
91
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Otizm spektrum bozukluğu olan ve tipik gelişim gösteren çocuklarda işlevsellik, yetiyitimi ve sağlığın uluslararası sınıflandırılması (ICF) temelli uygulanan değerlendirme sonuçlarının karşılaştırılması
Çalışmamız otizm spektrum bozukluğu (OSB) tanılı çocukların vücut fonksiyonlarını, aktivite bağımsızlık seviyelerini ve katılım düzeylerini ICF çerçevesinde bütünsel bir şekilde ele alıp tipik gelişim gösteren çocuklarla karşılaştırarak benzerlikleri, farklılıkları ortaya çıkarmak ve çocukların işlevsellik profillerini belirleyebilmek amacıyla oluşturuldu. Her iki gruba da 5-10 yaş aralığında 27 erkek çocuk dahil edildi. Grupların vücut fonksiyonları, aktivite bağımsızlık seviyeleri ve katılım düzeylerine ilişkin değerlendirmeleri ICF çerçevesi temel alınarak yapıldı. Vücut fonksiyonları Bruininks-Oseretsky Motor Yeterlilik 2 Testi Kısa Formu (BOT 2-KF) ve Dunn Duyu Profili, aktivite bağımsızlık seviyeleri Pediatrik Özürlülük Değerlendirme Envanteri (PÖDE) ve katılım düzeyleri Çocuk ve Adölesan Katılım Anketi (ÇAKA) kullanılarak değerlendirildi. OSB'li çocukların motor yeterlilik düzeylerinin, duyusal profillerinin, aktivite bağımsızlık seviyelerinin ve katılım düzeylerinin tipik gelişim gösteren çocuklara göre daha zayıf olduğu bulundu (p<0.05). OSB'li ve tipik gelişim gösteren çocukların motor yeterlilik düzeyi arttıkça aktivite bağımsızlık seviyesi ve katılım düzeylerinin arttığı (p<0.05), çocukların duyusal profillerinin aktivite bağımsızlık seviyesini ve katılım düzeyini etkilemediği (p>0.05) saptandı. Ayrıca çocukların aktivite bağımsızlık seviyesi arttıkça katılım düzeylerinin arttığı (p<0.05) bulundu. Çalışmamız OSB'li ve tipik gelişim gösteren çocukların motor yeterlilik düzeylerinin aktivite bağımsızlık seviyesini ve katılım düzeyini önemli ölçüde etkilediğini gösterdi. OSB rehabilitasyonunda çocukların motor yeterlilik düzeylerini artırmanın aktivite bağımsızlığının sağlanmasında ve günlük yaşama katılımlarının artmasında önemli role sahip olduğu görüldü. Anahtar Kelimeler: OSB, ICF, duyu profili, motor yeterlilik, fizyoterapi ve rehabilitasyon
Dizinde osteoartrit olan hastalarda konsentrik ve eksentrik izokinetik egzersizlerin propriyosepsiyon ve kas mimarisi üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Bu çalışma konsentrik ve eksentrik izokinetik egzersizlerin dizinde osteoartrit (OA) olan hastalarda, propriyosepsiyon ve kas mimarisi üzerindeki etkilerini incelemek ve birbirleriyle karşılaştırmak amacıyla yapıldı. Çalışma 45-65 yaş aralığında, Kellgren-Lawrence (K&L) OA sınıflamasına göre evre 2-3 primer diz OA tanısı alan 42 hasta ile tamamlandı. Hastalar basit rastgele randomizasyon yöntemiyle kontrol grubu (Kontr.G), konsentrik izokinetik egzersiz grubu (KG) ve eksentrik izokinetik egzersiz grubuna (EG) ayrıldı ve 6 hafta boyunca haftada 3 gün olacak şekilde 18 seans tedavi programına alındı. Çalışmaya alınan her üç gruptaki tüm hastalara geleneksel fizyoterapi ve egzersiz programı uygulandı. Kontr.G'na geleneksel fizyoterapi programı haricinde ek bir uygulama yapılmadı. KG ve EG'de geleneksel fizyoterapi programına ek olarak gruplarına özel konsentrik ve eksentrik izokinetik egzersizler uygulandı. Tüm hastalar tedaviye başlamadan önce ve tedavi sonrasında değerlendirildi. Çalışmaya alınan olguların demografik bilgileri kaydedildikten sonra, aktivite ve istirahatteki ağrı değerlendirmesi Görsel Analog Skalası (VAS) ile; diz eklem hareket açıklığı (EHA) ve kas kısalık değerlendirmeleri üniversal gonyometre ile; kas kuvveti manuel kas testi ve Biodex System 3Pro (Biodex Corp, Shirley, NY) izokinetik cihaz ile; fonksiyonel performans zamanlı kalk ve yürü testi (ZKYT), tekrarlı oturup kalkma testi (TOK), 10 metre yürüme testi (10 m yürüme) ile; özür durumu Western Ontario and McMaster Universities Osteoarthritis Indeksi (WOMAC) ile; denge gözler açık ve kapalı tek ayak üzerinde durma testi ile; eklem pozisyon hissi (EPH) Biodex System 3Pro (Biodex Corp, Shirley, NY) izokinetik cihaz ile; yaşam kalitesi Short Form-12 Yaşam Kalitesi Ölçeği (SF-12) ile; kas mimarisi ultrasonografik ölçüm ile değerlendirildi. Grupların tüm değerlendirme sonuçları başlangıçta benzerdi. Elde edilen bulgulara göre her üç grup da tedavi sonrasında tedavi öncesine göre aktivite ve istarahat ağrısı, hamstring kısalık, ZKYT, gözler açık ve kapalı denge, 70° diz fleksiyonunda EPH, WOMAC puanları, yaşam kalitesi SF-12 fiziksel bileşen puanı parametrelerinde olumlu etki gösterdi (p<0,05). Bu sonuçların yanı sıra, KG'de diz ekstansiyon ve fleksiyon konsentrik izokinetik kas kuvveti, TOK, vastus medialis kas kalınlığı parametrelerinde; EG'de aktif diz fleksiyonu EHA, diz fleksör ve kalça ekstansörlerinin manuel kas kuvveti ile diz ekstansiyon ve fleksiyon konsentrik izokinetik kas kuvveti, TOK ve 10 m yürüme parametrelerinde de anlamlı gelişme olduğu bulundu (p<0,05). Tedavi sonrası oluşan yüzdelik değişimler gruplar arası karşılaştırıldığında ise EG'nin aktif diz fleksiyonu EHA, diz fleksiyonu izokinetik kas kuvveti, 10 m yürüme testinde Kontr.G'ye göre; 10 m yürüme testi değerlendirmesinde KG'ye göre daha fazla gelişme sağladığı görüldü (p<0,05). Çalışmamızın sonucunda dizinde OA olan hastalarda geleneksel fizyoterapi programının hastaların tedavilerinde etkili olduğu, geleneksel fizyoterapiye ek olarak uygulanan konsentrik ve eksentrik izokinetik egzersizlerin bu etkileri artırdığı, ancak eksentrik izokinetik egzersizlerin bazı parametrelerde diğer yöntemlere göre daha etkili olduğu görüldü, tedavi programlarında izokinetik egzersizlere yer verilmesinin yararlı olabileceği sonucuna varıldı.
Servikojenik baş ağrısı'nda, servikal mobilizasyon ve klinik pilates egzersizlerinin ağrı, kas sertliği, baş-boyun kan akışı üzerine etkisi
Bu çalışma, servikojenik baş ağrısı (SBA) tanısı alan bireylerde servikal mobilizasyonun (SM) ve klinik pilates egzersizlerinin (KPE) ağrı, kas sertliği, baş-boyun kan akışı ve postür üzerine etkisinin incelenmesi amacı ile yapıldı. Çalışmaya SBA tanısı almış 37 birey dahil edildi. Bireyler randomize olarak SM, KPE ve SM+KPE şeklinde 3 gruba ayrıldı. Uygulamalar 6 hafta boyunca haftanın üç günü yapıldı. Tedavi öncesinde bireylerin demografik bilgileri alındı. Bir ay içerisindeki baş ağrısı sıklığı ve analjezik kullanım miktarı kaydedildi. Görsel Analog Skalası ile ağrı şiddeti, Myoton Pro ile kas sertliği, Doppler US ile internal karotid arter (İKA) ve vertebral arter (VA) kan akışı, Postür Screen uygulaması ile boyun-omuz postür değerlendirmesi, CROM cihazı ile servikal eklem hareket açıklığı, basınçlı biyofeedback cihazı ile derin boyun fleksör kas (DBFK) enduransı değerlendirildi. Boyun özür durumu için Boyun Özür İndeksi (BÖİ), baş ağrısı özür durumu için Migren Dizabilite Değerlendirme Ölçeği (MİDAS) uygulandı. Değerlendirmeler, tedavi öncesi, tedavinin 3. haftası ve tedavi sonrası yapıldı. Gruplar arasında cinsiyet dağılımı, yaş ve hastalık sürelerinin ortalamaları yönünden fark yoktu (p>0,05). Grup içi karşılaştırmalarda; bütün gruplarda tedavi sonrasında baş ağrısı parametreleri, kas sertliği, postüral sapmalar, boyun özür durumu ve baş ağrısı özür durumu değerlerinde azalma, servikal normal eklem hareket açıklığı ve derin boyun fleksör kas enduransı değerlerinde ise artış bulundu (p<0,05). Kan akışında anlamlı artış SM ve SM+KPE gruplarında belirlendi (p<0,05). Gruplar arası karşılaştırmalarda; SM+KPE grubunda, baş ağrısı, kas sertliği, postür, DBFK enduransı, boyun özür durumu ve baş ağrısı özür durumu değerlerinde diğer gruplara göre anlamlı iyileşmeler gözlemlendi (p<0,05). Sonuç olarak; SBA tanısı alan bireylerde, SM ve KPE tek başına uygulandığında iyileşme sağlayabilmektedir. SM ye ek olarak KPE uygulandığında, postüral sapmalar ve kas sertliği azaldığından baş-boyun kan akışının artması ile baş ağrısında daha fazla iyileşmenin olabileceği görüldü. SM ve KPE, SBA yönetinde alternatif olarak kullanılabilecek fizyoterapi yaklaşımlarıdır.
Kronik böbrek yetmezliği olan hemodiyaliz hastalarında intradiyalitik kombine egzersiz programının fonksiyonel kapasite ve fiziksel fonksiyon üzerine etkisi
Çalışmamızın amacı, hemodiyaliz (HD) tedavisi gören hastalarda fizyoterapist eşliğinde bireysel uygulanan intradiyalitik kombine egzersiz programının etkinliğinin belirlenmesidir. Çalışmamıza yaş ve cinsiyete göre tabakalı randomizasyon yapılan 26 birey dahil edildi ve müdahale grubu (n=13, 51.5 ± 12.2 yıl) ve kontrol grubu (n=13, 52.75 ± 12.59 yıl) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Müdahale grubundaki bireylere 12 hafta boyunca yatak ucuna konulan yatak bisikleti ile aerobik egzersiz eğitimi ve fistülsüz taraf omuz fleksörleri, dirsek fleksörleri, her iki alt ekstremite kalça fleksörleri, diz extansörleri kuvvetlendirme eğitimi verildi. Bireylerin o gün içerisindeki klinik durumuna göre egzersiz programı yapıldı ve ilerlendi. Kontrol grubundaki bireyler rutin aktivitelerini sürdürmeleri için teşvik edildi ve bireylerden haftada üç kez en az 20 dakika yürüyüş yapmaları istendi. İki grubun egzersiz şiddeti Modifiye Borg Skalasına göre 4-6 puan arası olacak şekilde uygulandı. Tüm katılımcılar intradiyalitik kombine egzersiz programı öncesi ve sonrası olmak üzere iki kere değerlendirildi. Bireylerin fonksiyonel kapasitesi 6 dakika yürüme testi, fiziksel aktivite düzeyleri Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Form, üst ekstremite fonksiyonel düzeyleri Omuz-Kol ve El Sorunları Anketi (DASH), yorgunluk düzeyleri Yorgunluk Etki Ölçeği, yaşam kalitesi Böbrek Hastalığı Yaşam Kalitesi Ölçeği, fonksiyonel mobilite ve denge süreli kalk yürü testi, alt ekstremite gücü ve enduransı 30 saniye otur kalk testi, periferal kas kuvveti dijital el dinanometresi, kavrama kuvveti Jamar el dinamometresi ile değerlendirildi ve laboratuvar paramatreleri hasta dosyasından kaydedildi. 12 haftalık kombine intradiyalitik aerobik ve dirençli egzersiz sonrası fiziksel aktivite düzeyi, yaşam kalitesi, fonksiyonel kapasite, fiziksel fonksiyon, periferal kas kuvveti ve kavrama kuvveti müdahale grubunda kontrol grubuna göre daha yüksek iken, DASH semptom skoru ve tüm yorgunluk alt ölçek değerleri daha düşüktü (p<0.05). CRP, total kolesterol, LDL ve HDL gibi laboratuvar incelemelerinde müdahale grubunda olumlu yönde iyileşme gözlendi (p<0.05). Ayrıca müdahale grubunda tedaviye katılım oranı oldukça yüksek oranda (%96.75) gerçekleşti. Sonuç olarak, HD hastalarına bireysel ve fizyoterapist denetiminde uygulanan intradiyalitik kombine egzersiz programı fonksiyonel kapasite ve fiziksel fonksiyonu iyileştirmede etkili ve güvenli bulundu. Fizyoterapistler HD hastalarının yönetiminde multidisipliner ekibin bir üyesi olarak görev almalı ve hastalığa özgü klinik bulguları, diyaliz sırasında ortaya çıkabilecek komplikasyonları göz önüne bulundurarak kişiye özel olarak egzersiz eğitim programları oluşturmalıdır.
Primer dismenorede aerobik egzersiz ve klinik yoga eğitimlerinin etkilerinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı primer dismenoresi (PD) olan bireylerde, aerobik egzersiz eğitimi (AEE) ve klinik yoga eğitimi (KYE)'nin etkilerini incelemek ve karşılaştırmaktı. Çalışmada PD'si olan 44 birey çalışma gruplarına rastgele olarak atandı. 1. gruptaki bireylere (n=22) 2 menstrual döngü boyunca, haftada üç gün, AEE verildi. 2. gruptaki bireylere (n=22) 2 menstrual döngü boyunca, haftada üç gün KYE verildi. Bireyler çalışma başlangıcında, birinci menstrual döngü sonrasında, ikinci menstrual döngü sonrasında ve müdahalelerin sonlandırılmasını takiben 3. ay ve 6. ayda olmak üzere toplam 5 kez değerlendirildi. Ağrı şiddeti Görsel Analog Skalası ile, vücut kompozisyonu vücut kompozisyon analiz cihazı ile, kardiyo-respiratuar uygunluk 6 dakika yürüme testi ile, statik kassal endurans abdominal statik endurans testi ile, dinamik kassal endurans 30 saniye sit up testi ile, alt ekstremite kas kuvveti dijital manuel kas testi ile, üst ekstremite kas kuvveti el kavrama kuvveti testi ile, esneklik otur-uzan testi ile, uterin arter kan akışı Doppler ultrasonografik görüntüleme ile, menstrual distres "Menstrual Distres Şikayet Listesi" ile, depresyon-anksiyete-stres düzeyi "Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği-Kısa Form" ile, yaşam kalitesi düzeyi "Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalite Ölçeği-Kısa Form" ile, uyku kalitesi "Kadın Sağlığı İnisiyatifi Uykusuzluk Ölçeği" ile ve değişim algısı 5 li likert tip ölçek ile değerlendirildi. Her iki çalışma grubunda kısa dönemde menstrual ağrı şiddeti, kassal kuvvet ve endurans parametreleri iyileşme gösterirken, uzun dönemde bu iyileşmenin gerilediği görüldü (p<0,05). Menstrual ağrı kesici kullanımının KYE grubunda kısa dönemde zamanla azaldığı (p<0,05), ancak kısa ve uzun dönemde gruplar arasında fark olmadığı görüldü (p>0,05). Kısa dönemde kardiyo-respiratuar uygunluk ve esnekliğin her iki grupta arttığı belirlendi (p<0,05). Uzun dönemde ise kardiyo-respiratuar uygunluğun AEE grubunda, esnekliğin ise KYE grubunda daha iyi olduğu görüldü (p<0,05). Vücut kompozisyonu açısından kısa dönemde AEE grubunda yağ oranının azaldığı, yağsız vücut ağırlığının arttığı görülürken (p<0,05), uzun dönemde ve KYE'nin kısa ve uzun dönem sonuçlarında fark olmadığı görüldü (p>0,05). Uterin arter kan akışının kısa dönemde her iki grupta arttığı belirlendi (p<0,05). Her iki grupta da menstrual distres, anksiyete-depresyon-stres düzeyi ve uyku kalitesinin kısa dönemde iyileştiği görüldü (p<0,05). Her iki grupta uzun dönemde menstrual ve emosyonel semptomlarda düzelme korunurken, uyku kalitesinin gerilediği tespit edildi (p>0,05). Değişim algısının iki grupta da kısa ve uzun dönemde benzer olduğu görüldü (p>0,05). Kısa ve uzun dönemde fiziksel uygunluk ölçümleri dışında gruplar arasında fark olmadığı görüldü (p>0,05). Sonuç olarak, AEE veya KYE kısa dönemde menstrual sağlık ve genel sağlığı benzer düzeyde geliştirirken, eğitim sonlandırıldığında uzun dönem takipte sağlık düzeyi objektif olarak zayıflarken, subjektif olarak korunmaktadır. AEE veya KYE PD yönetiminde birinci basamakta sunulmalıdır. Egzersiz müdahalelerinin sürdürüldüğü ve çeşitli konservatif uygulamalar ile kombine edildiği ileri çalışmalarda, uzun dönem etkiler randomize kontrollü dizaynda ortaya konulmalıdır.
Menopozal semptomlar üzerine konnektif doku manipulasyonunun etkileri
Bu çalışmanın amacı, postmenopozal dönemdeki kadınlarda, konnektif doku manipulasyonu (KDM)'nun menopozal ve emosyonel semptomlar, uyku kalitesi, menopoza özgü yaşam kalitesi ve esneklik düzeyi üzerine etkilerini randomize ve sham kontrollü dizaynda araştırmaktı. Bu amaçla, postmenopozal dönemdeki 52 birey, müdahale ve sham kontrol olmak üzere iki araştırma kolundan birine randomize olarak atandı. Müdahale grubuna haftada 3 kez ve 4 hafta boyunca KDM uygulanırken, sham kontrol grubuna aynı sıklık ve süre ile terapatik ultrason cihazı başlığı ile yüzeyel masaj uygulaması yapıldı. Primer sonuç ölçümleri olarak belirlenen vazomotor semptomların frekansı ve şiddeti sıcak basması günlükleri ile değerlendirilirken, sekonder sonuç ölçümleri olan menopozal semptom şiddeti Menopozal Semptomları Değerlendirme Ölçeği; psikolojik semptom düzeyi Durumluk Sürekli Kaygı Envanteri ve Depresyon-Anksiyete-Stres 21 Ölçeği; uykusuzluk şiddeti Uykusuzluk Şiddeti Endeksi; menopoza özgü yaşam kalitesi Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği ve esneklik düzeyi otur-uzan testi ile değerlendirildi. Çalışma sonunda, KDM grubunda tüm sonuç ölçümlerinde başlangıç değerlendirmelerine kıyasla istatistiksel olarak anlamlı bir değişim tespit edildi (p<0,05). Gruplar arası karşılaştırmada, KDM'nin sham terapatik ultrason müdahalesine kıyasla uyku kalitesi ve esneklik düzeyi dışındaki tüm primer ve sekonder sonuç ölçümleri açısından daha üstün olduğu bulundu (p<0,05). Sonuç olarak KDM postmenopozal dönemdeki kadınlarda menopozal semptomları ve emosyonel semptomları hafifletmede, ve menopoza özgü yaşam kalitesi düzeyini artırmada sham taktil müdahaleye kıyasla kısa dönemde daha etkilidir. KDM menopozal semptomların yönetiminde etkili ve güvenli alternatif bir yöntem olarak önerilebilir. Uzun dönem etkinliğini ortaya koyacak ileri çalışmalar planlanmalıdır.
Akciğer kanserli hastalar ile sağlıklı yaşıtlarının fiziksel aktivite seviyeleri, kognitif fonksiyonları, yorgunluk düzeyleri ve yaşam kalitelerinin karşılaştırılması
Yumuk, E.O., Akciğer Kanserli Hastalar İle Sağlıklı Yaşıtlarının Fiziksel Aktivite Seviyeleri, Kognitif Fonksiyonları, Yorgunluk Düzeyleri ve Yaşam Kalitelerinin Karşılaştırılması, Hacettepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Programı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2024. Bu çalışma akciğer kanserli hastaların fiziksel aktivite seviyelerini, kognitif fonksiyonlarını, yorgunluk düzeylerini ve yaşam kalitelerini benzer yaştaki sağlıklı bireyler ile karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Çalışmamıza yeni tanı alan, 44-72 yaş aralığındaki, evre III ve IV, 12 akciğer kanserli birey ve 46-75 yaş aralığında 30 sağlıklı birey olmak üzere toplam 42 birey dahil edildi. Akciğer kanserli bireylerin %75'i, sağlıklı bireylerin ise %43,3'ü erkek cinsiyetteydi. Bireylerin fiziksel aktivite seviyeleri İki Dakika Yürüme Testi (2DYT), kognitif fonksiyonları Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği (MOBİD), Kanser Tedavisinin İşlevsel Değerlendirilmesi-Kognitif İşlev (FACT-Cog) ölçeği, Motor Yetenek Olmaksızın Görsel Algılama Testi (MVPT-3), yorgunluk düzeyleri Kısa Yorgunluk Ölçeği (KYÖ) ve yaşam kaliteleri Avrupa Kanser Araştırması ve Tedavisi Organizasyonu Yaşam Kalitesi C30 (EORT QLQ- c30) ölçeği, Kısa Form-36 (SF-36) yaşam kalitesi ölçeğiyle değerlendirildi. Akciğer kanserli bireylerin MOBİD lisan puanları sağlıklı yaşıtlarına göre daha düşük bulundu (z=-2,446, p=0,017). Akciğer kanserli bireylerde görsel hafıza (z=-2,732, p=0,05), görsel yakınlık (z=-2,930, p=0,03), görsel ayırt etme (z=-2,046, p=0,04), uzayda pozisyon (z=-2,055, p=0,04) alanlarında ve toplam görsel algılama puanında (z=-2,680, p=0,006) düşük sonuçlar bulundu. Yaşam kalitesi değerlendirmesinde akciğer kanserli grupta sosyal işlev puanı yüksek çıkarken (z=-2,866, p=0,004); ağrı (z=-3,891, p<0,001) ve yorgunluk (z=-3,612, p<0,001) puanları daha düşük bulundu. Ayrıca akciğer kanserli bireylerin yorgunluk düzeyleri ve yaşam kaliteleri arasında negatif yönlü kuvvetli ilişki tespit edildi (r=-0,886, p=<0,001). Akciğer kanserli bireylerde görsel-kognitif sürecin ve yorgunluğun önemini göz önünde bulundurularak kanser alanında çalışma yapacak olan fizyoterapistlerin sayılarının arttırılması semptom yönetimi ve sağ kalım süreci açısından önemlidir. Anahtar Kelimeler: Akciğer neoplazmı, fiziksel aktivite, görsel algılama, biliş, yorgunluk
Spinal musküler atrofili çocuklarda uyku bozukluklarının işlevsellik, yetiyitimi ve sağlığın uluslararası sınıflandırması çocuk ve genç versiyonu (ICF-CY) alt boyutlarıyla ilişkisinin incelenmesi
Çalışmamızın amacı, Spinal Musküler Atrofili (SMA) çocuklarda uyku bozukluklarını tanımlamak ve uyku bozuklukları ile İşlevsellik, Yetiyitimi ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırması Çocuk ve Genç Versiyonu (ICF-CY) alt boyutları arasındaki ilişkiyi incelemekti. Çalışmaya SMA tanısı alan 4-17 yaş arası 40 çocuk dâhil edildi. Uyku değerlendirmesi Çocuklar İçin Uyku Bozuklukları Ölçeği (ÇUBÖ), vücut yapı ve fonksiyonları-yorgunluk değerlendirmesi Çok Boyutlu Yorgunluk Ölçeği (PedsQL™ MFS), aktivite değerlendirmesi Genişletilmiş Hammersmith Fonksiyonel Motor Skalası (HFMSE) ve Pediatrik Veri Toplama Aracı (PVTA), katılım değerlendirmesi Yaşam Alışkanlıklarının Değerlendirilmesi (LIFE-H) anketiyle yapıldı. Çevresel faktörler için sosyoekonomik düzey ve ortez kullanımı, kişisel faktörler için SMN2 kopya sayısı, fonksiyonel seviye ve yaş değerlendirildi. Çocukların yaş ortalamaları 10,63±3,95 yıldı. ÇUBÖ ölçeğine göre uyku bozukluğu oranı %7,5 olarak saptandı. ÇUBÖ toplam puanı ile PedsQLTM MFS çocuk ve ebeveyn raporu arasında ilişki bulundu (p<0,05, r=-0,33, r=-0,40). Aktivite, katılım, çevresel ve kişisel faktörler için belirlediğimiz parametreler ile uyku bozuklukları toplam puanları arasında ise ilişki bulunmadı (p>0,05). Sonuç olarak bulgularımız SMA'lı çocuklarda uyku bozukluğu gelişebildiğini gösterdi. Uyku bozuklukları ve vücut yapı ve fonksiyonları arasında ortaya konan ilişkilerin uykuya dair tedavilerin belirlenmesi için kaynak oluşturabileceği ve uyku ile yorgunluk parametrelerine yönelik yapılacak müdahale yaklaşımının SMA'lı çocukların yaşam kalitesini artırabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimer: Aktivite, katılım, spinal musküler atrofi, uyku, yorgunluk.
Bel ağrısı olan ve olmayan obez bireylerde biyopsikososyal faktörlerin karşılaştırılması
Bu çalışma, bel ağrısı olan ve olmayan obez bireylerde biyopsikososyal faktörleri incelemek ve karşılaştırmak amacıyla planlandı. Dahil edilme kriterlerini karşılayan 96 obez birey, bel ağrısı olan (n=40, yaş=44,65±11,93yıl, VKİ: 30,00-43, 29 kg/m2) ve bel ağrısı olmayan (n=56, yaş= 43,23±11,19yıl, VKİ: 30,00-47,47kg/m2) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Bireylerin fiziksel ve sosyodemografik özellikleri, mobilite düzeyi, bel ve bacak ağrısı şiddeti, fiziksel performans düzeyi ve dizabilite seviyesi biyolojik faktörler olarak; anksiyete ve depresyon varlığı, yaşam kalitesi ve duygu düzenleme becerileri psikolojik faktörler olarak; fiziksel aktivite seviyesi ve aktivite statüsü, mesleki durum, eğitim seviyesi, sigara kullanma durumu, kendine bakım ve günlük aktivitelerde zorluk sosyal/yaşam stili faktörleri olarak kaydedildi. Bel ve bacak ağrısı şiddeti Görsel Analog Skalası (GAS-10 cm), fiziksel performans fiziksel performans test bataryası, dizabilite seviyesi Oswestry Dizabilite İndeksi, yaşam kalitesi Notthingham Sağlık Profili, duygu düzenleme becerileri Duygu Düzenleme Becerileri Ölçeği ve fiziksel aktivite seviyesi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi ile değerlendirildi. Veriler incelendiğinde; bel ağrısı olan obez bireylerde biyolojik faktörlerden mobilite düzeyi, ağırlıklı öne uzanma, zamanlı kalk-yürü testi ve 10 tekrarlı gövde fleksiyonu ile belirlenen performans seviyesi; psikolojik faktörlerden ağrı, fiziksel aktivite, enerji ve toplam puan alt boyutlarından elde edilen yaşam kalitesi, duygu düzenleme becerilerinin değişimleme alt boyutu bel ağrısı olmayan bireylere göre daha kötü bulunurken (p<0.05); sosyal/yaşam stili faktörleri benzer olarak bulundu (p>0.05). Bu bulgular, obez bireylerde bel ağrısının biyolojik ve psikolojik olarak farklılıklar meydana getirdiği ve bu sebeple obez bireylere uygulanacak tedavi yaklaşımlarında bel ağrısı varlığının farklı biyolojik ve psikolojik boyutları içerdiğini göstermektedir. Bu nedenle, tedavi planlanırken biyolojik ve psikolojik boyutlarındikkate alınması gerektiği sonucu, ilgili klinisyenlere yol gösterebilir.
Üst ekstremite yanık hastalarında proprioseptif nöromusküler fasilitasyon ve ayna tedavisinin eklem hareket açıklığı, ağrı, fonksiyonellik, kinezyofobi ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışma akut üst ekstremite yanıklarına uygulanan Standart tedavi(ST) ve Proprioseptif Nöromuskuler Fasilitasyon (Standart+PNF) ve ayna terapisinin (Standart+AT) eklem hareket açıklığı (EHA), ağrı, fonksiyonellik, kinezyofobi ve yaşam kalitesi üzerindeki etkisini araştırmak amacı ile yapıldı. ST, PNF ve AT grubu olmak üzere 3 grup ve toplam 48 birey çalışmaya dahil edildi. Bireylerin demografik bilgileri ve yanığa özgü değerlendirmeleri yapıldı. Egzersiz eğitimi 6 hafta süreyle haftada 5 gün olarak uygulandı. Egzersiz eğitimi öncesi ve sonrasında gonyometrik ölçüm, Görsel Analog Skalası, Kol, Omuz ve El Sorunları Hızlı Anketi (QuickDASH), Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ) ve Yanığa Özgü Sağlık Skalası ile değerlendirme yapıldı. ST, PNF ve AT gruplarında yaş ortalaması sırasıyla 38,44±7,62 yıl, 43,38±11,27 yıl ve 40,00±13,51 yıldı. Grupların demografik özellikleri arasında fark yoktu (p>0,05). Tedavi öncesi ve sonrası EHA değişim yüzdesi, ağrı , QuickDASH, TKÖ skorları ve Yaşam kalitesi ölçeği skorları açısından gruplar benzerdi (p>0,05). Bununla birlikte her üç grupta da tedavi öncesi ve sonrası ağrı skorları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edildi(p<0,05). Tedavi öncesi ve sonrası farklarda ağrı ve fonksiyonellik açısından AT grubunun; kinezyofobi skorunda PNF grubunun; yaşam kalitesi ölçeğinde ise ST grubunun lehine sonuçlar elde edildi. Sonuç olarak, üst ekstremite yanıklarında uygulanan standart tedavi, PNF ve AT'nin EHA, ağrı, fonksiyonellik, kinezyofobi ve yaşam kalitesi üzerinde olumlu etkileri olduğu gösterildi. Bu çalışma üst ekstremite yanıklarında rehabilitasyon hedeflerine ulaşılması amacıyla akut dönemde bireyselleştirilmiş farklı tedavi yaklaşımlarının egzersiz yöntemleri ile birlikte uygulanabilmesine ilişkin kanıtlar sunmaktadır. Klinik ve akademik çalışmalarda yol gösterici olacaktır.
Obstetrik brakiyal pleksus yaralanması olan ve tipik gelişim gösteren çocukların yürüyüş, koşma ve denge parametrelerinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı obstetrik brakiyal pleksus yaralanmasının yürüyüş ve koşu parametreleri ile birlikte denge parametreleri üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Çalışmaya, yaşları ortalama 6,35±1,40 yıl olan OBPY tanılı 55 çocuk ve yaşları ortalama 6,09±0,76 yıl olan 45 tipik gelişim gösteren sağlıklı olgu dahil edildi. Her iki grubun demografik bilgileri ve OBPY'li çocukların ayrıca Narakas Sınıflandırma Sistemine göre yaralanma dereceleri kaydedildi. Çalışmada grupların yürüyüş ve koşu değerlendirmeleri GAITRite® (CIR System INC. Clifton, NJ 07012) sistemi ile değerlendirildi. Postural kontrol parametrelerine ait postural salınım değerleri Balance Check Screener kuvvet platformu (Model BP5050; Bertec, Columbus, OH, ABD) ile elde edildi. Sonuç olarak gruplar arası demografik özellikler benzer bulundu (p˃0,05). Çalışma gruplarının yürüyüşün zaman mesafe karakteristikleri karşılaştırılmasında anlamlı fark bulunamadı. Bununla birlikte koşu parametreleri karşılaştırılmasında OBPY olgularında destek yüzeyinin anlamlı artışı bulundu (p<0,05). Ayrıca tipik gelişim gösteren sağlıklı olgulara göre, OBPY'li olguların anterio-posterior salınım değerlerinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artmış olduğu saptandı (p<0,05). OBPY olgularında gözler kapalı medio-lateral yönünde salınım miktarının daha yüksek olduğu ve farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (p<0,05). Sert ve yumuşak zeminde gözler açık olarak elde edilen medio-lateral salınım değerleri açısından gruplar arası karşılaştırma sonuçları arasında fark olmadığı görüldü (p˃0,05). OBPY'li olgularda yaralanma sonucu üst ekstremitelerin asimetrik gelişimi ve buna bağlı olarak kompansasyonların açığa çıkmasının, postüral kontrol gelişimini ve koşu parametrelerini de olumsuz etkilediği düşünüyoruz. Bu kapsamda, OBPY'li bireylerde sadece etkilenen ekstremiteyi içeren tedavi yaklaşımları yerine, bütüncül bir bakış açısıyla yürüyüşün zaman mesafe karakteristikleri, postural kontrol ve denge kayıplarının değerlendirilmesi ve bunlara yönelik tedavi stratejilerinin en erken dönemde oluşturularak tedavi programlarına dahil edilmesini öneriyoruz.
Sıçanlarda nöromuskuler elektrik stimülasyonunun iskelet kasının mimari özellikleri üzerine etkisi
Nöromuskuler elektrik stimülasyonu (NMES) kas gücünü ve işlevini artırmak için klinikte sıklıkla kullanılan bir rehabilitasyon uygulamasıdır. Ancak, farklı kas uzunluklarında uygulanan NMES'in kas mimarisi üzerindeki etkisi bilinmemektedir. Bu çalışmanın amacı, orta ve uzun kas uzunluğunda uygulanan NMES'in iskelet kası mimarisi üzerindeki etkilerini araştırmaktı. Yirmi dört sıçan rastgele dört gruba ayrıldı (iki NMES grubu ve iki kontrol grubu). Ekstansör digitorum longus kasına uzun kas uzunluğunda (170 plantar fleksiyonda) ve orta kas uzunluğunda (90 plantar fleksiyonda) NMES uygulandı. Her NMES grubu için bir kontrol grubu oluşturuldu. NMES 8 hafta boyunca, günde 10 dakika, haftada 3 gün uygulandı. Sekiz hafta sonra, kas örnekleri NMES uygulama uzunluklarında çıkarıldı; makroskopik ve mikroskopik olarak bir transmisyon elektron mikroskobu ve streo-mikroskop kullanılarak incelendi. Daha sonra pennasyon açısı, lif uzunluğu, kas uzunluğu, kas kütlesi, fizyolojik kesit alanı, lif uzunluğu/kas uzunluğu, sarkomer uzunluğu, sarkomer sayısı gibi kasın mimari özellikleri ve kas hasarı değerlendirildi. Her iki uzunlukta uygulama yapılan kaslarda lif uzunluğu ve sarkomer sayısında artış, pennasyon açısında ise azalma görüldü (p<0,05). Uzun kas uzunluğu grubunda kas uzunluğu arttı (p<0,05), ancak yaygın kas hasarı gözlendi. Bu sonuçlar, uzun kas uzunluğunda NMES müdahalesinin kas uzunluğunu artırabildiğini ancak aynı zamanda kas hasarına da neden olduğunu göstermektedir. Kas uzunluğundaki daha büyük longitudinal artış, sürekli dejenerasyon-rejenerasyon döngüsünün bir sonucu da olabilir.
İnme hastalarında bobath yöntemi ve Görev odaklı yaklaşım'ın gövde kaslarının mimari özellikleri ve aktivasyonları ile fonksiyonel performans üzerine etkilerinin incelenmesi
Bu çalışma, inme hastalarında Bobath Yöntemi ve Görev Odaklı Yaklaşım (GOY)'ın gövde kaslarının mimari özellikleri ve aktivasyonları ile fonksiyonel performans üzerine etkilerinin incelenmesi ve karşılaştırılması amacı ile planlandı. Çalışmaya dahil edilen 36 hasta randomize bir şekilde Bobath grubu ve GOY grubu olmak üzere iki gruba ayrıldı. Hastalar 8 hafta, haftada 3 gün, günde 1 saat tedaviye alındı. Gövde fonksiyonu Gövde Bozukluk Ölçeği, motor performans İnme Rehabilitasyonunda Hareket Değerlendirme Ölçeği, hedefe ulaşma düzeyi Hedefe Ulaşma Ölçeği, gövde kas kalınlıkları ultrasonografi ve kas aktivasyonları yüzeyel elektromiyografi, denge statik postürografi ve yürüyüş GaitRite Yürüyüş Analiz Sistemi ile değerlendirildi. Çalışma 34 hasta ile tamamlandı. Bobath ve GOY gruplarının yaş ortalamaları 55,76±17,23 ve 48,88±12,43 yıldı. Tanımlayıcı veriler, hastalık süresi ve tedavi öncesi tüm ölçümlerin değerleri gruplar arasında benzerdi (p>0,05). Tedavi sonrası gövde fonksiyonları, motor performans ve hedefe ulaşma düzeyi her iki grupta istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde gelişti (p<0,05). Paretik ve non-paretik rektus abdominis kalınlığı sadece Bobath grubunda arttı ve kas kalınlığındaki artış GOY grubuna üstünlük sağladı (p<0,05). Her iki grupta stabilite limitleri anteroposterior (AP) ve mediolateral (ML) yönde artış gösterdi (p<0,05). Bobath grubunda normal zemin gözler açık (NZGA), pertürbe zemin gözler açık (PZGA) ve kapalı (PZGK) denge testlerinde AP yönünde, GOY grubunda ise PZGK testinde AP ve ML yönünde postüral salınımlarda azalma bulundu (p<0,05). Yürüme hızı her iki grupta artış gösterdi (p<0,05). Bobath grubunda paretik taraf adım uzunluğunda artma, çift destek periyodunda azalma ve GOY grubunda paretik ve non-paretik taraf adım uzunluğunda artma, çift destek periyodunda azalma ve Fonksiyonel Ambulasyon Profili skorunda artma bulundu (p<0,05). Bobath grubunda sadece NZGA testi sırasında paretik latismus dorsi aktivasyonunda azalma bulundu (p<0,05). GOY grubunda ise tüm denge testlerinde non-paretik rektus abdominis aktivasyonu ve stabilite limitleri, NZGA ve yürüme testlerinde paretik latismus dorsi aktivasyonunda azalma bulundu (p<0,05). Kas kalınlığı ve aktivasyonu arasında ilişki bulunmadı (p>0,05). Çalışmamızın sonuçları, Bobath Yöntemi'nin rektus abdominis kalınlığını arttırmada GOY'a göre daha iyi gelişmeler sağladığı ve her iki yöntemin inme hastalarında gövde fonksiyonu, motor performans, hedefe ulaşma, denge, yürüme ve gövde kas aktivasyonu üzerine olumlu etkileri olduğunu göstermektedir.
Kronik böbrek hastalarında telerehabilitasyon ile fonksiyonel solunum kas eğitiminin solunum ve periferik kas fonksiyonları üzerine etkilerinin incelenmesi
Kronik böbrek hastalarında (KBH) görülen semptomlar solunum fonksiyonları, fonksiyonel kapasite ve kas fonksiyonlarında kayıplara neden olabilir. Bu çalışmada KBH hastalarında telerehabilitasyon ile uygulanan farklı inspiratuar kas eğitimi (İKE) modalitelerinin solunum, diyafragma, periferik ve gövde kas fonksiyonları, fonksiyonel kapasite, denge, postür, yaşam kalitesi, kognitif fonksiyon, yorgunluk, fiziksel aktivite, endotel fonksiyon ve aortik sertlik üzerine etkilerinin araştırılması amaçlandı. Çalışmaya 38 hasta dahil edildi. Hastalar rastgele temel İKE (13 hasta), fonksiyonel İKE (13 hasta) ve kontrol grubu (12 hasta) olmak üzere üç gruba ayrıldı. Solunum fonksiyonları (spirometre), solunum kas kuvveti (ağız içi basınç ölçüm cihazı), solunum kas enduransı (IKE cihazı), diyafragma fonksiyonları (ultrason), periferik kas kuvveti (dinamometre), gövde kas enduransı (parsiyel mekik çekme, yüz üstü köprü, yan köprü ve pelvik köprü testi), fonksiyonel kapasite (6 dakika yürüme testi), denge (zamanlı kalk ve yürü testi ve tek ayak üzerinde durma testi), postür (Corbin değerlendirme formu), yaşam kalitesi (Nottingham Sağlık Profili), yorgunluk (Yorgunluk Çok Boyutlu Değerlendirme skalası), kognitif fonksiyon (Standardize Mini Mental testi), fiziksel aktivite (Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-kısa form), endotel fonksiyon (ekokardiyografi ve vasküler prob) ve aortik sertlik (ekokardiyografi) ile değerlendirildi. Temel İKE, fonksiyonel İKE ve kontrol grupları arasında maksimal inspiratuar ve ekspiratuar basınç, kuvvet indeksi, solunum kas enduransı, periferik kas kuvveti, gövde kas endurans test süreleri, 6 dakika yürüme testi mesafesi, tek ayak üzerinde durma süresi ve diyafragma mobilitesinde istatistiksel anlamlı fark vardı (p<0,05). Fonksiyonel İKE grubunda solunum kas enduransı, periferik ve gövde kas fonksiyonları, denge ve diyafragma mobilitesindeki artışlar temel İKE grubu ile karşılaştırıldığında anlamlı olarak daha yüksekti (p<0,017). Fonksiyonel İKE grubunda postür puanında azalma, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi kısa form ve Standardize Mini Mental testi toplam skorunda anlamlı artış görüldü (p<0,017). Temel ve fonksiyonel İKE programı hastaların solunum kas kuvveti, solunum kas enduransı, diyafragma mobilitesi, periferik ve gövde kas fonksiyonları, fonksiyonel kapasite ve dengesinde anlamlı iyileşmeler sağlamıştır. Fonksiyonel İKE programı ile solunum kas enduransı, diyafragma mobilitesi, periferik ve gövde kas fonksiyonları ve dengede daha fazla iyileşme, postür, fiziksel aktivite düzeyi ve kognitif fonksiyonlarda da anlamlı iyileşmeler görülmüştür. Sonuçlarımıza göre KBH hastalarında fonksiyonel İKE'nin rehabilitasyon programına dahil edilmesi önerilir.
Bilişsel egzersiz terapi yaklaşımı ölçeği'nin sjögren sendromu tanılı bireylerde geçerliği, güvenirliği ve duyarlılığının belirlenmesi
Bu çalışma Sjögren Sendromu (SS) tanılı bireylerde Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı (BETY) Ölçeği' nin geçerlik, güvenirlik ve duyarlılığını belirlemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya 91 birey dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen bireylere geçerliği değerlendirebilmek amacıyla Quality of life questionare for patients with Primary Sjögren's Sydrome (PSSQoL), Health Assessment Questionnaire (HAQ), Short From-36 (SF-36), Hospital Anxiety and Depression Scale (HADS), EULAR Sjogren's Syndrome Patient Reported Index (ESSPRI), EULAR Sjögren's Syndrome Disease Activity Index (ESSDAI) ve Genel Sağlık Anketi (Euro QoL-5D) anketleri uygulandı. İstatistiksel analizler sonucunda BETY Ölçeği ile kullanılan diğer ölçekler arasındaki geçerlik incelendiğinde kolerasyonun r= -0,616 ile 0,766 arasında olduğu saptandı. Ölçeğin güvenirliğini değerlendirmek amacıyla 30 bireye bir hafta sonra aynı ölçekler tekrar uygulandı. Güvenirliği değerlendirmek için test-tekrar test yöntemi kullanıldı ve sınıf içi güvenirlik katsayısı (ICC, %95 güven aralığı) hesaplandı. Spearman kolerasyon analizine göre iki ölçüm arasında (rho=0, 978, p<0,001) güçlü derece kolerasyon bulundu. ICC katsayısı da (0,991, p<0,001) oldukça yüksekti. Bunlara ek olarak iç tutarlık için Cronbach alfa katsayısına (0,913) bakıldı ve ölçeğin iç tutarlılığının yüksek olduğu bulundu. Ölçeğin duyarlılığının belirlenebilmesi için 3 ay sonra bütün ölçekler 30 SS' li bireye tekrar uygulandı. İstatistiksel analiz sonucunda SF-36' nın alt parametresi olan ağrı ile BETY Ölçeği arasında orta derecede anlamlı bir kolerasyon (rho=-0,403, p=0,027) bulunurken diğer ölçeklerle anlamlı düzeyde bir kolerasyon bulunamadı. Bu çalışma sonucunda BETY Ölçeği' nin SS tanılı bireylerde geçerli, güvenilir ve duyarlı bir değerlendirme aracı olduğu bulundu. Anahtar Kelimeler: Sjögren Sendromu, Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı Ölçeği, geçerlik, güvenirlik, duyarlılık (cevaplılık), romatizmal hastalık
Pelvik organ prolapsusunda vücut imajı ölçeği'nin kültürel adaptasyonu, güvenirlik-geçerliği ve vücut imajının farklı parametrelerle ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, Pelvik Organ Prolapsusu (POP)'na özgü vücut imajını sorgulayan ''Pelvik Organ Prolapsusunda Vücut İmajı Ölçeği'' (POPVİÖ)'ni Türk kültürüne adapte etmek, güvenirlik-geçerliğini araştırmak ve POP'a özgü vücut imajı ile fiziksel aktivite düzeyi ve POP'a yönelik bilgi düzeyi arasındaki ilişkiyi incelemekti. Çalışmaya evre 2 ve üzerinde POP'u olan 150 birey dahil edildi. Bireylerin tanımlayıcı özellikleri ve tıbbi özgeçmişleri sorgulandıktan sonra, vücut imajı POPVİÖ ve ''Kadın Genital Organ İmajı Anketi (KGOİA)'' ile değerlendirildi. POP ile ilişkili semptomatik rahatsızlık düzeyi ve semptomların yaşam kalitesine etkisi sırasıyla ''Pelvik Organ Prolaps Distres Envanteri-6 (POPDE-6)'' ve ''Pelvik Organ Prolapsusu Etki Anketi-7 (POPEA-7)'' ile değerlendirildi. Fiziksel aktivite düzeyi ''Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form (UFAA-Kısa Form)'' ile ve POP'a yönelik bilgi düzeyi ''Prolaps İnkontinans Bilgi Anketi-POP (PİBA-POP)'' ile değerlendirildi. POPVİÖ'nün güvenirlik ve geçerliği; iç tutarlılık, test-tekrar test, kriter ve yapı geçerliği analizleri ile incelendi. Çalışma sonuçlarına göre POPVİÖ'nün iç tutarlılığının (Cronbach's α=0,918) ve ölçek maddelerinin test- tekrar test güvenirliğinin (0,538˂r˂0,828) yüksek olduğu bulundu. POPVİÖ'nün; KGOİA (r=-0,450; p˂0,05), POPDE-6 (r=0,321; p˂0,05) ve POPEA-7 (r=0,377; p˂0,05) skorları ile ilişkisine dayanarak kriter geçerliği ortaya konuldu ve 2 faktörlü yapı geçerliği doğrulandı. Semptomatik POP'u olan bireyler ile asemptomatik POP'u olan bireylerin POPVİÖ skorlarının farklı olduğu ortaya konuldu (p=0,015). POP'a özgü vücut imajı ile fiziksel aktivite düzeyi ve POP'a yönelik bilgi düzeyi arasında ilişki olmadığı bulundu (p>0,05). Türkçe POPVİÖ, POP'a yönelik vücut imajını değerlendirmede güvenilir ve geçerli bir ölçektir. POPVİÖ'nün konservatif yaklaşımlar başta olmak üzere çeşitli tedavilere duyarlılığını araştıran ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Uzaktan eğitim sürecinin üniversite öğrencilerinde kas iskelet sistemi problemleri, stres düzeyi ve yaşam kalitesi üzerine etkileri
Bu çalışma uzaktan eğitim sürecinde ve yüz yüze eğitim sonrasında üniversite öğrencilerinin kas iskelet sistemi problemlerini, stres düzeylerini, yaşam kalitelerini incelemek ve ilişkili faktörleri belirlemek amacıyla yapıldı. 71 üniversite öğrencisi çalışmaya dahil edildi. Gönüllü katılımcılara çevrim içi anket linki gönderilerek veriler toplandı. Katılımcıların uzaktan eğitim döneminde ve yüz yüze eğitim sonrasında fiziksel aktivite düzeyleri, kas iskelet sistemi problemleri, stres düzeyleri, yaşam kaliteleri, Covid-19 korku düzeyleri, günlük oturma süreleri, teknolojik cihazları kullanma süreleri karşılaştırıldı. Fiziksel aktivite düzeyleri Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (UFAA) Kısa Form, kas iskelet sistemi problemleri Genişletilmiş Nordic Kas İskelet Sistemi Anketi ve Numerik Ağrı Skalası (NAS), stres düzeyi Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ), yaşam kalitesi Nottingham Sağlık Profili (NSP), Covid-19 korku düzeyi Koronavırüs-19 Fobisi Ölçeği (C19P-S) ile değerlendirildi. Öğrencilerin pandemi öncesi, pandemi dönemi ve yüz yüze eğitim sonrası karşılaştırmalarında oturma süreleri arasında ve telefon, laptop kullanım süreleri arasında fark bulundu (p<0,01). Yüz yüze eğitim sonrasında öğrencilerin UFAA, ASÖ, NSP ve C19P-S düzeylerinde iyileşme görüldü (p<0,05). Uzaktan eğitim döneminde ve yüz yüze eğitim sonrasında en sık ağrı görülen bölgeler sırt, boyun, bel olarak bulundu. UFAA ile ASÖ, NSP 1.bölüm toplam puan, enerji, ağrı arasında anlamlı negatif yönlü zayıf bir ilişki bulundu (p<0,05). NSP ile ASÖ arasında pozitif yönlü yüksek ilişki bulundu (p<0,05). NSP ile C19P-S ve NAS ağrı düzeyleri arasında pozitif yönlü zayıf ilişki bulundu (p<0,05). ASÖ ile C19P-S arasında anlamlı bir ilişki yoktu (p>0,05). ASÖ ile bel ve sırt ağrı şiddeti arasında pozitif yönlü orta şiddette bir ilişki bulundu (p<0,05). Sırt ağrı düzeyi ile cep telefonu ve laptop kullanım süresi arasında pozitif yönlü zayıf bir ilişki bulundu (p<0,05). Sağlığı olumsuz etkilediği görülen pandeminin, üniversite öğrencilerinde inaktiviteye bağlı kas-iskelet problemlerine yol açtığı görülmektedir. Pandemi sonrası süreçlerinde etkilerinin devam edeceği öngörüsü ile, genç yetişkinlerde sağlığın korunması ve iyileştirilmesi için bütüncül ve sürdürülebilir önlemler alınmalı ve gerekli destekler sağlanmalıdır.Daha sonra doldurulacaktır.
Prematüre bebeklerin erken spontan motor hareketlerinin detaylı analizi ve nörogelişimsel sonuçlarının değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı; (i) gestasyonel doğum haftalarına göre ayrılan prematüre bebekler ile nörotipik term yaşıtlarının General Movements (GMs) değerlendirmesi kapsamında ayrıntılı motor repertuarlarının detaylı analizini yaparak grupların motor repertuar gelişimlerini longitudinal olarak karşılaştırmak, (ii) bebeklerin preterm/term dönem ve düzeltilmiş 3-5 ay aydaki ayrıntılı motor repertuarları ile düzeltilmiş 1 yaşındaki nörogelişimsel sonuçları arasındaki ilişkiyi incelemek ve (iii) gestasyonel haftalarına göre ayrılan bebeklerin düzeltilmiş 1 yaşındaki nörogelişimsel sonuçlarını karşılaştırmaktır. Çalışmaya dahil edilen 132 bebek gestasyonel haftalarına göre aşırı-erken prematüre (<32 hafta; n=38), orta-geç prematüre (32-36 hafta; n=51) ve term (37-41 hafta, n=43) olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Prematüre bebeklere preterm/term dönem (35-41 hafta), postterm dönem (42-45 hafta) ve fidgety dönemde (49-60 hafta), term bebeklere de postterm dönem (42-45 hafta) ve fidgety dönemde (49-60 hafta), GMs kapsamında ayrıntılı motor repertuar değerlendirmesi uygulandı. Erken motor repertuar değerlendirmesi için General Movements Optimalite Skoru (GMOS) ve Motor Optimalite Skor formu–Revize (MOS-R) kullanıldı. Ayrıca tüm bebeklere düzeltilmiş 1 yaşında Hammersmith Infant Neurological Examination (HINE) ve Bayley Bebek ve Çocuk Gelişimi Ölçeği–III (Bayley-III) uygulandı. Preterm/term dönemde aşırı-erken prematüre bebekler ile orta-geç prematüre bebeklerin ayrıntılı GMs değerlendirmesi sonucunda elde edilen GMOS ve alt bölüm skorları arasında fark bulunmadı (p>0,05). Postterm dönemde term bebeklerin GMOS skoru aşırı-erken prematüre bebeklerden yüksekti (p<0,001). Prematüre bebeklerin GMOS ve MOS-R yüzdelik dilimlerinin preterm/term dönemden fidgety döneme doğru zaman içerisinde arttığı, bu gelişmenin de da orta-geç prematüre bebeklerde daha fazla olduğu bulundu (p=0,016). Term bebeklerin de GMOS ve MOS-R yüzdelik dilimleri zaman içerisinde gelişmiş olup, üç grup arasında motor repertuarın artış oranı açısından fark bulundu (p<0,001). Prematüre bebek grupları ile term bebekler arasında düzeltilmiş 1 yaşında HINE skorları (p<0,001) ve Bayley-III'ün bilişsel (p<0,001), dil (p=0,001) ve motor (p<0,001) bölümleri açısından gruplar arasında fark vardı, aşırı-erken prematüre bebeklerin hem HINE hem de Bayley-III skorları diğer iki gruptan düşük bulundu. Aşırı-erken prematüre grupta hem preterm/term hem de postterm dönemde (boyun ve gövde skoru hariç) GMOS ile HINE skorları arasında anlamlı korelasyon bulundu. Benzer şekilde aşırı-erken prematüre bebeklerde hem preterm hem de postterm dönemde (boyun ve gövde skoru hariç) GMOS ile Bayley-III'ün tüm bölümleri arasında korelasyon vardı. Sonuç olarak; term bebeklerin motor performansları hem postterm hem de fidgety dönemde aşırı-erken prematüre bebeklerden daha iyiydi. Hem prematüre hem de term bebeklerin zaman içerisindeki erken motor repertuar performansları progresif olarak gelişti ve orta-geç prematüre bebeklerde aşırı-erken prematüre bebeklerden fazla gelişme bulunmuştur. Prematüre bebeklerde anormal GMs çizelgelerinin (PR-PR, CS-CS) ileri dönem nörogelişimsel problemlerin belirleyicisi olabileceği ve bu paternler tespit edilir edilmez en erken dönemde bebeklerin gerekli erken müdahale programına yönlendirilmesi önerilmektedir.
Non-radyografik aksiyal spondiloartrit ve ankilozan spondilit hastalarında denge ve yürüyüş parametrelerinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, non-radyografik aksiyal spondiloartrit (nr-axSpA) ve ankilozan spondilit (AS) hastalarının yürüyüş ve denge parametrelerini, lumbopelvik stabilitelerini, gövde pozisyon duyularını ve omurga postürlerini karşılaştırmaktır. Çalışmamıza yaş ve cinsiyete göre tabakalı randomizasyon yapılan 24 AS'li birey (41,33±9,67 yıl, 17 kadın), 23 nr-axSpA'lı birey (36,22±8,32 yıl, 17 kadın) ile benzer yaş ve cinsiyet özelliklerine sahip 24 sağlıklı birey (37,83±3,13 yıl, 17 kadın) dahil edildi. Tüm bireylerin yürüyüş parametreleri pedobarografik yürüyüş analiz sistemi ile, statik dengeleri stabilometrik sistem ile, gövde pozisyon duyuları ve omurga postürleri dijital inklinometre ile, lumbopelvik stabiliteleri stabilizer basınçlı biofeedback ünitesi ile değerlendirildi. Aksiyal spondiloartritli (axSpA) bireylerin hastalığa ait özellikleri, spinal mobilite, hastalık aktivitesi, fiziksel fonksiyon, genel sağlık durumu ve yaşam kalitesi sonuçları kaydedildi. Değerlendirme sonucunda, radyografik etkilenimden bağımsız olarak AS ve nr-axSpA'lı bireylerin klinik özelliklerinin, yürüyüş ve denge parametrelerinin, lumbopelvik stabilitelerinin ve gövde pozisyon duyularının benzer olduğu bulundu (p>0,05). Nr-axSpA'lı bireylerin statik arka ayak basınçlarının sağlıklı bireylere göre azaldığı (p=0,049); AS ve nr-axSpA'lı bireylerin sağlıklı bireylere göre dinamik ön ayak basınçlarının arttığı (p=0,047), arka ayak basınçlarının ise azaldığı (p=0,044); radyografik etkilenimden bağımsız olarak AS'li bireylerin sağlıklı bireylere göre kadanslarının azaldığı (p=0,027), adım genişliğinin arttığı (p=0,045), AS ve nr-axSpA'lı bireylerin ise sağlıklı bireylere göre ivmelerinin azaldığı (p<0,001), duruş sürelerinin arttığı (p=0,006); radyografik etkilenime bakılmaksızın statik denge parametrelerinden lateral yer değiştirme miktarının axSpA'lı bireylerde sağlıklı bireylere göre daha fazla olduğu (p<0,001); lumbopelvik stabilizasyon, gövde pozisyon duyusu ve lumbal lordoz derecesinin axSpA'lı bireylerde sağlıklı bireylere göre daha azaldığı bulundu (p<0,001). Çalışmanın en önemli sonucu olarak spinal mobilite ve torakal kifoz derecesinin radyografik süreçten etkilendiği belirlendi. AS'li bireylerin spinal mobilitelerinin nr-axSpA'lı bireylere göre azaldığı, torakal kifoz derecelerin ise arttığı tespit edildi. Sonuç olarak, AS ve nr-axSpA hastalarında rehabilitasyon programı oluşturulurken hastalık yükü açısından benzerlikler ve özellikle omurga parametreleri ve statik plantar basınç açısından farklılıklar göz önünde bulundurularak kişiye özel stratejilerin ortaya konulması gerektiğini düşünmekteyiz.
Çocukluk çağı kanserlerinde egzersiz müdahalelerinin bileşenleri ve ilkeleri: Delphi anketi
Bu çalışmanın amacı, çocukluk çağı kanserlerinde egzersiz müdahalelerinin planlanması ve yönetilmesine ilişkin bir rehber oluşturmaktır. Çalışmaya Türkiye Fizyoterapistler Derneği Onkolojik Rehabilitasyon ve Palyatif Bakım çalışma grubunda bulunan bu alanda en az 5 yıl deneyime sahip uzmanlar dahil edildi. Çalışmaya 14 uzman davet edildi ve 10 uzman çalışmaya katılmayı kabul etti. Üçüncü tur ise 9 uzman ile tamamlandı. Çalışmaya katılan uzmanların alanda çalışma süreleri ortalama değeri 9,2 2,61 yıldı. Katılımcıların %80'i kadın cinsiyette ve akademisyendi. Sorun çözümü için uzman kişilerin birbirinden etkilenmeden fikir birliğine varmasını sağlayan Delphi yöntemi kullanıldı. Bu yöntem, çalışmamızda 3 tur halinde uygulandı. Delphi tekniğinin ilk turunda fikir birliğine varılmamış konular tespit edilerek oluşturulmuş 6 açık uçlu soru uzmanlara çevrimiçi form aracılığıyla gönderildi. Alınan cevaplar doğrultusunda 7 başlık altında 101 soru oluşturulup katılımcılara yedili likert ölçeği kullanarak ikinci ve üçüncü turlarda yeniden soruldu. Araştırmanın ikinci turunda 101 maddenin 88'inde ortalama değer 5 ve üzerindeydi. 3.turda anket maddeleri medyan değerleri eklenerek katılımcıların maddeleri tekrar değerlendirmesi istendi. Üçüncü turun sonunda 82 maddenin ortalama değeri 5 ve üzerinde olarak kaydedildi. Bu doğrultuda üçüncü tur sonucunda 101 maddenin tamamının rehberde bulunması yönünde fikir birliğine varıldı. Çalışmanın sonucunda, çocukluk çağı kanserlerinde egzersiz müdahalelerinin içeriği, amaçları, ilkeleri, çocuğun hastanede kalış süreci ve taburculuk sürecinin tedaviye etkileri konularından oluşan bir rehber geliştirildi. Fizyoterapistlerin bu alanda daha çok çalışma yaparak fizyoterapi açısından bu çalışma ile elde edilen içeriği karşılayacak şekilde geniş çaplı ölçekler ile tedavi protokollerini geliştirmelerine ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Anket, çocuk, egzersiz, neoplazma
Adölesan gebelerle erişkin gebelerin, gebelikte ve doğum sonrası fiziksel durum, yaşam kalitesi ve doğum sonuçlarının karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı; adölesan gebelerle erişkin gebelerin gebelikte ve doğum sonrasında fiziksel durum, pelvik taban disfonksiyonu, yaşam kalitesi ve doğum sonuçları yönünden farklılıklarını ortaya çıkarmaktı. Dahil edilme kriterlerine uyan ve okuma yazma bilen adölesan gebeler (15-18 yaş arası) ile erişkin gebelerden (18-35 yaş arası) oluşturulan toplam 140 gebe bu karşılaştırmalı ve ileriye yönelik takipli çalışmayı tamamladı [Adölesan gebe (n=69), erişkin gebe (n=71)]. Değerlendirme parametreleri; bel ağrısı varlığı, diastazis recti abdominis, karın kası kuvveti, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Formu: (UFAA-KF), Nottingham Sağlık Profili (NSP), Edinburgh Postpartum Depresyon Ölçeği, Pelvik Taban Distres Envanteri-20 Ölçeği, APGAR skoru ve maternal ve neonatal sonuçlar olarak belirlendi. Her iki gebe grubu 2. trimester dönemi (16-28. haftalar arası), 3. trimester dönemi (29-36. haftalar arası) ve doğum sonrası 2. ayda değerlendirildi. Çalışmanın sonuçlarına göre, adölesan gebelerin erişkin gebelere göre gebelik sürecindeki değerlendirmelerinde; daha zayıf karın kasına sahip oldukları (p<0.05), görülme sıklığı daha fazla olan bel ağrısı varlığı (p<0.05), daha fazla diastazis recti abdominis oluştuğu (p<0.05), gebelik boyunca daha fazla kilo aldıkları (p<0.05), 3. trimester döneminde daha depresif oldukları ve daha fazla pelvik taban disfonksiyonuna sahip oldukları bulundu (p<0.05). Doğum sonrası değerlendirmesine göre ise adölesanların daha fazla depresif olduğu, daha fazla pelvik taban disfonksiyonuna sahip oldukları ve bebeklerinin APGAR skorlarının daha düşük olduğu belirlendi (p<0.05). Bununla birlikte her iki grubun bel ağrısı varlığı, diastazis recti abdominis ölçümlerinin 2. trimester değerlerinin, gebelik süreci ve doğum sonu fiziksel aktivite seviyelerinin (inaktif), yaşam kalitesi düzeylerinin benzer olduğu saptandı (p>0.05). İnkontinans Şiddet İndeksi (İŞİ) değerlendirmesinde her iki grup için benzer sonuçlar ortaya çıktı (p>0.05). Doğumda gebelerin gestasyonel yaşı, bebeğin doğum ağırlığı, doğum şekli, normal doğum ile doğan bebeklerin eylem süreleri ve APGAR 5. dakika skorları açısından benzer olduğu bulundu (p>0.05). Bu çalışma sonuçlarının adölesan gebeler açısından fiziksel aktivite düzeyinin artırılması, pelvik taban disfonksiyonunun önlenmesi veya tedavi protokollerinin oluşturulması ve yaşam kalitelerinin arttırılması açısından planlanacak yeni araştırmalara ışık tutacağına inanıyoruz.
Sistemik lupus eritematoz tanılı hastalarda bilişsel egzersiz terapi yaklaşımı ölçeği'nin geçerliği, güvenirliği ve duyarlılığının belirlenmesi
Bu çalışma Sistemik Lupus Eritematoz (SLE) tanılı bireylerde Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı (BETY) Değerlendirme Ölçeği'nin geçerlik, güvenirlik ve duyarlılığını incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya dâhil edilen 150 SLE tanılı bireye BETY Ölçeği'nin geçerlik çalışmasında bireyleri değerlendirmek için Lupus Yaşam Kalitesi Ölçeği (Lupus Quality of Life- LupusQoL), Sağlık Değerlendirme Anketi (Health Assessment Questionnaire- HAQ), Hastane Anksiyete ve Depresyon Skalası (Hospital Anxiety and Depression Scale- HADS) ve Kısa Form-36 (Short Form 36- SF-36) kullanıldı. BETY Ölçeği'nin diğer ölçekler ile arasındaki korelasyon Spearman's kolerasyon analizi ile incelendi ve r= -0,522 ve 0,735 arasında bulundu (p<0,001). Güvenirlik için test-tekrar test yöntemi ve sınıf içi güvenirlik (Intraclass Correlation Coefficient-ICC) katsayısına bakıldı. Bir hafta aradan sonra 30 bireyin BETY ölçeğine verdikleri yanıtların korelasyonu (r=0,989, p<0,001) ve ICC katsayısı (0,985, p<0,001) oldukça yüksekti. İç tutarlılık için Cronbach's Alpha katsayısına bakıldı ve 0,952 ile ölçeğin iç tutarlılığının da mükemmel olduğu bulundu. Ölçeğin duyarlılığı değerlendirmek amacıyla 3 ay sonra 30 SLE'li hastada BETY ölçeğinin tüm ölçeklerle zamana bağlı değişim korelasyonu incelendiğinde SLE'ye spesifik bir yaşam kalitesi ölçeği olan LupusQoL planlama (rho=-0,529 p=0,003), yakın İlişki (rho=-0,421 p=0,02), vücut imajı parametreleri (r=-0,443 p=0,014) arasında orta düzeyde ilişki bulunurken, diğer parametreleri arasında zayıf ilişki bulundu. Diğer ölçeklerle benzer şekilde orta veya zayıf düzeyde ilişki bulundu. Çalışmamızın sonucunda BETY ölçeğinin SLE'li bireylerde geçerli, güvenilir ve duyarlı olduğu sonucuna varıldı. BETY Ölçeği SLE'li bireylerde değerlendirme ve tedaviyi takip aracı olarak tercih edilebilir.
Sistemik skleroz tanılı bireylerde bilişsel egzersiz terapi yaklaşımı'nın kas kuvveti, fonksiyonellik ve biyopsikososyal durum üzerine etkileri
Bu çalışmada, sistemik skleroz (SSc) tanılı bireylerde Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı'nın kas kuvveti, fonksiyonellik ve biyopsikososyal durum üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlandı. SSc'li bireyler, klinik tedavilerine devam eden ve bu tedavileriyle birlikte BETY egzersiz seanslarına katılanlar olarak iki gruba ayrıldı. Hastalık aktivitesi değerlendirilmesi için Modifiye Rodnan Deri Skoru (Modified Rodnan Skin Score-mRSS) kaydedildi. Kas kuvveti için Biodex Sistem Pro3 ile diz eklemi, fonksiyonellik için Skleroderma Modifiye El Mobilitesi Testi (Modified Hand Mobility in Scleroderma-mHAMIS), Duruöz El İndeksi (Duruoz Hand Index-DHI) ve Skleroderma Sağlık Değerlendirme Anketi (Scleroderma Health Assessment Scale-SHAQ), biyopsikososyal durum için Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı-Biyopsikososyal Ölçeği (BETY-BQ), Kısa Form-36 (Short Form-36 (SF-36)) ve Hastane Anksiyete Depresyon Skalası (HADS) kullanıldı. Grup 1 (n=20) klinik tedavileriyle birlikte 12 hafta boyunca haftada 3 gün düzenli olarak BETY egzersiz seanslarına katılırken, Grup 2 (n=17) egzersiz seanslarına dahil edilmedi. Tüm değerlendirmeler her iki grup için de 12 hafta sonunda tekrarlandı. Grup içi ve gruplar arası incelendiğinde rutin klinik tedaviye göre BETY egzersiz seanslarına katılan bireyler lehine kas kuvveti, fonksiyonellik ve biyopsikososyal durum üzerine tüm parametrelerde iyileşmeler görüldü (p<0,05). Çalışma sonucunda nadir hastalık olan SSc'de BETY egzersiz eğitiminin bireylerin kas kuvveti, fonksiyonel ve biyopsikososyal durum üzerine olumlu etkileri vurgulandı. Bu sonuç isimlendirilmiş, standardize bir egzersiz modeli olarak BETY'nin SSc ve egzersiz etkilerini konu alan evrensel literatüre katkısı yönünde yorumlandı. Çalışmadaki birey sayısının arttırılarak farklı objektif kriterler ile takip sonuçlarının araştırılması düşünüldü.
Kadın ofis çalışanlarında menstrual siklusun çalışma performansı ve yaşam kalitesine etkisi
Bu çalışmanın amacı, kadın ofis çalışanlarında menstrual siklusun çalışma performansı ve yaşam kalitesine etkisini araştırmaktır. Çalışmaya 25-40 yaş aralığında 110 kadın dahil edildi. Yapılan Menstrual Distress Şikayet Listesi ile bireyler menstrual semptomları dominant olan grup (Grup 1, n=55) ve premenstrual semptomları dominant olan grup (Grup 2, n=55) olarak 2'ye ayrıldı. İki grubun çalışma performanslarının karşılaştırılmasında Çalışma Rolü İşlevselliği Anketi, yaşam kalitelerinin karşılaştırılmasında Nottingham Sağlık Profili kullanıldı. Çalışmanın sonucunda her iki grubun menstrual yakınmaları (p<0,005) ve yaşam kaliteleri arasında fark bulunurken (p<0,001) çalışma performansları arasında fark olmadığı bulundu (p>0,05).Grup 1'deki kadınların Grup 2'deki kadınlara göre daha şiddetli yakınmalarının olduğu ve yaşam kalitelerinin daha düşük olduğu görüldü. Grup 1'deki kadınlar en sık karın ağrısı ve yorgunluktan şikayet etmiş olup iş hayatlarında sık sık molaya ihtiyaç duyduklarını bildirdiler, yaşam kalitelerinin ise enerji azlığı ve ağrı nedeniyle düşük olduğu görüldü. Grup 2'deki kadınlar en sık bel ağrısı ve genel şişkinlikten şikayet etmiş olup çalışma ortamlarında eğilme, dönme ve uzanma aktivitelerinde zorluk yaşadıklarını ifade ettiler, yaşam kalitelerinin ise fiziksel efor içeren aktivitelerde yetersiz olmaları ve ağrı nedeniyle düşük olduğu saptandı. İş yerlerinde kadınlara yönelik, fizyoterapistler tarafından gerçekleştirilecek, ağrı, spazm ve yorgunlukla başa etme yöntemlerinin, uyku hijyeninin, enerji kullanım tekniklerinin, doğru postür algısının ve egzersizlerinin öğretilmesinin, gevşeme ve kardiyovasküler endurans eğitimlerinin kadınların semptomlarında ve çalışma hayatlarında kas-iskelet sistemi hastalıklarına yakalanma risklerinde azalma, çalışma performanslarına ve yaşam kalitelerine olumlu katkı sağlayabileceğini düşünüyoruz. Bu doğrultuda fizyoterapistlerin iş yerlerinde ve birinci basamak sağlık hizmetlerindeki istihdamının önemi büyük olacaktır.
Jinekolojik kanser cerrahisi sonrası alt ekstremite lenfödeminde yaşam kalitesi ve fiziksel aktivite düzeyi arasındaki ilişkinin incelenmesi ve jinekolojik kanser lenfödem anketi'nin Türkçe versiyonunun güvenirlik ve geçerliğinin araştırılması
Çalışmanın amacı; jinekolojik kanser cerrahi sonrası lenfödem gelişen bireylerde yaşam kalitesi ile fiziksel aktivite düzeyi arasındaki ilişkinin incelenmesi ve jinekolojik kanser lenfödem anketinin Türkçe versiyonunun güvenirliğini ve geçerliliğini yapmaktır. Araştırmanın örneklemini, Kayseri Özel Dünyam Hastanesi Fizik Tedavi Ünitesi'ne başvuran, jinekolojik cerrahi sonrası hekim tarafından değerlendirilip gönderilen lenfödemi olmayan ve lenfosintigrafi ile lenfödem teşhisi konulan okuma yazma bilen bireyler oluşturacaktır. Lenfödemi olmayan ama jinekolojik kanser cerrahi hikayesi olan gerekli sayıda olgu ise power analiz sonrası çalışmaya dahil edilecektir. Olguların demografik bilgileri kaydedilecektir. Jinekolojik Kanser Lenfödem Anketinin(JKLA)'nin Türkçe'ye uyarlaması yapılacaktır. Geçerlilik analizinde kriter geçerliği bilateral alt ekstremite çevre ölçümü ve deri kalınlığına bakılarak belirlenecektir. Jinekolojik kanserli bireylerin fiziksel aktivite düzeylerini değerlendirmede UFAA (Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi), yaşam kalitesini değerlendirmede Lenfödem Fonksiyonellik ,Yetersizlik ve Sağlık Sorgulaması(LYMP-ICF-LL) kullanılacaktır.
Az gören çoklu engelli çocukların postür, yürüyüş, denge ve fiziksel performanslarının katılıma olan etkisinin incelenmesi
Çalışmamızın amacı, az gören çoklu engelli çocukların postür, yürüyüş, denge ve fiziksel performanslarının katılım durumlarına etkisinin belirlenmesiydi. Bu kapsamda dahil edilme kriterlerine uygun 6-14 yaş aralığındaki 18 çoklu engelli ve 18 tipik gelişim gösteren çocuk değerlendirildi. Postür değerlendirmesinde "New York Postür Analizi Yöntemi", denge değerlendirmesinde "Gövde Kontrolü Ölçüm Skalası", fiziksel performans değerlendirmesinde ise "İki Dakika Yürüme Testi" kullanılmıştır. Yürüyüş değerlendirmelerinde "GAITRite Bilgisayarlı Yürüyüş Yolu" cihazı kullanıldı. Yürüyüş analizi çoklu engelli grupta hem sesli hem de taktil uyaran ile iki farklı şekilde değerlendirildi. Katılım değerlendirmelerinde çocukların ailelerinin doldurduğu "Çocuk ve Adölesan Katılım Anketi" kullanıldı. Çoklu engel grubu, tipik gelişim grubu ile kıyaslandığında: postür (Z=-4,065, p<0,001) denge, fiziksel performans (Z=-4,904, p<0,001), yürüyüş ve katılım değerlendirmesi sonuçlarının tipik gelişim grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü (p<0,05). Çoklu engelli çocukların her iki yürüyüş analizi parametrelerinde yaşıtlarına göre daha yavaş yürüme hızına, kısa adım uzunluğuna ve artmış adım genişliğine sahip oldukları belirlendi. Bu çocukların çoğu yürüyüş parametresi değişim katsayısı, tipik gelişimli yaşıtlarına kıyasla daha büyük değerlere sahipti. Çoklu engelli çocukların postür (r=0,44, p=0,034), yürüyüş, denge, fiziksel performans (r=0,699, p=0,001) değerlendirmelerinin toplumsal katılım puanları ile korelasyonları incelendiğinde, istatistiksel olarak anlamlı ilişkiye sahip oldukları görüldü (p<0,05). Bu ilişki üzerinde, çoklu engelli çocukların duyusal ve zihinsel engelleri sebebiyle geliştirdikleri kompansatuar mekanizmaların etkisinin olabileceği belirlendi. Çalışmamızın sonuçlarının, fizyoterapistlerin çoklu engelli çocukların değerlendirme ve tedavi yaklaşımlarında yol gösterici olabileceğini düşünüyoruz.
Pes planusu olan adölesanlarda denge ve ayak basınç dağılımının değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı adölesanlarda pes planusun denge ve ayak basınç dağılımına etkilerini araştırmaktı. Çalışmaya sağlıklı 60 gönüllü birey dahil edildi. Demografik verileri alındıktan sonra, Rsscan (Rsscan-Footscan) cihazı ile duruş pozisyonundaki ve yürüme sırasındaki pedobarografik analizler yapıldı. Daha sonra Y Denge Testi, Fonksiyonel Uzanma Testi ile dinamik denge; Flamingo Denge Testiyle de statik denge değerlendirildi. Pes planus olup olmadığı veya varsa derecesini görmek için Naviküler Düşme Testi yapıldı. 14 bireyde pes planus olduğu belirlendi. Daha sonra bireyler pes planusu olanlar ve pes planusu olmayanlar olmak üzere iki gruba ayrıldı. Gruplar denge ve yürüyüş bakımından karşılaştırıldıklarında pes planuslu olan bireylerin Y denge testinde üç yönde dengelerinin diğer gruptaki bireylere göre daha az olduğu görüldü (p<0,05). Flamingo denge testi ve fonksiyonel uzanma testi sonuçları bakımından ise benzer oldukları belirlendi (p>0,05). Pedobarografik analizler incelendiğinde; sağ ve sol topuk mediali ile sol 1. metatars başı temas yüzdesi, sol 5. metatars başı maksimum basıncı, sol 1. metatars başı, orta ayak ve topuk mediali maksimum basınç süresi, sağ topuk mediali yüklenme hızı, sol 4. ve 5. metatars başı ve orta ayak temas alanı ile sağ orta ayak temas alanı bakımından gruplar arasında fark olduğu gözlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak pes planusun adölesan dönemde sık karşılaşılan bir ayak deformitesi olduğu, dinamik dengeyi ve ayak basınç dağılımını etkileyebileceği görülmüştür. Sonuçlarımız ışığında ayak deformitelerinin ileri yaşlarda sebep olacağı problemler düşünüldüğünde adölesan dönemde çocukların ayaklarının değerlendirilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Ayrıca ayak deformiteleri olan bireylerin dengelerinin değerlendirilmesinde dinamik denge testlerinin daha etkin sonuç vereceğini öngörmekteyiz.
Bı̇lı̇şsel Egzersı̇z Terapı̇ Yaklaşımı Değerlendirme Ölçeğı̇'nı̇n diz osteoartrit tanısı alan bı̇reylerde geçerlı̇ğı̇, güvenı̇rlı̇ğı̇ ve duyarlılığının belı̇rlenmesı̇
Bu çalışma diz osteoartrit (OA) tanısı alan bireylerde Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı (BETY) Ölçeği'nin geçerlik, güvenirlik ve duyarlılığının incelenmesi amacıyla planlandı. Çalışmaya Kellgren-Lawrence skalasına göre Evre 1 veya 2 düzeyinde diz osteoartrit tanısı almış olan 150 birey dahil edildi. Hastaların değerlendirilmesinde günlük yaşam aktiviteleri için Sağlık Değerlendirme Anketi (SDA); yaşam kalitesi için Kısa Form 36 (KF-36) Yaşam Kalitesi Ölçeği, anksiyete ve depresyon düzeyleri için Hastane Anksiyete ve Depresyon Skalası (HADS), hastalık şiddeti için Western Ontario and McMaster Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi (WOMAC), biyopsikososyal etkilenim için BETY ölçeği kullanıldı. BETY ölçeği ile diğer ölçekler arasındaki korelasyona Spearman korelasyon analizi ile bakıldı (r=-0,252; 0,633). Güvenirlik yöntemi olarak Cronbach Alfa Katsayısı ve madde toplam korelasyonu kullanıldı. Ölçeğin iç tutarlılığının incelenmesi için Cronbach's Alfa katsayısına bakıldı ve tüm bireylerde ilk değerlendirme için Cronbach's Alfa Katsayısı 0,887, 1 hafta sonraki ölçümlerde 0,917, 3 ay sonraki ölçümlerde 0,843 olarak mükemmel iç tutarlılık bulundu. Güvenirliğin bir başka göstergesi olan madde toplam korelasyonu ise (item total korelasyon) 0,632 ile 0,854 arasında değişmekteydi (p<0,05). BETY ölçeğinin duyarlığının incelenmesi için geçerlik çalışmasında diz OA tanısı alan bireylerde sıklıkla kullanılan ölçeklerle, BETY ölçeğinin katılımcılar tarafından doldurulan ilk ölçüm ile 3 ay sonra doldurulan ölçeklerin sonucundaki değişim Wilcoxon Eşleştirilmiş İki Örnek Testi ile incelendi. Çalışmamızın sonucunda BETY ölçeğinin diz OA tanılı bireylerde geçerli, güvenilir ve duyarlı olduğu sonucuna varıldı. Bu sonuç BETY ölçeğinin OA' lı bireylerde biyopsikososyal etkilenimi ve tedavi etkinliğini değerlendirmek için klinikte uygulanabilir olduğunu gösterdi.
Preterm bebeklerde risk faktörleri, nörolojik durum ve motor performansın değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı; farklı gestasyonel yaşa sahip preterm bebeklerin düzeltilmiş 3-5. aylarında risk faktörleri, nörolojik durum ve motor performanslarını değerlendirmek ve farklı gestasyon yaşları karşılaştırmaktı. Çalışmaya gestasyon haftası <32 olan 26, 32-34 arası olan 30, >34 olan 22 bebek olmak üzere toplamda 78 preterm bebek dahil edildi. Bebeklerin demografik ve klinik özellikleri kaydedildi. Bebeklerin Fidgety hareketleri (FMs) 3-5 dakikalık videolar halinde kaydedildi. Gözlemsel GMs değerlendirmesi kapsamında Prechtl yöntemi ile FMs'ler analiz edildi. Bebeklerin yüzüstü, sırtüstü, oturma ve ayakta durma hareketleri gözlemlenerek Alberta Infant Motor Scale (AIMS) formuna kaydedildi ve skorlar yaşa özgü sentil değerlerine dönüştürüldü. Bebeklerin hareketleri gözlemlenerek Touwen Infant Neurological Examination (TINE) değerlendirmesi yapıldı. Bebeklerin doğum haftasına göre motor skorları karşılaştırıldığında AIMS yüzüstü puanlar açısından >34 haftadan sonra doğan bebekler lehine istatistiksel olarak fark bulunurken (p<0,01); diğer değişkenler arasında fark bulunmadı (p>0,05).Bebeklerin doğum haftasına göre GMs özellikleri ve nörolojik durumları karşılaştırıldığında herhangi bir fark bulunmadı (p>0,05). Bebeklerin GMs özelliklerine göre motor skorları karşılaştırıldığında herhangi bir fark bulunmadı (p>0,05). Bebeklerin nörolojik durumları ile kuvözde kaldığı gün arasında pozitif yönde ve düşük düzeyde (p<0,01) istatistiksel ilişki bulunurken; diğer değişkenler arası herhangi bir ilişki bulunmadı (p>0,05). Preterm bebeklerin gestasyonel yaşı düştükçe kuvözde kaldığı gün sayısı ve fototerapi görme sıklıkları artmaktaydı. Preterm bebeklerde risk faktörleri, nörolojik durum ve motor performansın beraber değerlendirilmesi detaylı ve bütüncül değerlendirme sağlamakla beraber; çalışmamız minör nörolojik disfonksiyonu olan ya da motor performansında atipik gelişim gösteren bebeklerin erken dönemde tespit edilebilmesi ve gerekirse erken müdahale programına yönlendirilmesi konusunda yol gösterici olması açısından önem taşımaktadır. Anahtar kelimeler: Preterm bebek, risk faktörleri, motor performans, minör nörolojik disfonksiyon
Serebral palsili çocuklarda istasyon egzersizlerinin gövde kontrolü ve alt ekstremite fonksiyonları üzerine etkisinin incelenmesi
Bu çalışma, Serebral Palsi'li çocuklarda kas kuvvetini arttırmaya yönelik uygulanan istasyon egzersiz eğitiminin, gövde ve alt ekstremite kas kuvveti ile fonksiyonel aktivite üzerine olan etkisini incelemek üzere yapıldı. Yaşları 7-18 yıl arasında değişen 54 çocuk randomizasyonla 2 gruba ayrıldı. Egzersiz grubu (n=25), haftada 3 gün 10 haftalık istasyon egzersiz eğitimine dahil edildi. Kontrol grubu ise (n=29), geleneksel fizyoterapi programlarına devam ettiler. Çocukların sosyodemografik verileri ve klinik özellikleri kaydedildikten sonra Kaba Motor Fonksiyon Ölçeği (D ve E bölümleri), Oturup Kalkma Sıklığı, Basamağa Düz Adım Alma, Basamağa Yan Adım Alma Testleri ve Zamanlı Kalk Yürü Testi kullanıldı. Alt ekstremite ve gövde kas kuvvetini değerlendirmek için el dinamometresi ve ekstremite kas tonusunu değerlendirmek için Modifiye Ashworth Skalası tercih edildi. Çocukların katılımı Kanada Aktivite Performans Değerlendirmesi (COPM) ile ve yaşam kalitesi ise Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği ile değerlendirildi. Tedavi öncesinde uygulanan tüm değerlendirmeler 10 hafta sonrasında tekrarlandı. Çalışmamız sonucu, istasyon egzersiz eğitiminin spastisiteyi olumsuz etkilemediği ve gövde ve alt ekstremite kas kuvvetinde artışlar sağladığını gösterdi (p<0,05). Kontrol grubuna kıyasla egzersiz grubunda kaba motor fonksiyon ölçümü, yürüme hızı, oturup kalkma sıklığı ve basamağa adım alma testlerinin skorlarında istatistiksel olarak anlamlı kazanımlar kaydedildi (p<0,05). Ayrıca kontrol grubu ile karşılaştırıldığında egzersiz grubundaki çocukların COPM ve yaşam kalitesi skorlarında istatistiksel olarak anlamlı artışlar saptandı (p<0,05). Çalışmamızın sonucu, spastik SP' li çocuklarda uygulanan istasyon egzersiz eğitiminin kas kuvvetini artırmada etkili olduğunu ortaya koydu. Ayrıca kassal kuvvet artışının aktiviteye ve katılıma olumlu yansıdığı kaydedildi. Amacına uygun olarak oluşturulan istasyon egzersiz eğitiminin, SP' li çocukların fizyoterapi ve rehabilitasyon programlarına eklenmesi önerilmektedir.
Çocukların egzersiz kısıtlılıkları ve faydalarına yönelik ebeveyn algısı anketinin Türkçe versiyonu ve kanserli çocuklara uyarlanması
Çalışmanın amacı Çocukların Egzersiz Kısıtlılıkları ve Faydalarına Yönelik Ebeveyn Algısı Anketinin (ÇEKFY-EAA, Parents' Perceived Children Exercise Barriers and Benefits) Türkçe geçerlik ve güvenirlik analizini ve sonra bu anketin kanser tanısı almış çocuklar için uyarlamasını yapmaktı. Çalışmaya 6-15 yaş grubu tipik gelişen çocuklar dâhil edildi. İlk olarak anketin Türkçe'ye uyarlanması yapıldı. 225 tipik gelişim gösteren çocuk ve ebeveyni çalışmaya dahil edildi. 87 katılımcıda test- tekrar test uygulaması yapıldı. Geçerlik analizi için altın standart olarak Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (ÇİYKÖ) seçildi. Çalışmaya katılan ebeveyne ÇİYKÖ-EF ve ÇEKFY-EAA uygulandı. Çocukların yaşam kalitesi ve ebeveynlerin çocuklarını egzersize desteği arasında anlamlı derece zayıf bir ilişki vardı (r=0,220, p<0,05). Güvenirlik analizi için maddelerin ICC değerleri ve alt başlıkların Cronbach alfa katsayısı ile hesaplandı. ICC değerleri -0,036- 0,926 arasında bulundu. Toplam skorun Cronbach alfa katsayısı test uygulaması için 0,925 ve test-tekrar test için 0,896 bulundu. Geçerlik ve güvenirliği yapılan anketin Kanser Modülü'nü geliştirmek için tanı almış 34 çocuk ve ebeveyni pilot çalışmaya alındı. Ebeveynlere anket sorularının uygun olup/olmadığı soruldu ve gereken bir konu varsa ifade etmeleri istendi. Ebeveynlerin ifadeleri ve fizyoterapistlerin klinik deneyimi ile 10 soruluk Kanser Modülü oluşturuldu. Oluşturulan Kanser Modülü'nün güvenirlik ve geçerliğini analiz etmek için 160 tanı almış çocuk ve ebeveyni çalışmaya alındı. Ebeveynlere Üç Günlük Fiziksel Aktivite Anketi, Semptom Kontrol Listesi ve Görsel Analog Skala uygulandı. Görsel Analog Skalası ile ebeveynin çocuğunu egzersize ne ölçüde yönlendirdiği belirlendi. Geçerlik analizi için Görsel Analog Skalası seçildi. Her iki skor arasında düşük derecede anlamlı bir ilişki bulundu (r=0,359, p<0,001). Anket sorularının ICC değerleri 0,154-0,833 arasında bulundu. Toplam skorunun Cronbach alfa katsayısı test uygulaması için 0,895 ve test-tekrar test uygulaması için 0,857 bulundu. Geliştirdiğimiz ÇEKFY-EAA Kanser Modülü, analiz sonuçlarına göre güvenilirdir ve kanser tanısı almış çocuklarda kullanımı uygundur. Fiziksel aktiviteyi arttırma yollarında etkin bilgiler vereceğini düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Fiziksel aktivite, fizyoterapistler, tanı, tedavi
Hemofilik dirsek artropatisinin fizyoterapi ve rehabilitasyonunda manuel tedavi ve kuvvetlendirme egzersizlerinin etkinliğinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı hemofilik dirsek artropatisinin fizyoterapi ve rehabilitasyonunda (FTR), kuvvetlendirme egzersizleri ve manuel tedavi yönteminin kanama sıklığı, ağrı, eklem hareket açıklığı, kas kuvveti, kol çevresi, eklem sağlığı, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi üzerine etkisini araştırmaktır. Çalışmaya dirsek artropatili 12-35 yaş arası adölesan ve genç erişkin 17 hemofilik birey dahil edilmiştir. Bireyler Manuel Tedavi ve Egzersiz Grubu (MTEG) ile Ev Egzersizi Grubu (EEG) olmak üzere basit randomizasyonla ikiye ayrılmışlardır. EEG'deki bireylere kuvvetlendirme egzersizleri ev programı olarak verilmiştir. MTEG'dekilere fizyoterapist tarafından manuel tedavi uygulanmış ve klinik ortamda kuvvetlendirme egzersizleri verilmiştir. Bütün tedaviler haftada 3 gün, 5 hafta boyunca toplamda 15 seans olacak şekilde yapılmıştır. Kanama sıklığı son 5 haftada dirsek eklemindeki kanama sayısı ile değerlendirilmiştir. Numerik ağrı skalası, aktivite ve istirahat ağrısı için kullanılmıştır. Eklem hareket açıklığı (EHA) evrensel gonyometre ile kas kuvveti ise dijital dinamometre ile ölçülmüştür. Quick-DASH anketi ve Oxford Dirsek Skoru (ODS) sırasıyla üst ekstremitenin fonksiyonelliği ve yaşam kalitesi için kullanılmıştır. Dirsek ekleminin durumu Hemofili Eklem Sağlığı Skoru-Dirsek Puanı (HESS-DP) ve Hospital for Special Surgery-Dirsek Skorlama Sistemi (HSS-DSS) ile değerlendirilmiştir. Değerlendirmeler tedavi öncesi ve sonrasında aynı fizyoterapist tarafından yapılmıştır. Sonuç olarak MTEG'de kanama sıklığı anlamlı olarak azalmıştır (p<0,05). Aktivite ağrısı her iki grupta anlamlı olarak azalmıştır (p<0,05) ancak MTEG'deki azalma daha fazla olmuştur. Dirsek ekleminin bütün hareketlerinde MTEG'de EEG'ye göre anlamlı olarak daha faza artış görülmüştür (p<0,05). Kas kuvveti ölçümlerinde, MTEG'de daha fazla kas grubu için anlamlı artış olmuştur (p<0,05). Her iki grupta da HESS-DP azalmış ancak sadece MTEG'deki düşmenin anlamlı olduğu (p<0,001) ve MTEG'deki azalmanın EEG'dekine göre anlamlı olarak daha fazla olduğu görülmüştür (p<0,05). HSS-DSS ve Q-DASH sadece MTEG'de anlamlı olarak düzelmiştir (p<0,05). Total ODS puanı her iki grupta da anlamlı olarak iyileşmiştir (p<0,05). Normatif değerlere göre en fazla kayıp fleksiyon ve pronasyon açılarında olmuştur. Q-DASH ile EHA'lar arasında yapılan korelasyon analizi, sadece pronasyon açısı ve Q-DASH arasında kuvvetli bir ilişki olduğunu göstermiştir (r=-,704, p=0,000). Bu sonuçlara göre, dirsek hemofilik artropatisinin FTR'sinde manuel tedavi ve gözetimli kuvvetlendirme egzersizlerinin herhangi bir komplikasyona yol açmaksızın artropati şiddetini azaltıp fonksiyonelliği artırmıştır. FTR tedavisine erişemeyen hemofilikler için ev egzersizlerinin önerilmesi gerektiği düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Hemofili, artropati, dirsek eklemi, manuel tedavi, egzersiz
Emekli bireylerde kronik hastalık düzeylerinin fiziksel aktivite, düşme ve denge üzerine etkisi
Bu çalışmada emekli bireylerde kronik hastalık düzeylerinin fiziksel aktivite, düşme ve denge üzerine etkisi araştırıldı. Çalışmaya Türkiye Emekliler Derneği'nin Karabük Şubesine üye olan 60 yaş üstü, Mini Mental Durum Test'inden 24 ve üstünde puan alan toplam 80 birey dahil edildi. Çalışmadaki bireylerin yaş aralığı 60-81 idi. Bireylerin kişisel bilgileri, ağrı, yorgunluk durumları, kişisel sağlık algıları, komorbidite düzeyleri, el kavrama kuvvetleri, düşme sıklıkları, düşme korkuları, fiziksel aktivite düzeyleri, denge ve yürüme bozuklukları, fonksiyonel durumları ve depresyon düzeyleri incelendi. Değerlendirmeler de Modifiye Charlson Komorbidite İndeksi, Tinetti Düşme Etkinlik Ölçeği, Yaşlılar için Fiziksel Aktivite Ölçeği, Tinetti Denge ve Yürüme Testi kullanıldı. Bireyler Modifiye Charlson Komorbidite İndeksinden aldıkları puana göre düşük (0-3), orta (4-5) ve yüksek (6-7) komorbidite düzeyi olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Çalışma sonucunda kronik hastalık düzeyi yüksek olan bireylerde, düşük olanlara göre el kavrama kuvveti, denge ve yürüme bozukluğu, fiziksel aktivite düzeyi, fonksiyonel durumlarının daha düşük, düşme korkusu ve deprsyon düzeylerinin daha yüksek olduğu tespit edildi (p<0,05). Sonuç olarak; emekli bireylerde kronik hastalık düzeyi arttıkça fiziksel aktivite düzeylerinin azaldığı, denge ve yürüme problemlerinin arttığı ve daha sık düştükleri kaydedildi. Genel olarak dünya da 60 yaş ve üstü emeklilik yaşı olarak kabul edilmektedir ve emeklilikte bir yaşlılık dönemidir. Yaşlanma dönemi ile birlikte ortaya çıkan kronik hastalıkların etkilerinin bilinmesi doğru, etkili ve zamanında tedavi yöntemlerine başvurulması, bireylerin aktif olarak yaşamlarını sürdürebilmeleri ve kronik hastalıkların sebep olduğu bağımlılığın azalması için son derece önemlidir.
Total diz artroplastili hastalarda farklı bandaj ve Kinezyo Bantlama uygulamalarının erken dönem ağrı, ödem ve fonksiyonel düzey üzerine olan etkileri
Çalışmamızın amacı total diz artroplastisi (TDA) sonrası elastik bandaj (EB), kısa gerimli bandaj (KGB) ve kinezyo bantlama (KB) uygulamalarının erken dönem ağrı, ödem, eklem hareket açıklığı (EHA) ve fonksiyonel seviye üzerine olan etkilerinin karşılaştırılmasıdır. Çalışmamız tek taraflı TDA ameliyatı geçiren yaş ortalaması 67,8 ± 4,81 yıl olan 30 gönüllü birey üzerinde gerçekleştirildi. Çalışma öncesi tüm bireylere aydınlatılmış rıza onam formları imzalatıldı. Fiziksel ve sosyodemografik özellikleri preoperatif ağrı, eklem hareket açıklığı, bacak çevresi ölçümleri ve fonksiyonel skorları kaydedildi. Bireyler EB grubu (n=10), KB grubu (n=10) ve KGB grubu (n=10) olarak randomize edildi. EB ve KGB ayak parmaklarından kasığa kadar %50 üst üste gelme oranıyla ve %80 gerimle sarıldı ve her gün çözülüp tekrar sarıldı. KB bacağın ön, iç ve dış yüzeyleri boyunca lenfatik korreksiyon tekniği ile yapıştırıldı. Tüm tedaviler 8. günde sonlandırıldı. Ağrı düzeyleri Vizüel Analog Skala (VAS), eklem hareket açıklığı (EHA) universal gonyometre ile, ödem mezura ile çevre ölçümü yaparak, alt ekstremite fonksiyonel seviyesi Diz Cemiyeti Skoru (DCS) ile ölçüldü. Ameliyat öncesi alınan tüm ölçümler ameliyat sonrası 1., 3., 5., 8., 14., 28. günlerde, 6. haftada ve 3. ayda tekrarlandı. Fonksiyonel seviye ölçümleri ameliyat sonrası 6. hafta ve 3. ayda tekrarlandı. İstatistiksel analizde, parametrelerin grup içi zamana göre değişimi Friedman testi ile, gruplar arası farklılıklar ise Kruskall Wallis testi ile kıyaslandı. Tüm tedavi gruplarında başlangıç seviyesine kıyasla ağrı skorları ve ödem anlamlı şekilde azalırken, diz EHA ve DCS skoru anlamlı şekilde arttı (p<0,05). Ancak aynı parametreler için hiçbir zaman diliminde gruplar arasında anlamlı fark görülmedi (p>0,05). Sonuç olarak EB, KGB ve KB uygulamalarının tümünün TDA ameliyatı sonrası ağrı ve ödemi azaltmak için güvenilir modaliteler olduğu, KGB ve KB'nin TDA sonrası oluşan ağrı ve ödem için elastik bandaja alternatif birer tedavi seçeneği olabileceği görüşüne varıldı. Anahtar Kelimeler: TDA, Ödem, Elastik Bandaj, Kısa Gerimli Bandaj, Kinezyo Bantlama
Mid torakal disfonksiyonda biofeedback ile egzersiz tedavisinin etkisinin araştırılması
Bu çalışma Mid torakal disfonksiyonu olan olguların postüral değişikliklerinin incelenmesi ve biofeedback uygulaması ile birlikte yapılan egzersizin kas kuvveti, propriyosepsiyon, denge ve omurga mobilitesi üzerine olan etkisini araştırmak amacıyla planlandı. Çalışmada Mid-torakal disfonksiyon tanısı alan 18-30 yaş arasında 50 hasta tabakalı randomizasyon yöntemi ile cinsiyet ve mesleki durum dağılımları eşleştirilerek, Biofeedback uygulaması ile birlikte aktif egzersiz programı (BF+EGZ, N=25, yaş:233,08), ve sadece aktif egzersiz programı (EGZ, N=25, yaş:22,361,35) olarak iki gruba ayrıldı. Her iki grup sekiz hafta süreyle haftada 3 gün toplam 24 seans fizyoterapi ve rehabilitasyon programına alındı; tedavi öncesi ve sonrasında değerlendirildi. Spinal mobilite Spinal mouse cihazı ile, izometrik ve izokinetik kas kuvveti ve propriyosepsiyon değerlendirmesi izokinetik dinamometre ile yapıldı. Denge, Biodex Balance system ile değerlendirildi. Ağrı şiddeti için Görsel ağrı skalası (GAS) ve Cornell Kas İskelet Sistemi Rahatsızlığı Anketi, fonksiyonel durum değerlendirmesi için de Boyun Özür Göstergesi (BÖG) ve Oswestry Özür Göstergesi (OÖG) kullanıldı. Tedavi sonrasında BF+EGZ grubunda alınan tedavinin torakal bölge dik duruş açısını düzeltme, ve izometrik ve izokinetik ekstansiyon kas kuvvetini geliştirme açısından EGZ grubunda alınan tedaviye göre daha etkili olduğu görüldü (p<0,05). Propriyosepsiyon açıları, GAS, BÖG ve OÖG açısından her iki grupta uygulanan tedavinin benzer etkiye sahip olduğu bulundu (p<0,05). Çalışmamızın sonucunda, Mid torakal disfonksiyonlu bireylerde her iki tedavinin de yararlı olduğu; fakat özellikle BF+EGZ tedavisinin, postür, ekstansör kas kuvveti, propriyosepsiyon ve fonksiyonel durum düzeylerini iyileştirmede daha etkili bir yöntem olduğu sonucuna varıldı. Anahtar kelimeler: Mid-torakal disfonksiyon, biofeedback, izometrik ve izokinetik kas kuvveti, propriyosepsiyon, denge
Serebral palsi'li çocuklarda NMES'in yutma güçlüğü rehabilitasyonunda etkinliğinin elektrofizyolojik olarak incelenmesi
Bu çalışma disfajik Serebral Palsi'li (SP) çocuklarda NMES'in Yutma Güçlüğü Rehabilitasyonuna etkinliğinin fonksiyonel ve elektrofizyolojik olarak incelenmesini amaçlamaktadır. Çalışmaya yaş ortalaması 7,03±2,40 yıl olan 26 SP'li çocuk dahil edildi. Çocukların tümüne konvansiyonel yutma rehabilitasyonu olarak; oral motor egzersizler, laringeal mobilizasyon, termal taktil stimülasyon ve diş eti masajı uygulandı. Çocuklar konvansiyonel yutma rehabilitasyonuna ek olarak NMES (n=16) ile ShamNMES (n=10) uygulandığı iki tedavi grubuna randomize olarak ayrıldı.Tüm çocuklara Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemi (KMFSS), Baş Kontrolü Klinik Değerlendirme Ölçeği, Pediatrik Yeme Değerlendirme Skalası (Pedi-EAT 10), Penetrasyon-Aspirasyon değerlendirmesi (PAS), Karaduman Çiğneme Performansı Skalası (KÇPS), Yutma Yeteneği ve Fonksiyonunun Değerlendirilmesi (SAFE), Suprahyoid kasının elektrofizyolojik değerlendirmesi uygulandı. Tüm hastalar klinikte terapist tarafından haftada 3 seans olmak üzere 4 hafta toplam 12 seans yutma bozuklukları rehabilitasyon programına alındı. KMFSS düzeyi arttıkça yutma sorunu artarken, her iki tedaviden de yararlanma düzeyi azaldı. NMES'in yutma becerisi ve yeteneğini tüm evrelerde istatistiksel olarak artırmıştır. Sham-NMES'in ise yalnızca oral faz değerlendirme de anlamlı düzeyde faydalı olduğu bulundu (p<0,05). Her iki tedavinin disfaji limiti, aspirasyon ve penetrasyon riski üzerinde anlamlı derecede iyileştirici etkileri olduğu belirlendi. Fakat her iki uygulamanın; yutmanın fonksiyonelliği üzerinde birbirlerine göre istatistiksel olarak üstünlüklerinin olmadığı saptandı (p>0,05). Gıda yoğunluğu arttıkça suprahyoid kasın kasılma performansı artmıştır. Kasın kasılma performansına olan etkisi açısından ise katı gıdalarda NMES'in lehine anlamlı gelişme bulundu (p<0,05). Her iki tedavi grubunda suprahyoid kasının istirahat potansiyelinin tüm kıvamlarda tedaviden sonra azaldığı dikkat çekmiştir (p>0,05). Tüm hastalarda yutma süresi tüm kıvamlarda azalmıştır. Gruplar arasında; NMES grubunda spontan ve katı yutmada, Sham-NMES grubunda ise sıvı yutmada kasılma süresi anlamlı olarak azalmıştır (p<0,05). Çalışma sonucunda NMES'in yutmanın fonksiyonelliği açısında Sham-NMES'e üstünlüğünün olmadığını ancak spontan ve katı gıdalarda NMES'in tedavide suprahyoid kasının performansı üzerinde üstünlüğünün olduğunu düşünmekteyiz.
İlk ve ortaokula devam eden hemiplejik serebral palsi'li çouklarda modifiye zorunlu kısıtlayıcı hareket terapisi ve bimanuel eğitimin üst ekstremite fonksiyonlarına, aktiviteye ve katılıma etkilerinin karşılaştırılması: Randomize kontrollü çalışma
Bu çalışma modifiye Zorunlu Kısıtlayıcı Hareket Terapisi (mZKHT) ve Bimanuel Eğitimin (BIT) etkilerini hemiplejik Serebral Palsi (SP)'li ilk ve ortaokul çocuklarında İşlevsellik, Yetiyitimi ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırması (ICF-CY) kavramsal çerçevesine dayalı olarak karşılaştırmayı amaçlamıştır. El Becerileri Sınıflandırma Sistemi (EBSS), Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemi (KMFSS) ve İletişim Fonksiyonları Sınıflandırması Sistemine (İFSS) göre fonksiyonel profilleri I-III arasında değişen 32 hemiplejik Serebral Palsi (SP)'li çocuk (ortalama yaş 10,43 yıl [SD 2,9 yıl]; 15 kız, 17 erkek) benzer doz/ frekanslı ve yoğunlukta (10 hafta/haftalık 3 seans/günlük 2,5 saat) m ZKHT ve BIT gruplarından birine eşit sayıda rasgele dağıtıldı. Üst ekstremite yapı/işlevsellik (Modifiye Ashworth Skalası [MAS] ve el dinamometresi), aktivite (Üst Ekstremite Kalitesi Becerileri Testi [QUEST], Çocukların El Kullanım Deneyimi Anketi [ÇEDA], ABILHAND-Kids ve Çocuk El Beceri Anketi [ÇEBA] ve Pediatrik Motor Aktivite Günlüğü [PMAG]) ve katılım sonuçları (Çocuk ve Adölesan Katılım Anketi [CASP]) çalışmadan önce ve hemen sonra ve 16 haftalık takip döneminin sonunda değerlendirildi. Genel olarak, mZKHT hem tedaviden hemen sonraki dönemde hem de 16 haftalık takip döneminde tüm sonuçlarda BIT'e nazaran daha iyi gelişmelere yol açtı (EB: dmCIMT>dBIT). Bununla birlikte, iki taraflı kullanım miktarı parametresi için etki büyüklüğü Bimanuel Eğitim grubunda görece daha büyük bulunurken (dBIT=1,41 ve dmCIMT =1,23), iki taraflı kullanım kalitesi paramaterlerinde mZKHT'nin daha etkili olduğu gözlemlendi (dmCIMT=0,91-0,96 ve dBIT=0,63-0,77). Gelişimsel ihmal ve tek taraflı kapasite problemleri daha ön planda olan hemiplejik SP'li çocuklarda mZKHT tercih edilmelidir. Buna karşılık, etkilenen elin kendiliğinden kullanımı ile ilgili problemlerde ise Bimanuel Eğitim tercih edilmelidir. Anahtar kelimeler: El, kol, bimanual eğitim, zorunlu kısıtlayıcı hareket terapisi, serebral palsi
Down sendromlu çocuklarda denge ve yürüyüşün değerlendirilmesi
Bu çalışma, Down Sendromlu çocukların dengelerini, yürüyüşlerini incelemek ve tipik gelişim gösteren çocuklar ile aralarındaki farklılıkları belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya yaşları 2-10 yaş aralığında olan 20 Down Sendromlu ve 19 tipik gelişim gösteren çocuk dahil edildi. Yürüyüşün zaman mesafe karakteristiklerinin değerlendirilmesi GAITRite® elektronik yürüme yolu kullanılarak yapıldı. Yürüyüş öncesinde Down Sendromlu ve tipik gelişim gösteren çocuklara ait demografik bilgiler ve fiziksel özelliklere ait bilgiler kaydedildi. Bir sonraki aşamada çocuklar mat üzerine çıkarılıp yürütüldü ve yürüme sırasında basınca duyarlı sensörlerden elde edilen bilgiler cihazın yazılım programı ile analiz edilerek bilgisayara aktarıldı. Bu analiz sonucunda sensörler aracılığıyla; yürüyüş hızı, kadans, adım uzunluğu, döngü süresi, destek yüzeyi gibi çocukların yürüyüşlerine ait zaman-mesafe karakteristikleri ile ilgili objektif verilere ulaşıldı. Değerlendirilen parametreler iki grup arasında karşılaştırıldığında, anlamlı bir fark bulundu (p<0,05). Down Sendromlu çocukların, yürüme hızlarının tipik gelişim gösteren çocuklara göre daha yavaş, kadanslarının daha yüksek, adım uzunluklarının ise daha kısa olduğu gözlemlendi. Ayrıca yapılan değerlendirmede Down Sendromlu çocukların döngü sürelerinin tipik gelişim gösteren çocuklara göre daha kısa, destek yüzeylerinin ise daha geniş olduğu bulgusu elde edildi. Denge değerlendirilmesinde, vertikal kuvvet ve Center of Pressure 'daki değişimleri anlık bir şekilde kaydedip objektif olarak ölçüm yapan Bertec Balance Check Screener Cihazı kullanıldı. Kullanılan cihaz ile sert zemin ve yumuşak zeminde stabilite skorları ve salınım miktarları değerlendirildi. Değerlendirme sonucunda, Down Sendromlu çocukların skorlarının tipik gelişim gösteren çocuklara göre daha düşük çıktığı gözlendi. Down Sendromlu çocukların dengelerini koruyabilmek için salınım miktarlarını artırdıkları görüldü. Down Sendromlu çocuklarda görülen yürüme ve denge problemlerinin erken dönemde tespit edilmesi için yürüyüş ve dengenin objektif ve doğru bir şekilde değerlendirilmesinin gerekli olduğu sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Denge Analizi, Down Sendromu, Yürüyüş Analizi
Duchenne musküler distrofi'li hastalarda yürüyüş değerlendirme ölçeği ile yürüyüş kalite ve bağımsızlığı sınıflandırma skalası'nın geliştirilmesi ve geçerlilik ve güvenilirliğinin incelenmesi
Çalışmanın amacı Duchenne Musküler Distrofi (DMD)'de Yürüyüş Değerlendirme Ölçeği (DMD-YDÖ) ve DMD'de Yürüyüş Kalite ve Bağımsızlığı Sınıflandırma Skalası'nın (DMD-YKBSS) geliştirilmesi ve geçerlilik ve güvenilirliğinin araştırılmasıydı. Ölçekler 2 turlu Delfi yöntemiyle geliştirildi. DMD-YDÖ ve DMD-YKBSS, sırasıyla 0.90 ve 0.96 Kapsam Geçerlilik İndeksi ile istatistiksel olarak anlamlıydı. Son hali belirlenen DMD-YDÖ'nün test-tekrar test ve değerlendiriciler arası güvenirliği ve ölçüt geçerliliği 56 hasta üzerinde (yaş=103,83±27,51 ay, BKİ=18,49±2,59 kg/m2) belirlendi. DMD-YDÖ'nün maddelerinin iç tutarlığı 0,94 Cronbach's Alpha katsayısı ile yüksek değerdeydi. Ölçek, ≥ 0,90 Sınıf İçi Korelasyon Katsayısı ile mükemmel test-tekrar test ve değerlendiriciler arası güvenilirliğe sahipti. DMD-YDÖ'nün ölçüt geçerliliğinin belirlenmesinde DMD-YDÖ'nün total puanlaması ile DMD'de geçerli güvenilir olan MFM (D1, D2, D3 ve toplam), 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT) ve GAITRite verileri ile ilişkileri analiz edildi. DMD-YDÖ ile MFM-D1 (r=0,80) ve MFM-toplam puanları (r=0,78) arasında pozitif yönde mükemmel, 6DYT ile pozitif yönde çok iyi (r=0,71), MFM-D2 (r=0,44) ve MFM-D3 (r=0,53) arasında ise pozitif yönde orta düzeyde korelasyon olduğu belirlendi (p<0,01). Ayırıca DMD-YDÖ ile GAITRite parametrelerinden yürüyüş hızı (r=0,50) ve adım uzunluğu (r=0,56) parametreleri arasında pozitif yönde orta düzeyde, destek yüzeyi ile negatif yönde çok iyi düzeyde (r=-0,70) ilişki olduğu belirlendi (p<0,01). DMD-YKBSS'nin test-tekrar test ve değerlendiriciler arası güvenilirliği ve ölçüt geçerliliği ise 69 hasta üzerinde belirlendi (yaş=108±31,58 ay; VKİ=18,88±2,64 kg/m2). Skalanın test tekrar test güvenirliğinin belirlenmesinde Ağırlıklı Kappa analizine göre Kappa değerinin yüksek test-tekrar test güvenirliği gösteren mükemmel bir uyuma sahip olduğu belirlendi (K:0,92; p<0,01). Fleiss Kappa analizine göre, değerlendiriciler arasında, değerlendiriciler arası güvenilirliğin de yüksek olduğunu gösteren mükemmel bir uyum olduğu belirlendi (K:0,81; p<0,01). DMD-YKBSS'nin ölçüt geçerliliğinin belirlenmesinde ise DMD-YKBSS ile BAEFSS ile pozitif yönde mükemmel (r=0,82), MFM-D1 ve MFM toplam puanları arasında negatif yönde mükemmel (r=-0,85; r=-0,62; sırasıyla), MFM-D2 ve MFM-D3 arasında ise negatif yönde iyi düzeyde (r=-0,62; r=-0,69; sırasıyla) ilişki olduğu belirlendi (p<0,01). Bu sonuçlar, çalışmamız kapsamında DMD'ye özel geliştirilen DMD-YDÖ ve DMD-YKBSS'nin kapsam açısından yürüyüş kompansasyonlarını değerlendirebilecek ve kalite ve bağımsızlık açısından sınıflandırabilecek ve tekrarlı ölçümler için uygun ölçekler olduğu belirlendi. Ayrıca bu ölçeklerin uygulaması kolay ve düşük maliyetli olduğu ve hastalarda sıklıkla görülen yorgunluk semptomunu açığa çıkarmadan uygulanabileceği düşünülmektedir.
Türkiye'deki mezun fizyoterapistlerin iş yaşamında ihtiyaç duydukları genel ve mesleğe özel yeterliklerinin yükseköğretim kurumları tarafından karşılanma düzeyinin araştırılması
Bu araştırma, fizyoterapistlerin genel yeterlilik düzeyleri ile çalışmakta oldukları işin gerektirdiği yeterlilik düzeylerini incelemek, FTR lisans programlarının mezunlara kazandırma konusunda güçlü/zayıf olduğu yeterlilikleri tespit etmek, programın mezunların mesleki ve kariyer gelişimi açısından temel oluşturma düzeylerini incelemek, fizyoterapistlerin mesleki değer ve yönelimleri ile bunların çalışma durumuna uyum düzeylerini incelemek, FTR lisans mezunlarının yükseköğretim süreçleri ve ilişkili deneyimlerini incelemek, mezunların öğrenimden iş gücü piyasasına geçiş ve istihdam süreçlerini incelemek amaçlarıyla gerçekleştirildi. Mart-Aralık 2018 arasında çevrimiçi anket yöntemiyle gerçekleştirilen araştırmamıza 2012 FTR lisans programı mezunları davet edildi. Analize uygun 240 katılımcının yanıtları analiz edildi. Katılımcıların %46'sı kadın, %54'ü erkek idi, yaş ortancaları 29(28-31), mezuniyetleri üzerinden geçen süre ortalama 6,1 yıl idi. Yeterliliklerin çoğunda (22 yeterlilikten 18'inde) mezunların işin gerektirdiğinden daha yüksek düzeyde yeterliliklere sahip oldukları rapor edilmiştir (p<0,05). Buna karşın baskı altında çalışabilme yeterliliği açısından mezun yeterlilikleri işte istenen düzeyin altında kalmıştır (p=0,020) ve bu yeterlilik beceri eksikliğinin en fazla görüldüğü yeterlilik olarak dikkat çekmiştir (%36). Mezun oldukları dönemde uygun istihdam koşullarına sahip olmalarına rağmen mezunların zaman içerisinde istihdama ilişkin sorunlar yaşadıklarını tespit edilmiştir. FTR lisans programlarının birçok açıdan iyi bir temel oluşturduğu tespit edilmiş, buna karşın "girişimcilik becerilerinin geliştirilmesi" konusunda programın yetersiz kaldığı ortaya konulmuştur. Bu nedenlerle; FTR lisans programlarının araştırmamızda belirtilen yeterliliklere önem vermesi, kontenjan çalışmaları yapılırken istihdama dayalı bir politika güdülmesi, girişimcilik ve işyeri açma konusunda fizyoterapistlerin desteklenmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.
Prematüre bebeklerde general movements, duyusal işlemleme ve nörogelişimsel parametreler arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; (i) ayrıntılı General Movements (GMs) değerlendirmesi ile erken dönem duyu gelişiminin ilişkisi olup olmadığını araştırmak, (ii) gestasyonel haftalarına göre ayrılan prematüre bebeklerin GMs değerlendirmesi ve duyusal işlemleme sonuçlarını karşılaştırmak ve (iii) 24 – 36 ay duyusal işlemleme ile nörogelişimsel değerlendirme sonuçlarının 3 – 5 ay arasında yapılan GMs ile duyusal işlemleme değerlendirmeleri ile ilişkisini incelemektir. Çalışmaya dahil edilen 66 prematüre bebek gestasyonel haftalarına göre aşırı prematüre bebek (≤28 hafta), erken prematüre bebek (29 hafta ve ≤32 hafta) ve orta–geç prematüre bebek (33 hafta ve <37 hafta) olmak üzere üçe ayrıldı. Dahil edilen bebeklere düzeltilmiş yaşları 3 – 5 ay arasındayken spontan motor hareketleri değerlendirmek için ayrıntılı GMs; duyusal işlemleme değerlendirmesi için Infant Sensory Profile-2; nörogelişimsel değerlendirme için Bayley Bebek ve Çocuk Gelişimi Ölçeği – III (Bayley-III) uygulanmıştır ve düzeltilmiş yaşları 24 – 36 ay arasında ise duyusal işlemleme değerlendirmesi için Toddler Sensory Profile-2 ve propriosepsiyon duyu değerlendirmesi; nörogelişimsel değerlendirme için yine Bayley-III uygulanmıştır. Erken dönem ayrıntılı GMs analizi sonucunda elde edilen Motor Optimalite Skoru (MOS) ve alt bölümleri ile duyusal işlemleme arasında ilişki bulunmadı (p>0,05). Bebeklerin 2 yaşlarındaki duyusal işlemleme değerlendirmesine göre kuadrantların hassaslık alanında gruplar arasında fark bulundu (p=0,022). Buna göre 32 hafta ve altı doğum haftasına sahip prematüre bebekler orta-geç prematüre bebeklere göre daha fazla duyusal işlemleme bozukluk oranına sahip oldukları görüldü. Bununla birlikte yine 2 yaş değerlendirmelerinde duyusal işlemlemenin dokunma parametresinde gruplar arasında fark bulundu (p=0,033) ve yine gestasyonel haftanın azalması ile duyusal işlemleme bozukluklarının oranının arttığı belirlendi. MOS ve alt bölüm puanları ile duyusal işlemleme parametreleri arasındaki ilişkiye bakıldığındaysa; MOS ve alt bölümlerinden en az biri ile duyusal işlemleme parametrelerinden arama, hassaslık, görsel, dokunma ve hareket alanları arasında düşük derecede korelasyon katsayısıyla ilişki bulundu (p<0,05). Sonuç olarak, prematüre bebeklerin erken dönemden itibaren hem motor gelişim açısından hem de duyusal işlemleme açısından takibinin önemli olduğu görüldü. Özellikle doğum haftasının düşmesi ile duyusal işlemlemenin dokunma ve hareket parametrelerininde bozukluk riski oranı artmaktadır. Erken dönem atipik spontan motor gelişim gösteren bebeklerin duyusal işlemleme bozukluğuna da sahip olabileceği ihtimali göz önünde bulundurulmalıdır.
Unilateral meme kanseri tedavisi ile ilişkili üst ekstremite lenfödeminde kompleks boşaltıcı fizyoterapinin duyusal parametreler üzerine etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, unilateral meme kanseri ile ilişkili lenfödemi olan kadınlarda, kompleks boşaltıcı fizyoterapinin (KBF) duyusal değişkenlere etkisinin incelenmesidir. Çalışmaya unilateral meme kanseri ile ilişkili evre-2 lenfödemi olan toplam 29 kadın dahil edildi. Tüm değerlendirmeler bilateral uygulandı Ulnar styloid ve 5 cm aralıklarla aksillaya kadar çevre ölçümü yapıldı. Bu ölçümlere dayanarak, kol hacimleri frustum kesik koni formülü ile belirlendi. Medial ve lateral epikondilin orta noktasının 10 cm distalinden çevre ölçümü ve aynı seviyeden ultrasonografik değerlendirmeler (epidermis, dermis ve subkuten yağ kalınlıkları) yapıldı. Semmes-Weinstein monofilamentler (SWM), statik ve hareketli iki-nokta ayrımı, vibrasyon, basınç ağrı eşiği (BAE), dokunma lokalizasyonu ve sıcak-soğuk duyu testi aynı bölgeden değerlendirildi. Bunların dışında bireylere Soğuk İntoleransı Semptom Şiddeti Ölçeği (SİSŞÖ) ve Lenfödem Fonksiyonellik, Özürlülük ve Sağlık Anketi (LFÖSA) uygulandı. İlk değerlendirmeden sonra tüm hastalara KBF faz-1 programı (haftada 5 gün, toplam 3 hafta) uygulandı. Tedavi süresinin sonunda tüm değerlendirmeler tekrarlandı. Tedavi öncesi etkilenen ekstremitede volümetrik, çevre ve ultrasonografik ölçümler etkilenmeyen ekstremiteye kıyasla anlamlı olarak daha yüksekti (p<0,05). KBF sonrası etkilenen kolda volümetrik, çevre ve ultrasonografik (epidermis hariç) ölçümler anlamlı olarak düştü (p<0,05). KBF öncesi, etkilenen tarafta SWM, statik ve hareketli iki-nokta ayrımı, BAE ve dokunma lokalizasyonu değerleri etkilenen tarafta etkilenmeyen tarafa kıyasla anlamlı olarak daha yüksekti (p<0,05). Tedavi öncesi ve sonrası değerler karşılaştırıldığında, etkilenen tarafta SWM, statik ve hareketli iki nokta ayrımı, BAE ve dokunma lokalizasyonu değerleri anlamlı olarak azaldı (p<0,05). Tedavi sonrası SİSŞÖ değerleri değişmezken (p>0,05), LFÖSA sonuçlarının anlamlı olarak yükseldiği belirlendi (p<0,05). Meme kanseri ile ilişkili lenfödem hafif dokunma, statik ve hareketli iki-nokta ayrımı, basınç ağrı eşiği ve dokunma lokalizasyonu duyu algılamalarını azaltırken, KBF'nin lenfödemi olan kadınlarda bu duyusal algılamaları iyileştirebileceği görülmüştür. Lenfödemin duyu algılamalarını azaltabileceğinin bilincinde olarak, ilgili hastaların sadece ödemi azaltmak için değil, aynı zamanda duyusal fonksiyonlarını iyileştirmek için de KBF ile tedavi edilmesi önem arzetmektedir.
Gebelik döneminde egzersiz eğitiminin gövde stabilizatör kas kalınlığı, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi üzerine etkileri
Bu çalışmanın amacı, gebelik dönemindeki ihtiyaçlar doğrultusunda planlanmış gövde stabilizasyon temelli uzun egzersiz programı (UEP) ile kısa bir programın (KEP) gövde stabilizasyonunda önemli olan transversus abdominis, rektus abdominis, eksternal ve internal oblik kaslar ve diyafram kas kalınlığı ile fonksiyonellik ve yaşam kalitesi üzerine olan etkilerinin araştırılmasıydı. Çalışmayı 32 gebe (UEP=16, KEP=16) tamamladı. Çalışmada transversus abdominis, rectus abdominis, eksternal ve internal oblik kaslar ve diyafram kas kalınlığı; ultrason görüntüleme yöntemi, fonksiyonel kapasite; 6 dakika yürüme testi, fiziksel aktivite seviyesi; Gebelik Fiziksel Aktivite Anketi, bel ağrısı şiddeti ve fonksiyonellik; Vizüel Analog Skalası ve Oswestry Disabilite Anketi, yaşam kalitesi ise; Kısa Form-36 Yaşam Kalitesi Anketi ile belirlendi. Tüm değerlendirmeler, başlangıçta gebeliğin 16. , 24. ve 32. haftasında yapıldı. Gebeliğin 16. haftasından başlayarak 32. haftaya kadar 16 hafta boyunca, haftada 2 gün fizyoterapist gözetiminde, gebelere; postür eğitimi, üst ekstremite, alt ekstremite, abdominal ve pelvik taban kuvvetlendirme, solunum egzersizlerinden oluşan stabilizasyon temelli egzersiz programı modifiye olarak ilerletilerek uygulandı. UEP; ısınma, yükleme ve soğuma periyodunda toplam 20 farklı egzersizden oluşurken; KEP; 9 farklı egzersizden oluşmaktaydı. Her iki gruba da haftanın 3 günü, 30 dakika aerobik egzersiz olarak orta şiddette yürüyüş önerisinde bulunuldu. Yapılan gruplararası karşılaştırmada; abdominal ve diyafram kas kalınlığı açısından 24. ve 32. haftada fark olmadığı bulundu(p>0,05). Gebeliğin 24. haftasında elde edilen sonuçlara göre, UEP'te 6 dakika yürüme testi mesafesi, mesleki fiziksel aktivite seviyesi ve sağlıkla ilgili yaşam kalitesinin emosyonel rol kısıtlılığı ve ağrı alt boyutu skorları KEP'e göre anlamlı bir şekilde daha fazla bulundu (p<0,05). Gebeliğin 32. haftasında ise UEP'te 6 dakika yürüme testi mesafesi ve mesleki fiziksel aktivite düzeyi anlamlı bir şekilde daha fazla bulundu (p<0,05). Grup içi değişimler incelendiğinde; UEP'te rektus abdominis ve bilateral diyafram kas kalınlığında, orta şiddetli ve spor/egzersiz açısından fiziksel aktivite seviyesi ile enerji/canlılık ve emosyonel iyilik haliyle ilişkili yaşam kalitesinde; KEP'e katılan gebelerde ise unilateral olarak diyafram kas kalınlığında ve spor/egzersiz açısından fiziksel aktivite seviyesi ile enerji/canlılık ile ilişkili yaşam kalitesinde anlamlı iyileşme elde edildi (p<0,05). Sonuç olarak; abdominal kaslar ve diyafram kas kalınlığı açısından egzersiz grupları arasında birbirine göre üstünlük bulunmazken; UEP'te rektus abdominis ve bilateral diyafram kas kalınlığında, KEP'te ise unilateral diyafram kas kalınlığında zaman içerisinde ilerleyen gebeliğe rağmen artış görülmüştür. UEP, kısa dönemde fonksiyonel kapasitenin, mesleki fiziksel aktivite seviyesinin, emosyonel rol kısıtlılığı ve ağrı ile ilişkili yaşam kalitesinin artırılmasında; uzun dönemde ise fonksiyonel kapasitenin ve mesleki fiziksel aktivite seviyesinin artırılmasında KEP'e göre daha etkilidir.
Yüksek doğum ağırlığı ile doğan ve/veya geç doğan riskli bebeklerde general movements hareket analizi
Çalışmamızın amacı, yüksek doğum ağırlığı ile doğan ve/veya geç doğan bebeklerin General Movements (GMs) hareket analizleri ile normal doğum ağırlığına sahip ve zamanında doğan bebeklerin GMs hareket analizlerini karşılaştırmaktı. Çalışmaya postterm 10-19 hafta arasında olan yüksek doğum ağırlığı ile doğan 22 bebek, geç doğan 3 bebek ve normal doğum ağırlığıyla doğan 22 bebek dâhil edildi. Bebeklerin demografik ve klinik özellikleri kaydedildi. Gözlemsel GMs değerlendirmesi kapsamında bebeklerin 3-5 dakikalık videoları çekildi. Prechtl yöntemi ile fidgety hareketler analiz edildi ve motor repertuar değerlendirmesi yapıldı. Her bebeğin motor optimalite skoru hesaplandı. Çalışma grubu ile kontrol grubunun Fidgety hareket analizleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Yüksek doğum ağırlığı ile doğan bebeklerle kontrol grubundaki bebeklerin total MOS değerleri ve MOS'un postür alt bölümü arasında anlamlı fark vardı (p<0,05). Doğum ağırlığı ile total MOS arasında negatif yönde orta düzeyde istatiksel olarak anlamlı ilişki bulundu (r=-0,461, p<0,05). Çalışmamızın sonuçları ışığında yüksek doğum ağırlığı ile doğan ve/veya geç doğan bebeklerin en erken dönemde uygun nöromotor değerlendirmelerinin yapılarak bu değerlendirmelerin sonucunda ihtiyacı olan bebeklerin erken gelişimsel fizyoterapi programlarına yönlendirmesi ve uzun dönemde gelişimsel süreçlerinin takip edilmesi gerektiği sonucuna varıldı.
Andropoz belirtileri öz değerlendirme ölçeğinin Türkçe geçerlik ve güvenirliğinin araştırılması ve yaşlanmaya bağlı gelişen andropozun fiziksel aktivite ve yaşam kalitesi ile ilişkisinin incelenmesi
Çalışma, Andropoz Belirtileri Öz Değerlendirme Ölçeği (ABÖDÖ)'nin Türkçe versiyonunun geçerlik ve güvenirliğinin incelenmesi ve andropoz belirtileri ile fiziksel aktivite düzeyi ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla planlandı. Çalışmaya yaş ortalaması 54,24± 6,51 yıl olan 125 erkek katıldı. Olguların demografik bilgileri kaydedildi. İlk olarak ABÖDÖ'nün Türkçeye uyarlaması yapıldı. Güvenirlik testi için ölçek katılımcılara 1 hafta sonra tekrar uygulandı. Test-tekrar test güvenirliği ICC (Intraclass Correlation Coefficient), iç tutarlık Crocbach's Alpha ile tanımlandı. Geçerlik analizinde içerik geçerliği, uzman görüşüne göre belirlendi. Kriter geçerliği için Yaşlanan Erkekte Semptom Sorgulama Formu (YESSF) kullanıldı. Çalışmaya katılan erkeklere; andropoz belirtilerini ölçmek için ABÖDÖ ve YESSF, fiziksel aktivite düzeylerini değerlendirmek için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formu (UFAA-KF), yaşam kalitelerini değerlendirmek için Nottingham Sağlık Profili Anketi (NSPA) uygulandı. ABÖDÖ ile UFAA-KF ve NSPA arasındaki ilişkinin incelenmesi için korelasyon analizi yapıldı. ABÖDÖ toplam ve alt boyutlarının (cinsel, somatik, psişik ve davranış) test-tekrar test puanları arasındaki ICC değerleri sırasıyla 0,987, 0,939, 0,973, 0,951, 0,887 olarak bulundu (p<0,05). ABÖDÖ toplam ve alt boyutlarının (cinsel, somatik, psişik ve davranış) Cronbach's α değerleri sırasıyla 0,924, 0,870, 0,747, 0,865, 0,667 olarak hesaplandı. Elde edilen ICC değerlerine göre, ABÖDÖ'nün yüksek derecede güvenirliğe sahip olduğu bulundu. İç tutarlık sonuçlarına göre; ilk 3 alt boyutun (cinsel, somatik ve psişik) yüksek derecede güvenilir olduğu, davranış alt boyutunun ise oldukça güvenilir olduğu bulundu. Uzmanların görüşüne göre ölçekten çıkarılması ya da ölçeğe eklenmesi gereken soru bulunmadığı, ifadelerin yalın ve anlaşılır olduğu belirlendi ve ABÖDÖ'nün içerik geçerliğinin olduğuna karar verildi. ABÖDÖ'nün YESSF puanları arası ilişkiye dayanarak kriter geçerliği ortaya konuldu. Kriter geçerliği sonuçlarına göre; YESSF seksüel alt boyut puanı ile ABÖDÖ cinsel alt boyut puanı arasında mükemmel düzeyde (r=0,889, p=0,001), YESSF somatik alt boyut puanı ile ABÖDÖ somatik alt boyut puanı arasında mükemmel düzeyde (r=0,851, p=0,001), YESSF psikolojik alt boyut puanı ile ABÖDÖ psişik alt boyut puanı arasında mükemmel düzeyde (r=0,777, 0,001), YESSF psikolojik alt boyut puanı ile ABÖDÖ davranış alt boyutu puanı arasında iyi düzeyde (r=0,636, p=0,001), YESSF toplam puanı ile ABÖDÖ toplam puanı arasında mükemmel düzeyde (r=0,938, p=0,001) istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulundu. Korelasyon analizi sonuçlarına göre; UFAA-KF'nin haftalık yürüme puanı ile ABÖDÖ somatik alt boyut puanı arasında ilişki olduğu bulundu (r=-0,192, p= 0,032). Diğer fiziksel aktivite düzeyleri ile ABÖDÖ puanları arasında herhangi bir ilişki bulunmadı (p>0,05). Ayrıca, ABÖDÖ ile NSPA'nın toplam puan ve tüm alt boyut puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulundu (p<0,05). Sonuç olarak; ABÖDÖ'nün Türk erkeklerde kullanılabilir geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu belirlendi. Andropoz belirtilerinin fiziksel aktivite düzeyi ile ilişkisi nedeniyle andropozal semptomların azaltılması için kişiler aktivite düzeylerini arttırmaya teşvik edilmelidir.
İşlevsellik, yetiyitimi ve sağlığın uluslararası sınıflandırması kapsamında serebral palsili çocuklarda alt ekstremite ortez kullanımının değerlendirilmesi
İşlevsellik, Yetiyitimi ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırması (ICF) bireylerin sağlık durumunu evrensel bir şekilde tanımlamak için geliştirilmiş bir kodlama sistemidir. Giderek yaygınlaşan çekirdek setler ise hastalıklara özel olarak seçilmiş ICF kategorilerinden oluşan kısa formlardır. Çalışmanın amacı Serebral Palsili (SP) çocuklarda sıklıkla kullanılan alt ekstremite ortezleri ile vücut yapı ve fonksiyonları, aktivite ve katılım seviyesi arasındaki ilişkileri incelemek ve klinikte kullanılan testlerle çekirdek set arasındaki ilişkiyi belirlemekti. Bu amaçla, yaşları 3 ile 18 arasında değişen 77 SP'li çocuk, yürüme ortezi kullanan, dinlenme ortezi kullanan ve hem yürüme ortezi hem de dinlenme ortezi kullanan çocuklar olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Klinikte sıklıkla kullanılan testlerle çocukların kas tonusu, eklem limitasyonları, kaba motor fonksiyonları, denge becerileri, aktivite ve katılım seviyeleri ve yaşam kaliteleri ayrı ayrı olarak ve çekirdek seti kullanılarak bütüncül bir şekilde değerlendirildi. Çekirdek set puanına ve klinikte kullanılan testlerin sonuçlarına göre gruplar arasında hem vücut yapı ve fonksiyon bozukluklarında, hem aktivite ve katılım seviyesinde hem de yaşam kalitesinde anlamlı farklılıklar bulundu (p<0,05). Dinlenme ortezi kullanan çocuklar bütün parametreler açısından diğer gruplara göre daha düşük seviyedeydi (p<0,05). Çekirdek set ile klinikte kullanılan diğer testler arasında anlamlı ilişkiler bulundu (p<0,01). Dinlenme ortezi kullanan çocukların aktivite ve katılım seviyesi düşüktü. Aktivite ve katılımı kısıtlayan en önemli faktör ambulasyon seviyesi idi. Çekirdek set ile klinikte kullanılan testler arasında güçlü ilişkiler bulunmasına dayanarak çekirdek setin klinikte kullanılabilir olduğunu düşünmekteyiz. SP'li çocukları değerlendirmede ve ortez kullanımı için klinik karar verme sürecinde çekirdek setler fizyoterapistlere yeni bir bakış açısı geliştirebilir. Anahtar Kelimeler: ICF, çekirdek set, serebral palsi, alt ekstremite, ortezler
Spastik serebral palsili çocuklarda selektif motor kontrolün değerlendirilmesi ve aktivite, katılım ve sağlıkla ilgili yaşam kalitesi üzerine etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, spastik Serebral Palsili (SP) çocuklarda selektif motor kontrolün değerlendirilmesi ve selektif motor kontrolün aktivite, katılım ve sağlıkla ilgili yaşam kalitesi üzerine etkisini araştırmaktı. Ayrıca çalışma kapsamında Alt Ekstremite Selektif Kontrol Değerlendirme Skalası'nın (SCALE) ve Üst Ekstremite Selektif Kontrol Skalası'nın (SCUES) Türkçe versiyon, geçerlik ve güvenirlik çalışmalarının yapılması da planlandı. Çalışmaya yaşları 4-18 yıl arasında değişen 52 spastik SP'li çocuk dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen çocukların selektif motor kontrol becerileri, fonksiyonel seviyeleri, kas tonusları, üst ekstremite fonksiyonları, kaba motor fonksiyon seviyeleri, aktivite-katılım düzeyleri ve yaşam kaliteleri değerlendirildi. İlk değerlendirmeler sırasında video çekildi. Aradan 2 hafta geçtikten sonra SCALE ve SCUES video üzerinden tekrar skorlandı. SCALE ölçüm aracının gözlemci içi güvenirliği yüksek bulundu (ICC=0,996). SCALE'in Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemi (GMFCS), Modifiye Ashworth Skalası (MAS), Modifiye Hekim Değerlendirme Skalası (PRS) ve Kaba Motor Fonksiyon Ölçütü (GMFM) ile yüksek derecede ilişkili olduğu bulundu (r= - 0,786/- 0,743/0,761/0,863, p<0,001). SCUES ölçüm aracının gözlemci içi güvenirliği yüksek bulundu (ICC=0,982). SCUES'in El Becerileri Sınıflandırma Sistemi (MACS), Üst Ekstremite Hekim Değerlendirme Skalası (ULPRS), MAS ve Üst Ekstremite Becerileri Kalite Testi (QUEST) ile yüksek derece korelasyona sahip olduğu bulundu (r= - 0,672/0,879/- 0,937/0,813, p<0,001). Selektif motor kontrol becerisinin aktivite-katılım ve sağlıkla ilgili yaşam kalitesi üzerine etkili olduğu bulundu (p<0,001-0,05). Spastik SP'li çocuklarda selektif motor kontrol becerisinin değerlendirilmesi çok önemlidir. Selektif motor kontrol becerisinde sağlanacak gelişme aktivite-katılım ve sağlıkla ilgili yaşam kalitesinde de gelişme sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: serebral palsi, alt ekstremite, üst ekstremite, selektif motor kontrol, yaşam kalitesi
Serebral palsili çocuklarda çevresel faktörler ile aktivite ve katılım arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; serebral palsili (SP) çocuklarda çevresel faktörler ile aktivite ve katılım arasındaki ilişkiyi incelemekti. Çalışma kapsamında öncelikle çevresel faktörleri değerlendirmek için European Child Environment Questionnaire (ECEQ)'in Türkçe geçerlik ve güvenirliği araştırıldı. ECEQ anketinin geçerlik ve güvenirliği için; 2-18 yaş arası 306 SP'li çocuk ailesi tarafından ECEQ ve Pediatrik Özürlülük Değerlendirme Ölçeği (PÖDÖ) dolduruldu. Test tekrar-test değerlendirmesi 65 aile ile tamamlandı. Daha sonra çevresel faktörler ile aktivite ve katılım arasındaki ilişkinin belirlenmesi için; aynı örneklemden 5-13 yaş arası 106 SP'li çocuk ve ailesi seçildi. Kaba motor fonksiyon seviyesi (Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemi-Genişletilmiş ve Yenilenmiş –KMFSS-GY), ince motor fonksiyon seviyesi (El Becerisi Sınıflandırma Sistemi-EBSS), iletişim fonksiyonu seviyesi (İletişim Fonksiyonu Sınıflandırma Sistemi- İFSS) ve yeme içime beceri seviyesi (Yeme İçme Becerisi Sınıflandırma Sistemi-YİBSS) ile fonksiyonel durum belirlendi. Aktivite (Kaba Motor Fonksiyon Ölçütü-KMFÖ-88), katılım (Yaşam Alışkanlıkları Anketi -YAA), aileye olan etki (Aile Etki Ölçeği-AEÖ), kişisel faktörler (demografik bilgilerden) ve çevresel faktörler (ECEQ) değerlendirildi. Sonuç olarak; Türkçe ECEQ anketi geçerli (RMSEA<0,080; p<0,05) ve güvenilir (Cronbach alfa >0,90; ICC >0,70) bulundu. SP'li çocukların aktivite ve katılımını etkileyen en önemli faktör fonksiyonel durum olarak belirlendi. Gestasyonel ağırlık ve gestasyonel yaş gibi kişisel faktörlerin, epilepsi, mesane-bağırsak, konuşma ve yutma problemi gibi eşlik eden problemlerin, ailesel etkilenimin ve çevresel faktörlerin aktivite ve katılım kısıtlılığı ile ilişkili olduğu bulundu (RMSEA<0,080; p<0,05). Bu sonuçlar doğrultusunda SP'li çocuklarda aktivite ve katılımı etkileyebilen kişisel faktörler, ailesel faktörler ve çevresel faktörlerin ayrıntılı değerlendirilmesinin, klinik uygulamalarda aktivite ve katılımı artırmaya yönelik rehabilitasyon programının yapılandırılmasında önemli olduğunu söyleyebiliriz.
Yetişkin hemofilik hastalarda denge egzersizlerine ek olarak uygulanan core stabilizasyon egzersizlerinin denge, yaşam kalitesi, alt ekstremite kas kuvveti ve fonksiyonel düzeye olan etkisi
Bu çalışma yetişkin hemofilik hastalarda 6 haftalık denge egzersizleri ve denge egzersizlerine ek olarak uygulanan Core stabilizasyon egzersizlerinin denge, yaşam kalitesi, alt ekstremite kas kuvveti ve fonksiyonel düzeye olan etkilerini karşılaştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 19-60 yaş arasında hemofili tanısı almış 22 gönüllü birey (yaş ortalaması:37.31 ± 12.57 yıl) dahil edilmiş ve bireyler randomize olarak 3 gruba ayrılmıştır. Denge tek ayak üzerinde durma testi ve fonksiyonel uzanma testi ile, yaşam kalitesi SF-36 ile, hareket korkusu Tampa Kinezyofobi Ölçeği ile, alt ekstremite kas kuvveti dijital dinamometre ile ve alt ekstremite fonksiyonel düzeyi 6 Dakika yürüme testi ve Zamanlı kalk yürü testi ile değerlendirilmiştir. Denge+Core stabilizasyon egzersizlerinin denge egzersizlerine göre alt ekstremite kas kuvvetini daha fazla artırdığı(p≤0,10) görülmüştür. Denge egzersizleri ile yaşam kalitesinin genel sağlık ve fiziksel fonksiyon parametrelerinde gelişme bulunurken (p1=0,094; p2=0,094), denge+Core stabilizasyon egzersizlerinin yaşam kalitesini artırmadığı görülmüştür(p>0,10). Denge egzersizleri ve denge+Core stabilizasyon egzersizlerinin bireylerin alt ekstremite fonksiyonel düzeyini artırdığı bulunurken (p1=0,08; p2=0,016), tedavi öncesi-sonrası farklar açısından gruplar arasında fark gözlenmemiştir(p=0,367). Çalışmamızdaki grupların her üçünde de egzersiz öncesi ve sonrası hareket korkusu değişmemiştir (p1=0,313; p2=0,688; p3=0,813). Sonuç olarak hemofilik bireylerde denge egzersizlerine ek olarak literatürde daha önce hiç kullanılmamış olan Core stabilizasyon egzersizleri ile denge, kas kuvveti, alt ekstremite fonksiyonel düzeyi açısından daha etkili sonuçlar elde edildiği görülmüştür. Ancak bu hastalarda kinezyofobiyi azaltmak ve yaşam kalitesini artırmak için daha uzun süreli tedavi ve takipler gerekmektedir. Rehabilitasyonda tedavinin emniyetini ve etkinliğini artırmak için bu hastalara özel olarak geliştirilmiş egzersiz programının tecrübeli bir fizyoterapist gözetiminde uygulanması önerilmektedir.
Gelişimsel kalça displazili bireylerde core stabilizasyon eğitiminin yürüyüş, denge, kas kuvveti, fonksiyonlar, hareket korkusu ve yaşam kalitesi üzerine olan etkilerinin incelenmesi
Ateş Numanoğlu E. Gelişimsel Kalça Displazili Bireylerde Core Stabilizasyon Eğitiminin Yürüyüş, Denge, Kas Kuvveti, Fonksiyonlar, Hareket Korkusu ve Yaşam Kalitesi Üzerine Olan Etkilerinin İncelenmesi. Hacettepe Üniversitesi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Fakültesi, Doktora Tezi, Ankara, 2019. Bu çalışma gelişimsel kalça displazili (GKD) erişkin bireylerin fizyoterapisinde konvansiyonel fizyoterapi (KF) tedavi yöntemine ek olarak kullanılan Core Stabilizasyon (CS) eğitiminin ağrı, basınç-ağrı eşiği, kalça eklem hareket genişliği, kas kuvveti, denge ve yürüme parametreleri, kalça fonksiyonları, hareket korkusu ve depresyon düzeyi üzerindeki etkilerini incelemek amacı ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya GKD tanısı almış yaşları 20-60 yıl arasında değişen toplam 16 birey dahil edilmiştir. Bireyler KF Grubu (n=8) ve CS Grubu (n=8) olarak ikiye ayrılmıştır. Her iki gruba haftada 3 gün, 6 hafta süre ile klasik fizyoterapi (hotpack, germe-gevşetme teknikleri ve kuvvetlendirme eğitimi) uygulanmış; CS Grubuna bunlara ek Core Stabilizasyon eğitimi uygulanmıştır. Gruplardaki bireylerin tedavi öncesi ve 18 seanslık tedavi sonrası fiziksel özellikleri sorgulanmış; ağrı şiddetleri (Sayısal Analog Skalası), basınç-ağrı eşikleri (algometre) eklem hareket açıklıkları (gonyometre), kas kuvvetleri (dijital dinamometre), denge (Bertec) ve yürüme (GaitRite) parametreleri değerlendirilmiştir. Ayrıca bireylerin kalça fonksiyonları "Harris ve HOS Kalça Skorları" ile, yaşam kaliteleri "Nothingham Sağlık Profili" ile, hareket korkuları "Tampa Kinezyofobi Ölçeği" ile, depresyon düzeyleri "Beck Depresyon Envanteri" ile sorgulanmıştır. Tedavi sonrası her iki grupta değerlendirilen tüm parametrelerde anlamlı gelişmeler görülmüştür (p≤0,10). Grupların birbiri ile karşılaştırılmasında ise bazı bölgelerden alınan basınç ağrı eşik şiddeti (İliopsoas, rektus femoris, priformis, gluteus medius kasları, iliotibial bant ve addüktör tendon); internal rotasyon hareket açıklığı; kalça fleksör, abdüktör, eksternal rotatör kas kuvveti; denge ile ilgili stabilizasyon limiti ve Harris Kalça Skoru CS Grubu lehine anlamlı bulunmuştur (p≤0,10). Sonuç olarak basınç-ağrı eşik şiddeti ve denge üzerine daha etkili olması, kalça kaslarında kuvveti daha fazla arttırması ve kalça fonksiyonlarında daha fazla gelişme sağlaması nedeni ile GKD' li bireylerin rehabilitasyonunda KF uygulamalarına ek olarak CS eğitimi uygulanmasının tedavinin etkinliği arttıracağı kararına varılmıştır.