeylerine ilişkin algılarının yüksek olduğu tespit edilmiştir. Okul müdürlerinin öğretim liderliği davranışları öğretmenlerin cinsiyet, mesleki kıdem, mezuniyet durumu ve branş değişkenlerine göre anlamlı olarak farklılaşmaz iken çalıştıkları okul türüne göre ''Mesleki Gelişimi Teşvik'' ve ''Kaynakları Sağlama'' alt boyutlarında anlamlı olarak farklılaştığı görülmüştür. Okul müdürlerinin ders denetimlerine ilişkin öğretmen görüşleri yüksek düzeydedir. Okul müdürlerinin ders denetimleri ilgili öğretmen görüşleri öğretmenlerin cinsiyet, mesleki kıdem, çalıştıkları okul türü, mezuniyet durumu ve branş değişkenlerine göre anlamlı olarak farklılaşmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Okul müdürlerinin öğretim liderliği davranışları ile ders denetimleri arasında orta düzeyde pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Diğer bir bulguya göre ise okul müdürlerinin öğretim liderliği davranışlarının ders denetim davranışlarını anlamlı şekilde yordadığı sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen veriler ışığında uygulayıcılara ve araştırmacılara önerilerde bulunulmuştur.
Türkiye, Estonya, Kanada ve Singapur ortaöğretim matematik öğretim programlarının karşılaştırmalı incelenmesi
Bu çalışmanın amacı 2018-2019 öğretim döneminde yürürlükte olan Türkiye, Estonya, Kanada ve Singapur Ortaöğretim Matematik Programlarını programın ögeleri açısından karşılaştırarak benzerlik ve farklılıkları ortaya çıkarmaktır. Bu araştırma nitel bir araştırma olup verilerin toplanmasında doküman incelemesi kullanılırken, ortaöğretim matematik öğretim program verilerini analiz etmek için içerik analiz yönteminden yararlanılmıştır. İçerik analizi yapılırken NVivo 10 programı kullanılarak verilerin çözümlenmesi sağlanmıştır. Yaklaşım olarak karşılaştırmalı eğitim yaklaşımlarından yatay yaklaşım kullanılmıştır. Elde edilen veriler doğrultusunda, öğretim programlarının amaçları, içerikleri, öğrenme-öğretme süreçleri ile ölçme ve değerlendirme durumları açısından temalar oluşturularak karşılaştırmalar yapılmıştır. Programın genel özelliklerinin incelenmesinde programın yapısı, sayfa sayısı, başlıkları, programda geçen yetkinlikler, değerler ve en sık kullanılan ifadeler yer almıştır. Türkiye ve Singapur Ortaöğretim Matematik Öğretim Programı (OMÖP) sarmal yaklaşımla hazırlanmışken, Estonya ve Kanada OMÖP doğrusal yaklaşımla hazırlanmışlardır. Türkiye ve Estonya OMÖP yetkinliklere ve değerlere dair ifadelere yer verirken, Kanada ve Singapur OMÖP daha çok matematiksel beceriler üzerinde durulmuştur. En sık kullanılan ifadeler incelendiğinde 'problem' ifadesi tüm öğretim programlarında ortak olarak kullanılmıştır. Amaçların incelenmesi, genel amaçlar, program genelinde yer alan amaçlar ve kazanımlar olarak üçe ayrılmıştır. Genel amaçlar ve program genelindeki amaçlar, Posner ve Rudnitsky'in sınıflaması kullanılarak kategorize edilmiştir. Amaçların genel olarak bilişsel alan ağırlıkta olduğu, duyuşsal alana yeterince yer verilmediği, psikomotor alanla alakalı herhangi bir amaç verilmediği görülmüştür. Kazanımların incelenmesinde TIMSS'in bilişsel alan sınıflaması kullanılmıştır. Türkiye ve Estonya OMÖP en çok kazanımı "bilme" alanında verirken, Kanada OMÖP "uygulama" alanında, Singapur OMÖP ise "muhakeme" alanında verdiği görülmüştür. İçerik incelemesinde öğretim programlarında belirtilen öğrenme alanları ve konu dağılımları tablolar haline getirilip, incelenmiştir. Ayrıca Singapur OMÖP öğretim programının dayandırıldığı matematik çerçevesi de burada verilmiştir. Konu içerikleri kazanımlar üzerinden incelenerek tablolar halinde sunulmuştur. Limit, türev ve integral konusuna Türkiye ve Estonya OMÖP yer verirken, Kanada ve Singapur OMÖP bu konulara yer vermediği görülmüştür. Öğrenme-öğretme süreçlerinin incelenmesinde, süreçte kullanılan yaklaşım, yöntem ve tekniklere, öğretim ilkelerine, öğrenme ortamının özelliklerine, eğitim girdilerine, öğretmenin sorumluluk ve görevlerine ilişkin bilgilere ulaşılmıştır. Ayrıca Kanada ve Singapur öğretim programlarında matematik disiplinine ilişkin özellikler ve süreç becerilerine ait bilgiler tablolar halinde sunulmuştur. Öğrenme-öğretme sürecini, öğretmenin görev ve sorumluluklarını en kapsamlı şekilde programa yansıtan program Singapur OMÖP olmuştur. Kanada OMÖP ülkede yaşayan farklı etnik kökenli grupların kültürlerinin göz önünde bulundurmasını vurgularken, Türkiye OMÖP ve Estonya OMÖP öğrenme öğretme süreçlerine ilişkin ifadelere yer vermekle beraber bunların detayına inmemiştir. Değerlendirme incelemesinde, programlarda değerlendirme türüne, yöntem ve araçlarına ve dikkat edilmesi gereken hususlara ilişkin bilgilere ulaşılmıştır. Türkiye OMÖP ise ölçme-değerlendirmeye ilişkin tür ve yöntem-teknik ifade etmese de farklı yöntem ve tekniklerin kullanımını tavsiye etmiş, ölçme-değerlendirme yaparken dikkat edilecek hususlara dair ifadeler vermiştir. Estonya OMÖP genel çerçevede çok detaylandırmasa da ölçme-değerlendirmeye ilişkin bütün başlıklarda bilgi vermektedir. Değerlendirmeye ilişkin en detaylı bilgiyi Singapur OMÖP vermiştir. Kanada OMÖP değerlendirmeye ilişkin yok denecek kadar az bilgi vermesi oldukça dikkat çekicidir.
İlkokullarda öğrencilerin teneffüslerde yaptıkları etkinliklerin incelenmesi ve geliştirilmesine yönelik öneriler
İlkokullarda öğrenciler teneffüslerde verimli zaman geçirdiklerinde, öğrenci sınıfına öğrenmeye hazır halde geri döner. Okulda teneffüs zamanlarının geçirileceği uygun ortamların olması, öğrencilerin fiziksel ve duygusal gelişimine katkı sağlamanın yanında teneffüslerde yapılan etkinlikler onların arkadaşları ile olumlu ilişkiler kurmasını güçlendirir, öğrenmeye destek ve teşvik sağlar. Teneffüsler eğitim-öğretim için çok önemli bir yere sahiptir bu yüzden teneffüslerin daha verimli geçirilebilmesi için bu mekanların öğrenciler için cazip hale getirilmesi gerekmektedir. Yapılan bu çalışmada araştırma için seçilen bir okulda öğrencilerin teneffüs saatleri ve öğle aralarında geçirdikleri zaman ve yaptıkları faaliyetlerin daha verimli olması için araştırmacı tarafından geliştirilen oyun alanlarının mevcut okul donatıları ile kıyaslanması amaçlanmıştır. Çalışma Batı Karadeniz Bölgesi'nde bir ilkokulda Ekim-Aralık 2019 aylarında eğitim gören 662 öğrenci ile yapılmıştır. Çalışma kapsamında öncelikle okuldaki oyun alanları ve faaliyet alanları geliştirilmeden önceki durumda, öğrencilerin okul koridorlarında ve okul bahçesinde teneffüsleri nasıl geçirdikleri incelenmiş ve bu mekânlarda teneffüs saatlerindeki gürültü düzeylerinin ne olduğu saptanmıştır. Daha sonra okulda araştırmacı tarafından çalışma amacına uygun olarak oyun alanı tasarımları, okul koridorları ve okul bahçesine çizilerek, bu alanlar öğrencilerin kullanımı açısından daha işlevsel hale getirilmiştir. Öğrencilerin hazırlanan oyun alanlarını etkin kullanabilmeleri için oyun alanları ile ilgili eğitimler verilerek kolay adapte olmaları sağlanmıştır. Son olarak öğrencilerin bu oyun alanlarını kullanma durumları ölçülmüştür. Çalışmanın bu aşamasında öğrencilerin okul koridorlarında ve okul bahçesinde teneffüsleri nasıl geçirdikleri ve bu mekânlarda teneffüs saatlerindeki gürültü düzeylerinin ölçümü tekrar yapılmıştır. Bu sayede yeni uygulanan oyun alanlarının öğrenci davranışlarına yönelik katkıları araştırılmıştır. Deneysel ve betimsel bir desene sahip bu araştırmada veri toplama aracı olarak anket ve gözlem tekniklerinden yararlanılmıştır. Anket uygulaması esnasında önceki durum ile sonraki durumun kıyaslanabilmesi için aynı öğretmenlerden veriler elde edilmiştir. Elde edilen verilerin analizinde nicel veriler için betimsel istatistiklerden frekans, yüzde değerleri, ön ve son gürültü düzeylerinin tespiti için fark testlerinden yararlanılmıştır. Nitel verilerin analizinde ise içerik analizi yapılmıştır. Bu çalışma kapsamında tasarlanmış oyun alanları ve oyun ekipmanları ile öğrencilerin, teneffüs zaman dilimlerini daha verimli geçirdikleri görülmüştür. Ayrıca eğitimi verilmiş bir oyun türü ile öğrencilerin, teneffüs zaman dilimlerinin daha sakin ve disiplinli geçirdiği görülmüştür. Çalışma sonucunda yapılan oyun alanlarındaki iyileştirmelerin okul ortamlarını daha sessiz ve sakin bir ortama dönüştürmüş, öğretmenlerin teneffüslerde daha az öğrenci odaklı sorunla karşılaşmasına ve okuldaki eğitim-öğretim faaliyetlerinde olumlu bir etkinin gerçekleşmesine katkı sağladığı belirlenmiştir. Anahtar kavramlar: İlkokulda teneffüs, oyun alanları tasarımı, teneffüslerde gürültü, öğrenci oyunları
Ortaokul matematik öğretmenlerinin eleştirel düşünme eğilim ve uygulama algıları arasındaki ilişki
Bu çalışmanın amacı ortaokul matematik öğretmenlerinin eleştirel düşünme eğilimleri ile eleştirel düşünme öğretimi uygulamaları arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Araştırmanın örneklemini Düzce, Karabük, Çorum ve Kastamonu illerinde görev yapan 852 ortaokul matematik öğretmeni arasından, seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden uygun örneklem tekniği ile seçilen 381 ortaokul matematik öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Eleştirel Düşünme Eğilim Ölçeği ve Eleştirel Düşünme Öğretimi Uygulama Düzeyi Ölçeği kullanılmıştır. Veri toplama araçları araştırma örneklemine 2019-2020 eğitim öğretim yılının 1.döneminde uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS 25.00 paket programında analiz edilmiştir. Verilerin analizinde Bağımsız Örneklem T-Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Korelasyon Analizi ve Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre öğretmenlerin eleştirel düşünme eğilim düzeyleri ile eleştirel düşünme öğretimi uygulama düzeyleri arasında pozitif anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Araştırma sonuçlarına göre matematik öğretmenlerinin eleştirel düşünme eğilimlerinin çok yüksek düzeyde olduğu görülmüştür. Öğretmenlerin eleştirel düşünme eğilimlerinde cinsiyet, okulun bulunduğu yerleşim yeri, mesleğini isteyerek seçip seçmeme ve mesleğinden memnun olma değişkenlerine göre anlamlı farklılık bulunamamış ancak kıdem ve eğitim alma değişkenlerine göre anlamlı farklılık bulunmuştur. Öğretmenlerin eleştirel düşünme öğretimi uygulamalarının çok yüksek düzeyde olduğu görülmüştür. Öğretmenlerin eleştirel düşünme öğretimi uygulamalarında yerleşim yeri ve memnuniyet değişkenlerine göre anlamlı farklılık bulunamamış ancak cinsiyet, kıdem, gönüllülük ve eğitim alma değişkenlerine göre anlamlı farklılık bulunmuştur. Çalışmada son olarak öğretmenlerin eleştirel düşünme eğilim ölçeğinin alt boyutları olan üstbiliş, esneklik, sistematiklik, azim sabır ve açık fikirlilik puanlarının eleştirel düşünme öğretimi uygulamalarını yordama gücü araştırılmıştır. Üstbiliş, azim sabır ve açık fikirlilik değişkenleri eleştirel düşünme öğretimi uygulamalarının anlamlı yordayıcıları olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Lise öğretmenlerinin iş yaşam kalitesi ve iş doyumu düzeyleri arasındaki ilişki
Bu çalışmada lise öğretmenlerinin iş yaşam kalitesi algıları ile iş doyumu düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın çalışma evrenini Elazığ İl Merkezinde bulunan liselerde görev yapan 1548 öğretmen, örneklemini ise oranlı küme örnekleme yöntemi ile seçilen 320 lise öğretmeni oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak iş yaşam kalitesi ve iş doyumu ölçekleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda katılımcıların iş doyumu ölçeğine "katılıyorum" düzeyinde, içsel doyum alt boyutuna "katılıyorum" düzeyinde ve dışsal doyum alt boyutuna ise "katılıyorum" düzeyinde cevap verdikleri; öğretmenlerin iş doyumu ölçeği ve alt boyutlarına katılım düzeylerinin cinsiyet ve öğrenim durumu değişkenlerine bağlı olarak anlamlı düzeyde farklılaşmadığı; yaş, medeni durum, mesleki kıdem ve imkân düzeyleri değişkenleri açısından istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılık bulunduğu tespit edilmiştir. Öğretmenlerin iş yaşam kalitesi düzeyleri "kararsızım", iş kariyer memnuniyeti "katılıyorum", genel iyi olma "kararsızım", işi kontrol edebilme "kararsızım", çalışma koşulları "kararsızım", iş yaşamında stres "katılmıyorum" ve aile-iş yaşamı dengesi alt boyutu düzeylerinin ise "katılıyorum" düzeyinde olduğu; öğretmenlerin iş yaşam kalitesi ölçeği ve alt boyutları katılım düzeyleri ile cinsiyet ve öğrenim durumu değişkenleri arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir ilişkinin bulunmadığı, öğretmenlerin yaş, medeni durum, mesleki kıdem ve imkân düzeyleri ile iş yaşam kalitesi ölçeği ve alt boyutları arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir ilişkinin bulunduğu tespit edilmiştir. Öğretmenlerin iş doyumu ölçeği ve alt boyutlarına katılım düzeylerinin cinsiyet ve öğrenim durumu değişkenlerine bağlı olarak anlamlı düzeyde farklılık göstermediği; yaş, medeni durum, mesleki kıdem ve imkân düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Sonuç olarak öğretmenlerin iş yaşam kalitesi algıları ve iş doyumu düzeylerinin orta düzeyde olduğu; iş yaşam kalitesi algıları ile iş doyumu düzeyleri arasında pozitif yönlü orta dereceli ve doğrusal bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: İş yaşam kalitesi, iş doyumu, öğretmen, lise
Destekleme ve yetiştirme kurslarına ilişkin öğretmen görüşleri
Bu çalışma ile Türkiye'de, 2014-2015 eğitim-öğretim yılı ile uygulanmaya başlanan ve zaman geçtikçe katılımın artması nedeniyle eğitim faaliyetlerini doğrudan etkileyen DYK'ya ilişkin öğretmen görüşlerini ortaya çıkarmak hedeflenmiştir. Araştırma, olgubilim deseninde tasarlanmıştır. Veriler, yarı yapılandırılmış görüşme tekniğiyle toplanmıştır. Verilerin çözümlenmesinde betimsel analiz tekniği kullanılmıştır. DYK, okulda öğrenilen bilgilerin pekişmesi ve sınava hazırlanmada öğrencilere katkı sağlamak amacıyla faaliyete geçmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, hafta sonu DYK'nın öğrencilerin akademik başarılarını artırmada hafta içi DYK'ya oranla daha etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Hafta içi DYK'nın da hafta sonuna göre öğrenci devamlılığı noktasında avantajları bulunmaktadır. Hafta içi DYK'da yorgunluk ve beslenme gibi olumsuzluklar ön plana çıkarken hafta sonu DYK'da devamsızlık problemi öne çıkmıştır. Hafta içi ders saatlerinin düşürülmesi ve beceri derslerinden destekleme ve yetiştirme kurslarının açılmasının faydalı olacağı DYK'nın iyileştirilmesine yönelik bir öneridir. Yine hafta sonu DYK'da öğrenci ve öğretmenlerin sosyal anlamda yaşadığı sorunlara çözüm önerileri ile öğrencilerin devamsızlığının önlenmesi önerileri getirilmiştir. Araştırmada ortaya çıkan sonuçların Millî Eğitim Bakanlığı başta olmak üzere kurslar ile ilgili yönetici, öğretmen, öğrenci ve velilere yol gösterici olması beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: Destekleme ve yetiştirme kursu, hafta içi, hafta sonu, öğretmen
Ortaöğretim yetkinliklerini karşılama düzeyi açısından sosyoloji ders programının değerlendirilmesi
Yetkinlikler kişilerin bireysel gelişimini, topluma etkin ve sorumlu olarak katılımlarını, istihdam edilebilmelerini destekleyen temel becerilerdir. Sosyoloji eğitimi içinde yaşanılan toplumu analiz ederek bireylerin günlük hayata aktif katılımını sağlamayı hedeflemektedir. Bu araştırma ile sosyoloji ders programının ortaöğretim yetkinliklerini karşılama düzeyinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma 2019-2020 eğitim-öğretim yılında Düzce ilinde bulunan 91 felsefe grubu öğretmeni- öğretmen adayı ve sosyoloji dersi seçen 330 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada karma yöntem kullanılmıştır. Araştırmadaki nicel veriler "Sosyoloji Ders Programının Ortaöğretim Yetkinliklerini Karşılama Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır ve verilerin analizinde betimsel istatistikler, parametrik testler (t-Testi, ANOVA), parametrik olmayan testler (Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis H) ve Pearson Korelasyon Testi kullanılmıştır. Nitel veriler yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanmıştır ve betimsel analiz yöntemiyle çözümlenerek yorumlanmıştır. Öğretmenlere göre sosyoloji ders programı ortaöğretim yetkinliklerini doğrudan veya dolaylı olarak yeterli düzeyde karşılamaktadır. Buna göre, sosyoloji ders programının doğrudan karşıladığı "anadilde iletişim" yetkinliğinin oldukça ve "sosyal ve vatandaşlık" yetkinliğinin ise kısmen karşılandığı ifade edilmiştir. Dolaylı olarak karşılandığı ifade edilen yabancı dillerde iletişim, matematik ve bilim/teknolojide yetkinlik, dijital kullanım, öğrenmeyi öğrenme, inisiyatif alma ve girişimcilik, kültürel farkındalık ve ifade yetkinliklerinin ise yeterli düzeyde karşılanmadığı belirtilmiştir. Ayrıca öğretmen görüşleri kişisel özelliklere göre anlamlı farklılık sergilememektedir. Öğrencilere göre sosyoloji ders programı ortaöğretim yetkinliklerini doğrudan ve dolaylı olarak yeterli düzeyde karşılamamaktadır. Kitap okuma sıklığı değişkeni dışında kişisel özellikler anlamlı farklılık oluşturmamaktadır. Öğretmen ve öğrenci görüşleri arasında ise ilişki bulunamamıştır. Bu çalışmada yetkinliklerin karşılanabilmesi için sosyal sorumluluk projelerine ve okul içi kulüp çalışmalarına katılımın sosyoloji dersi kapsamında ele alınması önerilmektedir. Böylece bu dersin hayatla okul arasında köprü işlevi görmesi sağlanabilir.
Öğretmen yetiştirme sürecinin gerçeklik şokunu azaltmadaki etkililiği üzerine nitel bir çalışma
Bu çalışmanın amacı; Elazığ'daki çeşitli liselerde bir yılını doldurmuş olan öğretmenlerin görüşlerine dayanarak öğretmen yetiştirme sürecinin gerçeklik şokunu azaltmadaki etkililiğini incelemektir. Araştırmanın çalışma grubunu Elazığ il merkezindeki liselerde görev yapan 33 aday öğretmen (meslekte bir yılını doldurmak üzere olan) oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Araştırma sonucunda; öğretmenlerin en çok sınıf yönetimi, öğrenciler ve velilerle ilgili gerçeklik şoku yaşadıkları ve bu konularda mesleğe başlamadan önceki beklentileriyle mesleğe başladıktan sonraki deneyimleri arasında önemli farklar bulunduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, araştırmadan elde edilen bulgulara göre; öğretmenlerin yaşadıkları gerçeklik şokunun en önemli nedenlerinden birinin hizmet öncesi eğitimdeki uygulama eksikliği ve hizmet içi eğitimin öğretmen adaylarını gerçek bir okul ve sınıf ortamına hazırlamadaki yetersizliği olduğu belirlenmiştir. Katılımcı görüşleri ışığında; öğretmenliğin ilk yıllarında ortaya çıkan gerçeklik şokunu en aza indirebilmek için hizmet öncesi eğitimde uygulama derslerinin yoğunluğunun arttırılması, öğretmen adaylarının gerçek sınıf ortamında karşılaşmaları muhtemel olan tüm olay ve durumlara göre yetiştirilmesi ve okulun işleyişi, evrak işleri, ders defterlerinin doldurulması gibi konularda da öğretmen adaylarının bilgilendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuçlara dayalı olarak öğretmen yetiştirme konusunda politika üretenlere ve uygulayıcılara öneriler sunulmuştur.
Ortaokul matematik öğretmenlerinin yansıtıcı düşünme eğilimleri ile yapılandırmacı öğrenme ortamı oluşturma düzeyleri arasındaki ilişki
Bu çalışmanın temel amacı ortaokul matematik öğretmenlerinin yansıtıcı düşünme eğilimlerinin yapılandırmacı öğrenme ortamı oluşturma düzeylerini ne derecede yordadığını tespit etmektir. Araştırma Düzce, Karabük, Kastamonu ve Çorum illerinde görev yapan, seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden uygun örnekleme tekniği ile seçilen 442 ortaokul matematik öğretmeni ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında katılımcılara veri toplama sürecinde Yansıtıcı Düşünme Eğilim Ölçeği ve Yapılandırmacı Öğrenme Ortamı Ölçeği uygulanmıştır. İlişkisel tarama modeline uygun şekilde gerçekleştirilen çalışmadan elde edilen veriler SPSS 25.0 paket programında analiz edilmiştir. Verilerin analizi için Bağımsız Gruplar T-Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Korelasyon Analizi ve Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre öğretmenlerin yansıtıcı düşünme eğilimlerinin çok yüksek düzeyde olduğu görülmüştür. Araştırmada öğretmenlerin yansıtıcı düşünme eğilimlerinde kıdem, yerleşim yeri, gönüllülük ve memnuniyet değişkenlerine göre anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Öğretmenlerin yapılandırmacı öğrenme ortamı oluşturmalarının yüksek düzeyde olduğu ancak kavramsal çelişkiler alt boyutunda orta düzeyde olduğu görülmüştür. Yapılandırmacı öğrenme ortamı oluşturma düzeylerinde gönüllülük ve memnuniyet değişkenlerine göre anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Yansıtıcı düşünme eğilimleri ile yapılandırmacı öğrenme ortamı oluşturma düzeyleri arasında pozitif yönlü orta düzeyde anlamlı ilişki elde edilmiştir. Sürekli ve amaçlı düşünme, öngörülü ve içten olma, açık fikirlilik ve araştırmacı eğilimlerinin matematik öğretmenlerin yapılandırmacı öğrenme ortamı oluşturma düzeylerinin anlamlı yordayıcıları olduğu tespit edilmiştir. Yansıtıcı düşünme bağımsız değişkenleri, yapılandırmacı öğrenme ortamı oluşturma düzeyindeki toplam varyansın %37'sini açıklamaktadır.
Öğretmenlerin öznel iyi oluş düzeyleri ile okul iklimine ilişkin algıları ve sınıf yönetim becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, öğretmenlerin öznel iyi oluş düzeyleri, okul iklimine ilişkin algıları ve sınıf yönetim becerileri arasındaki ilişkiyi ve öznel iyi oluş düzeylerini, okul iklimi algılarını ve sınıf yönetim becerilerini çeşitli değişkenlere göre incelemektir. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Eskişehir ili, Odunpazarı ilçesindeki okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve ortaöğretim eğitim kurumlarında görev yapan 394 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri Renshaw, Long ve Cook (2015) tarafından geliştirilen, Türkçe'ye uyarlaması Ergün ve Sezgin-Nartgün (2017) tarafından yapılan "Öğretmen Öznel İyi Oluş Ölçeği", Tarter ve Hoy (1997) tarafından geliştirilen Türkçe'ye uyarlaması Yılmaz ve Altınkurt (2013) tarafından yapılan "Örgütsel İklim Ölçeği" ve Yüksel (2013) tarafından geliştirilen yeniden uyarlaması Ergen (2016) tarafından yapılan, "Sınıf Yönetimi Becerileri Ölçeği" ve öğretmenlerin kişisel bilgilerini belirlemek amacıyla kullanılan "Kişisel Bilgi Formu" yoluyla toplanmıştır. Araştırma sonucunda öğretmenlerin öznel iyi oluş düzeylerinin cinsiyet, yaş, mesleki kıdem, okul türü, okuldaki görev süresi ve branş değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Öğretmenlerin okul iklimi algılarının cinsiyet ve okul türü değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Öğretmenlerin sınıf yönetim becerilerinin de branş, okul türü, okuldaki görev süresi değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Bu araştırma sonucunda öğretmenlerin öznel iyi oluş düzeyleri ile okul iklimi algıları arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Öğretmenlerin öznel iyi oluş düzeyleri ile sınıf yönetim becerileri arasında pozitif ve anlamlı bir ilişkinin olduğu tespit edilmiştir. Öğretmenlerin okul iklimi algıları ile sınıf yönetim becerileri arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Ayrıca öznel iyi oluş ve okul iklimi değişkenlerinin öğretmenlerin sınıf yönetim becerisi puanlarını birlikte anlamlı yordadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İlköğretim ve ortaöğretim kurumlarındaki okul değerlerinin belirlenmesi: Bir durum çalışması
Değerlerin aktarılmasında en önemli rolü aile ve okullar üstlenmektedir. Değerlerin okullar yoluyla aktarımı yanında okullardaki faaliyetleri yönlendiren okula özgü anlayışı meydana getirme durumu da söz konusudur. Okullardaki çalışanların inançlarından meydana gelen okul değerleri ile okulların ne yaptıkları hakkında fikirler edinilebilir. Bu araştırmanın amacı okul değerlerinin okul yöneticileri, öğretmenler ve velilerin görüşleri doğrultusunda belirlenmesidir. Araştırma nitel çoklu durum çalışması yaklaşımı ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma grubu amaçlı örnekleme yöntemlerinden maksimum çeşitlilik örneklemesi ile belirlenmiştir. Çalışma, Samsun ilinin Atakum, Bafra ve Ondokuzmayıs ilçelerinden seçilen ilkokul, ortaokul ve lise kademelerinden sosyoekonomik düzeyleri farklılık gösteren toplamda 27 okul içinden; 35 öğretmen, 30 yönetici, 33 velinin dâhil edilmesi ile yürütülmüştür. Araştırmanın verileri yarı yapılandırılmış görüşme formları ile elde edilmiş, veriler betimsel analiz ve içerik analizi yaklaşımı ile çözümlenmiştir. Araştırma sonucunda okul yöneticilerinin çoğunluğunun okullarında hâkim değer olarak saygı, sevgi, vatanseverlik ve yardımlaşma değerini; okullarında ilk sırada önemsenen değer olarak adalet değerini, eksikliğini hissettikleri değer olarak ise saygı ve başarı değerini daha sık ifade ettikleri ortaya çıkmıştır. Öğretmenlerin çoğunluğunun okullarında hâkim olan değerleri dürüstlük ve sorumluluk, okullarında ilk sırada önem verilen değer olarak saygı ve dürüstlük değerini ve okullarında eksikliğini hissettikleri değer olarak ise çalışma azmi ve mutluluk değerlerini daha fazla belirttikleri sonucuna ulaşılmıştır. Veliler ise okullarda var olan değer olarak saygı ve çalışkanlık değerini, okullarda önemsenen değer olarak çalışkanlık ve saygı değerini, okullarda eksikliğini hissettikleri değer olarak da yaratıcılık değerini daha sık ifade etmişlerdir. Katılımcı görüşlerinde okuldaki değerlerin hayata geçirilmesinde ailenin önemi ortaya çıkmış ve öğretmenlerin rol model olarak değerleri hayata geçirilebildiği ifade edilirken, değerlerin hayata geçirilmesinin önünde en fazla engel teşkil eden unsurların ise medya ve ailenin değerlere karşı olumsuz tutumu olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Örgütsel değer, okul değerleri, ilköğretim okulları, ortaöğretim okulları, yönetici, öğretmen, veli
Okul yöneticilerinin yönetici rollerinin öğretmen görüşlerine göre incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, okul yöneticilerinin yöneticilik rollerini öğretmen görüşlerine göre incelemektir. Araştırma nicel ve nitel verilerin birlikte kullanıldığı karma yöntem ve desen olarak da açımlayıcı sıralı desen modeline göre tasarlanmıştır. Araştırmanın örneklemini Hatay ili Antakya merkez ilçesinde bulunan ilkokul, ortaokul ve liselerde görev yapan 411 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında, öğretmenlerin demografik bilgilerine ulaşmak için kişisel bilgi formu, yönetici rollerine ilişkin görüşlerine ulaşmak için ise AYYILDIZ (2015) tarafından geliştirilen "Yönetici Rolleri" ölçeği kullanılmıştır. Ölçek okul yöneticilerinin, liderlik, rehberlik, aile ve çevre ilişkileri, iletişim, girişimcilik, eğitim-öğretim, mevzuat ve yönetim süreçleri rolleri gerçekleştirme düzeylerini ölçmek üzere sekiz boyuttan oluşmaktadır. Elde edilen verilerin analizi SPSS (Statistical Package fort the Social Sciences) 22.0 paket programı ile gerçekleştirilmiştir. Değişkenlere göre anlamlılığı test etmek için parametrik testlerden bağımsız gruplar t-testi ve tek yönlü varyans analizi (One-Way ANOVA) kullanılmış, anlamlılık p<.05 düzeyinde incelenmiştir. Betimsel istatistiklerin analizinde standart sapma, yüzde, frekans ve aritmetik ortalama hesapları kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara incelendiğinde öğretmenler görüşlerine göre okul yöneticilerinin, liderlik, rehberlik, aile ve çevre ilişkileri, iletişim, girişimcilik, eğitim-öğretim ve yönetim süreçleri rolleri "çoğu zaman", mevzuat rolünü ise "her zaman" düzeyinde gerçekleştirdikleri sonucuna ulaşılmıştır. Cinsiyet değişkeni açısından yöneticilerin sadece liderlik ve mevzuat rollerine ilişkin öğretmen görüşleri arasında kadın öğretmenler lehine farklılık bulunmuştur. Eğitim durumu değişkeni açısından ise yöneticilerin yönetim süreçleri rolü dışındaki tüm rollerinde öğretmen görüşleri arasında lisans mezunu öğretmenler lehine anlamlı farklılık olduğu görülmüştür. Öğretmenlerin mesleki kıdem değişkenine göre yöneticilerin, rehberlik, aile ve çevre ilişkileri, iletişim, girişimcilik, eğitim-öğretim ve yönetim süreçleri rollerine ilişkin öğretmen görüşleri arasında anlamlı farklılık bulunmaktadır. Kurum türü değişkenine göre ise yöneticilerin liderlik, rehberlik ve girişimcilik rollerine ilişkin öğretmen görüşleri arasında anlamlı farklılık saptanmıştır.
Eğitim kurumlarında işyeri ruhsallığının geliştirilmesine yönelik deneysel bir uygulama
Bu araştırmanın amacı işyeri ruhsallığı çerçevesinde tasarlanan Okul Ruhsallık Programı'nın (ORP) öğretmenlerin ruhsallık düzeyleri üzerindeki etkisini incelemek ve öğretmenlerin bu programa ilişkin görüşlerini belirlemektir. Çalışmada işyeri ruhsallık konusu incelenmiş ve araştırmacı tarafından hazırlanan 6 haftalık ORP uygulanmıştır. Çalışma nitel ve nicel araştırma yöntemlerinin birlikte kullanılmasından oluşan karma araştırma olup çalışmada açımlayıcı sıralı desen kullanılmıştır. Çalışma grubunu 2016–2017 eğitim-öğretim yılında Şanlıurfa ilinde görevli, deney (N=19) ve kontrol (N=19) gruplarında yer alan 38 öğretmen oluşturmaktadır. Nicel verilerin toplanmasında İşyeri Ruhsallığı Ölçeği (Özğan, 2017) kullanılmış, nitel veriler için de yarı yapılandırılmış görüşme formu hazırlanmıştır. Katılımcıların ORP'ye ilişkin algı ve tutumlarını belirlemek için ORP Değerlendirme Formu ve ORP'nin 6 haftalık video kayıtları analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda ORP'nin toplam ölçek puanı boyutunda anlamlı bir farka yol açmadığı saptanmıştır. Boyutlar bazında sonuçlar incelendiğinde ise ön test ve son test sonuçlarına göre ORP'nin "Aşkınlık, Anlamlı İş" boyutlarında anlamlı bir farka yol açtığı görülürken "Özalgı ve Örgütsel Değerler" boyutlarında herhangi bir farka yol açmadığı belirlenmiştir. ORP sonuçlarına ve etkililiğine ilişkin katılımcılar ile yapılan görüşmelerde ORP'nin katılımcılar üzerinde "Hayat, Okul içi İlişkiler, Özbenlik, Amaçlar, Anlam" temalarında olumlu etkilere yol açtığı görülmüştür. Katılımcılar ORP'yi faydalı bulduklarını, bu program çerçevesinde yapılan etkinliklerin işlerine anlam kattığını, ruhsal farkındalıklarını artırdığını, ruhsal olgular ile daha derinden tanıştıklarını, okul içi çalışmalarında ve ilişkilerinde amaç bütünlüğü ve gerçek anlam bilinci kazandıklarını belirtmişlerdir. Çalışma bulguları kapsamında ayrıca katılımcılar açısından nicel ve nitel verilerin karşılaştırmalı analizi, ORP değerlendirme formu ve video kayıtlarından elde edilen veri sonuçları, katılımcıların ORP'yi tavsiye etme nedenleri, programa ilişkin önerileri ve tanımları sunulmuştur.
Madde bağımlılığı tedavisi gören bireylerin bağlanma stilleri ve aleksitimi düzeyi arasındaki ilişki
Bu araştımanın amacı Ankara AMATEM'de madde bağımlılığı tedavisi gören bireylerin bağlanma stilleri ile aleksitimidüzeyleri arasındaki ilişkisinin incelenmesidir. Örneklemi 270 kişi oluşturmaktadır. Betimsel tarama modeli kapsamında veri toplama aracı olarak; demografik bilgi formu, Brennan ve ark. (1998) tarafından geliştirilen, Selçuk ve ark. (2005) tarafından Türkçe'ye uyarlanan Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II ile Taylor ve ark. (1985) tarafından geliştirilen ve Dereboy(1990) tarafından Türkçe'ye uyarlanan Toronto Aleksitimi Ölçeği TAÖ-26 kullanılmıştır. Aleksitiminin ve bağlanma stillerinin incelendiğiregresyon analizi sonuçlarına göre aleksitimi cinsiyete göre değişmemektedir. Bağlanma kaçınması ise kadınlarda daha yüksek rapor edilmektedir. Tüm örneklemde bağlanma stilleri ile aleksitimi toplam puanı arasında ilişki bulunmamaktadır. Aynı zamanda bağlanma kaygısı ve aleksitimi toplam puanı arasında bazı sosyo-demografik değişkenlerinin aracı bir etkisi bulunmamaktadır. Erkeklerde ise bağlanma kaygısı ile aleksitimi arasında sınırda anlamlı yordayıcı bir ilişki mevcuttur. Bununla birlikte tüm örneklemde bağlanma kaygısı ile duyguları ve bedensel duyumları ayırt etme yetersizliği arasındaki anlamlı ilişkiden dolayı bağımlılık süresi ve aile öyküsünün aracı etkisi incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre bu değişkenler arasındaki ilişki literatür ile uyumludur. Araştırmada elde edilen bulgular ilgili literatür ışığında tartışılmıştır.
Kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetlerine ilişkin öğretmen görüşlerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı öğretmen algıları doğrultusunda, eğitim kurumlarının sosyal sorumluluklarının belirlenmesidir. Aynı zamanda eğitim kurumlarının ve öğretmenlerin, sosyal sorumluluk uygulamalarının neler olduğu ve sosyal sorumluluk uygulamalarının önündeki engeller belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırma nitel araştırma yöntemlerinden olgubilim deseni çerçevesinde yapılandırılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 2016-2017 eğitim-öğretim yılında kolay ulaşılabilir durum örneklemesi tekniği ile belirlenen ve Adıyaman İlinde görev yapan 40 öğretmen oluşturmaktadır. Veriler araştırmacı tarafından geliştirilmiş olan yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığı ile toplanmıştır. Verilerin analizinde içerik analizi tekniği kullanılmıştır. Araştırmada ulaşılan başlıca sonuçlar şunlardır: Öğretmenlerin kurumsal sosyal sorumluluk algıları yasal sorumluluklar, gönüllü sorumluluklar ve etik sorumluluklar çevresinde toplanmaktadır. Katılım gösterdikleri sosyal sorumluluk faaliyetleri öğrencilere yönelik faaliyetler, velilere yönelik faaliyetler ve çevreye yönelik faaliyetlerdir. Eğitim kurumlarının sosyal sorumlulukları yasal sorumluluklar, gönüllü sorumluluklar, etik sorumluluklar ve ekonomik sorumluluklar olarak tespit edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, eğitim kurumlarının sosyal sorumluluklarını yerine getirme düzeyi zayıf olarak belirlenmiştir, sosyal sorumlulukların önündeki engeller ise paydaşlardan kaynaklanan engeller ve kurumsal engeller olmak üzere iki boyutta ele alınmaktadır. Ayrıca araştırmada eğitim kurumları tarafından yürütülen sosyal sorumluluk uygulamalarının toplumsal katkıları, kurumsal katkıları, öğrencilere yönelik katkıları ve velilere yönelik katkılarının olacağı sonucuna ulaşılmıştır. Öğretmenlerin sosyal sorumluluk uygulamalarına katılım düzeylerinin arttırılması için bireysel ve kurumsal çalışmaların yapılması gerekmektedir; eğitim kurumlarının sosyal sorumluluk uygulama düzeylerini arttırmak için ise öğretmenler düzeyinde, kurum düzeyinde ve bakanlık düzeyinde çalışmalar yapılması gerekli görülmektedir.
Fen bilimleri öğretmenlerinin program inançlarının öğretim uygulamaları süreçlerine etkisi
Bu araştırmanın amacı, fen bilimleri öğretmenlerinin, program inançlarını belirlemek ve bu inançların öğretmenlerin öğretim uygulamaları sürecindeki davranışlarına yansımalarını incelemektir. Çalışmada, hem nicel hem de nitel araştırma yöntemlerini içeren karma araştırma yöntemlerinden, açıklayıcı karma yöntem tasarımı kullanılmıştır. Çalışmanın nicel boyutunda betimsel tarama modeli, nitel boyutunda ise durum çalışmasından yararlanılmıştır. Çalışmanın nicel kısmı 2014-2015 eğitim-öğretim yılında Antalya İli merkez ilçelerde bulunan ortaöğretim kurumlarında görev yapan 200 fen bilimleri öğretmeni, nitel kısmı ise araştırmanın nicel kısmına katılmış 10 gönüllü fen bilimleri öğretmeni ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın nicel verileri "Program Yönelimleri Envanteri" kullanarak toplanmış ve frekans, yüzde, aritmetik ortalama, standart sapma, bağımsız gruplar için t testi, tek yönlü varyans analizi (One-Way Anova) teknikleriyle, SPSS 17.00 istatistik programı kullanılarak analiz edilmiştir. Nitel veriler ise, yapılandırılmış gözlem ve yarı-yapılandırılmış görüşme formları yardımıyla toplanmış; gözlem formlarından elde edilen veriler betimsel analiz, görüşme formlarından elde edilen veriler ise içerik analizi tekniği ile analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre; fen bilimleri öğretmenlerinin bir eğitim programında bilişsel süreçler ve hümanistik faktörlerin bulunmasına yönelik inançlarının en yüksek, sosyal yeniden yapılandırmacı faktörün bulunmasına yönelik inançlarının ise en düşük düzeyde olduğu, ancak öğretmenlerin diğer inanç faktörlerini de reddetmedikleri belirlenmiştir. Cinsiyet ve eğitim düzeyi değişkenleri açısından, fen bilimleri öğretmenlerinin inanç düzeyleri arasında, istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı; ancak kıdem değişkeninin, öğretmenlerin bir eğitim programında akademik ve bilişsel süreçler faktörünün yer alması gerektiğine olan inanç düzeylerini farklılaştırdığı çalışmada ortaya çıkan bir diğer sonuçtur. Yine araştırmada, fen bilimleri öğretmenlerinin program inançlarının, öğretmenlerin öğretim uygulamaları süreçlerini; öğretmenlerin kendilerinden, öğrencilerden ve çevreden kaynaklanan birtakım faktörler nedeniyle önemli oranda etkilemediği sonucuna ulaşılmıştır.
Üniversite öğrencilerinin kişilerarası ilişki tarzları ve çatışma çözme eğilimleri arasındaki ilişkide affetmenin aracı rolü
Bu araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinin kişilerarası ilişki tarzları ile çatışma çözme eğilimi arasındaki ilişkide kendini , başkalarını ve durumu affetmenin aracı rolünü incelemektedir.Araştırmanın çalışma grubunu Gaziantep Üniversitesinde lisans düzeyinde çeşitli bölümlerde öğrenim görmekte olan 409 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada, veri toplama aracı olarak "Çatışma Çözme Eğilimi Ölçeği", "Heartland Affetme Ölçeği", "Kişilerarası İlişki Tarzları Ölçeği" ve araştırmacı tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Verilerin analizinde yapısal eşitlik modellemesi (YEM) uygulanmıştır.Araştırmada yapılan analizler besleyici ilişki tarzı ile çatışma çözme eğilimi arasındaki ilişkinin pozitif yönde anlamlı olduğu görülmüştür.Çatışma çözme eğilimi ile kendini affetme, başkalarını affetme ve durumu affetme arasında pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur.Kendini affetme, başkalarını affetme ve durumu affetmenin besleyici ilişki tarzı ile anlamlı pozitif yönde olduğu bulunmuştur.Zehirleyici ilişki tarzının çatışma çözme ve affetme ile ilişkisi negatif yönde ve anlamlı olduğu belirlenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre kişilerarası ilişki tarzları ile çatışma çözme eğilimi arasındaki ilişkide affetmenin aracı rolünün incelendiği modelde ise, durumu affetmenin aracılık etkisinin olmadığı; besleyici ilişki tarzı ile çatışma çözme eğilimi arasındaki ilişkide kendini affetme ve başkalarını affetmenin; zehirleyici ilişki tarzı ile çatışma çözme eğilimi arasındaki ilişkide kendini affetmenin kısmi aracı etkisi olduğu bulunmuştur. Bu araştırmanın sonuçlarından besleyici ilişki tarzına sahip yani olumlu ilişkiler kurma ve ilişkileri sürdürme yönünde eğilimi olan bireylerin kendisini inciten kişiyi ya da kendilerini affederek ilişkisinde çatışmaları çözme eğilimi sergileyebilecekleri ve böylece ilişkisini sağlıklı bir şekilde devam etmesini sağlayabilecekleri belirlenmiştir.Bu araştırma bireyin kişilerarası ilişkilerde karşılaştığı olumsuz durumlarla baş etmesinde ve kişilerarası ilişkilerini düzenlemesinde affetme önemli bir kavram olarak karşımıza çıktığı söylenebilir.
Ortaöğretim öğrencilerinin internet kullanım süreleri ve sosyal medya kullanım düzeyleri ile öğrencilerin sosyalleşme düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Sosyal medyanın durdurulamaz gelişimi beraberinde konu ile ilgili olarak farklı alanlarda yapılan pek çok çalışmayı getirmiştir. Bu çalışmaların büyük bir kısmının örneklemini öğrenciler oluşturmaktadır. Bu çalışma kapsamında ortaöğretim öğrencilerinin sosyal medya kullanım düzeyleriyle sosyalleşme düzeyi arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışma altı bölümden oluşmaktadır. Çalışma kapsamında öncelikle sosyal medya ile ilgili konulara ve sosyalleşmeye yer verilmiştir. Bu kapsamda sosyal medya, internetin tanımına, tarihçesine, sosyal medyanın gelişim sürecine, sosyal ağlardan olan Facebook, Twitter, Instagram, LinkedIN, forumlar, bloglar ve sözlüklerle ilgili konular ele alınmıştır. Araştırmada veri toplamak amacıyla "Kişisel Bilgi Formu", "Sosyalleşme Düzeyi Ölçeği" ve "Sosyal Medya Kullanım Düzeyi Ölçeği" kullanılmıştır.Veri toplama araçlarıyla elde edilen veriler üzerinden ele alınan amaçlar doğrultusunda frekans, mean, t testi, ANOVA ve Basit Doğrusal Regresyon analizi yapılmıştır. Verilerde normal dağılım gösterdiğinden iki grup karşılaştırmalarında Independent-T Testi, One Way Anova, Post Hoc Tukey Testi kullanılmıştır. Çalışma sonunda, Sosyalleşme Düzeyi Ölçeği toplam puan ortalaması 43,31±6,12 ve Sosyalleşme Düzeyi Ölçeği puan ortalaması 29,77±10,3 olarak elde edilmiştir. Araştırmanın sonucunda, erkek katılımcıların internet kullanım süresinin kız katılımcılara göre daha fazla olduğu, anne ve baba çalışma durumuna göre sosyal medya kullanım düzeyi, sosyalleşme düzeyi ve internet kullanım süresinin anlamlı bir farklılık göstermediği görülmüştür. Evde internet bulunma durumuna bağlı sosyal medya kullanım düzeyi, sosyalleşme düzeyi ve internet kullanım süresinin anlamlı bir farklılık göstermediği, okul türü değişkenine bağlı olarak sosyalleşme düzeyinde anlamlı bir farklılık olmadığı ancak sosyal medya kullanım düzeyinde fen lisesi öğrencileri ile meslek liseleri öğrencileri arasında fen lisesi öğrencileri lehine anlamlı bir fark oluştuğu görülmüştür. Yine internet kullanım süresi açısından anadolu lisesi öğrencileriyle meslek liseleri öğrencileri arasında anadolu lisesi katılımcılarının fazla süre geçirdikleri tespit edilmiştir. Gelir düzeyine göre sosyal medya kullanım düzeyi ile sosyalleşme düzeyinin anlamlı bir farklılık göstermediği, buna karşın gelir düzeyi yüksek olan ailelerin öğrencilerinde internet kullanım süresinde artış olduğu görülmüştür. Anne eğitim düzeyine bağlı sosyal medya kullanım düzeyi, sosyalleşme düzeyi anlamlı bir farklılık göstermemekle birlikte, internet kullanım süresi anlamında lise mezunu annelerin öğrencileri okur yazar olmayanlara kıyasla daha fazla internette kaldıkları görülmektedir. Baba eğitim durumunda ise anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır. İnterneti e-mail ve sohbet amaçlı kullanan katılımcıların internet kullanım süresi daha fazladır. İnternete cep telefonundan bağlanan öğrencilerin sosyal medya kullanım düzeylerinin daha fazla olduğu görülmektedir. İnternet kafe ve okuldan internete bağlanan öğrencilerin diğer mecralaradan bağlananlara göre daha fazla internette vakit geçirdikleri sonucuna ulaşılmıştır. İnternet kullanım süresinin arttıkça sosyalleşme düzeyinin azaldığı, sosyal medya kullanım düzeyi arttıkça sosyalleşme düzeyinin azaldığı görülmektedir.
Öğretmen algılarına göre mesleki tükenmişlik, liderlik tarzları ve örgüt kültürü ilişkisi
İnsan, duygu ve düşünceler bağlamında psikolojik, etkileşim içerisinde olduğu çevre bağlamında ise sosyal bir varlık olarak nitelendirilebilir. Dolayısıyla insanın karmaşık bir varlık olarak değerlendirilmesinin temelinin de insanın, psikolojik ve sosyal yönden bir bütünü oluşturması olarak düşünülebilir. Bu doğrultuda insanı anlayabilmek ve beklentilerine cevap verebilmek için öncelikle insanın karmaşık bir doğasının olduğunu fark etmenin önem taşıdığı söylenebilir. Öyle ki, bu durumun farkındalığı insanın yaşamın her alanında motivasyonunu, isteğini, ilgisini ve dikkatini doğru bir şekilde amaca kanalize etmesini sağlayarak istenilen verimin elde edilmesine olanak tanıyabilir. Genel olarak bakıldığında günün çoğunluğunun çalışma ortamında geçirildiği düşünülecek olursa, iş yerindeki yöneticilerin liderlik tarzı, davranışları ve tutumu ile bütünüyle çalışma ortamı ve kültürünün, birey üzerinde büyük oranda bir etki alanına sahip olduğu düşünülebilir. Bireylerin yaşadığı tükenmişlik duygusunun da kaynağının etkileşimde olduğu yaşadığı çevre ile bağlantılı olarak gelişebilmekte olduğu söylenebilir. Tükenmişliğe neden olan durumları anlayabilmek ve bu durumdan dolayı ortaya çıkabilecek bireysel ve örgütsel olumsuzluklara karşı önlemler alabilmek adına, mesleki tükenmişliğin çeşitli değişkenler, liderlik tarzları ve örgüt kültürü ile olan ilişkisini incelemenin bir gereklilik olduğu söylenebilir. Bu çalışmanın amacı, farklı değişkenlere göre mesleki tükenmişlik, liderlik tarzları ve örgüt kültürü ilişkisinin olup olmadığını ilkokul ve ortaokullarda görev yapan öğretmenlerin algılarına göre incelemektir. Bu çalışma, 2018-2019 eğitim öğretim yılında Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı Kastamonu ve Bartın illerinde bulunan merkez devlet okullarının ilkokul ve ortaokul kademelerinde görev yapan öğretmenlerden oluşmaktadır. Araştırmaya, gönüllük esasına dayalı olarak Kastamonu ilinden ortaokulda görev yapan 190'ı kadın, 103'ü erkek öğretmen olmak üzere toplam 293 kişi katılım sağlamış, ilkokulda görev yapan 188'i kadın, 84'ü erkek öğretmen olmak üzere toplam 272 kişi katılım sağlamıştır. Bartın ilinden ise ortaokulda görev yapan 105'i kadın, 85'i erkek öğretmen olmak üzere toplam 190 kişi katılım sağlamış, ilkokulda görev yapan 70'i kadın, 56'sı erkek öğretmen olmak üzere toplam 126 kişi katılım sağlamıştır. Her iki ilin toplamında ise Kastamonu'dan 565, Bartın ilinden ise 316 kişi olmak üzere toplam 881 kişi araştırmaya katılmıştır. Araştırmada veri toplama araçları olarak; kişisel bilgi formu, Maslach ve Jackson (1981) tarafından geliştirilerek daha sonra Maslach, Jackson ve Schwab tarafından düzenlenen, İnce ve Şahin (2015)'in Türkçe'ye uyarladığı "Maslach Tükenmişlik Envanteri-Eğitimci Formu", Bass ve Avolio (1985) tarafından geliştirilen Korkmaz (2005) tarafından Türk Kültürü ve Türk Eğitim Sistemine uyarlanan "Çok Faktörlü Liderlik Ölçeği (MLQ)" ve Terzi (2005) tarafından geliştirilen "Okul Kültürü Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler 'SPSS' paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmanın sonucunda, mesleki tükenmişlik, liderlik tarzları ve örgüt kültürü arasında anlamlı bir ilişki olduğu; okul müdürlerinin sergilediği liderlik tarzlarına yönelik davranışlar ile örgüt kültürünün, öğretmenlerin yaşadığı duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarıda azalma hissi üzerinde etkisi olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Eğitim, Öğretmen, Okul Yöneticileri, Mesleki Tükenmişlik, Liderlik Tarzları, Örgüt Kültürü
Mevsimlik tarım işçisi öğrencilerin sosyal becerileri ve okula karşı tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, 2020-2021 eğitim-öğretim yılında ortaokulda öğrenim gören öğrencilerin sosyal beceri ve okula karşı tutum düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu araştırma ilişkisel tarama modelinde betimsel bir çalışmadır. Araştırmanın çalışma grubunu 2020-2021 öğretim yılında Iğdır ilindeki 5.6.7.8. sınıflarında öğrenim gören 321 mevsimlik tarım işçisi öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmanın sonucunda, ortaokul öğrencilerinin sosyal beceri ve okula karşı tutum düzeyleri arasında orta düzeyde, pozitif anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Genel olarak öğrencilerin okula karşı tutum düzeyleri incelendiğinde yüksek düzeyde, pozitif anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Mevsimlik tarım işçisi öğrencilerin sosyal beceri ve okula karşı tutum düzeyleri ekonomik durum düzeyine göre anlamlı bir şekilde değişmektedir. Mevsimlik tarım işçisi öğrencilerin sosyal beceri ve okula ilişkin tutum düzeyleri orta ekonomik durumda en yüksek; kötü ekonomik durumda en düşük düzeydedir. Gelecek çalışmalarda, mevsimlik tarım işçisi öğrencilerin ekonomik durum değişkenine göre sosyal beceri ve okula karşı tutum düzeylerini etkileyen nedenler ortaya çıkarılabilir. Erkek öğrencilerin sosyal beceri düzeylerinin kızlara oranla düşük olmasının nedenleri belirlenerek, bu durumu giderici önlemler alınabilir.
Öğretmenlerin psikolojik sermaye düzeyleri ile sosyal medya kullanımları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yasatır; ya da esaret ve sefalete terk eder. Eğitim bir toplumun can damarlarından birisidir. İlk eğitim ailede anne ve babanın çocukla etkileşimi ile başlayarak okul sürecinde öğrencinin öğretmen ve okul çevresiyle etkileşimi ile devam eder. Geleceğin güvencesi sağlam temellere dayalı bir eğitime, eğitim ise öğretmene dayalıdır. Öğretmenler içinde bulundukları zamanın şartlarından etkilenerek evrilmektedirler. Günümüzde en önemli etkileşim aracı ise sosyal medya olarak karşımıza çıkmaktadır. 2019 verilerine göre bireysel günlük internet kullanımı 6 saat 42 dakika, sosya medyanın dünya geneli günlük kullanımı bireysel bazda 3 saat 16 dakika olup toplam sosyal medya kullanıcı sayısı olarak da 3,5 milyar kullanıcı sayısı geçilmiş durumdadır. Öğretmenler sosyal medyanın bu yoğun etkileşiminde rol almaktadırlar. Bundan dolayı sosyal medya ve mecralarıyla etkileşim ile öğretmenlerin psikolojik sermaye düzeyleri arasında bir ilişki oluşmakta ve öğretmenlerin psikolojik sermaye düzeylerinde farklılıklar görülmektedir. Öğretmenlerin psikolojik sermaye düzeyleri ile sosyal medya kullanımları arasındaki ilişkiyi doğrudan ortaya koyan herhangi bir çalışma tespit edilmemiştir. Alan yazını incelendiğinde öğretmenlerin demografik özelliklerine göre psikolojik sermaye düzeyleri ile sosyal medya kullanımlarının farklılaşıp farklılaşmadığı tespit edilmelidir. Ayrıca öğretmenlerin psikolojik sermaye düzeyleri ile sosyal medya kullanımları arasında ilişki olup olmadığı ilişki var ise bu ilişkinin yönü tespit edilmelidir. Araştırma alan yazındaki bu problemleri ortadan kaldırabilmek amacıyla gerçekleştirilmiş olup öğretmenlerin psikolojik sermaye düzeyleri ile sosyal medya kullanımları arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmanın evrenini 06 Eylül 2019 tarihinde basılan "Milli Eğitim İstatistikleri Örgün Eğitim" yayınında 2018-2019 Eğitim Öğretim yılı için örgün eğitim Türkiye geneli toplam 1 077 307 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmamızın örneklemi olarak 581 öğretmen kolayda örnekleme yöntemi ile belirlenmiş olup yüz yüze anket uygulaması gerçekleştirilmiştir. Anket üç bölümden oluşturulmuş olup ilk bölümde demografik özellikler, ikinci bölümde pozitif psikolojik sermaye ölçeği, üçüncü bölümde ise sosyal medya ölçeği yer almaktadır. Araştırmanın sonucunda öğretmenlerin psikolojik sermaye düzeyleri ile sosyal medya kullanımları arasında analmlı ve güçlü pozitif (Pearson korelasyon katsayısı 0,756) bir ilişki olduğu; Psikolojik sermayedeki %57'lik varyansın sosyal medya kullanımına bağlı olduğu tespit edilmiştir. Değişkenler arasındaki basit doğrusal ilişkiye ilişkin regresyon denklemi ise "Psikolojik sermaya= 0,607+0,501(sosyal medya kullanımı)" şeklindedir. Öğretmenlerin psikolojik sermaye düzeylerinin ve sosyal medya kullanım düzeylerinin demografik özelliklerine göre farklılaştığı elde edilen diğer bir sonuçtur.