Hasan Kalyoncu University
Discipline

Public Law

Hasan Kalyoncu University

1,844

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Çocuk tutuklu ve hükümlülerin eğitim ve öğrenim hakkı

Eğitim kavramı, insanın varlık sahnesine çıktığı günden bugüne dek varlığını sürdüren bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Eğitim, niteliği gereği öğrenim kavramını da içerisinde barındırmaktadır. Eğitim ve öğrenim hakkı gerek Türk Hukuku'nda gerek birçok uluslararası belgede hüküm altına alınarak korunmuştur. Eğitim ve öğrenim hakkı 1982 Anayasa metninde birlikte ele alınmıştır. Bu hakkın hiçbir ayrım gözetilmeksizin herkes için zorunlu ve parasız olması ilkeleri de oldukça önemlidir. Eğitim söz konusu olduğunda çocukların eğitim hakkı akla ilk gelen bir husus olmaktadır. Bir şekilde suça sürüklenen/suç ile karşı karşıya gelen, çocuk kapalı ceza infaz kurumları ve çocuk eğitimevlerinde belirli sınırlamalar ile belli bir süreyi geçirmek durumunda kalan çocuk hükümlü ve tutukluların eğitimlerinden geri kalmamaları hususu büyük önem arz etmektedir. Nitekim çocuk kapalı ceza infaz kurumları ve çocuk eğitimevlerinin amacı çocuğu cezalandırmak değil, aksine çocuğun eğitim ve iyileştirme politikaları ile yeniden topluma kazandırılmasını sağlamaktır. Bu nedenle araştırma konumuz dâhilinde olan çocuğun yüksek yararına uygunluk kriteri eğitim hakkı bazında da uyulması gereken önemli bir kriterdir. Tez çalışmasında, öncelikle çocuğun eğitim ve öğrenim hakkının uluslararası ve ulusal hukuk boyutu 1789 Fransız İhtilali'nden günümüze dek tarihsel süreci ile birlikte ele alınacak, ardından çocuğun yüksek yararı ve çocuk ceza adalet sistemi içerisinde çocuğun yüksek yararı, suça sürüklenen çocuk kavramı, uluslararası ve ulusal hukukta çocuk tutuklu ve hükümlülerin eğitim ve öğrenim hakkı uluslararası ilkeler/kurallar, yasal düzenlemeler, çalışmalar ve istatistiki veriler kapsamında incelenecektir. Anahtar Kelimeler: Eğitim hakkı, suça sürüklenen çocuk, yüksek yarar, topluma kazandırma.

Eğitim hakkı
Zeynep Tuğçe Çetin
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Anayasa Mahkemesi'ne yapılan bireysel başvuruların kabul edilebilirlik bakımından incelenmesi

Bu çalışmada, 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan Anayasa değişikliğiyle Türk Anayasa Hukuku'na giren bireysel başvuru kurumu genel olarak tanıtılmış, kabul edilebilirlik kriterleri detaylıca incelenmiş ve doktrindeki görüşler etraflıca ele alınmıştır. Ayrıca Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvurular konusunda 2018 tarihinde verdiği bazı kararlar da incelenmiştir. Çalışmanın pozitif temellerini, anayasanın ilgili maddeleri, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü oluşturmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde bireysel başvuru kavramına, bireysel başvurunun işlevlerine, karşılaştırmalı hukukta bireysel başvuru kurumuna, başvuru usulüne, başvurunun Anayasa Mahkemesi'nce incelenmesine ve bireysel başvuruda verilebilecek kararlara değinilmiştir. İkinci bölümde usul bakımından kabul edilebilirlik şartlarından olan başvurunun süresine, Anayasa Mahkemesi'nin kişi, zaman ve konu bakımından yetkisine ve başvuru yolarının tüketilmesi hususlarına ve son bölümde de bireysel başvurunun esas bakımından kabul edilebilirlik şartlarından olan, açıkça dayanaktan yoksunluk, önemli bir zararın bulunmaması, başvurunun anayasal açıdan önem taşımaması ve başvuru hakkının kötüye kullanılması hususları incelenmiştir.

Anayasa MahkemesiAvrupa İnsan Hakları MahkemesiBireysel başvuru+3
Mustafa Ermayası
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Birleşmiş Milletler Antlaşması Yedinci Bölüm hükümlerine göre barış ve güvenliğin anlamı

Çalışmamızda uluslararası barış ve güvenlik kavramları ile söz konusu bu kavramların Birleşmiş Milletler Antlaşması VII. bölüm hükümleri içerisindeki yeri incelenmiştir. Çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Çalışmamıza temel oluşturması açısından, birinci bölümde barış ve güvenlik kavramları ayrı ayrı, teorik yaklaşımlar çerçevesinde incelenmiş daha sonra Birleşmiş Milletler Antlaşması ile bağlantısı kurulmuştur. İkinci bölümde ise Birleşmiş Milletler Antlaşması kapsamında barış ve güvenliğin sağlanması ve korunması konusuna değinilmiştir. Bu bağlamda Birleşmiş Milletler operasyonlarının ortaya çıkışı ve geçirdiği değişim, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin yapısı ve Konsey'in yetkileri ele alınmıştır. Son olarak Antlaşmanın VII. bölüm hükümlerine göre barışın bozulması, tehdidi ve saldırı fiilleri örnek olaylar ışığında incelenmiştir.

Uluslararası barışUluslararası güvenlik
Fatih Tuğrul Demirkale
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türk ceza hukukunda çocukların cinsel istismarı suçu (Yozgat örneği)

Toplumların ilerlemesi, gelişmesi ve muasır medeniyetler seviyesine ulaşmasının temelini ve çıkış yolunu oluşturan çocuklar, ne yazık ki geçmişten bugüne toplumların azımsanmayacak bir kesimi tarafından cinsel ihtiyaçların giderilmesinde kullanılan bir nesne olarak görülmüştür. Bu nedenle, toplumları derinden etkileyen böylesi olumsuz bir durumla daha etkin mücadele etmek gerekmektedir. Çocuklara yönelik cinsel istismar fiillerinin, ülkemiz başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde korkunç derecede artış gösterdiği görülmekte ve bunun önünün kesilmesi için gereken tedbirler alınmadığı takdirde, telafisi mümkün olmayan sonuçların ortaya çıkacağı gün gibi aşikardır. Bu nedenle, çocuklara yönelik cinsel istismar fiillerinin önlenmesi adına yapılan çalışmalara katkı sunabilmek amacıyla, çocukların cinsel istismarı tez konusu olarak belirlenmiştir. Yapılan çalışma kapsamında, suça ilişkin temel kavramlar, suçun nasıl işlendiği ve suç oluşturan eylem karşısında nasıl hareket edilmesi gerektiğine ilişkin tüm unsurlarıyla birlikte çocukların cinsel istismarı suçu, çocuklara yönelik cinsel istismar eylemlerinin ülkemizdeki yansımaları istatistiki veriler ışığında incelenmeye çalışılmıştır.

Türk Ceza HukukuTürk Ceza KanunuYozgat+2
İsmail Çelik
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık hakkı kapsamında özel hastanelere erişim

Çalışmamızda sağlık ve sağlık hakkı, sağlık hizmetleri ve tarihçeleri kavramları ile söz konusu bu kavramlarla birlikte Uluslararası insan hakları içerisinde yer alan Sağlık Hakkı kapsamı içerisinde özel hastanelerin yeri ve bu hastanelere sağlık hakkı kapsamında erişim konusu incelenmiştir. Çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Çalışmamıza temel oluşturması bakımından birinci bölümde sağlık, sağlık hakkı, uluslararası alanda ve ulusal anlamda bu kavramların tarihçeleri ayrı ayrı genel kaynaklar çerçevesinde incelenmiş daha sonra belirtilen kavramların sağlık hakkı çerçevesindeki bağlantılarına değinilmiştir. İkinci bölümde ise Özel hastanelerin sağlık hakkı çerçevesinde ve yasal mevzuatlar kapsamında kuruluşları, özel hastanelerin ruhsat başvuruları ile hukuki açıdan yeri ve hukuki nitelikleri incelenerek sağlık hakkı kapsamında özel hastanelere erişimin nasıl olduğu konusuna değinilmiş, bununla birlikte kamu hastaneleri ve özel hastanelere erişim farkları incelenmiştir. Anahtar Sözcükler: sağlık, sağlık hakkı, özel hastanelere eriĢim, özel sağlık hizmetleri

ErişimHastanelerSağlık hakkı+2
Emrah Uyanık
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ceza muhakemesinde soruşturmanın sona ermesi

Soruşturma safhası, suç işlendiği izleniminin suçun öğrenilme şekillerinden herhangi biri ile cumhuriyet savcısı tarafından öğrenilmesi sonrasında başlayan bir süreçtir. Suç şüphesinin öğrenilmesinden sonra başlatılan soruşturmada, suç şüphesi altına giren kişiye şüpheli denir. Şüphelinin işlediği suç nedeniyle başlatılan soruşturma, bizzat cumhuriyet savcısı tarafından yürütülür. Cumhuriyet savcısı soruşturma işlemlerini bizzat yapabileceği gibi emrindeki kolluk görevlileri vasıtasıyla da yapabilir. Cumhuriyet savcısı suç işlenme izlenimi edinmesi üzerine işin gerçeğini araştırmaya başlayarak kamu davası açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere delil toplama faaliyetinde bulunur. Soruşturma sonunda toplanması gereken delillerin toplanmasından sonra delillerin yapılan incelemesinde kovuşturma şartı olan yeterli şüphenin gerçekleşmesi halinde cumhuriyet savcısı tarafından görevli ve yetkili mahkemeye hitaben iddianame düzenlenir. Yürütülen soruşturma sonunda toplanan delillerin kovuşturma şartı olan yeterli şüpheyi gerçekleştirememesi ya da kovuşturma olanağının bulunamaması halinde ise, cumhuriyet savcısı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilir. Ceza Muhakemesinde Soruşturmanın Sona Ermesi adlı tezimiz, cumhuriyet savcısı tarafından yürütülen soruşturma safhası sonunda verilen kararları kapsamaktadır. Tezimizin birinci bölümünde soruşturma safhasının genel yapısı, ikinci bölümünde soruşturmayı sona erdiren hallerden kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ve üçüncü bölümünde soruşturmayı sona erdiren hallerden iddianame ayrıntıları ve ceza mevzuatında yapılan son değişiklikler göz önünde bulundurularak ele alınmaya çalışılmıştır. Ceza Muhakemesinde Soruşturmanın Sona Ermesi adlı çalışmamız ile cumhuriyet savcısı tarafından sona erdirilen soruşturmada ortaya çıkan teorik ve somut olay uyuşmazlığı sorununa çözüm sunulmaya çalışılmış, uygulamada ortaya çıkan sorunlara çözüm getirilmesi amaçlanmıştır.

Ceza muhakemesi hukukuCeza yargılamasıCumhuriyet savcılığı+3
Nesrullah Erdoğan
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Ceza muhakemesi hukukunda duruşma

Ceza muhakemesi hukukunda duruşma devresi, muhakeme faaliyetlerinin kalbi mahiyetindedir. Çünkü ceza muhakemesinin temel gayesini teşkil eden maddi gerçeğe ulaşma amacı ve yargılama neticesinde ceza uyuşmazlığının çözümü, duruşma devresinde mümkün olmaktadır. Ayrıca, bütün delillerin ortaya konulması ve tartışılması, hakimin delillerle doğrudan temasa geçmesi, tarafların çelişmeli muhakeme ile bütün söyleyeceklerini söylememeleri duruşma devresinde gerçekleşmektedir ve duruşma devresi -maddi gerçeğin bir tezahürü durumundaki- hüküm ile sona ermektedir. Ceza yargılaması faaliyetlerinin merkezinde duruşma olduğu için muhakeme faaliyetlerden duruşmaya kadarki bölümlerinin amacı daha çabuk, daha adil ve başarılı bir duruşmanın gerçekleşmesini sağlamaya yöneliktir. Duruşma devresinden sonraki safhalar ise duruşma sonucunda ortaya çıkan hükümde yer alan hataların düzeltilmesine yönelik olarak gerçekleşmektedir. Bu önemine binaen muhakeme hukukunda duruşma devresinin iyi anlaşılması, duruşmaya ait ilkelerin özümsenmesi uygulamada ortaya çıkacak sorunların giderilmesi, duruşmaların daha adil ve sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesine imkan verecektir. Ceza muhakemesi hukukunda duruşma tez konumuz kapsamında, ceza muhakemesine ilişkin temel kavramlar, duruşmanın başlaması, yürütülmesi ve sonuçlanması detaylı olarak ele alınmıştır. Son bölümde ise Yargıtay da duruşma, Anayasa Mahkemesinde duruşma ve istinafta duruşma konuları inceleme konusu yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ceza Muhakemesi Hukuku, Duruşma Devresi, Ceza Yargılaması, İstinafta Duruşma, Duruşmanın yürütülmesi, Duruşmanın sona ermesi

Ceza muhakemesi hukukuCeza yargılamasıDuruşma
Ahmet Karatut
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası hukukta misilleme

Misilleme kavramını uluslararası hukuk hudutları dâhilinde incelemek, bu çalışmanın esas gayesini teşkil etmektedir. Uluslararası hukuk kurallarına dayanılarak; tarihsel gelişim içerisinde devletler, toplumsal menfaatlerini koruma ve karşı önlem olarak misilleme yöntemlerine başvurma olanağına haizdirler. Bu yöntemlerin, savaşa varmayacak şekilde uluslararası hukuk sınırları içerisinde kullanılması gerekmektedir. Devletlerin, ilişkilerinden kaynaklanan sosyal, ekonomik, teknolojik birçok alanda anlaşmaları mevcuttur. Karşı önlem olarak başvurulan misilleme yöntemlerine, ikili ilişkilere dayalı anlaşmaları da etkileme riski göz önüne alınarak basiretli şekilde başvurulmalıdır. Misilleme yöntemleri, sınırlı şekilde sayılmış değildir. Bu sebeple uluslararası hukukun yasaklamadığı davranışların, misilleme yapmada kullanılabilmesi mümkün olacaktır. Bu çalışmada uluslararası hukuk yaptırımlarına genel hatlarıyla değinilmiş. Bir uluslararası hukuk yaptırım biçimi olan misillemenin, uygulanma şekilleri olan, devletler tarafından uygulanarak kabul gören misilleme yöntemleri incelemeye tabi tutulmuştur. Anahtar kelimeler: uluslararası hukukta yaptırımlar, misilleme, savaşa varmayan zorlama yolları

KısasSavaşa varmayan zorlama yollarıUluslararası hukuk+1
Muhammed Can Tepedelen
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Suçluların iadesi

Hızlı bir şekilde değişimine tanıklık ettiğimiz dünya şartları, pek çok olay ve durum karşısında evrenselleşmeyi zorunlu kılmaktadır. Suç ve suçlulukla mücadele bakımından ise evrenselleşmenin tabii sonucu, devletlerin birbirleri ile adli iş birliği içerisinde olmalarıdır. Uluslararası anlamda en eski, suç ve suçlulukla mücadele açısından ise belki de en etkin olan adli yardımlaşma türü, suçluların iadesidir. Suçluların cezasız kalmasının önlenmesi amacıyla devletler eskiden beri aralarında suçluların iadesine ilişkin anlaşmalar imzalamaktadırlar. Türkiye'nin de suçluların iadesi kapsamında tarafı olduğu birçok ikili ve çok taraflı anlaşma mevcuttur. Bu anlaşmalardan Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi (SİDAS), hem uluslararası hukuk açısından hem de Türk hukuku açısından iade hukukunun genel çerçevesini oluşturmaktadır. Söz konusu ikili anlaşmalar ve SİDAS kapsamındaki iade hukukuna ilişkin kurallar 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu'nun (CKUAİK) kabulü ile birlikte iç hukukumuzdaki yerini almıştır. Çalışmamızda suçluların iadesi kurumuna dair ilke ve esaslar Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu ile Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi çerçevesinde incelenecek, ülkemizdeki uygulama şekli ve neticeleri ise tartışmalı yönleriyle birlikte ele alınacaktır.

Adli iş birliğiAdli yardımKanunlar 6706 sayılı+2
Nevzat Özmen
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Mültecilerin adalete erişimi

Üç bölümden oluşan çalışmamızın birinci bölümünde, mülteci hukuku ile ilgili ulusal ve uluslararası mevzuat çerçevesinde temel bilgiler verilmiştir. Bu bağlamda, mülteci kavramının uluslararası sözleşmelerdeki tanımları ile iç hukuktaki tanımları yapılmıştır. Ayrıca Mülteci Hukukunun tarihsel gelişimi, mülteci statüsünün belirlenmesi ve mültecilerin hak ve özgürlükleri konusunda açıklamalar yapılmıştır. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise, tez konumuzun esasını kuvvetlendirecek adalete erişim kavramı ve adalete erişim hakkı ile ilgili temel bilgiler verilmiştir. Adalete erişim hakkının tarihsel süreci ile ilgili bilgi verildikten sonra söz konusu hakkın uluslararası sözleşmelerde ve iç hukuktaki yeri ile ilgili hususlar irdelenmiştir. Adalete erişimin adil yargılanma hakkı ve adli yardım kurumu ile olan bağlantısı nazara alınarak, adil yargılanma hakkı ve adli yardım mekanizması ile ilgili detaylı bilgiler verilmeye çalışılmıştır. Çalışmamızın son bölümünde mültecilerin adalete erişimi hakkının uluslararası hukuk ve iç hukuktaki yeri tespit edilmeye çalışılmıştır. Mültecilerin adalete erişimi hakkı kapsamında adil yargılanma hakkı, etkili başvuru hakkı, adli yardım ve avukat hizmetinden faydalanma hakkı gibi temel hak ve özgürlükleri ile ilgili bilgiler verildikten sonra, söz konusu haklara erişim noktasında yaşadıkları sıkıntılar irdelenmiştir. Ayrıca sınırdışı etme yasağı ve geri göndermeme ilkesi ulusal ve uluslararası mevzuata göre incelenmiştir. Anahtar Sözcükler: Adalete Erişim Hakkı, Mülteci, Adil Yargılanma Hakkı, Adli Yardım, Cenevre Sözleşmesi

AdaletAdil ve hakkaniyetli muameleAdil yargılanma+5
Ömer Yetim
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

4483 sayılı memur ve diğer kamu görevlilerinin yargılanması hakkında kanun kapsamındaki görevlilerin yargılama usulü

Memur ve kamu görevlilerinin görev gereklerine aykırı olan her fiillerinde disiplin suçu ve bazı fiillerinde Türk Ceza Kanunu veya özel kanunlar kapsamında bir suçun faili olabilirler. Bu kişiler için evleviyetle disiplin soruşturması başlatılır ise de gözler önüne serilen fiil aynı zamanda onların adli boyutta bir suçun faili olmalarını da gerektirdiği hallerde her suçta doğrudan soruşturma başlatılmamaktadır. Zira hukukumuzda memur ve diğer kamu görevlilerinin soruşturma süreci yetkili idari merciler ile yargı mercilerince beraber yürütülen ve özel niteliği haiz bir ön çalışmayı gerektirmektedir. Eldeki çalışma ile birinci bölümde genel anlamda memur ve diğer kamu görevlisinin kim olduğu, bunların özel bir soruşturma usulüne tabi tutulmasının sebepleri ve bu konu hakkında doktrindeki görüşlerin ne yönde olduğu ve yargılama usulündeki tahkik, muhakkik ve izin sisteminin ne şekilde işlediği incelenmiştir. İkinci bölümde ise 4483 sayılı Kanun'un amacı, kapsamı, Kanun kapsamındaki memur ve diğer kamu görevlilerinin işledikleri görev suçu sebebiyle soruşturma usulü hakkında suçun yetkili idari merciye bildirilmesi, bu bildirimden sonra idare tarafından yapılacak olan ön inceleme aşaması, ön incelemecinin 4883 sayılı Kanun'dan ve ceza hukukundan doğan yetkileri, hazırlanan ön inceleme raporu doğrultusunda yetkili idari mercinin izin hakkındaki kararı ve bu karara karşı öngörülen itiraz yolu ve soruşturma evresi doktrin ve yargı kararları ışığında irdelenmiş ve kanaatlerimize de yer verilmiştir.

Kamu personeliKanunlar 4483 sayılıMemurlar+3
Resul Ekrem Bozkurt
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Adil yargılanma hakkı perspektifinde gizli tanıklığın değerlendirilmesi

Çalışmamızda adil yargılanma hakkı perspektifinde ceza yargılamalarında gizli tanıklık değerlendirilmiştir. Üç bölümden oluşan çalışmamızın birinci bölümünde ceza muhakemesinde ispat ve deliller anlatılmış delillerin ortak özellikleri, delil çeşitleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde adil yargılanma hakkı kavramı, kaynakları, uygulama alanı ve unsurları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları kapsamında değerlendirilmiştir. Çalışmamızın son bölümünde ise adil yargılanma hakkı perspektifinde gizli tanıklığın değerlendirilmesi yapılmış ve adil yargılanma hakkının ihlal edilmemesi için, ceza yargılamalarında zorunlu olmadıkça gizli tanık deliline başvurulmaması gerektiği ifade edilmiştir. Gizli tanık beyanlarına başvurulması durumunda ise, gizli tanıklığın istisnai bir durum olduğu göz önüne alınarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesinin gizli tanıklarla ilgili verdikleri kararlarda belirtilen tüm güvencelerin tam ve eksiksiz bir şekilde işletilmesinin ve bu konudaki ilkelerin maddi olaylara eksiksiz bir biçimde uygulanmasının adil yargılanma hakkı bakımından hayati derecede önemli olduğu vurgulanmıştır. Anahtar Sözcükler: Adil Yargılanma Hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Gizli Tanık, Anayasa Mahkemesi

Adil yargılanmaAnayasa MahkemesiAvrupa İnsan Hakları Sözleşmesi+3
Nurullah Küçükoğlu
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Anayasa yargısı bireysel başvuru yolunda kişilik haklarının korunması

Anayasa Yargısı Bireysel Başvuru Yolunda Kişilik Haklarının Korunması isimli yüksek lisans tez çalışması giriş, üç bölüm ve sonuçtan meydana gelmektedir. Bu çalışmamızda Anayasa yargısı bireysel başvuru yolunda kişilik haklarının korunmasının ne şekilde ve hangi derecede gerçekleştiği konuları incelenmiştir. Bu doğrultuda; birinci bölümde kişi, kişilik, kişilik hakları kavramları üzerinde durularak bireysel başvuru yoluna konu olabilecek kişilik haklarının tespiti yapılmıştır. İkinci bölümde, bireysel başvuru yolunun tarihsel gelişimi, başvuruya konu olacak haklar bakımından tartışmalı hususlar, başvuru yolunun nitelikleri ve başvuru için gerekli kabul edilebilirlik koşulları izah edilmiştir. Üçüncü bölümde ise bireysel başvuru yolunda verilebilecek kararlar ile bunların meydana getirdiği etkilerin ve bu kararların icrası hususlarına yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Anayasa yargısı, kişilik hakları, insan hakları, bireysel başvuru

AnayasaAnayasa MahkemesiAnayasa yargısı+3
Burcu Ilgın
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türk idare hukukunda kişisel verilerin korunması

Türk İdare Hukukunda Kişisel Verilerin Korunması isimli yüksek lisans tez çalışması giriş, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Bu çalışmada idarenin kamu hizmetini yerine getirmek amacıyla işlediği kişisel verilerin niteliği, idarenin sorumluluğu ve hukuki denetimi incelenmiştir. Bu doğrultuda birinci bölümde; kişisel veri kavramının doğuşu, hukuki dayanağı, kişisel verinin tanımı, unsurları, çeşitleri, veri işleme faaliyetinin tarafları, veri işlerken uyulması gereken genel ilkeler ve işleme şartları tespit edilmiştir. İkinci bölümde; Kişisel Verileri Koruma Kurumuna, idarenin veri işleme faaliyetinden kaynaklanan hukuki sorumluluğuna ve bu sorumluluğu etkileyen hallere değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise; veri işleyen idarenin hukuki denetiminin gerekliliği, idarenin yargı dışı denetimi ve yargısal denetimine yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kişisel veri kavramı, idarenin sorumluluğu, idarenin hukuki denetimi.

Kişisel Verilerin Korunması KanunuKişisel veriTürk hukuku+3
Ayşe Aslıhan Şahin
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası insancıl hukuk bakımından silahlı çatışmalarda sivillerin, objelerin ve çevrenin korunması

Savaşların ve silahlı çatışmaların getirdiği yıkım geçmişten günümüze uluslararası camianın ortak sorunu olmuştur. Ancak yine de uluslararası toplum yaşadıklarından ders çıkaramamış olacak ki günümüzde dahi silahlı çatışmalar devam etmektedir. Bunun sonucunda da silahlı çatışma mahallindeki siviller hayatını kaybetmekte, kullanılan çeşitli silahların yarattığı etkiler sebebiyle sakat kalmakta ve hastalanmaktadır. Bunun yanında silahlı çatışma hali sivillerin yaşaması için vazgeçilmez olan kaynakları da tüketmekte veya yok etmektedir. Siviller silahlı çatışma sırasında hem sağlıklarını hem de mallarını kaybetmektedir. Silahlı çatışma hali yalnızca sivillere değil aynı zamanda kültürel varlıklara, yapılara, tarihi eserlere ve daha da vahimi doğal çevreye de tamiri imkânsız zararlar vermektedir. İnsanoğlu silahlı çatışmaların bu yıkıcı etkilerini önlemek ya da en azından azaltmak için çeşitli uluslararası anlaşmalar akdetmektedir. İnsancıl hukuk işte bu noktada devreye girmekte, silahlı çatışmalara belirli kurallar getirerek insani seviyeye çıkarmaya uğraşmaktadır.

ObjeSilahlı çatışmaSilahlı çatışmalar hukuku+4
Simge Denli
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ceza muhakemesinde koruma tedbiri olarak gözaltı

Kişi temel hak ve hürriyetleri Anayasa ile teminat altına alınmıştır. Bu temel hak ve hürriyetlere ilişkin müdahalelerin istisnai, kanunla, sınırlı sebeplere bağlı olarak ve belirli usullerle yapılabileceği düzenlenmiştir. Suça ilişkin soruşturma ve kovuşturma usullerini belirleyen ceza muhakemesi işlemleri, bir yandan kişi ve toplumun haklarını korurken bir taraftan da bu haklarla, suça ilişkin maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için gerekli tedbirleri düzenlemiştir. Bu tedbirlerden biri olan gözaltı tedbiri de bir koruma tedbiri olarak kanunla düzenlenmiş olup; bir taraftan kişi hak ve hürriyetlerini sınırlarken, bir taraftan da devlete, keyfi işlemlerden korumak için bu sınırlamalara ilişkin yükümlülükler getirilmiştir. Devletin bu yükümlülüklere uyması hukuk devletinin bir gereği olduğu gibi; ihlali halinde de tazminat gibi bir takım denetim ve telafi yolları kanunlarla düzenlenmiştir.

AnayasaCeza Muhakemeleri Usul KanunuCeza yargılaması+6
Hatice Ekinci Duran
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ışığında vergi yargılamasında adil yargılanma hakkı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Işığında Vergi Yargılamasında Adil Yargılanma Hakkı başlıklı yüksek lisans tezi çalışmamız giriş, üç bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Çalışmamız içeriğinde bir insan hakkı olarak ortaya çıkan adil yargılanma hakkının kavram olarak ifade ettiği değer, unsurları ve vergi yargılamasında karşımıza çıkış biçimleri Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları çerçevesinde açıklanmıştır. Bu çerçevede, birinci bölümde insan haklarının bir alt başlığı olarak ulusal ve uluslararası metinlerde yerini bulan ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da ihlaline sıkça rastlanılan adil yargılanma hakkının terim anlamı ve unsurları içtihatlar ışığında ortaya konulmuştur. İkinci bölümde adil yargılanma hakkının, idare ile birey arasında birtakım hak ihlallerine dayanarak gerçekleştirilen vergilendirme işlemleri neticesinde ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözüm yeri olan vergi yargılamasında uygulanabilirliği incelenmektedir. Üçüncü bölümde ise her ne kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarında ve dolayısıyla Sözleşme'de adil yargılanma hakkının unsurlarından sayılan kriterlere ait olmasa da vergi yargılaması özelinde sorun arz eden birtakım hususlara değinilmiş ve çözüm önerileri sunulmuştur.

Adil yargılamaAvrupa İnsan Hakları MahkemesiKamu hukuku+4
Özge Kaplan
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ceza Muhakemesi Kanunu'nda koruma tedbiri olarak tutuklamanın maddi ve şekli şartları

Ceza yargılamasının amacı, hukuka uygun davranılarak maddi gerçeğe ulaşmaktır. Ceza yargılamasının amacına ulaşabilmesi için zorunlu hallerde başvurulması gereken tutuklama, yerinde kullanıldığında adaletin sağlanmasına hizmet eden önemli bir araç iken gereksiz yere başvurulduğu takdirde kişi özgürlüğünü ihlal eden bir sorun olmaktadır. Günümüz uygulamasında, aslında istisna olarak başvurulması gereken tutuklama, neredeyse her yargılamada kural haline getirilerek büyük bir soruna dönüştürülmüştür. Bu çalışmada ceza muhakemesi kurumu olan tutuklamanın maddi ve şekli şartları incelenmiştir. Çalışma ile tutuklama kararının hangi şartların gerçekleşmesi durumunda verilebileceği üzerinde durulmuştur. Çalışmanın birinci bölümünde tutuklama tedbirinin özellikleri, ön şartları ve düzenlendiği yasal metinlerin ilgili bölümleri genel düzeyde ele alınmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde tutuklamanın maddi şartları üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde ise tutuklamanın şekli şartları incelenmiştir. Çalışma ile; tutuklamanın şartları oluşsa bile en son çare olarak başvurulması gereken bir tedbir olduğu, tutuklamaya veya tutukluluk halinin devamına karar verilmesinin gerekli olduğu durumlarda ise tutuklama kararının kanunun aradığı şekilde gerekçelendirilerek denetime elverişli bir şekilde verilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Anahtar kelimeler: Tutuklama, koruma tedbiri, kaçma şüphesi, katalog suçlar, gerekçe.

Ceza Muhakemeleri Usul KanunuKamu hukukuKoruma tedbirleri+1
Selçuk Akıcı
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi kaçakçılık suçlarından sahte belge düzenleme suçu ile özel soruşturma ve kovuşturma usulleri

Vergi hukukuna ilişkin hukuka aykırı olarak gerçekleşen eylemler bakımından 213 sayılı VUK'ta bazı cezai hükümler içeren düzenlemeler bulunmaktadır. Burada VUK madde 359'da "Kaçakçılık Suçları ve Cezaları" başlığı ile vergi kaçakçılık suçlarını düzenlemiştir. Belirtilen maddede birçok suç düzenlenmiş olup 359/b maddesinde başka eylemlerin yanında sahte belge düzenleme suçuna ilişkin eyleme de yer verilmiştir. Yine VUK'un çeşitli maddeleri ile bu suça ilişkin soruşturma ve kovuşturma yapılırken uyulması gereken özel hükümler de getirilmiştir. Bu çalışma ile de vergi kaçakçılık suçlarından olan ve uygulamada en sık görülen sahte belge düzenleme suçu ve bu suça ilişkin soruşturma ve kovuşturma usulleri üzerinde durularak ayrıntılı değerlendirme yapılacaktır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birince bölümde, vergi, vergi hukuku, vergi kabahati kavramı, vergi suçu kavramı, vergi suçlarının neler olduğu ile belge ve belge unsurlarının üzerinde kısaca durulmuştur. İkinci bölümde, sahte belge kavramı, sahte belge düzenleme suçu ve bu suçun unsurları ile bu suça ilişkin yaptırım, dava ve cezayı kaldıran durumlar üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde, sahte belge düzenleme suçuna ilişkin özel soruşturma ve kovuşturma usulleri üzerinde durulmuştur. Çalışma, genel değerlendirmenin yapıldığı sonuç kısmıyla da tamamlanmıştır. Anahtar kelimeler: vergi, vergi kaçakçılık suçları, belge, sahte belge, özel soruşturma ve kovuşturma usulleri

Önder Şahin
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Pozitif ayrımcılık ilkesi ışığında engelli istihdamı ve engellilerin hakları

Pozitif Ayrımcılık İlkesi Işığında Engelli İstihdamı ve Engellilerin Hakları isimli yüksek lisans tez çalışmam giriş, üç bölüm ve sonuç bölümlerinden oluşmaktadır. Söz konusu çalışmam kamuda engelli istihdamının hangi ilkeler ışığında, hangi usul ve esaslar çerçevesinde yapıldığı ve istihdam sonrasında ki engelli kamu çalışanlarının özlük haklarının neler olduğu konuları incelenmiştir. Bu doğrultuda; birinci bölümde engelli kavramının tespiti ve engelli haklarının tarihsel gelişimi üzerinde durulmuştur. Yine aynı bölüm içerisinde eşitlik kavramı ve pozitif ayrımcılık kavramları ayrıntılı şekilde incelenmiştir. İkinci bölümde, Ülkemizin hukuk sisteminde engelli istihdamına ilişkin mevzuat ve ülkemizde kamuda engelli istihdamının gerçekleşme biçimleri ayrıntılı şekilde izah edilmiştir. Üçüncü bölümde kamuda istihdam edilmekte olan engelli bireylerin ve ailelerinin pozitif ayrımcılık ilkesi ışığında hangi haklara sahip oldukları hususlarına yer verilmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Engelli Kavramı, Eşitlik, Pozitif Ayrımcılık, İstihdam, Engelli İstihdamı

Engelli haklarıEngelli istihdamıEşitlik+5
Mehmet Metin Budak
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yerel yönetimlerin gelirleri ve mali özerklik ilkesi

Ülkemizde Anayasanın 127. maddesine göre Belediye, İl Özel İdaresi ve Köy tüzel kişiliği yerel yönetim kuruluşları olarak kabul edilmektedir. İnsana en yakın özerk hizmet idaresi olan yerel yönetimlerin merkezi idare altında faaliyette bulunurken yaşadıkları en önemli sorun ekonomik özgürlüklerinin sınırlı olmasıdır. Mali özerkliği olmayanın idari özerkliği olamayacağından bu çalışmada Yerel Yönetimlerin Gelirleri ve Mali Özerklik İlkesi üzerinden sınırlı gelir kaynakları ve bu gelir kaynaklarının nasıl olabileceği incelenmiştir. Çalışmada Belediye, Büyükşehir Belediyesi, İl Özel İdaresi ve Köy için gelirler; öz gelirler, idareler arası transferler, borçlanmalar ve diğer gelirler olarak ayrı ayrı incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Yerel Yönetim, Mali Özerklik, Gelir, Belediye, Vergi

BelediyelerGelirlerKamu hukuku+4
Ali Yıldırım
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Reşit olmayanla cinsel ilişki suçu (TCK m. 104)

Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, medeniyetin başlangıcından bu yana toplumlarda cezalandırılmıştır. Cinsel davranışların hukuka aykırı olarak uygulanması bazı toplumlarda daha olağan karşılanırken bazı toplumlarda olağanüstü tepkiler almıştır. Cezalandırmanın nedenleri zamanla ve toplum yapısına göre değişse de cinsel davranışlara ilişkin hassasiyet hep var olmuştur. Reşit olmayanla cinsel ilişki, Türk ceza hukuku sisteminde öteden beri suç sayılmıştır. Türk toplumunun cinsel dokunulmazlığa karşı suçlara bakışı, ilk Türk devletlerinden bu yana pek farklılaşmamıştır. Bu tarz davranışlar, ağır müeyyidelerle cezalandırılmıştır. Özellikle mağdurun kadın olduğu suçlarda, kadının toplumdaki üstün yeri gözetilerek daha hassas davranılmıştır. Günümüz Türk hukuk sisteminde reşit olmayanla cinsel ilişki suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenmiştir. Bu düzenleme ele alınırken öncelikle çocuk kavramı, ardından cinsellik kavramı ve en nihayetinde kanuni düzenlemenin teorik ve pratik yanları incelenmektedir. Anahtar Kelimeler: Reşit olmayan, istismar, rıza, cinsel davranış, çocuk.

Ceza hukukuCinsel davranışCinsel ilişki+6
Meliha Toprakçı
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

1951 Cenevre Sözleşmesi ve Türk Hukukundaki geçici koruma statüsünün karşılaştırması üzerine yapay zekâ çalışması

Türk Hukuk Sistemi'nde de coğrafi konumdan ötürü mültecilik konusu ele alınmış ve birçok düzenleme yapılmıştır. Fakat 1951 Cenevre Sözleşmesi bir noktada yetersiz kalmaktadır. Bu nokta ise ülkelerindeki iç karışıklıklardan dolayı ülkemize kitlesel akınla gelen Suriyelilerdir. Bireysel koruma statülerini düzenleyen 1951 Cenevre Sözleşmesi "kitlesel akınla" gelen Suriyeliler için yetersiz kalan bir düzenleme olmuştur. Bu nedenle öncelikle 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nda geçici koruma rejimi düzenlenmiş daha sonra bu rejim ayrıntılı şekilde çıkarılan Geçici Koruma Yönetmeliği'nde düzenlenmiştir. Günümüzde gelinen noktada mülteci hukuku ile ilgili birçok çalışma yapılmıştır. Tüm bu çalışmalara bakıldığında hala belirli yetersizlikler bulunmaktadır. İşte bu yetersizliklerden biri de kitlesel akınlarla ülkelere sığınan bireylerin durumlarıdır. Bu konuda uluslararası hukuk sahasında uzlaşılmış ortak bir mevzuat bulunmamaktadır. Bu noktada Türkiye'deki Geçici Koruma Yönetmeliği örnek belge niteliğindedir denilebilir. Geçici koruma statüsü hakkında ortak bir uluslararası mevzuatın geliştirilememesi ve 1951 Cenevre Sözleşmesi'ni iyileştirme çabalarının yetersiz kalması, ilgili devletlerin uluslararası koruma statüsü uygulamalarının güvenilirliğini etkilemektedir. Bu durumu bertaraf etmek ve bu iki noktada gerekli adımları atmak amacıyla literatür çalışmaları neticesinde birtakım öneriler getirdik. Bu öneri niteliğindeki maddeleri gruplandırarak yapay zeka uygulaması olan matlab uygulamasında kullanarak sonuçlarını değerlendirdik. Bu değerlendirmeler sonucunda elde ettiğimiz veriler ile ilgili ilgili sorun adına çözüm önerilerinde bulunduk. Bu sonuçların uygulanması halinde önemli katkıların sağlanabileceği kanaatindeyiz.

Cenevre SözleşmesiGeçici hukuki korumalarGöçmenler+3
Necmiye Merve Şahin
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
10
Master'sOpen AccessTR

Bilişim sistemine girme, sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçları

Günümüzde bilgi teknolojilerinin büyük bir hızla yaygınlaşmasının bilişim suçlarını artırdığı söylenebilir. Teknolojinin evrimi, akıllı teknolojinin erişilebilirliği artırması ve klasik suç tiplerine göre daha kolay daha hızlı suç işlenebilmesi bilişim suçlarının sayısını ve suç çeşitlerini artırmıştır. Bilişim suçlarıyla etkin bir mücadele için çağımızın gelişimlerine uyum sağlayabilecek daha kapsamlı maddi ceza hukuku normlarının düzenlenmesi gerekmektedir. Bilişim sistemine girme, sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçları başlıklı tez çalışmamız üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde bilişim suçlarının daha doğru anlaşılması amacıyla teknik kavramlar açıklanmış ve bilişim suçları işlenirken kullanılan yöntemler hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde uluslararası örgütlerin bilişim suçlarıyla mücadele kapsamında aldıkları önlemler ile bazı ülkelerin bilişim suçlarına ilişkin iç hukuk düzenlemeleri incelenmiştir. Son bölümde ise çalışma konumuzu oluşturan suç eylemleri Türk Ceza Kanunu'ndaki düzenlemeler kapsamında suçun unsurları da dikkate alınarak detaylı olarak açıklanmıştır.

Saniye Tuba Topyıldız Subaşı
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kişisel verilerin korunması hakkına yönelik suçların türk ceza hukuku kapsamında incelenmesi

Kişisel veri kavramı ile ilgili gerek ulusal gerekse de uluslararası düzenlemelerde farklı tanımlamalar olsa bile, genel tanımı ile kişisel veri; gerçek bir kişiye ait olup, kişiyi tanımlanabilir kılan tüm bilgilerdir. Kapsamı bakımından, kişisel veri terimi, bir kişiyi başka kişilerden ayırt eden her türlü veri olarak adlandırıldığı için çok geniştir. Kişilere ait kimlik bilgileri, kişilerin iş ve sağlık bilgileri, siyasi görüşlerine ilişkin bilgileri, ekonomik bilgileri gibi bilgileri, kişisel veri kapsamındadır. Mevzuatımızda, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında kişisel verilere ve kişisel verilerin korunması hakkının ihlaline yönelik hususlar düzenlemiştir. Although there are various definitions in both national and international regulations regarding the concept of personal data, with its common definition, personal data is all the information that belongs to a real person and makes the person identifiable. With regards to its scope, the term personal data is very broad as it is defined as any kind of data that distinguishes one person from others. Information such as identity information of individuals, job and health information of individuals, information about their political opinions and economic information are within the scope of personal data. In our legislation, issues regarding the violation of the right to personal data and the protection of personal data have been regulated within the scope of the Personal Data Protection Law No. 6698 and the Turkish Penal Code. In this study, basic concepts and important issues related to personal data are discussed in the first part. Then in the second part, within the scope of the Turkish Penal Code, the examination of the right to protection of personal data, the main purpose of the study, has been examined with the regulations and judicial decisions both in domestic and international law, and suggestions on controversial points are presented. Bu çalışmada, birinci bölümde, kişisel verilere ilişkin temel kavramlar ve önemli hususlar ele alınmıştır. İkinci bölümde ise çalışmanın temel amacı olan kişisel verilerin korunması hakkının TCK kapsamında incelenmesi hem iç hukukta hem de uluslararası hukukta yer alan düzenlemeler ve yargı kararları ile incelenmiş olup, tartışmalı noktalara ilişkin öneriler sunulmuştur.

Murat Uyan
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi kaçakçılığı suçları

Vergi Kaçakçılığı Suçları 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun "Kaçakçılık Suçları ve Cezaları" başlıklı 359. Maddesinde düzenlenmiştir. Vergi kaçakçılığı suçları gerçek kişi olmak kaydıyla herkes tarafından devlet hazinesine karşı işlenebilen suçlardır. Çalışmamızda vergi kaçakçılığı suçları iki başlık altında incelenmiştir. İlk bölümde öncelikle vergi kaçakçılığı suçların genel esaslarına yer verilerek vergi kavramı ve vergi mükellefiyeti kavramları açıklanmış, ardından vergi kaçakçılığı suçlarının tarihçesine değinilmiş bu suçlarda korunan hukuki değer ve maddi konu ele alınmıştır. Ardından vergi kaçakçılığı suçlarının unsurlarına yer verilerek maddi unsur altında vergi kaçakçılığı suçunu oluşturan fiiller ayrı ayrı incelenmiştir. Bunların yanında suçun özel görünüş şekilleri olan iştirak, içtima ve teşebbüs konuları vergi kaçakçılığı suçları kapsamında ele alınmıştır. İkinci bölümde ise vergi kaçakçılığı suçlarının yargılamasına ilişkin soruşturma, kovuşturma, kanun yolları ve infaz sürecine yönelik bilgiler verilmiş ve bunların yanında kaçakçılık suçunun yaptırımı, suç tarihi ve cezayı etkileyen haller ele alınmıştır. Bu konular ele alınırken doktrindeki görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanılmıştır

Tuğçe Aysal
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçu

Söz konusu yüksek lisans tez çalışmasında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 158/1-f maddesinde düzenleme alanı bulan "Bilişim Sistemleri Aracılığıyla Dolandırıcılık Suçu" incelenmiştir. Suç genel teorisi çerçevesinde incelenmeye çalışılan bilişim sistemleri aracılığıyla dolandırıcılık suçunda özellikle suça karakteristik özelliğini veren hile ve bilişim sistemleri açısından değerlendirilmeye alınmıştır. Bunun yanı sıra konuyla ilgili olarak öğretide yer alan görüşlere yer verilmiş ve uygulamada yer alan ver Yargıtay kararlarına konu olmuş somut olaylara değinilmiştir. Son olarak bilişim sistemleri aracılığıyla dolandırıcılık suçu ile uygulamada karıştırılması muhtemel olan suçların karşılaştırmalı olarak açıklamalarına yer verilmiş, aralarındaki farklara değinilmeye çalışılmıştır.

HukukNitelikli dolandırıcılık
Rumeysa Çakmak
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Elektronik delillerin ceza muhakemesi bakımından ispat değeri

Hayatın her alanında yaşanan teknolojik gelişmelerle birlikte ceza hukukunda da dijital değişim ve dönüşüm başlamış bu kapsamda, suç türlerinden delil çeşitlerine kadar tüm süreçte bir etkileşim yaşanmıştır. Bu dijital dönüşümün temelini oluşturan elektronik veriler, sahip oldukları sanal yapıdan kaynaklı olarak dikkatli bir şekilde toplanıp muhafaza edilmelidir. Çünkü bu delillerin kendilerine has olan elektronik nitelikleri, bu delillerin yargılamada kullanılmasını klasik delillerden farklı olarak bir avantaj veya dezavantaj konumuna getirebilmektedir. Bu nedenle, elektronik delilin elde edilmesinden mahkeme huzuruna sunulmasına kadar geçen tüm süreçlerde hangi işlemlere tabi tutulup hangi tedbirlerin uygulanacağı önemli bir husustur. Bu şekilde elektronik ortamlardan elde edilen veri veya belgelerin delil olarak kabul edilip, kullanılıp kullanılmayacağı, hukuki geçerliliğinin ve ispat değerinin ne şekilde yorumlanacağı da mühim olup bu konu çalışmamızın ana eksenini oluşturmaktadır. Elektronik delillerin kendilerine has özelliklerinden dolayı ceza yargılamasında kullanılabilmesi veri bütünlüğünün sağlanabilmesiyle mümkün olabilecektir. Bunun nedeni ise veri bütünlüğü bozulmuş veya üzerinde değişiklik yapılmış elektronik bir delilin, geçerliliği ve güvenilirliğinin şüpheye düşecek olmasıdır. Bu durum, elektronik delillerin toplanması noktasında özel tedbir ve kuralların uygulanması sonucuna yol açmakla birlikte bunun bir yansıması olarak, delil değerinin ve ispat bağlamında kullanılmasının ne şekilde olacağı konusu da öğretide farklı görüş ve tartışmalara yol açmaktadır. Dolayısıyla elektronik delilin niteliğinin belirlenip hukuki geçerliliğinin incelenmesi gerek uygulama gerekse çalışmamızın ana ekseni bakımından önemli bir sorun teşkil etmektedir. Bu bağlamda, çalışmamızda elektronik delil kavramı ve ispat değerinin mevzuattaki düzenlemeler, yargıtay içtihatları ve mukayeseli hukuk bakımından detaylı şekilde ele alınıp değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.

Ceza hukukuCeza muhakemesi hukuku
Fatma Bilge Özcan
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kripto paralara yönelik dolandırıcılık suçu

Bu tez çalışmasında kripto para kavramının dolandırıcılık suçuna konu olması tartışılmış; dolandırıcılık suçunun basit, nitelikli ve daha az cezayı gerektiren halleri irdelenmiş, suçun unsurları, cezası ve yargılama süreci incelenmiştir. Söz konusu suçun benzer suçlarla karşılaştırması yapılmış ve tüm bu hususlar kripto para yönünden değerlendirilmiştir.

Zeynep Gamze Gürkan
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Israrlı takip suçu

Tarih boyunca varlığını sürdüren kadına yönelik şiddet, günümüzde çok ciddi bir sorun haline gelmiştir. Kadına yönelik şiddetin birden fazla türü vardır. Bu şiddet türlerinden bazıları uzun yıllardır var olsa da farkındalık kazanması ve literatürde yer alması zaman almıştır. Bu bağlamda ısrarlı takip de son yılların sosyal ve kişisel ilişkilerinin değişen doğasına bağlı bir davranış ve suç türü değildir. Aksine terminolojik olarak yeni adlandırılmasına ve 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nda yakın tarihte tanımlanan bir suç olmasına rağmen uzun süredir var olan bir sorundur. Israrlı takip suçunun yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal menfaatler üzerinde de ciddi sonuçlar doğurduğu açıktır. Bu sebeple düzenleme teorik olarak incelenirken aynı zamanda düzenlemenin işlevselliği açısından da değerlendirilmelidir. Çalışmamızda, ısrarlı takip ve ısrarlı takip için kullanılan farklı terimlerin kavramsal incelemesi ile diğer ülkelerde ve Türkiye'de suça dönüşüm süreci açıklanmıştır. Böylece suça dönüşen ısrarlı takibe ilişkin Türk Ceza Kanunu'ndaki düzenleme suçun unsurları bakımından değerlendirilmiş, nitelikli halleri ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış hali incelenmiştir. Ayrıca ısrarlı takip suçunun önlenmesine ve cezalandırılmasına ilişkin kamu otoritelerince yapılan çalışmalar ve sivil toplum kuruluşlarınca gerçekleştirilen uygulamalar ele alınmış, ısrarlı takip suçu düzenlemesi ölçülülük ilkesi ve suç politikasının temel ilkeleri bağlamında değerlendirilmiştir.

Ceza adaleti sistemiCeza hukukuCeza muhakemesi+5
Sezgi Demirkale
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

5237 Sayılı Türk Ceza Kanununda tehdit suçu ve benzer suçlardan ayrımı

Tehdit suçu, mağdurun iradesini esir alarak ona arzu ettiği davranışı dikte eder. Bu nedenle isabetli olarak hürriyete karşı suçlar arasında düzenlenmiştir. Mağdurun özgürce karar verme ve bu kararın sonuçlarına katlanma hürriyeti zedelenmektedir. Anayasa, Ceza Kanunu ve çeşitli mevzuat hükümleriyle kişi hürriyeti koruma altına alınmıştır. Türk Ceza Kanunu'nun 106. Maddesinde düzenlenen tehdit suçu birçok suçun unsuru ya da nitelikli hali konumundadır. Benzer şekilde birçok suçla da yakın ilişki içerisindedir. Özellikle yeni kanunumuzda bağımsız bir suç olarak düzenlenen şantaj suçu bir açıklama tehdididir. Cebir suçu ise maddi tehdittir. Tehdit suçunun sübut edebilmesi için tehdidin mağdura bildirilmesi, sözlerin tehdide elverişli olması ve ciddi olması gerekir. Tehdidin farklı hukuki değerleri konu alması mümkündür. Yaşama hakkına, vücut dokunulmazlığına, cinsel dokunulmazlığa karşı olabileceği gibi malvarlığı itibariyle büyük bir zarara uğratılacağı veya sair bir kötülük edileceği tehdidinde bulunmak da mümkündür. Son düzenlemelerle birlikte kadına karşı tehdit eylemi cezanın alt sınırında artırım yapılmasını gerektiren bir neden olarak kanunumuza eklenmiştir. Tehdit suçunun birçok nitelikli hali bulunmaktadır. Bu nitelikli haller mağdurun iradesini daha fazla zorlaması ve failin cesaretlendirmesi nedeniyle cezada artırım yapılmasını gerektiren sebeplerdir. Suçun nitelikli halleri şikâyete veya uzlaşmaya tabii değildir.

Murat Enes Paksoy
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türk ceza hukukunda dolandırıcılık suçu

Türk ceza hukukunda dolandırıcılık suçu adlı yüksek lisans tez çalışması giriş ve sonuçla beraber beş bölümden meydana gelmektedir. Çalışmamızda Türk ceza hukukunda dolandırıcılık suçunun ve hileli hareketlerin ne şekilde gerçekleştiği ve hangi durumlarda nitelikli hallerin meydana geldiği ifade edilmiştir. Dolandırıcılık suçunu seçmemizi etkileyen neden, günümüzde teknolojinin hızla ilerlemesiyle beraber daha fazla işlenen bir suç olmasından dolayı ilgimizi çekmesidir. Yargıtay, Bölge Adliye Mahkemesi kararları ve doktrin çerçevesinde dolandırıcılık suçunu ve hileli hareketlerin uygulamadaki görünümleriyle birlikte basit hal, nitelikli hal kapsamında incelenerek uygulamada görüş ayrılıkları olan konular üzerinde durulmaya çalışılmıştır. Yüksek lisans tezimizde, dolandırıcılık suçunun suç genel kuramında belirtilen sistemli bir çerçevede ifade edilmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, ikinci bölümde dolandırıcılık suçunun tarihsel gelişimi ve unsurlarından söz edilmiş ve suç genel teorisi çerçevesinde incelenerek ifade edilmeye çalışılmıştır. Üçüncü bölümde ise, dolandırıcılık suçunun nitelikli halleri açıklanmıştır. Dördüncü bölümde, suçun özel görünüş şekilleri, yaptırım, muhakeme usulü ve uzlaştırma kapsamında dolandırıcılık suçu işlenmiştir. Daha sonrasında dolandırıcılık suçunun benzer suçlarla karşılaştırılması yapılarak aralarındaki ayrım ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Dolandırıcılık, Mal varlığı, Hileli davranış, Yanıltıcı, Türk Ceza Kanunu

Fahriye Aybar
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türk ceza infaz hukukunda koşullu salıverilme

Son yıllarda ülkemizde hükümlü sayısının giderek artması koşullu salıverilmenin etkili biçimde uygulanması gerekliliğini doğurmuştur. Bununla birlikte insan haklarına gösterilen özenin uluslararası platformda ciddi oranda artması ile kişilerin tekrar topluma kazandırılması, çeşitli yaptırım ve yenilik seçeneklerini gündeme taşımıştır. Bu alternatiflerin başında ise ceza infaz kurumunda iyi hâlde bulunan hükümlülerin cezalarının geriye kalanını hapishane dışında geçirebilmelerine imkân sunan "koşullu salıverilme" gelmektedir. Koşullu salıverilme, hakkındaki mahkûmiyet hükmü kesinleşmiş bir kişinin hapis cezasının bir kısmını kanunda öngörülen koşullara uygun olarak, iyi hâl ile cezaevinde geçirmesi şartı ve infaz hâkiminin kararıyla salıverilmesine imkân veren tamamlayıcı bir uygulamadır. Koşullu salıverilmenin amacı hükümlüyü ıslah edip topluma kazandırmak, olumsuz cezaevi koşullarından korumak, hükümlünün yeniden suç işlemesini önlemek ve hapis cezalarının bireyselleştirilmesini sağlamaktır. Böylelikle hükümlü; kanunda tanımlanan şartları yerine getirerek erken salıverilmekte, kalan cezasını kanunda belirtilen denetim şekillerine uyarak infaz kurumu dışında geçirebilmektedir. Hükümlü denetim süresini iyi hâlde geçirirse cezasını bitirmiş sayılır; ancak yükümlülüklerini tamamlamazsa koşullu salıverilme kararı geri alınarak hükümlüye belirli yaptırımlar uygulanır. Koşullu salıverilme kavramının tarihçesi, nitelikleri ve hukuki çerçevesinin net olarak anlaşılmaması kişinin haksız yere özgürlüğünden mahrum kalmasına neden olabilir. Bu yüzden koşullu salıverilmenin yanlış ve kötü uygulanmasına ilişkin ıslah çalışmaları yapılmalı ve hapishanede geçecek zaman diliminde hükümlünün topluma yeniden kazandırılmasına dair geçerli ve fonksiyonel kararlar alıp uygulanmalıdır. Bu çalışmada hükümlüyü iyi hâle teşvik etmesiyle hükümlünün ıslah sürecini hızlandırmasından dolayı önemli bir araç olan "koşullu salıverilme" ayrıntılı bir şekilde anlatılacak ve "koşullu salıverilme"nin kapsamı, mahiyeti çeşitli açılardan ele alınıp incelenecektir.

Bilge Burhanettin Gülcü
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası ceza mahkemesinin yargılama yetkisine giren suçlardan soykırım suçu

2. Dünya Savaşı'ndan sonra küresel çapta başlayan değişimler, özellikle uluslararası alandaki aktörlerin farklılaşmaya başlaması ve uluslararası ceza hukukunun gelişmesi; uluslararası toplumu derinden yaralayan hususlarda ciddi adımların atılmasını sağlamıştır. Uluslararası siyasi ve hukuki düzenin daha birey odaklı bir niteliğe bürünmesi, modern devlet anlayışına sahip olduğumuz bu yüzyılda uluslararası suç işleyen bir kimsenin devlet yönetiminde üst düzey görevli de olsa işlediği suçun cezasız kalmasının engellenmesinin ve yargılanmasının önünü açmıştır. Bu doğrultuda 1998 yılında Roma Statüsü ile kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi, daha önce kurulan (Nürnberg, Tokyo, Eski Yugoslavya ve Ruanda) ad hoc mahkemelerinin deneyimlerinden yararlanarak kuruluş şekli olarak farklı, daimî nitelikte, bağımsız ve tamamlayıcılık ilkesine uygun olarak faaliyet göstermek üzere kurulmuştur. Mahkeme, insan haklarının ve onurunun korunması, insanlığa yönelik vahşetlerin önüne geçilmesi amacıyla Statüde uluslararası suç olarak belirtilen soykırım suçu, savaş suçu, insanlığa karşı suçlar ve son olarak 2010 yılında tanımı üzerinde uzlaşı sağlanan saldırı suçuna yönelik yargılama yapmaktadır. "Suçların Suçu" olarak adlandırılan ve Sartre'nin Russell Mahkemesi çalışmalarında belirttiği ifadesiyle "tarihi insanlık kadar eski" olan soykırım suçu, ilk olarak BM Genel Kurulu kararıyla 1948 yılında yapılan Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi ile hukuki olarak düzenlenmiştir. Aynı zamanda BM Genel Kurulu tarafından kabul edilen ilk insan hakları antlaşmasıdır. 2. Dünya Savaşı sonrasında kurulan ad hoc mahkemelerinin statülerinde de ele alınan soykırım suçu; 1998 yılında kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin yargılama yetkisi kapsamında düzenlenmiştir. Bu suç; milli, etnik, dini ve ırki bir gruba mensup bireylerin sırf bu özelliklerinden kaynaklı olarak kısmen veya tamamen yok edilmesi amacıyla tahdidi olarak belirtilen fiillerin sayılan gruplara yönelik işlenmesiyle gerçekleşmektedir. Açıklanan ifadeler ışığında; bu acılara bizzat şahit olan insanların önderliğinde, ağır bir insanlık suçu olan soykırım suçu ayrıca düzenlenerek bu mağduriyetlerin tekrar yaşanmaması ve faillerin cezalandırılması amaçlanmıştır. Tez çalışmamızda öncelikle Uluslararası Ceza Mahkemesi kuruluş süreci ve mahkemenin yargılama yetkisi ele alınacak, ardından mahkemenin yargılama yetkisine giren suçlardan Soykırım Suçunun tarihçesi, tanımı ve unsurları incelenecektir.

Raziye Karakılçık
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Çekte karşılıksızdır işlemi yapılmasına neden olma suçu

Günümüzde ekonomik hayatta birçok fayda sağlayan ve işlevi giderek artan çek, ticari hayatta da en sık kullanılan ödeme araçlarından birisi olması nedeniyle önemli bir yer tutmaktadır. Çek, uygulamada, ileri düzenleme tarihli olarak keşide edilebiliyor olması nedeniyle kredili işleme benzemektedir. Bununla birlikte, çekin ileri tarihli olarak düzenlenebiliyor olması hukuki sorunları da beraberinde getirmektedir. Özellikle çekin muhatap bankaya ibraz edilmesi sonucunda karşılıksızdır işlemi yapılması ticari hayatın önemli bir sorununu oluşturmakta ve çeke olan güveni azaltmaktadır. Bunu önlemek amacıyla yasal düzenlemeler ile çek karşılığını bulundurmama eylemi hukuki ve cezai yaptırımlara konu edilmiştir. Bu kapsamda, Çekte Karşılıksızdır İşlemi Yapılmasına Neden Olma Suçu isimli yüksek lisans tez çalışmamızda çekle ilgili karşılıksızdır işlemi yapılması fiiline bağlanan cezai sonuçlar incelenmiştir. Bu doğrultuda, çalışmamız içerisinde, öncelikle çekin Türk Ticaret Kanunu ve Çek Kanunu hükümleri çerçevesinde çekin tanımı, çekin tarihçesi, hukuki niteliği ve unsurları belirtildikten sonra, karşılıksız kavramının ne olduğu, buna bağlı yaptırımların tarihçesi ve ödeme için süresinde muhataba ibraz edilen çekin, karşılıksız çıkması durumunda bunun cezai sonuçları ile yargılama süreci açıklanmıştır.

Muhammet Mustafa Şimşek
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası hukukta monizm

Uluslararası hukuk bilimi tarih boyunca hem felsefi hem de pratik açıdan birçok yazar tarafından tartışma konusu yapılmıştır. Bunun temel sebebi ise uluslararası hukukun ulusal hukuka kıyasla çok daha farklı norm ve ilkelere dayanmasıdır. Sahip olduğu kaynaklar, sujeleri ve kapsam alanı değerlendirilerek uluslararası hukukun tarihi gelişimi ve günümüzdeki hali yorumlanabilir. Uluslararası hukuk farklı savlara ev sahipliği yapan düalizm ve monizm okullarının da temel tartışma konularından biridir. Düalizm, ulusal ve uluslararası olmak üzere birbirinden ayrı ve bağımsız iki farklı hukuk sistemini savunurken monizm bir bütünlüğün ve içe içe geçmişliğin gerekliliğini savunmaktadır. Tarih boyunca yapılan milletler arası antlaşmalar, kurulan ulus üstü mahkemeler ve tüm mutabakat işlemleri ulusal hukuka yön vererek yerel anlamda belli düzenlemeler yapılmasını sağlamıştır. Devletlerin kendi iradeleri ile bir antlaşma metnine taraf olması o devletin ulusal anlamda da bu metne uyum sağlayacağını taahhüt etmesidir. Ulusal hukukun uluslararası hukuka göre şekillenmesi veya düzenlenmesi devlet oluşumlarının ortaya çıktığı tarihten itibaren kendisini göstermiştir. Günümüzde devletlerin yönetim biçimi ya da siyasi yapısı fark etmeksizin yerel mavzuatlarındaki düzenlemelerin uluslararası hukuka uyum gayesi oldukça açıktır. Özellikle insan haklarını korumaya yönelik yapılan uluslararası antlaşmaların devletler tarafından ulusal hukuka neredeyse birebir entegre edildiği görülmektedir. Bu da bizlerin monizm felsefesinin tartışmaya açtığı uluslararası hukuk ve ulusal hukukun bütünlüğü savının irdelemesini sağlamıştır.

Barış Akkaya
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi yargılamasında ispat ve delil

Vergi Yargılamasında İspat ve Delil adlı yüksek lisans tez çalışması giriş, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Bu çalışmamızın amacı yargılama süreci içerisinde mükelleflerin ya da idarenin iddia etmiş oldukları beyanlarının doğruluğunu ortaya konulması esnasında bu beyanların doğruluğunu ortaya çıkaracak ispat araçlarının, delillerin neler olduğu, bunların idare, mükellef ve yargı açısından değerlendirmelerinin yapılmasıdır. Zira bu beyanlarının doğruluğunun düzgün bir yolla tespit edilmesi adaletin yerini bulması açısından ve gerçeklerin meydana çıkabilmesi bakımından önem arz etmektedir. Dolayısıyla bu çalışmamızın birinci bölümünde öncelikli olarak ispat ve delil kavramlarının medeni usul hukuku bakımından ve vergi hukuku bakımından açıklanması yapılarak ardından vergi yargılaması çerçevesinde ispat ve delili nelerin oluşturabileceği detaylı bir şekilde konu edilmiştir. Üçüncü bölümde de vergi yargılaması hukukuna hâkim olan ilkelerden bahsedilmiştir. Vergi yargılaması bakımından bu ilkelerin olay üzerindeki etkisi söz konusu olmuştur. Gerekli görülen yerlerde bu ilkelerin başka hukuk dallarında nasıl yer aldığı da anlatılmıştır.

Tuğçe Özkeçeci
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2024
10
Master'sOpen AccessTR

Türk Ceza Hukukunda rüşvet suçu

"Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar"arasında yer alan rüşvet suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda, 252-254.maddeler arasında düzenlenmiştir. Rüşvet, kamu görevlisinin görevinin kapsamına giren bir işi yapması veya yapmaması karşılığında, kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde, kendisine veya başkasına bir menfaat sağlamasıdır. Rüşvet suçu, bir tarafta rüşvet alan diğer tarafta rüşvet veren kişinin yer aldığı, çok failli bir suçtur. Suçun oluşabilmesi için, kamu görevlisinin görevine giren belirli bir işin yapılması veya yapılmaması konusunda, tarafların özgür iradelerinin uyuşması gerekmektedir. Türk Ceza Kanunu'nun rüşvet suçuna ilişkin hükümleri, 2012 yılında 6352 sayılı Kanun ile köklü bir şekilde değiştirilmiş ve yeninden düzenlenmiştir. Çalışmamızda, rüşvet suçuna ilişkin bu hükümler detaylı olarak incelenmiş; rüşvet suçunu yapısı, unsurları, özel görünüş şekilleri, etkin pişmanlık, suçun soruşturma ve kovuşturma usulü veyaptırımı açıklanmıştır. Ayrıca öğretideki görüşler ve Yargıtay uygulamaları ışığında, rüşvet suçuna ilişkin bu yasal düzenlemelerin, rüşvet ve yolsuzlukla mücadele noktasındaki yeterliliği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Rüşvet, rüşvet alma, rüşvet verme, yolsuzluk, kamu idaresi, kamu görevlisi, menfaat.

Kamu HukukuMenfaatRüşvet+4
İdris Doğan
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Devlet memurlarının atama ve görevde yükselmelerinden kaynaklı uyuşmazlıkların yargısal denetimi

Devlet memurlarının atama ve görevde yükselmelerinden kaynaklı uyuşmazlıkların çözümünde idari yargı yerleri hukuka aykırı işlemin, yetki, şekil, konu, sebep ve amaç unsurları açısından hukuka uygunluğunu denetlemektedir. Atama ve görevde yükselmeye ilişkin idari işlemlerin söz konusu unsurlar yönünden hukuka uygunluğunun tespiti açısından idari yargı yerleri belli ölçütlere göre hareket etmektedir. Bir idari işlemin hukuka uygun olması için kamu yararının ve hizmetin gereklerinin gözetilmesi gerektiği gibi, liyakat ve eşitlik ilkeleri ile de bağdaşması şarttır. Bu çerçevede çalışmanın başlıca amacı, devlet memurlarının atama ve görevde yükselmelerinden kaynaklı uyuşmazlıkların tespit edilip, bu uyuşmazlıkların yargısal denetim sonucunda ortaya çıkan içtihatlar ışığında yorumlanmasıdır. Çalışmanın bir ve ikinci bölümlerinde, memurun hukuki niteliği ve diğer kamu görevlileri ile arasındaki fark ortaya konup, memurların hak ve sorumlulukları ile atama ve görevde yükselmelerine ilişkin esaslar ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise yargısal denetimin amaç ve gerekliliği üzerinde durularak, idari yargılamanın özellikleri üzerinde durulmuştur. Son olarak devlet memurlarının atama ve görevde yükselmelerinden kaynaklı en çok uyuşmazlığın yaşandığı hususlar idari yargı içtihatları ve bilimsel görüşler çerçevesinde incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Devlet Memuru, Atama, Görevde Yükselme, Liyakat İlkesi, İdari İşlem, Takdir Yetkisi, Yargısal Denetim.

DenetimGörev atamaKamu Hukuku+7
Salih Gökay Demirezen
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk ceza hukukunda seçim suçları ve cezaları

298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütük- leri Hakkında Kanunu'nun 133 ve devamı maddelerinde düzenlenen seçim suçlarının incelendiği bu yüksek lisans tezinin amacı; konu ile ilgili önceki çalışmalar ve kanun koyucunun konu ile ilgili düzenle- melerinden yararlanarak, seçim hukuku, akabinde seçim suçlarının neler olduğu, bu suçların unsurlarını, oluşum şekillerini, özelliklerini, özel görünüş şekillerini, nitelikli hallerini, yaptırımlarını, soruşturma ve kovuşturma şekillerini, yetkili mahkemeleri ve güncel gelişimini incelemektir. Böylece okuyucuya konu ile ilgili geniş bilgi yelpazesi sunulacaktır. Çalışma konusu, disiplinler arası bir zeminde bulunduğu için konunun hem anayasal boyutu hem de ceza hukuku boyutu irdelenerek, anayasa hukuku bakımından seçim kavramı ve günümüze gelene kadar geçirdiği evreler ile ceza hukuku bakımından suçun incelenmesi sırasında güncel gelişmeler, doktrinel farklılıklar ve Yargıtay kararlarından yararlanılmıştır. Bununla birlikte; çalışma konusunun içerdiği suçlar, resmi belgede sahtecilik suçu ve resmi belgeyi bozmak, yok etmek, gizlemek suçuyla bağlantılı olduğu ve kimi maddelerde söz konusu suçlara direk atıfta bulunulduğu için, kamu güvenine karsı suçlar içerisinde yer alan resmi belgede sahteci- lik suçlarında korunan hukuksal fayda da incelenmiştir. Anahtar kelimeler: Demokrasi, Oy hakkı, Temsil,Seçim Hukuku, Seçim Suçları, Seçmen Kütükleri, Oy Sandığı, Resmi Belge, Sahtecilik

CezaKamu hukukuOy hakkı+5
Elif Korkmaz
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yargı kararları ışığında anonim ve limited şirketlerde kanuni temsilcilerin vergisel sorumluluğu

Vergi; devletin veya devletin verdiği yetkiyle kamu tüzel kişilerinin kamusal faaliyetlerinin harcamalarını karşılamak ya da kamusal görevlerini yerine getirmek amacıyla ve yasal esaslara uyarak hukuki müeyyide altında, özel bir karşılık vaadi olmadan, geri vermemek üzere gerçek kişiler ile gerçek olmayan kişilerden aldıkları para tutarları olarak tanımlanabilir. Vergilendirme yetkisi de; devletin egemenliğine dayanarak vergi alma konusunda sahip olduğu hukuki ve fiili güç olarak tanımlanabilmektedir. Söz konusu kamu alacağı olan verginin tarafları bulunmaktadır. Bunlar idare, vergi sorumlusu ve vergi mükellefidir. Vergi sorumluluğu kamu hukuku ilişkisinden kaynaklanmakta ve vergiyi doğuran olay ile başlamaktadır. Vergi sorumluluğunun hukuki niteliği fer'i, bağımlı ve sınırsızdır. Bununla birlikte vergi hukukunda sorumluluğun müşterek ve müteselsil olması, kanundan ve sözleşmeden doğması, kusurlu ve kusursuz olması, rücu edilebilen rücu edilememesi gibi türleri bulunmaktadır. Kişi kendisiyle ilgili bir hukuki işlemi yine kendisi yapar. Fakat bazen kişi, iradesiyle veya irade dışı bazı sebepler neticesinde hukuki işlemi bizzat kendisi yapamayabilir, işte burada kanuni temsilci rol almaktadır. Vergi hukukunda da kanuni temsilcilerin birçok ödev ve sorumlulukları bulunmaktadır. Söz konusu ödevleri kanunlarla düzenlenmiştir. İhmali halinde müeyyideleri bulunmaktadır. Sermaye şirketlerinden olan anonim ve limited şirketlerin kanuni temsilcilerinin şirkete karşı ödev ve sorumluluklarının yanında devlete karşı vergi sorumlulukları da bulunmaktadır. Bu sorumluluklar Vergi Usul Kanunu ve Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun'da belirtilmiştir. Anonim şirketler ve limited şirketlerde kamu alacağına ilişkin kanuni temsilcilerin değişmesi, temsil sıfatının sona ermesi, ortaklığın devri ve tasfiye halinde sorumluluklarının sınırı belirlenmiştir. Vergi borcundan dolayı kanuni temsilcilere yapılacak ödeme emrinin tebliği, şekli, içeriği, itiraz yolları belirlenmiş ve çalışmamızda belirtilmiştir. Söz konusu şirketlerin kanuni temsilcilerinin vergisel sorumlulukları konusunda uygulamada sık sık problemler ve ihlaller yaşanmaktadır. Bu çalışmanın amacı son yıllarda gerçekleşen sorunlara dikkat çekmek ve teori ve uygulamada yaşanan sorunları dile getirerek bu konuda çözüm üretilmesini sağlamak amacıyla tez konusu olarak seçilmiştir. Çalışma kapsamında anonim ve limited şirketlerde kanuni temsilcinin vergisel sorumluluğunun mevzuattaki yeri, doktrindeki görüşler ve emsal Danıştay kararları bağlamında ele alınmıştır. Anahtar kelimeler: Vergi, Vergi Sorumluluğu, Şirketler, Kanuni Temsilci, Kanuni Temsilci Sorumluluğu, Türk Ticaret Kanunu, Vergi Kanunu

Anonim şirketlerKanuni temsilciLimited şirketler+4
Ömer Alper Köroğlu
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi uyuşmazlıklarının idari aşamada çözüm yolları ve uzlaşma kurumunun değerlendirilmesi

Günümüzde kamu finansman araçları arasında en temel kaynağı vergiler oluşturmaktadır. Vergilendirme yetkisi anayasal düzenlemeler kapsamında devlet organları aracılığıyla kullanılmakla birlikte, devletlerin daha fazla vergi alma amacına karşılık bireylerin daha az vergi ödeme isteği vergi uyuşmazlıklarını ortaya çıkarmaktadır. Türk vergi hukukunda vergi uyuşmazlıklarını idari aşamada çözümleyen müesseselerden biri de uzlaşma müessesesidir. Uzlaşma müessesesi, uyuşmazlığın yargı yoluna gitmeden idare ile mükellef arasında anlaşma yoluyla çözümlenmesine hizmet etmektedir. Bu çalışmada; devlet ve bireyler arasında ortaya çıkan uyuşmazlıkların idari aşamada çözümü için Türk vergi hukukunda uygulanan hata düzeltme, cezada indirim, pişmanlık-ıslah, uzlaşma müessesesi ve Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında uzlaştırma müessesesi ile bu kurumların işleyişi, aşamaları, hukuki yapısı ve Türk vergi hukuku bağlamında uzlaşma müessesesinin Türkiye'deki etkinliği ile belirli ilkeler yönünden değerlendirilmesi yapılarak, bu hususlara ilişkin çözüm önerileri sunulmuştur.

Türk Vergi KanunuTürk vergi hukukuUzlaşma+4
Bilge Şen Öztürk
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türk ceza hukukunda yağma suçu

1926 tarihinden itibaren uygulanmakta olan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile ilga edilmiştir. Mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda gasp olarak adlandırılan yağma suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Özel Hükümler" başlıklı ikinci kitabının, "Kişilere Karşı Suçlar" isimli ikinci kısmının, "Malvarlığına Karşı Suçlar" şeklindeki onuncu bölümünün 148., 149. ve 150. maddelerinde düzenlenmiştir. 5237 sayılı TCK'nın 148/1. maddesinde yağma suçunun basit hali, 148/2. maddesinde senedin yağması suçu, 149. maddesinde yağma suçunun ağırlaştırıcı nitelikli unsurları, 150. maddesinde daha az cezayı gerektiren haller ve 168. maddesinde ise yağma suçlarına da uygulanacak olan etkin pişmanlık hükümleri düzenlenmiştir. Yağma suçu, tehdit veya cebir kullanmak suretiyle, malın alınmasıdır. Tehdit, cebir ve hırsızlık suçlarından meydana gelen yağma suçu, bileşik bir suçtur. Bileşik suç olması itibarıyla suçla korunan birçok hukuki yarar bulunmaktadır. Zilyetlik, mülkiyet hakkı, yaşam hakkı, kişi özgürlüğü ve vücut dokunulmazlığı gibi hukuki yararlar bu suçla korunmaktadır. Bu nedenle yağma suçu, malvarlığına karşı işlenen suçlar arasında en tehlikeli ve ağır yaptırımlara tabi tutulan bir suçtur. Çalışmamız üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, kavramsal inceleme, eski ve yeni kanun kapsamında suçun gelişimi, suçla korunan hukuki değerler ve benzer suçlardan ayrımı üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde, suça ilişkin genel bilgiler verilmiş, ayrıca suçun unsurları detaylı bir şekilde incelenmiştir. Son bölümde ise suçun nitelikli halleri, özel görünüş şekilleri, etkin pişmanlık, soruşturma ve kovuşturma usulü, görevli ve yetkili mahkeme, yaptırım ile zamanaşımı hususları irdelenmiştir.

Cebir suçuCeza HukukuGasp+7
Esra Şule Korkmaz
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Ceza Muhakemesi Hukukunda avukatlara tanınan hukuki ayrıcalıklar

Hukukun üstünlüğünün var olduğu, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı, savunmanın özgürce her türlü baskı ve tehditten uzak olarak yapılabildiği hukuk devletinin en büyük göstergelerinden birisi, avukatın bağımsızlığıdır. Bu sebeple ceza muhakemesinin amacına ulaşılmasında ve adil yargılanmanın gerçekleşmesinde bu denli öneme sahip olan, yargının kurucu unsuru ve özgür savunmanın temsilcisi avukat, savunma hakkının korunabilmesi ve etkin bir şekilde kullanılabilmesi için, ceza yargılaması işlemlerinde farklı muameleye tabi tutulmaktadırlar. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nda bu düzenlemeler yer almaktadır. Ancak ülkemizde bu hususta hem kuramsal hem de uygulamada bir takım sorunlar yaşanmaktadır. Bu sebeple çalışmada, avukatın aranması, iletişiminin denetlenmesi ve yargılanmasına ilişkin genel ilkeler ve mevzuatımızın öngördüğü usul incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Avukat, Koruma Tedbirleri, Arama, El Koyma, İletişimin Denetlenmesi, AİHS.

AramaAvukatlarAvukatlık+4
Zeynep Büşra Korkmaz
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Yargı kararları ışığında ceza muhakemesi hukukunda müdafi yardımından yararlanma hakkı

Suç işlendiği yönündeki bir şüpheyle başlayan, iddia, savunma ve yargılama biçimindeki ortak çalışmalar sonucunda gerçekleşen ceza muhakemesinde adil yargılamanın gerçekleşebilmesi için, savunma hakkının tanınması, savunma hakkının etkin kullanılmasının sağlanması ve bu hakkın kısıtlanmaması gerekir. Bu bağlamda savunma hakkı kapsamında yer alan müdafi yardımından yararlanma hakkı, adil yargılanma hakkının somut bir görünümü olarak ortaya çıkmaktadır. Ceza muhakemesinde bir suç isnadı ile karşı karşıya kalan şüpheli ve sanığın, adil bir şekilde yargılanması ve savunma hakkını etkin kullanabilmesi için müdafi yardımından yararlanma hakkına sahip olmalıdır. Zira şüpheli ve sanığın müdafi yardımından yararlanması, bireysel savunmanın yetersiz ve aksayan yönleri gidermeyi, kamusal gücü elinde bulunduran iddia makamı karşısında silahların eşitliğini ve çelişmeli yargılamayı sağlayacaktır. Bu çalışmada, müdafi yardımından yararlanma hakkının adil yargılanma ve savunma hakkı açısından arz ettiği önem, müdafilik kurumunun tarihsel gelişimi ve hukuki statüsü, müdafi yardımından yararlanma hakkının ulusal ve uluslararası hukuk belgelerinde düzenlenişi, müdafi yardımından yararlanma biçimleri, müdafiin yetki ve görevleri yargı kararları ışığında incelenerek çözüm önerileri getirmeye çalışılmıştır.

Adil yargılanmaCeza muhakemesi hukukuMüdafii+2
Ahmet Ertan Yılmaztekin
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

John Dewey'in demokrasi anlayışı

Çalışmamızda ilk olarak Dewey?in hayatını tarihsel bir bakış açısından ele aldık. Böylelikle yaşadığı olaylar ve etkilendiği kişiler, düşüncelerinin gelişmesinde çerçevesinde anlaşılabilir. İkinci bölümde ise Dewey?in insan odaklı felsefesinde, demokrasinin nasıl yayıldığını ana başlıklar altında dile getirdik. Dewey psikoloji ve felsefeyi, insana verilen değer ve demokrasi ile birleştirir. Bunu eğitim ve öğretim konusunda yazdıklarıyla ortaya koyar. Ekonomik demokrasinin olmasının önemine dikkat çeker. Bunu diğer alandaki yazıları takip eder. John Dewey?in demokrasisi felsefi bir konu olmasının yanında insanı ilgilendiren her konuyu da kapsar. Bu yüzden ona göre demokrasi bir tanımla sınırlandırılamaz. Fakat bu kavram özgürlük, eşitlik ve kardeşlik kavramları üzerine yayılır. Dewey?de ahlaki düşünme boyutu, demokrasi olarak adlandırılır. Çünkü; demokrasi felsefenin ahlaki boyutundan kaynaklanıp, gelişir. Amerika?nın göçmenlerle oluşan tarihsel yapısı bir kenara bırakılırsa, Dewey?in demokrasi anlayışı, insana ve insan aklına verilen değeri ortaya koyduğu için her toplum için geçerlidir. Dewey?in demokrasisinde her insanın gelişmesi, öğrenmesi ve farklılıkları zenginlik olarak görmesi önemli özelliklerdir. Bunun olabilmesi için demokrasinin özgürlük, eşitlik ve kardeşlik üzerine kurulan anlayışının her toplumsal kuruma yayılması gerekir. Böylece, Dewey?in felsefesi, insanlığın ahlaki olgunlukta özgürlüğüne yönelik çalışmalar bütününü sergiler.

DemokrasiDewey, John
Nevim Üstün
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Osmanlı Ceza Hukukunda yaptırım türü olarak teşhir

Teşhir, bir suçun karşılığı olarak, toplumun bilgilendirilmesi amacıyla/kastıyla, işlenmiş olan bir suçun ve suçu sabit görülmüş olan failin ve/veya bu faile verilmiş olan cezanın ve/veya bu faile verilmiş olan herhangi bir cezanın infazının topluma duyurulması amacıyla gerçekleştirilen ve mahkeme tarafından verilmiş olan bir yaptırımdır. Teşhir yaptırımı ikiye ayrılmalıdır: Doğrudan teşhir, Dolaylı Teşhir. Toplumun bilgilenmesi, ceza olarak uygulanıyorsa doğrudan teşhir; yapılan işlem ve/veya verilen hüküm, toplumun bilgilenmesi sonucunu doğruyorsa dolaylı teşhir söz konusudur. Tazir, had, tekmili, tebei ve nefsi ceza olarak uygulanan Teşhir, Osmanlı Devletinde güvenlik tedbiri, disiplin cezası ve idari yaptırım türü olarak da uygulanmıştır. Kural olarak kanunilik ilkesi ile bağdaşır şekilde uygulanan teşhir yaptırımı, ayırım yapılmadan herkese uygulanmıştır. Tek istisna yeniçerilere teşhir yaptırımının uygulanmak istenmemesidir. Teşhir yaptırımı, caydırıcı olması, doğru bilginin halka sunulması, devletin egemenliğini göstermesi, toplumun merak hissinin giderilmesi, toplumsal otokontrola destek, infazda aşırılığın veya hafifletilmenin önüne geçmesi amaçları ile uygulanmıştır. İslamiyet öncesi Türk Devletlerinde kızgut ifadesi teşhir yaptırımı için kullanılmıştır. Osmanlıda bu yaptırım sokakta dolaştırma, kafasına zil geçirme, münadilerin nidaları ile çarşı pazarda gezdirme şeklinde olabildiği gibi cesedin kesik başın teşhiri şeklinde de olmuştur. Tespit ettiğimiz kadarıyla Osmanlı Devletinde pezevenklik, yalancı şahitlik ve yalancılık, yan kesicilik veya yol kesme suçu, devlete isyan, toplumsal ahlaka yönelik suçlar, dini vecibelerin yerine getirilmemesi, hırsızlık, devlet tekeline müdahale ve gümrük kurallarına uymama, müessir fiil, içki içme, askerî suçlar ve çevre temizliği ihlali suçlarına bu ceza verilmiştir. 1851 tarihli Ceza Kanununda ise hükmün alenen infazı şeklinde teşhir yaptırımı vardır. 1858 tarihli Ceza Kanunun 3 ve 19 `uncu maddelerinde doğrudan teşhirden bahsedilmektedir. Bu yaptırımının yürürlükten kalkması şifahi bir emir ile olmuştur. Günümüzde bu ceza emniyet genel müdürlüğü ve bazı bakanlıklar tarafından uygulanmaktadır.

Ceza hukukuCeza yaptırımıOsmanlı hukuku+2
Ahmet Kılınç
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Seçim sistemleri ile siyasi partiler arasındaki ilişkiler

Seçim sistemleri ile siyasi partiler arasındaki ilişki, siyasal sistemin istikrarını etkileyen en önemli konulardan biridir. Nitekim seçim sistemleri öncelikli sonuçlarını siyasi partiler üzerinde doğurarak siyasal sistem üzerinde etkili olurlar. Seçim sistemlerinin siyasi partiler üzerindeki etkisi iki boyutludur. Bunlardan birincisi seçim sistemlerinin parti sistemleri üzerindeki etkisi, ikincisi ise seçim sistemlerinin parti tutarlığı, yani parti iç yapısı üzerindeki etkisidir. Seçim sistemleri ile siyasi partiler arasındaki ilişkinin açıklanması ise ancak çeşitli gözlemlerden çıkan ampirik bulguların genel mahiyetli hipotezlere dönüştürülmesini gerektiren siyaset bilimi yöntemi ile mümkündür. Dolayısıyla bu çalışmada asli olarak siyaset bilimi yöntemi kullanılmıştır. Seçim sistemleri eskiden olduğu gibi bugün de bir siyasal sistemin şekillendirilmesinde büyük rol oynarlar. Doğru bir ifadeyle seçim sistemlerinin parti sistemi üzerindeki etkisinin kökleri, derinlerde boğulmuş olabilir, ancak bunlar, elverişli aşamalar olan dönüşüm süreçlerinde, net bir biçimde parti sistemini şekillendirme fırsatı sunarlar. Dolayısıyla ne kadar tartışılırsa tartışılsın demokratik yönetimlerde seçim sistemleri, anayasal mühendisliğin en kullanışlı araçları olma özelliğini korumaktadır. Anahtar Kelimeler: 1) Seçim Sistemleri 2) Seçim Sistemlerinin Siyasal Sonuçları 3) Parti Sistemleri 4) Parti Tutarlığı 5) Siyasi Partiler

Murat Erdoğan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

İdarenin kanuniliği ilkesi

Hukuk devleti, yasama organı tarafından konulan hukuk kurallarına yöneltilenler gibi yöneticilerin de bağlı olduğu devlettir. Daha geniş bir tanımlama çabasında ise karşımıza kuvvetler ayrılığı, temel hak ve hürriyetlere saygı, eşitlik, idarenin sorumluluğu, kanunsuz suç ve ceza olmaz, mahkemelerin bağımsızlığı, kazanılmış haklara saygı, idarenin kanuniliği ilkesi gibi birçok unsur çıkmaktadır.İdarenin işlem ve eylemlerinde kanunilik ilkesine uygunluk ise yine hukuk devletinin önemli alt başlıklarındandır. Zira yöneticilerin hukuka bağlılığının sağlanması ancak bu ilke ile mümkün olacaktır. İdarenin işlemlerinin kanuna uygun olması, idarenin kanunla kurulması ve idarenin düzenleyici işlemlerinde kanuna dayanması gerekleri de bu ilke için önemli diğer unsurlardır.Hukuk kurallarının önemli bir işlevi de toplumsal düzeni sağlamaktır. Düzeni sağlaması beklenen hukuk kurallarının da kendi içinde bir sistematiği olması gerekir. Bu durumda da hukuk devletinde normlar hiyerarşisi olması gerektiği açıktır.Anayasa bir ülkede devlet organlarını yapısını, işleyişini, bu organların birbirleriyle olan ilişkilerini belirleyen, ülkede yaşayan bireylerin hak ve özgürlüklerini düzenleyen, temel bir hukuk normudur. Bu nedenle de anayasanın tüm hukuk kuralları içinde, üstün bir yerinin olması yine hukuk devleti ilkesinin bir diğer önemli ihtiyacıdır. Anahtar Sözcükler 1. Hukuk Devleti 2. İdarenin Kanuniliği İlkesi 3. Anayasa 4. Normlar Hiyerarşisi

Yağmur Temiz
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Yalan tanıklık suçu

?Yalan Tanıklık Suçu? başlığını taşıyan bu tezde; yalan tanıklık suçunun teorik çerçevesi ele alınmış ve yalan tanıklık suçuna ilişkin yargı kararlarına yer verilmiştir. Tezde, en eski suç tiplerinden birisi olan yalan tanıklık suçunun tarihsel gelişimine değinildikten sonra, Türk Hukukundaki ve Common Law ülkelerindeki yalan tanıklık suçuna ilişkin düzenlemeler ve mahkeme uygulamaları incelenmiştir. Yalan tanıklık suçunun tez konusu olarak belirlenmesinde; tanığın doğruyu söylemesinin yargılama makamları tarafından gerçeğe uygun karar ve hüküm verilmesindeki önemi dolayısıyla yalan tanıklık fiillerinin muhakeme faaliyeti sonucunda adil bir yargıya varma amacını ciddi bir biçimde tehlikeye atması ve uygulamada bu suça oldukça fazla rastlanması sebebiyle yalan tanıklık suçuna ilişkin kapsamlı bir araştırma yapılması gerektiği kanaati etkili olmuştur. Bu doğrultuda Türk Ceza Hukuku literatüründe bu konuya ilişkin eksikliğin olabildiğince giderilmesine çalışılmıştır. Yalan tanıklık suçu yargılama faaliyetinde kasten gerçeğe aykırı beyanda bulunmak suretiyle işlenir. Yalan tanıklık suçunun oluşması için tanıklığın, tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde yapılması gerekmektedir. Suçun mahkeme huzurunda, yemin ettirerek tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde ya da belli ağırlığa ulaşmış suçların yargılamasında işlenmesi ise yalan tanıklık suçunun nitelikli hallerine vücut verir. Türk Ceza Kanununda yalan tanıklık fiili dolayısıyla yargılanmakta olan kişinin gözaltına alınması, tutuklanması, hakkında adli veya idari bir yaptırımın uygulanması ise suçun neticesi sebebiyle ağırlaşmış halleri olarak düzenlenmiştir. Türk Ceza Kanununda yalan tanıklık suçu açısından şahsi cezasızlık sebeplerine ve etkin pişmanlık hükümlerine yer verilmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: 1. Tanık 2. Yalan Beyan 3. Gerçeğe Aykırılık 4. Yalan Tanıklık Suçu 5. Sorumluluk

Tanıklık
Gökhan Ölmez
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00