Hacettepe University
Discipline

Adli Bilimler Anabilim Dalı

Hacettepe University

135

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Iot ve IIot teknolojileri için uzman sisteme dayalı analiz yöntemi

Endüstri 4.0 süreciyle büyük ivme kazanan bilgi toplumuna geçiş ile birlikte, insan hayatına büyük esneklik, hız ve verimlilik sağlayan bilgi teknolojileri beraberinde yeni saldırı yüzeylerini de ortaya çıkarmıştır. Özellikle IoT ve IIoT altyapısının kullanıldığı başta kritik altyapılar olmak üzere, akıllı şebekler, akıllı evler de dahil olmak üzere siber güvenlik analizleri gerçekleştirilmeden kullanıma geçilmiştir. Süreç içerisinde yaşanan siber güvenlik saldırıları ile birlikte sistemlerin güvenlik analizlerinin önemi ortaya çıkmıştır. Bu tez çalışması, IoT ve IIoT sistemlerinin güvenlik açıklarını incelemek ve bu açıkların giderilmesine yönelik bir uzman sistem modeli geliştirmek üzerine odaklanmıştır. Çalışmanın ilk aşamasında, IoT ve IIoT sistemlerinin ağ topolojilerindeki güvenlik zafiyetleri detaylı bir şekilde incelenmiştir. Analizler kapsamında, çeşitli saldırı senaryoları üzerinden incelemeler yapılmış ve IIoT sistemlerine yönelik potansiyel tehditlerin doğasını anlamak amacıyla derinlemesine bir bakış sunulmuştur. Çalışmanın odak noktası, uzman sistem tabanlı bir saldırı tespit yönteminin araştırılması, geliştirilmesi ve bu yaklaşımın etkinliğinin değerlendirilmesidir.

Gökçe Karacayılmaz
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Adli bilimlerde ses kayıtları üzerinde manipülasyon incelemesi

Bu çalışma ile Türkçe sesletilmiş ses kayıtları üzerinde yapılmış olan manipülasyonların belirlenmesi için görsel, işitsel ve dilbilimsel parametrelerden oluşan bir inceleme yönteminin önerilmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda analiz edilmesi gereken parametreler literatür araştırması sonucunda belirlenmiştir. Farklı disiplinlere ait kavramları içeren bu parametrelerin, önerilen yöntem bağlamındaki uygulamaları örneklerle açıklanarak incelemelere nasıl katkı saylayacağı üzerinde durulmuştur. Belirlenen parametrelerin bütünleyici bir biçimde uygulanabilmesi için, inceleme yöntemine göre tasnifleri yapılmış ve oluşturulan İnceleme Formu ile uygulanabilirliği sağlanmıştır. Önerilen yöntem, kesme (X), kopyalama (C) ve karıştırma (M) yöntemleriyle manipüle edilerek, anlam bütünlüğü bozulmuş test kayıtları üzerinden sınanmıştır. Hazırlanan 10 adet test kaydı, araştırmaya gönüllü incelemeci olarak katılan 3'ü dilbilim uzmanı ve 3'ü ise adli ses inceleme alanında uzman olan katılımcılar tarafından bir birinden bağımsız olarak incelenmiştir. Katılımcıların önerilen yöntem ile yaptığı incelemeler sonucunda 60 adet inceleme formu elde edilmiştir. Her bir kayıt için inceleme formlarında belirtilen bulgular üzerinde yapılan analizler sonucunda; (i) her bir kayıttan elde edilen görsel, işitsel ve dilbilimsel bulgular birlikte değerlendirildiğinde kayıtların tamamında yapılan tüm manipülasyonların belirlendiği, (ii) Manipülasyon yöntemi bakımından kopyalama ve karıştırma yöntemiyle yapılan manipülasyonlardan elde edilen bulgu sayısının kesme yöntemine nazaran daha yüksek olduğu, (iii) bu farkın görsel ve işitsel incelemede yüksek iken dilbilimsel incelemede düşük olduğu, (iv) ölçüt olarak belirlenen tüm parametrelerden bulgular elde edilmiş olması önerilen yöntemin uygulanabilir olduğunu, (v) dilbilimsel incelemenin, görsel ve işitsel incelemenin yanında tamamlayıcı mahiyette olduğu ve ulaşılan sonuçların doğruluğunu artıracağı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Adli Dilbilim, Manipülasyon İncelemesi, Doğrulama, Özgünlük İncelemesi, Adli Ses Analizi

Adli dil bilim
Erkan Burucu
Hacettepe University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Biyometrik imzaların Türk adli bilimler incelemelerine kazandırılması üzerine araştırma

Teknolojinin hızla insan hayatının her aşamasına girmeye başlaması ve devam etmesinin sonucu olarak, insanların kalem ile kâğıt üzerine attıkları imzalar artık dokunmatik ekran özelliğine sahip tabletler sayesinde elektronik ortamda atılmaya başlanmıştır. Bunun sonucu olarak elektronik ortamda imzalanmış belgeler adli davalara konu olmaktadır. Söz konusu imzaların aidiyetinin tespit edilmesi için adli makamlarca kriminal laboratuvarlara inceleme istekleri gönderilmektedir. Ancak hâlihazırda söz konusu imzaların tam adının ne olması gerektiği, nasıl ve kimler tarafından inceleneceği vb. konularda belirsizlikler/boşluklar bulunmaktadır. Bu tez çalışması ile adli makamların inceleme isteklerine cevap verebilmek, Jandarma kriminal laboratuvarlarının incelemelerine temel teşkil edecek talimatı ve gereklilikleri belirlemek ve söz konusu imzalarda mevcut isim karmaşasına son vermek amaçlanmıştır. Biyometri, yakın zamana kadar birçok kişi tarafından bilinmeyen teknik bir konuydu ve daha çok bilişimle ilgiliydi. 6698 Sayılı Kişisel Verileri Koruma Kanunu'nun 2016 yılında yürürlüğe girmesi ve biyometrik verilerin özel bir nitelik olarak sınıflandırılması sonucunda bu alanda çalışan sayısı artış göstermiştir. Biyometri ve biyometrik veri artık tüm insanları ilgilendiren bir konu hâline gelmiştir. Bununla birlikte sadece teknik değil, yasal etki alanı da oluşturmaya başlamıştır. Neyin biyometrik veri olarak değerlendirilebileceği, neyin değerlendirilemeyeceği ya da bir verinin ne zaman biyometrik veriye dönüştürüleceği konusundaki tartışmaların devam ettiği bilinmektedir. Bu çalışmanın birinci bölümünde imzanın tanımı yapılmıştır. İmzanın neden yaygın olarak kullanıldığı ortaya konulmuş ve dijital imza denilince ilk akla gelen elektronik imza ele alınmıştır. Elektronik imza seviyeleri tanımlanarak elektronik imza hakkında yapılan hukuki düzenlemeler araştırılmıştır. İkinci bölümde ise dijital ortamlara atılan imzalar ele alınmıştır. Gelişmiş elektronik imza kapsamına giren biyometrik imza üzerinde durulmuştur. Biyometrik imza teknolojisinin avantajları ve biyometrik imza inceleme tekniklerinin adli bilimler açısından değerlendirmesi yapılmıştır. Biyometrik imzanın oluşturulması, ıslak imzaya denkliği, veri bütünlüğü, oluşturma güvenliği, doğrulama güvenliği ve kullanım kolaylığı üzerinde durulmuştur. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise biyometrik imzanın detaylı incelemesi yapılarak bu kapsamda biyometrik imzanın veri gereksinimleri ortaya konulmuştur. Sayısal veriler olarak; X ve Y koordinatı, X ve Y yönünde hızı, X ve Y yönünde ivmesi, imzanın uzunluğu, imzanın yüksekliği, ilk noktadan itibaren geçen süre, kalem basıncı, kalem ucunun durumu ve eğimi, kalem kaldırma, kalem dönüşleri tanımlanmıştır. Biyometrik imzanın görüntüleri ve meta verileri üzerinde durulmuş, buna paralel olarak biyometrik imza çözüm gereksinimleri ele alınmıştır. Çözüm gereksinimleri kapsamında örneklem/işlemci hızı, zaman yakalama, basınç/kuvvet, hava hareketleri, biyometrik bir imzanın elektronik bir belgeye entegrasyonu tanımları yapılmıştır. Devamında ise imzalama koşulları üzerinde durulmuştur. Çalışmanın dördüncü bölümünde asıl çalışma konusu olan dijital ortamlara atılan imzaların kriminal incelemesi nasıl olmalı sorusu üzerinde yoğunlaşılmıştır. Öncelikle ıslak imzaların incelemesi yapılırken analiz edilen genel ve karakteristik özelliklerden bahsedilmiştir. Genel özelliklerden biçim, boyut, oranlar, boşluklar, eğim, ivme, hız, akıcılık, basınç, el kaldırma hareketi yörüngesi ele alınarak karakteristik özelliklerden de bahsedildikten sonra değerlendirme ve yorumlama yapılmıştır. En son bölümde ise dijital ortamlara atılı imzaların hukuki değerlendirmesi yapılarak bu husustaki tartışmalara açıklık getirilmiştir. Sonuç olarak adli makamlardan kriminal laboratuvarlara gönderilen biyometrik imzaların incelemesi nasıl olmalı üzerinde bir açıklama geliştirilmiştir. Bu kapsamda Jandarma kriminal laboratuvarının altyapı çalışmaları ve eğitim hazırlıkları nasıl olmalı sorusunun cevabı da ortaya konulmuştur.

Özay Dörttepe
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Patlayıcı madde yüklü insansız hava aracı saldırılarında tercih edilen patlayıcıların patlama öncesi/sonrası kimyasal analizi

Hayatın her alanında olduğu gibi ulusal ve uluslararası güvenlik alanlarında da gelişen teknolojinin etkilerini görmek kaçınılmaz bir durumdur. Özellikle havacılık sektöründeki hızlı gelişim ve değişimler insansız sistemlere olan ilgiyi artırmış ve bu da terör örgütleri ile Devlet Dışı Silahlı Aktörlerin (DDSA) bu kabiliyeti kazanmaya yönelik merakını artırmıştır. İnsansız Hava Aracı Sistemlerinin (İHAS) suç ve terör örgütlerince keşif ve gözetleme yapmak, top atışlarını hedefe yönlendirmek ve el yapımı patlayıcı madde (EYP) ile tadil ederek saldırı girişimlerinde bulunmak maksadıyla tercih edildikleri kayda geçmiştir. Milli güvenliğimizi tehdit eden bu gelişmeler, gerçekleşmiş veya gerçekleşebilecek saldırıların aydınlatılması açısından kriminal birimlere yeni inceleme ve analiz yöntemleri kazanımını zorunlu kılmıştır. İHA'larla yapılan saldırılar sonrası patlayıcı maddelerin varlığının ve özellikle patlama sonrası tespitinin zor olduğu bilinmektedir. Bu tez çalışması kapsamında LC/MS-MS ile 11 farklı patlayıcı maddenin bir arada kalitatif analizi için yeni bir yöntem geliştirilmiştir. Çalışma süresince, Atmosferik Basınçta Kimyasal İyonizasyon (APCI) yöntemi seçilerek, çoklu reaksiyon izleme modunda (MRM, Multiple Reaction Monitoring) negatif iyonlar izlenmiştir. Kromatografik kolonda patlayıcı maddelerin ayrılması ve tayini 11 dk gibi kısa bir sürede gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında RDX ve TNT'ye ait sonuçlar verilmiş olup, RDX için alıkonma zamanı 8.2 dk, TNT için 9.7 dk olarak belirlenmiştir. Geliştirilen yöntem ile olay yerinden alınan iki farklı numune analiz edilmiştir. Bu numunelerin birincisi, saldırı amaçlı kullanılmış patlayıcı yüklü İHA üzerinden alınan numune, diğeri ise kontrollü bir şekilde düşürülen İHA'nın patlaması sonucu patlama çukurundan alınan toprak numunesidir. Her iki numunede de RDX ve TNT olduğu tespit edilmiştir.

Hakan Çetinkaya
Hacettepe University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Makromolekül yapıda nanomalzemeler ile parmak izlerinin geliştirilmesi

Parmak ve avuç izleri, olay yeri incelemelerinde en sık karşılaşılan bulgu türlerinin başında gelmeleri, düşük maliyetli olmaları ve kesin sonuç vermelerinden dolayı "Adli Bilimlerin Altın Standardı" olarak ifade edilmişlerdir. Parmak ve avuç izlerinin biyometrik bulgular olması da önemli üstünlükleri olarak görülmektedir. Bu üstünlükleri Otomatik Parmak ve Avuç İzi Teşhis Sistemleri (OPTES) ve veri tabanlarının gelişmesiyle çok büyük bir önem kazanmıştır. Olay yerinde elde edilen bulgular, sahibinin tespit edilebilmesi maksadıyla bir mukayese numunesine ihtiyaç duymaktadırlar. Parmak izi bulguları ise mevcut veri tabanlarını kullanarak bir şüpheli ya da mukayese numunesine ihtiyaç duymaksızın failin tespitine imkân sağlamaktadırlar. Parmak ve avuç izi incelemeleri alanında başarı, olay yerinden bulunan gizli parmak izlerinin tespit edilebilmesi ve bu izlerin başarılı bir şekilde geliştirilebilmesinde saklıdır. Gizli parmak ve avuç izlerinin geliştirilmesi hakkında birçok çalışma olmasına rağmen fazlasıyla çalışmalara ihtiyaç duyulan bir alandır. Bu tez çalışmasında; parmak ve avuç izlerinin görünür hale getirilmesi alanında, 2025 yılı sonrasına hâkim teknolojik bir devrim olacağı değerlendirilen nanoteknoloji ve nanomalzemelerden istifade edilerek çevre dostu, kullanıcı sağlığına zarar vermeyen, pratik bir çözüm geliştirilmesi hedeflenmiştir. Yapılan bu çalışmada; doğal, çevre dostu, kullanıcı sağlığına zarar vermeyen selüloz türevi bir makromolekül olan 2-hidroksietil selüloz (2-HEC) içinde, silika (SiO2) ve grafen kullanılarak bir süspansiyon hazırlanmıştır. Elde edilen malzemeler Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektroskopisi (FT-IR), X-Işınları Kırınım Spektroskopisi (XRD), Taramalı Elektron Mikroskobu-Enerji Dağılımlı X-Işınları Spektroskopisi (SEM-EDX) yöntemleri kullanılarak karakterizasyon çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın son aşamasında, elde edilen numuneler hazırlanan cam, plastik, alüminyum folyo, işlenmiş ahşap, işlenmemiş ahşap, kâğıt ve metal yüzeyler üzerine bırakılmış 1, 3, 5, 7 ve 14 günlük parmak izlerine uygulanmıştır. Genel olarak XRD, FT-IR, SEM-EDX ile elde edilen sonuçlarda, başarılı bir şekilde solüsyonların hazırlandığı görülmüştür. Kâğıt ve işlenmemiş ahşap yüzeyler dışındaki yüzeylerde filmlerin başarılı bir şekilde oluştuğu ve izleri kaldırdığı, esnek ve izleri koruyan bir yapıya sahip olduğu görülmüştür. Nanokompozit filmlerle kaldırılan izlerin müteakip uygulamalarda kullanıma uygun olduğu gözlemlenmiştir. Nanokompozit filmlerin izlerin korunması ve aynı zamanda geliştirilmesi maksadı ile kullanılabileceği değerlendirilmiştir. Tüm yüzeylerde değerlendirildiğinde AKN'li solüsyonların daha başarılı, en başarılı solüsyonun ise 2-HEC/nötral SiO2/AKN olduğu görülmüştür. Solüsyonların alternatif yöntemlerle uygulanabilirliğini test etmek amacıyla solüsyonlar buharlama, daldırma ve püskürtme metotları ile de denenmiştir. Solüsyonların bu metotlarla uygulanmasının sonucunda beklenen başarı elde edilmemiştir. Buharlama ve püskürtme metodu için gerekli geliştirmeler ve uygun değerlerin tespiti ile başarılı sonuçlar alınabileceği değerlendirilmiştir. Bu çalışmanın sonuçları kullanılarak, çevre dostu selüloz türevi makromolekül malzemelerin kullanıldığı farklı yüzeylerde etkili, kullanıcı sağlığına zarar vermeyen, düşük maliyetli, parmak ve avuç izi geliştirme tekniği geliştirerek Adli Bilimler literatürüne katkı sağlanmıştır.

Yücel Demirkan
Hacettepe University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Adli görüntü inceleme laboratuvarlarında kullanılan yazılımların karşılaştırmalı olarak incelenmesi

Gelişen teknolojiyle beraber görüntü kaydeden cihazlar günlük ve çalışma hayatımızın her alanına girmiştir. Elde edilen bu görüntülerin suç ve suçlunun tespiti için kolluk kuvvetleri ve adli makamlar tarafından kullanımı kaçınılmaz hale gelmiştir. Adli Bilişim incelemelerinin bir alt disiplini olan Adli Görüntü İnceleme faaliyetleri, yargı makamlarının inceleme isteklerine cevap verebilmek için kurumsal ve özel alanda kurulmuş laboratuvarlar vasıtasıyla hizmet vermektedir. Adli Görüntü İnceleme Laboratuvarlarında en çok yapılan incelemeler; görüntü kaydının kalitesini artırmak ve detayları ortaya çıkarmak için yapılan görüntü iyileştirme incelemesi, görüntünün orijinalliğini ve üzerinde oynama yapıp yapılmadığını ortaya koymak için yapılan manipülasyon/sahtecilik incelemeleri ve suça konu görüntü ve mukayese görüntülerindeki şahsın aynı kişi olup olmadığına yönelik yüz karşılaştırma incelemeleridir. İnceleme faaliyetlerinin yoğun temposunda, Adli Görüntü İnceleme Uzmanlarına yardımcı olmak ve işlemleri hızlandırmak amacıyla kamu ve özel şirketler tarafından çeşitli yazılımlar ve çözümler geliştirilmiştir. Bu çalışmada ilk önce adli bilişim, adli görüntü, adli görüntü inceleme ve laboratuvar faaliyetlerinden bahsedilmiş ve laboratuvarlarda yaygın olarak kullanılan yazılımların özellikleri üzerinde durulmuştur. Elde edilen veriler karşılaştırmalı olarak sunularak adli görüntü inceleme alanında görev yapan personele kaynak sağlanması amaçlanmıştır.

Hüseyin Halistoprak
Hacettepe University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Adli önemi olan Calliphora vicina (Robineau-Desvoidy, 1890) (Diptera: Calliphoridae) türünün yumurta gelişim sürelerinin incelenmesi

S¸upheli ¨ ol¨ uml ¨ u olayların aydınlatılmasında bas¸vurulan bilim alanlarından biri olan ¨ adli entomolojide, makdulun ol¨ um¨ unden bulundu ¨ gu ana kadar gec¸en s ˘ urenin tayininde ¨ boceklerin gelis¸imlerinin farklı as¸amalarından alınan bilgilerden faydalanılmaktadır. Adli ¨ onemi olan b ¨ oceklerin yumurta gelis¸im periyotları bahsedilen bilgi kaynaklarından biri ¨ olarak kullanılmaktadır. Yumurtada, gelis¸im surecindeki g ¨ or¨ ulen c¸es¸itli morfolojik ¨ karakterler sayesinde, yumurtanın gelis¸iminin hangi evresinde oldugu tespit edilir ve ˘ ol¨ um¨ sonrası zaman (OSZ) tayininde gec¸en s ¨ ure hakkında tahminde bulunulabilir. Bu c¸alıs¸mada ¨ Hacettepe Universitesi Beytepe Kamp ¨ us¨ u'nde adli ¨ oneme sahip ¨ Calliphora vicina tur¨ une ¨ ait yumurtaların 25°C'deki gelis¸imleri incelenmis¸ ve bu surec¸teki morfolojik de ¨ gis¸imler ˘ belirlenip tartıs¸ılmıs¸tır. ˙Ingiltere'de daha once yapılan benzer bir c¸alıs¸madaki sonuc¸larla ¨ kars¸ılas¸tırıldıgında bazı farkların oldu ˘ gu tespit edilmis¸tir. Bunlardan en ˘ onemlisi iki ¨ ulke ¨ populasyonları arasında yumurtadan c¸ıkıs¸ s ¨ ureleri arasında 2 saatlik bir fark olmasıdır.

Ozan Özdil
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Parmak izi tayini ve parmak izinde patlayıcı tespiti

Adli bilim uygulamalarında gelişen ilk alanlardan biri olan parmak izi incelemeleri fiziksel ve kimyasal yöntemlerle yapılmaktadır. Suçların faillerinin belirlenmesinde ve yakalanmasında önemli bir yere sahip olan parmak izleri, el yapımı patlayıcı madde düzeneklerinde (EYP) de sıklıkla elde edilen bulgu türlerinden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplum güvenliğini tehdit eden EYP'nin silah olarak kullanıldığı terör saldırılarında kamu vicdanının rahatlatılması ve adaletin tecellisi için kullanılan patlayıcı maddenin de tespit edilmesi önem arzetmektedir. Bu tez çalışmasında, parmak izi ve TNT tespiti için azot katkılı karbon kuantum noktalar (N-CQD) sentezlenmiştir. N-CQD, tez çalışmasının yürütüldüğü kimya araştırma grubu tarafından sentezlenmiş ve karakterizasyon için Uv-GB, FTIR, Raman, TEM, XPS ve Zeta Potansiyeli ölçüm teknikleri kullanılmıştır. N-CQD çözeltisi, EYP unsurları içermesi muhtemel yüzeylerde (pürüzlü, pürüzsüz, yapışkan, koyu ve açık renk) parmak izlerini ve TNT'yi birlikte tespit etmek için kullanılmıştır. N-CQD ile görünmeyen parmak izlerinin görünür hale getirilmesi için bir yöntem geliştirilmiş ve parmak izinde bulunan TNT kolorimetrik olarak belirlenmiştir. N-CQD çözeltinin etkinliğini göstermek için otomatik parmak izi tespit sistemi kullanılarak mukayese tabloları oluşturulmuştur.

Alper Şentürk
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Dijital deliller ve delil yasakları

İnsanlık tarihinin yazıldığı ilk zamandan beri, suçluya ulaşabilmek ve suçu tespit edebilmek için çeşitli delil ve ispat vasıtaları kullanılmıştır. Suç tipleri ve suç vasıtaları değişip geliştiği gibi delil tespit ve analiz yöntemleri de zaman içinde değişip gelişmiştir. Gelinen bu noktada, teknolojinin her geçen gün hızlı bir şekilde ilerlemesiyle, küresel dünyada birçok insanı aynı anda etkileyebilecek çeşitli ve yeni suç tiplerinin ortaya çıkması kaçınılmaz olmuştur. Dünyanın neresinde olursanız olun, bulunduğunuz yerden internet ve dijital sistemler aracılığı ile dünyanın öbür ucunda bulunan bir veya birden fazla kişiyi etkileyecek şekilde suç işlemek mümkün hale gelmiştir. Bu durum da devletlerin kendi siber güvenliğini koruma altına almasına neden olmuştur. Bu sebeple öncelikle iç hukukta yasal düzenleme yapılmış, sonrasında da uluslararası işbirliği yapmaya mecbur kalınmıştır. Klasik suç tiplerinin işleniş biçimi ve delillendirme yöntemi, dijital sistemler aracılığı ile işlenen suçlardan farklıdır. Bu sebeple de dijital sistemler vasıtasıyla işlenen suçlar ve dijital sistemlerden delil elde etme yöntemleri Türk Ceza Hukukunda münhasıran düzenlenmiştir. Dijital deliller, diğer klasik delillere göre hem farklı hem de manipülasyona daha açık olması nedeniyle, delil elde edilirken kanunlara ve teknik metodolojiye bağlı kalınmalıdır. Aksi halde, yani bahsi geçen hususlara aykırı hareket edildiği takdirde maddi gerçek ortaya çıkarılamayacak, adalet tesis edilemeyecek ve büyük hak ihlalleri oluşmasına zemin hazırlanacaktır. Bu durumların oluşmasının önüne geçmek için delil yasakları gündeme gelecektir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda dijital delillerin elde edilmesine yönelik; Bilgisayarlarda, Bilgisayar Programlarında ve Kütüklerinde Arama, Kopyalama ve El Koyma koruma tedbiri olarak ayrıca düzenlenmiştir. İlgili maddenin kenar başlığı ilk etapta sadece bilgisayarlara yönelik koruma tedbiri olarak düşünülse de aşağıda ayrıntılı olarak anlatıldığı şekilde, dijital veri bulunduran tüm cihaz ve sistemler için uygulama alanı bulacaktır. Delil elde etme ve ispat yöntemlerinin en temel amacı, geçmişte yaşanmış bir olay için, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Maddi gerçek ortaya çıkarılırken de uyulması gereken yasal zorunluluklar, teknik yöntemler ve bilimsel olarak kabul görmüş metodolojiler bulunmaktadır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi kanunun amacı da sanığı cezalandırmak değil, belli bir şüphe yoğunluğundan yola çıkarak, olaya ilişkin hukuka uygun şekilde elde edilmiş delillerin verdiği bilgiler ışığında, iddia edilen olayın ispatlanması ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Hukuk devleti olmanın bir gereği olarak, ceza muhakemesi kanununda delil serbestisi ilkesi benimsenmiştir. Geçmişte yaşanmış bir olaya ilişkin maddi gerçekler, hukuka aykırı olmamak şartıyla, her tül delille ispat edilebilir. Diğer taraftan koruma tedbirlerinin uygulanması durumunda, doğal olarak bazı temel hak ve hürriyetlere müdahale edilmesi gündeme gelecektir. Bu sebeple aradaki denge sağlanmalı, kişi hak ve hürriyetleri gözetilerek elde edilen deliller, suçun ve suçlunun tespitine yardımcı olmalıdır.

Muhammet Ali Eren
Hacettepe University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Adli olaylarda delil toplama ve dijital delillerin Kosova -Türkiye uygulamalarının karşılaştırılması

Delil, bir suçun işlenip işlenmediğini meydana çıkaran önemli bir araçtır Adli olaylarda, olay yeri incelemesinin yöntemleri sayısız ve çeşitlidir. Yargılama aşamasında suçun ne şekilde işlendiğinin anlaşılmasına yarayan ve olayı ispat edecek olan unsur delildir. Bu yüzden deliller, maddî gerçeğe ulaşması işlenen suçun ispatı ile yargılamanın adaletli ve hızlı şekilde yapılmasına yardımcı olur. Ayrıca deliller yargı organlarının n suç ve suçlu arasındaki ilişkiyi anlamalarına ve karar vermelerine yardımcı olur. Olay yerinden elde edilen deliller, suçun işleniş şekli, zamanı, sanığın hareket şekli, mağdur ve olay yerine dair bilgiler vermektedirler. Diğer taraftan, dijital sistemlerin toplumsal yaşamda daha çok yer edinmesiyle birlikte, olay yeri kavramı fiziki bir ortamdan sıyrılıp dijital alana doğru kaymış, bu yüzden yeni suç çeşitlerinin dijital yollarla işlenmesine ve bunun sonucunda dijital delil kavramın doğmasına neden olmuştur. Kosova mevzuatına göre dijital delillerin toplanmasına ilişkin özel yasalar bulunmamaktadır. Buna karşın, Türkiye gibi örnek ülkelerde dijital delillere ilişkin yasal düzenlemeler bulunmaktadır. Bu çalışmada adli olaylarda delil toplama yöntemlerini ve Kosova ile Türkiye'de dijital delillere ilişkin yasal mevzuatının karşılaştırılması yapılacaktır.

Mensur Morına
Hacettepe University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Adli sosyoloji bağlamında mala zarar verme suçu ile ilgili mekan olgusunun analizi

Yapılan araştırma; malvarlığına karşı işlenen suçlar arasında yer alan mala zarar verme suçunun işlendiği mekâna dair sosyolojik değişkenler vasıtasıyla bulgular üreterek adli sosyoloji alanında kontrol özelliği teşkil edebilen sosyolojik temelli ispat araçlarını belirleme amacını taşımaktadır. Mağdurla yapılan görüşmelerde ana tema; mağdurların faile hangi fırsatları sunduğunu tespit ederek elde edilen bulgularla failin sosyolojik temelli davranış örüntülerini öngörebilme gayesi olmuştur. Mekâna özgü tedbirlerin ve sosyal değişken kalıplarının yer aldığı sınıflandırmada fenomenolojik araştıma yöntemi ile korunaklı, sabit, erişilebilir ve hareketli olmak üzere 4 mekân sınıflandırılması yapılmıştır. Mağdurlar ile yapılan görüşmelerde faillerin toplumsal yaşamda gördükleri boşlukları değerlendirme yoluna gittikleri, bu yönü ile mağdurların Rutin Aktiviteler Teorisi'nde (RAT) belirtilen hususlar ile benzer yönde hareket ettikleri somut örnekler üzerinden anlaşılmıştır. Teorinin genel yaklaşımının suça ilişkin tüm sonuçları karşılamaktan ziyade kasten işlenen fiiller ile örtüştüğü yorumunu yapmak yapılan değerlendirmeyi daha doğru kılacaktır. Mala zarar verme suçunu işleyen tutuklu ve mahkûmların yanıtladığı cevaplar doğrultusunda %72,9 oranında doğru yapılan sınıflandırma sonucu elde edilen lojistik resresyon analiz sonuçlarına göre; çevrede insan bulunması durumunda suçun işlenme riski 2,89 kat azalmaktadır. Diğer taraftan; hedefin tutuklu ve mahkûm tarafından müsait ve erişilebilir olarak değerlendirilmesi durumunda suçun işlenme riski 3,12 kat artmaktadır. Mekânda yer alan insan unsuru hem suçu engelleme özelliği taşımakta hem de suçun oluşması durumunda görgü tanığı delilleri vasıtasıyla olayın aydınlatılmasında önem teşkil etmektedir. Çalışmanın mala zarar verme suçu ile ilgili sosyal değişkenler boyutuyla fail profillemesinde öngörü yapabilme imkânı tanıması açısından literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Bunun yanısıra suçun şüpheden ve delilden hareketle çözüleceği kabulüyle olayların aydınlatılmasında soruşturma birimleri ile yapılan mülakat süreci ile toplanan bilgilere ek olarak karar ağacı modeli kurulması suretiyle elde edilen bulgular sebebiyle ilk olma özelliği taşıyan bu çalışmanın mekânın suç özelinde anlaşılabilmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Aykut Çalışkan
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkçede temel frekansın (F0) değiştirilmesi ile yapılan ses gizlemenin formant değerler üzerine etkisi

Konuşucular tarafından kimliklerini gizlemek için sesletim esnasında bilinçli şekilde değiştirilmeye çalışılan sesler, gün geçtikçe artan bir biçimde adli incelemelere konu olmaktadır. Ses değiştirme farklı yöntemlerle yapılabilmekle birlikte en basit yöntemlerden biri temel frekansın değiştirilmesi yani sesi pesleştirip/tizleştirmektir. 15 kadın ve 15 erkek konuşucunun normal ve değiştirilerek sesletilmiş kayıtlarının F0, F1, F2, F3 ve F4 parametrelerinin değerlendirildiği bu çalışma ile gizlenmiş sesleri tespit etmeye yardımcı olmak için, hangi akustik özelliklerin değiştiğini hangilerinin tutarlı kaldığını bulmak amaçlanmıştır. Ses değiştirmeden etkilenen özellikler için amaç, bu değişikliklerin sistematik olup olmadığının, yani belirli bir değiştirme koşulu için her zaman aynı değişimin ortaya çıkıp çıkmadığının tespit edilmesidir. Çalışmanın sonunda elde edilen sonuçların, inceleme uzmanlarına adli ve idari incelemelerde kolaylık sağlayacağı değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Adli Dilbilim, Adli Ses İnceleme, Ses Değiştirme, Formant Analizi

Adli bilimlerFrekansSes analizi+1
Muharrem Davulcu
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Taşınabilir raman spektrometresi ile patlayıcı öncülü olarak toprakta amonyum nitrat tayini; kantitatif analiz için zemin düzeltme yöntemi uygulaması

Patlayıcıları basitçe ifade edersek, patlama yeteneğine sahip olan ve çok kısa bir süre içinde büyük hacimde genleşen gaz üreterek hedefte güçlü tahrip etkisi yaratan maddeler olarak tanımlayabiliriz. Küçük gruplar halinde hareket edebilme, toplumda korku ve panik yaratma, minimum riskle kolay sonuçlar alınabilmesi gibi sebeplerden dolayı patlayıcı maddeler yasadışı örgütler için olmazsa olmaz bir saldırı silahı haline gelmiştir. Yasadışı örgütler, temin edilmelerindeki güçlük, fiyatlarının yüksek olması ve kolluk kuvvetleri tarafından tespit edilebilme ve dikkat çekme ihtimaline karşı, ticari veya askeri patlayıcıları kullanmak yolunu nadiren tercih etmektedir. Bunun yerine piyasadan rahatlıkla temin edebildikleri ve maliyetleri düşük olan kimyasal maddeleri birleştirmek suretiyle kendi el yapımı patlayıcılarını (EYP) üretmektedirler. Amonyum nitrat (AN) terör unsurları tarafından EYP'lerde patlayıcı öncülü olarak sıklıkla kullanılmaktadır. AN içerikli EYP üretimi sırasında AN'ın toprağa dökülmüş olabileceği değerlendirilerek olay yerinden alınan toprak-kimyasal madde karışım örnekleri kriminal laboratuvarlara gönderilmekte, burada yapılan analiz ve incelemeler sonucunda, olası AN varlığı tespit edilmektedir. Bu süreç güvenlik kuvvetleri açısından zaman kaybına yol açmakta, şüphelilerin tespitini geciktirmekte ve meydana gelmesi muhtemel AN içerikli EYP saldırılarına karşı zamanında tedbir alınmasını engelleyebilmektedir. Bu çalışmada, AN'ın taşınabilir Raman spektrometresi ile saha da gerçek zamanlı olarak toprak karışımlarındaki miktarının tayin edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, tezin deney aşamasında taşınabilir Raman spektroskopisi ile saf amonyum nitrat, Van ilinde yüzeye ait bölgeden alınan toprak ve bunların çeşitli oranlardaki karışımları kullanılmıştır. Hazırlanan 19 AN-toprak karışımı (%5 ila %95 AN ağırlık/ağırlık) flakonlara konularak her numune için 10 tekrarlı Raman ölçümü alınmıştır. Ölçüm sonucunda elde edilen veriler bilgisayara aktarılmıştır. Numunelerin Raman spektrumlarında yer alan ölçüm gürültülerini gidermek amacıyla öncelikle Raman spektral verilerine gürültü yumuşatma için uyarlama dereceli polinom filtresi (ADPF) uygulanmıştır. ADPF yüksek AN oranlarında bile kayda değer bir iyileştirme sağlamadığından, spektrumlardaki zemin gürültüsünü gidermek amacıyla Asimetrik En Küçük Kareler (ALS) yöntemi uygulanmıştır. Bu aşamada ham Raman verilerine ALS yöntemi uygulanarak her spektrum için tahmini bir zemin çizgisi oluşturulmuş, elde edilen ortalama zemin çizgisi, orijinal spektrumdan çıkarılarak (AN) sinyalleri elde edilmiştir. Son olarak, gürültüden arındırılmış veriler kullanılarak AN-toprak karışımlarında AN yüzdesini tayin etmek için uygun regresyon modeli oluşturulmuştur. Modelin gerçek koşullara uygunluğunu belirlemek amacıyla Van, Hakkari ve Adana illerinde açık arazilerden alınan üst topraklara değişen yüzdelerde AN eklenerek algoritma test edilmiştir. Bu işlem sonucunda %79 ila %117 arasında tahmin başarısı elde edilmiştir.

Amonyum nitratEn küçük kareler yöntemiMiktar tayini+2
Alper Bülbül
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Çeşitli yüzeylerde seri numarası restorasyonu

Silah ve araçların polimer ve metal aksamlarında yer alan seri numaraları tanımlama ve takip amaçlı kullanılmaktadır. Ağaç ve ahşap malzemelerdeki damgalar da benzer şekilde kimlik işlevi görür. Tahrif edilen seri numaralarının yeniden okunur hale getirilmesi anlamına gelen restorasyon, sahteciliklerin ortaya çıkarılmasını ve nesnelerin menşei ile aidiyetlerinin tespitini sağlayarak suçların aydınlatılmasını mümkün kılar. Bu çalışma, seri numarası tahrifatı sorununa adli iz incelemesi yöntemleriyle çözümler geliştirmeyi hedeflemektedir. Polimer yüzeylerde restorasyon kapsamında Poliamid 6'ya sıcak damgalama, Poliamid 6,6'ya ise lazerle seri numarası yazımı sonrasında kazıma, çekiçleme ve yakma ile çeşitli derinliklerde tahrifat yapılmıştır. Numuneler, Video Spectral Comparator 8000 cihazında UV ile IR ışıkların farklı dalga boylarında görüntülendiğinde yüzeye zarar vermeden iyi seviyede restorasyon elde edildiği görülmüştür. Aynı polimerlerde sinemaldehit ve metil öjenol ile yapılan kimyasal çözme işlemiyle de yüksek oranda restorasyon sağlanmıştır. Metal yüzeylerde restorasyon çalışmasında alüminyum alaşım yüzeye soğuk damgalama ile yazım yapılmış ve karakterler frezelemeyle çeşitli derinliklerde tahrif edilmiştir. Akabinde, farklı metal tozları ve sıvı kimyasallarla geliştirilen aşındırma macunlarıyla iyi seviyede restorasyon elde edilmiştir. Ahşap yüzeylerde restorasyon çerçevesinde ise su, etanol, amonyak ve kloroformun buhar ve sıvı fazları değişik miktar ve sürelerde kullanılmıştır. Kloroformun buhar fazı hariç kullanılan üç kimyasalın buhar fazlarıyla ahşap yüzeylerde başarı sağlanmış ancak sıvı fazların hiçbirisiyle restorasyon sağlanamamıştır. Özetle bu tez, farklı yüzeylerde etkili ve hızlı sonuç veren, düşük maliyetli ve uygulanması kolay restorasyon teknikleri geliştirerek adli bilimler literatürüne katkı sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Polimer, metal, ahşap, tahrifat, restorasyon

AhşapMetallerPolimerler+2
Serdar Uysal
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Kısa metinlerde yazar tanıma ölçütlerinin belirlenmesi: Twitter üzerinde bir adli dilbilim uygulaması

Verili bir metnin kim tarafından yazıldığı, alanyazına göre adli dilbilim uzmanlarına yöneltilen soruların başında gelmektedir. Bu nedenle yazar tanıma uygulamalarının, adli dilbilim bağlamında özel bir öneme sahip olduğu ifade edilebilir. Kaldı ki bu konuda münferiden çalışılabileceği gibi, başka birtakım analizleri tamamlayıcı nitelikte uygulamalar yapılması da söz konusu olabilir. Tüm bunlara rağmen Türkçe metinlerin incelendiği yazar tanıma uygulamaları, alanyazında görece kısa bir süredir ilgi konusu olarak ele alınmakta ve bu bağlamda kısa metinler çoğunlukla gözardı edilmektedir. Özellikle mobil telefon yazışmaları ve sosyal medya iletileri bağlamında ise az miktarda dilsel veri içeren metinlere dair özgül yöntemlere ihtiyaç duyulduğu açıktır. Zira bilimsel çalışmalarda şimdiye dek genellikle tercih edilmiş olan ve gazete makalelerini incelemeye yönelik kullanılan ölçütlerin çoğu, kayda değer miktarda kısıtlı bir içeriğe sahip sosyal medya gönderilerini veya başka anlık yazışma biçimlerini incelemek için elverişli görünmemektedir. Bu çalışma ise belirtilen çerçevede mevcut ihtiyaca bir yanıt vermeyi hedeflemektedir. Kısa metin örnekleri olarak Twitter isimli mikro-blog sitesinde yer alan ve 50 farklı yazarın oluşturduğu toplam 1000 gönderi incelenmiş, aynı ve farklı yazarların oluşturduğu metinlerin belirlenmesinde ayırt edici bulunan özellikler tespit edilmiştir. "Yazım ve noktalama", "sözcük ve bağlam" ile "diğer ölçütler" olmak üzere üç başlık altında yer alan bu özellikler, 60 farklı yazarın oluşturduğu toplam 198 ayrı Twitter gönderisi üzerinde sınanmıştır. Çeşitli yazar ve gönderi sayılarıyla gerçekleştirilen 18 farklı uygulama kapsamında, yazarı bilinmeyen gönderilerin kim tarafından oluşturulduğu tespit edilmeye çalışılmıştır. Sonuç olarak her bir çalışma neticesinde bir eşleşme sağlanmış ve yapılan kontrollerde bunların tamamının doğru olduğu görülmüştür. Kararsızlıkla sonlandırılan veya hatalı tespitte bulunulan herhangi bir analiz olmamıştır. Elde edilen sonuçlar hem Türkçe kısa metinlerde yazar tanıma uygulamalarına bir temel teşkil etmesi hem de önerilen yöntemin gelecekte geliştirilerek etkinliğinin arttırılması bağlamında önemli görünmektedir.

Utku Tanrıvere
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Modern anadolu toplumlarında pelvis radyoloji incelemeleri temelinde cinsiyet kriterlerinin değerlendirilmesi

Özellikle adli vakaların çözümünde yol gösterici olması bakımından mühim olan pozitif kimliklendirmenin gerçekleştirilebilmesinde cinsiyetin belirlenmesi için yapılan tahminler önemli bir rol oynamaktadır. Pelvisin, seksüel dimorfizmi belirgin bir biçimde göstermesi sebebiyle cinsiyet tahmininde kullanıldığı bilinmektedir. Bu bağlamda, bu çalışmada cinsiyet tahmininde bulunabilmek amacıyla pelvis üzerinde 24 antroposkopik değerlendirme yapılmış ve pelvik açıklıklar, os coxae ve sacrum üzerinden 23 osteometrik ölçüm alınmıştır. Adli olayların aydınlatılması noktasında toplumun güncel verilerine ihtiyaç duyulması nedeniyle bu araştırmada modern Anadolu toplumuna ilişkin bilgilere ulaşmak ve indeks oluşturmak amaçlanmıştır. Hedeflenen amaçlar doğrultusunda bu araştırmada, Temmuz–Kasım 2019 tarihleri arasında Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne ait radyolojik gözlem veri tabanında yer alan hastalardan araştırma kriterlerine uygun olan kişiler arasından rastgele seçilmiş toplam 120 kadına ve 120 erkeğe ait pelvik BT görüntülemeleri üzerinden antroposkopik değerlendirmeler ve antropometrik ölçümler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 22 programı yardımı ile Eşleştirilmiş Örneklem ve Bağımsız Örneklem T Testi, Korelasyon Analizi ve Diskriminant Fonksiyon Analizi (DFA) gerçekleştirilerek bulgular elde edilmiştir. Bulgulardan elde edilen sonuçlara göre, kadınlar ve erkekler arasında pelvik açıklıklar, os coxa ve sacrum üzerinden alınan ölçümlerin büyük çoğunluğunda (19/23) istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar gözlemlenmiş ve bu durum seksüel dimorfizmin bir göstergesi olarak yorumlanmıştır. Araştırmanın bulgularından elde edilen ischiopubic indeks sonuçlarına göre; sağ ischiopubic indeks ile erkeklerin %86'sının, kadınların %85'inin, sol ischiopubic indeks ile erkeklerin %84'ünün kadınların %83'ünün cinsiyetleri doğru tahmin edilmiştir. Gerçekleştirilen DFA sonuçlarına göre coxae'de cinsiyet tahminindeki açıklama oranı en yüksek olan değişken coxa yüksekliği olarak bulunmuştur. Gerçekleştirilen analizlerin sonuçları literatürde yer alan diğer araştırmalarla karşılaştırılmış, benzerlikleri ve farklılıklarına dikkat çekilmiştir.

Fulya Uzuner
Hacettepe University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Nesnelerin interneti sistemlerine yapılan saldırıların analizi üzerine tuzak sistemler ile bir durum çalışması

Teknolojinin gelişimi ile beraber İnternete bağlanabilen cihaz sayısı giderek yaygınlaşmaktadır. Günümüzde neredeyse her alanda İnternetin sağladığı tüm imkânlardan faydalanılmaktadır. Bu cihazların bilinirliğinin artmasıyla birlikte siber saldırganlar da bu sistemleri daha çok hedef tahtasına koymuşlardır. Bu sistemler bilinen bilgisayar ya da sunucu gibi sistemlerin sahip olduğu savunma mekanizmalarına sahip değildirler. Bu yüzden savunma amaçlı yöntemlerde klasik teknikler uygulanamamaktadır. Nesnelerin İnterneti (IoT) en basit anlamada, internet bağlı olan herhangi bir fiziksel cihaz olabilir. Nesnelerin İnternetinde kullanılan sensör cihazların kaynakları, yani bellek (ROM ve RAM), CPU ve depolama alanı sınırlıdır. Genellikle, veri toplayan sensörler, makineden makineye (M2M) veri iletimi yaparak topladıkları verileri belirli bir merkeze gönderirler. Bu tür aygıtlar bir ağa bağlandığında Nesnelerin İnternetinin (IoT) bir parçasını oluştururlar. Bu sistemlere erişimi sağlamak ve yönetmek için sistemlerinde yönetim protokollerinden biri ya da birkaçı aktif olmalıdır. Bu çalışmada, Nesnelerin İnterneti yönetim protokolü Telnet ve özellikle yaygın olarak kullanılan MQTT protokolü için bir saldırı benzetim ortamı ve tuzak sistem tasarlanmıştır. Bu çalışma söz konusu protokollere yapılan ve yaygın olarak bilinen saldırı yöntemlerini kapsamaktadır. Çalışmada her bir protokol için bilinen ataklar denenmiş ve sonuçları paylaşılmıştır. Ayrıca gerçek bir IP kamera sistemine çeşitli saldırılar yapılarak sonuçları paylaşılmıştır.

Ferhat Dal
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Şizofreni hastalarında BDNF rs6265 gen polimorfizminin saldırgan davranışlara etkisi

Şizofreni, hastaların sosyal ilişkilerden ve gerçeklerden uzaklaşarak yaşadığı, düşünce ve davranış bozuklukları içeren kronik bir ruhsal bozukluktur. Şizofreninin pozitif belirtileri, hezeyanlar ve halüsinasyonlardır. Şizofrenideki önemli negatif belirtilere, düzleşmiş affekt ve konuşma içeriğinin azalması örnek olarak gösterilebilir. Saldırganlık, genel popülasyonla karşılaştırıldığında şizofreni hastalarında daha sık görülmektedir. Saldırganlıkta, çevresel faktörler kadar genetik varyasyonların da etkisi olduğu gösterilmiştir ve etkisi gösterilen genlerden biri de BDNF genidir. Bu nedenle bu yüksek lisans tez çalışmasında BDNF rs6265 polimorfizminin şizofreni hastalarında saldırganlığa etkisi Türk populasonunda ilk defa araştırılmıştır. Çalışmaya şizofreni tanısı konmuş (n=50) birey (19 kadın, 31 erkek) dahil edilmiştir. BDNF rs6265 polimorfizmi Polimeraz zincir reaksiyonu-Restriksiyon Fragment Uzunluk Polimorfizmi (PCR-RFLP) yöntemi ile analiz edilmiştir. Saldırganlık davranışı Buss-Perry saldırganlık ölçeği kullanılarak ölçülmüştür. Ayrıca 50 bireye intihar olasılığı ölçeği, çocukluk çağı travma ölçeği ve Barratt dürtüsellik ölçeği uygulanmıştır. Şizofreni hastalarının %88'inin G allelli %12'sinin A allelli taşıdığı gözlemlenmiştir. Buss-Perry saldırganlık ölçeği puanları açısından GG genotipli bireylerle (57, IQR:47-74) GA+AA genotipli bireyler arasında (57, IQR:45-72 anlamlı bir fark olmadığı bulunmuştur (p>0,05). Bununla birlikte, BDNF rs6265 polimorfizmi ile intihar olasılığı ölçeği, çocukluk çağı travma ölçeği ve Barratt dürtüsellik ölçeği arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak, Türk şizofreni hastalarında BDNF rs6265 polimorfizminin saldırganlık davranışına etkisi olmadığı belirlenmiştir.

Polimeraz zincirleme reaksiyonuPolimorfizmRuhsal bozukluklar+2
Irmak Dal
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Biyometrik kimliklendirmede yüz tanımanın adli bilişim süreçlerine etkisi ve analizi

Son yıllarda, bilgi ve iletişim teknolojisinin yaygınlaştığı görmekteyiz. Bu da siber suçların kurbanı olma olasılığımızı arttırmaktadır. Teknolojinin ve modern iletişim araçlarının yayılıp çoğaldığı bu çağda, her ne kadar dünya çapında iletişimi kolaylaştırmak için kullanılıyor olsa da, bu araçların iki ucunun keskin bir kılıç gibi olduğunu unutmamak gerekir. Fakat buna rağmen bilgi ve iletişim teknolojisi, artık neredeyse yer yüzündeki insanların tüm yaşam alanlarına nüfuz etmiş durumdadır. Ek olarak, insanlar tarafından bilgi ve iletişim teknolojisine artan merak ve beraberinde gelen bağımlılık, toplumları, veri ve bilgisayar sistemlerine karşı veya bunlar aracılığıyla işlenen siber suçlar gibi tehditlere karşı savunmasız hale getirmektedir. Dolayısıyla bu tehditlere karşı mücadele etme konusunda da karşımıza Adli Bilimler kapsamında yer alan Adli Bilişim Bilimi çıkmaktadır. Adli bilişim; gerek Türkiye'de gerekse diğer dünya ülkelerinde gelişimini henüz tamamlamış bir disiplin değildir. Fakat adaletin tecelli etmesi amacına hizmet eden bir bilim dalı olarak karşımıza çıkmaktadır. Teknolojik gelişmelere bağlı olarak kendini her geçen gün yenilemekte ve ilerletmekte, hizmet alanını genişletmekte olan, adli bilişim süreçlerini dikkatli ve titiz bir şekilde yürütmekle ve sonuçlandırmakla mükellef olan, süreç sonucunu ilgili mercilere sunmak üzere olayları araştırma odaklı, şeffaf ve tarafsız bir şekilde belgeleme ve raporlama sorumluluğu olan bir disiplindir. Bu araştırma, adli bilişim disiplinine bağlı olarak biyometri teknolojisine bilhassa biyometrik yüz tanıma sistemlerine bir giriş sağlar. Biyometri, insanların fiziksel ve davranışsal özelliklerinden yararlanarak kişileri birbirinden ayırma yeteneğine sahip olmakla birlikte geniş bir uygulama alanı olan bir teknolojidir. Ayrıca biyometrinin en büyük avantajı, gelişmiş güvenlik teknolojisine ve doğruluk oranının yüksek olmasına sahip olmasıdır. Bu nedenle biyometrik kimliklendirme sistemleri, kişilerin artan sayıda ve türde suça karışması ile beraber, işlenen suçlara dair olay yerinden toplanan verilerin incelenmesinde ve analizinde, adli bilişim uzmanlarına hızlı ve doğru bir şekilde suçun aydınlatılması ve suçlunun kimliğinin tespit edilmesinde önemli katkılar sunmaktadır. Ek olarak, biyometrinin pek çok işlevselliği mevcut olup, her biyometrik sistemin, göstergelerine göre farklı değişkenlikleri vardır. Buna karşın her biyometri yöntemin kendine göre avantajları ve dezavantajları olduğunu da ifade etmek gerekir. Biyometrinin en yaygın ve etkili yöntemlerinden biri yüz tanımadır. Yüz kendine has özelliklere, girinti ve çıkıntılara sahiptir. Nitekim yüz özellikleri incelendiğinde, her bir yüz farklı pek çok ayırt edici referans noktası taşımaktadır. İnsan yüzünde yaklaşık 80 tane düğüm noktası olarak ifade edilen referans noktası vardır. Bu düğüm noktaları rakamsal bir değerle kodlanır ve bu kodlara yüz izi denir. Yüz tanıma sistemleri aracılığı ile düğüm noktası olarak adlandırılan bu özellikler çıkarıldığında, suçlunun kimliğinin tespit edilmesi yapay zeka ve derin öğrenme algoritmaları ile kolay ve mümkün olacaktır. Bu çalışmada, araştırmacılara açık erişimli [MIT CBCL Face Recognition Database (2003-2005) ve FEI Face Database Disclaimer (2005-2006)] olan iki ayrı veriseti kullanılmıştır. Ek olarak bu çalışmada, iki temel yüz tanıma yöntemi ele alınmıştır. Bu yöntemler, kriminal inceleme amaçlı fotoğraftan fotoğrafa sorgulama yöntemi ve kent güvenlik yönetim sisteminde kullanılan canlı yüz tanıma yöntemidir. Sonuç olarak; biyometrik kimliklendirme de yüz tanıma sistemlerinin performansını değerlendirmek üzere bir takım senaryo kurgulanmış ve gerekli testler yapılmıştır. Yapılan testlerin analiz sonuçları bulgular bölümünde kapsamlı bir şekilde sunulmuştur.

Adli bilişimBiyometriKimliklendirme+1
Aqeel Shıhab Ahmed Jolaq
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Eroin ve metamfetamini birlikte kullanan bireylerde PDYN VNTR polimorfizminin genotip frekanslarının belirlenmesi

Madde kullanım bozukluğu; merkezi sinir sisteminde olumsuz değişikliklere neden olan her türlü kimyasal maddenin haz verici olarak kullanılması ve kullanılmadığı zamanlarda yoksunluk belirtileri göstermesi, psikolojik ve fiziksel olarak madde kullanımına bağımlı olunması durumudur. Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de büyük bir problem haline gelen opioid kullanım bozukluğu, her yaştan insanı etkilemekte ve toplum sağlığına zarar vermektedir. Amfetamin tipi uyarıcılar sınıfında olan metamfetamin dünyada en yaygın tüketilen yasadışı maddeler arasındadır. Son yıllarda, eroin ve metamfetamin birlikte kullanımında dünya genelinde ciddi bir artış görülmektedir. Prodinorfin, PDYN geni tarafından kodlanır ve dinorfin ile ilişkili peptitlerin öncüsüdür. Dinorfinler, endojen opioid sistemi üyelerinden biri olan kappa-opioid reseptörlerini aktive etmektedir. PDYN'nin promotor bölgesinde bulunan 68-bç VNTR polimorfizminin tekrar sayısına göre gen ifadesi değişkenlik gösterebilmektedir. Bu nedenle, bu yüksek lisans tez çalışmasında eroin ve metamfetamini birlikte kullanan bireylerde PDYN 68-bç VNTR polimorfizminin genotip frekanslarının belirlenmesi ve madde kullanımına etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya, Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi AMATEM kliniğine başvuran eroin kullanım bozukluğu tanısı almış 50 birey, metamfetamin kullanım bozukluğu tanısı almış 50 birey ve eroin-metamfetamin birlikte kullanan 50 birey dahil edilmiştir. PDYN 68-bç VNTR gen polimorfizmi Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PCR: Polymerase Chain Reaction) yöntemi ile belirlenmiştir. Elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. PDYN 68-bç VNTR polimorfizmi açısından eroin, metamfetamin ve eroin-metamfetamin birlikte kullanıcılarından oluşan üç grup arasında, genotip frekansları açısından anlamlı bir farklılık gözlemlenmemiştir (p=0,55; p=0,77; p=0,72, sırasıyla). Ayrıca, PDYN 68-bç VNTR polimorfizminin madde kullanımına etkisi 2'li gruplar halinde lojistik regresyon analizi ile araştırılmış ve bu polimorfizmin eroin-metamfetamin birlikte kullanımına bir etkisi olmadığı görülmüştür (p=0,509; p=0,608; p=0,903, sırasıyla). Sonuç olarak, PDYN 68-bç VNTR polimorfizminin eroin ve metamfetamin birlikte kullanımı üzerinde bir etkisi ilk defa gösterilmiştir. Bununla birlikte, çalışmaya dahil edilen birey sayısının az olması göz önünde bulundurulduğunda, daha fazla bireyin dahil edileceği yeni çalışmalarla bu çalışmada elde edilen bulguların doğrulanması gerekmektedir.

Adli genetikEroin bağımlılığıPolimorfizm-genetik+1
Merve Ak
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması ve zorla tedavi

Çalışmamızın ilk bölümünde koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması ve zorla tedavi kavramlarının tanımları yapılmış, kanuni düzenlemelerin alındığı İsviçre Medeni Hukukuna ilişkin açıklamalar yapılmıştır. Türk Medeni Hukuku'nda koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması ve zorla tedaviye ilişkin genel bilgiler verilmiş, hükmün amacına dair değerlendirmeler yapılmış ve konunun tarihçesi incelenmiştir. Sonrasında KAÖK ve zorla tedaviye ilişkin etik konular değerlendirilmiş ve meşruluk sorunu incelenmiştir. KAÖK'ün diğer vesayet kurumlarından farkı belirlenmiş ve diğer vesayet kurumlarıyla karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Birinci bölümün devamında KAÖK ve zorla tedavi ele alınırken bilinmesi gereken kavramlara yer verilmiştir. Bu kavramlar tıbbi müdahale, aydınlatılmış onam, tedavi reddi, tıbbi malpraktis gibi kavramlardır. Bu kavramların içeriği hakkında bilgiler verilip zorla tedavi uygulamasındaki yerine değinilmiştir. İkinci bölümde Türk Medeni Kanunu'nda KAÖK ve zorla tedaviye ilişkin kanun maddeleri tek tek incelenmiş ve bu maddelerde belirtilen KAÖK şartlarına ilişkin açıklamalar yapılmıştır. Bu şartların ilki, koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanmasını gerektirecek sebeplerden birinin bulunmasıdır. Bu sebepler kanunda; akıl hastalığı veya akıl zayıflığı, alkol ve uyuşturucu madde bağımlılığı, ağır tehlike arz eden bulaşıcı hastalık ve serserilik olarak belirlenmiştir. Çalışmamızda bu şartlara ilişkin değerlendirme yapılmış ve Anayasa, kanunlar ve AİHS kapsamında incelemeler yapılmıştır. Diğer şartlar olan, tehlikelilik, ergin olma ve kişisel korunmanın başka türlü sağlanamaması konularında açıklamalar ve değerlendirmeler yapılmıştır. Son olarak üçüncü bölümde uluslararası düzenlemelerde KAÖK ve zorla tedavi konusu incelenmiştir. Bu kapsamda Almanya, ABD, İngiltere ve İsviçre örnekleri incelenmiştir. En son olarak, AİHM kararlarından örneklerle uluslararası alanda bu konuyla ilgili verilmiş kararlara göz atılmış ve değerlendirmeler yapılmıştır. Ülkemizde, KAÖK ve zorla tedavi konularında hukuki düzenlemelerin eksikliği bu çalışma ile bir kez daha ele alınmıştır. Bu hususta, öncelikle bir Ruh Sağlığı Yasası'nın çıkarılması ve akıl hastalarının zorla yatırılma ve zorla tedavilerinin yasal bir zemine oturtulması gerekmektedir. Daha sonrasında, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı konusunda düzenlemeler getirilmeli ve son zamanlarda oldukça artan bu bağımlılıklarla mücadelede bağımlılarla iş birliği içinde çalışılması gerekmektedir. Bulaşıcı hastalıklar hususunda ise COVİD-19 süreciyle birlikte bu konudaki eksiklerimiz ve kanun boşlukları ortaya çıkmıştır. Bu konuyu düzenleyen güncel bir yasa çıkarılmalı ve salgın hastalıkların zorla tedavisinde uygulanmalıdır. Son olarak serserilik, tehlikelilik ve ergin olma gibi ucu açık kavramların kanunda daha ayrıntılı düzenlenmeli, bu konuda yorum ve görüş farklılıklarının farklı uygulamalara yol açabileceği göz önünde tutulmalıdır. Çalışmamızda tüm bu konular ele alınmış ve kendi görüş ve değerlendirmemizle bu alana bir katkı sağlanmaya çalışılmıştır.

Müleyke Çevik
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Dünya Sağlık Örgütü ülkelerinin sağlık çalışanlarına yönelik şiddetle baş etme stratejileri ve hukuksal boyutu

ÖZET Dünya Sağlık Örgütü Ülkelerinin Sağlık Çalışanlarına Yönelik Şiddetle Baş Etme Stratejileri ve Hukuksal Boyutu Sağlık çalışanlarının şiddete bağlı zaman kaybı 2006 ile 2016 yılları arasında %66 oranında artmış olup, bu oranın polis ve ceza infaz kurumlarında görevli personelin toplam artış oranından 3 kat daha fazla olduğu bildirilmiştir. 2016'da Ontario'daki sağlık çalışanlarının işyerinde şiddet ve taciz sebebiyle 25.300 gün işe gidemediği bununda 69 yıldan fazla bir zamana tekabül ettiği tespit edilmiştir. Sağlık çalışanlarının güvende olmadığı bir yerde hastaların güvende kalabilmelerinin imkânsızdır. Madencilik, inşaat ve imalat gibi işlerde çalışan mesleklerle karşılaştırıldığında sağlık hizmetlerinin şiddete bağlı yaralanmaların yanı sıra kas-iskelet yaralanmalarının daha fazla ve tehlikeli boyutta olduğu bildirilmiştir. İGE seviyesi yükseldikçe sağlık çalışanına yönelik şiddet suçlarında yasal düzenlemelerle cezalar ağırlaşmakta, çalışanlar için çalışma koşullarında şiddeti önlemeye yönelik önlemler ile desteklenmektedir. Hukuki açıdan şiddetle mücadele edebilmek için şiddete sıfır tolerans noktasında cesurca durabilmek şiddetin sıklığını azaltmada güçlü etki sağlayacaktır. Yasal düzenlemelerin düzgün işleyebilmesi için şiddet bildirimlerinin yapılabilmesi önemlidir. Sağlık çalışanına yönelik şiddet suçları karşısında sorası adli süreç ve ceza bilgi durumunda kişilerin %91,6'sının ceza bilgisinden haberdar olmadığı görülmektedir. İGE kategorisi yüksek olan ülkelerde şiddet sonrası çalışanların olumsuz yönde etkilendiği görülmektedir. Sağlık sistemlerinin düzgün işleyebilmesi açısından profesyonel personele ihtiyaç olunduğundan İGE kategorisi düşük olan ülkeler açısından sağlık çalışanını koruma altına alan yasaların varlığı kaçınılmaz olarak görülmektedir. Şiddet çalışma ortamının ayrılmaz bir parçası değildir. Çalışanların şiddetten uzak, güvenli ve saygılı ortamda çalışma hakkı mevcuttur. Şiddet durdurulmaz bir halde devamlı harlanmakta bir ateş gibi sağlık sisteminde çözülemeyecek bir düğüm gibi durmaktadır. Çalışanları hedef alan şiddetin her türlüsü sağlık tesisleriyle çok sık anılmaktadır. Çalışma ile hedeflenen amaç, sağlık hukuku alanına katkı sağlamak ve çıkan sonuçlar ile sağlık çalışanlarına yönelik şiddet ile mücadelede fikir ve yön vermektir. Bu çalışmada, ülkeler DSÖ'nün altı farklı bölgesinden rastgele seçilmiştir. Ülkelerin seçim aşamasında İnsani gelişmiş endeksinin dört farklı kategorilerinde bulunan ülkeler ile DSÖ'nün altı farklı kategorisindeki ülkeler eşleştirilerek ülkelerin seçimi tamamlanmıştır. Bu seçimler neticesinde, Afrika Bölgesi ülkelerinden; Mauritius, Cezayir, Gana, Mali Amerika Bölgesi ülkelerinden Kanada, Küba, Guyana (düşük insani gelişmişlik düzeyinde ülke yok), Güneydoğu Asya Bölgesi ülkelerinden (çok yüksek insani gelişmişlik düzeyinde ülke yok), Tayland, Hindistan (düşük insani gelişmişlik düzeyinde ülke yok) Avrupa Bölgesi'nden Fransa, Azerbaycan, Kırgızistan (düşük insani gelişmişlik düzeyinde ülke yok), Doğu Akdeniz Bölgesi Ülkelerinden Birleşik Arap Emirlikleri, Tunus, Pakistan, Sudan Batı Pasifik Bölgesi ülkelerinden Singapur ve Çin'in (orta insani gelişmişlik düzeyinde ülke yok, düşük insani gelişmişlik düzeyinde ülke yok) incelenmiştir. Sağlık çalışanına yönelik şiddetin boyutu; İnsani Gelişme Endeksi (İGE), Dünya Sağlık Örgütü ve Birleşmiş Milletlere bağlı diğer kuruluş ve programların çeşitli verilerine (doğumda beklenen yaşam süresi, beklenen öğrenim süresi, ortalama öğrenim süresi, kişi başına düşen milli gelir, kişi başına düşen hemşire, tıp doktoru hastane ve hastane yatakları, 5 yaş altı ölüm hızı, kişi başına alkol tüketimi, sağlık harcamaları, nüfus temelli tahmini depresyon prevalansı, sağlık hizmeti sunumu, nüfus yoğunluğu, şiddet ve yaralanmayı önleme profilleri, küresel barış endeksi, cinayet oranları ve SAGP) göre Türkiye ve diğer ülkeler için karşılaştırılarak ve hukuki düzenlemeleri ile değerlendirilmiştir. İncelenen ülkelerde sağlık çalışanına yönelik şiddeti önleme açısından yasal düzenlemesi olan ülkeler; Kanada (4.kategori), Türkiye (4.kategori), Fransa (4.kategori), Birleşik Arap Emirlikleri (4.kategori), Cezayir (3. kategori), Guyana (3. kategori), Çin (3.kategori), Hindistan (2.kategori), Pakistan (1. kategori) olduğu görülmüştür. Sağlık çalışanına yönelik şiddeti önleme açısından yasal düzenlemesi olmayan ülkeler; Maurutuis (4. kategori), Singapur (4.kategori), Tayland (3.kategori), Tunus (3. kategori), Azerbaycan (3. kategori), Küba (3. kategori), Kırgızistan (2. kategori), Gana (2.kategori), Mali (1.kategori), Sudan (1.kategori) olduğu görülmüştür. Her ülkenin kendi ülkesine özgü suç- ceza kapsamında koruyucu -önleyici cezaları bulunmaktadır. Suçlar karşısında verilen cezaların ülkelerden ülkelere değişkenlik göstermekte olup; para cezası, hapis cezası, kırbaç cezası, ölüme mahkûm edilmesi gibi cezalarla farklılıklar göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Sağlık çalışanına yönelik şiddette hukuksal boyut, sağlık çalışanına yönelik şiddet, şiddet.

Sevda Özkeçeci
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Adli kaydı bulunan ve bulunmayan şizofreni hastalarının sosyodemografik, klinik ve aleksitimi özelliklerinin karşılaştırılması

Ruhsal hastalıklar ile suç davranışı ilişkisini inceleyen çalışmalar tarafından, bu hastalıklar içerisinde şizofreninin suç içerikli davranışlar ile en çok ilişkilendirilen hastalık olarak bulunması nedeniyle, bu alanda yapılan çalışmaların sayısı giderek artmıştır. Suç ile şizofreni arasındaki ilişkiyi araştıran çalışmalar incelendiğinde, şizofreni hastalarında suç işlemenin ve saldırgan davranışlar sergilemenin risk faktörlerinin neler olduğu konusu göze çarpmaktadır. Bu bağlamda sosyodemografik, çevresel, bağlamsal, bireysel, ailesel özellikler ve klinik faktörler ile olan ilişkiler üzerinde durulurken, ayrıca şizofreniye eşlik eden, başta alkol madde kullanım bozukluğu başta olmak üzere, diğer psikiyatrik hastalıkların varlığının suç davranışı sergilemedeki etkileri de incelenmiştir. Çalışmamızın temel amacı, adli kaydı bulunan şizofrenisi olan hasta grubu ile, adli kaydı bulunmayan şizofrenisi olan kontrol grubu arasındaki sosyodemografik ve klinik özellikleri, zeka ve içgörü düzeyleri, aleksitimik ve ruhsal belirtileri, saldırganlık ve dürtüsellik şiddetleri açısından farklılıklarının ortaya koyulması ve bu sayede şizofreni tanılı bireylerde bu bulguların adli nitelikli eylemlerin işlenmesinde ve öngörülmesinde yordayıcı belirtiler olup olmayacağının belirlenmesidir. Bu araştırmanın hipotezi, adli kaydı bulunan şizofreni tanılı hastaların adli kaydı bulunmayan şizofreni tanılı hastalardan aleksitimi özelliklerinin farklılık gösterdiği şeklindedir. Bu çalışma, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Cebeci Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Adli Psikiyatri Birimi ve Genel Psikiyatri Birimi'ne Kasım 2021-Kasım 2022 tarihleri arasında başvuran, 18-65 yaşları arasındaki DSM-5 tanı ölçütlerine göre 'şizofreni' tanısı konmuş olan ve ayaktan izlem ve tedavileri yapılan hastalarla yapılmıştır. Çalışmamız, vaka-kontrol çalışması şeklinde yapılmıştır. Çalışmamızın örneklemini, ardışık olarak seçilen 50 adli kaydı bulunan, 50 adli kaydı bulunmayan şizofreni tanılı hastalar oluşturmaktadır. Çalışmanın sonuçları adli olgu ve kontrol grupları arasında cinsiyet (χ2= 4,336 p=0,037), medeni durum (χ2= 13,279 p<0,001) ve eğitim durumu (χ2=11,602 p=0,001) bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılıkların olduğunu gösterdi. Ayrıca iki grup arasında hastaneye yatış durumu (χ2=16,279 p<0,001) bakımından da anlamlı farklılık olduğu gözlendi. Dahası adli olgu ve kontrol grupları arasında duyguyu söze dökmede güçlük bakımından anlamlı bir fark olduğu belirlenirken (t= -2,033, p=0,045), kontrol grubunda bu alt test puanının daha yüksek olduğu görüldü. İki grup arasında BPSÖ toplam puan (t= 5,281, p<0,001), fiziksel saldırganlık alt ölçeği (t= 8,875, p<0,001) ve öfke alt ölçeği puanları (t= 3,524, p=0,001) bakımından anlamlı farklılıklar elde edilirken, BDÖ-11-KF toplam puan (t= 5,493, p<0,001), dikkat dürtüselliği (t= 5,935, p<0,001), motor dürtüsellik (t= 3,847, p<0,001) ve plan yapamama (t=2,734, p=0,007) alt ölçekleri bakımından da istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu belirlendi. Yapılan regresyon analizi sonucunda cinsiyetin, medeni durumun, eğitim durumunun, duyguyu söze dökmede güçlüğün, saldırganlık genel düzeyinin, fiziksel saldırganlığın, öfkenin, dürtüsellik genel düzeyinin, dikkat dürtüselliğinin, motor dürtüselliğinin ve plan yapamamanın şizofreni hastalarında adli olarak nitelendirilen davranışlarla ilişkili olduğu bulunmuştur. Bu bulgular alanyazındaki bazı bulgularla paralellik gösterirken, bizim sonuçlarımızdan farklı sonuçlar elde eden çalışmalar da bulunmaktadır. Bu nedenle daha büyük ve farklı bölgelerden toplanılan örneklem gruplarının ve hastaların pozitif ve negatif belirtilerini daha kapsamlı irdeleyen ölçek ve metotların yer aldığı çalışmaların yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

Dilek Baysal
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Amped authenticate yazılımı kullanılarak sayısal görüntü üzerinde şüpheli kameranın tespit edilebilirliği

Teknolojinin gelişimi ile birlikte sayısal görüntülerin kullanım alanı hızla artmaktadır. Özellikle sosyal ağların çeşitlenmesi ile birlikte insanlar medya sitelerinde kendilerine ve başkalarına ait birçok fotoğrafı ve videoyu paylaşmaktadır. Videolaın özelikle sosyal medyada kullanılması ve üçüncü şahısların da bu videolara çok kısa yoldan ulaşması, videoların kötü amaçlı kullanılmasını ve bilişim suçlarının da artmasını sağlamıştır. Dolayısıyla sayısal görüntülerin kötü amaçlı kullanılması (tehdit, şantaj, özel hayatın gizliliğinin ihlali vb.) insanların diğer insanlarla olan ilişkilerini, insan-devlet ilişkisini ve devletlerin birbirleri ile olan ilişkilerini önemli ölçüde etkilemektedir. Günümüzde insanlar; yaşamlarını, özel anlarını, çevrelerinde değer buldukları konuları kaydetmek ve ayrıca güvenliği sağlamak amacıyla çeşitli sayısal kameralar kullanmaktadırlar. Bu kameralar, kullanımının ve kaydedilen görüntülerin bilgisayar ya da sayısal ortamda muhafaza edilmesinin kolay olmasından dolayı çok fazla tercih edilmektedir. Ancak bu kameralar suç işlemek amacıyla da kullanılabildiğinden, adli olaylarda sayısal görüntüyü kaydeden şüpheli kameranın tespiti büyük önem arz etmektedir. Bu tez çalışmasında, Amped Authenticate yazılımı kullanılarak adli olaylarda suç unsuru görüntünün elde edildiği sayısal kameranın tespitine yönelik incelemeler yapılacaktır. Bu sebeple adli olaylarda suçlunun tespiti ve suça konu olayın aydınlatılmasına yönelik çalışmalarda suça konu olan sayısal görüntünün çekildiği şüpheli kameranın tespit edilmesi büyük önem arz etmektedir.

Merve Gümüş
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kafatası ve omurga sütununun yaralanması sonucu meydana gelen travmalarda bilgisayarlı tomografi görüntüleme tekniği ile hasarlı yapıların morfolojik açıdan incelenmesi

Kafatası ve omurga travmaları, ülkemiz de dahil olmak üzere dünya genelinde can ve mal kaybı ile bunların yanı sıra ekonomik açıdan da kayıplara sebebiyet veren ciddi problemlerdir. Çoğunlukla motorlu taşıt kazaları kaynaklı olmak üzere; bu durumu düşme, darp, ateşli silah yaralanmaları, kesici ve delici alet yaralanmaları, iş kazaları gibi nedenler izlemektedir. Çalışmamızda; kafatası ve omurga travmasına bağlı yaralanma ve ölümler incelendi. Travmaya bağlı meydana gelen kırıkların çeşitli derecelerde sekele sebebiyet verme durumu ve ölümle ilişkisi belirlenerek, adli tıp polikliniğinde kayıtlı hastaların raporlarındaki travma nedenleri, travma bölgesi, kırık tipi ve eşlik eden patolojiler tanımlanarak, bunların birbirleriyle olan ilişkisini analiz etmeyi amaçladık. 01.01.2017 – 31.12.2020 tarihleri arasında Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Adli Tıp Polikliniği veri tabanında kayıtlı kafatası ve omurga travmasına maruz kalmış 18 – 75 yaş arasındaki 24 kadın ve 81 erkek olmak üzere toplamda 105 hastanın dosyasını ve BT raporlarını incelemek amacı ile 384 numaralı etik kurul izni ve Çorum İl Sağlık Müdürlüğü' nden hasta bilgilerine erişim izni alındı. Olgularda; cinsiyet, travmanın meydana geliş mekanizması, yaralanma bölgesi, çoklu bölge yaralanmalarının varlığı ve birbirleri ile ilişkisi, travmaya eşlik eden patolojilerin varlığı değerlendirildi. Excel'de hazırlanan verilerin analizi IBM SPSS Statistics 22.0 istatistik programı ile gerçekleştirildi. Chi Square (ki kare) ve Fisher Exact testleri ile kategoriler arası analiz gerçekleştirildi. Pearson korelasyon testi ile veriler arası analiz gerçekleştirildi, istatistiksel olarak p<0.05' i sağlayan değerler anlamlı kabul edildi. Çalışmamızda, en sık travma 51-60 yaş aralığında ve erkek bireylerde hesaplandı. En sık travma nedeni %48,6 (51 olgu) oranla trafik kazalarıydı. Kafatasında en çok lineer kırık tespit edildi. En fazla os frontale'de kırık gözlemlendi. Komplikasyon olarak en sık pnömosefali saptandı. Omurga bölgesinde en çok korpus bölgesinde kompresyon tipi kırık meydana geldi. En fazla lumbal vertebralarda kırık gözlemlendi. En çok eşlik eden komplikasyon medulla spinalis hasarı ve paraplejiydi. Tromboemboli ile C1, C4, C5 omurları arasında pozitif yönde, çok yüksek düzeyde, istatistiksel açıdan anlamlı (r=1,000; p<0,001) ilişki tespit edildi. Çalışmamızın hastanelerin Adli Tıp ve Acil Tıp birimlerine başvuran hastaların gözlem, tanı, tedavilerinde hekimlere yol göstermesi açısından fayda sağlayacağını düşünmekteyiz.

Adli tıpBilgisayarlı tomografiKafatası kırıkları+3
Büşra Betül Kaya
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Olay yeri incelemelerinde adli arkeoloji uygulamaları

Adli bir olayda suç ve suçlunun tespitinde olay yeri incelemesi oldukça önemlidir. Olay yeri incelemelerinde suçun aydınlatılması için arkeolojik tekniklerden de faydalanılmaktadır. Olay yerinin adli arkeolojik uygulamalarla incelenmesi ve delil niteliğinde sayılabilecek bulguların adli arkeoloji teknikleri ile toplanması suçun aydınlatılmasında önemli rol oynamaktadır. Arkeologların ölü gömme konusundaki etnoarkeolojik bilgileri, olay yerinde bulunan iskeletlerin doğru bir şekilde çıkarılması ve toplanmasına katkı sağlamaktadır. Bu çalışmada, olay yerine arkeologların perspektifinden bakılmış olay yeri incelemeleri ile arkeolojik kazı yöntemleri arasındaki paralellikler açıklanmıştır. Kültür ve tabiat varlığı kaçakçılığı suçlarında olay yerinin incelenmesi ele alınmış, 2019 ve 2020 yıllarındaki kültür ve tabiat varlığı kaçakçılığı suçlarının verilerini gösteren grafikler oluşturulmuştur. Bu grafikler ile ülkemizde tahrip olan kültür varlıklarımızın sayısıyla ilgili fikir vermek amaçlanmıştır. Ayrıca bu tür olaylara müdahaleler sırasında oluşturulan olay yeri krokileri ve bilirkişi raporlarına yer verilmiştir.

Büşra Dölcü
Hitit University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Şiddetin medyatikleştirilmesinin suç işlenme şekilleri üzerine etkisi

Her çocuk masum doğar, toplum hayatı boyunca yaşadığı ruhsal incinmeler kişiliğin gelişmesinde önemli rol oynar. Tarih boyunca insanın gelişimini etkilemek özellikle paternalist toplumların en temel özelliği olmuştur. Medyanın etkileme gücü beklentilerin üzerinde bir seyir izlemiş ve en önemli toplumsal otoritelerden biri haline gelmesine neden olmuştur. Medya güçtür ve gücü arkasına alan, toplumsal etkileşim konusunda önemli bir adım atmış olur. Medyanın güç kazanması ve gücünü muhafaza etmesinin tek yolu ise tiraj ya da reyting olarak adlandırılan izleyici/dinleyici/okuyucu/ziyaretçi sayısıdır. Etkili medya olmanın özünde hitap edilen kitlenin büyüklüğü yatmaktadır. Temel amacı kitle (güç) kazanmak olan medya, kitleleri etkilemek için haber veriş/sunuş biçimlerini günün toplumsal beklentilerine göre geliştirmek zorundadır. Tam da bu noktada her zaman toplumun her kesiminin dikkatini üzerine çekmeyi başaran şiddet haberleri devreye girmektedir. Şiddeti sunma konusunda sınır tanımayan kitle iletişim araçları, özendirme misyonu da üstlenmiş olduğunu görmeli ve sınırlamalara tabi tutulmalıdır. Bu çalışmada toplumun tüm kesimlerinin ve özellikle de çocukların, medyayla etkileşimleri incelenmekte, medya-suç ilişkisinin gerçekte var olup olmadığı, suçu teşvikte ve suç işleme şekillerinin öğrenilip geliştirilmesinde etkisi irdelenmektedir.

Adli bilimler
Mustafa Gökgöz
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Suç önleme ve analizi perspektifinde açık kaynak istihbaratı farkındalığının bireylerin sosyal medya kullanımları üzerine etkisi: Çorum ili örneği

Devletlerin varlık sebeplerinden birisi de toplumun güven ve asayişini sağlamaktır. Suç oranının sıfır olduğu bir yer söz konusu olmamakla beraber, bu oranının minimum düzeyde olduğu yerler de olabilmektedir. Suçun işlendiği yerlerde suçun faillerinin yakalanması ne kadar önemli ise de suçun meydana gelmeden önlenmesi ya da güvenlik tedbirlerinin aldırılması da bir o kadar önemlidir. Dünya ve ülkemiz genelinde 'Kitle İletişim Araçları', hem bilgi edinmenin kaynağını hem de toplumsal kontrolün devamlılığını sağlamaktadır. Bu çift yönlü iletişimde insanlar basılı ve görsel medya aracılığıyla bilgi sahibi olmaktadırlar. Bu kitle iletişim araçlarının kullanımı ile birlikte insanlar farkında olarak ya da olmayarak özel hayatları ile ilgili bilgilerini paylaşmaktadırlar. Açık kaynak dediğimiz bu istihbarat çeşidinin en önemli veri kaynaklarından biri de sosyal medyadır. Bireyler bu takip edilmenin varlığında bile sosyal medyayı kullanmaya devam etmektedirler. Kişiler, sosyal medya paylaşım siteleri (Facebook, Twitter, Instagram vb.) üzerinden zaman zaman suç unsuru sayılabilecek paylaşımlar yapmaktadır. Suçun oluştuğu her yerde 'Adli Bilimler'in varlığından söz edilmektedir. Çünkü adli bilimler suç ve faillerinin bulunması ile doğrudan ilgilenmektedir. Anahtar Kelimeler: Suç, Adli Bilimler, Açık Kaynak, İstihbarat, Sosyal Medya

Adli bilimler
Muhammed Akyel
Hitit University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Hayvan hakları çerçevesinde hayvanların istismarı: Çorum ili örneği

İnsanlar, başta ekonomik sebeplerle hayvanları evcilleştirmeye çalışmış, sonrasında ise bilimsel araştırma ve iş gücünden faydalanma gibi sebeplerle onlarla yaşamaya başlamıştır. Böylece hayvanların haklarına saygı gösterilmesi ve doğanın bir unsuru olarak kabul edilmesi düşüncesi, uluslararası metinlerde ve iç hukukumuzda bazı düzenlemeleri zorunlu hale getirmiştir. İnsanlar haklarını kanunlar ile korurlarken ekosistemin bir parçası olan canlıları korumak da onlara karşı işlenen suçları yaptırım altına almak ile mümkündür. Çalışmamızda 2008-2020 yılları arasında Çorum İl Orman Genel Müdürlüğü'nden alınan veriler kullanılmıştır. Bu veriler ışığında 51 canlı ihmale ve istismara maruz kalmıştır. Yıllara göre ve ilgili kanun maddelerine ait işlenen suçlar çizelge halinde sunulmuştur. Yıllık ortalama 2 vaka kaydedilirken 2019 yılında 11 vakanın bildirilmesi duyarlı bireylerin arttığının kanıtıdır. Çalışmamızın insanların hayvanlar üzerinde üstünlük kurmaması gerekliliği bilincinin oluşturulmasına ve akademik anlamda hayvan haklarının iyileştirilmesine katkı sağlamasını amaçlamaktayız.

Meltem Kaysuk
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Adli bilimlerde parmak izi görselleştirme çalışmalarında silika nanopartiküllerin kullanımı: Sistematik bir inceleme

Teknolojik gelişmeler her geçen gün hız kazanmaktır. Her alanda kendini gösteren teknolojik ilerlemeler kolaylıklar sunmaktadır. Sağlık alanından, mühendisliğe, üretim alanından, Adli Bilimler'e kadar geniş bir yelpazede teknolojik gelişmelerin etkileri mevcuttur. Yaşanan gelişmeler Adli Bilimler açısından değerlendirildiğinde olayların çözümünü kolaylaştıran, zamandan tasarruf sağlayan gelişmeler görülmektedir. Adli vakaların çözümlenmesinde en temel unsur, olay, mağdur ve fail arasındaki üçgenin sağlanmasıdır. Olay yeri incelemesinden elde edilen çeşitli bulgular olayın yeniden inşasına olanak vermektedir. Olay yeri incelemesinde suçlunun profilleşmesine imkân veren en önemli delil, parmak izidir. Parmak izi kişiye özgü karakteristiği nedeniyle delil olarak değerlendirilmektedir. Parmak izleri gözle görülmezler ve bu nedenle olay yerinden elde edildikten sonra görselleştirilmesi gerekmektedir. Görselleştirme amacıyla birçok yöntem kullanılmaktadır. En sık kullanılan yöntemler; tozlama, Ninhidrin, DFO, Süper Glue vb. yöntemlerdir. Son zamanlarda bu yöntemlere ek olarak başka kimyasal, fiziksel ve optik yöntemler ortaya çıkarılmıştır. Teknolojik gelişmelerin Adli Bilimler alanını da etkilemesinden ötürü parmak izi çalışmalarına da yeni boyutlar getirilmiştir. Özellikle parmak izi görselleştirme çalışmalarında nanoparçacıkların kullanımı ivme kazanmıştır. Nanoparçacık kullanımında, silika nanoparçacıkların çalışmalarda kullanımı mevcuttur. Bu tez çalışmasında, son 5 yıl temel alınarak araştırılan parmak izi görselleştirme çalışmalarında silika nanoparçacık kullanımını içeren 19 yayın incelenmiştir. Silika nanoparçacıkların; net görselleştirme sağlaması, çeşitli yüzey türlerinde görselleştirmeye imkân sağlamasından dolayı araştırmacılar tarafından bu yöntem görselleştirme çalışmalarında tercih edilmiştir. Tez çalışmasında incelenen yayınlarda, en çok hangi silika nanopartikülün tercih edildiği, silika molekülleri için tercih edilen en sık sentez yönteminin hangisi olduğu, hangi dalga boylarında uyarıldığı, kullanılan yüzeylerin çeşitliliği, görüntüleme amacı ile uygulanan optik teknikler sistematik olarak incelenmiştir.

Adli genetikDNA parmak izi
Elif Çetli
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin ve hukuki boyutunun adli bilimler açısından değerlendirilmesi

İşyerinde şiddet her geçen gün dünya çapında yaygın ve endişe verici bir olgu halini almaktadır. Sağlık kurumları şiddetin yaşandığı yerlerin en başında gelmektedir. Sağlık çalışanları sözel ve fiziksel şiddetten psikososyal ve cinsel şiddete kadar farklı çeşitlerde şiddete maruz kalmaktadır. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin oluşmasında hasta ve hasta yakınlarından, sağlık çalışanlarından, mevcut yasalardan, sağlık sistemi ve sağlık yöneticilerinden kaynaklı etkenler bulunmaktadır. Ülkemizde bu önemli sorunun önlenmesine yönelik yeni stratejilerin geliştirilebilmesi için öncelikle problemin gerçek boyutunun ve özelliklerinin saptanması gerekmektedir. Oysa ülkemizde bu büyük problemin çözümü tam anlamıyla bilinmemektedir. Literatürdeki araştırmalarda ise genellikle sorunun hasta veya sağlık çalışanı gibi tek boyutuna odaklanılmıştır. Bu çalışmada sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin azaltılması ve/veya ortadan kaldırılabilmesi için hastaların ve sağlık çalışanlarının görüşleri doğrultusunda sağlık yöneticilerine ve mevcut yasalara yeni çözüm önerileri sunmak amaçlanmaktadır. Bu çalışmada hasta, sağlık çalışanı ve yasalar birlikte değerlendirilerek çözüm önerileri çok boyutlu olarak sunulmaktadır. Sağlık çalışanları ve hastaların konu hakkındaki düşünceleri anket yöntemiyle elde edilmiş ve veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir.

DoktorlarHastalarHastaneler+1
Eda Yaşar
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ateşli silah atış artığının atış sayısı ve farklı mermi çekirdeklerine bağlı nicel değişiminin araştırılması.

Ateşli silah atış artıkları (ASAA) olarak adlandırılan organik ve inorganik kalıntılar (tipik olarak Antimon, Baryum, Kurşun), ateşli silah ile işlenen suçlarda olayın aydınlatılabilmesi açısından değerli bilgiler sağlamaktadır. Bu alanda pek çok çalışma bulunmakla birlikte, şüphelinin ateşli silah ile kaç defa ateş ettiğini tespit etmeye yönelik uygulama ve araştırmalar sınırlıdır. Bu çalışmada, Canik S/120 model yarı otomatik tabanca kullanılarak farklı marka mermiler ile kapalı atış poligonunda yapılan ardışık sayıda atışlar sonrasında atış yapan el üzerinde biriken inorganik ateşli silah atış artığı (İASAA) (Sb, Ba, Pb) konsantrasyonları İndüktif Eşleşmiş Plazma – Kütle Spektrometresi (ICP-MS) yöntemi ile analiz edilmiştir. Elde edilen kantitatif bulguların değerlendirilmesi çoklu regresyon modeli (MLR) ve korelasyon analizi ile gerçekleştirilmiş olup İASAA konsantrasyonlarına bağlı olarak atış sayısının tahminine olanak sağlayan MLR modeli geliştirilmiştir. Çalışmada 3 farklı mermi türü ile yapılan ardışık seri atışlar ile bu atışlardan elde edilen İASAA arasında doğrusal bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Atış artığının el üzerinde kalmasını etkileyen diğer faktörler de göz önünde bulundurularak, farklı ortam koşullarında ve daha fazla sayıda mermi türü ile yapılacak çalışmalar sayesinde bu çalışmadan elde edilen ilişkinin daha somut şekilde ortaya koyulması ve rutin uygulamada yerini alması öngörülmektedir.

Adli bilimlerAdli tıpAteşli silahlar+1
Murat Yayla
Hitit University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Enerji içeceklerinin muhteviyat açısından değerlendirilmeleri

TGK Enerji İçecekleri Tebliği'nde enerji içecekleri ''kafein içeren, taurin, glukoronolakton, inositol, karbohidrat, aminoasitler, vitaminler, mineraller ve diğer gıda ve bileşenlerini içerebilen, aromalandırılmış alkolsüz içeceği" şeklinde tanımlanmaktadır. Enerji içeceğinin bileşiminde kafein miktarı 150 mg/L'den, inositol 100 mg/L'den, glukoronolakton 20 mg/L'den, taurin 800 mg/L'den fazla olamaz. Sağlıklı genç erişkinlerde kafein, taurin ve glukoronolakton içeren içeceğin tüketimi arteriyel kan basıncını ve platelet agregasyonunu artırdığı ve endotel fonksiyonu azalttığı bildirilmiştir. Enerji içeceklerinde sağlıklı yetişkinler için günlük olarak 400 mg'dan fazla kafein tüketilmesi ve 500 ml'den fazla enerji içeceği tüketilmesi, ayrıca enerji içeceğinin alkol ile birlikte veya beraber tüketilmesi risklidir tavsiye edilmez. Enerji içecekleri çocuklar, 18 yaş altı kişiler, yaşlılar, diyabetikler, yüksek tansiyonu olanlar, gebe ve emzikli kadınlar, metabolik hastalığı olanlar, böbrek yetmezliği olanlar ile kafeine hassas kişiler için risklidir tavsiye edilmez. Enerji içeceklerinin kullanımı son yıllarda Dünya'da ve ülkemizde hızla artmaktadır. Genellikle enerji içecekleri gençler, sporcular ve aktif olarak yaşayan insanlar tarafından kullanılmaktadır. Enerji içecekleri aynı zamanda keyif verici olarak veya mental, fiziksel ve bilişsel performansı artırmak içinde tercih edilmektedir. Enerji içeceği tüketimi çoğunlukla sinirlilik, anksiyete, gastrointestinal rahatsızlık ve taşikardi ile kendini gösteren kafein intoksikasyon sendromu ile bağdaştırılmıştır. Çalışmamızın amacı piyasada kullanılmakta olan birçok enerji içeceğinin GC-MS (Gaz Kromatografisi- Kütle Analizi) cihazı ile kalitatif analizi yapılarak içeriğinin hangi bileşenlerden oluştuğunun ve bileşenlerin etkinliklerinin incelenmesidir. Ayrıca belirlenen maddelerin ve miktarlarının insan sağlığı üzerindeki etkilerinin incelenerek pazardaki mevcut enerji içeceklerinin değerlendirilmesidir.

Zafer Peker
Hitit University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Adli bilimler açısından çocukların cinsel istismara uğrama nedenleri ve önleyici tedbirler

Çocuklara uygulanan ihmal ve istismar günümüzde de devam eden önemli bir sosyal sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir yetişkinin cinsel istek ve arzularını karşılamak amacıyla çocuğu ikna ederek ya da zorla çocuğu kullanmış olması cinsel istismardır. Çocukluk travmalarına sebep olan ihmal ve istismar adli tıp ile ilişkili olup adli bilimler açısından ele alınarak yakından incelenmesi gereken önemli bir olgudur. Adli bilimlerin bu konudaki görüntü analizleri, kimliklendirme, kulak, yüz, parmak izi vb. gibi birçok çalışması ile çocuk istismarı konusunu ele alan dosyalardaki çözümlemeler de artmıştır. İstismar günümüzde de sık rastlanan ancak çoğunlukla gizli tutulan bir olaydır. Ülkemizde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, istismara uğramış ya da ihmal edilmiş çocukları korumaya yönelik kapsamlı çalışmalar yapmaktadır. Yapılan bu çalışmalarda kurum içerisinde gerekli önlemler alınarak çocuğun güvenliği sağlanmaktadır. Koruma ve bakım altına alınan istismara uğramış çocuğun can güvenliği tehlikesi var ise kaldığı kuruluş gizli tutulmaktadır. Kurumda kalan çocuğun ebeveynleri ile iletişimleri belirli gün ve saatler aralığında personel refakatinde sağlanmaktadır. Ensest vakalarında ise çocuk, istismarcı ile bir araya getirilmeyerek psikolojik travmalardan uzak tutulmaya çalışılmaktadır. Eğer çocuk, ebeveyni ile güvende ise aile yanında bazı tedbir kararları ile desteklenmektedir. Yapılan bu uygulamalar çocukları korumaya yönelik çalışmalardır. Son yıllarda Türkiye'de çocuk istismarı sayısı artmakta olup çalışmalar yetersiz kalmaktadır. Bu tez çalışmasının amacı adli bilimler açısından çocuk istismarının önemini, türlerini, risk faktörlerini ve hukuksal zeminini bir bütün olarak değerlendirmektir. Öte yandan tez çalışmasının bir diğer amacı; istismara maruz kalmış çocuklara ne gibi koruyucu ve önleyici tedbir çalışmalarının uygulandığının, ulusal ve literatür taramalarında nelere değinildiğinin, eksik kalan yönlerinin neler olduğunun araştırılmasıdır. Araştırılan kaynakların çoğu istismarın tek boyutunun ele alındığını, istismarın öncesi ya da sonrasına değinildiğini ortaya koymaktadır. Bu tez çalışması ile istismar öncesi faktörler, istismar anı, zanlı tanımlama ve istismar sonrası yapılan çocuk yararı çalışmalar bir bütün olarak, adli bilimlerle ilişkilendirilerek ele alınmaktadır. Çalışmamızın da istismar vakalarının aydınlatılmasında ve istismarın önlenmesinde büyük öneme sahip olacağını düşünmekteyiz.

Nurhayat Mantar
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı kategorilerdeki okullarda yaşanan şiddet olaylarına idareci ve öğretmenlerin yaklaşımı

Doğumdan ölüme kadar giden gelişim süreci çeşitli basamaklar altında incelenmektedir. Bebeklik döneminden başlayan gelişim süreci hem fizyolojik etmenlerden hem çocuğun biyolojik gelişiminden hem de çevresel etmenlerden etkilenmektedir. Bireyin bebeklik ve erken çocukluk dönemleri aile fertleri ile geçerken çocukluk döneminin büyük kısmı ise okul ortamında geçmektedir. Okul ortamında yaşanan iletişim, alınan eğitim, davranışsal deneyimler ve algısal değişimler çocuğun geleceğini etkileyen önemli faktörlerdir. Eğitmenlerin ve okul personelinin çocukların gelişiminin her aşamasını yakından takip etmesi büyük önem arz etmektedir. Bu dönemlerin bilinmesi çocukların psiko-sosyal ve fizyolojik gelişim kusurlarını erken tanımayı ve düzeltme yönünde erken adımlar atmayı kolaylaştırır. Çocukların gelişim süreçlerinde kendi akranları, küçükleri ve büyükleri arasında yaşanabilecek şiddet erişkinlik dönemlerindeki davranışlarını yönlendirebilir. Eğitimcilerin şiddeti algılama, şiddet ortamının oluşmasını önleme, şiddette karşı önlem alma ve çocukların doğru davranış edinmelerini sağlama gibi çeşitli sorumlulukları vardır. Bu tez çalışmasının amacı okul ikliminde yaşanan şiddetin engellenmesi konusunda öğretmen ve idarecilerin algılarını ortaya çıkarmaktır. Bu amaçla Çorum ilindeki öğretmenlere kişisel tanıtım formu ve iki farklı ölçek uygulanarak çalıştıkları farklı düzeylerdeki okullardaki şiddet algı düzeylerini ve okul içi şiddete karşı alınan önlemlere ilişkin algı düzeylerini belirlemeyi amaçladık.

Adli bilimler
Merve Yıldırım
Hitit University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Çorum ilinde farklı kan gruplarına tabi tutulan orman toprağındaki aktinomiset çeşitliliği

Aktinobakteriler muazzam çeşitliliğe sahip, toprakta yaygın olarak bulunan, ekonomik değeri yüksek miselli gram pozitif bakterilerdir. Çok çeşitli habitatlarda izole edilen aktinobakteriler şimdiye kadar tanımlanmış 47 farklı familyaya ve 711 türe sahiptir. Son yıllarda giderek artan adli çalışmalar, ilgili mikrobiyal profillerin kanıt olarak kullanılabileceğini göstermektedir. Bu çalışmada iki hafta süre ile kana maruz kalmış orman toprağından örnekler alınıp aktinobakteriler izole edilmiş, genomik DNA izolasyonu ardından 16S rRNA PCR amplifikasyonu ve dizi analizi yapılmıştır. Adli bilimlerde ve olay yeri incelemelerinde adli mikrobiyoloji alanını geliştirmek için yapılan bu filogenetik çalışmanın olayı yorumlamada önemli bir referans olabileceği düşünülmektedir.

Mazlum Doğan
Hitit University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Risk altında bulunan çocukların suça sürüklenmesinin önlenmesinde eğitimin rolü: Çorum ili örneği

Ülkelerin geleceğinin teminatları ve yarınların umudu çocukların suça sürüklenmesi toplumların en başta gelen sorunları arasında yer almaktadır. Bu nedenle çocukların suça sürüklenmesinin önlenmesi ve suçun mağduru olan çocukların tekrar topluma kazandırılması büyük bir önem taşımaktadır. Ülkemizde bulunan bazı çocukların kişisel ve çevresel faktörlere bağlı olarak dezavantajlı olması onların daha dikkatli korunmasını, eğitilmesini; risk faktörlerinin tespitini ve önleyici tedbirlerin oluşturulmasını önemli kılmaktadır. Çocukların doğal güçsüzlükleri yanında risk altında bulunması eğitim ortamlarından daha da uzaklaşmasına neden olmakta ve çocuğun suça sürüklenmesi ile sonuçlanabilmektedir. Okul çağında bulunan çocukların eğitime erişimininde, bireysel ve çevresel faktörlere bağlı barındıkları risk faktörlerinin tespit etmek, erken müdahele ve çocuğa yönelik strateji alanlarının oluşturulması önemlidir. Eğitimin yetkin ve en etkili aktörleri olan öğretmenlerin, çocuklarla yakın etkileşim ve iletişim içinde olması; onların durumunun tespit edilmesi, müdahale edilmesi ve önlem alınması açısından önem taşımaktadır. Bu çalışmada risk altında bulunan çocukların suça sürüklenmesinin önlenmesinde eğitimin rolüne ilişkin öğretmenlerin görüşlerinin araştırılmasını amaçlanmaktadır. Risk altında bulunan çocukların suça sürüklenmelerinin önlenmesinde eğitimin ve eğitimcinin rolünü ortaya koyarak eğitimci görüşlerine bağlı çözüm önerileri geliştirmek temel amaçları oluşturmaktadır. Öğretmenlerin konu hakkındaki görüşlerileri anket yöntemiyle elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir.

EğitimRisk altındaki çocuklarSuça iştirak+2
Serkan Bektaş
Hitit University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Narkotik niteliği taşıyan kenevir bitkisinin coğrafi özellikleri ve Çorum'daki türlerinin araştırılması

Adli Bilimlerde narkotik madde denilince ilk akla gelenler eroin, kokain ve esrardır. Esrarın hammaddesi THC miktarının yüksek olduğu kenevir bitkisinin çiçekleri ve en uç yapraklarıdır. Kenevirin esrar ile birlikte anılması kenevir teriminin geçtiği her yerde olumsuz bir tavırla karşılaşmamızın tek sebebidir. Ancak son yıllarda meydana gelen teknolojik gelişmelerle tohumlarda yapılan melezlemeler sonucu artık pek çok kenevir esrar hammaddesi olmaya uygun değildir. Yaptığımız araştırmalar, HÜBTUAM GC-MS sonuçları ve Fen Edebiyat fakültesi laboratuarından elde ettiğimiz FT-IR sonuçlarından da yola çıkarak ülkemizde ekilen kenevir tohumlarının esrar hammaddesi olarak kullanıma uygun olmadığını ortaya koyduk. Geçmişten günümüze kenevir bitkisini değerlendirdiğimizde; tekstil, ilaç, otomotiv, kozmetik, biyoyakıt, biyopolimer ve biyobozunur ürünler, erozyon örtüsü, yapı malzemesi, toprağın temizlenmesi gıda sanayi gibi birçok alanda kullanıldığını görüyoruz. Mısırdaki mumya örtülerinden, Türklerde çuval, sicim vb. yapımına, günümüzde ise biyoyakıttan, insan sağlığına ve doğaya zarar vermeyen kıyafet, temizlik ürünleri ve yiyeceklere varana kadar pek çok alanda kullanılmaktadır. Kenevir adeta yaşamın bitkiye dönüşmüş halidir. Her iklimde yetişebilir, kendisi büyürken çevresini de hem temizler hem de ekonomik anlamda büyütür. Tarım ilacına fazla gereksinim duymaz. Hızlı büyür, büyürken çevresindeki oksijen miktarını arttırır. Günümüzde 50.000 çeşit endüstri ürününde ve 250'den fazla ilacın yapımında doğrudan ya da dolaylı olarak kullanılabilmektedir. Ülkemizde kısa bir süre yanlış bilgilendirmelerle bu üründen uzak kalmış olsak da artık hem ülkemiz hem bölgemiz hem de şehrimiz için kenevir ile yeniden tanışmanın ve kaynaşmanın zamanı geldi. Yapılan bilimsel çalışmalar ışığında kenevir artık korkulan değil, korunan bitki olacaktır. Anahtar Kavramlar: Kenevir, THC, Esrar, CBD, Narkotik, Endüstri Bilim Kodu:20101

EndüstriEsrarKannabidiol+2
Gülhan Eşkil
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kadına yönelik dijital şiddet ve sosyal medyanın kadına yönelik şiddet üzerindeki etkisi: Çorum ilinde bir alan araştırması

Şiddet kavramı insanlığın var olduğu andan itibaren çeşitli şekillerde evrilerek günümüze gelmiştir. Kadınlar sözel, fiziksel, psikolojik ve cinsel şiddeten dijital şiddete kadar farklı şiddet türlerine maruz kalmaktadırlar. Teknoloji çağının sosyal medya ve internet üzerinden kadınlara yönelik yapılan şiddetin nitelik ve niceliğini daha kolay kılınabilir bir hale getirdiği görülmektedir. Ülkemizde kadına yönelik şiddet ve kadına yönelik dijital şiddet sorunun önlenmesine dair stratejilerin geliştirilebilmesi için ilk olarak teknoloji ile ortaya çıkan problemin gerçek boyutlarının, etmenlerinin ve özelliklerinin araştırılması gerekmektedir. Ülkemizde kadına yönelik şiddet veya kadına yönelik dijital şiddetin çözümü tam olarak bilinmemektedir. Bu çalışmada kadına yönelik dijital şiddetin ve sosyal medyanın kadına yönelik şiddet üzerindeki etkisinin azaltılabilmesi veya ortadan kaldırılabilmesi için şiddet mağduru ya da şiddete maruz kalabilme ihtimali olan kadınlar için şiddeti önleyici çözüm yollarının bulunması veya mevcut yasal düzenlemelerin eleştirel olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda Çorum ilinde kadına yönelik dijital şiddetin ve sosyal medyanın kadına yönelik şiddet üzerindeki etkisini ölçmek için anket yöntemi kullanılmış ve elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir.

Taha Yasin Meydaneri
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal medya bağımlılığı ile saldırganlık arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu araştırma sosyal medya bağımlılığı ve saldırganlık arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Yazılı ve görsel basının günümüzde kısıtlı bir çerçeveye hitap etmesi ve teknolojik gelişmelerle hız mefhumunun rekabetin temel ögesi haline gelmesi ve belkide bunların hepsinin ötesinde zaman ve mekan mefhumundan azade yaşamın odak notası olmasını sağlayan en temel buluş ya da içinde bulunduğumuz çağın en mühim olayı internet olarak kabul edilmektedir. Sosyal medya iletişim çağının yaygın bir şekilde kullandığı bir araç olarak karşımıza çıkmaktadır. Bireylerin özgürce görüşlerini dillendirdikleri ve kendilerini rahatça ifade ettikleri bu yeni sanal dünya ayrıca şahsi, kurumsal ve kamusal olmak üzere birçok farklı hedeflerde kullanılmaktadır. Dönüşüm sürecinde yeni bir kişilerarası siber sanal dünya ilişkisi yaratmıştır, geçmişte kurulan sosyal ilişkiler ve günümüze kadar yüz yüze yürütülen ilişkiler artık yerini yeni kurulan sanal ilişkilere bırakmıştır. Bu yeni dijital dünya aynı zamanda bireylerin günlük hayatta pek sergilemediği kaba ve hiçbir sorumluluk almadığı agrasif davranışları rahatça sergilemelerine olanak sağlamaktadır. Sosyal medya bağımlılığı ve saldırganlık arasındaki doğru korelasyon, dünya genelinde ve ülkemizde yaygın bir şekilde kendini gösterebilmektedir. Ruhsal erozyon diyebileceğimiz ve genellikle sosyal medya bağımlılığı ile ortaya çıkan, depresyon, asosyalik, duygusal boşluk vb durumlar, saldırganlığı tetikler özellikteki durumlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Araştırmada 296 bireye anket uygulaması yapılmıştır. Yapılan anket uygulamasında, sosyal medya bağımlılığı ve saldırganlık arasındaki ispatlanabilir bir ilişki olduğu görülmüştür. Çalışmaya alınan katılımcılar sosyal medya bağımlılığına göre sınıflandırıldığında, sosyal medya bağımlılığı olanların % 50' inin erkek, % 50' sinin ise kadın olduğu saptanmıştır. Sosyal medya bağımlılığına göre cinsiyet açısından anlamlı bir fark olmadığı bulunmuştur. Cinsiyete göre sosyal medya kullanım süresi incelendiğinde, paylaşım sayısı ve saldırganlık puanında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmüştür. Buna göre kullanım süresi kadınlarda erkeklere göre daha fazla, paylaşım sayısı ve saldırganlık ise erkeklerde kadınlara göre daha fazladır. Bununla birlikte sosyal medya bağımlılık puanında anlamlı bir farklılık meydana gelmemiştir. Diğer bir ifadeyle kadınları ve erkekler aynı bağımlılık yapısına sahiptir.

Hilal Güler
Hitit University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Adli bilimler açısından ergenlik dönemindeki çocukların suça sürüklenme nedenleri ve önleyici tedbirler

Günümüzde ergenlik dönemindeki çocukların suça sürüklenmesinin nedenleri çok yönlü ve karmaşık bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bulunduğu dönem itibariyle bu karmaşık durum içerisinde çocuğun suça sürüklenmesini engellemek için problemin kaynağına inmek ve bunun nedenlerini tespit etmek önem kazanmaktadır. Son yıllarda Dünya'da ve Türkiye'de ergenlik dönemi çocuk suçluluğunun artışı konunun önemini gözler önüne sermekte ve önleyici tedbirlerin alınmasını zorunlu kılmaktadır. Ergenlik dönemindeki çocuklarını suça iten faktörleri değerlendirerek nedenlerini analiz etmek, önleyici tedbirler almak ve bu problemle ilgili daha kolay ve ekonomik çözümler ortaya çıkaracağı düşünülmektedir. Çocuk suçluluğu, toplumların geleceği için endişe verici sonuçlara neden olmaktadır. Ergenlik dönemi çocuk suçluluğunun önlenmesine yönelik alınan tedbirler ve hukuki düzenlemeler kimi zaman yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle suçun meydana gelmeden önlenmesi ya da önleyici tedbirlerinin oluşturulmasında ebeveyn görüşlerinin alınması konuyu önemli kılmaktadır. Suça sürüklenme nedenlerinden hareketle suçun önlenmesine yönelik alternatif çözüm önerileri ve önleyici tedbirler çocukların suça sürüklenme oranlarının düşürülmesine olumlu etki yapacağı düşünülmektedir. Bu çalışmada ergenlik dönemindeki çocukların suça sürüklenme nedenleri ve suçun önlenmesine yönelik tedbirlere ilişkin ebeveynlerin görüşleri doğrultusunda alternatif çözüm önerileri geliştirmek amaçlanmaktadır. Ergenlik dönemindeki çocukların ebeveynlerinin konu hakkındaki düşünceleri anket yöntemiyle elde edilmiş ve veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir.

İncinur Bektaş
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Palatal rugalarda yaş ve cinsiyet tayini; Çorum ili örneği

Amaç:Parmak izi gibi benzersiz ve bireysel olan palatalrugaeların Çorum ili popülâsyonunda yaş tahmini ve cinsiyet tayininde kullanılabilirliğini, palatalrugae sayılarının yaşa bağlı olarak azalabileceğine yönelik hipotezin incelenmesini, rugae şekillerinden, yerleşimlerinden ve sayılarından kimlik tespitine yönelik çıkarımlar yapılıp-yapılamayacağını saptamayı amaçlamaktadır. Materyal ve Metot:Çorum Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi'ne muayene ve tedavi için başvuran hastalardan 18-84 yaşları arasında kron-köprü protezi için başvurmuş bireylerden aljinat ölçü maddesiyle alınan, sert alçı dökülerek hazırlanan ve üzerinde hasta bireylerin cinsiyet ve yaşının yazılı olduğu 200(110 kadın ve 90 erkek) maxillar çene modelleri kullanılmıştır.Maxillar çene alçı modelleri üzerinden 1.416 palatalrugae 0,01 mm hassasiyete sahip dijital kumpas ile ölçülmüştür.Palatalruga ölçümlerinin değerlendirilmesinde ruganın yönü, uzunluğu, tipi, birleşmesi ve sayısını Thomas ve Kotze sınıflama sistemi ve şekil/yönü ise Kapali sınıflama sistemi kullanılmıştır. Bulgular:Bu çalışma Çorum ili popülâsyonunda kadınların rugae sayısının, erkeklerin rugae sayısı ile oldukça yakın seyrettiğini ve çok küçük bir farkla kadınların rugae sayısının fazla seyrettiğini ortaya koymuştur. Kadınlarda ve erkeklerde palatalrugae sayısı ile yaş arasında istatistiksel açıdan anlamlı negatif yönlü orta düzeyde bir ilişki saptanmıştır(p>0,05). Palatalrugae tiplerinin en yaygını kadınlarda kanatlı(34,87), erkeklerde doğrusal(%32,34) olarak bulunmuştur. Palatalrugae uzunluklarının cinsiyete göre dağılımında her iki cinsiyette en fazla rastlanan ölçüm tipinin "birincil(>10 mm)" tip olduğu gözlenmiştir. Sonuç:Palatalrugae boyut, şekil, yön ve sayı bakımından farklı etnik köken ve aynı popülâsyondaki farklı grupların büyük örneklemini içeren çalışmalar yapılmalıdır. Farklı palatalrugaeşekilleride var ise onlarda sınıflandırılmalıdır. Bunun yanında yaş ile azalan palatalrugae sayısı büyük örneklemlerde değerlendirilmelidir. Palatalrugaeların özellikleri yaş, cinsiyet, yeniden yüzlendirme çalışmalarında ve etnik köken çalışmalarında adli tanımlama prosedürlerinde ek bir araç olarak kullanılabilir.

Sema İşler
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Çorum ilinde basına yansıyan cinayetlerin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Dünya'da her 1 dakika da 1 kişi cinayet sonucu yaşamını kaybetmektedir. Dünya genelinde cinayete kurban giden mağdurların sayısı çatışmaların ve savaşların yaşandığı yerlerde yaşamını kaybedenlerin sayısından beş kat daha fazladır. Bu çalışmada Çorum ilinde meydana gelen cinayet vakalarını çeşitli tanımlayıcılar bakımından saptayarak, demografik verileri ortaya koymak ve ortaya çıkan sonuçların analizi ile riskli durumları araştırmak amaçlanmıştır. Materyal ve Yöntem: Bu çalışmada yer alan veriler başta Çorum iline ait yerel gazeteler olmak üzere ülke genelinde yer alan diğer gazeteler de kullanılarak oluşturulmuştur. Çalışmamızdaki veriler 19 Nisan 2018 ve 3 Temmuz 2022 tarihleri arasında yer alan cinayet haberleri incelenerek, analiz edildikten sonra tasnif edilmiştir. Verilerinin değerlendirilmesinde, istatistiksel analizler SPSS (Versiyon 22.0, SPSS Inc., Chicago, IL, USA, Lisans: Hitit Üniversitesi) paket programı ile gerçekleştirilmiştir Bulgular: Çorum ilinde mağdur sayısının Çorum ili nüfusuna oranı, küresel çapta mağdur sayısının Dünya nüfusuna oranına göre düşüktür. Cinayet mağdurlarının büyük bir çoğunluğu erkektir. Mağdurların en yoğunlukta olduğu yaş grubu aralığı 10 ile 29 yaş aralığı iken faillerin en yoğun olduğu yaş grubu 30 ile 44 yaş aralığıdır. Cinayet vakalarının çoğu ateşli silah kullanılarak işlenmiştir. Husumetli olunan biri tarafından işlenen cinayet en çok işlenen cinayet nedenidir. Mağdurlar en fazla arkadaş ya da tanıdıkları tarafından öldürülmüşlerdir. Sonuç: Elde ettiğimiz verilerimizin sonuçlarına göre Çorum ilinde cinayet prevalansinin Dünya ortalamasının altında olduğu, erkeklerin kadınlara göre daha fazla cinayet işlediği ve daha fazla cinayete maruz kaldığı görülmüştür. Cinayet verilerinin analiz edilmesi ile risk durumların tespit edilerek önleyici tedbirler alınabileceği ayrıca adli merciler ile işbirliği yapılarak daha geniş veri elde edilenebileceği kanaatindeyiz.

Adli bilimlerAdli tıpCinayet+2
Ebru Hatice Demirelli
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal medyada mahremiyet farkındalığı: Hitit Üniversitesi örneği

Yeni iletişim teknolojilerinin artmasıyla beraber sosyal medya, gücünü artırmış ve birçok değişim ve dönüşümü de beraberinde getirmiştir. Toplumsal hayatın içinde varlığını devam ettiren sosyal medya, aile kurumunu ve özel yaşamı da bünyesine dahil etmiştir. Sosyal medyada beğenilmek, takdir edilmek, beğeniyle izlenmek ve takip edilmek amaçlanmaktadır. Sosyal medya platformlarını düzenli şekilde kullanan bireyler, her anlarını kayıt altına alarak mahremiyetlerine zarar vermektedirler. Bu nedenle sosyal medya, bireylerin mahremiyet alanını sınırlamakta ve giderek bu alanı daraltmaktadır. Günümüzde mahrem olan durumlar, alanlar, geçmişten gelen ahlâki olgu ve değerler yok olmaya ve normalleşmeye başlamıştır. Bu çalışmanın amacı; mahremiyet, mahremiyet ihlâli ve gözetleme kavramları çerçevesinde, öğrencilerin sosyal medya paylaşımlarını değerlendirmektir. Araştırmada, katılımcıların cinsiyet, yaş, eğitim, anne-baba birliktelik ve gelir durumu gibi sosyo-demografik değişkenlerin, sosyal medya kullanım pratiklerindeki mahremiyet algı ve farkındalıklarını ölçmek ve öğrencilere bu konuda öneriler sunmak amaçlanmıştır. Çalışmamızda anket yöntemi kulanılmıştır. Bireylerin sosyal medya paylaşımlarıyla ilgili tutumlarını belirlemek amacıyla 390 öğrenci ile anket çalışması yapılmıştır. Elde edilen veriler, sosyal medyada yapılan paylaşımların mahremiyet kavramı doğrultusunda yaş, cinsiyet, eğitim, anne-baba birliktelik ve gelir durumu gibi sosyo-demografik boyutlarıyla incelenmiştir. Bu çalışmayla teknolojik gelişmelerin ve internetin yaygın kullanımıyla artan sosyal medyanın, bireylerin mahremiyet algı düzeylerinde oluşturduğu etki/ler ve mahremiyet algısındaki değişim ele alınarak kişilerin mahremiyet anlayışındaki dönüşümün resmi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Dünyada ve Türkiye'de bu konuyla ilgili mevcut durum ile olası sonuçlar ortaya konmuştur. Bu çalışma, sosyal medya ve mahremiyetin tanımı, değerlendirilmesi, sınıflandırılması ve sosyal medya ile mahremiyet arasındaki ilişki faktörlerini ele almakta ve sosyal medya plaformlarının yaygın kullanımıyla zedelenen mahremiyet kavramına gereken önemin verilmesi, bu ihlâlinin önlenmesi ve bireylerin bu konuda farkındalığını arttırmak amaçlanmıştır. Çalışma, Türkçe olarak yayımlanmış önceki araştırmaların incelenmesini kapsayan alanyazın taraması şeklinde desenlenerek ulusal ve uluslararası dergiler, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) lisansüstü tez veri tabanı ve Google arama motoru aracılığıyla ilgili çalışmalara ulaşılmıştır.

GözetimHitit ÜniversitesiMahremiyet+1
Selin Altıntaş Var
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yeniden yüzlendirme yönteminin adli soruşturmalarda kullanımı

Adli bilimler alanı, içerisinde birçok bilim dallarını barındıran karmaşık bir bilimdir. Suç ve suç örgüsünün çözümüne yarayacak her türlü bulguyu işleyerek deliller haline dönüştürür ve adaletin doğru şekilde tecelli etmesini sağlar. Adli bilim olay örgüsünün çözüme kavuşması ve yorumlanmasında içerisinde yer alan bilim dallarından sıklıkla faydalanmaktadır. Bu bilim dalları içerisinde yer alan Adli Antropoloji; olay yerinden elde edilen, suça konu olabilecek iskelet veya yumuşak doku üzerinden kimliklendirme çalışmaları yapan bir bilim dalıdır. Kimliklendirme ve kimlik tespiti olay örgüsünü çözebilecek dönüm noktasıdır. Bireyin tanımlanması olayın nasıl ve ne şekilde olduğunu, bireyin özelliklerinin neler olduğunu gözler önüne sermektedir. Kimliklendirme çalışmalarında; cinsiyet tayini, boy tahmini, yaş tahmini, etnik kökenin belirlenmesi uygulanan parametrelerdir. Son zamanlarda bilim dünyasında yeniden yüzlendirme çalışmaları kimliklendirme alanında yerini almıştır. Yeniden yüzlendirme tekniği bireyin ölmeden önceki yüz tasvirinin yapılmasına olanak sağlamaktadır. Yeniden yüzlendirme teknikleri iki boyutlu veya üç boyutlu olabilmektedir. Üç boyutlu teknikler; Amerikan Metodu, Rus Metodu ve Kombine Metodu olarak sınıflandırılmaktadır. Her metot kendi içerisinde farklı noktalar üzerinden yeniden yüzlendirme çalışmaları yapar. Gelişen ve ilerleyen süreç içerisinde bu teknikler bilgisayar ortamına aktarılmış ve matematiksel değişkenler ve programlamalar ile daha doğru ve güvenilir sonuçlar elde edilmiştir. Yeniden yüzlendirme tekniği adli soruşturmaların çözümünde vazgeçilmez bir yer teşkil etmektedir.

Adli antropolojiAdli bilimlerYeniden yüzlendirme
Yılmaz Yerli
Hitit University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kültür tarihi boyunca çocuk ve kadınlara uygulanan şiddet içeren gelenekler: Adli bilimlere antropolojik bir bakış açısı

Dünya üzerindeki bütün toplumlarda cinsiyetlerin kültürel ve sosyal olarak yerleşik beklentilerine ve davranışlarına dayanan uygulamalar bulunmaktadır. Geçmiş zamanlarda dâhil olmak üzere özellikle günümüz toplumunda kadın ve çocukların üzerinde gerek psikolojik, gerekse fiziksel anlamda bir şiddet giderek artmaya devam etmektedir. Şiddet ve istismar biçimleri genellikle kadınların ve çocukların cinsiyetler arası eşitliğini, güvenliğini, haysiyetini, öz benliklerini ve temel haklarını kabul etmeyen insan hakları ihlallerinin en yaygını olarak görülmektedir. Yapılan tez çalışmasında kadın ve çocuklara uygulanan zararlı geleneklerin temeline inilmiştir. Bu çalışmanın yapılma sebebi geçmiş zamanlardan günümüze kadar olan süreçte kültürlerin, normların, dinlerin ve değerlerin farklı yorumlanarak kadın ve çocuklara zarar verilmesidir. Yaşanılan çevreler ne kadar değişirse değişsin toplumların genelinde yıkılamayan tabular mevcut. Örnekten yola çıkarsak insanlar yaşamları boyunca inanışları uğruna birçok uygulama gerçekleştirmiştir. Ancak birilerini kurban ederken bir zamanlar kendilerinin de onların yerinde olduğunu ve aynı istismarı kendilerinin de yaşadıklarını unutarak zararlı gelenekleri günümüze taşımışlardır. Çalışmamızın asli amacı insanın en temel hakkı olan yaşama hakkının gelenek adı altında tehlikeye atıldığını göstermektir. Her geleneğin uygulanmaması gerektiği gibi, hukukun ve yasaların yeri geldiğinde insanların inanışlarının önünde tutulmasının doğru olmasıdır. Yaşamın doğum ile başladığı düşünülürse bebeklikten yetişkinliğe kadar olan süreç içerisinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine göre kasten ve yasadışı her türlü şiddet suçtur. Kültürel (sosyal) antropoloji ve Adli bilimlerin kesişim noktası bu kısım olmuştur. Böylelikle sadece kendi alanında değil diğer birçok bilimlere de katkı sağladığı görülmektedir. Adli bilimler ise adaletin tecellisi amacıyla yararlanılan tüm bilim dallarını kapsamaktadır. Bu çalışmada bahsedilen her türlü zararlı uygulama insanların bedeni ve ruhu üzerinde, herhangi bir tedavi amacı olmaksızın, mağdurların sağlığı ve insan hakları üzerinde olumsuz etkisi olan kültürel veya geleneksel nedenlerle kasıtlı olarak yapılan tüm uygulamaları içermektedir.

AntropolojiGeleneklerHukuk+2
Bensu Alisinoğlu
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kriminal (adli) Antropoloji'nin adli bilimler'e katkısı

Adli Bilimler, suçun ispatında maddi delillerin ortaya çıkarılması, suçlunun veya mağdurun ispatı ile uğraşan bir bilimler demetidir. Maddi gerçeği ortaya çıkarırken çeşitli bilim dallarından destek almaktadır. Destek aldığı bilim dallarından bir tanesi de Kriminal (Adli) Antropoloji'dir. Kelime anlamı "İnsan Bilimi" olan Antropoloji, günümüz ve geçmiş dönemlerde yaşayan insan toplulukları üzerinde biyolojik, morfolojik, genetik, evrimsel ve patolojik araştırmalar yapan bilim dalıdır. Bu araştırmalar çok geniş bir çalışma alanına sahip olduğu için Antropoloji kendi içerisinde çeşitli alana ayrılır. Fizik Antropoloji (diğer alt bilim dalları da dahil) kendi içerisinde çalışma alanına göre farklı alt dallara da ayrılmaktadır. Bunlardan bir tanesi çalışmanın bel kemiğini oluşturan Kriminal (Adli) Antropoloji'dir. Adli olaylara farklı bir perspektiften bakmakta olan Kriminal (Adli) Antropoloji genel olarak iskelet materyali üzerinde suç unsurlarını bulmayı hedefler. Kriminal (Adli) Antropoloji laboratuvarlarında gerçekleştirilen bu çalışmalar farklı kimliklendirme yöntemlerine dayanmaktadır. Antropolojik incelemeler, adli vakaların çözümlenmesinde Fiziki Antropoloji, Adli Osteoloji ve Paleoantropolojik yöntemlerin adli amaçlı kullanımı olarak tanımlanabilir. Literatüre bakıldığında Kriminal (Adli) Antropoloji'nin, Adli Bilimler'e katkısı bir başlık altında toplanmamış ve tartışılmamıştır. Kriminal (Adli) Antropoloji'nin Adli Bilimler'e katkısı ve bu amaçla iskelet üzerinde gerçekleştirmiş olduğu teknik ve yöntemler çalışmada önemli bir yer tutacaktır. Yaş tahmin ve cinsiyet tayin çalışmalarının araştırmacılar tarafından farklı oranlarda olsa dahi doğruluk verdiği yapılan çalışmalarla kanıtlanmış haldedir. Kriminal (Adli) Antropoloji'de yaş ve cinsiyet çalışmalarında, tek bir kemikten doğruluğu %70'in altına düşmeyen bireysel özellikler tespit edilebilmektedir. En yüksek oran ise; iskelet materyalinin eksiksiz olması halinde %100'dür. Sonuç olarak: Kriminal (Adli) Antropoloji kimliklendirme teknikleri, insan bedeninde ciddi parçalanma, yanma veya karışmanın meydana geldiği olaylarda, kitlesel felaketlerde, tanımlanamayan insan kalıntılarının olduğu adli vakalarda alternatif değil kullanılması mecburiyet olan teknik ve yöntemleri içermektedir.

Adli bilimlerAntropolojiCinsiyet tayini+2
Büşra Şahan
Hitit University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Havalı silahların suçta kullanımı, kriminal açıdan özellikleri ve muhtemel sonuçlar

Suç olgusu gün geçtikte farklı boyutlarda, dönemlerde ve şekillerde karşımıza çıkmaktadır. Suç olayı değerlendirilirken bir bütün içerisinde değerlendirilmektedir. Suçun mahalli, zamanı, işleniş şekli ve kullanılan suç aletleri, olayların aydınlatılması açısından adli önem taşımaktadır. Özellikle silahlar ile işlenen suçlar, silahın türüne ve verdiği zarara göre farklılık göstermektedir. Ateşli silahlar içerisinde havalı silahlar da yer almaktadır. Tarihsel açıdan bakıldığında savaş, avcılık veya nişan gibi çeşitli alanlarda kullanılan havalı silahlar, genellikle günümüzde zararsız bir oyuncak veya eğlence aracı olarak düşünülmekte ve hatta silah olarak kabul edilmemektedir. Fakat havalı silahların verdiği zararlar göz ardı edilemeyecek boyutlardadır. Öyle ki yapılan çalışmalarda, insan ve hayvanlarda önemli yaralanmalara hatta yaralanma sonucu ölümlere neden olduğu görülmektedir. Bu çalışmada; havalı silahların özellikle günümüzde mala zarar verme ve yaralama gibi suçlarda gelecekte ise toplumda infial yaratacak olaylarında kullanımının sonuçlarına dikkat çekmek, suçta kullanımı sonrasındaki inceleme aşamalarını ve günlük yaşantımızda kullandığımız malzemeler üzerinde meydana getirdiği tahribatı gerek görsel gerekse sayısal veriler ışığında ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu bağlamda günlük yaşantımızda kullandığımız, atıl ancak sağlam durumdaki çeşitli malzemelere, gerekli önlemler alınarak tek kişi tarafından ayakta, 3 farklı havalı silah (silahlara ait 2 farklı mühimmat) ile 4 farklı mesafeden (5, 10, 15 ve 25 m) atışlar yapılmıştır. Bahse konu atışlar, gerekli güvenlik önlemleri/izinler alınarak, hiçbir canlıya zarar verilmeden, çevre temizliğine önem verilerek gerçekleştirilmiştir. Atışlar, şerit ölçek kullanılarak ölçeklendirilmiş ve malzemelere yapılan atışların sonuçları Canon EOS 600D 18-55MM DC III DSLR marka fotoğraf makinesi vasıtasıyla elde edilen fotoğraflar üzerinden Adobe Photoshop CS6 programı kullanılarak metrik olarak değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre; havalı silahların bu tür malzemeler üzerinden çeşitli boyutlarda hasar bırakabilmektedir. Namlu ağzı çıkış hızları, çoğu 9 mm x 19 cal. tabancalara yakın olduğu görülen bu silahların canlı veya cansız nesnelere vereceği hasarlarda önemli ölçülerde olacaktır. Bu silahlar tarafından kalın metal malzemelere verilen hasar ve yapısal değişiklikler, diğer plastik, cam gibi malzemelere nazaran daha az olduğu değişik görülmüştür. Kullanılan 3 farklı tür havalı silahtan en fazla tahribat oluşturan, mesafe kat eden ve en güçlü silahları, yarı otomatik hazır tüplü (PCP) havalı tüfek, tek yaylı pistonlu havalı tüfek ve CO 2 tüplü tabanca olarak sıralayabiliriz. Bu tür silahların suçta kullanımı sonucunda yapılacak olay yeri ve kriminal incelemeler ile ilgili bilgilere de yer verilmiştir. Havalı silahların üretim, satış, taşıma/bulundurma, kullanım ve ruhsatlandırma gibi aşamaları kayda değer yasal zemine bağlanmalıdır. Elde edilen sonuçlar, gelecekte bu tür silahların suçlarda etkin olarak ve toplumda infial yaratacak olay/eylemlerde kullanılabileceği, canlı ve cansız varlıklara önemli maddi, yaralanma ve can kaybı şeklinde zararlar vereceği kanaatindeyiz.

Ateşli silahlarAteşsiz silahHükümete karşı suç+4
Doğukan Ölmez
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Adli bilimler açısindan intiharin nedenleri ve önleyici tedbirler

Ölüm sebepleri içerisinde ilk on sırada yer alan intihar, toplumların en başta gelen sorunları arasında yer almaktadır. Bu nedenle intihar nedenlerinin tespit edilerek intiharın önlenmesi ve intihar girişiminde bulunan kişilerin tekrar topluma kazandırılması büyük bir önem taşımaktadır. Ülkemizde bulunan bazı bireylerin kişisel ve çevresel faktörlere bağlı olarak intihar risk grubunda olması onların daha dikkatli korunmasını, eğitilmesini, risk faktörlerinin tespitini ve önleyici tedbirlerin oluşturulmasını önemli kılmaktadır. Gerçekleşen adli bir olayın intihar mı yoksa cinayet mi olduğunun ayrımının yapılmasında adli bilimlerden yararlanılmaktadır. İntiharın nedenlerinin tespit edilmesi, intihar olayının nasıl gerçekleştiğinin anlaşılması, kullanılan yöntem ve araçların tespit edilmesi adli bilimler ışığı altında gerçekleşmektedir. İntihar; biyolojik, psikolojik, sosyolojik, ekonomik, siyasi, kültürel, bireysel, ailesel ve toplumsal nedenlerden kaynaklanmaktadır. İntiharın nelerden kaynaklandığının tespitinin yapılarak risk faktörlerinin tespit edilmesi ve risk faktörleri doğrultusunda önleyici tedbirlerin uygulanması önem teşkil etmektedir. Bu çalışmada risk faktörlerinin tespiti ve intihara sürüklenmenin önlenmesinde önleyici tedbirlerin uygulanması bağlamında neler yapılması gerektiğinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Risk altında bulunan bireylerin intihara sürüklenmelerinin önlenmesinde adli bilimlerin rolünü ortaya koyarak uzman görüşlerine bağlı çözüm önerileri geliştirmek temel amaçları oluşturmaktadır.

Adli bilimlerRisk faktörleriÖnleyici müdahale+1
Goncagül Bolat
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin adli hemşirelik görevlerini yerine getirme düzeylerinin ölçülmesi: Yeni bir ölçek geliştirme çalışması

Bu çalışmada Çorum ve Yozgat illerindeki üniversite hastanelerinden seçilen hemşireler üzerinden, hemşirelerin adli hemşirelik görevlerini yerine getirme düzeyini ölçen yeni bir ölçek geliştirilmesi amaçlanmıştır. Pilot uygulama 107 hemşire üzerinden yapılmış olup, çalışma örneklemi 503 hemşireden oluşmaktadır. Analizler sonucunda, 23 soru ve 5 alt boyuttan oluşan Hemşirelerin Adli Hemşirelik Görevleri Ölçeği (HAHGÖ) elde edilmiştir. Elde edilen 5 alt boyutun her biri adli hemşirelik literatürü doğrultusunda isimlendirilmişlerdir. Verilerin analizinde SPSS ve FACTOR programları kullanılmıştır. İçerik geçerliği 130 madden oluşan madde havuzundan başlanarak uzman görüşleri ve tekrar tekrar yapılan faktör analizleri sonuçlarına göre sağlanmaya çalışılmıştır. Yapı geçerliğini ortaya koymak için ise, Polikorik korelasyon ve eğrisel döndürmeye dayalı açıklayıcı faktör analizi yöntemi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda KMO ölçüsü ve Barlett testi sonuçlarına göre verinin faktör analizine iyi düzeyde uyumlu olduğu saptanmıştır. Elde edilen faktör yüklerinin 0,333 ile 0,900 arasında değiştiği saptanmış olup, ölçeğin yapı geçerliğinin iyi düzeyde olduğu belirlenmiştir. Güvenirlik analizleri için ise maddeler arası korelasyon ortalaması, ORION güvenirlik tahminleri ve Cronbach Alfa katsayıları hesaplanmıştır. Böylece, maddeler arası korelasyon ortalamalarının 0,300 ile 0,545 arasında değerler aldığı, ORION güvenirlik tahminleri ve Cronbach Alfa katsayılarının ise 0,797 ile 0,936 arasında değiştiği saptanmış olup, HAHGÖ ve HAHGÖ'nün alt boyutlarının yüksek veya çok yüksek derecede güvenilir ölçekler olduğu belirlenmiştir. Böylece, geliştirilen HAHGÖ'nin hemşirelerin adli hemşirelik görevlerini yerine getirme düzeylerini ölçmede geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu belirlenerek, tanımlayıcı istatistikler ile çalışma örneklemindeki hemşirelerin alt boyutlardaki görevlerini hangi düzeylerde yerine getirdikleri karşılaştırmalı olarak tartışılmıştır.

Adli hemşirelikHemşirelikTanıklık+1
Arslan Besim Karaboğa
Hitit University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00