Harran University
Discipline

Basic Islamic Sciences

Harran University

4,248

Archived Theses

27

DOIs Assigned

1%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessAR

حقوق الأطفال المولودين من أم إيزيدية ووالد داعش يالذين يعيشون بالمخيمات في القانون العراقي والشريعة الإسلامية

This study adopts a multi-tiered inductive methodology encompassing three dimensions—Islamic jurisprudential (Shar'i), legal, and empirical—in an effort to propose remedial measures that alleviate the suffering of children residing in the Al-Hol Camp in Syria. These children are the product of sexual violence perpetrated against Yazidi women by ISIS terrorist factions following the fall of Sinjar and other areas under their control. The researcher conducts an analytical examination of jurisprudential texts from various Islamic legal schools to elucidate the fundamental rights of these children. Foremost among these are the right to lineage recognition from both parents, access to appropriate care, education, and financial maintenance. Should the parents fail to fulfill these duties, such responsibilities are to be assumed by the nearest kin, or, in their absence, by the state. It is impermissible to criminalize or penalize these children for crimes they did not commit. The injustices suffered by their mothers starkly contradict Islamic legal and ethical principles. These actions have led to dire consequences, most notably the captivity of innocent children in refugee camps. A deeper objective behind these atrocities appears to be the deliberate stigmatization of Islam through its association with terrorism and extremism. This dissertation seeks to address this humanitarian crisis through the lens of Islamic jurisprudence, which affirms the moral and legal obligations of society and the state toward these children. Guardianship, is a religious obligation upon parents; if they are unable or unwilling to fulfill it, the responsibility transfers to grandparents or close relatives, and ultimately to the state. From a legal perspective, Iraqi law safeguards the rights of these children by ensuring their eligibility for lineage recognition, inheritance, and financial support. Moreover, they are legally entitled to acquire Iraqi citizenship and enjoy the full spectrum of civil rights afforded to other citizens, including protection from discrimination and violence. International legal frameworks on children's rights further prohibit child labor, recruitment into armed groups, and their use in military operations—acts that constitute war crimes under international humanitarian law. On the empirical level, the researcher distributed 100 structured questionnaires to educators and caregivers within the Al-Hol Camp. The data collected was statistically analyzed to assess the social and legal status of the children. Furthermore, a set of 100 age-appropriate questions was administered to children aged 4 to 12. Their responses revealed a consistent desire to return to their homeland and a strong sense of national identity, as evidenced by their expressed interest in obtaining Iraqi citizenship. native society as a prerequisite for psychological recovery and long-term social reintegration. It underscores the necessity of rescuing them from the harsh conditions of the camps. By drawing on both Islamic and legal sources, this research offers a framework for redressing this form of injustice, which poses broader implications for social cohesion and national security in Iraq.

Shakır Abdulhafıdh Zaınal Arızy
Harran University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal bir eleştiri aracı olarak arap edebiyatında tiyatro

Modern Arap tiyatrosunun toplumsal bir eleştiri aracı olarak incelenmesi ve bu konudaki işlevselliği, çalışmanın temel odak noktasını oluşturmaktadır. Bu kapsamda modern Arap tiyatrosunun doğuşu ve gelişimi başta olmak üzere genel tarihsel süreci aktarılmıştır. Modern Arap tiyatrosunun doğuşu ve gelişiminde Mısır, Lübnan, Cezayir ve Suriye önemli ülkelerden kabul edilmekte olup bu ülkelerden öne çıkan tiyatro eserleri incelenmiştir. Bu tiyatro eserlerinde yer alan toplumsal eleştiriler belirlenmiş, çeşitli sosyolojik kavramlar ışığında farklı konulara ayrılarak sınıflandırılmıştır. Bu bağlamda Arap edebiyatında tiyatronun çeşitli konularda toplumsal eleştirilerin aktarılmasında etkin ve işlevsel bir sanat olduğu çıkarımına ulaşılmıştır. Arap tiyatrosunun sahip olduğu sanatsal zenginlikle gerek Arap coğrafyasının gerekse diğer coğrafyaların sorunlarını dile getirmede önemli bir yere sahip olduğu sonucuna varılmıştır.

Muaz Kahyaoğlu
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

İşârî tefsirlerde tabiat sembolizmi

Tüm zamanların en çok kıraat edilen ve yine hakkında en çok konuşulan kitap ünvanını elinde bulunduran kitap kutsal kitabımız Kur'ân-ı Kerîm'dir. Nâzil olduğu günden bu yana Müslümanların dillerinden düşmeyen, kalplerinden ve gönül dünyalarında silinmez izler bırakan âyet ve sûreleri insanlara feyz, hikmet, tefekkür ve bereket kaynağı olmuştur. Hz. Peygamber'e (s.a.v.) inen bu kutsal kitap her asırda gelen tüm insanların manevi ihtiyaçlarını karşılayacak bir özelliğe sahiptir. Bu nedenledir ki Kur'ân dışındaki kitaplar zaman aşımına uğrarken Kur'ân'ın mesajları evrensel olduğu için ilk günkü tazeleğini her zaman muhafaza etmiştir. Kur'ân-ı Kerîm nazil olduğu ilk günden ta günümüze kadar farklı şekillerde yorumlanmıştır. Bunun neticesinde de farklı tefsir ekolleri zamanla ortaya çıkmıştır. Bu ekollerden biri de işârî/sûfî tefsir ekolüdür. Âyet-i kerîmelerin işârî/bâtınî anlamlarına odaklanan sûfîlerin ortaya koyduğu tefsirler önemli bir konuma ulaşarak ilerleyen zamanda müstakil bir tefsir ekolü olarak literatürdeki yerini almış bulunmaktadır. Genel anlamda işârî tefsir şeklinde kategorize edilmiş olan bu tefsirlerde müfessir, âyetlerde zikredilen somut bazı nesneler veyahut bazı olay ve olguların manevi ve enfüsî âlemlerde bazı derûnî anlamlara işaret ettiğini ve gizil bazı anlamlar içerdiğini düşünür. Bu yaklaşıma göre insan âlemin küçük bir nüshası âlem de büyük bir insan şeklinde betimlenerek âyetlerde bahsedilen rüzgârlar, ağaçlar, bulutlar, yağmurlar, denizler, dağlar, kuşlar, arılar, taşlar vb. kevnî âleme ait olay ve olgular insanın enfüsî âlemdeki ve duygu ve çatışmalara birer sembol olduğu gibi tabiattaki unsurlar aynı zamanda tasavvufî bazı kavramların hayat bulduğu simgelerdir. Örneğin bazı müfessirlerin arıyı seyr-ü sülûk ehline benzetmesi bu duruma örnek gösterilebilir. Çalışmamızda işârî/sûfî tefsirlerde tabiat ile ilgili âyetlerin yorumları tespit edilerek bunların kendi aralarındaki mukayesesi yapılarak bazı değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışmamız giriş ve iki bölümden meydana gelmektedir. Giriş bölümünde genel olarak işârî tefsir ile ilgili bazı genel bilgiler verildikten sonra araştırmamızın amacı ve önemi, konuyla ilgili yapılan bazı çalışmalar, araştırmanın kapsamı ve yöntemi ve araştırmanın kaynakları yer almıştır. Birinci bölümde işârî tefsirin tanımı, mahiyeti, işâret, zâhir ve bâtın kavramları, işârî tefsirin tasavvufî boyutu, meşruiyeti, makbuliyet şartları, bâtınîlik, bâtınî tefsir ve işârî tefsir arasındaki farklar, işârî tefsire yöneltilen eleştiriler ve bunların değerlendirilmesi ile ilgili bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde tezimizin ana konusunu oluşturan işârî tefsirlerde tabiat varlıklarının sembolik karşılıkları incelenmiştir. Bu başlık altında sembolizm ve işârî tefsir ilişkisi, cansız varlıkların sembolik karşılıkları ve canlı varlıkların sembolik karşılıkları ele alınmıştır. Sonuç kısmında elde ettiğimiz bulguların genel bir değerlendirmesi yapılmıştır. Elde edilen bulgular neticesinde, işârî/sûfî tefsirlerin zengin anlam dünyasının derinlikleri keşfedilmiştir. Özellikle, tabiat ile ilgili âyetlere işârî/sûfî müfessirler tarafından yüklenen sembolik anlamların analizi, bu müfessirlerin kendi aralarındaki mukayesesi yapılmıştır.

Muhammed Balbay
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Ferit Kam'da kelamî düşünce

Bu çalışmada, Ferit Kam'ın geniş ve kapsamlı eserleri ve şiirlerinde ifade ettiği kelâmî görüşler bir araya getirilip İlahiyyat, Nübüvvât ve Sem'iyyât konuları açısından değerlendirilmiştir. Ferit Kam, ömrü okumak ve araştırmalarla geçen simyadan kimyaya, astrolojiden tarihe, kelamdan tasavvufa, edebiyattan felsefeye kadar çok çeşitli alanlarda çalışmalar yürütmüştür. Bu özelliği onun düşüncelerinin çeşitlenmesine katkıda bulunmuştur. Ferit Kam'ın öncelikle hayatı ve düşüncelerinin şekillenmesindeki önemli etkenler incelenmiş; Onun eserlerinden istifade edilmiş, kelamî düşünceleri kelam alanındaki temel üç konu bağlamında ele alınmış, onun üzerinde durduğu önemle durduğu vahdet-i vücut kavramı da bu konular çerçevesinde açıklanmaya çalışılmıştır. Ferit Kam dönemini ve sonraki dönemleri etkileyen bir şair, yazar ve mütefekkir olduğu belirtilmiştir. Özellikle Mehmed Âkif Ersoy ile olan dostluğu ve onun teşvikleri, Kam'ın yazı hayatına adım atmasında önemli rol oynamıştır. Kam, Sırat-ı Müstakîm ve Sebilü'r-Reşâd dergilerinde kaleme aldığı "Musâhabe" başlıklı yazılarında dinî ve felsefî konulara açıklık getirmeye çalışmış, Batı düşüncesinin eksikliklerini ve dinî konulara dair derinlikli düşüncelerini anlaşılır bir dille ifade etmiştir. Bu yazılarında Vahdet-i Vücûd, panteizm, felsefî sistemler, tasavvuf, sudurculuk, cevherler, arazlar, zaman, mekân, ayan-ı sabite, ezelîlik ve ebedîlik gibi konuları bir arada değerlendirmiştir. Kam'ın düşüncelerini etkileyen önemli şahsiyetler arasında Mehmet Akif Ersoy'un yanı sıra Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Ahmed Celâleddin Dede ve Abdülaziz Mecdî Efendi gibi tasavvufî şahsiyetler yer almaktadır. Özellikle Mevlânâ'nın Mesnevî'si, Kam'ı düşünsel buhranlardan kurtaran bir eser olarak belirtilir. Ayrıca Abbas Halim Paşa'nın teşvikleriyle gerçekleştirdiği Avrupa seyahati ve bu seyahatin gözlemlerini aktardığı "Avrupa Mektupları" adlı eseri, onun Doğu-Batı farklılaşması, Avrupalılaşma ve Müslüman toplumlarının terakki anlayışlarına dair sosyolojik bir bakış açısı geliştirmesine yardımcı olmuştur. Kam, Avrupa'daki çalışma, üretim, düzen ve hızın, teknik kalkınmanın temelini oluşturduğunu ve eğitimin yaygınlığını dikkatle gözlemlemiştir. Kelam ilmi açısından Kam'ın görüşleri, usûl-i selâse/İlahiyyat, Nübüvvât ve Sem'iyyât başlıkları altında incelenmektedir. Kam, kelam ilmini "İslam itikadının ana direğinin özüne inme" olarak tanımlamış ve kelâmın nakle dayanmakla birlikte akla daha fazla dayanması gerektiğini vurgulamıştır. İlahiyyat bahsinde Kam'ın varlık, yaratıcı, zât, din, inkâr psikolojisi, monad teorisi, ilahi birlik, optimizm ve pesimizm, maddenin mahiyeti, materyalizm, panteizm, şer meselesi, cevher ve arazlar gibi konulara değindiği belirtilmiştir. Kam'ın varlık anlayışında, âlemde hudûs ve kıdem, hareket ve sükûn, kemal ve noksan gibi zıtlıkların bulunduğunu ifade etmesi dikkat çekicidir. Özellikle cevher ve araz kavramları üzerinden varlığı açıklamış, ruhun kendi varlığının en güçlü delili olduğunu savunmuştur. Kam'a göre cevher, kendi başına var olabilen bir şeyken, araz var olmak için başkasına ihtiyaç duyan bir niteliktir. Onun için kâinattaki tüm varlıklar, kendi başlarına değil, Cenâb-ı Hakk'ın varlığı ile kaimdir. Bu bağlamda, Kam'ın insanı "büyük bir âlem toplanmış küçük bir cisim" olarak görmesi, onun tasavvufî ve felsefî bakış açısını yansıtmaktadır. İnsan, akıl ve şuur emanetleriyle yaratılmış, geçmiş ve geleceğe bakan yönleriyle varoluşsal soruları sormaya yönelen bir varlıktır. Bu soruların başında ise "Nereden geldim? Neredesin? Nereye gideceksin?" soruları gelir. Kam'ın kelamî görüşlerinin merkezinde yer alan Vahdet-i Vücûd kavramı, "tek ve bir olan varlık" anlamını taşır. Kam, bu kavramı Doğu ve Batı felsefecileri ile mutasavvıfların fikirlerini karşılaştırarak değerlendirmiş ve kendi eserlerinde bu konuya sıkça yer vermiştir. Bu çalışma, Ferit Kam'ın kelam ve felsefi görüşlerinin farklı yönleriyle okuyuculara bilgi sağlaması açısından önem taşımaktadır.

Kübra Hatipoğlu
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Kur'an bağlamında Sûfîlerin insan anlayışı: Hicrî ilk üç asır örneği

İnsanlık tarihi boyunca insan üzerinde birçok bilim dalı farklı tezler, görüşler ileri sürmüşlerdir. Her düşünce ekolu, her din, her inanç ve her inanış insanı birçok yönüyle ele alarak kendi düşünce ve anlayışına göre bir değerlendirmede bulunmuştur. Diğer taraftan Allah, insanı yaratıktan sonra kendisini başıboş bırakmayarak nasıl yaşayacağına dair hayat ilkelerini ortaya koyarak insanı, "insanca" yaşamanın gerçeğine yönlendirmiştir. Kur'an'ın asıl hedefi de insanın Hakk'ın muradına göre yaşayacağı bir yolu ona göstermektir. İnsanın ontolojik olarak fıtratı da pak ve temizdir. Nitekim Allah, insanı en güzel şekilde yaratmış ve ona varlıklar hiyerarşisinde zirveye yerleceşek potansiyeli de vermiştir. Fakat imtihan gereği insan, kendisini ilâhî yaratılış hakikatinden uzaklaştıracak bir takım olumsuz hasletleri de Hak çizgisinde sapınca her an ortaya koyacak bir varlıktır. Kur'an da insanın bu menfî sıfatlarını birçok âyet ile haber vermektedir. Kur'an'a göre insanın yapısında bulunan başlıca olumsuzluklar; zayıflık, helu'luk (açgözlülük, bencillik), acelecilik, cimrilik, nankörlük, ümitsizlik, cahillik, cedel/muhalefet ve zalimliktir. Bu çalışmada; insanda bulunan bu hasletler, öncelikle kelime olarak morfolojik açıdan tahlil edildi. Bunların Kur'an'da sayı ve yapı bakımından kullanımları hakkında bilgi verildi. İlk dönem sûfîler esas alınarak insanın bu özellikleri açıklandı. Bununla birlikte bir kavram olarak "insan" ele alındı. Bu bağlamda insanı ontolojik ve epistemolojik olarak inceleyen felsefe biliminin insan konusundaki genel görüşü anlatıldı.

Mehmet Nurullah Aydın
Harran University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

İslam hukuku ve mer'i Türk hukukundaki alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin karşılaştırılması

Bu çalışmada, İslam hukuku ile mer'i Türk hukukundaki alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri karşılaştırmalı olarak ele alınmaktadır. Bu iki hukuk sisteminin alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin benzer ve farklı yönlerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Her iki hukuk sisteminin de arabuluculuk, sulh ve tahkîm yöntemlerini benzer şekilde özel hukukta kullandıkları görülmektedir. Özellikle İslam hukuku, aile meselelerinde bu yöntemlere mer'i Türk hukukuna göre daha fazla yer vermektedir. Mer'i Türk hukukunda evlenme ve boşanma işlemleri kamu düzeni ile ilişkilendirildiğinden bu yöntemlerin kullanılması sınırlıdır. İslam ceza hukukunda kısâs, diyet gibi konular alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemine açıktır. Mer'i Türk ceza hukukunda ise bu tür yöntemler oldukça sınırlıdır. Mer'i Türk idare hukukundaki alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri İslam idare hukukuna göre daha fazladır. Anahtar Sözcükler: Alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi, Arabuluculuk, Tahkîm, Hakem, Sulh, Uzlaşma.

Cemal Konakçi
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessAR

عمر أبو ريشة حياته، ودراسة في شعره

The research consists of an introduction, four main sections, and a conclusion. The first section examines the life of the poet Omar Abu Risha, focusing on his upbringing, environment, education, and life stages, along with the social, political, and cultural circumstances that surrounded them. It also highlights his place in the course of modern Arabic poetry, his role in bridging tradition and modernity, and the literary status he achieved through his poetic and intellectual experience. The second section explores the themes and subjects of his poetry, such as love, homeland, description, and elegy, showing how the poet managed to unify emotion with commitment and to express the nation's collective feelings through artistic forms that combine authenticity and modernity. The third section analyzes the form and style of his poetry, through a study of his relationship with the Arabic poetic heritage, his innovative and modern tendencies, his linguistic and stylistic features, imagery, symbolism, and rhetorical devices. It also examines the internal music and rhythmic structure of his verse, including meter and rhyme. The fourth section focuses on comparisons and influences, by contrasting his poetry with that of his most prominent contemporaries, studying the impact of Western culture on his artistic experience, and identifying the echoes of his poetry in both Turkish and world literature. Finally, the conclusion summarizes the key findings and results of the study, affirming that Omar Abu Risha stands as one of the foremost pioneers of modern Arabic poetry, combining genuine experience with deep aesthetic and intellectual awareness.

Muhammed Malik Haznevi
Harran University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessAR

النصوص الإسلامية ودورها في وحدة الأمة

This dissertation addresses one of the most critical issues facing the Islamic Ummah: the issue of unity, which represents a cornerstone of the religion, a foundational principle of the Shari'ah, and an essential requirement for preserving the integrity of the Ummah and restoring its civilizational role—especially in light of the sectarian, ethnic, and political conflicts that have weakened its internal cohesion and undermined its external strength and global presence. Entitled "Islamic Texts and Their Role in the Unity of the Ummah: An Objective Study," this research presents a scholarly analytical study of a collection of Qur'anic and Prophetic texts related to the topic. It examines the verses and hadiths that emphasize unity and collective identity while prohibiting division and conflict, tracing the core values embedded in these texts and how they can establish lasting unity rooted in creed and reflected in the social and political realities of the Muslim community. Keywords: Unity, Difference, Text, Qur'an, Sunnah

Nwenar Hamad Amin Shekha
Harran University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessAR

الواقعية الإسلامية في روايات خولة حمدي

The study considered the Islamic Realism in four of Khawla Hamdi's novels which are ( Fi Kalbi Ontha Ibryya, Ghorbat Alyasamin, An Tabki, Ayna Almafar) . The study started talking about Realism in general, and its main branches such as critic Realism and socialistic Realism. Then it shifted to Islamic realism in particular. After that I studied the history of Islamic Realism independently in the 9th century and appearance as a reaction against the Romantic doctrine. The study mentioned the sections that resulted from Realism like spiritual, formal, superior, ideal and subjective Realism. After that I studied the reasons for appearing the Islamic Realism against the western doctrine that spread in the Islamic society while the Arabic, Islamic and cultural identity was almost absent from Arabic criticism due to cultural and traditional diversity. The study mentioned the main characteristics of Islamic Realism such as mastership, commitment, stability, humanity and positivity. Then I shifted to study the importance of Islamic Realism which linked Reality on earth with that in heaven, and God, and the benefit that resulted for the humans. The first section of the study was ended by considering the pioneers and critics of Islamic Realism such as Sayied Kotob, Mohummad Kotob and Najeeb Al-Kilani. In the second part of the study I considered Khowla Hamdi's four presenting a summary of each and a brief summary of the writer's life due to the shortage of resources about each and the impossibility to get any more. In the third part of the study, the researcher studied the setting of the novels and the relation with reality where most of the action took place, in Lebanon, France and Tunis. Some actions took place in mosques, churches, houses or farms. The time chosen by the writer made the novel more beneficial and active. After that I studied the subject matter of the novels such as religious tolerance, changing one's religion, marriage between couples of different religions, western nativity towards Muslims and Muslims getting consolidating in western societies. The study made clear how much attached are the subject matters of these novels to people's lives in the contemporary Islamic society where many Eastern Muslims live in European countries. Some of them got consolidated while others got indisposed. Then the researcher studied the main characters of these novels such as an exile, an adversary, God campaigner, a mother and a student. It also made clear the Islamic Realism fulfilled in the actions played by each character. The study was ended by spotlighting the writer's proficiency choosing her main characters as a religious or lingual concept. Finally, the study pointed out the writer excluding any extreme words in the negative or violent scenes.

Abdulrhman Abdulfatah Challar
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessAR

Religious values in The Arabic novel -1990-2015-

This study has highlighted the religious values in the contemporary Arabic novel. So, it shed light upon its unique capabilities in the novelist art in carrying contents and delivering messages. Also, it sought to search for religious values in narrative models and studied it as an objective and analytical study. Moreover, it showed its importance and how to enrich the novelist art and its impact on the role of fiction characters taking in consideration the composition, characterization and dimensions of them psychologically, socially and physically. Also, the study took inconsideration descriptive analytical approach, historical approach and psychological approach. However, it didn't resort to extrapolate novels based on a certain religious, political or social principle but it expanded its horizons to include different topics. Again, it took into account while selecting the 30 novels which it studied the "Geographical Distribution". It was careful to include most of the countries of the Arab world and set a period of time from 1990 to 2015. Furthermore, the study was required to have an introduction, preface, three chapters and a conclusion. Besides, the researcher in the introduction clarified the study objective, its importance, the questions he asked and the approach followed. Also, he recalled the previous studies showing the difference between them. In addition, he has shortened the preface to show a summary of the concept of modern Arabic novel and its features. He stopped in the middle (middle of the preface) when he wanted to define the general values linguistically. Then he went deep into the religious values showing its importance, comprehensiveness, characteristics, objectives, sources and the classification of Western and Arab researchers to it. Besides, he clarified the classification of this study saying that this classification comes as a result of wide view to Western and Arab classifications. Hence, he presented a list of religious values to specialists in the fields of literature, novel, Islamic and political education from the Arab world and Turkey. He ended the preface by talking about the relation among Literature, religion and values. Stressing that it is based on Solid base and reciprocal roles.

Majed Haj Mohammad
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessAR

حجية العرف وتخصيص العام به

Customs can be considered to be one of the most important evidences of the provisions, since they are basic foundations that make public and private interests of the people and are constantly renewed. They allow many jurisdictions and judgments to be fulfilled. They can be easily used as a source if needed. Numerous shari'a laws have been introduced that clearly show the place and importance of the text in the context of the sources and provisions of the Sharia. In addition, the provisions of the Sharia may be affected to a great extent by the accompanying social circumstances and environment. Quran and Sunnah must be interpreted according to the linguistic and traditional meanings of the period in which the revelations were revealed and their interpretations are made by the scholars who evaluate them. If, by the faqihs, it has given a general legal provision, and people have a certain tradition or habit in dealing with some of the provisions covered by this general opinion, the scholars have disputed the common sense between the people in the realization of this general provision: According to the majority, it was preferred that this general provision was not allocated to the common people among the people and left over the general population as it was. According to Hanafi, Maliki, and some Hanbali scholars, the custom assigns these general frameworks. The discussion of the practice of Islamic jurists on the allocation of practical (real) traditions is only those of the Qur'an and the hadith. When it comes to people's speeches: the scholars agree that both the practical and the common, the allocation is made by both types of the confection. The practical convention which assigns a general rule is at the time of prophethood. As for the customs and traditions that emerged after this period, the public, which is expressed by nass, cannot be allocated by itself unless supported by Sunnah or İcma. The subject of the allocation of nass with a general provision is considered to be one of the greatest rules of Islamic law. The dispute between the Cumhur and the Hanefis on this issue is in fact a conflict between the republic and its faqs. In this study, I tried to explain the effect of the allocation of the general public on the wisdom and the various subjects of fiqh such as wisdom (worship, treatment and crime and punishments).

Abdulbari Aziz Othman
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ahmed-i Hânî'nin hayatı eserleri ve tasavvufî düşüncesi

Ahmed-i Hânî 1651 yılında Ağrı'nın Doğubayazıt ilçesinde dünyaya gelir. Ailesi buraya gelmeden önce Hakkarî'nin Hân köyünde yaşamaktadır. "Şeyh Ahmed-i Hanî'' ve "Hânî'' diye şöhret bulur. Hayatı boyunca hiç evlenmeyen Hânî, ilk eğitimini babası İlyas'tan alır. Fakat henüz küçük yaşlardayken babasını kaybeder. Eğitim ve terbiyesiyle ağabeyi Molla Kasım ilgilenir. Doğubayazıt, Bitlis, Ahlat, Cizre, Urfa ve Van gibi Anadolu'nun farklı yerlerinde ilim tahsil eder. Van'da bir müddet kalan Hânî, Van Hoşap'ta Ataiyye Medresesi müderrisi Molla Camî'nin yanında icazetini alır. İlim tahsili için Mısır, İran, Bağdat, Şam, Halep, Suriye ve Buhara gibi farklı yerlere de gider. Dinî ilimlerin yanında fennî ilimlere meraklı olan Hânî, özellikle Astronomi ve Edebiyata özel bir ilgi gösterir. İlim ve hikmet aşığı Hânî, Nûbehara Biçûkan, Eqîdeya Îmanê, Mem û Zîn ve Dîvan eserlerini Kürtçe kaleme alır. Bunların dışında kendisine aidiyeti tartışmalı olan başka eserler de vardır. Tarikat geleneğine tutucu bir bağlılık göstermeyip eserlerinde tasavvufî kavramları bolca kullanan Hânî, Tasavvufî anlayışını ve hâlini İlâhi aşk üzerine temellendirip Mem ile Zîn şahsında "İnsan-ı Kâmil'' örneğini en güzel bir şekilde anlatan Üveysî-meşreb bir mürşittir. O'na göre yeryüzünde Allah'ın aynası olan insan nefsine değil, ancak ilâhî aşka teslim olmalı ve günahlardan sakınmak suretiyle "İnsan-ı Kâmil'' olmalıdır. Hânî, 1707 senesinde Doğubayazıt'ta vefat eder. Türbesi Doğubayazıt'ta İshak Paşa Sarayı'nın 500 metre doğusundadır.

Ahmed-i HaniTasavvufTasavvuf+3
Fazıl Yılmaz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Fıkıh mezheplerinin teyemmüm ve cebire meselelerine dair görüşleri

Namaz ibadeti konusunda tavizsiz bir tutum sergileyen İslâm dini bu ibadeti îfâ edebilme noktasında Müslümanlara bir takım ruhsatlar/kolaylıklar tanımaktadır. Bu ruhsatlardan bazıları da teyemmüm ve cebire meseleleri ile ilgilidir. Teyemmüm, suyu bulamayan veya bulup da bazı mazeretlerden dolayı kullanamayan kimsenin hades hâlini/hükmî kirliliği gidermek gâyesiyle ellerini toprak cinsinden temiz bir şeye sürerek yüzünü ve kollarını onunla meshetmesidir. Cebîre ise, vücudunun herhangi bir yerindeki kırık-çıkık vb. bir yaradan ötürü sargı bulunduran insanın abdest veya gusül sırasında bu sargıyı çözmeden üzerini meshetmekle yetinebilmesidir. Bu iki meselenin meşrûiyyeti kitap, sünnet ve icmâ ile sâbittir. Cumhur-u fukaha bu delillerden yola çıkarak teyemmüm ve cebîrenin meşrûyyetini ve ruhsat oluşlarını kabul etmektedir. Bu iki konunun detaylarında genel mânada birbirine yakın tutumlar sergilemekle beraber mezheplerin ihtilafa düştükleri bazı noktalar da vardır. Bu araştırmada dört büyük mezhebe göre teyemmüm ve cebîrenin tanımları, meşrûiyyetleri, hükümleri, teyemmümün yapılabildiği maddeler, teyemmüm ile cebîrenin farz, sünnet, mendup ve mekruhları, hem abdest almaktan hem de teyemmüm yapmaktan mahrum olan kişinin namazı ve teyemmümlü kimsenin imameti gibi durumlar ele alınmış, teyemmüm ve cebîre ile edâ edilebilen ibadetler ve bu ibadetlerin nihai durumları açıklanmış, dört mezhebin bu konularla ilgili ittifak ettikleri ve ihtilafa düştükleri noktalara dikkat çekilmiştir.

CebireMezheplerMüslümanlar+5
İsmail Böyük
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessAR

The meaning of human freedom according to sheikh Mohammed Saeed Ramadan Albouti

Bu tez Şeyh Muhammed Said Ramazan el-Butî'nin düşüncesindeki insan hürriyeti konusu etrafında dönmektedir. Bu, ihtiyar ve cebir adı altında eskiden beri kelam âlimlerinin araştırdığı bir konudur. Bu mesele etrafında görüşler çoğalmıştır. Her birinin kendine göre delilleri vardır. Ben bu tezde bu görüşlere, bu meselenin tarihine ve geçtiği aşamalara değindim. Davetçileri ve bu ilimle uğraşan kimselerin kalbini meşgul eden en önemli konulardan biri olduğundan bu konuyu araştırdım. Bu konulardan bazıları şunlardır: insan fiillerinin gerçek yaratıcısı kimdir, insan tüm tasarruflarında ve fiillerinde hür mü yoksa mecbur mu? Şeyh Butî'nin bu konuya değindiği metot gibi. Butî'nin değindiği tüm konulara değindim. Bu tezde Eş'arî ve Maturî olarak ehlisünnetve'l-cemaat'tan ve diğer kelamî mezheplerden görüşleri zikrettim. Butî'nin diyalektik, materyalizm ve komünizm görüşünde olan batı ve doğudaki şüphe ehline olan cevaplarını ve Müslümanların akidesiyle ilgili birçokfikhîictihadlarını da naklettim. Bu tezde, araştırmanın öneminin Müslümanları ilgilendiren herhangi bir konuyu açıklamada gizli olduğunu, Allah(cc) hakkında cebr ve zulüm gibişeyleri hiç düşünmemesi gerektiğini ortaya koydum. Nice insanlar var ki bilgilerinin azlığından dolayı kaza ve kader hakkında hayrete düşmüşler ve nice gruplar var ki Allah(cc)'ın sıfatlarını ve zatını yaratılmışların sıfatlarına kıyasladıkları için teşbih ve ta'tile girmişlerdir. Araştırmanın hedefi hürriyyetin gerçek manasını açıklamak, insanın hürriyyetini ve kerametini müdafaa etmek, insan iradesinin Allah iradesi önündeki gidişatını açıklamak ve hürriyet ve İslam'ın bu konudaki konumu hakkındaki problemleri açıklamaktır. Örneğin: tabir etme hürriyetinde İslam'ın konumu nedir? Mürteddin ölümünün vucübiyyeti karşısında şahsi hürriyyet nerede? Farklı grup ve taifelerden dolayı İslam'ın gölgesinde hürriyyet genişler mi? Şura sistemi hâkim için gerekli mi? Şeyh Butî'nin eserlerini okurken tüme varım yöntemine tabi oldum. Sonra onun görüşlerini, eserlerini, insan hürriyetiyle alakalı en önemli konuları arz ederken ve insan tüm fiillerinde hür mü yoksa bazı filleri yapmada mucber mi? gibi konularda onun tutumunu ince bir şekilde tahlil ettim. Bu araştırma bir mukaddime, bir temhid, iki bab, sonuç ve en önemli kaynakların listesinden oluşmaktadır. Mukaddime bölümünde örneğin konunun önemi, bu konuya iten sebepler, bu araştırmanın hedefleri, metodu, beklentileri, bu konu hakkında önceden yapılmış çalışmalar ve şeyh Butî'nin hayatı, fikri ve metoduyla alakalı çalışmalar gibi konulara değindim.

Murad Charif
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessAR

The provisions Of the missing in Islamic Law (Comparative with Iraq)

Undoubtedly, the situation with respect to the life of the person before the law; It is divided into three parts: the exact one who lives, the exact one who dies, and the missing / weird / lost, that is, whether he is alive or not. Our research focuses on the legal situation of the human being in the third situation, for which there is no clear information about his life or death. In the legal literature, this is called missing. The situation of the missing person is of paramount importance in positive laws, including the Iraqi constitution. However, before all this, Islamic law emphasized this issue and emphasized its importance. The missing person; The fact that they describe them as unidentified people, whether they are alive or not, shows the importance given to sectarian imams. Inspired by this definition, the Iraqi constitution has described the missing person as absent a missing person whose survival is unknown. In fact, the Iraqi constitution has taken many of its provisions from Islamic law. Our research has addressed the issue in terms of Islamic law and the Iraqi constitution. In Islamic law and the Iraqi constitution, the provisions concerning the missing person were stated and preferred among the views of the four Sunni sects and the Shi'a imamiyya sect. In addition, provisions concerning both the missing person and his family and property were determined. In this study, the conflicts of the sect imams concerning the missing persons were examined. Because this issue is more important especially due to the frequent incidents of loss. Our study; The preface consists of an introduction and two main sections. In the preamble; the subject, importance, objectives, previous studies and method of the research are discussed. In the introduction section; The dictionary and term meanings of the concept of "disappeared" are discussed and the difference between this concept and the concepts of "captive" and "weird" is mentioned. In addition, it was stated that the loss was divided into two parts, one of which was considered to be the apparent salvation of the disappeared and the other was considered to be destroyed, but both cases resulted in the emergence or death of the disappeared. In the first chapter: The provisions of the missing person in Islamic law and the Iraqi constitution are discussed. According to Islamic law, a person is considered "lost an from the moment the news of the disappearance is presented to the court, which affects the driver's license and causes him to be considered a kişi restricted person.. The Iraqi constitution also complied with Islamic law. the judge shall set a deadline for the disappeared person to be considered dead and, if not present, shall rule on his or her death. There is controversy among sect imams about how long this period should be. Some are based on the average life expectancy, some have limited this period to a few years, while others have left the decision on the judge's initiative. Our research; the opinion which gives the decision of the judge to the initiative of the judge was preferred. In the Iraqi constitution; if the disappeared person is normally lost, a waiting period of four years is determined. In addition, provisions relating to the disappeared person's spouse are discussed in this section. Because in marriage, the person's life or death of his wife must wait for a while until the final judgment. However, there is disagreement among the denominations regarding this period and each denomination has a waiting period according to the situation of the loss. The Iraqi constitution complied with the Hanbali sect. All denominations agree that the spouse has the right to child support during the waiting period. The Iraqi constitution has adopted the opinion of sects on this issue. However, in the absence of child support, the imams disputed whether or not the woman had the authority to divorce her missing husband. In this case, Hanafi and Imamiyya sects do not give women the right to divorce, while Malik and Hanbali sects gave this right to women. The Iraqi constitution also granted this right to women. There is disagreement among sects about whether a woman has the right to divorce her missing husband because of her need for marriage. While the Shafi'i, Hanafi and Imamiyya sects did not give this right to women, the Malik and Hanbali sects gave him this right. The Iraqi constitution did not provide a clear view on this issue. Since the whereabouts of the missing person is not known, there are different opinions among the denominations as to whether the spouse has the right to divorce. According to Hanafi, Shafi'i and Imamiyya sects women do not have this right. However, according to the sects of Malik and Hanbali he has this right. The Iraqi constitution, on the other hand, complied with the Shafi'i, Maliki and Imamiyya sects and decided that the woman did not have the right to divorce her missing husband. After the death sentence is issued for the missing husband, his wife must expect violence just like the woman whose husband died. There is a consensus between Islamic law and the Iraqi constitution. Provisions concerning other relatives of the missing person are also discussed in this section. There is no controversy between Islamic law and the Iraqi constitution as to the need to pay child support from the property of the missing person. In addition, the missing person loses all of his powers as long as he is lost because his license is limited. In this section, the provisions concerning the property of the missing person is also mentioned. Issues such as how the attorney appointed before the disappearance or the attorney appointed by the judge after the disappearance should save on the property of the disappeared person, the will and legacy of the missing person were also discussed. In the second part: the provisions concerning the occurrence of the disappeared after the sentence of death have been emphasized. Because in this case, all the provisions given to him are considered to be dead and all his legal rights are returned to him. Because precise information removes the provisions on suspicion. In this case, she still has the right to demand the return of her spouse, provided that she does not marry another person or is married but has no sexual relations. However, if the new husband has sexual intercourse with the woman, provided that he is unaware of the disappearance of the disappeared person, the right of the ex-husband to request the return of his wife falls. There is no controversy among sect scholars in this regard. However, the Iraqi constitution granted the new husband the right to disappear and not return husband. The missing person has the right to reclaim his property when he returns. All goods are returned to him except the goods that are spent or wasted after being given to the heirs. The situation of the goods expended caused a conflict among the sects. However, the Iraqi constitution ruled that all goods, except those consumed for alimony, be returned. To know what happened in the Iraqi courts; Some examples and judicial decisions related to the missing person, family, property and return are mentioned at the end of the chapter. In the conclusion part, the most important points reached in the research are mentioned.

Alı Anwer Ismael
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ebu'l-Hasan el-Eş'arî'nin alem anlayışı

Bu çalışma Ebu'l-Hasan el-Eş'arî'nin âlem anlayışını ele almaktadır ve iki bölümden oluşmaktadır. Çalışmamızın girişinde çalışmanın amacı, kapsamı, yöntemi, önemi ve kullanılan temel kaynaklar yer almaktadır. Daha sonra ise asıl muhtevasını içeren birinci ve ikinci bölüm ele alınmaktadır. Birinci bölümde, varlık (mevcûd) ve yokluk (ma'dûm)'un tarifi, varlık türleri, yokluk ve "şey" ilişkisi ele alınmaktadır. Bu bölümde varlığın felsefeciler, İslâm filozofları ve kelâmcılar açısından tarifleri verilmektedir. Saydığımız grupların varlık hakkındaki görüşleri Eş'arî'nin görüşleri bağlamında mukayese edilerek ele alınmaktadır. İkinci bölümde ise âlem ve âlemin unsurları mevzûsu üzerinde durulmuştur. Eş'arî'nin âlem anlayışının kaynağı bu bölümde ele alınmaktadır. Bu bölümde Eş'arî'nin âlem, cevher, araz, cisim, mekân, hareket ve nedensellik hakkındaki görüşlerine yer verilmektedir. Eş'arî'nin âlem anlayışı diğer kelâm ekollerinin görüşleriyle mukayese edilerek ortaya konmaktadır.

AlemEş`ariKelam+2
Veysel Eliş
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Kur'ân'ın Kur'ân'la tefsiri

Kur'ân, Allah tarafından vahyedilmiş son kitabtır. Temel gayesi insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmak olan Kur'ân, bütün isim ve sıfatlarıyla açık, anlaşılır ve çelişkilerden uzaktır. İnsanlar, Kur'ân'ın indiği günden bu güne kadar anlaşılması için çok çaba harcamış ve sayısız eser ortaya koymuşlardır. Ancak o, mübîn bir kitab olduğu halde, insanların, siyasi ve mezhebi kaygılarından, kişisel menfaat ve önyargılı yaklaşımlarından dolayı bazen doğru anlaşılmamıştır. Kur'ân'ın, açık ifâdeleri ve onu tebliğ eden elçinin uygulayıp göstermesiyle kendi kendisini beyân eden bir kitab olduğu ortadadır. Kur'ân'ın kendi kendisini tefsir etmesi en önemli tefsir yöntemidir. Bazen bu yöntem terk edilmiş olsa bile Kur'ân'ın doğru anlaşılmasının ilk ve en önemli yolunun kendi kendisini tefsiri olduğu konusunda herkes hemfikirdir. Kur'ân'ın Kur'ân'la tefsiri onun âyetlerinin birbirleriyle anlaşılmasıdır. Bilindiği üzere Kur'ân tek seferde nazil olmamış ve konularına ayrılmamıştır. Bir konu ile ilgili âyetler Kur'ân'ın içine adeta serpiştirilmiştir. Bu sebeple onun doğru anlaşılması için âyetler arasındaki münasebet iyi bilinmelidir. Kur'ân bu anlamda muhkem müteşâbih ve mesânî bir kitabtır. Onun anlaşılması için bütünlüğünün esas alınması, kendisiyle nazil olduğu lisanın, indiği ortamın, nüzûl sebeplerinin, âyetlerin siyâk- sibâkının ve insan fıtratının iyi bilinmesi gerekir. Kur'ân'ın indirilmesi Allah tarafından ve bir ilimle olduğu gibi açıklanması Allah tarafından ve bir ilim iledir. Bu sebeple Kur'ân'ın öncelikle kendi içinden anlaşılması gerekmektedir. Kur'ân'ın te'vîlini yine kendisi yapmaktadır. Kur'ân üzerinde tefakkuh yapan kişilerin yapacağı şey onu te'vîl etmek değil onun Allah tarafından yapılan te'vîlini ortaya koymaktır. Bunun için de ön yargılardan uzak bir toplululuğun bu görevi üstlenmesi gerekmektedir. Kur'ân'ın Kur'ân'la tefsiri, mutlak ifâdelerin mukayyed yapılması, genel konuların tahsis edilmesi, özet olarak anlatılan bir konunun başka yerde genişçe anlatılması, farklı yerlerde anlatılan bir konunun birbirini tamamlanması, mücmel veya müphem geçen bir âyetin başka bir âyetle beyân edilmesidır. Ayrıca çelişkili zannedilen âyetlerin Kur'ân'ın bütünlüğü içinde uzlaştırılması ve garip lafızların daha sarih ifâdelerle tefsir edilmesi şeklindedir. Anahtar Kelimeler: Kur'ân, Tefsir, Kur'ân'ın Bütünlüğü, Muhkem, Müteşâbih, Mesânî.

Kur'an-ı KerimMuhkemTefsir+1
Nurettin Çiftçi
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Şeyh Fethullah Verkânisi hayatı ve tasavvufî görüşleri

Şeyh Fethullah Verkânisî Bitlis yöresinde yaşamış, Nakşibendiyye Tarîkatı'nın Halidiyye koluna mensup bir mutasavvıftır. Şeyh Fethullah küçük yaşlarda ilimle iştigal etmiş, yörenin tanınmış hocalarından ilmî eğitim almıştır. Verkânisî yaşadığı dönemde tarîkat lideri olarak kabul görmüş mutasavvıf bir zât olmasının yanında nahiv, akaid, özellikle de fıkıh alanında kendisinin görüşüne başvurulan âlim şahsiyetlerden de biridir. Tasavvuf alanında büyük bir lider olduğundan kendisine Şehbâzü't-Tarîkâ denilen Şeyh Fethullah şerîata olan bağlılığı ve fıkıh ilmindeki yetkinliği sayesinde de çağdaşları arasında Şeyhu'ş-Şeriâ olarak nam salmıştır. Şeyh Fethullah bu ilmî kapasitesine rağmen çok hacimli eserler kaleme almamış ama tasavvuf, akaid, nahiv ve fıkıh alanlarında risale mahiyetinde eserler yazmıştır. Ayrıca kendisine sorulan tasavvuf ve fıkıh ile ilgili soruları mektûb yazarak cevaplandırmış, bu mektûbları daha sonra oğlu Şeyh Alauddin derleyerek Mektûbât-ı eş-Şeyh Fethullah Verkânisî adıyla bir eser haline getirmiştir. Tasavvufî düşüncesi şerîat üzerine kurulu olan Şeyh Fethullah, tarîkatta ilerleme kaydedebilmenin esaslarından birinin de şeriata bağlılık olduğunu belirtmiştir. Ona göre mürîd, Ehl-i Sünnet çizgisinde itikadî ve amelî mezhepleri öğrenip tatbik etmeli, şerîatın zahirine uymayan her türlü söz ve davranışın insanı küfre dahi götürebilceğini bilmeli ve uzak durmalıdır. Anahtar Kelimeler : Verkânisî, Tasavvuf, Nakşibendiyye, Halidiyye, Mektûbât Sayfa Sayısı : 101 Tez Danışmanı : Doç. Dr. Ferzende İDİZ

BiyografiFethullah el-VerkanisiKur'an-ı Kerim+2
Hüseyin Beytekin
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessAR

The definite articles in surah Al-Mu'minun

This study deals with " the definite articles in Surah Al-Mu'minun" on both the grammatical and the applied levels. It consists of an introduction, three chapters, and a conclusion. The first chapter consists of two sections. The first topic deals with the concept of definite and indefinite article in the language and in the terminology, and their meaning in the books of the language and the books of grammar, and the difference between them both indicate a certain, but the indefinite a certain in terms of itself, and definite in terms of particular. In the second section there is a general presentation of the Surah Al-Mu'minun. It includes several demands, including the reason for its name and its preference, and it was called for two reasons. The first is to open it with news about the seven descriptions of the believers. , And in another demand we mentioned about its purposes, it has many purposes of the most important mention of the qualities of believers, and in the last demand of this subject came to mention the number of verses and words and the occasion before. The second chapter, the grammatical aspect, divided this chapter into vague article, and article is not vague and both include four demands, which is as follows: The first topic: vague article, which is not defined in its own meaning, and has four demands, namely: - "Dhamir" pronoun: Which is put names to indicate a speaker, or addressed, or absent, and has two main sections: prominent, divided into a connected raised, Connected mounted, and connected to a sewer, and to the separate raised, and separated to a mounted, And the second section: hidden, divided into a hidden ought, and hidden permissible. And there is a kind of "dhamir" pronoun, the so-called "dhamir" pronoun of the separation of the Basrien to distinguish between the denomination and the news, and there is no place of expression, there is a difference between the Basrien and the Kufis, since the most likely of us is the view of the visually impaired, we only mentioned their opinion. There is another type of "dhamir" pronoun, which is the pronoun of the importance comes in the maximization before the nominal or actual sentence and the sentence is a news item about him and explained to him. - "Mawsul" The attached name: This is what is needed for the return or successor, which is two parts: a literal link has nothing to do with the definite articles but mentioned about the occasion between them and the attached names that is our subject, which is the second section of the attached, and have two types: text (specialist), Common (general), And there is words of both types and had been talked about them. - "isharah" The name of the sign: which is appointed by reference to it, and has two parts: First: what notes the singulars and reminders and their branches. Second: What is mentioned in the reference as proximity or far. - Added to one of the previous vagues: It is also a vague article because the add to the article acquires the definition of this addendum, and acquisition of the definition is only a purely addition, which is at the rank of what was added to the definition, but added to the "dhamir" conscience is not in the rank of "dhamir" conscience, In the rank of "alem" proper noun. The second topic: the non-vague knowledge, which is specific knowledge in itself, also has four demands: - "alam" proper noun: is the name that defines the name of an absolute without any reference, and has several sections on different considerations, as the diagnosis of the meaning and not diagnosed is divided into two parts: proper noun of the person, and genus, and as the word is also divided into two parts: singular, compound, and considering as the situation is divided into: Name, nickname, and surname, and considering as its originality in scientific and its originality is divided into two parts: the proper noun of movable, and improvised proper noun. - The identifier of "Al": Each name of the indefinite preceded by "Al" defined by the definition, and has two main sections: First: "Al" Covenant, which are three sections: memory, mind, my presence, and the second: "Al" nationality, which are two sections: to show the truth , "Al" arrogance. - What is added to one of both them: was talking about the identifier in addition to the end of the previous section, added to "alam" proper noun and identifier of "Al" in the acquisition of the definition and grade is like other additions acquired from the addition and in rank. - The intent of the appeal: It is one of the types of definite articles on the most correct words, and the definition is intentional and receptive to others. The third chapter is the practical aspect through the enumeration of the Holy Quran related to our subject in the blessed Surah, and we have divided this chapter, such as the division of the previous section, but this chapter deals with the practical aspect - as we mentioned - we extracted all the definite articles of all types of texts verses, with some of evidence analysis, And the interpretation of that evidence, and put the rest of the evidence in tables containing the text of the verse and its number and article and its type and the analysis and illness of them, has been "dhamir" pronoun of all kinds four hundred and seventy-two times the most common definite articles in the surah, The "mawsul" attached name advented of both types 39 times, and "isharah" The name of the sign was mentioned 16 times, and the word was added to the three types of vagues 94 times, adding to the pronoun 90 times,to "mawsul" the attached name once, "isharah" the name of the sign 3 times, "alam" the proper noun was mentioned 21 times, The identifier of "Al" 84 times, and What is added to one of both them 16 times, added to " alam" the proer noun 4 times, and added to the identifier "Al" 12 times, and the intended word was repeated in the call once. The conclusion includes the most important results that we have reached and research has been done and thank God the Lord of the Worlds

Shirwan İslam Khalid
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

İslam ibadet fıkhında niyet ve hükümlere etkisi

İnsanların yaratılış gayesi Allah Teâlâ'ya ibadet etmektir. İbadet ise Yüce Allah'ın azameti karşısında derin bir saygıyla boyun eğmektir. Dinimizin emrettiği her bir ibadetin kendine göre rükünleri, şartları ve sünnetleri vardır. Nasslarla belirlenen kriterlere göre eda edilmeyen bir ibadet sahih kabul edilemez. Tüm ibadetlerde gerekli olan en önemli kriter hiç şüphesiz niyet olarak kabul edilir. Zira niyet ibadetlerin aslı ve ruhu olarak addedilir. Çünkü halis bir niyet olmayınca yapılan ameller ve ibadetlerin tamamı manevi açıdan değersiz kalır. Niyete bu kadar önem atfedilmesi üzerine biz de bu çalışmamızda "İslam İbadet Fıkhında Niyet ve Hükümlere Etkisi" başlığı altında konuyu araştırdık. Yaptığımız çalışmanın birinci bölümünde niyetin anlam alanı üzerinde durarak ve niyetin tüm bileşenlerini (kasıt, ihlâs, irade, ihtiyar, azim) bu başlık altında ele aldık. Özellikle bu kavramların semantik tahlilini yaparak ve niyetle olan ilişkilerini ortaya koyduk. Ayrıca nasslar açısından niyet, niyetin kısımları, niyeti iptal eden durumlar, niyetin yeri ve niyet-amel ilişkisine de değindik. Bu başlık altında nasslar tarafından niyete büyük bir ehemmiyet verildiğini, niyetsiz hiçbir ibadetin geçerli olmadığını ortaya koyduk. Gerekli şartları taşımayan bir niyetin geçersiz olduğunu ve niyetin yerinin kalp olduğunu bu bölümde ele aldık. İkinci bölümde ise, ibadetlerde (namaz, oruç, hac, zekât, kurban, yeminler, kefaretler, cihat) niyetin hükmü, vakti, şekli ve niyette teşrik gibi konuları inceledik. Niyetin varlığını bazı fakihler şart bazıları ise rükün olarak kabul etmiş, niyetin vakti, şekli ve niyette teşrik gibi konularda ise ihtilafa düşmüşlerdir. Biz de bu konularda mevcut olan ihtilafları ve fakihleri bu ihtilaflara sevk eden sebepleri değerlendirerek çıkarsamalarda bulunduk. Anahtar Kelimeler : Niyet, amel, ihlâs, ibadet fıkhı, hüküm. Sayfa sayısı : 273 Tez Danışmanı : Doç. Dr. Mehmet Selim ASLAN

HükümNiyetlerSamimiyet+3
Medeni Şavlı
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kur'ân'da ziynet kavramı

Ziynet, lügatte kendisiyle süslenilen şey demektir ve örtü / elbise, takı ya da şekil itibariyle dışarıdan yapılan bir düzenleme ile ortaya çıkar. Kur'ân'da ise kelime, süslenme, süs ve takının kendisi ve örtülmesi gereken yerler (avret mahalli) gibi farklı anlamlarda kullanılmıştır. Kur'ân'da 46 farklı âyette farklı bağlamda kullanılan ziynet kavramının fiil formunda kullanıldığı yerlerden bir kısmında özne Allah, bir kısmında şeytan bir kısmında ise edilgen formun kullanıldığı görülür. Ziynet kelimesinin geçtiği âyetlere bir bütün olarak bakıldığında yoğun olarak daha çok, güzellik, takı, süs, çekicilik, elbise, görkem ve heybet, farklı tonlarda renk (çiçeklerde) ve gökteki yıldızları ifade etmek için kullanıldığı görülmektedir. Buna göre, dünya hayatı bir bütün olarak ziynet olarak tasvir edildiği gibi, mallar, çocuklar, kadınlar, takılar, gökyüzünde yıldızlar, yeryüzünü süsleyen bitki ve çiçekler, insan vücudunda giyilen elbiseler ziynet kavramı içinde yer almıştır. Benzer şekilde, tarihin belirli dönemlerinde yaşamış bazı varlıklı kimselere ait süs eşyaları, bayram günleri, binek hayvanları, ekip diktikleri tüm tarımsal ürünleri ve insanın kendi elinin ürünü olan amelleri de ziynet kapsamı içinde yeralmıştır. Eşyada asıl olan onun mübah olmasıdır. Bu nedenle Allah, insanlık için bir nimet olarak yarattığı tüm ziynetlerin helâl olduğunu bildirmiştir. Ancak bu hususta bazı istisnalar bulunmaktadır. Kadın ve erkek için setr i avret olarak bilinen bölgelerini başkalarına göstermemeleri -ki âyette bu ziynet kavramı içinde yer alır gerekir. Hz. Peygamber erkeklere yasakladığı altın ve ipek kullanımını, yaratılıştan süse ve süslenmeye olan temayülleri nedeniyle kadınlara serbest bırakmıştır.

Kur'an-ı KerimSüslemelerSüslenme+1
Şöhret Gül
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

İlâhî hitâbın karakteristiği

Yüce Allah, imkânlar âleminde, insana iki alan üzerinden hitâp etmektedir. Biri " kevnî hitâp"; diğeri ise, "kelâmî hitâp"tır. Bu iki hitâp şekli, yüzleri birbirine dönük, her biri diğerinin tecelligâhı olan anlamlı simgeler bütünüdür. Yani, Kur'ân, muhtasar bir doğa; doğa ise, mufassal bir Kur'ân'dır. İlâhî hitâpta insanlar dışında; melekler, cinler, hayvanlar, yer ve gök gibi canlı–cansız tüm varlıklar da muhatap alınmıştır. İlâhî hitâbın, metafizik âleme tekabül ettiği ve bu manâda erişilmez olduğu için hakîkatini ve gerçek mahiyetini Allah'tan başka kimse bilemez. Ancak bu hususta âyetlerden ve sahih hadislerden yararlanılabilir. Yine bu hakîkat ve muhtevanın, müfessirler tarafından nasıl ele alındığı tespit edilerek, âyetler ve sahih rivâyetler ışığında tahlil yapmak büyük önem arz etmektedir. Konumuzun seçimi bu amaca matuftur. Bu sebeple İlâhî hitâpla ilgili klasik ve yeni dönemde yazılmış eserler esas alınmış ve onların sundukları bilgiler çerçevesinde tezimizin inşâsı gerçekleşmiştir. İlâhî hitâbın kaynağı, şeytan ve kötü unsurların erişimine kapalı ve İlâhî bilgilerin hazinesi konumundaki "Levh-i Mahfûz"dur. Bu hitâp, "Levh-i Mahfûz"dan, "inzâl-tenzîl" gibi özel bir süreç ile Resûlullah'a (sas) bildirilmiştir. Diğer İlâhî hitâplarda sadece manâ Allah'a ait iken; Kur'ân hitâbında hem lafız hem de manâ Allah'a ait olmaktadır. İlâhî hitâbın, ilham, rûh ve rüyâ gibi olgularla birtakım benzerlikleri vardır. İlâhî hitâp, itikadî konularda sabit kalmakla beraber, teşriî hususunda toplumların değişim ve gelişiminin yanı sıra, örf ve adetlerini, algılarını dikkate alarak yenilikler getirmiş, toplumun dinamik olması gibi, o da dinamik olmuştur. Dolayısıyla İlahi hitâptaki farklılıkları, toplumdaki değişim, gelişim ve ihtiyaçları dikkate alarak değerlendirmek gerekir. Yine İlâhî hitâbın gerçekleşmesi konusunda, hatip ile muhatap arasındaki varlık farklılığından kaynaklanan iletişim sorununun "elçi", "kelam" ve "Arap Dili" gibi vasıtalarla mümkün hâle getirilmiştir. İlahi hitâbın sona ermesi demek "masiva"nın yok olması anlamına gelmektedir. Nitekim Yüce Allah'ın peygamberlere olan teşriî hitâp aşaması, bütün zamanlar için bitmiş olmasına karşın; diğer tüm çeşitleriyle hitâbı devam etmektedir. Aynı şekilde Yüce Allah, Kur'ân ile bizlere olan hitâp ve konuşmasını sürdürmektedir. Çünkü Kur'ân'ın canlı, güncel ve sonsuz oluşuyla, hep yeni, açıklanmaya hazır, geniş ufuklu ve açık uçlu, kesintisiz bir hitâp ve iletişim potansiyeline sahip bir kitap olduğunu ifade edebiliriz.

AllahHitabetHitaplar+4
Mazhar Dündar
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Berîre hadisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada Berîre'nin boşanma mevzusunu içeren ve Kütüb-i Sitte'de bulunan yirmi hadis, sened ve metin açısından birinci bölümde değerlendirilmeye tâbi tutulmuştur. Bütün hadislerin isnad zincirleri tablo şeklinde gösterilip metin bölümleri de eklenmiştir. İkinci bölümde bu hadisin içerdiği hüküm bağlamında sünnetin bağlayıcılığı, sünnet tasnifi ve hadisin şarihler tarafından açıklanan yönleri işlenmiştir. Aynı zamanda bu hadisin Fıkıh İlmi'ne katkısı ele alınmıştır. Efendisiyle dokuz yıllık mükâtebe sözleşmesini imzalayarak, özgürlük yoluna adım atan ilk câriye Berîre'dir. Sözleşme bedeli tek bir defada Hz. Âişe tarafından ödenmiştir. Özgürlüğüne kavuşunca daha önce efendisi tarafından evlendirildiği eşi Muğis'ten ayrılıp ayrılmamak hususunda muhayyer bırakılmıştır. Berîre'nin eşi Muğis ise ondan ayrılmak istememiştir. Ayrılmayı tercih eden Berîre'ye çok muhabbeti olan eşi Muğis bir daha onunla beraber olmak için Hz. Peygamber'e müracaat etmiştir. Hz. Peygamber (sav) "keşke eşine geri dönsen" ifadeleriyle Berîre'nin eşine geri dönmesini istemiştir, fakat Berîre bunun bir emir olup olmadığını öğrenmek istemiştir. Hz. Peygamber (sav) de emretmediğini, sadece bir aracı olduğunu belirtmiştir. Bunun bir emir olmadığını öğrenen Berîre eşine geri dönmemiştir. Çalışmamızda Berîre ile ilgili başka konular hakkındaki rivâyetler "Berîre'nin Hayatı" başlığı altında ele alınmştır. Burada sadece yukarıda bahsi geçen rivâyetin isnad ve metin tahlili yapılmıştır. Özellikle rivâyetin sünnetin bağlayıcılığı yönü üzerinde durulmuştur.

HadisMetin
Zehra Yalçınkaya
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessAR

الإجهاض في الفقه الإسلامي والطب المعاص

In the study we have been examined about the subject of the abortion in terms of both medicine and sharia and we talked about the phases of the fetus. On examining the elements of analyzing the subject of the study, islamic law and the provision of abortion in medicine, we followed the perspectives of sharia and medicine. While examining, first we explained the terms and then we talked about the thoughts of expert doctors. Their perspective is making the things easier for the writers and lead them for solving the problems. The religion islam (which leads people to find ways to live in a peace and trust) has been come for protecting and making the aim of el-Mekâsidu'l-Hamse consisting of 5 basic compulsory aim that are religion, life, mind, generation, and goods. That is to say the fetus should be protected in both perspectives. The study has 4 part and the introduction. In the introduction, the subject of the study, the significance of it, the methods used and the earlier studies have been examined. We used different types of methods such as epagoge, deduction, analytic method, because there are relation of other subjects. In first part, the meaning of fetus, the situation of it and abortion with different reasons and methods have been mentioned. And we tried to examine the various types of the abortion in both medicine and sharia. In the second part, the process of the fetus and the phases until the birth have been examined. The versicles and hadith have been examined. And we also searched about this issue in medicine. The other important issue is the soul which the writers and doctors focus on. In part three, the provision of abortion according to classical and modern writers before and after soul. The soul is starting to occur in 4th month. Both classical and modern writers have same idea. The other important issue is reasons of the abortion, the factors that makes it acceptable and provisions of it. And the punishment of the abortion for the one who wants to make abortion and the one who makes the abortion and penance of it. In the last part, what can be done for proctecting the fetus in medicine and sharia, and the negative sides of abortion for mothers in societies. The intentional abortion has negative effects on societies. And adultery, rape abortions has been talked. That is fact in Islamic societies, these kind of abortions which are because of rape or adultery is not so much. And there are different perspectives about these issues. Other important subject is the abortion for the babies which is going to be born as a disabled children. Two different idea have been mentioned about it. The first one is for the babies who has not got some simple organs like fingers or have more than normal people. The other one is vital for both mother and the baby. In the second situation it is lawful with a report of an expert doctor. And we also talked about the transplantation for science with the decision of the parents to protect their respectfullness. But when the abortion is just for the aim of scientific experiments or medical ones, it is not lawful and if it is happen, it a murder.

Neamat Abdulhadi Issa
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Molla Hüseyin Batevî'nin hayatı eserleri ve tasavvufî görüşleri

Molla Hüseyin Batevî(ö. 1169/1755), Şırnak ilinin Beytüşşap ilçesine bağlı Güneyyaka (Bate) köyünde 1675 yılında dünyaya gelmiştir. Muhafazakar bir aileye mensup olan Batevî, ilk eğitimini kendilerine yakın bir köyde imamlık yapan abisi Molla Ahmed'ten almış, dahasonra Hakkari Meydan Medresesinde eğitimine devam etmiştir. Bu medresede icâzetini aldıktan sonra bu medresede bir müddet müderrislik de yapmıştır. Batevî, ana dili olan Kürtçe'nin yanındaArapça, Türkçe ve Farsça da bilmektedir. Batevî'ninMevlid, Zembilfıroş, Hamaîl eserleri ile birlikte otuzdan fazla şiiri bulunmaktadır. Yazmış olduğu Mevlid eseri Kürtlerin yaşadığı pek çok bölgedeuzun süre boyunca yankı bulmuştur. Tasavuftaki Nûr-i Muhammedi görüşüne geniş yer vediği Mevlidinde sağlam bir dil ve üslup kullanmıştır. Çalışmamızın birinci bölümü Batevî'nin hayatı ve eserlerinden oluşmaktadır. İkinci bölümde ise Batevî'nin eserlerinden ve kullanmış olduğu remiz ve mazmunlardan tasavvufî görüşleri ele alınmaktadır. Çalışmamızın sonunda Batevî'nin Allah ve Peygamber aşkı çerçevesinde özgüntasavvufî bir kimliğinin olduğunu gördük. Bu bağlamda herhangi bir şeyhe intisap ettiğini veya herhangi bir tarikata mensup olduğuyla alakalı bir bilgiye rastlamadık. Batevî 1169/1755'li yıllarda bir kış mevsiminde, can dostum dediği Bahçesaray emiri Mir Hasan Veli'nin ziyaretinden dönerken Berçelan yaylasında yoğun kar yağışı nedeniyle mahsur kalır ve orada vefat eder.

BiyografiKur'an-ı KerimMolla Hüseyin Batevi+3
Hasan Arslan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ayetler ışığında cennet ve cehennem yiyecek ve içecekleri

Kur'ân-ı Kerîm'de geçen Cennet ve Cehennem yiyecek ve içeceklerin neler olduklarını ve bunların mahiyetlerini tespit etmek, mükâfat ve ceza bakımından amellerle ilişkisini ortaya koymak, yiyecek ve içeceklerin geçtiği ayet-i kerîmelerin farklı tefsirlerde nasıl açıklandığını ortaya çıkarmak bu bağlamda Cennet ve Cehennem'de insanların nelerle karşılaşabileceğini açıklamaya çalışmak araştırmanın amaçlarını oluşturmaktadır. Araştırmada öncelikle İslam dininde Cennet ve Cehennem kavramları üzerinde durulmuştur. Ayetler ışığında Cennet ve Cehennem'in ne anlama geldiği ve nasıl bir mahal olduğu çeşitli açılardan açıklanmaya çalışılmıştır. Sonrasında Cennet ve Cehennem yiyecek ve içeceklerin geçtiği ayetler tespit edilmiş ve çeşitli tefsirlerde bu ayetlerin nasıl açıklandığı ortaya konmaya gayret edilmiştir. Bu ayetlerle ilgili olarak yeri geldikçe hadis kaynaklarına başvurulmuştur. Kur'ân-ı Kerîm'de Cennet yiyecekleri olarak; et, kuş etleri ve meyve olarak da nar, üzüm, kiraz, muz, hurma; Cennet içecekleri olarak da su, süt, bal ve içecek nehirleri ile selsebil, kafur, tensim pınarları zikredilmektedir. Cehennem yiyecekleri olarak ise zakkûm, darî ağacı ve ğıslîn zikredilirken Cehennem içecekleri olarak hamîm, ğassak ve sadîd içeceklerinden söz edilmektedir. Sonuç olarak Cennet ve Cehennem yiyecek ve içecekleri mutlaka olacaktır varlıkları Kur'ân ayetleriyle sabittir. Ancak bunların mahiyetlerine dair, tamamen gayp alemine ait olmaları ve dilin sınırlılıkları dolayısıyla son sözü söylemek mümkün görünmemektedir. Bu kavramlar üzerindeki yorumları itikada dair bir konu olarak değil de Müslümanların kültür dünyalarına ait bir zenginlik olarak görmek, tekfirci din anlayışı yerine birleştirici ve kucaklayıcı bir anlayışın gelişmesine yardımcı olabilir.

AyetlerCehennemCennet+3
Şakir Saylık
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessAR

اٌّلا ػجذالله اٌج١زٛارٟ ٚوزبثٗ ٔبدٞ الإعلاَ فٝ ػٍُ اٌىلاَ

al-Bitevâtî is an Islamic scholar who lived in the thirteenth century AH. Like the Islamic scholars before him, he wrote a book called "Nadî al-Islam fîI'lm al-Kalam" in the field of faith. However, this work has not been edited as far as we know and there is no academic study on it. In this thesis, both the life and the work of al-Bitevatî are discussed. In addition, the content of the manuscript was evaluated by making an edited critique. While the critique of the editions of the manuscript was made, information about the hadiths, verses, sects and special names in the manuscript were given. Our thesis consists of an introduction three parts. In the first chapter, the life of the author is discussed. In the second part, the author's main views such as Accident and fate, husun and kubuh, prophethood and Risalet, Miracle and miracle, Angels and Jinn, Faith, events of the Hereafter and so on have been discussed and examined. The place of the author's views on these issues, including Asharism, of which he is a leading member, has been determined in Islamic thought. In the third part, two copies of the manuscript were compared and the editions were criticized. The non-critical editions of the work were also evaluated and their differences with the manuscripts were noted. The verse, hadith, place name, special names, denomination names and closed expressions found in the Manuscript are emphasized in the footnote. Key Words: Sects, al-Kalam, al-Bitevâtî, Nadî al-Islam fîI'lm al-Kalam.

Abdulkhaleq Ahmed Rahman
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kur'an'da tüm fenomenleriyle aile

İnsanların dünya ve ahiret saadetlerini sağlama amacı taşıyan İslam dininin bu amaca ulaşma noktasında görev ve sorumluluklar yüklediği kurumların başında aile gelmektedir. Aile, kişinin içinde huzur bulduğu, biyolojik ve psikolojik gereksinimlerinin karşılandığı en güzel ortamdır. Kur'an-ı Kerim'de de bu durum birçok ayette dile getirilmiş ve İslam'da aile mefhumuna ilişkin pek çok konuda iki yüzün üzerinde ayet nazil olmuştur. Kur'an'da Tüm Fenomenleriyle Aile adlı çalışmamız da İslam'da önemli bir yeri olan aile kurumunun Kur'an merkezli ele alınmasından oluşmaktadır.Kur'anî perspektiften aile bireylerinin birbirlerine karşı sorumlulukları, evlilik, boşanma, şefkat ve merhamet örneği aileler, Peygamber ailelerinden dinî ve sosyal hayata dair örnekler, Hz. Peygamber'in aile reisliği, eşleriyle olan diyaloğu ve çocuklarına yönelik tutumu gibi konular tahlil edilerek Kur'an merkezli değerlendirilmeye çalışılmıştır. Çalışmamız giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın konusu, amacı, önemi ve yöntemi hakkında bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde Kur'an'da Aile Kavramı Kur'an'da Adı Geçen Peygamberler ve Aile Hayatları üzerinden incelenmiştir. İkinci bölümde Kur'an'da evlenme ve boşanma üzerinde durulmuştur. Son bölümde ise Kur'an'da aile fertlerinin hak ve sorumlulukları ele alınmıştır.

AileBoşanmaEvlilik+2
Güler Örnek Taşdemir
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sünnete göre saîd ve şakî mefhumları

Hz. Peygamber kendisine vahyedilen bilgiler ile insanlara inanç, ibadet ve ahlakî ilkeler başta olmak üzere hayatın tüm alanlarında nasıl davranılması gerektiğini bizzat yaşıyarak anlatmış ve bütün insanlar için ideal bir hayat biçimi sergilemiştir. Çalışmamızda, bütün zaman ve mekana hitap eden ve Müslüman için ideal bir yaşam biçimi olan sünneti baz alarak saîd ve şakî kavramlarına tefsir, hadis ve kelâm kaynaklarından istifade ederek açıklık getirdik. Hadis kaynaklarına bakıldığında, Hz. Peygamber'den dünya ve âhiret saâdetine işaret eden birçok rivayet nakledilmiştir. Dünya saâdetine işaret eden rivayetlerde, insanı dünyada mutlu kılan kişisel, psikolojik ve sosyal birçok etken zikredilmektedir. Bunlar; kocası yüzüne baktığında kocasına huzur veren itaatkâr Saliha bir eş, oturmaya müsait geniş bir ev, iyi bir binek, ibadet ile geçirilen uzun ömür, insanı iyiliğe sevk eden iyi bir arkadaş, fitnelerden uzak durmak, kadere rıza göstermek gibi etkenlerdir. Hadislerde âhiret hayatında insanların saîd (cennetlik) ve şakî (cehennemlik) olmak üzere iki gruba ayrıldığı, Allah'ın ezelî ilmiyle daha henüz kişi anne karnında iken kimin saîd veya şakî olduğuna işaret edilmiştir. Bu da kulun fiillerindeki rolü nedir gibi birçok soruyu akla getirir. Bu sorulara cevap bulmak için Kelâm ilminde Allah'ın ezeli ilmine, kader ve kazaya, kulun fiillerindeki rolü gibi konulara açıklık getirdik. Yapılan çalışmanın neticesinde, yaptıklarına karşılık Allah'ın kendisine cennet va'd ettiği kimseye saîd, yaptıklarına karşılık Cehenneme atılan kimseye de şakî denildiği anlaşılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Sünnet, Saâdet, Şekâvet, Cennetlik, Cehennemlik, Saîd ve Şakî. Sayfa Adedi :108 Tez Danışmanı: Dr. Öğrt. Üyesi Arif GEZER

CehennemCennetKur'an-ı Kerim+4
Ahmet Eriş
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

El-Mûdah Fi Vucûhi'l Kıraati ve İleliha adlı eserin kıraat ilmindeki yeri ve önemi

İlimlerin her biri farklı olsa da bunların içinde kıraat ilmi oldukça önemlidir. Çünkü bu ilmin kaynağı Kur'ân'ı Kerim'dir. Kur'ân'ın anlaşılmasında kıraat ilmi önemli rol oynamaktadır. Bu ilim, rivâyet yoluyla bize nakl edilmiştir. Bu rivayetin en başında ise Hz. Peygamber yer almaktadır. Beşeri anlamda Kur'ân'ın ilk hafızı da yine Hz. Peygamber'dir. Hal böyle olunca kıraat ilminin ilk muallimi de Hz. Peygamberdir. Kıraat ilminin Kur'an kelimelerinin farklı okuyuşlarını konu edinen bir ilim olduğu malumdur. Allah'ın Rasulü kıraat farklılıklarını bilen biri olarak bu ihtilafları nasıl çözeceğini de halletmede merci makamıydı. Bundan dolayı Allah'ın muradı doğrultusunda ferşî olarak, eş anlamlı ve fonetik anlamda bazı kolaylıklar sağladığını bilmekteyiz. Bu kolaylığı sağlayan ve bu anlamda ruhsat olan "yedi harf" gerçeği kıraat ilminin önemli bir konusunu teşkil etmektedir. Ashâb-ı kiram zamanında kıraat vecihleri sık bir şekilde gündeme gelmiştir. Fakat kıraat delillendirilme konusu sonraki zamanlarda bilhassa üçüncü ve dördüncü yüzyıllarda hatta daha sonraki asırlarda da sıklıkla işlenmiştir. İşte bu gelişmelerin neticesinde bu alanda birçok kitap yazılmıştır. Telif edilen eserlerden biri de İbn Ebi Meryem'in el-Mûdah'ıdır. Kıraat alanında yazılan hüccet eserleri kıraat âlimlerinin yeteneklerine göre, zamanın şartlarına ve müellifin hayat sürdüğü mekânın farklı toplumların birbirleriyle olan münasebetlerine göre şekil almıştır. İbn Ebi Meryem de bulunduğu bölge ve kendi yaşadığı çağın şartlarına göre sahih kıraatleri ve bu kıraatleri savunan âlimlerin hüccet delillerini dikkate alarak bu eserini oluşturmaya çalışmıştır. Görebildiğimiz kadarıyla sahih kıraatler arasında bir hakem gibi hareket ederek herbir kıraatın delillerini ve okuyuşları, hüccetleriyle ortaya koymaya çalışmış, buna dair, kıraatlar için Kur'an'dan, sünnetten, şiirlerden, sahabe okuyuşlarından, resm-i mushaftan, sahabe okuyuşlarından ve dil âlimlerinin görüşlerinden örneklerle delillendirmeye çalışmıştır. Bu bağlamda, kıraatlarda var olan farklılıklar, usul de ve ferş de olmak üzere iki kapsamda ele alındığında her iki alana dair, bu farklılıkların delillerinin de eserde yer aldığı gözlemlenmektedir. İdgam, med, imâle kavramların altında bunun örnekleri yer almaktadır. İbn Ebi Meryem, tercihte daha çok "muhtar", "ekvâ", "evla", "eblağ" ve "ezhar" gibi kalıpları kullanırken, tercih edilmeyenler için ise, "kabîh", "daîf" ve "la veche leh" gibi kavramları kullanmıştır. Kur'an-ı Kerim'i baştan sona kadar meşhur yedi kıraata ilaveten İmam Ya'kub'un da kıraatını ekleyerek sekiz kıraatın farklılıklarına değinen müellif, söz konusu vecihleri birçok yönde incelemeye tabi tutmuştur. Kıraat tahlillerini yaparken icabında dilsel yönden de tercihte bulunmuştur. Biz de böyle önemli bir çalışmayı bir nebzede olsa kıraat ilmine olan katkısını ve önemini gözler önüne sermek müellifini tanımak ve tanıtmak amacıyla tez konusu olarak seçtik. Bu vesileyle tezimizin kıraat ilmine küçükte olsa bir katkı sağlaması en büyük isteğimizdir. Anahtar Kelimeler : İbn Ebi Meryem, el-Mûdah, Kur'an, kıraat, vücûh Sayfa Adedi : Tez Danışmanı : Prof. Dr. Mehmet ÜNAL

Kur'an-ı KerimKıraatİbn Ebi Meryem+1
Mehmet Salih Genç
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ahmed Ziyad Muhabbık'ın kısa öykülerinde mekân olgusu

Mekân olgusu edebi metinlerde önemli bir yere sahiptir. Mekân olgusu incelenirken bu olguya sadece konum açısından bakmak doğru değildir. Zira mekân, anlatının bütün unsurlarıyla sıkı bir bağlantısı içindedir. Bu yüzden araştırma esnasında bu olgu, sadece fiziki özelliklere haiz bir unsur olarak değil, insanla kuvvetli bir etkileşimi bulunan ve kişisel analizlerde işlevsel rol üstlenen bir etken şeklinde incelenmeye tâbî tutulmuştur. Araştırma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Ahmed Ziyâd Muhabbık'ın hayatı ve eserleri detaylı bir şekilde ele alınmıştır. İkinci bölümde müellifin kaleme aldığı Yevmun li Raculin Vahid يوم لرجل واحد)), Hicârat-u Erdina حجارة أرضنا) ), Hilmu'l-Ecfani'l-Mutbeka حلم) الأجفان المطبقة) ), Arîşetu'l-Yasemin عريشة الياسمين) ), li Enneki Maiye لانك معي ) ), Ta'mu'l-Asâfîr طعم العصافير ) ), el - Avdetu ile'l-Bahr العودة إلى البحر) ), er-Rahîl min Ecli Meha (الرحيل من أجل مها)), Verdâtun fî'l-Leyli'l-Ahîr وردات في الليل الأخير) ), Rîşü Neam ريش نعام)), et'Tuffahu'l- Ahîra fî'l-Hakl التفاحة الأخيرة في الحقل)) , Fevka Sathi'l-'İmârat فوق سطح العمارة ) ), mâ Ezâlü Enteziru ما ازال أنتظر)) ve Ebu Mu'tez ve'l-Kenâriyât ابو معتز والكناريات) ) adlı hikâyelerinin her biri ayrı ayrı değerlendirilmiş ve söz konusu hikâyelerde yer alan mekânlara farklı bakış açılarıyla dikkat çekilmiştir. Üçüncü bölümde ise daha çok mekân çeşitleri üzerinde durulmuş ve mekânın, soyut, somut, açık, kapalı, ütopik/hayalî, fantastik, metafizik, duygusal, kapalı -dar ve açık-geniş şeklinde ondan fazla çeşidi üzerinde durulmuş ve her biri ayrı ayrı örneklendirilmeye çalışılmıştır.

Arap edebiyatıArapçaHikaye+3
Vefah Cihat
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kur'ân'da müttakilerin özellikleri

Önsözde takva kavramından, takvanın öneminden, bizi bu çalışmaya iten temel sebepten bahsedilmiştir. Giriş kısmında araştırmamızın konusundan, amacından, öneminden ve yönteminden bahsedilmiştir. Birinci bölümde takvanın sözlük ve terim anlamlarına, bu anlamlar arasındaki ilişkiye, takva ehlinin Allah'ın en yakın dostu olduklarına, Kur'ân'da takva ve takva ehlinin önemine, takva kavramı alanına giren ve takva kavramıyla bağlantılı olan kelimelere âyet ve hadisler ışığında değinilmiştir. İkinci bölümde Kur'ân'da müttakilerin özelliklerine iman, ibadet ve ahlâk ilkeleriyle birlikte deliller ışığında yer verilmiştir. Üçüncü bölümde takva sahibi olabilmenin yollarını, bu yolların Kur'ân'ı tefekkür etmek, nefisle mücahede etmek olduğu gibi mârifetullah (Allah'ı bilme ve tanıma) ve ibadetle de olduğunu, ve takva sahibinin elde ettiği dünyevi ve uhrevi semereleri anlatarak alt başlıklar halinde incelenmiştir. Sonuç kısmında ise genel bir değerlendirme yaparak Kur'ân'da takva kavramının ve müttakilerin önemli bir yer edindiğini belirleyerek deliller aracılığıyla görüşümüz ortaya konulmuştur.. Hem bireylerin hem de toplumun salahiyeti için insanların takvaya yönelmeleri ve müttakilerin özelliklerini kazanmaları gerekir. Fıtrat üzere doğan her insana küçük yaştan itibaren takva sahibi olabilmenin yolları planlı ve programlı bir eğitim metoduyla öğretilmelidir.

Kur'an-ı KerimMuttakiTakva+1
Mehmet Saki Ayaz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Sahâbe Döneminde coğrafya ve kültürün hadis rivayetine etkisi

İnsan bir zaman diliminde, bir mekânda ve bir kültür ortamında yaşamını sürdürür. Bulunduğu kültürel çevre insanın yaşantısını her açıdan önemli ölçüde etkiler. Sahâbe de farklı sebeplerle çeşitli bölgelere gitmiş ve orada Hz. Peygamber'in söz ve uygulamalarını diğer nesillere aktarmışlardır. Çalışmada sahâbenin yaşadığı bölgenin beşerî coğrafya ve kültür özelliklerinin hadis rivayetine etki edip-etmediğini ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu noktada ilk olarak çalışmanın giriş bölümünde coğrafya, kültür ve rivayet kavramları tanıtılarak hadis ilmi açısından aralarındaki ilişki açıklanmaya çalışılmıştır. Bölgeler arasındaki önemli farklılıklardan birisi dildir. Dil ile bölge kültürü arasında karşılıklı bir etkileşim vardır. Sahâbenin naklettiği hadislerde kullandığı kelimeler de yaşadığı bölgeye göre farklılık gösterebilmektedir. Çalışmanın ikinci bölümünde ilk olarak coğrafya ve kültürün mana ile rivayete olan etkisi incelenmiş ve bölge ile kültürünün mana ile hadis rivayetine etkisi ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu bölümde ikinci olarak farklı bölgelerdeki fıkhî anlayışlardan yola çıkılarak bu anlayışlara sahâbenin naklettiği hadislerin etkisi incelenmiştir. Araştırma sonucunda bir bölgedeki sahâbenin hadis bilgisinin ve rivayetinin, o bölgedeki fıkhî anlayışın gelişmesinde etkili olduğu görülmüştür. İkinci bölümün son başlığında ise beşerî coğrafyanın hadis nakletmedeki rolünden yola çıkılarak sebeb-i rivayet kavramı yeniden tanımlanmıştır. Çalışmanın bu kısmında farklı bölgelerdeki siyasî tutumların ve beşerî coğrafyanın hadis rivayetine etki ettiği ve önemli bir sebeb-i rivayet olduğu tespit edilmiştir. Çalışmanın son bölümünde kültürel farklılıkların hadis uydurmadaki etkisi üzerinde durulmuştur. Beşerî coğrafya etkisiyle birlikte bölgenin siyasî tutumu doğrultusunda hadis uydurma faaliyetinin gerçekleştiği tespit edilmiştir. Irak bölgesinde Hz. Ali lehine, Şam bölgesinde ise Hz. Mu'âviye lehine hadis uydurulduğu saptanmıştır. Bununla birlikte hadis uyduran kişilerin içinde bulundukları toplumun kültürünü ve eski dinlerin mitolojik figürlerini uydurdukları rivayetlere yansıttıkları görülmüştür. Son olarak hadisin ve hadis tarihinin sosyoloji, antropoloji ve beşerî coğrafya ile birlikte ele alınmasının gerekliliği ortaya çıkmıştır.

CoğrafyaHadisKur'an-ı Kerim+5
Recep Emin Gül
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Kudâme ailesi ve hadis

Hadis tarihinde bazı aileler, yetiştirdikleri muhaddis âlimlerle ön plana çıkmış ve bu alana ciddi bir katkı sağlamışlardır. Bu ailelerden birisi de Kudâme ailesidir. Önceleri Filistin'in Nablus kenti yakınlarında yer alan Cemmâil Köyü'nde ikamet eden Benî Kudâme fertleri, Hicri VI. asırda Kudüs başta olmak üzere İslâm coğrafyasını tehdit eden Haçlı seferlerinden dolayı nispeten daha güvenli bir yer olan Dımaşk'a göç etmişlerdir. Hanbelî mezhebine mensup olan bu aile, Dımaşk'a göç ettikten sonra kendileriyle özdeşleşmiş bir ilim kenti olan Salihiyye Mahallesi'ni inşâ etmiş ve Hicri VI.-IX. (XII.-XVI.) yüzyıllarda Hadis ilminde çok önemli muhaddis âlimler yetiştirmiştir. Nitekim Hadis ilmi açısından bu ailede yetişen âlimler arasında Abdulğanî el-Makdisî (ö.600/1203), İbn Kudâme el-Makdisî (ö.620/1223), Ziyauddin el-Makdisî (ö.643/1245), İbn Abdülhâdî el-Makdisî (ö.744/1343) ve İbnü'l-Mibred el-Makdisî (ö.909/1503) gibi önemli simâlar bulunmaktadır. Bu âlimler, hem şahsi meziyetleri hem de hadis ilminde ortaya koydukları eserler ile İslâm ilim geleneğinde önemli bir yer edinmiş ve Dımaşk'ta Hanbelî mezhebinin yegâne temsilcileri haline gelmişlerdir. Bu araştırma, Hadis ilmi açısından önemli bir yer edinen Kudâme ailesinin hadis kültüründeki yeri ve ailede yetişen muhaddis âlimlerin hadis/sünnet yaklaşımlarını tespit etmeyi amaçlamaktadır. Çalışmada öncelikle bu ailenin ilmi hayatı ele alınmış ve Salihiyye Mahallesi'nde inşâ edilen ve hadis öğrenimi açısından önemli kurumlardan olan medrese, darülhadis, dârü'l-Kuran ve camiî gibi çeşitli yapılar tanıtılmıştır. Daha sonra bu ailede yetişen erkek ve hanım muhaddis âlimlerin biyografilerine, ilmi faaliyetlerine ve hadis ilmi açısından telif ettikleri eserler hakkında bilgi verilmiş ve akabinde ailedeki bazı muhaddislerin usûl eserlerinden istifade edilerek haberler ve haberlere ilişkin meselelere genişçe yer verilmiş ve bu âlimlerin hadis/sünnet yaklaşımları ortaya konulmuştur.

AileHadisHanbeli+4
Rıdvan Kalaç
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Şemsüddin Es-Semerkandi'de zat sıfat anlayışı

Bu tez çalışması Matüridi alim Şemsüddin es-Semerkandî'nin zat sıfat anlayışı üzerine hazırlanmıştır. Tezimiz giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Girişte sıfatlar meselesinden, Semerkandî'nin hayatı ve eserlerinden bahsedilecektir. Daha sonra kısaca ilahi sıfatları incelenecektir. Birinci bölümde sıfatların problem olarak ortaya çıkışı ve sebepleri irdelenecektir. Sonra mezheplere göre sıfatların çeşitleri, Semerkandî'ye göre sıfatların kısımları ve Halku'l-Kur'an meselesi de burada ele alınacaktır. Mu'tezile'nin, Küllabiyye, Eş'arî'nin ve Matüridi'nin sıfat anlayışları bu bölümde serdedilecektir. İkinci bölümde, "Semerkandî'de zat-sıfat anlayışı"nı özellikle Semerkandî'nin es-Sahaifü'l-İlahiyye eserini ve onu şerhi olan el-Mearif fi Şerhi Sahaifü'l-İlahiyye adlı eserlerini baz alarak incelemeye çalışılacaktır. Semerkandi, Razi'nin aklî metodunu kullanması ve ondan etkilenmsi varsayılarak Fahreddin Razi de ele alınacaktır.

Kur'an-ı KerimMaturidiMezhepler+2
Fecri Kartal
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İmâm kastallânî ve tasavvuf

Mutasavvıf ve âlim bir şahsiyet olan, Ebû Bekr Kutbüddîn Muhammed b. Ahmed b. Alî el-Kastallânî (ö. 686/1287), 614 yılında Mısır'da doğdu. 614-686/1218-1287 tarihleri arasında Mısır ve Mekke'de yaşamış hadis, fıkıh ve tasavvuf alanında önemli bir âlimdir. İlk eğitimini babası, Ahmed b. Ali b. Muhammed Ebu'l-Abbas Kastallânî'nin yanında almış daha sonra Mekke'de eğitimine devam etmiştir. Kardeşinin vefatından sonra Darü'l-Hadisi Kamile'nin şeyhliğine getirilen İmâm Kastallânî, ömrünü sonuna kadar orada eğitim vermiştir. Yaklaşık olarak otuz altı eseri vardır. Zâhiri ilimlerde daha çok bilinen İmâm Kastallânî, tasavvufî yönüyle pek bilinmemektedir. Oysa mutasavvıf bir şahsiyet olan müellifîmiz, tasavvufa dair eserler de yazmıştır. Nitekim "İktidâ'ü'l-ğâfîl bi-ihtidâi'l-âkil", adlı eserini tasavvuf alanında yazmıştır. Müellifîmiz bu eseri iki kısımda ele almış ve tasavvufî kavramlar hakkında bilgiler vermiştir. Çalışmamız iki bölümden oluşmuş olup, birinci bölümü İmâm Kastallânî'nin hayatı, şahsiyeti, târîkatı ve eserlerinden oluşmaktadır. İkinci bölümde ise İmâm Kastallânî'nin tasavvufî görüşlerini kapsamaktadır. Ele aldığımız bu çalışmamızda İmâm Kastallânî'nin, yazdığı eserleri ve görüşleri sonrası âlim ve mutasavvıf bir kimliğe sahip olduğu görüldü. Sühreverdîyye târîkatına mensup olduğu tespit edildi. Sonuç olarak, İmâm Kastallânî, âlim ve mutasavvıf bir şahsiyet olup geride bırakmış olduğu eserleri islâm toplumuna faydalar sağlamıştır.

Din anlayışıKastallaniKur'an-ı Kerim+2
Hayrulah Kaya
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Âsım kırâatında Hafs B. Süleyman rivayeti ile Ebû Bekr Şu'be rivayeti arasındaki farklılıklar ve anlama etkisi

Sahîh kırâatler, ilk devirlerden zamanımıza kadar okunmuş ve okutulmuştur. Günümüzde bu kırâatler içinde, tezimizin de ana esasını oluşturan Hafs rivayetiyle bize kadar ulaşan Âsım Kırâatı, Müslümanlar arasında daha çok okunmakta ve okutulmaktadır. Diğer kırâatler ise, bazıları hariç birer ilim olarak bu alanda ihtisas yapmakta olan kişiler tarafından okunmaktadır. Çalışmamızda, konunun iyi anlaşılması maksadıyla, giriş kısmından sonra Kırâat ilminin temel konuları hakkında bilgi verilmiştir. Tefsirle ilgilenen âlimler, Kur'ân-ı Kerîm'i daha iyi anlayabilmek maksadıyla kırâat ve kırâat farklılıklarına dikkat çekmişlerdir. Eserlerinde de bu farklılıklara yeri geldikçe yer vermişlerdir. Bu faklılıklar, hem kırâat imamları hem de râvileri tarafından okunmak suretiyle günümüze kadar gelmiştir. Kırâat ilmi tefsir, fıkıh ve kelam gibi konulara kaynaklık etmiştir. İşte bu nedenden ötürü bu alanla uğraşanlara az da olsa bir katkı sağlama düşüncesiyle birinci ve ikinci bölümde çalışmamızın esasını teşkil eden "Hafs b. Süleyman rivayeti ile Ebû Bekr Şu'be rivayeti arasında anlama etki eden ve etmeyen farklılıklar" ele alınmıştır. Çalışmamız sonuç ve kaynakça ile sona ermektedir.

Ebu Bekir ŞubeHafs bin SüleymanKur'an-ı Kerim+3
Yusuf Ezen
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İbn Cemâa'nın haberî sıfat anlayışı

Allah Teâlâ'nın mükerrem bir varlık olarak yarattığı insan, tarih boyunca yaratıcısını tanıma gayreti içerisinde olmuştur. İslam tarihi içerisinde de yüce yaratıcıyı tanıma, bilme gayesi ile Kur'an-ı Kerim'e ve hadislere müracaat edilerek ilâhî vasıfların neler olduğu anlaşılmaya çalışılmıştır. Kur'an'da ve hadislerde yüce Allah'a nispet edilen yed (el) , vech (yüz), gelme (ityan), inme (nüzûl), üst (fevka) gibi beşerî özellikleri çağrıştıran ifadeler herkes tarafından aynı şekilde anlaşılmamış ve bu konuda çeşitli ihtilaflar yaşanmıştır. Kur'an'da ve hadislerde geçen bu ifadeler "haberî sıfatlar" olup bunların anlaşılması noktasında tefviz, tevakkuf, tenzih, teşbih, tescim ve te'vil gibi farklı metotlar benimsenmiştir. Müteahhirûn dönem Eş'arî kelamcılardan olan Bedreddin İbn Cemâa, yüce Allah'ın sıfatları konusunda Müşebbihe, Mücesseme ve ta'til ehline karşı ciddi eleştirilerde bulunup bunların yanılgılarını ortaya koymaktadır. Bununla birlikte selefin tefvîz ve tevakkuf metotlarının o dönemde Ehl-i Sünnetin akidesinin korunması için doğru olduğunu fakat; değişen şartlarla birlikte te'vil metodunun daha faydalı olduğunu söyleyerek haberî sıfatlara dair te'villerde bulunmuştur. İbn Cemâa'nın haberî sıfatlara yaklaşımını ve bu sıfatlara dair yorumlarını ortaya koymak istediğimiz bu çalışmamızın giriş bölümünde konumuzun kapsam ve çerçevesi ile İbn Cemâa'nın hayatına dair bilgileri aktardık. Birinci bölümde Allah'ın varlığı, birliği, sıfatları konusunu; ikinci bölümde ise İbn Cemâa'nın haberî sıfatlara yaklaşımını ve bu sıfatları nasıl yorumladığını tespit edip aktarmaya gayret ettik. Anahtar Kelimeler: Sıfat, Müteşabih, Selef, Te'vil, Haberî Sıfat, İbn Cemâa

Haberi sıfatlarKelamKur'an-ı Kerim+2
Ahmet Öztürk
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Nesefî'de Rü'yetullah tartışması

Kelâm ilminin tartışmalı meselelerinden biri, Allah Teâlâ'nın ahirette görülmesi konusudur. Mu'tezile ve Ehl-i Sünnet tarafından yoğun bir şekilde tartışılan bu meselede Ehl-i Sünnet rü'yetullahı kabul etmiş, Mu'tezile ise akılcı karakterleri gereği rü'yetullahı reddetmiştir. Kerramiyye, Mücessime ve Müşebbihe mekân ve cihetle beraber rü'yetullahı kabul etmişlerdir. ''Nesefî'de Rü'yetullah Tartışması'' isimli tezimiz bir giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında konumuzun problematiği, tezimizin amacı, önemi, takip ettiğimiz metot ve çalışmamızın çerçevesi ve sınırlılıklarından bahsettik. Birinci bölümde Nesefî'nin hayatından bahsedip, ilmî kişiliği ve İslam düşüncesindeki yerini tespit etmeye gayret ettik. İkinci bölümde ise Nesefî'nin rü'yet ve rü'yetullah meselesini tahlil etmesini ele aldık. Nesefî, Allah Teâlâ'nın görülmesinin aklen caiz naklen vacip olduğu şeklindeki Ehl-i Sünnet'in genel kanaatini taşımakta, Mu'tezile'nin reddiyeci tavrı karşısında aklî temellendirmeyi ve nass tahlilini ustalıkla yapmaktadır. Görüleceği üzere Nesefî, Mu'tezile'nin rü'yetullah muhtevalı ayetleri te'vil ederken düştüğü çelişkileri ortaya çıkarmakta, çok güvendikleri akıl üzerinden onları ilzam etmektedir. Anahtar Sözcükler: Nesefi, Rü'yetullah, İdrak, Te'vil, Akıl, Nakil, Caiz, Mümkün, Vacip, Mu'tezile, Ehl-i Sünnet

AkılKelamKur'an-ı Kerim+3
Ebubekir Öral
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Âsım ravilerinden Hafs b. Süleyman ile Nâfî' ravilerinden Verş arasındaki ihtilaflı okuyuşların mukâyesesi

Kur'ân ilimleri içerisinde Kırâat İlmi, Kur'ân-ı Kerîm'in tilaveti ve lafzî ihtilaflarını konu edinmesi bakımından büyük bir öneme sahiptir. Müfessirler, Kur'ân-ı Kerîm'i daha iyi anlayabilmek için zaman zaman kırâat farklılıklarına değinerek eserlerine almışlardır. İslâm dünyasında en çok okunan kırâat, Âsım Kırâatı Hafs rivayeti ile Nafî' Kırâati Verş rivayetidir. Yapılan bu çalışma da kısaca, bu iki ravinin hayatlarından bahsedilmekte ve tezimizin ana konusu olan bu iki ravinin kırâatleri çeşitli yönleriyle incelenmiş, tahlilleri yapılmış, iki ravi arasındaki rivayet farklılıkları ele alınmıştır. Bu çalışma, giriş ve iki ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde kırâat hakkında genel bilgiler verilmiş iki ravinin hayatlarlarına kısaca değinilmiş ve her iki ravinin usûl ve ferş-i huruf'a dair rivayet farklılıkları ele alınmıştır. Çalışmamız sonuç ve kaynakça ile son bulmuştur. Anahtar Kelimeler: Kırâat, Hafs b. Süleyman, Verş, Ravi, Rivayet

Hafs bin SüleymanKur'an-ı KerimKıraat+3
Mehmet Ali Kaya
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Bilimsel tefsir açısından Kur'ân'ın i'câzı

Yüce Allah, her peygambere nübüvvetini tasdik eden mucizeler vermiştir. Hz. Peygamber'in de en büyük mucizesi Kur'ân'dır. Kur'ân, gaybî haberlerden bahsetmesi, ümmî bir peygamber tarafından tebliğ edilmesi, erişilmez bir hidâyet kaynağı olması, beyânı, nazmı, tertibi, üslûbu, psikolojik etkileme gücü, teşrîʻ için koyduğu hükümler ve sonradan keşfedilen birçok ilmî gerçeğe işaret etmesi gibi pek çok yönden mu'cizdir. Tez konumuzu bilimsel tefsir açısından Kur'ân'ın i'câzı teşkil etmektedir. Bilimsel tefsir anlayışı dirâyet tefsirin ortaya çıkmasıyla başlamıştır. Zira kevnî âyetleri pozitif bilimlerin verileriyle tefsir etmeye çalışmak, bir tür içtihat ve görüş beyân etmektir. Zaten bilimsel tefsir hareketi müstakil bir ekol haline gelinceye kadar dirâyet tefsirleri içinde yer almış ve böylece gelişmesini sürdürmüştür. Bilimsel tefsir anlayışı, Abbasîler döneminde başlayan tercüme faaliyetleriyle canlanmıştır. Bu faaliyetler neticesinde, İslâm âlimleri Kur'ân'ı daha fazla düşünmeye ve özellikle kevnî âyetleri anlamaya ve mahiyetini araştırmaya çalışmışlardır. İslâm alêminde canlılık ve yeniliğe sebep olan felsefe, fizik, kimya, tıp ve astronomi gibi ilimlerde yüzlerce ilim adamı yetişmiş ve bilimsel tefsir hareketinin başlamasına da önemli bir etken olmuştur. Bilimsel tefsirin doğuşunu etkileyen dinî, sosyal ve kültürel birçok etken bulunmaktadır. Dinî etkenlerin başında da Kur'ân'da her şeyin mevcut olduğu, çıkmış ve çıkacak bütün ilimlerin onda var olduğu hususudur. Ayrıca Kur'ân'da evrenin yaratılışı, genişlemesi, daralması, dünyanın şekli, dönmesi, göklerin ve yerin yaratılması, ay ve güneş hareketleri gibi astronomi ile ilgili; yeryüzündeki uyum, kömürün oluşumu ve demirin indirilmesi gibi jeoloji ile alakalı; hayatın kaynağı olan su ve rüzgârların aşılayıcı fonksiyonları gibi biyoloji ile ilgili; insanın yaratılış aşamaları, koruyucu hekimlik ve jinekoloji tıp gibi bilimlerle ilgili insanı düşünmeye ve araştırmaya sevk eden âyetlerle birlikte açık ve dolaylı olarak, tabiat olaylarına, evrendeki canlı veya cansız varlıklara temas eden âyetler de bilimsel tefsirin doğuşuna neden olan etkenlerdendir. Kur'ân'da birçok sûrede bilimsel hakikatlere değinilmekte, yeryüzü, gökyüzü, yıldız, dağ, deniz, hava, su, insan, kuş, böcek, evcil ve yabani hayvanlar hakkında pek çok âyet bulunmaktadır. İlk dönemlerde bu âyetlerin mahiyetinden ziyade daha çok onların hikmetleri üzerinde durulmuş, VIII. yüzyıldan itibaren de onların tefsiri üzerinde fikir yürütme sürecine girilmiştir. Kur'ân'da pozitif bilim dallarına ait bilgilerin yer alması, birçok ilim adamını bu yönden Kur'ân'a yönelmeye ve yorumlamaya sevk etmiştir. Bilim ve teknoloji geliştikçe, bilimsel açıdan Kur'ân'a yöneliş ve ilerleme de o oranda gelişmiştir. Kur'ân'da pozitif bilim dallarına ait bazı bilgilerin bulunması, onun bir bilim kitabı olduğu anlamına gelmez. Kur'ân bir bilim kitabı olmaktan ziyade bir hidayet kitabıdır. Zira Kur'ân'ın temel amacı insana yol göstermektir. Anahtar Kelimeler: Kur'ân, Tefsir, İ'câz, Bilimsel Tefsir, İlmî İ'câz, Kur'ân'ın Modern Bilimlerle münasebeti

BilimBilimsel yöntemDin-bilim ilişkisi+3
Mehmet Zeki Doğan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kur'ân'da 'usr (zorluk) ve yusr (kolaylık) kavramları

Kur'ân-ı Kerîm bütün çağlara hitap eden, insanların problemlerine çare olan, hem dünyada hem de ahirette insanları mutluluğa götüren ilahi bir kitaptır. Bu kitabın ilahi iradeye uygun bir şekilde uygulanabilmesi için doğru anlaşılması gerekir. Tarih boyunca Kur'ân'ın doğru bir şekilde anlaşılması için farklı çabalar gösterilmiştir. Kur'ân'ı anlama çabalarından biri de kavram çalışmasıdır. Kur'ân'ın kavramlarının doğru olarak anlaşılması, Kur'ân'la verilmek istenen mesajın daha iyi anlaşılmasını sağlar. Bu tez çalışmamızda Kur'ân'ın iki önemli kavramlarından olan 'usr ve yusr kavramlarını ele aldık. Tezimiz bir giriş iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde 'usr ve yusr kavramlarının sözlük ve terim anlamlarını bir de bu iki kavram ile anlam ilişkisi olan diğer kavramları ele aldık. İkinci bölümde ise 'usr ve yusr kavramlarınınKur'ân'da kullanıldığı kalıplar ve manaları tesbit ettik. Bir de bu iki kavramın birlikte kullanıldığı yerlerde zorluk ve kolaylık açısından ne anlam ifade ettiğine değindik. Çalışmamızda Arap dili üzerine yazılmış kadim sözlüklerden bir de klasik ve yeni dönem yazılmış tefsirlerden yararlandık. Kur'ân'da 'usr kavramı on iki defa, yusr kavramı ise kırk dört defa kullanılmıştır. Bu iki kavram her ne kadar birbirine zıt anlamlı olsa da anlam ilişkilerinin olduğu görülmektedir. Kur'ân'a bir bütün olarak bakıldığında ister ibadetlerde isterse sosyal hayatta olsun kolaylık ilkesinin tercih edildiği görülmektedir. Kur'ân'a göre hayatta zorluklarla karşılaşılabilir. Yalnız sabır edip zorluğa katlanmak neticesinde kolaylığa ulaşılır.

AyetlerKavramlarKolaylık+3
Eyyüp Babat
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Şiî-İmamiyye'nin kaza ve kader anlayışı

İmamiyye daha çok rivayetlerle temellendirmeye çalıştığı kaza ve kader anlayışını bazı nasları da dayanak yaparak açıklamaktadır. Onlara göre Allah, kıyamet vaktine kadar bütün insanların yapacakları şeyleri ezeli ilme göre takdir etmiştir. Kaza ve kaderin kayıt alanı Levh-i Mahfuz denilen levhadır. İmamiyye, imamın üstün bir ilimle donatıldığını iddia etmekle birlikte her yıl kadir gecesinde kaderin imamlara bildirildiğini de söylemektedir. İlk dönem İmamiyye alimleri kaderi; Allah'ın insan fiillerini ezelde bilerek takdir etmesi manasında tanımlamışlardır. İmamiyye'nin Hicri IV. asrın sonlarına kadar bu doğrultuda düşündüğü söylenebilir. Hicri IV. asırdan itibaren Mutezile ile etkileşimin sonucunda kaza, kader, Allah'ın iradesi, dilemesi, meşieti gibi konularda İmamiyye içerisinde değişiklikler meydana gelmiştir. Şeyh Müfid ve ondan sonraki ulema, ahbarî camianın kaza ve kader doğrultusundaki görüşlerini kabul etmeyerek Mutezile ile aynı doğrultuda düşünmüşlerdir. Fakat son dönem İmamiyye âlimlerinin kaza ve kader görüşlerine baktığımızda "cebr ve tefviz arası orta yol" görüşünü benimsedikleri görülmektedir. İmamiyye' nin Allah'ın ezeli olan ilmi ile kavramsallaştırdığı bedâ anlayışı kaza ve kader ile ilgilidir. İlgili ekolun bedâ anlayışı kader dışında ecel anlayışının da dayanağıdır. Ayrıca İmamiyye'nin, duanın kaza ve kaderi değiştireceğine yönelik rivayetleri de bedâ türünden nakiller olarak kabul edilmektedir. ii Ecel konusunda İmamiyye iki kısma ayrılmakta bir kısım tek ecel kavramını savunurken, diğer kısım insanların iki eceli olduğu konusunda kulların ömürlerinin uzayıp kısalabileceğini savunmuşlardır. İmamiyye'de rızık konusu kaza ve kader ile bağlantılı bir şekilde ele alınmıştır. Şii âlimlere göre rızık konusu Allah'ın ezelî ilmine göre belirlenen bir konudur. Bu nedenledir ki bütün canlıların her birinin rızkı, yaşayacağı yerler, Levh-i Mahfuz'da belirlenmiştir. Bu konuda İmamiyye içerisinde herhangi bir tartışma bulunmamakla birlikte, haram olan şeyler rızık olarak kabul edilmemektedir. Anahtar Kelimeler : Kaza, Kader, Efal-i İbad, Levh-i Mahfuz, Bedâ, Ecel, Rızık

KaderKazaLevh-i Mahfuz+4
Emine Yıldırım
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Tasavvufta Rü'yet meselesi

Rü'yet meselesi; üç semâvî dinin inanç esaslarında bulunmaktadır. Genel olarak dinler Allah'ın âhirette görüleceği hususunda hemfikirdir. Asıl tartışma yaratıcının dünyada ve rüyada görülmesinin imkânıdır. Yahudilik ve Hıristiyanlık dinlerinde Tanrı'nın izzetinin ve rü'yetinin doğrudan tezahürlerinin yanında şekilsiz ve tecsimden uzak bir Tanrı söylemi, düalist yaklaşımın varlığını göstermektedir. İslâm fırkaları içerisinde Allah'ı âhirette, dünyada ve rüyada görmek ile ilgili tartışmalar yaşanmaktadır. Cehmiyye, Mu'tezile, Şîâ, İbâdiyye gibi fırkalar nakli delilleri te'vil ederek rü'yeti imkânsız görmektedir. Ehl-i Sünnet ise aynı nakli ve akli delilleri temellendirerek rü'yeti aklen câiz naklen vacip görmektedir. Mutasavvıflar, rü'yetin cennetin en büyük nimeti olduğu hususunda hemfikirdir. Ancak dünyada ve rüyada Allah'ın görülmesi hususunda sûfîler arasında ihtilaf bulunmaktadır. Genel olarak sûfîler, Ehl-i Sünnet çizgisinde fikir beyan ederek rü'yetin Allah'ın ilminin gereği olarak mümkün olduğunu belirtir. Tasavvuf erbabı, rü'yetin çoklu anlam yönleri bulunan bir sözcük olduğunu belirtir. Bu manadaki kalp, nur, tecellî, basîret, ayne'l-yakîn, müşâhede gibi kavramlar rü'yetin anlaşılmasında önem arz etmektedir. Rü'yetullah tartışmalarının yanında peygamberlerin rüya veya yakaza yoluyla görülmelerinin imkânı da tartışılan konulardan biridir. Semâvî dinlerden Yahudilik ve Hıristiyanlıkta Hz. Mûsâ ve İsâ, Tanrı'nın kelâmı oldukları için rüya ve yakaza halinde görülmeleri, Tanrı'yı görmekle eş değerdedir. İslâm'da Hz. Peygamber'in rü'yeti en çok tasavvuf ilminin ilgi alanına girmektedir. Hz. Peygamber'in (s.a.v.) rüya veya yakaza halinde görülmesi; keşf, misâl, ilham, yakaza gibi gayba açılan hallerle mümkün görülmektedir. Sûfîler yakaza halinde Hz. Peygamber'i görmeyi kerâmet, rüya yoluyla görmeyi ise sâdık rüya olarak değerlendirmektedir. Dolayısıyla keşf ehli sûfîlerin bu âlemde Hz. Peygamber ile görüştüklerine dair rivayetler, ledünni ilme vakıf olmaları ile gayba muttali olmalarının sonucudur. Rü'yetü'l-melek konusu, meleklerin görülmesinin imkânı ile ilgilidir. Peygamberlerin melekleri asli yapılarıyla ve insan şeklinde temessül şeklinde görebilmeleri semâvî dinler açısından olağan bir durumdur. Ancak peygamberler dışındaki insanların melekleri görmeleri ihtilaflı bir konudur. Yahudilik ve Hıristiyanlıkta melek asli suretiyle görülür, yer-içer hatta evlenebilir. İslâm'da Peygamber mirasına gönül vermiş Allah dostları melekleri yakaza ve rüya halinde görebilir. Genellikle insan suretinde görülen melek; ikaz, müjde, tenbih, irşad ve tavsiye niteliğindedir. Çalışmamız, rü'yetin tasavvuf açısından önemini ortaya koymaktır. Mutasavvıfların rü'yet ile ilgili düşünce ve rivayetleri; ihsan, ikram, lütuf ve kerâmet ile ilgilidir. Ancak sûfîlerin rü'yet ile ilgili yaşadığı hallerin nefse mahsus yani öznel/sübjektif olması, şer'i bir hüküm taşımaması yönünden önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler : Rü'yetullah, Rü'yetün-Nebî- Rü'yetü'l-Melek, Rüya, Yakaza, Müşâhede, Sûfî.

Hz. MuhammedMelekRü`yetullah+4
Sevda Aktulga Gürbüz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Şeyh Müşerref'in hayatı ve tasavvufi görüşleri

1926-2008 tarihleri arasında yaşayan Şeyh Müşerref, ilk eğitimini Güleçler Köyü'nde babası Şeyh Es'âd-i Sânî'den, daha sonra Pervari'nin Aşağı Bağcılar köyünde Molla Abdullah-i Sâruhî, Kurtalan'ın Gürgöze köyünde Molla Tayyip, Siirt'in Halenze Mahalle'sinde Molla Abulhâkim'den ve Siirt'in merkezinde Şeyh Mustafa es-Siirdî el-Hamzevî'den almıştır. İlmî icâzetini babasından, Molla Abdulhâkim'den, Şeyh Mustafa es-Siirdî el-Hamzevîden ve Molla Hamit'en almıştır. Şeyhi, Şeyh Mustafa Kemâleddin el-Erbilîdir. Tarikat icâzetini babasından ve Şeyh Mustafa Kemâleddin el-Erbilî'den almıştır. Kendisi de kardeşi Şeyh Muhammed Nuri ve Şeyh Abbas el-Irakî'ye tarikat icâzetini vermiştir. İrşad hizmetini Van Erciş Gedikli Köyü'nde; Siirt Pervari Yeniaydın, Tuzcular ve Güleçler köylerinde yapmıştır. 2008 yılında Siirt'te vefât etmiş, Siirt Süleyman Şah Mezarlığı'na defnedilmiştir. Şeyh Müşerref, tasavvufun teorik boyutundan çok uygulama boyutuna önem vermiş, yüzlerce talebe yetiştirmiş, onlarca eser yazmış, birçok farklı eseri de şerh edip tahlil etmiştir. Tasavvuf alanında müstakil bir eseri bulunmayan Şeyh, tasavvufî görüşlerini Divân, Hacı Ahmed ve Molla Alaeddin adlı eserlerinin farklı yerlerinde ve farklı kişilere yazdığı mektuplarda dile getirmiştir.

BiyografiTasavvufİslamiyet+1
Sıracettin Özalp
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Erken dönem Mu'tezilî düşüncenin teşekkül süreci (H. 80-144)

Mu'tezile, müslümanlar arasındaki ihtilaf alanlarına dair farklı yaklaşımı, din anlayışındaki özgürlükçü tarzı ile İslâm düşünce tarihinin erken döneminde ortaya çıkmıştır. Dinin anlaşılması ve yorumlanmasında aklı önceleyen sistemleri ile İslâm düşüncesinin gelişmesindeki rolleri itibarıyla ayrıca büyük bir öneme haiz olmuştur. Bu itibarla çalışmamız, Mu'tezile'nin bir mezhep olarak ortaya çıkışında etkili olan dinî, siyasî, sosyal, kültürel vb. sebeplerin detaylı olarak incelenmesi ve Usûl-i hamsenin oluşumunun aydınlatılması amacıyla ilk iki imamı Vâsıl b. Atâ ve Amr b. Ubeyd dönemi ile sınırlandırılmıştır. Mu'tezile'nin zuhuruna etki eden sebeplerin çeşitlilik göstermesi çalışmamızda analitik bir yöntem kullanmamızı; Mu'tezile'nin ilk iki imamının günümüze ulaşabilen eserlerinin olmamasından ötürü sonraki dönem Mu'tezilî kaynakların dışında Ehl-i sünnet ve Şîa kaynaklarına da müracaat edilmesi ayrıca karşılaştırmalı araştırma metoduna da başvurmamızı gerektirmiştir. Araştırmamızda Mu'tezile'nin ortaya çıkışına ve esaslarının teşekkülüne etki eden siyasî, sosyal, kültürel ve dinî olmak üzere birden fazla etkinin olduğu saptanmıştır. Mu'tezile'nin bu etkilerin bir sunucu olarak ortaya çıktığı ve temel düşüncelerinin çerçevesini oluşturan "Usûl-i hamse"nin, Mu'tezile'nin kurucu imamı Vâsıl b. Atâ tarafından oluşturulduğu tespit edilmiştir. Usûl-i hamsenin her bir esasının, farklı bir kesime tepki olarak ortaya çıktığı ve temel dini sabitelere vurgu yaptığı belirtilmiştir. "tevid" esası ile dinin saf akidesini koruma, "adalet" ile özgür ve sorumlu bireye vurgu, "va'd ve vaîd" ile suç-ceza dengesinin korunarak dinin caydırıcılık prensibini muhafaza, "menzile beyne'l-menzileteyn" ile dinde vasatı esas alma ve "emri bi'l maruf ve nehiy ani'l-münker" ile denge ve denetleme sisteminin kurulup savrulmaları önleme amacının güdüldüğü sonucuna varılmıştır. Bu temel anlayışı ile Mu'tezile'nin teşekkül döneminde önemli bir toplumsal muhalefet oluşturduğu ve geniş bir yayılma alanı bulduğu ortaya konulmuştur.

El-Usulü`l HamseKelamMutezile+1
Muhammed Ragıp Kaplan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessAR

التكفير بين القديم والحديث

The purpose of my thesis has been to explain the meaning of takfir and what are the criteria and rules that scholars and scholars of kalam identified. It also aimed to explain who can be described as kafir and who cannot; and that a muslim cannot be considered as kafir except by the conditions agreed on by Ahlu Sunnah Wal Jama'a. This thesis also clarifies that takfir started with the Kharijites and the Wahabists after them. It also shows the approach of Ahlu Sunnah Wal Jama'a of scholars of kalam and fiqh. The subject of my thesis talks about takfir, in which many half-scholars went too far and started accusing people of kufr for every sin and every small sin, following in the footstep of the Kharijites before them, who didn't even spare the esteemed companions of the prophet. They accused them of kufr, although we did not hear such takfir words during the era of the Prophet Muhammad (SAW) and his esteemed companions after him. Rather, the Prophet warned against issuing such words arbitrarily and that they lead to dooming their utterer. Here the understanding of the Sunni scholars, scholars of kalam and fiqh, of the provisions of the Sharia was also demonstrated, and they set the measures and the correct rules through which one can know who is considered kafir and who cannot be considered kafir. All scholars, scholars of kalam and fiqh, agree that you should not accuse anyone of kufr except by what the scholars agreed upon of measures The research contained an introduction and a foreword, three sections, a conclusion, and an index that included the sources and references and an annex. I talked in the introduction about takfir in general, and who spoke about takfir in previous studies, and I showed some of what distinguishes my research from the previous writings and studies. And in the foreword I mentioned the subject of the research, and the purpose of this research, the importance of the research, and the approach that I followed in my research, and mentioned some of the difficulties and problems that faced me during this research, and I mentioned some old and recent resources that I consulted. In the first section of the research, I explained takfir and how people suffered because of this thought and the reasons that led to the spread of such takfirist ideas, then I explained in the first chapter the meaning of the real takfir among the scholars of kalam and fiqh. Then in the second chapter I explained the definition of takfir by the scholars of kalam, and in the third chapter I explained the most important factors of kufr that deem a person as kafir if found in them. The fourth chapter is dedicated to the Sharia measures for deeming someone as kafir and their justifications. In the fifth chapter I talked about the issue of not adopting Sharia as the only law; where I indicated the sayings of the scholars and before them the esteemed companions, and that it is more about ingratitude and lack thereof. In the remaining chapters for this section I talked about the reasons for the spread of the phenomenon of takfir in the Islamic society. In the second section, I talked about takfir for the Kharijites and Wahhabis. In the first chapter I mentioned the origin of the takfir for the Kharijites and what they relied upon in their takfir for the honorable companions; and in the second chapter I included some hadiths and texts that warned of the Kharijites and their takfiri thoughts, then I explained in the third chapter what the Kharijites thought about the Companions and the Followers. Then I mentioned in the fourth chapter the position of the scholars regarding the actions and ideas of the Kharijites and that they are not on the right path that the Prophet (SAW) had drawn, but they are the most distant people from him. And in chapter five came the mention of Wahhabism and they are followers of Muhammad Bin Abdul Wahab, who call themselves salafists, whereas in fact they are not real salafists as salafists have nothing to do with their takfiri ideas. Then mentioned some of what Wahhabists believed in their mixing of many fiqh provisions with doctrinal provisions, and that they understood the texts wrongly thus got distracted and misguided. Then I mentioned in the last chapter the extent of the impact of this thought on the Islamic world and how it began to draw people away from them because of those ideas and beliefs. In the third section, I explained some of the ideas of contemporary takfiris. In the first chapter I explained the emergence of contemporary takfiris, and in the second chapter I mentioned some ideas of contemporary takfiris compared to the thoughts of the Kharijites and that they come out from one source. And in the third chapter I mentioned the positions of contemporary scholars on takfiris, as we did not find any of the accredited scholars agrees with them in any of their thoughts. And in the last chapter I mentioned how to discard such thought and what is the useful solution to get rid of it. In the conclusion, I mentioned the most important results of the research, which is that takfir in Islamic Sharia exists, and it, and its provisions, cannot be denied. But there are those who went too far in it and accused people of kufr, and they are half-scholars and the reason for this is only because of their lack of knowledge and misunderstanding of the provisions of Sharia. Some others denied the existence of takfir in the first place, and this is also a mistake. Then came the approach of the Sunni scholars, scholars of kalam and fiqh, who indicated that there are measures and justifications for takfir, that shouldn't be by assumption and whimsical speculation. At the end of the research, I mentioned the resources and references that were referred to, then an annex to the research abstract in English, Turkish, and Arabic. I followed in this thesis the induction method; i.e., presenting the sayings of reliable scholars of Ahlu Sunnah Wal Jama'a, and shunning the odd and unreliable sayings especially that I am dealing with such sensitive matter. Then at the end of the chapter I show the correct method that is approved by the scholars of Sunnah.

Halil Elhumeydi
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessAR

Muhammed Said Ramazan el Buti de irede ve kesb

Believing in Al-Qadha and Al-Qadar is considered a pillar/part of the faith in Allah Subhanah-wa-talla, and out of this two terms were found "Al-Kaseb and Al-Eradah". Al-Kaseb (the gain) is referred to wills and desires without actions or existence, and it refer to human will which is the basis for recompense and punishment. Al-Eradah (the will) is the decision of the mind for doing an action or behavior, nevertheless whether it is wanted or not by the willing person. Also Al-Eradah is interesting decision by the call of the wisdom, and it is one of the complicated and specified problems in Al-Qadha and Al-Qadar subject, therefore so many confusions arise around these two terms, especially between Asha'ris and Materdis. Therefore this work aimed to clarify these terms on the basis of modern ideology representing Ahlu-Sunnat-wa-Aljamaat and following their legacy. such ideology is the one found by the great scholar Dr. Mohammad Ramdhan Saed Albuti because of its fairness and also easy and simple discussion of the subject. This work included introduction, preface, two chapters, epilogue, bibliography and appendix. The introduction included general information about Al-Kaseb and Al-Eradah, the reason to chose the subject, its importance, and thanks to my advisor. The preface included objectives of the work, subject of the work, and challenges faced, in addition to the references used in the work. The first chapter included information about Al-Kaseb and was divided into 5 subchapters. The first subchapter included the meaning of Al-Kaseb. Second Subchapter included reason behind choosing term Al-Kaseb by Albuti. Third subchapter included explanation about Al-Kaseb as a basis for recompense and punishment. Fourth subchapter included the relation between Al-Kaseb and Al-Qudra (Allah ability). The fifth subchapter included the origin of the term Al-Kaseb. The second chapter included information about AL-Eradah and divided into 5 subchapters. The first subchapter included the meaning of AL-Eradah and its different definition between speech scholars. The second subchapter included clarification that Allah Eradah and his Eqab (punishment) are none conflicted between each other. The third subchapter included the replies of albuti toward the confusions and illusions raised by the nonbelievers. The fourth subchapter included the destiny of human Eradah vs Allah Eradah. The fifth subchapter included a list of Ayat and Ahadith that was led to confusion. of Al-Jaber, then those ayat and ahadith were explained in the correct way to clear the confusion supported by statements of experienced scholars in the matter. The epilogue included a summary of the studied subject, Followed by the main resources and references. In this work the subjective method was used to analyze the statements of Albuti available form of written books and recorded classes. All ayat were linked to their Sowars and all ahadith were checked to be correct "Sahih" and correct meanings were given. Also statements of Albuti were compared to those of prior scholars. It was concluded that human has Al-Kaseb and Al-Eradah and on their basis the recompense and punishment will occur on the judgment day (Al-Qiamet). Also it was concluded that there is no conflict between human Eradah and Allah Eradah and also that Al-Kaseb is not invented by Ash'aris but it is a description of the Quran. The outcome of this work showed that human Eradah is bound by Allah Eradah. And the fate of human Eradah is in the hand of Allah without any compulsion, and that Allah guide who wants to good deeds (Hedayat) or bad deeds (Dhala) based on their free choices and free Eradah. This is not considered a defect in Allah justice because Allah granted humans with free will (Eradah) to choose between Hedayat or Dhalal. And so Allah subhanh-wa-talla didn't cancel the human free will when he request human to follow god orders and avoid the sins, because whatever human do is based on his free will. And therefore I suggest that all studies and searches in our era should be about the subjects that led to many disagreement and confusions in order to give a clear explanation based on the statements of the great scholars in the field.

İbrahim El Abdullah
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessAR

المرجعيات في شعر آمال الزهاوي

‏This study revolves around "references in the poetry of Ammal Alzahawy" as it included a study on the introduction and preface and two chapters and a conclusion, dealing with the boot on the definition of reference and highlighted the concepts that have been said it will be the life of the poet and its culture. At the first chapter on the mechanisms employ a reference of where the personal and time and location and ensures all of them from the texts dealt with the poet reference. The third chapter has included the types of references terms of references to the religious, historical, literary and mythological definition of every one of them how to recruit, screen control this species in her hair and its impact on the product by people in the religious authorities had adopted a streetcar on the texts of the Koran and employ them in her poet, in the terms of reference of the literary have been adopted on the experiences of poets who have preceded her in the poet and the impact of these in shaping the experience of the poet Ammal Zahawy popular, and excelled also in the employment of prose "as the demand Proverbs". In references to historical thought, the poet on the events and historical issues have not had an impact on the poet. In the references the mythical lost I thought the poet on the events and ancient legends that had a huge impact on her. The study found that the poet may have varied in their references set to the inherited religious and literary tradition of all kinds for what fits with her ideas and made reference to its historical and mythological influence on her, summoning of historical events and mythological as to through them on the issues of its age. Keywords: Amal Al-Zahawi, References, Iraqi Poetry, Reference Types, Literature. Number of Page: 113 Supervisor: Doç. Dr. Abdulhadi TİMURTAŞ

Anwar Abdaljabar Satar
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni ilm-i kelâm döneminde nübüvvet savunusu

Nübüvvet, dünyevi ve uhrevi olayları insanlara açıklamak için Allah'ın seçtiği kişiye verdiği elçilik görevidir. Söz konusu görev, bir melek aracılığıyla sadık rüya veya kalbe gelen ilham yoluyla alınan emirlerin iletilmesi şeklinde gerçekleşir. Hz. Muhammed de Allah Teâlâ tarafından kendisine nübüvvet görevi verilerek ilahi göreve mazhar olmuştur. Ancak; Allah Teâlâ'dan çeşitli şekillerde vahiy almasına, aldığı vahyi insanlara iletmiş olmasına ve peygamberlik alameti olan çeşitli mucizeler göstermesine rağmen haksız pek çok saldırıya maruz kalmıştır. Hicri II. asırdan itibaren Hz. Peygamber'in nübüvveti konusunda inkâr düzeyinde fikirler ortaya çıkmış olup, aklın her şeyi çözmede yeterli tek merci olduğu, bu nedenle de herhangi bir yönlendirici veyahut bir öğreticiye gerek duyulmayacağı düşüncesi savunulmuştur. Peygamberlik kurumu gereksiz görülmektedir. İlhâd olarak nitelendirilen, dini inanca aykırı ve imanı zedeleyici söz konusu bu fikirlere, birçok Müslüman âlim tarafından reddiye ve savunu tarzında görüşler beyan edilerek karşı çıkılmıştır. Bu âlimlerin bazıları, Ebû Mansûr el-Mâtürîdî, Fahreddin er-Râzi, Kâdî Abdülcebbâr, el-Câhiz gibi isimlerdir. Bu âlimler, nübüvvetin imkânı ve gerekliliği hakkında düşüncelerini ortaya koyarak, nübüvvet kurumunu mucizeler kapsamında muhataplarına karşı savunmuşlardır. Nübüvvet konusu günümüze değin birçok dönemde birçok açıdan ele alınmış olup, Yeni İlm-i Kelâm döneminde de tartışılan ve savunulan önemli kelâmi konulardan biri olmuştur. Söz konusu dönemde oryantalist veya misyoner kimliğe sahip Sir William Muır, Reinhart Pieter Anne Dozy, Clair Tisdall gibi Batılı düşünürlerin Hz. Peygamber'e yönelik türetmiş oldukları ve aynı zamanda rasyonellikten uzak argümanları ortaya çıkarılmıştır. Yeni İlm-i Kelâm döneminin öne çıkan isimlerinden; Hüseyin el-Cisr, İzmirli İsmâil Hakkı, İsmâil Fennî Ertuğrul, Ahmet Mithat, Seyyid Emîr Ali, Rahmetullah el-Hindî gibi Müslüman âlimler tarafından söz konusu argümanlara karşılık olarak; Kur'an'ı Kerim ve Hadislerden deliller getirilerek Hz. Peygamber'in nübüvveti savunulmuştur. Ancak bu delillerle de yetinilmeyip bunların yanı sıra İncil ve Tevrat'tan da faydalanılarak Hz. Peygamber'in nübüvvetini inkâr edenlere musellemât cinsi önermeler ile inkarcılar çaresiz bırakılarak, inkarcıların iddialarında haksız oldukları kanıtlanmaya çalışılmıştır. Bu savunu tarzıyla nübüvvet kurumu, geleneksel tarzın bir adım daha ötesine geçilerek tartışılıp savunulmaktadır. Özellikle Hristiyan ve Yahudi dini geleneklerinden ve uygulamalarından kanıtlar, deliller ortaya koyarak Hz. Peygamber'in nübüvvetini kabul etmeyenlere ve eleştirenlere itiraz payesi verilmemeye çalışılmaktadır. Böylelikle Yeni İlm-i Kelâm döneminde, geleneksel nübüvvet savunusu yöntemlerine kaynaklık eden Kur'an'ı Kerim ve Hadislere bağlı kalınmakla birlikte diğer dinlerin kutsal kabul ettiği metinlerden ve meşru saydıkları uygulamalardan da faydalanılarak muhataplar susturulmaktadır.

KelamKur'an-ı KerimPeygamberlik+4
Songül Akman
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00