Hasan Kalyoncu University
Discipline

Public Law

Hasan Kalyoncu University

1,843

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Ceza muhakemesinde koruma tedbiri olarak gözaltı

Kişi temel hak ve hürriyetleri Anayasa ile teminat altına alınmıştır. Bu temel hak ve hürriyetlere ilişkin müdahalelerin istisnai, kanunla, sınırlı sebeplere bağlı olarak ve belirli usullerle yapılabileceği düzenlenmiştir. Suça ilişkin soruşturma ve kovuşturma usullerini belirleyen ceza muhakemesi işlemleri, bir yandan kişi ve toplumun haklarını korurken bir taraftan da bu haklarla, suça ilişkin maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için gerekli tedbirleri düzenlemiştir. Bu tedbirlerden biri olan gözaltı tedbiri de bir koruma tedbiri olarak kanunla düzenlenmiş olup; bir taraftan kişi hak ve hürriyetlerini sınırlarken, bir taraftan da devlete, keyfi işlemlerden korumak için bu sınırlamalara ilişkin yükümlülükler getirilmiştir. Devletin bu yükümlülüklere uyması hukuk devletinin bir gereği olduğu gibi; ihlali halinde de tazminat gibi bir takım denetim ve telafi yolları kanunlarla düzenlenmiştir.

AnayasaCeza Muhakemeleri Usul KanunuCeza yargılaması+6
Hatice Ekinci Duran
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ışığında vergi yargılamasında adil yargılanma hakkı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Işığında Vergi Yargılamasında Adil Yargılanma Hakkı başlıklı yüksek lisans tezi çalışmamız giriş, üç bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Çalışmamız içeriğinde bir insan hakkı olarak ortaya çıkan adil yargılanma hakkının kavram olarak ifade ettiği değer, unsurları ve vergi yargılamasında karşımıza çıkış biçimleri Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları çerçevesinde açıklanmıştır. Bu çerçevede, birinci bölümde insan haklarının bir alt başlığı olarak ulusal ve uluslararası metinlerde yerini bulan ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da ihlaline sıkça rastlanılan adil yargılanma hakkının terim anlamı ve unsurları içtihatlar ışığında ortaya konulmuştur. İkinci bölümde adil yargılanma hakkının, idare ile birey arasında birtakım hak ihlallerine dayanarak gerçekleştirilen vergilendirme işlemleri neticesinde ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözüm yeri olan vergi yargılamasında uygulanabilirliği incelenmektedir. Üçüncü bölümde ise her ne kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarında ve dolayısıyla Sözleşme'de adil yargılanma hakkının unsurlarından sayılan kriterlere ait olmasa da vergi yargılaması özelinde sorun arz eden birtakım hususlara değinilmiş ve çözüm önerileri sunulmuştur.

Adil yargılamaAvrupa İnsan Hakları MahkemesiKamu hukuku+4
Özge Kaplan
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ceza Muhakemesi Kanunu'nda koruma tedbiri olarak tutuklamanın maddi ve şekli şartları

Ceza yargılamasının amacı, hukuka uygun davranılarak maddi gerçeğe ulaşmaktır. Ceza yargılamasının amacına ulaşabilmesi için zorunlu hallerde başvurulması gereken tutuklama, yerinde kullanıldığında adaletin sağlanmasına hizmet eden önemli bir araç iken gereksiz yere başvurulduğu takdirde kişi özgürlüğünü ihlal eden bir sorun olmaktadır. Günümüz uygulamasında, aslında istisna olarak başvurulması gereken tutuklama, neredeyse her yargılamada kural haline getirilerek büyük bir soruna dönüştürülmüştür. Bu çalışmada ceza muhakemesi kurumu olan tutuklamanın maddi ve şekli şartları incelenmiştir. Çalışma ile tutuklama kararının hangi şartların gerçekleşmesi durumunda verilebileceği üzerinde durulmuştur. Çalışmanın birinci bölümünde tutuklama tedbirinin özellikleri, ön şartları ve düzenlendiği yasal metinlerin ilgili bölümleri genel düzeyde ele alınmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde tutuklamanın maddi şartları üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde ise tutuklamanın şekli şartları incelenmiştir. Çalışma ile; tutuklamanın şartları oluşsa bile en son çare olarak başvurulması gereken bir tedbir olduğu, tutuklamaya veya tutukluluk halinin devamına karar verilmesinin gerekli olduğu durumlarda ise tutuklama kararının kanunun aradığı şekilde gerekçelendirilerek denetime elverişli bir şekilde verilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Anahtar kelimeler: Tutuklama, koruma tedbiri, kaçma şüphesi, katalog suçlar, gerekçe.

Ceza Muhakemeleri Usul KanunuKamu hukukuKoruma tedbirleri+1
Selçuk Akıcı
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi kaçakçılık suçlarından sahte belge düzenleme suçu ile özel soruşturma ve kovuşturma usulleri

Vergi hukukuna ilişkin hukuka aykırı olarak gerçekleşen eylemler bakımından 213 sayılı VUK'ta bazı cezai hükümler içeren düzenlemeler bulunmaktadır. Burada VUK madde 359'da "Kaçakçılık Suçları ve Cezaları" başlığı ile vergi kaçakçılık suçlarını düzenlemiştir. Belirtilen maddede birçok suç düzenlenmiş olup 359/b maddesinde başka eylemlerin yanında sahte belge düzenleme suçuna ilişkin eyleme de yer verilmiştir. Yine VUK'un çeşitli maddeleri ile bu suça ilişkin soruşturma ve kovuşturma yapılırken uyulması gereken özel hükümler de getirilmiştir. Bu çalışma ile de vergi kaçakçılık suçlarından olan ve uygulamada en sık görülen sahte belge düzenleme suçu ve bu suça ilişkin soruşturma ve kovuşturma usulleri üzerinde durularak ayrıntılı değerlendirme yapılacaktır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birince bölümde, vergi, vergi hukuku, vergi kabahati kavramı, vergi suçu kavramı, vergi suçlarının neler olduğu ile belge ve belge unsurlarının üzerinde kısaca durulmuştur. İkinci bölümde, sahte belge kavramı, sahte belge düzenleme suçu ve bu suçun unsurları ile bu suça ilişkin yaptırım, dava ve cezayı kaldıran durumlar üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde, sahte belge düzenleme suçuna ilişkin özel soruşturma ve kovuşturma usulleri üzerinde durulmuştur. Çalışma, genel değerlendirmenin yapıldığı sonuç kısmıyla da tamamlanmıştır. Anahtar kelimeler: vergi, vergi kaçakçılık suçları, belge, sahte belge, özel soruşturma ve kovuşturma usulleri

Önder Şahin
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Pozitif ayrımcılık ilkesi ışığında engelli istihdamı ve engellilerin hakları

Pozitif Ayrımcılık İlkesi Işığında Engelli İstihdamı ve Engellilerin Hakları isimli yüksek lisans tez çalışmam giriş, üç bölüm ve sonuç bölümlerinden oluşmaktadır. Söz konusu çalışmam kamuda engelli istihdamının hangi ilkeler ışığında, hangi usul ve esaslar çerçevesinde yapıldığı ve istihdam sonrasında ki engelli kamu çalışanlarının özlük haklarının neler olduğu konuları incelenmiştir. Bu doğrultuda; birinci bölümde engelli kavramının tespiti ve engelli haklarının tarihsel gelişimi üzerinde durulmuştur. Yine aynı bölüm içerisinde eşitlik kavramı ve pozitif ayrımcılık kavramları ayrıntılı şekilde incelenmiştir. İkinci bölümde, Ülkemizin hukuk sisteminde engelli istihdamına ilişkin mevzuat ve ülkemizde kamuda engelli istihdamının gerçekleşme biçimleri ayrıntılı şekilde izah edilmiştir. Üçüncü bölümde kamuda istihdam edilmekte olan engelli bireylerin ve ailelerinin pozitif ayrımcılık ilkesi ışığında hangi haklara sahip oldukları hususlarına yer verilmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Engelli Kavramı, Eşitlik, Pozitif Ayrımcılık, İstihdam, Engelli İstihdamı

Engelli haklarıEngelli istihdamıEşitlik+5
Mehmet Metin Budak
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yerel yönetimlerin gelirleri ve mali özerklik ilkesi

Ülkemizde Anayasanın 127. maddesine göre Belediye, İl Özel İdaresi ve Köy tüzel kişiliği yerel yönetim kuruluşları olarak kabul edilmektedir. İnsana en yakın özerk hizmet idaresi olan yerel yönetimlerin merkezi idare altında faaliyette bulunurken yaşadıkları en önemli sorun ekonomik özgürlüklerinin sınırlı olmasıdır. Mali özerkliği olmayanın idari özerkliği olamayacağından bu çalışmada Yerel Yönetimlerin Gelirleri ve Mali Özerklik İlkesi üzerinden sınırlı gelir kaynakları ve bu gelir kaynaklarının nasıl olabileceği incelenmiştir. Çalışmada Belediye, Büyükşehir Belediyesi, İl Özel İdaresi ve Köy için gelirler; öz gelirler, idareler arası transferler, borçlanmalar ve diğer gelirler olarak ayrı ayrı incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Yerel Yönetim, Mali Özerklik, Gelir, Belediye, Vergi

BelediyelerGelirlerKamu hukuku+4
Ali Yıldırım
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Reşit olmayanla cinsel ilişki suçu (TCK m. 104)

Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, medeniyetin başlangıcından bu yana toplumlarda cezalandırılmıştır. Cinsel davranışların hukuka aykırı olarak uygulanması bazı toplumlarda daha olağan karşılanırken bazı toplumlarda olağanüstü tepkiler almıştır. Cezalandırmanın nedenleri zamanla ve toplum yapısına göre değişse de cinsel davranışlara ilişkin hassasiyet hep var olmuştur. Reşit olmayanla cinsel ilişki, Türk ceza hukuku sisteminde öteden beri suç sayılmıştır. Türk toplumunun cinsel dokunulmazlığa karşı suçlara bakışı, ilk Türk devletlerinden bu yana pek farklılaşmamıştır. Bu tarz davranışlar, ağır müeyyidelerle cezalandırılmıştır. Özellikle mağdurun kadın olduğu suçlarda, kadının toplumdaki üstün yeri gözetilerek daha hassas davranılmıştır. Günümüz Türk hukuk sisteminde reşit olmayanla cinsel ilişki suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenmiştir. Bu düzenleme ele alınırken öncelikle çocuk kavramı, ardından cinsellik kavramı ve en nihayetinde kanuni düzenlemenin teorik ve pratik yanları incelenmektedir. Anahtar Kelimeler: Reşit olmayan, istismar, rıza, cinsel davranış, çocuk.

Ceza hukukuCinsel davranışCinsel ilişki+6
Meliha Toprakçı
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

1951 Cenevre Sözleşmesi ve Türk Hukukundaki geçici koruma statüsünün karşılaştırması üzerine yapay zekâ çalışması

Türk Hukuk Sistemi'nde de coğrafi konumdan ötürü mültecilik konusu ele alınmış ve birçok düzenleme yapılmıştır. Fakat 1951 Cenevre Sözleşmesi bir noktada yetersiz kalmaktadır. Bu nokta ise ülkelerindeki iç karışıklıklardan dolayı ülkemize kitlesel akınla gelen Suriyelilerdir. Bireysel koruma statülerini düzenleyen 1951 Cenevre Sözleşmesi "kitlesel akınla" gelen Suriyeliler için yetersiz kalan bir düzenleme olmuştur. Bu nedenle öncelikle 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nda geçici koruma rejimi düzenlenmiş daha sonra bu rejim ayrıntılı şekilde çıkarılan Geçici Koruma Yönetmeliği'nde düzenlenmiştir. Günümüzde gelinen noktada mülteci hukuku ile ilgili birçok çalışma yapılmıştır. Tüm bu çalışmalara bakıldığında hala belirli yetersizlikler bulunmaktadır. İşte bu yetersizliklerden biri de kitlesel akınlarla ülkelere sığınan bireylerin durumlarıdır. Bu konuda uluslararası hukuk sahasında uzlaşılmış ortak bir mevzuat bulunmamaktadır. Bu noktada Türkiye'deki Geçici Koruma Yönetmeliği örnek belge niteliğindedir denilebilir. Geçici koruma statüsü hakkında ortak bir uluslararası mevzuatın geliştirilememesi ve 1951 Cenevre Sözleşmesi'ni iyileştirme çabalarının yetersiz kalması, ilgili devletlerin uluslararası koruma statüsü uygulamalarının güvenilirliğini etkilemektedir. Bu durumu bertaraf etmek ve bu iki noktada gerekli adımları atmak amacıyla literatür çalışmaları neticesinde birtakım öneriler getirdik. Bu öneri niteliğindeki maddeleri gruplandırarak yapay zeka uygulaması olan matlab uygulamasında kullanarak sonuçlarını değerlendirdik. Bu değerlendirmeler sonucunda elde ettiğimiz veriler ile ilgili ilgili sorun adına çözüm önerilerinde bulunduk. Bu sonuçların uygulanması halinde önemli katkıların sağlanabileceği kanaatindeyiz.

Cenevre SözleşmesiGeçici hukuki korumalarGöçmenler+3
Necmiye Merve Şahin
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
10
Master'sOpen AccessTR

Bilişim sistemine girme, sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçları

Günümüzde bilgi teknolojilerinin büyük bir hızla yaygınlaşmasının bilişim suçlarını artırdığı söylenebilir. Teknolojinin evrimi, akıllı teknolojinin erişilebilirliği artırması ve klasik suç tiplerine göre daha kolay daha hızlı suç işlenebilmesi bilişim suçlarının sayısını ve suç çeşitlerini artırmıştır. Bilişim suçlarıyla etkin bir mücadele için çağımızın gelişimlerine uyum sağlayabilecek daha kapsamlı maddi ceza hukuku normlarının düzenlenmesi gerekmektedir. Bilişim sistemine girme, sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçları başlıklı tez çalışmamız üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde bilişim suçlarının daha doğru anlaşılması amacıyla teknik kavramlar açıklanmış ve bilişim suçları işlenirken kullanılan yöntemler hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde uluslararası örgütlerin bilişim suçlarıyla mücadele kapsamında aldıkları önlemler ile bazı ülkelerin bilişim suçlarına ilişkin iç hukuk düzenlemeleri incelenmiştir. Son bölümde ise çalışma konumuzu oluşturan suç eylemleri Türk Ceza Kanunu'ndaki düzenlemeler kapsamında suçun unsurları da dikkate alınarak detaylı olarak açıklanmıştır.

Saniye Tuba Topyıldız Subaşı
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kişisel verilerin korunması hakkına yönelik suçların türk ceza hukuku kapsamında incelenmesi

Kişisel veri kavramı ile ilgili gerek ulusal gerekse de uluslararası düzenlemelerde farklı tanımlamalar olsa bile, genel tanımı ile kişisel veri; gerçek bir kişiye ait olup, kişiyi tanımlanabilir kılan tüm bilgilerdir. Kapsamı bakımından, kişisel veri terimi, bir kişiyi başka kişilerden ayırt eden her türlü veri olarak adlandırıldığı için çok geniştir. Kişilere ait kimlik bilgileri, kişilerin iş ve sağlık bilgileri, siyasi görüşlerine ilişkin bilgileri, ekonomik bilgileri gibi bilgileri, kişisel veri kapsamındadır. Mevzuatımızda, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında kişisel verilere ve kişisel verilerin korunması hakkının ihlaline yönelik hususlar düzenlemiştir. Although there are various definitions in both national and international regulations regarding the concept of personal data, with its common definition, personal data is all the information that belongs to a real person and makes the person identifiable. With regards to its scope, the term personal data is very broad as it is defined as any kind of data that distinguishes one person from others. Information such as identity information of individuals, job and health information of individuals, information about their political opinions and economic information are within the scope of personal data. In our legislation, issues regarding the violation of the right to personal data and the protection of personal data have been regulated within the scope of the Personal Data Protection Law No. 6698 and the Turkish Penal Code. In this study, basic concepts and important issues related to personal data are discussed in the first part. Then in the second part, within the scope of the Turkish Penal Code, the examination of the right to protection of personal data, the main purpose of the study, has been examined with the regulations and judicial decisions both in domestic and international law, and suggestions on controversial points are presented. Bu çalışmada, birinci bölümde, kişisel verilere ilişkin temel kavramlar ve önemli hususlar ele alınmıştır. İkinci bölümde ise çalışmanın temel amacı olan kişisel verilerin korunması hakkının TCK kapsamında incelenmesi hem iç hukukta hem de uluslararası hukukta yer alan düzenlemeler ve yargı kararları ile incelenmiş olup, tartışmalı noktalara ilişkin öneriler sunulmuştur.

Murat Uyan
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi kaçakçılığı suçları

Vergi Kaçakçılığı Suçları 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun "Kaçakçılık Suçları ve Cezaları" başlıklı 359. Maddesinde düzenlenmiştir. Vergi kaçakçılığı suçları gerçek kişi olmak kaydıyla herkes tarafından devlet hazinesine karşı işlenebilen suçlardır. Çalışmamızda vergi kaçakçılığı suçları iki başlık altında incelenmiştir. İlk bölümde öncelikle vergi kaçakçılığı suçların genel esaslarına yer verilerek vergi kavramı ve vergi mükellefiyeti kavramları açıklanmış, ardından vergi kaçakçılığı suçlarının tarihçesine değinilmiş bu suçlarda korunan hukuki değer ve maddi konu ele alınmıştır. Ardından vergi kaçakçılığı suçlarının unsurlarına yer verilerek maddi unsur altında vergi kaçakçılığı suçunu oluşturan fiiller ayrı ayrı incelenmiştir. Bunların yanında suçun özel görünüş şekilleri olan iştirak, içtima ve teşebbüs konuları vergi kaçakçılığı suçları kapsamında ele alınmıştır. İkinci bölümde ise vergi kaçakçılığı suçlarının yargılamasına ilişkin soruşturma, kovuşturma, kanun yolları ve infaz sürecine yönelik bilgiler verilmiş ve bunların yanında kaçakçılık suçunun yaptırımı, suç tarihi ve cezayı etkileyen haller ele alınmıştır. Bu konular ele alınırken doktrindeki görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanılmıştır

Tuğçe Aysal
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçu

Söz konusu yüksek lisans tez çalışmasında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 158/1-f maddesinde düzenleme alanı bulan "Bilişim Sistemleri Aracılığıyla Dolandırıcılık Suçu" incelenmiştir. Suç genel teorisi çerçevesinde incelenmeye çalışılan bilişim sistemleri aracılığıyla dolandırıcılık suçunda özellikle suça karakteristik özelliğini veren hile ve bilişim sistemleri açısından değerlendirilmeye alınmıştır. Bunun yanı sıra konuyla ilgili olarak öğretide yer alan görüşlere yer verilmiş ve uygulamada yer alan ver Yargıtay kararlarına konu olmuş somut olaylara değinilmiştir. Son olarak bilişim sistemleri aracılığıyla dolandırıcılık suçu ile uygulamada karıştırılması muhtemel olan suçların karşılaştırmalı olarak açıklamalarına yer verilmiş, aralarındaki farklara değinilmeye çalışılmıştır.

HukukNitelikli dolandırıcılık
Rumeysa Çakmak
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Elektronik delillerin ceza muhakemesi bakımından ispat değeri

Hayatın her alanında yaşanan teknolojik gelişmelerle birlikte ceza hukukunda da dijital değişim ve dönüşüm başlamış bu kapsamda, suç türlerinden delil çeşitlerine kadar tüm süreçte bir etkileşim yaşanmıştır. Bu dijital dönüşümün temelini oluşturan elektronik veriler, sahip oldukları sanal yapıdan kaynaklı olarak dikkatli bir şekilde toplanıp muhafaza edilmelidir. Çünkü bu delillerin kendilerine has olan elektronik nitelikleri, bu delillerin yargılamada kullanılmasını klasik delillerden farklı olarak bir avantaj veya dezavantaj konumuna getirebilmektedir. Bu nedenle, elektronik delilin elde edilmesinden mahkeme huzuruna sunulmasına kadar geçen tüm süreçlerde hangi işlemlere tabi tutulup hangi tedbirlerin uygulanacağı önemli bir husustur. Bu şekilde elektronik ortamlardan elde edilen veri veya belgelerin delil olarak kabul edilip, kullanılıp kullanılmayacağı, hukuki geçerliliğinin ve ispat değerinin ne şekilde yorumlanacağı da mühim olup bu konu çalışmamızın ana eksenini oluşturmaktadır. Elektronik delillerin kendilerine has özelliklerinden dolayı ceza yargılamasında kullanılabilmesi veri bütünlüğünün sağlanabilmesiyle mümkün olabilecektir. Bunun nedeni ise veri bütünlüğü bozulmuş veya üzerinde değişiklik yapılmış elektronik bir delilin, geçerliliği ve güvenilirliğinin şüpheye düşecek olmasıdır. Bu durum, elektronik delillerin toplanması noktasında özel tedbir ve kuralların uygulanması sonucuna yol açmakla birlikte bunun bir yansıması olarak, delil değerinin ve ispat bağlamında kullanılmasının ne şekilde olacağı konusu da öğretide farklı görüş ve tartışmalara yol açmaktadır. Dolayısıyla elektronik delilin niteliğinin belirlenip hukuki geçerliliğinin incelenmesi gerek uygulama gerekse çalışmamızın ana ekseni bakımından önemli bir sorun teşkil etmektedir. Bu bağlamda, çalışmamızda elektronik delil kavramı ve ispat değerinin mevzuattaki düzenlemeler, yargıtay içtihatları ve mukayeseli hukuk bakımından detaylı şekilde ele alınıp değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.

Ceza hukukuCeza muhakemesi hukuku
Fatma Bilge Özcan
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kripto paralara yönelik dolandırıcılık suçu

Bu tez çalışmasında kripto para kavramının dolandırıcılık suçuna konu olması tartışılmış; dolandırıcılık suçunun basit, nitelikli ve daha az cezayı gerektiren halleri irdelenmiş, suçun unsurları, cezası ve yargılama süreci incelenmiştir. Söz konusu suçun benzer suçlarla karşılaştırması yapılmış ve tüm bu hususlar kripto para yönünden değerlendirilmiştir.

Zeynep Gamze Gürkan
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Israrlı takip suçu

Tarih boyunca varlığını sürdüren kadına yönelik şiddet, günümüzde çok ciddi bir sorun haline gelmiştir. Kadına yönelik şiddetin birden fazla türü vardır. Bu şiddet türlerinden bazıları uzun yıllardır var olsa da farkındalık kazanması ve literatürde yer alması zaman almıştır. Bu bağlamda ısrarlı takip de son yılların sosyal ve kişisel ilişkilerinin değişen doğasına bağlı bir davranış ve suç türü değildir. Aksine terminolojik olarak yeni adlandırılmasına ve 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nda yakın tarihte tanımlanan bir suç olmasına rağmen uzun süredir var olan bir sorundur. Israrlı takip suçunun yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal menfaatler üzerinde de ciddi sonuçlar doğurduğu açıktır. Bu sebeple düzenleme teorik olarak incelenirken aynı zamanda düzenlemenin işlevselliği açısından da değerlendirilmelidir. Çalışmamızda, ısrarlı takip ve ısrarlı takip için kullanılan farklı terimlerin kavramsal incelemesi ile diğer ülkelerde ve Türkiye'de suça dönüşüm süreci açıklanmıştır. Böylece suça dönüşen ısrarlı takibe ilişkin Türk Ceza Kanunu'ndaki düzenleme suçun unsurları bakımından değerlendirilmiş, nitelikli halleri ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış hali incelenmiştir. Ayrıca ısrarlı takip suçunun önlenmesine ve cezalandırılmasına ilişkin kamu otoritelerince yapılan çalışmalar ve sivil toplum kuruluşlarınca gerçekleştirilen uygulamalar ele alınmış, ısrarlı takip suçu düzenlemesi ölçülülük ilkesi ve suç politikasının temel ilkeleri bağlamında değerlendirilmiştir.

Ceza adaleti sistemiCeza hukukuCeza muhakemesi+5
Sezgi Demirkale
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

5237 Sayılı Türk Ceza Kanununda tehdit suçu ve benzer suçlardan ayrımı

Tehdit suçu, mağdurun iradesini esir alarak ona arzu ettiği davranışı dikte eder. Bu nedenle isabetli olarak hürriyete karşı suçlar arasında düzenlenmiştir. Mağdurun özgürce karar verme ve bu kararın sonuçlarına katlanma hürriyeti zedelenmektedir. Anayasa, Ceza Kanunu ve çeşitli mevzuat hükümleriyle kişi hürriyeti koruma altına alınmıştır. Türk Ceza Kanunu'nun 106. Maddesinde düzenlenen tehdit suçu birçok suçun unsuru ya da nitelikli hali konumundadır. Benzer şekilde birçok suçla da yakın ilişki içerisindedir. Özellikle yeni kanunumuzda bağımsız bir suç olarak düzenlenen şantaj suçu bir açıklama tehdididir. Cebir suçu ise maddi tehdittir. Tehdit suçunun sübut edebilmesi için tehdidin mağdura bildirilmesi, sözlerin tehdide elverişli olması ve ciddi olması gerekir. Tehdidin farklı hukuki değerleri konu alması mümkündür. Yaşama hakkına, vücut dokunulmazlığına, cinsel dokunulmazlığa karşı olabileceği gibi malvarlığı itibariyle büyük bir zarara uğratılacağı veya sair bir kötülük edileceği tehdidinde bulunmak da mümkündür. Son düzenlemelerle birlikte kadına karşı tehdit eylemi cezanın alt sınırında artırım yapılmasını gerektiren bir neden olarak kanunumuza eklenmiştir. Tehdit suçunun birçok nitelikli hali bulunmaktadır. Bu nitelikli haller mağdurun iradesini daha fazla zorlaması ve failin cesaretlendirmesi nedeniyle cezada artırım yapılmasını gerektiren sebeplerdir. Suçun nitelikli halleri şikâyete veya uzlaşmaya tabii değildir.

Murat Enes Paksoy
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türk ceza hukukunda dolandırıcılık suçu

Türk ceza hukukunda dolandırıcılık suçu adlı yüksek lisans tez çalışması giriş ve sonuçla beraber beş bölümden meydana gelmektedir. Çalışmamızda Türk ceza hukukunda dolandırıcılık suçunun ve hileli hareketlerin ne şekilde gerçekleştiği ve hangi durumlarda nitelikli hallerin meydana geldiği ifade edilmiştir. Dolandırıcılık suçunu seçmemizi etkileyen neden, günümüzde teknolojinin hızla ilerlemesiyle beraber daha fazla işlenen bir suç olmasından dolayı ilgimizi çekmesidir. Yargıtay, Bölge Adliye Mahkemesi kararları ve doktrin çerçevesinde dolandırıcılık suçunu ve hileli hareketlerin uygulamadaki görünümleriyle birlikte basit hal, nitelikli hal kapsamında incelenerek uygulamada görüş ayrılıkları olan konular üzerinde durulmaya çalışılmıştır. Yüksek lisans tezimizde, dolandırıcılık suçunun suç genel kuramında belirtilen sistemli bir çerçevede ifade edilmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, ikinci bölümde dolandırıcılık suçunun tarihsel gelişimi ve unsurlarından söz edilmiş ve suç genel teorisi çerçevesinde incelenerek ifade edilmeye çalışılmıştır. Üçüncü bölümde ise, dolandırıcılık suçunun nitelikli halleri açıklanmıştır. Dördüncü bölümde, suçun özel görünüş şekilleri, yaptırım, muhakeme usulü ve uzlaştırma kapsamında dolandırıcılık suçu işlenmiştir. Daha sonrasında dolandırıcılık suçunun benzer suçlarla karşılaştırılması yapılarak aralarındaki ayrım ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Dolandırıcılık, Mal varlığı, Hileli davranış, Yanıltıcı, Türk Ceza Kanunu

Fahriye Aybar
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türk ceza infaz hukukunda koşullu salıverilme

Son yıllarda ülkemizde hükümlü sayısının giderek artması koşullu salıverilmenin etkili biçimde uygulanması gerekliliğini doğurmuştur. Bununla birlikte insan haklarına gösterilen özenin uluslararası platformda ciddi oranda artması ile kişilerin tekrar topluma kazandırılması, çeşitli yaptırım ve yenilik seçeneklerini gündeme taşımıştır. Bu alternatiflerin başında ise ceza infaz kurumunda iyi hâlde bulunan hükümlülerin cezalarının geriye kalanını hapishane dışında geçirebilmelerine imkân sunan "koşullu salıverilme" gelmektedir. Koşullu salıverilme, hakkındaki mahkûmiyet hükmü kesinleşmiş bir kişinin hapis cezasının bir kısmını kanunda öngörülen koşullara uygun olarak, iyi hâl ile cezaevinde geçirmesi şartı ve infaz hâkiminin kararıyla salıverilmesine imkân veren tamamlayıcı bir uygulamadır. Koşullu salıverilmenin amacı hükümlüyü ıslah edip topluma kazandırmak, olumsuz cezaevi koşullarından korumak, hükümlünün yeniden suç işlemesini önlemek ve hapis cezalarının bireyselleştirilmesini sağlamaktır. Böylelikle hükümlü; kanunda tanımlanan şartları yerine getirerek erken salıverilmekte, kalan cezasını kanunda belirtilen denetim şekillerine uyarak infaz kurumu dışında geçirebilmektedir. Hükümlü denetim süresini iyi hâlde geçirirse cezasını bitirmiş sayılır; ancak yükümlülüklerini tamamlamazsa koşullu salıverilme kararı geri alınarak hükümlüye belirli yaptırımlar uygulanır. Koşullu salıverilme kavramının tarihçesi, nitelikleri ve hukuki çerçevesinin net olarak anlaşılmaması kişinin haksız yere özgürlüğünden mahrum kalmasına neden olabilir. Bu yüzden koşullu salıverilmenin yanlış ve kötü uygulanmasına ilişkin ıslah çalışmaları yapılmalı ve hapishanede geçecek zaman diliminde hükümlünün topluma yeniden kazandırılmasına dair geçerli ve fonksiyonel kararlar alıp uygulanmalıdır. Bu çalışmada hükümlüyü iyi hâle teşvik etmesiyle hükümlünün ıslah sürecini hızlandırmasından dolayı önemli bir araç olan "koşullu salıverilme" ayrıntılı bir şekilde anlatılacak ve "koşullu salıverilme"nin kapsamı, mahiyeti çeşitli açılardan ele alınıp incelenecektir.

Bilge Burhanettin Gülcü
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası ceza mahkemesinin yargılama yetkisine giren suçlardan soykırım suçu

2. Dünya Savaşı'ndan sonra küresel çapta başlayan değişimler, özellikle uluslararası alandaki aktörlerin farklılaşmaya başlaması ve uluslararası ceza hukukunun gelişmesi; uluslararası toplumu derinden yaralayan hususlarda ciddi adımların atılmasını sağlamıştır. Uluslararası siyasi ve hukuki düzenin daha birey odaklı bir niteliğe bürünmesi, modern devlet anlayışına sahip olduğumuz bu yüzyılda uluslararası suç işleyen bir kimsenin devlet yönetiminde üst düzey görevli de olsa işlediği suçun cezasız kalmasının engellenmesinin ve yargılanmasının önünü açmıştır. Bu doğrultuda 1998 yılında Roma Statüsü ile kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi, daha önce kurulan (Nürnberg, Tokyo, Eski Yugoslavya ve Ruanda) ad hoc mahkemelerinin deneyimlerinden yararlanarak kuruluş şekli olarak farklı, daimî nitelikte, bağımsız ve tamamlayıcılık ilkesine uygun olarak faaliyet göstermek üzere kurulmuştur. Mahkeme, insan haklarının ve onurunun korunması, insanlığa yönelik vahşetlerin önüne geçilmesi amacıyla Statüde uluslararası suç olarak belirtilen soykırım suçu, savaş suçu, insanlığa karşı suçlar ve son olarak 2010 yılında tanımı üzerinde uzlaşı sağlanan saldırı suçuna yönelik yargılama yapmaktadır. "Suçların Suçu" olarak adlandırılan ve Sartre'nin Russell Mahkemesi çalışmalarında belirttiği ifadesiyle "tarihi insanlık kadar eski" olan soykırım suçu, ilk olarak BM Genel Kurulu kararıyla 1948 yılında yapılan Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi ile hukuki olarak düzenlenmiştir. Aynı zamanda BM Genel Kurulu tarafından kabul edilen ilk insan hakları antlaşmasıdır. 2. Dünya Savaşı sonrasında kurulan ad hoc mahkemelerinin statülerinde de ele alınan soykırım suçu; 1998 yılında kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin yargılama yetkisi kapsamında düzenlenmiştir. Bu suç; milli, etnik, dini ve ırki bir gruba mensup bireylerin sırf bu özelliklerinden kaynaklı olarak kısmen veya tamamen yok edilmesi amacıyla tahdidi olarak belirtilen fiillerin sayılan gruplara yönelik işlenmesiyle gerçekleşmektedir. Açıklanan ifadeler ışığında; bu acılara bizzat şahit olan insanların önderliğinde, ağır bir insanlık suçu olan soykırım suçu ayrıca düzenlenerek bu mağduriyetlerin tekrar yaşanmaması ve faillerin cezalandırılması amaçlanmıştır. Tez çalışmamızda öncelikle Uluslararası Ceza Mahkemesi kuruluş süreci ve mahkemenin yargılama yetkisi ele alınacak, ardından mahkemenin yargılama yetkisine giren suçlardan Soykırım Suçunun tarihçesi, tanımı ve unsurları incelenecektir.

Raziye Karakılçık
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Çekte karşılıksızdır işlemi yapılmasına neden olma suçu

Günümüzde ekonomik hayatta birçok fayda sağlayan ve işlevi giderek artan çek, ticari hayatta da en sık kullanılan ödeme araçlarından birisi olması nedeniyle önemli bir yer tutmaktadır. Çek, uygulamada, ileri düzenleme tarihli olarak keşide edilebiliyor olması nedeniyle kredili işleme benzemektedir. Bununla birlikte, çekin ileri tarihli olarak düzenlenebiliyor olması hukuki sorunları da beraberinde getirmektedir. Özellikle çekin muhatap bankaya ibraz edilmesi sonucunda karşılıksızdır işlemi yapılması ticari hayatın önemli bir sorununu oluşturmakta ve çeke olan güveni azaltmaktadır. Bunu önlemek amacıyla yasal düzenlemeler ile çek karşılığını bulundurmama eylemi hukuki ve cezai yaptırımlara konu edilmiştir. Bu kapsamda, Çekte Karşılıksızdır İşlemi Yapılmasına Neden Olma Suçu isimli yüksek lisans tez çalışmamızda çekle ilgili karşılıksızdır işlemi yapılması fiiline bağlanan cezai sonuçlar incelenmiştir. Bu doğrultuda, çalışmamız içerisinde, öncelikle çekin Türk Ticaret Kanunu ve Çek Kanunu hükümleri çerçevesinde çekin tanımı, çekin tarihçesi, hukuki niteliği ve unsurları belirtildikten sonra, karşılıksız kavramının ne olduğu, buna bağlı yaptırımların tarihçesi ve ödeme için süresinde muhataba ibraz edilen çekin, karşılıksız çıkması durumunda bunun cezai sonuçları ile yargılama süreci açıklanmıştır.

Muhammet Mustafa Şimşek
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası hukukta monizm

Uluslararası hukuk bilimi tarih boyunca hem felsefi hem de pratik açıdan birçok yazar tarafından tartışma konusu yapılmıştır. Bunun temel sebebi ise uluslararası hukukun ulusal hukuka kıyasla çok daha farklı norm ve ilkelere dayanmasıdır. Sahip olduğu kaynaklar, sujeleri ve kapsam alanı değerlendirilerek uluslararası hukukun tarihi gelişimi ve günümüzdeki hali yorumlanabilir. Uluslararası hukuk farklı savlara ev sahipliği yapan düalizm ve monizm okullarının da temel tartışma konularından biridir. Düalizm, ulusal ve uluslararası olmak üzere birbirinden ayrı ve bağımsız iki farklı hukuk sistemini savunurken monizm bir bütünlüğün ve içe içe geçmişliğin gerekliliğini savunmaktadır. Tarih boyunca yapılan milletler arası antlaşmalar, kurulan ulus üstü mahkemeler ve tüm mutabakat işlemleri ulusal hukuka yön vererek yerel anlamda belli düzenlemeler yapılmasını sağlamıştır. Devletlerin kendi iradeleri ile bir antlaşma metnine taraf olması o devletin ulusal anlamda da bu metne uyum sağlayacağını taahhüt etmesidir. Ulusal hukukun uluslararası hukuka göre şekillenmesi veya düzenlenmesi devlet oluşumlarının ortaya çıktığı tarihten itibaren kendisini göstermiştir. Günümüzde devletlerin yönetim biçimi ya da siyasi yapısı fark etmeksizin yerel mavzuatlarındaki düzenlemelerin uluslararası hukuka uyum gayesi oldukça açıktır. Özellikle insan haklarını korumaya yönelik yapılan uluslararası antlaşmaların devletler tarafından ulusal hukuka neredeyse birebir entegre edildiği görülmektedir. Bu da bizlerin monizm felsefesinin tartışmaya açtığı uluslararası hukuk ve ulusal hukukun bütünlüğü savının irdelemesini sağlamıştır.

Barış Akkaya
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi yargılamasında ispat ve delil

Vergi Yargılamasında İspat ve Delil adlı yüksek lisans tez çalışması giriş, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Bu çalışmamızın amacı yargılama süreci içerisinde mükelleflerin ya da idarenin iddia etmiş oldukları beyanlarının doğruluğunu ortaya konulması esnasında bu beyanların doğruluğunu ortaya çıkaracak ispat araçlarının, delillerin neler olduğu, bunların idare, mükellef ve yargı açısından değerlendirmelerinin yapılmasıdır. Zira bu beyanlarının doğruluğunun düzgün bir yolla tespit edilmesi adaletin yerini bulması açısından ve gerçeklerin meydana çıkabilmesi bakımından önem arz etmektedir. Dolayısıyla bu çalışmamızın birinci bölümünde öncelikli olarak ispat ve delil kavramlarının medeni usul hukuku bakımından ve vergi hukuku bakımından açıklanması yapılarak ardından vergi yargılaması çerçevesinde ispat ve delili nelerin oluşturabileceği detaylı bir şekilde konu edilmiştir. Üçüncü bölümde de vergi yargılaması hukukuna hâkim olan ilkelerden bahsedilmiştir. Vergi yargılaması bakımından bu ilkelerin olay üzerindeki etkisi söz konusu olmuştur. Gerekli görülen yerlerde bu ilkelerin başka hukuk dallarında nasıl yer aldığı da anlatılmıştır.

Tuğçe Özkeçeci
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2024
10
Master'sOpen AccessTR

Türk Ceza Hukukunda rüşvet suçu

"Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar"arasında yer alan rüşvet suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda, 252-254.maddeler arasında düzenlenmiştir. Rüşvet, kamu görevlisinin görevinin kapsamına giren bir işi yapması veya yapmaması karşılığında, kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde, kendisine veya başkasına bir menfaat sağlamasıdır. Rüşvet suçu, bir tarafta rüşvet alan diğer tarafta rüşvet veren kişinin yer aldığı, çok failli bir suçtur. Suçun oluşabilmesi için, kamu görevlisinin görevine giren belirli bir işin yapılması veya yapılmaması konusunda, tarafların özgür iradelerinin uyuşması gerekmektedir. Türk Ceza Kanunu'nun rüşvet suçuna ilişkin hükümleri, 2012 yılında 6352 sayılı Kanun ile köklü bir şekilde değiştirilmiş ve yeninden düzenlenmiştir. Çalışmamızda, rüşvet suçuna ilişkin bu hükümler detaylı olarak incelenmiş; rüşvet suçunu yapısı, unsurları, özel görünüş şekilleri, etkin pişmanlık, suçun soruşturma ve kovuşturma usulü veyaptırımı açıklanmıştır. Ayrıca öğretideki görüşler ve Yargıtay uygulamaları ışığında, rüşvet suçuna ilişkin bu yasal düzenlemelerin, rüşvet ve yolsuzlukla mücadele noktasındaki yeterliliği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Rüşvet, rüşvet alma, rüşvet verme, yolsuzluk, kamu idaresi, kamu görevlisi, menfaat.

Kamu HukukuMenfaatRüşvet+4
İdris Doğan
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Devlet memurlarının atama ve görevde yükselmelerinden kaynaklı uyuşmazlıkların yargısal denetimi

Devlet memurlarının atama ve görevde yükselmelerinden kaynaklı uyuşmazlıkların çözümünde idari yargı yerleri hukuka aykırı işlemin, yetki, şekil, konu, sebep ve amaç unsurları açısından hukuka uygunluğunu denetlemektedir. Atama ve görevde yükselmeye ilişkin idari işlemlerin söz konusu unsurlar yönünden hukuka uygunluğunun tespiti açısından idari yargı yerleri belli ölçütlere göre hareket etmektedir. Bir idari işlemin hukuka uygun olması için kamu yararının ve hizmetin gereklerinin gözetilmesi gerektiği gibi, liyakat ve eşitlik ilkeleri ile de bağdaşması şarttır. Bu çerçevede çalışmanın başlıca amacı, devlet memurlarının atama ve görevde yükselmelerinden kaynaklı uyuşmazlıkların tespit edilip, bu uyuşmazlıkların yargısal denetim sonucunda ortaya çıkan içtihatlar ışığında yorumlanmasıdır. Çalışmanın bir ve ikinci bölümlerinde, memurun hukuki niteliği ve diğer kamu görevlileri ile arasındaki fark ortaya konup, memurların hak ve sorumlulukları ile atama ve görevde yükselmelerine ilişkin esaslar ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise yargısal denetimin amaç ve gerekliliği üzerinde durularak, idari yargılamanın özellikleri üzerinde durulmuştur. Son olarak devlet memurlarının atama ve görevde yükselmelerinden kaynaklı en çok uyuşmazlığın yaşandığı hususlar idari yargı içtihatları ve bilimsel görüşler çerçevesinde incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Devlet Memuru, Atama, Görevde Yükselme, Liyakat İlkesi, İdari İşlem, Takdir Yetkisi, Yargısal Denetim.

DenetimGörev atamaKamu Hukuku+7
Salih Gökay Demirezen
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk ceza hukukunda seçim suçları ve cezaları

298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütük- leri Hakkında Kanunu'nun 133 ve devamı maddelerinde düzenlenen seçim suçlarının incelendiği bu yüksek lisans tezinin amacı; konu ile ilgili önceki çalışmalar ve kanun koyucunun konu ile ilgili düzenle- melerinden yararlanarak, seçim hukuku, akabinde seçim suçlarının neler olduğu, bu suçların unsurlarını, oluşum şekillerini, özelliklerini, özel görünüş şekillerini, nitelikli hallerini, yaptırımlarını, soruşturma ve kovuşturma şekillerini, yetkili mahkemeleri ve güncel gelişimini incelemektir. Böylece okuyucuya konu ile ilgili geniş bilgi yelpazesi sunulacaktır. Çalışma konusu, disiplinler arası bir zeminde bulunduğu için konunun hem anayasal boyutu hem de ceza hukuku boyutu irdelenerek, anayasa hukuku bakımından seçim kavramı ve günümüze gelene kadar geçirdiği evreler ile ceza hukuku bakımından suçun incelenmesi sırasında güncel gelişmeler, doktrinel farklılıklar ve Yargıtay kararlarından yararlanılmıştır. Bununla birlikte; çalışma konusunun içerdiği suçlar, resmi belgede sahtecilik suçu ve resmi belgeyi bozmak, yok etmek, gizlemek suçuyla bağlantılı olduğu ve kimi maddelerde söz konusu suçlara direk atıfta bulunulduğu için, kamu güvenine karsı suçlar içerisinde yer alan resmi belgede sahteci- lik suçlarında korunan hukuksal fayda da incelenmiştir. Anahtar kelimeler: Demokrasi, Oy hakkı, Temsil,Seçim Hukuku, Seçim Suçları, Seçmen Kütükleri, Oy Sandığı, Resmi Belge, Sahtecilik

CezaKamu hukukuOy hakkı+5
Elif Korkmaz
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yargı kararları ışığında anonim ve limited şirketlerde kanuni temsilcilerin vergisel sorumluluğu

Vergi; devletin veya devletin verdiği yetkiyle kamu tüzel kişilerinin kamusal faaliyetlerinin harcamalarını karşılamak ya da kamusal görevlerini yerine getirmek amacıyla ve yasal esaslara uyarak hukuki müeyyide altında, özel bir karşılık vaadi olmadan, geri vermemek üzere gerçek kişiler ile gerçek olmayan kişilerden aldıkları para tutarları olarak tanımlanabilir. Vergilendirme yetkisi de; devletin egemenliğine dayanarak vergi alma konusunda sahip olduğu hukuki ve fiili güç olarak tanımlanabilmektedir. Söz konusu kamu alacağı olan verginin tarafları bulunmaktadır. Bunlar idare, vergi sorumlusu ve vergi mükellefidir. Vergi sorumluluğu kamu hukuku ilişkisinden kaynaklanmakta ve vergiyi doğuran olay ile başlamaktadır. Vergi sorumluluğunun hukuki niteliği fer'i, bağımlı ve sınırsızdır. Bununla birlikte vergi hukukunda sorumluluğun müşterek ve müteselsil olması, kanundan ve sözleşmeden doğması, kusurlu ve kusursuz olması, rücu edilebilen rücu edilememesi gibi türleri bulunmaktadır. Kişi kendisiyle ilgili bir hukuki işlemi yine kendisi yapar. Fakat bazen kişi, iradesiyle veya irade dışı bazı sebepler neticesinde hukuki işlemi bizzat kendisi yapamayabilir, işte burada kanuni temsilci rol almaktadır. Vergi hukukunda da kanuni temsilcilerin birçok ödev ve sorumlulukları bulunmaktadır. Söz konusu ödevleri kanunlarla düzenlenmiştir. İhmali halinde müeyyideleri bulunmaktadır. Sermaye şirketlerinden olan anonim ve limited şirketlerin kanuni temsilcilerinin şirkete karşı ödev ve sorumluluklarının yanında devlete karşı vergi sorumlulukları da bulunmaktadır. Bu sorumluluklar Vergi Usul Kanunu ve Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun'da belirtilmiştir. Anonim şirketler ve limited şirketlerde kamu alacağına ilişkin kanuni temsilcilerin değişmesi, temsil sıfatının sona ermesi, ortaklığın devri ve tasfiye halinde sorumluluklarının sınırı belirlenmiştir. Vergi borcundan dolayı kanuni temsilcilere yapılacak ödeme emrinin tebliği, şekli, içeriği, itiraz yolları belirlenmiş ve çalışmamızda belirtilmiştir. Söz konusu şirketlerin kanuni temsilcilerinin vergisel sorumlulukları konusunda uygulamada sık sık problemler ve ihlaller yaşanmaktadır. Bu çalışmanın amacı son yıllarda gerçekleşen sorunlara dikkat çekmek ve teori ve uygulamada yaşanan sorunları dile getirerek bu konuda çözüm üretilmesini sağlamak amacıyla tez konusu olarak seçilmiştir. Çalışma kapsamında anonim ve limited şirketlerde kanuni temsilcinin vergisel sorumluluğunun mevzuattaki yeri, doktrindeki görüşler ve emsal Danıştay kararları bağlamında ele alınmıştır. Anahtar kelimeler: Vergi, Vergi Sorumluluğu, Şirketler, Kanuni Temsilci, Kanuni Temsilci Sorumluluğu, Türk Ticaret Kanunu, Vergi Kanunu

Anonim şirketlerKanuni temsilciLimited şirketler+4
Ömer Alper Köroğlu
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi uyuşmazlıklarının idari aşamada çözüm yolları ve uzlaşma kurumunun değerlendirilmesi

Günümüzde kamu finansman araçları arasında en temel kaynağı vergiler oluşturmaktadır. Vergilendirme yetkisi anayasal düzenlemeler kapsamında devlet organları aracılığıyla kullanılmakla birlikte, devletlerin daha fazla vergi alma amacına karşılık bireylerin daha az vergi ödeme isteği vergi uyuşmazlıklarını ortaya çıkarmaktadır. Türk vergi hukukunda vergi uyuşmazlıklarını idari aşamada çözümleyen müesseselerden biri de uzlaşma müessesesidir. Uzlaşma müessesesi, uyuşmazlığın yargı yoluna gitmeden idare ile mükellef arasında anlaşma yoluyla çözümlenmesine hizmet etmektedir. Bu çalışmada; devlet ve bireyler arasında ortaya çıkan uyuşmazlıkların idari aşamada çözümü için Türk vergi hukukunda uygulanan hata düzeltme, cezada indirim, pişmanlık-ıslah, uzlaşma müessesesi ve Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında uzlaştırma müessesesi ile bu kurumların işleyişi, aşamaları, hukuki yapısı ve Türk vergi hukuku bağlamında uzlaşma müessesesinin Türkiye'deki etkinliği ile belirli ilkeler yönünden değerlendirilmesi yapılarak, bu hususlara ilişkin çözüm önerileri sunulmuştur.

Türk Vergi KanunuTürk vergi hukukuUzlaşma+4
Bilge Şen Öztürk
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türk ceza hukukunda yağma suçu

1926 tarihinden itibaren uygulanmakta olan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile ilga edilmiştir. Mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda gasp olarak adlandırılan yağma suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Özel Hükümler" başlıklı ikinci kitabının, "Kişilere Karşı Suçlar" isimli ikinci kısmının, "Malvarlığına Karşı Suçlar" şeklindeki onuncu bölümünün 148., 149. ve 150. maddelerinde düzenlenmiştir. 5237 sayılı TCK'nın 148/1. maddesinde yağma suçunun basit hali, 148/2. maddesinde senedin yağması suçu, 149. maddesinde yağma suçunun ağırlaştırıcı nitelikli unsurları, 150. maddesinde daha az cezayı gerektiren haller ve 168. maddesinde ise yağma suçlarına da uygulanacak olan etkin pişmanlık hükümleri düzenlenmiştir. Yağma suçu, tehdit veya cebir kullanmak suretiyle, malın alınmasıdır. Tehdit, cebir ve hırsızlık suçlarından meydana gelen yağma suçu, bileşik bir suçtur. Bileşik suç olması itibarıyla suçla korunan birçok hukuki yarar bulunmaktadır. Zilyetlik, mülkiyet hakkı, yaşam hakkı, kişi özgürlüğü ve vücut dokunulmazlığı gibi hukuki yararlar bu suçla korunmaktadır. Bu nedenle yağma suçu, malvarlığına karşı işlenen suçlar arasında en tehlikeli ve ağır yaptırımlara tabi tutulan bir suçtur. Çalışmamız üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, kavramsal inceleme, eski ve yeni kanun kapsamında suçun gelişimi, suçla korunan hukuki değerler ve benzer suçlardan ayrımı üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde, suça ilişkin genel bilgiler verilmiş, ayrıca suçun unsurları detaylı bir şekilde incelenmiştir. Son bölümde ise suçun nitelikli halleri, özel görünüş şekilleri, etkin pişmanlık, soruşturma ve kovuşturma usulü, görevli ve yetkili mahkeme, yaptırım ile zamanaşımı hususları irdelenmiştir.

Cebir suçuCeza HukukuGasp+7
Esra Şule Korkmaz
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Ceza Muhakemesi Hukukunda avukatlara tanınan hukuki ayrıcalıklar

Hukukun üstünlüğünün var olduğu, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı, savunmanın özgürce her türlü baskı ve tehditten uzak olarak yapılabildiği hukuk devletinin en büyük göstergelerinden birisi, avukatın bağımsızlığıdır. Bu sebeple ceza muhakemesinin amacına ulaşılmasında ve adil yargılanmanın gerçekleşmesinde bu denli öneme sahip olan, yargının kurucu unsuru ve özgür savunmanın temsilcisi avukat, savunma hakkının korunabilmesi ve etkin bir şekilde kullanılabilmesi için, ceza yargılaması işlemlerinde farklı muameleye tabi tutulmaktadırlar. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nda bu düzenlemeler yer almaktadır. Ancak ülkemizde bu hususta hem kuramsal hem de uygulamada bir takım sorunlar yaşanmaktadır. Bu sebeple çalışmada, avukatın aranması, iletişiminin denetlenmesi ve yargılanmasına ilişkin genel ilkeler ve mevzuatımızın öngördüğü usul incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Avukat, Koruma Tedbirleri, Arama, El Koyma, İletişimin Denetlenmesi, AİHS.

AramaAvukatlarAvukatlık+4
Zeynep Büşra Korkmaz
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Yargı kararları ışığında ceza muhakemesi hukukunda müdafi yardımından yararlanma hakkı

Suç işlendiği yönündeki bir şüpheyle başlayan, iddia, savunma ve yargılama biçimindeki ortak çalışmalar sonucunda gerçekleşen ceza muhakemesinde adil yargılamanın gerçekleşebilmesi için, savunma hakkının tanınması, savunma hakkının etkin kullanılmasının sağlanması ve bu hakkın kısıtlanmaması gerekir. Bu bağlamda savunma hakkı kapsamında yer alan müdafi yardımından yararlanma hakkı, adil yargılanma hakkının somut bir görünümü olarak ortaya çıkmaktadır. Ceza muhakemesinde bir suç isnadı ile karşı karşıya kalan şüpheli ve sanığın, adil bir şekilde yargılanması ve savunma hakkını etkin kullanabilmesi için müdafi yardımından yararlanma hakkına sahip olmalıdır. Zira şüpheli ve sanığın müdafi yardımından yararlanması, bireysel savunmanın yetersiz ve aksayan yönleri gidermeyi, kamusal gücü elinde bulunduran iddia makamı karşısında silahların eşitliğini ve çelişmeli yargılamayı sağlayacaktır. Bu çalışmada, müdafi yardımından yararlanma hakkının adil yargılanma ve savunma hakkı açısından arz ettiği önem, müdafilik kurumunun tarihsel gelişimi ve hukuki statüsü, müdafi yardımından yararlanma hakkının ulusal ve uluslararası hukuk belgelerinde düzenlenişi, müdafi yardımından yararlanma biçimleri, müdafiin yetki ve görevleri yargı kararları ışığında incelenerek çözüm önerileri getirmeye çalışılmıştır.

Adil yargılanmaCeza muhakemesi hukukuMüdafii+2
Ahmet Ertan Yılmaztekin
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

John Dewey'in demokrasi anlayışı

Çalışmamızda ilk olarak Dewey?in hayatını tarihsel bir bakış açısından ele aldık. Böylelikle yaşadığı olaylar ve etkilendiği kişiler, düşüncelerinin gelişmesinde çerçevesinde anlaşılabilir. İkinci bölümde ise Dewey?in insan odaklı felsefesinde, demokrasinin nasıl yayıldığını ana başlıklar altında dile getirdik. Dewey psikoloji ve felsefeyi, insana verilen değer ve demokrasi ile birleştirir. Bunu eğitim ve öğretim konusunda yazdıklarıyla ortaya koyar. Ekonomik demokrasinin olmasının önemine dikkat çeker. Bunu diğer alandaki yazıları takip eder. John Dewey?in demokrasisi felsefi bir konu olmasının yanında insanı ilgilendiren her konuyu da kapsar. Bu yüzden ona göre demokrasi bir tanımla sınırlandırılamaz. Fakat bu kavram özgürlük, eşitlik ve kardeşlik kavramları üzerine yayılır. Dewey?de ahlaki düşünme boyutu, demokrasi olarak adlandırılır. Çünkü; demokrasi felsefenin ahlaki boyutundan kaynaklanıp, gelişir. Amerika?nın göçmenlerle oluşan tarihsel yapısı bir kenara bırakılırsa, Dewey?in demokrasi anlayışı, insana ve insan aklına verilen değeri ortaya koyduğu için her toplum için geçerlidir. Dewey?in demokrasisinde her insanın gelişmesi, öğrenmesi ve farklılıkları zenginlik olarak görmesi önemli özelliklerdir. Bunun olabilmesi için demokrasinin özgürlük, eşitlik ve kardeşlik üzerine kurulan anlayışının her toplumsal kuruma yayılması gerekir. Böylece, Dewey?in felsefesi, insanlığın ahlaki olgunlukta özgürlüğüne yönelik çalışmalar bütününü sergiler.

DemokrasiDewey, John
Nevim Üstün
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Osmanlı Ceza Hukukunda yaptırım türü olarak teşhir

Teşhir, bir suçun karşılığı olarak, toplumun bilgilendirilmesi amacıyla/kastıyla, işlenmiş olan bir suçun ve suçu sabit görülmüş olan failin ve/veya bu faile verilmiş olan cezanın ve/veya bu faile verilmiş olan herhangi bir cezanın infazının topluma duyurulması amacıyla gerçekleştirilen ve mahkeme tarafından verilmiş olan bir yaptırımdır. Teşhir yaptırımı ikiye ayrılmalıdır: Doğrudan teşhir, Dolaylı Teşhir. Toplumun bilgilenmesi, ceza olarak uygulanıyorsa doğrudan teşhir; yapılan işlem ve/veya verilen hüküm, toplumun bilgilenmesi sonucunu doğruyorsa dolaylı teşhir söz konusudur. Tazir, had, tekmili, tebei ve nefsi ceza olarak uygulanan Teşhir, Osmanlı Devletinde güvenlik tedbiri, disiplin cezası ve idari yaptırım türü olarak da uygulanmıştır. Kural olarak kanunilik ilkesi ile bağdaşır şekilde uygulanan teşhir yaptırımı, ayırım yapılmadan herkese uygulanmıştır. Tek istisna yeniçerilere teşhir yaptırımının uygulanmak istenmemesidir. Teşhir yaptırımı, caydırıcı olması, doğru bilginin halka sunulması, devletin egemenliğini göstermesi, toplumun merak hissinin giderilmesi, toplumsal otokontrola destek, infazda aşırılığın veya hafifletilmenin önüne geçmesi amaçları ile uygulanmıştır. İslamiyet öncesi Türk Devletlerinde kızgut ifadesi teşhir yaptırımı için kullanılmıştır. Osmanlıda bu yaptırım sokakta dolaştırma, kafasına zil geçirme, münadilerin nidaları ile çarşı pazarda gezdirme şeklinde olabildiği gibi cesedin kesik başın teşhiri şeklinde de olmuştur. Tespit ettiğimiz kadarıyla Osmanlı Devletinde pezevenklik, yalancı şahitlik ve yalancılık, yan kesicilik veya yol kesme suçu, devlete isyan, toplumsal ahlaka yönelik suçlar, dini vecibelerin yerine getirilmemesi, hırsızlık, devlet tekeline müdahale ve gümrük kurallarına uymama, müessir fiil, içki içme, askerî suçlar ve çevre temizliği ihlali suçlarına bu ceza verilmiştir. 1851 tarihli Ceza Kanununda ise hükmün alenen infazı şeklinde teşhir yaptırımı vardır. 1858 tarihli Ceza Kanunun 3 ve 19 `uncu maddelerinde doğrudan teşhirden bahsedilmektedir. Bu yaptırımının yürürlükten kalkması şifahi bir emir ile olmuştur. Günümüzde bu ceza emniyet genel müdürlüğü ve bazı bakanlıklar tarafından uygulanmaktadır.

Ceza hukukuCeza yaptırımıOsmanlı hukuku+2
Ahmet Kılınç
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Seçim sistemleri ile siyasi partiler arasındaki ilişkiler

Seçim sistemleri ile siyasi partiler arasındaki ilişki, siyasal sistemin istikrarını etkileyen en önemli konulardan biridir. Nitekim seçim sistemleri öncelikli sonuçlarını siyasi partiler üzerinde doğurarak siyasal sistem üzerinde etkili olurlar. Seçim sistemlerinin siyasi partiler üzerindeki etkisi iki boyutludur. Bunlardan birincisi seçim sistemlerinin parti sistemleri üzerindeki etkisi, ikincisi ise seçim sistemlerinin parti tutarlığı, yani parti iç yapısı üzerindeki etkisidir. Seçim sistemleri ile siyasi partiler arasındaki ilişkinin açıklanması ise ancak çeşitli gözlemlerden çıkan ampirik bulguların genel mahiyetli hipotezlere dönüştürülmesini gerektiren siyaset bilimi yöntemi ile mümkündür. Dolayısıyla bu çalışmada asli olarak siyaset bilimi yöntemi kullanılmıştır. Seçim sistemleri eskiden olduğu gibi bugün de bir siyasal sistemin şekillendirilmesinde büyük rol oynarlar. Doğru bir ifadeyle seçim sistemlerinin parti sistemi üzerindeki etkisinin kökleri, derinlerde boğulmuş olabilir, ancak bunlar, elverişli aşamalar olan dönüşüm süreçlerinde, net bir biçimde parti sistemini şekillendirme fırsatı sunarlar. Dolayısıyla ne kadar tartışılırsa tartışılsın demokratik yönetimlerde seçim sistemleri, anayasal mühendisliğin en kullanışlı araçları olma özelliğini korumaktadır. Anahtar Kelimeler: 1) Seçim Sistemleri 2) Seçim Sistemlerinin Siyasal Sonuçları 3) Parti Sistemleri 4) Parti Tutarlığı 5) Siyasi Partiler

Murat Erdoğan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

İdarenin kanuniliği ilkesi

Hukuk devleti, yasama organı tarafından konulan hukuk kurallarına yöneltilenler gibi yöneticilerin de bağlı olduğu devlettir. Daha geniş bir tanımlama çabasında ise karşımıza kuvvetler ayrılığı, temel hak ve hürriyetlere saygı, eşitlik, idarenin sorumluluğu, kanunsuz suç ve ceza olmaz, mahkemelerin bağımsızlığı, kazanılmış haklara saygı, idarenin kanuniliği ilkesi gibi birçok unsur çıkmaktadır.İdarenin işlem ve eylemlerinde kanunilik ilkesine uygunluk ise yine hukuk devletinin önemli alt başlıklarındandır. Zira yöneticilerin hukuka bağlılığının sağlanması ancak bu ilke ile mümkün olacaktır. İdarenin işlemlerinin kanuna uygun olması, idarenin kanunla kurulması ve idarenin düzenleyici işlemlerinde kanuna dayanması gerekleri de bu ilke için önemli diğer unsurlardır.Hukuk kurallarının önemli bir işlevi de toplumsal düzeni sağlamaktır. Düzeni sağlaması beklenen hukuk kurallarının da kendi içinde bir sistematiği olması gerekir. Bu durumda da hukuk devletinde normlar hiyerarşisi olması gerektiği açıktır.Anayasa bir ülkede devlet organlarını yapısını, işleyişini, bu organların birbirleriyle olan ilişkilerini belirleyen, ülkede yaşayan bireylerin hak ve özgürlüklerini düzenleyen, temel bir hukuk normudur. Bu nedenle de anayasanın tüm hukuk kuralları içinde, üstün bir yerinin olması yine hukuk devleti ilkesinin bir diğer önemli ihtiyacıdır. Anahtar Sözcükler 1. Hukuk Devleti 2. İdarenin Kanuniliği İlkesi 3. Anayasa 4. Normlar Hiyerarşisi

Yağmur Temiz
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Yalan tanıklık suçu

?Yalan Tanıklık Suçu? başlığını taşıyan bu tezde; yalan tanıklık suçunun teorik çerçevesi ele alınmış ve yalan tanıklık suçuna ilişkin yargı kararlarına yer verilmiştir. Tezde, en eski suç tiplerinden birisi olan yalan tanıklık suçunun tarihsel gelişimine değinildikten sonra, Türk Hukukundaki ve Common Law ülkelerindeki yalan tanıklık suçuna ilişkin düzenlemeler ve mahkeme uygulamaları incelenmiştir. Yalan tanıklık suçunun tez konusu olarak belirlenmesinde; tanığın doğruyu söylemesinin yargılama makamları tarafından gerçeğe uygun karar ve hüküm verilmesindeki önemi dolayısıyla yalan tanıklık fiillerinin muhakeme faaliyeti sonucunda adil bir yargıya varma amacını ciddi bir biçimde tehlikeye atması ve uygulamada bu suça oldukça fazla rastlanması sebebiyle yalan tanıklık suçuna ilişkin kapsamlı bir araştırma yapılması gerektiği kanaati etkili olmuştur. Bu doğrultuda Türk Ceza Hukuku literatüründe bu konuya ilişkin eksikliğin olabildiğince giderilmesine çalışılmıştır. Yalan tanıklık suçu yargılama faaliyetinde kasten gerçeğe aykırı beyanda bulunmak suretiyle işlenir. Yalan tanıklık suçunun oluşması için tanıklığın, tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde yapılması gerekmektedir. Suçun mahkeme huzurunda, yemin ettirerek tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde ya da belli ağırlığa ulaşmış suçların yargılamasında işlenmesi ise yalan tanıklık suçunun nitelikli hallerine vücut verir. Türk Ceza Kanununda yalan tanıklık fiili dolayısıyla yargılanmakta olan kişinin gözaltına alınması, tutuklanması, hakkında adli veya idari bir yaptırımın uygulanması ise suçun neticesi sebebiyle ağırlaşmış halleri olarak düzenlenmiştir. Türk Ceza Kanununda yalan tanıklık suçu açısından şahsi cezasızlık sebeplerine ve etkin pişmanlık hükümlerine yer verilmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: 1. Tanık 2. Yalan Beyan 3. Gerçeğe Aykırılık 4. Yalan Tanıklık Suçu 5. Sorumluluk

Tanıklık
Gökhan Ölmez
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası boyutuyla rüşvet suçu

Uluslararası boyutuyla rüşvet suçu başlığını taşıyan bu tezin konusunu rüşvet suçu oluşturmaktadır. En eski suçlardan birisi olan rüşvete ilişkin tartışmalar pek çok farklı yönüyle günümüzde de güncelliğini korumaktadır. Çalışma konusu olarak rüşvet suçunun seçilmesinin sebebi, suç ile uygulamada sıklıkla karşılaşılmasının yanı sıra, suçun uygulama alanının bir genişleme içerisinde olmasıdır. Suçun uygulamada en sık karşılaşılan suçlardan olması, suçun kanundaki düzenleniş biçiminin mahkeme içtihatları da göz önünde bulundurularak değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Bunun yanı sıra suçun uygulama alanının genişlemesi niteliğinde olan uluslararası nitelikte rüşvet fiilleri ve özel sektörde rüşvetin cezalandırılması da incelenmesi gereken önemli konuları oluşturmaktadır. Çalışmada öncelikle rüşvet ile ilgili teorik tartışmalara yer verilerek rüşvet suçunun cezalandırılma sebepleri ortaya konulmuştur. Ardından Türk Ceza Hukuku Sisteminde rüşvet suçuna ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Son olarak ise rüşvet suçunun uygulama alanının genişlemesi açıklanarak uluslararası nitelikli rüşvet fiilleri ve özel sektörde gerçekleştirilen rüşvet fiilleri değerlendirilmiştir. Anahtar Sözcükler 1. Rüşvet, 2. Rüşvetin Cezalandırılması, 3. Rüşvet Suçu, 4. Uluslararası Nitelikli Rüşvet, 5. Özel Sektörde Rüşvet

Ali Şahin Kılıç
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Mülkiyet ve fikrî mülkiyetin felsefi temelleri

Mülkiyet; bir kişiye bir mal üzerinde, yasaları ve üçüncü kişilerin haklarını ihlal etmediği sürece, düşünülebilecek her türlü egemenliği sağlayan hak olarak tanımlanabilir. Mülkiyet; kanımızca diğer ayrımların hepsini kapsar bir nitelik arz eden ferdî ve kolektif mülkiyet ayrımıyla tasnif edilebilir. Kolektif mülkiyet, belirli bir insan topluluğunun geçmiş ve gelecek nesillerinin birlikte mülkiyetini ifade etmekteyken; kolektif mülkiyet olmayan, diğer tüm mülkiyet türleri ise ferdî mülkiyeti ifade etmektedir. Fikrî mülkiyet ise ferdî mülkiyettir. Fikrî mülkiyet, her ne kadar ferdî mülkiyetin bir türü olsa da ferdî mülkiyeti felsefi açıdan gerekçelendirme amacıyla ortaya atılmış olan teoriler, fikrî mülkiyeti gerekçelendirmede yetersiz kalmaktadır. Zira fikrî mülkiyet ve ferdî mülkiyet arasında çeşitli farklar mevcuttur. Öncelikle fikrî mülkiyet, ferdî mülkiyetten farklı olarak soyut varlıklar üzerinde hak tanınması anlamına gelmektedir. Ferdî mülkiyet açısından ilkesel olarak zamansal bir sınır mevcut olmamasına rağmen; fikrî mülkiyet sahibi olan kişiye ait fikrî hak belirli süreyle sınırlı olarak tanınmaktadır. Ayrıca, ferdî mülkiyete konu somut nesne üzerindeki haklar; özgürlükleri hiç sınırlandırmamakta, basitçe o nesne üzerindeki faaliyetleri kısıtlamakta; oysa fikrî mülkiyet; zaman ve mekândan sınırsız olarak silsile hâlinde birden çok faaliyeti sınırlandırmaktadır. Böylece özgürlükleri de sınırlandırmaktadır. Fikrî mülkiyeti felsefi açıdan gerekçelendirmede kullanılan teoriler, esasen ferdî mülkiyet teorilerinin yetersizliklerinin giderilmiş; fikrî mülkiyete uyarlanmış hâlidir. Bu teoriler, emek teorisi, kişilik teorisi, yararcı teori ve sosyal planlama teorisidir. Fikrî mülkiyet yanlısı düşünürlerin gerekçelendirilmelerine rağmen; fikrî mülkiyete karşı düşmanlık da, uzun bir geçmişe sahiptir. Fikrî ürünler üzerinde mülkiyet tesis edilmemesi iddiasında olan yazarlar, öncelikli olarak fikrî mülkiyeti gerekçelendirmede kullanılan teorilerin yetersiz ve başarısız olduğunu savunmaktadır. Dolayısıyla onlara göre, fikrî mülkiyet gerekçelendirilememiştir. Bunun yanında bazı yazarlar, fikrî mülkiyetin hiçbir yararı olmayan lüzumsuz bir tekel olduğunu iddia etmektedir.

Dilara Buket Tatar
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

İdarenin kusursuz sorumluluğu bağlamında sosyal risk ilkesi

Her geçen gün daha karmaşık hâle gelen sosyal hayat, kişilerin yalnızca toplumun bir bireyi olmak itibariyle ağır ve infial uyandırıcı zararlara maruz kalma ihtimalini artırmaktadır. Görünürdeki sebebi idare olmayan bu zararların devlet tarafından karşılanmasını öngören sosyal risk ilkesi, Fransa?da ?risklerin sosyalizasyonu? başlığı altında değerlendirilen ve yasal düzenlemelere dayanak teşkil eden bir yaklaşımı ifade etmektedir. Türk uygulamasına 90?lı yılların başında giren sosyal risk ilkesi, terör zararları bakımından bağımsız ve içtihadî bir sorumluluk esası olarak kullanılmıştır. 2004 yılında çıkarılan 5233 sayılı Kanun, terör zararlarının devlet tarafından karşılanmasını öngörmüştür. Türk idarî yargı yerleri bu düzenlemeden sonra sosyal risk ilkesine dayanmaktan vazgeçmiştir. Bu durum, sosyal risk ilkesinin artık geçerliliğini yitirdiği biçiminde yorumlanmaktadır. Kitle hareketleri ve tabiî âfetler konusunda Türkiye?de henüz kapsayıcı bir yasal düzenleme yoktur. Ayrıca 21. yüzyılda yeni sosyal risk faktörlerinin ortaya çıkması da kuvvetle muhtemeldir. Ayrıca 5233 sayılı Kanun, terör eylemlerinden kaynaklanan zararların tamamını kapsamamaktadır. Bu sebeple çalışmamızda sosyal risk zararlarının yasal düzenlemelere ihtiyaç duyulmadan, doğrudan doğruya yargısal içtihatlar vasıtasıyla karşılanmasının mümkün olup olmadığı incelenmiş, sorumluluk unsurları bakımından yeni yaklaşımlar önerilmiştir. Anahtar Kelimeler 1- Hizmet kusuru 2- Kusursuz sorumluluk 3- Sosyal risk 4- İlliyet bağı 5- Terör

Halim Alperen Çıtak
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu

1982 Anayasası?nın 20. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi?nin 8. maddesinde yer alan ?özel hayatın gizliliği? hakkına yönelik fiiller; 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda suç olarak düzenlenmiş ve hukukumuza girmiştir. Özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanununda tam bir karşılığı yoktu. Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu, 5237 sayılı TCK?nın ?Özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlar? başlığı altında, 134. maddesinde düzenlenmiştir. Kişinin özel ve aile yaşamını, konutunu ve haberleşmesini keyfi müdahalelere karşı koruyan özel hayatın gizliliği hakkı, bireysel tercihlere ve seçilen yaşam tarzına karışılmamasını, özel alanında herkesin bağımsız ve özgürce hareket etmesini güvence altına alan bir haktır. Özel hayatın gizliliği ve korunması hakkı ile ilgili olarak hazırlanmış olan bu çalışmanın amacı; bu hakkın kapsamını ortaya koymak, Türkiye genelinde ve uluslararası hukukta ne şekilde korunduğunun tespitini yapabilmek, ihlallerin hangi durumlarda ortaya çıktığını bulmaktır. Anahtar Sözcükler: 1. Özel hayat, 2. Gizlilik, 3. İhlal, 4. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. maddesi, 5. İnsan Hakkı

Fatma Zehra Ünal
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ışığında özgürlük ve güvenlik hakkı (AİHS M.5)

Tez çalışmasının konusu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin kişi güvenliği ile ilgili olan 5. maddesini nasıl anladığı ve yorumladığıdır. Bu çalışmada AİHS?nin 5. maddesi AİHM içtihatları doğrultusunda incelenmiştir. Bu bağlamda yargılama makamları ile kolluk kuvvetleri tarafından özgürlüğü kısıtlanan bir kişiye hangi güvenceleri sağlamaları gerektiği, hangi durumların kişi güvenliğini ihlal anlamına geleceği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmamızın birinci bölümünde kişi özgürlüğü ve güvenliği kavramının kapsamı belirlenmeye çalışılmıştır. İkinci bölümünde ise AİHS 5. maddesinin 1. fıkrası bağlamında hangi hallerde kişi özgürlüğü ve güvenliğinin kısıtlanabileceği izah edilmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise özgürlüğünden mahrum bırakılan kişilerin AİHS 5. maddesinin 2-5 fıkraları çerçevesinde sahip olduğu hukuki güvencelerin ne olduğuna AİHM prensipleri çerçevesinde yer verilmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER 1) Avrupa insan Hakları Sözleşmesi 2) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 3) Kişi özgürlüğü ve güvenliği 4) Yakalama ve tutuklama 5) Hukuka uygunluk

Bahri Bayram
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Ceza mahkemesi kararlarının memur disiplin hukukuna etkisi

Kanun koyucu, Devlet Memurları Kanunu?nun 131. maddesinde, ?Aynı olaydan dolayı memur hakkında ceza mahkemesinde kovuşturmaya başlanmış olması, disiplin kovuşturmasını geciktiremez. Memurun ceza kanununa göre mahkûm olması veya olmaması halleri, ayrıca disiplin cezasının uygulanmasına engel olamaz.? hükmüne yer vererek, ceza mahkemesi tarafından verilecek mahkûmiyet veya mahkûm olmama kararının disiplin cezasının uygulanmasına engel olmayacağını öngörmüştür. Buna karşılık, ceza yargılamasında elde edilen delillerin ve verilen kararların disiplin yargılaması bakımından göz önünde tutulmasına ve hükme esas alınmasına hukuken bir engel bulunmamaktadır. Bazı durumlarda, Kanunun da öngördüğü şekilde ceza soruşturma ve kovuşturması disiplin soruşturmasını etkilemezken, bazı hallerde bu kuralın aksine ceza yargılamasında elde edilen deliller ve verilen kararlar disiplin soruşturması bakımından etkili olmaktadır. İşte bu tezin konusu da, ceza mahkemelerince verilen her bir kararın disiplin soruşturması üzerinde ne gibi etkiler doğuracağının incelenmesidir. Konunun tez konusu olarak belirlenmesindeki en önemli etken ise, konuyla ilgili yazılmış eserlerin sınırlı ve ancak makale düzeyinde bulunması ve herkesin yararlanabileceği seviyede özgün bir eserin ortaya konulmasının amaçlanmasıdır. Bu amaçla hazırlanan eserde, esas olarak 657 sayılı Devlet Memurları Kanun ve bu kanuna tabi personel ele alınmakla birlikte, yeri geldiğinde başta Anayasa olmak üzere 657 sayılı Kanun dışındaki mevzuat hükümleri üzerinde de durulmuştur. Öğretideki görüşlerin yanı sıra, İdare Hukukunun ?İçtihat Hukuku? olduğu yönündeki genel kabule uygun olarak, konunun uygulama açısından somutlaştırılabilmesi amacıyla Yargıtay ve özellikle de Danıştay kararları ele alınmıştır. Öte yandan, Danıştay Dergileri, Danıştay Bilgi Bankası, Danıştay Bilgi Sistemi ve bu konuda yazılmış eserler taranarak elde edilen Danıştay kararları üzerine araştırma konusuyla ilgili detaylı çözümlemeler yapılmıştır. Anahtar Sözcükler 1. Devlet Memurları Kanunu 2. Memur Disiplin Hukuku 3. Beraat Kararı 4. İletişimin Denetlenmesi Yoluyla Elde Edilen Deliller 5. Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması

Devlet Memurları KanunuHükmün açıklanmasının ertelenmesi
İbrahim Özerdem
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Kamu hukuku açısından internet içeriğinin düzenlenmesi ve bu alanda devletin idari yaptırım uygulama yetkisi

Devletin interneti düzenlemesi birçok eleştiriyi de beraberinde getirmektedir. Özellikle kamu hukuku kapsamında yürürlüğe konulan düzenlemeler, temel hak ve özgürlük ihlali iddialarının ileri sürülmesine neden olabilmektedir. Bu çerçevede, internet içeriğine ilişkin devlet tarafından yapılan düzenlemelerin kamu hukuku ekseninde incelenmesini konu alan bu çalışmada, genel olarak devletin internete yaklaşımı tespit edilmeye çalışılmış ve temel hak ve özgürlük alanına ilişkin ortaya çıkan çatışmaların çözümünde, düzenleme konusunda hassas bir dengenin gözetilmesi gerekliliği ortaya konulmuştur. Bu gereklilik ortaya konulurken, internet ve devlet denildiğinde ilk akla gelenin sansür mü olması gerektiği, internetin devlet tarafından hiç müdahale edilmemesi gereken bir alan mı olduğu, yoksa devletin bu konuda bir düzenleme hakkının mı bulunduğu, interneti kimin yönettiği, internetin ortaya çıkardığı hukuksal sorunların çözümünde devletin nerede olduğu, devletlerin interneti düzenleme konusundaki uluslararası girişimlerinin ne anlam ifade ettiğine yönelik değerlendirmeler yapılmıştır. Ayrıca, bilişim suçlarıyla mücadele, internet ortamında kişisel verilerin korunması, önleme amaçlı internet iletişiminin denetlenmesi, ulusal siber güvenliğin sağlanması, internet içeriğine erişimin engellenmesi, filtreleme, içeriğin yayından çıkarılması ve cevap hakkı, internet servis sağlayıcıların cezai ve idari sorumlulukları, alan adlarının yönetimi gibi konuların devlet ve internet ilişkisinde nerede yer aldığı, ülkemizde internetin düzenlenmesi konusunda yürürlüğe konulan kanunların sansür içerikli kanunlar mı olduğu ve bu kanunların getirmiş olduğu düzenlemelerin demokrasi ve insan hakları bağlamında ne anlam ifade ettiğine yönelik konular üzerinde de durulmuştur. Bu ve benzeri sorulara cevap bulmayı amaçlayan bu çalışmada kamu hukuku açısından bir bakış açısı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler 1. İnternetin düzenlenmesi. 2. Kamu hukuku ve internet. 3. Erişimin engellenmesi. 4. İfade özgürlüğü ve internet. 5. İnternet sansürü.

Yasin Söyler
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Devlet üniversitelerinin idari özerkliği

Üniversiteler, eğitim-öğretim ile bilimsel araştırma ve yayın yapan, kamu hizmeti sunan, ülkenin kalkınmasına hizmet eden, sosyal ve kültürel yönleri bulunan kamu tüzel kişiliğini ve bilimsel özerkliği haiz, farklı birimlerden oluşan, kanunla kurulan kamu kurumudur. Üniversitelerin görevlerini etkin bir şekilde gerçekleştirebilmeleri ve akademik özgürlüğün tesisi için özerk olmaları şarttır. Nitekim üniversite özerkliği, her çağda ve her ülkede dile getirilen bir husustur. Üniversite özerkliği bir bütün olmakla birlikte idari özerklik, mali özerklik ve bilimsel özerkliği kapsar. Çalışmada üniversitelerin idari özerkliği incelenmiştir. İdari özerklik, öncelikle organların oluşumu ve teşkilatlanma açısından değerlendirilmiştir. Bu kapsamda özellikle rektörlerin belirlenme usulü ve üniversitelerin yeni bir birim kurma yetkisine sahip olup olmadığı üzerinde durulmuştur. İdari özerkliğin diğer unsurunu icrai karar alma ve uygulama yetkisi oluşturmaktadır. Ayrıca idari özerklik çerçevesinde üniversitelerin personel rejimi değerlendirilmiştir. Bu kapsamda öncelikle akademik personelin hukuki statüsü ortaya konulmuştur. Akabinde bunların işe alımları, maaşlarının belirlenmesi ve görevlerine son verilmesi gibi hususlar bakımından üniversitenin sahip olduğu karar alma yetkisi değerlendirilmiştir. Son bölümde ise üniversitelerin idari denetimi ele alınmıştır.

ÖzerklikÜniversitelerİdari denetim+1
Aişe Sena Doğan
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İslam hukukunda evlilik birliğinin tahkim yoluyla korunması

İslam Hukuku'na göre, ilk insandan başlayıp günümüze kadar devam eden hatta ahirette de devam edecek olan iki ibadetten birisi evliliktir. Bu sebeple, insan neslinin ve toplum düzeninin korunması için olduğu kadar; zayıf durumda olan kadın ve çocuğun korunması için de aile müessesesinin muhafaza edilmesi gerekir. Ancak, ailenin temelini oluşturan eşler; kimi zaman evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmeyebilir veya evlilik birliğine ilişkin önemli bir konuda uyuşmazlık yaşayabilir ve böyle durumlar eşler arasında geçimsizliğe yol açabilir. Bu halde, eşlerin maslahatı, çocukların korunması ve toplum düzeninin muhafaza edilmesi için evlilik birliğinin korunması gerekir. Şu kadarı var ki, eşlerin geçimsizliğini gidermek için uygulanacak olan evlilik birliğini koruyucu tedbirlerin sonuç vermesi için aile hukukunun diğer hukuk dallarına göre farklılıkları tespit edilmeli ve aile hukukunun niteliklerine uygun bir çözüm yolu düzenlenmelidir. Bundan dolayı aile birliğinin devamlılığını, zayıf durumda olan kadın ve çocuğun korunmasını, ailenin ahlaki esaslarını, eşlerin evlilik birliğinden doğan karşılıklı yükümlülüklerini ve ailenin devlet otoritesinin dışında bulunan ve kişilerin özel hayatları ile alakalı bir alan olduğunu merkeze alınan bir çözüm yolunun uygulanması sonucunda eşlerin geçimsizliğini giderme ve evlilik birliğini koruma ihtimali daha kuvvetlidir. İslam aile hukukunda evlilik birliğini koruma amacı ile düzenlenen tahkim yolu ise; aile hukukunun niteliklerine uygun, Asr-ı Saadet'te ve Osmanlı Devleti'nde uygulanmış ve sonuç vermiş bir uyuşmazlık çözüm yoludur. Bu çalışmada öncelikle, fıkıh kaynaklarında sulh akdine benzetilen bir uyuşmazlık çözüm yolu olan tahkim kurumu sistematik olarak incelenmiş daha sonra tahkim kurumunun aile hukukundaki uygulaması incelenerek beş aşama halinde tasnif edilmiştir.

EvlilikEvlilik birliğiTahkim+1
Muhammed Mansur Karadağ
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kuvvetler ayrılığı bağlamında Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde yürütme erkinin konumu

2017 Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilerek 1982 Anayasası'nın temel yapısı değişmiş ve anayasal sistemimizde önemli bir dönüşüm gerçekleşmiştir. Hükümet sistemleri sınıflandırmasında başkanlık sistemi içerisinde değerlendirilebilecek Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde yürütme yetkisi ve görevi doğrudan halk tarafından seçilen Cumhurbaşkanına tevdi edilmiştir. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmesiyle yasama ve yürütme ilişkileri önemli biçimde dönüşmüştür. TBMM ile Cumhurbaşkanı seçiminin eş zamanlı yapılması öngörülmüş ve TBMM çoğunluğu ile Cumhurbaşkanının aynı siyasi eğilimde olması amaçlanmıştır. 2017 Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanına yürütmeye ilişkin konularda ilk elden Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkartma yetkisi verilmiştir. Ancak Cumhurbaşkanlığı kararnamesi normlar hiyerarşisinde kanunun altında yer aldığından özellikle bölünmüş iktidar döneminde, TBMM ile Cumhurbaşkanı arasında kurallar savaşının çıkacağı söylenebilir. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde sistem içerisinde çıkabilecek siyasi krizleri aşmak amacıyla Cumhurbaşkanına ve TBMM'ye seçimleri karşılıklı yenileyebilme yetkisi verilmiştir. 2017 Anayasa değişikliği ile bütçe ve geçici bütçe kanununun çıkartılamaması halinde, yeni bütçe kanunu kabul edilinceye kadar bir önceki yılın bütçesinin yeniden değerleme oranına göre artırılarak uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Bu hükmün özellikle bölünmüş iktidar halinde, olası sistem tıkanıklığının aşılabilmesi için getirildiği anlaşılmaktadır. Ancak söz konusu düzenleme, TBMM'nin bütçe yetkisini işlevsizleştirmektedir. 2017 Anayasa değişikliği ile Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) yeniden yapılandırılmıştır. HSK'nın oluşumunda Cumhurbaşkanının önemli yetkilerinin olduğu ve bu durumun yargı bağımsızlığı açısından sorunlu bir hal aldığı görülmektedir. Son Anayasa değişikliği ile Anayasa Mahkemesi'nin oluşumunda önemli bir değişik gerçekleşmemiştir. Ancak hükümet sisteminde gerçekleşen keskin dönüşüm dolayısıyla AYM ile Cumhurbaşkanı arasındaki ilişki yeni bir hüviyet kazanmıştır. Bu bağlamda AYM'nin oluşumu yargı bağımsızlığı ve yürütmenin denetlenmesi açısından sorunludur.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiHükümet sistemiKuvvetler ayrılığı+6
Hüseyin Öztürk
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Resmi belgede sahtecilik suçu

Bu tezin konusu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.204'te düzenlenmiş bulunan resmi belgede sahtecilik suçudur. Anılan maddenin birinci fıkrasında herkes tarafından işlenen resmi belgede sahtecilik suçu, ikinci fıkrasında kamu görevlisi tarafından işlenen resmi belgede sahtecilik suçu, üçüncü ve son fıkrasındaysa her iki fıkrada düzenlenmiş bulunan suçlar bakımından ortak bir daha fazla cezayı gerektiren nitelikli hal olan resmi belgenin kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli belge niteliğinde olması hali düzenlenmiştir. Resmi belgede sahtecilik suçuyla toplumun resmi belgelerin geçerliliğine olan inanç ve güveni koruma altına alınmak istenmektedir. Bu suç, 5237 sayılı TCK'nın "Topluma Karşı Suçlar" başlıklı üçüncü kısmının "Kamu Güvenine Karşı Suçlar" başlıklı dördüncü bölümünde düzenlenmiştir. Resmi belgede sahtecilik suçu, doktrin ve uygulamada birçok açıdan tartışmalara konu olmaktadır. Bu durumun da uygulamada çelişkili kararlar verilmesine ve adaletsiz uygulamalara yol açtığı gözlemlenmiştir. Ayrıca suçun, sosyal ve teknolojik gelişmeler nedeniyle kapsam ve nitelik olarak gelişip değişmesi nedeniyle ortaya çıkan yeni kavram ve durumlar da dikkate alınarak bu konu ele alınmıştır. Çalışmada, 765 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunlarının açıklamalarıyla karşılaştırmalarına değinilmiştir. Ayrıca doktrin ve uygulamadaki görüşlere ve kanaatimize de yer verilerek konunun aydınlatılmasına katkı sağlanmaya çalışılmıştır.

BelgelerHürriyeti bağlayıcı cezalarPara cezası+3
Gülfer Akın
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türk hukukunda Cumhurbaşkanı kararları

2017 Anayasa değişikliklerine uyum sağlanması amacıyla çıkarılan 700 ve 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerle kanunlarda yer alan "Bakanlar Kurulu" şeklindeki ifadeler "Cumhurbaşkanı" olarak değiştirilmiştir. Bu değişimin neticesinde Türk Hukukunda Bakanlar Kurulu kararları olarak bilinen idari işlemlerin yerini yeni bir idari işlem tipi olan Cumhurbaşkanı kararları almıştır. Cumhurbaşkanı kararları Türk Hukukunda yeni bir idari işlem tipi olması nedeniyle birçok belirsizliği beraberinde getirmiştir. Bu belirsizlikler Cumhurbaşkanı kararlarının hukuki rejiminin anlaşılmasını engellemektedir. Diğer taraftan Cumhurbaşkanı kararlarının Anayasa'da düzenlenmemiş olması, ilgili Danıştay kararlarının konu hakkında sistematik bir içtihat oluşturmaması ve doktrindeki yazarların konuyu kapsamlı bir şekilde ele almamış olması Cumhurbaşkanı kararlarına ilişkin temel öncüllerin belirlenmesini zorlaştırmaktadır. "Türk Hukukunda Cumhurbaşkanı Kararları" adlı çalışmamız Cumhurbaşkanı kararlarına ilişkin bu belirsizlikleri açıklığa kavuşturmayı hedeflemektedir. Bu hedef kapsamında, çalışmamızda Cumhurbaşkanı kararları öncelikle farklı yönlerden tasnif edilerek konuya ilişkin genel çerçeve oluşturulmak istenmiştir. Bu çerçeve oluşturulduktan sonra Cumhurbaşkanı kararları maddi içerik yönünden incelenmiştir. Maddi içerik yönünden yapılan incelemede Cumhurbaşkanı kararlarının yetki, şekil, konu, sebep ve amaç unsurları irdelenmiştir. Cumhurbaşkanı kararlarının unsurları incelenirken konuyu somutlaştırmak adına ilgili mevzuat hükümlerine ve mahkeme kararlarına yer verilmiştir. Aynı zamanda Resmi Gazetede yayımlanan Cumhurbaşkanı kararları örneklerine de yer verilerek çalışmada ulaşılan sonuçlar desteklenmiştir. Ayrıca çalışmamızda düzenleyici nitelikteki Cumhurbaşkanı kararlarının normlar hiyerarşisindeki konumu saptanmıştır. Ardından ise düzenleyici nitelikteki Cumhurbaşkanı kararları Cumhurbaşkanının diğer düzenleyici işlemleriyle mukayese edilmiştir.

Cumhurbaşkanlığı kararnamesiCumhurbaşkanıKanun hükmünde kararnameler+5
Muhammed Hakan Özata
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

6112 sayılı kanun kapsamında internet ortamından sunulan isteğe bağlı yayın hizmetlerinin düzenlenmesi

Dijitalleşme ve internet teknolojisinin gelişmesi ile birlikte her alanda olduğu gibi görsel- işitsel medya alanında da dönüşümler ve değişimler başlamıştır. İnternet ortamından yayıncılığa imkân sağlayan teknolojilerin gelişmesi radyo ve televizyon yayınlarının ilgili ortamlardan sunumunu kolaylaştırmıştır. Dolayısıyla bu dönüşümden en çok etkilenen alanların başında kitle iletişim araçlarından televizyon ve radyo gelmiştir. İnternet ortamından isteğe bağlı yayınlar ise internet kullanıcılarına televizyon ve radyodan daha kolay ve pratik izleme ve dinleme ortamları sağlamıştır. Zira isteğe bağlı yayıncılık hizmeti kişilerin diledikleri zaman ve mekânda, dilenen araç ile görüntü ve seslere ulaşılmasını mümkün kılmaktadır. Bugün gelinen noktada popülerliğini her geçen gün artıran internet ortamından isteğe bağlı yayın hizmetinin hukuki, kültürel, sosyal ve ekonomik bazı sorunları da beraberinde getirdiği, somut problemlerin çözümüne mevcut hukuk kurallarının cevap vermediği düşünülmüştür. Çalışmada öncelikle internet ortamından yayıncılık ve internet ortamından isteğe bağlı yayın hizmeti ve hizmetin hukuki niteliği ele alınmıştır. Bu kapsamda düzenleyici ve denetleyici kurumları harekete geçiren hususlara değinilerek, hukuki düzenlemelerin gerekliliği, kamu yararı, kamu düzeni, toplumun milli ve ahlaki hassasiyetleri, küçüklerin zihinsel ve ruhsal gelişimi yönünden değerlendirilmiştir. Yasa koyucunun mevzuatı internet hukukunun gelişimine uygun olan şekilde güncellemesi gerektiğinden bahsedilerek ilgili konuda kabul edilen 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun' unu 29/A maddesi ve Radyo, Televizyon ve İsteğe Bağlı Yayınların İnternet Ortamından Sunumu Hakkında Yönetmelik ayrıntılı şekilde incelenmeye çalışılmıştır. Son olarak ilgili mevzuata yönelik değerlendirme ve öneriler sunularak çalışma tamamlanmıştır. Anahtar Kelimeler: İnternet ortamından yayıncılık, bilişim hukuku, internet ortamından isteğe bağlı yayın hizmeti, dijital, idari denetim, Netflix, BluTV, Spotify

DenetimKanunlar 6112 sayılıRadyo yayınları+7
Rümeysa Aluç
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İslam hukukunda mal türlerinin hukuki işlemlere etkisi

İslam borçlar ve eşya hukukunun temel terimlerinden biri olan mal kavramının mahiyeti, bu kavramla ilişkili olan menfaat ve deyn kavramlarının mal kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği, İslam hukuk mezhepleri arasında temel tartışma konularından olmuştur. Kaynaklarda mal kavramının mahiyeti, mal-menfaat ve mal-deyn ilişkisi; mal türleri ve bu ayrımlara bağlanan hukuki işlemlere ait yeterli malumat mevcut olmakla birlikte bunların toplu olarak Türk hukukçularına sunulması gerekmektedir. Zira İslam hukukunun kendine özgü sistematiğinden kaynaklı olarak mal kavramını ve mal türlerini, tek bir başlık altında bulmak mümkün değildir. Mevzubahis sorunlar hakkında günümüz İslam hukukçuları tarafından yapılan çalışmalar incelendiğinde Arapça kaynaklarda görülen zenginliği, Türkçe kaleme alınan çalışmalarda müşahede etmek mümkün değildir. Çalışma boyunca genel olarak –hususen birinci bölümde- Hanefi mezhebine ait fıkıh ve usul kaynakları incelenmiştir. Bu kaynakların yanında hem Arapça hem de -gerek Osmanlı döneminde gerekse sonraki dönemlerde- Türkçe yazılmış makale, tez ve kitaplar araştırılmıştır. Özellikle Mecelle ve Mürşidü'l-hayrân'ın ilgili düzenlemeleri mukayese edilmiştir. Yer yer bazı meselelerin pratikteki karşılığı için fetva ve mahkeme kararı örnekleri zikredilmiştir. Neticede mal kavramının maddi/cismani ve ekonomik unsurdan oluştuğuna ve buna bağlı olarak menfaat ve deynin mal olarak değerlendirilemeyeceğine kanaat getirilmiştir. Mal kavramının ekonomik değere sahip ayn, yani maddi/cismani varlığa sahip bir şey olduğu tespit edildikten sonra mal türleri, üç temel başlıkta toplanmış ve bu başlıklar hukuki değer taşımak, piyasada değer farkı olmaksızın mevcudiyet ve nakledilebilirlik olmak üzere genelden özele doğru sıralanmıştır.

BorçlanmaBorçlarEşya hukuku+4
Mehmet Barutçu
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Terörizmin finansmanının önlenmesinde malvarlıklarının dondurulması

11 Eylül 2001 tarihli Amerika Birleşik Devletleri'ne yönelik terör saldırıları terörizmin finansmanı ile mücadelede uluslararası işbirliği ve farkındalık için dönüm noktası olmuştur. Bu saldırıların ardından uluslararası örgütler nezdinde terörizmin finansmanıyla mücadele daha çok ön plana çıkan bir konu haline gelmiştir. Gerek uluslararası sözleşmeler gerekse uluslararası örgütlerin aldıkları kararlar devletleri terörizmin finansmanı ile mücadeleye teşvik etmekte bazen de bu mücadeleye girişmek konusunda zorunlu tutmaktadır. Bu kapsamda "Terörizmin finansmanı" suçu yerel mevzuatımızda öncelikle 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 8 ila 8/A maddelerinde düzenlenmiş, 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun'un yürürlüğe girmesiyle söz konusu hükümler yürürlükten kalkmıştır. Bu doğrultuda iç hukukumuzda terörizmin finansmanı ile mücadelede temel kanunun 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun olduğunu söylemek mümkündür. Çalışmada terörizmin finansmanı ile ilgili temel kavramlar, terörizmin finansmanı ile mücadele çerçevesinde ulusal ve uluslararası düzenlemeler, terörizmin finansmanı suçu ve malvarlıklarının dondurulmasına ilişkin değerlendirmelere yer verilmiştir.

FinansmanKamu hukukuKanunlar 6415 sayılı+4
Mustafa Caner Gürel
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00