
4,550
Archived Theses
2
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Radiotrofik bir fungus olan Alternaria alternata'da UV-C'nin biyokimyasal belirteçler üzerine etkileri
Dünya üzerindeki yaşam sürekli bir radyasyon akışı içerisinde var olmaktadır. Funguslar, radyasyonla yeryüzündeki diğer canlılardan daha farklı bir etkileşim göstererek doğal ya da insan eliyle oluşturulmuş yüksek seviyedeki ultraviyole veya iyonize radyasyon ile başa çıkabilmektedir. 1986 yılında meydana gelen Çernobil felaketinden 10 yıl sonra, oldukça reaktif olan hasarlı reaktör duvarlarında gelişen ve robotlar yardımıyla toplanan siyah fungusların keşfiyle bu ekstrem canlılarla ilgili araştırmalar başlamıştır. Çernobil reaktörlerinden izole edilen mikobiyotada 37 tür 19 cins saptanmıştır ve çalışmamızda kullanılan Alternaria alternata? da bu izole edilen mikobiyota içerisinde yer almaktadır. Çernobil mikobiyotasındaki türler birbiriyle karşılaştırıldığında yüksek radyasyon ile kontamine alanlarda melanin içeren türlerin geniş yayılım gösterdiği belirlenmiştir. Melanin bütün alemlerde bulunan ve çok çeşitli rolleri olan karmaşık bir pigmenttir. Melanin organizmayı düşük/yüksek sıcaklık, radyasyon, kimyasal stres (ağır metal ve okside ajanlar), biyokimyasal streslere karşı korur; çeşitli ilaçlara ve kimyasallara bağlanır, kamuflaj görevi görür. Melanin ayrıca enerji dönüştürücü olarak görev yapar ve yüksek antioksidan özellik gösterir. Melanin hücrelerdeki reaktif oksijen türlerinin miktarında azalışa neden olarak organizmaya ekstrem çevre koşullarına karşı direnç kazandırmaktadır. Melanin elektron akseptörü olarak görev yaparak, peroxidaz gibi bazı enzimlere bağlanarak ya da suyun hidrolizine engel olarak ve bunun gibi birbirinden farklı pek çok mekanizmayı kullanarak radikal oluşumunu önlemektedir. Bu yüzden melanin çalışmanın temel bileşeninin oluşturmaktadır. Literatür taramaları gösterdi ki; radiotrofik funguslarda UV-C?nin indüklediği reaktif oksijen türleri, bunların etkileri ve bunlara karşı hücresel savunma mekanizmaları ve reaktif oksijen türlerinin temizlenmesinden sorumlu antioksidan sistemleri hakkında yeterince araştırma yapılmamıştır. Bu amaçla radyotrofik bir fungus olan Alternaria alternata?ya inokülasyon işleminden hemen sonra, 9 günlük inkübasyondan sonra ve melanin sentez inhibitörü olan trisiklazol (Tc) fungusiti eklendikten sonra besiyeri içerisinde üretilmiş fungal kültürler belirli sürelerde UV-C?ye maruz bırakılarak enzim aktiviteleri ve glutatyon miktarları tesbit edilmiştir. Sonuçta melaninin antioksidan enzimler üzerine sinerjistik etkiye sahip olduğunu saptadık. Melaninin antioksidan özelikleri sayesinde hücrelerdeki süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT), glutatyon s-transferaz (GST) ve glutatyon redüktaz (GR) gibi enzimlerle beraber çalışarak antioksidan savunma sistemine katkıda bulunduğunu belirledik. ANAHTAR KELİMELER: Alternaria alternata, melanin, UV-C radyasyon, trisiklazol, oksidatif stres, katalaz, glutatyon redüktaz, süperoksit dismutaz, glutatyon S-transferaz.
Yeni izole edilmiş beyaz çürükçül funguslarla katı substrat fermentasyonu koşullarında lakkaz üretimi
Katı substrat fermentasyonu (KSF), doğal substratların kullanıldığı, serbest suyun olmadığı bir işlemdir. Biyoteknolojik süreçlerde alternatif bir metod olan bu fermentasyon işlemi, yüksek aktivite ve daha düşük maliyetli lakkaz üretimi için lignoselülozlu ham maddeleri kullanmaktadır. Organizmalar bu katı substratları hem bağlanma yeri hem de besin olarak kullanmaktadır. Biyolojik süreçlerde lignoselülozlu ham maddelerin kullanımı, çevresel problemlerin çözümüne yardımcı olabilmektedir. Bu çalışmada, yeni izole edilmiş olan Funalia trogii, Ganoderma lucidum ve Trametes versicolor'ın lakkaz üretimi KSF sürecinde araştırıldı. Farklı faktörlerin (katı substrat, sıcaklık, pH, nem içeriği ve indükleyiciler) lakkaz üretimine etkisi test edildi. Test edilen lignoselülozlu katı substratlar arasından buğday kepeği, lakkaz üretimi için en iyi katı substrat olarak belirlendi. Fungusların lakkaz üretimi üzerine soya unu, ağaç yaprakları, maya özütü ve bakırın etkisi de araştırıldı. Yüksek lakkaz aktivitesi için en iyi ortam, bakır ilave edilmiş buğday kepeği+soya unu ortamıdır. Optimum KSF koşulları, %75 nem içeriği, 30°C ve pH 5-6 dır. KSF cam tava tipi fermentör kullanılarak da yürütüldü ve en yüksek lakkaz aktiviteleri F.trogii, G.lucidum ve T.versicolor için sırasıyla 22469±2622, 2008±826 ve 2649±810 U/L olarak elde edildi. Ayrıca, bakır ilave edilmiş olan buğday kepeği+soya unu ortamlarında üretilen F.trogii, G.lucidum ve T.versicolor'dan elde edilen ham lakkazın aktivite ve kararlılığı üzerine pH ve sıcaklığın etkisi test edildi. Bu ham lakkazlar, özellikle pH 2.5-3.5 da yüksek aktivite gösterdi. Yüksek sıcaklıkta da kararlı oldukları gözlendi. G.lucidum ham lakkazının Remazol Brilliant Blue R (RBBR) renk giderimi aktivitesi, optimum koşullar altında bu tekstil boyasının rengini (400mg/L) 20 dakikada %61 giderebileceğini gösterdi. Sonuçlar, KSF'nin lakkaz üretimi için uygun olduğunu ve optimum koşullar altında bu funguslarla yüksek miktarda lakkaz elde edilebileceğini göstermektedir. En iyi uygulama şartlarını anlamak için ham lakkazların aktivite ve kararlılık profillerini belirlemek önemlidir. ANAHTAR KELİMELER: Katı substrat fermentasyonu, Funalia trogii, Ganoderma lucidum, Trametes versicolor, lignoselülozlu ham maddeler, ham lakkaz, renk giderimi
Oleaginous mikroorganizmalarda mikrobiyal lipit üretimi
Biyodizel, trigliseritlerin veya serbest yağ asitlerinin kısa zincirli alkollerle transesterifikasyonu sonucu elde edilmektedir. Biyodizel, biyolojik olarak parçalanabilen, yenilenebilir ve toksik olmayan bir yakıt türüdür. Biyodizel yanma özelliklerinden dolayı petrol kökenli dizelere benzemektedir. Günümüzde genellikle çeşitli bitkisel yağlar, hayvansal yağlar ve atık kızartma yağları biyodizel üretimi için hammadde olarak kullanılmaktadır. Ancak hammadde maliyetlerinin yüksek olmasından kaynaklanan sorunlardan dolayı, biyodizel üretimi yaygın olarak yapılamamaktadır. Mikrobiyal yağlar fungus, bakteri ve mikroalg gibi biyokütlelerinin % 20?sinden fazla yağ biriktirebilen ve oleaginous türler olarak tanımlanan mikroorganizmalar tarafından üretilir. Bu çalışmada, Candida lipolytica ve Rhodotorula glutinis?in, lipit üretme kapasiteleri kesikli ve iki aşamalı fermentasyon sistemlerinde araştırıldı. Maya miktarı (% 1, 3 ve 5 v/v), inkübasyon zamanı, sıcaklık (20-40°C), başlangıç pH?sı (4-7), çalkalama hızı (50?200 rpm) gibi çeşitli parametrelerin lipit üretimi üzerine etkisi tespit edildi. Mayaların lipit üretiminin arttırılması amacıyla, peynir altı suyu, glukoz, NH4Cl, (NH4)2SO4 ve melas gibi çeşitli maddeler besiyerine ilave edildi. En yüksek lipit birikimi pH 5, 30°C ve 150 rpm?de dördüncü günde bulundu. Lipit ekstrasyonu modifiye Bligh ve Dyer yöntemine göre gerçekleştirildi. Kesikli sistemde C. lipolytica ve R. glutinis?in en yüksek lipit içeriği sırasıyla % 29.35±4.58 ve % 29.53±0.46 oldu. İki aşamalı fermentasyon sisteminde C. lipolytica ile en yüksek lipit içeriği oranı (% 41.6±0.1) elde edildi. Ekstre edilen lipitler bir baz katalizle transesterifiye edildi. Metil esterleri gaz kromotografisi-kütle spektrometresi kullanılarak analiz edildi. C. lipolytica ve R. glutinis?in biyodizel verimi sırasıyla % 79 ve % 80.65 oldu. Başlıca palmitik asit, oleik asit ve stearik asit içeren lipitlerin yağ asidi kompozisyonunun biyodizel üretimine uygun olduğu belirlendi. ANAHTAR KELİMELER: Candida lipolytica, Rhodotorula glutinis, lipit, biyodizel, iki aşamalı fermentasyon sistemi, peynir altı suyu.
Enterobacter aerogenes ve rekombinant suşlarında mikrobiyal yakıt pili uygulaması
Artan nüfus ve hızla gelişen teknolojiler enerji kaynaklarına duyulan ihtiyacı giderek artırmaktadır. Yerkürede mevcut fosil yakıt kaynakların tükeniyor olması araştırıcılarıilgi çekici yeni ve yenilebilir enerji kaynaklarıbulmaya yöneltmektedir. Mikrobiyal Yakıt Hücreleri (MYH), yenilenebilir enerji kaynaklarından biridir ve?karbon-nötr? sistemlerdir. Yani organik maddelerin oksidasyonu sonucu atmosfere sadece kararlıkarbon salarlar. Yenilenebilir enerji kaynaklarının biyolojik sistemler kullanarak geliştirilme çabası, bu sistemlerde bakterilerin de kullanılmasına yol açmıştır. MYH sistemleri, organik maddelerin sahip olduğu kimyasal enerjiyi, elektrik enerjisine dönüştürmeyi sağlayan reaktörlerdir. Bu dönüşümde bakteriler önemli bir role sahiptir. Buradaki çalışmada mevcut prensipler doğrultusunda modellenmesi tarafımızca yapılan bir MYH sisteminde verimli hidrojen üretimi ile bilinen E.a ve vgb-/ vgb+ rekombinantlarıkullanılarak elektrik üretimi hedeflenmiştir. Çalışmamızda konakçıve rekombinantlarının çeşitli besinsel ortamlarda ve bu ortamların değişen ısıve pH koşullarında ürettikleri voltaj değerleri ölçülmüştür. Optimum üreme ve voltaj ölçümlerinin belirlendiği şartlarda çeşitli sıcaklık ve pH aralıklarında dirence karşıgösterilen gerilim kaydedilmiştir. Çalışmanın başında üreme zamanıvoltaj verimliliği ilişkisi araştırılmışen uygun zamanın 8. saat olduğu belirlenmiştir. MYH sisteminde kullanılacak elektrot araştırılmışve sistemimiz için en verimli olanın karbon elektrot olduğu belirlenmiştir. TB, LB, Peynir altısuyu ve Melas ortamlarında çalışılmışve TB tüm suşlarda en iyi üreme ve en yüksek voltaj değerlerini verirken, en elverişsiz besi ortamıise PAS ortamıolmuştur. Ancak biyoteknolojik önemi göz önüne alınarak çalışmanın sonraki aşamalarında melasın kullanımıtercih edilmiştir. Melas ortamında pH ve ısıoptimizasyonlarıçalışılmış, en yüksek voltajın ölçüldüğü pH derecesi tüm suşlarda ortak olarak pH 6, sıcaklık ise tüm suşlarda 37 °C olarak tespit edilmiştir. Çalışmamızın son aşamasında direnç voltaj ilişkisi araştırılmışve dirençle voltaj arasında var olan doğrusal ilişki gözlenebilmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Mikrobiyal yakıt hücresi, Vitreoscilla hemoglobini, vgb, Melas, Peynir altı suyu, Atık su.
Xenopus laevis iribaşlarına thiakloprid ve trifloksistrobin'in akut toksik etkilerinin araştırılması
Dünyada en fazla kullanılan tarımsal mücadele yöntemleri, kimyasal yöntemlerdir. Kimyasal mücadelenin temelinde pestisit olan sentetik zirai maddeler vardır. Bu çalışmada Xenopus laevis'in (Afrika Pençeli Kurbağası) erken gelişim evrelerinde neonikotinoid grubu insektisitlerden thiakloprid, strobilurin grubu fungusitlerden trifloksistrobin'in ticari formlarının ve bunların karışımlarının toksik etkilerinin çeşitli biyokimyasal belirteçler kullanılarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. 96 saatlik test sonucunda thiakloprid ve trifloksistrobinin ortalama öldürücü konsantrasyon (LC50) değerleri, sırasıyla 13.41 mg AI/L ve 0.09 mg AI/L olarak tespit edildi. Seçilen pestisitlerin uygulama konsantrasyonları 96 saatlik LC50 değerlerine göre belirlendi. 50-58. evredeki Xenopus laevis iribaşları, thiakloprid ve trifloksistrobinin ayrı ayrı LC50, LC50/2, LC50/10, LC50/20, LC50/50 ve LC50/100 konsantrasyonlarına ve bu konsantrasyonların ikili karışımlarına (1:1) 96 saatlik statik yenilemeli test sisteminde maruz bırakıldı. Bunun dışında, pestisitlerin 96 saatlik LC50, LC50/2, LC50/10, LC50/20, LC50/50 ve LC50/100 değerleri karışımlarına 24 saat süresince maruz bırakıldılar. Ayrıca, amfibi iribaşlarında pestisitlerin etkisi, glutatyon S-transferaz (GST), glutatyon redüktaz (GR), asetilkolinesteraz (AChE), karboksilesteraz (CaE), glutatyon peroksidaz (GPx), katalaz (CAT), alanin amino transferaz (ALT), aspartat amino transferaz (AST), laktat dehidrogenaz (LDH), Na+/K+-ATPaz, Ca+2-ATPaz, Mg+2-ATPaz ve toplam ATPaz biyobelirteçleri kullanılarak incelenmiştir. Pestisitlerin ve karışımlarının 96 saatlik uygulamaları sonucunda, thiakloprid ve trifloksistrobin'in LC50 değerleri karışımının bütün iribaşları öldürdüğü belirlenmiştir. Her iki pestisitin ayrı ayrı uygulama değerlerinin ve pestisit karışımına ait en düşük konsantrasyonların seçilen biyobelirteç enzimleri (aktivasyon/inhibisyon) önemli düzeyde etkilediği saptanmıştır. Pestisit karışımlarının 96 saatlik LC50, LC50/2, LC50/10, LC50/20, LC50/50 ve LC50/100 uygulama değerlerine 24 saat boyunca maruz kalan iribaşlarda da enzim aktivitelerinin önemli düzeyde etkilendiği belirlenmiştir. Araştırma sonuçları, seçilen pestisitlerin 50-58. evredeki X. laevis iribaşlarında toksik potansiyele sahip olduğunu göstermiştir. Ayrıca, pestisitlerinlerin karışım olarak uygulandıklarında, LC50/2 ve LC50 değerlerinden çok daha düşük konsantrasyonlarda etki gösterdiği belirlenmiştir. Ayrıca sonuçlarımız, X. laevis iribaşlarının sucul ekosistemlerde, pestisit kirliliğinin belirlenmesini amaçlayan çalışmalar için uygun bir test organizması olduğunu ve seçilen biyokimyasal belirteçlerin de pestisit toksisitesini iyi bir şekilde yansıttığını göstermektedir.
Beyaz-çürükçül fungusların selülaz ve ksilanaz enzim üretim potansiyellerinin araştırılması
Beyaz çürükçül funguslar; ksilanazlar, selülazlar ve lakkazlar dahil ekstraselüler lignoselülozik enzimleri büyük miktarlarda üretmektedir. Çevrede biriken yüksek miktarda tarımsal atık lignoselülozik enzimlerin üretimi için kullanılabilir. Pamuk sapları Türkiye gibi pamuk yetiştiricisi ülkelerde yerel bir tarımsal atık olarak bol miktarlarda elde edilmektedir ve bu atıklar lignoselülozik enzimlerin üretimini stimüle etmek için kullanılabilir. Bu çalışmanın amacı, ucuz, bol ve kolaylıkla elde edilebilen tarımsal atıklar kullanarak beyaz çürükçül fungusların selülaz ve ksilanaz üretimini arttırmak ve böylece farklı sentetik ve doğal kültür ortamlarında (Zeytin Yağı Fabrikası Atıksuyu-ZYFA) enzim üretim maliyetini düşürmektir. Bu çalışmada, Pleurotus ostreatus ve yeni izole edilmiş Pleurotus ostreatus beyaz çürükçül funguslarının pamuk sapı içeren sentetik ve doğal kültür ortamlarında selülaz ve ksilanaz üretim yetenekleri ve optimum enzim üretimi üzerine etkisi olan farklı kültür koşulları araştırılmıştır. Enzim üretiminin optimizasyonu için, inkübasyon süresi (3.-6.-9.-12.-15. günler), sıcaklık (20-30-40-50 °C), pH (3.0-5.0-7.0-9.0), pamuk sapı miktarı (0.1-0.5-1.0 gr), pamuk sapı partikül büyüklüğü (küçük-büyük) gibi parametreler çalışılmıştır. Sonuçlar, selülaz ve ksilanaz enzim üretiminin sıcaklık, pH, inkübasyon süresi, çalkalama oranı, pamuk sapı miktarı ve pamuk sapı büyüklüğü gibi çeşitli faktörlerden etkilendiğini göstermiştir. Sentetik ve doğal kültür ortamlarında P. ostreatus tarafından optimum selülaz ve ksilanaz üretimi 30-40 °C sıcaklıkta ve 3-5 pH aralığında gerçekleşirken, yeni izole edilmiş P. ostreatus için 30-40 °C sıcaklıkta ve 5-7 pH aralığında elde edilmiştir. Sonuçlarımız pamuk sapı miktarı ve büyüklüğünün artması ile selülaz ve ksilanaz üretiminin arttığını ve her iki fungus için enzim üretiminin 3. ve 6. günlerde optimal olarak gerçekleştiğini göstermiştir. Çalışmamızın diğer bir kısmında, pamuk sapı dışındaki farklı tarımsal atıkların enzim aktivitesi üzerine olan etkisini belirlemek amacıyla deneyler yapılmıştır. Bu amaçla, buğday samanı, mısır koçanı, çam kozalağı ve kavak talaşı gibi tarımsal atıkları içeren kültür ortamlarında, her iki beyaz çürükçül fungusun selülaz ve ksilanaz enzim aktiviteleri belirlenmiştir. Sonuçlar, buğday samanı ve mısır koçanının çam kozalağı ve kavak talaşına göre daha etkili enzim indüktörleri olduğunu göstermiştir. Çalışmamızın son kısmında ise, bu funguslar tarafından ZYFA'nın renk giderimi tespit edilmiştir. Sonuçlarımıza göre, optimum koşullarda P. ostreatus ile yaklaşık %97.08 renk giderimi olduğunu, yeni izole edilmiş P. ostreatus ile ise yaklaşık %97.81 renk giderimine ulaşılmıştır. Bu çalışmanın sonuçları, P. ostreatus izolatları kullanılarak optimum koşullar altında yüksek miktarlarda selülaz ve ksilanaz elde edilebileceğini göstermektedir.
Tokat ili Reşadiye, Niksar ve Erbaa ilçelerinde yayılış gösteren odonata larvalarının faunistik yönden incelenmesi
Bu çalışmada, 2013 yılında Nisan- Eylül ayları arasında Tokat ili Erbaa, Niksar ve Reşadiye ilçelerinde yapılan arazi çalışmalarında 31 farklı lokaliteden toplanan Odonata takımına ait larva örnekleri faunistik ve ekolojik açıdan değerlendirilmiştir. Araziden toplanan örnek sayısı 1642'dir. Bu örneklerin teşhisleri sonucunda odonatların 7 familyasının 13 cinsinin 18 tür grubu taksonuna ait oldukları belirlenmiştir. Tespit edilen bütün larva kayıtları araştırma alanında ilk defa kaydedilmiştir. Metin içerisinde örneklerin çalışma alanındaki yayılışları, habitat tipleri, aylara göre dağılımları, yüksekliklere göre dağılımı ve türlerin Türkiye'de ki yayılışları verilmiştir. Türlerin habitus fotoğrafları ile diagnostik karakter içeren fotoğrafları çekilmiş ve sonuçlar grafiklerle desteklenmiştir.
Metabolik sendromlu hastalarda Copeptin, Ghrelin ve Pro-BNP seviyelerinin değerlendirilmesi
Günümüzün en önemli sağlık problemleri arasında kabul edilen Metabolik Sendrom (MetS); abdominal obezite, insülin direnci, hipertansiyon, hiperlipidemi, Tip 2 diyabetes mellitus ve koroner kalp hastalığı gibi sistemik hastalıkların birlikteliği ile karakterize bir hastalıktır. Bu nedenle çalışmamızda metabolizma ve kardiyovasküler sistemle doğrudan ilişkili üç farklı moleküler belirtecin (Copeptin, Ghrelin ve Pro-BNP) MetS ile ilişkisini ortaya koymayı planladık. Çalışmaya Dahiliye polikliniğine başvuran, MetS tanısı alan 44 hasta ve 30 sağlıklı gönüllü dahil edildi. Copeptin ve Ghrelin seviyeleri ELISA metoduyla, pro-BNP ise elektrokemilüminesans yöntemi ile belirlendi. Copeptin seviyeleri MetS'lu bireylerde (1,57 ± 1,24 pmol/L) kontrol grubuna göre (1,78 ± 1,35) pmol/L) anlamlı olarak (P= 0,034) daha düşük bulundu. Serum Ghrelin seviyeleri MetS'lu bireylerde (125,36 ± 22,45 pmol/L) kontrol grubuna göre (158,63 ± 33,27 pmol/L) olarak (P=0,027) düşük bulundu. Serum Pro-BNP seviyeleri MetS'lu bireylerde (49,22 ± 9,11 pg/mL) kontrol grubuna göre (32,10 ± 6,78 pg/mL) olarak (P=0,048) daha yüksek bulundu. Copeptin, Ghrelin ve Pro-BNP seviyeleri, sadece kendi içinde değil, aynı zamanda obezite ve yüksek trigliserit konsantrasyonu gibi çeşitli MetS bileşenleri ile doğrudan ilişkilidir. Çalışmamızda elde edilen veriler ile riskli hastaların takibinde yol gösterici olacağı düşünülmektedir.
Dryomys laniger'in ince bağırsak dokusunun histolojisi ve sitolojisi
Kış uykusundan çıkışın iç faktörler tarafından nasıl kontrol edildiği, kış uykusu davranışının nasıl evrimleşmiş olabileceği araştırılmış, fizyolojik ve biyokimyasal açıdan yorumlamıştır. Çalışmamıza konu olan Anadolu Kayauyuru (Dryomys laniger) endemik bir türdür. Bu çalışma Antalya ilinin Elmalı ilçesi Çığlıkara bölgesi doğal çevrelerinde yapılan arazi çalışmasında elde edilen ve laboratuvarda tutulan D. laniger örnekleri üzerinde yapılmıştır. Denekler nem düzeyi % 56 olan en yüksek 24 °C en düşük ise 7 °C arasında değişen sıcaklıktaki laboratuvar ortamı koşullarında hayvanların beslenmesi, bakımı, ağırlık ölçümleri ve kış uykusu sürelerinin belirlenmesi işlemleri gerçekleştirilmiştir. Denekler aktif dönemde, kış uykusu döneminde ve ara uyanış döneminde feda edilerek bağırsak dokuları alınmıştır. Örnekler histomorfolojik inceleme için ışık mikroskobik takibe alınırken sitolojik inceleme için elektron mikroskobik takibe alınmıştır. Hazırlanan bloklardan kesitler alınarak histomorfolojik ve ultrastrüktürel olarak incelenmiştir. Işık mikroskobu görüntüleri incelendiğinde, kış uykusunda olan hayvanların ince bağırsak villusları daha uzun ve goblet hücreleri, aktif dönemdeki hayvanlarınkinden sayıca daha fazla olduğu gözlenmiştir. Hibernasyondayken ara uyanışta olan hayvanların ince bağırsakları normal histomorfolojilerine uygun yapıdadır. İnce bağırsağın elektronmikrofotoğraflarında özellikle hibernasyondaki hayvanların hücre çekirdeklerinde çift çekirdekçik gözlenmiştir. Hibernasyondaki hayvanların mitokondri sayıları artmış, endoplazmik retikulum kanalları genişlemiştir. Ara uyanıştaki hayvanlarda hibernasyondakilere göre belirli bir fark gözlenmemiştir. Bu çalışma Dryomys laniger türünün ince bağırsak dokusunun incelendiği ve hibernasyonun olası histomorfolojik ve ultrastrüktürel etkilerinin incelendiği ilk çalışmadır. Bu konunun daha net ve açık bir şekilde ortaya konulması için daha ileriki çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Patnos Devlet Hastanesine başvuran hastalarda HBsAg, anti HCV, HIV Ag/Ab ve anti HBs seropozitifliğinin araştırılması
Bu çalışmada, Ağrı iline bağlı Patnos ilçesinde bulunan devlet hastanesine 01/06/2018-31/08/2018 tarihleri arasında başvuran 2971'i kadın 1492'si erkek olan toplam 4463 hastanın dosya kayıtlarındaki HBsAg, anti HCV, anti HBs ve anti HIV Ag/Ab test sonuçları retrospektif olarak incelendi. Hastalardan elde edilen bu parametre sonuçlarının hastalara ait bazı demografik bilgilere (Başvuru tarihi, yaş aralığı, cinsiyet, kan grubu, Rh faktörü, poliklinik türü, ayakta tedavi veya yatarak tedavi görmesi) göre dağılımı ve aralarında önemli bir ilişki olup olmadığı SPSS (ver. 22) yazılım programı ile Pearson Ki kare testi uygulanarak araştırıldı. Araştırmaya dâhil edilen 4451 vakanın %66,5'i (n = 2962) kadın, %33,45'i (n = 1489) erkek hastalardan oluşmaktadır. Toplamda incelenen 4451 indeks vakada HBsAg pozitifliği başvuru tarihlerine göre %2,44, yaş aralığına göre %2,44, cinsiyete göre kadın hastalarda %1,9, erkek hastalarda %3,6, kan gruplarına göre %1,8, Rh faktörüne göre Rh (+) olan hastalarda %1,92, Rh (-) olan hastalarda %0,9, poliklinik türüne göre %2,46, ayakta tedavi gören/yatarak tedavi görme şekline göre ayakta tedavi görenlerde %2,78, yatarak tedavi görenlerde %1,60 olarak gözlendi. Anti HCV pozitifliği başvuru tarihlerine göre %0,88, yaş aralığına göre %0,88, cinsiyete göre kadın hastalarda %0,77,erkek hastalarda %1,1, kan gruplarına göre %0,5, Rh faktörüne göre Rh (+) olan hastalarda %0,84, Rh (-) olan hastalarda %1,2, poliklinik türüne göre %0,89, ayakta tedavi gören/yatarak tedavi görme şekline göre ayakta tedavi görenlerde %1,16, yatarak tedavi görenlerde %0,17 olarak tespit edildi. Anti HBs pozitifliği başvuru tarihlerine göre %35,94, yaş aralığına göre %35,94, cinsiyete göre kadın hastalarda %30,48, erkek hastalarda %46,78, kan gruplarına göre %31,4, Rh faktörüne göre Rh (+) olan hastalarda %31,3, Rh (-) olan hastalarda %32,1, poliklinik türüne göre %35,9, ayakta tedavi gören/yatarak tedavi görme şekline göre ayakta tedavi görenlerde %40,9, yatarak tedavi görenlerde %25,4 olarak saptandı. Anti HIV Ag/Ab pozitifliği başvuru tarihlerine göre %0,12, yaş aralığına göre %0,12, cinsiyete göre kadın hastalarda %0,13, erkek hastalarda %0,1, kan gruplarına göre %0,17, Rh faktörüne göre Rh (+) olan hastalarda %0,19, Rh (-) olan hastalarda %0, poliklinik türüne göre %0,12, ayakta tedavi gören/yatarak tedavi görme şekline göre ayakta tedavi görenlerde %0,1, yatarak tedavi görenlerde %0,17 olarak gözlendi. Pearson Ki kare testi sonucuna göre, HBsAg pozitifliği ile başvuru tarihleri, kan grupları ve Rh faktörü arasında; anti HCV pozitifliği ile kan grupları, cinsiyet ve poliklinik türü arasında; anti HBs ile başvuru tarihleri, yaş aralığı, cinsiyet ve poliklinik türü arasında ve anti HIV Ag/Ab ile tüm demografik bilgiler arasında önemli bir ilişki bulunmadığı sonucuna varıldı. Buna karşın Pearson Ki kare testi sonucuna göre HBsAg pozitifliği ile yaş aralığı, cinsiyet, poliklinik türü ve ayakta tedavi veya yatarak tedavigörme şekli arasında; anti HCV ile yaş aralığı, Rh faktörü, ayakta tedavi veya yatarak tedavi görme şekli arasında; anti HBs ile başvuru tarihleri, yaş aralığı, cinsiyet, poliklinik türü veayakta tedavi veya yatarak tedavi görme şekli arasında önemli ilişki olduğu ve birbirlerinden bağımsız olmadıkları yargısına varıldı. Sonuç olarak hastalıkların ortaya çıkmadan önlenmesi toplumumuz açısından hem ekonomik hem de sosyal açılardan oldukça önemli bir konudur. Korunma yöntemleri arasında HAV ve HBV gibi aşı geliştirilmiş olan hastalıklar için aşı yapılmasının hastalıkların önlenmesi açısından önemi açıklanmalı ve erken yaşlarda aşı takvimine uygun olarak aşı yaptırılması konusunda toplumun teşvik edilmelidir. HBV, HCV ve HIV hakkında halkın özelliklede 18-40 yaş grubundaki insanların sağlık eğitimlerine önem verilmesi, bu tip hastalıkların cinsel yolla bulaştıkları dikkate alınarak bütün toplumun güvenli cinsel ilişki konusunda bilgilendirilmesi, yine bulaşıcı hastalıkların salgınını etkileyen faktörlerden birisi olan temizlik ve hijyen konusunda hem kişisel hem de toplumsal düzeyde dikkat edilmesi gerektiği yargılarına varıldı. Anahtar kelimeler: HBsAg, anti HCV, anti HBs, anti HIV Ag/Ab, ELISA
Orthtetrum Brunneum (Fonscolombe, 1837)'da tür içi kanat varyasyonlarının araştırılması (Insecta: Odonata)
ÖZET Coğrafi ve ekolojik çeşitlilik, aynı türe ait farklı popülasyonlarda tür içi çeşitliliği olumlu olarak etkiler.Onlarca ekobiyolojik bariyere sahip Türkiye'de özellikle Anadolu diyagonalinin etkisinin biyoçeşitlilik açısından araştırılması son yıllarda artmıştır. Bu çalışmanın amacı, Orthetrum brunneum türünün farklı popülasyonlarda görülen kanat morfolojisi varyasyonlarını geometrik morfometri yöntemi kullanılarak ortaya koymaktır. Bu amaçla Anadolu diyagonalinin doğusunda bulunan Tunceli ilindenve batısında bulunan Yozgat ilinden ve Batı Akdeniz Bölgesi'nden toplanan üç farklı Orthetrum brunneum popülasyonun tür içi kanat varyasyonu araştırılmıştır. İstatistik analizler (Tukey HSD) çok sayıda biyometrik karakteristiğin istatistiki olarak bu taksonlar arasında farklılaştığını göstermiştir (P<0.05). Temel Bileşenler Analizine (PCA) göre bu gruplar arasında toplam varyans öz değeri (Eigen value) 1'in üzerinde olan 4 kompanentle açıklanabilmektedir ve Tunceli populasyonu örnekleri diğer populasyonlardan Ayrışım Fonsiyonu Analizi (DFA) ile ayrılmaktadır.Bu bulgular Anadolu Diyagonali'nin O. brunneum türünün populasyonları için bariyer olabileceği fikrini desteklemektedir. Buna bağlı olarak Anadolu örneklerinin varyasyonel durumları dikkate alınıp çalışılması gerekmektedir.
Türkiye'de yetişen farklı kekik türlerinin antimikrobiyal aktivitelerinin ve moleküler genotiplerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, Labiatae familyasının üyeleri olan ve Türkiye'de kekik adıyla bilinen Thymbra, Thymus ve Origanum cinslerine ait Thymbra spicata var. spicata L., Thymus vulgaris L., Thymus citriodorus (Schreb), Thymus cilicicus Boiss. & Bal., Origanum syriacum L., Origanum minutiflorum O. Schwarz & P.H. Davis, Origanum onites L., Origanum saccatum P.H. Davis, Origanum vulgare L. ssp. gracile (C. Koch) Letswaart, Origanum vulgare L. ssp. hirtum (Link) Letswaart ve Kekik Çeşit adayı (Tekin, 2017) türlerinin antimikrobiyal aktiviteleri ve genotipik özelliklerinin belirlenmesi hedeflendi. Soxhlet cihazıyla her bitkiden 3 farklı çözücü (hekzan, etanol ve kloroform) ile 24 saat süren ekstraksiyon işlemi sonucunda toplam 33 adet özüt elde edildi. Özütlerin Escherichia coli ATCC 25922, Pseudomonas auriginosa ATCC 27853, Staphylococcus aureus ATCC 29213, Enterococcus faecalis ATCC 29212 bakterilerine karşı antimikrobiyal etkinliği disk difüzyon metodu kullanılarak belirlendi. Farklı kekik türlerinden üç farklı çözücü ile elde edilen özütler üç farklı konsantrasyonda dört farklı bakteri üzerine uygulandığında en yüksek düzeyde antimikrobiyal etkinin S. aureus bakterisinde gözlendiği, ikinci sırada ise E. facealis bakterisinde gözlendiği belirlendi. Çözücü olarak kullanılan etanol ve kloroform ile elde edilen özütlerde antimikrobiyal etkili maddelerin hekzana göre daha etkili olarak elde edildiği tespit edildi. ANOVA sonuçlarında sigma değerine göre antimikrobiyal aktivitelerinde etkinlik düzeyleri Thymbra spicata var. spicata L., Thymus vulgaris L., Thymus citriodorus (Schreb), Thymus cilicicus Boiss. & Bal., Origanum syriacum L., Origanum vulgare L. ssp. hirtum (Link) Letswaart ve Kekik Çeşit adayı (Tekin, 2017) türlerinde anlamlı bulunurken Origanum minutiflorum O. Schwarz & P.H. Davis,, Origanum onites L., Origanum saccatum P.H. Davis, Origanum vulgare L. ssp. gracile (C. Koch) Letswaart, türlerinde ise anlamlı olmadığı tespit edildi. Kekik türlerinin moleküler genotipleri 10 ISSR primeri ile karakterize edildi. Elde edilen özütlerin üç farklı konsantrasyonda dört farklı bakteri üzerindeki antimikrobiyal etkileri ile ISSR lokusları arasında Pearson korelasyon sonuçları oldukça güçlü pozitif korelasyonlar olduğunu gösterdi. ISSR işaretleyicileri dominant kalıtım göstermelerinden dolayı bu sonuçlar ileride yapılacak çalışmalar için ön çalışma niteliğinde olup kodominant işaretleyiciler kullanılarak daha ileri düzeyde çalışmaların yapılması konusunda da teşvik edici nitelik göstermektedir. Ek olarak ISSR işaretleyicileri bu çalışmada analiz edilen kekik türlerini genel olarak cinslerine göre kümeleme konusunda da başarılı olmuştur. Sonuç olarak farklı kekik türlerinin anitmikrobiyal aktiviteleri bakımında oldukça etkili oldukları gözlendi.
Derinçay Deresi (Çorum) su kalitesi üzerine fitoplankton ve fitobentoz temelli araştırma
Bu çalışmada Derinçay Deresi (Çorum) fitoplankton ve epifitik diyatomelerinin belirlenmesi için Ağustos 2020 ile Temmuz 2021 tarihleri arasında dere üzerinde belirlenen 6 istasyondan periyodik olarak her ay örneklemeler yapılmış ve incelenmiştir. Örneklerin sayım ve teşhisleri yapılmış, alglerin mevsime bağlı değişimleri belirlenmiştir. Çalışmada fitoplankton florasında Bacillariophyta (46), Euglenozoa (17), Cyanobacteria (14), Chlorophyta (7) Charophyta (4), Miozoa (2) ve Cryptophyta (1) divizyolarına ait toplam 91 takson edilmiştir. Derinçay Deresi fitoplanktonunda en fazla organizma sayısına sahip alg grubu Bacillariophyta olup, bu divizyoyu Cyanobacteria ve Euglenozoa takip etmiştir. Epifitik diyatomelerde ise Bacillariophyta divizyosunun 12 ordosuna ait 42 takson tespit edilmiştir. Bacillariophyta divizyosu içerisinde ise dominant alg ordosu 12 takson içeren Naviculales takımı olmuştur. Ayrıca istasyonlardan alınan su örneklerinin fizikokimyasal analizleri yapılmış, elde edilen verilerle tespit edilen organizmalar arasındaki ilişki belirlenmeye çalışılmıştır. Fitoplanktonun ve epifitik diyatomelerin çeşitlilik, düzenlilik, sıklık, benzerlik ve NMDS analizleri yapılmış, su kalite gösterge durumları tespit edilmiştir. Ayrıca fitoplanktondaki türlerin Fitoplankton Topluluğu İndeksi (Q(r) indeks), epifitik diyatomelerin Trofik Diyatome İndeksi (TDI) hesaplanmış, çalışma alanında tespit edilen türlerin indikatör özelliklerinden yararlanarak su kalitesi belirlenmeye çalışılmıştır. Fitoplankton topluluğu indeks (Q(r) indeks) sonuçlarına göre Derinçay Deresi'nin ekolojik su kalitesi "kötü" sınıfına girdiği belirlenmiştir. Yine çalışma alanımızda sulardaki kirlenme derecesini belirlemek için indikatör olarak kullanılan Oscillatoria ve Euglena cinslerine ait türlere tüm istasyonlarda rastlanmış olması araştırma alanımızdaki akarsuyun kirlilik düzeyinin yüksek olduğunu desteklemiştir. Shannon çeşitlilik indeksi'ne göre de akarsuyun "Kötü" ekolojik kalite durumuna ve "Oksijensiz-Çok Kirlenmiş" kirlilik sınıfına girdiği görülmüştür. Ayrıca fitoplanktonda ve epifitik florada kirli sularda yaşayabilen toleranslı türlerin yaygın olduğu görülmüştür. Fitobentozdaki epifitik algler üzerinden hesaplanan Trofik Diyatome İndeks (TDI) sonuçlarına göre Derinçay Deresi "kötü" su kalite sınıfına karşılık gelen hipertrofik ekolojik statüye sahip olduğu belirlenmiştir. Çalışma alanındaki veriler değerlendirildiğinde Derinçay Deresi'nin kirlenme tehditiyle karşı karşıya olduğu görülmüştür. Derinçay Deresi sucul ekosisteminin korunabilmesi için dere üzerindeki atıksu arıtma tesisinin modern ve biyolojik arıtma yapabilen bir tesise dönüştürülmesi ve dereyi kirleten faktörlerin kontrol altında tutulması gerekmektedir.
Gölünyazı Gölü(Çorum)'nün trofik yapısı üzerine bir araştırma
Bu çalışmada Gölünyazı Gölü (Çorum) fitoplankton ve fitobentoz diyatomelerinin belirlenmesi için Nisan 2021 ile Mart 2022 tarihleri arasında göl üzerinde belirlenen 2 istasyondan periyodik olarak her ay örneklemeler yapılmış ve incelenmiştir. Örneklerin sayım ve teşhisleri yapılmış, alglerin mevsime bağlı değişimleri belirlenmiştir. Çalışmada fitoplankton florasında Bacillariophyta (30), Chlorophyta (4), Euglenozoa (4), Cyanobacteria (2), Charophyta (2), Cryptophyta (1), Miozoa (1) ve Ochrophyta (1) divizyolarına ait toplam 45 takson edilmiştir. Gölünyazı Gölü fitoplanktonunda en fazla organizma sayısına sahip alg grubu Bacillariophyta olup bu divizyoyu Euglenozoa takip etmiştir. Bentik alglerde (Epifitik ve epilitik) ise Bacillariophyta divizyosunun 13 ordosuna ait toplam 41 takson tespit edilmiştir. Bacillariophyta divizyosu içerisinde ise dominant alg ordosu 10 takson içeren Naviculales takımı olmuştur. Ayrıca istasyonlardan alınan su örneklerinin fizikokimyasal analizleri yapılmış, elde edilen verilerle tespit edilen organizmalar arasındaki ilişki belirlenmeye çalışılmıştır. Fitoplanktonun ve fitobentoz diyatomelerin çeşitlilik, düzenlilik, sıklık ve NMDS analizleri yapılmış, su kalite gösterge durumları tespit edilmiştir. Ayrıca fitoplanktondaki türlerin Fitoplankton Topluluğu İndeksi (Q indeks), fitobentoz diyatomelerin göller için Trofik Diyatome İndeksi (TDIL) hesaplanmış, çalışma alanında tespit edilen türlerin indikatör özelliklerinden yararlanarak su kalitesi belirlenmeye çalışılmıştır. Fitoplankton topluluğu indeks (Q indeks) sonuçlarına göre Gölünyazı Gölü'nün ekolojik su kalitesi "çok iyi" olarak sınıflandırılmıştır. Buna karşın çalışma alanımızın dominant ve subdominant organizmalarının daha çok toleranslı türlerden oluşması araştırma alanımızda kirlilik baskısının olduğunu göstermektedir. Yine Shannon çeşitlilik indeksi'ne göre de gölün "Kötü" ekolojik kalite durumuna ve "Oksijensiz-Çok Kirlenmiş" kirlilik sınıfına girdiği görülmüştür. Oysa fitoplanktonda kirliliğe toleranslı türler daha yaygın rastlanmışken fitobentozda (epifitik ve epilitik florada) daha çok temiz sularda bulunan kirliliğe hassas türlerin daha yaygın olduğu görülmüştür. Epifitik ve epilitik algler üzerinden hesaplanan Göller için Trofik Diyatome İndeks (TDIL) sonuçlarına göre Gölünyazı Gölü "zayıf" su kalite sınıfına karşılık gelen ötrofik ekolojik statüye sahip olduğu belirlenmiştir. Çalışma alanındaki veriler değerlendirildiğinde Gölünyazı Gölü'nün kirlenme tehditiyle karşı karşıya olduğu görülmüştür. Gölünyazı Gölü sucul ekosisteminin korunabilmesi için ya göl çevresi mera alanlarına dönüştürülmeli ya da göl civarında yapılan tarımın organikleştirilmesi teşvik edilmelidir. Böylelikle gölü kirleten faktörlerin kontrol altında tutulması gerekmektedir. Ayrıca Gölünyazı Gölü'ndeki biyoçeşitliliğin ve sulak alanın korunması adına su sıkıntısının yaşandığı mevsimlerde göl alanına çevredeki derelerden kontrollü bir şekilde su girişinin sağlanması önem arz etmektedir. Anahtar Kavramlar: Göl, su kalitesi, fitoplankton, fitobentoz, indisler Bilim Kodu: 20322
Saos-2 osteosarkoma hücre hattında baicalein'in Wnt/β-katenin yolağına ve MiR-25 ifadesine etkisi
Osteosarkoma, en sık karşılaşılan primer kemik kanseri olup sıklıkla çocuklarda ve ergenlerde yüksek oranda ortaya çıkmaktadır. Bir flavonoid olan baicalein, biyolojik ve farmasötik etkilerini geniş bir yelpazede göstermektedir ve bunların arasında güçlü anti-tümör aktivitesi son yıllarda büyük ilgi görmektedir. MikroRNA'lar, insan kanserlerinin başlatılması ve ilerlemesinde değişiklikler içeren küçük düzenleyici RNA'ların bir sınıfını oluşturmaktadır. Son zamanlarda mikroRNA-25 (miR-25)'in insan kanserlerinde birçok kritik süreçte yer aldığı bulunmuştur. Bu çalışmada osteosarkoma hücre hattı Saos-2'de baicaleinin ve miR-25'in Wnt/β-katenin sinyal yolağı üzerine etkisi araştırılmıştır. Hücre canlılığı ve apoptoz saptanmış, Wnt/β-katenin sinyal yolağı ile ilişkili β-katenin, GSK-3β, Axin2 ve LRP-5 mRNA ve protein ifadeleri belirlenmiştir. Saos-2 hücrelerinde baicalein IC50 ve AP50 değerleri sırasıyla 35 µM ve 50 µM olarak bulunmuştur. Baicaleinin doza bağlı olarak Saos-2 hücrelerinde proliferasyonu inhibe ettiği ve apoptozu tetiklediği aynı zamanda miR-25 ifadesini artırdığı saptanmıştır. Baicalein uygulaması ve miR-25 mimik tranfeksiyonu β-katenin, Axin2 ve LR5 ifadesinde düşüş meydana getiriken GSK-3β ifadesi artmıştır. Anti-miR-25 uygulaması GSK-3β ve LR5 ifadelerini düşürürken β-katenin ve Axin2 ifadelerinde artış meydana getirmiştir. Bu bulgular, baicaleinin Wnt/β-katenin yolağı ile ilgili genleri miR-25 ifadesini düzenliyerek hedef alabileceğini ve osteosarkoma tedavisi için potansiyel bir Wnt/β-katenin yolağı inhibitörü olabileceğini göstermektedir.
Türkiye'deki Ablepharus (Sauria:Scincidae) cinsinin morfolojik ve moleküler yöntemlerle taksonomik incelenmesi
Türkiye'de Ablepharus cinsine dahil sekiz takson [A. bivittatus (Ménétries, 1832), A. budaki budaki Göçmen, Kumlutaş ve Tosunoğlu, 1996, A. budaki anatolicus Schmidtler, 1997, A. chernovi chernovi Darevsky, 1953, A. chernovi eiselti Schmidtler, 1997, A. chernovi isaurensis Schmidtler, 1997, A. chernovi ressli Schmidtler, 1997 ve A. kitaibelii kitaibelii (Bibron ve Bory, 1833)] bulunmaktadır. Ancak bu taksonlar daha sonra moleküler ve morfolojik olarak yeterince sınanmamıştır. Bu nedenle, bu taksonlar çalışmamız sırasında daha detaylı ve bol örnekle incelenmiştir. Bu çalışma sırasında yapılan morfolojik analizlerde 279 örneğe ait 18 metrik, 29 meristik ile 14 indeks ve oran karakteri kullanılmıştır. Bunun yanında her taksona ait toplam 41 örnekten DNA izolasyonu gerçekleştirilmiştir. Daha sonra bir nüklear gen bölgesi (cmos) ve iki mitokondrial gen bölgesi (cyt b ve COI) polimeraz zincir reaksiyonu ile çoğaltılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre A. bivittatus bu cinsin diğer üyelerinden morfolojik ve moleküler açıdan oldukça farklı bulunmuştur. Ayrıca A. chernovi eiselti'nin tür seviyesine çıkarılması ve isaurensis'in de bu türün bir alttürü olduğu düşünülmektedir. A. kitaibelii'nin Trakya ve Marmara'nın güneyinde kalan populasyonlarının A. kitaibelii stepaneki olduğu tespit edilmiştir. Diğer yandan taksonların dağılış alanları tespit edilmiş, örneklerin toplandığı lokalitelerin ekolojik özellikleri, renk-desen özellikleri ve taksonları ayırt etmek için tayin anahtarı oluşturulmuştur.
Kütahya ilinden toplanan su örneklerinde arcobacter türlerinin izolasyonu ve karakterizasyonu
Bu çalışmada, Kütahya ili ve çevresinde bulunan çeşitli kaynaklardan toplanan su örneklerinde Arcobacter türlerinin varlığı, Arcobacter türlerine eşlik eden refakatçi mikroorganizmaların izolasyonu ve bu iki grup bakterinin biyofilm oluşturma özellikleri değerlendirildi. Kuyu suyu, tatlı su, katı atık suyu, çeşme suyundan izole edilen 98 adet numune incelendi. Moleküler identifikasyonu yapılan örneklerden 6 (%85.7) tanesinin Arcobacter butzleri, 1 (% 14.2) tanesinin ise Arcobacter skirrowii olduğu saptandı. Arcobacter türlerine eşlik eden refakatçi mikroorganizmaların izolasynları yapılarak, mikroskobik morfolojileri değerlendirildi. Yedi adet Arcobacter suşu ve 7 adet refakatçi mikroorganizmanın biyofilm şekillendirme yetenekleri ve primer kolonizasyondaki rolleri araştırıldı. Bu çalışma ile refakatçi mikroorganizmaların Arcobacter türleri ile aynı habitatı paylaşabildikleri ancak zayıf biyofilm yeteneklerinden dolayı primer kolonizasyonda rol alamayacakları sonucuna varıldı. Arcobacter türlerinde ise bir suş dışında tüm suşların zayıf biyofilm şekillendirdikleri saptandı. İdentifikasyonu yapılan 7 adet Arcobacter suşunun 11 farklı antibiyotiğe karşı duyarlılığı incelendi. İncelenen suşların %42'si gentamisine duyarlı, %14.28'i tetrasikline orta duyarlı iken %85.7'sinin tetrasikline dirençli olduğu belirlendi. Anahtar Kelimeler: Arcobacter türleri, biyofilm oluşumu, refakatçi mikroorganizma.
Kütahya ilinde satışa sunulan balların biyoaktivitesi, bu ballardan izole edilen aerob endospor oluşturan basillerin izolasyonu ve bazı özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, Kütahya'da satılan ve menşei çeşitli iller olan süzme ve petekli toplam 44 bal örneği toplanmıştır. Toplanan bal örneklerinin antimikrobiyal aktivitesi agar kuyucuk yöntemiyle belirlenmiştir. Bu yöntemde 7 adet gram negatif bakteri [Escherichia coli, Legionella pneumophila serogrup 1(a), Legionella pneumophila serogrup 1(b), Legionella pneumophila serogrup 2-15(a), Legionella pneumophila serogrup 2-15(b), Legionella spp.(a) ve Legionella spp.(b)] ve 1 adet ise gram pozitif bakteri (Staphylococcus aureus) kullanılmıştır. Bal örnekleri en yüksek aktiviteyi Legionella pneumophila serogrup 2-15(a)'ya karşı göstermiştir. İkinci aşama olarak toplanan bal örneklerinden 67 adet aerob endospor oluşturan mikroorganizma izole edilmiştir. İzolatlar biyokimyasal identifikasyon testlerine tabii tutulmuş ve bunun sonucunda tümünün Bacillus spp. cinsine ait olduğu tespit edilmiştir. İdentifiye edilen izolatların; ağır metal, antibiyotik dirençliliği ve sekonder metabolit üretim yetenekleri araştırılmıştır. Yapılan ağır metal dirençlilik (MİK) deneyinde, ağır metallere karşı en yüksek MİK değeri referans suş (B. subtilis NRRL B-209) ile kıyaslandığında, çalışmamızdaki Basillerin duyarlı oldukları ağır metalleri sıraya koyduğumuzda Co=Cu=Cd>Fe>Pb olduğu görülmüştür. Elde edilen basil izolatlarının %8,95 inin Kanamisine karşı dirençli olduğu belirlenmiştir. Basil izolatlarının sekonder metabolit oluşumunun belirlenmesinde agar blok yöntemi kullanılmıştır. Bu deneyde ise antimikrobiyal aktivite testindekullanılan 8 adet mikroorganizma ile çalışılmıştır. İzolatların oluşturduğu sekonder metabolite karşı en yüksek antimikrobiyal aktiviteyi L. pneumophila Sg 1(b)bakterisi göstermiştir. Anahtar kelimeler: Ağır Metal ve Antibiyotik Dirençliliği,Antimikrobiyal Aktivite, Bal,Bacillus spp.
Çanakkale boğazı denizel bentik diyatome florasının sistematik açıdan ön incelemesi
Bu çalışmada, Türk Boğazlar Sistemi içerisinde bulunan Çanakkale Boğazı'ndan belirlenen 10 noktadan 2013-2016 tarihleri arasında toplanan bentik diyatome kompozisyonu incelenmiştir. Örnekler taksonomik açıdan teşhis edilmiş ve biyocoğrafik olarak incelenmiştir. Toplamda 928 diyatome kabuğu incelenmiştir. Sonuç olarak, 42 cins ve 85 tür tespit edilmiştir. Bu türlerden; Amphora bigibba var. interrupta, A. graeffeana, A. pseudohyalina, Berkeleya antarctica, B. rutilans, Cocconeis guttata, C. irregularis, C. latecostata, Delphineis karstenii, Denticula subtilis, Diploneis aestuari, D. stroemii, Fallacia nyella, F. subforcipata, Fragilaria eichhornii, Glyphodesmis distans, Halamphora staurophora, Haslea brittannica, H. nautica, Lyrella clavata, Mastogloia gieskesii, Navicula pontica, Nitzschia fusiformis, N. reversa, Parlibellus delognei, Plagiotropis lepidoptera var. minor, P. lepidoptera var. proboscidea, Proschkinia complanata, Psammodictyon rudum, Pseudostaurosira perminuta, Seminavis basilica ve Tetramphora rhombica "Türkiye Denizleri Bentik Diyatome Florası" için yeni kayıt olarak rapor edilmiştir.
Kütahya ilinde akraba evliliği sıkılığı ve sonuçları
Bu çalışmada, Kütahya ilinde akraba evliliği sıklığı ve bu evliliklerin konjenital malformasyonlar, kendiliğinden düşük ve ölü doğum ile ilişkisi araştırıldı. Araştırmaya Kütahya ilinde akraba evliliği yapan 300 kadın alınmıştır. Çalışma bulguları, kadınların tanıtıcı özelliklerinin ve araştırmanın bağımsız değişkenlerinin sorgulandığı soru formu ile araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği kullanarak Haziran-Eylül 2017 tarihleri arasında toplanmıştır. Kadınların akraba evliliğini seçme nedenleri arasında % 71,3 ailelerin karar vermesi (görücü usulü) ilk sıradadır. Araştırmaya alınan kadınların %62'sinin ilköğretim mezunu olduğu belirlenmiştir. Kütahya ilinde akraba evlilikleri içinde en sık olarak yarım yeğen evliliği %77,4 oranında belirlendi. Katılımcı kadınların %14,3'ü doğmadan önce çocuklarında doğumsal anomali olduğunu bilerek doğumlarını gerçekleştirdikleri belirlenmiştir. Kendi kan gruplarını ve eşlerinin kan gruplarını bilen katılımcı kadınların %4,3'ün de kan uyuşmazlığı tespit edilmiştir. Akraba evliliği yapmış ailelerde mental retardasyon ve psikiatrik bozukluk, doğumsal defekt, yapısal anomali ve metabolik hastalıklar tespit edilmiştir. Araştırmaya katılan kadınların %63'ünün düşük, %64,7'sinin ölü doğum yapmış olduğu saptanmıştır. Sağlık çalışanlarının akraba evliliği yapmış olan kadınları genetik danışmanlık hakkında bilgilendirmeleri ve yönlendirmeleri, akraba evliliğinin riskleri ve zararları konusunda halkın medya iletişim araçları ile aydınlatılması, kadınların akraba evliliği ile ilgili düşüncelerini inceleyen araştırmaların tekrar edilmesi önerilebilir. Anahtar kelimeler: Akraba evliliği, çocuk ölümü, doğumsal kusurlar, gebelik sonuçları.
Antep turpu (Raphanus sativus L.) ve fındık turpu (Raphanus sativus L. var. radicula)'nun bazı tek yıllık ve çok yıllık yabancı otlar üzerindeki allelopatik etkilerinin belirlenmesi
Bu çalışma, Antep turpu (Raphanus sativus L.) ve fındık turpu (Raphanus sativus L. var. radikula) bitkilerinden sıvı azot kullanılarak elde edilen ekstraktların üç farklı yabancı otun (Avena sterilis L., Echinochloa crus-galli (L.) P. Beauv. ve Sorghum halepense (L.) Pers çimlenmesi ve fide gelişimi üzerindeki allelopatik etkileri değerlendirmek ve turp türlerinin farklı kısımlarından (kök, gövde ve tüm bitki) elde edilen ekstraktların allelopatik içeriklerini saptamak amacıyla yapılmıştır. Ekstraksiyon işlemi sırasında turp çeşitlerine ait bitki parçaları sıvı azot yardımı ile dondurulmuş ve daha sonra ezilerek toz haline getirilmiştir. Turp tozlarından belirli dozlarda (% 0,% 1,% 2,% 4,% 8,% 16) hazırlanan sulu çözeltiler, yabancı ot tohumlarına uygulanmıştır. Tohumlar, 15 gün boyunca 25°C'de inkübatörde tutulmuştur. Deneyler, her konsantrasyon için altı tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Uygulama sonunda, yabancı ot tohumlarının çimlenme yüzdesi, kök ve gövde boyu ölçülerek değerlendirilmiştir. Tüm ekstraktların doz artışına bağlı olarak yabancı otların çimlenme ve fide gelişimini olumsuz yönde etkilediği ortaya konmuştur. Test edilen parametrelerinden en yüksek allelopatik etkiler yabancı otların kök uzamasından elde edilmiştir. A. sterilis üzerinde elde edilen en yüksek etkiler Antep turpu kök ekstraktı tarafından sağlanırken, E. crus-galli ve S. halepense bitkilerinin en fazla oranda fındık turpu gövde ve tüm bitki (kök+gövde) ekstraktından etkilendiği ortaya çıkmıştır. Yapılan kimyasal analiz sonucunda ekstraktlarda allelopatik etkinin kaynağı olabilecek potansiyeldeki maddeler tespit edilmiştir. Çalışmada seçilen bitkiler ve kullanılan ekstraksiyon metodunun ileride yapılacak allelopatik çalışmalara ve biyoherbisit araştırmalarına ışık tutabilmesi amaçlanmıştır.
Faklı kaynaklardan Enterococcus faecalis ve Enterococcus faecium izolasyonu, moleküller tanısı ve genotiplendirilmesi
Bu çalışmada, Kütahya ilinde tavuk (35 adet), kıyma (35 adet) ve peynir (35 adet) örneklerinde Enterococcus faecalis ve Enterococcus faecium izolasyonu ve identifikasyonu yapıldı. İzole edilen suşlar ve Evliya Çelebi Hastanesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı'ndan temin edilen insan orijinli E. faecalis ve E. faecium bakterilerinin genotipik benzerlikleri araştırıldı. Tavuk kanat örneklerinden izole edilen suşlardan %22,8'si E. faecalis ve %5,7'si E. faecium, kıyma örneklerinden izole edilen suşlardan %14,3'ü E. faecalis ve %20'si E. faecium, peynir örneklerinden izole edilen suşlardan %20'si E. faecalis ve %2,9'u E. faecium olarak identifiye edildi. Gıda kaynaklı 30 Enterokok suşu (20 E. faecalis ve 10 E. faecium) ve hastaneden temin edilen insan kaynaklı 10 Enterokok suşu (5 E. faecalis and 5 E. faecium) olmak üzere toplamda 40 Enterokok suşu genotiplendirildi. E. faecalis ve E. faecium suşlarının genetik çeşitliliği RAPD-PCR yöntemiyle M13 primeri kullanılarak araştırıldı. Araştırılan bütün izolatlar M13 primeri ile bant oluşturdu ve sonuçlar UPGMA küme analiz programıyla değerlendirildi. E. faecalis suşları profillerinin küme analizleri sonucunda %70'ten fazla benzerlik gösteren 2 grup ve benzersiz 14 tip içeren 26 farklı tip gözlemlendi. E. faecium suşları profillerinin küme analizleri sonucunda %70'ten fazla benzerlik gösteren 5 grup ve 10 benzersiz tip içeren 15 farklı tip gözlemlendi.
Doğal populasyonlarından toplanan Amaranthus retroflexus L. tohumlarında dormansi
Amaranthus retroflexus L. Türkiye' de tarım arazilerinde yaygın olarak görülen yabancı ot türlerinden biridir. Bu çalışmada, A. retroflexus tohumlarının dormansi durumları araştırılmıştır. Olgun tohumlar, 2014 yılında, Bandırma/ Balıkesir, Bursa, Kütahya ve Ulubey / Uşak' da doğal olarak yetişen populasyonlardan toplanmıştır. Tohumların dormansi ve çimlenme potansiyelleri H2O (25, 30, 35 ve 40 °C) ve GA3, GA4+7, KNO2 (25 ve 35°C) içeren ortamlarda, daimi karanlık ve aydınlık koşullarda test edilmiştir. Tohumlar, karanlıkta H2O ortamında, tüm sıcaklık derecelerinde dormantdır. Işıkta, tohumlar sadece 35 °C de inkübe edildiğinde dormansi ortadan kalmıştır. Bu da dormansinin ortadan kalkması için hem ışık hem de yüksek sıcaklığa (35 °C) ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir. GA4+7 dormansinin ortadan kalkmasında GA3' den daha etkilidir. GA4+7 varlığında çimlenme 25 °C aydınlık ortamda karanlık ortama göre daha fazladır ve populasyonlar arasında farklılık göstermiştir. 25 °C' de en yüksek çimlenme Uşak' dan toplanan tohumlarda görülmüştür. Karanlıkta 35 °C' de, GA4+7' nin ışık ihtiyacını ortadan kaldırması ile birlikte tüm populasyonlarda çimlenme % 80' den fazladır. 25 °C karanlık ortamda KNO2' ye verilen cevapta populasyonlar arasında farklılıklar görülmüştür. KNO2' ye en iyi cevap veren Kütahya populasyonudur. KNO2 varlığında, 25 °C aydınlık ve 35 °C karanlıkta tüm populasyonlarda görülen çimlenme %80' in üzerindedir. Bunlara ek olarak, kuru ortamda tohum olgunlaşmasından sonra geçen zaman da dormansinin ortadan kalkmasında etkilidir. 2014 yılı Türkiye' de ve dünyada 21. yüzyılın en sıcak yıllarından biri olmuştur. 2014 yılı sıcaklık verilerine göre, tohum toplanan lokalitelerin yıllık ortalama sıcaklıkları düşükten yükseğe doğru sıralanmıştır (Uşak < Kütahya < Bandırma < Bursa). A. retroflexus populasyonlarının dormansi seviyelerinde görülen farklılıklar ana bitkilerin yetiştikleri iklim koşullalı göz önüne alınarak tartışılmıştır. Anahtar kelimeler: Amaranth sp, dormansi, kırmızı köklü tilki kuyruğu, küresel ısınma, yabancı ot.
1800 MHz manyetik alanın sıçanlarda kolon mikroflorası ve patolojisi üzerine etkileri ile kolondaki bazı gen mutasyonlarının belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı, 1800 MHz manyetik alanın sıçanlarda kolonda Bacteroides ve Fusobacterium miktarları ve kolon patolojisi üzerine etkileri ile kolondaki KRAS ve p53 gen mutasyonlarının belirlenmesidir. Çalışmada kontrol, sham, elektromanyetik alan (EMA) uygulanan grup olmak üzere üç grup hazırlandı. 1800 MHz RF (radyofrekans) radyasyonu oluşturmak için bir elektromanyetik enerji jeneratörü kullanıldı. EMA grubundaki sıçanlar 12 hafta boyunca günde 45 dk (7 gün/hafta) elektromanyetik alana maruz kaldılar. Kontrol ve sham grupları arasında histopatolojik olarak fark gözlenmedi. EMA grubunda mukoza epitelinde aşınma ve yer yer dökülmeler gözlendi. Bez yapısı bozulmuştu ve mukozada ödem ve inflamatuvar hücre infiltrasyonu gözlendi. EMA grubunda kollagen miktarında artış olduğu ve fibrozis olayının geliştiği ve goblet hücre sayısı istatistiksel açıdan anlamlı bir azalma gösterdiği saptanmıştır (P<0.05). Fusobacterium miktarındaki artış, EMA grubunda kontrollere göre önemli derecede yüksek bulundu. Bacteroides miktarı açısından ise gruplar arasında farklılık tespit edilmedi. Kolon dokusunda KRAS ve Tp53 mutasyon analizinde tüm örneklerin yabanıl tip olduğu bulundu. EMA uygulanan grup ile kontrol grupları arasında anlamlı bir fark gözlenmedi. Sonuç olarak, 1800 MHz EMA uygulaması kolonda histopatolojik olarak hasara sebep olmuştur. Ayrıca Fusobacterium miktarında da artış gözlenmiştir. Bu tez Dumlupınar Üniversitesi 2014-81 numaralı Bilimsel Araştırmalar Projesi (BAP) ile desteklenmiştir. Anahtar Kelimeler: 1800 MHz, Elektromanyetik Alan, Bacteroides, Fusobacterium, Kolon, KRAS, Sıçan, Tp53.
Güney Ege bölgesi koprafaj staphylininae (Coleoptera:Staphylinidae) türlerinin fenolojisi ve vertikal dağılışı üzerinde araştırmalar
Bu tezin arazi çalışması Türkiye'nin Güney Ege Bölgesinde bulunan; Afyonkarahisar, Aydın, Denizli, Muğla ve Uşak illerinde, gübre yemli düşürme tuzakları kullanılarak, Eylül 2013 – Ağustos 2014 tarihleri arasında, 2 aylık periyotlar ile farklı yüksekliklerde seçilen 22 lokalitede yapılmıştır. Çalışma neticesinde Staphylininae (Coleoptera:Staphylinidae) altfamilyasına ait 566 bireyden 8 cinse ait 53 türün dağılış gösterdiği belirlenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre Ocypus (Pseudocypus) excisus, (Müller G., 1950); Philonthus (Philonthus) splendens splendens, Fabricius, 1793; P. splendens sideropterus, Kolanati, 1846; Quedius (Raphirus) plancus, Erichson, 1840 tür ve alttürlerinin daha önceden lokalite belirtilmediği Türkiye'de bulunduğu bildirilmiş olup ilk defa bu çalışmada ayrıntılı olarak lokalite kaydı verilmiştir. Bu çalışma ile tespit edilen türlerin dominantlık, sıklık yüzdesi, Sorensen ve Jaccard benzerlik indeksleri yapılmıştır; Philonthus carbonarius (Gravenhorst, 1802) %15,24 lük oranı ile en dominant, Philonthus carbonarius (Gravenhorst, 1802) %8,08 lik oranı ile en sık rastlanan türler olarak belirlenmiştir. 9. İstasyon (Muğla) ile 11. İstasyon (Aydın) Sorensen ve Jaccard benzerlik indeksleri sonucunda birbirine en benzer istasyonlar olarak belirlenmiştir. Her bir türün fenolojisi, vertikal ve lokalite kayıtları ayrıntılı belirtilmiş olup Paleartik ve Türkiye yayılışları verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ege bölgesi, fenoloji, staphylininae, Türkiye, vertikal dağılış.
Kütahya ilinde ticari olarak tüketime sunulan çeşitli gıda ürünlerinde arcobacter türlerinin m-PCR ile saptanması ve biyofilm özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, Kütahya ilinde ticari olarak tüketime sunulan çeşitli gıda ürünlerinde Arcobacter spp. taşıyıcılığı, antibiyotik duyarlılıkları ve biyofilm oluşturma yeteneklerinin belirlenmesi amaçlandı. Bu kapsamda, 35 adet kıyma, 35 adet tavuk eti, 35 adet peynir ve 10 adet su örneği incelendi. Yapılan çalışma sonucunda, tavukta ve suda, sırası ile 6 (%17.1) ve 1 (%10) adet Arcobacter spp. identifiye edildi. Tavuk ve suda identifiye edilen Arcobacter spp.'lerin 6 (%17.1)'sının Arcobacter butzleri ve tavukta identifiye edilen Arcobacter spp.'lerin 1 (%10)'inin Arcobacter cryaerophilus olduğu konvansiyonel ve moleküler yöntemler kullanılarak tespit edildi. Arcobacter suşlarının tamamı streptomisin, gentamisin ve tetrasikline karşı duyarlı, eritromisine ise orta duyarlı bulundu. Arcobacter suşları siproflaksasine, sefalotine ve ampisiline sırasıyla %71.4, %71.4 ve % 28.5 oranında dirençli bulundu. Yedi adet Arobacter suşunun aerobik ve mikroaerofilik olarak farklı konsantrasyonlarda biyofilm oluşturma kapasiteleri incelendi. Suşlar, aerobik olarak, 0.07 başlangıç konsantrasyonunda zayıf biyofilm şekillendirdi. Konsantrasyonun arttırılması (0.15) aerobik koşullarda biyofilm oluşumu üzerine sadece bir adet suşta olumlu etki gösterdi. Suşlar mikroaerofilik olarak, 0.07 başlangıç konsantrasyonunda da zayıf biyofilm şekillendirdi. Konsantrasyonun arttırlması (0.15) ile mikroaerofilik koşullarda 3 suşun biyofilm oluşumu zayıftan ortaya, 2 suşun ki ise zayıftan güçlüye dönüştü.
Termofilik campylobacter türlerinin çeşitli virülens özelliklerinin saptanması
Termofilik Campylobacter türleri insanlarda zoonotik kaynaklı enteritlere yol açan, gıda kaynaklı bakterilerdir. En önemli bulaş kaynağı olarak tavuk etleri gösterilmektedir. Etkenlerin patogenezinde sitoletal distending toksin (CDT) adı verilen virülens faktörler önemli bir yer tutmaktadır. Bu çalışmada Kütahya ilinde ticari olarak tüketime sunulan 24 adet tavuk etinde termofilik Campylobacter türlerinin varlığı (Campylobacter jejuni, Campylobacter coli, Campylobacter lari) ve taşıdıkları CDT genleri moleküler olarak ortaya konuldu. Toplanan 24 adet örnekte, 11 adet (%45.8) Campylobacter türü MPZR ile karakterize edildi. Bu etkenler tür bazında değerlendirildiğinde, incelenen örneklerde 7 adet (% 29.2) oranında C.jejuni, 4 adet (%16.6) oranında C.coli varlığı tespit edildi. C.lari ise saptanamadı. Campylobacter yönünden pozitif olduğu MPZR ile doğrulanan örnekler Cdt genleri yönünden yine MPZR değerlendirildiğinde suşların %90.9'unda Cdt A ve Cdt C genleri saptanırken, %81.8'inde Cdt B geni tespit edildi. Cdt genlerinin bakteri türlerine göre dağılımları incelendiğinde C.jejuni'de Cdt A ve Cdt C genlerinin bulunma oranları %85.7,Cdt B geninin ise %71.4 olduğu görüldü. C.coli'de ise bu üç toksin geninin tüm suşlarda var olduğu (%100) tespit edildi. Sonuç olarak, Kütahya ilinde satışa sunulan tavuklarda toksin genleri ihtiva eden Campylobacter türleri saptanmış olup, bu ürünlerin yeterli ısıl işlemi uygulanmadan tüketilmesi durumunda, halk sağlığı için risk taşıyabileceği kanısına varıldı. Anahtar Kelimeler: CDT, Tavuk eti, MPZR, Termofilik Campylobacter.
Sıçan ileumu ve mesanesi düz kası kasılma ve gevşeme cevapları üzerine sinnamik asitin etki mekanizmasının araştırılması
Sinnamik Asit, Cinnamomi cortex (Tarçın) bitkisinde yaygın olarak bulunan bir fenolik asit türevidir ve adını da tarçın bitkisinden almıştır. Antimikrobial, Antitümöral, Antikanserojen ve Antifungal özelliklerinin olduğu ve vazodilatör etkisi saptanmıştır. Bu çalışma kontrol, atropin, fentolamin, propranolol, nifedipin, tetraetil amonyum ve atropin+fentolamin+propranolol uygulanan gruplar olmak üzere 7 farklı grupta ileum ve mesane için ayrı ayrı gerçekleşmiştir. Çalışmada KCl veya karbakol ile ön-kastırılmış ileum/mesane dokularına farklı antagonist ya da kanal blokörlerinin uygulanması sonrası ilgili dokuların sinnamik aside karşı kasılma-gevşeme cevapları incelenmiştir. Sinnamik asit ileum ve mesanede doza bağlı kasılma ve gevşemeler oluşturmuştur. Atropin ileumu daha fazla kastırırken gevşeme cevaplarını değiştirmemiştir. Mesanede ise kasılma cevaplarını inhibe ederken gevşemeyi arttırmıştır. Fentolamin ileum ve mesanenin kasılma ve gevşeme cevapları değişmemiştir. Propranolol ileumun kasılma cevaplarını inhibe etmiş gevşeme cevapları değişmemiştir. Mesanede ise kasılma cevapları artarken gevşeme yanıtları değişmemiştir. Nifedipin ileumda sinnamik asidin kasılma cevaplarını inhibe ederken gevşeme cevaplarını değiştirmemiş, mesanede kasılma cevaplarını etkilemezken gevşeme cevaplarını arttırmıştır. TEA ileumda kasılma ve gevşeme cevaplarını değiştirmemiş mesanede de kasılma cevaplarını etkilemezken gevşeme cevaplarını arttırmıştır. Aynı anda yapılan adrenerjik ve kolinerjik reseptör blokajı ileumda ve mesanede kasılma ve gevşeme cevaplarını değiştirmiş fakat anlamlı olarak etkilememiştir. Sonuç olarak sıçan ileum ve mesane düz kasları üzerinde uyguladığımız Sinnamik asidin kullandığımız reseptör antagonistleri ve kanal blokörlerinin dışında farklı reseptörler veya yolaklar aracılığı ile de etkide bulunduğu düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Atropin, Fentolamin, İleum, Mesane, Nifedipin, Propranolol, Sinnamik Asit, Tetraetil Amonyum.
Balıkesir ili sansarları, Martes pinel, 1792 (Mammalia:Carnivora)'nin biyolojisi, ekolojisi ve taksonomik durumu
Balıkesir ilinde yayılış gösteren Sansarların (Martes), biyolojisi, ekolojisi ve taksonomik özellikleriyle ilgili araştırmalar yapmak amacıyla, 2016 ve 2017 yılları arasında arazi çalışmaları yapılmıştır. İl genelinde ve tür ayırımı yapılmaksızın toplam 32 sansar örneği elde edilmiştir. Örneklerin tamamı Martes foina (Kaya sansarı)'ya ait olup Martes martes (Ağaç sansar) ile ilgili herhangi bir bulguya rastlanılmamıştır. Bu durum, Türkiye'de nesli koruma altında bulunan M. martes'in Balıkesir ilinde neslinin tehlike altında olduğunun bir göstergesidir. Elde edilen M. foina'ya ait örneklerin iç ve dış karakter ölçüleri alınmıştır. Literatür verileri ile örneklerin ölçüleri karşılaştırılmış ve Balıkesir ilinde Martes foina'nın nominatif formunun yayılış gösterdiği saptanmıştır. M. foina ile ilgili ayırıcı özellikler, habitat, beslenme, kürk rengi, ekto parazit ve baculum gibi bazı biyolojik, ekolojik ve taksonomik özellikler kaydedilmiştir. Örneklerin ölçüleri ile elde edildiği lokalitelerin kayıtları verilmiştir. Her iki türe ait koruma stratejisine ait gerekli olan tedbirler, öneriler şeklinde bu çalışmada kaydedilmiştir.
Kütahya'da bulunan doğal ortam sularından Legionella spp. izolasyonu ve bazı özelliklerinin belirlenmesi
Çalışmada, Kütahya ilinde bulunan doğal ortam sularından toplam 150 adet su örneği (2016 yılı Haziran –Eylül aylarında) toplanmıştır. Su örnekleri filtrasyon işleminden geçirildikten sonra BYCE besiyerine filtreler yerleştirilerek inkübasyona bırakılmıştır. Ardından şüpheli kolonilere Lateks aglütinasyon test kiti uygulanmıştır. Elde edilen 8 Legionella izolatının 6 tanesinin serogrubu 2-15, 2 tanesinin ise Legionella spp. olarak bulunmuştur. İzolatların, ağır metal dirençlilik testleri, antibiyotik dirençlilikleri ve sekonder metabolit üretme yetenekleri araştırılmıştır. İzole edilen Legionella bakterilerinin sekonder metabolit üretme yetenekleri Gram pozitif (B. cereus, B. licheniformis, S. epidermidis ve S. aureus), Gram negatif (E. aerogenes, P. aeruginosa, E. coli ve A. hydrophila), mayalardan (S. cerevisiae ve S. baulardii) kullanılarak agar blok yöntemi ile belirlenmiştir. İzolatların genel olarak sekonder metabolit üretiminin olmadığı ya da çok zayıf olduğu tespit edilmiştir. E. coli ATCC 25922 suşu ağır metal ve antibiyotik direçlilik testinde referans suş olarak kullanılmıştır. Yapılan ağır metal toleranslılık (MİK) deneyinde, ağır metallere karşı en yüksek MİK değeri referans suş ile kıyaslandığında; %100 kurşun ve krom, %12.5 nikel, çinko, kobalt ve bakır ağır metaline karşı dirençli olduğu saptanmıştır. İzolatların demir ve kadmiyum ağır metaline karşı herhangi bir dirence sahip olmadığı saptanmıştır. Antibiyotik dirençlilik testleri disk difüzyon ve mikrodilüsyon yöntemi ile belirlenmiştir. Antibiyotik dirençlilik deneyinde 3 farklı sıcaklık (27°C, 37°C ve 40°C) kullanılmıştır. Kullanılan antibiyotikler Ampisilin, İmipenem, Sefotaksim, Amikasin, Kanamisin, Tetrasiklin, Eritromisin, Ofloksasin, Sulbaktam, Gentamisin, Doksisiklin, Siprofloksasin ve Levofloksasin'dir. Deneyler sonucunda disk difüzyon yöntemine göre en yüksek antibiyotik dirençliliğinin sefotaksime antibiyotiğine karşı olduğu belirlenmiştir. Doksisiklin, Siprofloksasin ve Levofloksasin antibiyotikleri kullanılarak mikrodilüsyon yöntemi ile Legionella izolatlarının Minimal İnhibisyon Konsantrasyonları (MİK) belirlenmiştir. İzolatların hepsinin denenen üç antibiyotiğe karşı duyarlı olduğu belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Ağır metal, antibiyotik direçliliği, Legionella spp.
Güney Ege bölgesinde gübrede bulunan Histeridae (Coleoptera) türlerinin fenolojisi ve vertikal dağılışı üzerine araştırmalar
Bu çalışmada, Güney Ege Bölgesi'nde yayılış gösteren gübrede bulunan Histeridae türlerinin belirlenmesi amacıyla 5 ilde 21 istasyon belirlenmiştir. Bu istasyonlardan Eylül 2013 – Ağustos 2014 tarihleri arasında gübre yemli düşürme tuzağı kullanılarak bir yıl boyunca, iki ayda bir örnekleme yapılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda toplamda 605 birey toplanmış ve değerlendirilmiştir. Teşhisler sonucunda Histeridae familyasından 11 cinse ait 24 tür tespit edilmiştir. Bulunan türlerden Saprinus aegialius (Reitter, 1884) Türkiye faunası için yeni kayıttır. Atholus duodecimstriatus duodecimstriatus (Schrank, 1781), Atholus duodecimstriatus quatuordecimstriatus (Gyllenhal, 1808), Carcinops pumilio (Erichson, 1834), Chalcionellus decemstriatus decemstriatus (Rossi, 1792), Hypocacculus metallescens (Erichson, 1834), Hypocaccus rugifrons (Paykull, 1798), Margarinotus ventralis (Marseul, 1854), Platysoma elongatum (Thunberg, 1787), Pholioxenus schatzmayti, ve Saprinus tenuistrius (Marseul, 1855) türleri araştırma bölgesinden ilk kez rapor edilmiştir. Çalışma sonucunda belirlenen türlerin yükseklik ve dağılışında özel tercihleri belirlenmiş, Sorensen ve Jaccard benzerlik indeksleri ile istasyonlar arasındaki farklılıkları bulunmuş, Shannon Wiener benzerlik indeksi ile tür çeşitliliğinin istasyonlar arasındaki farklılıkları hesaplanmış, Türkiye ve Palearktik bölgede yayılışları verilmiştir. Anahtar Kelimeler : Fenoloji, Güney Ege Bölgesi, Histeridae, Vertikal Dağılış, Yeni Kayıt.
Kütahya ili su kaynaklarındaki siyanür miktarlarının belirlenmesi ve siyanürün sazan balığı (Cyprinus carpio) türünün bazı biyokimyasal, hematolojik ve histopatolojik parametreleri üzerine etkilerinin araştırılması
Bu çalışmada önemli bir kirletici olan siyanürün Kütahya İli sınırları içindeki bazı su kaynaklarındaki miktarları belirlenmiş ve siyanürün aynalı sazan (Cyprinus carpio) balıklarının hemogram düzeyleri, bazı enzim aktiviteleri, lipid peroksidasyonu, histomorfolojik ve immunhistokimyasal parametreleri üzerine olan etkileri araştırılmıştır. Kütahya İli çevresinde analizi yapılan toplam 158 istasyondan iki istasyon dışında diğer istasyonların içme suları için belirlenen eşik düzeyleri aşmadığı görülmüştür. Siyanürün toksik etkilerini belirlemek amacıyla yapılan deneylerde siyanür kaynağı olarak sodyum siyanür kullanılmıştır. Çalışmada kullanılan toplam 96 balık 15 gün süre ile alıştırma sürecine tabi tutulmuş ve ardından 3 ve 15 gün süre ile 0,1 mg/L ve 0,2 mg/L siyanür konsantrasyonlarına maruz bırakılmışlardır. On beş gün süre ile 0,2 mg/L konsantrasyonda siyanüre maruz kalan sazan balıklarının hemoglobin ve hematokrit değerleri dışında, incelenen kan parametrelerinin önemli derecede etkilenmediği tespit edilmiştir. Siyanüre maruz kalan balıkların katalaz, süperoksit dismutaz ve karbonik anhidraz aktivitelerinin bazı dokularda inhibisyona uğradığı, bazı dokularda ise arttığı tespit edilmiştir. Siyanür maruziyeti ile hücre hasarının önemli belirteçlerinden olan malondialdehit seviyelerinin genelde yükseldiği görülmüştür. Siyanüre maruz kalan balıkların karaciğer dokularında lipid birikimi, lenfosit infiltrasyonu, fibrosis ve rejenerasyon, deri epitelinde ve solungaç filamentlerinde ise hiperplazi, hücre agregatları ve goblet hücreleri tespit edilmiştir. Ayrıca, 0,1 mg/L ve 0,2 mg/L konsantrasyonlarında siyanüre maruz bırakılan sazan balıklarının incelenen tün dokularında apoptoziste görev alan Bcl-2 ekspresyonlarının azaldığı, kaspaz-3 ekspresyonlarının ise arttığı görülmüştür.
Sıçan trakeası düz kası kasılma ve gevşeme cevapları üzerine sinnamik asitin etki mekamizmasının araştırılması
Sinnamik Asit, Cinnamomi cortex (Tarçın) bitkisinde yaygın olarak bulunan bir fenolik asit türevidir ve adını da tarçın bitkisinden almıştır. Antimikrobial, Antitümöral, Antikanserojen ve Antifungal özelliklerinin olduğu ve vazodilatör etkisi saptanmıştır. Bu çalışma kontrol, atropin, fentolamin, propranolol, nifedipin, tetraetil amonyum ve atropin+ fentolamin+propranolol uygulanan gruplar olmak üzere 7 farklı grupta trakea için ayrı ayrı gerçekleşmiştir. Çalışmada KCl veya karbakol ile ön-kastırılmış trakea dokularına farklı antagonist ya da kanal blokörlerinin uygulanması sonrası ilgili dokuların sinnamik aside karşı kasılma-gevşeme cevapları incelenmiştir. Sinnamik asitintrakeadadoza bağlı kasılma ve gevşeme cevapları gözlenmiştir. Atropin ile yapılan birinci ve ikinci protokol çalışmalarında farklı sonuçlar alınmış, KCl varlığında atropin önemli derecede farklılığa sebep olmamışken karbakol varlığında önemli derecede kasılmalara neden olmuştur.Fentolamin ile yapılan çalışmalarda KCl varlığında gevşemelere neden olurken karbakol varlığında kasılmalaraneden olmuştur. Propranolol ile yapılan çalışmalarda hem KCl hem de karbakol varlığında kasılma ve gevşeme cevapları kontrole kıyasla önemli derecede değişim göstermemiştir. Nifedipin ile yapılan çalışmalarda hem KCl varlığında hem de karbakol varlığında kasılmalara neden olmuştur. Tetraetil amonyum ile yapılan çalışmalarda KCl varlığında kasılma ve gevşeme gözlenmezken karbakol varlığında kasılmalara neden olmuştur. Fentolamin ile yürütmüş olduğumuz çalışmalarda, KCl varlığında gevşemeler gözlenmişken, karbakol varlığında ise kasılmalara neden olmuştur.Atopin, fentolamin ve propranolol karışımından oluşan grup çalışmalarında ise kontrol grubu çalışmalarına kıyasla kasılma gevşeme cevapları KCl varlığında değişmemişken karbakol varlığında kasılmalara neden olmuştur.Sonuç olarak sıçan trakea düz kasları üzerinde uyguladığımız Sinnamik asidin kullandığımız reseptör antagonistleri ve kanal blokörlerinin dışında farklı reseptörler veya yolaklar aracılığı ile de etkide bulunduğu düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Atropin, Fentolamin, Trakea, Nifedipin, Propranolol, Sinnamik Asit, Tetraetil Amonyum.
Havasal aerob endospor oluşturan basillerin izolasyonu ve bazı özelliklerinin araştırılması
Bu çalışmada, Balıkesir ilinin Bigadiç ilçesinin 5 ayrı yerinden toplanan havasal örneklerden 14 adet aerob endospor oluşturan Basil izole edilmiştir. İzole edilen Basillus izolatları biyokimyasal ve VITEK identifikasyon sisitemi ile identifiye edilmiştir. İzolatların 4'ü B. subtilis, 4'ü B. pumilus, 1'er adet B. polymyxa, B. megaterium, B. brevis, B. licheniformis ve 2 izolat ise identifiye edilememiştir. İzole edilen suşların ağır metal ve antibiyotik dirençliliği bunun yanında sekonder metabolit üretimi araştırılmıştır. Ağır metal dirençlilik testi, agar dilüsyon yöntemi ile yapılmıştır. Minimal İnhibisyon Konsantrasyonu (MİK) deneyinde, ağır metallere karşı en yüksek MİK değeri referans suş (B. subtilis NRRL B-209) ile kıyaslanmıştır. Elde edilen izolatların referans suşa göre, ağır metal yüzde dirençlilik değerlerine bakıldığında; %100 bakır ve kadminyum'a, karşı olduğu tespit edilmiştir. İzolatların antibiyotik dirençliliklerine disk difüzyon yöntemi ile belirlenmiştir. Buna göre izolatların antibiyotiklerden oksasiline (%100), ampisiline (%50) ve eritromisine (%7.1) oranında dirençli olduğu tespit edilmiştir. Basil izolatlarının sekonder metabolit üretme yeteneklerinin belirlenmesinde Gram negatif bakterilerden Legionella pneumophila serogrup 2-15 ve Legionella spp. izolatları kullanılmıştır. Basil izolatlarının sekonder metabolit üretme yetenekleri sadece bu iki gram negatif bakteri üzerinde agar blok yöntemi ile belirlenmiştir. Basil izolatların Legionella spp.'e karşı antimikrobiyal aktivite oluşturmazken, Legionella pneumophila serogrup 2-15 karşı farklı etki spektrumunda antimikrobiyal aktivite göstermiştir.
Kütahya ili merkez ilçesinin adli açıdan önemli olan calliphoridae (Diptera) faunasının belirlenmesi
Bu çalışma ile ilk kez Kütahya ilinde Calliphoridae familyası türlerinin faunası, süksesyonu ve fenolojileri detaylı olarak belirlenmiştir. Çalışma bölgesi olarak Dumlupınar Üniversitesine ait olan Evliya Çelebi Yerleşkesi seçilmiştir. Tezin arazi çalışması Haziran 2012 ile Mayıs 2013 tarihleri arasında 12 ay süre ile yapılmıştır. Calliphoridae familyasının Calliphora, Chrysomya ve Lucilia cinslerine ait toplanan 757 birey elde edilmiştir. Bu çalışmada planlı çürümeye bırakılmış domuz leşi üzerine gelen Calliphoridae familyasına bağlı toplam 4 tür tespit edilmiştir.
Sıçan ileumu düz kası kasılma-gevşeme cevapları üzerine ammonium pyrrolidine dithiocarbamate' nin etki mekanizmasının araştırılması
Amonyum Pirolidin Dityokarbamat (APDTC) NF-κB' nin en güçlü inhibitörüdür. Bu özelliğine ek olarak antitümöral, antioksidan, antikanserojenik, antiviral, metal şelatörü ve düz kas hücrelerindeki apoptozu inhibe edici etkileri saptanmıştır. Çalışmamızda ise APDTC' nin ileum longitudinal düz kasındaki etki mekanizmasının araştırılması amaçlanmıştır. Adrenerjik reseptörler, kolinerjik reseptörler, L-tipi kalsiyum kanalları ve potasyum kanalları farklı gruplarda bloke edilerek bu mekanizmada hangi kanal ve reseptörlerin ne derece etkili olduğu saptanacaktır. Bu çalışmada asetilkolin ile ön kasılmış ileum dokularında kontrol, atropin, fentolamin, propranolol, nifedipin, tetraetilamonyum (TEA) ve atropin+ fentolamin+ propranolol uygulanması sonrası APDTC' ye karşı kasılma gevşeme cevapları incelenmiştir. APDTC ileum üzerinde gevşeme cevabı oluşturmuştur. Atropin APDTC'nin gevşetici cevabını değiştirmemiştir. Fentolamin APDTC' nin gevşetici etkisini değiştirmemiştir. Ama asetilkolinle oluşturulan kasılmayı anlamlı olarak inhibe etmiştir. Propranolol APDTC'nin gevşetici etkisini değiştirmemiştir. Asetilkolinle oluşturulmuş kasılma cevabı üzerine propranolol varlığında APDTC gevşetici etki göstermiştir. Nifedipin APDTC' nin gevşetici cevabını değiştirmemiştir. TEA APDTC' nin gevşetici etkisini değiştirmemiştir. TEA asetilkolinle oluşturulmuş kasılma cevabını daha da arttırmıştır. NANK durumunu belirlemek için aynı anda yapılan adrenerjik ve kolinerjik reseptör blokajı APDTC' nin gevşetici etkisini daha da arttırmıştır. APDTC'nin NANK sistem üzerinde etkili olmadığı saptanmıştır. Sonuç olarak sıçan ileum düz kası üzerine uyguladığımız APDTC' nin kullandığımız reseptör antagonistleri ve kanal blokörlerinin dışında farklı reseptörler ve yolaklar aracığıyla etkide bulunduğu düşünülmektedir.
Satışa sunulan bazı bitki türlerinin biyolojik özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışmada yeşil kahve (Coffee arabica)'nin, menengiç kahvesi(Pistacia spp.)'nin çekirdekleri, şerbetçi otu (Humulus spp. )'nun ve yeşil çay (Camellia sinensis)' ın kurutulmuş yaprakları kullanılmış olup bitki örnekleri çeşitli aktarlardan temin edilmiştir. İncelenen bitki kısımlarının su, kloroform, etil asetat, aseton, etanol ve metanolekstraktları hazırlanmıştır. Elde edilen ekstraktlarınantimikrobiyal aktiviteleri mikrodilüsyon yöntemi Minimal İnhibisyon Konsantrasyonu (MİK) ile belirlenmiştir. Antimikrobiyal aktivite çalışmasında test edilen mikroorganizmalar gram pozitif mikroorganizmalardan Staphylococcus epidermidis, Bacilluspumilus ve Enterococcus faecalis gram negatif mikroorganizmalardan Escherichia coli, Enterobacter aerogenes, maya olan Candida albicans, küf olan Aspergillus fumigatus kullanılmıştır. Antimikrobiyal aktivite testinde kullanılmak üzere çalışmada, Kütahya ilinde bulunan (Yolcalı ve Gediz mevkinden) doğal ortam sularından toplam 50 adet su örneği (2016 yılı Mayıs – Eylül aylarında) toplanmıştır. Su örnekleri filtrasyon işleminden sonra inkübasyonabırakılmıştır. İnkübasyon işleminden sonra şüpheli koloniler Lateks aglütinasyon test kiti ile serogrupları belirlenmiştir. Su örneklerinden 1 adet Legionella spp. izole edilmiştir. Elde edilen bu izolat, bitkilerin antimikrobiyal aktivite çalışmasında kullanılmıştır. Çalışılan bitkilerden yeşil kahvenin genel olarak su, kloroform etilasetat ve aseton ekstrelerinde test edilen mikroorganizmaların tümüne karşı iyi ve orta derecede aktivite gösterdiği görülmüştür. Yeşil çayın elde edilen su ekstresinde hariç diğer ekstrelerde tüm test edilen mikroorganizmalara karşı iyi ve orta derecede antimikrobiyal aktivite belirlenmiştir. Menengiç kahvesinin çekirdeklerinin etanol, kloroform aseton ekstresinde denenen tüm mikroorganizmalara karşı iyi ve orta seviyede antimikrobiyal etkinlik gözlemlenmiştir. Şerbetçi otu bitkisinin yapraklarının etanol ekstresi hariç denenen tüm ekstraktların test edilen tüm mikroorganizmalara karşı iyi ve orta derecede antimikrobiyal aktivite belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Antimikrobiyal aktivite, Legionella spp., Menengiç kahvesi, MİK, Şerbetçi otu, Yeşil çay, Yeşil kahve.
Kütahya Yöresinde Kum Sineği (Diptera: Psychodidae) Türlerinin Araştırılması
Bu çalışma Kütahya yöresinde kum sineği (Diptera: Psychodidae) varlığının belirlenmesi üzerine gerçekleştirilmiştir. Arazi çalışması 2017 yılı Mayıs ve Ağustos ayları içerisinde Kütahya ili ve Simav ve Altıntaş ilçelerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışma için 11 lokasyon belirlenmiş ancak gidilen lokasyonların 5'inde kum sineği yakalanmıştır. Bu çalışmada 2 adet CDC ışıklı tuzağı kullanılarak 32 gün boyunca örnek toplama işlemi gerçekleştirilmiştir. Olumsuz mevsimsel aktivitelerin yaşanması toplanan örneklem sayısını etkilemiştir. En çok kum sineği Temmuz ayı içerisinde gerçekleştirilen arazi çalışmalarında yakalanmıştır. Arazi çalışması içersinde toplamda 77 (19'u erkek 58'i dişi) kum sineği yakalanabilmiştir. Yakalanan kum sinekleri; Phlebotomus simici (36-%46,7), Phlebotomus perfiliewi (22-%28,5), Phlebotomus tobbi (3-%3,8), Phlebotomus neclectus/syriacus (5-%6,4), Phlebotomus sergenti (2-%2,5) ve Sergentomyia dentata (9-%11,6) türlerinde olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kum sineği, Psychodidae, Phlebotomus, Sergentomyia.
Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Evliya Çelebi Kampüsü örümceklerinin (araneae) düşürme tuzakları ile ekolojik ve faunistik açıdan incelenmesi
Bu çalışmada Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Evliya Çelebi Kampüsü'nde bulunan örümcek türleri belirlenmiştir. Tez kapsamında üniversite kampüsünde birbirinden farklı olan 9 habitat şeçilmiştir. Çalışmanın arazisi 2012 yılı Nisan-Ekim ayları arasında 45 lokaliteden yapılmıştır. Çalışmalar sonunda, Gnaphosidae familyasından 15 (Callilepis cretica (Roewer, 1928), Civizelotes caucasius (L. Koch, 1866), Drassodes lapidosus (Walckenaer, 1802), D. pubescens (Thorell, 1856), D. villosus (Thorell, 1856), Drassyllus crimeaensis Kovblyuk, 2003, Haplodrassus signifer (C. L. Koch, 1839), Nomisia exornata (C. L. Koch, 1839), Trachyzelotes malkini Platnick & Murphy, 1984, Zelotes balcanicus Deltshev, 2006, Z. fulvaster (Simon, 1878), Z. longipes (L. Koch, 1866), Z. mundus (Kulczyński, 1897), Z. prishutovae Ponomarev & Tsvetkov, 2006 ve Z. strandi (Nosek, 1905); Lycosidae familyasından 8 (Alopecosa albofasciata (Brullé, 1832), A. cuneata (Clerck, 1757), A. cursor (Hahn, 1831), A. sulzeri (Pavesi, 1873), Hogna radiata (Latreille, 1817), Pardosa purbeckensis F.O.P.-Cambridge, 1895, Trochosa robusta (Simon, 1876) ve T. ruricola (De Geer, 1778); Dysderidae familyasından 1 (Dysdera crocata C. L. Koch, 1838); Thomisidae familyasından 3 (Cozyptila thaleri Marusik & Kovblyuk, 2005, Xysticus kochi Thorell, 1872 ve X. thessalicus Simon, 1916); Nemesiidae familyasından 2 (Brachythele varrialei (Dalmas, 1920) ve Nemesia pannonica Herman, 1879); Palpimanidae familyasından 1 (Palpimanus gibbulus Dufour, 1820); Agelenidae familyasından 1 (Tegenaria argaeica Nosek, 1905) ve Zodariidae familyasından da 1 (Zodarion thoni Nosek, 1905) olmak üzere toplam 8 familyaya ait 32 tür tespit edilmiştir. Teşhisi yapılan bu türlerden A. sulzeri (Pavesi, 1873), N. pannonica Herman, 1879, Z. balcanicus Deltshev, 2006, Z. fulvaster (Simon, 1878) ve Z. mundus (Kulczyński, 1897) türleri Türkiye için ilk defa kaydedilen türlerdir.
Çinko kontaminasyonunun Lythrum salicaria L. gelişimi üzerine etkisi
Bu çalışmada, Lythrum salicaria L. bitkisinin Zn ağır metalinin fitoremediasyonunda kullanılabilirliği araştırılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, L. salicaria fidelerinin en fazla Zn'yi biriktirdiği (12 098,33 mg/kg) Zn konsantrasyonunun 30 mg/L olduğu ve solüsyonlardaki çinko artışı ile nisbi kök uzaması, gövde uzaması ve taze ağırlık artışları arasında istatistiksel olarak negatif bir korelasyon olduğu tespit edilmiştir (r = -0,89; r = -0,93 ve r = -0,96, sırasıyla). Bitkinin en iyi gelişim gösterdiği 30 mg/L Zn içeren solüsyonun pH artışı ile fidelerin nisbi kök uzaması, gövde uzaması ve taze ağırlığı arasında istatistiki açıdan bir ilişki tespit edilmemiştir (r = 0,32; r = 0,16 ve r = 0,21, sırasıyla). L. salicaria fidelerinin Zn'yi en iyi pH 7'de akümüle ettiği bulunmuştur (13 893,5 mg/kg). Buna karşılık, bitkinin en iyi kök gelişiminin 30 mg Zn/L pH 6'da, en iyi gövde gelişiminin ve taze ağırlık artışının ise pH 7'de olduğu belirlenmiştir. Bitkinin çinkoyu en fazla biriktirdiği organları sırasıyla kök > gövde > yaprak iken, TF=0,15 ve BCF=1,14 olarak hesaplanmıştır.
Sıçan mesanesi düz kası kasılma-gevşeme cevapları üzerine ammonium pyrrolidine dithiocarbamate'nin etki mekanizmasının araştırılması
NF-κB'nin spesifik inhibitörü olan amonyum pirolidin dityokarbamat (PDTC), anti-viral, anti-apoptotik,anti-inflamatuar ve antioksidan etkileri birçok çalışmada kanıtlanmış bir tiyol bileşiğidir. APDTC'nin bu etkileri hangi yollardan meydana getirdiği hakkında yeterli literatür bulunmamaktadır. Bizim çalışmamızda APDTC' nin in vitro sıçan mesane düz kasındaki etki mekanizmasının araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamızda 70 adet Wistar albino cinsi erkek sıçan kullanıldı. Anestezi altında servikal dislokasyon yöntemi ile ötenazi edilen sıçanların abdomenleri açılarak mesaneleri izole edildi. Mesaneler etrafındaki bağ dokular uzaklaştırıldıktan sonra içerisinde Krebs solüsyonu bulunan organ banyosuna yerleştirildi. Uygun bir protokol ile banyoya KCl, ACh, APDTC, Atropin, Fentolamin,Propranolol, Nifedipine, TEA uygulandı. Elde edilen veriler Kruskal Wallis ve Mann-Whitney U testleri uygulanarak değerlendirildi. ACh ile indüklenen mesane düz kasında APDTC gevşeme yanıtı meydana getirdi. Kolinerjik reseptör blokeri Atropin, β-adrenerjik reseptör blokeri Propranolol, L-tipi kalsiyum kanal blokeri nifedipin ve atropin+ fentolamin+ propranolol'den oluşan mix APDTC'nin oluşturduğu gevşeme yanıtını değiştirmemiştir. Potasyum kanal blokeri TEA varlığında APDTC kasılma yanıtı oluşturmuş ama bu anlamlı derecede bir yanıt olmamıştır. α-adrenerjik reseptör blokeri Fentolamin varlığında APDTC anlamlı kasılma yanıtı meydana getirmiştir. Sonuç olarak sıçan mesanesi düz kasında APDTC'nin etkisini α-adrenerjik reseptörler ve NANK sistemi vasıtasıyla gösterdiği düşünülmektedir.
Sıçan trakea düz kası kasılma gevşeme cevapları üzerine ammonium pyrrolidine dithiocarbamate'ın etki mekanizmasının araştırılması
Amonyum pirolidin dityokarbamat (APDTC), enfeksiyonları önleyici, oksidasyonu düzenleyici, hücre ölümünü engelleyici, viruslere etkileri kanıtlanmış NF-κB'nin baskılayıcı tiyol bileşiğidir. Medikal etikte zararlı uygulamalardan sakınılması, etken madde araştıırmalarına önem verilmesi önerilmektedir. Cerrahi sonrası bakımda solunum sistemini rahatlatan tedaviler önemlidir. APDTC fonksiyonlarının insan ve hayvan vücudunda nasıl düzenlendiğine dair araştırmalar yetersizdir. Araştırmamızda APDTC'ın sıçan trakea düz kasındaki fonksiyonunun değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Wistar albino cinsi erkek 70sıçan kullanılmıştır. Sıçanlar servikal dislokasyonla anestezi altında ötenazi yapılmış, trakeaları ayrıştırılmıştır, bağ dokuları ayrıldıktan sonra Krebs solüsyonuna koyulmuştur. İçerisine, KCl, ACh, APDTC, Atropin, Fentolamin, Propranolol, Nifedipine, TEA eklenmiştir. Sonuçta APDTC'ın ACh ile uyarılan trakea düz kasında gevşeme oluşturduğu, fakat bu relaksasyonun istatistiksel açıdan anlamlı olmadığı saptanmıştır. Çalışmamızda EC50 dozunun etkisiz olduğu görülmüştür. Bu cevabı kolinerjik-adrener etki ortaya çıkaran almaçlar, L-tipi Ca kanalları, K kanallarını uyaran substantlar farklılaştırmamıştır. APDTC'ınbu kanalları etkilemediğini düşünülmüştür. İleri araştırmaların yapılması, farklı dozlarının kullanılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: APDTC, trakea, adrenerjik, kolinerjik, kalsiyum kanalları, potasyum kanalları.
Sıçan aortu düz kası kasılma gevşeme cevapları üzerine ammonium pyrrolidine dithiocarbamate'ın etki mekanizmasının araştırılması
Amonyum Pirolidin Dityokarbamat (APDTC) NF-κB' nin inhibitörüdür. Bunun yanında antitümöral, antioksidan, antikanserojenik, antiviral özelliklere sahip olup düz kas hücrelerinde apoptozu inhibe edici etkisi saptanmıştır. Deneylerimizde, amonyum pirolidin dityokarbamat' ın etki mekanizmasının sıçan aort düz kasında araştırılması amaçlanmıştır. Bazı adrenerjik ve kolinerjik reseptörler, L-tipi kalsiyum kanalları ve potasyum kanalları 7 farklı grupta bloke edilerek, APDTC'nin etki mekanizmasında hangi kanal ve reseptörleri kullanıp kullanmadığı, ne derece etkili oldukları belirlenecektir. KCl ile canlılığı kontrol edilmiş, L-NAME ile NO sentezi engellenmiş, fenilefrin ile ön kasılma meydana getirilmiş aort preparatlarında APDTC, atropin, fentolamin, propranolol, nifedipin, tetraetilamonyum (TEA) ve mix (atropin+fentolamin+propranolol) uygulanması sonrası kasılma gevşeme cevapları incelenmiştir. Elde edilen veriler Kruskal Wallis ve Mann-Whitney U testlerinde değerlendirildi. APDTC aort düz kasında gevşeme yanıtı oluşturmuştur. Kolinerjik reseptör blokeri Atropin, α-adrenerjik reseptör blokeri Fentolamin, β-adrenerjik reseptör blokeri Propranolol, L-tipi kalsiyum kanal blokeri nifedipin ve potasyum kanal blokeri TEA APDTC'nin oluşturduğu gevşeme cevabını değiştirmemiştir.Atropin + fentolamin + propranolol'den oluşan mix grubunda APDTC anlamlı kasılma cevabı oluşturmuştur. APDTC'nin bu sistemlerde farklı mekanizmalar üzerinden etkili olabileceği saptanmıştır.
Epilobium hirsutum L. bitkisinin fitoremediasyon kapasitesinin araştırılması ve in vitro şartlarda çoğaltımı
Bu çalışmada, çinkonun Epilobium hirsutum bitkisinin kök ve gövde büyümesi, yaprak sayısı ve taze ağırlığı olmak üzere büyüme parametreleri üzerine etkisi ve bitkinin çinkonun fitoremediasyonundaki kullanılabilirliği araştırılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, Zn konsantrasyonu ile bitkinin kök uzunluğu, gövde uzunluğu, yaprak sayısı ve taze ağırlığı arasında istatistiksel olarak negatif bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (r= -0,75; r= -0,74; r= -0,84 ve r= -0,86, sırasıyla). Ayrıca, E. hirsutum bitkisinin en iyi gelişim gösterdiği Zn konsantrasyonun 30 mg/L olduğu bulunmuştur. Farklı çinko konsantrasyonlarında yetiştirilen E. hirsutum fidelerinin akümüle ettiği çinko miktarları karşılaştırıldığında ise, 30 mg Zn/L konsantrasyonunda yetiştirilen fidelerin en fazla çinkoyu akümüle ettiği bulunmuştur (14 894,90 mg/kg). Ayrıca, pH 6'nın, 30 mg/L çinko içeren çözeltide yetiştirilen fideler için en iyi pH seviyesi olduğu tespit edildi. Çinko analiz sonuçları, bitki dokularında Zn dağılımının, kökte 50 813.89 mg/kg, sürgünde 4 173.88 mg/kg ve yaprakta 697.0 mg/kg olduğunu göstermiştir. Bitki doku kültürü çalışmalarının amacı, E. hirsutum bitkisinin doku kültürü yöntemleri ile çoğaltılması ve su kültürü koşullarına en uygun adaptasyon koşullarının belirlenmesidir. In vitro çimlendirilen tohumlardan elde edilen fideler mikroçoğaltımda eksplant kaynağı olarak kullanılmıştır. E. hirsutum türünde sürgün oluşturmada en başarılı ortamların 1 mg BAP/L+1 mg NAA/L ve 1 mg BAP/L+1 mg IBA/L içeren besin ortamları olduğu tespit edilmiştir. En yüksek kök oluşumu ise 1 mg IBA/L (32,9±6,71 kök sayısı/eksplant) içeren MS besin ortamında elde edilmiştir. Köklenen sürgünler su kültürü ortamına başarılı bir şekilde aktarılmış ve fidelerin bu ortama adaptasyonu sağlanmıştır.
Amaranthus retroflexus L. tohumlarının dormansi durumuna iklim koşullarının etkisi
DaAna bitkilerin yetiştiği çevrenin, bitkinin genetik ve gelişimsel karakterleri yanında, tohum dormansi ve çimlenme üzerine önemli etkisi vardır. Türkiye' deki tarım alanlarında istilacı bir yabancı ot türü olan Amaranthus retroflexus L.' da çevre koşullarının fide çıkışı, fenoloji, tohumlarda dormansi ve çimlenme üzerine etkileri araştırılmıştır. Olgun tohumlar, yıllık ortalama sıcaklığı 9,3-20,6 °C olan lokalitelerde doğal olarak yetişen 8 popülasyondan toplanmıştır. F1 tohumlarının üretimi 2016-2017 yılında Kütahya' da doğal koşullarda gerçekleştirilmiştir. Tohumlar Kasım 2016' da toprağa gömülmüş ve deney tam şansa bağlı deneme planına göre dizayn edilmiştir. Fide çıkışı ve bitki gelişimi takip edilmiş, hasat tarihinde vejetatif ve generatif dokuların kuru ağırlığı belirlenmiştir. Ana ve F1 tohumlarının dormansi ve çimlenme potansiyelleri H2O ve GA içeren ortamlarda, 25 ve 35 °C' de test edilmiştir. Arazide fide çıkışı, soğuk bir mevsimin ardından Nisan' ın ilk haftasında başlamış ve Mayıs' ın son haftasında maksimuma ulaşmıştır. Fide çıkış oranı popülasyonlar arasında farklıdır ve bu farklılık tohumların toprağa gömüldükleri çevre koşullarından bağımsız olarak, tohum popülasyonlarının başlangıçtaki dormansi durumları ile ilişkilidir. Yüksek fide çıkışına sahip popülasyonlar, laboratuvar deneylerinde %50 çimlenme oranına daha kısa sürede ulaşmış ve yüksek çimlenme göstermiştir. Popülasyonlar aynı zamanda morfolojik karakterlerde fenotipik plastisite göstermiştir. F1 tohumları ana tohumlardan daha dormant olsa da, aydınlık ortamda sıcaklığa verdiği cevap ana tohumlarla benzerdir. Sonuçlar, bu popülasyonların tohum davranışlarının adapte oldukları çevre koşulları ile ilgili olduğunu göstermektedir. Yabancı otlardaki geniş genetik farklılıklar göz önüne alındığında, A. retroflexus iklim değişikliklerine rekabet halinde olduğu ve genetik farklılıkları az olan tarımsal bitkiler' den daha hızlı adapte olabilir. Bu durum potansiyel olarak ülkemizdeki tarımsal üretim için ekonomik sorunlar yaratabilir. ha sonra doldurulacaktır.
Türkmen Dağının Kütahya ili Türkmen Şefliği bölgesi civarındaki adaçayı (Salvia tomentosa L.) bitkisinin yayılış durumu ve biyokütlesinin belirlenmesi
TÜRKMEN DAĞININ KÜTAHYA İLİ TÜRKMEN ŞEFLİĞİ BÖLGESİ CİVARINDAKİ ADAÇAYI (Salvia tomentosa L.) BİTKİSİNİN YAYILIŞ DURUMU VE BİYOKÜTLESİNİN BELİRLENMESİ Ufuk TUNA Biyoloji, Yüksek Lisans Tezi, 2019 Tez Danışmanı: Dr. Öğr. Üyesi Süleyman TOPAL ÖZET Çalışmamızda Kütahya Türkmen dağının Türkmen Şefliği bölgesi civarında yayılış gösteren adaçayı (Salvia tomentosa L.) türünün yayılış durumu ve biyokütlesinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, 2016 yılı vejetasyon süresince sözü edilen bölgeden, rastgele örnekleme alanları seçilerek her bir örnekleme alanındaki birey sayısı ve bunların tartılması suretiyle biyokütle analizleri için gerekli bilgiler elde edilmiştir. Bu arazi çalışmalarında toplamda 52 adet örnek alan belirlenmiş olup bu örnek alanlarının koordinat, yükselti bakı ve eğimleri de belirlenerek örnekleme alan karnelerine bu bilgiler not edilmiştir. Bu örneklemeler sonucunda, günümüz itibariyle, adaçayı türünün çalıştığımız bölgenin hangi mevkilerinde nasıl bir yayılış durumu gösterdiği ve bu türe ait biyokütle analizi yapılarak kayıt altına alınması sağlanmıştır. Bu araştırma sonuçları sayesinde, ilerleyen yıllarda yine aynı amaçla yapılacak müteakip çalışmalarla, adaçayı bitkisinin zamana bağlı olarak söz konusu bölgedeki yayılış durumu ve biyokütle yoğunluğunun kıyaslanması mümkün olabilecektir. Anahtar Kelimeler: Adaçayı-Boşşalba, Salvia tomentosa, Yayılış durumu, Biyokütle, Türkmendağı, Türkmen Şefliği Civarı
Kırıkkale ilindeki Paederinae (Coleoptera: Staphylinidae) altfamilyası türleri üzerinde taksonomik ve faunistik araştırmalar
daha sonra doldurulacaktır.Bu çalışmada, Haziran 2016- Nisan 2019 tarihleri arasında İç Anadolu bölgesinde bulunan Kırıkakle ilinde yapılan arazi çalışmaları sonucunda, Paederinae (Coleoptera: Staphylinidae) altfamilyasına bağlı 11 cins içinde yer alan toplam 17 tür kaydedilmiştir. Leptobium yagmuri Anlaş, 2017 türü Ankara'dan ve T. inexcisus Assing, 2009 türü ise Kastamonu'dan tanımlanmış türler olup her iki tür de deskripsiyonu yapıldıktan sonra ilk defa rapor edilmiştir. Araştırma sonucunda kaydedilen 17 türden Astenus thoracicus (Baudi di Selve, 1857), Leptobium. gracile (Gravenhorst, 1802) ve Lobrathium rugipenne (Hochhuth, 1851) hariç diğer 14 tür Kırıkkale için yeni kayıt özelliği taşımaktadır. Achenium scimbaliodes Koch, 1937 ve Tetartopeus. inexcisus Assing, 2009 türleri ise İç Anadolu Bölgesi'nden ilk defa bildirilmiştir. Karaman ilinden yakın zamanda Türkiye için ilk kayıt olarak verilmiş olan Astenus pulchellus (Heer, 1839) türü aynı zamanda Kırıkkale ilinden de kaydedilmiştir. Ek olarak, çalışma sonucunda saptanmış olan türlere ait ekolojik ve zoocoğrafik bilgiler de sunulmuştur.
Bitki doku kültürü yöntemi ile elde edilen bazı bitki türlerinin antimikrobiyal aktivitelerinin belirlenmesi
Tıbbi bitkilerin bitki doku kültürü yöntemleri ile üretimi konusunda yapılacak çalışmalar son derece önemlidir. Bu tez çalışmasında Valeriana officinalis L., Prunella vulgaris L. ve Taraxacum officinale L. tıbbi bitkilerinin yaprak eksplantlarına uygulanan farklı konsantrasyon ve kombinasyonlardaki bitki büyüme düzenleyicilerinin kallus ve kök oluşumlarına etkileri araştırılmıştır. Daha sonra elde edilen rejeneratların antimikrobiyal aktiviteleri araştırılmıştır. Bitkilere ait kurutulmuş adventif kök ve kalluslardan elde edilen ekstrelerin Staphylococcus aureus, Pseudomonas aeruginosa, Enterococcus faecalis, Escherichia coli bakterileri ve Candida kruseii fungusu üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Antimikrobiyal aktivite testi sonuçlarına göre; P. vulgaris adventif kökleri ve kallusları Pseudomonas aeruginosa ve Escherichia coli bakterileri; V. officinalis adventif kökleri Pseudomonas aeruginosa, Escherichia coli bakterileri ve Candida kruseii fungusu; T. officinale kalluslarının ise Staphylococcus aureus bakterisi ve Candida kruseii fungusu üzerinde antimikrobiyal etkiye sahip oldukları belirlenmiştir. Farklı konsantrasyon ve kombinasyondaki bitki büyüme düzenleyicilerinin antimikrobiyal aktivite üzerinde etkili olduğu belirlenmiştir.
Genetically modified plants and their position among the agricultural products
The transformation in the agricultural sector; in which modern biotechnology has been used most which enabling the gene transfer from one species to another and giving new genetic characteristics by interfering with the existing genetic structure, has been positively reflected on human life and many other areas. These changes have also led to various ethical problems and economic conflicts. In the field of modern biotechnology, which is among the most important issues in the world; studies that are carried out in our country and their results, our country's existing potential, needs and opportunities related to usage of biotechnology should be evaluated as a whole and policies that can be carried out correctly and effectively should be established and implemented. The studies that are carried out in line with these policies and existing legal regulations' compliance with the international protocols and the European Union acquis should be monitored and evaluated. In this study, the current situation of genetically modified agricultural products in our country and in the world, has been investigated and it is aimed to evaluate the state policies by analyzing the legal regulations under this title.
Kütahya Gümüşdağı mevkiinde Censiyan'ın (Gentiana lutea L.) yayılış alanları ve yetişme ortamı özelliklerinin belirlenmesi.
KÜTAHYA GÜMÜŞDAĞI MEVKİİNDE CENSİYAN'IN (Gentiana lutea L.) YAYILIŞ ALANLARI VE YETİŞME ORTAMI ÖZELLİKLERİ'NİN BELİRLENMESİ Cihan KÖSE Biyoloji, Yüksek Lisans Tezi, 2019 Tez Danışmanı: Dr. Öğretim Üyesi Süleyman TOPAL ÖZET Bu araştırma 2012-2019 yılları arasında Türkiye'de nadir yayılış gösteren Gentiana lııtea L. 'nın Kütahya Gümüşdağı Radar mevkiisinde ki yayılış alanı ve yetişme ortamın özelliklerinin belirlenmesi maksadıyla yapılmıştır. Kütahya il merkezinin güneyinde doğu-batı yönlerinde uzanan Gümüşdağı dağ silsilesinin en yüksek iki noktası Karlıktepe ve Nalbanttepe'dir. Bu kısımlarda çok nemli orman bitki örtüsü vardır. Alpin orman zonunda ve üzerinde doğal yayılışı olan bu bitkinin, insan eliyle usulsüz ve yasadışı yollarla sökülmesi ve yoğun olarak küçük ve büyükbaş hayvan otlatılması sebepleriyle bitki popülasyonunda yeterli gelişme sağlanamamıştır. Bu çalışmada Gentiana lutea L.'nin sahada doğal yayılış alanları, morfolojik özellikleri, ekolojik tespitler ve sahadaki durumu ile ilgili bulgular verilmiştir. Bu alanın titizlikle koruma altına alınması şiddetle önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Gentiana lutea L., Kütahya.