
30
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Investigation of factors affecting balance and mobility in spina bifida children
This study was planned to investigate the relationship between muscular strength, muscular shortness, lumbar lordosis angle and lesion level with balance, mobility and daily life activities in meningomyelocele children. Thirty meningomyelocele (MMS) children whose mean age of 7,83±4,35 were joined the study. After the demographic information of the children is recorded; motor function and mobility (Gross Motor Function Classification System, Functional Mobility Scale), daily life activities (Pediatric Functional Independent Measurement), trunk functions (Trunk Impairment Scale), balance (Pediatric Functional Reach Test, Pediatric Berg Balance Scale), lesion level (International Myelodysplasia Study Group Criteria), lumbar lordosis angle (flexible ruler), muscle shortness and muscle strength (Manual Muscle Test) were evaluated. The result of the study showed that lumbar lordosis angleand muscle strength values was associated with almost all parameters including, balance level, trunk functions, daily life activities and mobility (p<0,05). Children without muscle shortness in TFL and gastro-soleus got higher scores almost all of trunk functions, daily living activities and mobility tests than children with muscle shortness (p<0.05). As a result; lumbar lordosis angle in children with MMS was found to be an important factor in many areas such as balance, trunk functions, activities of daily living and mobility. The results of our study have been showed that muscle strength and shortness of muscles effects over the balance, trunk functions, mobility and daily life activities. In addition our study showed that the lumbar lordosis of SB children was less developed than that of healthy growing children.
Obstetrik brakiyal pleksus paralizisi olan çocuklarda ev egzersiz programına uyum ile fonksiyonel iyileşme arasındaki ilişkinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı, Obstetrik brakiyal pleksus paralizisi (OBPP) olan çocuklarda, annelerin ev egzersiz programına uyumu ile çocukların fonksiyonel gelişimi arasındaki ilişkinin araştırılması ve motivasyon verilen anneler ile verilmeyen annelerin çocuklarının fonksiyonel sonuçlarını karşılaştırmaktır. Çalışmaya yaş aralığı 0-18 ay olan Narakas Tip 2 tutulumu olan 33 OBPP'li çocuk ve anneleri dahil edildi. OBPP'li çocuklar 12 hafta süresince ev egzersiz programı ile takip edildi. OBPP'li çocuklar ve anneleri, ilk başvuruda, 6 hafta ve 12 hafta sonra toplam 3 kez değerlendirildi. Hastaların motor fonksiyon değerlendirilmesinde, Aktif Hareket Skalası (AHS), Gilbert Omuz ve Dirsek Hareketlerini Değerlendirme Sistemleri ve Raimondi El Fonksiyon Değerlendirmesi kullanıldı. Annelerin ev egzersiz programlarına uyumlarını tespit etmek amacıyla egzersiz günlüğü çizelgesi kullanıldı. Ev egzersizlerine uyum, hareket tekrar sayısına uyum ve süreye bağlı uygulamalara uyum olarak iki şekilde değerlendirildi. Ayrıca annelerin sağlıkla ilgili olan yaşam kalitesi, Nottingham Sağlık Profili (NSP); fiziksel aktivite seviyeleri, Uluslar Arası Fiziksel Aktivite Anketi – kısa formu (IPAQ - kısa form); içsel motivasyon düzeyleri, İçsel Güdülenme Envanteri (İGE); kaygı seviyeleri Durumluk ve Süreklilik Kaygı Envanteri ile değerlendirildi. Anneler ayrıca, ek motivasyon ve bilgilendirme verilenler (n=16, çalışma grubu) ve verilmeyenler (n=17, kontrol grubu) olarak da ikiye ayrıldı. Annelerin ev egzersiz programlarına uyum yüzdesi ile çocukların motor fonksiyonları arasında ilişki bulunmadı (p>0.05). Annelerin yaşam kalitesi, kaygı düzeyleri ve fiziksel aktivite seviyelerinin ev egzersiz programlarına uyumlarını etkilemediği bulundu (p>0.05). Ancak, annelerin İGE'deki içsel motivasyon seviyelerindeki artışı ile ev egzersiz programlarına uyumları arasında pozitif yönde ilişki bulundu (p<0.05). Annelerin fiziksel aktivite seviyeleri ile çocuklarının motor fonksiyonları pozitif yönde ilişkili bulundu (p<0.05). Gruplar arasında, annelerin ev egzersiz programına uyumları arasında ve çocukların motor fonksiyonları arasında fark bulunmadı (p>0.05). Ek olarak, annelerin ev egzersiz programının süreye bağlı uygulamalarına uyum yüzdesi ile AHS toplam skorları arasında pozitif yönde ilişki bulundu (p<0.05). Narakas 2 grubunun 0-18 ay arasındaki gelişim seyri, ailenin ev egzersiz programına uyumu ile ilişkili değildir. Bu süreçte, duyusal girdi yaklaşımlarına daha fazla uyulmakta ve bu uyum motor performansı arttırmaktadır. Ancak, fizyoterapistlerin ailelerin ev egzersiz programına uyumlarını arttıracak yöntemlere ihtiyaçları vardır. Annenlerin içsel motivasyon düzeylerinin arttırılması bu yöntemlerin başında gelmelidir. Anahtar Kelime: Obstetrik Brakiyal Pleksus Paralizisi, Ev Egzersiz Programı, Fonksiyonel İyileşme
Temporomandibular eklem disfonksiyon sendromunda farklı fizyoterapi yöntemlerinin ağrı ve yaşam kalitesi üzerine etkisinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı kombine fizyoterapi programı ve temporomandibular ekleme özel egzersiz programının (Rocabodo's 6x6) Temporomandibular Eklem Disfonksiyon Sendromu (TMEDS)'nda ağrı ve yaşam kalitesi üzerine etkinliğinin incelenmesidir. Çalışmaya 20 hasta dahil edildi. Hastalar basit rastgele yöntemle 2 gruba ayrıldı. Çalışma grubuna (temporomandibular ekleme özel egzersiz program grubu, (N=10; ortalama yaş 31,40 ± 11,17 yıl), kombine fizyoterapi programı ve temporomandibular ekleme özel egzersiz programı uygulandı. Kontrol grubuna (N=10; ortalama yaş 35,30 ± 18,05 yıl) ise sadece kombine fizyoterapi programı uygulandı. Kombine fizyoterapi programı ultrason, TENS ve egzersiz programından oluşmuştu. Hastalar tedavi öncesi ve sonrasında ağrı için Vizüel Analog Skala (VAS) ile, yaşam kalitesi için Short Form 36 (SF-36) ile değerlendirildiler. Her iki grupta da ağrının azalması yönünden tedavi sonrasında iyileşme görüldü (p<0,05). Yaşam kalitesi SF-36 ölçeği temporomandibular ekleme özel egzersiz program grubunda, ağrı, canlılık ve sosyal işlevsellik parametrelerinde, kontrol grubunda ise sadece ağrı parametresinde iyileşme görüldü (p<0,05). Gruplar karşılaştırıldığında ise temporomandibular ekleme özel egzersiz program grubunun ağrı ve yaşam kalitesi üzerine olumlu etkisinin daha fazla olduğu görüldü. Bu çalışmada temporomandibular ekleme özel egzersiz programının TMEDS tedavisine eklenmesiyle iyileşmenin arttığını görmekteyiz. Bu program TMEDS tedavisinde çok sık başvurulan egzersizlerden olmadığı için tedavilere eklenmesini önermekteyiz.
Ayaktan ve yatarak fizyoterapi ve rehabilitasyon hizmeti alan kişilerin memnuniyet, ihtiyaç ve hizmet alımı açısından analizleri
Hasta memnuniyeti, araştırmalarda önemli bir faktör olarak görülmeye başlanmıştır. Çünkü memnuniyeti yüksek olan hastaların sağlık hizmetlerinden daha iyi yararlandığı bulunmuştur. Ancak bu alanda fizyoterapi ve rehabilitasyon hizmet sunumu ve fizyoterapistlerce yapılan çalışmaların sayısı azdır. Bu çalışmanın amacı ayaktan ve yatarak fizyoterapi ve rehabilitasyon hizmeti alan kişilerin tanı gruplarının belirlenmesi, demografik özelliklerinin incelenmesi, memnuniyetlerinin araştırılması hedeflenmektedir ve bu amaçla bir anket çalışması yapılmıştır. Anketin 1. bölümünde demografik ve sosyokültürel özellikler sorgulanmış, 2. bölümde hizmet sunumu sorgulanmış, 3. bölümde ihtiyaç ve memnuniyet durumları değerlendirilmiştir. En az 10 iş günü tedavi gören hastalar çalışmaya dahil edildi. Çalışmamıza 280 ayaktan hasta, 90 yatan hasta ve 30 özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinde tedavi gören hasta katılmıştır. Hastalar tanı gruplarına göre ortopedik, nörolojik, pediatrik, kardiyopulmoner ve diğer olarak 5 gruba ayrılmıştır. Fizyoterapiye en çok başvuran tanılara bakıldığında; serebral palsi %14.2, lomber diskopati %12.5, gonartroz %6.8, rotator cuff sendromu %5.5, hemipleji %5.3, servikal diskopati %5.0 olarak bulunmuştur. Çalışmamızın sonuçlarına göre memnuniyet oranları en yüksek olan grup sırasıyla; ayaktan tedavi hizmeti verilenler, yatarak tedavi hizmeti verilenler olarak bulunmuştur. Memnuniyet düzeyleri arasındaki bu fark anlamlı bulunmuştur (p<0.01). Tanı gruplarına göre memnuniyet düzeylerine bakıldığında en yüksek olan grup sırasıyla; ortopedik, nörolojik, kardiyopulmoner, diğer ve pediatrik tanı grubu olarak bulunmuştur. Memnuniyetin hangi faktörlerden etkilendiğine bakmak için yapılan korelasyon analizinde, verilen hizmetin süresiyle ve kullanılan malzemelerin yeterliliğiyle memnuniyet arasında iyi derecede korelasyon bulunmuştur (r=0.627, r=0.670), (p<0.01, p<0.01). Çalışmamızın sonuçları ışığında verilen hizmetin süresinin arttırılması ve fizyoterapi için malzemelerin kullanılması ile memnuniyet düzeylerinin daha da arttırılabileceği düşünüldü.
Non-ambulatuar duchenne musküler distrofili hastalarda el fonksiyonlarını etkileyen faktörlerin araştırılması
Bu çalışma yürüme yeteneğini kaybetmiş Duchenne Musküler Distrofili çocukların el fonksiyonlarına etki eden faktörlerin belirlenmesi ve belirlenen bu faktörlerin genel üst ekstremite performansı ve yaşam kalitesi üzerine etkilerini araştırmak amacıyla planlandı. Çalışmamıza Brooke Üst Ekstremite Fonksiyonel Sınıflandırması (BÜEFS)'na göre 1-5. seviyelerde olan 23 hasta dahil edildi. Çocukların üst ekstremite performansı, el fonksiyonları, pasif eklem hareket limitasyonları, başparmak opozisyonu, tripod, lateral, pinch ve kaba kavrama kuvvetleri, üst ekstremite omuz, dirsek ve el el bileğini içeren tüm kas kuvvetleri, aktivite limitasyonları ve hem çocukların hem de ebeveynlerinin yaşam kaliteleri değerlendirildi. BÜEFS (r=-0,69), TS kullanım süreleri (r=-0,50), pinch, lateral, tripod ve kaba kavrama kuvvetleri (sırasıyla r=0,61, r=0,56, r=0,63, r=0,54) ve total üst ekstremite kas kuvvetinin (r=0,54) el fonksiyonlarını etkileyen faktörler olduğu belirlendi (p<0,05). Ayrıca el fonksiyonlarını etkilediği bulunan tüm faktörlerin genel üst ekstremite performansı ile de ilişkili olduğu bulundu (p<0,05). Belirlenen faktörlerden BÜEFS ile PedsQL-çocuk (r=-0,48) ve PedsQL-ebeveyn (r=-0,50) arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Ek olarak, değerlendirilen parametreler ile ABILHAND-Kids skorunun %60-70 oranında, PUL (toplam) skorunun ise %83-87 oranında açıklanabileceği belirlendi. Elde edilen sonuçlara göre DMD'li çocukların el becerilerinin daha çok kas kuvveti ve kavrama kuvveti kaybından etkilenebileceği düşünülmektedir. DMD'li çocukların el fonksiyonlarını etkileyen faktörlerin genel üst ekstremite fonksiyonu ile ve üst ekstremite fonksiyonel düzeylerinin hem çocukların hem ebeveynlerinin yaşam kaliteleri ile ilişki olması DMD'li çocukların distal üst ekstremite fonksiyonlarının korunması/geliştirilmesine yönelik rehabilitasyon yaklaşımlarının önemini ortaya koymaktadır.
Alt ekstremite yanık yaralanması olan bireylerde akut dönemde uygulanan farklı yürüme eğitimlerinin fiziksel fonksiyonlara etkisinin incelenmesi
Bu çalışma alt ekstremite yanık yaralanması olan bireylerde erken dönemde uygulanan farklı yürüme eğitimlerinin yürüyüş ve fiziksel fonksiyonlara etkisini incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya 28 birey dahil edildi. Bireyler yanık lokalizasyonuna göre eşleştirme yapılarak düz zemin ve koşu bandı grubuna ayrıldı. Standart yanık rehabilitasyon programına ek olarak bir gruba düz zeminde yürüme eğitimi, diğer gruba da koşu bandında yürüme eğitimi uygulandı. Egzersiz eğitimi haftada beş gün uygulandı. Bireyler ilk egzersiz eğitimi öncesi ve son egzersiz eğitimi sonrasında değerlendirildi. Değerlendirmede GAITRite, süreli kalk yürü testi (SKYT), Berg Denge Ölçeği (BDÖ), 6 dakika yürüme testi (6DYT), Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ), Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (FBÖ) ve Görsel Analog Skalası kullanıldı. Düz zemin ve koşu bandı grubunun sırasıyla yaş ortalaması 37,00±11,16, 33,64±12,39 yıl; toplam yanık yüzey alanı % 4,78±2,57, % 4,42±2,73 olarak bulundu. Grupların demografik özellikleri benzerdi (p˃0,05). Düz zemin grubunda tedavi sonrası yanık ekstremiteler karşılaştırıldığında, adım uzunluğu açısından farklılık bulunurken, diğer parametreler benzerdi (p˃0,05). Koşu bandı grubunda yanık ekstremiteler arasında yürüyüş değişkenleri açısından fark yoktu (p˃0,05). Tedavi öncesi sonrası sağlam ekstremiteler grup içinde karşılaştırıldığında, her iki grupta ayak açısı hariç, tüm yürüyüş değişkenlerinde fark bulundu (p˂0,05). Tedavi öncesi ve sonrası farklar yanık ve sağlam ekstremite açısından gruplarda karşılaştırıldığında, yanık ekstremitede sallanma fazında farklılık bulunurken, diğer değişkenlerin benzer olduğu; sağlam ekstremitede ise tüm yürüyüş değişkenlerinin benzer olduğu gösterildi (p˃0,05). Tedavi öncesi ve sonrası yürüyüş hızı ve kadans karşılaştırıldığında her iki grupta da anlamlı fark bulundu (p˂0,05). Tedavi sonrası grupların 6 DYT, SKYT, BDÖ, TKÖ, FBÖ motor ve toplam puan, ağrı ve gerginlik hissinde olumlu gelişmeler bulunurken (p˂0,05), FBÖ kognitif puanında bir değişiklik gözlenmedi (p˃0,05). Tedavi öncesi ve sonrası farklar incelendiğinde, SKYT, kinezyofobi düzeyi ve FBÖ motor puan açısından koşu bandı grubunun lehine anlamlı farklılık bulunurken (p˂0,05), diğer değerlendirme sonuçları benzerdi (p˃0,05). Sonuç olarak, alt ekstremite yanıklarında yürüyüş, denge ve fiziksel fonksiyonlar etkilendiği için erken dönemde yürüme eğitimi rehabilitasyon programına dahil edilmelidir. Koşu bandında verilen yürüme eğitiminin simetrik yürüyüşe ve denge üzerine olan etkisi göz önünde bulundurulduğunda, düz zeminde verilen yürüme eğitimine tercih edilebilir.
Serebral palsili çocuklarda nörolojik müzik terapi eğitiminin yaşam kalitesi, katılım ve günlük yaşam aktiviteleri üzerine etkisi
Serebral Palsi (SP), çocukluk çağında en sık görülen ve yaşam boyu devam eden nörogelişimsel bir bozukluktur. SP' li çocuklar motor etkilenim ve ona eşlik eden diğer bozukluklar nedeniyle aktivite ile katılım kısıtlılığı yaşamakta; yaşam kaliteleri olumsuz etkilenmektedir. Yaşam kalitesini etkileyen fonksiyonellik ve fiziksel sağlığın yanında sosyal ve duygusal işlevler gibi biyopsikososyal etkenler de yer almaktadır. Çalışmamızın amacı; SP' li çocuklarda Nörolojik Müzik Terapi (NMT)' de; "Psikososyal Eğitim ve Danışmanlıkta; Müzik (PDM)" eğitiminin yaşam kalitesi, katılım ve günlük yaşam aktivitelerine etkisini araştırmaktır. Çalışmaya SP tanısı alan 20 gönüllü çocuk katıldı. Çocuklar randomize olarak 10 NMT; 10 kontrol grubu olarak ayrıldı. Katılan tüm çocuklar kendi nörogelişimsel tedavilerine devam ederken; NMT grubunda farklı olarak 6 haftalık PDM eğitimi haftada 3 gün 1'er saat grup tedavisi şeklinde uygulandı. Çocukların tedavi öncesi ve sonrası yaşam kalitesi "Serebral Palsi Yaşam Kalite Anketi (CPQOL)" ; katılımı "Çocuk ve Adölesan Katılım Anketi (CASP)" ; günlük yaşam aktiviteleri "Çocuklar için Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (WeeFIM)" ölçeği ile değerlendirildi. Yaşam kalitesi sonuçlarında toplam CPQOL değerleri gruplar arasında benzerdi (p>0,05). Katılım ve günlük yaşam aktivitelerinde ise NMT grubu lehinde; CASP "okul katılımı" ve toplam değerinde; WeeFIM kognitif alanlarında ve toplam değerinde istatiksel anlamlı fark tespit edildi (p<0,05). Ayrıca NMT grubunda grup içi; CASP anketi "mahalle ve toplum katılımı" ve WeeFIM' in kognitif alanlarında istatiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,05). Çalışmamızın sonuçları doğrultusunda SP' li çocukların rehabilitasyonlarında, NMT eğitimi almış fizyoterapistler tarafından uygulanacak PDM eğitiminin; özellikle katılım alanlarında ve günlük yaşam aktivitelerinin kognitif alanlarında yararları olacağını düşünmekteyiz.
Bournemouth boyun ağrısı anketi: Türkçe versiyon, geçerlilik ve güvenirlik çalışması
Özel Aslıyüce Y. Boyun Ağrılı Hastalarda Bournemouth Boyun Ağrısı Anketi'nin: Türkçe Versiyon, Geçerlilik ve Güvenirlik Çalışması. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Programı Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2018. Bu çalışmanın amacı Bournemouth Boyun Ağrısı Anketi'nin Türkçe versiyonunun, geçerlilik ve güvenirliğini belirlemekti. Çalışmaya 102 kadın, 23 erkek olmak üzere toplamda 125 kronik boyun ağrılı birey dahil edildi. Bireylerin çalışmaya katıldıkları ilk gün Bournemouth Boyun Ağrısı Anketi, Boyun Ağrı ve Özür Skalası, Boyun Özür Anketi, Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği, Tampa Kinezyofobi Ölçeği uygulandı. Bireylerin ağrı şiddeti Görsel Analog Skala (GAS) ile istirahat, aktivite ve gece ağrısı olacak şekilde değerlendirildi. Çalışmaya katılan 40 bireye anket ve ölçekler ilk kez uygulandıktan 1-3 gün sonra, Bournemouth Boyun Ağrısı Anketi ikinci kez uygulandı. Çalışma sonucunda Bournemouth Boyun Ağrısı Anketi'nin Faktör 1 "ağrı ve fonksiyonu", Faktör 2 "anksiyete ve depresyonu" değerlendirecek şekilde iki faktörlü olduğu görüldü. Bournemouth Boyun Ağrısı Anketi'nin Boyun Ağrı ve Özür Skalası ile çok iyi derecede (r= 0,.731, p=0,.00) , Boyun Özür Anketi ile iyi derecede (r=0,.630, p=0,.00), Beck Depresyon Ölçeği (r=0,.448, p=0,.00) ve Beck Anksiyete Ölçeği (r=0,.462, p=0,.00) ile orta derecede, Tampa Kinezyofobi Ölçeği ile düşük orta derecede (r=0,.347, p=0,.00) ilişkili olduğu bulundu. Anketin istirahat (r=0,.479, p=0,.00) ve aktivite ağrısı (r=0,.500, p=0.,00) ile orta derecede, gece ağrısı (r=0,.362, p=0,.00) ile arasında düşük orta derecede ilişki bulundu. İç tutarlılık anketin tamamı (Cronbach Alfa=0,.865), Faktör 1(Cronbach Alfa=0,.977) ve Faktör 2 (Cronbach Alfa=0,.887) için yüksek bulundu. Anketin test-tekrar test güvenirliği maddeler ve toplam puan bazında yüksek bulundu (ICC=0,.963). Bu sonuçlara göre Bournemouth Boyun Ağrısı Anketi'nin Türkçe versiyonunun, kronik boyun ağrılı bireyler için geçerli ve güvenilir bir anket olduğu gösterildi. Bournemouth Boyun Ağrısı Anketi'nin çok yönlü değerlendirme yapması ve tüm soruların boyun ağrılı bireylere özgü olması gibi özellikleri ile klinik ve akademik çalışmalarda avantaj sağlayacağı düşünüldü. Bournemouth Boyun Ağrısı Anketi bireyleri fiziksel, mental, emosyonel ve sosyal açıdan değerlendirdiğinden kronik boyun ağrılı bireylerin yaşam kaliteleri hakkında fikir verebileceği, bu konuda kesin yargıya varabilmek için bir yaşam kalitesi anketinin de dahil edildiği ileri çalışmaların faydalı olacağı sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Boyun Ağrısıağrısı, özürlülük, fonksiyon, anksiyete, depresyon
Kronik boyun ağrılı hastalarda boyun farkındalığının, fremantle boyun farkındalık anketi ile değerlendirilmesi: Türkçe versiyon, geçerlilik ve güvenirlik çalışması
Bu çalışma, Fremantle Boyun Farkındalık Anketi (FreBFA)" nin kronik boyun ağrılı bireylerde Türkçe dilinde geçerlik ve güvenirliğini araştırmak amacıyla yapıldı. Asıl anket olan "The Fremantle Back Awareness Questionnare" in yazarı Prof. Benedict Wand' dan izin alındı. Anket yazar tarafından boyun versiyonuna dönüştürüldü ve anketin boyun versiyonu Türkçe diline çevrildi. Hastaların demografik bilgileri, ağrı şiddetleri, Boyun Özür Anketi (BÖA), Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ), SF36 Yaşam Kalitesi Anketi (SF36), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) ile değerlendirmeleri yapıldı. FreBFA 111 kronik boyun ağrılı hastada değerlendirildi. 37 hastaya test-tekrar test değerlendirmesi ilk uygulamadan 3 gün sonra ünitemizde yapıldı. Güvenilirlik değerlendirmesinde iç tutarlılıkCronbach Alfa, zamana göre değişmezlik ICC (Intraclass Correlation Coefficient), geçerlilik değerlendirmesinde faktör analizi ve FreBFA ile ağrı şiddetleri, BÖA, TKÖ, SF36, BDÖ ve BAÖ anketleri arasındaki ilişkiler incelendi. FreBFA' nın iç tutarlılığı ve zamana göre değişmezliğinin kabul edilebilir düzeyde olduğu belirlendi. Scree Plot grafiği ile analiz edildiğinde 1, 2 ve 3. sorunun dikkati; 4 ve 5. sorunun proprioseptif duyuyu; 6, 7, ve 9. sorunun boyun şekli ve büyüklüğü algısını, 8. sorununihmali değerlendirdiği ve anketin dört boyutlu olduğu belirlendi. FreBFA ile diğer anket ilişkileri incelendiğinde düşük ve orta düzey arasında ilişkiler bulundu (p<0,05). FreBFA kronik boyun ağrılı bireylerde geçerli ve güvenilir bir ankettir. Anket farkındalık alanında ilk kez boyun bölgesinde ve ilk kez Türkçe dilinde yapılmıştır. Çalışmamız boyun farkındalığıyla ilgili farklı popülasyonlarda yapılacak olan ilerideki çalışmalara katkı sağlayacaktır.
Gebelikte farklı trimesterlere göre ayak ve ayak bileği eklemi ile dengede meydana gelen değişikliklerin karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Sökmez Ogün F., Gebelikte Farklı Trimesterlere Göre Ayak ve Ayak Bileği Eklemi ile Dengede Meydana Gelen Değişikliklerin Karşılaştırmalı Olarak İncelenmesi, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Programı Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2018. Bu çalışmanın amacı, gebelerde trimesterlere göre ayak ve ayak bileği ile dengede meydana gelen değişimi incelemek, bu değişikliklerin birbiriyle olan ilişkisini belirlemekti. Çalışmaya 32 gebe ve aynı yaş grubunda 23 gebe olmayan sağlıklı kadın dahil edildi. Gebe olan bireyler her trimester süresince birer defa olmak üzere toplam 3 kere değerlendirildi. Gebe olmayan sağlıklı bireyler bir defa değerlendirildi. Çalışmamızda olgulara; vücut kütle indeksi (VKİ), kas kuvveti, normal eklem hareketi açıklığı, ayak ve ayak bileği dermatoljik ve vasküler değişiklikler, duyu ve ağrı değerlendirmesi, omurga ve ayağın postür değerlendirmeleri, Ayak Fonksiyon Indeksi, statik ve dinamik denge değerlendirmesi yapıldı. Yapılan ölçümlerde her iki ayakta da 1. ve 2. trimesterde VKİ arttıkça ağırlık verilirken ölçülen metatarsal genişliğin arttığı, 2. Trimesterde VKİ arttıkça sağ ayak izi ark indeks ve Chippaux Smirak İndeksin arttığı, yani arkta düşme olduğu belirlendi (p<0,05). Bireylerin fleks ruler kullanılarak torakal ve lumbal eğrilik derecelerini belirlediğimiz çalışmamızda yapılan analizler sonucunda, gebelerde torakal ve lumbal eğriliklerde artış tespit edildi. Trimesterler arasında bu fark her üç trimesterde de istatistiksel yönden anlamlı bulundu (p<0,05). Gebe olgularımızın gebe olmayan olgularımıza göre omurga eğrilikleri karşılaştırıldığında, gebelerin torakal bölgeleri 1. trimesterde gebe olmayanlara göre düşük çıkarken (p<0,05), bu düşme 3. trimesterde sağlıklı kişilere göre eşitlenmiş, lumbal bölgedeki eğrilik ise 3. trimesterde gebe olmayanlara göre fazla olduğu belirlendi (p<0,05). Çalışmada naviküler yüksekliklerin gebelik süresi ilerledikçe düştüğünü, ancak bu düşmenin yalnızca sağda anlamlılık oluşturduğunu (p<0,05), sol da ise anlamlılık oluşturacak kadar olmadığı belirlendi. (p<0,05). Çalışmamızda her üç trimesterde de metatarsal genişliklerin, ayak volümü ölçümlerinin, ayak uzunluğunun, orta ayak temas alan değerlerinin giderek arttığı saptandı (p<0,05). Bu sonuçlarımıza paralel olarak; ayak izi üzerindeki ölçümlerde gebelerde hesaplanan sağ ayakta Chippaux indeks değerlerinde ve her iki ayakta plantar ark indeks değerlerinde daha yüksek değerler elde edilerek istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu bulundu (p<0,05). Çalışmada statik denge testlerinden elde edilen sonuçlara göre gözler açık ön-arka salınım miktarlarında ve gözler kapalı denge ortalamalarında 1. ve 3. trimesterler arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı (p<0,05). Gebelerin 3. trimester değerleri ve kontrol grubu arasında gözler kapalı statik denge ölçümlerinde denge indeksi, sağ-sol salınım ortalama, denge ortalama değerleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu ortaya çıktı (p<0,05). Gebelerin trimesterler arası dinamik dengeleri arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Gebe ve kontrol grubu bireylerin dinamik denge ortalamaları karşılaştırıldığında gebelerin hem 1. hem de 3. trimester değerleri ile kontrol grubu dinamik denge değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu ortaya konmuştur (p<0,05). Çalışma sonunda; gebelik ilerledikçe denge de bozukluklar meydana geldiği, ayak ve ayak bileğinde değişiklikler oluşup, bu oluşan değişikliklerin dengeyi etkilediği, bununla birlikte gebelik süresince omurga değişikliklerinin de ortaya çıktığı ve bunun da dengeyi olumsuz yönde etkilediği saptanmıştır. Bu bilgilerin ışığında, gebelerde değişebilecek vücut biyomekanikleri göz önünde bulundurularak, gebelerin hem gebelik süresince hem de gebelik sonrasında daha sağlıklı bir yaşam sürdürebilmesi için gebelikleri boyunca uygulanabilecek ark desteği için uygun tabanlık desteği ve/veya ayakkabı gibi modifikasyonlar, ark yüksekliğinin normal sınırlarda korunabilmesi için intrinsik kas egzersiz eğitimi gibi koruyucu yaklaşımların önemli olduğuna karar verildi. Elde edilen bilgilerin bu alanda çalışanlara yol gösterici olacağı, bu alanda hatta daha fazla bireyde yapılan çalışmaların artması gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Gebe, ayak, ayak bileği, denge, değerlendirme, omurga
Sağlıklı genç futbolcularda kognitif temelli nöromusküler eğitim ve oyun temelli eğitimin denge ile performans üzerine akut etkisi
Bu çalışmanın amacı iki farklı eğitimin sağlıklı genç futbolcuların denge ve performansları üzerindeki akut etkisini araştırmaktı. Çalışmaya iki farklı profesyonel futbol takımı alt yapısındaki 49 erkek futbolcu katıldı. Futbola özgü hareketlerin yanı sıra aynı anda farklı görevlere odaklanma ve nöromusküler fonksiyonlar üzerindeki koordinasyonu sağlama içeriğine sahip Kognitif Temelli Nöromusküler Eğitim (KTNE) grubuna 16 birey, içerisinde futbol, tenis, bowling, atıcılık, yarış ve tırmanma oyunları olan Oyun Temelli Eğitim (OTE) grubuna 17 ve kontrol grubuna 16 birey dâhil edildi. Dinamik dengeyi değerlendirmek için Yıldız Denge Testi kullanıldı. Ölçümler sağ ve sol taraf için anterior (A), anterolateral (AL), lateral (L), posterolateral (PL), posterior (P), posteromedial (PM), medial (M) ve anteromedial (AM) olmak üzere 8 yönde alındı. Performans, Sürat Dribling testi ile değerlendirildi. Ölçümler eğitimlerden hemen önce ve hemen sonra yapıldı. KTNE grubunda A, AL ve AM yönler dışında diğer tüm yönlerde anlamlı gelişim görüldü (p<0,05). OTE alan bireylerin dengeleri tüm yönlerde gelişim gösterdi (p<0,05). Kontrol grubundaki bireylerde A ve AM yön hariç diğer tüm yönler için anlamlı iyileşme görüldü (p<0,05). KTNE ve OTE eğitimleri futbolcuların performansında anlamlı gelişim sağladı (p<0,05). Kontrol grubundaki bireylerin performansında gelişim anlamlı bulunmadı (p>0,05). Sonuç olarak; KTNE ve OTE'nin dinamik denge ve performans açısından katkılar sağlayabileceği ve futbolcuların antrenmanlarına dâhil edilmeleri halinde başarılı sonuçlar ortaya çıkarabileceği gösterilmiştir. Anahtar kelimeler: Postüral denge, atletik performans, sportif yaralanmalar, egzersiz
Diz osteoartritli hastalarda denge parametreleri ile fonksiyonel performans ve eklem pozisyon hissi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, diz osteoartritli (OA) bireylerde denge parametreleri ile fonksiyonel performans ve eklem pozisyon hissi arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışma Haziran 2017 – Mart 2018 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalına'na başvurup diz osteoartriti tanısı alan ve diz osteoartriti tanısı almamış olan kontrol grubu gönüllü bireyler üzerinde gerçekleştirildi. Bireylerin fiziksel özellikleri ve sosyodemografik bilgileri kaydedildi. Normal eklem hareketinin değerlendirilmesi için dijital gonyometre, statik dengenin değerlendirilmesi için Sporkat 2000 stabilometre, dinamik denge için ise Berg Denge Testi kullanıldı. Ağrı ve fonksiyonel durumun hasta perspektifinden değerlendirilmesi için Oxford Diz Skalası (ODS) , fiziksel performansın değerlendirilmesi için Zamanlı Kalk ve Yürü Testi (ZKYT) ve Merdiven İnip-Çıkma Testi (MİÇT) kullanıldı. Eklem pozisyon hissi (EPH) ise dijital gonyometre yardımıyla ölçülen reprodüksiyon testiyle 15 30 45, 60 derecelik açılarında değerlendirildi. Çalışmamızın sonucunda tüm değerlendirme parametrelerinin diz OA'lı bireylerde kontrol grubu yaşıtlarına göre etkilendiği görüldü ( p< ,001). Gözler açık statik denge puanları ile ODS ve fiziksel performans puanları arasında pozitif yönde orta seviyede bir korelasyon bulunmuşken ( p< ,001), Berg denge puanı ile ODS ve fiziksel performans testleri arasında ise negatif yönlü iyi seviyede bir korelasyon tespit edildi ( p< ,001). Gözler açık statik denge ile EPH 30 derece ve EPH 45 derece arasında pozitif yönde düşük orta seviyede korelasyon bulunmuşken (p< ,05), Berg denge puanı ile EPH 30 derece ve EPH 45 derece arasında ise negatif yönlü düşük orta seviyede korelasyon tespit edildi ( p< ,05). Bu durum diz OA'lı bireylerde denge parametrelerinin fonksiyonel performans ve eklem pozisyon hissi ile ilişkili olduğu sonucunu ortaya koydu. Anahtar Kelimeler: Diz, Osteoartrit, Postural Denge, Eklem Pozisyon Hissi, Fiziksel Performans
Nörojenik yutma bozukluğu olan hastalarda yeme değerlendirme aracı ve yutma yaşam kalitesi anketi'nin işlevsellik, yetiyitimi ve sağlığın uluslararası sınıflandırılması sistemi ile ilişkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışma; nörojenik yutma bozukluğu olan hastalarda kullanılan Yeme Değerlendirme Aracı (EAT-10) ve Yutma Yaşam Kalitesi Anketi'nin (SWAL-QOL) İşlevsellik, Yetiyitimi ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırılması Sistemi (ICF) ile ilişkisinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Anketlerin ICF ile ilişkisinin değerlendirilmesinde uzman görüşü ile ilişkilendirme kuralları kullanıldı. Uzman görüşleri Delfie turları şeklinde gerçekleştirildi. İlk turda yutma konusunda uzman 3 sağlık personeli ilişkilendirme kuralları konusunda ortak bir toplantı yaptı. Uzmanlardan biri moderatör, diğerleri ilişkilendirmeden sorumlu oldu. İki uzman birbirinden bağımsız olarak ilişkilendirme kurallarına göre anketlerin her bir maddesini ICF içerisinden uygun olan bir veya birden fazla madde ile ilişkilendirdi. İkinci turda yapılan ilişkilendirmeler birleştirildi. Üçüncü turda da moderatör eşliğinde ortak görüş kesinleştirildi. Kesinleşen ICF maddelerine uzman görüşleri ile uygun sorular oluşturularak form haline getirildi ve hastalara uygulandı. Anketlerin her bir maddesi ile uyumlandırılan ICF maddesi arasında tek tek ilişki bakıldı. EAT-10 anketi için 10 farklı ICF maddesi ile 21 ilişkilendirme yapıldı. İlişkilendirmelerin % 66'sı vücut işlevleri, % 28'i aktivite katılım ve % 4'ü çevresel faktörler ile yapılırken ve % 4'ü tanımlanamaz olarak bulundu. SWAL-QOL anketi için 35 farklı ICF maddesi ile 75 ilişkilendirme yapıldı. İlişkilendirmelerin % 61'i vücut işlevleri, % 30'u aktivite ve katılım ve % 4'ü çevresel faktörler ile yapılırken, % 4'ü de tanımlanamaz olarak bulundu. Sonuç olarak, her iki anketin yapısal tanımlaması yapıldı. Çalışmalarda kullanılacak uygun anket seçimi açısından önemli bir yaklaşım sağlanmış oldu.
Epilepsili çocuklar ve sağlıklı yaşıtlarının fiziksel uygunluklarının karşılaştırılması
Sırtbaş, G., Epilepsili çocuklar ve sağlıklı yaşıtlarının fiziksel uygunluklarının karşılaştırılması, Hacettepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Programı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2018. Literatürde epilepsili çocukların fiziksel uygunluk düzeyinin sağlıklı çocuklarla karşılaştırıldığı bir çalışma bulunmamaktadır. Çalışmamızda epilepsili çocukların fiziksel uygunluk ve aktivite düzeyinin belirlenmesi ve sağlıklı çocukların değerleri ile karşılaştırılması amaçlandı. Çalışmaya yaşları 6-12 yıl arasında değişen 16 epilepsi hastası ve 15 sağlıklı birey dahil edildi. Çocukların demografik ve fiziksel özellikleri kaydedildi. Karın kas kuvveti ve enduransı, üst gövde kas kuvveti ve enduransı, gövde ve alt ekstremite esnekliği, denge, vücut kompozisyonu, fiziksel aktivite düzeyi ve yaşam kalitesi değerlendirildi. Epilepsili hastaların ve sağlıklı çocukların demografik ve fiziksel özellikleri birbirine benzerdi (p>0,05). Epilepsili çocukların dengesi, sırt kas kuvveti ve esnekliği, fiziksel aktivite düzeyi ve yaşam kalitesi düzeyi sağlıklı çocuklara göre anlamlı olarak daha düşüktü (p<0,05). Karın kas kuvveti ve enduransı, üst gövde kas kuvveti ve enduransı, alt ekstremite esnekliği ve vücut kompozisyonu değerleri epilepsili ve sağlıklı grupta benzer bulundu (p>0,05). Epilepsili çocuklar sağlıklı yaşıtlarına göre sedanter bir yaşam tarzına sahip olup bu durumun fiziksel uygunluk düzeyini çocukluk çağı itibariyle olumsuz etkilediği sonucuna varılmıştır. Epilepsili çocukların, ailelerinin ve sağlık personellerinin fiziksel aktivite açısından bilinçlendirilmesi ve epilepsili çocukların küçük yaştan itibaren fiziksel aktiviteye yönlendirilmesi gerekmektedir.
Manuel tedavi ve proprioseptif nöromusküler fasilitasyon tekniklerinin adeziv kapsülitli hastalarda eklem hareket açıklığı, ağrı ve fonksiyonlar üzerine olan etkileri
Bu çalışma, adeziv kapsülitli hastaların fizyoterapisinde kullanılan Manuel Tedavi (MT) yöntemi ile Proprioseptif Nöromusküler Fasilitasyon Tekniklerinin (PNF) ağrı, eklem hareket açıklığı, skapular diskinezi, omuz fonksiyonları, yaşam kalitesi ve genel sağlık düzeyi üzerindeki etkilerini karşılaştırmak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya adeziv kapsülit tanısı almış ve yaşları 35-65 arasında olan toplam 30 hasta dahil edilmiştir. Hastalar tabakalı randomizasyon yöntemi ile MT Grubu (n=16) ve PNF Grubu (n=14) olarak ikiye ayrılmıştır. Her iki gruba haftada 3 gün, 8 hafta süre ile klasik fizyoterapi uygulanmış (hotpack ve ultrason) ve ev programı olarak Wand Egzersizleri verilmiştir. MT Grubuna bunlara ek olarak MT; PNF Grubuna ise PNF yöntemi uygulanmıştır. Her iki gruptaki hastaların tedavi öncesinde ve 24 seanslık tedavi sonrasında fiziksel özellikleri sorgulanmış; ağrı şiddetleri (VAS), normal eklem hareket açıklıkları (gonyometre), kas kuvvetleri (dijital dinamometre), skapular diskinezileri (mezura) değerlendirilmiştir. Ayrıca hastaların omuz fonksiyonları "Basit Omuz Testi (SST)", "Omuz Ağrı ve Disabilite İndeksi (SPADI)" ve "Kol-Omuz ve El Sorunları Anketi (DASH)" ile, yaşam kaliteleri "Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Anketi (EUROHIS-QOL)" ve "Yaşam Kalitesi Formu (SF-36)" ile, genel sağlık düzeyleri ise "Sağlık Değerlendirme Anketi" ile sorgulanmıştır. Tedavi sonrasında MT Grubunda abduksiyon, dış ve iç rotasyon eklem hareket açıklığında (EHA), ağrı seviyesinde, kas kuvvetinde, omuz fonksiyonlarında, sağlıkla ilgili yaşam kalitesinin ağrı ve fiziksel fonksiyon parametrelerinde gelişmeler görülmüştür (p<0,05). PNF Grubunda ise, SPADI'nin yetersizlik alt parametresi hariç, diğer omuz fonksiyonlarında ve fleksiyon ve abduksiyon EHA, ağrı seviyesi, kas kuvveti, SF-36 ağrı ve sosyal fonksiyon parametrelerinde gelişmeler olmuştur (p<0,05). Her iki grupta da tedavi sonrası skapular diskinezi, sağlıkla ilgili olmayan yaşam kalitesi (EUROHIS-QOL) ve genel sağlık düzeyinde herhangi bir değişiklik olmamıştır (p>0,05). Grupların birbiri ile karşılaştırmasında, dış rotasyon MT lehine, "EUROHIS-QOL" ise PNF lehine anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Dış rotasyon hariç diğer EHA'da, ağrı şiddetinde, kas kuvvetinde, skapular diskinezide, omuz fonksiyonlarında ve genel sağlık düzeyinde gruplar arasında bir farka rastlanmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak adeziv kapsülitin fizyoterapisinde, omuz fonksiyonlarını ciddi olarak etkileyen ve tedavi ile kazanılması oldukça zor olan omuz dış rotasyon EHA'nı MT'nin daha fazla artırdığı, sağlıkla ilgili olmayan yaşam kalitesini ise PNF'in daha fazla geliştirdiği; bunun için tedavide her iki fizyoterapi yönteminin beraber kullanılmasının daha etkili olacağı kararına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Adeziv Kapsülit, Proprioseptif Nöromusküler Fasilitasyon (PNF), Manuel Tedavi,Fizyoterapi ve Rehabilitasyon
Serebral palsili çocuklarda beslenme tipine göre motor fonksiyonların karşılaştırılması
Cengiz, E. Serebral Palsili Çocuklarda Beslenme Tipine Göre Motor Fonksiyonların Karşılaştırılması. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Programı Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2018. Bu çalışma; Serebral palsili (SP) çocuklarda beslenme tipine göre motor fonksiyonların karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya yaş ortalaması 8,34±3,38 yıl olan 35 SP'li çocuk dahil edildi. Olgular oral yolla beslenen (n=19) ve enteral yolla beslenen (n=16) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Olguların demografik bilgileri, SP alt tipi, beslenme tipi, prematürite durumu, tekrarlayan akciğer enfeksiyonu sayısı, reflü varlığı ve oral bölgenin fiziksel özellikleri kaydedildi. Olgular Kaba Motor Fonksiyon Sınıflama Sistemine (KMFSS) göre seviyelendirildi. Olguların motor fonksiyon durumları, çiğneme performansları, oral alım durumları ve yaşam kaliteleri değerlendirildi. Bakım verenlerin anksiyete ve depresyon düzeyleri değerlendirildi. Enteral yolla beslenen çocuklarda oral bölgede fiziksel bozuklukların daha fazla olduğu görüldü (p<0.05). Enteral yolla beslenen çocukların çoğunlukla nonambulant çocuklardan oluştuğu (p<0.05), motor fonksiyon skorlarının düşük (p<0.05), çiğneme bozukluklarının daha fazla (p<0.05) ve oral alım durumlarının düşük seviyede (p<0.001) olduğu bulundu. Enteral yolla beslenen çocukların yaşam kalitesi skorlarının daha düşük olduğu ve bakım verenlerin depresyon düzeylerinin arttığı görüldü (p<0.05). Beslenme tipi ile motor fonksiyon arasında ilişki olduğu tespit edildi (r=-0.591). Sonuç olarak enteral yolla beslenen çocukların motor fonksiyonları ile birlikte ambulasyon seviyesi, çiğneme performansları, oral alım durumları azalmakta ve oral yapı bozukları da arttığı bulundu. Aynı zamanda çocukların yaşam kaliteleri azalmakta, bakım verenlerin depresyon düzeyleri arttığı görüldü. Ayrıca nazogastrik tüp uygulamasının literatürde belirtilenden daha uzun süre olduğu, gastrostomi gibi kullandığı belirlendi. Bu sonuçlar göz önüne alındığında şiddetli motor etkilenimi olan SP'li çocukların standart rehabilitasyon uygulamalarına oral motor rehabilitasyon, fonksiyonel çiğneme eğitimi, beslenme ilişkili aile eğitimi gibi programların eklenmesi, beslenme bozukluklarının rehabilitasyonun sağlanması açısından son derece önemlidir. Anahtar Kelimeler: Enteral Beslenme, Motor Fonksiyon, Serebral Palsi
Multipl sklerozlu bireylerde servikal mobilizasyonun spastisite ve denge üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı multipl sklerozlu bireylerde servikal mobilizasyonun denge ve spastisite üzerine etkisini araştırmaktır. Randomize kontrollü, spastisite değerlendirmeleri açısından tek kör olarak planlanan çalışmaya, EDSS puanı 2-5 arasında, toplam 30 MS hastası dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen bireylerin hikayeleri, demografik bilgileri ve fiziksel özellikleri kaydedildi. Spastisite değerlendirmeleri için Modifiye Ashworth Ölçeği (MAÖ) ve aktif eklem hareket açıklığı (AEHA) ölçümü yapılmıştır. Denge değerlendirmelerinde; bilgisayarlı dinamik postürografiye ait duyu organizasyon testi (DOT), stabilite sınırları testi (SLT) ve adaptasyon testi (ADT), berg denge ölçeği (BDÖ) ve tek ayak üzerinde durma süreleri kaydedilmiştir. Hastalar kapalı zarf yöntemiyle iki gruba ayrılmıştır. Çalışma grubuna tek seans servikal mobilizasyon uygulaması yapılırken, kontrol grubuna hiçbir müdahale yapılmamıştır. Çalışma sonunda çalışma grubunda uygulama sonrası sadece gastrocnemius ve quadriceps femoris MAÖ değerlerinde gelişme sağlanırken (p<0,05), AEHA'nda sadece ayak dorsi fleksiyonunda gelişme (p<0,05) kaydedildi. Çalışma grubunda tek ayak üzerinde durma sürelerinde artış (p<0,05) kaydedildi. DOT sonuçlarına göre çalışma grubunda görsel ve vestibüler puanlarında artış (p<0,05) elde edildi. Çalışma grubunda uygulama sonrası birleşik denge puanında da artış (p<0,05) sağlandı. SLT'nin her yöne tüm parametrelerinde anlamlı bir artış (p<0,05) izlenmiştir. ADT'de ise salınım enerjilerinin iki yönde de tedavi sonrasında azaldığı (p<0,05) gösterilmiştir. Hiçbir müdahalede bulunulmayan kontrol grubunda değerlendirme yöntemlerinin öğrenme etkisi araştırılmıştır. Ve sonuç olarak öğrenme etkisi gözlenmemiştir. Bu sonuçlar, MS'li bireylerde servikal mobilizasyon uygulamasının spastisiteyi regüle ettiği ve denge kontrolünü arttırdığını göstermiştir. Çalışmamız ile denge bozukluğu ve spastisitesi olan MS'li bireylerin fizyoterapi ve rehabilitasyon programlarına servikal mobilizasyon uygulamasının eklenebileceği ve iyi bir tedavi seçeneği olabileceği düşünülmüştür.
Hemiparetik serebral palsi'li çocuklarda omurga düzgünlüğü ve ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi
Bu çalışmada, Hemiparetik Serebral Palsili (HSP) çocuklarda frontal ve sagital düzlemde omurga değerlendirmesi yaparak sağlıklı yaşıtlarıyla karşılaştırmak ve spinal eğrilikleri etkileyebilecek faktörleri araştırmak amaçlandı. Çalışmaya yaşları 6-18 yıl arasında değişen 25 HSP'li çocuk ve sadece Spinal Mouse (SM) ölçümleri için referans değerler elde etmek amacıyla, aynı yaş aralığında 25 sağlıklı çocuk dahil edildi. Çocukların frontal ve sagital düzlem omurga eğrilikleri SM ile değerlendirildi. HSP'li çocukların üst ekstremite fonksiyonları, yürüyüşün zaman-mesafe parametreleri, üst ve alt ekstremite antropometrik ölçümleri, pelvik asimetri, skapular kanatlaşma ve ağırlık dağılımları, kas kuvvetleri, kas tonusu ve oturmada gövde fonksiyonları değerlendirildi. HSP'li çocukların ve sağlıklı yaşıtlarının demografik ve fiziksel özellikleri birbirine benzerdi (p>0,05). Tüm HSP'li çocukların skolyoz açısı ortalamaları sağlıklı yaşıtlarından fazla iken (p<0,05), torakal kifoz ve lumbal lordoz açısal ortalamaları benzerdi (p>0,05). Skolyozu olan HSP'li çocuklarda adım asimetri oranı daha düşük, kol ve uyluk uzunluk farkları, sağlam ve etkilenen taraf arasındaki skapular kanatlaşma farkları ve ağırlık dağılımı farkları skolyozu olmayan HSP'li çocuklardan fazlaydı (p<0,05). HSP'li çocuklar, özellikle skolyozun yaşa bağlı artış ihtimali de göz önüne alınarak kapsamlı değerlendirilmelidir. HSP'li çocuklarda üst ekstremitede fonksiyonel yetersizlikler, skapular kanatlaşma, spastisite, gövdede postüral kontrol yetersizliği ve alt ekstremitelerde de yürüyüş problemleri, spastisite ve asimetrinin skolyoz gelişiminde predispozan faktörler olabileceği düşünülmektedir. Bu faktörlerin bilinmesi skolyoz gelişme riski taşıyan HSP'li çocukların en erken dönemde belirlenebilmesine ve müdahele edilebilmesine fırsat verecektir. Klinikte çalışan fizyoterapistler tarafından skolyoz değerlendirmesinin yanında ilişkili faktörlerin değerlendirilmesinin de mutlaka bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiği sonucuna varıldı.
Ankilozan spondilitli hastalarda anti-tnf tedavisi ile eş zamanlı başlatılan bilişsel egzersiz terapi yaklaşımı'nın hastalığın semptomları üzerine etkilerinin araştırılması
Bu çalışmada Ankilozan Spondilit (AS) tanısı alan hastalarda anti-TNF tedavi ile eş zamanlı başlatılan Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı'nın (BETY) hastalığın semptomları üzerine etkinliğinin araştırılması amaçlandı. Hastalar yalnız anti-TNF tedavi alanlar ve anti-TNF tedavi ile beraber BETY eğitimi alanlar olmak üzere iki gruba ayrıldı. Spinal mobilite; servikal rotasyon, lateral lumbal fleksiyon ve tragus-duvar mesafesi ölçümleri ile kaydedildi. Hastalık aktivitesi için Bath Ankilozan Spondilit Hastalık Aktivitesi İndeksi, fonksiyonel seviyenin belirlenmesi için Bath Ankilozan Spondilit Fonksiyonel İndeksi, istirahat ağrısı, hareket ağrısı ve yorgunluk için Vizüel Analog Skalası, uyku kalitesi için Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği, anksiyete ve depresyon seviyeleri için Hastane Anksiyete Depresyon Skalası, yaşam kalitesi için Kısa Form-36 kullanıldı. Hastaların bilişsel seviyeleri Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı ölçeğiyle ve günlük yaşam aktiviteleri Sağlık Değerlendirme Anketi ile değerlendirildi. Grup 1 (n=12) anti-TNF tedavi ile eş zamanlı olarak BETY eğitimi alırken, grup 2 (n=36) yalnız anti-TNF tedavisi ile takip edildi. Grup 1'deki hastalar 12 hafta boyunca, haftada 3 gün, birer saat BETY eğitimine katıldı. 12 hafta sonunda tüm ölçümler her iki grup için tekrarlandı. Grup içi etkinliğe bakıldığında, her iki grupta da tüm parametrelerde anlamlı iyileşme görüldü (p<0,05). Anti-TNF tedavi ile eş zamanlı başlatılan Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı'nın yalnızca anti-TNF tedavisine göre spinal mobilite, hastalık aktivitesi, fonksiyonellik, ağrı, bilişsel fonksiyon, uyku ve yaşam kalitesinde ek iyileşmeler yarattığı gözlendi (p<0,05). Çalışmanın sonucunda BETY eğitimi, aktif AS'li hastalarda anti-TNF tedavi ile beraber uygulandığında, ilaç etkilerine sinerjistik etkileri nedeniyle güvenli bir egzersiz modeli olarak literatüre sunuldu. Mevcut hasta sayısının artırılması ve uzun dönem takip sonuçlarının araştırılması çalışmanın değerini artıracaktır.
Ritmik işitsel uyarı ile yapılan stabilizasyon egzersizlerinin lumbopelvik kontrol, ağrı ve özür üzerine etkisinin incelenmesi.
Ritmik İşitsel Uyarı ile Yapılan Stabilizasyon Egzersizlerinin Lumbopelvik Kontrol, Ağrı ve Özür Üzerine Etkisinin İncelenmesi. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Programı Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2018. Bu çalışmanın amacı, bel ağrılı bireylerde ritmik işitsel uyarım ile beraber yapılan stabilizasyon egzersizlerinin lumbopelvik kontrol, ağrı ve özür üzerine olan etkilerini araştırmaktı. Çalışmaya 20 bel ağrılı olgu dahil edildi. Olgular, randomize olarak, ritmik işitsel uyarım ile stabilizasyon egzersizlerinin yapıldığı tedavi grubu ve sadece stabilizasyon egzersizlerinin yapıldığı kontrol grubu olarak ikiye ayrıldı. Her iki gruba haftada 3 gün fizyoterapist eşliğinde 6 hafta boyunca eğitim uygulandı. Tüm olgular 6 haftalık çalışma öncesi ve sonrası olmak üzere iki defa değerlendirmeye alındı. Lumbopelvik kontrol değerlendirmesi için Transversus abdominis (TrA) ve Multifidus (MF) kas kalınlıkları Ultrasonografik Görüntüleme ile, ağrı şiddeti Görsel Analog Skala ile özür seviyesi ise Oswestry Özür İndeksi ile değerlendirildi. Çalışma sonunda her iki grupta TrA ve MF kas kalınlıklarında artış belirlendi (p<0,05). Gruplar arasında ise, tedavi grubunun TrA ve MF kaslarındaki kalınlık değişiminin kontrol grubuna göre daha fazla olduğu belirlendi (p<0,05). Ağrı şiddeti ve özür seviyesi her iki grupta da azalma gösterdi (p<0,05). Tedavi grubunda ağrı şiddeti ve özür seviyesinin azalma miktarının kontrol grubuna göre daha fazla olduğu görüldü (p<0,05). Çalışmamızın sonuçları, ritmik işitsel uyarım ile yapılan stabilizasyon egzersizlerinin bel ağrısı olan hastalarda lumbopelvik stabiliteyi arttırmada, ağrı şiddetini ve özür seviyesini azaltmada daha etkili olduğunu göstermektedir. Bu nedenle, ritmik işitsel uyarım ile yapılan stabilizasyon egzersizleri bel ağrılı hastaların fizyoterapi programları içinde yer alabilir. Anahtar Kelimeler: Transversus abdominis, Multifidus, ritim, işitsel uyarım, lumbal stabilite, stabilizasyon.
Sarkopenik yaşlı bireylerde fonksiyonel durumun değerlendirilmesi
Bu çalışmada, sarkopeninin yaşlı bireylerde fiziksel kapasite ve fonksiyonel durum üzerine olan etkisi araştırıldı. Çalışmaya sarkopenik 12 ve sarkopenik olmayan 13 yaşlı birey dahil edildi. Çalışmadaki bireylerin yaş aralığı 65-91 idi. Bireylerin kişisel bilgileri, düşme sıklıkları, komorbid hastalıkları, antropometrik ölçümleri, kas kuvveti ölçümleri, fiziksel kapasitelerine yönelik ölçüm sonuçları ve fonksiyonel durumu değerlendirme testlerine verdikleri yanıtlar kaydedildi. Çalışmada sarkopenik bireylerin, kullandıkları ilaç sayısı, düşme sıklıkları ve Charlson Komorbidite İndeksi puanlarının sarkopenik olmayan bireylere göre daha fazla olduğu belirlendi (p<0,05). Çalışmada sarkopenik bireylerin, sağ ve sol baldır çevresi ölçüm sonuçlarının ve sağ-sol el kavrama kuvveti ölçüm sonuçlarının, sağ ve sol diz ekstansiyon kuvveti ölçüm sonuçlarının sarkopenik olmayan bireylere göre daha düşük olduğu saptandı (p<0,05). Çalışmada sarkopenik olmayan bireylerin, zamanlı kalk-yürü testi ve sandalyeden otur-kalk testi sonuçlarının, normal yürüme hızı, hızlı yürüme hızı, tek ayak (sağ ve sol) üstünde durma testi sonuçları ve toplam fiziksel kapasite puanlarının sarkopenik bireylere göre daha yüksek olduğu bulundu (p<0,05). Çalışmada sarkopenik bireylerin fiziksel limitasyon, temel ve enstrümantal günlük yaşam aktivitelerindeki limitasyon ve fonksiyonel limitasyon puanlarının sarkopenik olmayan bireylere göre daha yüksek olduğu kaydedildi (p<0,05). Sonuç olarak yaşlanmayla birlikte görülen sarkopeni neticesinde kas kuvveti azalması ile beraber fiziksel kapasite azalmakta ve fiziksel limitasyon oluşmaktadır. Fiziksel yaşam fonksiyonlarını kısıtlaması ve günlük yaşam aktivelerindeki etkinliklere doğrudan etkide bulunması nedeniyle sarkopeni ön görülen bireylerde kas kütlesinin ve kuvvetinin takip edilmesi ve değerlendirilmesi önemlidir. Anahtar Kelimeler: Sarkopeni, Yaşlı, Fonksiyonellik, Fiziksel Kapasite, Fiziksel Aktivite
Bilişsel egzersiz terapi yaklaşımı ölçeği'nin romatoid artrit tanısı alan bireylerde geçerliği, güvenirliği ve duyarlılığının belirlenmesi
Bu çalışma romatoid artritli (RA) bireylerde Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı (BETY) ölçeğinin geçerlik, güvenirlik ve duyarlılığının belirlenmesi amacıyla planlandı. Çalışmaya 150 birey dahil edildi. BETY ölçeğinin geçerliği için, Sağlık Değerlendirme Anketi (HAQ), Romatoid Artrit Yaşam Kalite ölçeği (RAQoL), Kısa Form-36 (SF-36) ve Hastane Anksiyete ve Depresyon Skalası (HADS) ölçekleri kullanıldı. BETY ölçeğinin diğer ölçeklerle arasındaki korelasyon r=-0,361 ile 0,814 arasında, p<0,001 bulundu. Güvenirlik için test-tekrar test yöntemi ve sınıf içi güvenirlik (ICC) katsayısına bakıldı. 1 hafta arayla 30 bireyin BETY ölçeğine verdiği yanıtların korelasyonu (r=0,834, p<0,001) ve ICC katsayısı (0,833, p<0,001) oldukça yüksekti. Ayrıca iç tutarlılık için Cronbach alfa katsayısına (0,937) bakıldı ve ölçeğin iç tutarlılığının oldukça yüksek olduğu bulundu. Ölçeğin duyarlılığı için 3 ay sonra tüm ölçeklerle BETY ölçeğinin zamana bağlı değişimlerinin korelasyonuna bakıldı ve RAQoL ile yüksek ilişkili (r=0,619, p<0,001) bulundu. 3 ay boyunca rutin yapılmakta olan BETY grubuna dahil olan bireylerde değişime duyarlı olduğu sonucuna varıldı. Çalışmamızın sonucunda BETY ölçeğinin RA'lı bireylerde geçerli, güvenilir ve duyarlı bir değerlendirme aracı olduğu görüşüne varıldı.
Serebral palsili çocukların ebeveynlerinin fizyoterapi ve rehabilitasyon ev programına uyumlarını değerlendirme ölçeğinin geliştirilmesi
Bu çalışma, Serebral Palsi (SP)'li çocuk sahibi ebeveynlerin ev programına uyumunu belirlemek amacıyla geliştirilen "SP'li Çocukların Ebeveynlerinin Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Ev Programına Uyumlarını Değerlendirme Ölçeği"nin geçerlilik güvenirlik analizini yapmak amacıyla planlandı. Bu amaçla bu ölçeğin geliştirilme aşamaları tamamlanarak, 2-18 yaş arası SP'li çocuk sahibi 155 ebeveyne uygulandı. Çocukların demografik ve klinik bilgileri, ebeveyne ait bilgiler alındı. Ebevenylerin kaygı ve depresyonu ve çocuklarının yaşam kalitesini belirlemek amacıyla Pediatrik Veri Toplama Aracı (PVTA), Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri (STAI-I ve STAI-II), Beck Depresyon Envanteri ve WeeFIM uygulandı ve ölçekle ilişkisi incelendi. Geliştirilen ölçek geçerli ve güvenilir bulundu (p<0.05). Sınıfiçi korelasyon katsayısı 0,93, cronbach alfa katsayısı 0,65 olarak bulundu. Geliştirdiğimiz ölçek 28 maddelik uzun form ve 9 maddelik kısa form şeklinde yapılandırıldı. Ölçeğin uygulanmasından alınan genel sonuçlara göre ebeveynlerin %52.9'unun ev programını düzenli bir biçimde uyguladığı, belirlendi. Ev programına uyum ile SP'nin fonksiyonel seviyesi arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p<0.05). Fizyoterapistlerin ev programına uyum ile direkt olarak ilişkili olduğu belirlendi (p<0.01). Yardımcı ekipman ve cihaz kullanımı ile ev programına uyum arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p<0.01). Çocuğun yaşı ile ev programına uyum arasında anlamlı bir farklılık bulunurken (p<0.05), ev programına uyumu çalışma kapsamında değerlendirilen aileye ait özellikler ve çocuk ile ilişkili diğer faktörler ile ev programına uyum arasında bir ilişki bulunmadı (p>0.05). Sonuç olarak; Ev programına uyumu, çevresel faktörlerin, kişisel faktörlerin, fizyoterapistin, SP'nin şiddetinin etkilediği belirlenmiştir ve uyumu arttırmak için, etkileyen her bir etmenin her bir ebeveynde ve çocukta farklı olarak ele alınması gerekmektedir.
Farklı vücut kütle indeksine sahip yürüyebilen spastik serebral palsi'li çocukların fonksiyonel mobilite performanslarının değerlendirilmesi
Serebral palsi (SP), çocukluk çağının en sık görülen özürlülük nedenlerinden biridir ve kas tonusu bozuklukları, postüral sapmalar ve hareketlerde yetersizlik ile karakterizedir. SP'li çocuklarda mobilite birçok faktörden etkilenebilmektedir. Normal aralıktan az ya da çok olan vücut kütle indeksi (VKİ), çocuğun fonksiyonel mobilite performanslarını yerine getirmesini olumsuz yönde etkileyebilir. Bu nedenle çalışmamızın amacı, aynı fonksiyonel motor düzeyde bulunan ve farklı vücut kütle indeksine sahip yürüyebilen spastik SP'li çocuklarda fonksiyonel mobilite performanslarının değerlendirilmesidir. GMFCS seviyeleri I ve II olan 64 spastik SP'li çocuk VKİ'lerine göre zayıf, normal ve kilolu olmak üzere üç gruba ayrıldı ve alt ekstremiteye yönelik motor performans testlerinden (1 dakika yürüme, zamanlı kalk ve yürü, zamanlı basamak çık ve in, yürüyüş hızı) elde ettikleri değerler ve bağımsızlık indeksi (Pediatrik Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçümü-WeeFim) sonuçları karşılaştırıldı. Çalışmamızın sonuçlarına göre olguların performansları karşılaştırıldığında kilolu olguların normal olgulara göre tüm testlerde, zayıf olgulara göre ise zamanlı basamak çık ve in testi dışında diğer tüm testlerde daha yetersiz performansa sahip oldukları saptandı (p<0,05). Zayıf olgular ve normal olgular arasında performansla ilgili hiçbir parametrede farklılık saptanmadı (p>0,05). Olguların VKİ'leri ve performans değerleri arasında yalnızca yürüyüş hızı ile VKİ arasında negatif yönlü bir korelasyon saptandı (p<0,05). VKİ ve bağımsızlık indeksi açısından bir ilişki saptanmadı (p>0,05). Sonuçlarımıza göre, SP'li yürüyen çocuklarda motor performansı artırmak için uygulanan fizyoterapi ve rehabilitasyon programları planlanırken VKİ'nin göz önünde bulundurulmasının aktivite düzeyini artırmada daha etkin sonuçlar için gerekli olduğunu düşünmekteyiz.
Menstrual ağrı şiddetini etkileyen faktörlerin incelenmesi
Gamze Nalan, Ç. Menstrual Ağrı Şiddetini Etkileyen Faktörlerin İncelenmesi. Hacettepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Programı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2018. Bu çalışma, menstrual ağrı şiddetini etkileyen faktörleri incelemek amacıyla planlanmıştır. Çalışmaya yaş ortalaması 22 3 yıl olan 18 yaş ve üzeri, okuma-yazma bilen, değerlendirme ölçeklerini tamamlamada koopere olan ve menstrual sikluslarının çoğunda menstrual ağrı şikayeti olan 336 birey dahil edildi. Bireylerin menstrual ağrısı "Görsel Analog Skalası" ile değerlendirildi ve bireyler, menstrual ağrı şiddetlerine göre 3 gruba ayrıldı. Skalada 0-3 cm arasını işaretleyenler "hafif şiddette ağrı" grubu (Grup 1, n=64), 3.1-7 cm arasını işaretleyenler "orta şiddette ağrı" grubu (Grup 2, n=134), 7.1-10 cm arasını işaretleyenler "şiddetli ağrı" grubu (Grup 3, n=138) olarak sınıflandırıldı. Bireylerin demografik, fiziksel ve menstrual özellikleri ve detaylı medikal hikayeleri kaydedildi. Bireylerin menstrual semptomları "Menstruasyon Semptom Ölçeği", sağlıkla ilgili yaşam kaliteleri "Nottingham Sağlık Profili" , fiziksel aktivite düzeyleri "Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Form", psikolojik durumları "Beck Depresyon Envanteri", ve anksiyete düzeyleri "Durum ve Süreklilik Kaygı Ölçeği" ile değerlendirildi. Menstrual ağrı şiddetlerine göre belirlediğimiz 3 gruptaki bireyler arasında fiziksel, demografik ve menstrual özellikler bakımından anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Gruplar arasında menstrual semptom skorları ve yaşam kalitesi düzeyleri bakımından fark bulunurken (p<0.05), durumluk ve süreklilik anksiyete ve depresyon düzeyleri ve fiziksel aktivite düzeyleri bakımından fark bulunmadı (p>0.05). Menstrual ağrıyı etkileyen risk faktörlerine bakıldığında, menstrual semptomların ve vücut kitle indeksi değerlerinin ağrı şiddeti üzerinde etkili olduğu görüldü. Anahtar Kelimeler: Menstrual ağrı, dismenore, yaşam kalitesi, anksiyete düzeyi, fiziksel aktivite düzeyi.
Trapeziometakarpal osteoartriti olan hastalarda trapeziometakarpal eklem konfigürasyonunun ve tenar kaslara ait parametrelerin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; trapeziometakarpal osteoartrit (TMK OA) tanısı alan kişilerde eklem konfigürasyonunu ve tenar kaslara ait morfometrik parametreleri araştırarak, tanımlayıcı değerleri ortaya koymak; tenar kas parametreleri ile hastalık evresi ve el becerileri arasındaki ilişkiyi araştırmaktı. Çalışmaya, TMK OA olan 16 birey (osteoartrit grubu) (yaş ort:53,18±9,11) ve sağlıklı 8 birey (kontrol grubu) (yaş ort: 50,25±5,75) dahil edildi. Her iki gruptaki bireylerin ağrı şiddeti, kavrama kuvveti, eklem konfigürasyonu, tenar kasların morfometrik özellikleri, fonksiyonel durumu ve el becerileri değerlendirildi. İki grubun radial subluksasyon oranları arasında fark yoktu. Tenar kasların kalınlık ve enine kesit alanı parametreleri osteoartrit grubunda abduktor pollisis brevis, oponens pollisis ve fleksör pollisis brevis kaslarının enine kesit alanları daha az bulundu. Tenar kasların kalınlıkları açısından iki grup arasında fark yoktu. TMK OA evreleri ile enine kesit alanı ve kas kalınlığı arasında ilişki saptanmadı. Osteoartrit grubu, Minnesota El Fonksiyon Testi'nin ''çevirme'' komponentini; non-dominant tarafta ''yerleştirme'' komponentini kontrol grubundan daha uzun sürede tamamladı. Minnesota El Beceri Testi'ni tamamlama süresi ile non-dominant tarafın birinci dorsal interosseous kasının enine kesit alanı arasında negatif korelasyon bulundu. Abduktor pollisis brevis kas kalınlığı ile 9 Delikli Peg Testi arasında pozitif ilişki saptandı. Çalışmadan elde edilen veriler, TMK OA olan hastalarda TMK eklem stabilizasyonunda önemli rol oynayan abduktor pollisis brevis ve oponens pollisis kasların enine kesit alanlarının azaldığını, el becerilerinin olumsuz yönde etkilendiğini ve tenar kasların morfometrik özellikleri ile el becerileri arasında ilişki olduğunu göstermiştir. TMK eklemin dinamik stabilizasyonunda rol oynayan kaslarda meydan gelen kantitatif değişiklikleri saptamak egzersiz protokolü oluşturmak için yol gösterici olacaktır.
Kistik fibrozisli bebeklerde fidgety hareketlerin analizi
General movements (GMs), post-term 9-20 hafta arasında fidgety hareketler (FMs) olarak ortaya çıkmaktadır. FMs'nin görülmesi gereken dönemlerde hiç görülmemesi veya anormal olması bazı nörogelişimsel bozukluklara işaret edebilmektedir. Bu çalışmanın amacı, kistik fibrozisli (KF) bebeklerde FMs'leri ve motor repertuarı değerlendirmekti. Çalışmaya postterm 3-5 aylık 18 KF'li bebek ve postterm 3-5 aylık 20 sağlıklı bebek dahil edildi. Bebeklerin demografik ve klinik özellikleri kaydedildi. KF'li ve sağlıklı bebeklerin FMs'leri 5 dakikalık video kayıt yöntemi ile kaydedildi. Gözlemsel GMs değerlendirmesi kapsamında Prechtl Yöntemi ile FMs'ler analiz edildi. Her bebeğin total motor optimalite skoru (MOS) hesaplandı. Bu çalışma NCT03381157 numarası ile Clinical Trials veritabanına kaydedildi. KF'li ve sağlıklı bebeklerin total MOS ve Fidgety hareketler alt kategorisi arasında anlamlı fark vardı (p<0,05). KF'li bebeklerde hastanede yatış süresi ile total MOS arasında negatif ve düşük-orta düzeyde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulundu (r=-0,378, p=0,036). Ayrıca A vitamini düzeyi, total MOS ile pozitif ve iyi derece anlamlı bir ilişki gösterdi (r=0,665, p=0,026). Çalışmamızın sonuçlarına göre; KF'li bebeklerde artan hastaneye yatış, tekrarlayan enfeksiyonlar, solunum ve sindirim sistemini etkilenimi gibi problemler, fidgety hareketleri ve motor repertuarı olumsuz yönde etkileyebilir. Bu nedenle rehabilitasyon uygulamaları kapsamında; pulmoner rehabilitasyona ek olarak KF'li bebeklerin gelişimsel fizyoterapi açısından da desteklenmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: General movements, fidgety hareketler, kistik fibrozis, motor optimalite skoru, motor repertuar. .
Plantar fasiitte farklı konservatif tedavi yaklaşımlarının karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, klinikte sık karşılaşılan ve ayak ağrılarıyla ilgili problemlerin büyük bir kısmını oluşturan plantar fasiitli olgularda, farklı konservatif tedaviler arasındaki farkları karşılaştırmak ve ölçülen parametreler açısından en etkin rehabilitasyon programını belirlemekti. Plantar fasiiti (PF) olan 20-65 yaş aralığındaki 47 bireye (ortalama yaş: 40,89 ± 12,45; 31 kadın, 16 erkek) ait 84 plantar fasiit tanılı ayak çalışmaya dahil edildi. Çalışma kapsamında randomize edilerek üç gruba ayrıldı. PF tanılı ayakların 28'i yoğun fizyoterapi grubu (YFG) kapsamında haftada 2 seans manuel uygulamalara ek olarak, germe ve kuvvetlendirme egzersizleri ile tabanlık uygulaması, 30'u ev programı grubu (EPG) kapsamında germe ve kuvvetlendirme egzersizleri ile tabanlık uygulaması ve 26'sı kontrol grubu (KG) kapsamında tabanlık uygulaması ile altı hafta boyunca takip edildi. Tedavi öncesi ve sonrası ağrı şiddeti, ayak bileği dorsifleksiyon eklem hareket açıklığı, ayak fonksiyonel seviyesi, fonksiyonel yürüyüş kapasitesi ve sağlıkla ilişkili yaşam kalitesi parametreleri değerlendirildi. Gruplar arası farklılık için Tek Yönlü ANOVA Analizi testi kullanılırken, grupların kendi içlerinde tedavi önce ve sonrası karşılaştırılması için Bağımlı Gruplarda t testi kullanıldı. Ağrı şiddeti ve fonksiyonel ayak değerlendirmeleri tüm gruplarda, aktif normal eklem hareketi ve genel sağlık memnuniyeti YFG ve KG'de, pasif normal eklem hareketi YFG'de ve yaşam kalitesinin çevresel kısmı sadece KG'de tedavi öncesine göre iyileşme gösterirken (p<0,05), gruplar arasında incelenen parametreler açısından tedavi sonrasında fark bulunmadı (p>0,05). Bu çalışma sonucunda toplumda bireyleri oldukça etkileyen ve sık görülen ayak problemlerinden biri olan plantar fasitte uygulanan bu üç tedavi yönteminin birbirileri üzerinde üstünlükleri görülmezken, kliniklerde kişiye ve ihtiyaçlarına özel tedavi programlarının oluşturulmasının önemi vurgulandı. Anahtar Kelimeler: Ayak, egzersiz, fizyoterapi, plantar fasiit.
Bilişsel egzersiz terapi yaklaşımı ölçeği'nin fibromiyalji tanısı alan bireylerde geçerliği, güvenirliği ve duyarlılığının belirlenmesi
Bu çalışma Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı (BETY) Ölçeği'nin fibromiyalji tanısı alan bireylerde geçerliği, güvenirliği ve duyarlılığının belirlenmesi amacıyla planlandı. Çalışmaya fibromiyalji tanısı alan 150 hasta dahil edildi. BETY ölçeğinin geçerliği için, Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (Hospital Anxiety and Depression Scale, HADS), Bilinçli Farkındalık Ölçeği (Mindful Attention Awareness Scale, MAAS), Sağlık Değerlendirme Anketi (Health Assessment Questionnaire, HAQ), Fibromiyalji Etki Anketi (Fibromyalgia Impact Questionnaire, FIQ), Kısa Form-36 (Short Form-36, SF-36) ölçekleri kullanıldı. BETY ölçeğinin HADS, MAAS, HAQ, FIQ, SF-36 ile arasındaki korelasyon (sırasıyla r=0,591 , p<;0,001; r=0,441 , p<;0,001; r=-0,419 , p<;0,001; r=0,617 , p<;0,001; r=0,722 , p<;0,001; SF-36 için ise r=-0,580 ile -0,374 , p=0,001 ile p<;0,001 arasında) orta-yüksek değerde bulundu. Güvenirlik için test- tekrar test yöntemi kullanıldı ve 1 hafta arayla 30 bireyin BETY ölçeğine verdiği yanıtlar yüksek korelasyon gösterdi (r=0,901 , p<0,001). Ayrıca iç tutarlılık için Cronbach α (0,947) ve güvenirlik katsayısı (ICC) (0,899 , p<;0,001) kullanıldı. Her iki değerin de yüksek olduğu bulundu. Ölçeğin duyarlılığı için 3 ay sonra tüm ölçeklerle BETY ölçeğinin zamana bağlı değişimleri incelendi. Diğer ölçeklerle düşük korelasyon gösterirken, BETY ölçeği HADS ile orta derecede ilişkili (HADS- A r=0,489 , p=0,006, HADS-D r=0,500 , p=0,005) bulundu. Çalışmamızın sonucunda BETY ölçeğinin FMS'li bireylerde geçerli, güvenilir ve duyarlı olduğu sonucuna varıldı.
Multipl skleroz'lu bireylerde gövde ve alt ekstremite ataksisinin yürüme ve denge parametreleri üzerine etkisinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, ataksik Multipl Skleroz'lu (MS) bireylerde alt ekstremite ve gövde ataksisinin yürüyüş, plantar taban basıncı ve denge üzerine olan etkilerini araştırmak ve gövde ataksisi ile olan farklılıklarını belirlemektir. Çalışmaya dahil edilme kriterlerine uygun Expanded Disability Status Scale (EDSS) puanı 3 ile 5 arasında bağımsız yürüyebilen 60 MS'li birey alındı. Hastalarda, gövde ve ekstremite ataksisinden, hangisinin baskın olduğuna EDSS ile karar verildi. EDSS'ye göre, gövde ataksisi baskın olan 36 ve ekstremite ataksisi baskın olan 24 MS'li birey alındı. Kontrol grubuna ise 32 sağlıklı birey dahil edildi. Dengeyi ve yürüyüşü değerlendirmek için Fonksiyonel Uzanma Testi (FUT), Uluslararası Ataksi Oranlama Ölçeği (UAOÖ), Dinamik Yürüyüş İndeksi (DYİ), Pedobarografi (PBG) ve Stabilometre kullanıldı. Kontrol grubundaki bireylere sadece Pedobarografi (PBG) ve stabilometre uygulandı. Ekstremite ataksisi ve gövde ataksisi olan MS hastalarının ve sağlıklı bireylerin spatiotemporal parametrelerinde istatiksel olarak anlamlı farklılıklar görüldü (p<0.05). Alt ekstremite ataksili MS'li bireylerin ivme ve kadansları gövde ataksili gruba göre düşük, adım genişliği yüksek bulundu (p<0.05). Ayak açısı ve adım uzunluğu kontrol grubuna göre düşük, gruplar arasında ise anlamlı bir farklılık bulunmadı. Duruş süresi incelendiği zaman, tüm gruplar arasında anlamlı bir farklılık çıkmadı (p>0.05). Ekstremite ataksisi ve gövde ataksisi olan MS hastalarının ve sağlıklı bireylerin statik ve dinamik plantar basınç dağılımları yönünden istatiksel olarak anlamlı farklılıklar görüldü (p<0.05). Statik plantar basınç dağılımı incelendiği zaman ekstremite ataksili grubun arka ayak lateralindeki basınç, gövde ataksili gruba ve kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0.05). Gövde ve ekstremite ataksili grubun dinamik plantar basıncı, sağlıklı bireylere göre ön ayak orta ve lateralinde düşük, orta ve arka ayağın orta ve lateral bölgesinde sağlıklı gruba göre yüksek bulundu (p<0.05). Stabilometrik değerlendirmede ise gövde ataksili bireylerin gözler açık ve gözler kapalı salınım uzunluğu, ekstremite ataksili bireylere göre fazla bulundu. Alt ekstremite ataksisinin yürüyüşü ve taban basıncını, gövde ataksisine göre daha fazla etkilediği bulundu. Gövde ataksisinin ise alt ekstremite ataksisine göre dengeyi daha fazla etkilediği gösterildi. Ms'li bireyde baskın olan ataksi türünü belirlemenin, yürüyüş, plantar taban basıncı ve denge aktivitelerinin arttırılmasına yönelik tedavi yaklaşımlarında göz önünde bulundurulmasının önemi vurgulandı. Anahtar kelimeler: Multipl skleroz, ekstremite ataksisi, plantar basınç, yürüyüş