Harran University
Discipline

Plant Protection

Harran University

771

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Maksimum entropi (MaxEnt) modeli ile değişen iklim koşullar altında Amorpha fruticosa L.'nın habitat uygunluğunun belirlenmesi

İklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik ve ekosistem dengesi üzerinde küresel düzeyde tehdit oluşturan en önemli çevresel faktörlerden biridir. Bu çalışmada, istilacı karaktere sahip olan ve ekosistem hizmetleri üzerinde olumsuz etkiler yaratabilen Amorpha fruticosa türünün Türkiye'deki potansiyel habitat uygunluğu, güncel ve geleceğe yönelik iklim senaryoları (SSP1-2.6 ve SSP5-8.5) altında değerlendirilmiştir. Bu amaçla, türün dağılımı MaxEnt modellemesi ile analiz edilmiş; 2021–2040, 2041–2060, 2061–2080 ve 2081–2100 olmak üzere dört farklı zaman dilimi için projeksiyonlar oluşturulmuştur. Model yüksek bir başarı oranı sergilemiş (AUC = 0.975) ve özellikle Bio6 (en soğuk ayın minimum sıcaklığı), Bio15 (yağış mevsimselliği) ve Bio1 (yıllık ortalama sıcaklık) değişkenlerinin türün dağılımı üzerinde belirleyici rol oynadığı tespit edilmiştir. Mevcut dağılım koşullarında, türün en uygun habitatları Batı ve Kuzeybatı Anadolu bölgelerinde yoğunlaşırken, gelecek projeksiyonları bu alanların ciddi oranda daralacağını göstermiştir. SSP5-8.5 senaryosu altında "en uygun" habitatlar %54'e kadar azalma göstermekte, "uygun değil" sınıfına giren alanlar ise %87'ye ulaşmaktadır. Habitat stabilite analizlerine göre, düşük emisyon senaryosunda habitatların %61'i sabit kalırken, yüksek emisyon senaryosunda bu oran %56'ya düşmüş ve daralma baskın hale gelmiştir. Habitat merkezlerinin güney ve güneybatıya kaydığı, SSP5-8.5 senaryosu altında kaymanın hem daha belirgin hem de daha uzun mesafelerde gerçekleştiği belirlenmiştir. Bu durum, iklim değişikliğinin yalnızca habitat uygunluk düzeyini değil, aynı zamanda türün coğrafi yerleşim dinamiklerini de etkileyeceğini ortaya koymaktadır. Elde edilen bulgular, A. fruticosa'nın gelecekteki yayılış potansiyelinin iklim koşullarına bağlı olarak önemli ölçüde yeniden şekilleneceğini ve türün bazı bölgelerde yayılım baskısını artırabileceğini göstermektedir. Bu nedenle, iklim senaryolarına dayalı tür yönetim stratejilerinin geliştirilmesi, izleme sistemlerinin kurulması ve koruma alanlarının yeni projeksiyonlara göre planlanması büyük önem arz etmektedir.

Muhammed Talha Alkış
Harran University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Mikronize CaCO3'ün hıyar mozayik virüsü (Cucumber mosaic virus, cucumovirus) ile infekteli biber (Capsicum annuum L.) bitkilerinde oluşturduğu biyokimyasal tepkiler

Hıyar Mozaik Virüsü (CMV), üretim alanlarında biber bitkilerinde ekonomik zararlara neden olan en önemli virüslerden bir tanesidir. Biber (Capsicum annum) yetişme döneminde birçok biyotik ve abiyotik stres faktörlerine de maruz kalmaktadır. Biyotik stres faktörlerinden olan virüsün yaprak bitleriyle bitkiden bitkiye taşınması nedeniyle yıkıcı etkisi daha şiddetli olarak ortaya çıkmaktadır. Bu araştırmada, yapay olarak virüs ile bulaştırılan ve mikronize CaCO3 (MC) uygulanan biber bitkilerinin tepkisi virüs stresi altında incelenmiştir. Çalışma CMV etmeni ile bulaştırılan bitkilerde tesadüf parselleri deneme desenine göre beş grupta altı tekerrürlü olacak şekilde yürütülmüştür. Bu gruplar; a) kontrol, b) CMV ile infekteli bitkiler, c) CaCO3 uygulaması yapılan sağlıklı bitkiler, d) CaCO3 uygulanan CMV ile infekteli bitkiler. e) CMV ile enfekteli CaCO3uygulaması yapılan bitkilerden oluşmuştur. Mikronize kalsitin etkinliğini belirlemek için kontrol, hastalıklı, hastalıklı + MC uygulanmış, MC + hastalık uygulanmış bitkilerde klorofil, protein, jasmonik asit (JA), salisilik asit (SA), katalaz (CAT), peroksidaz (POX) ve malondialdehit (MDA) analizleri yapılmıştır. Sağlıklı yapraklara kıyasla CMV ile enfekteli biber yapraklarında CAT, POX ve MDA enzim içerikleri artış gösterirken; protein, klorofil JA ve SA içeriği azalış göstermiştir (P<0.05). MC uygulanmış enfekteli bitkiler CMV enfekteli bitkilere kıyasla klorofil, JA ve SA içerikleri artan bir eğilim göstermiştir. Bu çalışma ile biber bitkisinde CMV etmeninin meydana getirdiği klorofil, protein içeriği ve antioksidan enzimlerin değişimi ilk kez araştırılmıştır. MC uygulamasının biber bitkilerinde patojenik baskıyı azalttığını göstermektedir. Biber bitkisinde CMV etmeninin biyokimyasal tepkilerinin bilinmesi hastalık kontrol stratejilerinin geliştirilmesine önemli katkılar sağlayacağı düşünülmektedir.

Muhammed Mustafa Güllüoğlu
Harran University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
DoctorateOpen AccessEN

Climate-induced potential distribution areas of some invasive insect species with restricted occurrences in Türkiye

Invasive insect species pose significant ecological and economic threats globally under changing climate. Türkiye sits at a diverse biogeographical setting spanning three phytogeographical regions., enabling the country to host a rich agricultural heritage and serve as a biodiversity hotspot. Nevertheless, increasing trade and travel activities, and climate change are making the country increasingly susceptible to biological invasions. Predicting the potential distribution areas of insect species helps to halt their spread through quarantine enforcements and rapid response activities. Species distribution models are reliable tools to predict the potential spread of target species by correlating their known occurrence with climate and other variables. Therefore, this study used Maximum Entropy (MaxEnt) species distribution model to predict potential distribution of five invasive insect species (Anoplophora chinensis, Dryocosmus kuriphilus, Halyomorpha halys, Garella musculana, and Corythucha arcuata) under current and future climatic conditions corresponding to two Coupled Model Intercomparison Project Phase 6 (CMIP6) climate change scenarios (SSP1-2.6 and SSP5-8.5). Occurrence records of all species were retrieved from global biodiversity databases and peer-reviewed literature. These records were subsequently georeferenced and cleaned. High-resolution bioclimatic variables (bio1-bio19) from the WorldClim database were utilized to predict potential distribution of all insect species across Türkiye. MaxEnt model was optimized by using 'ENMeval' package in R statistical environment, whereas environmental variables to be included in the modeling exercise were decided using correlation matrix and their contribution towards model training. The variable selection from the highly correlated pairs was based on their contribution towards model, i.e., variable with low contribution to model was deleted. The model was trained with 75% of the occurrence data and tested on the remaining 25%. Predictive performance of the model was evaluated by are under the receiver operating characteristic curve (AUC). The model indicated strong predictive performance in estimating potential distribution of all species (AUC > 0.90). The results demonstrate that bio4 (temperature seasonality) and bio14 (precipitation of driest month) emerged as the most consistently significant variables influencing potential distribution of all invasive insect species, serving as common climate drivers. All five species demonstrated potential range expansions under future climate scenarios, with higher expansion under high-emission scenario (SSP5-8.5). The species were predicted to extend their distribution range towards north and high elevation regions. The potential distribution maps identify areas under invasion risk and stress the immediate necessity for biosecurity measures, early-warning systems, and climate-adaptive pest management solutions. The study integrated climate-informed spatial modeling into invasive insect species surveillance, providing essential evidence for proactive policy and sustainable agriculture and forestry planning in Türkiye.

Climate change
Yasser Alramadan
Harran University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Beyaz lahana (Brassica oleracea L.) fidelerinin bitki ekstraktlarının bazı yabancı ot ve kültür bitkisi tohumlarının çimlenmesi üzerine etkisi

Bu çalışma allelokimyasal etkisi bilinen beyaz lahana (Brassica oleracea L.) fidelerinin yabancı otlardan semiz otu (Portulaca oleracea L.), sirken (Chenopodium album L.), itüzümü (Solanum nigrum L.) ve kırmızı köklü horozibiği (Amaranthus retroflexus L.), ile kültür bitkisi mısır (Zea mays L.) ve şeker pancarı (Beta vulgaris L.) tohumlarının çimlenmesi üzerine etkisinin belirlenmesi amacıyla 2018-2019 yılları arasında yürütülmüştür. Çalışmada beyaz lahana fidelerinin yaş ve kurutulmuş örneklerinin metanol ve su ekstraktları (% 30, 40, 50) kullanılmıştır. Mısır bitkisine yapılan uygulamaların hiçbiri olumsuz etki etmezken şeker pancarına ise sadece kuru metanol uygulaması tohumların çimlenmesini etkilemiştir. Yabancı ot tohumlarının çimlenmesinde en iyi sonuç itüzümünde % 50' lik yoğunlıkta kuru su uygulamasında elde edilmiştir. Semizotu, sirken ve kırmızı köklü horozibiğinde ise genel olarak taze metanol uygulamasının % 50' lik yoğunluğu en yüksek etkiyi göstermiştir. Kültür bitkisi ile yabancı ot tohumlarından elde edilen sonuçlar arasında önemli farklılıkların bulunması çalışmanın pratiğe aktarılması açısından önemli bir sonuç olduğu düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Allelopati, Brassica oleracea, Çimlenme, Kültür bitkisi, Yabancı ot.

Ömer Yılmaz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Van'da sebze yetiştiriciliğinde yabancı ot sorunu

Bu çalışmada, Van'da sebze yetiştiriciliğinde yabancı ot sorunun ne boyutta olduğu, yabancı otlarla mücadelede bölge çiftçisinin bilgi, deneyim ve sorunları çözmedeki düzeyini anlamak amaçlanmıştır. Bu amaçla veriler Van'da 200 sebze yetiştiricisiyle yüz yüze görüşülerek yapılan anketlerden elde edilmiştir. Anketlerin sonucunda üreticilerin sebze yetiştiriciliğini geçimlerini sağlamak için yaptıkları, genel olarak eğitim düzeylerinin düşük olduğu, tarımla ilgili aktivitelere katılmadıkları ve tarım teşkilatlarıyla yeterince görüşemedikleri anlaşılmıştır. Üreticiler sebzelerden en çok domates, hıyar ve biber yetiştirmekte; bunun haricinde aynı arazilerde buğday, şeker pancarı, arpa, yonca ve patates de ekmektedirler. Sebze tarımında en önemli sorunlarının pazar sorunu olduğunu, bunu yetiştiricilik ve bitki koruma sorunlarının takip ettiğini ifade etmişlerdir. Bitki koruma sorunları içerisinde ise en fazla böcek zararından ve yabancı otlardan şikâyetçi olduklarını belirtmişlerdir. Genel olarak sebze bahçelerinde yabancı ot yoğunluğunun yüksek olduğu ve bunlardan tarla sarmaşığı (Convolvulus arvensis L.), sirken (Chenopodium album L.) ve semizotunun (Portulaca oleraceae L.) en çok rastlananlar olduğu görülmüştür. Anket sonuçlarında üreticilerin herbisit kullanmadıkları, mücadelede daha çok elle yolma ve çapalama gibi yöntemleri tercih ettikleri, mücadele ile ilgili kararları herhangi bir yere danışmadan kendilerinin verdikleri anlaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Anket Mücadele, Sebze, Van, Yabancı ot, Yetiştiricilik.

Dilber Bingölbali
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Soğanda Dip Çürüklüğü Hastalığı'na (Fusarium oxysporum F. sp. cepae (W.C Snyder & H.N Hansen) karşı arbusküler mikorhizal fungus(amf) ve Ttrichoderma harzianum Rifai'un etkilerinin belirlenmesi

Bu çalışmada, soğanda büyük sorun olan ve kimyasal mücadelesi olmayan Fusarium oxysporum f.sp. cepae W.C. Snyder &H.N Hansen'nin neden olduğu dip çürüklüğü hastalığına karşı farklı arbusküler mikorhizal fungus (AMF) ve biyolojik kontrol elemanı Trichoderma harzianum'un etkileri araştırılmıştır. Çalışmada öncelikle Ankara Polatlı ilçesinden toplanan soğan bitkilerinden izolasyon yapılmıştır. Hem klasik hem de moleküler teşhis yöntemleri sonucunda izole edilen fungus'un F. oxysporum f.sp. cepae olduğu belirlenmiştir. Çalışmanın ikinci aşaması iklim odası koşullarında yürütülmüştür. Kontrollü şartlarda yetiştirilen ve hastalığa karşı duyarlı olduğu belirlenen soğan bitkilerine iki farklı AMF izolatı (Glomus mosseae ve Ticari AMF), Trichoderma harzianum ve F. oxysporum f.sp. cepae'nin ikili ve üçlü inokulasyonları yapılmıştır. AMF türlerinin soğan bitkisindeki kolonizasyon, spor yoğunluğu ve mikorhizal bağımlılık oranları sırasıyla %8.91-%24, 16.4-50.4 spor/10 g toprak ve %18.3-%51.9 olarak belirlenmiştir. En iyi kolonizasyon, mikorhizal bağımlılık ve spor yoğunluğu sırasıyla G. mosseae + F. oxysporum f.sp. cepae ve G. mosseae uygulamalarında elde edilmiştir. Çalışmada hastalığın baskılanması açısından AMF izolatları ve T. harzianum'un % 13.5 - % 23.5 arasında etkili olduğu ve en yüksek baskılamanın G. mosseae tarafından gerçekleştiği saptanmıştır. Bunun yanı sıra G. mosseae'nın, bitkinin bazı morfolojik gelişim parametreleri ve besin elementi (fosfor) içeriğini genel olarak kontrol bitkilerine göre arttırdığı bulunmuştur.

Abdulaziz Yağmur
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sert çekirdekli meyvelerde bakteriyel kanser etmeni Pseudomonas syringae patovarlarının bakır toleransının belirlenmesi

Dünyada sert çekirdekli meyvelerdeki önemli bakteriyel hastalıklardan biri olan bakteriyel kanser hastalığının mücadelesinde uzun süreden beri yoğun olarak bakırlı preparatların kullanımı direnç problemini doğurmuştur. Bu çalışmada, sert çekirdekli meyve yetiştiriciliğinde pestisit kullanımının düşük düzeyde olduğu Van Gölü Havzası ve yüksek düzeyde olduğu İzmir ili ve civarından elde edilen Pseudomonas syringae patovarlarının (syringae ve morsprunorum) bakır toleransı düzeylerinin in-vitro ve moleküler olarak belirlenmesi ve olası direnç mekanizmalarının tespiti amaçlanmıştır. In-vitro çalışmalarda, Metanol-glutamin agar ortamında (MGY) bakır sülfat ve 4 farklı bakırlı pestisitin izolatların gelişimi üzerine etkisleri Minimum İnhibisyon Konsantrasyonunu (MIC) ve % 50 Öldürücü doz (LD50) olarsak değerlendirilmiştir. Dirençle ilgili genleri copA ve cusA'nın varlığı PCR ile araştırılmış, dizi analizleri yapılarak izolasyon bölgeleri ve izolatlar arasındaki ilişki filogenetik ağacı oluşturularak incelenmiştir. Direnç seviyelerinin izolatlar ve kullanılan bakır formulasyonuna göre farlılık gösterdiği belirlenmiştir. Mancozeb ve Bordo karışımının birlikte olduğu formulasyonu en başarılı pestisit olur iken, yalnızca bakır etkili formulasyonlarda ise bakır oksiklorür en başarılı pestisit olmuştur. Tüm izolatlar içinde maksimum MIC değeri 2 mM olarak belirlenmiştir. İzolatların % 79'unun MIC değeri 1 mM ve altında kalmıştır. İzolatların yanlızca 4'ünde copA geni belirlenmiş ve bunların üçü İzmir bölgesinden izole edilmiştir. copA geninin dizileri patovarlara göre farklılık göstermemesine rağmen, izolatlar iki grup altında toplanmıştır. Hiçbir izolatın cusA genine sahip olmadığı tespit edilmiştir. Direnç genine sahip olmayan izolatlardaki direnç düzeyi farklılığının Chalkophore üretimi ile ilgili olabileceği belirlenmiştir.

Ahmad Husseını
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Solucan gübresi (vermikompost)'nin domates (Solanum lycopersicum)'te Sclerotinia sclerotiorum (Lib.) de Bary'un neden olduğu kök çürüklüğü hastalığına ve bitki gelişimine etkileri

Bu çalışmada Solucan Gübresi (Vermikompost) uygulamasının domates yetiştiriciliğinde önemli sorun olan ve verim kayıplarına yol açan S. sclerotiorum patojeninin neden olduğu kök çürüklüğü hastalığı ve domateste bazı gelişim parametreleri üzerine etkisi incelenmiştir. Çalışmanın birinci aşamasında laboratuvar ortamında yapılan in vitro çalışmalarda vermikompostun S. sclerotiorum'un gelişmine etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Yapılan ölçümlerde S. sclerotiorum'un tüm petrilerde geliştiği saptanmıştır. Vermikompost emdirilen disklerin ise S. sclerotiorum'un koloni gelişimini engellemediği, ancak sklerot oluşumunun engellendiği görülmüştür. Çalışmanın ikinci aşamasında in vivo koşullarda vermikompostun domates bitkilerinin gelişimi ve S. sclerotiorum'un neden olduğu kök çürüklüğü hastalığına etkisi araştırılmıştır. Denemede hastalığa duyarlı iki farklı domates çeşidi (142 235 F1 ve Alsancak RN F1) kullanılmıştır. Çalışma sonucunda her iki domates çeşidine ait fide gelişim parametreleri açısından muamale grupları arasında istatistiki açıdan önemli farklılıkların olduğu ve genel olarak vermikompostun fide gelişimi açısından olumlu etkisinin olmadığı belirlenmiştir. Vermikompostun domates fidelerindeki hastalık şiddeti üzerinde de engelleyici etkisinin olmadığı, kontrol uygulamasına göre daha yüksek hastalık şiddetine neden olduğu belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Domates, Solucan gübresi (Vermikompost), S. sclerotiorum

Şeyma Yaviç
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Mardin ili buğday üretim alanlarındaki arpa sarı cücelik virüs (Barley yellow dwarf viruses; BYDVs)'lerinin multipleks rt-pcr yöntemi ile araştırılması ve bazı virüs izolatlarının moleküler karakterizasyonları

Mardin ili ve ilçelerinde buğday üretim alanlarında Arpa sarı cücelik virüslerini (BYDV-PAV, BYDV-MAV, BYDV-SGV, BYDV-RMV ve CYDV-RPV) belirlemek amacı ile 2017 yılında survey çalışmaları yapılmıştır. Survey çalışması kapsamında toplanan 400 örnekte virüs tespiti için multipleks RT-PCR ve RT-PCR yöntemleri kullanılmıştır. Testlenen 400 örneğin 10'nunda BYDV-PAV (% 2.5), 7'sinde BYDV-SGV (% 1.75), 2'sinde CYDV-RPV (% 0.5) ve 1'inde BYDV-RMV (% 0.25) tespit edilmiştir. Pozitif izolatların 7'sinde BYDV-PAV+BYDV-SGV (%1.75) ve 1'inde BYDV-PAV+CYDV-RPV (% 0.25) karışık infeksiyon belirlenmiştir. Mardin ilinde buğday virüslerinin genel infeksiyon oranı % 3.0 olarak bulunmuştur. Testlenen 400 buğday yaprağı örneğinin hiçbirinde BYDV-MAV tespit edilememiştir. Yürütülen bu çalışmada Mardin ilinde BYDV-PAV, BYDV-SGV, BYDV-RMV ve CYDV-RPV virüsleri ilk defa tespit edilmiştir. Tespit edilen virüslerin kılıf protein gen bölgesinin karakterizasyonu için herbir virüs türünden bir pozitif izolat seçilerek kılıf protein gen bölgeleri karakterize edilmiştir. BYDV-PAV (Gen bankası Ulaşım No. MK732034) Mardin izolatının ve CYDV-RPV (Gen bankası Ulaşım No. MK732035) Mardin izolatlarının kılıf protein gen bölgelerinin tamımı, BYDV-RMV (Gen bankası Ulaşım No. MK955886) ve CYDV-RPV (Gen bankası Ulaşım No. MK940529) Mardin izolatların ise kılıf protein gen bölgeleri kısmi olarak klonlanıp DNA dizilemeleri gerçekleştirilmiştir.

Abdulselam Karaozan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Van'da domates alanlarından izole edilen Alternaria solani (Ell. ve G. Martin) sor.'nin biyolojik mücadele olanaklarının belirlenmesi

Bu çalışmada, Van'da domates alanlarda sorun oluşturan Altenaria solani (Ell. ve G. Martin) Sor. (AS)'ye karşı biyolojik mücadele olanaklarının belirlenmesini amaçlamıştır. Van'ın Gevaş, Edremit ve Erciş ilçelerinde survey kapsamında tespit edilen A. solani izolatlarından, bölgeleri temsil etmek üzere 10 izolat seçilmiştir. Seçilen izolatlar patojenite testine tabii tutulup, en virülent patojen olarak EAb 1 izolatı belirlenmiştir. Bu patojen izolata karşı 3 farklı biyolojik kontrol ajanı kullanılmıştır. Bunlar: (I) Arbüsküler mikorizal fungus (AMF) olan Glomus mosseae (Gm), (II) bitki gelişimini teşvik eden rizobakteri (PGPR) antagonistleri arasından seçilen Bacillus velezensis V40K2 izolatı, (III) Trichoderma spp. arasından seçilen Trichoderma viride NTC2 izolatı olarak belirlenmiştir. Seçilen biyokontrol ajanlarının patojen ile oluşturulan tekli, ikili ve üçlü kombinasyonlarının genel olarak hastalık şiddetini baskıladığı, bitki gelişimini arttırdığı saptanmıştır. Tüm kombinasyonlarda toplam klorofil miktarı değişmezken, antagonist mikroorganizmaların tekli kombinasyonlarında toplam fenolik madde miktarının arttığı, antioksidan aktivitesinin ise özellikle Gm muamale grubunda diğer uygulamalar göre önemli derecede arttığı belirlenmiştir. Toplam fosfor miktarı AS ve Gm'nin bulunduğu tüm kombinasyonlarda genel olarak kontrol grubuna göre artış göstermiştir. Muamale grupları arasında AMF'un kolonizasyon oranı ve toprak spor yoğunluğu açısından istatistiki olarak fark görülmezken, mikorhizal bağımlılığın dörtlü kombinasyonda (Gm+NTC2+V40K2+AS) oluşmadığı saptanmıştır. Ayrıca bu kombinasyonun hastalık şiddeti ve bitkinin gelişimine de kontrol grubuna göre etkisinin olmadığı belirlenmiştir.

Gökhan Boyno
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kavun (Cucumis melo L. ) çeşitleri ile beslenen Aphis gossypii (Glover) (Hemiptera: Aphididae)'nin bazı biyolojik özelliklerinin belirlenmesi

Bu çalışmada, Türkiye'de yaygın olarak yetiştirilen, beş farklı kavun (Cucumis melo L.) çeşidinde (Balin, Çıtırex, 221 F1, Gediz, Yusufbey) bulunan Aphis gossypii Glover (Hemiptera: Aphididae) 'in bazı biyolojik parametreleri; 25 ± 1 ˚C, % 65 ± 5 RH'da 16: 8 (L: D) h (5.000 lux) 'lik bir fotoperiyodluk laboratuar şartlarında incelenmiştir. Yaşam tablosu parametreleri yaş döneme bağlı iki eşeyli yaşam çizelgesi yöntemine göre hesaplanmıştır. Sonuç olarak; A. gossypii'nin bazı biyolojik parametreleri kavun çeşitlerine bağlı olarak belirlenmiş ve Gediz çeşidi üzerinde zararlının kalıtsal üreme yeteneği (r=0.504 gün-1 ) ve üreme gücü sınırı (λ=1.655 gün-1 ) diğer çeşitlerden daha yüksek, döl süresi ise (T=8.161 gün) daha kısa bulunmuştur. Gediz çeşidi, A. gossypii'nin biyolojik özellikleri açısından hassas kavun çeşidi olarak saptanmıştır. Elde edilen sonuçlar, bu yaprak biti için hazırlanacak entegre zararlı mücadele programında kullanılabilecektir. Anahtar kelimeler: Aphis gossypii, Cucumis melo, Kavun yaprakbiti, Popülasyon parametreleri, Yaşam tablosu

Serdal Bozkurt
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Agonoscena pistaciae (Burckhardt and Lauterer (Hemiptera psyllidae)'nın Gaziantep, Adıyaman ve Siirt illerinde bulunan popülasyonlarının moleküler karakterizasyonu ile Siirt ilindeki popülasyon gelişmesi

Antep fıstığı psillidi, Agonoscena pistaciae Burckhardt and Lauterer (Hemiptera: Psyllidae), Türkiye'de Antep fıstığı üretilen bölgelerde fıstık ağaçlarında önemli zararlara neden olan bir türdür. Bu çalışmada, Siirt ili ve ilçelerindeki Antep fıstığı Siirt fıstığı çeşidi üretilen bahçelerde A. pistaciae'nın 2017-2018 yıllarında popülasyon gelişimi izlenmiştir. Ayrıca, zararlının Türkiye'de Antep fıstığı yetiştiriciliğinin yaygın olduğu üç farklı bölgede (Gaziantep, Adıyaman, Siirt) bulunan popülasyonları arasındaki genetik akrabalık ilişkileri ortaya çıkarılmıştır. Agonoscena pistaciae'nın popülasyon gelişimi çalışmaları Siirt İli Merkez, Tillo ve Eruh ilçelerinde yürütülmüştür. Çalışma sonunda, zararlının nimf, ergin ve doğal düşmanlarının tüm örnekleme bahçelerinde her iki yılda da hemen hemen benzer dalgalanmalar gösterdiği belirlenmiştir. Zararlının nimf, ergin ve doğal düşmanlarının popülasyon yoğunlukları ilkbahar ve yaz aylarında çok düşük seviyelerde kalmış, Eylül-Ekim döneminde ise kısa sürede aşırı artarak en yüksek seviyelerine ulaşmıştır. Çalışmada Coleoptera, Hemiptera, Neuroptera ve Hymenoptera takımlarına ait 26 avcı ve 1 parazitoid tür tespit edilmiştir. Moleküler karakterizasyon çalışmalarına göre ise zararlının Siirt, Gaziantep ve Adıyaman illerinde yayılış gösteren popülasyonları arasında genetik olarak herhangi bir farklılık tespit edilememiştir. Dolayısıyla bu bölgelerde yaşayan tüm populasyonların A. pistaciae türüne ait olduğu tespit edilmiştir.

Halil Dilmen
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Akdeniz meyve sineği [ Ceratitis capitata (Wiedemann) (Diptera: Tephritidae) ]'nin Antalya ili, Finike ilçesi'nde turunçgil ve nar bahçelerinde popülasyon yoğunluğunun araştırılması

Polifag bir tür olan Akdeniz meyve sineği, Ceratitis capitata'nın Türkiye'de en çok zarar yaptığı konukçuları portakal, greyfurt, mandarin, nar gibi ürünlerdir. AMS ayrıca önemli bir dış karantina zararlısıdır. Türkiye'de önemli turunçgil ve nar üretim bölgesi olan Finike ilçesi çalışma alanı olarak seçilmiştir. Çalışmada AMS'nin Finike ilçesinde 2018-2019 yıllarında turunçgil ve nar bahçelerinde meydana getirdiği popülasyon yoğunluğu araştırılmıştır. Çalışma Antalya ili Finike ilçesinde altı farklı turunçgil (portakal, greyfurt ve mandarin) bahçesinde ve iki farklı nar bahçesinde yürütülmüştür. Belirlenen bahçelerde her bir bahçeye iki adet olmak üzere yerleştirilen toplam on altı adet feromon izleme tuzağı ile örneklemeler yapılmıştır. Çalışmalar için ilk gözlemlere 2018 yılında başlanmış olup aynı yöntemlerle 2019 yılında devam etmiştir. Haftalık gözlemler yapılarak her bahçedeki AMS miktarının yanı sıra bu zararlılar nedeniyle yere dökülen vuruklu meyveler sayılmıştır. Çalışma sonunda elde edilen verilere göre AMS popülasyon yoğunluğunun Greyfurt bahçesinde Ağustos ayında, diğer bahçelerde Eylül ayında en yüksek seviyesine ulaştığı görülmüştür. Turunçgil bahçelerinde en yoğun olan dönemlerde ortalama 70-80 birey belirlenmiş iken nar bahçelerinde ise ortalama birey sayısı 15-20 civarında kalmıştır. Vuruklu meyve sayısı 2018 yılında tüm bahçelerde %1'in üzerine çıkmamıştır, 2019 yılında ise çalışmanın bitirildiği tarih itibariyle vuruklu meyveye rastlanmamıştır. Anahtar kelimeler: Akdeniz meyve sineği, Altıntop greyfurt, Ceratitis capitata, Washington portakal, Hicaz nar, Popülasyon yoğunluğu, Satsuma mandarin

Sema Tülü
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Aphis gossypii Glover (Hemiptera: Aphididae)'nin kanatsız ve kanatlı formlarının popülasyon gelişimi

Bu çalışmada Aphis gossypii Glover (Hemiptera: Aphididae)'nin kanatsız ve kanatlı formlarının henüz doğmuş nimfleri alınarak meydana getirilen iki farklı popülasyonunun yaşam çizelgeleri oluşturulmuştur. Ayrıca her bir popülasyondan meydana gelen annelerin farklı yaşlarına göre doğuran nimflerinin gelişme, canlılık oranı ve doğurgan olup olmadıkları araştırılmıştır. Çalışma 2016 yılında Van Yüzüncü yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümünde, 25±1ºC sıcaklık %60±5 orantılı nem ve 16:8 saatlik aydınlık:karanlık şartlarına ayarlanmış iklim odasında yürütülmüştür. Kanatsız formlarından meydana gelen popülasyonun nimflerinin %80'i ergin olabilmiştir. Bu erginlerin tamamından sadece kanatsız erginler meydana gelmiştir. Kanatlı formlarından meydana gelen popülasyonun nimflerinin ise %78'i ergin olabilmiş, ergin olabilen bireylerin %8'i kanatlı forma dönüşmüştür. Her iki formun hesaplanan yaşam çizelgeleri arasında istatistiksel olarak bir fark bulunmazken, kanatsız ve kanatlı formlara göre yaşam çizelgesi parametreleri sırasıyla; kalıtsal üreme yeteneği (r) 0.130 g-1 ve 0.140 g-1, artış oranı sınırı (λ), 1.139 g-1 ve 1.150 g-1, net üreme gücü (R0) 6.54 nimf/dişi ve 7.61 nimf/dişi, ortalama döl süresi (T), 14.36 gün ve 14.43 gün olarak bulunmuştur.

Hülya Tekin
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Biocontrol of Trichoderma spp. and Saccharomyces cerevisiae against Fusarium oxysporum f.sp. Lycopersici in tomato

This study discussed the effectiveness of the Trichoderma species and dry yeast Saccharomyces cerevisiae in promoting tomato growth and managing Fusarium wilt disease, and evaluated conditions in vitro and in vivo, with two methods (seed coating and soil treatment). In vitro, the results indicated that Trichoderma virens significantly inhibited the pathogen's mycelial development. Fusarium oxysporum f. sp. lycopersici mycelium inhibition was more effective compared to T. harzianum (19.03 %), T. asperellum (21.77 %) and T. virens (44.60 %). In vivo, all species of Trichoderma and yeast also inhibited the development of Fusarium in tomato planting pots as indicated by a reduction in the severity of the disease. T. virens had the lowest disease severity in seed coating (10.22 %), but the highest was T. asperellum (53.33 %). However, the application of S. cerevisiae with Trichoderma mixture of the highest severity of the disease was found with S. cerevisiae and T. harzianum (58.33 %). According to the experimental results, soil treatment with the Trichoderma species together did not give the disease any severity (0), though; T. asperellum had the highest disease severity (25 %). Furthermore, the best result was the application of S. cerevisiae with Trichoderma species in soil treatment and had no disease. From the present in vitro and in vivo comparative studies, it is evident that T. virens was the most efficient antagonist of the species Trichoderma to F. oxysporum. Furthermore, T. harzianum, T. asperellum, and T. virens are capable of controlling pathogen attacks in tomatoes and can be considered an applicable disease control approach. Keywords: Biological control, Fusarium oxysporum f. sp. lycopersici, Saccharomyces cerevisiae, Tomato, Trichoderma spp.

Shawen Zrar Rasul Rasul
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Arbusküler mikorhizal fungus uygulamasının Leptinotarsa decemlineata say. (Coleoptera: chrysomelıdae)' nın beslenme kapasitesi üzerine etkisi

Kimyasal ilaçlara dayanıklılık geliştirebilme yeteneği nedeniyle patatesin en önemli zararlısı olan Leptinotarsa decemlineata' ya karşı alternatif mücadele yöntemlerine gereksinim duyulduğu açıktır. Bu çalışmada bitkiye sağladığı çeşitli yararlar nedeniyle ile arbusküler mikorhizal fungus (AMF) uygulamasının patates bitkisinin mineral düzeyleri üzerine ve buna bağlı olarak patates bitkisinin L. decemlineata' ya toleransını ve direncini arttırmada etkili olup olmayacağının belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma 25±2°C sıcaklık, %60±10 orantılı nem ve 16 saat aydınlatma koşullarına sahip iklim odasında yürütülmüştür. Funelliformis mosseae arbusküler mikorhizal fungus (AMF), sentetik gübre ve kontrol uygulamasına tabi tutulmuş Granola patates çeşidi üzerinde Leptinotarsa decemlineata'nın popülasyon performansı ile beslenmesi incelenmiştir. Çalışma sonucunda AMF uygulamasının zararlının gelişme ve üremesi ile tüketim kapasitesi üzerinde etkili olduğu görülmüştür. Elde edilen verilerden yaşa bağlı iki eşeyli yaşam çizelgesi analizi ile yaşam çizelgesi parametreleri oluşturulmuştur. AMF uygulanmış bitkiler üzerinde elde edilen net üreme gücü (R0), kalıtsal üreme yeteneği (r) ve artış sınırı (λ) değerleri sentetik gübre uygulanmış bitkiler üzerinde elde edilenden daha düşük bulunmuştur. Arbusküler mikorhizal fungus, sentetik gübre ve kontrol uygulamalarına bağlı olarak patates yapraklarının mineral konsantrasyonunda değişiklikler görülmüştür. Patates yapraklarındaki mineral konsantrasyonun zararlının gelişme süresinde görülen varyasyona etkisinin %38, üremesinde görülen varyasyona etkisinin %40, birinci ve dördüncü larva dönemlerinin beslenmesinde görülen varyasyona etkisinin ise sırasıyla %41 ve %34 oranında olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Gülşen Güven Yördem
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Endofitik bakteriler ve arbüsküler mikorhizal fungusların hıyar köşeli yaprak leke hastalığına (Pseudomonas syringe pv. Lachrymans) ve bitki gelişimine etkilerinin araştırılması

Bu çalışmanın amacı, Endofit bakteriler (EB), Arbusküler Mikorizal Fungusların (AMF) ve bunların kombinasyonların, Pseudomonas syringae pv. lachrymans (Psl)'ın sebep olduğu Hıyar Köşeli Yaprak Leke Hastalığına, bitki biyokütlesine, klorofil ve fosfor içeriklerine etkileri araştırılmıştır. Ayrıca EB uygulamalarının mikorizal kök kolonizasyon üzerine etkileri de iklim odası çalışmaları ile belirlenmiştir. Endofit bakteriler; Ochrobactrum sp. CB36/1, Pantoea agglomerans CC37/2, Bacillus thuringiensis CA41/1, Pseudomonas fluorescens CC44 ile kaplanan "Gordion F1" hıyar tohumları, AMF Glomus intraradices ve Gigaspora margarita inokule edilerek hazırlanan perlit yetiştirme ortamına ekilmiştir. Psl dört haftalık fidelere pulverize edilerek uygulanmıştır. Hastalık şiddeti Psl uygulamasından 14 gün sonra 0-6 skalasıyla değerlendirilerek deneme sonlandırılmıştır. EB'lerin teksel uygulamaları hastalık şiddetini önemli düzeyde azaltırken, AMF uygulamalarının herhangi bir etkisi gözlemlenmemiştir. Her iki mikorizal fungus türü ile Pseudomonas fluorescens CC44 ve Glomus intraradices ile Pantoea agglomerans CC37/2 konbinasyonları hastalık şiddetini baskılamada etkili olmuşlardır. Bununla birlikte Pantoea agglomerans CC37/2 izolatı Gigaspora margarita'nın kök kolonizasyonu artırdığı belirlenmiştir. Bitki gelişimi üzerine EB uygulamalarının olumlu etkilerinin daha fazla olduğu görülmüştür. Sonuç olarak uygun mikorizal fungus ve endofit bakteri kombinasyonlarının oluşturulması ile bitki gelişimi ve hastalık kontrolüne pozitif katkılar sunulabileceği görülmüştür.

Yüsra Çelik
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Şeytan elması (Datura stramonium L.) bitkisinin kırmızı köklü horoz ibiği (Amaranthus retroflexus L.), sirken (Chenopodium album L.) ve şeker pancarı (Beta vulgaris L.) üzerine allelopatik etkisi

Bu çalışmada Datura stramonium' un sahip olduğu allelokimyasallardan dolayı tarım alanlarında yapılacak olan entegre mücadele sistemlerinin bir basamağını oluşturması hedefiyle ve çevre dostu bir işleyişle kültür alanlarında önemli verim kayıplarına yol açan kırmızı köklü horozibiği (Amaranthus retroflexus L.), sirken (Chenopodium album L.) yabancı otları ve şeker pancarı (Beta vulgaris L.) kültür bitkisinin çimlenmesi üzerine allelopatik etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Bitki Koruma Bölümü'nde 2019 yılında yürütülmüştür. Şeytan elması bitkisinin çiçeklenme döneminde toplanan yapraklarının metanol ekstraktları %30, 40, 50 ve 60; su ekstraktı ise %5, 15, 30, 40, 50 ve 60 konsantrasyonlarında kullanılmıştır. Kontrol petrilerine ise sadece saf su uygulanmıştır. Denemede, yalnızca su ekstraktında çimlenme elde edilmiştir. Su ekstraktının, %5'lik konsantrasyonunda şeker pancarında %89, kırmızı köklü horozibiği bitkisinde ise %55 oranında çimlenme inhibisyonu gözlenmiştir. Geri kalan bütün uygulama ve konsantrasyon değerlerinde çimlenme gözlenmemiş olup %100 çimlenme inhibisyonu gerçekleşmiştir. Elde edilen bu sonuçlara göre çok güçlü tropan alkaloidlerinden olan hiyosiyamin ve skopolamine sahip olduğu bilinen şeytan elması bitkisi hem şeker pancarına hem de kırmızı köklü horozibiği ve sirkene karşı düşük konsantrasyonlarda bile toksik etki göstermiştir. Yapılacak yeni çalışmalar ile birlikte elde edilen sonuçların özellikle yabancı otlarla entegre mücadeleye, insan sağlığı ve çevreye daha duyarlı olan biyopreparatların kullanılmasına, geliştirilmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Mustafa Yorulmaz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Erciş üzüm çeşidinde bağ küllemesi hastalığına (Erysiphe necator Schwein) karşı mücadele olanakları

Bu çalışma, 2019 yılı vejetasyon periyodunda Erciş ilçesinde yetiştirilen 4 yaşındaki yerel Erciş üzüm çeşidinde (Vitis vinifera) gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, bağ küllemesi hastalığı kontrolü için 3 farklı ilaç kullanılarak (kükürt, sodyum bikarbonat, triadimenol) , hem Erciş üzüm çeşidinde bazı verim ve kalite kriterlerine hem de hastalık kontrolüne olan etkileri araştırılmıştır. Deneme Erciş'in Bayramlı Mahallesinde tesadüf parsellerine göre kurulmuştur. Asma kontrolleri; bağların dane tutumundan önce başlayıp hasada kadar olan vejetasyon periyodunda değişik büyüme ve gelişme dönemlerinde Mayıs-Eylül ayları arasında yirmişer gün aralıklarla yapılmıştır. Söz konusu aylarda asmalar, düzenlenen programa göre fungusitlerle 3 kez ilaçlanmıştır. Sezon içerisinde salkım sayısı, salkım ağırlığı, ortalama verim, suda çözünebilir kuru madde miktarı, pH, titre edilebilir asitlik (%) gibi kriterler incelenmiştir. Yapılan analizler sonucunda pH, SÇKM, TA (%) uygulama grupları ve verim değerleri arasındaki fark önemsiz bulunmuştur. Çalışmada uygulama gruplarının hem yaprakta hem de salkımda skala değerlerine göre hastalık şiddeti arasındaki fark istatistiksel olarak önemli bulunmuştur. Kükürt % 80 WP (400 g/lt) % 7.78 ile en yüksek oranda hastalığı baskı altında tutmuştur. Bunu da % 25.40 ile sodyum bikarbonat'ın (1 kg/lt) takip ettiği tespit edilmiştir. Uygulanan sodyum bikarbonatın sentetik fungisitlere alternatif olarak kullanılabileceği belirlenmiştir.

Esra Yıldırım
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Endofit bakteriler ve arbusküler mikorizal fungusun biberde bakteriyel leke hastalığı ve bazı bitki gelişim parametrelerine etkisi

Bu çalışmanın amacı, Arbusküler Mikorizal Fungus (AMF) Glomus mosseae ve iki rizobakterinin (Pseudomonas fluorescens WCS365 ve Pseudomonas sp. V31Y4) tek ve ikili uygulamalarının bitki büyüme parametreleri, klorofil, fosfor içeriği ve bakteriyel yaprak lekesi hastalığı (Xanthomonas euvesicatoria-Xe) üzerine etkilerinin araştırılmasıdır. Biber cv. Demre tohumları, iklim odasında AMF inokule edilmiş steril torf yetiştirme ortamına ekilmiştir. Rizobakteriler, biber fidelerine içirme yöntemi ile iki farklı dönemde uygulanmıştır. Patojen yapraklara püskürtülerek inokule edilmiştir. Hastalığın şiddeti çalışma sonunda 1-6 skalası yardımıyla değerlendirilmiştir. Biyolojik savaş elemanlarının hem tek hem de çift olarak uygulanmalarının bitki gelişimini olumlu yönde etkilediği gözlenmiştir. AMF ile yapılan uygulamanın kök yaş ağırlığını arttırdığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte, AMF ve WCS365'in tek ve birlikte uygulamalarının P içeriğini arttırdığı belirlenmiştir. Tüm biyolojik savaş elemanları klorofil içeriğini kontrol gruplarına göre attırmıştır. AMF'nin kök kolonizasyonu patojen kombinasyonları ile azalmıştır, buna karşılık WCS365 uygulaması mikorizal kolonizasyonu arttırmıştır. Bakteri uygulamaları, hastalık şiddetini baskılamada AMF uygulamasından daha başarılı olmuş, fakat en başarılı sonuç AMF+WCS365+Xe'in üçlü uygulama grubundan elde edilmiştir. Anahtar kelimeler: Biber, Mikoriza, PGPR, Xanthomonas euvesicatoria.

Kamuran Çakar
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Tuzlu ortamda gelişen bitkilerden izole edilen endofit bakterilerin hıyar bitkisinde köşeli yaprak leke hastalığı (pseudomonas syringae pv. lachrymans), tuz stresi ve bitki gelişimine etkileri

Bu çalışmanın amacı; Van Gölü bölgesindeki tuz yataklarında gelişen yabani bitkilerden endofitik bakterilerin (EB) izole edilmesidir. Elde edilen EB'lerin in vitro'da karakterizasyonu ve in vivo koşullarda hıyar bitkisinin gelişimine, Pseudomonas syringae pv lachrymans (Psl)'ın neden olduğu köşeli yaprak leke hastalığına ve tuz stresine karşı etkinliklerinin belirlenmesi hedeflenmiştir. In vivo çalışmalar 16 saat aydınlık, 8 saat karanlık ve 24±2°C koşullarına sahip iklim odasında gerçekleştirilmiştir. EB'ler bitkiye tohum kaplama ve içirme şeklinde uygulanmıştır. Psl süspansiyonu ise bitki yapraklarına pülverize edilerek uygulamıştır. Tuz uygulamaları için 3 farklı tuz konsantrasyonu (40 mM, 80mM ve 120 mM) oluşturulmuştur. Uygulamalar dört günde bir olacak şekilde ve 4 defa bitkiye içirme biçiminde uygulanmıştır. Elde edilen 62 adet EB'nin % 40'ının fosfataz aktivitesine, % 96'sının siderofor üretebilme kabiliyetine, % 8'inin % 15'e kadar tuza dayandıkları ve hiçbirinin ACC-deaminaz aktivitesine sahip olmadığı belirlenmiştir. In vitro testlerde başarılı bulunan EB izolatlarının incelenen parametrelere göre farklı düzeylerde bitki gelişimini arttırdığı belirlenmiştir. Hastalığa karşı kullanılan bitkilerde G116S2 izolatının % 39 oranında Psl'yi engellediği gözlenmiştir. Tuz stresi altındaki bitkilerde ise T14K1 ve T13K1 izolatı 120 mM'de % 23 ve 40 mM'de sırasıyla % 41, % 9 oranında tuz şiddetini azaltmıştır. Aynı zamanda T26Y1 izolatının 80 mM tuz konsantrasyonunda kök ağırlığını, kök boyunu, gövde çapını, yaprak sayısını attırdığı belirlenmiştir. Ayrıca 80 mM tuz konsantrasyonunda T13K1, T14K1, G116S2 izolatları bitkinin su tutma kapasitesini arttırmıştır. Membran zararlanma indeksine karşı EB izolatları başarı sağlayamamışlardır. Anahtar Kelimeler: Bitki gelişimi, Endofit bakteri, Hıyar, Psl, Tuz stresi,

Ümmügülsüm Olur
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Endofit bakteri uygulamalarının biyotik ve abiyotik stres altındaki hıyarlarda bazı morfolojik ve fizyolojik özellikler ile gen ifadelerine etkileri

Bitki hastalıkları ile biyolojik savaşta genellikle biyolojik kontrol ajanının (BKA) etkinliği tek stres altındaki bitkilerde değerlendirildiği için doğada birden fazla strese maruz kalan bitkinin ve BKA'nın performansı tam olarak yansıtılamamaktadır. Bu çalışma, Pseudomonas syringae pv. lachrymans (Psl)'nin neden olduğu Hıyar Köşeli Yaprak Lekeli (HKYL) Hastalığı ve polietilen glikol (PEG) ile oluşturulan kuraklık stresine ardışık olarak maruz kalmış hıyarlarda endofit bakterilerin (EB) ve stres faktörlerinin birbirleri üzerine etkisi araştırılmıştır. Her iki strese karşı ayrı ayrı başarılı olduğu tespit edilmiş EB Acinetobacter calcoaceticus V33K2 izolatı hıyarlara uygulanmış ve hidroponik ortamda ardışık olarak biyotik (Psl) ve abiyotik (kuraklık) strese maruz bırakılmıştır. Kuraklık stresinin önce uygulandığı gruplarda HKYL hastalık şiddeti %131, kuraklık şiddeti ise %50 oranında artmış, Psl önce uygulanmış gruplarda pozitif kontrole göre değişim gözlenmemiştir. Seçilen EB V33K2 izolatı HKYL hastalığını (%46) ve kuraklık stresinin (%11) etkilerini azaltmıştır. EB V33K2 iki strese maruz kalan bitkilerde ise sırasıyla kuraklık ve HKYL hastalık şiddetini; kuraklık stresi önceliğinde %22 ve 36, biyotik strese önceliğinde ise %11 ve 20 oranında azaltmıştır. EB V33K2 uygulamaları toplam klorofil, klorofil-a ve karotenoid içeriğinde önemli artışlar sağlamıştır. MDA içeriği EB uygulamasında en düşük düzeyde kalmıştır. Uygulama grupları arasında en yüksek prolin birikimi EB+PEG+Psl grubunda gözlenmiştir. PR-1 geninde ikili stres altında ve LOX-1 geninde ise tüm stres faktörleri altında 96. saatte EB uygulanan gruplarda uygulanmayan gruplara göre gen ifadesi yukarı yönlü ifadesinin daha fazla olduğu gözlenmiştir. SnRK-2.5 geninde ise ikili stres uygulamalarında 72. ve 96. saatte EB uygulanan grupların uygulanmayan gruplara göre yukarı yönlü indüklenmeyi arttırdığı gözlenmiştir. EB V33K2 uygulaması ikili stres koşullarında hıyar bitkilerinin sağlığı ve gelişimine önemli katkı sağlamıştır. Ancak bu konunun tam olarak anlaşılması için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.

Endofitik bakteriHıyarKuraklık stresi+1
Ceylan Pınar Uçar
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Muş ili yonca üretim alanlarındaki bazı virüslerin multipleks RT-PCR yöntemi ile araştırılması ve bazı virüs izolatlarının moleküler karakterizasyonu

Muş ili ve ilçelerinde yonca ekim alanlarında yonca virüs (AMV, BYMV, CMV, CYVV)'lerini tespit için 2023 yılında survey çalışmaları yürütülmüştür. Yoncada bulunan virüslerin varlığını belirlemek amacıyla multipleks RT-PCR yöntemi kullanılmıştır. Muş'taki yonca tarlalarından 479 tane taze yonca yaprak örneği toplanmıştır. Test edilen 479 yonca örneğinin 17 tanesinde AMV tespit edilmiştir. Muş ilinde yonca virüslerinin genel infeksiyon oranı %3.54 olarak bulunmuştur. Test edilen numunelerin hiçbirinde BYMV, CMV ve CYVV virüsleri tespit edilememiştir. Tespit edilen AMV virüsünün kılıf protein ve hareket protein genlerinin moleküler karakterizasyonları gerçekleştirilmiştir. Çalışmada tespit edilen AMV izolatlarından rastgele üçer izolat seçilerek kılıf protein (CP) genleri ve hareket protein (MP) genleri karakterize edilmiştir. AMV 121 nolu örnek (Gen Erişim No: PP760451), AMV 199 nolu örnek (Gen Erişim No: PP781953), AMV 217 nolu örnek (Gen Erişim No: PP781954) virüslerinin kılıf protein genlerinin tamamı ve AMV121 (Gen Erişim No: PP760452), AMV 199 nolu örnek (Gen Erişim No: PP781955), AMV 217 nolu örnek (Gen Erişim No: PP781956) virüslerinin hareket proteinlerinin tamamı klonlanarak yeni nesil dizileme (NGS) ile nükleik asit dizileri ortaya çıkarılmıştır. Çalışmadan elde edilen izolatların CP gen nükleotit dizileri Türkiye'deki ve dünyadaki diğer izolatlarla %94-100 ve %93-100 arasında değişen oranlarda benzerlik göstermiştir. Diğer yandan, MP genleri ise Türkiye'deki diğer izolatlarla %93-100 arasında ve dünyadaki diğer izolatlar ise %92-100 arasında nükleotit homolojisi gösterdiği belirlenmiştir. Bu çalışma ile Muş ili yonca alanlarında AMV ilk kez rapor edilmiştir.

Azat Süme
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Arbusküler mikorizal fungus (AMF) ve strigolakton uygulamalarının buğdayda kök ve kök boğazı çürüklüğü hastalığı (fusarium culmorum (W.G. Smith) Saccardo)'na karşı etkileri

Dünya genelinde önemli bir tarım ürünü olan buğday, kök ve kök boğazı çürüklüğü (FRR) ile Fusarium başak yanıklığına (FHB) neden olan Fusarium culmorum (FC) gibi fungal patojenlerin tehdidi altındadır. Bu çalışma, FC'nin neden olduğu FRR'ye karşı buğday bitkilerinde Strigolaktonun (SL) sentetik analoğu rac-GR24 ve arbusküler mikorizal fungus (Funneliformis mosseae, AMF) uygulamalarının bitki gelişimi, fizyolojik tepkiler, hastalığa karşı moleküler düzeyde dayanıklık geliştirme ve toprak sağlığı üzerindeki etkilerini araştırmaktadır. Çalışmada, FC'ye hassas "Esperia" ve dayanıklı "Demir 2000" buğday çeşitleri kullanılmıştır. Çalışmanın ön deneme aşamasında, AMF ile sinerjik etkiyi artıran en uygun SL konsantrasyonu (0, 1, 5, 10, 15 ve 20 μM) ve uygulama şekli (rizosferden ve yeşil aksamdan) belirlenmiştir. Bitki morfolojisi, klorofil, fosfor içeriği ve mikorizal simbiyoz dahil 72 parametre üzerinden yapılan analizler sonucunda, en etkili konsantrasyonun "15 μM" ve uygulama şeklinin "rizosferden" yapılması olduğu ortaya konmuştur. Ana denemede, AMF ve SL uygulamalarının FC'ye karşı hassas ve dayanıklı buğday çeşitlerinde bitki gelişimi ve savunma mekanizmaları üzerindeki etkileri detaylandırılmıştır. SL ve AMF'nin sinerjik etkileri, bitki morfolojisi, klorofil içeriği, biyokimyasal aktiviteler ve fosfor alımı gibi parametrelerde anlamlı iyileşmeler sağlamış, bu durum bitki sağlığını ve büyümesini desteklemiştir. Özellikle hassas çeşit Esperia'da toplam fenolik içeriği, antioksidan aktivitesi ve prolin seviyelerinde dengeli bir artış sağlanarak hastalık stresine karşı savunma kapasitesi güçlendirilmiştir. Moleküler düzeyde yapılan analizler, AMF ve SL'nin birlikte uygulanmasının bitki gelişim genleri (Rubisco, TEF) ve savunma genleri (PAL, PR2, PR3, PR4) üzerinde belirgin etkiler yarattığını ortaya koymuştur. PAL ve PR3/PR4 genlerinin ekspresyonu artarken, PR2 geni baskılanmış ve bu durum bitkinin belirli yolaklarını destekleyen bir savunma stratejisi ile hastalığa karşı dayanıklılığı artırmasını sağlamıştır. Toprak sağlığı açısından ise AMF ve SL uygulamalarının topraktaki enzim aktivitelerini (katalaz, üreaz, dehidrogenaz) ve glomalin üretimini artırarak mikrobiyal topluluğu güçlendirdiği ve organik madde döngüsünü iyileştirdiği belirlenmiştir. Bu bulgular, SL ve AMF uygulamalarının kimyasal gübre ve pestisitlere olan bağımlılığı azaltma ve sürdürülebilir tarım uygulamalarını teşvik etme potansiyelinin altını çizmektedir

Gökhan Boyno
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Endofitik bakteri uygulamasının Xanthomonas euvesicatoria'nın biberde neden olduğu hastalığa ve bitki fizyolojisine etkisi

Dünyada ve Ülkemizde önemli bir ekonomik ürün olan Biber (Capsicum annuum) Xanthomonas euvesicatoria (Xe)'nın neden olduğu bakteriyel leke hastalığı nedeniyle önemli kayıplara uğramaktadır. Bu çalışmanın amacı Xe neden olduğu bakteriyel leke hastalığına karşı kullanılan biyokontrol ajanı Endofit Bakteri Pseudomonas sp. G101Y4 (EB) izolatının etkisini ve mekanizmalarını belirlemektir. Bu amaçla EB'nin Xe kaynaklı hastalık şiddetine, bitki biyomasına (kök sürgün yaş kuru ağırlığına), yaprak sayısı, klorofil içeriği ve oluşan yaprak sayısı ile dökülen yaprak sayısı üzerindeki etkileri iklim odası çalışmaları ile incelenmiştir. Ayrıca hastalık gelişimi üzerine bitki yaşının etkileri ve bitki hormonları Etilen (ET), Gibberellik Asit (GA), İndol Asetik Asit (IAA), Zeatin (ZT) ve Absisik Asit (ABA)'daki değişimler incelenmiştir. EB uygulaması hastalık gelişimini %17 oranında azaltmıştır. Yaşın hastalık tablosunun oluşumunda önemli bir faktör olduğu, yaşlı fidelerin daha fazla etkilendiği belirlenmiştir. Her iki yaş grubunda da EB farklı düzeylerde de olsa hastalık gelişimini sınırlandırmıştır. Ancak Erken yaşta hastalanmış bitkilere EB uygulaması geç yaştakine göre daha fazla pozitif katkı sağlamıştır. EB uygulaması yaprak oluşumu üzerine etkili olmaz iken, Xe nedeni ile dökülen yaprak sayısını azaltmıştır. Xe uygulaması dışsal ET miktarını arttırırken, EB uygulaması azaltmıştır. Hastalık gelişim sürecinde ZT'de önemli bir değişim gözlenmez iken GA, IAA ve ABA'dan önemli değişimler gözlenmiştir. Bunun ile birlikte EB'nin etkisi hormonlara göre değişiklik göstermiştir.

Mihriban Taşkın
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Ceviz (Juglans regia L.) yeşil kabuğu özütü ve sentetikjuglonun fasulyede kök çürüklüğü (Rhizoctonia solani Kühn) vekömür çürüklüğü (Macrophomina phaseolina Goid.) üzerine etkisi

Bu çalışmada, juglone başta olmak üzere içerdiği fenolik maddeler sayesinde funguslar üzerinde toksik etkisi olduğu bilinen ceviz (Juglans regia L.) yeşil kabuğu özütünün (CYKÖ) ve sentetik juglonun (SJ) fasulyede önemli kök çürüklüğü (Rhizoctonia solani AG-4) ve kömür çürüklüğü (Macrophomina phaseolina) hastalık etmenleri üzerine etkisi araştırılmıştır. Böylece söz konusu patojenlerin oluşturdukları bitki hastalıklarıyla mücadelede pestisitlere alternatif olabilecek doğal preparatların kullanılmasına, insan sağlığına ve çevreye duyarlı yöntemlerin geliştirilmesine katkı sağlanması amaçlanmıştır. Çalışmada ceviz yeşil kabuğundan etanol yardımıyla bitki özütleri elde edilmiştir. CYKÖ ve SJ'un R. solani ve M. phaseolina etmenlerinin üzerinde gelişmeyi engelleyici veya öldürücü etkilerinin olup olmadığı incelenmiştir. Bu amaçla laboratuvar ortamında öncelikle bitki patojeni olan iki fungus (R. solani AG-4 ve M. phaseolina) Petri kaplarında geliştirmiştir. Funguslara CYKÖ için; %0 (saf su/negatif kontrol), %2, %4, %8, %16 ve %32'lik oranlarda hazırlanan ekstreler ve Captan 50 (2.5 g/l) etkili maddeli fungisit (pozitif kontrol); SJ için ise %0 (saf su/negatif kontrol), %0.2, %0.4, %0.8, %1.6 ve %3.2 g/l dozlarında ve Captan 50 (2.5 g/l) etkili maddeli fungisit (pozitif kontrol) beş tekerrürlü olarak iklim odası koşullarında saksılarda enfekte edilmiş fasulye bitkilerine uygulanmıştır. Değerlendirmeler bitkide toprak üstü ve kök aksamlarının yaş ve kuru ağırlıkları, kök uzunluğu, çiçeklenme sayısı, meyve (bakla) sayısı ve hastalık şiddetine bakılarak yapılmıştır. Petri kaplarında elde edilen sonuçlara göre CYKÖ'nün %4 ve üstü; SJ'nin ise %1.6 ve üstü oranlarında patojenin gelişimini tamamen engellemiştir. Saksı çalışmalarında ise CYKÖ %2'lik dozdan sonra kademeli olarak her iki patojenin de bitkideki hastalık şiddetini azaltmıştır. Ancak CYKÖ'nün %8'den sonraki dozları fasulyeye fitotoksik etki göstermiştir, doz arttıkça fitotoksik etki de kademeli olarak artmıştır. SJ'nin %8 ve sonraki dozları kök çürüklüğüne karşı etki gösterirken hiçbir dozu kömür çürüklüğü hastalığına etki etmemiştir. SJ'nin hiçbir dozunda fasulyelerde fitotoksiteye rastlanmamıştır. Sonuç olarak fasulyede her iki fungal hastalığın önlenmesinde CYKÖ, SJ'ye göre daha başarılı bulunmuştur. Ancak fitotoksite gelişmemesi açısından değerlendirildiğinde CYKÖ'nün de %2-4 arasındaki dozları tercih edilmelidir.

Bitki özütüCeviz ağacıJuglon+2
Mizgin Cemiloğlu
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Trichoderma viride'nin kapya biber çeşitleri aracılı Myzus persicae'nin demografik özelliklerine etkisi

Trichoderma viride inokülasyonunun farklı kapya biber (Capsicum annuum L.) çeşitleri aracılığıyla Myzus persicae'nin yaşam çizelgesi ve bazı biyolojik özellikleri üzerine olan tritrofik etkileri laboratuvar koşullarında incelenmiştir. Denemeler, ayarlanabilir iklim odalarında, 16 saat aydınlık, 8 saat karanlık döngüsünde, 25±1 °C sabit sıcaklık ve %60±5 oransal nem koşulları altında yürütülmüştür. Denemelerde 'İmbat', 'HT-70', 'Avşar' ve 'Argeto Hilal' F1 Kapya biber çeşitleri kullanılmış, Trichoderma viride uygulamalı ve uygulamasız toplam sekiz deneme grubu oluşturulmuştur. Çalışmada, her bir deneme grubunda M. persicae'nin gelişme, hayatta kalma oranları ve üremesine ilişkin veriler kayıt altına alınmıştır. Bu verilere dayanarak, zararlının demografik verileri, yaş-döneme özgü iki-eşeyli yaşam çizelgesi teorisi uyarınca titizlikle hesaplanmıştır. Yaşam çizelgesi parametreleri TWOSEX-MSChart, populasyon projeksiyonları TIMING MSChart yazılımıyla hesaplanmıştır. Bulgular, Trichoderma viride inokülasyonunun kontrol grubu ve biber çeşidine bağlı olarak M. persicae'nin biyolojik dönemleri ve populayon parametrelerini önemli ölçüde değiştirdiğini kanıtlamıştır. Zararlının en yüksek kalıtsal üreme yeteneği (r) ve artış oranı sınırı (λ) kontrol grubunda Avşar çeşidinde (0.372 gün-1) en düşük HT-70 çeşidinde (0.299 gün-1) gözlenmiştir. Trichoderma viride uygulaması, tüm çeşitlerde r ve λ değerlerini istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşürmüştür (örneğin, Avşar'da r: 0.372 → 0.322 gün-1). İmbat çeşidi, T. viride uygulamasında en fazla etkilenen çeşit olmuştur (r: 0.367 → 0.339 gün-1; λ: 1.443 → 1.418 gün-1). Yaşam çizelgesi parametreleri ve popülasyon projeksiyonları, T. viride uygulamalarının biber çeşitlerinde dolaylı olarak teşvik olunan veya baskılanan bağışıklık sistemlerinin mekanizmalarıyla çeşide özgü düzeyde etkili olduğunu ortaya koymuştur. Bu sonuçlar, entegre zararlı yönetimi programlarında biyolojik kontrol stratejilerinin konukçu çeşidine göre optimize edilmesi gerekliliğini vurgulamakta, sürdürülebilir tarımsal mücadele yaklaşımlarına yönelik genotip-temelli öneriler sunmaktadır.

Kapya biberMyzus persicae
Esra Ağca
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu Karadeniz Bölgesi yaprak lahana (Brassica oleracea var. Acephala) üretim alanlarındaki kist nematodları (Heterodera spp.)'nın tespiti ve bulaşıklık durumunun belirlenmesi

Bu çalışma, Doğu Karadeniz Bölgesi yaprak lahana (Brassica oleracea var. acephala) üretim alanlarindaki kist nematodları (Heterodera spp.)'nın tespiti ve bulaşıklık durumunun belirlenmesi amacıyla 2021-2022 yıllarında gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla 2021 ve 2022 yıllarında Ordu, Giresun, Trabzon, Rize ve Artvin illerini kapsayan 5 il'e ait 56 ilçeden 77 örnekleme yapılmıştır. Toprak örnekleri yaprak lahana bitkisi kök civarından alınmıştır. Nematodlar, Cobb's elek yöntemi kullanılarak elde edilmiştir. Elde edilen nematodların morfolojik karekterleri ve moleküler analizler kullanılarak teşhisleri gerçekleştirilmiştir. Moleküler analiz için, 28S ribozomal RNA'nın (rRNA) (ITS1, 5.8S, ITS2) gen bölgesini kapsayan ribozomal DNA bölgesi, TW81/AB28 primer setleri kullanılarak ve 28S ribozomal RNA'nın (rRNA) D2-D3 genişleme bölgeleri, D2A/D3B primer setleri kullanılarak amplifiye edilmiştir. Ayrıca Heterodera carotae Jones, 1950 için türe özgü primer seti olan (Car-F/Car-R) kullanılarak mitokondriyal DNA'nın (mtDNA) Sitokrom Oksidaz I (cox1) bölgesi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda Doğu Karadeniz bölgesi yaprak lahana yetişen alanlarda kist nematodlarından H. carotae, H. cruciferaee Franklin, 1945 ve H. fici Kirjanova, 1954 türleri teşhis edilmiştir. Çalışmada yaprak lahana üretimi yapılan alanlarda Giresun ili %35.29'luk bulaşıklık oranı ilk sırada gelmekte olup bunu %21.05 bulaşık oranı ile Trabzon ve Ordu illeri, %13.33 ile Rize ili takip etmiştir. Artvin ilinde ise alınan örneklerden kist nematoduna rastlanmamıştır. Tespit edilen türler içersinde en yaygın tür %76.4 oranı ile H. cruciferae tespit edilmiş olup, bunu %17.6 ile H. carotae, %5.8 ile Heterodera fici türleri takip etmiştir.

Buğra Güvercin
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Tuckerella japonica (Acari: Tuckerellidae)'nın Doğu Karadeniz Bölgesi çay üretim alanlarındaki dağılımı, popülasyon değişimi ve zarar şeklinin tespiti

Camellia sinensis (Theales: Theaceae), çay, yapraklarını dökmeyen çalı veya küçük ağaç formunda bir bitkidir. Tuckerella japonica (Trombidiformes: Tuckerellidae), çay dahil çeşitli tarımsal ürünlerde zararlı olabilen bir akar türüdür. Bu çalışma, Türkiye'de Doğu Karadeniz Bölgesi çay bahçelerinde T. japonica'nın yayılışını, popülasyonunu ve zarar şeklini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Türün dağılımını tespit için, Artvin, Giresun, Ordu, Rize ve Trabzon illeri çay bahçelerinde sörveyler gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda, bölgede toplam 32 ilçede bulunan 205 adet çay bahçesi, 2021-2023 yılları arasında örneklenmiştir. Ayrıca, Rize ilinde, 2022 ve 2023 yılarında T. japonica'nın Türk Muradiye-10 ve Japon Saekari ve Samidori çay klonları üzerindeki popülasyon değişimi belirlenmiştir. Çalışmada akarın çay yapraklarının fizikokimyasal ve klorofil içeriğine etkisi ile hücresel boyuttaki dal zararı da tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda Ordu ili hariç, örneklenen tüm illerde T. japonica tespit edilmiştir. Tür popülasyonunun Rize ilinde genellikle TemmuzAğustos ve Ekim aylarında en yüksek seviyesine ulaştığı belirlenmiştir. Sonuçlar, 1, 5, 10, 15 akar/bitki seviyesindeki yoğunluklarda 45 günlük akar beslenmesinin yaprak klorofil içeriğini etkilemediğini göstermiştir. Ancak aynı yoğunluk ve sürelerde yaprak toplam polifenol, su ekstraktı, kafein ve toplam kül miktarlarında azalma, kuru madde ve ham selüloz içeriğinde ise artış belirlenmiştir. Ayrıca T. japonica beslenmesi sonucunda çay dallarında, hücre çevresinde lignin, süberin birikiminden, hücresel bozulma ile hücre bölünmelerine kadar varan zararlanmaların gerçekleştiği de gözlenmiştir.

Burcu Özen
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Madımak (Polygonum cognatum Meissn.) ekstraktı kullanılarak yeşil olarak sentezlenmiş gümüş nanopartiküllerin optimizasyonu ve bazı Phytophthora türlerine karşı antifungal aktivitesi

Mevcut çalışmada, indirgeyici ajan olarak madımak (Polygonum cognatum Meissn.) bitki ekstraktları kullanılarak gümüş (Ag) nanopartiküller (NP'ler)'in mikrodalga destekli yeşil sentezi gerçekleştirilecektir. Gümüş nanopartiküllerin sentez sürecini etkileyen bağımsız değişkenleri optimize etmek için Yanıt Yüzeyi Metodolojisi (Response Surface Methodology, RSM) yöntemi kullanılacaktır. Optimum koşullarda sentez edilen AgNP'lerin seçilen spektral pik absorbans değerleri 200-700 nm dalga boyu aralığında çalışan UV-Vis spektrofotometre ile belirlendikten sonra, Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) ve Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektroskopisi (FT-IR) kullanılarak karakterize edilecektir. Sentez edilen AgNP'lerin antifungal aktiviteleri bazı Phytophthora (P. cactorum, P. capsici, P. cinnomami, P. citrophthora, P. palmivora ve P. nicotianae) türlerine karşı in vitro testler ile değerlendirilecektir. Böylece bu çalışma sonucunda sentetik fungisitlere alternatif olarak kullanılabilecek yeşil sentezlenmiş AgNP'ler ile Phytophthora türlerine karşı daha etkin ve ekonomik bir mücadele yöntemi geliştirilmeye çalışılacaktır.

Yaren Gürel
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Un biti, tribolium castaneum (herbst) (coleoptera: tenebrionidae)'un bazı baklagil unları üzerindeki gelişiminin araştırılması

Tahıl ve tahıl ürünleri insanların beslenmesinde önemli bir yere sahiptir, ancak glüten hassasiyeti olan bireylerde çölyak hastalığına yol açmaktadır. Baklagillerden elde edilen unlar, zengin vitamin, mineral ve protein içerikleri ile glütensiz diyetlerde önemli bir yer tutar. Ancak, diğer depolanmış ürünlerde olduğu gibi baklagil unlarının da kalitesini ve miktarını olumsuz etkileyen etkenlerden birisi de depolanmış ürün zararlılarıdır. Bu zararlılar arasında, un biti Tribolium castaneum (Herbst) (Coleoptera: Tenebrionidae)'da ekonomik kayıplara yol açmaktadır. Bu çalışmada, glütensiz diyetlerde yaygın olarak kullanılan bakla [Vicia faba L. (Fabaceae)], bezelye [Pisum sativum L. (Fabaceae)], börülce [Vigna unguiculata (L.) Walp. (Fabaceae)], fasulye [Phaseolus vulgaris L. (Fabaceae)], mercimek [Lens culinaris Medik. (Fabaceae)], nohut [Cicer arietinum L. (Fabaceae)] ve soya fasulyesi [Glycine max (L.) Merr. (Fabaceae)] unlarında, T. castaneum'un 65 gün sonunda döl verimi, ölüm oranı ve pupa ağırlığı laboratuvar koşullarında incelenmiştir. Çalışma sonucunda T. castaneum'un döl verimi 168.40±12.22 birey olarak en fazla nohut ununda sayılmış, ölüm oranı en fazla mercimek (%100) ile bezelye (%98±0.02) unlarında hesaplanmıştır. Elde edilen T. castaneum pupaları arasında en ağır 2.27±0.10 mg ile börülce ununda bulunmuş olup, soya fasulyesinde 2.14±0.03 mg olarak tartılan pupa ağırlığı ile arasında istatistiki fark yoktur. En hafif pupa ise 2.00±0.03 mg olarak nohut ununda tartılmıştır. Bununla birlikte, nohut ununda ölüm gözlenmemiş olup fasulye ile mercimek unlarında T. castaneum gelişimi görülmemiştir. Çalışılan baklagil unları arasında T. castaneum'un gelişimine bakıldığında en uygun konukçunun nohut unu olduğu değerlendirilmektedir. Elde edilen sonuçlara göre depolanmış baklagil unlarında T. castaneum'a karşı oluşturulacak entegre mücadele programları için temel olduğu düşünülmektedir.

BaklaBezelyeBörülce+4
Tuğba Nisa Bahat
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Ordu ili çilek üretim alanlarında bitki zararlısı ve faydalı akar türlerinin tespiti ile Phytonemus pallidus fragariae Zimmermann (Trombidiformes: Tarsonemidae) ve phytoseiid predatörlerinin yaşam çizelgesi ve biyolojik mücadele olanaklarının araştırılması

Fragaria ×ananassa, çilek, Rosaceae familyasından çok yıllık bir bitkidir. Phytonemus pallidus fragariae (Trombidiformes: Tarsonemidae), çilekte zararlı bir akar türüdür. Neoseiulus californicus (Mesostigmata: Phytoseiidae) önemli predatör akar türlerinden biridir. Bu çalışma temel olarak, Ordu ili kültür ve yabani çilek alanlarındaki akar türlerinin tespiti ile P. p. fragariae ve N. californicus'un yerli ve ticari popülasyonlarının yaş ve döneme özgü, iki eşeyli yaşam çizelgesi parametreleri ve P. p. fragariae'nin biyolojik mücadele olanaklarını belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Bu kapsamda 2021-2024 yılları arasında Ordu ilinin 13 ilçesinde, yabani ve kültür çilek alanlarında sörvey çalışmaları gerçekleştirilmiştir. P. p. fragariae ile N. californicus'un yerli (NCY) ve ticari (NCT) popülasyonlarının yaş ve döneme özgü, iki eşeyli yaşam çizelgesi parametreleri Albion, Monterey ve San Andreas çilek çeşitleri üzerinde belirlenmiştir. Ayrıca aynı çeşitlerin yapraklarında non-glandular ve glandular trikomların sayı ve uzunlukları da tespit edilmiştir. P. p. fragariae'nin yaprak yaşı, yüzeyi ve kısımlarına göre dağılımı ile trikomların ilişkisi de saptanmıştır. Ayrıca, 2023 ve 2024 yıllarında Albion, Monterey ve San Andreas çilek çeşitleri üzerinde, P. p. fragariae mücadelesinde ticari ve yerli N. californicus'un 1:10 ve 1:20 (Avcı: Av) salım oranlarında etkinliği araştırılmıştır. Araştırma sonucunda kültür ve yabani çilek alanlarında 9 familyaya ait toplam 35 farklı akar türü tespit edilmiştir. En yoğun ve yaygın bitki zararlısı tür P. p. fragariae olurken, en yoğun ve yaygın predatör tür N. californicus olmuştur. Çalışma süresince yabani çileklerde herhangi bir P. p. fragariae bireyine rastlanılmamıştır. Örneklenen kültür çilek alanlarının %42.8'inin P. p. fragariae ile bulaşık olduğu belirlenmiştir. Zararlı en fazla genç yapraklarda bulunmuş, bunu sırasıyla meyve, çiçek ve orta yaşlı yapraklar izlemiştir. Akarın yaşlı yaprakları tercih etmediği görülmüştür. Yaşam çizelgesi sonuçlarına göre, P. p. fragariae'nin ergin öncesi toplam gelişme süresi, dişi bireylerin yaşam süreleri, ortalama döl süresi en uzun Albion çeşidinde bulunmuştur. N. californicus'un ticari ve yerli popülasyonunun ergin ömrü, ovipozisyon süresi ve dişi başına bırakılan yumurta sayıları en yüksek Albion'da belirlenmiştir. NCT'nin biyolojik performansı her üç çilek çeşidinde NCY'ye göre daha yüksek bulunmuştur. Hem P. p. fragariae'nin hem de predatörlerin net üreme gücü (R0), kalıtsal üreme yeteneği (r) ve üreme gücü sınırı (λ) açısından çilek çeşitleri arasında farklılık bulunmamıştır. Trikom yoğunluğu ile P. p. fragariae sayısının pozitif ilişkili olduğu belirlenmiştir. Ancak trikom uzunluğu ile P. p. fragariae sayısı negatif ilişkilidir. Biyolojik mücadele çalışmaları, N. califronicus'un 1:10 ve 1:20 salım oranlarında P. p. fragariae popülasyonunu etkili bir şekilde kontrol edebildiğini göstermiştir. Etkinlik açsından gerek ticari ve yerli popülasyonlar gerekse çilek çeşitleri arasında istatistiki bir farklılık yoktur. Çalışma sonuçlarının çilek yetiştirilen alanlarda örnekleme ve mücadele programlarının oluşturulması açısından oldukça önemli olduğu düşünülmektedir.

Fitofag akarlarPhytoseiidaeÇilek
Mete Soysal
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Fındıkta tahripkar külleme hastalığı etmeni Erysiphe corylacearum'un bazı çevre dostu ürünler ile mücadelesi üzerinde çalışmalar

Bu çalışma, fındıkta E. corylacearum'un neden olduğu külleme hastalığına karşı, bitki hastalıklarıyla mücadelede çevre dostu olarak bilinen ürünlerden Kekik uçucu yağı, Laminarin içeren ticari bir ürün (Laminar), Bacillus subtilis içeren ticari bir ürün (Serenade), Kitosan içeren bir formülasyon (Chitligsan) ve Süt (Pınar)'ün etkinliğini belirlemek amacıyla sera ve laboratuvar koşullarında yürütülmüştür. Bu ürünlerle karşılaştırma yapabilmek için hastalığa karşı ülkemizde ruhsatlı klasik fungisitlerden biri Collis SC kullanılmıştır. Ürünler Program A (yapay inokulasyon öncesi koruyucu bir uygulama ile başlayan program) ve Program B (yapay inokulasyon sonrası ilk belirtiler görüldükten sonra ilk uygulamaların yapıldığı program) olarak iki ayrı program dahilinde yürütülmüştür. Laboratuvar çalışmasında ise yaprak diskleri üzerinde, ürünlerin farklı dozlarının konidi çimlenmesini engelleme oranları ve konidi çimlenmesini %50 düzeyinde engelleyen etkili konsantrasyonları (EC50) hesaplanmıştır. İlk değerlendirme tarihinde Program A'da Collis %97.82 etkinlik derecesine sahipken bunu istatiksel olarak aralarında fark olmayan Laminarin (%59.96) ve Kekik uçucu yağı (%59.94) izlemiştir. B. subtilis (%53.85), Süt (%41.83) ve Kitosan (%32.31) etkinlik açısından Collis'den farklı ve kendi aralarında aynı istatistiki grup içerisinde yer almıştır. Program B'de ise en yüksek etkili Collis'i (%90.94) B. subtilis (%70.24) ve Kitosan (%52.66) izlemiştir. İkinci değerlendirme tarihinde Program A'da en düşük değerli Kitosan (%43.33) haricindeki uygulamalar en yüksek etkinlik değerli Collis (%97.61)'den farklı bulunmamışlardır. Program B'de Kitosan (%76.88) ve B. subtilis (%74.52), Collis (%77.62) ile aynı etkinlik grubunda yer almışlardır. Etkinlikler açısından, Program A ve Program B sadece ikinci değerlendirme tarihindeki Süt uygulamasında farklılık göstermiş olup (sırasıyla %66.28 ve %19.68) diğer uygulamalar açısından benzer sonuçlar vermiştir. Laboratuvar çalışmasında farklı dozlarda Kekik uçucu yağı %83.41- %92.01, Kitosan %39.00-%68-27, Süt %32.51-%72.62, B. subtilis ise %75.99 - %88.89 ve Laminarin %40.01-%69.64 oranında konidi çimlenmesini engellemiş, ürünlerin dozları arttıkça konidi çimlenmesini engelleme oranında da artış gözlenmiştir. Ürünlerin EC50 değerleri kekik uçucu yağı için 0.02 µL/mL, Kitosan için 0.22 mL/mL, Süt için 0.07 mL/mL, B. subtilis için 0.001 mL/mL ve Laminarin için 0.43 µL/mL olarak tespit edilmiştir.

Ecem Kaya
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Fındıkta botrytıs cınerea ve trıchothecıum roseum'a karşı bazı bitki uçucu yağlarının ın vıtro antifungal etkinliklerinin belirlenmesi

Botrytis cinerea ve Trichothecium roseum fındıkta özellikle meyve ve çotanaklarda hastalık oluşturarak verim ve kalite kayıplarına neden olmaktadır. Bu çalışmada kekik (Thymus vulgaris L.), nane (Mentha piperita L.), lavanta (Lavendula angustifolia Mill.), adaçayı (Salvia officinalis L.) ve defne (Laurus nobilis L.) uçucu yağlarının söz konusu bu etmenlere karşı hem değme hem de buhar fazında antifungal etkileri in vitro koşullarda araştırılmıştır. Bitki uçucu yağlarının buhar fazında misel gelişimi ve konidi çimlenmesi üzerine etkilerinin belirlenmesi için 15, 30, 60, 90, 120 μL/petri dozları kullanılırken, değme etkilerinin belirlenmesi için ise 1, 2, 4, 6, 8 μL/ml dozlar kullanılmıştır. Kekik uçucu yağı için iki alt doz daha (buhar fazı için 3.75 ve 7.5 μL/petri, değme etkisi için 0.25 ve 0.50 μL/ml) denemeye katılmıştır. Uçucu yağların fungusların misel gelişimi ve konidi çimlenmesini engelleme oranları (%) ve sonrasında EC50 değerleri hesaplanmıştır Rutin 5 dozda her uygulamada %100 etkinlik gösteren kekik uçucu yağı B. cinerea konidi çimlenmesine 3.75 μL/petri dozunda da yine %100 değme etkinliği göstermiştir. Defne uçucu yağının her iki etmenin konidi çimlenmesini değme fazında engellemedeki etkinliği en yüksek dozlarda %100 olurken buhar fazında ise 3. dozlarda en yüksek etkinlik sağlanmıştır. Lavanta değme etkisinde T. roseum konidi çimlenmesini 3. dozda engellerken B. cinerea için 5. dozda etkinlik %92.33 olmuş misel gelişimleri açısından ise her iki fazda da 3. dozlarda %100 etkinlik tespit edilmiştir. Nane uçucu yağı ilk 2 dozda hem değme hem de buhar fazında %100 etkinlik gösterirken konidi çimlenmesine etkinliği de 2. dozda %100'e ulaşmıştır. Adaçayı uçucu yağı diğer yağlara oranla etkinlik açısından daha düşük değerler vermiştir ancak en yüksek dozda tüm uygulamalarda %100 etkinliğe ulaşılmıştır. Her iki etmenin misel gelişimini engellemede buhar fazında kekik ve nane uçucu yağları düşük dozlarda bile yüksek etkinlik gösterdiği için EC50 değeri hesaplanamazken, bu değer konidi çimlenmesi açısından sırasıyla B. cinerea için 3.30 ve 3.09, T. roseum için 0.07 ve 3.96 olarak belirlenmiştir. Değme fazında kekik uçucu yağının her iki etmenin misel gelişimi açısından EC50 değerleri sırasıyla 0.18 ve 0.14 μL/ml iken konidi çimlenmesi için de değerler hesaplanamamıştır. Buhar fazında nane uçucu yağının B. cinerea'nın misel gelişimi ve konidi çimlenmesi açısından EC50 değerleri hesaplanamazken diğer uçucu yağlar için bu değerler 2.26-6.20 olarak belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Botrytis cinerea, Trichothecium roseum, Uçucu Yağlar, Fındık

Fındık
İrem Öztaş
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Oryzaephilus mercator (Fauvel) ve oryzaephilus surinamensis (L.) (coleoptera: silvanidae)'in laboratuvar koşullarında bazı tropikal kuru meyvelerdeki gelişimi üzerine araştırmalar

Yapılan çalışmada, depo zararlısı türler olan Oryzaephilus mercator (Fauvel) ve Oryzaephilus surinamensis (L.) (Coleoptera: Silvanidae)'nin bazı tropikal meyve kurularında (ananas, mango, muz) laboratuvar ortamında gelişimi araştırılmış ve önemli biyolojik parametreleri ortaya konulmuştur. Denemeler, 27 ± 1 °C sıcaklık, %70 ± 5 orantılı nemde 16:8 saat aydınlık: karanlık koşullar altında iklim dolaplarında yapılmıştır. Besin denemeleri, her bir besin için beşer adet ergin erkek ve dişi birey olmak üzere beş çiftten oluşan deneme kaplarında yürütülmüştür. Denemelerde 0-15 günlük erginler kullanılmıştır. Her besin için her bir kap 65 günün sonunda kontrol edilmiştir. Çalışma sonucunda, en fazla yumurta sayısı, 24.00±2.44 adet ile O. surinamensis'in kurutulmuş muzda beslenmesi sonucu bulunmuştur. En az yumurta sayısı ise 0.57±0.30 adet ile O. mercator'da kurutulmuş mangoda kaydedilmiştir. En fazla larva sayısı, 92.00±8.21 adet ile O. surinamensis'te kurutulmuş mangoda, daha sonra 90.86±5.70 adet kuru mangoda beslenen O. mercator'da, en az larva sayısı ise 1.33±0.42 adet ile yine O. surinamensis'te kurutulmuş muzda görülmüştür. En fazla pupa sayısı O. surinamensis'te 22.50±1.75 adet ile kurutulmuş mangoda, en az 0.33±0.21 adet ile yine O. surinamensis'te muzda tespit edilmiştir. En fazla dişi birey sayısı, 38.00±4.19 adet ile O. mercator'un muz kurusunda beslenmesi ile bulunurken; en az dişi birey sayısı 3.67±0.99 adet ile O. surinamensis'in muz kurusu konukçusunda kaydedilmiştir. En fazla erkek birey sayısı, 35.86±4.20 adet ile O. mercator'da muz kurusunda, en az erkek birey sayısı ise 4.83±0.98 adet ile O. surinamensis'te muz kurusunda gözlenmiştir. Oryzaephilus mercator'un toplam döl veriminde en fazla 167.43±9.44 adet ile mangoda, en az ise 90.71±9.13 adet ile ananasta elde edilmiştir. Takiben, O. surinamensis'in toplam döl verimi en fazla 177.00±5.79 adet ile mango kurusunda, en az ise 34.17±2.89 adet ile muz kurusunda kaydedilmiştir. En yüksek ölüm oranı %25.86±7.92 ile O. surinamensis'te muz kurusunda; en düşük ise %1.51±0.53 ile aynı türde mango kurusunda kaydedilmiştir. O. mercator'da ise en yüksek ölüm oranı %4.63±1.09 ile muzda, en düşük %2.61±1.17 ile mangoda gözlenmiştir. Pupa ağırlıkları, her iki türde de eşey gözetilmeksizin incelenmiş ve istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Bununla birilikte, O. mercator'da en fazla tüketim mangoda (1.6596±0.0786 g), en az ananasta (1.5819±0.1620 g) gözlenmiştir. Ayrıca, O. surinamensis için en fazla tüketim 1.4268±0.0637 g ile mangoda, en az ise 0.3773±0.0202 g ile muzda kaydedilmiştir. Atık miktarları, O. mercator'da en fazla 0.5089±0.0658 g ile muzda, en az ise 0.3074±0.0254 g ile ananasta elde edilmiştir. O. surinamensis'te ise en fazla 0.2226±0.0181 g ile ananasta, en az ise 0.0345±0.0215 g ile mangoda bulunmuştur. Bu sonuçlar, her iki türün biyolojik gelişim parametrelerinin hem türe hem de besin çeşidine göre anlamlı şekilde farklılık gösterdiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca, muz kurusunun, O. mercator'da O. surinamensis'e göre daha fazla tüketim ve atık miktarıyla uygun bir konukçu olduğunu, O. surinamensis için ise yüksek ölüm oranı, daha az tüketim ve atık miktarının meydana geldiği bir besin kaynağı olduğunu göstermektedir.

AnanasGelişimMango+1
Fatma Gürgün
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Tuta absoluta (Meyrick) (Lepidoptera: Gelechiidae)'ya bazı Bacillus thuringiensis subsp. kurstaki ırklarının etkinliği üzerine araştırmalar

Son yıllarda domatesin ana zararlılarından olan Domates güvesi (Tuta absoluta (Meyrick) (Lepidoptera: Gelechiidae)) ile mücadelede sentetik kimyasalların yaygın ve yoğun kullanımı direnç, kalıntı vb. gibi çeşitli sorunları da beraberinde getirmektedir. Bu sorunları minimize edebilmek amacıyla, biyoinsektisitler önemli alternatifler olmuşlar ve ülkemizde de tüketimlerinde artış görülmüştür. Tamamı ithal olan bu biyopreparatlar yerine, yerel biyopreparatların kullanım olanaklarını araştırmak amacıyla yapılan bu çalışmada, Prof. Dr. Recep Kotan (Erzurum Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Bitki Koruma Bölümü) tarafından etkili olma potansiyeli yüksek olduğu belirtilerek gönderilen yerel bir Bacillus thuringiensis subsp. kurstaki ırkı ve kıyaslama amacıyla da farklı ırkları içeren Delfin ve Rebound isimli ticari preparatlar kullanılmıştır. Deflin ve Rebound isimli ticari preparatlar sırasıyla 0,02-1 g/l ve 0,2-2 g/l doz aralıklarında, yerel izolat ise %1-25'lik doz aralığında, Domates güvesinin ikinci dönem larvaları üzerinde denenerek LC değerleri, önerildikleri dozlarda da pratikteki etkileri laboratuvar koşullarında belirlenmeye çalışılmıştır. Yapılan denemeler sonucunda, Delfin için LC50 ve LC90 değerlerinin sırasıyla 60 ve 1780 ppm, Rebound için ise söz konusu değerlerin sırasıyla 433 ve 19441 ppm olduğu belirlenmiştir. Yerel izolatın ise, en yüksek dozda (% 25) da beklenen etkiyi göstermediği ve pratikte kullanılma şansı olmadığı tespit edilmiştir.

Elif Şule Çatalbudak
Ege University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Bazı Tobamovirus üyelerinin domates ve biber tohum örneklerinde bulunma oranlarının, tohumdan fideye geçiş ve bitkide yayılma durumlarının tespit edilmesi

Çalışmada kullanılmak üzere ülkemizdeki tohum kuruluşlarından 60 biber tohum örneği (50 standart, 10 hibrit) ve 64 domates tohum örneği (24 standart, 40 hibrit) temin edilmiş ve bu örnekler DAS-ELISA ile tohumla taşındığı bilinen etmenlere karşı testlenmiştir. Hibrit domates tohum örneklerinde ToMV enfeksiyonu %19,25, TMV enfeksiyonu ise %20 olarak belirlenmiştir. Standart domates çeşitlerine ait tohum örneklerinde ToMV enfeksiyonu %41,66, TMV+ToMV enfeksiyonu ise %20,83 olarak tespit edilmiştir. Hibrit biber tohum örneklerinden sadece 1 tanesinde ToMV saptanmış olup, standart biber tohumu örneklerinde TMV bulunma oranı %4, ToMV bulunma oranı %12 olarak belirlenmiştir. Testlenen bu tohumlardan yüksek oranda ToMV ile enfekteli standart domates tohumu ve TMV ile enfekteli standart biber tohumu örnekleri, tohumdan fideye geçiş durumlarının belirlenmesi amacıyla seçilmiştir. Yürütülen DAS-ELISA testleri sonucunda, enfekteli tohumlardan gelişen fidelerde ToMV veya TMV enfeksiyonu tespit edilememiştir. TMV ve ToMV etmenlerinin biber ve domates bitkilerinde yayılma durumlarının belirlenmesi çalışmalarında daha önceden izole edilen ToMV domates izolatı ve TMV biber izolatı kullanılmış ve denemeler 4 tekerrürlü olarak tesadüf parselleri deneme desenine göre yürütülmüştür. Değişik günlerde standart ve hibrit domates ve biber bitkilerinin değişik kısımlarından alınan örnekler DAS-ELISA testlerine tabi tutulmuş ve elde edilen veriler istatistiki olarak değerlendirilmiştir. Yapılan değerlendirmeler sonucunda, standart domates ve biber bitkilerinden elde edilen sonuçların, literatürle paralellik gösterdiği saptanmıştır. Ancak, hibrit domates ve biber bitkilerinde virüs enfeksiyonu oldukça düşük konsantrasyonlarda tespit edilmiştir. Ayrıca, hibrit domates ve biber bitkilerinde virüs enfeksiyonunun sınırlı düzeyde yayılabildiği belirlenmiş olup, bunun çeşit özelliklerinden kaynaklandığı düşünülmektedir.

Bitki virüsleriTütün mozaik virüsü
Müge Ergün
Ege University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Kirazda bakteriyel kansere neden olan etmenlerin moleküler tanısı ve mücadelesine yönelik biyolojik yaklaşımlar

Pseudomonas syringae pv. syringae (Pss) ve Pseudomonas syringae pv. morsprunorum (Psm ırk-1/Psm ırk-2)'un neden olduğu "Bakteriyel Kanser ve Zamklanma Hastalığı'', ülkemizde kiraz yetiştiriciliği yapılan alanlarda önemli düzeyde ürün ve verim kayıplarına neden olmaktadır. Bu tez çalışmasında, İzmir ili ve çevresinde kiraz yetiştiriciliği yapılan yerlerde, bakteriyel kanser belirtisi gösteren bitkilerden alınan örneklerden patojen bakteriler izole edilmiştir. Patojenlerin kesin tanısı, LOPAT (Levan, Oksidaz, Pektinolitik aktivite, Arginin dehidrolizasyonu, Tütünde aşırı duyarlılık reaksiyonu), GATTa (Jelatinin hidrolizi, Aesculin hidrolizi, Tyrosinase aktivitesi, Tartaric asit kullanımı) testleri gibi klasik yöntemler ve patojen bakteriler için ayırt edici olan toksin üretiminden sorumlu gen bölgelerine [syringomisin (SyrB), koronatin (cfl) ve yersinibaktin (irp1)] özgü primer setleri kullanılarak yapılan klasik-PCR yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Tanısı yapılan patojenlere karşı, bakteriyofajlar ve yararlı bakteri (YB)'ler kullanılarak iklim odası koşullarında biyolojik savaş çalışmaları yürütülmüştür. Bakteriyel kanser belirtisi gösteren kiraz bahçelerinden alınan 44 hastalıklı bitki örneğinden 11 patojen bakteri izole edilmiştir. Tanı testleri sonucunda izolatların 10 tanesi Pss olarak tanılanmıştır. YB'ler ve bakteriyofajlar ile mikroçoğaltım kiraz bitkileriyle yapılan iklim odası çalışmalarında, Pss ile inokule edilen kontrol bitkilerinde hastalık şiddeti % 48,1 saptanmıştır. Pss inokulasyonundan 10 gün sonra, YB uygulamalarının % 30'u ve bakteriyofaj uygulamalarının % 66'sı hastalık şiddetini pozitif kontrole göre, % 50'nin üzerinde azaltmıştır.

Mustafa Akbaba
Ege University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

N-açil-homoserin lakton moleküllerinin hıyarda (Cucumis sativus L.) bitki gelişimi ve konukçu-patojen ilişkileri üzerine etkileri

Patojen ya da simbiyotik bakteriler ökaryotlar ile etkileşimleri sırasında grup aktivitelerini quorum algılama diye adlandırılan bir mekanizma ile düzenlerler. Birçok Gram negatif bakteri, N-açil-homoserin lakton moleküllerini iletişim için kimyasal sinyaller olarak kullanmaktadır. Bu tez çalışması kapsamında hıyar (Cucumis sativus L.) bitkilerinin AHL moleküllerini tanıdığı ve bu moleküllere açil zinciri uzunluğuna bağlı olarak cevap oluşturduğu ortaya konmuştur. N-hexanoyl-L-homoserin lakton (C6-HSL) primer kök uzamasını, N-3-oxo-decanoyl-L-homoserin lakton (oxo-C10-HSL) ise yanal kök ve kök tüyü gelişimini teşvik ederek bitki büyümesini arttırmıştır. Uzun karbon zincirine sahip N-3-oxo-tetradecanoyl-L-homoserin lakton (oxo-C14-HSL) ile yapılan kök uygulaması Pseudoperonospora cubensis ve Pseudomonas syringae pv. lachrymans'a karşı bitki sistemik dayanıklılığını uyarmıştır. AHL molekülleri sekonder bir stres ortaya çıkana kadar bitkinin temel metabolizması üzerinde bir değişime neden olmamıştır. Oxo-C14-HSL ön uygulaması yapılan bitkiler P. cubensis ile inokule edildiğinde ön uygulama yapılmamış kontrol bitkilerine göre daha fazla kalloz, lignin ve hücre duvarı ilişkili fenolik bileşikler biriktirmiştir. Ayrıca priming uygulaması yapılan bitkilerde enfeksiyondan sonra H2O2, O2- birikiminde ve savunma ilişkili enzim aktivitesinde artış görülmüştür. Bu veriler AHL ilişkili savunmada hücre duvarının güçlendirilmesi gibi fiziksel ve savunma ile ilişkili enzimlerin birikimi gibi kimyasal savunma faktörlerinin görev aldığını göstermektedir. Gen ifadesi sonuçları, AHL ilişkili savunmanın hem SA hem de JA ilişkili olabileceğini göstermektedir

Sercan Pazarlar
Ege University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Yabancı ot mücadelesinde malç uygulamalarının etkisi: Söke Ovasında pamuk tarlası örneği

Yabancı otlar, konvansiyonel tarımda en çok pestisit kullanılan, diğer tarım şekillerinde işçilik maliyeti oluşturan sorunlardan birisi olmuştur. Son yıllarda artan herbisit kullanımı nedeniyle, organik tarım yapmak isteyen üreticilere kültürel önlemler dışında pek fazla seçenek sunulmaması, bilim adamlarını ve çiftçileri arayışa sürüklemiştir. Bu çalışma, Aydın'ın Söke İlçesinde 2014 ve 2016 yıllarında pamuk üretim döneminde 12 karakter (kontrol, pendimethalin, hızar talaşı, pamuk küspesi, zeytin pirinası, buğday samanı, ponza taşı, sera örtüsü, PVC şeffaf, PVC siyah, jüt çuval, el çapası) ve 4 tekerrürlü olarak tesadüf blokları deneme desenine göre kurulmuştur. Denemede damla sulama sistemi kullanılmıştır. Organik malç materyalleri kendi içinde değerlendirildiğinde, ilk yıl (2014) %21-36 arasında farklı oranlarda yabancı otlara etki saptanmıştır. Ponza taşı % 36 etkili olurken, en düşük etki % 21 ile pamuk küspesinde görülmüştür. İlk yıl çapa uygulamasında ise, %97 etki belirlenmiştir. İnorganik malç uygulamaları içinde ise ilk yıl en yüksek etki % 65 ile jüt çuvalda görülürken, en az etki % 54 oranında sera örtüsü uygulamasında görülmüştür. İkinci yıl (2016) uygulamalarımızda ise organik malç uygulamaları içinde en iyi etki % 82 ile hızar talaşında saptanırken, en düşük etki oranı % 52 ile zeytin pirinasında bulunmuştur. Pamuk küspesi ise etkisiz bulunmuştur. İnorganik malç materyalleri içinde ise en yüksek etki % 89 ile PVC şeffaf'da görülürken, en düşük etki % 62 ile jüt juval'da saptanmıştır. İkinci yılda çapa uygulaması % 79 oranında etkili olmuştur. Genel olarak baktığımızda, en yüksek etki görülen uygulamalarımız ilk sene çapa (%97), ikinci sene ise PVC şeffaf (%89) olmuştur. İlk yıl pendimethalin %3 oranında, ikinci yıl ise sera örtüsü %15 oranında, pamuk verimini arttırmıştır. Üreticilere bazı yabancı otlara etkililiği, uygulama kolaylığı ve her yerde bulunabilirliği açısından, ponza taşı, yabancı ot tohumları yok edilmiş pamuk küspesi, iki yıl arka arkaya uygulanmamak koşulu ile zeytin pirinası ve PVC siyah polietilen örtünün, daha büyük alanlarda ve organik pamuk yetiştirmek isteyen üreticilerimiz için dikkate alınabilir olacağı düşünülmektedir.

Mücahit Kıvrak
Ege University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Leptinotarsa decemlineata Say (Coleoptera: Chrysomelidae)'nın beslenme davranışına farklı aç kalma sürelerinin etkisi

Bu çalışmada, Leptinotarsa decemlineata (Say) (Coleoptera: Chrysomelidae)'nın beslenme davranışına aç kalma sürelerinin etkisini belirlemek amaçlanmıştır. Denemeler sıcaklığın 25±1ºC, orantılı nemin %55±5 olduğu 16 saat aydınlık 8 saat karanlık koşulların sabit tutulduğu iklim odasında gerçekleştirilmiştir. Beslenme davranışı ile ilgili denemeler L. decemlineata'nın her biyolojik döneminde 1 bireyde yapılmıştır. Her denemede 1 birey bir tekerrür kabul edilmiş ve deneme 10 tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Aynı biyolojik dönemler farklı aç kalma sürelerine göre değerlendirilmiştir. Yapılan gözlemler sonucunda toplam beslenme süresi, beslenmeden geçen toplam süre, bir beslenmenin ortalama süresi ve öğün sayısı belirlenmiştir Elde edilen sonuçlara göre birinci larva dönemine ait bireylerin toplam beslenme süresi 2.101,20±155,36 sn ile en fazla 4 saat aç bırakıldıklarında kaydedilmiştir. Bu süre ikinci larva döneminde 2022,70±150,29 sn ile 4 saat aç bırakıldıklarında, üçüncü larva döneminde 2357,10±195,52 sn ile 8 saat aç bırakıldıklarında, dördüncü larva döneminde 3221,60±85,28 sn ile 8 saat aç bırakıldıklarında gözlemlenmiştir. Ergin bireylerde ise toplam beslenme süresi en fazla preovipozisyon döneminde 817,10±182,97 sn ile 12 saat aç bırakıldıklarında, ovipozisyon döneminde 705,90±175,90 sn ile 8 saat aç bırakıldıklarında ve genç erkek bireylerde 1289,70±224,48 sn ile 12 saat aç bırakıldıklarında kaydedilmiştir. Elde edilen verilere göre beslenme davranışı çalışmalarında 8 saat aç bırakmanın yeterli olabileceği düşünülmektedir. Anahtar sözcükler: Leptinotarsa decemlineata, aç kalma süresi, beslenme davranışı, patates

Kader Yılmaz
Ege University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çeşme (İzmir) ilçesi kavun ekiliş alanlarında Aulacophora foveicollis (Lucas) (Coleoptera:Chrysomelidae)'in bulaşma oranı ve populasyon değişimi üzerinde araştırmalar

Bu çalışmada 2015 yılında İzmir ili Çeşme ilçesinde kavun tarlalarında, kavun bitkisinde zarar yapan Aulacophora foveicollis (Lucas) (Coleoptera: Chrysomelidae)'in bulaşma oranı ve populasyon değişimi araştırılmıştır. A. foveicollis'in bulaşma oranı Çeşme ilçesinin Alaçatı, Çiftlik, Germiyan, Ildırı ve Ovacık mahallelerinde yaklaşık 1 dekarlık tarlalarda yapılmıştır. Bitkinin fide dönemi, çiçeklenme dönemi ve hasat dönemi olmak üzere 3 farklı döneminde yapılan araştırmada zararlının yumurta, larva ve pupa dönemlerine rastlanmamış olup, ergin bireylere rastlanmıştır. Ayrıca her dönemde, her mahallede, bütün tarlaların bulaşma oranının %100 olduğu tespit edilmiştir. Populasyon değişimi için Çiftlik ve Ovacık mahallelerinde, her iki mahallede de ayrı ayrı yaklaşık 1 da. olan 4'er tarlada haftada 1 kez sayım yapılmıştır. Sayımlara 14.05.2015 tarihinde başlanmış 30.09.2015 tarihinde sonlandırılmıştır. Sayımlarda tarlanın tamamını temsil edecek 25 adet bitki seçilmiş ve A. foveicollis yumurtaları toprakta, bitkinin kök kısmına yakın yerlerde aranmış, larva ve pupa dönemlerine ait bireyler ise bitki kökleri köke zarar vermeden hafifçe açılarak araştırılmıştır. Ergin birey populasyonunun 14 Mayıs 2015'ten 10 Haziran 2015'e kadar arttığı, 10 Haziran 2015'ten sonra düşüşe geçtiği görülmüştür. Yapılan haftalık sayımlarda 4 Eylül 2015'ten 30 Eylül 2015'e kadar zararlının ergin birey sayısında tekrar artış tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Aulacophora foveicollis, Kavun kızıl böceği, kavun, bulaşma oranı, populasyon değişimi, Çeşme.

Esin Saygılı
Ege University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bazı QoI- fungisitlerin zeytin halkalı leke (Spilocaea oleagina (cast.) Hughes) hastalığının mücadelesindeki etkinliklerinin geleneksel ve elektrostatik ilaçlama teknikleri ile belirlenmesi

Genel olarak Türkiye'de zeytin halkalı leke hastalığına karşı şu anda ruhsatlı fungisitler ile hastalığı etkili şekilde kontrol etmek oldukça zordur. Ancak, dünyadaki araştırmalarda bazı sistemik fungisitlerin kullanımından ümitvar sonuçlar elde edildiği bildirilmektedir. Ayrıca, modern ilaçlama tekniği olarak elektrostatik püskürtmenin özellikle zeytin ve turunçgil gibi mumsu yaprak ve meyve yapısına sahip ürünlerin ilaçlanmasında geleneksel püskürtme metoduna göre çok daha iyi kaplama ve biyolojik etkinlik sağlayabildiği bilinmektedir. Bu araştırmada, hem sistemik hem de sistemik olmayan fungisitlerin elektrostatik püskürtme tekniği ile kullanılması hem hastalığın mücadelesinde hem de yaprak kaplama oranında en düşük sürüklenme oranı ile en başarılı bulunmuştur. Fungisitler arasında ise elektrostatik püskürtme ile uygulandıklarında boscalid 25.2% + pyraclostrobin 12.8% uygulaması %91.26 etki ile en etkili saptanmış, bunu sırasıyla % 84.10 ve %80.17 etki ile 124 g/L metalik bakıra eşdeğer bordo bulamacı ve diğer bir sistemik fungisit olan trifloxystrobin izlemiştir. Geleneksel püskürtme yönteminde ise, en etkili sonuçlar sırasıyla %76.86 etki oranı ile boscalid %25.2 + pyraclostrobin %12.8 uygulamasından alınmış, 124 g/L metalik bakıra eşdeğer bordo bulamacı uygulaması %71.23 etkili olurken trifloxystrobin hastalığın kontrolünde ortalama %65.61 etkili bulunmuştur. Sonuç olarak, Türkiye'de ilk kez kinon dışı engelleyici (QoI) etki mekanizmasına sahip sistemik fungisitler elektrostatik püskürtme tekniği ile zeytin halkalı leke mücadelesinde zeytin bahçesinde başarılı bir şekilde kullanılmıştır. Elde edilen verilere göre, zeytin halkalı leke hastalığının mücadelesinde elektrostatik pükürtme tekniği ile uygulanan boscalid %25.2 + pyraclostrobin %12.8 aktif maddeli sistemik fungisit ortalama %91.26 biyolojik etkinlik ile hastalığı etkili bir şekilde kontrol edebildiği saptanmıştır. Bu bulgular, yakın gelecekte zeytinin bu majör hastalığının pratikte etkili mücadelesinde diğer potansiyel sistemik fungisitlerin değerlendirilmesi için ışık tutabilecektir.

Ramazan Coşkun
Ege University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Plodia interpunctella (Hübner) ve Ephestia kuehniella Zeller (Lepidoptera: Pyralidae) ile mücadelede mikrodalga enerjisinin kullanımı

Kimyasal mücadeleye alternatif olan mikrodalga enerjisinin depo zararlılarından Plodia interpunctella (Hübner, 1813) ve Ephestia kuehniella Zeller, 1879 (Lepidoptera: Pyralidae) türlerinin bazı biyolojik dönemleri üzerine etkinliğinin saptanması bu çalışmanın konusunu oluşturmuştur. Çalışma kapsamında denemeler laboratuvar koşullarında ev ve sanayi tipi mikrodalga enerjisi üreten cihazlarla yürütülmüştür. Ev tipi mikrodalgada 200, 400 ve 600W dozları ile 10, 15, 20 ve 25sn uygulama süreleri denemelerde kullanılmıştır. Sanayi tipi mikrodalgada ise 800, 3200 ve 5600W dozu ile 0.04, 0.05 ve 1m/sn hızları kullanılmıştır. Plodia interpunctella yumurtalarında 200W 20sn; birinci ve beşinci dönem larva için 400W 25sn; pupa ve ergin dönemi için 400W 20sn uygulamalarında %100 ölüm saptanmıştır. Zararlının çalışmalarda kullanılan farklı biyolojik dönemlerine etki eden mikrodalga uygulaması ise 400W 25sn olarak belirlenmiştir. Ephestia kuehniella yumurta ve ergin dönemi için 200W 15sn; birinci larva dönemi için 400W 10sn; beşinci larva dönemi ve pupa için 200W 20sn uygulamalarında %100 ölüm elde edilmiştir. Farklı biyolojik dönemlerde %100 ölüm elde etmek için 15sn sürede 400W mikrodalga enerjisi gerekmiştir. Kuru üzüm ve kuru kayısıda 600W dozunda her iki türün deneme yapılan biyolojik dönemlerinde, tüm sürelerde %100 ölüm meydana gelmiştir. Kuru üzümde ve kuru kayısıda, iki zararlı türün farklı biyolojik dönemlerine uygulanan 200W uygulama gücünde uygulama süresi arttıkça ölüm oranlarında artış meydana geldiği gözlenmiştir. 200W dozunun etkinliği 400W dozuna göre daha az etkili olduğu bulunmuştur. Sanayi tipi mikrodalga denemelerinde ise etkili bir sonuç elde edilememiştir. Sorunun mikrodalga cihazının tasarımı depo zararlıları için uygun olmadığından kaynaklandığı düşünülmüştür.

Beril Korku
Ege University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Manisa ili çekirdeksiz üzüm bağlarında ölükol hastalığı etmeni Phomopsis viticola izolatlarının bakırlı bileşiklere karşı duyarlılıkları üzerinde araştırmalar

Phomopsis viticola, dünyanın bağ yetiştiriciliği yapılan bölgelerinde, asmanın çubuk ve yapraklarında zarara neden olan ölükol hastalığının etmenidir. Son yıllarda üreticiler ölükol hastalığının yönetiminde kullanılan geleneksel bakırlı bileşiklerin etkinliğinde azalma olduğunu bildirmişlerdir. Bu çalışmada P. viticola'nın 29 farklı lokasyona ait izolatları bakır sülfat ve bakır hidroksit duyarlılığı açısından test edilmiştir. P. viticola izolatları Manisa (Turgutlu, Salihli, Alaşehir, Sarıgöl lokasyonlarını kapsayan 50 farklı bağdan 29 izolat elde edilmiştir)'daki Sultani Çekirdeksiz (Vitis vinifera L.) bağ alanlarında hastalık belirtilerinin görüldüğü çubuklardan elde edilmiştir. Etmenin duyarlılığını test edebilmek için miselyal gelişim alanı ölçülmüş ve bu değerlerden EC50 ve MIC değerleri hesaplanmıştır. 29 izolatın minimum engelleyen konsantrasyon (MIC) değerleri bakır sülfat için 1 ile 6 mM, bakır hidroksit için ise 10 ile 20 mM arasında bulunmuştur. İncelenen izolatlarda miselyal gelişimi %50 engelleyen konsantrasyon (EC50) bakır sülfat için ortalama 2.1 mM olarak hesaplanmıştır. Gözlemlenen 29 izolattan elde edilen sonuçlarda 7 izolatta duyarlılık azalışı ve 13 izolatta da duyarlılık saptanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre bakır sülfat bakır hidroksitten daha iyi bir etki göstermiştir.

Zeliha Talan
Ege University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Balıkesir ve Çanakkale illerinde çeltik kök çürüklüğüne neden olan Fusarium türlerinin saptanması, yaygınlık oranlarının belirlenmesi ve mücadelesine yönelik araştırmalar

Çeltik, dünyada en çok yetiştirilen tarımsal ürünlerin başında gelmektedir. Türkiye'de de çeltik ekimi son yıllarda artarak devam etmektedir. Çeltiğin en önemli fungal hastalıklarından biri çeltik kök çürüklüğüdür. Bu çalışmada 2016 yılında, Balıkesir ili Gönen, Manyas ve Bandırma ilçeleri ile Çanakkale ili Biga ilçelerinde, çeltik bitkisinin fide-sapa kalkma ve olgunlaşma dönemlerinde, survey çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Balıkesir ve Çanakkale illerinde, bu hastalığın yaygın olduğu belirlenmiş, en yüksek yaygınlık oranı ise Bandırma ilçesinde kaydedilmiştir. Patojenisite çalışmalarında, 56 Fusarium spp. izolatların tümünün patojen olduğu belirlenmiştir. Fungal izolatlar hem morfolojik, hem de moleküler yöntemler kullanılarak tanılanmıştır. Ülkemizde çeltik bitkisinde ilk defa; Bakanae sendromu belirtilerine neden olan F. fujikuroi, F. andiyazi, F. ramigenum, F. proliferatum, F. commune, F. anthophilum ve F. strelihyphosum etmenleri saptanmıştır. Fusarium spp.'nin moleküler tanılanmasında, EF-1 ve EF-2 primerleri kullanılarak 660 bp uzunluğunda bant elde edilmiştir. F. fujikuroi türü için, Fuji1-F ve TEF1-R primer çiftleri kullanılarak 179 bp uzunluğunda, F. proliferatum türü için ise PRO2-R ve PRO1-F primerleri kullanılarak 585 bp uzunluğunda bant elde edilmiştir. Sekansa dayalı moleküler tanılamada, tanılanan türler blast veri tabanında kayıtlı referans türlerle karşılaştırılmış, %99.82-100 oranında benzerlik gösterdiği tespit edilmiştir. Bu türler ülkemiz için çeltikte ilk kayıtlardır. Çeşit reaksiyonu testlerinde, bölgede yaygın olarak kullanılan tüm çeşitlerin duyarlı olduğu belirlenmiştir. Ancak, en düşük hastalanma oranına sahip Osmancık-97, Efe ve Gala çeşitlerinin, bu hastalığa karşı ileride yapılacak ıslah çalışmaları için ümitvar olduğu düşünülmektedir. Tohuma sıcak su uygulamalarında; farklı derecelerdeki sıcak su, bulaşık tohumlarda, sıcaklık dereceleri yükseldiğinde hastalık çıkışını azaltmış ancak, tohum çimlenme oranlarını düşürmüştür. İn vitro, in vivo ve tarla denemelerinde çeltik kök çürüklüğü hastalığına karşı fungisitlerin etkinlikleri belirlenmiştir. Hem koruyucu, hem de tedavi edici uygulamalarda prochloraz, triticonazole+prochloraz ve triticonazole+pyraclostrobin en etkili fungisitler olarak belirlenmiştir. Henüz herhangi bir ruhsatlı ilacı bulunmayan ve gelişigüzel ilaçlamalar yapılan bu hastalığın mücadelesinde bu fungisitlerin kullanılabileceği, böylece yaşanan verim ve kalite kayıplarının önüne geçileceği düşünülmektedir. Bu tez çalışması, Türkiye'de çeltik kök çürüklüğü hastalığı hakkında detaylı verilerin elde edildiği ilk çalışma niteliğindedir.

FusariumKimyasal mücadeleÇeltik
Yeşim Eğerci
Ege University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Bağ alanlarında kurşuni küf hastalığının (Botrytis cinerea Pers. Ex. Fr.) mücadelesinde bazı preparatların farklı uygulama tekniklerine göre etkililiklerinin araştırılması

Üzüm yetiştiriciliğinde, fungal hastalıklar üretimi sınırlandırarak önemli bir sorun oluşturmaktadır. Ülkemizde bağların ana hastalıklarından biri de kurşuni küf (B.cinerea Pers.)'tür. Bu hastalık, genellikle olgunlaşma döneminde salkım ve tanelerde zarar yapar. Hastalık kontrolünde hasada yakın gerçekleştirilen yoğun ilaçlamalar, üzümde rezidü ve kümülatif pestisit kalıntısını arttırmaktadır. Diğer yandan hastalıkla mücadelede enfeksiyon başladıktan sonra yapılan uygulamalar kontrolünü güçleştirmektedir. Bölgemizde ihraç edilen üzümlerde sezon boyunca uygulanan aktif madde sayısı 4-5 olarak sınırlandırılmıştır. Bu yüzden bu hastalıkla mücadelede akıllı hastalık yönetimi gerekmektedir. Manisa, Alaşehir'de 2016 ve 2017 yıllarında gerçekleştirilen bu çalışmada, kurşuni küf hastalığı mücadelesinde kullanılan bazı fungisitlerin, geleneksel ve elektrostatik (ESP) Püskürtme yöntemlerine göre etkililikleri araştırılmıştır. İlaçlamaların biyolojik etkinliklerinin yanı sıra MRL miktarları, yöntemlerin yaprak üzerindeki birikimi, kaplama oranları, damla sayısı, damlaların hacimsel anma çapı (VMD) değerleri ve yere sürüklenme miktarları da hesaplanarak değerlendirilmiştir. Çalışmamızda ayrıca üretici için bir rol-model program oluşturulmuştur. Bu çalışmada, ESP uygulamanın geleneksel uygulama ile kıyaslandığında bağda kurşuni küf hastalığı mücadelesinde daha etkili bir yöntem olduğu belirlenmiştir. Ayrıca bitki yüzeyinde daha düşük pestisit kalıntısı sağlarken, çevre ve insan sağlığı açısından sorunsuz bir uygulama yöntemi olarak öne çıkmaktadır.

Sinan Yiğit
Ege University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Domates tohumlarında bazı viral etmenlerin bulunma durumlarının belirlenmesi ve güncellenmesi

Bu çalışmada ülkemiz ekonomisinde öneme sahip olan domates tohumlarında bulunan viral hastalık etmenlerin belirlenmesi, güncellenmesi ve daha önce domates tohumlarında bulunmadığı düşünülen ve test edilmeyen ancak son yıllarda yapılan araştırmalarda yeni ve hassas yöntemlerle bulunduğu belirlenen TYLCV ve PepMV gibi viral etmenlerin ülkemiz açısından kontrolünün gerçekleştirilmesi ve bu etmenlerin bulunmaları halinde gerekli kurumlarla sonuçların paylaşılarak test edilmesi gereken viral etmenlerin ve karantina listelerinin güncellenmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında 238 adet tohum örneği kullanılmıştır. Tohum örneklerindeki viral etmenlerin tanılanmasında serolojik ve moleküler yöntemler kullanılmıştır. Domates çeşitlerine ait 238 tohum örneği Tobacco mosaic tobamovirus (TMV), Tomato mosaic tobamovirus (ToMV), Cucumber mosaic cucumovirus (CMV), Tomato yellow leaf curl geminivirus (TYLCV), Tomato spotted wilt tospovirus (TSWV), Pepino mosaic potexvirus (PepMV), Pepper mild mottle tobamovirus (PMMoV) ve Tomato brown rugose fruit tobamovirus (ToBRFV) adlı etmenlerin varlığı açısından testlenmiştir ve sonuçta; örneklerin %12'sinin TMV, %23'ünün ToMV ve %8'inin CMV ile enfekteli olduğu görülmüştür. Araştırma kapsamında test edilen bazı tohum örneklerinde karışık enfeksiyonlar olduğu belirlenmiştir. Araştırmada toplam testlenen 238 domates bitkisi tohum örneklerinde 67 tane tohumda toplam enfeksiyon oranı % 28 olarak belirlenirken örneklerin en az bir adet viral etmenle bulaşık olduğu belirlenmiştir.

Ayşen Kübra Atik
Ege University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Muğla ve Manisa illeri badem ağaçlarında böcek ve akar türleri, önemli zararlı türlerin popülasyon değişiminin ve mücadelesine yönelik bazı biyolojik özelliklerinin belirlenmesi

Bu çalışmada, Muğla ili Datça, Fethiye, Seydikemer ve Manisa ili Akhisar, Kula ilçelerinde badem üretim alanlarında bulunan böcek ve akar türlerinin belirlenmesi, ana zararlı türün popülasyon değişimi izlenerek mücadelesi için uygun zamanın saptanması ve önemli türlerin avcı ile parazitoitlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma süresince tüm bahçelerde meyveler içinde Eurytoma amygdali Enderlein'nin larvaları görülmüştür. Ergin çıkışları nisan ayı başından itibaren başlamakta ve mayıs ayının son haftasına kadar sürmektedir. Ayrıca, Manisa İli Akhisar İlçesinde (Sarnıç) araziye yerleştirilen kafeslerdeki meyvelerden ve aynı bahçeden laboratuvara getirilen meyvelerden parazitoit tür Exeristes roborator (Fabricius, 1793) çıkışları saptanmıştır. E. roborator Badem içkurdunun parazitoiti olarak Dünya ve Türkiye için ilk kayıt niteliğindedir. Anthonomus spp. (Col.:Curculionidae)'nin larvalarının tomurcuk ve çiçekler içinde beslendiği tespit edilmiştir. Tam çiçeklenme döneminde ergin popülasyonunun düştüğü, larva popülasyonunun en üst seviyeye ulaştığı saptanmıştır. Datça ilçesinde Monosteira unicostata (Mulsant & Rey)'nın % 100'e kadar oranda zararlı olduğu belirlenmiştir. Zararlının popülasyonunun haziran ayı itibariyle artmaya başladığı ve ağustos ayı itibariyle en üst seviyeye ulaştığı görülmüştür. Ergin ve nimflerin badem ağacı yapraklarının alt yüzeyinde beslendiği saptanmıştır. Calomicrus syriacus (Weise)'un badem ağaçlarının tüm yapraklarını tüketerek beslendiği ve haziran ayında badem ağaçlarında görülmeye başlandığı tespit edilmiştir. Proje süresince, 7 böcek takımına bağlı 95 familyaya ait 312 adet cins/tür, 4 akar familyasına ait 6 adet cins/tür bulunmuştur. Çalışma sonucunda saptanan ve tanılaması yapılan türlerden Bostrichus capucinus (Linnaeus), Scobicia chevrieri (Villa & Villa), Cerambyx carinatus Kuster, Cerambyx welensii (Kuster), Prionus coriarius (Linnaeus), Clytra novempunctata Olivier, Orsodacne variabilis Baly, Crypturgus numidicus Ferrari, Lixus algirus (Linnaeus), Lixus (Compsolixus) ascanii (Linnaeus), Lixus incanescens Boheman, Lixus vilis (Rossi), Scolytus intricatus (Ratzeburg), Scolytus kirschii Skalitzky, Teratolytta dives (Brulle), Eolydus atripes (Pic), Typhlocyba rosae Jensen-Haarup, Zygina discolor (Horváth), Mustha spinosula (Lefèbvre), Arge cyanocrocea (Forster), Neognopharmia stevenaria (Boisduval), Yigoga flavina (Herrich-Schäffer), Iphiclides podalirius (Linnaeus), Pyralis farinalis Linnaeus'in badem alanlarında ağaçların yaprak, sürgün, dal veya gövde içinde beslendiği ilk defa bu çalışma sonucunda belirlenmiştir.

Mehmet Fatih Tolga
Ege University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Afidofag predatörler, Coccinella septempunctata Linnaeus, 1758 ve Hippodamia variegata (Goeze, 1777) (Coleoptera:Coccinellidae)' nın bazı yaprakbiti (Hemiptera:Aphididae) türleri üzerinde kitle üretimi ve biyolojik özellikleri

Afidofag predatörler, Coccinella septempunctata L. ve Hippodamia variegata (Goeze)'nın kitle üretimi ve biyolojik özellikleri bazı yaprakbiti türleri kullanılarak laboratuvar çalışmalarında incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre Aphis gossypii Glover ile beslenen C. septempunctata'nın toplam ergin öncesi dönemlerinin süresinin (14.59±0.30 gün), Aphis nerii Boyer de Fonscolombe ile beslenen bireylere (18.66±0.33 gün) kıyasla anlamlı farkla düşük olduğu ortaya konulmuştur. C. septempunctata'nın farklı gelişim dönemlerindeki en yüksek beslenme potansiyeli (günlük tüketim miktarı), 231.56±11.43 A. gossypii ve 72.47±5.87 A. nerii tüketimi ile dişi bireyler tarafından ortaya konmuştur. A. gossypii ve A. nerii ile beslenen H. variegata'nın toplam ergin öncesi gelişme süresi sırasıyla 12.20±0.18 ve 12.29±0.16 gün olarak bulunmuştur. H. variegata'nın en yüksek ortalama günlük tüketim miktarı, (123.76±11.56 A. gossypii ve 52.93±4.87 A. nerii), ergin dişi bireyler tarafından gösterilmiştir. Coccinella septempunctata'nın A. gossypii ve A. nerii'nin çeşitli oranlarına olan Manly tercihi indeksi, ergin erkek, dişi ve 4. dönem larvalarının A. nerii'ye karşı A. gossypii'y' tercih ettiğiortaya konulmuştur. H. variegata'nın ergin erkek ve 4. dönem larvaları için hesaplanan Manly tercihi indeksi, her iki predatörün de A. gossypii ve A. nerii arasında anlamlı bir ayrım yapmadığını ortaya koymuştur. Buna karşılık ergin dişi bireyler A. gossypii'ye karşı A. neriii'yi daha fazla tercih etmiştir. Verilerin kübik lojistik regresyon analizi, C. septempunctata ve H. variegata'nın tip II işlevsel tepkilerini ortaya koymuştur. Holling disk ve Rogers denklemleri ile hesaplanan afidofag predatörlerin erkek, dişi ve 4. dönem larvalarının parametre tahminlerinde, en yüksek arama hızı (a), en kısa işlem süresi (Th) ve maksimum yakalama hızı (T/Th) dişi bireyler tarafından sergilenmiştir. Ergin erkek, dişi ve 4. dönem larvalarının işlevsel tepki eğrilerinin karşılaştırılması, her üç dönem içerisinde dişilerinin düşük yoğunluklarda daha kuvvetli bir tepki sergilediğini ve sunulan avın tüm yoğunluklarda maksimum tüketimini ortaya koymuştur. Coccinella septempunctata ve H. variegata'nın kannibalizm davranışlarına ilişkin araştırmalar kannibalizmin coccinellidlerin yaşı ve yaprakbiti yoğunluğu ile yüksek oranda ilişkili olduğunu, yumurta ve birinci dönem larvaların erginler ve yaşlı larvalar tarafından gerçekleştirilen kannibalizme karşı daima daha yüksek risk altında olduklarını ortaya koymuştur. C. septempunctata'nın H. variegata'ya karşı birlik içi avcılık tepkilerinin sonuçları, C. septempunctata'nın erkek, dişi ve 4. dönem larvaları tarafından H. variegata'nın yaprakbiti yokluğunda heterospesific yumurta tüketiminin maksimum olduğu ancak 30 ve 80 adet yaprakbiti yoğunluğunda da önemli miktarda yumurta tüketildiğini ortaya çıkarmıştır. Birinci ve ikinci dönem larvalarının tüketiminin, yaprakbitleri yokluğunda daha yüksek olduğu, ancak 80 yaprakbiti yoğunluğunda orta seviyede ve 350 yaprakbiti yoğunluğunda önemsiz olduğu bulunmuştur. Aynı sonuçlar, H variegata.'nın C. septempunctata'ya karşı birlik içi avcılık tepkileri çalışmalarında da elde edilmiştir. C. septempunctata ve H. variegata'nın türdeş veya heterospesifik yumurta tercihlerine ilişkin sonuçlar, her iki coccinellid predatörün heterospesifik yumurtaya kıyasla türdeş yumurtayı anlamlı derecede tercih ettiğini ortaya koymuştur.

Muhammad Hamayoon Khan
Ege University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00