
757
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Yozgat Müzesi'nde bulunan hellen otonom, hellenistik krallık ve roma eyalet sikkeleri
Bu çalışmanın ana kapsamını Yozgat Müzesi sikke koleksiyonu dâhilindeki Hellen otonom kentler, Hellenistik Krallıklar ve Roma İmparatorluğu Dönemi'nde Yunan kentleri tarafından darp edilen 395 adet sikke oluşturmaktadır. Koleksiyon dâhilindeki sikkelerden ilk gurubu oluşturan 95 adet sikke Arkaik, Klasik, Hellenistik dönemlerde bağımsız kentlerin basmış olduğu otonom sikkelerdir. Bu başlık altında batıda Thrakia'dan doğuda Kilikia Bölgesi'ne kadar özellikle Küçük Asya'nın batısında yoğunlaşan farklı darphanelerden sikkeler yer almaktadır. İkinci grubu oluşturan ve 234 adet örneği bulunan Hellenistik krallıklardan Makedonia, Thrakia, Pontos, Bergama, Kappadokia, Seleukos, Ptolemaios, Parthia Krallığı ve Pers satrap sikkeleri değerlendirilmiştir. Hellenistik Krallık sikke örnekleri Batı'da Makedonia ve Doğu'da Parthia Bölgesi'nden farklı örnekler bulunmaktadır. Üçüncü ve son grubu oluşturan 66 adet sikke ise Roma İmparatorluk Dönemi Eyalet sikkeleridir. Bu dönem kapsamında batıda Thrakia Bölgesi'nden doğuda Kommagene Bölgesi'ne kadar farklı darphanelere ait örnekler yer almaktadır. Sikkenin basıldığı dönemde egemen olan ve tasviri bulunan imparatorların tespiti yapılmış, Augustus döneminden Gallienus'a kadar, yaklaşık 300 yıllık bir süreç içerisinde darp edilen sikkeler ele alınmıştır. Ele alınan örnekler ait oldukları darphanelerin tanımlanmasının ardından, detayları ile metin içinde anlatılmıştır. Sikkenin ait olduğu darphane ve otoriteler özelinde genel hatları ile sikke basım süreçleri hakkında bilgiler verilmiştir. Tez kapsamında sikkeleri tespit edilen kentlerin genel olarak nümismatik tarihçeleri kısaca değerlendirilmiş ve Yozgat Müzesi koleksiyonunda hangi dönemlere ait sikkeleri olduğu vurgulanmıştır.
Asur Ticaret Kolonileri Çağı'nın tasvir sanatında mücadele/savaşım sahneleri
Asur Ticaret Kolonileri Çağı'nın mücadele/savaşım sahneleri bu dönemin mühür ve mühür baskıları üzerinde görülür. Mezopotamya'da erken dönemlerde (MÖ IV. bin) silindir mühürler üzerinde görülen tasvirlerde yer alan; ritüel, tapma, mitolojik ve mücadele/savaşım sahnelerindeki figürler ve motiflerin, üslup özellikleri ile Anadolu'da yaygın ve yoğun olarak ortaya çıkmasında, bu uluslararası ticaretin etken olduğu anlaşılmaktadır. Bu tez çalışmasında mücadelede yer alan figür sayısına göre gruplamalar yapılmıştır. Mücadele tasvirleri mühürler üzerinde; ritüel ve mitolojik sahnelerde iki, üç, dört ve çok figürlü olarak görülürken, savaşım frizlerinde sadece mücadele figürleri yer almaktadır. Savaşım frizlerinde de yukarıdaki gruplara benzer alt gruplar vardır. İkili mücadele gruplarında en çok aslanla olan mücadeleler öne çıkmaktadır. Aslan ve boğa ile yapılan mücadeleler genellikle bir gücün sembolü olarak her zaman sevilen bir tasvir olmuştur. Bu gruptaki mücadelenin önemli figürleri; demonlar, kahramanlar, tanrılar ve insanlardır. Aslan ve boğa ile yapılan mücadelelerde hayvanların baş aşağı, dik kalkmış oldukları ve silahın kullanıldığı görülmektedir. İki figürden oluşan mücadelelerin genellikle bir ya da bir kaç tanrısallığın huzurunda ritüel, tapınım ve sunum sahnelerinin içerisinde yer aldığı görülür. İkili mücadelelerde kalabalık bir grup da tanrısallık ile adam mücadelesidir. Üç figürlü mücadele gruplarında en çok aslan, ceylan ve avcıdan oluşan av sahneleri görülür. Avlanma da bir mücadele olarak değerlendirilerek bu çalışmada yer verilmiştir. Dörtten fazla sayıda figürlerin bulunduğu mücadele sahneleri ise çok figürlü mücadele olarak gruplandırılmıştır. Mücadele sahnelerinde benzer mücadele biçimlerinin farklı mühürler üzerinde ortaya çıkması bu mücadelelerin sembolik bir ifadeye işaret ettiklerini düşündürmektedir. Heraldik kuşarikkular, boğa-adamlar, çıplak kahramanlar, kahramanlar, ceylanlar ve aslanların olduğu çok figürlü mücadele ile çok figürlü savaşım sahnelerindeki tasvirlerde çoklu bir mücadele olduğu için figürler içerisinde korumacı ve saldırgan olanlar çok net anlaşılamamaktadır. Vahşi doğadaki insan kontrolünü zaman zaman ortaya koyan mücadele tasvirlerinde, özellikle silindir mühürler üzerindeki sahnelerde, doğayı çok iyi gözlemleyen mühür kazıcıların mühür alanına gerçekçi aktarımlarını yansıttıkları görülür.
Anadolu'da Asur ticaret kolonileri çağı mühür sanatında bir motif olarak hilalli kurs sembolleri ve ilgili tasvirleri
Hilalli kurs bir astral semboldür ve eski Önasya'da kullanımı Akeramik Neolitik Döneme kadar geriye gider. Çok uzun zaman farklı coğrafyalarda kullanılmıştır. Anadolu'da bilinen en erken hilalli kurs sembolü Göbekli Tepe'de görülür. Hilalli kurs Anadolu'da Asur Ticaret Kolonileri Çağı'nda en çok mühür ve mühür baskıları üzerinde tasvir edilmiştir. Göksel bir sembol olduğu için mühür sanatında her zaman sahnelerin üst kısmında yer alır. Arkeoloji literatüründe "hilal"farklı isimlerle (Ay ve güneş, güneş diski ve hilal vb.) zikredilmekle birlikte, kurs için güneş kelimesi de kullanılmıştır. Sembolün içerdiği anlam birçok araştırmacı tarafından farklı şekillerde yorumlanmıştır. Hilalli kurs Nimet Özgüç'ün belirttiği gibi bir tanrısallık alâmetidir.Ayakta duran, ancak çoğunlukla oturan elinde kadeh tutan tanımlanmış veya tanımlanmamış tanrısallıkların başı ile aynı hizada yer alır.Sembol tanrısallıklar ile ilişkilidir. Tek bir tanrısallığa ait bir sembol değildir. Herhangi bir tanrısallığın farklı hilalli kurs motif tipleri ile tasvir edildiği görülür. Tek başına herhangi bir tanrısallıkla bağlantılı olmadığı durumlar da söz konusudur.Kursu bezemeli ve bezemesiz, hilalli güneş, hilalli yıldız gibi farklı tipleri vardır.Kursu bezemeli hilalli kurslar kendi içinde astral, floral ve geometrik olarak alt tiplere ayrılır. Sembol en fazla ritüel ve tapma sahnelerinde tasvir edilmiştir. Hilalli güneş ve hilalli yıldız da mühür ve mühür baskılarında bir tanrısallık ile ya da tüm sahne ile ilişkili olarak sahnenin üst kısmındadır. Hilalli yıldız ve hilalli kurs tipleri genellikle boğa-adamlar tarafından taşınan âlemlerin tepesinde de vardır. Hilalli güneş âlemler üzerinde tasvir edilmemiştir. Âlemlerin tepesindeki hilalli kursların bazılarının kursu bezemelidir. Kursu bezemesiz örnekleri de vardır. Daha önce pleiadlarla ilişkili olduğu bilinen hilalli kursun; yıldız, hilal, küre, hilalli kurs gibi astral semboller ile de ilişkili olduğu bu tez çalışmasında anlaşılmıştır.Astral semboller pleiadlar gibi hilalli kursun yanlarında tasvir edilmiştir
Oluz Höyük Kubaba Sunağı ışığında Orta Anadolu Kubaba kültünün değerlendirilmesi
Ana Tanrıça Kültü çok eski dönemlerden beridir çeşitli coğrafyalarda ve kültürlerde karşılaşılan bir inançtır. "Doğa Tanrıçası" olarak tapınım gören Ana Tanrıça betimlerine metinlerde, idollerde ve duvar kabartmalarında sıklıkla rastlanılmaktadır. Amasya'nın 25 km güneybatısında yer alan Oluz Höyük 4B Mimari Tabakasında açığa çıkarılan Kubaba Sunağı'nın keşfi ile başlayan ve Kubaba Heykelciği'nin alt kısmının bulunmasıyla ivme kazanan arkeolojik çalışmalar, Oluz Höyük'te Kubaba (Ana Tanrıça) kültünün varlığını kanıtlamıştır. Bu yüksek lisans tezinde de Oluz Höyük'te keşfedilen Kubaba Sunağı'ndan yola çıkarak Orta Anadolu ve yakın çevresindeki Kubaba Kültü'nün değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Hitit ekonomisinde tarım
M.Ö. 17. yüzyılda Orta Anadolu'nun kuzeyinde, Hititçe adı "Marasantiya" olan Kızılırmak Nehri kavsi boyunca yerleşen Hititler, dini ve idari merkezleri başkent Hattuşa'dan yayılım alanlarını batıya ve güneye doğru genişleterek büyük bir imparatorluk haline gelmişlerdir. Kraliyet ailesi tarafından yönetilen devletin ekonomisi büyük ölçüde tarımdan oluşmaktadır. Hitit topraklarında gerçekleştirilen tarımsal üretimle beraber devletin ekonomik kalkınması mümkün hale gelmiştir. Hititlerin yerleştiği Orta Anadolu platosunda iklim, hemen hemen günümüze yakın bir seviyedeydi. Dolayısıyla bu topraklarda yetişen tarım ürünleri başlıca buğday, arpa, çavdar ve yulaftan oluşmaktadır. Çivi yazılı belgelerde de bu ürünlerin adının sıkça geçmesi bu durumu kanıtlamaktadır. Bu nedenle toprağa son derece bağlı olan bir devletin tarımsal alanda hassas politikalar oluşturmuş olması kaçınılmaz olmuştur. Hitit kanununun "eğer bir bağ" ile başlayan maddelerinin sayısal olarak fazlalığı, devletin tarım konusunda ne denli titiz davrandığının resmi olarak kanıtıdır. Kral Telipinu döneminde yayımlanan "Telipinu Fermanı" ile tarımsal üretim adına önemli tedbirler alınmıştır. Telipinu, yayımladığı fermanıyla hububatın toplanması ve depolanması konusunda önemli kararlar almıştır. Hitit devletinde tarımla ilgili alınan hukuki önlemlerin yanında bazı icraatları da olmuştur. Özellikle tarımsal üretimle ilişkili olarak inşa edilen su yapıları, devletin tarım politikasını daha iyi anlamamız açısından önemlidir. Zira Hitit topraklarında gerçekleştirilen tarım büyük ölçüde yağışlara bağlıdır. İnşa edilen su yapılarıyla olası bir kuraklık senaryosunun bertaraf edilmesi amaçlanmıştır. Hitit kültür ve medeniyetinde de tarımın etkisi yoğunlukla hissedilmektedir. Hitit kültüründe bayramların tarım, hububat ve hasat temalı olması bunun önemli bir göstergesidir. Bayramlarla, Hitit topraklarında bereketli bir hasat döneminin gerçekleşmesi temenni edilmiştir. Bu sayede, tarımsal üretimde yaşanan artışlar sonucunda depolar dolacak, ülkeye ekonomik refah gelecektir. Hitit dininde de tarımın etkisi yoğun bir şekilde hissedilmektedir. Hitit panteonundaki baş tanrı olan Fırtına Tanrısı, Hitit Ülkesindeki toprakların sahibidir. Tanrı bu yetkisini krala vermiştir. Kral ise bu yetkisiyle, Hitit topraklarındaki arazileri halka bağışlayarak veya tahsis ederek tarımsal üretimin kesintisiz ilerlemesini sağlamaktadır. Ayrıca Hititlerde tarım tanrısı olan Telipinu'ya ait "Kaybolan Tanrı Telipinu" efsanesi Hitit takviminden bildiğimiz mevsimleri ve doğanın canlanmasını betimlemesi açısından önemlidir. Dolayısıyla başta ekonomi olmak üzere, hayatın her alanında yoğun tarım etkisinin hissedilmesi ancak ülkede sistemli bir tarımsal üretim organizasyonu inşa edilmesiyle ve iyi bir idari mekanizma oluşturulmasıyla sağlanabilmiştir. Bu durum, Hititlerin tarih sahnesinden çıkmasından ayrılış sürecine kadar geçen sürede Hitit ülkesinde yoğun bir tarımsal faaliyetin gerçekleşmesiyle mümkün olmuştur.
Karia'nın Arkaik ve Klasik Dönemlerinde ana tanrıça kültleri
Güney Batı Anadolu coğrafyasını kapsayan Karia Bölgesi'nin temel alındığı bu tezde, bölgenin Arkaik ve Klasik dönemlerine ait tanrıça kültleri incelenip tartışmaya açılmış ve konu, mitoslar, ritüeller, tapınaklar, açık hava tapınakları ve tanrıça imgeleri doğrultusunda değerlendirilmiştir. Özellikle Hellenistik Dönem'in siyasal ve ekonomik koşullarıyla birlikte, iç içe geçmeye başladığını gördüğümüz ana tanrıça kültlerinin birbirlerinden bağımsız bir şekilde izah edilebilmesi, dönemin kültürel yapısını anlayabilmemiz için büyük önem arz etmektedir. Çoğu kez bir kültür etkinliği içinde değerlendirilen kültler, sanıldığının aksine, antik dönem boyunca siyasal, sosyal ve ekonomik eylemlerin hep odağında yer almıştır. Dolayısıyla bir kültün anlaşılması, aynı zamanda hem toplumsal yapının, hem siyasal düzenin hem de ekonomik gücün anlaşılmasıyla eşdeğer bir rol üstlenmektedir. Ayrıca başlığa taşıdığımız konu, Karia özelindeki belli başlı tanrıça kültleri üzerinden Arkaik ve Klasik dönemlerin inanç algısını tartıştığı için, pek çok soruna değinmeyi de zaruri kılmaktadır. Bu sorunların başında, kültler söz konusu olduğunda bilim insanlarının yararlanacakları metotların karmaşık yapısı gelmektedir.
Alaca Höyük'te Hitit İmparatorluk Dönemi yerleşim modeli ve mimarisi
Alaca Höyük Hitit İmparatorluk Dönemi Yerleşim Modeli ve Mimarisi" adlı bu çalışmada Çorum İli Alaca İlçesi Alaca Höyük Köyü sınırları içerisinde yer alan Alaca Höyük'ün 2. yapı katı (Hitit İmparatorluk Dönemi) mimarisi incelenmiştir. Bu bağlamda eski yıllarda açığa çıkarılmış olan yapıların çizimleri revize edilmiş ve dijital ortamda (AutoCAD) çizimleri tekrar yapılmıştır. Yeni dönem kazılarında açığa çıkarılan yapıların çizimleri ile beraber değerlendirilip topografik haritada kent modeli oluşturulmuştur. Hitit İmparatorluk Dönemi'nde Alaca Höyük'te açığa çıkarılan yapılarda kullanılan malzemeler ve bu malzemelerin temini araştırılmıştır. Mimaride kullanılan yapı öğeleri ve mimari yapım teknikleri ışığında dönemin yapıları tek tek değerlendirilmiştir. Yapılar değerlendirilirken; planı, kullanılan yapı malzemeleri, çıkan buluntu konteksi ve yapım teknikleri ışığında yapıların işlevi tespit edilmeye çalışılmıştır. Dönemin mimari yapıları Hitit çekirdek bölgesindeki merkezler ile karşılaştırılmıştır. Alaca Höyük kent dışı yapılarının özellikleri, işlevleri araştırılmış ve yapıların kent ile bağlantısı, diğer merkezler ile karşılaştırma yapılarak tespit edilmeye çalışılmıştır. Alaca Höyük'ün yerleşim olarak seçilmesinin nedenleri Coğrafi Bilgi Sistemleri ışığında; iklimsel yapısı, coğrafyası, jeolojik yapısı ve hidrojeolojisi gibi birçok faktör açısından araştırılmış, yerleşimin tercih edilme sebepleri tespit edilmiştir. Yazılı belgeler ışığında dönemin şehircilik anlayışı araştırılmıştır. Diğer merkezlerle karşılaştırmalar yapılarak Alaca Höyük kentinin özellikleri belirlenmiştir. Bütün bu çalışmalar sonucunda Alaca Höyük Hitit İmparatorluk Dönemi mimarisi ve kentin yerleşim planı hakkında edinilen bilgilerle sonuca ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Alaca Höyük, Hitit İmparatorluk Dönemi, Mimari, Kent
Batı Anadolu bölgesi Hellenistik Dönem konut mimarisi
Çalışmış olduğumuz yüksek lisans tezimizde, "Batı Anadolu Bölgesi Hellenistik Dönem Konut Mimarisi" araştırılmış mimari plan açısından incelemiştir. Araştırmalarımızı ilk olarak, üç farklı bölümden oluşturduk. İlk olarak konutların oluşum aşamalarını ele aldık. İlerleyen aşamalarda ise ilk ızgara plan yapısından ve gelişen ızgara plan yapısından bahsettik. Daha sonra Hellenistik Dönemi inceledik ve yavaş yavaş konut mimarisine geçiş yapmaya başladık. Bu bölgede kurulmuş olan kentleri tek tek inceledik ve levhalarla araştırmamızı destekledik. Son olarak ise, bir kentin oluşumunda en önemli olguyu oluşturan malzeme yapılarını ele almış bulunmaktayız. Sonuç olarak, Batı Anadolu Bölgesini mimari açıdan oluşum aşamalarını gözlemlemiş bulunmaktayız. Bu çalışma insanların konut yapma aşamalarını yer seçiminden malzemeye kadar ne şekilde seçtiklerini gözler önüne sermektedir.
Ovalık Kilikya (Kilikia Pedias) bölgesi kapsamında Adana ve Osmaniye illerinde yer alan höyükler
Kilikya olarak adlandırılan bölge, Anadolu'nun güneyinde yer almaktadır. Bu bölge Ovalık ve Dağlık olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Dağlık Kilikya Korakeison'dan (Alanya) başlayıp, Soloi/Pompeiopolis'e (Viranşehir) kadar olan kesimi, Ovalık Kilikya ise Soloi/Pompeiopolis'ten başlayıp doğuda Alexandreia Kat Isson'a (İskenderun Körfezi) kadar olan bölgeyi kapsamaktadır. Ovalık Kilikya olarak bilinen bölge düz ovalık olduğu için Çukurova olarak nitelendirilmiştir. Kilikya gerek konumu itibariyle gerekse de coğrafi şartları nedeniyle tarih çağları boyunca iskân görmüştür. Bölgenin iskân edilmesinde hem Akdeniz'e kıyısı olması hem de özellikle Ovalık Kilikya kesiminin düz, ovalık ve yerleşime elverişli olması bunun nedenlerinin başında gelmektedir. Ovalık Kilikya olarak adlandırılan Çukurova, genel itibariyle kapalı bir havza görünümünde olup, kuzeyi dağlarla çevrili kapalı bir havza görünümündedir. Ancak, Orta Anadolu'yu Doğu Akdeniz ve Suriye-Mezopotamya'ya, Mezopotamya'yı da Orta Anadolu, Batı Anadolu ve Ege dünyasına bağlayan yollar üzerinde yer alması sebebiyle de aslında dışarıya açık bir bölge konumundadır. Bu nedenle Çukurova, kendine özgü konumu itibariyle çeşitli kavimlerin akınına, Orta Anadolu, Mezopotamya ya da deniz yönünden gelen siyasi güçlerin kolayca hâkimiyetleri altına alındığı merkezi bir konum olmuştur. Söz konusu çalışma kapsamında Ovalık Kilikya (Kilikia Pedias) bölgesindeki Adana ve Osmaniye illerinde yer alan konuya dahil edilmiş höyük yerleşimleri hakkında bilgiler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Kilikya, Ovalık Kilikya, Dağlık Kilikya, Çukurova.
Hellenistik ve Roma Dönemi'nde Küçük Asya'daki kütüphaneler
"Hellenistik ve Roma Dönemi'nde Küçük Asya'daki Kütüphaneler" adlı bu çalışmada tarih boyunca tüm dönemlerde önemli bir yeri olan, arşiv ile kütüphane binalarının özellikleri ve bulunduğu yerler kronolojik bir sıralama ile ele alınmıştır. Bu çalışmada Hellenistik ve Roma öncesi dönemlere de değinilerek bu yapıların gelişimine dikkat çekilmektedir. Sadece yapı değil, kütüphane ve arşiv binalarının önemi üzerinde de durulmuştur. Yazının bulunuşu ile birlikte, gelişen medeniyetlerde bilgilerin depolanması ihtiyacı kütüphane ve arşivlerin MÖ 3000 yıllarında ortaya çıkmasına neden olmuştur. Saray, tapınak ve özel arşivler ortaya çıkmıştır. Bu yapı türleri, tez çalışması içerisinde belirtilmiştir. Her dönemde önemli olan bu yapılar, zaman içinde daha da gelişmiş ve kültürler arası etkileşim ile her uygarlıkta inşa edilmişlerdir. Kütüphane ve arşivlerden ele geçen tablet, papirüs ve parşömenlerin içeriğinde genelde ticari, siyasi, dini ve edebi konular yer almıştır. Küçük Asya Hellenistik ve Roma Dönemi kütüphaneleri; türlerine, mimari özelliklerine ve konumlarına göre incelenmiştir. Ancak Küçük Asya'da bulunan Hellenistik ve Roma dönemine ait kütüphane ve arşiv yapılarının birçoğunun kalıntıları günümüze kadar ulaşmadığı için, mimari kalıntıları olmayan kütüphane ve arşiv yapıları antik kaynakların aktardığı bilgiler kadarı ile ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Kütüphane, Arşiv, Yazının Gelişimi, Kütüphane Türleri, Hellenistik ve Roma dönemi, Küçük Asya
Seyitömer Höyüğü'nde bulunan M.Ö. II. bin yıla ait metal iğneler
Metal objelerin insan hayatına girişi, kolay ulaşılabilen bakır ile başlamıştır. Anadolu'nun maden yatakları açısından zengin oluşu, tarih boyunca insanların madenlere kolayca ulaşmasını sağlamıştır. Prehistorik çağlarda insanoğlu çakmaktaşı ve obsidiyeni kullanırken, doğal olarak bulunan nabit bakırı da toplayarak eşya yapmaya başlamıştır. Çakmaktaşı ve obsidiyenin şekil vermede zorluk çıkarması, dayanıklı olmayışı metal malzemenin insan hayatına girişine hız kazandırmıştır. Günümüzden 10.000 yıl önce, Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ yerleşmelerinden, Çayönü'nde nabit bakırın dövülerek şekillendirildiği eşyalar üretilmiştir.Seyitömer Höyüğü'nde içinde bulunduğu İç Batı Anadolu'da ise erken madencilik izlerine Geç Neolitik Çağ'a tarihlenen Hacılar VI. tabakada rastlanır. Burada bakır cüruf izleri taşıyan seramik parçaları bulunmuştur. Hacılar Erken Kalkolitik Çağ'a tarihlenen Ia ve IIa tabakalarında iki adet bakır boncuk ile iğne parçaları gün ışığına çıkarılmıştır. Bu çalışmada metal eşya yapımını son derece gelişmiş düzeyde olduğu M.Ö. II. Bin yılda, coğrafi konum itibariyle önemli bir noktada yer alan Seyitömer Höyük metal iğneleri ele alınmıştır. Ele geçen bazı iğneler buluntu yerlerine göre değerlendirildiğinde, ne amaçla kullanıldığı konusunda fikir verebildiği gibi, hiçbir duruma bağlı olmayan iğneler de ele geçmiştir. Bazı iğnelerin ise yoğun tahribata uğramaları nedeniyle kullanım amaçları anlaşılamamıştır. Genel olarak iğneleri süs iğneleri ve dikiş iğneleri olarak iki grupta sınıflayabiliriz.. Süs iğneleri çoğunlukla yangın sonucu öldükleri anlaşılan bireylerin üzerlerinde ya da yakın çevresinde bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: Seyitömer Höyüğü, Metal İğne, Orta Tunç Çağı İğneleri, İç Batı Anadolu.
Frig Dönemi mühür ve mühür baskıları
Geçmişte imzanın yerini tutan mühürler, güç ve zenginliğin bir simgesi olarak uzun yıllar farklı toplumlar tarafından kullanılmıştır. En erken mühür örnekleri günümüzden yaklaşık 9000 yıl önceye ait olup kil ve taştan yapılmış, ilerleyen teknoloji ve keşiflere bağlı olarak metal, yarı kıymetli taş, kemik, fayans gibi farklı malzemelerden de yapılarak çağlar boyu kullanıma devam etmiştir. Çalışma konusunu oluşturan MÖ I. Bin'de Frig Uygarlığına ait mühürler, çok az incelenen önemli konular arasında yer alır. Frig mühürleri, Gordion, Boğazköy, Şarhöyük, Nemrud Dağı, Kastamonu-Kınık, Kaman-Kalehöyük, Emirler gibi yerleşim yerlerinde ortaya çıkarıldığı gibi bazı özel koleksiyonlarda ve satın alma yolu ile müzelerde yer almaktadır. Frig dönemi mühürleri çoğunlukla yuvarlak baskılı ve tutamaklı damga mühürlerden oluşur. Tutamaklar, delikli ya da hayvan figürü şeklindedir. Damga baskısında işlenen konular; keçi, geyik ve kuş gibi hayvan figürlerinin yanı sıra karışık yaratık figürleri de görülmektedir. MÖ II. Bin'de Hitit kültüründe görüldüğü gibi mitolojik konulara rastlanmaz. Bu da bize, Frigler'in kendine özgü bir mühür sanatı geliştirdiğini düşündürmektedir. Frig mühürleri işlenen figürlerin yapılış tarzı bakımından başka kültürlerden etkilenmiş olmasına rağmen mührün bütününe bakıldığında kendine has özellikleri ile diğerlerinden ayrılmaktadır. Mühür tutamağında ya da baskı bölümüne yakın yerlerde işlenen halkalar, Frig mühürlerinin ayırıcı özellikleri arasındadır. Bu çalışmada, Erken ve Orta Frig Dönemlerine ait mühürler incelenmiş, Frig kültürünün sonlarında İranlı Akhamenidler'in etkisiyle üretilen Geç Frig Dönemi mühürleri araştırma kapsamı dışında bırakılmıştır.
Seyitömer sivil mimarisinin özellikleri ve gelişimi
Bu çalışmada, Erken Tunç Çağı'ndan Roma Dönemi'ne kadar uzanan Seyitömer sivil mimarisinin özellikleri ve gelişimi ele alınmıştır. Höyükte Erken Tunç Çağı'nın yanı sıra Orta Tunç Çağı, Akhaemenid, Hellenistik ve Roma Çağlarına ait kalıntılar ortaya çıkarılmıştır.Seyitömer Höyük'ün mimari özellikleri ve gelişimini değerlendirebilmek için, her bir kültür katını en iyi temsil eden konut ve atölyelerden birer sivil yapı örneği seçilerek malzeme, inşa teknikleri, plan özellikleri ve kullanım amaçları açısından incelenip yerleşimin kendine has özellikleri ortaya konmaya çalışılmıştır.Yerleşimler bir sur veya teras-sur duvarlarıyla çevrelenmiştir. Yerleşimlerde anıtsal nitelikteki yapılara rastlanmamıştır. Özellikle Erken ve Orta Tunç Çağlarında konut tipi yapıların yanı sıra atölye/işlik ve depo olabilecek nitelikte mekânlar da görülmektedir.Erken Tunç Çağı'nda megaron planlı bir yapıya rastlanması, bu yerleşimin Batı Anadolu kültürel etki alanına girdiğini göstermektedir. Orta Tunç Çağı'nda ise daha ziyade Orta Anadolu etkisi ağırlık kazanmaktadır.Höyüğün en yoğun ve en geniş sınırlarına Erken ve Orta Tunç Çağı'nda ulaştığı; daha sonraki dönemlerde yerleşim alanının küçüldüğü ve daha az bir nüfusun yaşadığı anlaşılmaktadır. Seyitömer Höyük'ün özellikle Erken ve Orta Tunç dönemlerinde seramik ve maden üretiminde, ayrıca Anadolu'nun Doğusu ve Batısı arasındaki ticarette önemli bir rol üstlendiği açıktır. Akhaemenid ve Hellenistik Dönem mimari kalıntıları genellikle konutlardan oluşmaktadır. Dönemi karakterize eden yapı türlerine rastlanmaması ve daha ziyade yerel mimari özelliklerin görülmesi, höyüğün bu dönemde bir taşra yerleşimi niteliğinde olduğuna işaret etmektedir.Anahtar Kelimeler: Seyitömer Höyük, Mimari, Konut, Atölye, İşlik.
Seyitömer Höyük çatı örtü sistemleri
?Seyitömer Höyük Çatı Örtü Sistemleri? başlıklı bu çalışma, Seyitömer Höyük'te ortaya çıkarılan yapıların çatı örtü sistemlerine ilişkin buluntuların belirlenmesiyle oluşturulmuştur. Aynı zamanda buluntulardan hareketle Seyitömer Höyük'ün Erken ve Orta Tunç Çağ, Akhaemenid, Hellenistik dönem yapılarında uygulanmış olabilecek çatı örtü sistemleriyle ilgili öneriler sunulmuştur. Bunun yanı sıra, çalışmamızın birinci bölümünde antik dönem çatı kiremitlerinin ortaya çıkışı ve gelişimi, ikinci bölümünde ise kullanım şekilleri ve yapım teknikleriyle ilgili genel değerlendirmeler yapılmıştır.Seyitömer Höyük'te Erken Tunç Çağ tabakalarından ele geçmiş olan kil kütleleri, Orta Tunç Çağ yapılarından birinde ortaya çıkarılmış olan yanmış durumdaki çatı sistemi, söz konusu dönemlerde höyük yapılarının çatı örtü sistemleriyle ilgili önemli verilerdir.Höyüğün Akhaemenid ve Hellenistik dönem yapılarının çatı örtülerinde Korinth tipi düz kiremitler (stroter) ile Korinth ve Lakonia tipi kapama kiremitleri (kalypter) kullanıldığı anlaşılmıştır. Höyükte ele geçen çatı kiremitleri arasında ?yarım antefiksli stroter? olarak adlandırdığımız örnekler de, bugüne kadar herhangi bir benzeri bulunmamış, ilginç bir buluntu grubunu oluşturmaktadır. Çatıların ön uç sırasında yer alan stroterlerin köşelerine aplike edilmiş olan ve antefiks işlevi gören söz konusu parçalardan hareketle, höyüğün yer aldığı bölgenin iklim şartları da göz önünde tutularak, höyükteki yapıların yüksek eğim derecesine sahip oldukları sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Çatı, kiremit, Seyitömer Höyük.
Samsun ve çevresi mezar tipleri ve ölü gömme adetleri (MÖ. III. Bin ? MS. IV. yy.)
Samsun İli ve İlçelerini kapsayacak şekilde, MÖ. III. Bin'den başlayarak, Roma Çağı'na dek sürdürülen bir mezar tipolojisi ve ölü gömme adetleri çalışması kapsamında, ilk aşamada bugüne dek tasnif ve tescili yapılan ve kısmi bir şekilde yayınlanan mezarlar, çalışma kapsamında yeniden değerlendirilecektir. Bugüne değin hiçbir bilimsel çalışmada ortaya konulmayan her türden ve yukarıda bahsedilen tarihsel sürecin içerisinde yer alan mezar yapılarının ise tasnif ve istatistik çalışmaları yapılacak, mimari teknik çizimleri ve fotoğrafları mümkün olduğunca tamamlanacaktır. Bu mezarların yakın ve uzak çevredeki benzerleri ve içlerinde ele geçen buluntuların yardımıyla, olası tarihlemeleri yapılacaktır. Bu çalışmaların yanında MÖ. III. Bin'den, Roma Çağı'na dek ölü gömme adetleri incelenerek, kültürel devamlılığın sürüp sürmediği, zaman içerisinde ölü gömme adetleri açısından ne gibi yenilik ve değişikliklerin olduğu incelenerek, konuya sosyolojik bir boyut da katılmış olacaktır.
Seyitömer Höyüğü'nde bulunmuş kemik saplar
Yazının bulunmadığı tarih öncesi dönemlerde yaşayan insanların sosyal, kültürel yapıları, dini inaçları ve teknolojileri hakkında bilgileri, ele geçen değişik malzemeler kullanılarak yapılmış buluntu gruplarından elde edebiliriz.Çevresindeki her nesneyi yaşamını kolaylaştırmak için değerlendiren insan bunu yaparken bazı kıstasları göz önünde bulundurmuştur. Doğada kolay bulunabilen ve işlenmesi kolay olan kemiği hammadde olarak Prehistorik dönemden itibaren kullanmıştır. Zamanla günlük yaşamının önemli bir parçasını oluşturan aletlere estetik bir görünüm kazandırmak amacıyla çeşitli bezeme motifleri kullanmıştır.?Seyitömer Höyüğü'nde Bulunmuş Kemik Saplar? adlı tez çalışmamın konusunu 1991-2010 yılları arasında yapılan kazı çalışmalarında bulunmuş, tüm kemik objeler arasından seçilen ucuna alet takılıp sap amaçlı kullanılan kemik saplar oluşturmaktadır. Bu kemik saplar Erken Tunç Çağ'ından Hellenistik Döneme kadar yayılım gösterir. Yükseklikleri 13,2.cm ile 2,6 cm arasında, genişlikleri ise 2,6 cm ile 1,2cm arasında değişmektedir. Erken Tunç ve Orta Tunç kemik sapları çoğunlukla boynuzdan yapılmış ve sadece bazılarının iki ucunda, bazılarının bir ucunda kesilerek düzeltme vardır. Akhaemenid ve Hellenistik Dönem tarihlendirilen kemik saplar üzerinde uygulanan teknikler daha fazladır ve daha özenli bir işçilik söz konusudur. Kemik sapların üzerlerinde bezeme motifi olarak çoğunlukla konsantrik daire ve tek merkezli daireler kullanılmıştır. Bu bezeme motifini Anadolu'da E.T.Ç'den Roma Dönemine kadar görülmektedir. Sap olarak kullanılan bu objelerin içine bakıldığında sapın ucuna takılan aletin kalıntı ve izlerine rastlanmıştır. Anadolu'daki diğer yerleşim merkezleri ile karşılaştırıldığında bu objelerin sap amaçlı kullanıldığı literatürde doğrulanmıştır.Bu objeler diğer çağdaş ve komşu kültürlerdeki benzerleri ile karşılaştırılarak incelenmiş ve her eserin katalogu yapılmış, detayları gösteren çizimler, fotoğraflar eklenmiştir.Anahtar Kelimeler; Seyitömer Höyük, Kemik, Bezeme, Sap
Seyitömer Höyük idolleri
Ana tanrıçanın somut betimleri olarak adlandırılan idoller inanç sistemi hakkında bilgi veren kültür objeleridir. Her türlü kültür eşyası ile konut içi, mezar, depo yada dolgu toprak içinden bulunabilirler.Ana tanrıça kültünün doğuşu prehistorik dönemlere dayanmaktadır. Hayatı sorgulamaya başlayan ilk insan türü, en yakınında bulunan kadının kendi vücudundan bir başka canlı oluşturarak onu besleyip büyütebilmesi gibi ayrıcalıklı özelliğini bir kutsallık olarak görmüş ve kadının toplumdaki önemli yeri bu devirden itibaren oluşmaya başlamıştır. Yerleşik yaşama geçilmesiyle tarım ve hayvancılığın yapıldığı Neolitik Çağda kadının doğurganlığı doğa ve doğanın bereketiyle özdeşleştirilerek uzuvları abartılı üretken bereketli anayı simgeleyen heykelcikler betimlenmiştir. Kalkolitik Çağ'da ana tanrıça heykelcikleri üç boyuttan çıkarak yassı gövdeli stilize bir görünüm almaya başlamıştır. Gövdeler yassılaşırken, baş ve boyun uzamıştır. Heykelcikler idol görünümünü almıştır. Tunç Çağı'nda stilizasyon devam etmiş, yassı vücutlu olanların yanında pişmiş topraktan yapılmış üç boyutlu tanrıça heykelcikleri de oldukça fazladır.Bu çalışma Seyitömer Höyük idollerinin tarihlendirilmesi ve çevre bölgeler ile etkileşiminin belirlenmesi açısından önem taşımaktadır. Seyitömer Höyük'te Erken ve Orta Tunç Çağlarında çok sayıda ve az sayıda da Akamenid döneme tarihlenen idol ve figürinler bulunmuş olup, bunlar mekan içi, çöp çukuru ve dolgu toprak içinden ele geçmiştir. Toplam 70 adet olan bu idoller marn, mermer, kemik, opal, kumtaşı, pişmiş-pişmemiş topraktan yapılmış olup, dönemsel ve stilistik özellikleri açıdan incelenmiştir. Sonuçta dönemsel olarak çevre kültürlerle benzerlik göstermekte, ayrıca biçimsel birkaç özellik açısından bu yerleşmeye özgü nitelikler taşıyan idol ve figürinlerin bulunduğu saptandı.Anahtar Kelimeler: Seyitömer Höyük, İdol, Doğuran Ana, Ana tanrıça, Bereket
Seyitömer Höyüğü'nde bulunan M.Ö. II. Bin'e ait dokumacılıkla ilgili buluntular
?Seyitömer Höyüğü'nde Bulunan M.Ö. II. Bin'e Ait Dokumacılıkla İlgili Buluntular? başlıklı bu çalışma, M.Ö. II. Bin'de Seyitömer Höyüğü'nde ki dokuma aletlerinin analizini yapma olanağı sağlamıştır. M.Ö. II. Bin Seyitömer Höyük yerleşiminde dokumacılık mesleğinde kullanılan farklı işlevlere sahip iki tip alet tespit edilmiştir. Bunlar ağırşak ve tezgâh ağırlıklarıdır.Ağırşaklar üç ana form altında değerlendirilmiştir. Bu ana formların alt tipleri oluşturulmuştur. Ağırşaklar üzerinde tespit edilen bezemeler, dokuz çeşit altında incelenmiştir.Dokuma tezgâh ağırlıkları ise tip olarak yedi gruba ayrılmıştır. Tezgâh ağırlıkları üzerinde görülen bezemeler ise dört gruba ayrılarak incelenmiştir.Çalışmanın sonucunda, Batı Anadolu'da çalışma yapılan höyüklerdeki benzer buluntular karşılaştırılarak yerleşimler arasındaki kültürel etkileşimler ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Seyitömer Höyüğü'nde ki dokumacılığın gündelik faaliyet şeklinde gerçekleştirildiğini ve üretimin iç pazara yönelik yapılmış olduğunu söyleyebiliriz.Anahtar Kelimeler: Seyitömer Höyük, Orta Tunç Çağı, Dokuma, Ağırşak, Tezgâh Ağırlığı.
Gelibolu Yarımadası'nda iki prehistorik höyüğün yontmataş teknolojisi ve tipolojisi: Hacı Hüseyin ve Kaynarca
Trakya Bölgesi, Avrupa ve Asya arasında bir geçit yeri konumundaki önemli bir bölgedir. Trakya'nın Bulgaristan ve Yunanistan tarafındaki kesimlerinde çok sayıda arkeolojik kazı ve araştırma yapılmıştır. Yapılan bu araştırmalarda ortaya çıkartılan tüm Neolitik kültürler, gelişmiş bir aşamadadır. Bu sonuç ile bu Neolitik kültürlerin nereden ve nasıl geldikleri ya da etkileştikleri ve hangi kültür öğelerini kendi dinamikleri ile geliştirdikleri gibi çok önemli sorular ortaya çıkmıştır.Bugüne kadar Trakya'nın Türkiye kesiminde prehistorya ile ilgili yalnızca birkaç geniş kapsamlı kazı, birkaç kurtarma kazısı ve birkaç yüzey araştırması yapılmıştır. Ancak bu çok az sayıdaki araştırma bile yukarıda bahsedilen önemli soruların cevaplarının Trakya'nın Türkiye kesiminde yapılacak araştırmalar ile bulunabileceğini göstermiştir.Bu tez çalışması ile Türkiye Trakyası'nın batı kesimini oluşturan Gelibolu yarımadasının güney kesiminde yer alan Hacı Hüseyin ve Kaynarca Prehistorik Dönem yerleşimlerinden yüzey araştırmaları ile elde edilen yontmataş buluntuların teknolojik ve tipolojik analizlerinin yapılarak, bölgede yapılabilecek geniş kapsamlı araştırmalar için bir veri kaynağı oluşturmak amaçlanmıştır.Anahtar Kelimeler: Neolitik Türkiye Trakyası, prehistorik yontma taş aletler, Neolitik taş alet endüstrisi, tekno-tipolojik çalışma
Seyitömer Höyük M.Ö. I. bin Gri Monokrom Seramikleri
Seyitömer Höyük'ten ele geçen M.Ö. I. Bin Gri Monokrom Seramikler bu tez kapsamında incelenmiştir. Bu tezin yapılmasında ki amaç M.Ö. I. bin gri monokrom seramiklerin katoloğunun oluşturulması ve gri seramiklerin değerlendirilmesi. Yapılan incelemeler göstermektedir ki Seyitömer Höyük'te üretilen gri monokrom seramikler M.Ö. 6. yüzyılın sonundan Hellenistik Dönem'in sonuna kadar kullanım görmüştür. Tez konusu oluşturan malzemenin incelenmesi sonucunda, Seyitömer Höyük'te Phryg mimarisi ve tabakası olmadığı halde Phryg seramiklerinin var olması, Pers hâkimiyeti altında Phrygler'in yaşadığının bir göstergesidir. Phrygler'in Pers hâkimiyeti altında kültürlerini devam ettirmesi, M.Ö. 5. yüzyılda Phryg seramik geleneğini hala sürdürdüklerinin en önemli kanıtıdır. Bu durum bize gösteriyor ki Seyitömer Höyük'te farklı etnik grupların var olduğunu ve bu grupların kendilerine özgü kültürlerini rahatça yaşadıklarının göstermektedir. Çalışma kapsamında tüm, tüme yakın, profil veren ağız parçaları, gövde parçaları yer almaktadır. Seyitömer Höyük'ten ele geçen parçalar kendi içinde gruplandırılmıştır. Belirlenen gruplar buluntu tabakaları da göz önünde bulundurularak, diğer yerleşimlerden ele geçen örneklerle karşılaştırılarak tarihlendirilmiştir. Söz konusu malzememizin hamur özellikleri (hamur rengi ve katkı malzemesi) ve yüzey işçiliğine göre değerlendirilmesi yapılmıştır. Bu ayrımlar da göz önünde bulundurularak, malzeme mal gruplarına ayrılmıştır. Anahtar Kelimeler: Seyitömer Höyük, M.Ö. I. Bin Gri Monokrom, Phryg
Seyitömer Höyük siyah firnisli gri seramikleri
ÖZET SEYİTÖMER HÖYÜK SİYAH FİRNİSLİ GRİ SERAMİKLERİ USTA, Hüseyin Yüksek Lisans Tezi, Arkeoloji Anabilim Dalı Tez Danışmanı: Doç. Dr. Gökhan COŞKUN Temmuz, 2014, 174 sayfa Bu çalışmada Seyitömer Höyük Akhaemenid ve Hellenistik Dönem tabakalarından ele geçen siyah firnisli gri seramikler incelenmiştir. Mevcut malzemenin formları belirlenmiş, tipolojik ayrımları yapılmış, sınıflandırılmış ve bir katalogda toplanmaya çalışılmıştır. Ele geçtikleri tabakalar ile birlikte değerlendirilen seramikler, aynı zamanda diğer merkezlerden ele geçen benzer örnekler ile karşılaştırılarak incelenmiş ve tarihlendirilmeye çalışılmıştır. Yapılan araştırmalar sonucunda Akhaemenid Dönem tabakalarından ele geçen seramiklerin M.Ö. 5. ve 4. yüzyıllara ait olduğu, Hellenistik Dönem tabakalarından ele geçen seramiklerin ise M.Ö. 4. yüzyıl ile 2. yüzyıl arasındaki süreçte kullanıldıkları anlaşılmıştır. En yoğun kullanımın ise M.Ö. 4. yüzyıl'da olduğu saptanmıştır. Araştırmamızın sonucunda; Seyitömer Höyük örneklerinin, Attika seramiğinden esinlenerek yapılan imitasyon eserler olduğunu söylemek mümkündür. Diğer yandan, bu merkezden ele geçen siyah firnisli Attika seramiklerinin de söz konusu gri seramikler için model teşkil ettiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere gri hamurlu seramikler Phrygia bölgesinde yüzyıllar boyunca sevilerek kullanılmıştır. Bu tez çalışması kapsamında değerlendirilen seramiklerin profil, hamur yapısı ve yüzey işçiliği açısından benzerlerini bu bölge içerisindeki çeşitli merkezlerde görmek mümkündür. Seyitömer Höyük'ten ele geçen siyah firnisli gri seramiklerin yerel ürünler olduğunu söylemek mümkündür. Henüz bu seramiklerin Seyitömer Höyük'te üretildiğini kanıtlayacak kesin bir veri bulunmamaktadır. Ancak sayısal yoğunlukları ve diğer özellikleri göz önünde bulundurulduğunda bu seramiklerin Seyitömer Höyük veya yakın çevresinde üretildiğini düşünmek mümkündür. Anahtar Kelimeler: Seyitömer Höyük, Siyah Firnis, Yerel Üretim Seramik, Gri Seramik.
Kahramanmaraş Müzesi'nden Geç Hitit Çağı'na ait Hava Tanrısı stellerinin stilistik ve ikonografik açıdan değerlendirilmesi
ÖZET KAHRAMANMARAŞ MÜZESİ'NDEN GEÇ HİTİT ÇAĞI'NA AİT HAVA TANRISI STELLERİNİN STİLİSTİK VE İKONOGRAFİK AÇIDAN DEĞERLENDİRİLMESİ KAPUCİ, Umut Yüksek Lisans Tezi, Arkeoloji Ana Bilim Dalı Tez Danışmanı: Prof. Dr. A. Nejat BİLGEN Temmuz, 2014, 126 sayfa Kahramanmaraş Arkeoloji Müzesi'nden, Geç Hitit Dönemi' ne ait üç adet Hava Tanrısı steli çalışma içeriğini, stellerin stilistik ve ikonografik açıdan değerlendirilmesi ise konu ana yönelimini oluşturur. Bu izleğin, ardalansal ve gelişimsel bir süreçte tümlenmesi 5 bölümleme ile sağlanmıştır. Hitit İmparatorluğu'nun yıkılış sürecine dolaylı ve doğrudan etki eden olaylar dizisi içerisinde; Deniz Kavimleri Göçü/Ege Göçleri ve bu kitlesel hareketin Anadolu'da yarattığı değişimler ilk bölümde ele alınırken, çalışma konusunun mekansal sınırını oluşturan Gurgum'un, tarihi kaynakları ve arkeolojik araştırmaları 2. bölümde verilmiştir. Dönem sanatı özelliklerini evrelere ayıran stil grupları ile incelenen eserlerin stilistik değerlendirmelerine 3. ve 4. bölümlerde yer verilirken, steller üzerinde tasvirlenen figürlerin kimliklerine iz veren teolojik belirteçler, 5. ve son bölümde irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Geç Hitit Sanatı, Gurgum, Hava Tanrısı.
Seyitömer Höyük 24 No'lu Orta Tunç Çağı (IVA) Mekânının değerlendirilmesi
Batı Anadolu'da Orta Tunç Çağı, siyasal ve sosyo-ekonomik açıdan doğusunda bulunan Assur Ticaret Kolonileri Çağı ve batısında yer alan Minos Uygarlığı'na göre daha az bilinen bir dönemi karakterize etmektedir. Bu durumun başlıca sebebi olarak bölgede gerçekleştirilen kazıların azlığı ve kazıların ayrıntılı yayınlarının henüz gerçekleştirilmemiş olması gösterilebilir. Son yıllarda bir kurtarma kazısı projesi olarak gerçekleştirilen Seyitömer Höyük Kazıları, sözü geçen döneme ait tabakalarının tümüyle kazılmış olması ve sunduğu veriler sebebiyle, Batı Anadolu'nun OTÇ için önemli bir yer tutmaktadır. Bu çalışmada; Seyitömer Höyük 24 No.lu OTÇ (IVA) mekanının, öncelikle yerleşimde bulunan diğer OTÇ yapılarıyla ve kendisinden önce gelen ETÇ yapılarıyla olan konum ve işlevi konusundaki benzer veya farklı yönleri incelenmiştir. Daha sonra Anadolu'da çağdaşı olan anahtar yerleşimlerde ortaya çıkartılan yapılarla olan plansal ve iç donanımsal benzerlikleri karşılaştırılmıştır. Son olarak da 24 No.lu Mekân'dan yola çıkarak mekânların hem kendi yerleşimlerinin içerisinde hem de diğer yerleşimlerle olan plansal benzerliklerini etkileyen etmenler yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Seyitömer Höyük, Orta Tunç Çağı, Mimari, Mekân, Konut.
Myrina koroplastik eserleri
İzmir ili, Aliağa ilçesinin kuzeyinde, Çandarlı Körfezi (Elaitikos) kıyısında ve Güzelhisar Çayı'nın (Koca Çay) ağız kısmında yer alan Myrina, Beriki Tepe ve Öteki Tepe adlı iki tepe üzerine kurulmuş bir liman kentidir. Myrina antik kenti nekropolünde Atina Fransız Okulu üyeleri E. Pottier ve S. Reinach tarafından 1880-1882 yılları arasında 3 yılda dört sezonu içeren kazılar sırasında, 4-5 bin mezar açılmıştır. Açılan bu mezarlardan 1.500'den fazla figürin ve başka mezar sunuları ele geçmiştir. Yaşayan varlıkları tasviri olup taşınması rahat olan, üç boyutlu küçük eserleri ve küçük insan ya da hayvanların tasviri figürin olarak isimlendirilmektedir. Pişmiş toprak olan terrakottanın ve tabii ki pek çok figürinin ana maddesi olan kilden sanat eseri üreten özellikle heykelcik yapan sanatçıya "koroplast" ismi verilmektedir. Koroplast olarak isimlendirdiğimiz sanatçının üretmiş olduğu eserlere ve bu üretim sanatına da "Koroplastik" ismi verilir ve küçük boyutlu olan bu koroplastikler en başta tanımını yaptığımız figürinlerdir. Mezarlara bırakılan hediyeler ve de adak törenlerinde kullanılan figürinler pişmiş toprak ağırlıklı, taş, ahşap ve çeşitli madenler gibi malzemelerden yapılmışlardır. Şekil olarak küçük boyutlu oldukları için kolay taşınabilir özellikte ve üç boyutludurlar. Ayrıca bulunan bazı figürinlerin oyuncak amaçlı tasarlandığı bilinmektedir. Figürinlerin evlerden kutsal alanlara, nekropollerden çöplüklere kadar çok geniş bir alanda bulunmaları, onların üretildiği malzemenin kolay elde edilebilir ve ucuz olması ile ilişkilidir. Bu durumda, figürinleri sosyal sınıf ayrımı olmaksızın çok sayıda insan için kolay ulaşılabilir yapmaktadır. Bu nedenle figürinler, antikçağ sanatının günlük yaşamının "ortak statü nesneleri" olarak kabul edilirler. Myrina'dan ele geçen figürinler yurt dışına götürülmüş ve bugün Avrupa'daki çeşitli müzelerde sergilenmektedir. Bergama müzesi yanında, Berlin Altes müzesi, Biritish museum, Cincinnati Sanat Müzesi, Louvre müzesi, New York Metropolitan Sanat müzesi, Boston Sanat müzesi, Atina Ulusal Arkeoloji Müzesinde Myrina figürinleri teşhir edilmektedir. Bu çalışmamızda ulaşabilir olan tüm Myrina figürinleri üzerinden genel bir değerlendirme yapılarak figürinlerinin tipolojik özellikleri, konteksti ve ikonografik özellikleri belirlenmiştir. Myrina figürinleri ise genel olarak Aphrodite, Demeter, Eros, Nike, Eros-Aphrodite Grupları, Satyr ve Siren tipleri, tanrı/ tanrıçalar, komedi masklı aktör, grotesk, köle tipleri, kadın-çocuk grupları, çoklu kadınlar, genç kızlar ve Ephebeler, erkek-kadın grupları, masklı kadınlar başlıkları altında gruplandırılabiliriz. v Myrina'nın konumu, nekropolis çalışmaları, eserlerin korunmakta olduğu çeşitli müzelere aktarılmış olup Myrina figürinlerinin tipolojik özelliklerinin Tanagra ile oldukça benzer olduğu, Anadolu'da ise Kyme, Smyrna ve Priene gibi kentlerin figürin üretimleriyle benzer özellikler taşıdığı görülür. Myrina figürinlerinin MÖ 3. yüzyılın ikinci yarısı itibariyle üretildiği ve genellikle MÖ 190 yılına ait Myrina sikkelerinin bulunduğu mezarların kesin bir kronolojiye sahip olabildikleri ve atölye imzalarına sahip örneklerin sıklıkla ele geçtiği bilinmektedir.
Romanizasyon politikası kapsamında kremna sikkeleri
Roma'nın siyasi hakimiyetine giren bütün bölgelerde olduğu gibi Küçük Asya topraklarındaki Pisidia Bölgesi'nin kentlerinde de Romalı yöneticiler tarafından sistemli bir romanizasyon politikası sürdürülmüştür. Bu kapsamda belli niteliklere sahip olan kentler Roma kolonisi olarak ilan edilmişlerdir. Pisidia Bölgesi'ne dahil olan Kremna'da bu kentlerden biridir. Romanizasyon politikası, imparatorluk topraklarında ortak bir kültür ve bilinç oluşturma gayesi ile siyasi, sosyal, dini ve kültürel pek çok alanda değişimlere yol açmıştır. Romalı yöneticiler egemenlikleri altındaki topraklarda hakimiyetlerini güçlendirmek ve kalıcı hale getirmek için çeşitli propaganda unsurları kullanmışlardır. Bu unsurlardan biri de sikkelerdir. Bu küçük oval nesneler para olarak karşıladıkları değerin yanı sıra aynı zamanda üzerlerine darp edilen betimlerle de topluma ulaşmak için kullanılan bir propaganda aracı haline gelmişlerdir. Bu kullanımın anlaşılabilmesi amacıyla Romanizasyon politikası kapsamında Kremna sikkeleri değerlendirilmiştir. Çalışmada öncelikle; Kremna'nın konumu ve tarihi, Kremna ile ilgili çalışmalar, Kremna halkı, kentin Romanizasyonu ve Akültürasyon süreci bölümlerine yer verilmiştir. Daha sonra, Kremna sikkeleri Roma koloni tipleri, imparatorlukla ilişkili tipler, mitolojik tipler ve kentle ilgili diğer tipler olarak dört ana başlık altında incelenmiştir. Zengin bir yerel kültüre ve yoğun bir etnik çeşitliliğe sahip olan Kremna'nın sikkeleri üzerinde, tercih edilen tiplerin, çeşitli propaganda stratejileri kullanılarak, sistemli bir Romanizasyon politikasına hizmet ettiği anlaşılmıştır. Roma tüm bu faaliyetleri ile sınırları içerisinde bulunan pek çok etnik çeşitliliği yalnızca baskıcı siyasi ve askeri otoritelerle değil, aynı zamanda etkili siyasi stratejilerle de bir arada tutabilmiştir. Roma, izlediği bu stratejiler sayesinde egemenliği altındaki pek çok bölgede bütünleşme yönünde bir Akültürasyon süreci yaşanmasını sağlayarak oldukça geniş bir coğrafyada uzun yıllar güçlü bir şekilde hakimiyetini koruyabilmiştir.
Kırmızı figürlü seramiklerde Eos ve lir tasvirleri
İnsan için "ölümsüzlük" varoluştan itibaren peşinden koşulan ve elde edilmek için türlü çabalar gösterilen bir ödül olarak görülmüştür. Zamana yenik düşen bedenlerimiz ile er ya da geç vedalaşırız. Müzik ve şiir ile ruhunu besleyen insan sanat eserleri yaratmış ve kendini değilse de onları ölümsüz kılmayı başarmıştır. Yunan mitolojisi tanrıların insani özellikler kazandığı insanların da tanrısal özellikler kazandığı hikayelerden oluşmaktadır. İnsan ve Tanrı arasındaki en temel ayrımlardan biri olan ölümsüzlük ise aşk, müzik ve şiir ile harmanlandığında karşımıza Eos ve Tithonos çıkar. Çalışmamızda ressamlara büyük ölçüde özgürlük sağlayan kırmızı figür tekniği ile işlenmiş seramikler üzerinde Eos ve lirin ilişkisini açıklamaya çalışılmıştır. Tezimizde literatürde sadece birlikte tasvir edildikleri ancak lirin sahnedeki anlamının açıklanmayışı ile oluşan boşluğu doldurmak amaçlanmaktadır.
Roma Dönemi Nikai'sında su temini
Bu çalışmanın konusunu Antik Nikaia kentinin Roma döneminde, kentin ihtiyacı olan suyu nasıl temin ettiği oluşturmaktadır. Antik yazarlardan Vitruvius'un Mimarlık Üzerine On Kitap adlı eseri, Roma Dönemindeki su teminine dair önemli bilgiler verdiği için bu çalışmanın ana kaynağı olmuştur. Antik Nikaia Kenti'nin üzerine şimdiki İznik şehri konumlandığı için çalışmada Lefke Kapı'daki su kemerine ağırlık verilmiştir. Lefke Kapı Su Kemeri, kentin su temini açısından oldukça önemlidir. Sukemeri ve kanalında, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nce izin verilen öğrenci çalışması kapsamında incelemeler ve su kemerinde dijital taramalar yapılmıştır. Yapılan incelemelerle su kemeri yapımında kesme taş, moloz taş, tuğla, kireç, harç ve devşirme malzemeler kullanıldığı sonucuna ulaşılmıştır. Nikaia su sistemi, en erken İmparator Hadrian döneminden başlayarak 20. yüzyılın ortalarına kadar aktif olarak kullanılmıştır. 16. yüzyılda kenti ziyaret eden seyyahlar su kemerinin bakımsız olduğunu yazmışlardır. Uzun süre kullanılan su sisteminde, yapılan araştırmalar sonucunda İmparator Hadrian veya Justinianus dönemi, 8-9. yüzyıl, geç 11- erken 12. yüzyıl, 12-13. yüzyıl, 1963 onarımı ve son olarak 2015 restorasyonu olmak üzere toplam 6 yapı evresi saptanmıştır.
Geç Antik Çağ mozaik döşemeleri üzerinde Kantharos tasarımları ve ikonografisi
Kantharos, Antik çağda sıkça kullanılmış bir kap formudur. İçki kabı olarak bilinen kantharos Tanrı Dionysos'un atribütüdür. Kantharos tasviri birçok alanda olduğu gibi mozaikler üzerinde de sıkça kullanılmıştır. Bazen süsleme elemanı bazen de ana tema olan mozaikler üzerindeki kantharos tasarımları bu tezin konusunu oluşturmaktadır. Basit süsleme elemanı olarak kullanılan kantharos tasarımları, Geç Antik Çağ'da Hıristiyanlığın yaygınlaşmasıyla ikonografik açıdan büyük önem kazanmıştır. Kantharos bu dönemde Hıristiyanlığın babası olan Hz. İsa ile ilişkilendirilmiştir. Bu tezde Geç Antik Çağ'a tarihlenmiş mozaik döşemeler üzerindeki kantharos tasarımlarının hem tipolojik hem de ikonografik açıdan incelenmesi amaçlanmıştır.
Bursa Arkeoloji Müzesi'nde yer alan iki adet zırhlı torso
Yüksek lisans tezimizin konusunu Bursa Arkeoloji Müzesi'nde yer alan iki adet mermerden yontulmuş zırhlı torso oluşturmaktadır. Araştırmamıza önce zırhlı heykellerin kökeni ile başlanmış ve bu bölümde ayrıca konu ile ilişkili daha önce yapılan yayınlar irdelenmiştir. Diğer bir bölümümüzü Antik Çağda Anadolu'da zırhlı heykel üretimi yaptığı bilinen Aphrodisias, Dokimeion ve Prokonnesos gibi atölyelerin üslup bakımından incelenmesi oluşturmuştur. Bir diğer bölümde çalışmamızın konusunu oluşturan torsoların hangi atölye/atölyelere ait olabilecekleri sorusu tartışmaya açılmıştır. Tipoloji bölümümüzde ise zırhlı torsolarımız tip olarak incelenerek benzer örnekler ile karşılaştırılmıştır. Çalışmamızın bir diğer bölümü zırhlı heykellerimizin üzerinde yer alan zırh, giysi ve aksesuarların ikonografik incelenmesine ayrılmıştır. Son bölümümüz ise tarihleme konusuna ayrılmıştır. Atölyeler bölümünde yaptığımız değerlendirme sonucunda her iki heykelimizin de Prokonnesos Atölyesi'nde yontulmuş olabileceği sonucuna varılmıştır. Heykellerimizle tip olarak benzeyen heykellerin de Prokonnesos Atölyesi üretimi oldukları görülmüştür. Zırh üzerinde kabartma olarak verilen tanrısal atribütlerle imparator, kökenini tanrısal kahramanlara dayandırarak güçlü bir savaşçı olduğunu göstermektedir. Pteryges rozetleri üzerinde yer alan kabartma figürlerin ise imparatorun yanında savaşa katılmış olan lejyonları temsil ettiği ortaya konmuştur. Tarihleme konusunda Kat. 1'de gösterilen heykelin, Hadrian'a ait olduğu ve Gölyazı'da bir duvar üzerinde tespit ettiğimiz kaide de dikkate alınarak, Hadrian'ın Apollonia'yı ziyaret ettiği tarihlerde yapılmış olabileceği teyit edilmiştir. Diğer torsomuz ise Septimius Severus'a ait olması nedeniyle MS 2. yüzyılın sonu, MS 3. yüzyılın başı tarihinde yontulmuş olmalıdır.
Kültür varlıklarının korunması ve sergilenmesi kapsamında: Apollonia ad Rhyndacum Nekropolü açık hava müze önerisi
Kültür Varlıklarının Korunması ve Sergilenmesi Kapsamında: Apollonia ad Rhyndacum Nekropolü Açık Hava Müze Önerisi Kültür varlıklarını koruma bilinci 19. yüzyılda Avrupa'da gelişim göstermeye başlamıştır. Çağdaş ve bütüncül koruma ilkelerinin temelleri bu dönemde atılmıştır. Kültür varlıkları bulunduğu çevre ile birlikte değerlendirilmelidir. Bütüncül koruma anlayışının yansıması olarak koruma ve sergileme uygulamaları kapsamında açık hava müzeleri, çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Tez çalışması hazırlanırken ulusal ve uluslararası mevzuatlar ve açık hava müze örnekleri irdelenmiştir. Elde edilen sonuçlar ile tez dört bölümden oluşturulmuştur. İlk bölümde çalışmanın ana materyali olan kültür ve kültür varlıkları kavramları incelenmiştir. İkinci bölümde ise ulusal ve uluslararası mevzuatlarda kültür varlıklarının korunması ve korumanın gelişim sürecine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise çalışmanın ana konusunu oluşturan kültür varlıklarının koruma ve sergileme yaklaşımı olarak açık hava müzeleri ele alınmıştır. Açık hava müzelerinin oluşturulma kriterlerinde Kültürel Miras Alanlarının Yorumlanması ve Sunumu Tüzüğü baz alınmıştır. Dördüncü bölümde ise Apollonia a.R. Kenti ve kentte yer alan nekropol alanı irdelenmiştir. Nekropol alanındaki çalışmalardan bahsedilmiştir ve yapılması öngörülen açık hava müzesinde kullanılması planlanan bilgilendirme tabelaları sunulmuştur.
Gaziantep Üniversitesi 002 numaralı Paleolitik Çağ buluntu yeri (GAÜN-002) yontmataşlarının teknolojik ve tipolojik analizi
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan Gaziantep, Türkiye'de araştırılmış en önemli Paleolitik Çağ buluntu yerlerini barındırmaktadır. 20. Yüzyılın başından günümüze kadar birçok araştırmacı Gaziantep ilinde araştırmalar yapmış ve bölgenin Paleolitik çağlarda yoğun iskana uğradığını belirlemişlerdir. Paleolitik insanlarının iskanında önemli faktörler arasında Gaziantep ikliminin yaşanabilirliği, doğal kaynaklarının bol olması ve çakmaktaşı hammadde kaynaklarının yoğun olması gelmektedir. Buna ek olarak, Gaziantep'in konumu itibariyle Paleolitik dönemlerde insanların Avrasya'ya yayılışı açısından geçiş rotası üzerinde bulunması, bu zenginliğin nedenlerinden bir diğeridir. Bu tez çalışmasında Gaziantep Üniversitesi içerisinde bulunun ve GAÜN 002 buluntu alanı olarak adlandırdığımız bölgede tarama yapılmıştır. 7155 adet yontmataş buluntu tespit edilmiştir. Buluntular içerisinde Alt-Orta Paleolitik dönemin temel aletleri olan; el baltaları, kıyıcı ve kıyıcı aletler, levallois olan ve olmayan teknolojik unsurlar yer almaktadır. GAÜN 002 numaralı buluntu alanındaki çakmaktaşı hammadde kaynağının, Paleolitik dönem insanları tarafından aletlerin yapımında kullanılması, hammadde-alet-insan ilişkisini anlamamıza olanak sağlamaktadır. GAÜN 002 buluntu alanı Anadolu, Suriye ve Levant bölgesindeki diğer alt Paleolitik dönem yerleşimleriyle benzerlik göstermektedir. Özellikle Orta/Geç Acheulean ve Orta Paleolitik dönem yerleşimlerindeki yontmataş teknolojisinin benzerliği, bu bölgedeki yontmataş teknolojisinin etkileşimini ve gelişimini anlamamızı sağlamaktadır.
Gümüşler nekropolü
Bu Tez çalışmasının konusunu 1997 yılında Denizli ili Gümüşler Beldesi'nde yer alan Erbakır Fen Lisesi'nin yapımı sırasında tespit edilen ve kazısı Denizli Müzesi'nce gerçekleştirilen 17 adet mezar ve bu mezarlara ait buluntular oluşturmaktadır. Gümüşler Nekropolü, Lykos Vadisi içerisinde yer almakta olup Laodikeia territoriumuna dahil edilmekte ve bu kentin batısına yaklaşık 8,4 km.'lik mesafede yer almaktadır. Laodikeia territoryumunun yaklaşık 30.000 hektarlık bir alanı kapladığı, bunun da Lykos Vadisi'nin üçte ikisine tekabül ettiği bilinmektedir. Gümüşler Nekropolü'nde lahitler ve pişmiş toprak kiremit çatma mezarlar olmak üzere iki farklı tipte mezar açığa çıkarılmıştır. Gümüşler Nekropolü'nde açığa çıkarılan bu lahitlerden sayıca en fazla olanı fosilli traverten tekne mezarlardır. Pişmiş toprak kiremit çatma ve fosilli traverten lahit tekne mezarlar Laodikeia Nekropolü'nde açığa çıkarılan mezar tiplerindendir. Ayrıca Gümüşler Nekropülü'ne ait mezar hediyelerinin de yine Laodikeia Nekropolü'nde açığa çıkarılan eserler ile paralel olduğu anlaşılmıştır. Gümüşler Nekropolü'ndeki mezar sahiplerinin, çok az bir kısmının refah seviyesinin yüksek, büyük çoğunluğunun ise daha düşük gelirli kişilerden oluştuğu anlaşılmaktadır. Erken Hellenistik Dönem'e tarihlendirilen A1 No'lu mezar bu konuda aydınlatıcı olup zengin buluntuları sayesinde refah seviyesi yüksek bir kadına ait olduğu tespit edilebilmiştir. Bazı mezarlardan ölü hediyesi açığa çıkarılmamış olması Antik Dönem'de soyulmuş olabileceğini akla getirse de G1, G2 ve G3 no'lu kiremit çatma mezarlardan iskelete ait kemik parçalarının bulunmuş olmasına rağmen ölü hediyesine rastlanmaması nekropol alanında farklı statü ve refah düzeylerinin ispatı niteliğindedir. Gümüşler Nekropolündeki mezarlara yönelik yapılan tipolojik değerlendirmeler ve ölü hediyelerinin stilistik, tipolojik değerlendirilmeleri ışığında Erken Hellenistik Dönem'den MS 2. yy. ortasına kadar uzandığını göstermiştir.
Şanlıurfa Bölgesi Demir Çağı heykeltıraşlık eserleri
Şanlıurfa Bölgesi Demir Çağı Heykeltıraşlık Eserleri konulu tez çalışmamda bölgede bulunan ve Demir Çağı heykeltıraşlık özellikleri taşıyan 42 parça eser, kaya resimleri ve kaya kabartmaları değerlendirilmiştir. Şanlıurfa Bölgesinde bulunan heykeltıraşlık eserleri, çeşitli kaynaklardan faydalanarak tanımlama ve tarihleme çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Tez çalışmamızın bölgenin Demir Çağı heykeltıraşlık sanatı çalışmalarına bir ışık tutması amaçlanmıştır. Anadolu'da heykeltıraşlık eserleri taş oymacılığındaki ustalığı ve detaycılığı öne çıkmıştır. Bu kralların büstleri ve anıtsal kabartmalar Demir Çağı kültürünün ve inançlarının izlerini taşırdı. Heykeltıraşlık eserleri, Demir Çağı'nın farklı kültürlerinin dünya görüşlerini ve estetik ağlılarının yansımasıdır. Bu döneme ait heykeltıraşlık eserleri, tarih ve sanat meraklıları için bu büyük medeniyetlerin yaşam tarzlarını, inançlarını ve güzellik anlayışlarını anlamak adına önemli kaynaklardır. Konu hakkında sınırlı olan çalışmaların heykeltıraşlık sanatı konusunda Şanlıurfa ve diğer bölgeler için fayda sağlayacağını düşünüyoruz. Çalışmamızda Şanlıurfa kökenli çeşitli müzelerin envanterinde yer alan ve yerinde korunan heykeltıraşlık eserleri incelenmiş, eserlerin benzerleri bulunarak karşılaştırmalar ve tarihlendirme çalışmaları yapılmıştır. Yapılan çalışmalar sonucunda bölgede bulunan eserlerin gerek üslup, gerekse ideal betimlemeler bakımından diğer bölgeler gibi zengin olduğunu göstermektedir.
MÖ 3. binyılda Orta Fırat Bölgesi'nde pişmiş toprak figürinler
Orta Fırat Bölgesi, Fırat nehri boyunca Şanlıurfa ilinin Siverek ilçesinde yer alan Hassek Höyük civarından, güneyde antik Mari'ye (Suriye'de Abu Kemal kasabasının 11 km kuzey batısında) kadar uzanan Fırat Nehri ve yakın çevresini kapsar. Bu bölge, doğuda Mezopotamya ile batıda Levant arasında bir geçiş bölgesidir. Orta Fırat Bölgesi, Mezopotamya'dan Akdeniz'e doğu-batı yönünde ilerleyen yol boyunca Güney Mezopotamya'yı Anadolu'ya bağlayan ticaret yollarının kesiştiği bölge olması sebebiyle Yakın Doğu'nun en önemli yerleşim bölgelerinden biri olmuştur. Tez kapsamında, bölgede ele geçen figürinlerin üretim tekniği, tip ve ikonografik açıdan değerlendirilip, yerleşimler arasında benzer olan figürinler ile karşılaştırılması yapılmıştır. Yerleşim yerlerindeki konteksler de göz önünde bulundurularak MÖ 3. binyılda yaşayan toplumların sosyo-kültürel, dini ve siyasi açıdan kendilerini ifade etme araçlarından biri olan pişmiş toprak figürinlerin üretim amaçları ve işlevleri ele alınmıştır. Orta Fırat Bölgesi, stratejik konumu sebebiyle geçmişten günümüze kadar önemini korumayı başarmıştır. Birçok baraj projesinin de katkılarıyla Yakın Doğu'nun en iyi araştırılan bölgelerinden biri olmuştur. Pişmiş toprak figürinler, genellikle ilgili yerleşimler ile birlikte ele alınmış ve genel bir tipoloji oluşturulmuştur. Bu sebeple, Orta Fırat Bölgesi'nde ele geçen figürinler, Kuzey Suriye içindeki yakın çevrede ele geçen yayınlanan figürinlerin geneli ile karşılaştırılarak değerlendirilmiş ve yeniden tanımlanmaya çalışılmış; figürin gruplarının bölge içindeki dağılımı incelenmiştir.
Arkeolojik veriler ve çivi yazısı kaynaklar ışığında M.Ö. II. bin yılın ilk çeyreğinde Kahramanmaraş'ın tarihi coğrafyası
Kahramanmaraş Coğrafyası, Torosların uzantıları olan sıradağlarla, bu dağlar arasında kalan geniş ovalarla ve akarsuların oluşturduğu vadilerle şekillendiği bir bölgedir. Bu Coğrafi özellikler Tarih Öncesi dönemlerden günümüze kadar bu şehir sınırlarını yerleşim ve geçiş yeri anlamında odak noktası haline getirmiştir. Şehrin araştırma tarihçesine ve yaptığımız arazi araştırması verilerine bakıldığında Protohistorik dönemlerde kuzey ve güney olarak iki farklı kültürel ayrım görülmektedir. Bu kültürel ayrıma neden olan faktörlerin başında geçit vermeyen yüksek dağlar ve iklim farklılıkları sayılabilir. Tez konumun dönemini oluşturan M.Ö. II. Bin yılın ilk çeyreğinde yani diğer bir adıyla Asur Ticaret Kolonileri çağında Maraş'ın Asur-Kaniş arasındaki transit ticaretin önemli rotaları üzerinde yer almasından dolayı büyük ticari merkezler olan Karum ve daha küçük ticari merkezler Wabartum'lara ev sahipliği yapmaktadır. Ticari merkezlerin büyük bir ticari organizasyonu içerisinde barındırdığı çivi yazısı belgelerde anlaşılmaktadır. Bu ticari organizasyonun nedenli büyük boyutlu oluşunu şehri yöneten beyler üzerindeki etkisinden anlamaktayız. Beyler ticaretle uğraşan tüccarlara yeri geldiğinde güvenlik sağlarken, yeri geldiğinde de bu topraklarda işlediği suçlar karşılığında cezalar verebilmektedir. Tüccarlar Asur'dan getirdiği mallar karşısında Anadolu'dan bazı ürünleri de Asur'a götürmüşlerdir. Ayrıca Anadolu'da Karum ve Wabartum gibi ticari merkezlere sahip olan şehirlerde de ürünler alınıp satılmıştır. Lokalizasyonu kesin olmamakla birlikte bu ticari merkezlere sahip olan şehirler Lawazzantiya, Hurama ve Mama Kahramanmaraş sınırları içerisine yerleştirilmiştir. Bu şehirlerarası yolların rotaları coğrafyaya göre şekillenmiştir. Bazı şehirler geniş tarım alanlarına sahip olan ovalara lokalize edilirken, bazıları ise dar vadi girişlerine lokalize edilmektedir. Yaptığımız yüzey araştırması ve arşiv taramalarının coğrafya üzerinden etkisi neticesinde şehirlerin lokalizasyon konumları daraltılmış, Asur Ticaret Koloni yollarının Maraş'tan geçen kısımları önerilmiştir.
Müzelerde ısı, ışık, nem
Bu araştırmanın genel amacı; Müzelerde ısı, ışık, nemin, incelenmesi ve müzelerdeki, eserler üzerinde etkilerini incelemektir.Bu araştırmada öncelikle literatür taraması yapılmıştır. Müze türleri ve müzelerdeki sıcaklık, ışık, bağıl nemin, müzelerdeki durumları ve değerleri incelenmiştir. Malatya müzesindeki sıcaklık, ışık, bağıl nem düzeyleri periyodik olarak ölçülmüştür. Bu ölçümlerin sonuçları olması gereken standart değerlerle karşılaştırılması yapılmıştır.Yapılan Ölçümler sonucunda Malatya Müzesinin sıcaklık, ışık, bağıl nem standartlarının olması gereken standartlarda olmadığı ve bu durumun eserlere zarar verdiği görülmüştür. Bu sonuçların eserlere verdiği zararların önlenmesi için yapılması gereken çalışmalar belirtilmiştir.
Erzurum Arkeoloji Müzesi'nde bulunan Urartu Dönemi'ne ait madeni bilezikler ve pazıbentler
Urartu Krallığı M.Ö. 9. ve 6. yüzyıllar arasında Van Gölü çevresindehüküm sürmüstür. Urartuların en büyük rakibi Kuzey Mezopotamya'daki AssurDevletidir. Urartular, Assurlar'dan siyasal ve kültürel olarak etkilenmislerdir.Urartular metal isçiliğinde gelismisler ve silahlar, süs esyalarıüretmislerdir. Süs esyaları, kötülüklerden korunmaya yarayan bir muska olarakve toplumsal statüyü göstermek için, kadınlar ve erkekler tarafındankullanılmıstır. Bu esyalar mezarlara da bırakılmıstır. Süs esyaları içinde enyaygın olarak kullanılanlar bilezikler ve pazıbentlerdir. Geç Yeni - Assurkabartmalarında tasvir edilen figürler hayvan baslı bilezikler ve pazıbentlertakmıslardır. Bu süs esyaları Urartu ve Geç Hitit sanatında da görülmektedir.Bilezik ve pazıbentlerin uçlarındaki hayvan basları genellikle aslan, boğa -buzağı, yılan - ejderdir. Erken Demir Çağı'ndan itibaren görülen bu tür bileziklerve pazıbentler çoğunlukla Assur'lar tarafından kullanılmıstır.Bilezik ve pazıbentler arkeolojik kazılarda az sayıda bulunmustur. Bu süsesyalarının çoğunluğu müzelerde ve özel koleksiyonlarda bulunmaktadır.Bu çalısmada Erzurum Arkeoloji Müzesi'ndeki bilezikler ve pazıbentlerincelenmistir. Bilezikler ve pazıbentler müzeye satın alma yoluyla gelmislerdir.
Kapadokya Komanası Geç Hellenistik ? Roma Dönemleri seramiği
Kapadokya Komanası Antik Kenti (Şar Köy), Adana İli'ne 196 km uzaklıktaki Tufanbeyli İlçesinin 15 km kuzeydoğusundadır. Antik kentin büyük bir kısmı günümüzde köy yerleşimi altında kalmıştır. Ayakta kalabilen yapılar Roma Dönemi Anıt mezarı, Roma Dönemi tapınağına ait cella girişi ve Tiyatro Binasıdır. Roma Dönemi Anıt mezarı, Bizans Döneminde yeni eklemelerle kiliseye dönüştürülmüştür. Ayrıca Orta Tomas Tepe, Çatal Tepe ve çevresinde çok sayıda, çeşitli tipte mezar yapısı da günümüze ulaşmıştır (Kaya Mezarı, Taş Sanduka Mezar, Dromoslu Mezar, Yığma Mezar vs.).Antik yazarların ve 19. yy. araştırmacıların ilgisini çeken bu kent kaynaklarda, kutsal kent olarak geçmektedir. Burada halkın ?Ma? dediği Enyo Tapınağı bulunmaktaydı, halkı çoğunlukla dindar kişiler ve tapınakta yaşayan hizmetkarlardan oluşmaktaydı.Şarköy'de Kapadokya Komanası'na lokalize edilen alanda 2002 yılında Yrd.Doç.Dr. K. Serdar Girginer tarafından yürütülen yüzey araştırmasında , Şar Köy Orta Tomas Tepe, Şar Köy Çatal Tepe, Şar Köy Ortak Bahçeler (Kavak Tepe) olarak isimlendirilen alanlardan toplanan seramik içinde yer alan Geç Hellenistik ve Roma Dönemlerine tarihlenen seramiklerin değerlendirilmesi bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır.Anahtar Kelimeler: Kapadokya Komanası, Şar Köy, Geç Hellenistik, Roma, Seramik.
Seramik buluntuların ışığı altında M.Ö. II. binde Çukurova-Orta Anadolu ilişkileri
M.Ö.II.Bindeki siyasal yapı içerisinde Hititler'in Kuzey Suriye ve Mezopotamya'ya verdikleri önem nedeniyle bu bölgeye inen yollar üzerinde yer alan Çukurova Bölgesi de onlar açısından önem kazanmıştır. M.Ö.II.Binde Kizzuwatna adıyla bilinen önemli bir Hurri krallığını içinde barındıran Çukurova Bölgesi, bu süreç içerisinde kimi zaman Hititler ile eşit statüde, kimi zamansa onlara tabi bir krallık olmuş, ancak her zaman kültürel özerkliğini korumuştur. Özellikle Hititlerle yapılan eşitlik esasına dayanan son antlaşma olma niteliğindeki Sunassura Antlaşması'ndan sonraki dönemde Kizzuwatna'nın Hititler'in ?arka bahçesi? olduğunu görüyoruz.Bu çalışma sırasında iki bölge arasında benzerlik tespit edilen seramik formlarının yoğunluğu, yine iki bölge arasındaki siyasi, kültürel ve ticarî ilişkilerin boyutuna paralellik göstermektedir. Bölgede özellikle GTÇ'nda Orta Anadolu'nun Hitit malzemesiyle benzerlik söz konusudur. Bu etkinin Gözlükule GTÇ II evresine tarihlenen büyük boyutlu bir yapı ve Yümüktepe'deki sur sisteminde de görüldüğü üzere mimariye de yansıdığı sanılmaktadır..Anahtar Kelimeler: Çukurova, Orta Anadolu, Kizzuwatna, Hitit, Seramik İlişkileri
Yukarı Ova (Ceyhan Ovası) Hellenistik Dönem seramiği
M.Ö. 336 yılında Makedonya kralı II. Philip'in (M.Ö. 359-336) ölümünden sonra yerine, oğlu Büyük İskender (III. Alexandros M.Ö. 336-323) geçmiştir. Büyük İskender tarafından kurulan ve onun generalleri tarafından parçalara ayrılan imparatorluk geniş coğrafyalara yayılmıştır. Büyük İskender'in askeri seferleri, siyasi yönden olduğu kadar kültürel yönden de çok önemli sonuçlar doğurmuştur. Çünkü bu seferler sonucunda, Antik Hellen uygarlığı, Uzak Doğu'ya kadar yayılmış ve bu bölgedeki Mısır, Mezopotamya, İran ve Hint uygarlıklarıyla karışarak ve kaynaşarak yeni bir uygarlığı yani Hellenistik Uygarlığı oluşturmuştur. Büyük İskender'in Dünya İmparatorluğu'nun her yerinde olduğu gibi Anadolu'da da Hellenistik Dönem'de, Hellenizasyon süreci öncesinde kendi dillerini konuşan, özgün beğenileri ve çömlekçilik gelenekleri olan toplumlar vardır. Kilikia'nın Diadochlar Dönemi'ndeki kentleşme hareketleri, bir endüstri dalı olan çömlekçilik faaliyetlerini ve seramik üretim teknikleri ve bezeme geleneklerini de etkilemiştir.Büyük İskender'in M.Ö. Haziran 323'de Babil'deki ölümünden sonra ise imparatorluk temel olarak üç parçaya bölünmüştür: Mısır, Libya ve Levant bölgelerinde Ptolemaioslar, Suriye ve Güney Anadolu'da Seleukoslar ile Makedonya ve Hellas'ta Antigonoslar egemenliklerini devam ettirmişlerdir.Bölgenin Hellenistik Dönem'deki kentleşmesinin, çömlekçilik gelenekleri ve seramik ekolleri üzerine olan yansımalarına bakıldığında, Kilikia Bölgesi'nin Antik Dünya'nın genelindeki bu gelişmelerden kopuk olmadığı görülebilir. Özellikle de Erken Hellenistik Evre'de (M.Ö. 300-240/30) bölgenin tamamında, Yakındoğu ve Kıbrıs etkili güçlü bir Hellenistik seramik geleneğinin var olduğu görülür. Bölgeler ve seramik ekolleri arasındaki etkileşimlerin ise dönemin egemen gücü olan, Hellenistik Krallıklar tarafından geliştirilen kentleşme faaliyetleri sonucunda gelişen uluslararası ticaretin doğal bir sonucu olduğu görülmüştür.Çukurova Üniversitesi Arkeoloji Bölümü tarafından gerçekleştirilen Adana ve Kayseri'deki yüzey araştırmalarının beşinci bölümünün ikinci etabı olan Ceyhan Ovası çalışmalarında öncelikli hedef; bölgeyi daha önce incelemiş araştırmacılar tarafından, arkeoloji literatürüne kazandırılmış olan yerleşmelerin günümüz durumlarının incelenmesi, ayrıca prehistorik ve M.Ö. I. Bin yerleşmelerinin tespit edilmesidir.Ceyhan ve Kozan ilçe sınırları içerisinde, Çanak Çömlekli Neolitik Çağ'dan itibaren gelişen çeşitli köy yerleşimleri tespit edilmiştir. Anadolu'nun kuzey ve batısını, güney ve güneydoğusu ile bağlayan Çukurova ile Amik Ovası arasında, Ortadoğu'ya açılan önemli bir konumda bulunan Ceyhan ve Kozan höyüklerinden yeni veriler elde edilmiştir. Bazı höyükler Mersin-Adana-Ceyhan hattında olup, Antik Çağ'da da kullanılan bir yol ağına işaret etmektedir. Bu yol, Roma İmparatoru Vespasianus'un (M.S. 69-79) Roma'da bulunduğu dokuz yıl boyunca, başta başkent olmak üzere imparatorluğun eyaletlerinde de giriştiği inşaat programı zamanında yapılan, Dağlık Kilikia'nın sahil yolunun devamında bulunmaktadır.Yukarı Ova (Ceyhan Ovası) yüzey araştırmalarında derlenen Hellenistik Dönem seramiklerinin ele geçtiği merkezlerin, yörenin Tarsos, Anazarbos, Aigaea, Hierapolis/Kastabala, Mopsuestia-Misis gibi büyük kentlerine tarımsal destek veren üretimci köy yerleşimleri olduğu düşünülmektedir.Yukarı Ova kaseleri hamur, firnis, form ve bezeme açısından çeşitlilik gösteren bir gruptur. Bilimsel bir kazıdan gelmediği için analoji, daha çok kıyaslama yöntemiyle yapılmıştır. Doğal olarak bu değerlendirmede, bazı eserler dışında, kesin bir tarih ve atölye adı vermekten kaçınılmış, sadece olası üretim merkezlerine göndermede bulunulmuştur. Sınıflandırma için, ilk kez F. Courby, daha sonra A. Laumonier tarafından kapsamlı bir şekilde ele alınan ve bu konuda çalışanlar tarafından da kabul edilen, bezemeye dayalı düzen kullanılmıştır. Daha önceki araştırmacıların değindiği gibi kil, firnis, form gibi özellikler sınıflandırma için sınırlı ölçüde etkilidir.Anahtar Kelimeler: Yüzey Araştırması, Ceyhan, Kozan, Kilikia, Yukarı Ova (Ceyhan Ovası), Hellenistik Dönem, Hellenistik Dönem Seramiği, Kalıp Yapımı Kaseler, Hellenistik Dönem Lüks Sofra Kapları, Megara Kaseleri
Seramik buluntuların ışığı altında m.ö. III. binde Çukurova bölgesi
ÖZETSERAMİK BULUNTULARIN IŞIĞI ALTINDA M.Ö. III. BİNDEÇUKUROVA BÖLGESİZeynep YILMAZYüksek Lisans Tezi, Arkeoloji Anabilim DalıDanışman: Yrd. Doç. Dr. K. Serdar GİRGİNERNisan 2008, 136 sayfaETÇ I döneminde, Kilikya Bölgesi daha çok Kuzey Suriye-Mezopotamya ve İç Anadolu Bölgesi ile ilişkili olup, bu dönemde benzer birkaç örnek dışında Batı Anadolu ile ilişkili olmadığı tespit edilmiştir.ETÇ II döneminde, Kilikya'nın İç Anadolu, Amanosların doğusu, Amuk, Fırat, Kuzey Suriye, Mezopotamya, Levant, Kıbrıs ve Girit ile ilişkili olduğu, bölgenin öneminin daha da arttığı ve Tarsus'un bu dönemde ticarette söz sahibi bir merkez niteliği taşıdığı anlaşılmaktadır. Bu dönemde yapılan ticaret hem karadan hem denizden olup, yoğunluk kazanan ticaret sonucu bölgenin, Batı Anadolu'yu da tanımaya başladığı ve bu bölgeyle ilişkili olduğu anlaşılmıştır.ETÇ III döneminde ise Çukurova Bölgesi'nde kültürel anlamda çok büyük değişimler olmuştur. Batı Anadolu'ya özgü kap biçimlerinden kase, çark yapımı tabak, depas, tankard, çift kulplu fincan ve matara gibi seramik malzemeleri yanı sıra mimaride de yine Batı Anadolu'ya özgü olan megaron tipi yapılar ortaya çıkmıştır. Bu dönemde, daha az oranda İç Anadolu ve Kuzey Suriye ile ilişkiler devam etmiş ve dönem sonlarına doğru Batı anadolu'ya özgü kap formları ile Kuzey suriye'ye özgü kap formlarının karışımından yerli hamur ile sadece bu bölgeye özgü bir gelenek oluşturmuşlardır.Anahtar Kelimeler: Çukurova, ETÇ, Seramik.
Seramik buluntular ışığında Geç Tunç Çağı-Erken Demir Çağında Çukurova-Kıbrıs ilişkileri
Bu çalışma, Geç Tunç Çağı ve Erken Demir Çağı'nda, Çukurova ile Kıbrıs arasındaki seramik ilişkileri ile ilgilidir.Geç Tunç Çağı'nda Göksu Vadisi'nde yer alan Kilise Tepe, birçok Parlak Kırmızı Çark Yapımı mal vermiştir. Çukurova'da bu malların oranı oldukça azdır, sadece Yumuktepe, Gözlükule, Kinet Höyük ve Soloi Pompeiopolis'te birkaç parça bulunmuştur. Bu mal grubu Kıbrıs'ın hemen her yerinden oldukça çok sayıda ele geçmiştir. Parlak Kırmızı Çark Yapımı mal grubunun ana formları İğ Biçimli Şişeler, Kol Biçimli Kaplar, Matara Biçimli Şişeler, Mercimek Gövdeli Matara Biçimli Şişeler, Çömlekler, Testiler ve Geniş Çanaklardır. Karakteristik tipleri, Mısır, Filistin, Suriye, Anadolu ve Kıbrıs gibi geniş bir alanda bulunmuşlardır. Bu mal grubunun kaynağı uzun süredir tartışmalıdır.Geç Tunç Çağı'nda Çukurova'da Kıbrıs seramiği, temel olarak, Beyaz Astarlı II'lerle temsil edilirler. Halka Dipliler, Beyaz Tıraşlılar, Tek Renk ve Çift Renk mallar nadirdir. Kıbrıs seramiği Yumuktepe, Gözlükule, Soloi - Pompeiopolis ve Kinet Höyük'de bulunmuştur. Geç Tunç Çağ'da Kilise Tepe'de Kıbrıs seramiği yoktur.Erken Demir Çağı'nda, Çukurova'da Kıbrıs seramiği, temel olarak, Kilikia Boyalıları ve Kıbrıs Tipinde Kilikia Boyalıları ile temsil edilirler.Anahtar Kelimeler: Çukurova, Kıbrıs, Geç Tunç Çağı, Erken Demir Çağı, Seramik
Modern müze işletmeciliği
Bu araştırmanın amacı gün geçtikçe küçülen dünyamızda ve bilgi alışverişinin çok hızlı olduğu günümüzde Türkiye'nin müzelerinin ve müzeciliğinin durduğu noktayı tarif edebilecek yeterli altyapının ve geri beslemenin mevcut olup olmadığını incelemektir.Müzeciliği bir sektör olarak ele almak ve müzeleri serbest piyasada çalışan kurumlar gibi düşünerek yeterli rekabetçi ortamı sağlamak ve müzelerimizin bu serbest rekabet ortamında ayakta kalabilmek için yapmaları gerekenleri ortaya çıkarmaktır.Müzenin teşkilatlanmasını, değişen pazar şartlarına göre sergileme tekniklerini politikalarını yeniden gözden geçirmektir.Müzeciliğimizin temel sorunlarının, eksikliklerinin; ne türlü bir yapısal değişikliklere, yeni organizasyon yapısına ve kökten çözümlere ne kadar açık olduğunun gerçekçi bir analizinin yapılmaya çalışılmasıdır.Anahtar kelimeler: Müze pazarlaması, organizasyon, serbest rekabet, altyapı
Adana Müzesi Roma İmparatorluk Dönemi lahitleri
Roma İmparatorluk Dönemi içerisinde seri üretime geçildikten sonra lahitler sınıflandırıldığında, girlandlı lahitler, sütunlu lahitler, frizli lahitler, tabula ansatalı lahitler, sandık lahitler, yivli lahitler ve yarım işlenmiş lahitler göze çarpmaktadır.Adana Müzesi Roma İmparatorluk Dönemi Lahitleri toplam 20 adet olmakla beraber, bu lahitler arasında daha çok girlandlı lahitlere ait örnekler bulunmaktadır. Bu girlandlı lahitlerden biri Attika lahitlerinde görülen bir özellik olan ön yüzünde iki adet girland taşırken geriye kalanları ise Anadolu geleneğine uygun olarak üç girlandlıdır. Bunun dışında aralarında frizli lahit örneği, sütunlu lahit örneği, sandık lahit örneği de vardır. Ayrıca tamamen veya bir bölümü yarım işlenmiş lahitler de bulunmaktadır.Adana Müzesi Roma İmparatorluk Dönemi Lahitleri'nin mermer olanları Anadolu'nun Roma Dönemi içinde üretim yapan büyük lahit atölyelerinden ithal edilirken mermer olmayanlar ise yerel veya gezgin ustalarca imal edilmiştir. Söz konusu lahitler, Roma İmparatorluğu'nun diğer bölgelerinde bulunan lahitler ile tarihleme ölçütleri konusunda bir birliktelik sergilemektedir.
Adana Arkeoloji Müzesi'nde bulunan Geç Hitit Dönemi stelleri
Anadolu topraklarında M.Ö. 1650-1200 yıllarında yaşamış olan Hititler kendine özgü, Yakındoğu'da benzeri olmayan ve birçok uygarlığın karışımı ile sentezlenmiş, yüksek düzeyde bir uygarlık yaratmışlardır. Hitit İmparatorluğu'nun M.Ö. 1200 yıllarında çeşitli etkenler nedeniyle yıkılmasının sonucunda M.Ö. 700 yıllarına kadar varlığını sürdürmüş olan Geç Hitit Şehir Devletleri kurulmuş ve bu şehir devletleri kendinden önceki ve çağdaşı diğer uygarlıkların sanatsal özelliklerinden etkilenerek ve de kendi özgünlüğünü de katarak günümüze kadar ulaşabilen tasvirli sanat eserleri bırakmışlardır.Geç Hitit Şehir Devletleri taş yontu sanatında gelişmişler ve özellikle bazalt malzemeden yapılmış olan birçok tasvirli sanat eseri üretmişlerdir. Söz konusu eserlerin üzerinde insan ve hayvan figürleri ile diğer tamamlayıcı nesne betimlemeleri gösterilmiştir. Bu tasvirli sanat eserleri ile Geç Hitit Şehir Devletleri'nin gelenekleri, ikonografisi, günlük alışkanlıkları ve yaşam biçimleri öğrenilmiş ve sanatsal özellikleri incelenmiştir. Geç Hitit Sanatı eserleri arasında yer alan steller üzerinde farklı statülere sahip birçok figür yaşamı içinde, duygularını ve diğer uygarlık sanatsal özellikleri ile gösterilmiştir.Geç Hitit Dönemi sanatsal özelliklerini gösteren steller arkeolojik kazılarla çok sayıda bulunmuştur. Bu stellerin çoğunluğu müzelerde bulunmaktadır. Bu çalışmada Adana Arkeoloji Müzesi'nde bulunan steller incelenmiştir. Steller müzeye satın alma yoluyla gelmiştir.Anahtar Kelimeler: Adana Arkeoloji Müzesi, Geç Hitit, Taş Eserler, Steller
Mezopotamya'da Halaf seramikleri ve Önasya'da yayılım alanlarının incelenmesi
Bu tezin asıl amacı Kuzey Mezopotamya, Kuzey Suriye ve Anadolu'da Halaf seramiğinin kültürel, ticari ilişkilerdeki rolünü belirlemek olmuştur. Diğer amaç dış ilişkilerde, toplulukların kültürel bağlantıları ne derece belirlediğini ve değiştirdiğini, bu çok bölgeli etkileşim dünyasında seramikten başka hangi maddelerin anahtar rol üstlendiği araştırmaktır. Bu nedenle, bu sorunları irdelemek için başlıca Halaf yerleşimleri seçilmiş ve tezimize eklenmiştir.Ana vurgu olan Mezopotamya için seçilen, ana kaynakları Anadolu'da bulunan Halaf seramiği bölgeler arası ilişkilerin izini sürmek için ideal bir maddedir. Ayrıca Obsidyen, Tholos ve belli başlı küçük buluntular kültürel ilişkileri gösteren diğer örneklerdir. Bu tezde üç bölge arasında benzerlikler tespit edilen Halaf seramiklerinin yoğunluğu, formları ve bezemeleri bu üç bölgenin siyasi, kültürel ve ticari ilişkilerini yansıtmaktadır. Halaf seramikleri M.Ö. 5500-5000 yıllarında üretilmiştir. Bu seramikler gerek yapım kalitesi gerekse bezeme özellikleri açısından üç evreye ayrılmışlardır. Erken, orta ve geç evre olarak belirtilen bu aşamalar seramiklerin gelişmişlik düzeylerine göre belirlenmiştir.Erken Halaf seramikleri orta ve geç evre seramiklerine göre kalitesizdir. Seramiklerin çok azı perdahlanmış, çoğu elle şekillendirilmiştir. Orta Halaf seramiklerinde perdah uygulaması artmıştır. Seramiklerin fırınlama kalitesi gelişmiştir. Seramiklerin yüzeyine uygulanan bezemelerde gelişim sağlanmıştır. Motifler belirli bir metot çerçevesinde seramiğin tüm yüzeyini kaplamıştır. Geç Halaf seramikleri Erken ve Orta Halaf seramiklerine göre çok fazla gelişmiştir. Erken ve Orta evrede seramiklere uygulanan kırmızı, siyah, kahverengi bezemelere beyaz renk eklenmiştir. Çok renklilik, çok bezeklik bu döneme damgasını vurmuştur.Anahtar Kelimeler: Halaf-Halaf, Mezopotamya-Mesopotamia, Obsidyen-Obsidian, Seramik-Ceramic, Suriye-Syria
Oylum Höyük'te ele geçen ve Gaziantep Arkeoloji Müzesi envanterinde bulunan MÖ 3-1. binyıl silindir mühürleri ışığında Suriye gliptiği
Bu tez, Oylum Höyük kazılarında ele geçen ve Gaziantep Arkeoloji Müzesi envanterinde bulunan MÖ 3.–1. binyıl silindir mühürlerini inceleyerek Suriye gliptiğinin gelişim sürecini, tipolojik çeşitliliğini ve kültürel etkileşimlerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında toplam 120 eser değerlendirilmiş; stratigrafik bağlamı bilinen kazı buluntuları ile müze envanterine farklı yollarla girmiş mühürler karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır.MÖ 3. binyılda geometrik üslubun hâkim olduğu, Ebla, Mari ve Halep Serisi mühürleriyle bölgesel özgünleşmenin başladığı görülmektedir. MÖ 2. binyılda Hurri-Mitanni etkisi altında figüratif repertuar gelişmiş; Eski Babil ve Levant motifleriyle birleşerek çok kültürlü bir mühür geleneği ortaya çıkmıştır. MÖ 1. binyılda ise Yeni Assur, Yeni Babil, Urartu ve Akamenid imparatorluklarının ideolojik etkileri repertuara yansımış; hibrit mühür tipleri ve astral semboller dönemin çeşitliliğini göstermiştir.Malzeme analizi, hematit, serpantin, jasper, karnelyan ve fayans gibi hammaddelerin geniş ticaret ağları aracılığıyla dolaşımda olduğunu kanıtlamaktadır. Bu çeşitlilik, mühürlerin yalnızca idari işlevlerini değil, aynı zamanda ekonomik ve kültürel ağların belgeleri olduğunu da göstermektedir. Oylum Höyük mühürleri, yerel üretim ve dolaşım ilişkilerini; Gaziantep koleksiyonu ise uluslararası bağları ve kültürel çeşitliliği temsil etmektedir. Böylece Suriye gliptiği, Mezopotamya etkilerinin ötesinde Anadolu, Levant, Mısır ve Elam ile kurduğu bağlantılar sayesinde kendine özgü bir sentez geliştirmiştir. Sonuç olarak, bu çalışma Suriye gliptiğinin hem yerel dinamiklerini hem de uluslararası dolaşım içindeki rolünü bütüncül biçimde değerlendirmiş; bölgenin antik dünyada bir kültürlerarası kavşak olduğunu ortaya koymuştur.
Başlangıcından Tunç Çağlarının sonuna kadar Anadolu'da savunma sistemleri mimarisi
Bu tezin amacı Neolitik Dönemden başlayarak Geç Tunç Çağının sonuna kadar Anadolu'da var olan yerleşim yerlerindeki savunma olgusunun mantığını ve gelişimini takip etmektir. Bu konu bağlamında yerleşmeler tek tek incelenirken bölgesel özellikleri ve çevresel koşullar gibi olguların savunma sisteminin oluşumunda nasıl bir rol oynadığı da irdelenmiştir. En başından beri insanların neden kendilerine savunma hattı çektikleri ve bu savunma hattı gerçekten de yerleşmeyi savunmak için miydi? gibi sorulara cevap bulmak ilk bölümün ana mantığını oluşturmaktadır.Diğer bölümler ile beraber yavaş yavaş şekillenip belli bir düzene oturmaya başlayan savunma sistemlerinin merkezler arasında değişen teknik anlayışları ile beraber kullanılan farklı materyallerin savunma sistemi üzerinde nasıl bir etki yarattığını tespit etmek asıl hedef olacaktır.Çalışmanın sonlarına doğru ise Anadolu'da değişen dengelerin savunma mimarisine nasıl katkı sağladığına vurgu yapılacaktır. Bu dönem içinde Anadolu'da bir güç olan ve geniş bir bölgede egemenlik kuran Hitit İmparatorluğu'nun başkenti Hattuşa ile beraber ondan pek de aşağı bir öneme sahip olmayan diğer Hitit yerleşimlerinin savunma sistemlerini ve bunların Anadolu mimarlığına kattığı yenilikler takip edilmeye çelışılacaktır.
Alexandria Troas Definesi
Alexandria Troas Definesi, Gaziantep Müze Müdürlüğü denetiminde koleksiyonculuk faaliyetinde bulunan Mustafa DEMİR'e ait özel koleksiyona kayıtlı, 581 adet bronz sikkeden oluşmaktadır. Adı geçen koleksiyonerin Müze Uzmanı olarak eserler üzerinde çalışma yapabileceğimi belirtmesi üzerine, eserler üzerinde ön inceleme yapılmış ve Arkeoloji Bilim Dünyasına tanıtımının sağlanması amacıyla yüksek lisans tez konusu olarak seçilmiş ve koleksiyon sahibinden çalışma muvafakatı alınmıştır. Tez çalışmasına hazırlık kapsamında, söz konusu definede yer alan 581 adet sikkenin daha iyi tasniflenmesi ve değerlendirilmesi amacıyla, eserlerin restorasyon ve konservasyonları tamamlanmıştır. Restorasyon ve konservasyonları tamamlanan eserler, tez çalışması kapsamında envanterleri yapılarak fotoğraflanmış, tasnif edilerek bilimsel kataloğu hazırlanmıştır. Çalışma sonucunda yapılan inceleme ve değerlendirmelerde, definenin Çanakkale İlinin, Ezine İlçesinde bulunan, Roma İmparatoru Augustus Döneminde kurulmuş olduğu bilinen "Colonia Augusta Troas/Troadensis" adındaki koloni kentine ait olduğu; bu nedenle Alexandria Troas Definesi olarak adlandırdığımız 581 adet sikke grubunun, Prof. Dr. Coşkun ÖZGÜNEL başkanlığındaki Smintheion'da yapılan 1998 yılı kazılarında ele geçen, Prof. Dr. Zeynep ÇİZMELİ ÖĞÜN tarafından yayına hazırlanan "Smintheion Definesi" ile büyük benzerlik gösterdiği ve çağdaş oldukları tespit edilmiştir. Çalışmada ayrıca, sikkenin tanımı, kullanımı, Roma Dönemi sikke özellikleri gibi numismatik bilgilerin yanı sıra Alexandria Troas Kentinin konumu ve tarihsel coğrafyası hakkında da bilgiler sunulmuştur.
Germanicia antik kenti ve mozaikleri
Bu tez kapsamında, son yıllarda ortaya çıkarılan mozaiklerle lokalizesinin Kahramanmaraş İli olduğu kesinleşen Germanicia Antik Kenti ve kentin mozaikleri incelenmiştir. Kahramanmaraş Kenti, Mezopotamya, Suriye ve Anadolu arasında ticaret yolları üzerinde kavşak noktasında bulunmasından dolayı bugüne kadar birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Binlerce yıllık kültürel mirası barındıran kentin bu bölgede kurulmasına etken olan jeolojik, jeomorfolojik yapısı, iklimi, bitki örtüsü ayrıca tez kapsamında araştırılmıştır. Bugüne kadar kentin topraklarında yaşamış olan uygarlıklar ele alınarak Roma Dönemi'nde Germanicia adını alan kentin tarihi ortaya konulmuştur. Antik kent M.S. I. yüzyılda kurulmuş olmasına karşın, 4-5. yüzyılda altın çağını yaşamış ve çok geniş bir alana yayılmıştır. Kentin adı antik haritalarda ve bilimsel yayınlarda Kahramanmaraş ve çevresi olarak gösterilmesine rağmen antik kente ait günümüzde ayakta bir kalıntı bulunmaması nedeniyle tam yeri tespit edilmemişti. Ancak son yıllarda ortaya çıkarılan mozaikler ve kalıntılarla Germanicia'nın yerleşim sahasının, bugünkü şehir merkezinin doğusunda yer alan Dulkadiroğlu, Şeyh Adil, Namık Kemal ve Bağlarbaşı Mahallelerinde 146 hektarlık bir alanı kapsadığı tespit edilmiştir. 19 değişik alanda bulunan mozaikler ve kalıntılar, bu tez kapsamında tek tek ele alınarak incelenmiş, mozaiklerin teknik ve ikonografik özellikleri saptanmış, figürlü mozaiklerin resimsel açıdan analizleri yapılmıştır. Tez kapsamında 18 değişik alanda tespiti-tescili yapılan mozaiklerin bulunuş öyküleri ve 2009-2010 yılı müze kurtarma kazıları ayrıntılı olarak ele alınarak bugün kalıntılarının % 80'i tek-iki katlı evlerin, okulların, arsaların altında bulunan Germanicia Antik Kenti'nin sınırları çizilmiştir. Yapıldığı dönemde güç, gösteriş ve zenginlik simgesi olarak Germanicia villalarının tabanlarını süsleyen mozaikler, günümüzde yok olmuş bir kentin yerinin tespitinde kaynak olmuştur. Mozaikler Germanicia Antik Kenti'nin fanuası, florası, sosyal yaşantısı ve kültürü hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlamıştır. Tezde ayrıca mozaik sanatı, teknikleri ve tarihi incelenmiştir. Kazılar sonucunda bulunan buluntular ve mozaikler ışığında mozaiklerin yapıldığı dönem ile ilgili tarihlendirme yapılarak mozaikler M.S. 3-5. yüzyıllar arasına tarihlendirilmiştir.