Hitit University
Discipline

Adli Bilimler Anabilim Dalı (disiplinlerarası)

Hitit University

14

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

14 Theses
Master'sOpen AccessTR

Alkol kullanım bozukluğu tanısı alan bireylerde PDYN RS2281285 gen polimorfizminin depresif belirtilere etkisi

Alkol kullanım bozukluğu (AKB), beyindeki ödül ve stres yollarındaki değişikliklerle ilişkilidir. Bu değişiklikler, alkol kullanım bozukluğu olan bireylerde duygusal anlamda strese ve dolayısıyla kontrolsüz bir şekilde alkol arayışına yol açabilir. Kappa opioid reseptörleri (KOR) için PDYN geni tarafından kodlanan dinorfinler (DYN), endojen peptit ligandıdır. KOR/DYN etkileşimi, insanlarda anhedonik/disforik (isteksizlik, hayattan keyif alamama) etkilere neden olmaktadır. Alkol kullanım bozukluğu tanısı olan bireylerde olumsuz duygu durumları sonucu ortaya çıkan şiddetli alkol tüketme isteğini, KOR/DYN sistemi etkileyebilmektedir. Bu çalışmada, alkol kullanım bozukluğu tanısı almış bireylerde PDYN rs2281285 gen polimorfizminin depresif belirtilere olan etkisi araştırılmıştır. Bu amaçla, çalışmaya Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'na ilk defa başvuran AKB tanısı olan Türk erkekleri (n=100) dahil edilmiştir. PDYN rs2281285 gen polimorfizmi, Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PCR)-Restriksiyon Parça Uzunluk Polimorfizmi (RFLP) yöntemi ile analiz edilmiştir. Bireylerdeki depresif belirtiler, Beck Depresyon Envanteri-II ile ölçülmüştür. PDYN rs2281285 gen polimorfizminin A ve G alellerinin frekansları sırasıyla %80 ve %20 olarak bulunmuştur. Genotip frekansları AA için %62, AG için %36 ve GG için ise %2 olarak hesaplanmıştır. Bu polimorfizm için genotip ve alel frekansları Hard-Weinberg dengesi ile uyumludur (p>0,05). AKB'li bireylerin depresif belirti yoğunlukları AA genotipli bireylerde (21,84±11,38), AG+GG genotipli bireylere göre (24,00±12,36) daha düşük bulunmuştur. Bununla birlikte, PDYN rs2281285 gen polimorfizmi genotipleri arasındaki bu farkın, istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Sonuç olarak bu çalışma, PDYN rs2281285 gen polimorfizminin AKB'si olan Türk erkeklerinde, depresif belirtiler üzerinde bir etkisinin olmadığını göstermektedir.

AlkolizmAlkolle ilgili bozukluklarBelirti ve semptomlar+4
Rabia Yurdakul
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bilgisayarlı tomografi ile elde edilen pubis görüntülerinden cinsiyet tayini

İnsan iskeletleri kalıntılarından biyolojik profilin elde edilmesi adli antropologlar ve diğer adli araştırmacılar için oldukça önemlidir. Adli Antropologlar kimliklendirmenin önemli bir parçası olan cinsiyet tayini için genel olarak morfolojik ve metrik metodlar kullanırlar. İskelet parçaları her zaman bir bütün olarak bulunmadığı için cinsiyet tayininde belirli kemiklerin kullanımı da göz önünde bulundurulmalıdır. Bu çalışmann konusu, coxa kemiğinin pubis bölümündeki seksüel dimorfizmi bilgisayarlı tomografi görüntüleri üzerinden biyometrik açıdan ele almaktadır. Bu çalışmada Azerbaycan Cumhuriyetinin, Bakü şehrinde bulunan M.A. Topçubaşov'un adını taşıyan Bilimsel Cerrahi Merkezinin arşivindeki BT görüntülerinden 26 kadın, 47 erkek olmak üzere toplam 73 bireye ait bilgisayarlı tomografi görüntüsü kullanılmıştır. Çalışmada pubis bölgesinden önceden belirlenmiş ve bu konuyla ilgili çalışmalarda kullanılmış 4 metrik ölçüm uygulanmıştır.

Adli antropolojiAdli bilimlerAdli tıp+6
Askar Asgarli
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni nesil opioidlerin bağımlılık tedavisinde kullanılan naltrekson ve metabolitinin analizleri için yenilikçi yaklaşımların geliştirilmesi

Yeni psikoaktif maddelerden olan Opioid grubu bileşenlerin kullanımı (OUD) gittikçe büyüyen bir küresel problemdir. Bu bağımlılığın önüne geçmek için Naltrekson (NTX), son 50 yıldır yaygın olarak kullanılan bir opioid antagonistidir. Majör metaboliti olan 6-β-Naltreksol uzun biyoyararlanımı sayesinde Naltreksonun gösterdiği etkinin devamlılığını sağlar. Buna rağmen naltrekson ve ana metaboliti olan 6-β-Naltreksol için kullanılan ekstraksiyon yöntemleri ve analiz teknikleri halen çok sınırlıdır. Bu çalışma kapsamında sentetik biyolojik numuneler kullanılarak Naltrekson ve ana metaboliti(6-β-Naltreksol) için hassas, hızlı ve düşük tayin sınırlarına ulaşılabilen bir yöntem oluşturularak farklı kromatografik tekniklerle birlikte yeni analitik geliştirilmesi amaçlanmaktadır. Geliştirilen LLE yöntemi, ICH Kılavuzlarına göre tamamen valide edilmiştir ve yöntemin LOQ değerleri sırasıyla 0,5 ve 0,3 ng/mL, yöntemin LOD değerleri NTX ve 6BNTX için 1 ng/ml bulunmuştur. Validasyon parametreleri optimize edilmiş yöntemin yeterince kesin ve doğru olduğunu göstermiştir.

BağımlılıkKromatografi-yüksek basınçlı-sıvıMetabolitler+4
Ceren Hacer Bozmaoğlu
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Mirtazapinin insan biyolojik örneklerinde yüksek performanslı sıvı kromatografisi ile belirlenmesi

Psikofarmakoterapi sırasında biyolojik sıvılarda MRPin belirlenmesi, ilaç etkileşimleri, genetik değişkenlik ve zayıf uyum ile ilgili toksisiteden kaçınmak ve başarılı bir tedavi elde etmek için esastır. MRP ve aktif bir metabolit olan NDM'in tayini için insan plazmasında yeni, hızlı ve hassas, Yüksek Performanslı Sıvı Kromatografi yöntemi geliştirilmiştir. Ayırma, 40 °C'de programlanmış gradyanlı elüsyon kullanılarak ters fazlı bir C18 250 x 4,6 mm i.d., ODS-3 kolonunda gerçekleştirilmiştir. Mobil faz A olarak 20 mM potasyum fosfat tamponu (pH 3.9), asetonitril ve trietilamin (75.0:24.9:0.1, h/h/h) kullanıldı. Mobil faz B, mutlak asetonitrilden oluşmaktadır. İç standart olarak KLZ kullanılmıştır. Yöntem, her analit için iyi belirleme katsayıları (r2 ≥0,9981) ile doğrusallık göstermiştir. Gün içi ve günler arası analiz kesinlikleri (%RSD) MRP ve NDM için sırasıyla 3,4 ve 2,9'dan az bulunmuştur. Yöntemin gün içi ve günler arası doğruluğu (%RE) (-2,8) ile 5,5 arasında hesaplanmıştır. Çalışmada yeni bir ekstraksiyon yöntemi kullanılmış ve MRP ve NDM için mükemmel bir geri kazanım (ortalama) değeri (sırasıyla %94,4, %106,6) elde edilmiştir. Saptama sınırı (LOD) MRP için 0,17 ve NDM için 0,15 ng/mL olduğundan, yöntem spesifik ve duyarlıdır. Bu yöntem tedavilerinde 15-30 mg/gün MRP kullanılan hastalardan (n=62) alınan plazma örnekleri ile uygun şekilde gerçekleştirildi. Elde edilen ve istatistiksel olarak değerlendirilen plazma MRP ve NDM seviyeleri 28.6 ± 13.8 ve 12.3 ± 6.5 (ortalama ± SD)'dir. Açıklanan prosedür nispeten basit, kesin ve özellikle psikiyatri kliniklerinde ve toksikoloji referans laboratuvarlarında rutin terapötik ilaç izleme için uygulanabilirdir.

Kromatografi-yüksek basınçlı-sıvıMirtazapinPlazma+1
Hatice Özcan
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yangın olgularına adli antropolojik bakış açısı

Ülkemizde afetler zaman zaman meydana gelmektedir. Afetler sonrasında can ve mal kaybı yaşanması kaçınılmazdır. Olay yeri inceleme çalışmalarında gösterilen titizlik hayatını kaybeden felaket kurbanlarının kimliklendirilmesinde oldukça büyük rol oynamaktadır. Bulunan insan kalıntılarının doğru bir şekilde uzmanlar tarafından incelenmesi sonucunda hayatını kaybetmiş kişilerin doğru kimliklendirilmesi için adli antropolog, diş hekimi, biyolog, entomolog bir arada çalışmalıdır. Yangın afetine maruz kalmış felaket kurbanlarının kemiklerinde yüksek ısıdan dolayı belirli değişimler görülmektedir. Bu değişimler bireylerin ölüm şeklini, insan kaynaklı yangınlarda ise yangının nasıl başlatıldığını ortaya koymakta ve felaket kurbanlarının kimliklendirilmesinin doğru yapılmasını sağlamaktadır.

Adli antropolojiAdli tıpAfetler+4
Harika Aydan Erdoğan
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Alkol bazlı el dezenfektanlarının analizi için yöntem geliştirilmesi ve alkol içeriklerinin mevzuat kapsamında hukuki değerlendirmesi

Kullanımı çok yeni olmamakla beraber özellikle Covid-19 salgını sonrası kullanımının toplum nezdinde aşırı derecede arttığı alkol bazlı el dezenfektanlarının üretiminde veya kullanımında yapılacak yanlışların gerek halk sağlığını gerekse halk sağlığını korumayı amaçlayan kamu otoritelerini yakından ilgilendirdiği bilinmektedir. Çalışmada alkol bazlı el dezenfektanlarının kimyasal içeriklerinin hem halk sağlığı kapsamında toksisite doğurmayacak şekilde üretilmesi ve kullanılması hem de kamu idareleri ve kanun koyucu tarafından tanzim edilecek yasal düzenlemelere ışık tutması için tespitine yönelik yöntem geliştirilmiştir. Bu amaçla piyasada bulunan birbirinden farklı üreticiler tarafından üretilen farklı marka el dezenfektanları yöntem geliştirmek adına numune olarak toplanmıştır. Toplanan numuneler gaz kromatografisi ile tepe boşluğu tekniği ve FID dedektörü kullanılarak analiz yöntemi geliştirmek için kullanılmıştır. Çalışmada stok çözeltiler hazırlandıktan sonra belirli konsantrasyonlarda oluşturulan kalibrasyon örnekleriyle kalibrasyon eğrisi çizilmiş ve geliştirilen yöntem valide edilmiştir. Daha sonra geliştirilen yöntemle elde edilen bulgular ortaya konmuş ve ürün açıklamalarında yazan alkol çeşidi ve oranı ile karşılaştırma yapılmıştır. Alkol bazlı el dezenfektanlarının tabi olduğu mevzuat da yöntemle birlikte açıklanmıştır. Ortaya çıkan sonuçlar ile ürün açıklamaları karşılaştırılmış örneklem kapsamında ürün açıklaması ile analiz sonrası ortaya çıkan gerçek sonuçlar arasında karşılaştırma yapılarak farklı marka ürünlerde bulunan açıklamalar ile elde ettiğimiz sonuçlar arasında bulunan benzerlik ve farklılıklar ortaya konmuştur.

Adli uygulamalarAsetonitrilBiyosidal etkiler+7
Ertan Tosunoğlu
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Monoamin oksidaz a (MAOA) RS1465108 polimorfizmi için PCR-RFLP yöntemi optimizasyonu ve bu polimorfizmin şizofreni hastalarında agresyona etkisinin belirlenmesi

Şizofreni, bireylerin halüsinasyonlar ve hezeyanlar gibi pozitif belirtiler ya da asosyal davranış, künt duygulanım, kendini ifade edememe gibi negatif belirtiler sebebiyle toplamdan uzaklaştığı ciddi bir hastalıktır. Şizofreni hastalarında agresyon görülme oranının genel populasyona kıyasla daha yüksek olduğu bildirilmiştir. Şizofreni hastalarında agresyonun genetik varyasyonlar da dahil olmak üzere farklı etmenleri bulunmaktadır. MAOA geni şizofrenide agresyonu etkilediği düşünülen genetik faktörlerden bir tanesidir. Bu nedenle bu yüksek lisans tez çalışmasında MAOA rs1465108 polimorfizminin şizofreni hastalarında agresyona etkisi Türk populasyonunda ilk defa araştırılmıştır. Çalışmaya 61 şizofreni hastası dahil edilmiştir. MAOA rs146408 polimorfizmi için Polimeraz Zincir Reaksiyonu-Restriksiyon Fragment Uzunluk Polimorfizmi (PCR-RFLP) yöntemi optimize edilmiş ve hastaların genotipleri bu yöntem ile analiz edilmiştir. Hastaların agresyon seviyeleri Buss- Perry Saldırganlık Ölçeği kullanılarak değerlendirilmiştir. Ek olarak, agresyona etki edebilecek intihar olasılığı, çocukluk çağı travması ve dürtüsellik gibi diğer etkenler sırasıyla İntihar Olasılığı Ölçeği, Çocukluk Çağı Travma Ölçeği ve Barratt Dürtüsellik Ölçeği ile değerlendirilmiştir. Şizofreni hastalarının MAOA rs1465108 polimorfizmi genotip frekansları AA (homozigot yabanıl) için %26,2, AG (heterozigot) için %16,4 ve GG (homozigot varyant) için %57,4 olarak belirlenmiştir. Buss-Perry Saldırganlık Ölçeği puanları açısından genotipler arasında anlamlı bir fark olmadığı bulunmuştur (p>0,05). Bununla birlikte, MAOA rs1465108 polimorfizmi ile İntihar Olasılığı Ölçeği öfke/dürtüsellik alt boyutu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Sonuç olarak, Türk şizofreni hastalarında MAOA rs1465108 polimorfizminin agresyona etkisi olmadığı belirlenmiştir.

Monoamin oksidazPolimeraz zincirleme reaksiyonuPolimorfizm-genetik+4
Sariye Aybüke Yıldırım
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ranunculus L. cinsine ait toksik bazı bitkilerin GC-MS ile analizi

Düğün çiçeği ailesi olarak da bilinen Ranunculaceae Juss. familyası, toksik alkaloitler üretmesi nedeniyle adli kimya ve adli toksikolojide büyük önem taşımaktadır. Bu alkaloitler oldukça zehirlidir ve yutulmaları halinde insanlara ve hayvanlara ciddi zararlar verebilir ve hatta ölümlere neden olabilir. Bu çalışmada Ranunculus illyricus L. subsp. illyricus ve Ranunculus arvensis L.'in anatomik yapılarının ve kimyasal içeriğinin aydınlatılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda bitkilerin anatomik yapıları ışık mikroskopu ile incelenmiş ayrıca metanol ve aseton ekstrelerinin kimyasal içeriği aydınlatılmıştır. Anatomik çalışmalar için bitkiler %70'lik etil alkolde korunmuştur. Bitki kısımlarından hazırlanan anatomik preparatlar Sartur reaktifi ile hazırlanmış ve ışık mikroskopu ile incelenmiştir. Bitkilerin hangi ana etken madde gruplarını içerdiği, bitkilerin kurutulmuş çiçekli herbalarının bir öğütücüde toz hale getirildikten sonra kalitatif olarak incelenmesi ile tespit edilmiştir. Agilent 6890 kromatograf ve 5973 N kütle seçici detektörden oluşan GC/MS sistemi, uçucu ve yarı uçucu bileşiklerin analizi için (5%-fenil)-metilpolisiloksan (HP-5ms veya dengi) (30x0.25x0.25) kolon ile kullanılmıştır. R. illyricus subsp. illyricus'un gövde enine kesiti disk şeklinde olup, epidermada stoma ve örtü tüyleri yer almaktadır. R. arvensis'in gövdesi yanlardan basık olup orta kısmı boş olarak gözlenir. Epiderma stoma ve örtü tüyleri taşır. R. illyricus subsp. illyricus'un yaprak enine kesitinde yaprak bifasiyaldir ve palizat parankiması çoğunlukla 1 sıralı, nadiren 2 sıralıdır. R. arvensis'in yaprağı monofasiyal olup, mezofilde palizat ve sünger parankiması gözlenmemiştir. Her iki yaprağın epiderması hem alt hem de üst yüzeyde stoma ve örtü tüyleri taşımaktadır. R. illyricus subsp. illyricus'un metanol ekstresinin Gaz Kromatografisi-Kütle Spektrometresi (GC-MS) ile analizinde 38, aseton ekstresinde ise 25 madde tespit edilmiştir. R. arvensis'in metanol ekstresinde 18, aseton ekstresinde ise 10 madde tespit edilmiştir. Bitkinin dokularının anatomik yapısı zehirli bir bitkiyi teşhis ve tayin etmede yararlı bilgiler verebilir. Ekstrelerin kimyasal içeriğinin analizi ile seçilen iki bitkinin kimyasal yapıları da aydınlatılmış. Bu analizler zehirlenme vakalarında zehirli bitkilerin teşhisinde ve tayininde önemli yararlar sağlayacaktır.

Adli toksikolojiAnatomiBitkiler+7
Ali Sürgüveç
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Opiyat bağımlılığı tedavisinde kullanılan buprenorfin/nalokson kombinasyonunun analizi için yenilikçi yaklaşımların geliştirilmesi

Opiyatların zaman içinde uzun süreli ve tekrarlı olarak kullanılmasının (OUD) yaygınlığı son on yılda benzersiz sayılara ulaşmış, aşırı doz ölüm oranlarını ve buna bağlı olarak da sosyoekonomik yükü artırmıştır. Dilaltı buprenorfin/nalokson tablet kombinasyonu opiyat bağımlılığı için etkili bir tedavi sağlamaktadır. Kısmi m-opioid reseptör agonisti olan buprenorfinin 4: 1 oranında kombinasyon halinde antagonist nalokson ile formüle edilen dil altı tablet, opioid bağımlı hastalar için etkili bir çekilme ve idame tedavisi sunmakta ve aynı zamanda farmakodinamik özelliklerinin iyi tolere edilmesi ile daha düşük kötüye kullanım potansiyeline sahip olması gibi avantajlar taşımaktadır. Bununla birlikte buprenorfin/nalokson için kullanılan yenilikçi ekstraksiyon yöntemleri ve analiz teknikleri halen çok sınırlıdır. Bu çalışma kapsamında buprenorfin/nalokson için yüksek hassasiyete sahip, hızlı ve düşük tayin sınırlarına ulaşılabilen HPLC bazlı bir yöntem geliştirilmesi amaçlanmıştır.

BağımlılıkBuprenorfinKromatografi+3
Elif Pınar Başarır
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İdari yargıda hatalı tıbbı uygulamadan açılan tam yargı davalarının sağlık hukuku yönünden değerlendirilmesi

Hatalı tıbbi uygulama son zamanlarda yazılı ve görsel basın ile mahkemeler tarafından sık sık kullanılmaktadır. Hatalı tıbbı uygulama neticesinde zarar gören hastalar idari yargıda tam yargı davası açarak bu zararlarını idareden talep edebilmektedirler. İdare ise bu ödemiş olduğu tazminat miktarını bazen sağlık mesleği mensuplarına mahkemelerin belirlediği kusur oranında rücu edebilmektedir. Bu durum ise sağlık mesleği mensuplarının zamanını almakta, psikolojilerini etkilemektedir. Aynı zamanda tazminat miktarlarını da ödemek zorunda kalmaları neticesinde maddi olarak da zarara girmektedirler. Sağlık mesleği mensupları hatalı tıbbi müdahaleden kaynaklanan tam yargı davaları ile karşılaşmamak için tıp biliminin gerektirdiği, hastaya daha fazla yarar gösteren tıbbi tedaviyi uygulaması, tıbbi özen ve dikkat göstererek hastaya zarar vermeden tıbbi müdahaleyi yapması gerekmektedir. Çalışmada tıbbi müdahale, tıbbi müdahalenin unsurları, hatalı tıbbi müdahale, hatalı tıbbi müdahalenin unsurları, tam yargı davaları, tam yargı davalarının açılabilmesi için ön koşullar, rücu ve Bölge İdare Mahkemelerinin tam yargı davaları ile ilgili vermiş olduğu kesin kararlar ile Danıştay'ın tam yargı davaları ile ilgili vermiş olduğu kesin kararlardan bahsedilmiştir. Çalışmamızda sağlık mesleği mensuplarına yol göstermesi açısından farklı yargı kararlarına değinilmiştir. Yargı kararlarında ne tür hata yapıldığında mahkemelerin hangi kararlar verdiği gözler önüne serilerek sağlık mesleği mensuplarının faydalanması ve bu tür hatalar ile karşılaşılmaması amaçlanmıştır. Çalışmada 2 adet Uluslararası Sözleşmeye, 3 adet Uluslararası Bildirgeye, 1 adet Nizamname, 1 adet Tüzük, 1 adet Etik Kural, 1 adet Yönetmelik, 1 adet Genelge, 1 adet Kanun Hükmünde Kararname, 15 adet Kanun ve 1 adet Anayasa maddesine değinilmiştir. Ayrıca 52 adet Danıştay kararına, 1 adet Anayasa Mahkemesi kararına, 10 adet Yargıtay kararına, 16 adet Bölge İdare Mahkemeleri kararına yer verilmiştir.

Rücu davasıRücu hakkıRıza+4
Emin Hüseyin Şahin
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

AMATEM'de yatarak tedavi gören bireylerin demografik özellikleri ve farkındalık düzeylerinin araştırılması

Bu çalışmanın amacı 28 merkezdeki yatarak tedavi gören yani bağımlı olduğunu kabul etmiş ve bu durumdan kurtulmaya çalışan bireylere yönelik anket uygulayarak madde kullanımına başlama yaşı, cinsiyet, tedaviye karar verme nedenleri gibi konuların incelenmesi, aynı zamanda tedavi gören bireylerin AMATEM merkezleri ile ilgili biliş düzeylerinin ölçülmesidir. Araştırmaya 662 erkek, 38 kadın olmak üzere toplamda 700 kişi dahil edilmiştir. Araştırma verileri araştırmacı tarafından oluşturulan bir anket ile toplanmıştır. Bu anket iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde yaş, cinsiyet, gelir, eğitim ve medeni durum gibi sosyodemografik bilgileri içeren sorular yer almaktadır. Ayrıca birinci bölümde katılımcılarının madde kullanım öykülerine yönelik sorulara da yer verilmiştir. İkinci bölümde ise yardım ve hukuki düzenlemeler, madde kullanımının belirtileri ve etkileri, kişisel tutum ve görüşler, bağımlılığa neden olan faktörler alt başlıklarından oluşan Madde Bağımlılığı Farkındalık Ölçeği kullanılmıştır. Anket ve ölçek toplamda 35 sorudan oluşmaktadır. Bu çalışmanın veri analizinde öncelikle anket sorularından elde edilen yanıtların frekans ve yüzde değerleri verilmiştir. Madde Kullanımı Farkındalık Ölçeğine yönelik güvenirlik ve faktör analizi ile normallik testi yapılmıştır. Bağımsız örneklem t testi, ANOVA, korelasyon testi ile birlikte analize devam edilmiştir. Yapılan frekans analizleri sonucunda katılımcıların 64,38'inin bekar olduğu ve %36'sının anne-babasının boşanmış olduğu ve en birinin hayatta olmadığı görülmüştür. Yaş gruplarına bakıldığında ise 26-35 arası yaş grubunun %45,21 ile en büyük grubu oluşturduğu görülmüştür. Katılımcıların %22,10'u ilkokul mezunuydu. Lisans mezunu olanlar ise tüm katılımcıların yalnızca %8,44'ünü oluşturuyordu. Katılımcılar tarafından en çok kullanılan madde türü %20 ile sigara idi. Bunu takip eden maddeler ise %17,72 ile esrar, %17,54 ile alkol, %13,25 ile eroin ve 12,12 ile hap kullanımı idi. Çalışmamızın sonuçlarına göre katılımcıların %42,70'i ailesi istemediği için madde bağımlılığı tedavisi kararı almıştır. Katılımcıların %18'i iş ve sosyal yaşamda karşılaştığı zorluklar, %13'ü sağlık sorunları, %11'i de yasal zorunluluk nedeniyle madde bağımlılığı tedavisi kararı aldığını belirtmiştir. Katılımcıların %63,30'unun gelir getirici bir işte çalışmadığı ve %72,40'ının gelirini yeterli bulmadığı görülmüştür. Bu çalışmanın sonuçlarına göre katılımcıların %66,09'u madde bağımlılığı nedeniyle işini bırakmıştı. Katılımcıların %18,45'inin ailesinde de madde bağımlısı bir birey bulunmaktaydı. Ayrıca %8,7'sinin ailesinde madde bağımlılığı tedavisi gören bir birey bulunmaktaydı. AMATEM'de ücretsiz olarak madde bağımlılığı tedavisi görebileceğini bilenlerin oranı %73,39'du. Sağlık Bakanlığı ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı gibi kurumlarca yeterli seviyede konu ile ilgili bilgilendirme yapıldığını düşünenlerin oranı ise %64,81'di. Tüm katılımcıların %32,60'ı madde bağımlılığı nedeniyle bir suça karıştığını beyan etmiştir. Ayrıca %17,31'i suçu nedeniyle ceza infaz kurumunda kaldığını da beyan etmiştir. Madde kullanımına başlama nedenleri sorulduğunda ise katılımcıların %22,8'inden sosyal çevrelerindeki arkadaşlarının madde kullanımı nedeniyle başladıkları yanıtı alınmıştır. Katılımcıların %14,4'ü yaşanılan çevre, %12,3'ü kişisel merak ve %10,4'ü ailevi sorunlar nedeniyle madde kullanımına başladığını beyan etmiştir. Ayrıca katılımcılara Madde Bağımlılığı Farkındalık Ölçeği uygulanmıştır ve kadınların farkındalık düzeylerinin erkeklere göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Yaş grubuna göre bakıldığında ise 36-45 yaş grubundaki katılımcıların toplam farkındalık düzeyleri diğer yaş gruplarından anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca toplam farkındalık puanının katılımcıların eğitim durumlarına, çalışma durumlarına ve medeni durumlarına göre farklılık göstermediği bulunmuştur. Madde kullanımı farkındalık düzeyi toplam puanı ve alt boyut puanları, AMATEM'den ücretsiz tedavi hizmeti alabileceğini bilen kişilerde anlamlı farkla daha yüksek bulunmuştur. Madde kullanımı farkındalık düzeyi toplam puanı ise, ilgili kurumlar tarafından yeterince bilgi verildiğini düşünen katılımcılarda anlamlı farkla daha yüksektir. Madde kullanımı farkındalık toplam puanı değerlendirildiğinde, ebeveynleri hayatta olmayan katılımcıların farkındalık düzeylerinin, diğer grupların farkındalık düzeylerinden anlamlı farkla daha düşük olduğu tespit edilmiştir.

AMATEMBağımlılıkDemografi+3
Fatma Ceren Öztürk
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bağlantılı araçlarda nesnelerin interneti siber saldırılarının adli bilişim açısından incelenmesi

Otomotiv sektörü, alandaki ilk görülür araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin yaşandığı on dokuzuncu yüzyıl sonlarından 1980'lere kadar neredeyse yüz sene boyunca, mekanik gelişmelerin diğer sektör ve alanlardaki gelişmelere nazaran daha baskın sayıda görüldüğü bir çalışma alanını temsil etmektedir. Öte yandan, dijitalleşme ile görülen yenilikçi adımların, 80'li yılların sonundan günümüze kadar otomotiv sektöründeki değişim ve ilerlemenin temelinde yer aldığını ise söylemek mümkündür. Günümüze kadarki son kırk yılı kapsayan süreç içerisinde, öncelikle araçlarda çift haneli sayılarda kendine yer edinen bilgisayarların var olduğu, sonrasında ise araçların çevreyle etkileşiminin tasarlandığı bağlantılı araç olgusunun sektörün merkezine oturtulduğu görülmektedir. Artan işlem yükünün bir sonucu olarak niceliksel olarak fazlalaşan işlem ünitelerinin varlığı, araçların yapısal güvenliği başta olmak üzere birçok alanda tehdit unsuru haline gelmesine sebebiyet verebilecek potansiyelde saldırı yüzey alanı oluşturmaktadır. Nesnelerin İnterneti fenomeninin sektörde kendine yer edinmesi ile otomobillerin kontrollerinden sorumlu yapıların diğer otomobiller ve/veya diğer ilgili cihazlar ile bağlantı kurmaları durumu ise, halihazırda var olan bu yüzey alanının ayrıca genişlemesine sebebiyet vermektedir. Sonuç olarak, bağlantılı araç elemanları arasındaki bağlantı sayısındaki artış ile üstel şekilde genişleyen saldırı zafiyet yüzeyinin akademik mercekte yeteri kadar irdelenmediği ve bu yolla ilerleyen süreç içerisinde sektör nezdinde duyulan ihtiyacı karşılamakta güçlük çekebileceği tespiti yapılmış olup; bu tez çalışması kapsamında bağlantılı araçlarda Nesnelerin İnterneti kullanımının kullanım alanları belirtilerek, işbu kullanım alanlarının oluşturduğu zafiyetler ve başta zafiyetlerin engellenmesi olmak üzere çözüm önerilerine dair teknikler araştırılmaktadır ve sonuç olarak bir çerçeve önerilmektedir.

Adli bilimlerAdli bilişimAdli tıp+7
Özgür Öney
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Suç kavramı ve psikolojik yaklaşımlar

Kamu düzenini bozan suç kavramı, sosyal düzenin, kişilerin muhafazası için daha çok gayret gösterilmesini zorunlu kılmaktadır. Suç kavramı, tüm ülkeler için önem arz eden problemlerin başını çekmektedir. Suç hususundaki çalışmalar, suçun sebepleri, yapılış şekilleri, nüfus yapısı ve sosyolojik nitelikleri genelinde hassasiyet göstermektedir. Bilhassa çağdaş devletlerde suç sorunu, geri kalmış devletlere nazaran halkın gündemini meşgul eden endişe verici problem halini almıştır. Söz konusu devletlerde donelere göz atıldığında, suç seviyelerinin endişe verici düzeyde arttığı gözlemlenmektedir. Suç kavramının oluşumunda tesiri olan hususlardan bir tanesi de cemiyetin sosyal-kültürel inşasıdır. Cemiyetin yapısı, suç kavramının tahakkuk temelini oluşturmaktadır. Suçun teması dikkate değer olduğu kadar, suçluluk kavramının tanımlanması hususunda da problem oluşturmaktadır. Bu çalışmada, suç kavramı çatısı altında; suç tarifi ve suç kuramları ile psikolojik yaklaşımlar ele alınarak suçun açıklanmasında kullanılan başlıca psikolojik kuramlar analiz edilip, adli bilimler alanına katkıları açıklanmıştır.

Muhammed Süleyman Birinci
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Multipl skleroz ve diğer demiyelinizan hastalıklarda kalpain ile HMGB1/TLR4/NF-κB sinyal yolağı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Demiyelinizan hastalıklar için daha etkili tedavilerin bulunabilmesi açısından sinyal yolakları ve ilişkili oldukları faktörlerin tespiti oldukça önemlidir. Bu doğrultuda; yeni tanılı Multiple Skleroz (MS) ve Nöromiyelitis Optika Spektrum Bozukluğu (NMOSD) hastalarında Kalpain-1 (CLPN1) ve Kalpain-2 (CLPN2) ile HMGB1/TLR4/NF-κB sinyal yolağı arasındaki olası ilişkisinin incelenmesi ve bu proteinlerin İnterlökin 17A (IL-17A) ve İnterlökin 37 (IL-37) sitokinlerine etkisinin belirlenmesi amaçlandı. BAİBÜ Nöroloji polikliniğine başvuran ve yeni tanı almış 18-65 yaş arasındaki MS (n=36), NMOSD (n=9) ve Psödotümör Serebri (PTS, n=28) olgularının BOS örneklerinde CLPN1, CLPN2, HMGB1, TLR4, NF-κB, IL-17A ve IL-37 seviyeleri ELISA yöntemiyle belirlendi. CLPN1 seviyesi MS grubunda NMOSD ve PTS grubundan daha yüksekti. CLPN2 seviyesi MS olgularında PTS olgularından yüksek, NMOSD olgularında ise PTS olgularından düşüktü. Gruplar arasında HMGB1, TLR4, NF-κB, IL-17A ve IL 37 seviyelerinde anlamlı farklılık görülmedi. Ancak, IL-17A ve IL-37 arasında pozitif korelasyon görüldü. Yaş ve cinsiyete bağlı olarak tüm parametrelerde anlamlı farklılık görülmedi. MS olgularında CLPN1 ile HMGB1/TLR4/NF-κB sinyal yolağı arasında pozitif korelasyon görüldü. CLPN2 ile HMGB1 ve TLR4 arasında pozitif korelasyon görüldü, ancak NF-κB ile korelasyon tespit edilmedi. NMOSD olgularında HMGB1/TLR4/NF-κB sinyal yolağı ile CLPN1 ve CLPN2 arasında korelasyon olmadığı görüldü. Tüm gruplarda IL-37 seviyesi IL-17A'dan yüksektir. Bu sonuçlar neticesinde anti-enflamatuar IL-37 seviyesinin tüm gruplarda yüksek çıkmasının nöroprotektif olarak bildirilen CLPN1'in seviyesinin yüksek olmasından kaynaklandığı düşünülebilir. Nöroenflamasyonun erken döneminde CLPN1'in CLPN2'den daha etkin olduğu düşünülebilir. CLPN1 ve CLPN2 etki farkı ve HMGB1/TLR4/NF-κB sinyal yolağı ile ilişkisinin daha kesin verilerle belirlenebilmesi için daha büyük çalışma gruplarında CLPN1'e özgü inhibitörlerle in-vivo ve in-vitro prospektif çalışmalar yapılması önerilmektedir.

HMGB 1KalpainMultipl skleroz+3
Firdevs Uluç
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2023
00